Prof. Dr. Ba rış Kork maz Otizm, si nir sis te mi nin int ra ute rin dö

advertisement
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri
Nörolog Olmayanlar İçin Nöroloji
Sempozyum Dizisi No: 42 • Ocak 2005; s. 199-208
Otizm
Prof. Dr. Barış Korkmaz
Otizm, sinir sisteminin intrauterin dönemde başlayan ama belirtileri erken
çocukluk çağında açığa çıkan gelişimsel bir bozukluğudur. Hafif ve atipik
şekilleri de hesaba katıldığında oldukça sıktır (150’de 1).
Otizm, temelde beyin gelişiminin çeşitli aşamalarında değişik bölgelerindeki olgunlaşmada gecikmeye ve bazı anormal gelişim özelliklerine bağlı olarak
başkasını ve kendini anlamanın zihinsel araçlarından değişik derecelerde yoksun olma ve bu durumla ilişkili olarak çeşitli sapkın davranışlar geliştirme ile
karakterlidir.
Otizm, başlıca 3 temel alanda sorunlarla karşımıza çıkar [APA, 1994]:
1. Toplumsal ilişkide ve bu ilişkinin karşılıklılığında bozukluk.
2. Sözel ve sözel-olmayan iletişimde ve oyun etkinliğinde bozukluk.
3. Kısıtlı ilgi ve etkinlik;tekrarlayıcı, stereotipik hareketler.
Otizm, yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB; İngilizcesi PDD; pervasive
developmental disorder) başlığı altında geniş bir şemsiyede toplanır [APA,
1994; WHO, 1988]. YGB ya da otizm yelpazesi (autistic spectrum) başlığı altında
temelde benzer, ama ayrıntıda birbirinden farklı otizmle ilgili değişik bozukluklar yer alır. Bunlar atipik otizm, Rett sendromu, Asperger sendromu ve
çocukluğun dezentegratif bozukluğu olarak bilinir.
TANI
En erken belirtiler, motor taklit alanında ve jestlerin gelişiminde kendini
gösterir. Otistik çocuklarda taklit yeteneği ve iletişime yönelik jestler (baş baş
veya bay bay) gelişmez [Minshew ve Rattan, 1992]. Karşılıklı dikkatin (“joint
199
• Barış Korkmaz
attention”) gelişmemesi oldukça güvenilir bir erken belirti olup, göz göze
gelindiğinde anlamlı bir iletişim kurulmamasını ifade eder. Ayrıca bebeğin
gereksinimlerini ifade etmek için değişik ağlamalar kullanmaması, nesnelerle
ilgilenmemesi, kucağa alınınca susmaması, kucağa alınmaya direnmesi şeklinde kendini gösterebilir. Otistik çocukların işaret parmağını istediği veya ilgi
çekmek istediği bir nesneye doğrudan yöneltmediği, bazen kabaca bir yön
belirtir gibi bir hareket yaptığı izlenir. Bir diğer bulgu ise ismiyle seslenince
hiç dönmemeleri veya “canı istediği zaman” dönüyor olmalarıdır [BaronCohen, 1995; Stone WL, 1994]. Erken tanı, özel eğitimin bir an önce başlatılması
açısından önemlidir, çünkü küçük çocuklar, öğrenme çağında büyük potansiyeller taşır ve eğitimin sonuçlarından daha fazla yarar görürler.
Tipik otizmin tanısı, klinisyenler açısından genel olarak sorun oluşturmaz.
Ancak küçük çocuklarda ve/veya hafif belirtilerle seyrettiğinde tanı zorluğu
oluşturmaktadır. Otistik çocuklar ağırdan çok hafife uzanan bir çizgi üzerinde
klinik tablo sergilemekte, tablonun ağırlığı çocukların zekâ düzeyleri ve dil
sorunlarının derecesi ile yakından ilgili olmaktadır. Otistik çocukların %7090’ı rötarde olup tüm hastaların %50’sinde zekâ, 50’nin altındadır [Davidovicz,
1996]. Otistiklerin %10’u bazı konularda, özellikle soyutlama yetisi gerektirmeyen ve belleğe dayalı becerilerde üstün özellikler gösterirler. Bunlara “savant”
adı verilir [Miller,1999]. Birçok yönden eksiklikleri ve özürleri olan bu otistikler, matematik , sanat, müzik, mekanik gibi alanlarda üstün yeteneklere sahip
olabilirler. Uçuş ve tren tarifeleri, kimyasal formüller, yıllar önce duyulan bir
şarkının tam olarak sözleri veya telefon rehberi gibi ham bellek gerektiren
veya uzak geçmişe yönelik bellek kapasitesi gerektiren görevlerde başarılıdırlar [Frith, 1991]. Otistiklerin %10-20’sinde hiperleksi görülür. Yani çok küçük
yaşta, örneğin 2-3 yaşlarında kendi kendilerine okumayı öğrenirler ancak okuduklarından anlam çıkaramazlar [Gillberg ve Coleman, 1992].
Otistik kişileri tanımlamak için kullanılan bir çok davranış özellikleri vardır ama genellikle hiçbir otistikte bu özelliklerin tümü bulunmaz ve sıklıkla
hepsi aynı anda görülmez, aynı kişide belirtiler zamanla değişkenlik gösterir.
Birbirinden farklı tabloların oluşmasına neden olan diğer bir faktör de otistik
bozukluğun en ağırdan en hafife giden pek çok formunun olmasıdır. Ayrıca
atipik formlarını küçük yaşlarda tanımak zordur. Güvenilir tanı koymak için
çocuğun birçok defa, belli aralıklarla, değişik ortamlarda ve birden fazla profesyonel tarafından görülmesi uygundur. Otistik belirtileri ağır olanlarda zekâ
geriliği belirgindir, epilepsi, saldırganlık, uyku sorunları gibi ek sorunlar daha
sıktır ve genellikle bu tip ağır otistiklerde otizme eşlik eden başka hastalıklar
200
Otizm •
da vardır. Ağır otistiklerde tüm belirtiler olanca şiddetiyle görülürken, hafif
otistikler zamanla konuşabilir, göz teması kurar ve normal eğitim alabilirler
[Waterhouse, 1994]. Belirtiler zamanla değişebilir; örneğin önce kendisine dokunulmasını istemez, sonra yavaş yavaş, bazen aniden bu durumu değişir. Bazı
aileler çocuklarının özellikle diğer çocuklarla ve yetişkinlerle ilişki kurmakta
zorluk çektiklerini belirtirler. Otizmi olan bazı çocuklar iletişim kurmayı
öğrendikçe ve etraflarındaki dünyayı algıladıkça nihai olarak başkalarıyla ilişkiler geliştirmeyi öğrenirler. Otistikler, gündelik yaşamlarındaki değişimlere
karşı çok direnç gösterebilirler. Nesnelere ve gündelik yaşamın rutin düzenine
bağımlılık otistik çocuğu olan aileler için çok zor olabilir, çünkü bu düzendeki
en küçük bir sapma bile çocuk için çok yaralayıcı olabilir ve öfke nöbetlerine
neden olur. Değişime itiraz, aynılık talebi ile birlikte olur .
Otizmin çok hafif formlarında tamamen normal bir gelişim ve hayat çizgisi
izleyen otistikler ileri yaşta kişilerarası ilişkide ima, mecaz ve mizahı kavramada sorunlar yaşarlar. Küçük yaştayken “hiç ilişki kurmaz” veya “insanlarla
az ilgili” olarak tanımlanırken, ilerleyen yaşla daha çok uygunsuz toplumsal
etkileşimleri dikkati çeker. Diğerleri ile ilgi, başarı, zevk paylaşımı, ilişkilerinde toplumsal ve duygusal karşılıklılık sınırlıdır. Otizme özgü olan, diğer
insanların fiziksel varlığına, diğerlerinin istek ve gereksinimlerine karşı bir tür
kayıtsızlıktır. Bu nedenle otizm bazılarına göre bir empati (eşduyum) bozukluğudur [Brothers, 1989].
Oyuncaklara pek ilgi göstermezler; buna karşın ev içindeki eşyalarla (örneğin mutfak eşyaları) ilgilenebilirler. Oyun oynayabilenlerde ise karşılıklı oyun
(yani alıp verme yahut bir topu tutup geri atma) gelişmez veya işlevsel, bir
hedefe yönelik oyun kuramazlar. Kendi başlarına oynarlar ve oyunları somut
ve tekrarlayıcı nitelikte olabilir [Bauer, 1995].
Otistik çocuklar bazı genel öğrenme sorunları sergilerler ve sıklıkla becerileri bir alanda iyi, başka bir alanda kötü ve oransızdır. Başarılı oldukları alanlarda bazen kötü, kötü olduğu alanlarda ise bazen iyidir; yani yeteneklerinde
gün içinde bile oynamalar görülebilir. Somut örnekleri daha iyi anlarlar. En iyi
görsel bir şekilde sunulan bilgiyi öğrenirler. Öğrendiklerini genellemek için
sürekli yönergeye gereksinim duyarlar [Volkmar et al, 1990].
Otistik çocukların kaba motor gelişimleri sıklıkla normaldir; zamanında
hatta bazen yaşından önce yürümeye başlarlar. Geç yürümeye başlayanların
(18 aydan sonra yürüyenlerin) nörolojik açıdan ayrıntılı tetkiki gerekebilir ve
bu çocuklarda otizm daha ağır seyredebilir. Otistik çocukların bir bölümü
201
• Barış Korkmaz
bazen yıllarca, bazen de geçici bir süre ayak parmak ucunda yürür. İdiyopatik
parmak ucunda yürümenin tam nedeni bilinmemektedir ama gelişimsel dil
bozuklukları, otizm ve diğer nöropsikiyatrik gelişim bozukluklarında sıkça
rastlanmaktadır [Accorda ve Whitman, 1989]. Otistiklerde solaklık oranı normallerde rastlanana oranla iki mislidir. Genellikle uzun yıllar hem sağ hem sol ellerini kullandıkları ve bunu yaparken belirli işler için belirli tercih yapmamaları
(müphem el dominansı) dikkati çeker. Yani kalemi bir gün sağ eliyle, başka
bir zaman sol eliyle tutabilir [Lewin et al, 1993]. El becerileri, genellikle kötüdür.
Makas tutma, kalem tutma sorunları olur. Öte yandan küçük nesneleri büyük
bir beceriyle döndürebilirler.
Otistik çocuklar sıklıkla geç konuşmaya başlarlar ve hekime başlıca başvuru nedeni bu olur. Otizmin ilk farkedilen belirtilerinden biri “çağrıldıklarında
dönmemeleri” olup önce sağır oldukları sanılır ve bu nedenle Kulak-BurunBoğaz uzmanına götürülürler. Otistiklerde bazen tam bir mutizm olabilir veya
zamanla dil gelişir ama özellikle konuşmanın semantik-pragmatik yanları ileri derecede bozulur. Zamanında konuşmaya başlayan bazı otistiklerde dilin
toplumsal iletişim değeri zayıf veya tuhaf kalır, bilgiçce bir konuşma dikkati
çeker. Bu olgular özellikle Asperger sendromu içinde değerlendirilir. Geç de
olsa konuşmaya başlayan otistiklerde tipik olarak konuşma başlatmama, bir
olay anlatmama veya karşılıklı konuşma yürütmeme görülür. Konuşmayı
belli bir amaca ve iletişime yönelik olarak sürdürme zorlukları tipiktir, bu
nedenle karşılıklı konuşma yürütmek olanaksız gibidir. Belli bir konu üzerinde konuşmayı sürdüremezler. Bazı otistiklerde ayinvari, tonlamalarla
giden bir konuşma olur. Konuşmada stereotipiler, perseverasyonlar görülür.
Öğrendikleri sözcükleri bir daha söylemeyebilirler ve hiç konuşmazken bir
gün aniden çok karmaşık bir sözü söyleyebilirler. Konuşmalarında bazen geçici bazen kalıcı gerilemeler olur, yeni sözcükler türetebilirler. Klişe tarzında
konuşmaları tipiktir. Bu nedenle reklam klişelerini çabuk kapabilirler. Bazen
anlamsız ve özel anlamlı sözcüklerle kendilerine özgü bir dil geliştirebilirler.
Bu çocuklar dil sorununu, sözel-olmayan iletişim yollarını kullanarak telafi
etmeye çalışmazlar. Zaten sözel-olmayan iletişimde, yani bir iletişim kurma
amacıyla göz göze gelmede, yüz ifadesi, duruş ve jestleri kullanma ve anlamada, konuşmaların duygusal ifadelerini ve ses tonunda değişmeleri kavramada
da ciddi zorlukları vardır [Lord ve Rutter, 1994].
Otistikler kendi kendilerine konuşabilirler. Konuşmaya başlayınca kendilerinden üçüncü kişi gibi söz ederler. Yani konuşmalarında 1. tekil şahıs kullanmaz, bunun yerine “sen” kullanırlar. Kendisinden “ben” yerine başkasıymış
202
Otizm •
gibi, ismiyle veya “sen” olarak söz ederler. Bazı sözcükleri veya cümlecikleri
kalıp halinde ısrarla tekrarlayabilirler. Bazen papağan gibi yanıtlar verirler
(ekolali) ve bu durum sebat eder. Ekolali varlığı iyi bir prognostik işaret olarak alınabilir. Bazen de gündüz duydukları konuşmaları gece yatağa yattıklarında aynen tekrarladıkları izlenir. Kompleks ve gecikmiş ekolali adı verilen
bu durumda otistik çocuğun aylar, hatta yıllar önce duyduğu sözleri aynı ses
tonu ve vurgulama ile tekrarladığı görülür. Küçük bir otistik çocukta ekolali,
hiç konuşmayan birine göre daha iyi bir belirti olarak ele alınabilir. Otistik
çocukların anlamaları konuşmalarına göre daha iyi olmakla birlikte karmaşık
emirleri anlamazlar. Yani anlama sorunları da vardır. Ayrıca dilbilgisi bozuklukları olabilir ve eklerden yoksun, bağlaç, zamir ve edatların kullanılmadığı
tümceler oluşturabilirler. Telaffuz kusurları olabilir veya olmayabilir. Konuşmada kullandıkları tonlama mekanik, inişli çıkışlı, şiddetinin ayarlanamadığı
veya duygudan yoksun olabilir. Konuşmanın tınısı, vurgusu, hızı, ritmi ve
entonasyonunda anormallikler mevcuttur. Çok yüksek ses veya fısıltıyla konuşabilirler [Minshew ve Rattan, 1992].
Bütün bu dil özellikleri, hastalığın ağırlığına ve içinde bulunduğu şartlara
göre değişen şekillerde otistik çocuğun kendini düzeltme, bir iletişim yolu
yaratma çabalarının sonucudur. Tüm otistiklerin yaklaşık yarısı 5 yaşına geldiklerinde bile işe yarar bir dil geliştiremez. Mamafih pek çok otistik işaret
dili, resim tahtaları, bilgisayarlar ve benzeri araçlarla iletişimlerini sağlarlar.
Otistik çocukların yaklaşık yarısında, konuşma anlamlı bir iletişim aracı olacak şekilde gelişmez. Ayrıca bir kısım otistik çocukta öğrenilen konuşma
aniden veya zaman içinde kaybolabilir. Tüm otistiklerin %20-30’u önce 5-10
sözcük öğrenip 12-30 ay arasında öğrendikleri dili unutabilir [Rapin, 1991]. Bu
durum otistik regresyon olarak biçimlenir. Orta derecede zekâsı olan otistikler
6-8 yaş arası cümlecikler kurabilir. Hafif otistikler ise 4-5 yaş civarında tümce
kurarlar; nadiren 10 yaş ve sonrası konuşanlar vardır [Gillberg ve Coleman,
1992].
OTİSTİK REGRESYON
Bu durum tamamen normal bir doğum ve gelişimi takiben 8 ay-2 yaş arası
çocuklarda bazen aniden, sıklıkla aylar içinde otistik belirtilerin ortaya çıkmasını ifade eder. Bazen ilk belirtisi çocuğun öğrendiği sözcükleri unutması veya
içe dönmeye başlaması şeklinde olur; bazen de hafif otistik belirtileri olan bir
çocukta sonradan ağırlaşma ve bozulma şeklinde görülür. Üç yaşından sonra
otistik belirtilerin açığa çıkması halinde dezentegratif psikoz tanısı konmakta-
203
• Barış Korkmaz
dır. Otistik gerileme bazen epilepsi nöbetleri ile ilişkilidir. Otistik tanısı alan
çocukların en az 1/3’ünde otistik regresyon görülür [Tuchman ve Rapin, 1997;
Kobayashi ve Murata,1998]. Yaygın gelişimsel bozukluk başlığı altında yer alan
çocukluk çağının dezentegratif psikozunda da (Heller demansı veya infantil demans) otistik bir regresyon söz konusudur. Bu tanıyı alan çocuklarda
doğumdan itibaren en az 2 yıl tamamen normal gelişim söz konusudur. Belirtiler 2-10 yaş arası gelişir. Otistik regresyonla ilişkisi tartışmalıdır. [Mouridsen
et al, 1998].
TANIDA SORUNLAR ve OTİZMİN AYIRICI TANISI
Otizmin erken tanısındaki başlıca sorunlardan biri otizme özgü belirtilerin
ancak çocuğun ileri yaşlarında açığa çıkması ve çok küçük çocuklara ait verilerin yetersiz olmasıdır. Bu nedenle kesin tanı için bazen çocuğun yeterince
büyümesi beklenir. Örneğin konuşmaya başlama yaşı (ilk anlamlı sözcükler)
ortalama 1-1.5 yaş civarıdır; bazen normal çocuklarda 2.5-3 yaşına kadar gecikme olabilmektedir. Bu nedenle bir çocuğun konuşup konuşmayacağından
emin olmak için bir süre beklenmesi gerekir. Toplumsal ilişkilerde bozukluklar biçiminde ortaya çıktığı için, otizm görece geç bir yaşta fark edilmektedir
Otistik bir çocukta ek özür olarak ayrıca işitme ve görme özrü olabileceği,
bedensel engelli birinde otizmin de varolabileceği unutulmamalıdır. Genelde
cana yakın ve toplumsal olarak tanınan Down sendromlu çocuklarda dahi
otizm görülebilir; ya da spastik engelli bir çocuk aynı zamanda otistik olabilir.
Otistik çocuğun davranışlarını sistematik olarak gözlemek, değerlendirmek ve aileye ayrıntılı sorular sorabilmek için standart bazı yöntemler de
geliştirilmiştir. Otizmin şiddetini belirlemede CARS (childhood autim rating
scale) adlı skaladan yararlanılabilir [Schopler et al, 1980].
ASPERGER SENDROMU
Otizmin özel ve bir hayli farklı özellikleri olan bir şeklidir. Asperger sendromunda tipik olarak otistik çocuklarda görülen toplumsal ilişki ve iletişim
sorunlarının yanısıra dar ilgi alanı görülür. Çok sınırlı bir konuda, örneğin
köpekbalıkları ve türleri konusunda aşırı bilgi sahibi olabilirler. Bu çocuklar
için “küçük profesör” deyimi de kullanılır. Otizmden ayırt edici bir özellik
olarak zamanında konuşmaya başlarlar ve tipik olarak aşırı bilgiçlik ve el
becerilerinde özel sorunlar görülür. Bu çocuklar normal veya üstün zekâya
204
Otizm •
sahiptirler. Duygularını hep akılcı ve kuru bir tarzda yorumlama içindedirler.
Jest, mimik ve vücut dilini kullanmada sorunları vardır [Frith, 1991].
AYIRICI TANI
Otizmin tanısı bazı durumlarda zorluk taşır. Örneğin ağır zekâ geriliği
sıklıkla otizmle örtüşür. Ağır dikkat kusuru küçük yaşlarda otizmden farksız
bir görünüm sunabilir. Doğuştan işitme engelli olan çocuklar otistik davranış
benzeri belirtiler sergileyebilir ve bunların erken tanısı ile sağaltımları daha
kolay ve başarılı olur. Doğuştan görme engelli bebeklerde de otizm benzeri
davranışlar görülebilir. Böyle bir bebek gözgöze gelmeyecek ve çevre ile
ilgilenmeyecektir. Ağır doğumsal görme özürü ile otizm arasındaki ilişkiler
halen incelenmektedir. Özellikle zekâsı düşük olup, doğuştan görme özürü
olanların çok daha belirgin otistik davranış özellikleri gösterdikleri saptanmıştır. Özellikle fototerapi gören bazı bebeklerde ve prematürelerde görülen
retinopatilerle otizmin birarada sık görüldüğüne dair bilgiler vardır. Otizm ve
kortikal görme özürü birarada olabilir [Dereci et al, 1994]. Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda otistik çocuklarda görülen tipik toplumsal ilişki sorunları görülmez ama özellikle semantik-pragmatik tipte gelişimsel dil bozukluğu
olan çocuklarda ayırıcı tanı zor olabilir. Sıklıkla otizme özgü olan bu dil bozukluğu otistik olmayan çocuklarda da görülür [Botting ve Conti-Ramsden, 1999].
Yüksek işlevli otistiklerde ayırıcı tanıda başka sorunlar vardır. Örneğin
toplumsal öğrenme bozukluğu (social-emotional learning disability/developmental learning disability of the right hemisphere) olan kişilerin az sayıda
arkadaşları vardır. Prozodi bozukluğu, mekan oriyentasyonunda bozukluk,
yüz tanımada sorun, aritmetik sorun ve sol-sağ ihmali görülür. Kimilerine
göre “non-verbal learning disability” ve semantik pragmatik tipte konuşma
bozukluğu da bu kategoride yer alır [Denckla, 1983]. Duygusal gelişiminde ve
öğrenmede sorunu olan çocuklarda benzer bazı belirtiler olabilir. Duygusal
sorunu olan çocuklar konuşmaya isteksiz olabilir, olumsuz bir tavır içinde olabilir veya bu çocuklarda seçici mutizm görülebilir. Öğrenme bozukluğu olan
çocuklarda geç konuşma olur ve daha sonra bu çocuklar konuşmanın gelişmiş
biçimlerini anlamayabilir ve ifade edemeyebilirler. Duygusal sorunları olan
veya istismara uğramış çocuklar insan ilişkilerinden kaçınabilirler. Öğrenme
sorunu olan çocuk ise arkadaşları tarafından yalıtılmış olabilir ya da kendi
kendisini yalıtır. Belirtileri hafif olan yüksek işlevli otistik çocuklar, okul öncesi çağında herhangi bir tanı almadan okul çağına geldiğinde sorunlar yaşayabilir ve yanlış olarak öğrenme bozukluğu tanısı alabilir. Bazı alanlarda çok
başarılı olurken bazılarında inanılmaz derecede başarısız olurlar. Örneğin
205
• Barış Korkmaz
matematikte, anlamsız sözcükleri ezberlemede ve öyküleri anımsamada çok
iyi olabilir; buna karşın okuduklarından derinlemesine bir anlam çıkarmaları
veya öğrendikleri bilgiyi uygulamaları zor olabilir. Kalem tutmayı öğrenme,
otistik çocuklar için genellikle ciddi bir sorun oluşturur.
ETİYOLOJİ
Otizmin genetik bir hastalık olduğu konusunda pek çok veri oluşmuştur
[Smalley and, Collins, 1996]. Bunlardan bir tanesi otizmin erkeklerde kızlara
oranla 3-4 kez daha sık görülmesidir. Ayrıca otistik çocuğun kardeşinin
otistik olma riski %3 olup bu, normal riske oranla 10-100 kez daha fazla risk
demektir. Monozigot (tek yumurta) ikizlerden biri otistik olduğu zaman, ötekisinin de otistik olma olasılığı -çalışmalara göre farklılık göstermekle birlikte,
-%36-91 arasındadır [Szatmari et al, 1998]. Otizmin genetik temeli üzerine olan
çalışmalar, çok-faktörlü çok-genli (multifactoriel polygenic) bir hastalık olduğunu düşündürtmektedir [Bolton et al, 1994]. Genetik bir bozukluğun ifadesi
olarak otizmin hemen her kromozomla ilişkisi gösterilmiştir, ancak otizme
tutarlı bir şekilde kesin olarak neden olduğu belirlenmiş tek bir gen henüz
saptanmamıştır. Otizmle ilişkili olduğu sanılan başlıca genler 15. kromozom,
13. kromozom, 6. kromozom ve 7. kromozom üstünde yer almaktadır [Gillberg,
1998]. Ancak tek başına bu genlerin etkili olmadığı, yani birden fazla genin
bazı çevresel faktörlerle bir araya gelmesi ile otizmin ortaya çıktığı düşünülmektedir. İnsan Genom Projesine göre, otizmden sorumlu en az 5 gen vardır
(hatta 10 gen bile olabilir) [Folstein et al, 1998].
Otizme ya da otistik belirtilere yol açan pek çok hastalık vardır [Udwin
ve Dennis, 1995; Minshew ve Rattan, 1992]. Bunları semptomatik otizm başlığı
altında toplamak olanaklıdır. Örneğin tuberoz skleroz (tipik hipopigmente
cilt lezyonları ve epilepsi ile seyreden bir hastalık), tüm otistik çocukların
%5-10’unda görülür. Tuberoz sklerozlu çocukların %44’ünde de otistik belirtiler mevcuttur [Smalley, 1998]. Frajil X hastalığında çocukların %12-21’i otistik
bulunmuştur. Otistiklerde frajil X hastalığının görülme olasılığı ise %4 civarındadır [Fisch, 1992] .
OTİZM ve EPİLEPSİ
Otistiklerde epilepsi görülme oranı % 4-32 (otistiklerin yaklaşık 1/3’ü) arasındadır [Deykin ve Macmahon, 1979a; Tuchman et al, 1991; Wong, 1993]. Otistik
çocuklarda bu nöbetlerin, en sık ilk 3 yaşta ve pubertede olmak üzere 18 yaşı-
206
Otizm •
na kadar, hastaların % 25-35’inde görüldüğü belirtilmiştir [Gillberg ve Steffenburg; 1987]. Otizmde epilepsi nöbetleri çok çeşitli olabilir ve gözden kaçabilir.
Örneğin anlık dalma nöbetlerini tanımak zor olabilir. Seyrek olmayarak bu
tip nöbetler eğitimcinin dikkatini çeker. Gözden kaçabilen epilepsi nöbetleri
otistik çocuğun gelişimi ve eğitimini bozabilir. Bu nedenle tanı ve sağaltımı
önem taşımaktadır.
OTİZMDE TETKİK
Otistik çocuklarda yapılan nörobiyolojik tetkikler sıklıkla bir sonuç vermez [Skjeldal et al, 1998]. Hiçbir laboratuvar yöntemiyle kesin otizm tanısı
konulamaz. Bu nedenle gerekli olmadıkça masraflı ve zaman alan tetkiklerden kaçınılması gerekir. Otizmde ayrıntılı genetik incelemelere yönelik olarak
tetkikler başlıca epilepsi kuşkusu, dalgalanan/epizodik tablo, ağır uyku ve
davranış sorunu, dismorfizm, ailede genetik hastalık öyküsü, geç yürüme
ve zekâ düşüklüğü gibi durumlarda yapılır. Otizmi taklit eden durumları
(örneğin sağırlık) ayırdetmek için, otizme eşlik edebilen başka tıbbi sorunları
belirlemek için (örneğin epilepsi nöbetleri) tetkikler yapılabilir. Yapılabilecek
tetkikler arasında kraniyel manyetik rezonans (MR), bazen (kalsifikasyondan
kuşkulanılıyorsa) kraniyel bilgisayarlı tomografi (BT), elektroensefalografi
(EEG), metabolik tetkikler (kan ve idrar tetkikleri), kromozom analizleri ve
nöropsikolojik testler yer alır. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), beyni
görüntüleyen en incelikli ve duyarlı yöntemlerden biri olmakla birlikte otistik
çocuklarda yapılabilmesi için genel anestezi gerektiğinden ve sıklıkla etiyolojik açıdan anlamlı sonuç vermediğinden beli durumlarda yapılır. Metabolik
hastalıklar içinde erken tanı ile sağaltımı olanaklı olan ve erken sağaltımı yapılamadığında otizme yol açan bir hastalık olarak fenilketonüri ve hipotiroidi
dikkati çeker. Çocuk doğar doğmaz yapılan testlerle bu sayrılığı tanımak ve
sağaltmak olanaklıdır.
Kromozom analizleri içinde karyotip analizi ve özellikle frajil X hastalığına yönelik tetkikler önemlidir. Bu hastalık saptandığında, ailede yer alan kız
çocuklarının kendi çocuklarına bu hastalığı genetik yoldan geçirme olasılığı
olduğu için genetik danışma gerekir. Ayırıcı tanıda yer alan Rett sendromu
için de MeCP2 genine bakılabilir. Epilepsi nöbetlerinden kuşkulanıldığı
zaman mutlaka EEG yapılır. Ayrıca uyku sorunu ve hırçınlık epizodu olan
çocuklarda da EEG yapılması uygundur. Odyometri, timpanometri, beyin
sapı uyandırılmış potansiyellerine yönelik incelemelerle de çocuğun işitmesi
207
• Barış Korkmaz
değerlendirilir. Bağışıklık sorunlarından ötürü otistik çocuklarda tekrarlayıcı
orta kulak yangıları sıktır ve bunların bazıları süregenleşir. Bu durum, çocuklar için önemli olabilecek işitme kayıplarına neden olabilir ve bu da ek bir özür
olarak konuşma ve dil sorununu ağırlaştırabilir. Bu nedenle Kulak-BurunBoğaz uzmanlarının ayrıntılı değerlendirmesi gerekebilir. Ayrıca çoğunluğu
hipermetropi (yakını görmede sorun) ve astigmatizm, strabismus olmak üzere
otistik çocukların yarısında kırma sorunları vardır [Gillberg ve Coleman, 1992].
Otistik çocuklarda ayrıntılı nöropsikolojik değerlendirmeler yapılmalıdır.
Odyolojik tetkikler hariç diğer bütün tetkikler konu ile ilgili bir çocuk nörologu veya çocuk psikiyatristi tarafından istenmelidir.
OTİZMDE DAVRANIŞ SORUNLARI
Birçok otistik çocukta davranış sorunları öne çıkar. Başlıca sorunlar arasında, aşırı hareketlililik, saldırganlık, kendine zarar verici davranışlar, uygunsuz
korkular, öfke nöbetleri, aşırı sinirlilik, inatçılık, tekrarlayıcı hareketler, tikler,
uyku ve yeme sorunları, cinsel taciz, mastürbasyon ve eşya, kişi veya eylemlere yönelik takıntılar yer alır.
OTİZMDE SAĞALTIM
Otizmin temel sorunlarına yönelik farmakolojik bir sağaltım söz konusu
değildir [Campbell et al, 1996]. Bu tip sağaltım biçimleri, davranış sorunlarına
yönelik olarak uygulanır. Otizm, yaşla belirtilerin yumuşadığı ve bazı belirtilerin ortadan kalktığı ve uyum yetilerinin giderek arttığı süregen bir hastalıktır.
Bu iyileşme yönü, son yıllarda geliştirilmiş davranışsal yöntemler ve çocuğun
özelliklerine göre şekillendirilmiş özel eğitimler aracılığıyla oldukça kuvvetlendirilmiştir. Bunlara ek olarak öğrenme ve konuşma sorunlarına yönelik
sağaltımlar uygulanır. Seçenek oluşturan sağaltımlar (kazein ve glutenden
fakir bir diyet uygulaması, sekretin, immunglobulin işitsel bütünleme terapisi, vitaminler vb) çoğu kez zaman ve para kaybettirici olup fazla bir yarar
sağlamaz.
Not: Bu yazı, yazarın İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi tarafından yayınlanan Pediatrik Davranış
Nörolojisi adlı kitabında yer alan “otizm” adlı bölümden kısaltılarak ve güncelleştirilerek hazırlanılmıştır.)
208
Download