çoklu primer tümörlü hastaların demografik, klinik, patolojik

advertisement
T.C.
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ
TIP FAKÜLTESİ
İÇ HASTALIKLARI
ANABİLİM DALI
Tez Yöneticisi
Prof. Dr. İrfan ÇİÇİN
ÇOKLU PRİMER TÜMÖRLÜ HASTALARIN
DEMOGRAFİK, KLİNİK, PATOLOJİK
ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE
PREVELANSININ SAPTANMASI
(Uzmanlık Tezi)
Dr.Ali GÖKYER
EDİRNE - 2016
TEŞEKKÜR
Eğitimim
deneyimimi
süresince
bilgi
arttırmamda
ve
yardımcı
olan,tezimin yöneticiliğini yapan ve bu
çalışmanın hazırlık süresince katkılarını
esirgemeyen değerli hocam Prof. Dr. İrfan
ÇİÇİN’ne
ve
Yrd.
Doç.
Dr.
Bülent
ERDOĞAN’a en içten teşekkürlerimi ve
saygılarımı sunarım.
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ VE AMAÇ................................................................................................................ 1
GENEL BİLGİLER............................................................................................................ 3
KANSER EPİDEMİYOLOJİSİ ....................................................................................... 3
KANSER NEDENLERİ.................................................................................................... 5
KANSER GENETİĞİ ....................................................................................................... 9
ÇOKLU KANSERLER .................................................................................................. 11
AİLESEL KANSER SENDROMLARI ......................................................................... 12
TARAMA VE ÖNLEME ................................................................................................ 15
GEREÇ VE YÖNTEMLER .......................................................................................... 16
BULGULAR ........................................................................................................................ 18
TARTIŞMA ......................................................................................................................... 38
SONUÇLAR ........................................................................................................................ 43
ÖZET ..................................................................................................................................... 45
SUMMARY ......................................................................................................................... 47
KAYNAKLAR.................................................................................................................... 49
EKLER
KISALTMALAR
BRCA1
: “Breast cancer 1”
BRCA2
: “Breast cancer 2”
HER-2
: “human epidermal growt factor receptor 2”
TNM
: “Tümör nod metastaz”
ECOG
: “Eastern Cooperative Oncology Group”
BCR
: “Breakpoint cluster region”
MEN-1
: “Multipl Endocrin neoplasia-1”
AML
: “Acut myeloid leukemia”
MDS
: “Myelodisplastic syndrom”
WHO
: “Dünya Sağlık Örgütü”
β-HCG
: “Human Chorionic Gonadotropin Beta”
PTEN
: “Phosphatase and Tension Homolog”
FAP
: “Familyal adenomatöz polipozis”
MMR
: “Missmatch repair”
HNPCC : “Herediter non-polipozis kolorektal kanser”
EGRF
: “Epidermal growt factor receptor”
ALK
: “Anaplastik lösemi kinaz”
GİRİŞ VE AMAÇ
Çoklu primer tümörler, aynı hastada eş veya farklı zamanlarda birbirinden farklı
olarak gelişen tümörlerdir. Tıp literatüründe tüm karsinomların %0.7- %11 ’i oranında
bildirilmektedir (1,2). Çoklu primer tümörler genel olarak iki grupta incelenir. İkinci tümör
ilk tümör tanısından 6 ay sonra saptanırsa metakron, 6 ay içinde saptanırsa senkron tümör
olarak isimlendirilir (3).
Maligniteli olgularda ikinci primer tümör tanısı alabilmesi için Warren and Gates
kriterleri geliştirilmiştir (4).
1. Her iki tümöründe histolojik olarak malign olduğu ispat edilmelidir.
2. İki tümör arasında en az 2 cm sağlıklı doku bulunmalıdır. Aynı lokalizasyonda olan
tümörlerde en az 5 yıl zaman geçmelidir.
3. Metastatik hastalık ekarte edilmelidir.
Çoklu tümör gelişimi için çok sayıda risk faktörü ortaya konmuştur. Başlıca sigara
içimi, alkol kullanımı, sitotoksik tedavi, radyoterapi öyküsü, çevresel faktörler, genetik
predispozisyon, önceki tümör varlığı risk faktörleri sayılabilir (5-7). Ailesel kanser
sendromları da çoklu kanser gelişimi ve taraması açısından kritik öneme sahiptir. Sık görülen
ailesel kanser sendromu örnekleri;
 BRCA1/BRCA2 mutasyonları
 Lynch sendromu
 DNA MMR mutasyonları
 Li fraumeni sendromu
 Ailesel adenomatöz polipozisdir.
1
Yaptığımız çalışmada yukarıdaki bilgiler ışığında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi
Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’na 2000-2015 yılları arasında başvuran tüm çoklu primer tümörü
olan hastaların dosyaları incelenerek demografik, klinik, patolojik özelliklerini ve prevelansını
saptamayı ve yaklaşımlarımızı değerlendirmeyi planladık. Elde edilen sonuçlar çoklu primer
tümörlü hastalara bundan sonraki yaklaşımlarımıza katkı sağlayacaktır.
2
GENEL BİLGİLER
Çoklu primer tümörler, kanser hastalarında tedavi seçeneklerinin artması sitotoksik
ajanların ve iyonize radyasyonun kullanımıyla sıklığı giderek artmaktadır. Prevelansı yapılan
literatür taramalarında %0,7 ile %13 arasında bulunmuştur (1,2). Bu nedenle kanser tanısıyla
takip ve tedavi edilen hastalarda ikincil kanser gelişimi açısından dikkatli olunmalıdır. Sigara
kullanımı, alkol alımı, çevresel etmenler, genetik mutasyonlar,birinci tümörün kendisi de
ikincil kanser gelişimi riskini arttırmaktadır. Amerika’da yaklaşık 13.7 milyon kanser hastası
bulunmaktadır. Bu da tüm populasyonun % 4 ’ü kadarını oluşturmaktadır. Bu sayı her yıl %2
civarında artmaktadır. 2022 yılında kanserli hasta sayısının 18 milyona ulaşacağı
öngörülmektedir (8). Bununla beraber ikincil malignite gelişen hastaların sayısı da artacaktır.
KANSER EPİDEMİYOLOJİSİ
Uluslararası kanser ajansının kanser kayıtçılığı yapan 184 ülkeden topladığı 2012
verilerine göre tüm dünyada yeni tanı alan kanserli hasta sayısı ve kanser nedenli ölümlerin
sayısı önceki tahminlere göre artmaktadır. Dünya’da 2012 yılında toplam 14.1 milyon yeni
kanser vakası gelişmiş ve 8.2 milyon kansere bağlı ölüm ortaya çıkmıştır (9). Dünyada en çok
tanı konan kanserler akciğer (%13), meme (%11) ve kolon (%9.7) iken kanserden ölümlerin
ise en çok akciğer (%19.4), karaciğer (%9.1) ve mide (%8.8) kanserinden gerçekleştiği
bildirilmiştir (10). Kanser artış hızının devam etmesi durumunda 2025 yılında 19.3 milyon
yeni kanser vakası olacağı öngörülmüştür. Gerek kanser vakalarının (%56.8) gerekse kansere
bağlı ölümlerin (%64.9) yarısından fazlasının az gelişmiş olan ülkelerde olduğu gösterilmiştir.
3
Türkiye verilerine göre ülkemizde her yıl yaklaşık 97 bin erkek ve 62 bin kadın
toplamda 159 bin kişi kansere yakalanmaktadır. Erkeklerde sıklık sırasına göre en çok
akciğer, prostat, kolorektal, mesane, mide izlenirken kadınlarda meme, tiroid, kolorektal,
endometrium ve akciğer görülmektedir(Şekil 1 ve Şekil 2). Uluslararası kanser ajansı
verilerine göre Türkiye ’nin dünyadaki durumu Tablo 1 ’de verilmiştir.
Tablo 1. Dünya kanser istatistiklerinde Türkiye ’nin durumu (9)
Erkek*
Kadın*
Dünya
205
165
Avrupa birliği (28 ülke)
314
243
ABD
347
297
Türkiye
234
153
* Yaşa göre standardize edilmiş hız 100.000 kişide
meme
tiroid
kolorektal
endometrium
akciğer
mide
over
beyin
serviks
0
5
10
15
20
25
30
35
40
Şekil 1. Kadınlarda En Sık Görülen 10 Kanserin Yaşa Göre Standardize Edilmiş Hızları
(9) (100.000 kişide)
4
akciğer
prostat
kolorektal
mesane
mide
larenks
beyin
pankreas
böbrek
0
10
20
30
40
50
60
70
Şekil 2. Erkeklerde En Sık Görülen 10 Kanserin Yaşa Göre Standardize Edilmiş Hızları
(9) (100.000 kişide)
KANSER NEDENLERİ
Kanser etyolojisinde sıralanacak olan nedenlerin hiç biri tek başına kanser oluşumuna
sebep olmayabilir (Şekil 3). Örneğin akciğer kanserli hastaların %15 kadarı hiçbir zaman
sigara içmeyenlerde oluşacağı gibi, aktif içicilerin sadece % 20 ’sinde akciğer kanseri gelişir.
Sigara %33
Fazla kilo ve obezite %20
Diet %5
Hareket azlığı %5
meslek %5
Virüsler %5
Aile hikayesi %5
Alkol %3
İyonize radyasyon 52
İlaçlar %1
Kirlilik %2
Bilinmeyen %11
Şekil 3. Amerikan Kanser Tarama Örgütü 2012 raporuna göre kanser nedenleri
5
Sigara maruziyeti en sık kanser etkenidir. İçerisinde 4000 ’den fazla toksik madde
içerir. Bunlardan en az 40 kadarının hayvanlar ve insanlar üzerinde kanserojen olduğu
bilinmektedir. Sigara dumanı larenks, paranasal sinüsler, farenks, oral kavite, akciğer,
özofagus, mide, kolorektum, pankreas, karaciğer, böbrek, mesane, serviks, lösemi gibi
malignitelere sebep olabilir (11,12). Pasif sigara içimi benzer karsinojen etkiye sahiptir (13).
Sigara ve değişik organlardaki kanser arasındaki bağlantı uzun zamandır bilinmektedir. 1800
’lerin sonlarında aşırı puro kullanımının irritan etki ile ağız aknserine yol açtığına
inanılıyordu. 1930 ’larda alman bilim adamları sigara ve akciğer kanseri arasındaki bağlantıyı
kurmaya başlamıştı. Wynder ve Graham gibi araştırmacıların ilerliyen yıllarda yaptıkları iyi
tasarlanmış büyük çalışmalar ile sigara ve kanser arasındaki ilişki ortaya konmuştur.
Amerikan Genel Cerrahlar Cemiyeti ’nin 2004 yılında yayınladığı sonuçlarda sigara ilişkili
kanser türleri ve yıllık mortaliteleri belirtilmiştir (Tablo 2). Ulusal Beslenme ve Sağlık
Derneği anketine göre sigara içenlerde akciğer kanseri gelişme riski sigara içmeyenlere göre
erkeklerde 14.6 kat kadınlarda ise 17.8 kat artmıştır. Bununla birlikte orofarenks, servix,
pankreas gibi organlarda da kanser gelişimine önemli ölçüde katkı sağlar. Sigara içmek
akciğer dışı kanserlerde riski içmeyenlere göre kadınlarda 1.7 kat ve erkeklerde 2.2 kat arttırır
(14). Sigara birçok organda kanser gilişimi nedeniyle çoklu kanser gelişiminde en önemli
faktörlerden biridir.
Alkol tüketimi diyet olarak bilinen en iyi tanımlanmış kanser risk faktörüdür. Alkol
Ulusal Amerikan Kanser Derneği tarafından karsinojen olarak sınıflandırılmıştır. Alkol
tüketiminin riskini arttırdığı kanser türleri karaciğer, özofagus, farenks, ağız boşluğu, larenks,
meme ve kolorektal kanserdir. Aşırı alkol tüketimi siroz ve alkolik hepatit yoluyla primer
karaciğer kanseri riskini arttırmaktadır. Gelişmiş toplumlarda özofagus, farenks, oral kavite ve
larenks kanserinin en az %75 ’i alkol ve sigaranın additif etkisinden kaynaklanmaktadır.
Mekanizması ise üst gastointestinal yolda direk hücre hasarı, DNA metilasyonu, DNA
mutasyonları, asetaldehit ve alkol metabolitlerinin artışı, epitel hücre proliferasyon artışı
nedeniyle alkol karsinojen olarak bilinir. Alkol tüketimi ve meme kanseri araşındaki ilişki iyi
bilinen bir durumdur. Hergün alınan alkol az da olsa net olarak meme kanseri riskini arttırır.
Mekanizmasında folat ile etkileşim, endojen östrojen artışı ve asetaldehit artışıdır. Bazı
kanıtlar bu aşırı karsinojen etkinin yeterli folat alımı ile özellikle DNA metilasyonu azaltarak
hafifletilebileceğini göstermiştir. Alkol bu multipl karsinojen etkiler ve farklı organlarda
kanser gelişimi ile çoklu primer tümör oluşumu için önemli risk faktörüdür (15).
6
Tablo 2. Sigara ilişkili kanserler ve yıllık mortaliteleri (11,12)
Kanser bölgesi
Yıllık sigara ilişkili
mortalite
n
Sigara ilişkisi için yeterli
Mesane
4983
kanıt bulunan kanser
Servix
447
Özofagus
8592
Kolorektal
Bilinmiyor
Böbrek
3043
Larenks
3009
Lösemi
1192
Oral kavite
4893
Pankreas
6683
Mide
2484
Akciğer
125.522
türleri
Destekleyici bulgular olan
meme
ancak kanıt yeterli
olmayan kanserler
Sigara ilişkisinin varlığı ya
over
da yokluğu kanıtlanmamış
olan kanserler
Sigara ilişkisi için yeterli
prostat
kanıt olmayan kanser
türleri
7
Enfeksiyöz ajanlar tüm dünyada kanserlerin % 17 ’sinden sorumlu tutulmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre sıklığı daha fazladır. İnsanlarda kansere
neden olduğu bilinen virüsler HBV, HPV, EBV, HIV’dir (16). Kansere sebebiyet verdiği
bilinen tek bakteri H.pylori ’dir. Bu bakteriye bağlı gelişen kronik inflamasyon sonucunda
gastrik ülser, gastrik karsinom ve mukoza ilişkili lenfoid doku lenfoması gelişebilir (17).
Kanser etkeni olarak bilinen parazitik etkenler ise, mesane kanserine yol açan Schistoma
haematobium ve safra yolu kanserine yol açan Clonorchis sinensis’dir (18). İnfeksiyöz
etkenler değişik organlarda kanser oluşumuna neden olduklarından çoklu primer kanser
gelişiminde etkilidirler.
Diyet, obezite ve fiziksel inaktivite de kanser riskini arttırmaktadır. Obezite
endometrium, böbrek, meme, özofagus, kolon ve safra kesesi riskini arttırmaktadır.
İyonize radyasyon kanserojen etkisi en çok araştırılan etyolojik nedenlerden biridir.
Meme, tiroid, lenfoma etyolojisindeki yeri net bilinmesinin yanında özafagus, akciğer, beyin,
mesane, mide ve kolon kanseri ile de ilişkilidir. Radyasyona bağlı kanser gelişimi riski
maruziyetin kümülatif etkisinin yanında maruz kalınan yaş ve maruziyet yoğunluğu ile de
ilişkilidir. Güneş ışığına direk maruziyet ve solaryum deri malign melanom ve bazal hücreli
karsinomun temel nedenidir (19). Uranyum, radon ve radyum da önemli iyonizan ajanlar
olarak bilinmektedir.
Terapötik ve tanısal olarak kullanılan birçok ilacın direk hasar ya da immün yanıtı
baskılayarak kanser riskini arttırdığı bilinmektedir. Kanser tedavisinde kullanılan alkilleyici
ajanlar sekonder kanser gelişimi riskini arttırır. Hormon replasman tedavisi postmenopozal
kadınlarda meme kanseri riskini arttırır. Tamoksifen kullanan meme kanserli hastalarda
endometriyum kanseri riski artmıştır (20,21). Organ nakli sonrası kullanılan immünsupresif
ajanların lenfoma, kaposi sarkomu, malign melanom ve karaciğer kanseri riskini arttırdığı
gösterilmiştir.
Mesleki olarak maruz kalınan kimyasal maddeler nadir görülen kanser türlerine
sebebiyet vermektedir. Örneğin baca temizleyicilerinde scrotum kanseri, radyuma maruz
kalan boyacılarda çene osteosarkomu, vinil kloride maruz kalan kimya fabrikası
çalışanlarında karaciğer anjiosarkomu görülmektedir (22). Diğer örnekler eter, kadmiyum,
arsenik, asbest, berilyum, nikel, radon sayılır.
8
KANSER GENETİĞİ
Kanser genleri onkogenler ve tümör baskılayıcı genler olarak sınıflandırılır.
Onkogenlerde bir mutasyon meydana geldiğinde bu sürekli hücre çoğalmasını hızlandırıcı bir
etkiye sahip iken tümör süpresör genler frenleme görevi görerek mutant olmadıklarında
tümörogenezisi inhibe ederler. Onkogenler ve tümör süpresör genler tümördeki somatik
mutasyonun tipine göre isimlendirilirler. Malign tümörlerdeki başlıca mutasyon tipleri;
nükleotid yerdeğişimleri, küçük eklemeler ve silmeler, kromozomal yeniden düzenlemelerdir
(23).
İnsan genom projesinin tamamlanmasıyla biyomedikal bilim alanında yeni bir çağ
açılmıştır. İnsan genomunun aydınlatılması tümörlerin kaynağı ve gelişimine sistematik bir
yaklaşıma olanak sağlamıştır (24). İnsan genomunun aydınlatılmasından önce KRAS, TP53
ve APC gibi çeşitli genler onkovirüs analizleri, sitogenetik ve heterozigot kaybı çalışmaları ile
keşfedilmiştir. Moleküler tanı yöntemleri değişik kanser bölgelerinde tanıda, tedavi yanıtı ve
prognozu belirlemede,rezidü hastalık takibinde önemi artmaktadır (25). Bu hastalığa özgü
biomarkırların tespiti ile genetik anormallikler, hücre çoğalmasının kontrolü ve hücre ölümü
tanımlanmıştır (Tablo 3).
Tablo 3. Kanser tedavisinde öngörülen genomik değişimler ve biomarkırlar
Gen
PIK3K,AKT
Bozulma şekli
Mutasyon
Hastalık örneği
Tedavi
Meme, kolorektal
PI3K inhibitörleri
endometrium
AKT inhibitörleri
PTEN
Delesyon
Çoklu kanserler
PI3K inhibitörleri
mTOR
Mutasyon
Mesane kanseri
mTOR inhibitörleri
FGFR
Mutasyon
Mesane, meme, over
FGFR inhibitörleri
akciğer, sarkom
FGFR antikorları
Akciğer, GIS
EGFR inhibitörleri
EGFR
Mutasyon
9
Tablo 3 “devam”. Kanser tedavisinde öngörülen genomik değişimler ve biomarkırlar
Gen
ERB B2
Bozulma şekli
Amplifikasyon
Hastalık örneği
Tedavi
Meme, mesane
ERB B2 inhibitörleri
Mide, akciğer
ERB B2 antikorları
MET
Amplifikasyon
Böbrek, mesane,mide
MET inhibitörleri
DDR2
Mutasyon
Akciğer
Tirozin kinaz inhibitör
CDK
Amplifikasyon
Kolorektal, melanom
CDK inhibitörleri
AURKA
Amplifikasyon
Prostat, meme
Aurora kinaz inhibitör
AR
Mutasyon
Prostat
Andorejen sentez inh.
KIT
Mutasyon
GIST
KIT inhibitörleri
PDGFRA
Delesyon
GIST, beyin tümörü
PDGFRA inhibitörleri
ALK
Mutasyon
Akciğer
ALK inhibitörleri
RET
Mutasyon
Akciğer, tiroid
RET inhibitörleri
Genetik mutasyonlar sonucunda farklı organlarda tümör gelişimi izlendiğinden dolayı çoklu
primer tümör gelişiminde bu genetik mutasyonlar çok önemlidir.
ÇOKLU KANSERLER
İkincil kanser gelişimi kür sağlanmış kanser hastalarında ölümün en sık nedenidir.
Bu tedavi edilmiş kanser hastaları bu oluşumlar açısından monitörize edilmelidir. İkincil
malignite oluşumu bir dizi kompleks etkileşim sonucu ortaya çıkar. Bunlar, yaş, cinsiyet,
çevresel etki, genetik duyarlılık ve kanser tedavisinin kendisidir. Birinci kanserin kendisi de
ikincil kanser gelişimi riskini arttırır (26).
10
Akciğer kanserli hastalarda özofagus, baş-boyun kanseri gelişimi riski artmıştır.
Bunun gibi alkol ve sigara maruziyeti olanlarda akciğer,özofagus ve baş-boyun kanser gelişim
riski artmıştır. Meme kanserli hastalarda karşı meme de ikincil malignite gelişim riski
artmıştır (27). Hodgkin lenfomalı hastalar non-hodgkin lenfoma gelişimi açısından risk
altındadır. Genetik kanser sendromları, örneğin, MEN-1, Li-fraumeni, Lynch, Cowden,
Gardner sendromu genetik kökenli ikincil malignite gelişen tipik hastalardır.
DNA hasarına neden olan ajanlar DNA onarımı sonrasında kanser geliştirme riski
mevcuttur. Tedaviye bağlı ikincil kanser gelişimi kombine kemoterapi ve radyoterapi
uygulamalarıyla aditif ve sinerjistik etki ile artmaktadır. Tüm bu hastalarda özel sürveyans
yapılmalı ve gerektiğinde profilaktik cerrahi gibi yöntemlerle takip ve tedavi edilmelidir.
Kemoterapi
iki
ölümcül
ikincil
malignite
ile
yakından
ilişkilidir.
Bunlar
myelodisplastik sendrom ve akut myeloid lösemidir. Alkilleyici ajanlarla tedavi edilenlerde
kromozom 7 ve kromozom 5 delesyonuna bağlı akut myeloid lösemi tanımlanmıştır.
Radyoterapi ve yaş bu riski arttırır. Bu lösemi tipinin insidansı kemoterapi sonrası 4-6. yıllar
arasında artmaktadır. On yıldan sonra bazal risk seviyesine iner. Diğer akut myeloid lösemi
türü Topoizomeraz inhibitörleri ile tedavi sonrası 10q23 delesyonuna bağlı gelişen tipidir.
Diğerine göre daha az görülür ve mortalitesi yüksektir. Myelodisplastik sendrom gelişimi ise
kronik alkilleyici ajan kullanımı sonrasıdır. Bu sendrom akut lösemiye dönebilir ve prognozu
kötüdür (28,29).
Radyoterapi alan hastalarda hayat boyu ikincil kanser gelişme riski ikinci dekattan
sonra % 1-2 artış gösterir. 25 yıldan sonra bu risk % 25 civarındadır. Gelişen bu maligniteler
tiroid, meme, sarkomlar ve santral sinir sistemi tümörleridir. Bunlar genellikle agresif olma
eğilimindedir. Risk cinsiyet, yaş ve primer tümörün bulunduğu organ ile yakından ilişkilidir.
Örneğin 30 yaş altında radyoterapi alan meme kanserli kadınlarda malignite gelişme riski
düşük iken 30 yıl üstü kişilerde bu risk 20 kat fazladır. Hodgkin lenfoma nedenli radyoterapi
alan bir kadında 55 yaşında meme kanseri olma riski % 29 ’dur (30-31)
Tamoksifen ile 5 yıl ve üzeri tedavi edilen meme kanserli kadınlarda % 1-2
endometrium kanseri gelişme riski vardır. Ancak etkili sürveyans sayesinde endometrium
kanseri erken evrede yakalanmaktadır. Adjuvan meme kanseri tedavisinde tamoksifenin
sağladı yarar endometrium kanseri gelişmesi riskine göre çok daha kıymetlidir.
İmmünsüpresif tedavi özellikle kemik iliği transplantasyonu sonrası kullanıldığı
durumlarda EBV ’ye bağlı B hücreli lenfoproliferatif hastalık riskini arttırır.
11
AİLESEL KANSER SENDROMLARI
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser olup akciğer kanserinden sonra en
ölümcül olanıdır. Ailevi meme kanseri görülme riski % 5-10 arasında değişmektedir. Birinci
derece akrabalarında meme kanseri olanlarda rölatif meme kanserine yakalanma riski 2.1 kat
artmıştır. Herediter meme kanserlerinin % 90 kadarından BRCA-1 ve BRCA-2 sorumludur.
Meme kanseri insidansı BRCA-1 taşıyıcılarında 30 yaşında % 3.6 iken 40 yaşında % 18’dir.
BRCA-2 için kümülatif risk 30 yaş için % 0.6 ve 40 yaş için % 12’dir (32). BRCA-1 ve
BRCA-2 mutasyonu olasılığını arttıran durumar aşağıda sıralanmıştır.

Erken yaşta meme kanseri

Bilateral meme kanseri

Meme ve over kanseri öyküsü

Bir veya daha çok aile fertlerinde meme kanseri varlığı

Ailede birçok meme kanseri vakası görülmesi

Ailede meme ve over kanseri görülmesi

Bir ya da daha fazla aile bireyinde iki primerli kanser görülmesi
BRCA-1 geninde mutasyon sonucunda meme kanseri yanında over kanseri kolorektal
kanser ve prostat kanseri riski artmıştır. BRCA-2 geninde ise erkek meme kanseri, over
kanseri ve pankreas kanseri riski artmıştır.
Cowden sendromu multipl hamartomlar, tiroid, meme ve endometrium benign ve
malign tümörleri için artmış risk ile karakterizedir. Yirmili yaşların sonrasında başlayan
hastalığı olanlarda makrosefali, trichilemmoma ve papillamatöz papüller gözlenir. Bu
kişilerde yaşam boyunca tiroid kanseri (foliküler, nadiren papiller) gelişme riski %10,
endometrium kanseri gelişme riski % 5 iken meme kanseri gelişim riski % 25-50 arasındadır.
PTEN gen mutasyonu saptanması ile tanı konabilir. Klinik olarak Cowden sendromu olan
hastaların % 65 ’inde PTEN mutasyonu pozitif saptanır (33).
Familyal adenomatöz polipozis otozomal dominant takıtılan bir hastalık olup kalın
bağırsakta yerleşmiş yüzlerce adenomatöz polip ile karakterizedir. Bu polipler normalde
12
malign özellik taşımamasına rağmen sıklıkla bir veya birkaçı invaziv karsinoma dönüşür.
Hastalarda kolon dışında mide fundus ve duodenumda polipler, dental anomaliler, yumuşak
doku tümörleri ve desmoid tümör gözlenir. Kolon polipleri ile birlikte osteoma ve yumuşak
doku tümörlerinin birlikte görülmesine Gardner sendromu adı verilir. Santral sinir sistemi
tümörleri ile ile birlikteliği ise Turcot sendromudur. Gözlenen bu fenotipik farklılıklar
mutasyonların APC genindeki lokalizasyonları ile bağlantılı olarak meydana gelir. Klinik
olarak tanı konması sonrasında APC geninde yapılacak DNA testleri ile olguların % 90’ında
hastalığa neden olan genetik mutasyonlar saptanabilmektedir. APC DNA testi risk altındaki
aile bireylerinin ve şüpheli olguların taranması için kullanılır (34).
Herediter non-polipozis kolorektal kanser sendromu otozomal dominant geçişli bir
kanser predispozisyon sendromu olup kolorektal kanserlerin % 4-6 kadarını oluşturur.
Hastalık DNA tamir edici genlerdeki (MMR- Missmatch Repair) mutasyonlara sahip
tümörlerden ortaya çıkar. Olgularda kolorektal kanserin yanı sıra endometrium, over, mide,
ince barsak, hepatobiliyer sistem, idrar yolları beyin ve deri kanserleri gözlenir. HNPCC
hastalarında yaşam boyu kolorektal kanser riski %80’dir. Kadınlarda endometrium kanser
gelişme riski ise %20-60 kadardır. Hastalık tanısı Amsterdam kriterleri kullanılarak veya
MMR genlerinin bir veya birkaçında mutasyonların saptanması yoluyla konur. MHL1,
MSH2, MSH6 ve PMS2 DNA tamir mekanizmasında rol alan ve HNPCC tablosuna yol açan
genlerdir
(35).
Klinik
pratikte
Amsterdam
Kriterleri
yerine
Bethesda
kılavuzu
kullanılmaktadır. Buna göre;
 < 50 yaş kolon kanseri
 Senkron ve metakron kolon kanseri veya Lynch sendromu ile ilişkili tümörler
 Yüksek düzey MSI histolojisi olan < 60 yaş kolon kanserli hastalar
 Kolon kanseri veya Lynch sendromu ile ilişkili tümörü olan 1 veya daha fazla < 50 yaş
1.derece akraba varlığı
 Kolon kanseri veya Lynch sendromu ile ilişkili tümörü olan 2 veya daha fazla 1. veya
2. derece akrabası olanlar.
Bu özellikler tespit edildiğinde tümör dokusunda mikrosatellit instabilite araştırılmalı ve tespit
edildiği takdirde MMR mutasyon analizi yapılmalıdır.
Multipl endokrin neoplazi tip 1 sendromu yirmiden fazla endokrin ve non-endokrin
tümörlerin kombinasyomları ile karakterizedir. Endokrin tümörler, tümöre veya tümörün
13
kendisinin büyümesine bağlı olarak hormonların aşırı üretimi ile kendini gösterir. MEN1 ile
ilişkili endokrinopatilerde özellikle paratiroid tümörler saptanır. Hastaların %90’ından fazlası
20-25 yaş arasında gözlenir. Prolaktinomayı içine alan pitüiter tümörler, gastro-enteropankreatik bölgenin iyi diferansiye endokrin tümörleri ve adrenokortikal tümörler hastalarda
karşılaşılan
diğer
endokrin
tümörlerdir.
MEN1
sendromunda
fasiyal
anjiofibrom,
kollejenoma, lipoma, meningioma, ependimoma gibi non-endokrin tümörler gözlenir. Klinik
tanı, paratiroid, pitüiter veya gastroenteropankreatik bölgenin tümörlerinden herhangi ikisinin
varlığı ile konur. Biyokimyasal olarak artmış paratiroid hormon ve kalsiyum düzeyi ile
yüksek prolaktin, gastrin ve insülin düzeyleri tanıya yardımcı olur. Manyetik rezonans
görüntüleme prolaktinomaların saptanmasında kullanılabilir. Hastalıkla ilişkili olduğu bilinen
tek gen MEN1 genidir. Familyal olanların % 90 ’ında, izole olguların % 65 ’inde MEN1 gen
mutasyonları saptanır. MEN1 mutasyonu saptanma oranı hastalarda görülen klinik bulguların
tipine ve sayısına göre değişir. Pankreatik hastalık görülmesi veya birden fazla klinik
bulgunun varlığı mutasyon saptanma ihtimalini arttırır. Primer hiperparatiroidizm veya
gastrinoma saptanan hastalarda MEN1 DNA analizi önemlidir. Aksine karsinoid tümör veya
primer prolaktinoma saptanan izole hastalarda mutasyon çok nadir olduğu için öncelikli
değildir (36).
Multipl endokrin neoplazi tip 2, MEN2A, MEN2B, familyal medüller tiroid karsinoma
olarak üç alt gruba ayrılır. Bunların tümünde medüller tiroid kanseri gelişme riski yüksektir.
Ayrıca MEN2A ve MEN2B’de feokromasitoma gelişme riski artmıştır. MEN2A olgularında
ise paratiroid adenomu ve hiperplazisi riski yükselir. MEN2B hastalarında ilave olarak dudak
ve dilde mukozal nörinomlar, büyük dudak yapısı, gastrointestinal sistem ganglionöromatozis
ve marfanoid vucut yapısı bulunabilir. Medüller tiroid kanser MEN2A olgularında tipik
olarak erken çocukluk yaşta, MEN2B olgularında erken erişkinlik döneminde görülür. MEN2
sendromuna neden olduğu bilinen tek genetik bölge RET genidir. Moleküler genetik testler ile
MEN2A ve MEN2B olgularında % 98 oranında bu mutasyon saptanır (37).
TARAMA VE ÖNLEME
Erişkin başlangıçlı kanserden kurtulmuş hastalarda ikincil kanser gelişim riski
arttığından dolayı erken tespit stratejileri bu hastalarda önerilmektedir. Genellikle kanserden
kurtulmuş olan hastalar ulusal kanser tarama klavuzlarına göre takip edilir. Bunun yanında
14
genetik predispozisyonu olan, öncesinde tedavi almış, kötü sağlık alışkanlıkları olan
hastalarda ek tarama veya erken tarama yöntemleri kullanılabilir
Kanserden kurtulmuş olan hastalarda aile hikayesinde Lynch sendromu varsa bunlara
20 yaşından başlanarak kolonoskopi yapılmalı ve bayanlarda 35 yaşından itibaren yıllık
endometrial örnekleme önerilir. Güçlü BRCA1 ve BRCA2 aile hikayesi olan kanser tedavisi
almış hastalarda meme MR yapılmalı, 25 yaşından sonra mamografi çekilmeli, serum CA125 bakılmalı ve transvajinal ultrason yapılmalıdır(38).
Çalışma neticesinde ortaya çıkacak verilerle kliniğimizdeki çoklu primer tümörlere
yaklaşımımız iyileşecek, anlamlı veriler tespit edilmesi durumunda uluslararası alanda çoklu
primer tümörlerle ilgili bilgilere katkı sağlanacaktır.
15
GEREÇ VE YÖNTEMLER
Yaptığımız çalışma Hasta Hakları Yönetmeliğine ve etik kurallara uygun olarak
planlandı. Çalışma öncesinde Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı alındı.
(Ek-1)
Bu retrospektif çalışmada 2005-2015 yılları arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Polikliniği’ne kanser tanısı ile
başvuran tüm olgular retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışma öncesinde 10.000 hastanın
dosya kayıtları incelendi.180 adet çoklu primer tümör tanısı olan hastanın dosya verileri
çalışmaya dahil edildi. On çoklu primer tümörlü hastadan bir tümörü bazal hücreli cilt
karsinomu olan vakalar çalışmadan çıkarıldı.
Hastaların yaşları, cinsiyeti, sigara içimi, alkol kullanımı, birinci tümör tanı yaşı,
birinci tümör organ, birinci tümör histolojisi, birinci tümör bölgesi, birinci tümör evresi,
birinci tümör tedavisi, ikinci tümör yaşı, ikinci tümör organı, ikinci tümör histolojisi, ikinci
tümör bölgesi, ikinci tümör evresi, ikinci tümör tedavisi, iki tümörün senkron ve metakron
birliktelik durumu, akıbetleri, tümörlerin tanı tarihleri ve tanı tarihleri arasındaki ay farkı not
edildi. Tümör evresi metastatik hastalık ve organ sınırlı hastalık olarak kabul edildi. Hastanın
sigara hikayesi var veya sigara içmemiş olarak belirlendi. Alkol hiç içmeyenler veya yılda
birkaç kez içinler alkol kullanmıyor olarak kabul edildi. Tümör histolojisi adenokarsinom,
sguamöz hücreli karsinom, seröz over karsinomu, foliküler karsinom, melanom, seminom
olarak tespit edildi. Tümör tedavi seçeneklerinde kemoterapi, kemoterapi+cerrahi,
kemoterapi+radyoterapi, kemoterapi+cerrahi+radyoterapi, radyoterapi, radyoterapi+cerrahi,
tek başına cerrahi ve izlem vardı. Tedavi seçenekleri ayrıca küratif ve non-küratif olarak
16
ayrıldı. Tümör tanı tarihleri arasında 6 ay ve altı aydan az süre varsa senkron tümör, 6 aydan
uzun süre varsa metakron tümör olarak kabul edildi. Hasta akıbeti ölmüş veya takip ediliyor
olarak alındı. Takip edilen hastaların şimdiki yaşları, ölmüş olan hastaların ise ölüm tarihleri
ve ölüm tarihindeki yaşları belirlendi. Patoloji raporlarına dayanılarak birinci ve ikinci
tümörlerin tam tanı tarihleri yazıldı. Bu iki tarih arasındaki süre ay olarak belirlenerek
kaydedildi.
Veri
toplanması
sırasında
Medikal
Onkoloji
arşiv
kayıtlarından,
hastane
dosyalarından, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi otomasyon sisteminden, Patoloji
laboratuarı kayıtlarından faydalanıldı. En son takiplerinden 6 aydan fazla süre geçen hastalara
telefon ile ulaşılarak son durumları hakkında bilgi alındı. Sağlık Bakanlığı ölüm bildirim
sisteminden ölüm kayıtlarına ulaşıldı. Tanı tarihi, patolojik tanı zamanı ya da preoperatif
tanısı olmayan hastalarda operasyon zamanı olarak alınmıştır.
Tek değişkenli ve çok değişkenli analizler yapıldı. Hastaların ortalama ve ortanca
değerleri tanımlayıcı istatistikler ile saptandı. Standart sapma (±) olarak belirtildi.Parametrik
değişkenlerin gruplar arası karşılaştırılması bağımsız değişken t testi ile yapıldı. Parametrik
olmayan değişkenlerin birbiri ile ilişkileri Ki-kare testi ile değerlendirildi. Sağkalım analizleri
için Kaplan-Meier analizleri kullanıldı. Güvenilirlik aralığı %95, istatistiksel anlamlılık için p
değeri <0.05 olarak kabul edildi.
Tüm veriler SPSS 20.0 paket programında kodlanarak girildi.
17
BULGULAR
Hasta Sayısı
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bilim
Dalı polikliniğine 2005 ile 2015 yılları arasında çoklu primer kanser tanısı ile başvuran 190
hasta tarandı. Hastalardan çoklu tümöründen biri cilt bazal hücreli karsinom olan 10 hasta
çalışmaya alınmadı. Çoklu primer tümör prevelansı tüm tümörlü hastalar arasında %1.9
olarak saptandı. Hastalar temel olarak senkron ve metakron tümörlü olarak iki gruba ayrıldı.
Senkron tümörlü 49 hasta (%28) ve metakron tümörlü 121 hasta (%72) vardı (Şekil 4).
Birliktelik durumu
n (%)
49 (%28)
senkron
metakron
121 (%72)
Şekil 4. Hastaların tümör birliktelik durumu
18
Tablo 4. Çoklu primer tümörlü hastalarda alkol ve sigara kullanımı
Sigara (+)
Sigara (-)
Alkol (+)
Alkol (-)
n (%)
n (%)
n (%)
n (%)
33 (67)
16 (33)
13 (26)
36 (74)
61 (51)
60 (49)
30 (25)
91 (75)
Senkron tümörlü
hastalar
Metakron
tümörlü hastalar
SENKRON TÜMÖRLER
Hasta Özellikleri
Senkron tümörü olan 49 hasta saptandı. On biri hasta kadın (%22.4), 38 hasta erkek
(%77.6) idi. Hastaların yaş ortalaması 64 ±11.62 (ortanca 66; aralık: 40-86) idi. Alkol
kullanan 13 hasta (%26.5) ve kullanmayan 36 hasta (%73.5) vardı. Hastalardan 33 ’ünün
(%67) sigara öyküsüne sahip iken 16 hasta (%33) sigara içmemişti (Tablo 4).
Tümör Özellikleri
Senkron tümörlü hastalarda birinci tümörün primeri sıklık sırasına göre kolon (10),
akciğer (9), larenks (6), prostat (4), cilt (4), meme (3), mesane (3), endometrium (3), pankreas
(2), mide (2), tiroid (1), over (1), özofagus (1) idi. Bu tümörlerden 33’ü (%67.3)
adenokarsinom histolojisinde, 14 tümör (%28.6) sguamöz hücreli karsinom histolojisinde, 1
tümör foliküler karsinom, 1 tümör de melanom histolojisinde idi. Yirmi bir hastada (%42.9)
metastatik evre, 28 hastada (%57.1) ise organ sınırlı hastalık mevcuttu.
Senkron tümörü olan hastaların ikinci tümörün primeri sıklık sırasına göre akciğer
(15), kolon (10), böbrek (5),mesane (4), prostat (3), over (3), larenks (3), pankreas (2), cilt (2),
endometrium (1), mide (1) idi. Bu tümörlerden 38’ü (%76.6) adenokarsinom histolojisinde,
19
11 tümör (%22.4) sguamöz hücreli karsinom histolojisinde idi. Yirmi iki hastada (%44.9)
metastatik evre 27 hastada (%55.1) ise organ sınırlı hastalık mevcuttu.
Senkron tümörlü hastalardan 29’u (%59.2) hayatını kaybetmiş iken 20 hasta (%40.8)
poliklinik kontrolüne devam etmekteydi. İki tümörün ay olarak birliktelik durumları
incelendiğinde ortalama 2.63 ±1.56 (ortanca 3; aralık, 0-6) idi. Tümör birlikteliği olarak en
sık kolon-akciğer 5 hastada ve akciğer-larenks 5 hastada tespit edildi (Tablo.5).
Tablo 5. Senkron tümörlü hastaların organ birliktelikleri
1. ve 2. tümörler
n
Kolon
Akciğer
5
Kolon
2
Böbrek
3
Mesane
1
Cilt
1
Endometrium
3
Larenks
1
Prostat
2
Akciğer
Larenks
5
Pankreas
3
Böbrek
1
Cilt
3
Mesane
2
Mide
1
Meme
1
Prostat
1
Over
1
20
Tablo 5 “devam”. Senkron tümörlü hastaların organ birliktelikleri
1. ve 2. tümörler
n
Larenks
Prostat
1
Cilt
1
Mesane
1
Mesane
Prostat
2
Cilt
1
Böbrek
Tiroit
1
Over
Meme
2
Endometrium
1
Mide
Pankreas
1
Prostat
1
METAKRON TÜMÖRLER
Hasta Özellikleri
Metakron tümörü olan 121 hasta saptandı. Bu hastaların 49’u kadın (%40.5) 72 ’si
erkek (%59.5) idi. Hastaların yaş ortalaması 62 ±12.13 (ortanca 63; aralık: 36-89) idi. Alkol
kullanan 30 hasta (%24.8) ve kullanmayan 91 hasta (%75.2) vardı. Hastalardan 61 ’i (%50.4)
sigara öyküsüne sahip iken 60 hasta (%49.6) sigara içmemişti (Tablo 4).
Metakron tümörü olan hastaların birinci tümör yaş ortalaması 56 ±13.00 (ortanca 57
aralık; 20-88) idi. Tümör kaynağı sıklık sırasına göre meme (25), kolon (16), larenks (16),
mesane (12), prostat (9), cilt (8), endometrium (8), akciğer (7), böbrek (6), over (5), testis
(2), mide (2), tiroid (1), burun (1), özofagus (1) , karaciğer (1), serviks (1) tespit edildi. Bu
21
tümörlerden 89’u adenokarsinom histolojisinde (%73), 29 tanesi sguamöz hücreli karsinom
(%24), 2 tümör seminom (%1.7) ve 1 tanesi de foliküler karsinom histolojisinde idi. Yirmi
dört hastada (%19.8) metastatik evre, 97 hastada (%80.2) ise organ sınırlı hastalık mevcuttu.
Metakron tümörü olan hastaların ikinci tümör yaş ortalaması 60 ±12.8 (ortanca 61;
aralık: 34–89) idi. Tümör kaynağı sıklık sırasına göre akciğer (35), kolon (21), meme (9),
mesane (8), endometrium (8), prostat (7), böbrek (6), larenks (6), over (6), pankreas (3), cilt
(3), mide (2), dil (2), tiroid (2), özofagus (1), safra yolları (1), üreter (1) tespit edildi
(Tablo.10). Bu tümörlerden 94’ü adenokarsinom histolojisinde (%77.7), 26 tanesi sguamöz
hücreli karsinom (%21.5), 1 tanesi de foliküler karsinom histolojisinde idi. Altmış dokuz
hastada (%57) metastatik evre, 52 hastada (%43) ise organ sınırlı hastalık mevcuttu. Metakron
tümörlü hastalardan 61 ’i (%50.4) hayatını kaybetmiş iken 60 hasta (%49.6) poliklinik
kontrolüne devam etmekteydi. İki tümörün ay olarak birliktelik durumları incelendiğinde
ortalama 50 ay ±60.26 (ortanca 26; aralık, 7-312) idi. Tümör birlikteliği olarak, akciğermesane 10 hastada, larenks-akciğer 9 hastada, meme-endometrium 8 hastada, meme-kolon 7
hastada, kolon-prostat 6 hastada, meme-over 5 hastada, akciğer-böbrek 5 hastada, cilt-akciğer
5 hastada, kolon-akciğer 4 hastada tespit edildi (Tablo.6).
Tablo 6. Metakron tümörlü hastaların organ birliktelikleri
1. ve 2. tümörler
n
Kolon
Akciğer
4
Mesane
3
Endometrium
2
Over
2
Böbrek
1
Cilt
1
Mide
1
Meme
Kolon
7
Endometrium
5
Over
4
22
Tablo 6 “devam”. Metakron tümörlü hastaların organ birliktelikleri
1. ve 2. tümörler
n
Meme
3
Böbrek
2
Tiroid
2
Akciğer
2
Larenks
Akciğer
9
Prostat
3
Pankreas
2
Cilt
1
Dil
1
Özofagus
Akciğer
1
Mesane
Akciğer
6
Kolon
2
Prostat
2
Larenks
2
Cilt
Akciğer
5
Meme
1
Kolon
1
Prostat
Kolon
6
Larenks
2
Akciğer
1
Endometrium
Meme
3
Kolon
2
Akciğer
2
23
Tablo 6 “devam”. Metakron tümörlü hastaların organ birliktelikleri
1. ve 2. tümörler
n
Akciğer
Mesane
4
Böbrek
2
Prostat
1
Böbrek
Akciğer
3
Kolon
1
Cilt
1
Mesane
1
Tiroid
Böbrek
1
Serviks
Akciğer
1
Over
Kolon
2
Pankreas
1
Meme
1
Larenks
1
Mide
Dil
1
Endometrium
1
Testis
Akciğer
1
Üreter
1
24
ÇİFT PRİMER TÜMÖR GELİŞİMİ İLE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER
Cinsiyetle İlişkili Faktörler
Çift primer tümörlü 60 kadın hastanın tamamı (%100) alkol kullanmazken,sadece 6
hasta (%10) sigara içicisiydi. Çift primer tümörlü 110 erkek hastanın ise 67 ’si (%60) alkol
kullanmazken, 88 hasta (%80) sigara içicisiydi (Tablo.7).
Tablo 7. Cinsiyet ile sigara-alkol ilişkisi
Sigara(+)
Sigara(-)
n (%)
n (%)
Kadın
6 (10)
54 (90)
Erkek
88 (80)
22 (20)
P değeri
< 0.001*
Alkol(+)
Alkol(-)
n (%)
n (%)
0 (0)
60 (100)
43 (39)
67 (61)
P değeri
< 0.001*
*ki-kare n:hasta sayısı.
Çift primer tümörlü 60 kadın hastanın birinci tümör histolojileri sırasıyla
adenokarsinom 57 (%95), squamöz hücreli karsinom 3 (%5) saptandı. İkinci tümör
histolojileri ise adenokarsinom 56 (%93), sguamöz hücreli karsinom 3 (%5), foliküler
karsinom 1 (%2) saptandı. Erkek hastaların birinci tümörleri adenokarsinom 65 (%59),
sguamöz hücreli karsinom 40 (%36), foliküler karsinom 2 (%2), seminom 2 (%2), melanom
1(%) iken ikinci tümörleri adenokarsinom 76 (%69), squamöz hücreli karsinom 34 (%31)
saptandı (Tablo.8).
Çift primer tümörlü 60 kadın hastanın 11 ’i (%22) senkron tümör grubunda iken, 49
hasta (%82) metakron grupta saptandı. Çift primer tümörlü 110 erkek hastanın ise 38’i (%34)
senkron iken, 72 hasta (%66) metakron idi (Tablo.9).
Çift primer tümörlü 60 kadın hastanın 21 ’i (%35) eksitus olumuşken 39 hasta (%65)
takip edilmekteydi. Erkek 110 hastanın ise 69 ’u (%63) eksitus olumuşken, 41 hasta (%37)
takip edilmekteydi (Tablo.10).
25
Tablo 8. Cinsiyet ile tümör histolojisi ilişkisi
1.tümör histoloji
P değeri
2.tümör histoloji
n (%)
P değeri
n (%)
Kadın Adenokarsinom 57 (95)
< 0.001*
Sguamöz karsinom 3 (5)
Adenokarsinom 56 (93)
< 0.001*
Sguamöz karsinom 3 (5)
Foliküler karsinom 1 (2)
Erkek Adenokarsinom 65 (59)
Adenokarsinom 76 (69)
Sguamöz karsinom 40 (36)
Sguamöz karsinom 34 (31)
Foliküler karsinom 2 (2)
Seminom 2 (2)
*ki-kare n:hasta sayısı.
Tablo 9. Cinsiyet ile tümör birliktelik durumu arasındaki ilişki
Senkron tümör
Metakron tümör
n(%)
P değeri
n (%)
Kadın
11 (18)
49 (82)
Erkek
38 (35)
72 (65)
0.026*
*ki-kare n:hasta sayısı.
Tablo 10. Cinsiyet ile hastalık seyri arasındaki ilişki
Eksitus
Takip
n (%)
n (%)
Kadın
21 (35)
39 (65)
Erkek
69 (63)
41 (37)
*ki-kare n:hasta sayısı.
26
P değeri
0.001*
Alkolle İlişkili Faktörler
Çift primer tümöre sahip 43 hastada alkol kullanım öyküsü vardı. Bunlardan 13 ’ü
(%30) senkron tümöre sahip iken, 30 ’u (%70) metakron tümöre sahipti. Alkol kullanmayan
127 hastanın 36 ’sı (%28) senkron grupta, 91 ’i ise (%72) metakron grupta idi (Tablo.11).
Tablo 11. Alkol ile tümör birliktelik ilişkisi
Alkol(+)
Alkol(-)
n (%)
n (%)
Senkron tümör
13 (27)
36 (73)
Metakron tümör
30 (25)
91 (75)
P değeri
0.478*
*ki-kare n:hasta sayısı.
Alkol kullanan çift primer tümörlü 43 hastadan 24 ’ü (%56) eksitus olurken, 19 hasta
(%44) takip ediliyor. Alkol kullanmayan 127 hastadan 66 ’sı (%52) eksitus olurken, 61 ’i
(%48) takip ediliyor (Tablo.12).
Tablo 12. Alkol ile hastalık seyri ilişkisi
Alkol(+)
Alkol(-)
n (%)
n (%)
Eksitus
24 (27)
66 (73)
Takip
19 (24)
61 (76)
*ki-kare n:hasta sayısı.
27
P değeri
0.662*
Sigara İlişkili Faktörler
Çift primer tümörlü 170 hastanın 94 ’ünde sigara öyküsü vardı. Senkron tümörlü
hastalardan sigara içenlerin sayısı 33 (%67) iken, içmeyenlerin sayısı 16 (%33) idi. Metakron
tümör grubunda ise sigara içen 61 (%51) hasta varken, içmeyen 60 (%49) var idi (Tablo.13).
Tablo 13. Sigara ile tümör birliktelik ilişkisi
Sigara(+)
n (%)
Sigara(-)
n (%)
P değeri
Senkron tümör
33 (67)
16 (33)
0.044*
Metakron tümör
61 (51)
59 (49)
*ki-kare n:hasta sayısı.
Çoklu primer tümörlü sigara kullanan 94 hastanın 57 ’si (%61) eksitus olmuşken, 37
’si (%39) takip edilmekteydi. Sigara kullanmayan 76 hastanın 33 ’ü (%43) eksitus olmuşken,
43 hasta (%57) takip edilmekteydi (Tablo.14).
Çift primer tümörlü hastaların 1.tümör histolojisi adenokarsinom olan 122 hastanın 54
’ü (%44) sigara kullanmaktayken 68 ’ü (%56) kullanmıyordu. Sguamöz hücreli karsinomda
ise 35 hasta (%81) sigara kullanırken, 8 ’i (%19) kullanmıyordu. İkinci tümör histolojisi
adenokarsinom olan 132 hastanın 66 ’sı (%50) sigara kullanmaktaken 66 ’sı (%50)
kullanmıyordu. Sguamöz hücreli karsinom da ise 28 hasta (%76) sigara kullanırken, 9 ’u
(%24) kullanmıyordu (Tablo.15).
Tablo 14. Sigara ile hastalık seyri ilişkisi
Sigara(+)
n (%)
Sigara(-)
n (%)
P değeri
Eksitus
57 (63)
33 (37)
0.019*
Takip
37 (46)
43 (54)
*ki-kare n:hasta sayısı.
28
Çoklu primer tümörlü hastaların birinci tespit edilen tümörleri içinde akciğer kanserli
16 hastanın 15 ’inde (%94) sigara öyküsü vardı. Cilt tümörü olan 12 hastanın 10 ’u (%84),
mesane kanserli 15 hastanın 13 ’ü (%87), böbrek tümörlü 6 hastanın 4 ’ü (%67), pankreas
kanserli 2 hasta (%100), larenks kanserli 22 hastanın 19 ’u (%86) sigara öyküsüne sahipti.
Bunun yanında birinci tümörü over olan 6 hastanın tamamı (%100), meme kanserli 28
hastanın 23 ’ü (%82), kolon kanserli 26 hastanın 15 ’i (%58) sigara öyküsü yoktu. Çoklu
primer tümörlü hastalardan ikinci tümörü akciğer olan 50 hastadan 37 ’si (%74), mesane
tümörü olan 12 hastadan 9 ’u (%75), böbrek tümörlü 11 hastadan 9 ’u (%82) ve larenks
tümörlü 9 hastadan 8 ’i (%89) sigara kullanmaktaydı. Bunun yanında ikinci tümörü over olan
9 hastanın tamamı (%100), meme kanserli 9 hastanın 7 ’si (%78), kolon kanserli 31 hastanın
18 ’i (%58) sigara içmiyordu.
Tablo 15. Sigara ile tümör histolojisi ilişkisi
Sigara(+)
Sigara(-)
n (%)
n (%)
Adenokarsinom
54 (44)
68 (56)
Sguamöz karsinom
35 (81)
8 (19)
Adenokarsinom
66 (50)
66 (50)
Sguamöz karsinom
28 (76)
9 (24)
P değeri
1.tümör histoloji
<0.001*
2.tümör histoloji
*ki-kare n:hasta sayısı.
29
<0.001*
Tümör Histolojisiyle İlişkili Faktörler
Çoklu primer tümörlü hastalardan birinci tümör histolojisi adenokarsinom olan 122
hastanın 59 ’u (%48) eksitus olmuşken 63 ’ü (%52) takip ediliyor. Sguamöz hücreli kanser
histolojisinde 1.tümörü olan hastaların 28 ’i (%65) eksitus olmuşken, 15 ’i (%35) takibe
devam ediliyor. Foliküler karsinomlu ve melanom birinci tümörü olan hastaların tamamı
(%100) eksitus olmuşken seminomlu 2 hasta da (%100) takip ediliyor. Çift primer tümörlü
hastalardan ikinci tümör histolojisi adenokarsinom olan 132 hastanın 69 ’u (%52) eksitus
olmuşken 63 ’u (%48) takip ediliyor. Sguamöz kanser histolojisinde ikinci tümörü olan
hastaların 21 ’i (%57) eksitus olurken, 16 ’sı (%43) takibe devam ediliyor (Tablo.16).
Tablo 16. Tümör histolojisi hastalık seyri ilişkisi
Eksitus
Takip
n (%)
n (%)
Adenokarsinom
59 (48)
69 (52)
Sguamöz karsinom
28 (65)
21 (57)
Adenokarsinom
63 (52)
63 (48)
Sguamöz karsinom
15 (35)
16 (43)
P değeri
1.tümör histolojisi
0.033*
2.tümör histolojisi
*ki-kare n:hasta sayısı.
30
0.033*
Tümör Organıyla İlişkili Faktörler
Çoklu primer tümörlü hastaların birinci tümör organı meme olan 28 hastanın 19 ’u
(%68) organ sınırlı evrede, 9 ’u metastatik evrede saptandı. Bunlardan 22’sine (%79) küratif
tedaviler uygulanırken, 6 ’sına (%21) küratif olmayan tedavi uygulandığı saptandı. Bu
hastalardan 22 ’si (%79) takip edilmekteyken, 6 hasta (%21) eksitus olmuştu.
Birinci tümör organı kolon olan 26 hastanın 21 ’i (%81) organ sınırlı evrede, 5 ’i
(%19) metastatik evrede saptandı. Bunlardan 21 hastaya (%81) küratif tedavi uygulanırken, 5
’ine (%19) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bu hastalardan 16 ’sı (%62) takip
edilmekteyken, 10 hasta (%38) eksitus olmuştu.
Birinci tümör organı larenks olan 22 hastanın 19 ’u (%86) organ sınırlı evrede, 3 ’ü
(%14) metastatik evrede saptandı. Bunlardan 15 hastaya (%68) küratif tedavi uygulanırken, 7
’sine (%32) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bu hastalardan 15’i eksitus olmuşken
(%68), 7 hasta (%32) takip edilmekteydi.
Birinci tümör organı akciğer olan 16 hastanın 12 ’si (%75) metastatik evrede, 4 ’ü
(%25) organ sınırlı evrede saptandı. Bu hastalardan 12 ’sine (%75) küratif olmayan tedavi
uygulanırken, 4 ’üne (%25) küratif tedaviler uygulandı. Bunlardan 11 ’i (%69) eksitus
olmuşken 5 ’i (%31) takip edilmekteydi.
Birinci tümör organı mesane olan 15 hastanın 13 ’ü (%87) organ sınırlı evrede, 2 ’si
(%13) metastatik evrede saptandı. Bu hastalardan 13 ’üne (%87) küratif tedaviler uygulanıken
2 ’sine (%13) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 11 ’i (%73) eksitus olmuşken, 4
’ü (%27) edilmekteydi.
Birinci tümör organı prostat olan 13 hastanın 9’u (%70) organ sınırlı evrede, 4’ü
(%30) metastatik evrede saptandı. Bu hastalardan 9’una (%70) küratif tedaviler uygulanıken
4’üne (%30) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 7’si (%54) eksitus olmuşken,
4’ü (%46) takip edilmekteydi.
İkinci tümör organı akciğer olan 50 hastanın 7 ’si (%14) organ sınırlı evrede, 43 ’ü
(%86) metastatik evrede saptandı. Bu hastalardan 4 ’üne (%8) küratif tedaviler uygulanıken
46 ’sına (%92) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 34 ’ü (%68) eksitus
olumuşken, 16 ’sı (%32) takip edilmekteydi.
31
İkinci tümör organı kolon olan 31 hastanın 20 ’si (%65) organ sınırlı evrede, 11 ’i
(%35) metastatik evrede saptandı. Bu hastalardan 18 ’ine (%58) küratif tedaviler uygulanıken
13 ’üne (%42) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 15 ’i (%48) eksitus olmuşken,
16 ’sı (%52) takip edilmekteydi.
İkinci tümör organı mesane olan 12 hastanın 10 ’u (%83) organ sınırlı evrede, 2 ’si
(%17) metastatik evrede saptandı. Bu hastalardan 8 ’ine (%67) küratif tedaviler uygulanıken 4
’sına (%33) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 9 ’u (%75) eksitus olmuşken, 3
’ü (%25) takip edilmekteydi.
İkinci tümör organı böbrek olan 11 hastanın 10 ’u (%91) organ sınırlı evrede, 1 ’i
(%9) metastatik evrede saptandı. Bu hastalardan 9 ’una (%82) küratif tedaviler uygulanıken 2
’sine (%18) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 3 ’ü (%27) eksitus olmuşken, 8 ’i
(%73) takip edilmekteydi.
İkinci tümör organı pankreas olan 5 hastanın 3 ’ü (%60) organ sınırlı evrede saptandı.
İkisi (%40) metastatik evrede saptandı. Bu hastalardan 1 ’ine (%20) küratif tedaviler
uygulanıken 4 ’üne (%80) küratif olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 5 ’i de (%100)
eksitus olmuştu.
İkinci tümörü prostat olan 10 hastanın 8 ’i (%80) organ sınırlı evrede, 2 ’si (%20)
metastatik idi. Bu hastalardan 8 ’ine (%80) küratif tedaviler uygulanıken 2 ’sine (%20) küratif
olmayan tedaviler uygulandı. Bunlardan 6 ’sı (%60) eksitus olmuşken, 4 ’ü (%40) takip
edilmekteydi.
Tümör Evresiyle İlişkili Faktörler
Çoklu primer tümörlü hastalardan birinci tümörü metastatik 45 hastanın 39 ’una (%87)
küratif olmayan, 6 hastaya küratif (%13) tedaviler uygulanmış. Tümörü organ sınırlı 125
hastanın 119 ’una (%95) küratif tedaviler, 6 ’sına (%5) küratif olmayan tedaviler uygulanmış.
İkinci tümörü metastatik 91 hastanın 90 ’ına (%98) küratif olmayan tedaviler uygulanırken 1
hastaya (%2) küratif tedaviler uygulanmış. Tümörü organ sınırlı 79 hastanın 66 ’sına (%83)
küratif tedaviler, 13 hastaya (%17) küratif olmayan tedaviler uygulanmış (Tablo.17).
32
Tablo 17. Tümör evresi tedavi ilişkisi
1.tümör evre
Metastatik
n (%)
2.tümör evre
Organ
P
sınırlı
değeri
Metastatik
6 (13)
119 (95)
Küratif
39 (87)
6 (5)
P değeri
sınırlı
n (%)
n (%)
Küratif
Organ
n (%)
<0.001*
1 (2)
66 (83)
90 (98)
13 (17)
<0.001*
olmayan
*ki-kare n:hasta sayısı.
Çoklu primer tümörlü hastalardan 1.tümör evresi metastatik olan 45 hastanın 26 ’sı eksitus
(%58) olmuşken 19 hasta (%42) takip edmekteydi. Tümör evresi organ sınırlı 125 hastanın ise
61’i (%49) takip edilmekteyken 64 hasta (%51) eksitus olmuştu. İkinci tümör evresi
metastatik 91 hastanın 56 ’sı eksitus (%62) olmuşken 35 hasta (%38) takip edilmekteydi.
Tümör evresi organ sınırlı 79 hastanın ise 45 ’i (%57) takip edilmekteyken 34 hasta (%43)
eksitus olmuştu (Tablo.18).
Tablo 18. Tümör evresi ile hasta akıbeti ilişkisi
1.tümör evre
Metastatik
n (%)
2.tümör evre
Organ
P
sınırlı
değeri
Metastatik
n (%)
n (%)
Eksitus
26 (58)
64 (51)
Takip
19 (42)
61 (49)
Organ
P değeri
sınırlı
n (%)
0.448*
*ki-kare n:hasta sayısı.
33
56 (62)
34 (43)
35 (38)
45 (57)
0.016*
Tümör Birliktelik Durumuyla İlgili Faktörler
Çift primer tümörü senkron olan 49 hastanın 29 ’u (%59) eksitus olmuşken 20 hasta
(%41) takip edilmekteydi. Metakron tümörlü 121 hastanın 61 ’i (%51) eksitus olmuşken 60’
(%49) takip edilmekteydi. Senkron tümörlü hastaların birinci tespit edilen tümörlerinin 28 ’i
(%57) organ sınırlı evrede 21 ’i ise (%43) metastatik evrede tespit edildi. Bu hastaların 28
’ine (%57) küratif tedaviler uygulanırken 21 hastaya (%43) küratif olmayan tedaviler
uygulanmıştı. Bu tümörlerden 32 ’si (%65) adenokarsinom histolojisinde, 14 ’ü (%33)
sguamöz hücre histolojisinde tespit edildi. . Metakron tümörlü hastaların birinci tespit edilen
tümörlerinin 52 ’i (%43) organ sınırlı evrede 69 ’u ise (%57) metastatik evrede tespit edildi.
Bu hastaların 44 ’üne (%36) küratif tedaviler uygulanırken 67 hastaya (%64) küratif olmayan
tedaviler uygulandı. Bu tümörlerden 89 ’si (%74) adenokarsinom histolojisinde, 29 ’u (%24)
sguamöz hücre histolojisinde tespit edildi.
SAĞKALIM İLE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER
Çift primer tümörlü çalışmaya alınan 180 hastanın 90’ı eksitus oldu. Ortanca sağkalım
23.75 ay (%95 CI, 16.75-30.75) olarak hesaplandı. Cinsiyet olarak karşılaştırıldığında
erkeklerde 21.58 ay (%95 CI, 14.93-28.23) kadınlarda 39.85 ay (%95 CI, 22.95-56.75) olarak
izlendi (p: 0.173). Alkol kullananlarda ortanca sağkalım 24.9 ay (%95 CI, 15.20-34.60)
kullanmayanlarda 22.17 ay (%95 CI, 15.67-28.68) (p: 0.458) iken sigara içicilerinde 21.58 ay
(%95 CI, 14.78-28.39) içmeyenlerde 33.44 ay (%95 CI, 17.91-48.97) hesaplandı (p: 0.429).
Birinci tümör organı meme olanlarda ortanca sağkalım 86.27 ay akciğer olanlarda 22.20 ay
kolon olanlarda 22.17 ay larenks olanlarda 19.31 ay pankreas olanlarda 6.60 ay özafogus
olanlarda 3.91 ay olarak hesaplandı. Birinci tümör histolojisi adenokarsinom olan hastaların
sağkalımları 24.90 ay (%95 CI, 15.50-34.30) sguamöz karsinomda 22.20 ay (%95 CI, 11.8532.55) olduğu görüldü (p: 0.067). Birinci tümör evresi organ sınırlıda ortanca sağkalım 29.66
ay (%95 CI, 18.75-40.58) metastatik olanlarda 15.70 ay (%95 CI, 4.95-26.45) (p: 0.001) ve
küratif tedavi uygulananlarda ortanca sağkalım 30.75 ay (%95 CI, 20.13-41.36) non-küratif
tedavi uygulananlarda 13.76 ay (%95 CI, 3.71-23.81) olarak hesaplandı (p: 0.005). Birliktelik
durumu senkron tümörlerde ortanca sağkalım 8.96 ay (%95 CI, 3.42-14.51) iken metakron
tümörlerde 35.97 ay (%95 CI, 27.60-44.34) saptandı (p: <0.001) (tablo.19) (Şekil 5-7).
34
Tablo 19. Sağkalım ile ilişkili faktörler
Sağkalım ay (%95 CI)
P değeri
0.173*
Cinsiyet;
Erkek
21.58
(14.93-28.23)
Kadın
39.85
(22.95-56.75)
0.458*
Alkol;
Evet
24.90
(15.20-34.60)
Hayır
22.17
(15.67-28.68)
0.429*
Sigara;
Evet
21.58
(14.78-28.39)
Hayır
31,46
(17.91-48.97)
Birinci tümör organ;
0.004*
Meme
86.27
(79.49-93.05)
Larenks
19.31
(12,43-26,20)
Kolon
22.17
(8,89-35,46)
Akciğer
22.20
(0,90-43,51)
Özofagus
3.91
(2,86-5.87)
Birinci tümör histoloji;
0.067*
Adenokarsinom
24.90
(15.50-34.30)
Squamöz hücreli karsinom
22.20
(11.85-32.55)
Birinci tümör evre;
0.001*
Metastatik
15.70
(4.95-26.45)
Organ sınırlı
29.66
(18.75-40.58)
Birinci tümör tedavi;
0.005*
Küratif
30.75
(20.13-41.36)
Non-küratif
13.76
(3.71-23.81)
Birliktelik durumu;
<0.001*
Senkron
8.96
(3.42-14.51)
Metakron
35.97 (27.60-44.34)
*Kaplan meire. CI:confidens interval.
35
Şekil 5. Tümör birliktelik durumu sağkalım ilişkisi grafiği
Şekil 6. Birinci tümör evresi sağkalım ilişkisi grafiği
36
Şekil 7. Birinci tümör tedavisi sağkalım ilişkisi grafiği
37
TARTIŞMA
Çoklu primer tümörlerin sıkılığı, kanser hastalarında tedavi seçeneklerinin artması ve
moleküler tedaviler sayesinde bazı kanser türlerinin kronik hastalıkların seyrine benzer bir hal
alması, sitotoksik ajanların ve iyonize radyasyonun kullanımıyla giderek artmaktadır (5-7).
Bu nedenle kanser tanısıyla takip ve tedavi edilen hastalarda ikincil kanser gelişimi açısından
dikkatli olunmalıdır. Sigara hikayesi, alkol alımı, çevresel etmenler, genetik mutasyonlar,
birinci tümörün kendisi de ikincil kanser gelişimi riskini arttırmaktadır (11-12). Amerika’da
yaklaşık 13.7 milyon kanser hastası bulunmaktadır. Bu da tüm populasyonun % 4 ’ü kadarını
oluşturmaktadır. Bu sayı her yıl %2 civarında artmaktadır. İlerleyen yıllarda kanserli hasta
sayısının 18 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Buna paralel olarak ikincil malignite gelişen
hastaların sayısı da artacaktır. İkincil malignite gelişimi kanser nedenli takip edilen hastalarda
en önemli ölüm nedenlerinden biridir (8).
Çoklu primer tümörler tanımlanmasında sıklıkla Warren ve Gates kriterleri kullanılır.
İki tümörün de histolojik olarak malign olduğu kanıtlanmalı, tümörler arasında en az 2 cm
olmalı, eğer aynı lokalizasyonda ortaya çıkmışsa aralarında en az beş yıl olmalı ve metastatik
hastalık ekarte edilmelidir. Çoklu primer tümörler senkron ve metakron olmak üzere iki gruba
ayrılır. Tanı tarihleri arasında altı ay ve altı aydan az olanlara senkron tümör, altı aydan uzun
olanlara ise metakron tümör denir (4).
Literatürde çoklu primer tümörlerle ilgili yapılan çalışmalar genel olarak retrospektif,
Warren ve Gates kriteleri baz alınarak ve hastalar senkron ve metakron olarak ayrılarak
tasarlanmıştır.
38
Çoklu primer tümör prevelansı bizim çalışmamızda literatürle benzer şekilde %1.9
oranında bulundu. Haddow ve arkadaşlarının 1972 yılında 58333 kanser hastası ile yaptığı
çalışmada çoklu primer tümör prevelansı %0.73 (39), Storm ve ark. 1985 yılında 379941
kanser hastası ile yaptığı çalışmada %3.97 (40), Aydıner ve ark. 2000 yılında 26000 kanserli
hastada yaptığı çalışmada %1.03 saptanmıştır (41). Bu değişkenlik çalışmaların yapıldığı
merkezlerin tümör etyolojik nedenleri ve tanısında kullandıkları olanakların farklı olmasından
kaynaklanabilir.
Çalışmamızda senkron tümörlü hastalar %28 metakron tümörlü hastalar ise %72
oranında saptandı. Ülkemizde Aydıner ve ark. çalışmasında bu oran benzer şekilde senkron
tümörler %34 metakron tümörler %66 saptanmış. Crocetti ve ark. 1095 çift primer tümörlü
hasta serisinde senkron tümörler %20 metakron tümörler %80 oranında saptanmış (42).
Literatürde ve çalışmamızda metakron tümörlerin önplanda olduğu saptanmıştır.
Çoklu primer tümöre sahip hastalar cinsiyet olarak değerlendirildiğinde literatürde çok
farklı sonuçlara rastlanmaktadır. Kılçıksız ve ark. İzmir kanser kayıt kurumunun verilerine
dayanarak 572 çoklu primer kanserli hasta ile yaptıkları çalışmada kadın hastalar %60, erkek
hastalar %40 oranında saptanmıştır (43). Bir başka çalışmada 73 çoklu primer tümörlü
hastanın %44 ’ü kadın, %56 ’sı erkek saptanmıştır (44). Çoklu primer tümörlü 271 hasta ile
yapılan başka bir çalışmada kadın hastalar %52, erkek hastalar %48 saptanmıştır. Ayrıca
senkron tümörlü 92 hastanın 53 ’ü erkek 39 ’u kadın ve metakron tümörlü 179 hastanın 103
’ü kadın 76 ’sı erkek saptanmıştır (41). Buradan erkek cinsiyetin senkron tümör gelişimine
yatkınlığı arttırdığı sonucuna varılabilir. Bizim çalışmamızda 170 hastanın %35 ’i kadın %65
’i erkek saptandı. Literatürle uyumlu olarak senkron tümörlerde erkek hasta oranı daha
fazlaydı. Sağkalım olarak bakıldığında istatistiksel anlamlı olmasada erkek hastaların 18 ay
daha az yaşadığı tespit edildi. Bunun sebebi olarak erkek hastaların senkron tümör eğiliminin
fazla olması, sigara ve alkol öyküsü oranın yüksek olması gösterilebilir.
Sigara öyküsü literatürdeki çalışmalarda çoklu primer tümör gelişiminde önemli bir
risk faktörü olarak görülmektedir (11). Swartz ve ark. 851 baş-boyun çift primer tümörü olan
hasta ile yaptığı çalışmada sigara öyküsü olanların oranı %64 saptanmış. Sigara öyküsü ikinci
primer tümör gelişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş (45). Aydıner ve ark.
çalışmasında istatistiksel olarak anlamlı şekilde senkron grupta sigara öyküsü olanların oranı
%47 iken metakron grupta %34 bulunmuş (41). Bizim çalışmamızda literatire benzer şekilde
senkron grupta sigara öyüsü olanların oranı %67 iken metakron grupta %51 saptandı. Buradan
senkron tümör gelişiminde sigara hikayesinin önemli bir risk faktörü olduğu sonucuna
39
varabiliriz. Ayrıca toplum özelliği olarak yorumlayabileceğimiz şekilde erkek hastalarda
sigara kullanım öyküsü kadın hastalara göre anlamlı olarak daha fazlaydı. Sigara ve kanser
gelişimi arsındaki ilişki birçok organda (örneğin: böbrek, akciğer, mesane,özofagus başboyun) kanıtlanmıştır (12). Özellikle sguamöz hücreli karsinomlar ile sigara arasında çok
yakın bir ilişki mevcuttur. Buna paralel olarak çalışmamızda sguamöz hücreli karsinom
histolojisinde anlamlı olarak sigara öyküsü yüksek saptandı. Özellikle akciğer, larenks,
böbrek, mesane, pankreas gibi sigara ilişkisi bilinen tümörlerde çalışmamızda anlamlı olarak
sigara hikayesi oranı yüksek saptandı. İkinci primer tümörü akciğer olan elli hasta bulunması
ve bunların %74’ünde sigara öyküsü olması bize ikinci tümör gelişiminde sigaranın önemini
işaret ediyor. Sağkalım olarak bakıldığında istatistiksel anlamlı olmasa da sigara öyküsü
olanların yaklaşık 12 ay kadar daha az yaşadığı saptandı. Ayrıca sigara ile ilişkisi anlamlı
olarak yüksek olan sguamöz hücreli karsinom histolojisi ve senkron tümör olma sağkalımı
anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Tüm bu parametreler göz önüne alındığında sigara çift primer
tümörlü hastalarda mortalite açısından çok önemli bir risk faktörüdür.
Alkol kullanımı karaciğer, özofagus, meme, kolerektal gibi kanser türlerinin
etyolojisinde iyi tanımlanmış bir faktördür (15). Literatürde çoklu tümör gelişimi ile yakın
ilgisi de saptanmıştır. Yapılan çalışmalarda genellikle kayıt yetersizliği nedenli alkol
kullanımı hakkında bir çok hastada veriye ulaşılamadığı bildirilmiş. Bizim çalışmamızda 43
hastada (%25) alkol öyküsü mevcuttu. Bunların tamamı erkek hasta idi. Senkron ve metakron
grupta alkol hikayesi açısından bir fark saptanmadı. Sağkalım açısından da alkol hikayesi
anlamlı bir farklılık yaratmamakta idi. Bu durum hasta sayısının yetersiz olması ya da alkolün
sigara kadar açık bir karsinojen olmamasıyla açıklanabilir. Ayrıca alkol kullanım miktarının
net olarak değerlendirilememesi bu verinin değerlendirilmesinde zayıf bir noktadır.
Çalışmamızda senkron çift primer tümörlü hastalarda primer organı akciğer olan 24,
kolon olan 20, larenks olan 9, prostat olan 7, mesane olan 7 hasta saptandı. Literatürdeki
çalımalar incelendiğinde Crocetti ve ark. 216 senkron tümörlü hastayı değerlendirdikleri
çalışmada bizim çalışmamıza benzer şekilde sıklık sırasına göre mesane, kolon, prostat,
akciğer ve böbrek tümörü saptanmıştır (42). Bir başka 92 senkron tümörlü hasta ile yapılan
çalışmada sıklık sırasına göre en fazla meme, akciğer, larenks, kolon saptanmış (41). Irimie ve
ark. yaptığı çalışmada 22 senkron tümörlü hastada genital sistem ve sindirim sistemi ile ilgili
tümörlere daha fazla rastlanmıştır (46). Birliktelik olarak değerlendirildiğinde baş-boyunakciğer ve kolon-akciğer birliktelikleri senkron tümörler içinde en çok karşımıza çıkmaktadır.
Feng Li ve ark. 175 akciğer kanserli çift primer tümörlü hasta ile yaptıkları çalışmada en sık
40
akciğer-kolon, akciğer-mesane, akciğer-meme, akciğer-özofagus birliktelikleri saptanmıştır
(47). Dolayısıyla bu organlarda aynı anda tümör saptandığında metastaz tanısından önce
ikinci primer tümör ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm bu çalışmalar birlikte
yorumlandığında bu tümörlerde sigara öyküsünün yüksek oranda pozitif olması, tümörlerin
tek tek bakıldığında sağkalım sürelerinin düşük olması senkron tümörlerin metakron
tümörlere göre anlamlı şekilde sağkalımı düşürdüğünü açıklamaktadır.
Metakron çoklu primer tümörlü hastaların birinci primeri sıklık sırasına göre en çok
meme, kolon, larenks, mesane ve prostat idi. İkinci primeri sıklık sırasına göre akciğer, kolon,
meme, mesane ve endometrium saptandı. Birinci tümör yaş ortanca değeri 56 iken ikinci
tümörün ortanca yaşı 60 idi. Literatürde varolan çalışmalarda; 41 metakron tümörlü hastanın
birinci tümör tespit yaşı ortanca değeri çalışmamıza benzer şekilde 59 saptanmış. Birinci
tümör lokalizasyonu en sık genital ve kolorektal olurken ikinci tümör lokalizasyonu da en sık
genital ve kolorektal saptanmış (46), 179 metakron tümörlü bir diğer çalışmada birinci tümör
organı en sık meme, larenks, kolon ve mesane saptanırken, ikinci tümör organı çalışmamıza
benzer şekilde en sık akciğer, meme ve kolon saptanmış. Birinci tümör tespit yaşı ortanca
değeri 53 iken ikinci tümör yaşı ortanca değeri 59 olarak izlenmiş.(41). Tümör birlikteliği
olarak bakıldığında çalışmamızda meme-endometrium, meme-over, meme-kolon, akciğermesane saptandı. Bu tümörler muhtemel genetik mutasyonlarla ilişkili sendromlarda birlikte
ortaya çıkabilecek tümörlerdir. Ayrıca meme-endometrium birlikteliği meme kanseri nedenli
uygulanan hormonoterapinin endometrium kanseri riskini arttırması sonucu ortaya çıkmış
olabilir. Mutasyon analizleri tespit edilmediğinden net bir değerlendirme yapmak doğru
olmayacaktır. Gelecek çalışmalara yol göstermesi açısından bu şekilde tümör birlikteliği
saptanan hastalarda gen mutasyonu taraması yapılması faydalı olacaktır.
Tümör tespit zamanları arasındaki süre çalışmamızda literatüre benzer şekilde senkron
grupta 3 ay, metakron grupta ise 26 ay olarak hesaplandı (41). Bu veri dikkate alındığında
kanser tedavisi tamamlanmış ve takip edilen hastalarda uzun süre sonra bile ikinci bir
malignite gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Takipte ortaya çıkan kitleler eğer mümkünse
histolojik olarak doğrulanmalıdır.
Metakron tümörler tüm bu verilerle değerlendirildiğinde daha çok meme, prostat,
kolon gibi sağkalım beklentisi uzun tümörler olduğu görülmektedir. Sigara ve alkol ilişkisi
senkron tümörlere oranla daha düşüktür. Bunların sonucu olarak çalışmamızda metakron
tümörlerde sağkalım oranı anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır.
41
Çoklu primer tümörler histolojik tip olarak değerlendirildiğinde çalışmamızda
literatüre benzer şekilde adenokarsinom ön planda idi. Birinci primer tümörlerin %71 ’i,
ikinci tespit edilen tümörlerin %77 ’si adenokarsinom idi. Literatüre bakıldığında 63 vakalık
bir seride adenokarsinom en sık histolojik tip olarak saptanmış (46). Adenokarsinom tüm
tümörlerde en sık rastlanan histolojik alt tip olduğundan dolayı çalışmamızda da diğer
histolojik tiplere göre anlamlı olarak daha fazla bulundu. Kadınlarda erkeklere oranla
adenokarsinom histolojisine sahip olma anlamlı olarak fazla saptandı. Erkeklerde sigara
kullanımının fazla olması ve buna bağlı squamöz histoloji gelişimi bu eğilimi açıklayabilir.
Sguamöz hücreli karsinomun istatistiksel olarak anlamlı olmasa da adenokarsinoma göre
sağkalımı düşürdüğü saptandı.
Çoklu primer tümörlerin evresi ve tedavi şekli ile ilgili verilere literatürde çok sınırlı
şekilde rastlanmaktadır. Irimie ve ark. 62 çift primer olgulu çalışmasında senkron tümörlü
olguların birinci primerlerinin %40 ’ına küratif cerrahi uygulanırken ikinci primerlerinin
sadece %30 ’una küratif cerrahi uygulanabildiği saptanmış. Aynı çalışmada metakron tümörlü
olguların sadece %10 ’una küratif cerrahi uygulanabildiği saptanmış. Çalışmamızda ise
senkron tümörlerin birinci primerlerinin %57 ’si organ sınırlı evrede saptanıp tümüne küratif
tedaviler uygulandığı görüldü. Metakron tümörlerde ise birinci primere küratif tedavi
uygulanma oranı %80 idi. Bu sonuç bize senkron ve metakron tümörlerin sağkalımları
arasındaki farkı açıklamaktadır. Birinci tümör evresi organ sınırlı olan ve küratif cerrahi
yapılabilen hastaların sağkalımı anlamlı olarak uzundur.
Bizim çalışmamızın pozitif yanları etik kurul izni ile yapılmış olması, tek merkezli
yapılan bir çalışma olması, doğru ve tartışmasız istatistiksel analizlerin yapılmış olması, 10
yılı aşkın süre içerisinde merkezimize başvuran tüm hastaları içermiş olması, araştırılan
parametrelerin hasta dosyalarından eksiksiz olarak aktarılması, hasta sayısının literatürdeki
çalışmaların çoğundan fazla olmasıdır. Negatif yönleri olarak retrospektif olması, gen
mutasyon analizlerinin bulunmaması, hasta populasyonunun homojen olmaması sayılabilir.
Elde edilen sonuçların bu bilgiler dikkate alınarak değerlendirilmesi uygundur.
Çalışmamız ile merkezimizde takip edilen kanserli hastalarda ikinci primer tümör
gelişimi açısından farkındalığımız artacaktır. Elde edilen istatistiksel veriler ile de literatüre
katkı sağlanacağını düşünmekteyiz.
42
SONUÇLAR
Retrospektif olarak 2005-2015 yılları arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Polikliniği’ne kanser tanısı ile başvuran
tüm olgular arasından 180 adet çoklu primer tümör tanısı olan hastanın klinik, demografik ve
patolojik özelliklerinin değerlendirildiği çalışmamızda şu sonuçlara ulaştık:
1. Çoklu primer tümör prevelansı tüm kanserler içinde %1,9 saptandı.
2. Metakron tümörler senkron tümörlere göre daha sık karşımıza çıkmaktadır.
3. Çoklu primer tümörlere erkek hastalarda daha sık rastlanmaktadır.
4. Senkron tümörler içinde en çok kolon-akciğer ve akciğer-larenks birliktelikleri
saptandı.
5. Metakron tümörler içinde en çok akciğer-mesane, akciğer-larenks, memeendometrium ve meme-kolon saptandı.
6. Sigara ve alkol hikayesi erkek hastalarda anlamlı şekilde yüksek saptandı.
7. Adenokarsinom çoklu primer tümörlerde en sık rastlanan histoloji saptandı
8. Sigara hikayesi senkron tümörlü hastalarda anlamlı derecede fazladır.
9. Birinci tümör organı kolon, larenks ve mesane olan hastalar erken evrede olma
eğiliminde iken birinci primeri akciğer olanların %75 ’i metastatik evrededir.
10. İkinci primer tümörü prostat, mesane ve böbrek olan hastalar erken evrede olma
eğiliminde iken ikinci primeri akciğer olanların %86 ’sı metastatik evrededir.
11. Senkron tümörler sağkalımı anlamlı şekilde azaltmaktadır.
12. Birinci tümör evresi organ sınırlı olan ve küratif tedaviler uygulanan hastalarda
sağkalım anlamlı ölçüde fazladır.
43
13. Erkek cinsiyet, sigara, squamöz hücreli karsinom histolojisi istatistiksel anlamlı
olmasa da sağkalımı belirgin ölçüde düşürmektedir.
44
ÖZET
Çoklu primer tümörler, aynı hastada eş veya farklı zamanlarda birbirinden farklı
olarak gelişen tümörlerdir. Tıp literatüründe tüm karsinomların % 0.7 -% 11 ’i oranında
bildirilmektedir. Çoklu primer tümörler genel olarak iki grupta incelenir. İkinci tümör ilk
tümör tanısından 6 ay sonra saptanırsa metakron, 6 ay içinde saptanırsa senkron tümör olarak
isimlendirilir. Maligniteli olgularda ikinci primer tümör tanısı alabilmesi için Warren and
Gates kriterleri geliştirilmiştir. Tümörlerin histolojik olarak malign olduğu ispat edilmelidir.
İki tümör arasında en az 2 cm sağlam doku olmalı eğer aynı lokalizasyonda ise aralarında en
az 5 yıl zaman geçmelidir. Metastatik hastalık ekarte edilmelidir. Bu çalışmadaki amacımız
Trakya Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nda izlenen, tedavi ve takibi yapılan çoklu
primer tümörlü hastaların klinik, demografik ve patolojik özelliklerini gözden geçirmek,
prevelansını saptamak, literatür bulguları ile karşılaştırmak ve çoklu primer tümörlere
yaklaşımımızı değerlendirmek ve iyileştirmekti.
Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 2005 ile 2015 yılları
arasında çoklu primer tanısı almış 170 hasta dahil edildi. Hastaların verilerine patoloji
raporlarından ve hasta dosya kayıtlarından ulaşıldı. Sağkalım hesapları Kaplan-Meier yöntemi
ile yapıldı. Parametrik olmayan değişkenlerin birbiri ile ilişkileri Ki-kare test ile araştırıldı.
Parametrik değişkenlerin gruplar arası karşılaştırması student testi ile yapıldı.
Merkezimizideki çoklu primer tümörler metakron tümör ağırlıktaydı. Erkek hastaların
sayısı kadınlardan fazla tespit edildi. Senkron tümörlerde iki tümör arasındaki ortanca süre 3
ay iken metakron tümörlerde 26 ay olarak saptandı. En çok birliktelik gösteren senkron
tümörler akciğer-larenks ve akciğer-kolon iken metakron tümörler akciğer-mesane, akciğerlarenks, meme-endometrium ve meme-kolon idi. Sigara ve alkol hikayesi erkek hastalarda ve
45
senkron tümörlerde daha yüksek saptandı. Tümör birliktelik durumu, birinci tümörün evresi
ve birinci tümör tedavisi sağkalım açısından anlamlı saptandı. Sigara öyküsü, squamöz hücre
histolojisi ve erkek cinsiyet istatistiksel anlamlı olmasa da sağkalımı olumsuz etkilediği
saptandı.
Anahtar Kelimeler: Çoklu primer tümör, sağkalım, senkron, metakron
46
EVALUATION OF DEMOGRAPHIC, CLINICAL, PATHOLOGIC
FEATURES AND DETECTION OF PREVELANCE OF THE PATIENT
WITH MULTIPL PRIMARY TUMORS
SUMMARY
Multiple primary tumors are the tumors which are different and can be present in a
patient at the same or different times. Their prevelance is %0.7 -%11 in the literature.
Multiple primary tumors are divided into two groups. Second tumor is named as
metachronous if it is detected after 6 months of primary tumor diagnosis and it is named
synchronous if it is detected in 6 months. Warren and Gates criteria is used for diagnosis of
second primary tumor in malignancy patients.
Their malignancy must be prooved
histologically. Between two tumors the must be at least 2 cm healthy area and if they are at
same localization there must be at least 5 years between them. Metastatic disease must be
excluded. The aim of us in this study was to detect the prevelance and overview the clinical,
pathological and demographic features of the patients who have multiple primary tumors ,
treated and followed in Trakya University Medical Faculty Medical Oncology Department
and make comparison with literature findings. We also aimed to evaluate and improve our
approach to multiple primary tumors.
170 patients who have multiple primary tumor diagnosis between 2005 and 2015 in
Trakya University Medical Faculty Hospital are included in our study. We got the data from
47
pathology reports and patients’ s files. Kaplan- Meier method was used for survival analyses.
Chi-square test was used for detection of the relation of nonparametric variables to each other.
Student test was used for comparison of parametric variables between groups.
Most of our multiple primary tumors were metachronous. Men patients are more than
women patients. While median time was 3 months between two tumors in synchronous
tumors, it was 26 months in metachronous ones. While the synchronous tumors which have
coexistance were lung-larynx and lung-colon the metachronous tumors which have
coexistance were lung-bladder, lung, larynx, breast- endometrium and breast-colon. Cigarette
smoking and alcohol insumption were more common in men and patients with synchronous
tumors. Coexistance of tumors, stage of primary tumor, treatment of primary tumor were
significant for survival. Cigarette smoking, squamous cell histology, men gender were found
to effect the survival negatively while it is not statistically significant.
Key words: Multiple primary tumor, survival, metachronous
48
KAYNAKLAR
1. Tachimori Y. Cancer screening in patients with cancer. Jpn J Clin Oncol.
2002;32(4):118–9.
2. Demandante CG, Troyer DA, Miles TP. Multiple primary malignant neoplasms: case
report and a comprehensive review of the literature. Am J Clin Oncol 2003;26(1):79–
83.
3. Suzuki T, Takahashi H, Yao K, Inagi K, Nakayama K, Makoshi T et al. Multiple
primary malignancies in the head and neck: a clinical review of 121 patients. Acta
Otolayngol Suppl. 2002;(547):88–92.
4. Warren S, Gates O. Multiple malignant tumors: a survey of literature and statistical
study. Am J Cancer 1932;51:1358-414.
5. Hemminki K, Boffetta P. Multiple primary cancers as clues to environmental and
heritable causes of cancer and mechanisms of carcinogenesis. IARC Sci Publ.
2004;(157):289-97.
6. Carey TE. Field cancerization: are multiple primary cancers monoclonal or
polyclonal? Ann Med 1996;28(3):183–8.
7. Wynder EL, Mushinsky MH, Spivak JC. Tobacco and alcohol consumption in relation
to the development of multiple primary cancers. Cancer. 1977;40(4 Suppl): 1872-8.
49
8. DeSantis Ce, Linn CC, Mariotto AB, Siegel RL, Stein KD, Kramel JL et al. Cancer
treatment and survivorship statistics, 2014. CA Cancer J Clin. 2014;64(4):252-71.
9. Byers T, Mouchawar J, Marks J, Cany B, Lins N, Swanson GM et al. The American
Cancer Society challenge goals. How far can cancer rates decline in the U.S.by the
year 2015? Cancer. 1999;86(4):715-27.
10. Ward EM, Thun MJ, Hannan LM, Jemal A. Interpreting cancer trends. Ann N Y Acad
Sci. 2006;1076:29–53.
11. Leon ME, Peruga A, McNeill A, Kralikova E, Guha N, Minozzi S et al. European
Code against Cancer, 4th Edition: Tobacco and cancer. Cancer Epidemiol. 2015
Dec;39 Suppl 1:20-33.
12. Schwartz AG, Cote ML.
Biol. 2016;893:21-41.
Epidemiology
of
Lung Cancer.
Adv
Exp
Med
13. Ding Y, Yu C, Han Z, Xu S, Li D, Meng X et al. Environmental tobacco smoke and
pancreatic cancer: a case-control study. Int J Clin Exp Med. 2015;8(9):16729-32.
14. Giovino GA, Mirza SA, Samet JM, Gupta PC, Jarvis MJ, Bhala N et al. Tobacco use
in 3 billion individuals from 16 countries:an analysis of nationally representative
cross-sectional household surveys. Lancet. 2012;380(9842):668–79.
15. Williams LA, Olshan AF, Tse CK, Bell ME, Troester MA. Alcohol intake and
invasive breast cancer risk by molecular subtype and race in the Carolina
Breast Cancer Study. Cancer Causes Control. 2016;27(2):259-69.
16. Soriano V, Barreiro P.
Rev. 2015;17(4):238-9.
Non-Human
Cancers
in
AIDS
Patients.
AIDS
17. Schaberg KB, Evans MF, Wilcox R, Lewis MR. Antisecretory medication is
associated with decreased Helicobacter pylori detection in gastric marginal zone
lymphoma. Ann Diagn Pathol. 2015;19(6):397-402.
18. Kiremit
MC, Cakir
A, Arslan
F, Ormeci
T, Erkurt
B, Albayrak
S.
The bladder carcinoma secondary to schistosoma mansoni infection: A case report
with review of the literature. Int J Surg Case Rep. 2015;13:76-8.
19. Rivas M, Rojas E, Araya MC, Calaf GM. Ultraviolet light exposure, skin cancer risk
and vitamin D production. Oncol Lett. 2015;10(4):2259-2264.
20. Goldberg K, Bar-Joseph H, Grossman H, Hasky N, Uri-Belapolsky S, Stemmer SM et
al.
Pigment
Epithelium
Derived
Factor
Alleviates Tamoxifen
Induced Endometrial Hyperplasia. Mol Cancer Ther. 2015;14(12):2840-9.
21. Lupo M, Dains JE, Madsen LT. Hormone Replacement Therapy: An Increased Risk of
Recurrence and Mortality for Breast Cancer Patients? J Adv Pract
Oncol. 2015;6(4):322-30.
50
22. Collins JJ, Jammer B, Sladeczek FM, Bodnar CM, Salomon SS. Surveillance for
angiosarcoma of the liver among vinyl chloride workers. J Occup Environ
Med. 2014;56(11):1207-9.
23. Lynch TJ, Bell DW, Sordella R, Gurubhagavatula S, Okimoto RA, Brannigan BW et
al. Activating mutations in the epidermal growth factor receptor underlying
responsiveness of non–small-cell lung cancer to gefitinib. N Engl J Med
2004;350(21):2129–39.
24. Van Allen EM, Wagle N, Levy MA. Clinical analysis and interpretation of cancer
genome data. J Clin Oncol 2013;31(15):1825–33.
25. Ford D, Easton DF, Stratton M, Narod S, Goldgar D, Devilee P et al. Genetic
heterogeneity and penetrance analysis of the BRCA1 and BRCA2 genes in breast
cancer families. The Breast Cancer Linkage Consortium. Am J Hum Genet.
1998;62(3):676–89.
26. Ng AK, Kenney LB, Gilbert ES, Travis LB. Secondary malignancies across the
age spectrum. Semin Radiat Oncol. 2010;20(1):67-78.
27. Travis LB, Hill D, Dores GM, Gospodarowicz M, van Leeuwen FE, Holowaty E et al.
Cumulative absolute breast cancer risk for young women treated for Hodgkin
lymphoma. J Natl Cancer Inst. 2005;97(19):1428-37.
28. Mimura N, Tsujimura H, Ise M, Sakai C, Takagi T, Nagata M et al. Therapyrelated leukemia following chemoradiotherapy for esophageal cancer. Eur J
Haematol. 2010;85(4):353-7.
29. Travis LB, Holowaty EJ, Bergfeldt K, Lynch CF, Kohler BA, Wiklund T et al. Risk
of leukemia after platinum-based chemotherapy for ovarian cancer. N Engl J
Med. 1999;340(5):353-7.
30. Moskowitz CS, Chou JF, Wolden SL, Bernstein JL, Malhotra J, Novetsky Friedman D
et al. Breast cancer after chest radiation therapy for childhood cancer. J Clin
Oncol. 2014;32(21):2217-23.
31. Maraldo MV, Brodin NP, Aznar MC, Vogelius IR, Munck af Rosenschöld P, Petersen
PM et al. Estimated risk of cardiovascular disease and secondary cancers with modern
highly conformal radiotherapy for early-stage mediastinal Hodgkin lymphoma. Ann
Oncol. 2013;24(8):2113-8.
32. Kehl KL, Shen C, Litton JK, Arun B, Giordano SH. Rates of BRCA1/2 mutation
testing among young survivors of breast cancer. Breast Cancer Res
Treat. 2016;155(1):165-73.
33. Bubien V, Bonnet F, Brouste V, Hoppe S, Barouk-Simonet E, David A et al. High
cumulative risks of cancer in patients with PTEN hamartoma tumour syndrom. J Med
Genet. 2013;50(4):255-63.
51
34. Millis SZ, Ejadi S, Demeure MJ. Molecular Profiling of Refractory Adrenocortical
Cancers and Predictive Biomarkers to Therapy Biomark Cancer. 2015;7:69-76.
35. Heinen CD. Mismatch repair defects and Lynch syndrome: The role of the basic
scientist in the battle against cancer. DNA Repair (Amst). 2016;38:127-34.
36. Scarsbrook AF, Thakker RV, Wass JA, Gleeson FV, Phillips RR. Multipl endocrine
neoplasia: spectrum of radiologic appearances and discussion of a multitechnique
imaging approch. Radiographics. 2006;26(2):433-51.
37. Lodish M. Multiple endocrine neoplasia type 2. Front Horm Res. 2013;41:16-29.
38. Travis LB, Bhatia S, Allen JM, Oeffinger KC, Ng A. Second Cansers. In: DeVita VT,
Lawrence TS, Rosenburg SA (Eds). Cancer Principles and Practice of Oncology. 10th
ed. New York: Wolters Kluwer Health; 2015:2047-20.
39. Haddow AJ, Boyd JF, Graham AC. Multiple primary neoplasms in the Western
Hospital Region, Scotland: a survey based on cancer registration data. Scott Med J
1972;17:143-152.
40. Storm HH, Jensen OM, Ewertz M, et al. Summary: multiple primary cancers in
Denmark, 1943–80. Natl Cancer Inst Monogr 1985;68:411–430.
41. Aydiner A, Karadeniz A, Uygun K, et al. Multiple primary neoplasms at a single
institution: differences between synchronous and metachronous neoplasms. Am J Clin
Oncol 2000;23:364-370.
42. Crocetti E, Arniani S, Buiatti E. Synchronous and metachronous diagnosis of multiple
primary cancers. Tumori. 1998;84(1):9-13.
43. Kılciksiz SC, Kaynak C, Eski E, Yersal O, Unlu İ, Calli A ve ark. Çok primerli ve
tek primerli kanser olguları: İzmir kanser kayıt merkezi verilerinden hastane tabanlı
bir inceleme. Türk Onkoloji Dergisi, 22(2), 55-62.
44. Dogu G, Yaren A, Taşköylü BY, İşler K, Değirmencioğlu S. Senkron ve
metakron çift primer kanserli hastalarımız: tek merkez deneyimi. Pam Med J
2012;5(1):1-4.
45. Schwartz LH, Ozsahin M, Zhang GN, Touboul E, De Vataire F, Andolenko P,
Synchronous and metachronous head and neck carcinomas. Cancer. 1994;74(7):19338.
46. Irimie A, Achimas-Cadariu P, Burz C, Puscas E. Multiple primary malignancies
epidemiological analysis at a single tertiary institution. J Gastrointestin Liver
Dis. 2010;19(1):69-73.
47. Li F, Zhong WZ, Niu FY, Zhao N, Yang JJ, Yan HH et al. Multiple primary
malignancies involving lung cancer. BMC Cancer. 2015;15:696.
52
53
EKLER
54
Ek 1
55
Download