PowerPoint Sunusu - İstanbul Tıp Fakültesi

advertisement
İLK ÇAĞ’DAN ORTA ÇAĞ’A
TIP TARİHİ’NE GENEL BAKIŞ
Prof. Dr. Arın Namal
Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı
“Eğer hekimlik
basit bir sanat derecesine
düşmek
istemiyorsa, kendi tarihi
ile
ilgilenmelidir.”
E. Littré
PREHİSTORYA
NEDEN TIP TARİHİ?
• Tarih, toplumların yaşamını, kültürünü, zaman ve yer göstererek inceleyen bir bilimdir.
• Doğrudan gözlem ve deney yapma olanağının bulunmaması, tarihin bilim olma özelliğine gölge
düşürmez.
• Tarihçi, retrospektif (geriye dönük) bakış açısına, bir tür a posteriori (sonradan) gözlem olanağına
sahiptir. Tarihsel bilgiyi toplayıp, ayıklayıp, düzenleyerek, geçmişe olabildiğince yakın bir model
oluşturmaya çalıştığı bu etkinliğinde objektif olma, neden-sonuç ilişkisini açıklamaya çalışma
sorumluluğu taşır.
Özetle,
-Tarih bilgisi, bizlere retrospektif bakış açısı kazandırır.
-Tek tek bir dizi olayın içinde sonucu belirleyenleri ayırdedebilmenin önemini kavratır.
-Sentez yeteneğini geliştirir.
-Tıbbın sosyal boyutu hakkında doğru bir fikir edinebilmemizi sağlar. İlerlemelerin, toplumsal koşullara
bağlılığını gösterir.
-Tıp tarihine eğilen hekim, mesleğinin binlerce yıllık geleneğini, bu gelenek üzerinde şekillenen
toplumun beklentilerini daha iyi kavrar.
Gelişme süreklidir... Yarın, bugün kesinkes doğru
bulduklarımızın yanlışlığı ortaya konabilir!..
Biliriz ki dünyada keşifler ve teoriler birbirini izlemiştir. Her yeni teori, bir öncekinin
yerine geçme ve onu geliştirme amacı güder. Tarih boyunca bir çok tıbbi ekoller,
sistemler ortaya atılmış, bir devrin tıbbi anlayışı, ileriki yüzyıllarda gülünç bulunmuş, ya
da saçmalık olarak nitelenen bir düşünce sonraları gerçek kabul edilebilmiştir.
20 yıl önce yapılan bir araştırmada, literatürde mide ülseri ile ilgili, tümü kabul görmüş
ve uygulamaya konulmuş 93 teori bulunduğu, 143 tedavi yöntemi denendiği, 287 çeşit
ilaç kullanıldığı saptanmıştı. Başka bir çok hastalık için de durum farklı değildir.
Tıp tarihi bize, bazı mesnetsiz teorilerin, moda olabildiklerini de gösterir. Örneğin Sir
Thomas Spencer Wells (1818-1897) kadınlarda overleri bütün hastalıkların sorumlusu
ilan etmiş, bu iddianın kabul görüşü üzerine bini aşkın kadın sırf profilaktik amaçla
ovariotomi operasyonuna tabi tutulmuştu. Öyle ki, kendisini “ovariotomist” olarak
niteleyen cerrahlar türemişti.
Rosenow’un, granülomlu dişlerin fokal infeksiyon kaynağı olduğu görüşünün etkisiyle
insanların seri diş çekimlerine yönlendirilmeleri, aynı anlayışın akıldan çıkmayacak
örneklerindendir.
Hekim, tedavi alanında yaygın görüşün sıradan bir
uygulayıcısı olmakla yetinmemeli, uygulamaları eleştirel gözle
değerlendirebilmelidir.
Tıp tarihi ile ilgilenmek, genç hekime bugün geçerli bilginin mutlak gerçek olmadığı,
bugün geçerli olanın, yarın aşılacağı, dolayısıyla tarih olacağı konusunda bilinç aşılar. Bu
bilinç, araştırmacılık ruhunu ateşler.
Kom Ombo Tapınağı: cerrahi aletleri gösteren röly, sağda
kullanımları ile ilgili açıklamalaref
Poliomyelit sekeli, tipik deforme felçli
bacak
YUNAN
YERYÜZÜNDE YAŞAM VAROLALI BERİ, HASTALIKLAR DAİMA
YAŞAMIN YOLDAŞI OLDU
İnsanın 3 milyon yıl önce hayvandan insana geçiş evresini tamamladığı, büyüyen beyni
ile insana özgü zekasını geliştirme sürecine girdiği düşünülmektedir. Yazılı tarih,
insanlığın son beş bin yılından izler taşımaktadır. Günümüzden yaklaşık 1.000.000 yıl
öncesine dayanan zaman kesintinin en uzağına ait bilgiler antropolojik, paleopatolojik
ve arkeolojik araştırmalarla, son 6-7 bin senelik kısmı da yazılı belgelere dayalı olarak
açıklanmaya çalışılmaktadır.
Paleopatoloji, kurucusu Sir Marc Armand Ruffer (1859-1917)’a göre, “eski
zamanlara ait canlı kalıntıları üzerinde tespit edilebilen hastalıkların bilimidir.”
Paleodemografi, eski çağlarda yaşı belirlemeye, göçler, nüfus yapısını açıklamaya
yönelik araştırmalar yürütür.
Pott hastalığı. Karakteristik
patoloji, homojen bir blok hale
gelişle iyileşme
Omurgada hastalıklı değişim. Kifotik anomali ve
birçok dejeneratif değişiklik
Aynı olgunun rontgen resmi
Femurda hacimli Exostose
Şili’de mumyalar. İçme suyunda Arsen oranı yüksek olduğu için, çocuk ölümlerine sık
rastlandığı düşünülmektedir.
Amasya Müzesi’nde İlhanlı Dönemi’ne ait mumyalar
Manchester Üniversitesi’nden Dr. Rosalie David 3000 yaşında yüzlerce
mumya ve fosil kalıntısı inceledi: “Antik Çağ’da kanser nadirdi. Çünkü çevrede
kanserojen etki yapacak bir şey yoktu. Kanseri, çevre kirliliği, kötü beslenme ve yaşama
biçimimizin değişmesi ile bir modern çağ hastalığı olarak onu biz bu boyuta taşıdık.”
TIP TARİHİ ARAŞTIRMALARI’NIN
Arterioskleroz etyolojisine katkısı
Arterioskleroz, Arterlerin kireçlenmesinin iskemi, tromboz,
Angina pectoris, kalp krizi ve inmelerin nedeni olduğu ve
endüstri toplumlarında en önemli ölüm nedenlerinden biri
olduğu bilinir.
Hastalık, zamanın olumsuzlukları olan hareket yetersizliğine ve
kötü beslenmeye dayandırılır.
Tıp Tarihi laboratuar araştırmaları, bu şikayetin yeni olmadığını,
Eski Mısır’da yaygın olduğunu ortaya koydu.
Bu bilgi üzerine Arteriosklerozun nedeni ve korunma tedbirleri
hakkında, bugüne kadarki kabul dışında bir bakışla araştırma
yapma gerekliliği doğmuştur.
YAZILI OLMAYAN TARİH HAKKINDA BİLGİ KAYNAKLARIMIZ NELER?
Paleopatoloji, kurucusu Sir Marc Armand Ruffer (1859-1917)’a göre, “eski zamanlara ait
canlı kalıntıları üzerinde tespit edilebilen hastalıkların bilimi’ dir.
Paleodemografi, eski çağlarda yaşı belirlemeye, göçler, nüfus yapısını açıklamaya
yönelik araştırmalar yürütür.
Günümüz ilkelleri üzerindeki gözlemler
En eski cerrahi uygulamalar:
TREPENASYON: Paleopatolojinin ilgi
alanına giren çağlarda uygulanan trepenasyon,
kafatasında yapay olarak delik açılması işlemi
olup, dünyanın çeşitli yerlerinde (Rusya, Avrupa,
Peru, ülkemizde Van Dilkaya Höyüğü’nde M.Ö.
3000’lere ait vb.) karşımıza çıkmaktadır. 19. yy.’da
Fransız nörolog Paul Broca (1824-1880), bir
çakmak taşı ile fazla güçlük çekmeden kafatasının
açılabileceğini kanıtlamıştır. Trepenasyonlu
kafataslarında, kafatasında çakmaktaşı, hayvan
kemikleri aracılığıyla açılmış delik kenarında
kemik oluşumu izleri, canlının bu işlem ardından
yaşadığını göstermektedir. Bazı
kafataslarında,aynı kafatasının farklı zamanlarda
trepenasyon uygulandığı görülmektedir.
Paleopatolojik araştırmalar, bu uygulamanın
gerçek nedenini açıklayamamıştır. Günümüz
ilkellerinde de karşımıza çıkan bu uygulamada,
canlı ya da ölülerin kafataslarından çıkarılan bu
kemik halkaların (rondela), muska olarak
kullanıldığı, kafa içinden kötü ruhların çıkması için
uygulanmış olabileceği gibi yorumlar yapılmıştır.
Modern bakış açısına dayalı yorumlarda
trepanasyonların pratik-terapötik amaçlar taşıdığı,
örneğin artan kafa içi basıncını ortadan
kaldırmaya çözüm olarak düşünüldüğü
zannedilmektedir.
Geç neoltik döneme ait trepenasyon
Kafatası trepenasyonunda iyileşmiş delik
Bilinen en eski örneklerden
Günümüz ilkellerinde halen
uygulanan trepanasyona
örnek.
Kafatası trepenasyonunda iyileşmiş delik.
Bilinen en eski örneklerden
Günümüz ilkellerinde halen uygulanan trepanasyona
örnek. 54 yaşında Doğu Afrikalı erkek
En eski cerrahi
uygulamalar:
SÜNNET:
Günümüzde
Müslüman ve yahudilerce (doğumu
takiben 8. günde) yaşatılan, Afrika,
Avusturalya, Okyanus adaları
yerlileri arasında da uygulanan
penis ucundaki derinin, kızlarda ise
klitoris ya da labia minordan bir
parçanın kesilmesi şeklinde
uygulanan bu basit cerrahi
operasyonun geçmişinin 15 bin yıl
öncesine dayandığı
düşünülmektedir.
Hijyen ya da sosyal prestij kazanma,
cinsel hayata hazırlanma, acıya
dayanma, üreme ve bereket
tanrılarına adak gibi nedenler
yapılmaya başlandığı düşünülen
sünnetin müslümanlıkta Hz. İbrahim
ile başladığı, temizlik amacı güden
bir gelenek olduğu sanılmaktadır.
Mısır Sakkara'da vezir Anch-ma-Hor'un mezarında sünnet tasviri
(MÖ 3000 civarı)
En eski cerrahi
uygulamalar:
DOĞUMA YARDIM: Doğuma
yardım, güç doğumlara bazı
müdahaleler, ölen annenin bebeğini
karnından çıkarabilmek için
uygulanan sezaryen de en eski
cerrahi uygulamalar arasında yer
alır.
Roma döneminde doğuma ait rölyef (İtalya, Ostia Arkeoloji Müzesi)
Düşünce yapıları geliştikçe hastalıkları
açıklamaya çalışan insanlar,
açıklayamadıklarını hava değişmelerine, ay
ve güneş tutulmalarına, gökgürültüsü,
yıldız kayması gibi doğa olaylarına
bağlamaya çalışmışlardı. Kendilerini
koruyabilmek için, bazı nesneleri
dokunulmaz kabul etmiş (tabu), bazı
hayvan ve bitkilere atfettikleri önem ile
‘totem’ler yaratmışlardır. Hastalıkların
farkedilmesi, hastalıklardan korunma ve
tedavi için seremoniler geliştirilmesine
neden olmuştur. Bu seremonilere günümüz
Hintli, Afrikalıları içerisinde halk tababeti
uygulayanlarda, Sibiryalı şamanlarda
rastlanabilmektedir. Bu seremonilerde
tedavi yeminler, kurban, muska, başka
semboller ya da fetişlerle büyüyü bozma
gibi ritüellerle hastalık yapıcı kötü ruhlar,
vücuttan uzak tutulmaya çalışılırdı. Bu
ritüelleri yöneten kişiler bitkilerden, diyete
dayalı ya da fiziksel bazı tedavilerden iyi
anlarlar, dans, meditasyon, uyuşturucu
maddeler aracılığıyla bilinç üzerinde etkili
uygulamalarda bulunabilirlerdi.
Sibiryada Şaman
YAZILI TARİH BAŞLIYOR…
M.Ö. 3 200…
SÜMERLER’DE
İL TABLETLER ÜZERİNE YAZI
Kille oluşturulmuş kalıplar üzerine yıldız tırnavidayı
andıran bir uçla yazı yazılır, bu kalıp çömlekçiye verilip
pişirtilirdi. Böylece taş gibi dayanıklı kitaplar oluşurdu.
Asurlular balçık üzerine yalnız yazı yazmazlar, basma da
yaparlardı. Bunun için kabartma resimlerle süslü merdane
biçiminde mühürler kullanırlardı.
Papier
(Almanca ve
Fransızca),
paper
(İngilizce)
PAPİRÜS
PERGAMON….PARŞÖMEN
Mısır’ın İskenderiye Kütüphanesi’nde sayısız
PAPİRÜS tomarı vardı. Bergama Kütüphanesi’nin
şöhretine kızan Firavun, oraya papirüs
gönderilmesini yasakladı.
Bergama Hükümdarı yurdunun en usta adamlarını
yanına çağırıp Koyun yada keçi derisinden papirüs
yerini tutacak ve yazı yazmaya yarayacak bir madde
hazırlamalarını buyurdu.
PARŞOMEN, doğduğu kentin (Pergamon) adını
almıştı. Kısa bir süre sonra Parşomenin
katlanabileceği ve defter haline getirilebileceği
anlaşıldı. Böylece ayrı ayrı yapraklardan dikilmiş
kitap ortaya çıktı. Parşomen üzerine yazmak için
deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan, özel
dayanıklı bir mürekkep icat olunmuştu.
BALMUMU ÜZERİNE YAZI
Romalıların icadı balmumu kitaplar,
17. yy.’a kadar yaşadı. Bu levhaların
üzerine yazmak için ucu sivriltilmiş,
öteki ucu yuvarlaklaştırılmış çelik
kalemler kullanılıyordu.
Kurşun kalemin ve ucuz kağıdın ortaya
çıkışından daha sonra balmumu
levhalardan vazgeçilebildi…
Kağıdı bulanlar,
Çinlilerdir…
~M.Ö. 2. yy.
Avrupa'da Yunanlılar ve
Romalılar ünlü Mısır
papirüsleri üzerine yazı
yazarken, Çinliler kağıt
yapmayı çoktan
biliyorlardı. Kağıt yapmak
için bambu lifleri, bazı
otlar ve eski paçavralar
kullanılıyordu. Bunları, bir
dibek içinde suyla
karıştırıp hamur haline
getiriyorlar, bu hamurdan
da kağıt yapılıyordu.
KAĞIT ASYA'DAN AVRUPA'YA GELİNCEYE KADAR UZUN
ZAMAN GEÇTİ ~ 1000 yıl
704 yılında Araplar, Orta Asya'da Semerkant kentini aldılar. Orada
ellerine geçen kazanımlar arasında kağıt yapmanın sırrını da vardı.
Arap tacirleri karanfil, biber ve güzel kokular gibi doğu mallarıyla
birlikte Avrupa'ya kağıt da götürdüler. Kağıtların en iyisi bütün
tabakalar halinde satılan Bağdat Kağıdı sayılıyordu. Mısır'da çeşitli
kağıt türleri yapılmaktaydı. Bunların arasında çok büyük tabakalar
halinde yapılan "İskenderiye Kağıdı"ndan tutun da, güvercin
postalarında kullanılan küçücük tabakalara kadar her türlü kağıt
vardı…
Johannes Gutenberg 1450…
Bütün bu araştırmalar, insanın yeryüzünde varoluşundan itibaren
hastalıkların da onun yazgısında yer aldığını ortaya koymaktadır. Çok eski
zamanlara ait kemiklerde osteomyelit, kırıklar, artrit, kalça çıkığı, sinüzit,
tüberküloz, spina bifida, infeksiyöz ve paraziter hastalıkların izleri ve çeşitli
türlerde tömörlere rastlanabilmektedir. Yine kemiklerdeki ve dişlerdeki
izlerinden, anemi, avitaminoz gibi çeşili kan ve metabolizma hastalıklarının
varlığı belirlenebilmektedir. Bataklıklarda mumyalaşmış ölüler, daha sonra
Mısır’da mumyalanmış cesetler üzerinde elektronmikroskobu ile,
serolojik ya da gen teknolojisi kullanılarak araştırmalar
yürütülebilmektedir.
Hayvanların içgüdüleri ile kendilerini
iyileştirmeye çalıştıkları bilinir :
(Hayvan organizması hastalıklı hali aşmak için, o an
en gereken şey neyse ona yönelmektedir.)
-Hayvanlar yaralarını yalayarak temizlerler.
-Su aygırı, tansiyonu çıktığı zaman sırtını kayalara
sürterek düşürmeye çalışır.
-Gözlerinde katarakt meydana gelen keçiler, hasta
gözlerini çalılara takarak, kendine katarakt ameliyatı
yapmaya çalışır.
-Leylekler fazla yemek yediklerinde karınlarında
şişkinlik hissederlerse, gagaları ile kendilerine
lavman yaparak rahatlamaya çalışırlar.
-Hazımsızlık çeken köpek, bahçedeki otlar içerisinde
ayrık otu (chiedent), kabızlık çeken keçi beyaz
çöpleme (ellébore blanc) aramaya çalışır.
-Kurt ve çoban köpekleri kusmak istedikleri zaman,
kenarları tüylü bitkiler ararlar...
Hayvanların sosyal davranışları da ilginçtir. Hasta
hayvan bir köşeye çekilir ve sakin davranır, özellikle
memeliler grubunda türdeşlerinden destek bekler.
Sancılı yerlerine güneşte ısıtılmış taşlar
koydular,
Yaralarına ağaç yaprakları, bitki lifleri
sardılar,
Kırıklarına ağaç dalları ve çamurdan
faydalanarak alçı ve atel yaptılar.
Kuşkusuz en çok kaza, yaralanma ve
doğum ile başetmeye çalışıyorlardı.
Zamanla bu tedavi yöntemleri, eli bu
işlere daha yatkın insanların eline
geçecekti.
ERKEN YÜKSEK KÜLTÜRLER
Yaşamsal zorluklarla birarada başedebilme arayışı ile ayrı topluluklar
oluşmasıyla ortaya çıkan eski yüksek kültürlerin, nehir boylarında
(Mezopotamya’da Fırat (Euphrat) ve Dicle (Tigris), Mısır’da Nil,
Hindistan’a İndus ve Çin’de Huangho) geliştikleri görülür.
Yunanistan
yarımadasındaki
Miken
Uygarlığı,
Orta
Amerika’daki
uygarlıklar, And dağlarındaki Peru yüksek medeniyeti de, bu döneme ait
tabloda göze çarpar. Köy, şehir, devlet yapılanmasının oluştuğu bir süreç
yaşanmıştır.
MEZOPOTAMYA
Yunanca bir isim olan Mezopotamya, “iki nehir arasındaki
ülke” (doğuda Fırat, batıda Dicle) anlamına gelmektedir.
Mezopotamya kültürü, tüm Akdeniz kültürünü, bunun
içerisinde Yunan kültürünü de etkilemiştir. Mezopotamya
kültürü tarihi, 19. yy.’dan itibaren Ön Asya’ya odaklanmış
arkeolojik araştırmalarla gün ışığına çıkarılmıştır. Arkeolojik
buluntular içerisinde yer alan binlerce kilden yapılmış çivi
yazılı
tablet,
dönem
Mezopotamya’nın
SÜMER’ler
tıbbına
güneyinde
da
M.Ö.
ışık
3
tutmaktadır.
000
yıllarında
bulunuyordu. Sümerler daha sonra AKAD
istilasına uğradılar.
Mezopotamya
uygarlığı,
merkezi
yönetim
ile
karakterizeydi. Merkezi yönetim, yazışma gereksinimi
doğuruyordu. Sümerler önce Mısırlılar ve Çinliler gibi,
Fırat ve Dicle arasındaki verimli topraklar
resimlerden oluşan bir yazı kullanmışlar, bu yazı giderek
işaretlere dönüşerek sadeleşmişti. Sümerler ve Akadların
kulladığı bu yazı M.Ö. 2000’lerde onları izleyen BABİL ve
ASUR’lulara devroldu. Sayısız çivi yazılı tablet ve taş
sütunlar, ancak 19. yy.’ın ikinci yarısında deşifre edilebildi.
Bilinen en eski yazılı kanunda hekim sorumluluğu
Babil Kralı Hammurabi (M.Ö.1792-1750) zamanında Mezopotamya Hukuku bir kodekste toplanmış ve
Hammurabi Kanunları adını almıştı. 1902 yılında Fransızların Sus şehrinde yürüttüğü bir kazıda bulunan bu
sütun (2,25.X 1,65 m.), günümüzde Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu kanunların 205-223.
maddeleri, ameliyatlardan, kemik kırıklarının iyileştirilmesinden hekimin alacağı ücreti belirleyip, ameliyat
esnasında hasta ölürse hekime verilecek cezayı da açıklıyordu.
Hammurabi Kanunlarının yazılı olduğu
sütundan kesit
Codex Hammurabi
(Louvre, Paris)
MEZOPOTAMYA
Hammurabi
Kanunları’ndan...
-Bir kimse tunç bıçağı ile ağır
bir yara açar ve bu kimseyi
yaşatırsa, ya da göz perdesini
tunç bıçağı ile açarak gözünü
kurtarırsa 10 şekel almalı,
-Bu kimse bir maşenkak
(köleden yukarı fakat özgür
kimseden aşağı) ise o tabibe 5
şekel verilir.
-Bir kimsenin ölümüne neden
olursa veya göz perdesini
açayım derken gözü yok
ederse, o tabibin elleri
kesilmeli...
Codex Hammurabi. Güneş ve Adalet Tanrısı Şamaş
krala kanunları dikte ettiriyor.
MEZOPOTAMYA
Babil-Asur tıbbında Tanrı’nın cezası olarak cinlerin hastalık
yaptığına, bazı doğal nedenlerin de hastalık yapabildiğine
inanılıyordu. Asu bitkileri tanıyor, tecrübeye dayalı olarak
Kil tablette Sümerce
tedavi etmeye çalışıyordu. Asipu bu dertler ile ilgili
medyumluk yapar, bazı işaretlerden hastalığın gidişini
anlamaya çalışırdı. İnsanlarda ya da hayvanlarda görülen
anormal durumlar dikkat çeker ve manalandırılırdı: Hastanın
evine giderken ya da hastanın evinde yaptığı gözlemlerden,
su yüzüne dökülen yağın aldığı şekilden (su falı günümüz
Anadolusunda yaşamaktadır) , kurban edilen koyunun
karaciğerinin şeklindeki değişikliklere bakarak (karaciğer
falı- hepatoskopi)...
Hepatoskopi:
Hastanın akibetini anlamak için kurban edilen koyunun
karaciğeri çıkarılarak incelenirdi: Karaciğerde sistik kanal
yassılaşmışsa hastanın öleceği, lenfatik kanal yassılaşmışsa
yaşayacağı
düşünülürdü.
önemsenmesinin
Günümüz
izleri
Anadolusunda
Karaciğerin
hala
kültürlerde
“ciğeri
beş
bu
denli
yaşamaktadır.
para
etmez!”,
“ciğerparem”, “ciğer köşem” gibi deyimlerin kökeninde bu
eski kültürlerdeki inanışların yattığı kuşku götürmemektedir.
MEZOPOTAMYA
İlaçların alımı, “günde 2 ya da 3 kez” gibi düzene bağlanmıştı. Semptomların gözlemlenmesi,
basit muayenelerden elde edilen bulgular ve dışkı-idrar muayenesi, Babillilerin tanı
kataloglarında aşağıda vurgulanan yöntemle sistemleştirilmişti.
a capite ad calcem- baştan ayağa...
Hastalıkları sınıflandırıp tedavilerini açıklamada bu sistem, tüm Antik çağda, hatta ilerisinde,
geçerliliğini korudu!
Mezopotamya tıbbı, büyü (yeminler, muskalar) ile rasyonel-ampirik yöntemlerin (bitkisel,
hayvani, madeni droglar) yanyana bulunuşu ile karakterizeydi. Bazı hastalıklar organik
değişikliklerle ilişkilendiriliyorsa da, Mezopotamya tıbbında geçerli olmuş bir hastalık teorisi
yoktu. Tedavi yöntemleri, hem büyü formüllerini, hem de farmasötik reçeteleri içeriyordu.
Çok sayıda bitkisel ve hayvani kökenli drog ve onların kesin tarif edilen uygulamaları
bulunuyordu.
MEZOPOTAMYA
ERKEN YÜKSEK KÜLTÜRLER
HİTİTLER
Anadolu’da yaşamış ilk yüksek kültürlü halk Hatti’lerdi.
M.Ö. 2000’lerde Kafkasya üzerinden Anadolu’ya geldikleri
bilinmektedir. M.Ö. 1650 ile 1200 seneleri arasında büyük
bir imparatorluk kuran Hititler, Mısır ve Mezopotamya
tıbbının etkisindeydiler. Boğazköy kazıları, bu uygarlığa ait
30 000’in üzerinde çivi yazılı tabletin gün ışığına
çıkarılmasını sağlamıştır. Bu tabletlerde 40 civarında
hastalığın tarif edildiği, karaciğer falının aynı önemi
Boğazköy
taşıdığı görülmektedir. Büyüye dayalı tıp ile deneyime
dayalı ilaçların kullanımının burada da yanyana var olduğu
saptanmıştır. Sarayı ilgilendiren önemli hastalıklarda Mısır
ve Babil’den yardım istenmiştir (ilk konsültasyon
örneklerinden). İkiz doğumların uğursuzluk getireceğine
inanılmıştır.
İvriz
ESKİ MISIR
Mezopotamya’da ırmak kültürlerinin oluştuğu
devre ile aynı süreçte yaklaşık 1 000 km.
uzunluğunda ve birkaç kilometre enindeki Nilvadisinde M.Ö. 3 000'lerde Mısır yüksek
medeniyeti doğdu ve yaklaşık 3 000 yıl
kendine özgülüğünü korudu.
ERKEN YÜKSEK KÜLTÜRLER
MISIR
Mezopotamya’da ırmak kültürlerinin oluştuğu devre ile aynı süreçte yaklaşık 1 000 km. uzunluğunda ve birkaç kilometre
enindeki Nil-vadisinde M.Ö. 3 000'lerde Mısır yüksek medeniyeti doğdu ve yaklaşık 3 000 yıl kendine özgülüğünü korudu.
Bu kültürde cenazelere uygulanan mumyalama ve ülkenin kuru-sıcak iklimi dolayısıyla kuru-sıcak kumun konserve edici
özelliği ile iyi korunabilmiş iskeletler ve bazı dokular üzerinde en son tekniklerle inceleme yapabilmeyi mümkün kılmakta,
hastalıklar hakkında günümüzdeki bilgi birikimi ışığında değerlendirmeler yapılabilmesine olanak tanımaktadır.
Mumyalar, yazılı kaynaklar (papirüsler), bir çok tarihi buluntu, Mısır hakkında oldukça iyi bilgiler sağlamaktadır. Ayrıca o
çağlarda Mısır’ı ziyaret eden bir çok Yunanlı olmuştu. Bunlardan biri, M.Ö. 5. yy.’ın ortalarında seyahatini gerçekleştirmiş olan
tarihçi Heredot’tu. Heredot, eserinde Mısırlı hekimleri övmüştü. Daha önce, M.Ö. 8. yy.’da Homeros da İlyada adlı eserinde
Mısır tıbbından övgü ile söz etmiştir.
MISIR
Eski Yananlı Tarihçi Diodoros, Mısır’daki yaşama tarzını şöyle tanımlamıştı:
“Hayatları öyle düzenli ki, sanki kanunları maharetli bir hekim yapmış...”
British Museum, London (M.Ö. 1300)
Mısır mitolojisinde İbis kuşu (Afrika’nın
sulak bölgelerinde yaşayan, Mısır turnası
olarak adlandırılan kuş) ile sembolize
edilen Tanrı Toth, yazının ve ilimlerin
kurucusu kabul edilmişti. Toth, Greko-Latin
kültüründe Hermes ile özdeşleştirilerek
gizemli konular ile uğraşanların,
düşünürlerin koruyucusu bir Tanrı olarak
kabul edildi. 42 adet olan Hermetik
kitapları onun yazdığına inanılıyordu. Bu
kitapların son 6 tanesi tıbba aitti. Mısır
tanrılarının çeşitli güçleri olduğuna
inanılıyordu: Çirkin ve cüce insan olarak
sembolleştirilen Tanrı Bes, doğumu
kolaylaştırıcı, anneyi ve yeni doğan
çocukları kötü ruhlardan koruyucuydu.
Seth, salgın hastalıklara yol açardı...
Gebelerin koruyucusu Tanrı Bes
MISIR
MISIR UYGARLIĞI’nda
Bir çok ilaç çeşidi…
•
•
•
•
•
•
•
İnfüzyon
Tozlar
Macunlar
Suppozituvarlar (fitil)
Gargaralar
Tütsüler
Pomatlar…
Drogları, bira ya da bala
karıştırarak içirdiler.
Göz damlası için, bir tüyün
boru kısmından
yararlandılar.
Oyuk dişleri çeşitli
maddelerle doldurdular…
Horus, güneş ve sağlık tanrısı idi. Babası güneş tanrısı
Osiris, annesi ay tanrısı İsis’di. Osiris, kardeşi
karanlıklar tanrısı Seth tarafından hile ile öldürülüp ,
cesedi 14 parçaya ayrılıp ülkenin çeşitli yerlerine
atılmıştı. İsis, gittiği her yerde bir tapınak inşa
ettirerek kocasının cesedinin parçalarını toplamaya
çalıştı. 14. parça olan üreme organını su aygırı yuttuğu
için bulamadı. Sihir gücü ile kocasından Horus’a hamile
kaldı.
Horus doğduktan sonra babasının intikamını almak için
Seth ile savaşırken bir gözü parçalandı. Horus,
gözünün parçalarını toplamasına yardım etti.
Bulunamayan tek parçayı da sihir gücü ile tamamladı.
Horus’un gözü olarak adlandırılan hiyeroglif, eski
Mısır’da uzgörünün, vücudun dokunulmazlığının ve
sonsuz doğurganlığın sembolü olarak görüldü. Muska
gibi korunması istenen şeylerin üzerine çizildi. Bu
sembol Batı tıbbına Galen ile girdi. Tıp tahsilinin bir
kısmını Mısır’da (İskenderiye) tamamlayan Galen (M.S.
130-200), hastalarını etkilemede Horus’un gözü
sembolünden de yararlandı.
Galen’i izleyen hekimler, zamanla bu sembolün
anlamını bilmeden daha sade şekillerle ifade etmeye
çalışırlarken zaten R harfine benzeyen Horus’un gözü,
tümüyle R şeklini almıştır. Ortaçağda eczacılığın ayrı bir
dal olarak ortaya çıkışı ile R’ye yeni bir anlam
yüklenmiş, Latince ‘alınız’ anlamına geler ‘recip’
sözcüğünün ilk harfi olan R, bu aşinalıkla öne
çıkarılmıştır. Avrupa’da tıp dilinde Fransızca öne
çıktıktan sonra, aynı anlama gelen ‘recipez’
sözcüğünün ilk iki harfi Rp kullanılır olmuştu.
Teb'de bir mezardan göz sembolü
MISIR
Hekim IMHOTEP
M.Ö.~ 2700
Dehasından ötürü sonraki Mısır
nesilleri tarafından
tanrısallaştırılmıştır
↓
SAĞLIK TANRISI
Mısır tıbbında, Mezopotamya tıbbında olduğu gibi büyüsel-dini ve ampirik-rasyonel
unsurlar içiçeydi.
Mısır tıbbında tedavi edenler yelpazesinde hekimler, rahipler ve büyücüler yer alıyordu.
Mezopotamya tıbbından farklı olarak, “uzman hekim”ler vardı.
“Karın
hekimi”, “göz hekimi”, “diş hekimi” gibi.
Mısır bronz cerrahi aletleri. 3000 yıl sonra fonksiyon aynı kaldı, sadece formları inceldi
MISIR
Yunanlı Tarihçi Heredot (M.Ö. 484-425)
“… Mısır’da tıp çalışanları o
şekilde bölünmüşlerdir ki her
biri bir hastalığın
iyileştiricisidir ve tüm ülke
kimi diş, kimi göz, kimi de
gizli hastalıklar üzerinde
ihtisaslaşmış doktorlarla
doludur…”
Kom Ombo Tapınağı: cerrahi aletleri gösteren rölyef,
sağda kullanımları ile ilgili açıklamalar
Poliomyelit sekeli, tipik deforme felçli
bacak
Mısırlılar 3 yazı tipi geliştirmişlerdi:
Bulunan yazılı metinler (papirüsler), bulanların
adları ile anılmaktadır. Bazıları:
-Hiyeroglif (Yunanca: kutsal işaretler):
Tapınaklarda taşlara kazınan resimli yazı.
Ebers Papirüsü: Türünün en uzunudur. 870
reçete içerir. Reçetelerin dizilişi düzensizdir.
-Hiyeratik: Resimsiz yazı. Dini metinler
papirüsler üzerine bu yazı ile yazılırdı. Bir
düzineden fazlasına ulaşılabilen, Orta ve Yeni
Krallık devirlerine ait oldukları belirlenen, Eski
Krallık’taki yaklaşım hakkında da fikir veren
papirüsler bu yazı ile yazılmıştı.
Kahun Papirüsü: Jinekolojiyi konu alan
papirüs.
-Demotik (Yunanca=Halk yazısı): Gündelik
yazılar için kullanıldı.
Ancak bütün yazı türleri sadece, rahiplerin de
içinde yer aldığı eğitimli tabaka içindi.
Bu papirüslerde reçetelerin başlıkları,
semptomlar, tanı, tedavi türleri ile ilgili
açıklamalar, bir tıbbi terminolojinin
varlığını ortaya koymaktadır. Yaralar,
yanıklar, pratik bir şekilde tedavi
edilirken, iç hastalıkları (örn. başağrısı)
cinlere atfediliyor ve büyü yoluyla tedavi
edilmeye çalışılıyordu. Kalp, mide, barsak
ile ilgili hastalıklarda kombine tedavi
uygulanıyordu.
MISIR
Papyrus Ebers
Edwin-Smith Papirüsü:
Cerrahi konulu papirüs.
Mezopotamya usulü,
hastalıklar baştan ayağa ele
alınmıştı.Muhtemelen br
parça olan bu papirüs,
thorax’da sona ermekteydi.
Yaraların tedavisi, kemiklerin
düzeltilmesi, dikmek ve
şinelemek ön plandaydı.
Bıçakla ameliyat etmekten
söz edilmiyordu.
Edwin Smith Papyrus
“Bu hastalığı tedavi edebilirim…”,
„Bu hastalıkla mücadele edebilirim“
„Bu, tedavi edemeyeceğim bir hastalıktır…“
Mısırca whdw ve st.t → çürümüş maddeler...
Vücutta sindirilemeyen gıdanın zararlı çürümüş maddelere dönüştüğü fikri, hastalıkları
açıklamalarında önemli bir yer tutuyordu. Bu, müshil kullanımına oldukça önem vermelerine
yolaçmıştı.
Mısır tıbbında büyüye dayalı tedaviler yanında sargılar, masajlar, içecekler, fitiller, müshiller,
inhalasyon ve tütsüler kullanıldı. İlaçlar, bitkisel, hayvani, madeni kökenliydi. Cerrahi uygulamalarda
bulunan hekimlerin bıçakları, eğeleri, pensleri, cam kapları vardı. Mumyalama hekimlerin işi değildi.
Kalbi, vücudun merkezi olarak gördüler. Hekimler, vücudu muayene ederken nabızı da
farketmekteydiler. Fakat kan dolaşımından söz edilmiyordu. Eklem rahatsızlıklarını, tümörleri,
gebeliğin seyrini, çeşitli iç hastalıklarını tarif ettiler.Drogları, bira ya da bala karıştırarak içirdiler. Göz
damlası için, bir tüyün boru kısmından yararlandılar. Oyuk dişleri çeşitli maddelerle doldurdular.
Nil sularında bolca bulunan oxyure vermicularis, ascaris lumbricoide, tenia saginata, botriocephalus
latus, ankylostoma, bilharzia gibi parazitlerin hastalığa neden olabileceklerini anlamışlardı.
Asalaklarla mücadele için sihirli formüller yanında bazı bitkilere, özellikle pürgatif etkide olanlara da
başvurmuşlardı.
İklim, kum fırtınaları, sinekler gibi nedenlerle Mısır’da göz hastalıkları çok görülürdü. EBERS
Papirüsü bugün konjoktivit, katarakt, göz yaşı ile seyreden iritis, kornea kalınlaşmaları gibi
hastalıkları çok iyi tarif etmiştir. Konjoktiviti önlemek için yeşil bakır taşından yapılmış merhemden,
antimonlu siyah renkli bir kollirden yararlandıkları bilinmektedir.
MISIR
Hijyene verilen önem
Milattan Önce “gebelikte
cinsiyet tayini”
“Doğacak çocuk kız mı, oğlan mı?” sorusunu
yanıtlamak için kadının idrarı arpa ve buğday
tohumu üzerine dökülürdü. Her ikisi yeşerirse
kadın mutlaka hamile idi. Hiç biri yeşermezse
kadının hamile olmadığı anlaşılırdı. Buğday
önce yeşerirse doğacak çocuk erkek, arpa
yeşerirse kızdı.
1927 yılında Selmar Aschheim ve Bernhard
Zondek, kadın idrarında gonadotrophin’in izole
edilmesinin gebelik belirtisi olduğunu
anlamaları, gebelik testi geliştirilmesini
sağladı. 1933’de Würzburg Farmakoloji
Enstitüsü’nde yapılan araştırma, Mısırlıların
uyguladığı ilkel testin hormon aktivitesine
dayalı olarak anlamlı olduğunu ortaya koydu.
Mısırlılar evlerinin ve giysilerinin temizliğine
(çamaşırları yıkama, tütsüleme), sistemik vücut
temizliğine (banyo, saçların kesilmesi, tırnak bakımı,
kremler, jimnastik), beslenme biçimlerine (yemek
kaplarının temizliği, etlerinkontrolü) büyük önem
verdiler. Geliştirdikleri kozmetik, hem vücut
bakımına, hem de hastalıkların önlenmesine katkıda
bulunuyordu. Kanalizasyon sistemi, gömme
ritüelleri, dini kurallarla düzenlenmiş yaşama
biçimleri, dev piramitleri kontrol altında tutan özel
hekimler, örnek teşkil edecek bir sistemin
parçalarıydı.
Yunanlı Diodoros (M.Ö.1.yy.) Mısırlı hekimlerin,
devlet görevi olarak ülkede oturan herkesi ücretsiz
muayene ve tedavi ettiklerini yazmış, tıp
uygulamalarının geleneksel karakterine işaret
etmişti: Hekim, kendisine öğretilenlere göre
davrandığı halde hastası ölürse cezalandırılmıyordu.
Ancak eski kurallar çiğnenmiş ve hasta
kaybedilmişse, ağır ceza söz konusu oluyordu.
Diodoros, Mısır’daki yaşama tarzını şöyle
tanımlamıştı: “Öyle düzenli ki, sanki kanunları
yasakoyucu yapmamış, maharetli bir hekim sağlık
MISIR
kuralları açısından düzenlemiş...”
ERKEN YÜKSEK KÜLTÜRLER
ESKİ HİNT UYGARLIĞI
Eski Hint kültürü iki açıdan dikkat çeker. Birincisi tıp sistemlerini günümüze dek korumuş olmaları, ikincisi
de Batıya etkileridir.
Hint tıbbının tarihi 2 büyük döneme ayrılır:
1-Veda periyodu: M.Ö. 2000M.Ö.800’ler
Veda, bilmek anlamı taşıyordu, kutsal bilgi anlamında
kullanılıyordu. Kutsal metinler, sanskritçe yazılmışlardı.
Dualar, büyü sözleri vb. dini metinlerden oluşan bu
eserlerde sağlıklı ve hasta insana ait açıklamalar yer
alıyordu. Hint felsefesine göre dünya madde değil, mana
açısından yorumlanabilirdi. “Brahman” dünya ruhunu,
“atman” bireyin ruhunu, “karma” insanın periyodik olarak
yeniden doğuşunu sembolize ediyordu.
Vedik tıp, çağdaşı kültürlere benziyordu. Dini, büyüsel,
ampirik açıklamalar yanyanaydı. Tanrılar doğrudan ya da
cinler aracılığıyla hastalıkları gönderiyor, bu cinlerin
kovulması gerekiyordu. Bunların yanısıra, tedavi
yöntemleri ve ilaçlar konusunda oldukça bilgi sahibi idiler.
Bir çok hastalığı tanımlamışlardı, bunlar arasında
günümüzde de Hindistan’da yaygın olan sıtma, tifüs,
kolera gibi salgınlar ön plandaydı. İnsanlar vedaların
satırlarını okuyarak iyi ve uzun bir yaşam, korkudan
arınmak, üreyebilmek, gebelik, erkek evlat, akıl
hastalıklarının iyileşmesi ve diğer dertlere çare arıyorlardı.
2-Brahmanik periyod: M.Ö. 800-M.S.
1000 Üç klasik tıp eseri önemliydi:
Caraka (M.S. 2. yy.),
Susruta (M.S. 4.yy.),
Vagbhata (M.S. 7.yy.).
Caraka’dan günümüze geleneksel Hint tıbbı “ayurveda”
(ayus=yaşam, veda=bilgi) adını alır.
Atharvaveda'dan bir sayfa (Tübingen Üniversitesi
kütüphanesi)
HİNT
Susruta’da (M.S.4.yy.) tıbbın üç
görevinden söz edilmiştir:
“Hastalıkları iyileştirmek, sağlığı korumak,
yaşamı uzatmak...”
HİNT
Bunun için, insanın doğası ve onun kosmos (evren) içindeki yerinin çok iyi bilinmesi gerekiyordu. Klasik Hint
düşüncesinde insan bedeni, ruhun eviydi ve fiziksel durum, ruhun durumu ile yakından ilişkiliydi. Beden ve ruh,
doğanın ve evrenin yasalarına bağlıydı ve onun yapısını yansıtıyordu. Böylelikle bu kültürde, doğa ve insanı bir
bütün olarak görme anlayışı başlamış oldu.
Mikrokozmoz(insan)-makrokozmoz(evren)
anlayışı, yani insanın evrenin bir minyatürü olduğu görüşü başka kültürlerde, Yunan kültüründe de karşımıza
çıkacaktır.
Hintlilerin anlayışında her şey (insan vücudu da) şu 5 elementten meydana gelmişti:
Ateş
Su
Toprak
Hava
Eter
Vücutta ayrıca vata, pitta ve kapha adlarında dengeyi sağlayan üç element vardı. Dengenin bozulmasının hastalığa
yol açtığı düşünülürdü. Bu üç unsurun dengede kalabilmesi için, yaşamı düzenleyen kurallar da getirilmişti.
HİNT
Rhinoplasti
(Bardeleben A., Lehrbuch der Chirurgie und Operationslehre,
Bd. 1,3. Aufl., Berlin 1860)
5 duyuyu da devrede tutan tanı yöntemleri geliştirilmişti. İnspeksiyon, palpasyon, oskültasyon yöntemi tarif
edilmiştir. Nabız ve idrar muayenesi oldukça geliştirilmiştir. İdrarda bal tadından söz edilerek, diyabeti
anlamada ilk adım atılmıştır. Susruta, 1 120 hastalık tarif eder. Bunların sadece 66’sı ağız boşluğuna aittir.
Yaşam kurallarıyla hastalıkları önleme...Hijyenik/profilaktik önlemler...
Yaşama biçimini düzenleme yoluyla hastalıkları önleme, bu kültürde üreyen bir fikir olmuştur. Kanun kitabı MANU,
hergün yıkanmayı, vücudunu kremlemeyi, dişlerin iki kez yıkanmasını, bazı beslenme biçimlerine uyulmasını
öngörüyordu. Salgın zamanlarında temiz olmayan gıda ve su kullanımı, başkalarının giysilerini giyme özellikle
yasaklanmıştı.
Tüberkülozlular, epileptiklerle evlilik de yasaktı!
İlaçla tedavi, yüzlerce ilacı kapsıyordu. Bunlar içerisinde birçok zehir ve antidotlarının tanımlandığı görülmektedir.
Bunların yanında diyet, kan alımı, banyolar, inhalasyonlar vardı. İlaçların alımı tozdan, vajinaya enjeksiyona kadar
çeşitli şekillerdeydi.
Hint uygarlığında çiçek aşısının çok eski zamanlardan itibaren bilindiği, bu uygulamanın Çin’e, Kafkasya
üzerinden de Türkiye’ye yansıdığı bilinmektedir (1717’de İngiliz Elçisi’nin eşi Lady Mary Montegu’nun tanıtımı,
Osmanlı Devleti’nde hekimlik yapmış Emanuel Timonius’un 1914 yılındaki yayını ile bu uygulama Batının da
dikkatini çekecekti!)
İlk hekim jürisi:
Hint uygarlığında M.Ö.200-M.S. 200 yılları arasında yürürlükte olan Manu ve Zoroastre Kanunları, tıpla ilgili
hükümler de içeriyordu. Bu kanunlar, mesleğini kötüye kullanan hekimleri para cezasına çarptırıyor, yetersizliği
belirlenip meslekten men edildiği halde mesleğini uygulamaya kalkanların parçalanarak öldürülmelerini
emrediyordu. Hastanın gördüğü zarardan hekimin mesul olup olmadığını saptamak üzere bir hekimler kurulunun
değerlendirmesine başvuruluyordu. Jüri, kötü niyet ve dikkatsizliği suç kabul ediyordu.
HİNT
ERKEN YÜKSEK KÜLTÜRLER
ÇİN
Binlerce yıl, dış kültürlere kapalı yaşamış dünyanın bu en kalabalık ülkesinde, eski tıbbi gelenekler korunmuştur. Akupuntur,
moksibasyon, ginseng adlı bitki günümüz tıbbında da ilgi görmektedir.
Çin felsefesi, doğada ve insan bünyesinde birbirine zıt iki prensibin daima yanyana olduğunu ve birbirini etkilediğini kabul
ediyordu. Erkek unsur YANG, göğü, ışığı, kuvveti, sıcağı, serti, kuruyu, kadın unsur YİN, ayı, toprağı, zaafı, nemi, soğuğu
sembolize ediyordu. Bu iki unsurun dengesi, evrenin düzenini ve sağlığı varederdi. Evrenin ulu ruhu TAO, kendisini bu iki
unsurla hissettirirdi. Hiçbir şey sadece Yang’dan ya da Yin’den oluşamazdı.
Çinliler, evrenin 5 temel unsurdan oluştuğuna inandılar:
-Tahta
-Ateş
-Su
-Toprak
-Maden.
İnsan vücudunda da
5 ana organ:
5 tali organ:
Kalın barsak, ince barsak, mide, mesane, üretra bulunur. Bu organların bağlı oldukları unsurlara göre
Karaciğer, kalp, akciğer, dalaklar, böbrekler
birbirleri ile iyi ya da kötü geçindikleri düşünülürdü. Örneğin, suya bağlı olan böbreğin, ateşe bağlı olan kalbin düşmanı
olduğu düşünülürdü.
Nabız muayenesine büyük bir önem verdiler. 200 çeşit nabız ayırdettiler, bunların 30’a yakınının
ölümü haber verdiğine kanaat getirdiler. Kullandıkları ilaçları da erkek ve dişi karakterli olmak üzere
ikiye ayırdılar. Yang türü droglar, uyarıcı, eritici, balgam söktürücü idi. Bu devaları, vücudun üst
kısmının tedavisinde kullanırlardı. Yin karakterli droglar büzen (astringent), müshil (pürgatif), kana
etkili acı ilaçlardı. Bu ilaçları da bedenin alt kısmından şikayetlerde kullanıyorlardı.
Hekim parmak ucunda nabız alıyor. Hastanın dirseği
küçük kırmızı bir yastık üzerinde. Kırmızı mutluluk rengi.
1980 yılından bir fotoğraf.Shenyang'da bir
hastane
ÇİN
Yang-Yin kuramı, iki tedavi tekniğinin geliştirilmesine yol açtı.
Bunlar:
1-MOKSİBASYON: Deri üzerine kuvvetli bir yakı
uygulanır. Lokal etki değil, uzağa tesir hedeflenir. Bunun için
uygulama yerini seçimi önemlidir.
2-AKUPUNKTUR (Santral sinir sistemindeki çok sayıdaki
sistemin çalışmalarının değişimine yol açan multipl afferent
yolları aktive eden metod): Vücut üzerinde belirlenmiş yaklaşık
700 noktaya çeşitli boyda metal iğneler (altın iğneler Yang,
gümüş iğneler Yin’e yöneliktir) batırarak (günümüzde bu
noktalara düşük elektrik verme ya da lazer uygulama yoluyla
da etki etmeye çalışılmaktadır) vücudun bozulmuş olan yangyin dengesini sağlama. Hayat enerjisi (Tchi=Qi) vücut içindeki
kanallarda akar. Hayat enerjisindeki düzensizlik hastalığa yol
açtığında, belirlenmiş bu noktalar üzerinden yaşam enerjisi
dengeye getirilmeye çalışılır.
1893 yılında İngiliz nöroloğu Dr.Henry Head, hasta organdan uzak yerlerde
ağrı olabileceği (Head Zonen) ve bu bölgelerin ısıtılması ya da masajı ile
ağrının geçebildiğini göstermesi, moksibasyon ve akupunkturun etki
mekanizmasının anlaşılmasının yolunu açmıştı. Geçmişi M.Ö.2000’lere
uzanan bu tedavi yönteminden Batının ancak 17. yy.’da haberi oldu.
Günümüzde geniş ilgi gören akupunktur, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
tarafından bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmektedir.
Çinliler, tedavide signatür (işaret) teorisinin
etkisinde davrandılar. Örneğin kırmızı çiçekli bitkilerin kanamayı
durdurduğu gibi...
ÇİN
ÇİN
MOKSİBASYON
Deri üzerine kuvvetli bir yakı uygulanır. Lokal etki değil, uzağa tesir hedeflenir. Bunun için
uygulama yerini seçimi önemlidir.
ERKEN YÜKSEK KÜLTÜRLER
ANTİK YUNAN
1-Mitolojik Dönem: M.Ö. 15. yy.’an M.Ö. 6. yy.’a:Antik Yunan tıbbı
ile ilgili en eski edebi kaynak M.Ö. 8. yy.’da yazılmış, Homer’in İlyada
ve Odesa’sıdır. Savaşı anlatan İlyada’da yaralananlara hekimlerin
(yunanca=iatroi)
müdahalesi,
kanın
dindirilmesi,
yaranın
iyileştirilmesini içeren harp cerrahisi uyguladıkları üzerinde
durulmuştur. Hekimler, bu müdahalelerdeki yararlılıkları nedeniyle
övülmüştür. Hekimler savaş yaralanmalarına müdahale ediyorlardı ama,
kendiliğinden meydana gelen hastalıkların Tanrı’nın gazabı olduğuna
inanılıyor, bunun için hekimden yardım istenmiyordu.
ASKLEPİOS KÜLTÜ: Ancak antik çağın en önemli sağlık tanrısı
Apollon değil Asklepios’du. Homeros’un İlyada’sında Asklepios toprak
sahibi, maharetli hekim ve kendisi gibi kusursuz hekim olan Podalir ve
Machaon’un babası olarak anılır. Oluşan mitolojiye göre Asklepios,
Apollon ile bir ölümlü olan Koronis’in oğluydu. Koronis, babası
tarafından başka biriyle evlendirilince, Apollon’un kızkardeşi Artemis
tarafından öldürülmüştü. Apollon, doğmamış oğlu Asklepion’u
Coronis’in karnını yarıp çıkarmış, yetiştirmesi için şifaya kavuşturma
sanatını iyi bilen insan başlı, hayvan gövdeli Chiron’a teslim etmişti.
Asklepios, tedavide ölüleri diriltecek kadar başarı kazanınca Tanrıların
gazabını üzerine çeker. Zeus’un üzerine gönderdiği bir şimşekle
yaşamına son verilen Asklepios, daha sonra Tanrıların arasına kabul
edilir.
Asklepios. Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi
HİPOKRAT ÖNCESİ
MİTOLOJİK TIP
İNSANLAR ÇOK ESKİ ZAMANLARDA
HASTALIKLARA KARŞI NE YAPACAKLARINI
BİLMİYORLARDI
Tapınak uykusundan şifa aranıyordu.
Hekim, bileşiminin ne olduğunu kendisinin de bilmediği
sıvılar veriyordu hastaya içmesi için.
Dua ediliyordu.
Tanrıların gönlünü almak için hayvanlar kurban
ediliyordu...
ASKLEPIOS KÜLTÜ
lat.cultus, fr.culte.
tapınma, Tanrı'ya, ilahi bir varlığa yahut Tanrı
sevgisine mazhar olmuş kişilere gösterilen
saygı.
Apollon Teselya kralı Phlegyas'ın kızı Koronis'e
aşık olur, kız Apollon'dan hamile kalır. Ancak bir
süre sonra Arkadya'dan gelen bir adamla daha
sevişir. Bu olayı izleyen bir kuzgun yada karga
durumu Apollon'a bildirir. Çok kızan Apollon onu
diri diri yanmakla cezalandırır. Koronis tam ömek
üzereyken Apollon onun karnındaki çocuğu
kurtarır ve büyütmesi için Centaur Kherion'a
verir. Kherion, doğanın içinde büyüyüp onun
sırlarına ermiş bir yaratıktır. Asklepios onun
yanında usta bir hekim olarak yetişir, hekimliğin
bütün sırlarını öğrenir, hatta ölüleri diriltebilicek
kadar ustalaşır. Ancak Zeus doğal düzeni bozan
ve kendi gücünü aşan Asklepios'dan çekinmeye
başlar ve onu yıldırımlarıyla öldürür. Apollon da
bu olayı cezasız bırakmaz ve Zeus'a yıldırımı
bağışlayan Kykloplar'ı öldürür. Asklepios'un
cansız bedenini de gökyüzüne yıldızların arasına
yerleştirir…
Apollon’un oğlu Asklepios'un yılanlı
asası,
hekimliğin simgesi ve tıp
sembolüdür…
ASKLEPİOS
ve
ona tıbbı
öğreten
İnsan başlı
at gövdeli
CENTAUR
CHİRON
ASKLEPİOS
Yunan Mitolojisi'nde
Tıp ve Sağlık Tanrısı
Asklepios daima elinde
asasıyla dolaşırmış. Bu asa,
hekim, hastalarına
giderken ona destek olur;
asasına yaslanan hekim
ondan güç alır;
yorulmadan hastadan
hastaya koşarak şifa
dağıtırmış.
Asklepios'un yılanlı asası
hekimliğin simgesidir ve tıp
sembolüdür.
Yunan Mitolojisi'nde tıbbın ve
sağlığın tanrısı
Asklepios tıp, cerrahi,
bitkilerle tedavi biliyor, hatta
ölümsüzlüğü
sağlayabiliyordu.
Yılanlı sopa, hekim sembolü,
zehirini kaba boşaltan yılan,
eczacılarca sembol kabul
edildi.
Berlin Müzesi’nde Bergama’dan
alınmış Asklepios Heykeli
ASKLEPIOS’UN KIZI HYGIEA
Hijyen ve Salgın Hastalıklardan Korunmanın Sembolü
ASKLEPİONLAR:
Asklepios kültünün M.Ö. 5. yy.’dan itibaren Yunan yarımadası ve civarında etkili olduğu görülür.
Geç Antik döneme kadar Akdenizde onun adına yapılmış, tedaviler yürütülen mabedler oluşturulur (Asklepionlar). Asklepionlar,
havası ve suyu temiz, iklimi uygun yerlere inşa edildiler. İçlerinde bir tapınak, şifa arayanların uykuya yattıkları bir salon, kutsal
bir kaynak ve banyolar bulunuyordu. Büyük inşa edilmiş, hastaların daha uzun süre kalabildikleri Asklepionlarda (Bergama,
Mora Asklepionları) tiyatro, kütüphane vb. düzenlemeler de bulunuyordu.
Askülapın resimlerinde, elinde asa bulunduğu görülür. Bu asaya, zehirsiz yılanların tutunduğu da sık rastlanan bir görünümdür.
Bu heykelde köpeğe rastlanması, doğu etkisine (Mezopotamya kültüründen etkilenme) bağlanmıştır.
İngiliz Mısır tarihi araştırmacısı W. Emery’e göre Asklepios, tarih sahnesinde çok daha önce yer almış ve çok etkili olmuş Mısır
Sağlık Tanrısı İmhotep’in Yunan kültüründeki karşılığıydı.
İNKUBASYON:
Asklepionlarda uykuya yatan hastaların, rüyalarında Asklepios’u göreceklerine, onun elini dokundurması
ya da operasyon uygulamasıyla kendilerini iyileştireceğine inanırlardı. Daha sonra rüyaların tapınakta çalışanlara ya da
hekimlere anlatılması, onların rüyaları yorumlayarak tedaviye karar vermeleri gelenekleşmişti.
Kos adasındaki
asklepion.
(P.Schazmann'ın
çizimi)
ANTİK YUNAN
ASKLEPIONLAR
Asklepios inkubasyon gecesinde şifa veriyor. Solda hastanın yakınları, en
sağda Asklepios’un kızı Hygieia (Atina, Piraeus Müzesi)
Kilden adak armağanlar
ANTİK ÇAĞIN DOĞA FİLOZOFLARI…
MİSTİSİZMDEN SIYRILMA,
GERÇEKLERİ ANLAMAYA
ÇALIŞMA…
ANTİK ÇAĞDA BİLGİNLER DÜNYAYI,
HEKİMLER HASTALARINI GÖZLEMLEDİLER
Bulguları speküle etmediler, gerçekçi olarak ele
aldılar...
Nasıl görünüyor?
Canını yakan ne?..
Doğa filozofları ve Hippokrat Dönemi (M.Ö. 6.
yy. ve sonrası):
ANTİK ÇAĞIN DOĞA FİLOZOFLARI:
Asklepionlarda sağaltım sanatı geliştirilirken, buna paralel
olarak doğa felsefesi de gelişmekteydi. Büyük kısmı batı
Anadolu’daki İyonya’dan çıkan doğa filozofları, özgür ve
sistemli bir şekilde nesnelerin neden oluştukları üzerinde
düşünüyorlardı. İlk doğa filozofu (M.Ö. 6.yy.’ın ilk yarısı)
Miletli Thales’e göre su, her şeyin temeliydi. Miletli
Anaximenes (M.Ö. 6. yy.’ın ikinci yarısı) her şeyin
esasının
hava
olduğunu
savunuyordu.
Samoslu
Pythagoras (M.Ö. 570/560- M.Ö.480), sayıların çok
önemli olduğunu öne sürmüştü. Demokrit (M.Ö. 460M.Ö.360), her şeyin artık parçalanamayacak en küçük
elementten yapıldığını ileri sürmekle atom fikrini ortaya
atmıştı. Krotonlu Alkmaion (M.Ö.570-M.Ö.500), sağlığın
vücudun iç kuvvetlerinin dengesi, hastalık bu kuvvetlerden
birinin
tek
başına
hükmetmesi
anlamı
taşıdığı
düşüncesindeydi. Bir diğer doğa filozofu Empedokles
(M.Ö.
490-M.Ö.430),
dört
element
belirlemiş
(ateş,su,hava,toprak), her şeyin onlardan oluştuğunu iddia
etmişti. Bu elementler fikri, dönemin hekimlerini etkileyecek,
bundan “4 Sıvı Teorisi” türetilecekti.
Demokrit
(MÖ. 560-480)
ANTİK YUNAN
Hipokrat'ın büyük bir hekim olarak etkinlik gösterdiği
dönem, ünlü Grek hükümdarı Pericles'in (M.Ö.499-429)
iktidar dönemine rastlar. M.Ö. 5. yy. ve civarında Yunan
Uygarlığında felsefe, bilim ve sanatta Socrates,
Sophocles Euripides, Pheidias, Heredot, Strabon,
Platon ve Aristo gibi insanlık tarihinin ünlü isimleri
düşünce ürünleri ortaya koyuyorlardı…
CORPUS HIPPOCRATICUM
100’den fazla kitap
1839-1861 arasında Fransız hekim ve tıp tarihçisi E.
Littree(1801-1881) tarafından Fransızcaya çevirilerek
‘Oeuvres Completes d’Hyppocrate’
adı ile yayınlanmıştır.
ANTİK YUNAN
CORPUS HIPPOCRATICUM’DA YAZAR ADI YOK...
Bu külliyatda (TOPLU ESERLER) 60 monografi (BİR KONUDA YAZILMIŞ ESER)
toplanmıştır.
Tümü Hippokrat’a ait değildir ama , onun ve öğrencilerinin öğrettiklerini
içermektedir.
Hippokrat Yemini- Hastalıklar Hakkında- Prognozlar- Salgınlar- Kutsal hastalık
(Epilepsi)-İnsanın Doğası Hakkında- Aforizmalar- Kadın Hastalıkları HakkındaÇevre Hakkında- kemik Kırıkları- Hekim- Yasa- Hekimlik Sanatı- RüzgarlarYaşam Biçiminin Düzenlenmesi- Eski Hekimlik Sanatı…
İçinde tümüyle Hippokrat’a ait olduğu kabul edilen yazılar da vardır:
Eski Tıp Hakkında
Salgınlar I ve III
Prognostikon
ANTİK YUNAN
Tıp eğitimini bitirmek üzereyken babası
öldü, annesi ile çok yoksul kaldılar ve
eğitimini tamamlayamadı.
1863-1877 yılları arasında 4 ciltlik
Dictionnaire de la langue française adlı
eserini tamamladı.
Corpus Hippocraticum’un Fransızcaya
çevirisine ömrünün 27 yılını verdi.
Émile Littré
(1801-1881)
Possibly genuine works of HippocratesOn Ancient Medicine
or Tradition in Medicine
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Prognostics
Aphorisms
Epidemics I and III
On Regimen in Acute Diseases
On Airs, Waters, and Places
On the Articulations or On Joints
On Fractures
On the Instruments of Reduction or Mochlicon
On Injuries of the Head
The Law or The Canon
The Physician's Establishment or Surgery
Works of the age or spirit of Hippocrates
Prorrhetics II
On Ulcers
The Art or The Science of Medicine
On Regimen
On Fistulae
On Dreams
On Hemorrhoids
On Affections
On the Sacred Disease
On Internal Affections
On Airs or Breaths or Of the Pneuma
On Diseases
On the Places in Man
On the Seventh Month's Foetus
On the Eighth Month's Foetus
On the Humors
Epidemics II, IV–VII
On the Use of Liquids
Gynecological works
On Semen or Generation or On Intercourse
On the Nature of the Child or Pregnancy
On the Diseases of Women
On Sterile Women or Barrenness
On the Diseases of Young Women or Girls
On Superfoetation
On the Nature of the Woman
EN ÇOK ÜNLÜ AFORİZMASI VE YEMİNİ İLE TANIDINIZ…
ÖNCE ZARAR VERME!
PRIMUM NIL NOCERE!
“Hayat kısa, sanat uzundur.
Fırsat hemen kaçar, tecrübe aldatır,
karar vermek zordur!...”
Hippokrat’ın Aforizmalarından
Hipokrat'ın Kos'da bulunmuş heykeli. Tahminen MS. 1.yüzyıl
ANTİK YUNAN
Aforizmalar...
İlacın iyileştiremediğini bıçak iyileştirir,
Bıçağın iyileştiremediğini ateş iyileştirir,
Ateşin iyileştiremediği, şifasız demektir.
KOS
LARISS
A
Hipokrat, İslam
kaynaklarında BUKRAT
adıyla anılır
Cezayirli Hasan Paşa Çeşmesi Kitabesi
Cezayirli Hasan Pasa Camii'nin
bulundugu geniş alanda, Hipokrat
Çınarı'nin önünde Hasan Pasa tarafından
yaptırılmış çesme
kitabesinin transkripsiyonu şöyledir:
Akdı çesme, Bukrat'ı eyledi ihyâ
Gazi Hasan Paşa yesserâllahü mâyeşâ’
1200 (1785-86)
Çesme akınca Hipokrat‘ı ihya eyledi.
Allah Gazi Hasan Paşa'nin istediğini
kolaylaştırsın. 1200(1785)
The famous tree of Hippocrates in Cos
as it is demonstrated on a Greek stamp.
Hipokrat
öncesinde
hastalıkların
nedeni cinler
ya da
kızdırılmış
Tanrılardı…
Arın Namal İstanbul Tıp Fakültesi
HİPPOKRATİK TIP
TIP, TAPINAKLARDAN
ÇIKIYOR...
Hastalıkları doğaüstü güçlerle
açıklamaya çalışma yerine,
(Klinik gözleme dayalı tıp):
Hipokrat,
-vak’a öyküsü alma (anamnez),
-özenli muayene,
gözleme dayalı akıl yürütme ile
-gözlem,
tedavinin yolunu açtığı için “Tıbbın
-sınıflandırmaya önem verdi.
Babası” kabul edilen HİPPOKRAT
(M.Ö.460-M.Ö. 377) Kos Adası’nda
(İstanköy) doğdu.Soy kütüğü anne
Muayene metodları olarak:
-İnspeksiyon,
tarafından Herkules’e, baba
-Palpasyon,
tarafından Asklepios’a kadar
-Koklama,
ulaştırılmıştır.
-Succissio (bedeni çalkalayarak, hastanın
vücudundaki sıvıların sesini duyma)
ANTİK YUNAN
HIPPOKRATIZM
Aynı hastalık, farklı kişilerde farklı seyreder.
Her organizma kendine özgü tarzda reaksiyon gösterir! →
GÖZLEM!
Bir nezle bir kişiyi bir hafta hasta ederken, diğerini bir ay
hasta edebilir.
Her hastalık ve her hasta özel olarak ele alınmalıdır.
İnspeksiyon: Yüz
ifadesi? Tutumu?
Derisi? Saçları?
Tırnakları? İdrarı?
Dışkısı? Balgamı?
Burun akıntısı?
Palpasyon
Oskültasyon ve
Perküsyon
Karaciğer Palpasyonu
Macrocosmos
Microcosmos
Vücudun içinde kan, balgam, sarı safra,
kara safra bulunur. Bu vücudun doğasıdır.
Ağrı da, sağlık da ondan gelir.
Antik Yunan Tıbbında HUMORAL PATOLOJİ
“Dört Sıvı Teorisi” ve Karşıtıyla Tedavi
Vücudun içinde kan, balgam, sarı safra, kara safra
bulunur. Bu vücudun doğasıdır. Ağrı da, sağlık da ondan gelir.
Bu unsurlar arasında dengenin bozulması, hastalığı (diskrasia) meydana
getirir. Dengenin kurulması, sağlığı, iyileşmeyi (eukrasia) sağlar.
Unsurlar arasındaki dengesizlik hastalıklara yolaçtığından, KARŞITLA
TEDAVİ- CONTRARIA CONTRARIIS CURANTUR yaklaşımı ortaya
çıkmış, kan almak, şişe çekmek, lavman yapmak, terletici, kusturucu ve
idrar söktürücülerden yararlanmak, tedavi metodları olarak ortaya çıkmıştır.
HUMORAL PATOLOJİ olarak nitelenen bu teori Galen’in (M.S. 2.yy.)
eserlerinde de yer almış, İslam tıbbını (Ahlat-ı Erbaa / Dört Hılt adı ile
anılarak) ve 19. yy.’a kadar Avrupa tıbbını etkilemiştir.
ANTİK YUNAN
İNSANDA DENGESİZ SIVILAR
HUMORAL PATOLOJİ
TIBBİ DÜŞÜNCE İLK KEZ SİSTEMATİZE EDİLMİŞ
OLDU (TIPTA İLK TEORİ!)
Lat. Humor= Sıvı
İnsan vücudunda 4 temel sıvı/Humor vardır:
KAN- Sanguinikler (neşeli)
SARI SAFRA- Kolerik ( öfkeli, köpüren)
KARA SAFRA- Melankolik (içine kapalı)
BALGAM- Flegmatik (çok sakin)
ANTİK YUNAN
İçe kapanık
öfkeli
neşeli
Çok sakin
Father of Psychology?..
Soldan sağa: Sanguinik (Neşeli),
Melankolik,
Kolerik (Öfkeli),
b:Sanguinik, c:Melankolik, d:Kolerik, e:Flegmatik
Flegmatik (Çok sakin)
ANTİK YUNAN
“Sağaltım Sanatı” adlı kitabında
semptomları tarif ederek melancholia
(depression), mania, postpartum
depression, phobias, paranoia and
hysteria terimlerini kullandı.
Kan Alma
TERLETME KÜRLERİ
“Dört Sıvı Teorisi” ve Karşıtla Tedavi
Vücudun içinde kan, balgam, sarı safra, kara safra bulunur. Bu vücudun doğasıdır. Ağrı
da, sağlık da ondan gelir.
Bu unsurlar arasında dengenin bozulması, hastalığı (diskrasia) meydana getirir.
Dengenin kurulması, sağlığı, iyileşmeyi (eukrasia) sağlar.
Unsurlar arasındaki dengesizlik hastalıklara yolaçtığından,
KARŞITLA TEDAVİ-
CONTRARIA CONTRARIIS CURANTUR yaklaşımı ortaya çıkmış, kan
almak, şişe çekmek, lavman yapmak, terletici, kusturucu ve idrar söktürücülerden
yararlanmak, tedavi metodları olarak ortaya çıkmıştır.
HUMORAL PATOLOJİ olarak nitelenen bu teori Galen’in (M.S. 2.yy.) eserlerinde de yer
almış, İslam tıbbını (Ahlat-ı Erbaa
kadar Avrupa tıbbını etkilemiştir.
/ Dört Hılt adı ile anılarak) ve 19. yy.’a
ANTİK YUNAN
bedenin kendini iyileştirme gücü (physis)...
Hipokratik tıp, hastalığı lokalize etmeyip, bedenin bütününü hasta
kabul ediyordu. Bir başka deyişle hastalık, bedenin bütünündeki
bozulmanın ifadesiydi. Bu anlayışla daha çok hastalık gözleniyor,
bedenin kendini iyileştirme gücünü (physis) ortaya koyması
önemseniyor ve az ilaç kullanılıyordu. Hastanın yaşama biçimini
düzenlemesi üzerinde de duruluyordu.
KUVVETSİZ İLAÇLAR DAHA DEĞERLİ BULUNUYORDU: Örneğin
kuvvetli müshil Hint yağı yerine, lahana lapası...
PERHİZ: Hippokratik tıpta perhizin yeri öncelikliydi. Perhiz yeterli
olmazsa ilaç, ilaç yeterli olmazsa cerrahi düşünülüyordu. Yulaf çorbası,
perhizlerde sıkça yer alırdı. Çok susamaya ballı su (hydromel), ağrıya
sirkeli su (oxymel) verilirdi.
HİPOKRAT’TAN BUGÜNÜN TIP TERMİNOLOJİSİNE
KATKI
Hippokrat’ın kullandığı terimlerin bir çoğu günümüz
tıbbında da kullanılmaktadır: Histeri, hidrosel, orşit,
paralizi, tonsillit, malarya, melankoli gibi...
Hipokrat hastalıkları epidemik, endemik, akit ve
kronik olarak ayırıyor ve tanıdan çok, tedavi ve
prognoz üzerinde duruyor, çevre koşulları ile
hastalıklar arasında ilişki olabileceği düşünülüyordu.
ANTİK YUNAN
Download