pediatrik glokom sınıflaması - glokom-net

advertisement
PEDİATRİK GLOKOM SINIFLAMASI
PRİMER PEDİATRİK GLOKOMLAR
Primer konjetal glokom
 Yenidoğanın konjenital glokomu
 İnfantil glokom
 Geç başlangıçlı infantil glokom
Primer juvenil glokom
Primer açı kapanması
Sistemik anomalilerle birlikte
 Sturge Weber,
 Nörofibramatozis
 Sticler sendromu,
 Lowe okuloserebrorenal sendrom
 Axenfeld – Rieger sendromu,
 SHORT sendromu
 Hepatoserebrorenal sendrom,
 Marfan sendromu
 Rubinstein Taybi sendromu ,
 Caudal regresyon sendromu
 Reterdasyon, paralizi ile birlikte olan infantil glokom
 Okulodentodijital displazi
 Mikrokornea ile ilişkili açık açılı glokom ve frontal sinüslerin olmayışı
 Mukopolisakkaridozlar,
 Trizomi 13, Trizomi 21
 Cutis marmorata konjenital telenjiektazi,
 Warburg sendromu,
 Kniest sendromu (iskelet displazisi),
 Nonprogresif hemiatrofi
 PHACE sendromu ,
 Michel’s sendromu,
 Soto sendromu,
 Linear skleroderma
 GAPO sendromu,
 Roberts psödotalidomide sendromu
 Wolf-Hirshhorn sendromu,
 Robinows sendromu,
 Nail – Patella sendromu
 Proteus sendromu,
 Fetal hidantoin sendromu
 Kranio serebello kardiak sendrom 3C sendromu,
 Brachman De Lange sendromu
Okuler anomalilerle birlikte












İris anomalileri birlikte
Aniridi-konjenital veya edinsel
Konjenital okuler melanozis
Sklerokornea
Konjenital iris ektropion sendromu
Peters
İridotrobeküler disgenezi-iris hipoplazisi
Posterior polimorfoz distrofi
Konjenital herediter endotelyal distrofi
Artmış episkleral venöz basınç
Anterior korneal stafiloma
İridokorneal endotelyal sendrom
SEKONDER PEDİATRİK GLOKOMLAR
Travmatik glokom
Neoplazi








Retinablastom,
Juvenil Ksantogranülom
Lösemiler
Medulloepitelyoma
Silier cisim melanomu
Melanositoma
İris rabdomyosarkomu
Agresif İris nevüsü
Üveite sekonder
Lensle ilişkili glokomlar
 Subluksasyon-dislokasyon ve pupiller blok:
 Marfan, Homosistinüri,
 Weil Marchesani sendromu,
 Aksiyel subluksasyon myopi sendromu,
 Ektopia lentis
 Sferofaki ve pupiller blok
 Fakolitik glokom
Afakik glokom
Steroid glokomu
Rubeozis





Retinablastoma
Medulloepitelyoma
Coat’s hastalığı
Familyal eksudatif vitreoretinopati
Kronik retina dekolmanı
Sekonder açı kapanması
 ROP
 Mikroftalmus
 Nanoftalmus
 Retinablastom
 Persistan hiperplastik primer vitreus
 Konjenital pupiller iris-lens membranı
 Ven okluzyonu
 Silier cisim kistleri
Malign glokom
Artmış episkleral venöz basınç
 A-v shunt
 Orbital hastalıklar
Maternal rubella sendromu
Intraokuler enfeksiyon
 Akut rekürren toksoplazmozis
 Akut herpetik iritis
 Endojen endoftalmitis
Klasik kitaplarda yukarıdaki tablo vardır, istekle başlarsınız okumaya ama her şey bir anda
biter ve aklınızda hiçbir şey kalmaz. Yukarıdakilerin özeti şu;
 Kornea çapı yüksek veya sınırda, gözler arasında asimetrik boyut farkı varsa…..
 Sendromik bir bebekse….
 Okuler anomali varsa,,,,
 Travmatik geçirmişse…..
 Asimetrik disk çanaklaşması ve 0.3 üzeri çanaklaşması olan tüm bebeklerde
glokom açısından değerlendirmemiz gerekir.
GENEL BİLGİLER- MUAYENE
Çocukların muayenesi
yetişkinlere nazaran farklılıklar içermektedir. Muayene ve
değerlendirmenin zorluğu yanında gözün boyutları, refraksiyonu, GİB, korneası, açı
elemanları yetişkinlerden farklı olduğu için, artmış GİB na gözün verdiği yanıtlar da farklıdır.
Ön Kamara Gelişimi ve Yenidoğanda Açı Yapıları
Ön kamara gelişiminde nöral tüp kapanıkken nöral kıvrımın tepesinden kaynaklanan
nöral tepecik hücreleri önemli rol oynamaktadır. Optik çukurluğun kenarından 3 dalga halinde
göç ederek ön kamarayı oluştururlar. Birinci dalga ile kornea endoteli, ikinci dalga ile primer
puiller membranı ve üçüncü dalga ile korneal keratositlri ve stromayı oluşturur.
Gestasyonun üçüncü ayında kornea endoteli ön kamara açısına ulaşır ve İris ön yüzeyi
ile birleşir. Bu birleşim noktasının hemen arkasındaki nöral tepecik hücreleri değişime
uğrayarak trabekulum ve schlemm kanalını oluşturur. Bu dönemde schlemm kanalını içi kan
ile dolu küçük bir venöz pleksus görünümündedir. Dördüncü ayda yine nöral tepecik hücreleri
farklılaşarak silier kas ve silier çıkıntıları oluşturur. Ve beşinci ayda bu çıkıntılardan aköz
yapımı başlar. Schlemm kanalı aközle dolmaya başlar.
Gelişim ilerledikçe ön kamara açısı derinleşmeye başlar. Bu derinleşmeden dokuların
farklı olan büyüme hızları, atrofi ve absorbsiyon, iris ve silyer cismin arkaya doğru kayması
rol oynamaktadır. Bu değişim sonucunda trabekulum ön kamara açısında ortaya çıkar.
Yedinci ayda öndeki endotel hücrelerinin retrakte olması ile trabeküler doku daha belirgin
hale gelmektedir.
Bu dönemde açının en derin yeri schlemm kanalına denk gelmektedir. Normal
yenidoğanda en derin nokta skleral mahmuz düzeyindedir. Açının derinleşmesi henüz devam
etmektedir. Bu yüzden irisin açıya yerleşimi düzdür. İris proçesleri daha belirgindir.
Trabekulum soluk görünümde seçilebilir. Doğum sonrası 6. ve 12. ayda üveal dokunun
arkaya doğru kayması ile iris yerleşimi silier cisim düzeyine ulaşır ve iris düzlemi
konveksleşir.
Ön Kamara Gelişiminde Anomaliler ve Gonioskopi
1- İzole Trabekülodisgenezis
Konjenital glokomun klasik defekti olan izole trabekülodisgenezis vakaların yaklaşık
%50'sinde tek saptanan oküler anomali olup iki şekilde görülebilir.
En sık görülen şekli, irisin sklera mahmuzu önünde trabeküler sisteme düz olarak
insersiyonu ve trabeküler ağı örtmesidir. Bu uzanım farklı düzeylerde olabilir ve trabeküler ağ
portakal kabuğu görünümündedir. Periferik iris stroması incelmiş olup, santral stroma ve iris
kolaretleri normaldir. İkinci sıklıkta görülen izole trabekülodisgeneziste iris insersiyonu
konkavdır. Ön iris stroması yukarı trabeküler şebeke üzerine doğru devam eder, sklera
mahmuzunu kapatır ve schwalbe hattının hemen önünde sonlanır.
İzole trabekülodisgeneziste bunun dışında iris veya korneal malformasyon
bulunmamaktadır. Bununla birlikte yükselmiş GiB bu yapıların sekonder olarak
gerilmesine yol açabilir.
2-İridotrabekülodisgenezis
a) İris stromasının hipoplazisi:
En çok görülen iris defektidir. Ön stromanın gerçek hipoplazisi kript tabakasının belirgin
azalması veya yokluğu ile birlikte kolaret malformasyonu olduğunda tanınabilir. Sfinkter kası
kolayca görülür. Halbuki kolaret mevcut değildir veya sadece uzak periferde bulunmaktadır.
İris sklera mahmuzu seviyesinde öne yapışmıştır ve trabeküler ağ kalınlaşmış olarak
görülebilir. Bazen açıda düzensiz dairesel anormal damarlar görülebilir.
b) Anormal iris damarlan:
Önemli olan nokta ön stroma hipoplazisine bağlı belirginleşen radyal damarların, anormal
damarlarla karıştırılmamasıdır. Anormal damarlar iris yüzeyi üzerinde düzensiz dolanım
gösterirler, pupilla genellikle düzensizdir. Ön stroma sıklıkla hipoplaziktir. Normal damarlar
schwalbe hattını aşmazlar. Anormal damarlar schwalbe hattını aşarlar ve radier yapıda
değildirler, daha ince olurlar ve beraberinde fibröz doku eşlik edebilir. İrisin anormal
damarları ön segmentin daha ciddi bir malformasyonu olduğunu gösterir ve prognoz daha
kötüdür.
c) Yapısal iris defektleri:
Sfinkter tutulumu olmaksızın tam kalınlıklı iris holü Rieger anomalisinde bulunur. Tam
kalınlıklı sfinkter defekti veya kolobom bulunabilir. Aniridi varlığında ise irisin çoğu ve
sfinkterin tamamı kayıptır.
3. Korneotrabekülodisgenezis
Gelişimsel kornea defektIeri; periferik, midperiferik ve santral defekt, mikro veya makro
kornea şeklinde olabilir.
Periferik komea lezyonları limbusa komşu ve konsantrik olup
saydam komeayı 2 mm 'den fazla geçmez ve yapışık iris dokusu ile birlikte posterior
embriotokson olarak görülür ve Axenfeld anomalisinde görülebilmektedir. Midperiferik
lezyonlar genellikle Rieger anomalisinde bulunur. Bunlar iris yapışıklıkları, opasiteler ve
sektör
defektIeridir.
Genellikle
Axenfeld
anomalisi
ve
Rieger
anomalisi
birlikte
değerlendirilerek Axenfeld-Rieger sendromu diye adlandırılır.
Korneadaki santral defektler ise özellikle santralde incelme, opasifikasyon ile
karakterize olup iris adezyonları sıktır. Peter's anomalisi, ön stafiloma, ön kamara klivaj
sendromu, Von Hippel'in arka korneal ülserinde görülür.
Korneodisgenezisi olanlarda prognoz diğerlerine göre daha kötüdür.
Bahsettiğimiz gibi tüm bu defektleri normal açı yapısından ayırt etmek için normal
yapıyı bilmek gerekmektedir. Doğum sonrasında açı derinleşmeye devam etmekte ve irisin
düz insersiyosu konkav hale dönüşmektedir. Küçük yaşta şaşılık cerrahisi uygulanacak
olgularda “Koeppe” lensi ile normal yapıya aşina olunabilir. Genel anestezi altında sırtüstü
yatar pozisyonda Koeppe lensi ile indirek gonyoskopi yapılır. Her iki göz simultane 360
derece görüntülenir.
Çocuklarda GiB
Yeni doğanda GİB değeri 6-8 mmHg dır. Her iki yılda 1 mmHg artar .12 yaşında 12 mmHg
olur.
En uygun ölçüm uyanık haldeki bebekte Perkins ile yapılan ölçümlerdir. Nefes alıp verme ve
valsalva değerleri etkilemektedir. Artmış kornea kalınlığı ve skar varlığında Schiotz ile ölçüm
yalancı yüksek yanıtlara neden olabilir. Schiotz ile ölçüm yaparken anestezi derinliği
ayarlanarak kornea santralizasyonu sağlanır ve aletin kapaklarla temas etmemesine dikkat
edilir. Ödematöz olarak artmış kornea kalınlığı ise yanıltıcı düşük yanıtlar aldırabilir.
Ödematöz korneada pnömotonometre uygun olur. Yine kornea yüzeyi düzensiz ve ödem
varsa Tono- Pen uygun olabilir.
GİB ölçümü ve anestezik ajanlar
Pediatrik yaş grubunda GİB ölçümü için genel anestezi gerekebilir. Genellikle halotan
GİB nı düşürürken ketamin ise geçici bir yükselme yapar. Halotan ve ketamin arasında 4
mmHg lık basınç farkı gözlenmiştir. Suksinil kolin ise 15 mmHg kadar geçici artış yapabildiği
bildirilmiştir. Aşağıda özet bir tablo sunulmuştur.
Ajan
Uygulama
GİB na etki
Kloral hidrat
Oral-rektal
-
Methohexital(Brevital)
Rectal-ım-ıv
Azaltabilir
Midozolam
Rectal-ım-ıv
Azaltabilir
Ketamine
Im
Artırabilir
Halotan ve benzerleri
İnhalasyon
Azaltır
Oksijen
İnhalasyon
Hafifçe azaltır
Nitröz oksit
İnhalasyon
Hafifçe artırabilir
Süksinil kolin
Iv
Ciddi artırabilir
Endotrakeal entübasyon
-
Ciddi artırabilir
Kornea
Kornea çapları glokom tanısında bize yardımcı olabilmektedir. Aşağıdaki tabloda
normal çaplar ve glokom lehine olan çaplar özetlenmiştir. Artmış çaplara asimetri de eşlik
ederse daha anlamlı olabilir. Santral kornea kalınlığında glokom takibinde yanıltıcı sonuçlara
neden olabilmektedir. Yapılan bir çalışmada afakik olgularda artmış kornea kalınlığına bağlı
olarak yanıltıcı yüksek sonuçlar alınabileceği bildirilmiştir. Bazı çalışmalarda infantil glokomlu
çocuklarda kornea kalınlığı normalden düşük bulunmuş ancak literatürdeki çalışmalar farklı
sonuçlara sahiptir. Kornea kalınlığı bizi yanıltıyorsa optik sinir başı muayenesi en önemli
kriterimiz olacaktır
YAŞ
NORMAL
GLOKOM LEHİNE
TERM
9.5-10.5 mm
11.5
1 YAŞ
10-11.5 mm
12-12.5 den büyük
2 YAŞ
11-12 mm
12.5 den büyük
DAHA BÜYÜK
12 ve altında
13 den büyük
Okuler ekspansiyon
0-3 yaşta glob artmış GİB durumlarında genişleyebilir. Kornea, ön kamara açı yapıları,
sklera, optik disk, lamina cribrosa ve skleral kanal da genişleyebilmektedir. 3-10 yaşları
arasında kornea büyümesi durur ancak skleral genişleme devam eder ve ilerleyici myopi ve
astigmatizma gelişebilir. Tek taraflı olgularda anizometropi probleme neden olur. Artmış GİB
na bağlı olarak korneanın gerilmesi sonucunda Descemet membranında kırılmalar oluşur. Bu
durum akut lokalize kornea ödemine neden olur.
Disk çanaklaşması
GİB artışına bağlı gelişen çanaklaşma infantlarda farklılık arzeder. Diskte genel bir
çanaklaşmaya rağmen nöroretinal rim sağlam olarak kalır. Bu simetrik çanaklaşma lamina
kribrosa ve optik kanalın genişlemesiyle açıklanmaktadır. Çarpıcı bir şekilde GİB
azalmasından sonra çanaklaşma geri dönebilmektedir. Çocuklarda ve yetişkinlerde kalıcı
nöroretinal rim tahribatı olmaktadır. Çalışmalara göre önemli derecede çanaklaşma ile
birlikte diskte asimetrik çanaklaşma olması glokomu düşündürür.
Çalışmalarda glokom olmayan grupta 0.3 üzerinde çanaklaşma %2.6 asimetrik
çanaklaşma ise %0.6 oranında, glokomlu grupta ise 0.3 ü aşan çanaklaşma %68, asimetri
ise %89 oranında saptanmıştır.
Hikaye
Aileden duyulan bazı sözler
 Sulu gözlü utangaç bebek (ışığa maruz kalınca annesinin omzuna döner)
 Işığa bakamayan gözünü sık kapatan huzursuz bebek
 İri gözlü güzel bebek
Görme keskinliği
Çocuklarda görme keskinliğini değerlendirmek her zaman kolay olmayabilir. İnfantların
6. haftada anneye gülmeye başladığı ve 8. haftada objeleri takip ettiği akılda tutulmalıdır.
Konjenital glokomda unilateral vakalarda ambliopi, myopik ilerleme ve astigmatizmaya,
anizometroiye dikkat edilmelidir. Pupil reaksiyonları değerlendirilmelidir. Sonuç olarak ilk iki
yaşta obje takipi, skiaskopi, VEP, Teller kartlarından yararlanılabilir.
PRİMER KONJENİTAL GLOKOM
Hastalık kronolojik olarak tüm bu dönemlerde ortaya çıkabilmektedir. Ortaya çıkışına göre
yenidoğanın konjenital glokomu, infantil glokom, geç başlangıçlı infantil glokom gibi terimler
kullanılmaktadır
 Ön kamara açısı ve trabeküler sistemin nadir görülen gelişimsel defektlidir
 Hastalık “Trabekülodisplazi” olarak da adlandırılmaktadır
 Açı açık ama anormal bir yapısı bulunmaktadır
 İlk olarak 460-377 BC de Hipokrat tarafından “ Buphtalmos = yunanca öküz gözü ” olarak
tanımlanmış
 1869 da Von Muralt hastalığın glokomun bir formu olduğunu ortaya koymuştur
Genetik ve sıklık
 10 000 de 1 görülür
 3/2 oranında erkeklerde sık görülür
 Tüm oftalmik hastalıkların % 0.01 olsa da körlük nedenleri arasındaki oranı %2-15 tir
 % 25 doğumda % 60 ilk 6 ayda % 80 hayatın ilk 1 yılında hastalık başlar
 Primer infantil glokom genellikle sporadik olarak ortaya çıkar
 % 10 olguda aile hikayesi vardır
 Otozomal resesif geçiş gösterilmiştir (%10) hastalığın penetransı % 40 - % 100 arasında
değişmektedir
Bir çocuğunda hastalık olanların diğer çocuğunda risk %3 ü geçmezken, iki çocukta
hastalık varsa 3. çocukta risk %25 e çıkar
 Hastalıkla ilgili kromozomal anomaliler gösterilmiştir: G1C3A Locus 2p21 de ve sitokrom
P4501B1 (CYP1B1)
 Romen çingenelerde 1/1250
 Suudi Arabistanda da 1/2500 oranında görülür.
Patogenez
Ön kamara açısındaki anormal gelişime bağlı aközün dışa akımında obstruksiyon
oluşur. Tam olarak mekanizma henüz açığa kavuşmamıştır. Önceleri obstruksiyonun nedeni
açıyı örten bir membran (Barkan) olarak düşünülmüştür. Barkan membranı histopatolojik
olarak gösterilememiştir. Bu görüşten sonra aközün trabekulum düzeyinde obstrüksüyona
uğradığı genel görüştür. Fötal yaşamın 7. ayında ön kamara açısı elemanlarının gelişimi
durur. İris periferi hipoplazik olur ve trabeküler ağa anormal biçimde yapışır.
İzole trabekülodisgenezis = anormal iridotrabeküler bileşke gibi anatomik bozukluğu
tarif eden terimler kullanılır. Etyopatogenez üzerine söylenen bazı teoriler aşağıda özetlendi.
1. Barkan zarı
2. İridokorneal açının oluşumu esnasında mezenşimin kırılması (cleavage) safhasının
olmaması
3. Apopitozisin oluşmaması = açının normal gelişiminde apopitozise nadiren rastlanır
4. Hücre farklılaşmasının olmayışı veya büyüme hızlarının farklı oluşu
İlk üç teori doğru değildir. Dördüncü teori daha çok görüş bulmuştur. Konjenital
glokomda doku gelişiminin tam olmayışı ve tipik organize trabeküler yapının izlenmeyişi bu
teoriyi desteklemektedir.
Klinik
 3 yaş öncesi artmış GİB sonucu

%65- 80 oranında bilateral seyretmektedir

Kornea opasifikasyonu (ödem,skarlaşma)

Kornea büyümesi

Buphtalmos

Korneal epitelyal ödem sonucu = Epifora + Fotofobi + Blefarospazm üçlüsü

Descement membranında kırılmalar =Lokalize ödem ve sonrasında “Haab
striaları”

Ön kamaranın derin olması

Skleral incelme, genişleme, korneoskleral bileşkede genişleme = Mavi sklera,
myopi,astigmat
Işığa maruz kalan bebek irkilir ve annesinin omzuna döner. Ev içinde ise bebek isteksiz ve
gönülsüzdür. Yanlışlıkla utangaç bebek olarak yorumlanabilir.
Blefarospazm aşırı göz kırpma şeklinde görülebilir. Sıklıkla epifora ile birliktedir, ancak
konjenital nazolakrimal kanal tıkanıklığında olduğu gibi mukoid bir akıntı değildir. Pürülan
vasıflı da olmaz .
Haab striaları korneanın akut gerilmesi sonucunda oluşan akut lokalize ödemden
kaynaklanır. Hyalin kenarlarda yeni bazal membran oluşumuştur. Bu strialar % 25 doğumda,
%60 ilk altı ayda saptanırlar. Horizontal veya limbusa yay gibi bir kavis yapar ve birbirlerine
paraleldirler. GİB düşürülünce korneal ödem hızla düzelir ancak strialar ve genişlemiş kornea
genellikle düzelmez.
Buftalmuslu gözler travmaya hassastırlar. Ufak bir travma sonrasında bile retina dekolmanı
gelişebilir. Az gören bir gözde olsa hastanın öyküsü önemlidir.
yapılmalıdır.
Detaylı retina muayenesi
KOLAY TANI
ZOR TANI
In utero veya ciddi GİB artışı
Doğum sonrası dönemde GİB artışı
Yenidoğanda genişlemiş ödemli kornea
Genişlemiş kornea, korneal ödem yok
Buftalmus
Her iki gözde simetrik bulgular
Asimetrik başlangıç
1 yaşın üzerinde başlangıç
(ekspansiyonda azalma)
AYIRICI TANI
1. Epifora ve kırmızı göz
 Konjonktivit = sekresyon genelde pürülandır, fotofobi genellikle yoktur, kırmızı göz eşlik
eder
 Konjenital nazolakrimal kanal tıkanıklığı = Fotofobi yoktur, mukopürülan akıntı var.
 Korneal epitelyal defekt, abrazyon = defektin boyanması, kırmızı göz vardır.
 Ketatit ( özellikle HSV )= eşlik eden veziküller olabilir. Eğer yoksa boyama ile korneal
lezyon gösterilebilir.
 Ön segment enflamasyonu
2. Korneal ödem ve
3. Opasifikasyon
 Doğum travması, descement yırtığı varsa strialar oluşur. Doğumda oluşurlar. Genellikle
tek taraflıdır. Haab strialarında olan eğim yoktur ve daha vertikal olma eğilimindedirler.
 Konjenital Malformasyonlar
 Sklerokornea = periferi opak santrali saydam kornealar var. Limbus sınırları ayırt
edilemez ve skleral –konjonktival damarlar kornea periferine uzanırlar
 Peters Anomalisi = santrali opak kornea vardır ve lens korneaya yapışmış
durumdadır
 Korneal distrofiler = Bunlar genellikle doğumdan sonra bir yaş civarında korneal
opasiteye neden olurlar
 Konjenital herediter endotelyal veya stromal distrofi= nadiren glokomla birlikte olur.(
GİB normaldir)
 Posterior polimorfoz distrofi= otozomal dominanttır. Glokomla birlikte olabilir.
Fotofobi olur. Kornea arka yüzeyde veziküler jeografik veya bant tarzında opasiteler
görülür.
 Keratitler
 Herpes
 Rubella = katarakt, mikroftalmi vesistemik bulgular eşlik edebilir
 Flektenüler
 Metabolik birikimler = genellikle eşlik eden sistemik bulgularla ayırd edilebilirler
 Mukopolisakkaridozlar
 Mukolipidozlar
 Sistinozis
 Oküloserebrorenal sendrom (Lowe sendromu)=X resesiftir. Katarakt mikroftalmi
aminoasidüri olabilir.
 İdiopatik
4. Korneal genişleme
 Aksiyel Myopi = GİB normaldır. Fotofobi yoktur. Skiaskopi yapılır.
 Megalokornea = fotofobi ve lakrimasyon yoktur. Nadirdir
5. Optik sinir anomalileri
Bu hastalıklarda GİB normaldir. Diğer bulgulara rastlanmaz. Epifora, Fotofobi yoktur
 Fizyolojik cupping
 Optik disk kolobomu
 Atrofik optik sinir
 Hipoplastik optik sinir
 Optik sinir malformasyonu
JUVENİL GLOKOM
Juvenil glokom tanımlanan bazı özellikleri ile erken başlangıçlı açık açılı glokomdan ve
geç başlangıçlı konjenital glokomdan ayrılır. Açık açılı bir glokom tipidir. 5-30 yaş aralığında
görülebilir. Juvenil glokom kolayca gözden kaçabilir. Olgular genellikle primer açık açılı
glokom gibi sinsi seyirli seyreder. Bazı olgularda gözde rahatsızlık hissi, nadiren ağrı gibi
şikayetler olabilir.
Diagnostik ipuçları
 Aile öyküsü
 Myopi(hastaların % 50 sinde)
 Artmış GİB
 Görme alanı defekti
 Karakteristik açı yapısı
 Bilateral
Açı
 Açık açı
 İrisin yüksek insersiyosu
 Belirgin iris proçesleri
 Kalınlaşmış trabeküler ağ
 Soluk gri trabeküler ağ
 Aile öyküsü güçlüdür
 Erkek kadın oranı 2/1 dir
 Patofizyoloji tam anlamıyla açık olmamakla birlikte immatür dışa akım sistemine bağlı
olarak dışa akımda artan dirençten söz edilmektedir.
 Genellikle ağrı ve görme kaybı ile ilgili şikayetler geç döneme kadar görülmediği için tanı
gecikir
 GiB da artış ve azalmalarla gider.
 Optik disk normalden ileri derecede çanaklaşmaya kadar çok çeşitli derecelerde
etkilenme ile karşımıza çıkabilmektedir. Görme alanı da aynı şekilde farklılık gösterir
İlginç olarak artan GİB seviyeleri 50 mmHg değerlerine kadar çıkabilmesine karşın
korneal ödem, silier konjesyon ve üveitik reaksiyona nadiren rastlanır
İridokorneal Gelişim Anomalileri
Ön segmenti ilgilendiren gelişim bozuklukları glokom ile birliktedir. Genellikle iris ön
stromasında hipoplazi ve iristen uzanıp kornea arka yüzüne yapışan iris uzantıları ile
karakterizedir. Bu uzantılar bazen periferik iristen öne uzantılar (Axenfeld Sendromu gibi),
bazen de santral iris ve pupilladan başlarlar (Peters anomalisi gibi)
Axenfeld Sendromunda
Schwalbe hattı ön yerleşimlidir, yeterince açı bölgesine çekilememiştir (belirgin
Schwalbe hattı ve posterior embriyotokson). Bu nedenle biyomikroskopik muayene de ve
özellikle temporal kornea periferinde jelatin yapısında ince bir bant olarak izlenir. Periferik
iristen buraya yapışmalar gözlenir. Glokom sıklığı çok değildir.
Rieger Sedromunda
Posterior embriyotokson ile birlikte iris anomalileri ve dental ve yüz gelişim bozuklukları
(hipodonti, mikrodonti, telekantus, hipertelorizm) izlenmektedir. Otozomal dominant geçişli bu
nadir sendromda iris anomalileri tanıyı koyduracak kadar spesifiktir. İris hipoplazisi ile birlikte
bir veya bir çok iris deliği (psödopolikori) ve birlikte veya izole pupilla ektopisi (pupilla aşağıda
yer alır) ve uvea ektropiyonu izlenebilir. Glokom %50 olguda izlenir.
Günümüzde bu iki sendrom Axenfeld-Rieger sendromu olarak birlikte anılmaktadır.
Genellikle bilateral olarak izlenirler.
Peter anomalisi
Daha nadirdir. Otozomal dominant geçişli ve %80 bilateral olup glokom olguların
yarısında izlenir. İris santrali, pupilla ve bazı olgularda da lens santral kapsülü öne, kornea
santral arka yüzüne yapışmıştır. Bu alanda kornea opaktır. arka stroması ve descemet
membranı, endoteli gelişmemiştir. Bu nedenle görmeyi glokom birlikte olsun olmasın, ciddi
şekilde bozan, ileri bir anomalidir.MikroftaImi, katarakt, sklerokornea birlikte izlenebilir.
Aniridi
İrisin olmadığıveya hipoplastik olduğu olgulardır. Mental reterdasyon olabilir. Glokom
%50 hastada ve daha ileri çocukluk yaşlarında ortaya çıkar. Kornea opasiteleri, mikrokornea,
keratolentiküler yapışmalar, katarakt, lens subluksasyonları, papilla hipoplazisi,makula
hipoplazisi, koroid kolobomu, nistagmus izlenebilmektedir. Konjenital ve infantil glokom
nadirdir. Ve açı anomalileriyle birliktedir.
Tipik olarak anirirdik glokom 1. dekadın sonunda artmış GİB ile karşımıza çıkar. Bu
hastaların bir çoğunda progresif trabekulum obstrüksiyonu izler. İrisin periferindeki proçesler
trabekulumu örtme eğilimindedir
Familyal hipoplazi
Nadirdir. Bilateral görülür. Dominant geçer. 1. dekadda glokom gelişir. İris stroması
ince, kriptleriden yoksundur. Açıda trabeulum üzerinde bant ve irisin anteriora insersiyosu
vardır.
İridokorneal endotelyal sendrom
Unilateral olarak genç ve orta yaşlı bayanlarda ortaya çıkar. Aslında bir hastalık
grubudur. Chandlers sendromu, Progresif iris atrofisi ve Cogan Reese sendromu bu grubu
oluşturmaktadır. Kornea endotelinin selüler defekti söz konusudur. Desme membranı
dövülmüş gümüş gibi izlenir. Endotel hücreleri anormaldir ve epitelyal hücre özellikleri de
taşır. Speküler mikroskopi ile incelenebilen bu hücreler prolifere olurlar ve demse benzeri
translüsen bir zar oluştururlar. Bu membranın kontraksiyonu iris değişimlerine ve sineşilere
yol açar. Bu hücreler açı yapılarına ilerler ve dışa akımda tıkanmaya neden olurlar. Etyolojide
HSV de suçlanmaktadır.
SİSTEMİK ANOMALİLER
Sturge-Weber Sedromu
 Nevus flammeus olan yüz tarafındaki gözde ve orbitada anjiomların bulunabilir
 Glokom genellikle konjenital olamasına rağmen geç yaşta da ortaya çıkabilmektedir
 %90 unilateraldir.
 Episkleral basınç artışı sonucu konjonktival damarlardaki anormal tortousite limbusun
gerisinde fark edilir
 İris stromasında pigmentasyon, korneal değişimler olabilir.
 Açıda damarsal defekt olmadan irisin anterior insersiyosu vardır
 Koroidal hemanjiomlar bulunabilir.
Nörofibromatozis
 Glokom sık görülmemekle birlikte ayırıcı özelliklere sahiptir.
 Her zaman tek taraflı glokom olup etkilenen taraftaki göz kapağında pleksiform
nörofibrom olur.
 Inspeksiyonda etkilenen gözde korneal genişleme, ön kamarada derinleşme, anormal
iris,
heterokromi,
pupil
sınırında
görülebilen
ektropion
üvea
gibi
bulgular
saptanabilmektedir.
 Glokomdan etkilenen gözde lisch nodüllei sık değildir
 Lens genellikle şeffaftır. Tutulan gözde koroid pigmentasyonu artmıştır.
SEKONDER NEDENLER
 Hifema sonrası genellikle ilk 4 günde GİB artabilmektedir. Çocuklarda trabekulumun
süzme fonksiyonu yetişkinlere nazaran daha iyidir. Dik istirahat, sikloplejikler ve steroid
tedavisi uygulanır.
 Rubeozis + açı kapanması retinablastomda görülür. Retinablastoma özellikle dikkat
edilmeli ayrıntılı fundus muayenesi yapılmalıdır.
 Juvenil ksantogranülomda sert, sarı-turuncu, yüzeysel cilt nodulleri tabloya eşlik
eder.Hem okuler hem cilt lezyonları benign histiositik infiltrasyon gösterir,Vasküler iris
lezyonlarından hifema gelişebilir, Açıda kan ve histiositik lezyon görülebilir.
 Çocuklarda iridosiklit genellikle juvenil romatoid artrite bağlıdır. Pars planitis daha
nadirdir. Steroid tedavisi alırlar. Çocuklara uygulanan steroid tedavisi veya sineşilere
bağlı olarak glokoma neden olabilir. Romatoloji konsultasyonu yapılmalıdır.
 Sublukse lensler pupiller bloğa neden olabilir. Akut, ağrılı ve yüksek GİB da vardır.
Genellikle Marfan sendromunda görülürler.
 Pediatrik katarakt cerrahisi sonrasında erken dönemde pupiller blok görülebilirken
genellikle cerrahiden 1-3 yıl sonra görülür. Açıda spur ve posterior trabekuluma kaba
sineşiler görülür. Bu hastaların rutin takipleri yanında GİB da ölçülmelidir. Cerrahi
geçirmiş göz olduğundan artmış kornea kalınlığı bulunabileceği deakılda tutulmalıdır. Bu
gibi durumlarda optik sinir başı dikkatle incelenmelidir.
 Travmalar sıkı takip edilmelidir. Erken dönemde hifema geç dönemde açı gerilemesi
olabilir.
Sonuç olarak pediatrik yaş grubunda glokomların yetişkinlerdeki kadar sık görülmese
de olguların uzun yıllar yaşayabilmesi ve ciddi körlük potansiyeline sahip olmaları nedeniyle
gözümüzü korkutan bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu olguların tanınması, tanı
alan olguların takibi ve tedavileri zordur. Bilinçli aile, deneyimli doktor ve düzenli bir takip ile
bu olguların tedavisi mümkün olabilir. Ülkemizin şartları göz önüne alınırsa bir hekime günde
80 hasta muayenesi düşen kliniklerde bu hastaların takibi yapılamayabilir. Toplum bu
hastalıklar hakkında bilgilendirilmelidir. Örneğin ülkemizde de belli bir grubu temsil eden
çingeneler halk sağlığı ekibi tarafından hastalıkla ilgili bilgilendirilebilir. Beklide gelecekte
yapılan genetik çalışmaların neticesinde konjenital glokom doğumdan önce tespit
edilebilecek veya gen tedavisi ile önlenebilecektir. Günümüzde bu hastalıkların erken teşhisi
ve tedavisi önem taşımaktadır.
PEDİATRİK GLOKOMLARDA TEDAVİ
Genel prensipler
Temel prensip; ideal bir maliyet karşılığında hastanın yaşam kalitesini korumaktır.

Konjenital glokomda esas tedavi cerrahidir. Konjenital glokomda cerrahi tedavinin
tercih edilme nedeni;

o
İlaçların bebeklerde sıklıkla etkisiz olması
o
İlaçların bebeklerde uzun süre kullanılmasının yan etkilerinin olması
o
En önemlisi cerrahi başarının yüksek olmasıdır (%80-90)
Göz içi basınç artışının nedeni, aköz dış akımının trabeküler ağın gelişim
defektine bağlı olduğu için tedavide hedef bu noktadır.

Başlangıçta doğru cerrahi teknik seçimi oldukça önemlidir; çünkü ilk operasyon en
yüksek başarı oranına sahiptir.

Cerrahi tekniğin belirlenmesinde önemli sorular;
o
Hastanın yaşı nedir?
 2 yaşın üzerinde Trabekülotomi / Modifiye trabekulotomi teknikleri
o
Hastada kornea bulanıklığı var mıdır?
 2 yaşın altında kornea bulanıklığı yok açı elemanları izlenebiliyor ise
Gonyotomi
 Kornea bulanıklığı var ise trabekülotomi
o
Hastada izole trabekülodisgenezis mi var yoksa diğer ön kamara yapılarının
da iştirak ettiği gelişim anomalisi mi var?
 Anormal iris damarları olan iridotrabekülodisgenezis ve
korneoiridotrabekülodisgenezis olgularında Trabekülotomi (modifiye
ya da geleneksel teknik) / Trabekülektomi kombinasyonları
o
Hasta daha önce cerrahi geçirmiş midir?
 Daha önce trabekülotomi ve/veya gonyotomi geçirmiş ise
antimetabolitli Trabekülektomi
 Daha önce antimetabolitli trabekülektomi yapılmasına rağmen
tedaviye dirençli olgularda Seton implant (antimetabolitli veya
antimetabolitsiz)
 Filtran cerrahilere rağmen direnç izleniyorsa Siklodekstrüktif işlemler

Transskleral siklofotokoagülasyon

Transskleral diode laser siklofotokoagülasyon

Kriyoterapi

Endoskopik diode laser siklofotokoagülasyon
Dikkat !!! Buftalmik gözler skleral perforasyona yatkındır. İşlem uygulanırken
çok dikkat etmek gerekir.
o
Trabekülektomi;
 Açı cerrahisi başarısız olduğunda
 Çok düşük hedef basınçlar gerektiğinde
 Sekonder glokomlarda endikedir.
Çocuklarda sekonder glokomlarda tedavi seçenekleri
Afakik glokom; bu hastalarda hekim hem göz içi basıncını takip etmeli hem de afakik
o
refraksiyonu düzelterek ambliyopi ile mücadele etmelidir.

Gonyotomi planlanıyorsa preoperatif dikkatli bir gonyoskopi bakısı yapılmalıdır. Açıda
sineşi bulguları varsa gonyotomiye gonyosineşioliz ilave edilmelidir.

Yoğun periferik anterior sineşi olan olgulara trabekülotomi uygulanacak olursa
bunlarda, hifema-intravitreal hemoraji gibi derin ambliyopiye neden olabilecek sonuçlar
doğabilir. Bu tür hastalarda trabekükotomiden kaçınılmalıdır.

Afakik pediyatrik glokomların açık açılı ve kapalı açılı tipleri bulunabilmektedir. Altta
yatan nedenlerden birisi lens materyal kalıntılarına karşı gelişebilen düşük dereceli
inflamasyon olabilir.

Hayatın ilk yılı içerisinde katarakt nedeniyle opere olmanın afakik glokom riskini artırdığı
bilinmektedir.

Ne sıklıkta gelişiyor? Yakın zamanda Chen ve arkadaşlarının yaptığı yaşamın ilk 6 ayı
içerisinde konjenital katarakt nedeniyle opere edilen 258 hastayı içeren çalışmada %58
oranında afakik glokom geliştiğini bildirmişlerdir. Araştırmacılar hayatın ilk yıl içerisinde
afakik glokom riskini azaltacak spesifik bir zaman saptayamamışlar. Hastaların büyük
bir oranına günümüzde en sık uygulanan yöntem olan lensektomi-arka kapsülotomi-ön
vitrektomi uygulanmış. Ayrıca post-operatif komplikasyon gelişmesi de bu bebeklerde
glokom gelişme riskini artırmaktadır.

Çalışmada postoperatif
1. sikloplejik kullanımının (mekanizma olarak daha çok komplike vakalarda
kullanılması ve gelişmekte olan açı elemanlarının sürecine etki ediyor olabilir)
,
2. preoperatif kornea çapının 10 mm’nin altında olmasının ve
3. total-nükleer katarakt tipinin afakik glokomla anlamlı ilişkisi olduğu belirtilmiştir.

Riski nasıl azaltabiliriz?

Maalesef risk faktörlerinin çoğu cerrahın kontrolünde değil.

Mikrokornea

Mikrooftalmus

Katarakt tipi

Zayıf pupiller dilatasyon

Genetik predispozisyon

Korteks, lens-protein kalıntısı

Üveitis

Sekonder cerrahi

Damarlanması ve destek dokusu zayıf optik disk
o

Steroid kullanımı

Açının vitreus ile blokajı

Vitreusun doğum sonrası açı gelişim sürecini bozması
Literatürden konjenital kataraktın operasyon zamanlamasıyla ilgili sonuçlar;

Rabiah ve ark.; 9 aylıktan sonra yapılan katarakt cerrahisinde risk azalır

Vishwanath ve ark.; 1 aylıktan sonra katarakt op. yapılanlarda risk az

Watts ve ark.; İlk 2 hafta içerisinde yapılan katarakt cerrahisinde daha az
postoperatif komplikasyon riski var
o
Sturge-Weber sendromu çocuklarda sekonder glokomun diğer bir nedenidir.
Doğumdan kısa bir süre sonra kendini belli eder ve primer konjenital glokomun açı
bulgularına benzer özellikler gösterir. Bu hastalarda anormal açı gelişimi ve episkleral
venöz basınç yüksekliği izlenmektedir. Trabekülotomi bu hastaların bebeklik çağında
izlenen glokomların çoğunda başarılı sonuçlar vermektedir.
o
Konjenital aniridi glokomla ilişkili diğer bir sendromdur. Çoğu vakada gonyoskopi ile
rudimenter bir iris dokusu izlenir. Chen ve Walton bunlarda gonyotomi ile başarılı
sonuçlar bildirmiştir. Koroid hemorajisi ve hipotoni riski az olan vakalarda sonraki
zamanlarda ihtiyaç duyulduğunda drenaj implantlarının kullanılması önerilmektedir.
o
Peters anomalisi, sklerokornea ve mikrokornea gibi ender görülen bazı
anomalilerde glokomla ilişkili olabilir. Bu hastalarda genellikle keratoplasti, lens
ekstraksiyonu, vitrektomi ve drenaj implantları gibi kombine cerrahi prosedürlere ihtiyaç
duyulur.
Cerrahi Teknikler
Gonyotomi ab interno
o
1930’lu yıllarda Otto Barkan gonyotomiyi tanımlayarak konjenital glokom tedavisinde
adeta devrim yaratmıştır. Kullanılan ekipmanda büyük değişiklikler olmasına rağmen tarif
edilen teknik pek değişmemiştir.
o
Literatürde %80’ni aşan başarı oranları bildirilmektedir.
o
Gonyotominin emniyetle ve etkili bir şekilde yapılabilmesi için iyi bir ön kamara görüntüsü
gerekir. Korneal ödemin fazla olmadığı hastalarda epitelin kazınması gonyotomi için
yeterli görüşü sağlayabilir. Ancak bu olgularda cerrahi işlem sırasında görüntü sıklıkla
kötüleşir. Görüntüyü engelleyen Haab striaları ve korneal skarların olduğu hastalarda
trabekülotomi uygulanmalıdır.
o
Cerrahi öncesi pilokarpin uygulaması pupil konstriksiyonu yaparak açının daha iyi
görülmesini sağlar.
o
Temporal periferal kornea bölgesinden girilip, nasal 120 dereceye kadar gonyotomi
yapmak teknik olarak kolaydır ve genellikle gonyotomi ameliyatı bu bölgeden
başlamaktadır. Hastanın başı vertikal düzlemle yaklaşık 30-45 derece olacak şekilde
ayarlanmalıdır.
o
Gonyotomi işleminde asistans önemlidir. Asistan gözü saat 6 ve 12 bölgelerinde tutup
gerektiğinde gözü nasale ve temporale deviye etmelidir.
o
Gonyotomi lensi göz üzerine konduktan sonra ön kamara açısı incelenir. Gonyotomi
bıçağı temporal limbusun 1 mm önünden ön kamarya sokulur. Bıçak iris düzlemine
paralel bir şekilde ilerletilerek karşı kadran açıya ulaşılır. Bu aşamada lensi
zedelememeye özen gösterilmelidir. İnsizyon için hedef trabeküler bandın orta kısmındaki
ağın yüzeyel tabakalarıdır. Kısaca, iris insersiyo yerinin hemen önü olarakta belirtilebilir.
İnfantlarda iris dokusunun genellikle tranlüsen yapıda olmasından dolayı insizyon
yaparken açıda dokular arasındaki sınırı kestirmek bazen güçlükler doğurabilir. Bu
noktada iris periferinin testere dişi görünümü cerraha yol gösterir. Eğer insizyon çok ön
yerleşimli yapılır ise gonyotomi fonksiyon görmez, zaten bu aşamada irisin posterior
hareketi de izlenmez.
o
İnsizyon yaklaşık 120 derecelik bir alana yapılır. 60 derece insizyon yapıldıktan sonra
bıçağın pozisyonu değiştirilerek diğer 60 derecelik kadran insize edilir. Kesi işlemi
yapılırken irisin kesi alanına inkarsere olmamasına ve zedelenmemesine azami dikkat
etmek gerekir. Eğer iris inkarsere olursa bıçak geri çekilmeli sonra tekrar yerleştirilmelidir.
İnsizyon trabeküler lifleri ayırmaya yetecek derinlikte olmalıdır. Fazla derin olursa sklera
zarar görür, hemoraji riski artar. Bıçağın ucu mezodermal dokuya 0.25-0.5 mm’den fazla
sokulmamalıdır.
o
Kanama meydana gelirse çözüm yolları;
o
Ön kamara koruyuculu sistemle çalışılıyorsa şişe yüksekliği artırılmalıdır
(işlemin başında şişe yüksekliği genellikle 100-150 cm’de tutulur).
o
Şişe yüksekliğini artırmamıza rağmen sıvı ön kamarayı çabucak terk ediyor
ve yeterli tamponadı oluşturamıyorsa, ön kamaraya büyükçe bir hava
baloncuğu verilir.
o
Tamçelik ve ark. klasik gonyotomi tekniği ile ön kamaraya viskoelastik verilerek yapılan
viskogonyotominin ekinliğini ve komplikasyon oranlarını karşılaştırmış, klasik teknikle
%68.4 başarı elde edilirken, viskogonyotomi yapılan hastalarda %88.6 oranında başarı
elde etmişlerdir. İşlemin viskoelastik desteğinde yapılmasının hifema oranını ve sığ ön
kamara gibi komplikasyonları azalttığı üzerinde durmuşlardır.
o
Gonyotomide, insizyon yapıldıkça iris geriye hareket eder ve açı genişler, beyaz bir hat
ortaya çıkar.
o
Postoperatif hasta opere olan göz tarafına yatış pozisyonu verilir (hemoraji olursa opere
olan kadran açık kalabilsin), %1 Pilokarpin, antibiyotik ve steroidli damlalar başlanır.
o
Bazı vakalarda ilk gonyotomiden sonra göz içi basıncı tekrar yükselebilir. Bu hastalara
temporal ve inferotemporal kadranlara ikinci bir gonyotomi işlemi yapılabilir.
Trabekülotomi ab eksterno
o
Trabekülotomi1969 da Harms ve Dannheim tarafından revize edilmiştir ve gonyotomi
kadar başarı oranlarına sahiptir. Bu cerrahi kapalı açılı glokomlarda önerilmemektedir.
o
Açı görünürlüğünün zayıf olduğu hastalarda uygulanan eksternal yaklaşımlı bir cerrahidir.
o
Operasyona yetişkinlerde olduğu gibi başlanır. Yaklaşık 7 mm genişliğinde forniks tabanlı
konjonktiva açılır. Tenon ve episklera soyulduktan sonra sklera açığa çıkarılır. Mümkün
olan en az koterizasyon uygulanır.
o
5x4 mm boyutlarında ve üçte bir kalınlıkta skleral flep kaldırılır. Flep kornea ve trabeküler
dokular izlenene dek ilerletilir. Flep ilerletilmesiyle mavimsi renkte refle veren derin
korneal lamella ve trabeküler ağ saptanır. Trabeküler ağın bulunduğu alan grimsi, daha
az transparan bir bant şeklinde izlenir. Bu yapının da posteriorunda yoğun beyaz skleral
doku izlenir. Bu yapıların işaretlerinin bilinmesi skleral flebin kaldırılmasından sonra
schlemm kanalının bulunmasında yol göstericidir.
o
o
Önden arkaya doğru yapıları tekrar sıralayacak olursak;
o
Saydam clear kornea (en önde)
o
Mavimsi refle veren derin korneal lamella
o
Grimsi, yarı transparan bant şeklinde trabeküler ağ
o
Beyaz, opak sklera
Trabeküler ağ bantının posterioru ile beyaz skleral doku arasındaki birleşim yeri skleral
supurun bulunduğu yeri işaret eder. Bu noktadan yapılan radyal kesilerle schlemm
kanalına ulaşılır.
o
Çoğu gözde schlemm kanalı cerrahi limbusun 2-2.5 mm posteriorunda bulunur. Kesinin
kanala ulaştığının belirtisi aköz sızıntısının izlenmesidir.
o
Kanal bulunduktan sonra açıklığından 6.0 naylon geçirilerek ilerletilir, eğer hiç
zorlanmadan sütür ilerliyorsa kanalın bulunduğu teyit edilir. Kanalın dış duvarının her iki
yanına trabekülotom probunun kolay girmesi için Vannas makası ile genişletme
yapılabilir.
o
Kanal açıklığından trabekülotom kanal içerisine ilerletilir ve ön kamaraya rotasyon
yaptırılır. Bu işlem önce kanalın bir tarafına sonra diğer tarafına uygulanır.
Trabekülotomun sap kısmını üç bölüme ayıracak olursak, sağ elle üst 1/3 kısımından
tutulup rotasyon yaptrılırken orta 1/3 kısım sol elle stabilize edilir. Bu yolla probun ucunun
aşağı-yukarı hareketi engellenerek korneal lamella ve irisin zedelenmesi engellenir.
o
Ateş
ve
arkadaşlarının
geliştirdikleri
Derin
Sklerektomi
ve
Trabekülektomi
Kombinasyonu yönteminde ise, klasik derin sklerektomi yapıldıktan sonra schlemm
kanalının tabanı soyulur ve trabekülotomlar iki yandan schlemm kanalına sokulur.
Tekniğin klasik trabekülotomiye avantajları schlemm kanalının emin bir şekilde
saptanmasına olanak tanıması, derin sklerektominin artı basınç düşürücü avantaşlarını
içermesi ve skleraya esneklik kazandırmasıdır.
o
Yakın zamanda literatürde pediyatrik glokom vakalarında 360 derece trabekülotomi ile
ilgili yayınlar olduğunu görüyoruz. İlk olarak 1960 da Smith tarafından trabekülotomide
sütür kullanılması önerilmiş ve daha sonra 1995’de Beck ve Lynch tarafından metal
trabekülotomlara bağlı problemlerden (intraoperatif hemoraji, iris prolapsusu, iridodiyaliz,
hipotoni gibi) kaçınmak için bu teknik revize edilmiştir. Bu teknikte, genellikle nazal limbal
bölge kullanılmakta ve schlemm kanalı bulunduktan sonra 6.0 prolen sütür kanal
içerisinde ilerletilerek 360 derece dolanması ve kanalın kesilen diğer ucundan çıkması
sağlanır. Daha sonra sütür ön kamara içerisine doğru göz dışından çekilir, schlemm
kanalının iç duvarı ve mesodermal doku rüptüre edilerek pasaj sağlanır. Mendicino ve
ark. 360 derece trabekülotomiyi, gonyotomi ile retrospektif olarak karşılaştırmış, modifiye
trabekülotomi ile %92 başarı sağlanırken gonyotomide %58 oranında başarı izlemişlerdir.
Araştırmacılar bu yöntemle tek bir cerrahi uygulanmasıyla etkin başarı sağladıklarını
ayrıca bu yöntemle görsel başarınında daha iyi olduğunu bildirmişlerdir. Buna karşılık
sütürün kanal içerisinden çıkıp yanlış yöne gitmesini (subretinal, suprakoroidal) bildiren
yayınlarda bulunmaktadır. Bu olgularda sütürün tamamı ilerletilmesine rağmen sütür
ucunun kanalın diğer bölgesinden çıkmamasıyla şüphelenilmiş, sütür geri çekilerek klasik
trabekülotomi uygulanmıştır.
o
Yazarların önerisi;
 sütür uçlarının keskin ve açılı olmamasına dikkat edilmesi,
 işlem öncesinde sütür uçlarına hafif koter yapılarak küntleştirilmesi ve
 mutlaka sütürün kanal içerisindeki ilerleyişinin gonyoskopik olarak takip edilmesi
gerekmektedir.
o
Probun ön kamaraya rotasyonu ile schlemm kanalının iç duvarı ve trabelüler ağı kapatan
mezodermal doku rüptüre edilir sonuç olarak kanalın iç duvarı ön kamara ve hümör
aköze açılır.
o
Prob geri çekilirken, eğer işlem kuralına uygun olarak yapıldıysa schlemm kanalının iç
duvarı arasındaki köprü ve dolayısıyla schlemm kanalı intakt olarak kalır. Bu hastalarda
rüptüre edilen alana iris prolapsusu izlenmez ve periferik iridektomi yapılması gereksizdir.
Ancak eğer iris prolapsusu izleniyorsa periferik iridektomi yapmak gerekir.
o
Prob kanala uygulanırken eğer aşırı bir direnç ile karşılaşılıyorsa ısrar etmemek gerekir
çünkü probu yanlış pasaja gönderiyor olabiliriz. Bu durumda kanalı yeterince ortaya
çıkaramamışız demektir, kanalı iyice ortaya çıkardıktan sonra işleme devam etmelidir.
o
Cerrahini tüm aşamalarında ön kamarayı gözlemlemelidir. Küçük bir intrakamaral
hemorajinin izlenmesi probun kanal iç duvarını rüptüre etmeye başladığını işaret eder. Bu
aşamada cerrah çok dikkatli olmalıdır ve gözünü irisden ayırmamalıdır. İrisin hareket
etmesi probun irisi askıya aldığını ve her an iridodiyaliz gelişebileceğini işaret eder. Eğer
böyle bir durumla karışılaşılacak olursa hemen prob kontrollü bir şekilde geri çekilmeli,
prob ucu henüz iç duvarı açılmamış kanal yönüne yani anteriora ilerletilmelidir. Bu
aşamada korneayı cerrah dikkatlice gözlemeli kornea ve desme tabakasında ayrılma
olup olmadığına bakmalıdır.
o
Korneal hasar çok kolay tespit edilir. Kornea içerisinde küçük hava baloncuklarının
izlenmesi hasara işaret eder. Bu durum izlenirse prob geri çekilmeli ve yeniden pozisyon
aldırılmalıdır.
o
Probun kanalda güç sarfetmeden ilerlemesi çok önemlidir.
o
Trabekülotomi bitiminde skleral fleb 10.0 nylon ile sütüre edilir, daha önceden açılan
parasentezden tengeli tuz solüsyonu verilerek ön kamara oluşturulur. Ön kamaranın
oluşturulması önemlidir, çünkü sığ ön kamara trabeküler dokuları skleral sulkusa doğru
iter ve cerrahini etkinliğini önler.
o
Trabekülotomi sonrası postoperatif takip;

Dikkatli bir postop. takip esastır.
o
Ön kamaraki hemorajinin postop. bir-iki gün içinde absorbe olması gerekir.
Kornea saydam olmalı, minimal iritis olabilmektedir.
o
Antibiyotikli ve steroidli damlalar postop. 3-4 gün kullanılır.
o
6 hafta sonra hasta tekrar kontrol edilmeli; göz içi basıncı, korneal çap,
gonyoskopi ve göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Çocuklarda oküler dokuların
elastik yapısından dolayı korneal çap ve optik çukurluk çok kısa zamanda
(saatler-günler) geriye dönebilmektedir. Bu da bize tedavimizin etkinliğini takip
etmemizde oldukça yol göstericidir.
o
Gonyoskopide trabekülotomi yaptığımız alanda, iris kökünün hemen önünde
kleft (yarık) izlemeliyiz.
o
Gonyoskopide limbal blgeye indentasyon yapılması ile retrograd kan akımı
olşur ve schlemm kanalı kanla dolar. Kanalın
rüptüre iç duvarı ile intakt
olduğu yerde kan kaçışı izlenir ki bu da trabekülotomimizin fonksiyonel
olduğunun kanıtıdır.
o
Sonraki takipler üçüncü ve altıncı postoperatif aylarda yapılır. Devamında yıllık
kontroller yeterlidir.
o
Genellikle, cerrahi başarı göz içi basıncının 18 mmHg’nın altında olması
şeklinde tanımlanmaktadır.
o
Kontrollerde göz içi basıncının artması, korneal çapın artması ve cup/disk
oranında artışı farklı bir kadrandan tekrar cerrahi uygulanması gerekliliğini
gösterir.
o
Trabekülotomi komplikasyonları; cerrahi genellikle güvenlidir, bikaç komplikasyonu
bulunmaktadır.
o
Postoperatif hifema; sıklıkla görülür (en sık komplikasyonudur), bikaç gün
içinde resorbe olur. Persistan kanama trabekülektomi probuyla iris kökünün
hasar gördüğü, iridodiyaliz olan hastalarda izlenir.
o
Ön kamara sığlığı; seyrek olarak izlenir. Genellikle pupiller blok ile ilişkilidir.
Sikloplejik ajanlarla ortadan kaldırılabilir. Eğer devam ediyorsa, ameliyathane
koşullarında ön kamara oluşturulmalıdır.
o
Travmatik iridodiyaliz ve desme membran yırtıkları; cerrahide bahsedilen
faktörlere dikkat edilirse önlenebilecek komplikasyonlardır.
o
Stafiloma; skleral insizyonun yetersiz sütürasyonu nedeniyle oluşur. Schlemm
kanalının bulunamaması; kanalın yokluğu nadirdir. Açıyı ilgilendiren skatrisyel
bir olay yoksa, genellikle limbusun 2-2.5 mm posteriorda bulunur. Büyük
buftalmik gözlerde kanal kollabe olabilir ve bulunmasını güçleştirir. Kanalın
kollabe olduğu vakalarda, kanalın iç duvarının karateristik pigmete görünümü,
çapraz
dizilimli
yardımcıdır.
trabeküler
meshwork
fibrilleri
kanalın
bulunmasında
Açı cerrahisi başarısız olursa ne yapmalı?
o
Çoğu pediyatrik glokom olgusunda başlangıç cerrahi yöntem biraz önce bahsedilen açı
cerrahileridir. Bu cerrahilerin başarı oranları %80’lerde olarak rapor edilirken en iyi ellerde
bile yaklaşık %20 olguda açı cerrahileri yetersiz kalmaktadır. Ayrıca doğu toplumlarında
rapor edilen başarı oranları batı toplumlarına göre daha düşüktür (%54-69).
o
Bu başarısızlıkta;

Altta yatan yapısal defektler

Glokomun şiddeti

Hastanın başvurma süresi

Cerrahinin uygulanma zamanı

Sekonder gelişimsel glokomlar

Aniridi

Anterior segment disgenezis

Sturge-Weber sendromu

Afakik glokom gibi faktörler rol almaktadır.
Seçenekler

Trabekülektomi ± antimetabolit

Drenaj implantları

Siklodekstrüktif prosedürler
Trabekülektomi
Trabekülektominin çocuklarda kabul edilebilir düzeyde başarısını bildiren pekçok yayın
olmakla birlikte bu cerrahinin başarısı yetişkinlerden daha düşüktür. 1 yıl için yaklaşık %3550 olarak belirtilmektedir. Standart cerrahinin çocuklarda nispeten düşük başarısı, yara
iyileşme
yanıtının
şiddetli
olması
ve
kalın
bir
tenona
sahip
olmalarından
kaynaklanmaktadır.
Mitomisin C kullanılması cerrahinin başarısını %48-95 seviyelerine çıkarabilir. Burada geniş
aralık izlenmesinin nedeni cerrahide başarı tanımı, takip süresi, hastanın yaşı, glokomun
tipi ve birçok faktörden kaynaklanmaktadır.
MMC kullanımı ile bleb-ilişkili endoftalmi görülme oranı takip süresiyle değişmek üzere %717 aralığında bildirilmektedir. Çünkü MMC sıklıkla ince, avasküler blep oluşturmakta bu da
yara yeri sızıntısı ve endoftalmiyle neden olabilmektedir. Rodrigues ve ark. refrakter
konjenital glokomlu hastalarda trabekülektominin etkinliğini inceledikleri retrospektif
çalışmalarında MMC uygulanan ve uygulanmayan hastalarda başarı oranları arasında fark
izlememiş ayrıca MMC kullanımı ile komplikasyon oranlarında artış olduğunu bildirmişlerdir.
MMC’ye bağlı komplikasyonların azaltılmasında intraoperatif ilaç konsantrasyonunun
azaltılmasının etkisi ülkemizden Özkiriş ve ark. tarafından araştırılmıştır. 0.4 mg/ml ile 0.2
mg/ml konsantrasyonlarının cerrahi başarıyı ve komplikasyon oranını etkilemediğini
bildirmişlerdir.
Refrakter
pediyatrik
glokomlu
hastalarda
trabekülektominin
etkinliğini
araştıran
çalışmalarda çıkan temel sonuçlar;

Hayatın ilk bir yılı içerisinde yapılan trabekülektominin başarısı sonraki yıllara göre
anlamlı derecede düşüktür.

İntraoperatif MMC kullanılan hastalarda, kullanılmayan konrollere göre anlamlı bir sonuç
farkı izlenememektedir.

MMC kullanılan hastalarda, ağır sonuçlar doğurabilen blep-ilişkili komplikasyonların
cerrahiden uzun zaman geçmesine rağmen görülme riski bulunmaktadır.
Çocuklarda iki veya daha fazla primer cerrahi prosedürü (gonyotomi ve trabekülotomi)
uygulanmasına rağmen başarı sağlanamıyorsa trabekülektomi düşünülebilir. Ancak cerrahın
göz önünde bulundurması gereken önemli bir nokta, antimetabolit kullanılan trabekülektomi
hastalarında cerrahi sonrası süre uzadıkça blep incelmekte ve buna bağlı problemler ortaya
çıkmaktadır. Cerrah çocuğun sosyal durumunuda değerlendirmelidir, anne-babanın ilgisiz
olması ve kooperasyonun zayıf olduğu olgularda filtrasyon cerrahisi önerilmez.
Teknik olarakta büyük buftalmik gözlerde skleranın ince olduğu göz önüne alınmalı, flep
kaldırılması aşamasında çok dikkatli olmalıdır.
Cerrahi
afakiyle
ilişkili
tüm
pediyatrik
glokom
olgularında
filtrasyon
cerrahisinden
kaçınılmalıdır. Bu çocuklarda ambliyopi tedavisi için kontakt lens kullanılması ve blep varlığı
endoftalmi riskini çok artırmaktadır.
Drenaj implantları
Ön kamara ile subkonkonktival alan arasında hümör aköz şantı sağlayan cihazlardır. Sklera
ve onu örten tenon ve konjoktiva arasındaki potansiyel boşluk çeşitli yapıdaki (silikon, akrilik
ve PMMA) eksplant ile oluşturulur.
Drenaj implantlarının endikasyonları;

Aktif neovasküler glokom

Aktif üveitik glokom

Şiddetli konjonktival limbal skar

Önceden antimetabolitli trab geçirmesine rağmen başarısız olan olgular

Epitelyal in-growth

Dirençli infatil glokomlar

Vitreoretinal hastalıklarla ilişkili olarak, özellikle afak ve pseudofak gözlerde, PPV veya
keratoplasti ile kombine olarak uygulanabilmektedir.

Drenaj implantlarının trabekülektomi üzerinde avantajları;

Konjonktival skarı olan veya sklerası ince buftalmik gözlerde teknik olarak
uygulanabilir.

Drenaj implantlarının filtrasyonu posteriora olduğundan izlenecek blep limbusdan
oldukça uzak olmakta, bu da uzun dönemde görülebilen infeksiyon ve teorik olarak
endoftalmi riskini azaltmaktadır.

Drenaj implantlarının dezavantajları;
 İmplant erozyonu
 İmplantın vitreus ile oklüzyonu
 Coleman ve ark. 21 pediyatrik glokom olgusuna uyguladıkları Ahmed valvinin 12 ayda
%78, 24 ayda %60.5 başarı oranına sahip olduğunu bildirmiştir. Englert ve ark. ise 27
gözde uyguladıkları Ahmed valv implantasyonunun 12 ayda %90, 24 ayda %58
oranında başarılı olduğunu bildirmiştir. Djodeyre ve ark ise 12 ayda %70, 24 ayda %64
başarı bildirmiştir.
 Armenian eye care project çalışmasında Ahmed valvi ile MMC-trab karşılaştırılmış, 18
aylık takipte AGV ile %88, MMC-trab ile %86 başarı oranı saptanmıştır. Wilson ve ark
yaptığı pediyatrik ve erişkin olgulardan oluşan bir çalışmada 13 aylık takipte AGV ile
%88.1, MMC-trab ile %83.6 oranında başarı saptamışlardır.
 Beck ve ark açı cerrahisinin yetersiz kaldığı 2 yaşın altındaki olgularda Baerveldt
implantı ve Ahmed valv implantasyonunu MMC-trab ile karşılaştırmışlar, 6. yılda drenaj
implantı yapılan hastalarda başarı oranlarını %53±12, MMC-trab yapılanlarda %19±7
olarak saptamışlardır. Ayrıca heriki implant tipinin birbiri üzerine üstünlüğü bu
çalışmada gösterilememiştir.
 Budenz ve ark Baerveldt glokom implantının dirençli pediyatrik glokomlarda etkinliğini
araştırmış, 1.yılda kümülatif başarıyı %80, 2.yılda %67, 106.ayda %60 olarak
bildirmişlerdir.
 Drenaj
implantlarının
pediyarik
hastalarda
komplikasyonları;
yetişkinlerde
komplikasyonları iyi biliyoruz, başlıcaları erken dönemde hipotoni, geç dönemde
konjonktival erozyon şeklindedir. Ancak pediyatrik grupta ana fark, gözün bu yıllarda
büyüme göstermesidir.
 En sık gözlenen komplikasyonlardan birisi tüp-kornea temasıdır. 2 yaşın altındaki
olgularda en sık izlenir (%26.2). Bu komplikasyon çocukların yumuşak ve esnek
yapıdaki gözlerinin cerrahi sonrası geometrisinin değişmesine bağlanmaktadır.
Bazı yazarlar bu komplikasyonun limbusdan 1-2 mm geride skleral tünel
hazırlanması ile önlenebileceğini belirtmektedir.
 Afak gözlerde tüp ucunun vitreus ile tıkanması diğer bir komplikasyondur. Eğer
afak pediyatrik bir göze direnaj implantı uygulanacaksa titiz bir vitrektomi
yapılması bu geç komplikasyonun engellenmesinde çok önemlidir.
Drenaj implantasyonunda temel cerrahi teknikler;

İmpant yerleştirilmesi için konjonktivanın en gevşek olduğu bölge tercih edilir. Tüpün
ön kamaraya girdiği yerde periferik anterior sineşi, yoğun neovaskülarizasyon
olmamasına dikkat edilir. Yapılan insizyon genişliği implantın boyutuna göre ayarlanır.
Tek parçalı implantlarda genellikle maksimum yüzey alanı oluşturması ve oblik
kaslarla temas etmemesi nedeniyle üst temporal kadran tercih edilir.

Eksplantı skleraya sütüre etmeden önce prime edilmelidir (tüp ucundan serum
geçirilerek pasaj kontrol edilir). Limbusdan 10-12 mm geriye, episkleral plak
üzerindeki deliklerden non-absorbabl sütür ile skleraya sütüre edilir. Tüpün girişi için
limbusdan 1-2 mm geriden 22 gauge veya 23 gauge iğne ile iris düzlemine paralel
olacak şekilde ön kamaraya girilir. Daha önce PPV yapılmış ise tüp limbusdan 3.5
mm geriden pars planaya sokulabilir.

Ön kamaraya giriş 4x4 lameller skleral flep hazırlanarak veya tam kat sklera
üzerinden dehidrate insan duramater, sklera veya perikadiyum greftler ile tüp yüzeyi
kapatılarak yapılır. Daha önce bahsettiğimiz gibi buftalmik gözlerde skleral flep
hazırlanacaksa çok dikkatli olmalıdır. Çoğu olguda tüpün konjonktivadan dışarı
çıkmasını ve erozyonunu engellemek için donör sklera ile vaya uygun başka
materyallerle yamama gerekir.
İmplant modelleri
Kullanılacak implantın cinsini ve boyutunu sıklıkla cerrahi uygulanırkenki göz büyüklüğü ve
orbita boyutlarına göre seçilmektedir. Göz buftalmus nedeniyle yetişkin veya ondan daha
büyük
bir
boyutta
ise
genellikle
cerrahla drenaj
implantlarının
yetişkin
boylarını
kullanmaktadır. Eğer, nanoftalmik bir göz ile karşı karşıya kalınacak olursa küçük boy
implantlar (AGV 96 mm2, Molteno 133 mm2, Baerveldt 250 mm2) kullanılır.
Siklodekstrüktif işlemler
Salgılayıcı siliyer epitelin tahrip edilmesi yoluyla, hümör aköz sekresyonunu azaltmak ve
sonuçta göz içi basıncını düşürmek amaçlanır. Bu işlemler genellikle yoğun sineşial açı
kapanması ile birlikte filtran cerrahilere yanıt vermemiş dirençli glokom olgularında kullanılır.
Uygulanan işlemin göz içi basıncı üzerine etkisini titre etmek zordur. Fitizis bulbi
komplikasyonu irreversibldır. Ayrıca retina dekolmanı, hipotoni ve görme kaybı gibi
komplikasyonlarıda bulunmaktadır.
Siklokriyoterapi; bu yöntem ağrılı olduğu için etkin bir anestezi gerekir. Siliyer cismin yeri
farklılık
göstermekle
birlikte
işlem
önesi
inspeksiyonla
yeri
belirlenmeli
gerekirse
transillüminasyonla kontrol edilmelidir. Kriyonun 2-3 mm’lik probu, globun saat 3 ile 9
arasındaki inferior kadranına ata biner tarzda uygulanmalıdır. Saat 3 ve 9 bölgeleri silyer
sinirlerin göze giriş yeri olduğundan bu bölgelere uygulanılması çok ağrı doğurur, bu yüzden
bu kadranlara uygulamaktan kaçınılmalıdır. -60 derecede ve 30 saniye süreyle tutulur.
o
Pediyatrik hastalarda siklokriyoterapinin başarısı %18-44 arasında bildirilmektedir.
Çalışmalarda siklokriyoterapinin diğer siklodekstrüktif işlemlere göre daha sık (%8-34) ve
daha ağır komplikasyonlara sahip olduğu belirtilmektedir. Bir çalışmada, 10 yılın
üzerindeki takip süresinde %12 oranında fitizis bildirilmiştir.
Siklokriyoterapi komplikasyonları;
o
o
İnflamasyon
o
Göz içi basıncında yükselme (üveit/suprakoroidal hemoraji)
o
Görmede azalma (üveit, hipotoni, maküler ödem, intraoküler hemoraji)
o
Göz içi kanama (hifema, suprakoroidal hemoraji)
o
Katarakt
o
Hipotoni (aşırı doku dekstrüksiyonu, sliyer ve koroid dekolmanı)
o
Fitizis bulbi
o
Ön segment iskemisi
o
Sklera stafilomu
o
Sempatik oftalmi
Kriyo sonrası birinci haftada yeterli göz içi basıncı düşüşü sağlanamamışsa aynı işlem
saat 12 ile 6 arasındaki kadrana uygulanır. Eğer hala göz içi basınç düşüşü
sağlanamazsa işlem globun üst kadranına uygulanır.
o
Laser-temelli siklodekstrüktif işlemler gittikçe popülarite kazanmaya başlamaktadır. Laser
siklofotokoagülasyon ile fitizis oranları, sikloterapiden daha düşüktür.
o
Bock
ve
ark
dirençli
pediyatrik
glokom
vakalarında
transskleral
diode
laser
siklofotokoagülasyonun etkinliğini araştırmış, 6.ayda % 50 başarı (<21), %70 işlemi tekrar
etme oranı saptamışlardır.
o
Transskleral kontakt Nd:Yag laser siklofotokoagülasyon ile %50 başarı ve %70 işlem
tekrar etme oranları saptanmıştır.
Endoskopik diode laser siklofotokoagülasyon sonuçlarında ise başarı oranları, transskleral
diode ve Nd:Yag laser ile bildirilen rakamlara benzer olmakla birlikte daha düşük işlem
tekrar etme oranı (%25) izlenmektedir. Teorik olarak, anatomisi bozulmuş, büyük gözlerde
direkt göz içinde siliyer cisimi görerek laser uygulanması etkili olacağı düşünülür. Ancak,
prosedürün göz içinde yapılması ve afakik hastalarda yüksek oranda retina dekolmanı
bildirilmesi işlemin başarısını kısıtlıyor olabilir.
Pediyatrik glokomlarda medikal tedavinin yeri var mı?
 Medikal tedavi korneal ödemin giderilmesinde, muayene ve cerrahide daha iyi bir görüntü
sağlanmasında,
preoperatif
dönemde
hasarın
durdurulmasında
kısa
dönemli
kullanılabilmektedir. Çocuklarda tek başına medikal tedavi sıklıkla yetersiz olmaktadır.
 Çocuklar ilaçların yan etkilerini söylemezler bu yüzden aile, eğer ilaç kullanılacak ise
çocukta meydana gelebilecek yan etkiler açısından uyarılmalıdır. Çocuklarda topikal ilaç
kullanımı ile kandaki ilaç düzeyi, oral kullanımdan dahi daha yüksek konsantrasyonlara
çıkabilmektedir.
 İlaç damlatılmasından sonra punktum basısı yapılmalı
 Gözün görünümüne dikkkat edilmeli
 Sistemik bulgular (terleme,ateş, çarpıntı, nefes almada güçlük) izlenmeli
 Davranış değişiklikleri izlenmeli
 İştah durumu
 Gelişimde yavaşlama
 Β-adrenerjik blokerler; prematürlerde ve yenidoğanda kaçınılmalıdır. Başlangıçta %0.25
konsantrasyonda günde tek doz ile timolol veya betaksolol kullanılmalıdır. Bilateral
glokomlu hastalarda önce tek göze ilaç başlamalıdır. %0.5 konsantrasyonda apne ve
bradikardi gibi yan etkiler bildirilmiştir. Astım ve kalp hastalığı varsa önermiyoruz.
Çocukluk çağındaki glokomlarda göz içi basıncında %20-30 düşüş sağlandığı
bildirilmesine karşın, primer konjenital glokomda etkinliğine dair rapor yoktur. Passo ve
ark %0.25 konsantrasyonda ilaç kullanan çocukları, %0.5 konsantrasyonda timolol
kullanan yetişkin kan ilaç seviyelerini karşılaştırmış, 5 yaşındaki bir çocukta ilaç kan
düzeyi yetişkinden 10 kat, yenidoğanda ise 100 kat daha fazla olduğu izlenmiştir. Punktal
oklüzyon, 1. saatteki plazma ilaç seviyesini %40 oranında azaltabilmektedir.
 Sonuç olarak beta-blokerleri;
 %0.25’lik dozla başla
 Bilteral olgularda tek göze başla
 Başlangıçta günde tek doz öner
 Puktum basısı yap
 Astım ve kalp hastalarına önerme
 Brimonidin kan-beyin bariyerini geçerek santral sinir sistemine ait yan etkiler
oluşturmaktadır. Bradikardi, hipotansiyon, hipotermi, hipotoni ve apne gibi yan etkiler
bildirilmiştir. Çocuklarda kullanımından kaçınılmalıdır. Çocuklardaki göz içi basıncını
düşürme kapasitesi (%6.7) yetişkinlerden daha azdır.
 Oral karbonik anhidraz enzim inhibitörleri (asetozolamid,metasetozolamid) primer
konjenital glokomlu pediyatrik hasta grubunda en etkili göz içi basıncını düşüren ilaçlardır
(Primary Congenital Glaucoma:2004 Update). Asetozolamid, 10-15mg/kg/gün dozda göz
içi basıncını üçte bir oranında düşürür. Metabolik asidoz gelişme riskine karşın oral
Sodyum Bikarbonat 1- 2mEq/kg/gün dozunda verilir. Böbrek taşı, kemik iliği baskılanması
(6 yaşından küçük çocuklarda rapor edilmemiştir) tehlikeli komplikasyonlarıdır. İlaç
kullanımının 1. ayında kan sayımı önerilir.
 Topikal KAİ’ler, oral kullanımdan kaynaklanan yan etkileri önlemek için kullanılır. Sistemik
kullanımına göre daha az göz içi basıncını düşürürler (%25). Günde 3 defa kullanımıyla
maksimum etki izlenir ve beta-bloker ilaçlarla aditif etki izlenir.
 Prostaglandin anoloğu ilaçlar yetişkinlerde %20-40 oranında göz içi basınç düşüşü
sağlarlar. Pediyatrik grupta etkinliği üzerine çok fazla araştırma yoktur. Enyedi ve ark.
latanoprostun çocuklarda etkinliğini araştırmış, göz içi basıncında en az %15 düşüş
izlenenlere ilaça yanıt (+) olarak değerlendirilmiş, ancak %19 hastada ilaça yanıt
izlenmiştir. %45 gözde göz içi basıncında bir değişiklik izlenmemiş, ilaç yanıtı olan
hastalarda göz içi basınç düşüşü ortalama 8.5 mmHg olarak saptanmıştır. İlaç yanıtı olan
ve olmayan hastaların yaşları arasında anlamlı bir fark olduğu göze çarpmaktadır. İlaca
yanıt verenlerde ortalama yaş 11 bulunurken, yanıt vermeyenlerde 5 olarak bildirilmiştir.
Ayrıca yanıt veren hastaların büyük çoğunluğu juvenil açık açılı glokom olguları olarak
izlenmiştir. Çalışmada dikkat çeken diğer nokta latanoprostu bazı hastalarda çoğunluğu
beta-bloker, KAİ olmak üzere ikincil ilaç olarak başlanmış, bu hastalarda göz içi basınç
düşüşü, ilaç ilavesiyle ancak %0.9 oranında kalmıştır.
 Mekanizma neler olabilir?
 Bildiğimiz gibi bugün için prostaglandin analogları esas olarak uveoskleral
dışa akımı artırarak (siliyer kasda gevşeme ve dış longitudinal kas
fibrillerinde ekstrasellüler doku remodelling’i yaparak) etki gösterirler.
 Konjenital/infantil glokomda, afakik hastalarda, Sturge-Weber’de, aniridik
olgularda göz içi basıncı yükselme mekanizması sadece trabeküler dışa
akım blokajı olmayıp beraberinde uveoskleral dışa akımıda bozacak bir
patofizyolojiye sahip
olma olasılığından kaynaklanıyor olabilir. Bu
hastalarda irisin siliyer aparata insersiyo anomalileri de bulunabilir.
 Pilokarpin gibi miyotik ilaçlar primer konjenital glokomda etkisizdir. Büyük çocuklarda
siliyer spazm ve görmede azlama oluşturabilir. Miyopiyi artırılar.
Sonuç olarak, konjenital ve pediyatrik glokom cerrahisinde başarı oranları %80-90
civarındadır. Bu olguların yaklaşık yarısı yetişkin döneme 20/200 ve daha az görme keskinliği
ile ulaşırlar. Özellikle tek taraflı olgularda, glokoma bağlı aksiyel büyüme ve buna bağlı
anizometropik ambliyopi gelişir. Ambliyopi izlenir izlenmez kapama tedavisine başlanmalıdır.
Kornea bulanıklıkları da diğer bir ambliyojenik etkendir. Medikal tedavinin uyum ve yan etki
sorunları nedeniyle ancak kısa süreli kullanımı mümkündür. Bütün bu korkutucu özelliklere
rağmen, zamanında tanı konmuş ve etkili bir şekilde göz içi basıncı düşürülmüş olgularda
görsel prognoz iyidir ve yetişkin yaşlarına iyi bir görme alanıyla kavuşmaları mümkündür.
Rehabilitasyon
Görme engelli olmak gelişim açısından acil bir durumdur. Tıbbi tanı konduğu andan itibaren
bu çocuklar; -tedavi çalışmaları ile birlikte- aile, saağlıkçı, eğitimciden oluşan bir ekip
tarafından izlenmeli ve özel eğitime yönlendirilmelidir.
Gelişmiş ülkelerde, körlerde dahil olmak üzere , az gören çocuklara uygulanan erken
müdahale sonrasında körler okuluna giden çocuk sayısı azalmıştır. Bu çocukların
kaynaştırılmış eğitim programlarına girmeleri sağlanmıştır. Bu ülkelerde körler okuluna giden
çocuklar, görme engelinin yanında
ikinci bir engeli olan veya rehabilite edilmemiş
çocuklardır.
Görme engelli çocuklara 3 yaştan başlayarak bilgisayar öğretilmesi bütün gelişmiş ülkelerde
uygulanmaktadır. Çocuk tipi özel bilgisayar ve programlarla diğer çocuklardan erken eğitime
başlamak ileride rekabet edebilme yeteneğini güçlendirmektedir. Çocuk için en önemli koşul
kendi görme derecesine uyarlanmış eğitimi diğer çocuklarla aynı yüksek kalitede
alabilmesidir
Başka bir engeli olmayan,görme engeli az olan ve uygun aile ortamı olan çocuklar okulda
kaynaştırma eğitiminden faydalanabilirler. Bu çocuklara yakın ve uzak dürbünler, sınıf içi
bioptik gözlükler, evde ve okulda kullanılabilecek ekranlı okuma cihazları, bilgisayarla eğitim
desteği verilebilir. Optik okuyucular, bilgisayar programları, bilgisayarlı akıllı kalemler, gözlük
içi televizyon sistemleri, öğrencinin görme engelliliğini büyük oranda ortadan kaldırmaktadır.
Bu grup çocuklarda göz hekimi-aile-eğitimci işbirliği iyi ise çocuğun başarısı artar. Ağır görme
engelliler
ek
olarak
kullanılabilmektedir.
Braille
öğrenirler.
Bilgisayarlar
ile
Braille
kitapları
ve
ile
bilgisayar
internet
birleştirilmiş
alanlarını
olarak
seslendirerek
okuyabilmekteler. Görme engelli kendi yazdığını sesli duyabilmektedir.
8-9 yaşlarında
görme engelli çocuklarda farklı düzeylerde depresyon veya farklı olma
duygusu ortaya çıkabilir.Bu durumda aile mutlaka psikolojik danışmanlık da almalıdır.
Çocuklarda hayatını kolaylaştıran aletlere karşı reddetme duygusu gelişmektedir. Çocuk 4-6
yaş arasında kendisinin diğer çocuklardan farklı olduğunu anlar ve 8-10 yaş arasında bu
farklılıktan dolayı kullandıkları aletlere karşı tepki duyarlar,kullanmayı reddederler.Bu durum
özellikle ek başka engeli olmayan ve zeka seviyesi iyi olan çocuklarda ortaya
çıkmaktadır.Ancak bu dönem iyi bir danışmanlıkla 1-2 yılda atlatılabilir.
Erken müdahalede 0-6 yaş grubunda çocuğun duyularını en iyi şekilde geliştirmesini
sağlamak temel amaçtır. Aile, eğitimci ve sağlıkçı birlikte çalışarak çocuğun eğitim ortamına
karar vermelidirler. Bu karara varırken şunları dikkate alırlar:
1.
Çocuk gözünü ne derece kullanıyor,görme düzeyi nasıldır?
2.
Çocuk dokunma duyusunu ve diğer duyularını ne ölçüde kullanıyor?
3.
Çocuğun ilgilendiği cisimlerin büyüklükleri ve çalışma mesafesi nedir?
4.
Çocuğun gözünün rahatsızlığının durumu ve seyri nasıldır?
5.
Çocuğun okuma ve yazmada görme bozukluğundan başka engeli var mıdır?
Gören çocukların eğitiminde kullanılan öğretici materyaller
ve eğitim yöntemleri
görme
engelliler için uygun olmayabilir. Görme engelliler için Braille yazısı ve çoğu yurt dışından
temin edilen birtakım araç ve gereçler geliştirilmiştir.Bu sayede hem diğer insanlara bağımlı
olmadan yaşayabilmekte,hem diğer insanlar gibi eğitim alabilmekte hem de çoğu meslek
dallarında çalışabilir hale gelmektedirler.
Görme Özürlüler Nasıl Okuyup Yazmaktadırlar?
Görme özürlüler okuyup yazmak için
noktalardan oluşan kabartma bir yazı sistemi
kullanmaktadırlar . Bu yazı sistemi, 1825'de Luis Braille tarafından bulunmuştur. Bu
yazı,resim kartonuna benzer kağıtlar üzerine kabartılmış noktalardan oluşur ve görme
özürlüler tarafından parmak uçlarıyla okunur.Altı nokta sisteminden oluşan bu yazıya ‘’Braille
yazı’’denilmektedir
Görme Özürlülerin Kullandığı Özel Araç- Gereçler
Görme özürlüler günlük yaşamlarında, eğitimleri sırasında ve işyerlerinde özel olarak
üretilmiş çeşitli araçlardan yararlanmaktadırlar.Özel yapılmış bu araçlar sayesinde görme
özürlü insanlar günlük yaşamlarını sürdürebilmekte, hatta bazı işlerde çalışabilmektedirler.
Konuşan hesap makineleri, sağlıkta kullanılan derece, tansiyon, kan şekeri ölçen aletler
,paraları-renkleri sesli olarak belirten cihazlar, fen, matematik, geometri, coğrafya gibi
derslerde eğitim amaçlı
kullanılan çeşitli özel araçlar,LVA(low vision aid) denilen,az
görenlerde kullanılan özel gözlükler, büyüteçler, bilgisayarlar(yazılanı sesli söyleyen) , özel
sesli ve korumalı mutfak cihazları,iri yazımlı veya rakamları kabartmalı saatler, telefon cihazı
ve ev aletleri görme özürlülerin yararlandığı araçlardan bazılarıdır.
Download