Özet Bu makalede 16. yüzyılın ilk yarısındaki Osmanlı

advertisement
Özet
Bu makalede 16. yüzyılın ilk yarısındaki Osmanlı-Portekiz ilişkileri ele
alınmıştır. Osmanlı Devleti’nin, 1517 yılında Memlüklü Sultanlığı’na son
verip sınırlarını Hint Okyanusu kıyılarına kadar genişletmesinden önce
başlayan Hint Okyanusu mücadelesinin yüzyılın ilk yarısı boyunca giderek
artan bir şekilde devam eden boyutu üzerinde durulmuştur. Bu süreçte
Osmanlı’nın, doğu-batı arasındaki ticari faaliyeti yüzyıllarca barış içerisinde
sürdüren Hint ve Uzakdoğu coğrafyasındaki Müslüman sultanlıkların siyasi
ve ekonomik varlıklarının bir garantisi olarak ortaya çıktığı görülür. Bu
bağlamda Osmanlı Devleti, Hint Okyanusu’nda Katolik Portekizlilere karşı
verdiği mücadele ile küresel bir güç olduğunu ortaya koymuştur.
Osmanlı Devleti’nin üç kıtada varlık iddiasını sürdürdüğü bir yüzyıl olan 16.
yüzyıl, sadece Osmanlı tarihi açısından değil, dünya tarihini değiştirecek
gelişmelere sahne oldu. Modern anlamda, küresel siyasi, ekonomik ve
kültürel ilişkilerin değişim sürecinin başlangıcı kabul edilen keşifler çağının
16. yüzyıl başlarından itibaren Hint Okyanusu’ndaki safhası Osmanlı
Devleti ile doğrudan ilişkilidir.
Bartholomew Dias’ın 1487 yılında Ümit Burnu’nu dolaşmasının ardından,
Vasco de Gama’nın 1497 yılında Hindistan’ın Kalküta limanına ulaşması ile
Portekiz’in deniz imparatorluğu kurma düşüncesi hayata geçmeye başladı.
Doğu denizlerinin keşifleri amacıyla çıkılan bu deniz yolculukları ile,
hammadde zengini doğu ülkelerinin zenginliklerine birinci elden sahip
olma gibi ekonomik; Portekiz’in bir Deniz İmparatorluğu’na yükseltilmesi
gibi siyasi; Portekiz Kralı denizci Henri’nin (1394-1460) Katolik dünyasının
lideri Papa V. Nikolas’dan aldığı doğu halklarını Hıristiyanlaştırma
misyonunda ortaya çıktığı üzere, Katolik dünyasının doğudaki temsilcisi
olma bağlamında da dini bir içerik taşıdığı görülür. Portekiz’in doğu
denizlerinde hakimiyet kurma plânı, Osmanlı Devleti’nin Avrupa sınırlarının
neredeyse yarısına yakın bir bölümünü ele geçirdiği bir döneme tekabül
eder. Alternatif arayışlarının bir ürünü olarak değerlendirilebilecek olan
doğu denizleri keşifleri, aynı zamanda, genelde İslam dünyası, özelde ise
Osmanlı Devleti ile hesaplaşmanın bir başka safhasını oluşturması
bağlamında önemlidir.
Summary
This article aims to talk about the relationships between Ottoman State
and Portugal at the first part of the 16th century. Before the Ottomans
ended the Memluk Sultanate and extended its borders until the Indian
Ocean in 1517 Ottoman State started to have interests with the
developments in Indian Ocean. The article mainly takes the Ottomans’
interest into consideration which was carried on the whole first half of the
century. During this process, the Ottomans became the political and
economic guarantee of the Islamic sultanetes in the surrounding
geographies of Indian Ocean which had the hegemony on the trade
business between east and west. In this context, Ottoman State realized
that it became a global actor at that time against Catholic Portugese in the
Indian Ocean.
After Bartholomew Dias turned round The Hope of Good in 1487, and
Vasco de Gama arrived at Calcutta in 1497 Portuguese began to realize
their idea of establishing a sea empire. These sea voyages included some
different aspects such as economic, political and religious as mentioned
below: in the context of economic Portuguese aimed to reach the
richnesses of eastern countries; in the context of political, they wanted
Portugal become a sea empire; in religious aspect, the Portuguese King,
Henry The Navigator (1394-1460), took the order from Pope Nicolas V to
convert the eastern folks to Christianity and to become representative of
Catholic world in east.
The purpose of Portugal to establish hegemony in eastern seas occurred
in an era when Ottoman State’s borders reached nearly the half of Europe.
The sea voyages which can be taken into consideration as trying to find
some alternative ways from the European economic and political stucks at
the same time is important to come face to face generally with Islamic
world, specially Ottoman State in another geography.
1. Giriş
2. Hint Okyanusu’nun Tarihteki Önemi
3. Sömürge Dönemi Öncesinde Hint Okyanusu’na Kısa Bir Bakış
4. Portekiz Deniz İmparatorluğu’nun Kuruluşu
5. Portekizlilerin Hint Okyanusu Seferleri ve Sumatra’dan Tepkiler
6. Osmanlı’nın Hint Okyanusu Politikasının Temelleri
6.1. Osmanlı’nın Okyanus’taki Gelişmelere Verdiği Tepki
6.1.1. II. Bayezıd Dönemi (1481-1512)
6.1.2. Yavuz Sultan Selim Dönemi (1512-1520)
6.1.3. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi (1520-1566)
6.1.4. Diu Seferi ve Portekizlilerin Barış Teklifi
6.1.5. 1550’li Yıllar
7. Portekiz’in Bölgedeki Varlığı ve Sonuçları
8. Portekiz Deniz İmparatorluğu’nun Çöküşü
9. Sonuç
Osmanlı Devleti’nin Hint Okyanusu politikasından söz edildiğinde akla ilk
etapta Kızıldeniz, Umman Denizi, Basra ve Aden Körfezleri gelirken, Batı
Hindistan kıyıları ve Sumatra’ya kadar uzanan boyutunu da unutmamak
gerekir. Osmanlı Devleti’nin, Hint Okyanusu’ndaki gelişmelere verdiği
tepkinin önemini, kurduğu Süveyş ve Hint donanmalarında ve bu
donanmaların başına atanan önemli komutanların yanı sıra, söz konusu
komutanların, amirale değil, doğrudan doğruya Divan-ı Humayun’a bağlı
olmasında görmek mümkündür.[2] Bu durum, Osmanlı’nın yukarıda
zikredilen coğrafyalardaki devletlerle siyasi ve askeri anlamda doğrudan
ilişkiler kurduğunu ortaya koymaktadır.
Osmanlı’nın Hint politikasının şekillenmesinde -nedenlerine aşağıda
ayrıntılı bir şekilde denileceği üzere-, sömürgeci batının öncü gücü
Portekiz’in 15. yüzyılın son yıllarında başladığı doğu seferlerinde, 16. yüzyıl
başlarında gücünü artırarak önce Afrika kıyılarını, ardından Hürmüz
Boğazı’nı tutmaya başlamasının etkisi büyüktür. Zamanla Portekiz
güçlerinin Kızıldeniz’i ve dolayısıyla kutsal toprakları tehdit etmesi, Hint
Okyanusu civarındaki İslam beldelerindeki Müslümanların hac farizasını
yerine getirmesine engel olması, Uzakdoğu-Hint ve Ortadoğu arasında
yüzyıllarca devam eden ve Müslüman tüccarların hakimiyetindeki ticari
faaliyetlere[3] set çekmesinin temel nedenler olduğu görülür. Dönemin iki
önemli gücü Osmanlı-Portekiz arasında Akdeniz’de başlayan mücadele, 16.
yüzyıl başlarından itibaren Hint Okyanusu’na taşındı.[4] Bu bağlamda
Osmanlı’nın Hint Okyanusu’ndaki gelişmelere tepkisini salt askeri anlamda
değil, siyasi, dini, ekonomik bağlamlarıyla da ele almak gerekir.
16. yüzyıl ilk yarısında, Osmanlı Devleti ve Portekiz’in Hint Okyanusu’ndaki
karşılaşması, Avrupa’da sürdürülen İslam ile Hıristiyanlık mücadelesinin,
Hint Okyanusu’na yayılması ile küresel bir boyut kazandığını ortaya
koyması bakımından son derece önemlidir. Keşifler çağının bir açılımı
olarak 1497-8 yılında, dört gemiden oluşan Portekiz filosu Hindistan’a
girdi, ardından 1503 yılından itibaren Hindistan kıyılarına yerleşmeye
başladı. Böylece, yüzyıllar boyunca Müslüman denizcilerin hakimiyetindeki
ticaret yoluna nüfuz edilmesiyle, Hint Okyanusu’nda Avrupa dönemi ve
Portekiz deniz imparatorluğu başlamış oldu.[5] Katolik dünyasının ruhani
lideri Papa, 1494 yılında imzalanan Trodesilhas Anlaşması ile Avrupa’nın
batısındaki denizleri İspanya’ya, doğusundaki denizleri de Portekizlilere
vermesiyle, bu iki denizci ulusun denizlerdeki keşiflerine dini bir boyut
kattı.[6] Avrupalı sömürgeci güçlerin doğuyu keşifleriyle birlikte, 16. yüzyıl
başlarından itibaren Hint Okyanusu civarındaki stratejik liman şehirlerine
yerleşmeye başladılar. Böylece, doğulu halkların barışçıl temele dayalı
doğu-batı ticari ve kültürel ilişkileri sömürgeci güçlerin pragmatist
eğilimleri sonucu dönüşüm sürecine girdi. Avrupalıların saldırgan ve
ayrımcılığa dayalı tutumları, doğu toplumlarının harmoniye
dayalı toplumsal yapılarında değişime yol açtı.[7]
Ortadoğu ve Hindistan’daki Müslüman sultanlıklar Portekizlilerin, Basra
Körfezi girişinde stratejik öneme sahip Hürmüz’ü 1509 yılı gibi erken bir
dönemde ele geçirmesinin,[8]bölgenin siyasi ve ekonomik yapısını
değiştirmeye yönelik olduğunu algılamakta gecikmediler. Hint
Okyanusu’na kıyısı olan devletlerin Portekiz deniz gücüne karşı koyacak
askeri yapılanmaya sahip olmamaları, dönemin en güçlü İslam devleti olan
Osmanlı’dan yardım istemelerini zorunlu kıldı.[9] Osmanlı Devleti’nin,
izlediği genel siyasetin bir gereği olarak, bölge ülkelerinden gelen ittifak ve
yardım taleplerine kulak tıkaması beklenemezdi. Osmanlı, gerek
Avrupa’daki Katolik-Protestan çatışmasında, gerekse de İslam dünyasına
yönelik Haçlı ittifakları nedeniyle Avrupa siyaseti ile içli dışlıydı.*
Bu gelişmeler ışığında Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyıl Hint politikasını şu
dört evrede ele almak gerekir:
1. a) Yıldırım Beyazıd döneminden itibaren Memlüklü Devleti’nin Süveyş
donanmasını kurmasına ve sürdürmesine yaptığı katkı;
2. b) Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sonucu Süveyş donanmasını
yenileyerek, Osmanlı’nın ileriki dönemde gerçekleştireceği Hint seferleri
için alt yapı oluşturması;
3. c) Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Batı’da gerek kara Avrupası
gerekse Akdeniz’de, doğu’da ise İran seferlerinin yanı sıra, Hint
Okyanusu’yla doğrudan ilgilenmesi;
4. d) Selim döneminde, Açe Darusselam Sultanlığı ile kurulan diplomatik ve
askeri ilişkiler.
Bununla birlikte, bir Avrupa-Hıristiyan öncü gücü olarak Portekiz’e karşı
küresel çapta gösterilen tepkinin, İslam dünyasında, biri batıda diğeri
doğuda olmak üzere, dönemin iki önemli gücü olarak beliren Osmanlı
Devleti ve Açe Darussalam Sultanlığı tarafından verildiği görülür.[11] Bu iki
devlet arasındaki coğrafi uzaklığı ortadan kaldıran ve irtibatı sağlayan ise
Gücerat Sultanlığı oldu. Hindistan’nın kuzeyindeki Timuroğulları’ndan
sonraki en güçlü İslam devleti olan Gücerat Sultanlığı’nda deniz gücünün
başında bulunan Osmanlı amiralleri, Osmanlı Devleti’nin Hindistan’daki
ileri karakolu görevi görüyordu.[12]
Hint Okyanusu, yüzyıllarca Doğu-Batı ticaretinde önemli bir su yolu olarak
dikkat çeker.[13] Roma İmparatorluğu döneminden başlayarak gerek ÇinHindistan-Basra Körfezi-Kızıldeniz-Süveyş-Kuzey Afrika ve Avrupa limanları
arasındaki ticarette gerekse Basra-Halep-Suriye veya Kızıldeniz’in iki
yakasında, Arabistan ve Afrika sahillerinde gerçekleştirilen doğu-batı
ticaretinde doğunun zengin kaynaklarını batıya taşıyanlar Asyalı denizciler
oldu.[14] İslam öncesi dönemden başlayarak Arap denizcilerinin yoğun
olarak ticari faaliyette bulundukları bu coğrafyada, İslam’ın yayılmasıyla
birlikte Müslüman tüccarlar bölgedeki ticari faaliyetleri devam ettirdiler.
Böylece 9. yüzyıla gelindiğinde, Müslüman denizcilerin hakimiyet alanları
en geniş sınırlarına ulaştı. 10. yüzyılda Arap tüccarların Kanton’da önemli
bir azınlık grubunu oluşturmaları bu gelişmenin bir sonucudur.[15]
Arap, Hintli, İranlı tüccarların yanı sıra, Selçukluların tarih sahnesine
çıkmasıyla Türk kökenli tüccarlar da bu sularda kendilerine yer buldular.
Bu ticaretten hasıl olan gelir, Ortadoğu’ya akmaya başladı. Osmanlı
Devleti’nin kuruluşuyla birlikte bu sürecin artarak devam ettiği ve gelirin
önemli bir bölümünün Osmanlı topraklarında birikmeye başladığı görülür.
Venedik ve Cenevizli tüccarlar, doğudan gelen ticari metaları Osmanlı
limanlarından alarak ikinci bir kârla Avrupa’ya satıyordu. Böylece söz
konusu ticarete iştirak eden ülkeler giderek zenginleşiyordu.[16] Deniz
yolunun yanı sıra, Mezopotamya’daki gibi önemli su yolları da İran
Körfezi’nin Bağdat’la temasını sağlıyordu. Böylece Hint Okyanusu dünya
ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline geldi ve bu ticaret iç suyolları
devreye girerek Akdeniz ile bağlantı yolu açılmış oldu.[17]
Ortadoğu limanlarının birer aktarma üssü olduğu dönemlerde Malaka ve
Kambay arasında Güceratlı; Kambay, Kahire, İskenderiyye ve Şam arasında
da Arap, Türk, İranlı ve Mısırlı tüccarların yanı sıra, bu bölgedeki devletler
de söz konusu ticaretten kârlı çıkan kesim oldu.[18] Bütün bu ticari
faaliyette dikkat çeken husus, tarafların birbirlerine askeri bir üstünlük
kurma ve tekel oluşturma düşüncesinde olmamalarıydı. Bir anlamda,
dönemin ‘serbest ticaret bölgesi’ vasfını taşıyan uluslararası antrepolar
niteliği taşıyan limanlarda her milletten tüccarlar serbest ticari faaliyette
bulunuyordu. Örneğin, 18 Mayıs 1498 tarihinde, dönemin uluslararası
ticaret şehirlerinden biri olan Kalküta’da karaya çıkan Vasco de Gama
(1460-1524), Müslüman, Hindu, Yahudi ve Nasturi gibi çok çeşitli ulus ve
dinden tüccarı bir arada görmesi karşısında hayretler içinde kaldı.[19]
Ekonomik ve kültürel zenginliğe konu olan Hint Okyanusu civarındaki
toplumların kaderi, 16. yüzyıl başlarından itibaren Batılı güçlerin Hint
Okyanusu’na komşu devletler üzerinde hakimiyet kurma çabalarıyla
bölgenin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısında geri döndürülemez bir
dönüşümün yaşanmasına yol açtı. Batılı ülkelerin Güneydoğu Asya’daki
sömürgecilik tarihi Portekiz (1511) Hollanda (1598), İngiltere (1600) ve
Fransa (1602) tarafından yazıldı. Avrupalı devletlerin doğuya
gerçekleştirdikleri deniz seferlerinde, bu coğrafyanın baharat ve ipek gibi
kıymetli mallarının ticaretine hakim olma arzusu yatıyordu.[20] Bu ilgi
zamanla bölgedeki diğer yeraltı ve yer üstü kaynaklarının sömürülmesine
kadar gitti. Bu süreç, aynı zamanda, Avrupalı sömürgeci devletlerin
ekonomilerinin giderek düzelmesi nedeniyle dünya tarihinde önemli
değişikliklere neden olmasıyla modern zamanlarda ayrı bir öneme
sahiptir.[21]
Hint Okyanusu’nun bir diğer önemi Hıristiyanlığın İslam’a karşı verdiği
küresel mücadelede yatar. Keşifler çağında Amerika’da rakipsiz olan
Avrupalı Hıristiyanlar, Asya Kıtası’nın Hint Okyanusu bölümünde
Müslüman devletlerle mücadele etmek zorunda kaldılar. Bu bağlamda,
Osmanlı Türklerinin, Avrupa’nın ortalarına ve Akdeniz’in batısına kadar
ulaşması, kadim rakip Avrupa’nın, Osmanlı’yı arkadan çevirmek suretiyle
kıskaca alma stratejisini hayata geçirmesine yol açtı.[22]
Gerek Türkistan bölgesindeki Türk devletleri, gerekse Hint Okyanusu
civarındaki Müslüman devletlerin egemenliğinde gerçekleştirilen doğu-batı
ticari faaliyeti Avrupa’nın bu ülkelere bağımlılığını artırıyordu. Osmanlı
Devleti’nin zamanla ticaret yolları üzerindeki egemenlik alanını
genişletmesi, ayrıca Avrupa ve Akdeniz’deki savaşlar dolayısıyla Avrupa’ya
ulaşan ticari metaların fiyatları sürekli artıyordu. 16. yüzyılın ikinci
yarısında Hindistan’dan Basra’ya gelen kıymetli ticari mallar BağdatBirecik-Halep-Trablus iskelesi ya da Suriye sahilindeki diğer limanlara
aktarılıyor, buradan da Venedik ve Ceneviz ve diğer batı ülkelerine ya da
İstanbul’a götürülüyordu.[23]
Bu ekonomik buhrandan çıkmanın yollarını arayan Avrupa devletlerinin
deniz keşifleri çağını başlatması bir tesadüf değildir. Batılı devletler Ümit
Burnu’nu dolaşmak suretiyle, Hint coğrafyasına ulaşarak, burada üretilen
başta baharat olmak üzere diğer değerli metaı Avrupa’ya taşımak
arzusundaydılar. Baharatın niçin bu kadar önemli bir meta olduğunu
ortaya koymak için bir benzetmek yapmakta fayda var. Bu anlamda,
modern dönemde petrolün rolü ne ise, o devirde de baharat, sanayi için
son derece önemli bir hammaddeydi. Avrupa’da baharat üretimi
yapılmaması tamamıyla doğudan getirilecek metaya bağımlılığı artırıyordu.
Bu ticaret yolunun aktarma noktaları olan İskenderiye, İstanbul, Venedik
son derece önemli zenginlik elde etti.[24]
Çoğulcu kültürel hayatın hakim olduğu ve doğu-batı ticaretinin en önemli
aktarma noktalarından biri olan Malaka Boğazı girişindeki Malaka şehri,
Portekizlilerle birlikte sömürgecilerin en katı uygulamalarına tanık oldu.
Bunun üzerine, Kızıldeniz ve İran Körfezi ile olan bağlantılarının
kesilmesiyle karşı karşıya kalan Müslüman tüccarların yanı sıra,
Koromandel, Seylan, Bengal ve Pegu’lu tüccarlar da başka yerlere göç
etmek zorunda kaldı. Bu dönemde Müslüman tüccarlar, özellikle Sumatra
Adası’nın kuzeyinde yeralan Açe, Pasai ve Pedir’i üs olarak
seçtiler.[25] Bölgedeki İslam sultanlıkları, Portekiz’e karşı güçlü bir direniş
göstermek ve bölgeden çıkarmak için Açe Darusselam Sultanlığı adı altında
federatif bir devlet çatışı altında biraraya geldiler.[26] Böylece,
Portekizlilerin bölgeye gelmesine karşılık, bölge halklarının
İslamlaşmasında artış yaşanmaya başlandığı gibi,[27] Malaka’dan sonra
Güneydoğu Asya’nın ticaret merkezi önemli bir denizci devlet olan Açe
Darusselam Sultanlığı’na geçti. Açe’li tüccarların ve ticaret gemilerinin Hint
Okyanusu’nda Portekizliler tarafından sürekli engellenmesiyle, Açe ile
Portekiz arasında yaklaşık yüzyıl sürecek askeri ve siyasi mücadele
başladı.[28]
Avrupa’nın diğer ülkeleri ile kıyaslandığında, tarım arazilerinin azlığıyla ön
plâna çıkan Portekiz, okyanusa açılmak suretiyle alternatif gelir
kaynaklarına ulaşmayı plânlıyordu. Bu süreçte Portekizlilerin
motivasyonunu artıran faktörler arasında, Afrika’daki zengin altın
yataklarını, doğunun zengin ticari mallarını ve doğudaki kayıp Hıristiyan
devletini bulmak yer alıyordu.[29]
Sadece Portekiz’i değil, İspanya ve Hollanda gibi diğer Avrupalı güçleri de
okyanuslara açılmaya iten neden, 10. yüzyıldan başlayarak Uzakdoğu ile
Avrupa arasındaki ticari faaliyette ve Avrupa piyasalarında Müslümanların
belirleyici olmalarıdır.[30] Gerek Arap denizciler ve Uzakdoğu mallarını
Ortadoğu’daki Osmanlı limanlarında devralan Müslüman Türkler ve
gerekse ticaret güzergâhı üzerindeki Memlüklüler bu ticarette önemli bir
gelir kaynağı elde ediyordu.
Doğu’nun zengin metalarının pek çok el değiştirerek Avrupa piyasalarına
ulaşması dolayısıyla fiyatlar oldukça yükseliyordu. Avrupa’da dönemin
ekonomik koşulları dikkate alındığında Avrupalı ulusların bu metaları uzun
dönemli olarak Müslüman tüccarlardan almasını beklemek imkânsızdı.
Batı’nın doğuya ulaşma arzusu, Marko Polo gibi Ortaçağlar boyunca çok
sayıda Avrupalı seyyahın ziyaretlerine ve doğunun gizemli dünyasını konu
alan anlatılarına kadar eskiye gider. Söz konusu bu anlatılar Avrupa’da
büyük bir hayranlık ve merak kaynağı oldu. Ancak teknolojik yetersizlikler
kadar, Avrupa ile Uzakdoğu arasında siyasi ve coğrafi bir engel olarak
İslam’ın ve Müslümanların varlığı Avrupalıların bu topraklara ulaşmalarına
mani oldu.[31]Bu zenginliğe ulaşmalarını sağlayacak teknolojik
gelişmelerin gerçekleşmesini beklemek zorunda kalan batılı denizciler,
nihayetinde Avrupa’daki sosyo-ekonomik ve politik krizlerin de etkisiyle,
uzunca bir süredir işittikleri doğunun zenginliğini paylaşmak için denizlere
açıldılar.[32]
Yukarıda zikredilen ekonomik nedenlerin yanı sıra, 16. yüzyılda
Avrupa’daki önemli güçlerle Osmanlı Devleti arasındaki mücadele
Osmanlılar lehine gelişme gösterdi. Osmanlı tarafından gerek Akdeniz’den
gerekse Doğu Avrupa’dan çevrilen Avrupalı uluslar, bekalarını garanti
altına almak amacıyla alternatifler aramaya başladılar. Bu alternatiflerden
en önemlisi, Atlantik Okyanusu’na kıyısı olan devletlerin deniz seferleri
oldu.
Portekizliler dini*, siyasi ve ekonomik olmak üzere çeşitli nedenlerle
Avrupa kıtasından doğuya sefer yapan ilk devlet oldu. Özellikle Denizci
lâkabıyla tanınan Henry (Henry the Navigator) (1394 -1460) denizcilik
konusundaki gayretleri neticesinde, Portekizli denizciler daha önce
gidilmemiş denizlere yelken açarak, önce Afrika’nın batı kıyılarını, ardından
da 1498 yılınta Vasco de Gama önderliğinde -önemli denizcilik bilgilerine
sahip bir Arap denizcinin rehberliğinde-[33] Ümit Burnu’nu dolaşarak Hint
Okyanusuna açıldılar.[34] İlk etapta Afrika’nın doğu sahillerinde stratejik
konumda bulunan liman şehirlerini kontrol ederek buradaki varlıklarını
güçlendiren Portekizlilerin söz konusu şehirlerde inşa ettikleri kaleler, bu
yeni dünya sularında güvenliklerinin sağlanmasında birer stratejik
karargâh görevi gördü.[35] Portekizliler, Ümit Burnu’nu keşfetmelerinden
birkaç yıl gibi kısa bir sürede, Hindistan’ın Malabar Kıyıları’na yerleşmeye
başladılar.[36]
Böylece, Ortadoğu ve Akdeniz aracılığıyla bağımlı oldukları Uzakdoğu
metalarına ulaşmak ve bu malların tekelini ellerine geçirmek için ilk
adımını attılar. Güneydoğu Asya’da ticari tekel olmanın tek yolunun önemli
liman şehirlerini ele geçirmek olduğunu bilen Portekizli amiral Don Alfonse
de Albuquerque, Hindistan’ın batısındaki Goa’yı (1510),[37] ardından
Malaka Boğazı’nı kontrol eden Malaka’yı 1511 tarihinde ele
geçirdi.[38] Portekizlilerin 1511 yılında Malaka’ya girmesi,[39]* ardından
1515 yılında Basra Körfezi’ne hakim konumdaki Hürmüz’ü işgali,[41] bir
yandan Ortadoğu girişini, öte yandan Güneydoğu Asya girişini, yani Malaka
Boğazı’nı kontrolleri anlamına geliyordu. Bu gelişme, sadece siyasi açıdan
değil, ticari açıdan da özelde bölgenin genelde ise dünya dengelerini
değiştirecek boyutlardaydı. PortekizlilerSumatra Adası’nın kuzeyindeki Açe,
Hindistan, İran Körfezi ve Kızıldeniz arasında yüzyıllarca barış içerisinde
sürdürülen ekonomik faaliyetlerin dengesini altüst ederek, ellerindeki
ateşli silahlarla bu sularda ticaret yapan Müslüman denizcileri ortadan
kaldırmayı amaçlıyorlardı.
16. yüzyıl başlarından itibaren Hint Okyanusu’nda önemli bir deniz gücü
olarak beliren Portekizliler, William Marsden’in özlü bir şekilde dile
getirdiği üzere yerli halkların sosyal ve kültürel yaşamlarını keşfetmek
yerine, Avrupa’dan gelen iyi savaşçılar olarak bölgeyi sömürme arzusu
peşine düştüler.[42]
Hint alt-kıtasındaki devletler askeri açıdan gelişmiş olmadıklarından,
Batılıların silahlı güçleri karşısında varlık göstermeleri zordu.[43] Portekizliler
Hindistan’ın Batı kıyılarında Goa ve Diu’yu ele geçirdiler. 1510 yılında
Goa’ya yerleşen Portekizliler, burada bir kale inşa edip bir ticaret şirketi
kurdular. Ardından, Kızıldeniz girişinde önemli bir liman şehri olan Aden’i
almak isteyen Portekizlilerin bu hedefe ulaşamamaları onları
Müslümanlardan intikam almaya sevk etti. Bu başarısızlık sonucu Alfonso
de Albuquerque’nın Mekke’de Müslümanların kıblesi olan Kabe’yi yıkma ve
Medine’yi basarak Peygamberin mezarını tarümar edip Kudüs’ü ele
geçirme plânını yapmasına yol açtı.* Portekizlilerin kutsal topraklara saldırı
plânı Cidde saldırısı ile başladı.[44] Ancak, Memlüklülere ait Süveyş
donanmasının başında bulunan bir Osmanlı denizcisi olan Selman Reis, bu
saldırıyı püskürterek Portekizlilerin kutsal topraklara girmesine mani oldu.
Müslümanlara saldırıdan vazgeçmeyen Portekizliler, bu konuda
Uzakdoğu’da da girişimde bulundular. Bu bağlamda, Sumatra Adası
yakınlarında 300 kadar Açeli 40 kadar Arap hacıyı taşıyan bir gemiye
saldırdılar ve hacıları öldürdüler.[45]
Goa’da bulunan amiral Albuquerque, Malaka şehrinin bölgenin en önemli
İslam şehri ve pek çok tüccarın uğrak yeri olduğunu öğrendi. Bunun
üzerine, Albuquerque, Malaka sultanı Mahmud Şah’a elçi göndererek
ticaret ilişkisi kurmak istediğini iletti. Ancak Sultan Mahmud, bu talebe
olumsuz karşılık vermek suretiyle Portekizlilerin hiddetini üzerine çekti. Bu
nedenle Portekizliler Malaka’ya saldırma kararı aldı ve 1511 yılında Malaka
şehrini ele geçirdiler.* Malaka’da bir kale inşa eden
Portekizliler,[46] böylece yavaş yavaş Hint Okyanusu’ndaki hedeflerine
doğru ilerleme konusunda önemli bir adım atmış oldular.
Malaka Boğazı’nın iki yakasında stratejik öneme sahip liman şehirlerini
kontrol altına almadıkça bölgede hakimiyet kuramayacaklarını anlayan
Portekizliler, Malaka şehrinin ardından, bölgenin önemli liman şehirlerinin
yer aldığı Kuzey Açe’ye saldırmayı plânladılar. 16. yüzyılın başlarında ortaya
çıkan bu gelişme karşısında Açe Darusselam Sultanlığı’nca, önce kurucusu
Ali Mughayat Şah (1511-1530)[47], ardından da halefleri tarafından şiddetli
bir direniş gösterildi.*
Portekizlilerin, Sumatra Adası’nın kuzey sahilinde önemli bir liman şehri
olan Pasai’yi ele geçirip kale inşa etmeleriyle, Açe Sultanlığı’na doğrudan
bir tehdit unsuru haline geldiler. Ali Mughayat Şah, kurduğu devletin
sınırlarını genişletmeyi ve Portekiz tehdidini ortadan kaldırmayı
amaçlıyordu. Bunun için öncelikle Portekizlileri bir an önce Pasai’den
çıkarma kararını uygulamaya koyarak 1524 yılında şehri ele geçirdi. Bunun
üzerine gücünü pekiştirmek suretiyle Malaka Şehri’nde konuşlanmış olan
Portekiz güçlerine karşı saldırıya geçti.[48]
1530’lu yıllardan başlayarak Hint Okyanusu’nda gerçekleştirilen ticarette
Gücerat’la önemli işbirlikleri gerçekleştiren Açe, böylece Kızıldeniz’e
ulaşarak baharat ticaretinde önemli bir aktör haline geldi. Bu gelişmeye
paralel olarak Portekizle bölge ticaretini hakim olma konusundaki
mücadelenin de yoğunlaştığını söylemeliyiz.[49]
Ali Mughayat Şah’dan başlayarak Portekizlilerle girilen mücadelenin
boyutları zamanla genişleme gösterirken, Sultanlık ihtiyaç duyduğu nitelikli
ordu ve teçhizatın temini için başta Osmanlı Devleti olmak üzere
Hindistan’daki Müslüman sultanlıkları gibi bölge ülkeleri ile çeşitli defalar
temaslar ve ittifaklar kurma yoluna gitti. Bu süreçte özellikle üçüncü sultan
Ali Riayat Şah el-Kahhar, Portekiz tehdidinin büyümesi üzerine çok daha
nitelikli bir ordu ve donanma ihtiyacının farkındaydı ve bunu
gerçekleştirme yollarını arıyordu.[50]
Bu süreçte Açe devletinin, Ortadoğu ile doğrudan temaslar gerçekleştirdiği
ve Osmanlı Devleti’yle Mısır Valisi aracılığıyla ticari anlaşma yaptığı
görülmektedir.[51] Bölgede hakimiyet kurma konusunda kararlı olan
Portekizliler, Açe Darusselam Sultanlığı’nın, Ortadoğu ile ilişkilerini giderek
artırmasından son derece rahatsız oldular. Bunun üzerine, Goa papazı
Jorge Temudo, Portekiz kralına gönderdiği bir mektupta, Açe gemilerinin
Kızıldeniz’e girmelerine mani olunmasını ve Osmanlı donanmasının Hint
Okyanusu’na açılmasının engellenmesini önerdi. Ancak bu konuda başarılı
olunamadığı gibi Açe Sultanlığı, Malaka’daki Portekiz güçlerine saldırı
kabiliyetine sahip olmayı da başardı.[52]
Osmanlı’ya yaptığı talebin kabul görmesi üzerine Açe’ye gönderilen Türk
askeri uzmanları Açe kara ve deniz birliklerinin eğitiminde önemli rol
aldılar.[53] Türk askerlerinin Açe devleti ordusunda savaşmaları ve ordu
teşkilatının yenilenmesinde önemli rol oynaması Türklerin İslam
dünyasının askeri alt yapısını oluşturmasının bir örneğini teşkil etmesi
bakımından dikkat çekicidir.[54]
El-Kahhar döneminde Portekizle olan mücadelenin ticaret ve ekonomik
boyutu kadar dini ve siyasi boyutu da önemlidir. İslam’ın Güneydoğu
Asya’ya yayılmasında yüzyıllarca öncülük etmiş bir bölgeden çıkan Açe
devleti, bu süreçte bu özelliğinden feragat etmeyerek, Katolik
Hıristiyanlığın öncüsü ve sömürgeci bir güç olan Portekiz’le sonuna kadar
mücadele etme kararı aldı. Bu amaçla el-Kahhar Portekizle 1537, 1547 ve
1568 yıllarında olmak üzere üç kez savaştı.[55] Portekiz egemenliğindeki
Malaka şehrine 1568 yılında düzenlenen saldırı o zamana kadar
gerçekleştirilen saldırılar arasında en güçlüsü olarak dikkat çeker. Açe
güçlerinin zafere ulaşmasının an meselesi olduğu bu saldırı bizzat sultanın
önderliğinde donanmaya ait 300 gemi ve 15.000 askerin katılımıyla
gerçekleştirildi. Ordunun elinde 200 bronz top olduğu halde Malaka Kalesi
kuşatıldı. Bu savaşla ilgili tarihi kaynakların düştüğü bir başka önemli not,
Açe donanmasında 400 Osmanlı askerinin varlığıdır.[56]
Avrupa-Hıristiyan öncü gücü olarak Portekiz’e karşı küresel çapta
gösterilen tepkinin Osmanlı Devleti ve Açe Darussalam Sultanlığı
tarafından verildiğini görüyoruz. 16. yüzyılın başlarından itibaren Kızıldeniz
ve Basra Körfezi’nde Osmanlıların, yüzyıl boyunca da Açe Darusselam
Sultanlığı’nın Malaka Boğazı’nda Portekizlilere karşı verdiği
mücadele,[57] her ne kadar büyük zaferler şeklinde zuhur etmese de,
uzun vadede Portekiz’in sadece Hint Okyanusu’nda değil, aynı zamanda,
Avrupa’da da sonunu getirdi. Gerek doğu’da gerekse batı’da Portekizlilere
karşı verilen mücadelede anahtar rol oynayan bölge ise Gücerat Sultanlığı
oldu. Gücerat sadece askeri alanda değil, ticari ilişkiler bakımından da Açe
ile Osmanlı arasında bir köprü vazifesi gördü.[58]
Osmanlı’nın Hint politikasının ne denli köklü ve bu coğrafyaya verdiği
önemin ne kadar büyük olduğunu göstermesi açısından Açe Darusselam
Sultanlığı ile kurulan ilişkilerden önceki döneme bakmakta fayda var.
Böylece, gerek Osmanlı’nın bölgeye verdiği önem, gerekse de Açe
Darusselam Sultanlığı’nın Türkler ve Osmanlılar hakkındaki kanaatlerinin
de nasıl oluştuğunu anlamak mümkün olacaktır.
Hint coğrafyası Türk tarihi açısından yabancı bir bölge değildir. Türkler,
kadim doğu-batı ticaretinin Orta Asya bölümünde bulundukları gibi,
zamanla Hint Okyanusu üzerinde gerçekleştirilen bu ticarette de rol
almaya başladılar. Çeşitli Türk soylarının doğu’dan batı’ya göçleri de bu
ticaret güzergâhı üzerinde, yani İran-Anadolu-Ortadoğu ve Avrupa
istikametinde gerçekleşti.[59] Osmanlı Devleti’ni kuran Oğuzlar Anadolu’ya
gelirken, Timurların devamı olan bazı kollar Hint topraklarında kaldılar.
Osmanlı Devleti’nin, 1517’de Memlüklü Devleti’ne son vermesinden çok
önceleri Anadolu Türkleri ile Araplar arasındaki ticari faaliyetler nedeniyle
Türklerin Hint Okyanusu’nun önemini anlamaya başladığı söylenebilir.[60]
Osmanlı döneminde ise Hint politikasının başlangıcı, Portekiz’in 15. yüzyılın
sonlarında Hint Okyanusu’na açılmasına dayanır. Zamanla Hint
Okyanusu’ndaki İslam ülkelerine ve bu ülkelerden Arabistan’a hacı taşıyan
gemilere musallat olan Portekiz’e karşı mücadele, Osmanlı’nın Avrupa ile
arasında var olan kadim hesaplaşmasının bu sefer başka bir coğrafyada
zuhur etmesine yol açtı. Bu süreçte özellikle, denizci bir devlet olmayan
Memlük Sultanlığı’nın, Portekiz tehdidi karşısında Süveyşte bir donanma
teşkili amacıyla Osmanlı’dan yardım talebinde bulunması dikkat çeker.
Memlük Sultanı Kansu Gavri döneminde Süveyş’te inşa edilecek gemilerin
malzemelerinin yanı sıra, donanmada yer alacak askerler de Anadolu’dan
gönderildi. Bu donanmanın insan gücü, Anadolu’nun Karaman, Teke,
Menteşe, Kaz Dağı bölgesinden gönderilen askerlerle sağlanması suretiyle
Rumi Anadolu Türk denizcilerinden oluşan Süveyş donanması
kuruldu.[61]Memlüklü Sultanlığı’nın Osmanlı’dan yardım istemesiyle
başlayan süreç, Portekiz deniz gücüne karşı koyacak askeri yapılanmaya
sahip olmayan bölgenin diğer devletlerinin talepleriyle devam etti.[62]
16. Bayezıd dönemiyle başlayan bu mücadele, özellikle Yavuz Sultan Selim
önemli bir gelişme gösterirken, 46 yıllık Kanuni iktidarında zaman zaman
devletin önceliği haline gelecek şekilde önem kazandı. Böylece,
Osmanlı’nın Hint suyolu üzerindeki önemli bağlantı noktalarından olan
Süveyş’te Müslümanların egemenliğindeki ticari faaliyeti koruma adına ilk
girişimleri 16. yüzyıl başları gibi erken bir dönemde başladı.
Bu bağlamda, şu somut gelişmelerin gündeme geldiği görülmektedir. 1502
yılından başlayarak ticaret yolu, Portekizlilerin Hint topraklarında
egemenlik çabaları ve hacıların güvenliği meselesi nedeniyle Osmanlı, Hint
Okyanusu ile yakından ilgilendi.[63] Doğu-Batı ticaretinin kara bölümüne
hakim olan Osmanlı, aynı zamanda, Süveyş yoluyla Kızıldeniz üzerinden
okyanustaki ticarete de müdahil olmayı arzuluyordu.
Osmanlı Devleti’nin Hint coğrafyasıyla ilgisinin bir diğer vechesini
Hindistan’daki Türk devletleri oluşturuyordu. 16. yüzyılda Anadolu’daki
Osmanlı Devleti ile Hint topraklarındaki Türk Devletleri arasında
gerçekleştirilen kara ticaretinin Türklerin tekelinde olmasına mani olan
Safevi Devleti’ydi. Osmanlı, zaman zaman Hint topraklarındaki Türk
unsurlarına destek veriyordu. Öyle ki, Hindistan’daki Müslüman Türk
devletlerinde Osmanlı Türklerinden olan subaylar ve askerler görev
alıyordu. Özellikle topçu birliklerinin tamamı Osmanlılardan müteşekkildi.*
Hindistan’daki önemli devletlerden biri olan Gücerat’ta [64] görev yapan
meşhur Türk komutanı Melik Ayaz, Portekizlilere karşı Gücerat Yarımadası
yakınlarındaki Diu Adası’nı tahkim ettiği gibi, 1509 yılı gibi çok erken bir
dönemde Hüseyin Bey komutasındaki birlikler Diu açıklarında bir Portekiz
donanmasını mağlup etti.[65]–
Osmanlı Devleti, özellikle Moğol istilası ile büyük bir çöküş yaşayan İslam
medeniyetinin temsilcisi olma vasfını yüklenerek, gerek Ortadoğu, gerek
Kuzey Afrika ve gerekse Avrupa topraklarında önemli siyasi, ekonomik ve
kültürel gelişmelere yol açtı. Temelde bir kara devleti olan Osmanlı Devleti,
özellikle Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinin ardından, gerek iç
denizlerde gerekse de okyanus sularında varlığını ispat etmeye başladı ve
giderek önemli bir deniz gücü haline geldi. Osmanlı donanmasının
Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’ndaki varlığı
bunun en açık kanıtıdır. Osmanlı Devleti, özellikle Akdeniz’de Venedik,
Ceneviz, Fransa ve Malta gibi Avrupa’nın önemli denizci milletlerine karşı
tek başına mücadele verdiği gibi, Portekiz gibi Atlantik Okyanusu’na kıyısı
olan ülkelerin dünya deniz yollarına hakim olma mücadeleleri karşısında
tepki vermekte de gecikmedi. Bu bağlamda, 16. yüzyılda Hint
Okyanusu’nda önce Portekiz, daha sonra da Hollanda ve İngiltere’ye karşı
bir cephe oluşturduğunu ifade etmek gerekir.* Özellikle okyanustaki batılı
güçlerin egemenlik mücadelesinde, gerek kendi coğrafyasını, gerek Hint
Okyanusu civarındaki İslam sultanlıklarını ve gerekse de Hac yolunu ve
kutsal toprakların güvenliğini sağlama adına Süveyş, Cidde, Basra, Moha
ve Aden’de donanma bulundurmaya başladı.[66]
Osmanlı Devleti’nin güney sınırlarındaki komşusu olan Memlüklü
Devleti’nin Portekiz tehdidi karşısındaki ilk yardımı II. Bayezıd zamanında
başladı.[67] II. Bayezıd’ın, Memlüklü Devleti’nin Portekizliler karşısındaki
askeri yetersizliğinden ötürü üç kez askeri yardımda bulunduğu biliniyor.
İlkinde, Kemal Reis’i* teknisyenler, 8 harp gemisi, 300 top ve diğer
malzemelerle Süveyş’e göndererek burada bir tersane inşa edilmesi emrini
verdi. İkincisinde, Ahmedoğlu Aydın Reis’i ve son olarak da Hamid Reis’i
Mısır’a gönderdi. Memlüklüler, bu yardımların karşılığını ödemek
istedilerse de II. Bayezıd bunu kabul etmedi.[68] Bu gelişmelerden anlaşıldığı
kadarıyla, Bazeyıd döneminde Hicaz konusuna da öncelik verilmeye
başlandı. Bu bağlamda, Anadolu’daki kimi köylerin gelirleri, Mekke ve
Medine’ye ‘sürre’ adı verilen ianelerin tahsis edilmeye başlandı.[69]
Yüzünü sürekli batıya dönmüş olan Osmanlı Devleti’nde Yavuz Sultan
Selim, izlediği güney ve doğu siyaseti ile kendine özgü bir nitelik taşır. I.
Selim, 30 Ocak 1517 tarihinde Mısır’ı Osmanlı topraklarına katarak kutsal
topraklar, Mekke ve Medine’nin koruyuculuğunu üstlendi ve böylece
“Hadim’ül Harameyn” unvanıyla anılmaya başlandı.[70] Bu gelişme, aynı
zamanda, “Zebid, Aden, Vilayet-i Cazan, Yemen, Habeşistan, Vilayet-i
Tekrur, İklim-i Said, Nube’den Mağrib-i zemin’e kadar ve Umman
kıyılarından Fırat ve Bağdat’a kadar olan toprakların emir ve sultanlarının I.
Selim’in emrine girmesini sağladı.”[71]
Bu gelişme, Osmanlı dış siyasetinde yeni bir evreninde de habercisiydi. I.
Selim, ilk olarak kutsal topraklarda ve Kızıldeniz’de güvenliği sağladı.
Ardından, o döneme kadar batıya yönelmiş Osmanlı dış siyaseti, I. Selim’in
gayretleriyle doğu sınırlarında yeni açılımlar aramaya başladı. Bu gayeyle,
Safevi Devleti ile savaşların, Memlüklü Devleti’ne son vererek bu
topraklarda hakimiyeti sağlamasının yanı sıra, Hindistan’da önemli bir
İslam sultanlığı olan Gücerat ile temas kurdu[72]. Mısır’daki hakimiyetin
hemen akabinde, 10 Eylül 1517 tarihinde Gücerat Hükümdarı Muzaffer
Şah’a dostane bir üslûpla kaleme alınmış bir mektup gönderdi. I. Selim, bu
mektupta, Hint Okyanusu civarında hakimiyet kurmaya çalışan Portekiz
güçlerine karşı yakında harekete geçeceğini bildiriyordu. Muzaffer Şah ise
gönderdiği cevabi mektubunda, I. Selim’i gösterdiği başarılardan ötürü
kutlayarak bir anlamda işbirliğinin kapısını araladı.[73] Bu yazışmalar
Osmanlı Devleti’nin Hint Okyanusu’ndaki gelişmelere bigâne kalmadığını,
ayrıca Hint-Alt Kıtası’ndaki hükümdarların da Osmanlı ile ittifak kurma
konusunda istekli olduklarını ortaya koymaktadır.
Özelde Memlüklü Devleti’nin, genelde Hint Okyanusu’na sınırı olan
Müslüman sultanlıklar üzerinde siyasi ve askeri baskı kurmaya başlayan
Portekiz tehdidine karşı I. Selim döneminde önemli ölçüde yardım
gündeme geldi. Memlük Sultanı tarafından İstanbul’a gönderilen Hamid
Mağribi adlı elçinin talepleri doğrultusunda Yavuz Selim, Memlüklü
Sultanlığı’na top, demir, kereste vb. gibi donanma kurulması için alt yapı
yardımında bulundu.[74] Söz konusu askeri yardımlara rağmen,
Memlüklüler’in İran’daki Şii Safevi devletiyle işbirliği yapması, OsmanlıMemlüklü ilişkilerinin arzu edilen şekilde gelişmesine mani olduğu
söylenebilir. Bunun bir sonucu olarak Portekiz tehdidinin önünün
alınamaması, nihayetinde Portekizlilerin 1515 yılında Basra Körfezi’ne
hakim konumdaki Hürmüz’ü işgaline neden oldu.[75]
Osmanlı ile Memlüklü arasındaki mücadelede siyasi ve dini nedenler ön
plâna çıkmaktadır. Memlüklü Sultanlığı’nın, Safevilerle işbirliği yapması,
Portekizliler karşısında kutsal toprakları koruyamaması, ticaret yollarının
güvenliğini tesis edememesi gibi nedenler yüzünden Osmanlı’nın tepkisine
maruz kaldı ve nihayetinde Osmanlı’nın bu sultanlığı kendi topraklarına
katmasına neden oldu. I. Selim’in, 1517 yılında Memlüklü Sultanlığı’na son
verip halifeliği alması, İstanbul-Süveyş-Kızıldeniz arasındaki ticari
bağlantının güvenlik altına alınmasını sağladığı gibi, Afrika’nın doğu
sahilleri ve Hint meselesi de, Osmanlı Devleti’nin gündeminde daha da
öncelikli hâl almaya başladı.[76]
Osmanlı Devleti, Kızıldeniz çevresine yerleşmesinin akabinde Katolik
Portekiz ile Hint Okyanusu’nda karşı karşıya geldi. Portekiz tehdininin
öneminin farkında olan I. Selim, ilk tedbir olarak Süveyş’te Memlüklülerden
kalan eski tersanenin yeniden faaliyete geçirilmesi ve donanmasının
başında bulunan Türk kökenli Selman Reis’in görevine devam etmesi
emrini verdi.[77] Göreve getirilen Selman Reis, 24 Mart 1517 tarihli
arızasında Portekiz tehdidinin boyutları hakkında ayrıntılı bilgiler
verir.[78] Buna göre, daha önceki tecrübesinden Süveyş donanmasının
gücünün sınırlı olduğunu bilen Selman Reis, bir Hint Donanması teşkil
edilmesi için İstanbul yönetimine talepte bulundu.[79]
Yavuz’dan sonra tahta çıkan I. Süleyman’ın 46 yıllık iktidarı döneminde,
Osmanlı Devleti Avrupa-Akdeniz, İran ve Hint Okyanusu gibi üç cephede
birden mücadele verdi. Her üç cephe de kendine özgü şartları ile ön plâna
çıkmakta ve ayrı ayrı ele alınmayı hak etmektedir. Ancak tarihi gerçeklerin
ışığında, Hint Okyanusu meselesinde Kanuni döneminde Süveyş
Donanması amirallerinin uyarı ve ikazlarına rağmen, zamanında tedbir
alınmadığı ve Hint Okyanusu’ndaki seferlerde geç kalındığını söylemekte
bir mahzur yok.
1. Selim, Süveyş’teki mevcut tersanenin büyütülmesi emrini vermesiyle.
ileride kurulacak Hint Donanması’nın ilk safhası gerçekleştirilmiş oldu.
Portekizlilerin Kızıldeniz’e hakim olma çabalarında bulunmaları üzerine,
Kanuni döneminde de, padişahtan sonraki en önemli devlet adamı
konumundaki Sadrazam Damat İbrahim Paşa, Mısır gezisi sırasında ‘Mısır
kaptanlığı’ ihdas etti ve başına da Selman Reis’i atadı.[80] Bir kez daha
donanmanın başına getirilen Selman Reis’e, yeni gemiler inşa edilmesi
emriyle birlikte 4000 asker verildi.[81]
Portekizlilere karşı zamanında girişimde bulunulmadığı, harekete
geçildiğinde ise istenen sonuç elde edilemediğini ifade etmek gerekir. [82] Bu
bağlamda, Hadım Süleyman Paşa’nın[83] 1525 yılında kaptan-ı deryalığa
tayini sonrasında, Paşa’nın İstanbul nezdinde yaptığı Portekizlilere karşı
girişimde bulunulması önerisi -daha önce Selman Reis’in yaptığı gibi1530’lu yıllara kadar ertelendi.* Kanuni’nin 1530’lı yılların ilk yarısına kadar
Balkanlar ve Macaristan seferleri nedeniyle Hint Okyanusu’ndaki
gelişmelere gereken önemi veremedi.[84] Osmanlı’nın Avrupa’daki
meşguliyetini fırsat bilen Portekizliler, çeyrek yüzyıllık varlığıyla doğu-batı
baharat ticaretinde önemli mesafa katetti.
Portekizlilerin Kızıldeniz girişini kontrolü sonucu Müslüman tüccarlardan
aldığı baharatı Avrupa’ya taşıyan Venedikliler, Mısır’da yeterli baharat
bulamamaya başladılar. Bu gelişme üzerine, Kanuni, Süveyş’te eski Mısır
tersanesinin yeniden inşası emrini vererek bu tehdide karşı hassasiyetini
ortaya koydu. Söz konusu tersanenin alt yapısı ise, tıpkı Bayezıd ve Yavuz
zamanında olduğu gibi, Anadolu’dan sağlandı. Bu tersanede inşa edilen
gemiler yedi, sekiz yıl sonra Hint Okyanusu’nda Portekizlilere karşı
kullanılacaktır.[85] Ayrıca, Kanuni, doğu denizlerinde Portekizlilerin, Hint
Okyanusu’nda Osmanlı ve İslam dünyasının çıkarları aleyhine
faaliyetleriyle ilgili haberler üzerine siyasi bir girişimde bulunarak, Portekiz
kralına bir nota göndermek suretiyle,[86] Osmanlı’nın her halükârda bölge
ülkelerinin hamisi olduğunu ortaya koydu.
Osmanlı Devleti, Süveyş’teki donanmayı güçlendirme çabalarına yeniden
hız verirken, Portekiz de Hint Okyanusu’ndaki genişleme siyasetini
sürdürüyordu. Portekiz’in Diu’yu ve Bender-i Türk olarak bilinen Gogala’yı
alması ve Avrupa’daki fetih hareketlerinin başarıyla sonuçlanması üzerine,
İstanbul sefer için Hadım Süleyman Paşa’ya gerekli tahsisatı yapmaya
karar verdi. Portekizlilere karşı topyekün mücadelede sadece Süveyş’den
değil, aynı zamanda, Akdeniz donanmasından da istifade etmek amacıyla
dönemi için olağanüstü bir proje olan Süveyş’te bir kanal açılması
gündeme geldi (1530-31).* Ancak, bu sefer de doğudabir kez daha Safevi
tehdidinin baş göstermesi üzerine Kanuni’nin İran seferlerine (1533-35)
yoğunlaşmasıyla Hint seferlerinin ertelenmesine yol açtı. [87] Ancak bu
noktada Memlüklüler zamanından başlayarak Osmanlı tebası denizcilerin
Hint Okyanusu’nda Portekizlilere karşı bireysel faaliyetlerinin olduğunu
söylemek mümkün.
1538 yılı seferi öncesinde[88] Portekizlilerin, Osmanlılarla anlaşma çabaları
olumlu sonuç vermediği görülür. Gücerat Sultanı Bahadır Şah’ın yardım
talebi üzerine[89] Hadım Süleyman Paşa’nın gerçekleştirdiği 1538’deki Diu
Seferi[90], Portekiz’i sarsmış olsa da, gerekli başarı elde edilemediği gibi,
bölgeye büyük çaplı bir diğer girişimde yapılamadı. Portekiz, Osmanlı’nın
bir diğer seferde bulunması ihtimaline karşı Kızıldeniz’de karşı harekâta
girişerek Süveyş’i almaya kalkıştı.[91]
1538 Diu Seferi’ni takiben, Osmanlı Devleti’nin Hint Okyanusu’na bir deniz
filosu göndereceğini haber alan ve Avrupa’dan tanıdığı Osmanlılar ile Hint
denizlerinde mücadele vermekten çekindiği için Portekiz Kralı 1541 yılında
Osmanlı’ya barış teklifinde bulundu. Bu konuda her iki taraf arasında ne
gibi gelişmeler yaşandığı konusunda hiçbir bilgi bulunmamakla birlikte,
Osmanlı Devleti’nin, Portekiz’in barış teklifini reddettiği anlaşılıyor.[92]
Hindistan kıyılarındaki Portekiz güçlerini hedef alan 1538 Diu Seferi’ni
müteakip[93], Osmanlı Kızıldeniz’de ve civarında egemenliği tam anlamıyla
ele geçirdiyse de, Osmanlı’nın doğu Avrupa’daki gelişmelerden nefes
almaya fırsat bulur bulmaz Hindistan meselesine yoğunlaşacağını ve
böylece egemenliklerini kaybedeceklerini bilen Portekizliler, Diu benzeri
bir seferin tekrarlanmaması amacıyla 1540-41 yıllarında Kızıldeniz’e
baskınlar düzenlemekten geri kalmadılar.[94]
Portekiz tehdidine rağmen, Osmanlı’nın güttüğü bu politakının bir sonucu
olarak, Güneydoğu Asya’nın siyasi, askeri ve ekonomik anlamda önemli bir
gücü olarak ortaya çıkmaya başlayan Açe Darusselam Sultanlığı ile
Ortadoğu arasındaki ticari faaliyet artmaya başladı. 1550’li yıllardan
başlayarak 16. yüzyılın büyük bir bölümünde, Açe gemileri Uzakdoğu
ürünlerini Ortadoğu’ya ulaştırma başarısı gösterdi. Ortadoğu’dan Avrupa
pazarına dağılan biber, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu biberin yarısını
karşılıyordu.[95]Ayrıca, zamanla ipek üretimi de önemli bir ticaret metaı
haline geldi.[96]
16. yüzyıl ortalarında baharat ticaretinin yeniden artış göstermesi dikkate
alındığında, Osmanlı’nın Hint Okyanusu’ndaki askeri girişiminin başarılı
olduğunu söylemek mümkün.[97] Bu gelişme Müslüman tüccarların ve Açe
Darusselam Sultanlığı’nın da aralarında bulunduğu bölge ülkelerinin bu
ticaretten kazançlı çıktığını gösterdiği gibi, Portekizliler için de ne denli bir
kayıp olduğunu daha sonraki gelişmeler ortaya koyacaktır.
Osmanlı’nın Hint Okyanusu’ndaki gelişmelere ne denli duyarlığı olduğunun
diğer göstergeleri yüzyıl ortalarına doğru ortaya çıkmaya başladı. Bir kez
daha Hint meselesiyle ilgilenmeye başlayan Osmanlı, 1546 yılında Basra’yı
alarak burada 15 gemilik bir donanma teşkil etti ve Hürmüz Boğazı kontrol
altına aldı.[98]Ayas Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri, 26 Aralık 1546’da
Basra’yı ele geçirdikten hemen sonra, 1547 yılında Basra’ya, Beylerbeyilik
statüsü verildi.
Osmanlı’nın yetiştirdiği en önemli denizcilerinden biri olan ve çizdiği dünya
haritası ile dünya denizcilik tarihine adını yazdıran Piri Reis’i 1551 yılında
Hint Amiralliği’ne atandı.[99] İlk defa Hadım Süleyman Paşa tarafından ele
geçirilen, ancak daha sonra Portekizlilerce geri alınan Aden’i yeniden
Osmanlı topraklarına katmak suretiyle Hint Okyanusu’ndaki ilk başarısını
gösterdi. Bunun ardından, 1552 yılı Nisan ayında Portekizlilerin 40 yıl önce
ele geçirdikleri Hürmüz’ü 30 gemilik bir kuvvetle, bir ay süreyle hem
karadan hem de denizden kuşatan Piri Reis, şehri almayı başaramadı ve
Basra’ya geri dönmek zorunda kaldı.[100]
Portekiz güçlerine kayıp verdirilmesine rağmen, zafer elde edilemedi.
Donanmanın tamiri için Basra’ya geçen Piri Reis burada görevli olan Kubat
Paşa’dan gerekli yardımı göremeyince, üç gemi ile Süveyş’e dönmeye karar
verdi. Yolda 70 gemilik Portekiz güçleriyle karşılaştı, bir gemisi Bahreyn
açıklarında batırıldı, ancak iki gemiyle Süveyş’e döndü.[101] Piri Reis,
İstanbul’a dönüşünde, Padişah’ın kızgınlığını gidermek amacıyla elde ettiği
ganimetin bir bölümünü götürdüyse de, emirlere muhalefet, emanet
edilen donanmanın bozguna uğraması ve Osmanlı’nın prestij kaybına
uğraması nedeniyle bu sefer başarısız kabul edildi. Bunun sonucu olarak
Kanuni, Piri Reis’in idamına karar verdi.[102] Piri Reis’in yerini alan Murat Reis
de, Hürmüz Körfezi’nde Portekizliler karşısında 1552 yılında benzer bir
başarısızlıkla karşılaştı.
Bu dönemde Halep’te bulunan Kanuni, Hint kaptanlığına yanında bulunan
Seydi Ali Reis’i atadı. Seydi Ali Reis, Halep’ten 7 Aralık 1553 tarihinde yola
çıkarak Basra’ya geçti (3 Şubat 1554)[103].
15 gemi ile Hürmüz’e açılan Seydi Ali Reis, Maskat (Muscat) Savaşı adı
verilen savaşta karşısına çıkan Portekiz güçleri ile savaşmak zorunda kaldı
ve altı gemisini kaybetti.[104]Savaşın ardından, kötü hava koşulları nedeniyle
bir süre Hint denizinde dolaşmak zorunda kaldıktan sonra Hindistan’ın
batı kıyılarında Gücerat’ta karaya çıktı. Donanmayı ve topları Gücerat
hükümdarı Melik Esed’e devrederek, kendisine bağlı elli adamı ile birlikte
karadan Pencab, Afganistan, Maveraünnehir, Horasan, Azerbaycan, İran ve
Bağdat’ı izleyerek uzun süren yolculuğun ardından Hicri 964 senesinde
İstanbul’a döndü.[105] Seydi Ali Reis’in Hint Okyanusu seferi Osmanlı Hint
deniz tarihinde Portekizlilerle gerçekleştirdiği en ciddi mücadele kabul
edilir. Seydi Ali Reis, söz konusu bu Hint deniz seferi ve akabinde uzun
süren karayolu yolculuğu ile dönüşünü konu alan Mir’at’ül Memalik adlı
eseri yazmak suretiyle bu tarihi vakıa ile ilgili birinci elden bilgi
vermektedir.*
Temel politikası ticarette tekel kurmak, askeri üstünlük sağlamak ve
Hıristiyanlığı empoze etmek olan Portekizlilerin gerçekleştirmeyi istedikleri
bu hedefler, yüzyıllardır bölgede barış içerisinde ticari faaliyette bulunan
bölge halkları üzerinde büyük bir endişe ve kaygıya yol açtı. Portekizliler
bölgede sömürgeci politikasının bir uzantısı olarak, bölgedeki İslam
sultanlıkları arasındaki çekişme ve düşmanlıkları kullanmak suretiyle
birtakım ittifaklar kurma başarısı gösterdi.[106] Bu süreçte özellikle,
Malaka şehir devletinin mirasçısı iddiasıyla ortaya çıkan Cohor Sultanlığı ile
Portekiz’e karşı Sumatra Adası’nın kuzeyinde kurulan Açe Darusselam
Sultanlığı arasındaki siyasi ve ticari temele dayalı anlaşmazlıkların önemli
bir rolü oldu.[107]
Portekizlilere karşı verilen mücadelenin temel nedenlerinden biri
Portekiz’in yukarıda zikredilen emperyalist tutumundan kaynaklanıyordu.
Portekizlilerin bölgedeye gelmeden önce:
a)Hindu-Budist krallıkları ve İslam sultanlıklarına ait liman şehirlerinde
uluslararası ticaret barış içerisinde devam ettiriliyordu.
b)Yabancı tüccarlar gerek kendi aralarında gerek yerli halkla etkileşim
içerisindeydiler. Bu nedenle söz konusu liman şehirleri sadece ticari
faaliyetin değil, sosyal ve kültürel etkileşimin de üst düzeyde seyrettiği
mekânlardı.
c)Portekizlilerin 150 yıl boyunca bölgede kalmaları akültürasyon sürecine
yol açtı. Bölge halklarından bazıları bu akültürasyon sürecine yoğun olarak
muhatap oldular. Bu süreç gerek dil, gerek din bakımından özellikle
Flores’den Timor’a, Molukkas’dan Lesser Sunda Adaları’na kadar olan
bölgede yayılma gösterdi.[108]
Büyük hedeflerle doğu sularına açılan Portekizlilerin arzu ettikleri başarıyı
sağladıklarını söylemek güç. Bunun gerek Avrupa’daki gelişmeler, gerekse
Hint Okyanusu’nu çevreleyen coğrafyadaki İslam devletlerinin ve bu
devletlerle ilişki kuran Osmanlı Devleti’nin verdiği mücadele ile yakından
ilişkisi vardır. 16. yüzyıl başlarında Malaka Boğazı çevresinde hakimiyet
kurma çalışmaları Sumatra Adası’nda Açe Devleti’nin verdiği mücadele ile
akamete uğradı. İlk etapta Pasai’de tutunmaya çalışan Portekiz, daha
sonra Cava, Banten ve doğu-batı ticaretinin aktarma noktası olan Kızıldeniz
girişinde tutunmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Portekiz’in varlığı
temelde Hindistan’da Goa ve Diu ile Malaka şehir devletiyle Hint
Okyanusu’nda doğal sınırlarına erişti.[109]
Doğu’nun zenginliğinin keşfedilmesinde İspanya ile birlikte öncü rol
oynayan Portekiz, 1509 yılında başladı bu serüvende o dönem
Avrupa’sında hayal edilemeyecek gelirler elde etti. Ancak bir süre sonra,
diğer Avrupalı güçlerin bu ekonomik gücü paylaşma yarışına girmesiyle
Portekiz’in ekonomik ve siyasi gücünde gerileme görülmeye başladı.
Hollanda, 1595 yılında ilk ticaret filosunu Güneydoğu Asya’ya göndermek
suretiyle bu paylaşımın önemli bir aktörü olacağını kısa sürede gösterdi.
Dönemin küresel ticari faaliyeti bağlamında ortaya konan mücadelenin
büyüklüğü karşısında Hollandalı tüccarlar güçlerini birleştirerek 1602
yılında, “17’ler Meclisi” adı verilen birlik Hollanda Doğu Hint Şirketi’ni (VOC)
kurdu.[110] Kısa sürede gelişme gösteren bu birlik, 1619 yılında Batı
Cava’daki Cakarta’yı ele geçirdi. Buraya Batavya adını vererek Güneydoğu
Asya’daki faaliyetlerinin üssü haline getirdi.[111]
Portekiz’in Malaka Boğazı’nda sahip olduğu askeri gücü, sadece yerli
sultanlıklara karşı kullanılabilecek büyüklükteydi. İspanya Katolik
Krallığı’ndan bağımsızlığını kazanan Hollanda, Avrupa’daki bu yükselişine
paralel olarak Güneydoğu Asya’da da önemli bir güç olmaya başladı. Bu
bağlamda, 1606 yılından başlayarak Hollanda deniz gücü Malaka Boğazı ve
çevresinde Portekize karşı üstünlük kurmaya başladığı görülür. Bu yıllarda,
Portekiz hakimiyetindeki Malaka Şehri’ne Hollandalıların ilk saldırısı
gerçekleşti.[112]
14 Ocak 1641 tarihinde Açe ve Cohor ile işbirliği yapan Hollandalılar,
Portekizlilerin Malaka’daki varlığına son verdi. Böylece Hollanda, sadece
Cava Adası’nda Batavya’da değil, aynı zamanda, Malaka şehrini de ele
geçirmek suretiyle güneydeki sömürge faaliyetlerini iki güçlü merkezden
yönetmeye başladı.[113] Hollanda, bölgedeki egemenliğini
sağlamlaştırmak, yerli sultanlıkların Portekizle işbirliği yapmasına mani
olmak gibi nedenlerle Portekiz’in gerek Seylan, Koromandel ve
Malabar’daki egemenliğine de son verdi.[114]
Osmanlı Devleti’nin, Mısır’ı ele geçirmesiyle başlayan Hint Okyanusu
politikası, sırasıyla Selman Reis, Hadım Süleyman Paşa, Piri Reis, Seydi Ali
Reis komutasındaki Süveyş ve Hint Donanmalarının Portekizlilerle önemli
mücadelesine sahne oldu. Bu süreçte, Selman Reis’in Cidde’nin
savunulmasındaki başarısı, Aden’i alması olumlu bir başlangıç sayılabilir.
Hadım Süleyman Paşa’nın Diu önlerinden geri dönmesi; Piri Reis’in
Hürmüz’de başarısız olması ve Umman Denizi’ne hakim olma çabalarının
Portekizlilerce engellenmesi, Seydi Ali Reis’in Portekizliler karşısında
mağlubiyeti başarısızlık olarak telakki edilebilir. Bunun sonucu olarak,
Osmanlı Devleti sadece Süveyş’i ve Kızıldeniz’i kontrol ederken,
Portekizlilerin Hint Okyanusu’nda etkin olduğu görülür.[115]
Meseleye uzun vadede bakıldığında, 16. yüzyıl başlarından itibaren
Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nde Osmanlı Devleti’nin, aynı yüzyılın her iki
diliminde de Açe Darusselam Sultanlığı’nın Malaka Boğazı civarında
Portekizlilere karşı verdiği mücadele sadece Hint Okyanusu’da değil, aynı
zamanda, Avrupa’da da Portekiz’in sonunu getirdi. Gerek doğu’da gerekse
batı’da Portekizlilere karşı girişilen mücadelede Gücerat Sultanlığı anahtar
rol oynadı. Gücerat, sadece askeri alanda değil, ticari ilişkiler bakımından
da Açe ile Osmanlı arasında bir köprü vazifesi gördü.[116] Hint Okyanusu’nda
yaşanan bu gelişmelerin yanı sıra, Portekiz’in Hint sularında yüzyılı aşkın
devam eden varlığını sona erdiren temel amillerden biri, Osmanlı’nın Fas’ı
Portekiz’den alması oldu. Portekiz, doğudaki ticari faaliyetinden elde ettiği
geliri, Atlas Okyanusu’nda Osmanlı ile mücadelesinde harcamak
durumunda kaldı. Portekiz’in buradaki mağlubiyetinin akabinde İspanya,
Portekiz topraklarında hakimiyeti ele geçrdi.[117]
Osmanlı’nın Hint Okyanusu’da vermiş olduğu mücadelede arzu edilen
başarının yakalanamamasında, Akdeniz’e uygun inşa edilen kadırgaların
Hint Okyanusu’nda etkisiz kalışının bir rolü olduğunu söylemek
mümkün.[118] Osmanlı Devleti, görünürde Hint Okyanusu’nda başarı elde
edemese de, doğu-batı ticaretinde tekel olmayı hedefleyen Portekiz’i
sonunda bu bölgeden çekilmesinin temel nedenlerinden biri Osmanlı ile
girdiği mücadele oldu.
16. yüzyıl ilk yarısı boyunca Hint Okyanusu’nda Osmanlı-Portekiz
karşılaşmasının en önemli sonucu, Portekiz’in deniz imparatorluğu’nun
Hint Okyanusu’nda hakimiyeti sağlayamaması oldu. Yakın döneme kadar,
Portekiz’in Hint Okyanusu’na gelişi ile birlikte Doğu-Batı ticaretinde
Ortadoğu bağlantısının bütünüyle sona erdiği görüşü artık etkisini yitirdi.
Özellikle Amerikalı tarihçi Frederic C. Lane, F. Braudel, Magalhaes Godinho
ve C. R. Boxer gibi tarihçilerin çalışmaları bu gerçeği ortaya koymaktadır.
Örneğin, Lane, dönemin Vatikan’daki Portekiz elçisinin verdiği bilgiye
dayanarak Ortadoğu’ya baharat girişindeki artışa değinir. Yukarıda da
değinildiği üzere, Açe Darusselam Sultanlığı’nın yüzyıl ortalarında
Ortadoğu ile kurduğu ticari ve siyasi ilişkiler bunun kanıtıdır. Bununla
birlikte, sömürgeciliğin Hint Okyanusu’ndaki varlığının uzun vadeli
sonuçlar doğurması bakımından son derece önemli oduğu da
unutulmamalıdır. Bu sürete, Ortadoğu’nun ekonomik zararı bir yüzyıl
sonra ortaya çıkmaya başladı. Asıl büyük gelişme ise Hollandalıların
bölgeye gelmesi ile başladı. [119]
[1]“Indian Ocean Policy of the Ottoman State in the First Half of the 16th
Century”,Turán, Doğu Araştırmaları Merkezi, Issue 7 / 2009, Istanbul, (pgs.
69-90).
[2]Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi -Başlangıcından Zamanımıza Kadar-,
Dördüncü Cilt, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1983, s. 279.
[3]Stripling, G. W. Frederick, The Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574),
Porcupine Press, Philadelphia, Pennsylvania, 1977, s. 26.
[4]Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu -Onaltıncı
Yüzyılda Ticaret Yolları Üzerinde Türk-Portekiz Rekabet ve İlişkileri“, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Edebiyat Fakültesi
Matbaası, İstanbul, 1978, s. 67.
[5]Işıksal, Turgut, “Arşivlerimizde Osmanlıların Süveyş Tersanesi ve Güney
Denizleri Politikasına İlişkin En Eski Belgeler”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi,
Cilt 3, S. 18, Mart, 1969, s. 54; Stripling, G. W. Frederick, The Ottoman Turks
and The Arabs (1511-1574), Porcupine Press, Philadelphia, Pennsylvania,
1977, s. 26-7.
[6]Lal, Vinay, The Portuguese in India: The Early Phase, www; Tezel,
Hayati, Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, Cilt I., T. C. Genelkurmay Başkanlığı
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, T.C. Deniz Basımevi, İstanbul, 1973, s. 158;
Komisyon, Spain and The Moluccas -Galleons Around The World– (Spanyol
dan Maluku Galleon-galeon Menglilingi Dunia), Ministry of Tourism,
Cakarta, 1992, s. 15-6, 19.
[7]Luc Nagtegaal, Riding The Dutch Tiger -The Ducth East Indies Company and
The Northeast Coast of Java 1680-1743-, Çev.: Beverley Jackson, KITLV Press,
Leiden, 1996, s. 10.
[8]İnalcık, Halil; Quataert, Donald, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve
Sosyal Tarihi, (Ed.), Çev.: Halil Berktay, Eren Yayıncılık, 2000, s. 396.
[9]Özbaran, Salih, “Expansion In The Southern Seas”, (Ed), Süleyman The
Second And His Time, Halil İnalcık ve Kemal Kafadar, The Isis Press, İstanbul,
1993, s. 214; Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü, Birharf
Yayınları, İstanbul, 2005, s. 249.
*17. yüzyıl ikinci yarısına kadar Osmanlı, bu siyaseti her zaman için kendi
lehine kullanma başarısını gösterdi. İspanya-Fransa çekişmesinde Fransa’yı
desteklemesi, Lehistan Krallığı’na Prens Henri’yi ataması, Katolik-Protestan
çekişmesinde Protestanlara destek vermesi bunun örneklerindendir.
(Afyoncu, Erhan, s. 57) Almanya-İspanya birliğini temsil eden Kral CharlesQuint’in Fransa’yı ele geçirmesi, Osmanlı’nın Batı sınırını oluşturan
Macaristan üzerinde hakimiyet kurması anlamına geliyordu. Bu nedenle
Osmanlı, İspanya karşısında Fransa’yı destekleme kararı aldı. Fransa Kralı I.
Francois’in Madrid’de Şarlken’in esiri olduğu sırada annesinin Kanuni’ye
başvurması kaçırılmayacak bir fırsattı (Kenan İnan, “Kanuni Sultan
Süleyman ve Osmanlı Devleti”,Kanuni Sultan Süleyman Paneli, Center for
Research on the Reign of Süleyman The Magnificient, T. C. Karadeniz
Teknik Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Uygulama ve Araştırma
Merkezi, Genel Yayın No. 180, Trabzon, 1995, s. 26-7.)
[11]Osmanlı Devleti ve Açe Darusselam Sultanlığı arasındaki ilişkilerle ilgili
olarak bkz.: Prof. Dr. İsmail Hakkı Göksoy, “Ottoman-Aceh Relations
According to the Turkish Sources”,
First International Conference of Aceh and Indian Ocean Studies,
Organized by Asia Research Center, National University of
Singapore&Rehabilitation and Construction Executing Agency for Aceh
and Nias (BRR), Banda Aceh, Indonesia, 24-27 February, 2007; Anthony
Reid, Verandah Of Violence -The Background to the Aceh Problem-, Singapore
University Press, 2006.
[12]Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, s. 81.
[13]Stripling, G. W. Frederick, The Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574),
s. 25.
[14]Anthony Reid, Charting The Shape of Early Modern Southeast Asia,
Cornell University Library, Ithaca, New York, s. 43; Işıksal, Turgut,
“Arşivlerimizde Osmanlıların Süveyş Tersanesi ve Güney Denizleri
Politikasına İlişkin En Eski Belgeler”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Cilt 3, S.
18, Mart, 1969, s. 54.
[15]Kramers, J. H., “Coğrafya ve Ticaret”, Çev.: Murat Ağarı, İslami
Araştırmalar Dergisi, Cilt 16, S. 4, 2003, s. 683-4. (Not: Arap tüccarlar, sadece
doğu ile değil, batı ile de yoğun ticari faaliyet gerçekleştiriyorlardı. 8.
yüzyıldan başlayarak İstanbul’da olduğu kadar İtalyan şehirlerinde de Arap
tüccarlarına rastlanıyordu. (Bkz.: Kramers, J. H., “Coğrafya ve Ticaret”, s.
686.)
[16]Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, s. 74-5.
[17]Kramers, J. H., “Coğrafya ve Ticaret”, s. 685.
[18]J. Kennedy, A History of Malaya, 3rd Edition, Percetakan Sooriya, Kuala
Lumpur, 1993, s. 22.
[19]Durak, N, “Hint Sularında Portekiz Hakimiyetinin Tesisi”, Hindistan Türk
Tarihi Araştırmaları –The Journal of Indo-Turcica, tarihsiz, s. 89.
[20]Anthony Reid, An Indonesian Frontier -Acehnese and Other Histories of
Sumatra-, Singapore University Press, Singapore, 2005, s. 7.
[21]Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 67.
[22]Tezel, Hayati, Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, Cilt I., T. C. Genelkurmay
Başkanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, T.C. Deniz Basımevi, İstanbul,
1973, s. 158.
[23]Işıksal, Turgut “Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu-Hindistan Ulaşımında
Güvenlik Tedbirleri”,Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Şubat 1970, Cilt 5, Sayı 29,
s. 40.
[24]Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü, s. 245-6.
[25]J. Kennedy, A History of Malaya, s. 22-3, 30; D. J. M. Tate, The Making of
Modern South-East Asia, Vol 1., Oxford University Press, Revised Edition,
Kuala Lumpur, 1977, s. 223.
[26]Anthony Reid, An Indonesian Frontier -Acehnese and Other Histories of
Sumatra-, s. 5-6.
[27]Moshe Yegar, Islam and Islamic Institutions In British Malaya, The
Magnes Press, The Hebrew Universiy, Kudüs, 1979, s. 8.
[28]Hadi, Amirul, Response Islam Terhadap Hegemoni Barat -Aceh vs.
Portugis- (1500-1579)-, Balai Kajian Sejarah dan Nilai Traditional Banda
Aceh, 2006, s. 111.
[29]Loureiro, Rui Manuel, “Sixteenth Century Iberian Accounts of
Indonesia A Preliminary Survey”,Indonesia-Portugal: Five Hundred Years of
Historical Relationship,Portuguese Centre for the Study of Southeast Asia
(CEPESA), 2001, Lizbon,, s. 15.
[30]Zakaria Ahmad, Keradjaan Atjeh 1520-1675, Penerbit Monora, Medan,
1972, s. 24.
[31]G. F. Hudson, Hindistan ve Uzakdoğu Medeniyetleri: Endonezya ve
Pasifik, s. 319.
[32]Anthony Reid, Charting The Shape of Early Modern Southeast Asia, s. 41.
*Portekizlilerin bilinmeye denizlere açılma nedenlerinden biri doğuda var
olduğuna inanılan bir Hıristiyan Krallığı’nı ortaya çıkarmaktı. (Bkz.: J.
Kennedy, A History of Malaya, s. 21).
[33]Portekizlilerin Hint Okyanusu seferinde kılavuzluk yapması bağlamında
büyük katkısı olan Arap denizci Ahmed bin Macid’dir. (Bkz.: Gaury de
Gerarld, Rulers of Mecca, s. 121).
[34]Kramers, J. H., “Coğrafya ve Ticaret”, s. 684.
[35]G. F. Hudson, Hindistan ve Uzakdoğu Medeniyetleri: Endonezya ve
Pasifik,s. 319.
[36]J. Kennedy, A History of Malaya, s. 20-1.
[37]D. G. E. Hall, A History of South-East Asia, Third Edition, The Macmillan
Press Ltd., London, 1976, s. 240.
[38]Ernst van Veen, Decay or Defeat? -An Inquiry into the Portuguese Decline
in Asia 1580-1645, Research School of Asian, African and Amerindian
Studies, Universiteit Leiden, The Netherlands, 2000, s. 36.
[39]Peter G. Riddell, “Aceh in the Sixteenth and Seventeenth Centuries:
Serambi Mekkah and Identity”, (Ed.) Anthony Reid, Verandah Of Violence The Background to the Aceh Problem-, Singapore University Press, 2006, s.
39.
*Malaka şehrindeki Müslüman tüccarlar Portekiz tehlikesinden kurtulmak
amacıyla, başta Sumatra Adası’ndaki Pasai ve Açe gibi liman şehirleri ile
Brunei gibi farklı bölgelere göç ettiler. (Ira M. Lapidus, A History of Islamic
Societies, Cambridge University Press, 7th Edition, 1995, s. 470; Gilbert
Khoo-Dorothy Lo, Asian Transformation -A History of Southeast, South and
East Asia- Heinemann Educational Books (Asia) Ltd. Singapore, 1977, s. 5;
Louis Fischer, The Story of Indonesia, Harper&Brothers, New York, 1959, s,
4.) Bu dönemde Kuzey Sumatra, İslam sultanlıklarının hakimiyeti altındaydı
ve bu sultanlıkların önde gelenleri, bölge ticaretinde birbiriyle barışçıl
şekilde mücadele veren Pasai ve Pedir (Pidie)’di. (Rodolphe De
Koninck, Aceh In The Time of Iskandar Muda, Pusat Dokumentasi Dan
Informasi Aceh, Banda Aceh, 1977, s 14.) Sömürgeci güçlerin genel
taktiklerinden biri olan rakip güçleren biriyle işbirliği yaparak bölgede
zamanla egemenliği kurma düşüncesi burada da uygulama koyulduğu
görülür. Portekizli komutan Jorge De Albuquerque, 1514 yılında Pasai’deki
iç politik mücadelelerden yararlanarak, rakip güçlerden birini
destekleyerek tahta çıkmasına yardımcı oldu. (Mark Dion, ”Sumatra
Through Portuguese Eyes: Excerpts From Joao de Barros’ Decadas Da
Asia”, Decada I, Livro IV, Capitulos iii, iv, s. 139, 145.)
[41]Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü, s. 251.
[42]William Marsden, The History of Sumatra, (A Reprint of the Third
Edition), Oxford University Press, Kuala Lumpur, 1966, s. iii, iv.
[43]Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, s. 76.
* İspanya’da katoliklerce 15. yüzyıl sonunda başlatılan ve bir yüzyıl devam
eden Müslüman soy kırımının bir benzeri, Portekizliler Güneydoğu Asya’da
plânladılar. Bu amaçla, Mekke ve Medine’ye girmeyi hedefleyen Portekiz
güçleri Cidde’ye saldırma cesaretini gösterdiler. (Bkz.: Gerarld de
Gaury,Rulers of Mecca, George G. Harrap&Co Ltd., London, 1951, s. 121).
[44]Portekizliler, 30 adet gemi ile 25 Mart 1515 tarihinde Cidde limanına
saldırdı ve buradaki altı kadırga, iki kayık ve barcaları yaktı. (Tekindağ,
Şahabeddin, “Süveyş’de Türkler ve Selman Reis’in Arızası”, Belgelerle Türk
Tarihi Dergisi, Cilt 2, Sayı 9, Haziran, 1969, s. 78-9).
[45]Hadi, Amirul, Response Islam Terhadap Hegemoni Barat -Aceh vs.
Portugis- (1500-1579)-, s. 119.
*Albequerque 2 Mayıs 1511 tarihinde Malaka’ya gitmek üzere 18 gemi ve
800 Portekizli denizci ile -300 veya 600 kişilik Malabar’lı ile birlikte
Kocin’den ayrıldı. Bu saldırı sonrasında Malaka Portekizlilerin en önemli
limanı haline geldi. Ancak burada sadece 600 kişilik bir portekiz gücü
bulunuyordu. Albuquerque, Malaka’ya gelen ilk Avrupalı değildi. Ondan
önce, Diago Lopez 5 gemi ile birlikte 11 Eylül 1509’da gelmişti. (Bkz.: Amirul
Hadi, Response Islam Terhadap Hegemoni Barat -Aceh vs. Portugis- (15001579)-, s. 63, 66.)
[46]Ahmed Daudy, Syeikh Nuruddin Ar-Raniry -Sejarah Hidup, Karya dan
Pemikiran-, Diterbitkan Oleh Pusat Penelitian dan Pengkajian Kebudayaan
Islam (P3KI), IAIN Ar-Raniry, Banda Aceh, 2006, s. 15.
[47]H. M. Ali Muhammad, “Bagaimana Cara Masuk dan Berkembangnya
Islam di Aceh”, Seminar Sejarah Masuk dan Berkembangnya Islam di Aceh
dan Nusantara, di Aceh Timur Tanggal 25-30 September 1980, s. 2.
*Açe Darusselam Sultanlığı’nın kurucusu Ali Mughayat Şah’ın devletin
temellerini atarken koyduğu prensiplerden biri, “Türklerle sıkı ilişkiler
kurma”yı öngörüyordu. Söz konusu bu ilkeden hareketle Açe Sultanlığı’nın
tarihinin dönüm noktalarında Osmanlı Türkleri ile kurulan ilişkiler
kurulmuştur. (Bkz. Ali Hasjmy, “Banda Aceh Darussalam Pusat Kegiatan
Ilmu Dan Kebudayaan”, Seminar Sejarah Masuk Dan Berkembangnya
Islam Di Aceh Dan Nusantara, Di Aceh Timur, 25-30 September 1980, s. 5.)
[48]Uka Tjandrasasmita, “The Indonesian Harbour Cities and the Coming
of the Portuguese”, Indonesia-Portugal: Five Hundred Years of Historical
Relationship, CEPESA, Lizbon, 2001, s. 59.
[49]Arum Komar Das Gupta, “Iskandar Muda and The Europeans”, (Ed.), Ali
Hasjmy,Sejarah Masuk Dan Berkembangnay Islam di Indonesia, Üçüncü
Baskı, Ptalmaarif, 1993, s. 44-5.
[50]Ali Hasjmy, 50 Tahun Aceh Membangun, Majelis Ulama Indonesia,
1. Baskı, Bali Medan, 1995, s. 9.
[51]Luthfi Auni, The Decline of the Islamic Empire in Aceh (1641-1699),
Institute of Islamic Studies McGill University, Montreal, 1993, s. 21.
[52]Uka Tjandrasasmita, “The Indonesian Harbour Cities and the Coming
of the Portuguese”, s. 60.
[53]Ali Hasjmy, 50 Tahun Aceh Membangun, s. 9.
[54]Francis E. Peters, “The Early Empires: Umayyads, Abbasids, Fatimids”,
Ed. Marjorie Kelley, Islam -The Religious and Political Life of A World
Community-, Praeger, New York, 1984, s. 89.
[55]Arum Komar Das Gupta, “Iskandar Muda and The Europeans”, (Ed.), Ali
Hasjmy,Sejarah Masuk Dan Berkembangnay Islam di Indonesia, Üçüncü
Baskı, Ptalmaarif, 1993, s. 45.
[56]D. J. M. Tate, The Making of Modern South-East Asia, s. 223.
[57]1521 yılında Portekizlilere karşı kazanılan deniz zaferi Açe ile Portekiz
arasında 120 yıl sürecek mücadelede Açe’nin kazandığı tek zafer olarak
tarihe geçti. Mughayat Şah’ın ardından tahta çıkan Alaaddin Riayat Şah elKahhar ve Hüseyin Şah dönemlerinde Malaka şehrindeki Portekizlileri
bölgeden çıkarmak amacıyla toplam beş büyük sefer düzenlendi: 1537,
1547, 1568, 1573 ve 1575. Portekizlilere karşı girişilen ve büyük mali
kayıplara yol açan bu seferlerin sonuncusu mali krizin yanı sıra, siyasi krizi
de beraberinde getirdi. (Bkz.: Rodolphe De Koninck, Aceh In The Time of
Iskandar Muda, Pusat Dokumentasi Dan Informasi Aceh, Banda Aceh,
1977, s. 15.)
[58]İnalcık, Halil; Quataert, Donald, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve
Sosyal Tarihi , s. 388.
[59]Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın Yükseliş ve Çöküşü, Birharf Yayınları, s. 243.
[60]Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 83.
[61]Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 80;
Öztuna, Yılmaz,Yavuz Sultan Selim, Babıali Kültür Yayınları, İstanbul, 2006, s.
103; Tekindağ, Şahabettin, “Seydi Ali Reis Hakkında Düşünceler”, Tarihten
Sesler, Cilt II, S. 13-4, Şubat 1944, s. 22.
[62]Özbaran, Salih, “Expansion In The Southern Seas”, (Ed), Süleyman The
Second And His Time, İnalcık ve Kafadar, s. 214; Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın
Yükselişi ve Çöküşü, s. 249.
[63]İhsanoğlu, Ekmeleddin, (Ed.), Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi,
IRCICA (İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi), İstanbul, 1994, s.
30.
*Selman Reis’in yerine geçen yeğeni Mustafa Reis (1530-31) gibi Osmanlı
başkentine danışmaksızın Diu’daki Portekiz güçlerine saldıran Osmanlı
denizcilerinin bireysel insiyatifleri, yani gaza kültürünü bu sefer denizlerde
gerçekleştirmeleri ile, Hint dünyasında Osmanlı denizcilerinin ünü
duyulmasına yol açtı. Bu bireysel insiyatifler Osmanlı’nın kuruluşundaki
gaza olgusunun 16. yüzyılda bu sefer Hint Okyanusu’nda tekrarı olarak
dikkat çekiyordu. Asya ve Afrika ülkelerinde sömürge yönetimlerine karşı
İslam referansından başka alternatifi olmayan Müslüman topluluklarını
Osmanlı’yı bir kurtuluş umudu olarak görmesine yol açtı. Örneğin, Hint
Okyanusu faaliyetlerinde önemli bir kilometre taşı olan Hürmüz’ün veziri
Şerafeddin, Kanuni’den yardım talebinde bulunarak, burada askeri kuvvet
gönderilmesi halinde Portekizlilerin barınamayacağı bildirilir. Ancak bu
mektup Portekizlilerce ele geçirildi. (Özbaran, Salih, “Osmanlı
İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 94).
[64]Gücerat, Hindistan’ın okyanusa açılan önemli liman şehirlerinden
biriydi ve burada bir krallık bulunuyordu. Portekizliler, tıpkı Doğu Afrika
kıyı bölgesindeki bazı liman şehirlerinde kaleler inşa ettikleri gibi
Hindistan’da önemli ticaret liman şehirleri olan Gücerat ve Diu’da kaleler
inşa ederek iki koldan Kızıldeniz girişini kontrol altına almaya çalıştılar.
(Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 98; Stripling,
G. W. Frederick, The Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574), s. 25-6).
[65]Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, s. 76. (Not: Gerek Gücerat,
gerekse de diğer devletlerdeki Osmanlı askeri varlığının kökeni
Memlüklüler vasıtasıyla olması muhtemeldir. Bu konuda Osmanlı
arşivlerinde belgelere bakılmasında fayda var. Kaldı ki, yukarıda bahsi
geçen Hüseyin Bey, Osmanlı amirallerinden olup, Memluk Sultanı Sultan
Kansu tarafından kaptan-ı derya tayin etti. Hüseyin Bey, 1507 yılında
Yemen’in başkenti Sana’yı zaptetti. Hüseyin Bey, 1511 yılında Gücerat’tan
Mısır’a geri döndü ve Cidde valisi olması Memluk bağlantısı göstermesi
açısından da önemlidir. Hüseyin Bey, Selman Reis’le geçinememesi üzerine
onun tarafından öldürüldü. (Bkz. Öztuna, Yılmaz,Büyük Türkiye Tarihi, s. 77).
Krş.: Mısır’ın 923’de (1517) fethi ile Hicaz (6 Temmuz 1517) ve Yemen
(1571) Osmanlıya katıldı.( Öztuna, Yılmaz, Yavuz Sultan Selim, s. 99). On beş
yirmi yıl kadar devlet buralara bakamadı, bakmadı. Rumlar kendi
hesaplarına çalışıyorlar, biri ötekini öldürerek Yemen’e vali oluyorlardı.
Bunlardan Bayram oğlu Mustafa ve Sefer-i hevace gibiler Gücerat
kıyılarında Rumi Han, Hüdavendi Han adlarıyla birer emir oldular. O
yıllarda Bahreyn hakimlerinden birinin adının Murad Şah (Reis) (1554
tarihi) olduğunu görüyoruz. Araplarda Murad adı pek kullanılmadığından
bunun da bir Rumi olduğu sanılır. Eğer bu serseri Rumilerin aralarına bir
Hızır, Turgut, Aydın, Salih gibisi girse idi daha çok ileri giderlerdi. Çünkü
aralarda meydan daha geniş, iş becermek daha kolay idi. (Saffet Bey, “Bir
Osmanlı Filosunun Sumatra Seferi”, s. 611; Krş. Cengiz Orhonlu, “Seydi Ali
Reis”, s. 633).
*Batılı ülkelerin Güneydoğu Asya’daki sömürgecilik tarihi Portekiz (1511)
Hollanda (1598), İngiltere (1600) ve Fransa (1602) tarafından yazıldı.
[66]Afyoncu, Erhan, “Osmanlı’nın Denizlerdeki Gücü”, Prof. Dr. İdris
Bostan’la yapılan mülakat,Popüler Tarih, Ağustos, 2005, s. 55.
[67]Memlük Sultanı Kansuh el-Guri, 1508 yılında Portekizliler karşısındaki
mağlubiyeti üzerine Osmanlı hükümdarı II. Bayezıd’dan yardım talebinde
bulundu. (Şehabeddin Tekindağ, “Süveyş’de Türkler ve Selman Reis’in
Arızası”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Cilt 2, Sayı 9, Haziran, 1969, s. 77);
Öztuna, Yılmaz, Yavuz Sultan Selim, Babıali Kültür Yayınları, İstanbul, 2006,
s. 103
*Kemal Reis, Batı Akdeniz’de faaliyet gösteren Türk denizcilerinden olup,
Endülüs’teki Müslümanlara yardım konusunda önemli yararlıklar gösterdi.
(Osmanlı Devlet ve Medeniyeti Tarihi, IRCICA, s. 28.). Kemal Reis, yanında
götürdüğü Selman ve Hüseyin Reisleri Süveyş’te bıraktı (Öztuna,
Yılmaz, Yavuz Sultan Selim, Babıali Kültür Yayınları, İstanbul, 2006, s. 104).
[68]Öztuna, Yılmaz, s. 77; İhsanoğlu, Ekmeleddin, (Ed.), Osmanlı Devleti ve
Medeniyeti Tarihi, s. 30.
[69]Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 84.
[70]İhsanoğlu, Ekmeleddin, (Ed.), Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, s. 32.
(Not: Yavuz’un Mısır’ı alması üzerine, Mekke Şerifi Ebu’l Barakat oğlu Şerif
Ebu Nomay’ı göndererek, gerçekleştirdiği zaferden ötürü Yavuz’u kutlamış,
bağlılığını bildirmiş ve Kabe’nin anahtarları ile bazı manevi emanetleri
Mısır’a gönderdi. Kısa bir süre sonra, hutbenin Osmanlı sultanı adına
okunmasını emretti. (Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim, Erciyes Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınları, Kayseri, 1989, s. 105; Gaury de
Gerarld, Rulers of Mecca, George G. Harrap&Co Ltd., London, 1951, s. 124.).
Yavuz, bu tebriği memnuniyetle karşılayarak, Mekke Şerifi’ne kıymetli
hediyeler göndermiştir. Bu hediyeler arasında Mekke ve Medine’deki
fakirlere dağıtılmak üzere 200.000 Dinar da bulunuyordu. Bu tarihten
itibaren (30 Ocak 1517) Osmanlı padişahları, Hadim’ül-Harameyni
Şerifeyn unvanını aldılar. (Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, III. Cilt 2. Kısım
(1451-1566), Ankara, Genelkurmay Basımevi, 1977, s. 618).
[71]Uğur, Ahmet, Yavuz Sultan Selim, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Yayınları, Kayseri, 1989, s. 106.
[72]Gücerat Devleti, 14. yüzyılın sonlarında kuruldu. 16. yüzyıl ilk yarısında
denizden Portekizliler, karadan da Hindistan Moğol devleti olan
Timurilerin saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler üzerine, dönemin
sultanı Bahadır Şah, Kanuni’den askeri yardım talebinde bulundu. Bahadır
Şah, herhangi bir saldırıya karşı hazinesini Mekke’ye gönderdi.
Portekizlilerce öldürülmesinin ardından hazinesi Kanuni tarafından
İstanbul’a getirtildi. (Tezel, Hayati, Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, Cilt I., T.
C. Genelkurmay Başkanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, T.C. Deniz
Basımevi, İstanbul, 1973, s. 159).
[73]Küçükdağ, Yusuf, Vezir-i Azam Piri Mehmed Paşa (1463-1532), Konya,
1994, s. 45-6.
[74]Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 84;
Sevinç, Necdet,Osmanlı’nın Yükseliş ve Çöküşü, s. 250.
[75]Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın Yükseliş ve Çöküşü, s. 251.
[76]Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın Yükseliş ve Çöküşü, s. 253. (Not: Bu
dönemde, Kızıldeniz’deki Memlük donanmasına Osmanlı Türklerinden
Selman Reis kumanda ediyordu. Süveyş böylece Hint Okyanusu, Basra
Körfezi, Kızıldeniz, Umman Denizi ve Aden Körfezi’ndeki Türk
donanmasının merkezi oldu. Kaptan-ı Derya, mali meselelerde Mısır
Beylerbeyi’ne, askeri meselelerde ise doğrudan Divan-ı Humayun’a
mesuldü (Bkz.: Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, s. 77).
[77]Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, III. Cilt 2. Kısım (1451-1566), s. 100, 218.
[78]Tekindağ, Şehabeddin, “Süveyş’de Türkler ve Selman Reis’in Arızası”, s.
78. Not: Metnin orijinali için bkz.: Topkapı Saray Müzesi Arşivi No. 8337.
[79]Osmanlıların Hint Okyanusu’ndaki çıkarlarının korunması adına
Akdeniz donanmasından ayrı olarak Hint Okyanusu’nda ikinci bir donanma
ihtiyacı üzerine Selman Reis, Mısır Kaptanı veya ‘Hint Kaptanı’ unvanıyla
atandı (Pitcher, Donald Edgar,Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel
Coğrafyası, Çev. Bahar Tırnakçı, I. Baskı, YKY, İstanbul, 1999, s. 171.)
[80]Tezel, Hayati, Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, Cilt I., s. 157-8. Not:
Selman Reis, (Selman er-Rumi), II. Bayezıd zamanında Süveyş’e gönderilen
donanmanın başında bulunuyordu. 1515 yılında, Hüseyin Reis’le birlikte,
yirmi gemiden ibaret donanma ile Hint Okyanusu’nda Portekizlilere karşı
sefere çıktı. 1516 yılında ise Aden’i kuşatmasına rağmen alma başarısını
gösteremedi. (Şehabeddin, Tekindağ, “Süveyş’de Türkler ve Selman Reis’in
Arızası”, s. 77; Işıksal, Turgut, “Arşivlerimizde Osmanlıların Süveyş
Tersanesi ve Güney Denizleri Politikasına İlişkin En Eski Belgeler”, s. 54).
[81]Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, s. 79. (Not: Selman Reis, Hint
Okyanusu’na kıyısı olması dolayısıyla öncelikle Yemen coğrafyasında
icraatlarda bulundu. Kendisine tahsis edilen birlikler sayesinde 1523
yılında Portekizlileri, Yemen’in Batı kıyılarındaki Kamaran Adaları’ndan
kovdu ve Hoca Sefer Reis’i buraya yerleştirdi. 1527 yılında da Hüseyin
Bey’le birlikte Yemen’in büyük bir bölümünü ele geçirdi. (Bkz. Öztuna,
Yılmaz,Büyük Türkiye Tarihi, s. 79). Selman Reis’in yerine geçen yeğeni
Mustafa Reis, önce Aden’de (1530-31), daha sonra da Gücerat’taki Diu
Adası’nda Portekizlilere karşı başarı kazandı (1531). Gücerat’la Osmanlı
arasında gelişen bu ittifak girişimi, Portekizlilerle mücadelenin
Kızıldeniz’den Hint Okyanusu içlerine taşınmasında önemli rol oynadı.
Babür Devleti’nin Türk-Moğol İmparatoru Humayun’un Gücerat’a
saldırması üzerine, Gücerat Sultanı Portekizlilerle işbirliğine girdi.
Portekizliler bu gelişmeden istifade ederek, Diu’ya bir kale inşa ettiler.
Ancak Portekizlilerin Gücerat aleyhine dönmeleri, Gücerat’ın yeniden
Osmanlı’dan yardım istemesini sağladı. İran seferleri nedeniyle
Osmanlı’nın yardım gönderememesi üzerine, 1536’da Bahadır Şah bir kez
daha yardım talebinde bulundu. Bunun üzerine, Hadım Süleyman Paşa’nın
1538 yılındaki meşhur seferi hazırlıklarına karar verildi. Osmanlı
birliklerinden haberdar olan Portekiz, Bahadır’ı öldürdü. Diu’ya varan
donanma, yerel yönetimden gerekli yardımı göremediğinden ve de
Portekiz destek birliklerinin geldiği haberi üzerine geri dönmek zorunda
kaldı. (İnalcık; Quataert, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal
Tarihi,s. 384-5; Özbaran, Salih, Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu, s.
99). Bahadır’ın Portekizliler tarafından öldürülmesinin ardından yerine
geçen oğlu Mahmud Şah, Osmanlı donanmasına yardımcı olmadı.
Dolayısıyla Osmanlı Hindistan’daki müttefikleriyle işbirliği yapamadı.
Bunun üzerine Süleyman Paşa Aden’e geri döndü. Gücerat Veziri’ne bir
mektup yazarak, ‘kışı geçirecekleri bir yer ayarlanmaması’ dolayısıyla
şikayetini bildirdi (Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan
Yolu”, s. 100). Bu sefere 72 adet gemi (Gemi adedi konusunda çelişkili
rakamlar ileri sürülür. Örneğin, Işıksal gemi sayısını 80, (bkz. dipnot 83),
Stripling ise 74 olarak verir (Bkz.: Striplin G. W. Frederick, a.g.e. s. 90.) ile
çıkan Süleyman Paşa, Aden’i ele geçirdi ve Hint Okyanusu’na açıldı. Ancak,
Akdeniz şartlarına göre inşa edilmiş olan Osmanlı gemileri ile okyanusa
uygun inşa edilen Portekiz gemileri karşı karşıya gelmedi. Okyanus’ta
Portekizlilere karşı arzu edilen başarı elde edilemese de, Osmanlı
toplarından bir bölümünün Hindistan’daki Müslüman sultanlıklara
bırakılmış olması bile Portekiz’liler nezdinde bir endişenin doğmasına yol
açtı. Bu sefer vesilesiyle Yemen’in alınması ise Osmanlı’nın güney siyaseti
açısından önemli bir dönüm noktası oldu. (Özbaran, Salih, “Expansion in
the Southern Seas”, in İnalcık-Kafadar, s. 215-6). Bununla birlikte bu sefer,
Aden’in Osmanlı topraklarına katılması ve Osmanlı’nın Hint Okyanusu’na
açılması bakımından son derece anlamlıdır. Ancak seferin temel amacı
olan Portekizlilerin saf dışı bırakılması gerçekleştirilemedi. (Özbaran, Salih,
“Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 101).
[82]Pitcher, Donald Edgar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Coğrafyası, s.
169, 170.
[83]Hadım Süleyman Paşa, Şam Beylerbeyi olduğu sırada Kanuni
tarafından Mısır Valiliği’ne atandı. (Tezel, Hayati, Anadolu Türklerinin Deniz
Tarihi, s. 158).
*Kanuni’nin tahta çıkmasıyla, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki ilerleyişi
ivme kazandı. Bu süreçte Balkanlar ve Macaristan’a düzenlenen fetih
seferleri 1534’e kadar devam etti.
[84]Özbaran, Salih, “Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu”, s. 92.
[85]Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, s. 220; Tezel, Hayati, Anadolu Türklerinin
Deniz Tarihi, s. 159.
[86]Saffet Bey, “Bir Osmanlı Filosunun Sumatra Seferi”, Tarihi Osmani
Encümeni Mecmuası, İstanbul, 1912, s. 613.
*Bu amaçla Nil Nehri ve Kızıldeniz arasında binlerce işçinin çalıştığı ve
inşaatın 1532 yılında da devam ettiği belirtilir. (Sevinç, Necdet, Osmanlı’nın
Yükselişi ve Çöküşü, s. 260 (Alıntı: Godinho’dan.Vitorino Magalheas
Godinho, Os Descobrimentos e a Economia Mundial, Bisboa, 1965, 68 II, s.
154; Zik. Salih Özbaran, Osmanlı İmparatorluğu ve Hint Yolu, İÜEFTD, Sayı
31, İstanbul, 1977, s. 96)..
[87]İnalcık, Halil; Quataert, Donald, İnalcık, Halil; Quataert, Donald, Osmanlı
İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, s. 385.
[88]Bu sefer, Kanuni’nin Hint Okyanusu’nda hangi amaçlar için
bulunulduğunu ortaya koyması bakımından önemlidir. Kanuni, Süleyman
Paşa’ya, “Gerekli donanımı ve donanmayı sağlayarak Süveyş’te kutsal bir
savaş için hazırlıklar yapacaksın. Mekke’den Medine’ye uzanan yolu
keserek Portekizli imansızların günahkâr eylemlerini başka yöne çevirip
bayraklarını denizden kaldıracaksın” emrini verdi. Bu emir, Portekizlilerle
girilen mücadelenin dini boyutunu ortaya koymaktadır. (Pitcher, Donald
Edgar, Pitcher, Donald Edgar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel
Coğrafyası, s. 170.) Müslümanların elindeki ticarete ve hicaz yollarına zarar
veren Portekizlilerin Hint ve Arap denizlerinden uzaklaştırılması kadar,
Gücerat sultanının yardım çağrısına cevap olduğu da bilinmektedir. (Tezel,
Hayati, Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, s. 159).
[89]Gücerat sultanının bu talebinden ilham alan Açe Sultanı Alaaddin
Riayat Şah el-Kahhar da Osmanlı Devleti’ne elçiler göndererek Portekizliler
karşısında yardım talebinde bulundu. (Rızaulhak Şah, “Aci Padişahı Sultan
Alaaddin’in Kanuni Sultan Süleyman’a Mektubu”, Tarih Araştırmaları Dergisi,
AÜDTCF Tarih Araştırmaları Enstitüsü, Vol. V, No. 8-9, Ankara University
Publishing House, 1967, s. 373).
[90]Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi 13 Haziran 1538 tarihinde
başladı. (Tezel, Hayati, Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi, s. 158); Stripling, G.
W. Frederick, The Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574), Porcupine
Press, Philadelphia, Pennsylvania, 1977, s. 90. (Not. 74 gemiden ibaret
donanmada 20.000 mürettebat bulunuyordu. Bu sayının 2300’ünü
Hıristiyan kürek mahkumları oluşturuyordu. (Bkz. Stripling, a.g.e, s. 90-1.)
[91]İnalcık; Quataert, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi,
s. 386.
[92]Stripling, G. W. Frederick, The Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574),
Porcupine Press, Philadelphia, Pennsylvania, 1977, s. 93.
[93]Hadım Süleyman Paşa, bu sefere 80 parça gemiden oluşan bir
donanma ile çıktı. Ancak Osmanlıları yardıma çağıran Hintli Müslümanlar
Türklere yardım etmediler. Bu sefer için büyük toplar da götürülmesine
rağmen Diu kalesi alınamadı. İklim koşulları ve Portekizlilerin yardım
birliklerinin yola çıktığı haberi, Osmanlı donanmasının dönmesine yol açtı.
(Işıksal, Turgut, “Arşivlerimizde Osmanlıların Süveyş Tersanesi ve Güney
Denizleri Politikasına İlişkin En Eski Belgeler”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi,
Cilt 3, S. 18, Mart, 1969, s. 55).
[94]Stripling, G. W. Frederick, The Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574),
s. 93.
[95]Anthony Reid, An Indonesian Frontier -Acehnese and Other Histories of
Sumatra-, s. 6.
[96]Rodolphe De Koninck, Aceh In The Time of Iskandar Muda, s. 19.
[97]Özbaran, Salih, “Expansion in the Southern Seas”, s. 217-8.
[98]Özbaran, Salih, “Expansion in the Southern Seas”, s. 217; Stripling, G.
W. Frederick,The Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574), s. 93.
[99]Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, s. 153; Stripling, G. W. Frederick, The
Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574), s. 94.
Not: Piri Reis, I. Selim’e ünlü dünya haritasını sundu. I. Süleyman için
1525’de Kitab-ı Bahriyye adı altında Ege ve Akdeniz’in haritalarını içeren el
kitaplarını yazdı. 1554’de Portekizlilere karşı düzenlediği seferin
başarsızlıkla sonuçlanmasının ardından idam edildi (ö. 1554). (Pitcher,
Donald Edgar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Coğrafyası, s. 172; Svat
Soucek, “Piri Reis”, in Halil İnalcık and Cemal Kafadar, Süleyman The Second
And His Time, The Isis Pres, İstanbul, 1993, s. 343).
[100]Bir ay süren Hürmüz kuşatması dünya tarihine, ilk büyük deniz
kuşatması olarak geçti. (Bkz.: Stripling, G. W. Frederick, The Ottoman Turks
and The Arabs (1511-1574), s. 94). Özbaran bu donanmada 25 kadırga, 4
kalyon ve 850 asker bulunduğunu ifade eder. (Bkz.: Özbaran, Salih,
“Expansion in the Southern Seas”, s. 217.
[101]Stripling, G. W. Frederick, The Ottoman Turks and The Arabs (15111574), s. 94.
[102]Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, s. 713; Stripling, G. W. Frederick, The
Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574), s. 94-5.
[103]Orhonlu, Cengiz, “Seydi Ali Reis”, Türkler, 9. Cilt, Yeni Türkiye Yayınları,
Ankara, 2002, s. 633.
[104]Özbaran, Salih, “A Review of Portuguese and Turkish Sources For The
Ottomans In Arabia and The Indian Ocean In The 16th Century”, TTK
Belleten, S. 193, Cilt XLIX, Nisan, 1985, s. 72; Tekindağ, Şahabettin, “Seydi Ali
Reis Hakkında Düşünceler”, Tarihten Sesler, Cilt II, S. 13-4, Şubat 1944, s. 22.
[105]Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi, s. 714; Stripling, G. W. Frederick, The
Ottoman Turks and The Arabs (1511-1574), s. 95; Tekindağ, Şahabettin,
“Seydi Ali Reis Hakkında Düşünceler”, s. 22.
Not: Seydi Ali Reis, Süveyş Donanması’nın başına amiral olarak atanıp
Portekizlilerle mücadeleye girdi. Bu mücadele sırasında Süveyş’e
dönemedi ve 1555 Ocak ayında, Hindistan üzerinden karayolu ile
İstanbul’a döndü. Kaleme aldığı Mir’at’ül Memalik adlı eserinde bu
seyahatini konu edinir. (Cengiz Orhonlu, “Seydi Ali Reis”, s. 632.). Daha
fazla bilgi için Bkz.: Aynı adlı eser.
*Seydi Ali Reis’in “Mir’at’ül Memalik” adlı eser “The Travels and Adventures
of the Turkish Admiral Sidi Ali Reis” adıyla 1899 yılında Londra’da İngilizce
olarak yayınlanmıştır. (Bkz.: Tekindağ, Şahabettin, “Seydi Ali Reis Hakkında
Düşünceler”, s. 24).
[106]Anthony Reid, An Indonesian Frontier -Acehnese and Other Histories of
Sumatra-, s. 88.
[107]D. J. M. Tate, The Making of Modern South-East Asia, s. 223.
[108]Uka Tjandrasasmita, “The Indonesian Harbour Cities and the Coming
of the Portuguese”, s. 61-2.
[109]Arum Komar Das Gupta, “Iskandar Muda and The Europeans”, (Ed.),
Ali Hasjmy,Sejarah Masuk Dan Berkembangnay Islam di Indonesia, Üçüncü
Baskı, Ptalmaarif, 1993, s. 44.
[110]Louis Fischer, The Story of Indonesia, Harper&Brothers, New York,
1959, s. 5.
[111]Luc Nagtegaal, Riding The Dutch Tiger -The Ducth East Indies Company
and The Northeast Coast of Java 1680-1743-, Çev.: Beverley Jackson, KITLV
Press, Leiden, 1996, s. 16-7.
[112]R. J. Wilkinson, (Ed.), Papers on Malay Subjects, Oxford University
Press, Kuala Lumpur, 1971, s. 50; William Marsden, The History of Sumatra,
(A Reprint of the Third Edition), Oxford University Press, Kuala Lumpur,
1966, s. 438.
[113]J. E. Hoffman, “Early Policies in the Malacca Jurisdiction of the United
East India Company: The Malay Peninsula and Netherlands East Indies
Attachment”, Journal Of Southeast Asian Studies, Vol. III, No. 1, March,
McGraw Hill, 1972, Singapore, s. 7.
[114]J. E. Hoffman, “Early Policies in the Malacca Jurisdiction of the United
East India Company: The Malay Peninsula and Netherlands East Indies
Attachment”, s. 16.
[115]Çiçek, Rahmi, Kanuni Sultan Süleyman Paneli, Center for Research on
the Reign of Süleyman The Magnificient, T. C. Karadeniz Teknik
Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Uygulama ve Araştırma Merkezi,
Genel Yayın No. 180, Trabzon, 1995, s. 22.
[116]İnalcık,; Quataert, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal
Tarihi, s. 388.
[117]Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, s. 291.
[118]Özbaran, Salih, “Expansion in the Southern Seas”, s. 217.
[119]Özbaran, Salih, “A Review of Portuguese and Turkish Sources For The
Ottomans In Arabia and The Indian Ocean In The 16th Century”, s. 67-8.
Download