PDF Olarak Görüntülemek İçin Tıklayınız

advertisement
| CİLT 55 • SAYI 2 • MART - NİSAN 2017
Cilt 55 ‣ Sayı 2 ‣ Mart / Nisan 2017
İSG KANUNU ve
DÜNYA EKONOMİSİNDE
UYGULAMA SORUNLARI
KORUMACILIK EĞİLİMİ
DR. MEHMET MÜEZZİNOĞLU
NIHAT ZEYBEKCİ
CHRISTIAN BERGER
TÜRKİYE AĞAÇ VE KAĞIT SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (TAKSİS) •TÜRK AĞIR SANAYİİ VE HİZMET SEKTÖRÜ KAMU
İŞVERENLERİ SENDİKASI (TÜHİS) •TÜRKİYE CAM, ÇİMENTO VE TOPRAK SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •ÇİMENTO
ENDÜSTRİSİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (ÇEİS) •TÜRKİYE DERİ SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •TÜRKİYE GIDA SANAYİİ
İŞVERENLERİ SENDİKASI (TÜGİS) •İLAÇ ENDÜSTRİSİ İŞVERENLER SENDİKASI (İEİS) •TÜRKİYE İNŞAAT SANAYİCİLERİ
İŞVEREN SENDİKASI (İNTES) •KAMU İŞLETMELERİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (KAMU-İŞ) •TÜRKİYE KİMYA, PETROL, LASTİK VE
PLASTİK SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (KİPLAS) •MAHALLİ İDARELER KAMU İŞVEREN SENDİKASI (MİKSEN) •MAHALLİ
İDARELER İŞVERENLERİ SENDİKASI (MİS) •TÜRKİYE METAL SANAYİCİLERİ SENDİKASI (MESS) •PETROL ÜRÜNLERİ İŞVERENLER
SENDİKASI (PÜİS) •TÜRKİYE SAĞLIK ENDÜSTRİSİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (SEİS) •TÜRKİYE SELÜLOZ, KAĞIT VE AĞAÇ
ÖMER ÇELİK
ROBERTO CARVALHO DE AZEVÊDO
İSMAIL GERİM
MEHMET BÜYÜKEKŞİ
ÖMER CIHAD VARDAN
AYHAN ZEYTİNOĞLU
CELAL KOLOĞLU
MUHARREM KAYHAN
NECMETTIN ÖZTEMIR
YRD. DOÇ. DR. TURHAN ŞALVA
AV. AHMET GÜZELTUNA
AV. İLBER AYDEMIR
PROF. DR. SÜBIDEY TOGAN
MAMÜLLERİ SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (KASİSEN) •TÜRKİYE ŞEKER SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •TÜRKİYE
TEKSTİL SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •TÜRKİYE TOPRAK, SERAMİK, ÇİMENTO VE CAM SANAYİİ İŞVERENLERİ
SENDİKASI •YEREL YÖNETİMLER KAMU İŞVERENLERİ SENDİKASI (YERELSEN)
PROF. DR. SADI UZUNOĞLU
ESRA BELEN
PROF. DR. ÖMER FARUK ÇOLAK
A. FERHAT İLTER
TİSK: “Çalışmaya, Üretmeye, Büyümeye ve
İlerlemeye Devam Edelim”
16 Nisan 2017 Referandum Oylaması sonrasında TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Sayın
Kudret Önen’in yayımladığı mesajda şunlar kaydedildi:
“Referandum Oylamasının Ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz.
Referandum halkın iradesinin yönetim sistemini belirlemeye direkt etken olması
sebebiyle, doğrudan demokrasinin güzel bir örneğidir. 16 Nisan 2017 tarihinde
gerçekleşen Referandumun barış, huzur ve güven ortamında gerçekleşmiş olması
memnuniyet vericidir. Toplumun sağduyusunu bir kez daha kanıtlayan bu durum,
demokrasimiz açısından önemli bir başarıdır.
Referandum çalışmaları dolayısıyla, uzun süredir Ülkemizin gündemine siyaset
hakim olmuştur. Vatandaşlarımız iradesini ortaya koyduğuna göre, artık çalışmaya,
üretmeye, büyümeye ve ilerlemeye devam etmemiz gerekir.
Güçlü, kararlı ve dünya ekonomisini yakından takip eden bir ekonomi yönetimi
oluşturulmalı, sektörlerimizin sürdürülebilir büyüme ve rekabetçiliğini geliştirecek
kısa ve orta vadeli tedbirler, yapısal reformlar hızla devreye girmelidir.”
TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Kudret Önen’in
İnegöl’deki Trafik Kazasına İlişkin
Başsağlığı Mesajı
TİSK AKADEMİ DUYURUSU
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Kudret
Önen’in 7 Mart 2017 tarihinde Bursa İnegöl ilçesinde meydana gelen trafik kazasına
dair yayımladığı başsağlığı mesajında şunlar kaydedildi:
Sonbahar Sayımızdan itibaren Dergimize sahip olmak isteyen
değerli okurlarımızın abone olmaları gerekmektedir.
TİSK olarak, 7 Mart 2017 tarihinde Bursa’nın İnegöl ilçesinde meydana gelen trafik
kazasında işletmelerimizde çalışan ve 8 Mart 2017 tarihinde Dünya Kadınlar Günü
nedeniyle düzenlenecek olan Kadın İşçiler 22.Büyük Kurultayı için
Ankara’ya gelmekte olan işçilerimizin vefatı ve yaralanmaları nedeniyle
derin üzüntü içerisindeyiz.
Kazada hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı
ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
ABONELİK ÜCRETSİZ OLUP SINIRLI SAYIDA YAPILACAKTIR
Abone olmak isteyenlerin
www.tisk.org.tr adresimizde bulunan
online formu doldurarak [email protected] e-posta adresine
iletmelerini rica ederiz.
Cilt 55 ‣ Sayı 1 ‣ Ocak - Şubat 2017
Kudret ÖNEN
Türkiye İşveren Sendikaları
Konfederasyonu Adına Sahibi
Bülent PİRLER
Sorumlu Yayın Müdürü
İdare Yeri
Reşat Nuri Cad. No: 108 06540
Çankaya - ANKARA
Tel: (312) 439 77 17 /Pbx
Faks: (312) 439 75 92-93-94
Web: www.tisk.org.tr
E-posta: [email protected]
Dergide yayınlanan bütün yazılar
kaynak adı gösterilerek
iktibas edilebilir.
Dergide yayınlanan yazılar
yazarların kişisel görüşüdür,
Konfederasyonu bağlamaz.
İŞVEREN
BASIN MESLEK İLKELERİNE
UYMAYA SÖZ VERMİŞTİR.
Baskı Tarihi
15 Nisan 2017
Editöryel Hazırlık ve Tasarım
KS Medya
Çetin Emeç Bulvarı 1322. Cad. 64/6
Öveçler / ANKARA
Tel-Faks: (312) 472 86 23
Baskı ve Cilt
Dumat Ofset Matbaacılık
Şaşmaz / ANKARA
Tel: (312) 278 82 00
Faks: (312) 278 82 30
ISSN: 1303-0418
Yayın Türü
Yerel Süreli Yayın
Bu Sayımızda
Değerli Okuyucularımız,
İŞVEREN’in bu sayısında “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve Uygulama Soruları”
ile “Dünya Ekonomisinde Korumacılık Eğilimi” konularını ele alıyoruz.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, toplumun, yaşam
boyu güvenli davranış bilincine erişmesi gerektiğini; iş sağlığı ve güvenliği alanında
yapılan tüm düzenlemelerde ulaşılmak istenen nihai hedefin, çalışma ortamlarının sürekli iyileştirilmesi, gerekli tedbirlerin zamanında alınması yoluyla daha sağlıklı ve güvenli çalışma alanlarının oluşturulması, iş kazaları ve meslek hastalıklarını önleyerek
yetişmiş insan gücü kayıplarının önüne geçilmesi olduğunu belirtti.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdür Vekili İsmail Gerim, İSG’de hizmet kalitesini artırmayı amaçlandıklarını; beş yıllık dönem sonunda nicel olarak İSG hizmetleri ile ilgili verilerin önemli oranda artış gösterdiğini
ifade etti.
İSG HEDER Başkanı Yrd.Doç.Dr.Turhan Şalva, işverenlerin kurumsal ve nitelikli
OSGB’lerden hizmet alması gerektiğini; TİSK Mikrocerrahi ve Rekonstriksüyon Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Öztemir, istenmeyen iş kazaları oluştuğunda tıbbi
tedbirleri organize etmeye devam ettiklerini söylerken, Koç Holding Çalışma ve Endüstri İlişkileri Direktörü Av. İlber Aydemir ve Sabancı Holding Çalışma İlişkileri Baş Müşaviri Ahmet Güzeltuna, şirketlerinin İSG politikalarını anlattılar.
“Dünya Ekonomisinde Korumacılık Eğilimi” dosyamızda ise, Avrupa Birliği Bakanı
Ömer Çelik, TTIP’in uzun süre gündemde olmayacağını kaydetti.
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, artan ithalatın ve yarattığı haksız rekabetin yerli
üretimde neden olduğu zararın bertaraf edilmesi için, dampinge karşı önlemler ve korunma önlemleri gibi ticaret politikası savunma araçlarının etkin şekilde kullanıldığını
belirtti.
Dünya Ticaret Örgütü Başkanı Roberto Carvalho de Azevado, istihdam ve büyümeye dair endişelerden bahsetmek için korumacılık ile meşru ticari tedbirleri birbirinden
ayırt etmenin önemli olduğunu belirtirken,Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger Komisyon’un genişleme ve ticaret politikalarına ilişkin görüşlerini
açıkladı.
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ve İKV Başkanı
Ayhan Zeytinoğlu, dünyada yükselen yeni korumacılık eğilimlerini değerlendirdiler.
İNTES Başkanı Celal Koloğlu ve TTSİS Başkanı Muharrem Kayhan, konuyu sektörleri açısından ele alıp yorumladılar.
Prof. Dr. Sübidey Togan “Dünyada Artan Korumacılık Eğilimleri, Nedenleri ve Sonuçları”, Prof.Dr. Sadi Uzunoğlu “Yükselen Değer: Korumacılık”, Prof.Dr. Ömer Faruk
Çolak “Yeni Korumacılık Stratejisi” makaleleri ile dosyamıza katkıda bulundular.
A. Ferhat İlter “OECD Üyesi Ülkeler İçinde En Yüksek Reel Ücret Artışı Türkiye’de” ve
Esra Belen “Kadın İstihdamının Artırılmasında İyi Uygulama Örnekleri” başlıklı yazılarıyla Dergimizde yer aldılar.
Farklı gündem konularını İŞVEREN’in bu sayısında da bulacaksınız. Ressam Muharrem Pire ile gerçekleştirilen Sanat Söyleşimizi, Kadınlar ve Gençler, Arkeogezi, Avrupa
Haberleri ile çeşitli konulardaki haberleri beğeniyle okuyacağınızı umuyoruz.
Gelecek sayıda buluşmak üzere…
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
1
19
İŞ SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ
KANUNU ve UYGULAMA SORULARI
19
DÜNYA EKONOMİSİNDE
KORUMACILIK EĞİLİMİ
•BAŞKANDAN Artık Ana Gündem Yapısal Reformlar Olmalı 4 •EDİTÖRDEN İSG Kanunu İşveren Kesimiyle Diyalog İçinde
Yenilenmeli 6 •NELER OLUYOR TÜRKİYE 8 •ZOOM “Toplum, Yaşam Boyu Güvenli Davranış Bilincine Erişmeli” DR. MEHMET
MÜEZZİNOĞLU ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLIK BAKANI 20 •ZOOM “İSG’de Hizmet Kalitesini Artırmayı Amaçlıyoruz” İSMAIL
GERİM İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLIĞI GENEL MÜDÜR V. 24 •ZOOM “İşverenler Kurumsal ve Nitelikli OSGB’lerden Hizmet Almalı”
YRD. DOÇ. DR. TURHAN ŞALVA İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLIĞI HIZMET VE EĞITIM KURUMLARI DERNEĞI (İSG HEDER) YÖNETIM
KURULU BAŞKANI 27 •ZOOM “İş Kazalarında Çaresizliğe ve Ümitsizliğe Paydos” NECMETTIN ÖZTEMIR TİSK MIKROCERRAHI
VE REKONSTRÜKSIYON VAKFI YÖNETIM KURULU BAŞKANI 30 •ZOOM “İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatında Belirlenen
Yükümlülükleri de Aşmayı Hedefledik” AV. İLBER AYDEMIR KOÇ HOLDING A.Ş. ENDÜSTRI İLIŞKILERI KOORDINATÖRÜ
32 •ZOOM İş Sağlığı Ve Güvenli̇ği̇ Alanındaki̇ Sorunlar ve Çözüm Öneri̇leri AV. AHMET GÜZELTUNA SABANCI HOLDING
ÇALIŞMA İLIŞKILERI BAŞ MÜŞAVIRI 35 •ZOOM “TTIP Uzun Süre Gündemde Olmayacak” ÖMER ÇELİK AVRUPA BIRLIĞI
BAKANI 39 •ZOOM “Dünyada En Fazla STA Akdetmiş 6’ıncı Ülkeyiz” NIHAT ZEYBEKCI EKONOMI BAKANI 42 •ZOOM
“Korumacılığa Yönelişe Karşı Tetikte Olmalıyız” ROBERTO CARVALHO DE AZEVÊDO DÜNYA TICARET ÖRGÜTÜ GENEL
DIREKTÖRÜ 45 •ZOOM “Adil ve Şeffaf Bir Ticaret Politikasına İnanıyoruz” CHRISTIAN BERGER AVRUPA BIRLIĞI TÜRKIYE
DELEGASYONU BAŞKANI 46 •ZOOM Dünyada Korumacılık Eğilimi ve Umut Vaad Eden 2017 Yılı MEHMET BÜYÜKEKŞİ
TÜRKIYE İHRACATÇILAR MECLISI (TİM) YÖNETIM KURULU BAŞKANI 47 •ZOOM “Bir Yanda Küresel Ekonominin Kuralları
Yeniden Belirlenirken, Diğer Yanda Korumacı Politikalar Gün Geçtikçe Küreselleşiyor” ÖMER CIHAD VARDAN DIŞ EKONOMIK
İLIŞKILER KURULU (DEİK) YÖNETIM KURULU BAŞKANI 50 •ZOOM “Gümrük Birliği’nin Güncellenmesi Müzakerelerinde İş
Dünyası Sürece Katılmalı” AYHAN ZEYTİNOĞLU İKTISADI KALKINMA VAKFI (İKV) YÖNETIM KURULU BAŞKANI 52 •ZOOM
Dünyada Yeni Ticaret Trendleri CELAL KOLOĞLU TÜRKIYE İNŞAAT SANAYICILERI İŞVEREN SENDIKASI (İNTES) YÖNETIM
KURULU BAŞKANI 56 •ZOOM Tekstil Sanayiinin Rekabet Gücü Gözetilmeli MUHARREM KAYHAN TÜRKIYE TEKSTIL SANAYII
İŞVERENLERI SENDIKASI YÖNETIM KURULU BAŞKANI 58 •ZOOM Dünyada Artan Korumacılık Eğilimleri: Nedenleri ve
Sonuçları PROF. DR. SÜBIDEY TOGAN BILKENT ÜNIVERSITESI EKONOMI BÖLÜMÜ 61 •ZOOM Yükselen Değer: Korumacılık
PROF. DR. SADI UZUNOĞLU TRAKYA ÜNIVERSITESI İİBF 66 •ZOOM Yeni Korumacılık Stratejisi PROF. DR. ÖMER FARUK
ÇOLAK TİSK EKONOMI DANIŞMANI 70 •GÖRÜŞ OECD Üyesi Ülkeler İçinde En Yüksek Reel Ücret Artışı Türkiye’de A. FERHAT
İLTER TİSK DANIŞMANI 74 •KADINLAR ve GENÇLER 77 •İNCELEME Kadın İstihdamının Artırılmasında İyi Uygulama
Örnekleri ESRA BELEN TİSK ARAŞTIRMA, EĞITIM VE DIŞ İLIŞKILER UZMANI 82 •TİSK HABERLER 86 •AVRUPA AVRUPA 92
•ARKEOGEZİ 95 •SANAT 99 •İSTATİSTİK 102 •YENİ YAYINLAR 104
2
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
8
TİSK KSS Ödülleri Sahiplerini Buldu
13
“Üreten Türkiye Konuşuyor”
Toplantıları
Borsa İstanbul’da Gong, Kadın-Erkek
Eşitliği İçin Çaldı
99
Muharrem Pire:
Gece Düşüm, Gündüz İşim; Resim.
86
95
Hititlerin Başkenti: Hattuşa (Boğazköy)
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
Tuğrul KUDATGOBİLİK
Kudret
ÖNEN
başkandan
Artık Ana Gündem Yapısal Reformlar Olmalı
16 Nisan’da halkımız Anayasa için
tercihlerini yaparak oy kullandı. Yeni
Anayasa’mız kabul edildi. Bundan
böyle ekonomiye yoğunlaşılarak gelecek için elzem olan yapısal ekonomik
reformların hayata geçirilmesi ana
gündemimiz olmalı.
Mart ve Nisan aylarında ekonomiyi
canlandırmak için muhtelif düzenlemeler yürürlüğe girdi. Yaratılan ilave
istihdama getirilen güçlü teşviklerin
yanı sıra, konut ve dayanıklı tüketim
malları alımında vergi indirimleri,
KOBİ’lere kefalet sistemi, turizm işletmelerine yönelik destekler, tarım üreticilerine vergi ve kredi kolaylıkları,
az gelişmiş bölgelerde iş kuracaklara
kredi, yatırım yeri, taşınma destekleri,
ileri teknolojili üretime yönelik yatırımlara “süper teşvikler” bu kapsamda
belirtilebilecek uygulamalar arasında
yer alıyor.
4
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
2016 yılının son çeyreğine ait
GSYH artışı ABD, Japonya ve AB’yi geride bırakarak yüzde 3,5 oldu. Sanayinin öncü göstergeleri -örneğin Sanayi
Satınalma Endeksi PMI ve İSO’ya yeni
kayıt sayısı- yüzde 5’i bulan sınai büyüme hızının artacağını gösteriyor. İhracatımız Mart’ta yükselişe geçti, yıllık
bazda yüzde 19 ile Kasım 2012’den bu
yana en güçlü artışı ortaya koydu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız
Müezzinoğlu istihdam seferberliğiyle
2017’nin ilk üç ayında 760 bin kişinin
iş sahibi olduğunu açıkladı. Bunlar
olumlu gelişmeler.
İç talebi canlandırıcı, istihdamı
teşvik edici uygulamaların yatırımları
artıracağını, işsizliği nispeten azaltacağını tahmin ediyorum. Bununla birlikte, orta ve uzun vadelerde sürdürülebilir kalkınma için yatırım ortamını
ve yatırımcı güvenini iyileştirecek ya-
pısal reformları da çok önemli görüyorum. Bilindiği gibi, yapısal reformların
uygulanması Referandum sonrasına
ertelenmişti.
Bu konuda, dünya ekonomisinde
korumacılık rüzgarının esmeye başladığını da aklımızda tutmalıyız. Cari
açığı olan bir ülke olarak, ihracatımızı daha büyük hassasiyetle gözetmek
zorundayız. Uluslararası alandaki dış
ticaret mücadelesi sertleşme işaretleri
verdiğinden, bu sayımızdaki dosyalardan birini “dünya ekonomisinde korumacılık eğilimi” konusuna ayırdık.
Avrupa Birliği Bakanımız Ömer Çelik,
Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekci,
Dünya Ticaret Örgütü Başkanı Calvalho de Azevado, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger konuklarımız arasında bulunuyor.
Dergimize konuşan değerli görüş
sahipleri çoğunlukla; henüz politikaya dönüşmemiş olmakla birlikte hem
gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde korumacılık eğiliminin baş gösterdiği konusunda hemfikir durumda.
Türkiye - AB Gümrük Birliği Anlaşmasının ülkemiz lehine güncellenmesi
ve diğer ülkelerle Serbest Ticaret Anlaşmaları yapılması, sanayimizin gelişiminin desteklenmesi bakımından
önem arz etmektedir. Ülkemizin en
büyük ticari partneri olan AB ile gerginleşen ilişkilerin normalleştirilmesi
ortak fayda gereğidir ve her iki tarafın
da gayret göstermesine bağlıdır.
Mart ve Nisan aylarında, ekonomik
birimlerin güvenini artırmak, üretimdeki sorunları ve bunlara ilişkin
çözüm önerilerini belirlemek ve üretimin önemine dikkat çekmek amacıyla,
14 Mart’ta Van’da, 1 Nisan’da Adana’da
ve 8 Nisan’da Bursa’da “Üreten Türkiye Konuşuyor” toplantıları yapıldı.
Bu önemli girişimle, ekonomide
alınan tedbirlerin, sağlanan teşviklerin ve beklentilerin iş dünyası temsilcileriyle istişare edildiği bir platform
oluşturuldu.
Ben, hem toplantılar hakkında kamuoyunu bilgilendirmek için 7 Mart
günü Ankara’da Gümrük ve Ticaret Bakanımız Bülent Tüfenkci’nin başkanlığında, iş dünyasını temsil eden diğer
üst kuruluş başkanları ile birlikte düzenlenen toplantıya, hem de 8 Nisan
Bursa toplantısına katıldım. Adana
toplantısına da TİSK olarak katılım
sağladık. Edindiğim izlenim; toplantıların başarılı geçtiği ve ekonominin
rekabet gücü artışı için, diğer ülkelerin
iş insanlarında da müşahede ettiğim
gibi, sanayi sektörünün güçlendirilmesine yönelik belirgin bir beklentinin
olduğudur. Bu itibarla, Referandum
sonrası dönemde girişilecek yapısal
reformlar açısından büyüme modeli,
yeni nesil sanayi, çalışma mevzuatı,
mesleki eğitim, genel eğitim, Ar-Ge ve
inovasyon fikirlerinin ticarileştirilmesi, bürokrasi ve kamu personel rejimi
alanları ön planda olmalıdır.
Yine Mart ayında Konfederasyonumuzun geleneksel “Kurumsal Sosyal
Sorumluluk Ödülleri”ni 2016 yılında kazanan şirketler belli oldu ve 25
Mart 2017 tarihinde düzenlediğimiz,
Bakanımız Mehmet Müezzinoğlu’nun
katıldığı törenle sahiplerine verildi.
Toplam 55 projenin başvurduğu, finale kalan 20 şirketin projelerinin Seçici
Kurulca değerlendirildiği yarışmada
2’si KOBİ olmak üzere toplam 9 şirket ödül aldı. Büyük Ödül’ü Anadolu
Sigorta’nın “Bir Usta Bin Usta” projesi
kazanırken, GAN TÜRKİYE Özel Ödülü
Rönesans Holding’in “Pusula Genç Keşif Programı”nın oldu. Ödüllere ve seçme sürecine sayfalarımızda yer verdik.
Kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının yaygınlaşması, özel sektörün
sürdürülebilir kalkınmaya verdiği desteği artıracaktır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
5
editörden
Bülent PİRLER
TİSK Genel Sekreteri
İSG Kanunu İşveren Kesimiyle Diyalog İçinde Yenilenmeli
İş sağlığı ve güvenliği alanında
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile Ülkemizde önemli bir değişim yaşanmıştır. Aradan geçen beş yıllık dönemin bilançosu bakımından, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı da dahil olmak üzere tüm kesimlerin uzlaştığı tek konu,
Kanun’un uygulama sorunları çerçevesinde gözden geçirilmesine ihtiyaç
duyulduğudur.
Konuyla ilgili olarak öncelikle Kanun kapsamındaki hükümlerin ihtiyaca cevap vermediği noktalara değinmek
ve ardından da İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu’nun beş yıllık performansını
iş kazası ve meslek hastalıkları istatistiklerine göre değerlendirmekte yarar
görüyorum.
2012 yılında yürürlüğe konulan Kanun ile iş sağlığı ve güvenliği hizmetleriyle ilgili 4857 sayılı İş Kanunu’nun
mülga 80 ve 81. maddelerinde yer alan
“devamlı olarak elli işçi çalıştırma” şartının kaldırılması neticesinde tüm işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması zorunlu hale gelmiştir.
Bu zorunluluk, İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu’nun ilgili maddelerindeki yürürlük tarihlerinin ertelenmesi suretiyle bir
geçiş süresine tabi tutulmuşsa da, işletmeler yeni zorunluluğu yerine getirmekte halen zorlanmaktadır.
Ne yazık ki, 2012’den bu yana işyeri
hekimi ve iş güvenliği uzmanı sayıları
artmasına rağmen, bu alandaki sorun-
6
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
lar büyük ölçüde devam etmektedir.
Belgeli uzmanların ve işyeri hekimlerinin büyük bölümü çalışmaktan imtina
etmektedir. Yapılan sınırlayıcı düzenlemeler nedeniyle işletmelerdeki deneyimli uzmanlardan yeterince yararlanılamamış ve sistem işletmedeki riskler
konusunda bilgi sahibi olmayan kişilerin görevlendirilmesine yol açmıştır. İş
sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin organizasyonunda işletme içinden çözümlere öncelik verilmeli, ayrıca 6331 sayılı
Kanun ile kuruluşlarına imkan tanınan
ortak sağlık ve güvenlik birimleri nicelik ve nitelik olarak geliştirilmelidir.
Diğer taraftan, 6331 sayılı Kanun ile
iş sağlığı ve güvenliği alanındaki işyeri
organizasyonunda da büyük değişiklikler ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda iş
sağlığı ve güvenliği kurulu, çalışan temsilcisi, risk değerlendirmesi, acil durum
planları gibi hususlarda yeni yükümlülükler gündeme gelmiştir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinde de büyük
zorluklarla karşılaşılmaktadır. Özellikle
uygulamada iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin yol haritasını teşkil eden risk
değerlendirmelerinin
işyerlerindeki
riskler ve önleyici yaklaşım dikkate alınmaksızın hazırlandığı görülmektedir.
6331 sayılı Kanun’un işyeri organizasyonuyla ilgili hükümlerinin de uygulama
ihtiyaçları çerçevesinde yeniden değerlendirilmesinde yarar vardır.
Genel olarak 6331 sayılı Kanun’un
performansını değerlendirmek güç
olmakla birlikte, iş kazası ve meslek
hastalıklarına ilişkin Sosyal Güvenlik
Kurumu istatistiklerinin incelenmesi
aydınlatıcı olmaktadır.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından geçen yaklaşık beş yıllık dönemde iş kazası ve meslek hastalıklarının
seyri incelendiğinde, yeni yasal düzenlemenin iş sağlığı ve güvenliğinde istenen düzeyde bir gelişmeyi sağlamadığı,
hatta kaza sayılarının 2014 ve 2015
yıllarında en yüksek seviyelere ulaştığı
anlaşılmaktadır. 2010’dan 2015’e işçi
sayısı %40 artmışken, iş kazası sayısı
%284 oranında artmıştır. Bu durum, istatistik ve kayıt sistemlerindeki gelişim
sonucu, iş kazası ve meslek hastalıklarının daha görünür hale gelmesiyle kısmen izah edilebilirse de, son dönemde
yaşanan büyük iş kazalarındaki artış, iş
sağlığı ve güvenliğinde daha yoğun ve
etkili çalışmalar yapılması ihtiyacını
ortaya koymaktadır.
Aynı dönemde, iş kazası sonucu
oluşan hastalık ve özürler nedeniyle
meslekte kazanma gücünün en az % 10
oranında kaybedilmesi anlamına gelen sürekli iş göremezlik hallerinde de
önemli artış meydana gelmiştir. Sosyal
Güvenlik Kurumu tarafından sürekli iş
göremezlik tespiti yapılan kişi sayısı
1976’dan %71 oranında artışla 3433’e
yükselmiş; 6331 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi sonrasında istenen düzeyde bir başarı yakalanamamıştır.
2010-2015 Dönemi İş Kazaları
Yıllar Bağımlı Çalışan Zorunlu Sigortalı Sayısı (4/1/a) İş Kazası Sayısı İş Kazası Oranı*
2010
2011
2012
2013
2014
2015
10.031.000
11.031.000
11.940.000
12.484.000
13.240.000
13.999.000
62.903
69.227
74.871
191.389
221.366
241.547
0,63
0,63
0,63
1,53
1,67
1,73
Sürekli İş Göremezlik
(yıl içinde gelir bağlananlar)
1.976
2.093
2.036
1.617
1.421
3.433
Ölüm Sayısı
1.444
1.700
744
1.360
1.626
1.252
Kaynak: Sosyal Güvenlik Kurumu, İstatistik Yıllıkları
* İş Kazası Oranı: 100 çalışan başına gerçekleşen iş kazası oranı.
Diğer taraftan, Türkiye’de meslek hastalıkları tanı ve tespitinde büyük sorunlar yaşanmaktadır. 2010 – 2015 dönemine
ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu İstatistikleri incelendiğinde meslek hastalıklarında düşüş olduğu görülmekteyse de, Ülkemizde tanı konulmayan meslek hastalığı sayısının çok yüksek seviyelerde olduğu Uluslararası Çalışma Teşkilatı tarafından
ifade edilmektedir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca meslek hastalığı tanısı konulan vakaların hastane, toplum sağlığı merkezi gibi sağlık hizmet sunucuları tarafından on gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na
bildirilmesinin tanı konulan meslek hastalığı sayısında bir artışa yol açtığı düşünülmekle birlikte, tespit edilebilen meslek
hastalığı sayısı, son istatistiğin yayınlandığı 2015 senesinde 2011 yılındaki seviyeye çok yakındır.
Meslek hastalıklarının azaltılmasına yönelik çalışmalarda, konular sadece ceza ve sorumluluk bazında değerlendirilmemeli; işverenler ve çalışanlar güvenlik kültürü odaklı bir yaklaşımla bilgilendirilip yol gösterilmelidir.
Meslek hastalıkları sayısı ve oranı, 2010-2015
Yıl
Bağımlı Çalışan Zorunlu Sigortalı
Sayısı (4/1/a) (x1000)
Meslek hastalığı sayısı
100 000 çalışanda görülen
meslek hastalığı
2010
10.031
533
5,3
2011
11.031
697
6,3
2012
11.940
395
3,3
2013
12.484
371
3,0
2014
13.240
494
3,7
2015
13.999
510
3,6
Kaynak: Sosyal Güvenlik Kurumu, İstatistik Yıllıkları
Geçici İş Göremezlik Süresi (Gün) Toplamı
Yıl
2010
2011
2012
2013
2014
2015
Toplam Geçici İş Göremezlik Süresi (GÜN)
1.516.024
1.772.900
1.650.250
2.357.505
2.065.962
2.992.070
Kaynak: Sosyal Güvenlik Kurumu, İstatistik Yıllıkları
İş kazalarından kaynaklanan geçici iş göremezlik sürelerinde de 6331 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından
düşüş yaşanmadığı, aksine yıllık geçici iş göremezlik süresinin 2010’da 1 milyon 516 bin günden 2 milyon 992 bin güne
yükselerek iki katına çıktığı anlaşılmaktadır.
Çözüm uzun vadeli, planlı ve bilinçli çabalarla gelecektir; toplum genelinde güvenlik kültürünü geliştirecek eğitim
çalışmalarına, ayrıca işletmelerdeki uzmanlara inisiyatif tanımaya bağlıdır. Biz TİSK olarak iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının yenilenmesi faaliyetinde Camiamızın uzmanlığı ile aktif biçimde görev almaya hazırız.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
7
TİSK KSS Ödülleri Sahiplerini Buldu
TİSK’in geleneksel Kurumsal Sosyal Sorumluluk Ödülleri’ni 2016 yılında kazanan şirketler belli oldu.
Finale kalan 20 şirketin sosyal sorumluluk projelerinin değerlendirildiği yarışmada Büyük Ödülü,
Anadolu Sigorta’nın “Bir Usta Bin Usta” projesi kazandı. GAN TÜRKİYE özel ödülü ise Rönesans
Holding’in oldu. Dereceye giren 9 şirketin ödülleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet
Müezzinoğlu’nun katılımıyla İstanbul’da düzenlenen Tören ile sahiplerine verildi.
Türkiye
İşveren
Sendikaları
Konfederasyonu’nun (TİSK) geleneksel “TİSK Kurumsal Sosyal Sorumluluk
Ödül Töreni” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun
katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Projeler; Kapsayıcılık, Etkililik, İyi Uygulama, Yenilikçilik, Sürdürülebilirlik
alanlarında değerlendirildi ve 9 şirket
sosyal sorumluluk projeleri ile ödüle layık bulundu.
TİSK Kurumsal Sosyal Sorumluluk
Ödül Töreni’nin açılış konuşmasını
yapan TİSK Yönetim Kurulu Başkanı
Kudret Önen, başvuruda bulunan tüm
şirketlere teşekkür etti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “İşletmelerimizin yasal
yükümlülüklerin ötesinde, gönüllülük
esasına dayalı olarak ve tümüyle sosyal fayda sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği KSS çalışmalarının önemi
giderek artmaktadır. KSS projeleri ülkemize değer yaratmak için bir ihtiyaç
8
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
halini almıştır. Ancak bu kapsamda ortaya konan çalışmaların görünürlüğü,
tanınırlığı ve bilinirliği ihmal edilmemelidir. TİSK KSS ödül programımızın
da bu açıdan önemli bir araç olduğu
inancındayım.”
Kudret Önen değerlendirme süreci
hakkında da bilgi verdi: “Bu yıl KSS
ödül programımıza 55 başvuru aldık.
Başvuruların 48’i büyük ölçekli şirketlerden, 7’si ise KOBİ’lerden geldi.”
Şirketlerin başvurularını hassasiyetle
incelediğini söyleyen Önen, şu bilgileri
verdi: “Ön eleme sonucunda, 18’i büyük ölçekli, 2’si küçük ve orta ölçekli
şirkete ait projenin yanı sıra 2015 yılından itibaren vermeye başladığımız
GAN TÜRKİYE Özel Ödülü kapsamında
dikkate alınan 4 proje finale kalmış ve
20 Mart 2017 tarihinde düzenlenen
Seçici Kurul Toplantısı ile kazananlar
belirlenmiştir.
Burada, Seçici Kurul’da yer alarak
çalışmalarımıza destek veren işçi, işveren, hükümet, medya, üniversite özel
sektör ve STK kesimlerinin saygın isimlerine bir kez daha teşekkür ederim.”
Yarışmada Büyük Ödül, Anadolu
Sigorta “Bir Usta Bin Usta” projesine giderken; Kapsayıcılık Ödülü’nü TETRA
PAK “Küçük Şeyler Doğayı Yeniler” projesiyle, Etkililik Ödülü’nü İÇDAŞ “Minik
Arkeologlar” projesiyle, İyi Uygulama
Ödülünü Ford Otosan “Bal Arıları Mühendis Oluyor” projesiyle, Yenilikçilik
Ödülü’nü Coca Cola “3.2.1. Başla!” projesiyle, Sürdürülebilirlik Refik Baydur Özel
Ödülü’nü ise Anadolu Efes “Gelecek Turizmde” projesiyle almaya hak kazandı.
Yarışmada GAN TÜRKİYE Özel
Ödülü’ne ise Rönesans Holding “Pusula Genç Keşif Programı” projesiyle
layık görüldü.
KOBİ kategorisinde ise EGEDENİZ
Tekstil “Karbon Ayak İzi, Elektrolit Atıkların Geri Dönüşümü, Meslek
Edindirme” projeleriyle Sürdürülebilirlik Ödülü’nü, Lokman Ecza Deposu
“Diji Genç” projesiyle İyi Uygulama
Ödülü’nü aldı.
BİR USTA BİN USTA PROJESİNE
BÜYÜK ÖDÜL
Ülkemizin kaybolmaya yüz tutmuş
yerel değerlerinin yeniden canlandırılması ve meslek ustalarının deneyimlerini gelecek nesillere aktararak gençlere iş imkânı sağlanmasını
hedefleyen Anadolu Sigorta’nın “Bir
Usta Bin Usta” projesi; etkililik, iyi uygulama, kapsayıcılık, sürdürebilirlik
ve yenilikçilik ölçütlerinin tamamını içerdiği için TİSK 2016 KSS Büyük
Ödülü’nü almaya hak kazandı.
Öğrencilerin kültürel miraslara
olan farkındalığını artırmak amacıyla
hayata geçirilen İÇDAŞ “Minik Arkeologlar” projesi, geçmişin gün yüzüne
çıkarılması ve kültürel mirasın topluma kazandırılarak tarihe tanıklık edilmesi perspektifiyle Etkililik Ödülü’nü
kazandı.
Ford Otosan’ın, mühendislik mesleğini seçen kız öğrenci oranını ve
meslek seçiminde kadın ve erkekler
için fırsat eşitliğinin önemine dair farkındalığı artırma amacıyla yürüttüğü
“Bal Arıları Mühendis Oluyor” projesi
İyi Uygulama Ödülü’nün sahibi oldu.
Ford Otosan bu proje ile 81 ilde 81 lisede eğitim gören, yaklaşık 8.100 kız öğrenciye, 1.620 öğretmene, 8.100 erkek
öğrenciye ve velilerine ulaştı.
Ülkemizdeki çevre duyarlılığını artırmak ve geri dönüşüm konusunda
daha bilinçli nesiller yetişmesine katkı sağlamak amacıyla “Küçük Şeyler
Doğayı Yeniler” başlıklı projeyi kamu
kurumları ile işbirliği geliştirerek hayata geçiren TETRA PAK, Kapsayıcılık
Ödülü almaya hak kazandı.
Yerelde doğal, kültürel, toplumsal
değerlerin gelecek nesillere aktarılmasını hedefleyen ve sürdürülebilir tu-
rizmi temel alan bir yaklaşımla uygulanan “Gelecek Turizmde” ile
Anadolu Efes Sürdürülebilirlik Refik
Baydur Özel Ödülü’ne layık görüldü.
Coca Cola İçecek, fiziksel olarak
aktif bir genç nesil yetişmesi amacıyla okullarda ve okul dışı zamanlarda
gençleri hareket etmeye ve spor yapmaya teşvik edecek ortamların yaratılmasını destekleyen, ayrıca beden eğitimi öğretmenlerinin güçlendirilmesine,
öğretmenlerin projeler geliştirmesine
ve bu projelerin hayata geçirilmesine
destek veren “3.2.1. Başla!” projesi ile
Yenilikçilik Ödülü’nü aldı.
Rönesans Holding, “Pusula Genç
Keşif Programı” ile özellikle işgücü
piyasasına giriş aşamasındaki en dezavantajlı gruplardan biri olarak görülen tüm yeni mezunlara mesleki
açıdan kendilerini geliştirebilecekleri
bir ortam sunması perspektifiyle GAN
TÜRKİYE Özel Ödülü’nü almaya hak
kazandı.
KOBİ kategorisindeki Egedeniz
Tekstil, “Karbon Ayak İzi Nötr”, “Elektronik Atıkların Geri Dönüşümü” ve
“Meslek Edindirme” olmak üzere üç
proje ile yarışmaya katıldı. Birlikte
değerlendirilen projeler ile KOBİ kategorisinde, Sürdürülebilirlik Ödülü’ne
layık görüldü.
Lokman Ecza Deposu, gençleri diji-
tal çağa hazırlayarak toplum için üreten ve fayda sağlayan bireyler haline
getirmek hedefiyle uyguladığı “Diji
Genç” projesi ile başarılı bir çalışma
gerçekleştirerek, KOBİ İyi Uygulama
Ödülü almaya hak kazandı.
MEDYA, SİYASET VE İŞ
DÜNYASININ ETKİN İSİMLERİ
SEÇTİ
Toplam 55 şirketin başvurduğu ve
24 şirketin sosyal sorumluluk projelerinin finale kaldığı yarışmanın seçici
kurulu medya, siyaset ve iş dünyasının
etkin isimlerinden oluştu. TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Kudret Önen’in
başkanlık ettiği Seçici Kurul’da; TİSK
Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nevzat
Seyok, MHP Genel Başkan Yardımcısı
Dr. Ruhsar Demirel, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Ahmet
Erdem, HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut
Arslan, TÜRK-İŞ Genel Teşkilatlanma
Sekreteri Eyüp Alemdar, ILO Türkiye
Direktörü Numan Özcan, AB Bakanlığı
Proje Uygulama Başkanı Bülent Özcan,
Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Hakan Güldağ, Sabah Gazetesi Ankara
Temsilcisi Okan Müderrisoğlu, Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı Erdal Sağlam,
Sosyal İnovasyon Merkezi Kurucu Ortağı Suat Özçağdaş, Özel Sektör Gönüllüleri Derneği Koordinatörü Başak Güçlü
Elbir projeler için oy kullandı.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
9
Büyük Ödül
Bir Usta
Bin Usta
İyi Uygulama Ödülü
Bal Arıları
Mühendis
Oluyor
Yenilikçilik Ödülü
3.2.1.
Başla!
10
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
GAN TÜRKİYE Özel Ödülü
Pusula
Genç Keşif
Programı
Kapsayıcılık Ödülü
Küçük Şeyler
Doğayı Yeniler
İyi Uygulama Ödülü (KOBİ)
Diji Genç
Sürdürülebilirlik Refik Baydur Özel Ödülü
Gelecek
Turizmde
Etkililik Ödülü
Minik
Arkeologlar
Sürdürülebilirlik Ödülü (KOBİ)
Karbon Ayak İzi, Elektrolit
Atıkların Geri Dönüşümü,
Meslek Edindirme
Müezzinoğlu: İşsizlik Oranı 2017 Sonunda Yüzde 9,5
Civarında Olur
Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma
Kurulu 2017 Yılı Toplantısı, 15 Mart
2017 tarihinde yapıldı.
“Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele
kapsamında, Kamu Kurum ve Kuruluşları, Sivil Toplum Örgütleri, Bankalar ve Toplumun Diğer İlgili Kesimleri
İle İşbirliği Bilincinin Yaygınlaştırılması” gündemli toplantının açılışında
konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu,
sosyal güvenlikte 2002 ile 2016 yılları
arasında kıyaslama yapıldığında Ülkemizde çok önemi başarıların elde edildiğini söyledi.
Bakan Müezzinoğlu, Genel Sağlık
Sigortası (GSS) kapsamının bir çatı altında toplanması, bu çatı altında analizlerin sağlıklı yapılabilmesi, eksik ve
zayıf halkaların düzeltilmesi için güçlü bir veri tabanı oluşturduklarını ifade ederek, siyasi iradenin bakış açısının 80 milyon nüfusun tamamının ne
pahasına olursa olsun kapsam içinde
yer alması şeklinde olduğunu, yapılan
yeni düzenleme ile kapsam dışında kalan tüm vatandaşların aylık 53 liralık
GSS primini ödeyerek her türlü sağlık
hizmetinden yararlanma imkanı sağlandığını, ödeme imkanı olmayanların
ise gelir testine girerek, kapsam içine
alınması için Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlığı’nın devreye sokulacağını
söyledi.
Kayıt dışılıkla mücadelenin önemine işaret eden Müezzinoğlu, 2002’de
%52 olan kayıt dışı istihdam oranının
%33’e indirildiğini, ancak halen her üç
kişiden birinin kayıt dışılık nedeniyle
mağdur olduğunu, dolayısıyla bu alanda kat edilmesi gereken önemli mesafeler bulunduğunu; her 1 puanlık kayıt
dışı çalışma sosyal güvenlikte 1,9 milyar TL kayıp yarattığından, oranının
%25’e indirilmesinin 16 milyar TL’lik
bir gelir anlamına geldiğini, bu geliri
de işverenin yükünü hafifletmeye ve
sosyal güvenlik hizmeti bekleyen vatandaşın hizmet standardını yükseltmeye kullanacaklarını kaydetti.
Müezzinoğlu, kayıt dışılıkla topyekun mücadelenin, sivil toplum örgütleri, paydaşlar ve kamu dinamikleriyle
birlikte çok ceza kesen değil, meşru
zemine girmeyi teşvik eden ve bunun
avantajlarının yaşanacağı bir anlayış
çerçevesinde başarılacağını sözlerine
ekledi.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
11
SGK Başkanı Dr. Mehmet Selim
Bağlı, yeni dönemde kayıt dışı istihdamla mücadeleyi teşvik eksenli olarak tasarlamak; cezalandıran, sürekli
denetleyen, hesap soran bir sistem değil, bilinç, farkındalık ve kültür oluşturan bir kampanya ile kayıt dışılıkla mücadele etmek hedefini esas aldıklarını,
bu kapsamda genel sağlık sigortasının
tanıtımından başlayarak, yıl boyunca
sigortalılık bilincini yaygınlaştırma
amaçlı tanıtım faaliyetlerinin devam
edeceğini söyledi.
Toplantıda işveren kesimini temsilen TİSK Genel Sekreter Yardımcısı
Cengiz Delibaş bir konuşma yaptı.
Delibaş konuşmasında, Hükümet
tarafından yürürlüğe konulan son
teşvik düzenlemelerinin, verimli yatırımlar yapmak ve istihdamda ilerleme
kaydetmek konusunda, işveren kesiminin azmini ve cesaretini güçlendirdiğini, bunun istihdam göstergelerine
olumlu yansıyacağını söyledi.
“Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun” ile ücretlere sağlanacak Hazine desteğine esas matrahın, toplu iş
sözleşmeli işyerleri için farklı düzeyde
belirleme yetkisinin Bakanlar Kurulu kararına bırakılmış olmasıyla ilk
kez toplu iş sözleşmesini özendiren,
sendikalı işçi ve işvereni gözeten bir
istihdam teşvikinin uygulanmasının
yolunun açıldığını belirten Delibaş, bu
düzenlemenin gerçekleşmesi için verdiği destekten dolayı Bakan’a teşekkür
etti.
TİSK Genel Sekreter Yardımcısı Delibaş, kayıt dışı istihdamla mücadelede
sosyal güvenlik politikalarının, dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu uygulamalarının büyük önem taşıdığını
hatırlatarak, sistemin kayıtlı olmanın
avantajlarını artıracak biçimde düzenlenmesi gerektiğini, istihdam teşvikle-
12
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
Kıdem Tazminatı Reformu Yıl Bitmeden Yasalaşacak
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, 19 Nisan
günü Reuters’e yaptığı açıklamada, kıdem tazminatı konusunda 2-3 ay içinde
paydaşlarla son noktaya gelmeyi ve yıl bitmeden yasalaştırmayı hedeflediklerini söyledi.
Müezzinoğlu, işsizlik oranında Ocak ayında görülen yüzde 13’ün tepe
noktası olduğunu, istihdam teşviklerinin etkisiyle Mart döneminden itibaren
keskin bir düşüş yaşanacağını, yıl sonunda ise tek haneye, yüzde 9,5 civarına ineceğini belirtti. Bakan Müezzinoğlu, “İstihdam seferberliği kapsamında
yılbaşından bugüne 802 bin 856 artı istihdam sağlandı” dedi.
rinin kayıtlı istihdamın desteklenmesi
bakımından çok önemli bir araç olduğunu, çok sayıda teşvik yerine etkin
ve bütünleştirilmiş bir sisteme ihtiyaç
duyulduğunu vurguladı.
Delibaş konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İşyeri büyüklüğü arttıkça, kayıt dışılığın azaldığı; sendikalı, toplu iş söz-
leşmeli, küresel ekonomi ile bütünleşmiş
büyük ölçekli işletmelerde ise böyle bir
sorunun yaşanmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla, toplu iş sözleşmesi uygulayan
işyerlerine pozitif ayrımcılık yapılması;
örneğin 5 puanlık sigorta prim teşviğinin 5+1 şeklinde uygulanması, ayrıca istihdam teşviklerine esas ücretin, asgari
ücret yerine prime esas kazanç olması
sağlanmalıdır”.
“Üreten Türkiye Konuşuyor” Toplantıları
Ekonomik değer üreten kesimlerin
geleceğe olan güvenini artırmak, üretimle ilgili sorunları ortaya koymak ve
çözüm önerileri geliştirmek, üretimin
önemi konusunda farkındalığı artırmak amacıyla, Üreten Türkiye Konuşuyor toplantıları düzenlendi.
Üreten Türkiye Konuşuyor toplantılarıyla; Hükümetin ekonomide almış
olduğu tedbirlerin, sağladığı teşviklerin ve ekonomimizin gelmiş olduğu
son durum ile gelecek beklentilerinin
iş dünyasının temsilcileriyle istişare
edileceği bir platform oluşturuldu.
Bölgesel sinerji merkezleri ve gelişim
eksenlerinin değerlendirilerek, üreten
ekonominin ihtiyaç ve etki analizlerinin yapılması öngörüldü.
Üreten Türkiye Konuşuyor toplantıları hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla, 7 Mart 2017 günü
Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent
Tüfenkci ile Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi (KİK) Üyesi kuruluşla-
rın başkanları; TİSK Başkanı Kudret
Önen, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TESK Başkanı Bendevi Palandöken, TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar,
TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, HAK-İŞ
Başkanı Mahmut Arslan, MEMUR-SEN
Başkanı Ali Yalçın, Türkiye KAMUSEN Başkanı İsmail Koncuk ile TİM
Başkanı Mehmet Büyükekşi, MÜSİAD
Başkanı Nail Olpak, ASKON Başkanı
Mustafa Koca, TÜMSİAD Başkanı Yaşar Doğan, TÜGİAD Başkanı Ali Yücelen ve TÜGİK Başkanı Erkan Güral’ın
hazır bulunduğu bir basın toplantısı
gerçekleştirildi.
Toplantılar 14 Mart 2017 tarihinde Van’da, 1 Nisan 2017 tarihinde
Adana’da ve 8 Nisan 2017 tarihinde
Bursa’da kamu kesimi ve iş dünyası
temsilcilerinin katılımıyla yapıldı.
İşsizlik Oranı Ocak’ta 1,9 Puan Yükselerek % 13’e Çıktı
Son Bir Yılda İşsiz Sayısı 695 Bin Kişi Arttı
Her 100 gençten 28’i “boşta gezer”
TÜİK’in 17 Nisan 2017 tarihinde yayımladığı İşgücü İstatistikleri Haber Bülteni’ne göre, bir önceki yılın aynı döneminde % 11,1 olan işsizlik oranı Ocak 2017’de 1,9 puan
artarak % 13’e; toplam işsiz sayısı 695 bin kişi büyüyerek 3
milyon 985 bin kişiye yükseldi.
Verilere göre 15-29 yaş grubu nüfusun % 28,3’ünü oluşturan 5 milyon 89 bin genç ne eğitimde, ne de istihdamda
yer alıyor. Bu sayı son bir yılda 146 bin artış gösterdi.
Aynı dönemde işsizlik oranı tarım dışı sektörlerde 2,2
puan artarak % 15,2’ye; kadınlarda 2,4 puan artarak %
15,4’e; gençlerde ise 5,3 puan artarak % 24,5’e çıktı.
Her 3 kişiden biri kayıt dışı çalışıyor
Toplam kayıt dışı çalışan sayısı 308 bin kişi büyüyerek
8 milyon 663 bin kişiye vardı. Toplam kayıt dışı istihdam
oranı 0,7 puan yükseldi ve % 32,5 olarak gerçekleşti. Tarım
dışı sektörlerde ise kayıt dışı çalışan ücretli sayısı 129 bin
kişi artarak 2 milyon 831 bin kişiye çıktı.
Her 3 iş arayandan 1’i iş bulabildi
Son bir yılda 1 milyon 93 bin kişi çalışma talebiyle işgücüne eklendi ama sadece % 36,3’üne karşılık gelen 397 bin
kişisi istihdam imkanı bulabildi.
Sanayi istihdamı 26 bin kişi azaldı
397 bin kişilik istihdam artışının analizinde, hizmetler sektöründe 378 bin, tarım sektöründe 81 bin kişilik istihdam artışı görülüyor. Buna karşılık sanayi sektörünün
26 bin, inşaatın 34 bin kişilik istihdam kaybı yaşadığı anlaşılıyor. Sanayi istihdamının toplam istihdamdaki payı
%20,2’den %19,8’e düştü.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
13
Ağbal: “İşgücü Piyasası Reformu TBMM’ye
Getirilecek”
Maliye Bakanı Naci Ağbal, pazar
günü gerçekleştirilen Anayasa değişikliği referandumunun ardından gündemin bir numaralı maddesinin ekonomi
olacağını, enflasyon ve işsizliğin aşağı
çekilmesinin de öncelikler arasında
bulunduğunu kaydetti.
Ağbal, referandumun bitmesi ve
kabul oyu çıkmasının siyasette belirsizliklerin ortadan kalkmasının ekonomide beklentileri olumlu etkileyeceğini belirterek, bu aşamadan sonra
reformların hayata geçirilmesinin önemine vurgu yaptı.
“Şu anda en hazırlıklı olan üretim
reform paketi. Bununla bir taraftan
üretimde kolaylaştırıcı hükümler getiriliyor, maliyetler aşağı çekiliyor, bir
taraftan da organize sanayi bölgelerindeki yatırımları daha cazip hale geti-
recek yeni teşvikler getiriliyor” diyen
Ağbal, çalışmaları belli aşamaya ulaştırılan ve istihdamı olumlu etkileyecek olan İşgücü Piyasası Reformu’nun
TBMM’ye getirileceğini vurguladı.
Ağbal, Gelir Vergisi, Vergi Usul Kanunu ve KDV Reformu’nu da Bakanlar
Kurulu gündemine taşıyacağını belirtti.
Yatırımların önündeki engeller
kaldırılacak
“Bir süredir ekonomide geçici, belli
alanlarla ilgili büyüme odaklı tedbir
ve destek niteliğinde düzenlemeler
yapıyoruz. Bunlar ekonomide canlanmaya destek oluyor. Bunların üstünde
çok daha kalıcı, özellikle yatırımların
önündeki engelleri kaldıracak düzenlemelerin hayata geçmesi gerekiyor”
diyen Ağbal, bu konuda Ekonomi Ba-
kanlığı ile birlikte çalıştıklarını vurguladı. Bu faktörleri destekleyecek olan
özel sektör yatırımlarının hızlı şekilde
artmasının ve arz tarafının güçlendirilmesinin önemli olduğunun altını
çizen Ağbal, “Özel sektörde bekletilen
ve ertelenen yatırımlar var. Ekonominin önünü açacak düzenlemeleri ardı
ardına TBMM’ye getirdiğimiz takdirde
yatırımlarda hızlı toparlama ve yukarı
çıkış bekliyorum.” dedi.
Bundan sonra büyümeyi yukarı çekecek gerekli desteklere devam
edeceklerini ve kamu kanalıyla büyümeyi istemediklerini kaydeden
Ağbal,“Önümüzdeki aylarda reel sektörü destekleyecek düzenlemelerimiz
olacak. Kamu maliyesi büyümeye
destek verecek ama kamu maliyesi
üzerinden büyüme hedeflemiyoruz”
değerlendirmesini yaptı.
İŞKUR ve SGK Birleştirilecek
İŞKUR ve SGK’yı birleştireceklerini açıklayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Müezzinoğlu, “Yasa gerektirmeyenlerin hepsini inşallah hızla çözeceğiz. Ben devamlı yaşıyorum. İŞKUR ayrı bir yapı SGK ayrı bir yapı. Arkadaş birbirinizi örtüştürün. “yok, biz ayrı kurumuz.” Ne demek ayrı kurum. Sağ kolla sol kolun bir yerde birbirine bağlı. Bir bütündür. Beraber
yürüyeceğiz. Sağ ayakla sol ayak birbirine bağlıdır. Zıplaya zıplaya gidemezsin bir yere. Bunu bir birine koordine edeceğiz.
Ama tabii ki elinizde sihirli değnek değil, basamak basamak. Burada önemli olan niyet hayır akıbet hayır” ifadelerini kullandı.
01.04.2017 / Sabah
“Amerikan Malı Al, İşe Amerikalı Al”
ABD Başkanı Donald Trump, “Amerikan malı al, işe Amerikalı al” (Buy
American, Hire American) başlıklı
yürütme kararını imzaladı. Kararın,
özellikle teknoloji alanında çalışan
yabancı uyruklu kişilerin vizelerine sınırlama getireceği belirtiliyor.
Yasa, Trump’ın “Önce Amerika”
sloganıyla başlattığı seçim kampanyasında yer alan önemli vaatlerden
biriydi. Trump kararı, ABD’nin Kenos-
14
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
ha şehrindeki yer alan ve iş gereçleri
üreten Snap-on adlı şirketi ziyareti
sırasında imzaladı. Trump bu kararın,
“dünyaya çok güçlü bir mesaj verdiğini” söylerken, “ABD kendi çalışanlarını savunacak, onların işlerini koruyacak ve önceliği Amerika’ya verecek”
şeklinde konuştu. Beyaz Saray’dan
yapılan açıklamada, yüksek sayıdaki
ucuz yabancı işgücünün, ABD’nin gelirlerini düşürdüğü aktarıldı.
Karar özellikle, Amerikalı teknoloji
şirketlerinde çalışan ve Amerikan vatandaşlarına oranla daha düşük maaşlar alan yabancı uyruklu çalışanları
hedef alıyor. Kararla birlikte, teknoloji
sektöründe çalışan yabancı uyruklu
kişilerin ABD’ye girişleri için gereken
H-1B vizesine sınırlama getirilecek.
H-1B vizesinin, “en nitelikli ya da en
yüksek maaş alan” çalışanlar için verildiği belirtiliyor.
Büyümede Son Çeyrek Yüksek Geldi,
2016 Yılı GSYH Artışı Yüzde 2,9 Oldu
TÜİK 2016 dördüncü çeyrek ve yıllık GSYH hesaplarını açıkladı.
2016 yılındaki ekonomik büyüme
oranı tahminleri aşarak %2,9 düzeyine erişti. Bu sonucu; 2016’nın son
çeyrek döneminde (Ekim, Kasım, Aralık) milli gelir artışının %3,5’e varması
belirledi. Üçüncü çeyrekteki değişim
%-1,3 ile gerileme yönündeydi.
Devletin tüketim harcaması
belirleyici oldu
İşgücü ödemelerinin payı arttı,
işletmeye kalan pay ise azaldı
Harcamalar yöntemiyle yapılan
ulusal hesaplar, 2016’da devletin tüketim harcamalarının %7,3 artarak lokomotif görevi yaptığını gösteriyor. 2015
yılında %5,5 olan hanehalkı tüketim
harcamaları artışı ise 2016’da %2,3’e
geriledi.
2016’da mal ve hizmet ihracatının
%2 oranında azalmasına karşılık ithalat %3,9 ile GSYH artışının üzerine
çıktı.
Gelir yöntemiyle yapılan hesaplamalarda, 2016’da 2015’e göre GSYH
içinde işgücü ödemeleri (ücret) payının %33,2’den %36,8’e yükseldiği;
işletmeye kalan payın (net işletme artığı: kâr, kira, net faiz ödemesi vs.) ise
%50,3’den %46,6’ya indiği açıklandı.
2015 yılında %6,1 büyümüş olan
2015 yılında nominal bazda %15,8
ekonomi böylece 2016’da yarı yarıya
oranında yükselen işgücü ödemeleri
ivme kaybetmiş oldu.
(toplam işgücü maliyeti) 2016’da hızlı
bir çıkış yaparak %22,8 oranında arttı.
En hızlı büyüme inşaatta
Buna karşılık işletmeye kalan tutardaMakine-teçhizat yatırımı artışı
2016’da katma değerde en yüksek
ki (kâr, kira, net faiz ödemeleri vs.) arzayıfladı
tış %12,3’ten %2,6’ya geriledi.
artış hızı inşaat (%7,2) ve finans (%7,1)
Yatırım artışı %3’de kalarak,
sektörlerinde gerçekleşti. Tarım sektöİşgücü ödemelerinin GSYH içinrü %4,1; hizmetler sektörü %0,8 ora- 2015’in %9,2’lik artış hızını arattı.
deki payı geçen yılın aynı döneminde
nında geriledi. Milli gelir, sanayi sekAncak daha önemlisi, kritik göster- %31,2 iken, bu oran 2016’nın dördüntörü genelinde %4,5; imalat sanayii ge niteliğindeki makine-teçhizat yatı- cü çeyreğinde %33,2 oldu. Net işletme
özelinde %3,9 ile ekonominin
bütünürımları
artışı 2015’te
payı ise %53,4’ten %51,2’ye
İşgücü
ödemelerinin
GSYH içindeki
payı geçen%18,4
yılın aynıolmuşken,
döneminde %31,2artığının
iken, bu
2016’nın dördüncü
çeyreğinde
%33,2
oldu. Net işletme artığının düştü.
payı ise
2016’da
%1,1’e
indi.
ne kıyasla daha yüksek artışoran
kaydetti.
%53,4’ten %51,2’ye düştü.
GSYH’deki
Değişim
Oranı
GSYH’deki Değişim
Oranı
(%) (%)
8
7.4
7.2
7
6
5.9
5.3
5
4.5
4
3.5
3.5
3
2
1
0
-1
-2
-1.3
I
II
III
2015
IV
I
II
III
IV
2016
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
15
Suriyelilerin Türkiye’deki Şirket Sayısı
5 bin 647 Oldu
Türkiye, Suriyelilerin en fazla yatırım yaptığı ve şirket
kurduğu ülkeler arasında bulunuyor. Suriye vatandaşları
tarafından kurulan yabancı sermayeli şirket sayısı 2016
sonunda 5 bin 647 oldu.
Dünya Gazetesi’nden Mehmet Kaya’nın haberine
göre, Türkiye’de 2016 yılı itibariyle kurulan yabancı
sermayeli şirketler içinde, adet bazında Suriyelilerin şirketleri Almanya’nın (6 bin 846 şirket) ardından ikinci
sıraya yükseldi. 2014 yılında Türkiye’de 2 bin 106 Suriye
menşeili yabancı sermaye yatırımı bulunuyordu. Bu sayı
2016’da 2014’e göre yüzde 168 artışla 5 bin 647’ye ulaştı.
Öte yandan, TOBB verilerine göre son 4 yılda Suriye
vatandaşlarının çoğunluk ya da bütün hisselerine sahip
olduğu şirketlere, Suriye vatandaşlarının koyduğu sermaye tutarı 751 milyon 638 bin TL oldu. TOBB verileri,
ticari sicili verileri zerinden oluşturuluyor. Verilerde şirketin toplam sermayesi değil, yabancı ortağın koyduğu
sermayenin tutarı veriliyor.
Özel MTE’de Okul ve Öğrenci Sayısı Arttı
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2016
Faaliyet Raporu açıklandı. Raporda, eğitim alanıyla ilgili olarak 2016 yılı hedefleri ve hedeflerin gerçekleşme düzeyleri
yer aldı. Eğitimde 2016 yılında özel öğretimin okul öncesi payının yüzde 11.05’e,
ilkokulda yüzde 4.10’a ve liselerde yüzde 5.90’a çıkarılması planlandı.
Rapora göre yıl sonunda okul öncesinde özel öğretimin payı yüzde
12.97’ye, ilkokulda yüzde 4.30’a, ortaokulda 5.44’e ve liselerde 13.17’ye yükseldi. Organize sanayi bölgelerindeki
(OSB) özel ve mesleki teknik eğitim
okullarının da sayısı arttı. OSB’lerdeki
mesleki ve teknik eğitim okullarının
sayısının 22’ye çıkarılması hedeflenirken, bu sayı yıl sonunda 26 oldu.
Bu okullardaki destek kapsamındaki
öğrenci sayısının da 16 bine çıkarılması planlanırken 21 bin 814’e ulaşıldı.
Diğer yandan 2016 yılında 49 bin 311
16
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
öğretmen ataması yapıldı. Bunlardan
29 bin 699’u ilk atama oldu. Ayrılan
öğretmen sayısı ise 9 bin 943’ü emekli
olurken; istifa, muvafakat ve vefat gibi
nedenler ve terör soruşturmaları kapsamında 34 bin 201 öğretmenin görevine son verildi.
03.02.2017/ Dünya
İhracatçıya Yeşil Pasaport Resmileşti
Son 3 takvim yılı itibarıyla yıllık ortalama ihracatı 1 milyon doların üzerinde olan mal ihracatçısı firmaların
temsilcilerine, ihracat tutarlarına göre
değişen sayıda hususi damgalı (yeşil)
pasaport verilmesine ilişkin Bakanlar
Kurulu kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Ekonomi Bakanlığı, 15 gün içinde
firmaları belirleyerek bölge müdürlükleri ile ihracatçı birliklerine bildirecek.
Bakanlar Kurulunun 23 Mart 2017
tarihinde yürürlüğe giren “İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar Hakkında Kararı”na
göre, son 3 takvim yılı itibarıyla yıllık
ortalama ihracatı 1-10 milyon ABD doları arasında (10 milyon dolar dahil)
olan firmaların bir, 10 milyon doları
üzeriyle 25 milyon dolar arasında olan
firmaların iki, 25 milyon dolar üzeriyle
50 milyon dolar arasında olan firmaların üç, 50 milyon dolar üzeriyle 100
milyon dolar arasındaki firmaların
dört, 100 milyon dolar üzerinde olanların ise 5 yetkilisine iki yıl süreli hususi damgalı pasaport verilebilecek.
İlgili maddede belirtilen tutarda mal
ihracatı yapan firmalar resmi dış ticaret
istatistikleri esas alınarak Ekonomi Bakanlığınca belirlenecek ve her yılın 15
Şubat tarihine kadar Bakanlığın bölge
müdürlükleri ile ihracatçı birlikleri genel sekreterliklerine bildirilecek.
Hususi damgalı pasaport müracaatı, İçişleri Bakanlığı ve Ekonomi
Bakanlığınca müştereken belirlenen
talep formu aracılığıyla yapılacak. İhracatçı birlikleri, müracaat sahibinin
firma yetkilisi olduğuna ve talep formunu imzalayan firmayı temsil ve ilzama yetkili kişi/kişilerin anılan yetkiyi haiz olduklarına dair ibraz edilen
belgeleri inceleyecek. İmzalanan talep
formu, bölge müdürlüğünün imzasına
sunulacak.
İhracatçıya 900 litre ÖTV’siz
Mazot
Öte yandan Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, tırların yurtdışına çıkarken ÖTV’siz olarak aldıkları
mazota ilişkin, “yurt dışına çıkışlarda
900 litre mazotu inşallah ihracatı artırmak için vereceğiz.” dedi.
Tüfenkci, Uluslarası Nakliyeciler
Derneği (UND) Genel Kurulunda yaptığı konuşmasında, nakliye sektörünün
ticaret ve Türkiye için çok önemli olduğunu söyledi.
Tüfenkci, ulaştırmanın dünya ticaretine etkisiyle ilgili yapılan araştırmada, ihracatta gümrük vergilerinin ihraç
edilen malların değerinin yüzde 2’sini,
uluslararası taşımacılığın ise ihraç
malları değerinin yüzde 4,45 ‘ini bulduğu bilgisini paylaştı.
Tüfenkci, Türkiye’nin dünyayla rekabet edebilmesi için hızın çok önemli
olduğunu belirterek ilgili bakanlıkların
yaptıkları işlemleri daha hızlandırmak
için de çalışma yaptıklarını kaydetti.
Gümrüklerdeki hızlandırma işlemlerinin yanı sıra işbirliklerine yaptıkları
iyileştirmelerle de ihracatçıların maliyetlerini düşürmeye başladıklarını dile
getiren Tüfenkci, şunları söyledi:
“İhracat beyannamesi ile transit beyannamesini birleştireceğiz. Artık ayrı
ayrı beyanname vermeden, ihracat ve
geçiş beyannamesini birleştirip hızlanmanızı ve formaliteden kurtulmanızı
sağlamış olacağız. Yine sizlerin istediği
konuda Maliye Bakanımız ile çalışıyoruz.Bu hafta kararını vereceğiz. Yurt
dışına çıkışlarda artık 900 litre mazotu
inşallah ihracatı artırmak için vereceğiz. Bunlar sadece iki kapıda yapılıyor.
Şimdi bunun kapı sayısını da çoğaltacağız. Gürcistan’a giderken de vereceğiz, Batıya, kuzeye, güneye giderken de
o kapılardan bu kadar litre alarak gitmiş olacaksınız. Yani Kapıkule’den çıktığınızda bu ÖTV’siz mazotla inşallah
Almanya’ya varmış olacaksınız. Bunu
birçok kapıda hayata geçireceğiz.”
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
17
Beyaz Eşya ve Mobilyada Vergi İndirimi Uzatıldı,
Vergi Yapılanması Yenilendi
Başbakan Yıldırım, 10 Nisan tarihinde beyaz eşya ve mobilya satışlarındaki vergi indirimlerinin Ekim ayı başına kadar
uzatıldığını bildirdi. Uzatmanın etkisiyle vergi indiriminin Bütçe’ye yansıması 350 milyon TL’den 800 milyon TL’ye çıktı.
Öte yandan Hükümet, 6736 sayılı Yasa ile vergi ve prim borcu yapılandırmasının süresini 2016 Haziran’ından 2017
Mart ayı sonuna çekmek için de düğmeye bastı. Maliye Bakanı Ağbal, toplamda 47 milyar TL tutarında vergi alacağının
yapılandırılmış olacağını söyledi.
Endüstri 4.0 için Yasal Düzenleme Hazırlığı
“Üretim reform paketi için sanayi kesimiyle görüşüyoruz” diyen Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, yatırımları artırmak ve sorunlara çözüm için çalışıldığını söyledi. Özlü, “Pakette sanayinin dönüşümü için özellikle 4. Sanayi Devrimi noktasında önemli yasal düzenlemeler gündeme alındı. Gündeme aldığımız diğer bir konu da “ Sanayi Dijital Dönüşüm”
bu değişim çerçevesinde bir platform oluşturmak için çalışma yapıyoruz” dedi.
Beyin ve Yapay Zekâ Birleşecek
Uzay Araştırma Teknolojileri Kuruluşu (SpaceX) ile
Tesla’nın kurucusu ve CEO’su Elon Musk, insan beyni ve
yapay zekâyı birleştirecek teknoloji şirketini kurdu. Neuralink isimli şirketinin temel hedefi, insan beyni ve bilgisayarlar arasında doğrudan iletişim kuracak bir arayüz
oluşturmak.
Kaliforniya merkezli Neuralink şirketinin kuruluşunda
Elon Musk’ın aktif bir rol oynadığını ve ileriki aşamalarda yöneticileri arasında yer alacağını yazan Wall Street
Journal’ın haberine göre, projede ilk olarak epilepsi ve
parkinson gibi zorlu beyin bozukluklarını tedavi edebilmek için beyin içine yerleştirilecek gelişmiş implantlar
üretilecek.
Ancak asıl hedef, bilgi ve becerilerin insan beynine
yüklenmesi.
İnsanların beynine yerleştirilecek elektrotlar ve yapay
sinir ağları sayesinde beynin doğrudan bilgisayara veri
aktarabileceği veya bilgisayardan beyne veri transferi yapılabileceği ileri sürülüyor.
İnsan beyni ile yapay zekâ konusunda geçen hafta Vanity Fair’e konuşan Musk, “Anlamlı bir kısmi beyin arayüzünün geliştirilebilmesine, ortalama 4 ila 5 yıl gibi bir süre
var” ifadelerini kullandı. Musk, şubat ayındaki bir röportajda ise “Zamanla, biyolojik zekâ ile dijital zekâ arasında
muhtemelen daha yakın bir birleşme göreceğiz” demişti.
18
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
İŞ SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ KANUNU
ve UYGULAMA SORULARI
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
19
Dr. Mehmet MÜEZZİNOĞLU
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
“Toplum, Yaşam Boyu Güvenli Davranış Bilincine
Erişmeli”
6331 sayılı İSG Kanunu yaklaşık 5 yıldır yürürlükte bulunuyor.
Kanunun bu zaman zarfındaki uygulama sonuçlarını değerlendirir
misiniz?
İş sağlığı ve güvenliği, çalışma ortamında çalışanların sağlığını ve güvenliğini olumsuz etkileyen risk faktörlerini tespit ederek bertaraf etmek veya
en aza indirmek amacıyla yürütülen
koruyucu ve önleyici hizmetlerdir. Bu
hizmetlerin olumlu sonuçlarının alınabilmesi için, kişisel düzeyde kendi
sağlığını koruma ve geliştirme bilinci ile toplumun yaşam boyu güvenli
davranış bilincine erişmesi gerekmektedir. Bu nedenle toplumsal manada
sağlık ve güvenlik kültürü; ailede başlayan, eğitimle gelişen ve daha sonra
çalışma hayatına yansıyan bir olgu
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer yandan işletme düzeyinde
belirlenen önleme politikalarının etkin olarak hayata geçirilmesi için; bu
politikanın tüm çalışanlar tarafından
20
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
benimsenmesi sağlanmalı, iş sağlığı
ve güvenliği eğitimleri ile bilgi düzeyleri artırılmalı, farkındalık ve bilinç
artırma programları uygulanmalı ve
hatta çalışanlar ödül ve teşvik mekanizmaları ile motive edilmelidirler.
Bildiğiniz gibi iş sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan sorunlara kalıcı
çözümler getirilmesi ve meydana gelen iş kazalarının önlenebilmesi amacıyla hazırlanan 6331 sayılı İş Sağlığı
ve Güvenliği Kanunu 30/6/2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Böylece yüksek standartlara sahip mevzuat
alt yapısı oluşturulmuş olup mevzuatı
geliştirme çalışmaları 36 yönetmelik
ile 7 tebliğin Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle hızla tamamlanmıştır.
Ayrıca Kanunun uygulanma aşamasında tüm taraflara yardımcı olması amacıyla sektörlere yönelik
kontrol listeleri, uygulama rehberleri
yayınlanmakta, işverenin ve çalışan-
Yaptığımız tüm düzenlemelerde
ulaşmak istediğimiz nihai hedef,
çalışma ortamlarının sürekli iyileştirilmesi, gerekli tedbirlerin zamanında alınması yoluyla daha
sağlıklı ve güvenli çalışma alanlarının oluşturulması, iş kazaları
ve meslek hastalıklarını önleyerek
yetişmiş insan gücü kayıplarının
önüne geçilmesidir.
ların ayağına kadar gidilerek illerde,
işyerlerimizde eğitimler, seminerler
verilmekte ve ortak projeler yürütülmektedir. Bu çalışmalar neticesinde
eksikliklerimizi görüyor ve mevzuatımızı gelişen ve değişen iş hayatına
uygun olarak düzenliyoruz.
Diğer yandan 2014-2015 yıllarında
uygulamada yaşanan sıkıntıların belirlenebilmesi amacıyla kamu kurumları ve sosyal taraflara yönelik 3 farklı
anket uygulanarak kanun koyucu ile
uygulayıcısı arasında iletişimin artma-
İSG Kanunu ile birlikte 170 bin
üniversiteli profesyonel yetkilendirildi. 50 bin kişinin aktif olarak
iş sağlığı ve güvenliği hizmeti vermesi sağlanarak istihdama destek verildi.
sına ve geri bildirimlerin alınmasına
olanak sağlanmıştır.
Anket çalışmaları sırasında pilot
olarak seçilen organize sanayi bölgelerinde küçük işletmelerde, iş sağlığı ve
güvenliği mevzuatı uygulamalarının
izlenmesi ve geri bildirimlerin toplanması amacıyla çalışma ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Ziyaretlerde küçük
işyeri işverenleri ile yüz yüze görüşmeler yapılarak, işverenlerin iş sağlığı ve
güvenliği mevzuatı ve uygulamalarına
dair yaşadıkları zorlukların tespit edilmesi, uyum ve uygulamalarda düzeltici geri bildirimlerinin alınması sağlanmıştır. Yapılan tüm çalışmalarda pek
çok konuda ulaşılan sonucun yanında
en çarpıcı sonuçlar; katılımcıların yaklaşık % 85 inin Kanunu kısmen ya da
tamamen uygulanabilir bulduklarını
ifade etmeleri, yine aynı oranlarda katılımcının ise kanunun güvenlik kültürüne tamamen ya da kısmen etkisi olduğunu düşündüklerini ifade etmeleri
olmuştur.
Kanunun, yayımı tarihinden 6 ay
sonra yürürlüğe girdiği göz önüne alındığında uygulama sonuçlarının istatistiklere yansımasını görmek için 2013
yılı itibariyle rakamlara bakmak daha
doğru olacaktır. Ülkemizde İSG istatistiklerinin kaynağı olan Sosyal Güvenlik Kurumu en son 2015 yılı verilerini
yayınlamıştır. Bu verilere göre 2013 yılına göre 2015 yılında; işyeri sayısında
% 8, çalışan sayısında ise % 12’lik bir
artış meydana gelmiş yani iş gücü pi-
İSG Kanunu ile İSG profesyoneli
istihdamlarında %1000, İSG hizmeti alan işyerleri sayılarında ise
%15000 üzerinde artış sağlandı.
yasasında büyüme sağlanmıştır. Aynı
süreçte 100 bin işçide ölümlü iş kazası ve meslek hastalıkları oranında ise
%18’lik azalma izlenmiştir.
Yaptığımız tüm düzenlemelerde
ulaşmak istediğimiz nihai hedef, çalışma ortamlarının sürekli iyileştirilmesi, gerekli tedbirlerin zamanında alınması yoluyla daha sağlıklı ve güvenli
çalışma alanlarının oluşturulması, iş
kazaları ve meslek hastalıklarını önleyerek yetişmiş insan gücü kayıplarının önüne geçilmesidir. Ancak bu çalışmalar uzun soluklu çalışmalar olup
istatistiklere yansıması zaman almaktadır. Nitekim iş sağlığı ve güvenliği
konusunda gerekli iyileşmenin sağlanabilmesi için yüksek standartlarda mevzuat alt yapısına sahip olmak
mücadele araçlarından sadece birisini
teşkil etmektedir. Bakanlığımızın çalışma alanlarının üçlü yapı dediğimiz
devlet-çalışan-işveren ayağı üzerinde
kurulu olduğu düşünüldüğünde; sistemin işlemesi ve güvenlik kültürünün
benimsenmesi için tüm tarafların aktif katkı vermesi, özellikle işverenlerin
üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekten kaçınmaması gerektiği şüphesizdir.
İSG mevzuatı ile ilgili etki analizi çalışmalarının devam ettiğini,
sonuçlarına göre mevzuatın revize
edileceğini kamuoyuna açıkladınız.
Bu çalışmalarda hangi noktaya gelindiği hakkında bilgi lütfeder misiniz?
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu önleyici yaklaşımı esas
alan AB mevzuatı ile uyumlu modern
bir düzenleme olup hazırlanması
aşamasında etki analizi yapılmıştır.
Hâlihazırda üst normlara ilişkin hazırlanan bu çalışma, Mevzuat Hazırlama
Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik
uyarınca zaten zaruridir. Ayrıca etki
analizine ilişkin güncel bir diğer çalışma da hâlihazırda sürdürülecek olup
ihalesi tamamlanmıştır. Çok yakın
zamanda başlayacak olan çalışmanın
2017 yılı Eylül ayı itibariyle tamamlanması planlanmaktadır. Bu çalışmayla
elde edilecek sonuçların gelecekte yapılacak mevzuat değişiklikleri ve diğer
düzenlemelere rehberlik etmesini ve
söz konusu düzenlemelerin bilimsel
dayanaklarından birini oluşturması
planlanmaktadır.
Bununla beraber, yürürlükteki İSG
mevzuatı ile ilgili olarak tespit edilen
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
21
2002 yılına göre 2015 yılında işyeri sayısı %139, çalışan sayısı
%168 artmış olmasına rağmen,
100 bin işçide ölümlü iş kazası
sayısı %47 oranında düşmüştür.
ve uygulamada görülen sorunlar ile geri
bildirimler doğrultusunda bazı hususların yeniden değerlendirilmesi ve mevzuat çalışmaları yapılması amacıyla Bakanlığımız İş Teftiş Kurulu Başkanlığı,
Hukuk Müşavirliği ile İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü temsilcilerinden oluşan bir komisyon oluşturulmuş
olup çalışmalar sürdürülmektedir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30
Haziran 2012 tarihinde çalışma hayatına kazandırıldı. İSG kültürünün
yaygınlaştırılması amacıyla 81 ilde İş
Sağlığı ve Güvenliği Kanunu tanıtıldı.
İSG kültürünün çocuk yaşta yerleşmesi
ve yaygınlaştırılması amacıyla 68 farklı
ilkokul ders kitabının arka kapaklarına
30 farklı çizgi bant çalışması yapıldı. İş
Sağlığı ve Güvenliğinin Eğitim Sistemine Entegre Edilmesi Projesi ile iş sağlığı
ve güvenliği konularının eğitim sisteminin tüm kademelerine entegrasyonu
çalışmaları gerçekleştirildi.
22
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
İSG Kanunu ile birlikte 170 bin üniversiteli profesyonel yetkilendirildi.
50 bin kişinin aktif olarak iş sağlığı ve
güvenliği hizmeti vermesi sağlanarak
istihdama destek verildi.
İSG Kanunu ile İSG profesyoneli
istihdamlarında %1000, İSG hizmeti
alan işyerleri sayılarında ise %15000
üzerinde artış sağlandı.
Kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması amacıyla İş Sağlığı
ve Güvenliği Hizmetlerine yönelik iş ve
işlemler elektronik ortama aktarıldı. 1,5
milyon işletmenin İSG hizmetleri elektronik olarak takip edilmesi sağlandı.
İSG farkındalığının arttırılmasına yönelik her yıl 4-10 Mayıs tarihleri arasında
İSG haftası, her iki yılda bir ise Uluslararası İSG Konferans başta olmak üzere
ülke çapında her yıl 10 dan fazla İSG
etkinliği düzenlenmekte.
2002 yılına göre 2015 yılında işyeri sayısı %139, çalışan sayısı %168 artmış olmasına rağmen, 100 bin işçide
ölümlü iş kazası sayısı %47 oranında
düşmüştür.
10’dan az çalışana sahip olan az
tehlikeli işyerlerinde işveren veya iş-
123 bin 436’sı tehlikeli ve çok tehlikeli işlere ilişkin mesleklerde
olmak üzere toplam 142.854 kişi
başarılı olarak Mesleki Yeterlilik
Belgesi almaya hak kazanmıştır.
veren vekilinin İSG Hizmetlerini kendisinin yürütebilmesi amacı ile yasal
düzenleme yapıldı. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi ile yapılan protokol
kapsamında 45 bin işveren veya vekili
sertifikalandırıldı.
10’dan az çalışana sahip olan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri İSG
Hizmetlerini yürütebilmeleri için
Bakanlığımızca sağlanan maddi destek kapsamında aylık çalışan başına
tehlikeli işyerleri için 24,89 TL, çok
tehlikeli işyerleri için 28,44 TL destek
sağlandı.
İş Kazası meydana gelmeyen işyerlerine teşvik uygulaması sağlanmaktadır.
Bu uygulama ile çok tehlikeli sektörde
10 dan çok çalışan olan işverenlere asgari ücret işsizlik sigortası fonu 35,55
TL den 17,77 TL’ye düşürüldü.
2012-2017 yılları arasında 6 Kamu
spotu yapılmış olup 600 bin yazılı materyal dağıtılmıştır.
2017 yılı sonuna kadar 300 bin
çalışanı nitelikli işgücü havuzuna
dâhil etmeyi hedeflemekteyiz.
İSG Kanunu kapsamında ikincil
mevzuat olarak 36 yönetmelik, 7 tebliğ
yayımlanmıştır.
Ülke çapında kişisel koruyucu donanımların (KKD) piyasa gözetimi
ve denetimi gerçekleştirilerek, insanımızın güvenli ürün kullanımı sağlanmaktadır. 2007 yılında başlanan
denetimlerimizde; uygunsuz ürün oranı %41,3 iken, 2016 yılında bu oran %27,2 seviyesine düşürülmüştür.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile işbirliği yapılarak, kaçak yoldan ülkemize giriş yapmaya çalışan güneş gözlüklerinin piyasaya arzı durdurulmuştur.
İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve
Geliştirme Enstitüsü Başkanlığı KKD
Laboratuvarı bünyesinde 34 farklı
metot kullanılarak göz koruyucular, el
koruyucular, ayak koruyucular, yüksekten düşmeye karşı koruyucular,
baş koruyucular, koruyucu kıyafetler
ve ayak koruyucular test edilmektedir.
2010 – 2016 yılları arasında 17.558
çalışana 88.394 adet tıbbi analiz yapılmıştır.
İSGÜM Merkez ve Bölge Laboratuvarları 7 adet çalışma ortamı ölçüm
parametresinden TÜRKAK tarafından
akredite edilmiştir.
İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği
çalışma ortamı ölçümlerini yapmak
üzere Şubat 2014-Mart 2017 tarihleri
arasında 122 adet iş hijyeni ölçüm ve
analiz laboratuvarları İSGÜM tarafından yetkilendirilmiştir.
İSG hizmetlerinin sunulması amacıyla 2190 Ortak Sağlık ve Güvenlik
Birimi (OSGB), İSG profesyonelleri yetiştirmek amacıyla 110 Eğitim Kurumu
yetkilendirilmiştir.
Sosyal medya üzerinden 50 binin
üzerinde vatandaşa hizmet verilmektedir.
123 bin 436’sı tehlikeli ve çok tehlikeli işlere ilişkin mesleklerde olmak
üzere toplam 142.854 kişi başarılı olarak Mesleki Yeterlilik Belgesi almaya
hak kazanmıştır.
2017 yılı sonuna kadar 300 bin çalışanı nitelikli işgücü havuzuna dâhil
etmeyi hedeflemekteyiz.
Tehlikeli ve çok tehlikeli işlere
ilişkin 48 meslekte Mesleki Yeterlilik Belgesini zorunlu hale getirdik.
Tehlikeli ve çok tehlikeli işlere
ilişkin 48 meslekte Mesleki Yeterlilik Belgesini zorunlu hale getirdik. Bu kapsamda bugüne kadar
142.854 çalışanı belgelendirdik.
2017 yılında zorunluluğu 115 mesleğe çıkarmayı hedefliyoruz.
Bu kapsamda bugüne kadar 142.854
çalışanı belgelendirdik. 2017 yılında
zorunluluğu 115 mesleğe çıkarmayı
hedefliyoruz.
İSG Kanunu’nun revizyon sürecinde İşçi ve İşveren Konfederasyonlarının rolü ne olacaktır?
Kanunlar da dâhil olmak üzere
hazırlanan mevzuat taslakları, Başbakanlığa sunulmadan önce, ihtiyaca
göre ilgili bakanlıklara, kamu kurum
ve kuruluşlarına mahallî idarelere,
üniversitelere, sendikalara, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları
ile sivil toplum kuruluşlarına görüşlerinden de faydalanılması amacıyla
sunulmaktadır. Bununla beraber kamuoyunu ilgilendiren taslaklar internet, basın veya yayın aracılığıyla kamuoyunun bilgisine sunulmakta ve bu
suretle taslak hakkında toplanan görüşler değerlendirildikten sonra mevzuata ilişkin teklifte bulunulmaktadır.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu ve alt düzenlemeleri hem hazırlanması aşamasında hem de yapılan
ve yapılacak değişiklik çalışmalarında
ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının
görüşüne sunulmaktadır. Bununla beraber sosyal taraflarında katılımı ile
oluşan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği
Konseyi çalışma hayatında iş sağlığı
ve güvenliği ile ilgili mevcut şartlarının iyileştirilmesi için çalışmakta olup
bunun dışında sosyal tarafların katılımıyla görüşlerini sunabildiği Üçlü danışma kurulu ve Çalışma Meclisi gibi
Bakanlığımıza bağlı organlarda bulunmaktadır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
23
İsmail GERİM
İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdür V.
“İSG’de Hizmet Kalitesini Artırmayı Amaçlıyoruz”
İSG Kanunu’nun yasalaşmasının
üzerinden geçen yaklaşık 5 yıllık
dönem sonunda;
•• İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı eğitim ve belgelendirme
çalışmaları ile belgelendirilen
sayısı,
•• Yetkilendirilen OSGB sayısı,
•• OSGB’lerden hizmet satın alan işyerlerinin sayısı,
•• Piyasa gözetimi faaliyetleri,
•• Bilgi İşlem Çalışmaları (İSG-Katip
güncelleme, yenileme vb.)
alanlarında elde edilen sonuçları
bizimle paylaşabilir misiniz?
Hali hazırda sayısı 108 olan yetkilendirilmiş Eğitim Kurumları aracılığı
ile İSG profesyonellerinin eğitimleri
sağlanmakta ve ÖSYM aracılığı ile düzenlenen sınavlar neticesinde başarılı
olan profesyonellerin sertifikalandırılması sağlanmaktadır. Eğitimin şekli ve
müfredat Genel Müdürlüğümüzce ya-
24
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
yınlanmakta, yayınlanan bu müfredatta hangi kıstaslara sahip eğiticilerin
hangi dersleri vermeye yetkili oldukları belirtilmektedir. Eğitimlerin bütün
kayıtları İSG-KATİP’te izlenmekte ve
onay işlemleri yapılmaktadır.
Kanunun yasalaşmasının ardından
geçen yaklaşık beş yıllık süreçte, İSG
profesyonellerinin ve yetkilendirilmiş
kurumların sayıları da hızlı bir artış
göstermiştir.
Ülkemizde 2012 Haziranında
8.665 olan İş Güvenliği Uzmanı sayısı, Mart 2017 dönemi itibariyle
105.087’ye ulaşmıştır. Bu uzmanların
17.694 tanesi A sınıfı, 12.281 tanesi B
sınıfı, 75.112 tanesi ise C sınıfı belgeye
sahiptir.
Yine 2012 Haziranında 8.446 olan
İşyeri Hekimi sayısı, Mart 2017 dönemi itibariyle 32.874’e ulaşmıştır.
Özetle 2012 yılında toplamda
17.111 olan İş Güvenliği Uzmanı ve İş-
Ülkemizde 2012 Haziranında
8.665 olan İş Güvenliği Uzmanı
sayısı, Mart 2017 dönemi itibariyle 105.087’ye ulaşmıştır. Bu
uzmanların 17.694 tanesi A sınıfı,
12.281 tanesi B sınıfı, 75.112 tanesi ise C sınıfı belgeye sahiptir.
yeri Hekimi sayısı, Mart 2017 dönemi
itibarıyla 137.961’e yükselmiştir.
Bu verilere ek olarak, Diğer Sağlık Personeli sayısı 2017 itibariyle
30.569’dır. Eğitici sayısı da hızla artış
göstererek, 913’den 3.808’e ulaşmıştır.
Beş yıl içerisinde yetkilendirilmiş
ve aktif olan kurum sayıları da hızla
artmıştır;
2012 Haziranında 195 olan OSGB
sayısı 2017 itibariyle 2.224’e,
2012 Haziranında 49 olan Eğitim
Kurumu sayısı 2017 itibariyle 108’e
yükselmiştir.
Beş yıllık dönem sonunda nicel
olarak İSG Hizmetleri ile ilgili veriler önemli oranda artış göstermiştir. Bununla birlikte, nicelik
yönünden değil, nitelik olarak da
İSG Hizmetlerinin kalitesini arttırmak üzere hayata geçirdiğimiz
OSGB HİSİP Projesi ile de hizmet
kalitesini arttırmayı hedefliyoruz.
Hâlihazırda 84 adet de Toplum
Sağlığı Merkezi (TSM) faaliyetlerine
devam etmektedir.
324.549 İşyeri OSGB’den hizmet
satın almaktadır.
Bakanlığımızca
yetkilendirilmiş
olan ortak sağlık ve güvenlik birimleri
yılda en az bir defa rutin olarak denetlenmekte olup, bunun haricinde Bakanlığımıza ulaşan şikâyetler üzerine
de ayrıca denetimler yapılmaktadır.
Eğitim kurumları ise açılan her eğitim programı başına iki defa denetlenmekte olup, bunun haricinde Bakanlığımıza ulaşan şikâyetler üzerine de
ayrıca denetimler yapılmaktadır.
Bunun yanı sıra, Kişisel Koruyucu
Donanımların (KKD) piyasa gözetim
ve denetimleri, Piyasa Gözetim ve Denetim (PGD) Dairemizce yürütülmektedir. PGD denetçileri ile piyasada tespit
edilen güvensiz ürünlerin teknik mevzuata uygun hale getirilmesi için üreticilerle görüşülmekte, bilgilendirme
yapılmakta, bu ürünlerin satışı yasaklanmakta, uygunsuz ürünün piyasaya
arzının devam ettiğinin tespiti halinde
ürünlerin toplatılması, idari para cezası
gibi cezai yaptırımlar uygulanmaktadır.
2007 yılında başlanan denetimlerimizde; uygunsuz ürün oranı % 41,3
iken, 2016 yılında bu oran % 27,2 seviyesine düşürülmüştür. Denetimlerin
yanı sıra gerçekleştirilen projeler ile
sektörlere yönelik analizler yapılarak
referans kitaplar ve rehberler hazırlanmıştır. Yılda iki kere düzenlenen KKD
Teknik Komitesi ile işverenler, üretici-
ler ve ilgili kamu kuruluşları bir araya
gelmekte ve sektörün geliştirilmesine
yönelik çalışmalar yapmaktadır.
KKD’ler İş Sağlığı ve Güvenliği
Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü Başkanlığında (İSGÜM) yer alan KKD Test
laboratuvarında test edilmektedir.
İster üretici, ister satıcı, ister kullanıcı olsun, KKD’lerin güvenli olup
olmadığı ile ilgili, herhangi bir şüpheye düştüğünde, yetkili kurum olan
Bakanlığımıza, internet adresimizden
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim
Merkezi Alo 170 numaralı telefonu arayarak bildirimde bulunabilmektedir.
İSG-KATİP’in bakımı ve eklenecek
yeni modüllerle ilgili çalışmalar devam
etmektedir. Bu süreçte özellikle evrak
yolu ile sürdürülmekte olan sınavlar
ve belgelendirme işleri elektronik ortama taşınacaktır. Gerçekleştirilen ve
gerçekleştirilmesi düşünülen çalışmalar ile İSG-KATİP yolu ile yapılan bütün
işlemlerin elektronik olarak yapılabilmesi ve bu sayede işlemlerin daha
verimli ve etkin şekilde yapılmasının
sağlanması hedeflenmektedir. Mevcut
sistemi kullananlar tarafından talep
edilen diğer değişikliklerle ilgili çalışmalar bu süreçte tamamlanacaktır.
Söz konusu 5 yıllık dönem sonunda, İSG Hizmetleri ile güvenlik
kültüründe istenen seviyeye ne ölçüde ulaşılabilmiştir?
Beş yıllık dönem sonunda nicel
olarak İSG Hizmetleri ile ilgili veriler
önemli oranda artış göstermiştir. Bununla birlikte, nicelik yönünden değil,
nitelik olarak da İSG Hizmetlerinin kalitesini arttırmak üzere hayata geçirdiğimiz OSGB HİSİP Projesi ile de hizmet
kalitesini arttırmayı hedefliyoruz.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
25
Bilindiği üzere toplumlarda kültür
oluşumu ancak uzun vadede gerçekleştirilebilecek bir hedeftir. Bu anlamda, toplumumuzda istediğimiz seviyede bir güvenlik kültürünün oluşması
için doğal olarak bir zamana ihtiyaç
vardır. Güvenlik kültürünün toplumdaki gelişimini nicel olarak ölçebilmek kolay değildir. Bununla beraber,
kanunun yayımlanmasını takip eden
süreç sonunda gelinen noktada, toplumumuzda kanun öncesine göre İSG
farkındalığının arttığını, İSG’nin TV
programlarında, dizilerde ve kamuoyunda kendisine daha fazla yer bulduğunu, İSG konulu sempozyum, panel
ve konferansların gün geçtikçe arttığını memnuniyetle gözlemliyoruz.
Güvenlik kültürünü okul döneminden itibaren tesis etmek için İSG ile
ilgili çizgi bantların okul kitaplarına
yerleştirilmesi, çeşitli kademelerde
İSG derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi adımlar attık.
İSG hizmetleri ile güvenlik kültüründe gelişme sağlanması için
önümüzdeki dönemde planladığınız
faaliyetleri açıklayabilir misiniz?
İşyerlerine verilen İSG hizmetlerinin kalitesinin artırılması ile temel
eğitimden çalışma hayatına kadar
toplumun tüm kesimlerinde iş sağlığı
ve güvenliği kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik eğitim, proje ve
bilinçlendirme çalışmalarımız devam
etmektedir.
Bu kapsamda İSG Hizmetlerine yönelik;
•• Bakanlık olarak yetkilendirilmiş
OSGB’lerin standartlara uygun hizmet sunmasını sağlamak ve bu
sayede OSGB’lerden hizmet alan
işyerlerine sunulan hizmetlerin
standartlarının arttırılmasını amaçlayan OSGB HİSİP projesi,
•• Seramik, boya, plastik işletmelerinde, örtü altı yetiştiriciliği, mobilya
ve orman endüstrisi ile banka ça-
26
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
lışanları için iş sağlığı ve güvenliği
koşullarının iyileştirilmesine yönelik İSGAP projesi,
•• Tekstil, deri, mobilya, gıda ürünleri
ve içecek imalatı ve kimya ürünleri
imalatı sektörleri için İş Sağlığı ve
Güvenliği Yönetim Sistemi oluşturmak üzere İSGİP projesi yürütülmektedir.
•• İSG ile ilgili e-devlet uygulamalarının kapsamının her geçen gün
gelişmelere ve ihtiyaçlara göre genişletilmesi, OSGB, Eğitim Kurumu
ve İSG Laboratuvar başvurularının
İSG-Katip üzerinden yapılabilmesi
gibi sistemsel çalışmalar,
•• İlgili kurum/kuruluşlarla Teknik
komite çalışmaları, Her yıl kutlanan
İSG haftası ve İki yılda bir düzenlenen Uluslararası İSG konferansları
gibi faaliyetler düzenlenmektedir.
•• Toplumun tüm kesimlerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik ise;
•• Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığımız
protokollerle iş sağlığı ve güvenliği
konularının eğitim sisteminin tüm
kademelerine entegresi ve geleceğin işgücü olan öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği kültürünün geliştirilmesi amacıyla yürütülen İş Sağlığı
ve Güvenliğinin Eğitim Sistemine
Entegre Edilmesi projesi,
•• Güvenlik kültürünün oluşturulması
ve yaygınlaştırılmasına çalışmalarına ilaveten yediden yetmişe bu kültürün yaygınlaştırılması ve erken
yaşta iş sağlığı ve güvenliği bilincinin oluşturulması amacıyla Güven
Usta Karavanı, Sanal Gerçeklik vb.
projeler gerçekleştirilecektir.
İSG mevzuatında uygulama sorunlarını çözmek üzere bir etki analizi, ardından da değişiklik çalışması yapılacağının Sayın Bakanımız
tarafından ifade edildiği malumlarıdır. Bu çalışmalarla ilgili Genel
Müdürlüğünüzün yol haritası hak-
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu önleyici yaklaşımı esas
alan AB mevzuatı ve gelişmiş ülkelerle uyumlu modern bir düzenleme olup hazırlanması aşamasında etki analizi yapılmıştır. Ayrıca
etki analizine ilişkin güncel bir
çalışma da Mart 2017 dönemi itibariyle başlatılmış olup 2017 yılı
Eylül ayı itibariyle tamamlanması
planlanmaktadır. Bu çalışmayla
elde edilecek sonuçların, gelecekte yapılacak mevzuat değişiklikleri ve diğer düzenlemelere
rehberlik etmesini ve söz konusu
düzenlemelerin bilimsel dayanaklarından birini oluşturması planlanmaktadır.
kında bilgi lütfeder misiniz?
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği
Kanunu önleyici yaklaşımı esas alan
AB mevzuatı ve gelişmiş ülkelerle
uyumlu modern bir düzenleme olup
hazırlanması aşamasında etki analizi
yapılmıştır. Ayrıca etki analizine ilişkin güncel bir çalışma da Mart 2017
dönemi itibariyle başlatılmış olup
2017 yılı Eylül ayı itibariyle tamamlanması planlanmaktadır. Bu çalışmayla
elde edilecek sonuçların, gelecekte yapılacak mevzuat değişiklikleri ve diğer
düzenlemelere rehberlik etmesini ve
söz konusu düzenlemelerin bilimsel
dayanaklarından birini oluşturması
planlanmaktadır.
Bununla beraber, yürürlükteki İSG
mevzuatı ile ilgili olarak tespit edilen
ve uygulamada görülen sorunlar ile
geri bildirimler doğrultusunda bazı
hususların yeniden değerlendirilmesi ve mevzuat çalışmaları yapılması
amacıyla Bakanlığımızdaki ilgili birimlerden temsilcilerin katılımıyla bir
komisyon oluşturulmuş olup çalışmalar sürdürülmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Turhan ŞALVA
İş Sağlığı ve Güvenliği
Hizmet ve Eğitim Kurumları Derneği (İSG HEDER)
Yönetim Kurulu Başkanı
“İşverenler Kurumsal ve Nitelikli OSGB’lerden
Hizmet Almalı”
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 yılı Haziran ayında
TBMM’de kabul edildi. 2013 yılından
itibaren kademeli olarak uygulamaya
başlanan Kanun hükümleri kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Ağır
cezai hükümleri, tüm işverenleri ve
çalışanları kapsaması, yeterli sayıda
uzman, hekim ve hemşirenin olmayışı gibi konular sürekli kamuoyunu
meşgul etti. İSG kültürü oluşumunun
zaman alacağı bilindiği için bazı hükümlerin uygulaması sürekli ertelendi
ve bugünlere geldik.
Ülkemizin İSG göstergelerine baktığımız zaman gelinen nokta net bir kazanç göstermiyor. Tabii, burada olaya
nereden baktığımızı bilmemiz gerekiyor. Aynı işverenlerle, aynı çalışanlar-
la uygulanan yeni Kanun’un çıktılarını
nihai sonuçlar üzerinden değerlendirdiğimiz zaman iş kazalarından ölümlerin pek de azalmadığını söyleyebiliriz. Hatta yaşadığımız Soma benzeri
birçok felaket ile iyice karamsarlaştık.
Ancak işverenler ve çalışanların İSG’ye
bakış açısının tümden değişmesini
beklemekten başka çaremiz de yok.
4 yıldır uygulanan Kanun hükümlerinin işyerlerinde oluşturduğu en
önemli sonuç olarak, her çalışanın işe
giriş sağlık raporu almasının gerekliliği, çalışanların İSG eğitimi almaları
gerektiği, işyerlerinde risk analizi ve
acil durum planlarının mutlaka hazırlanması gerektiği konusunda bilgi
düzeyinin oldukça yükseldiğini söyleyebiliriz. Bundan sonraki aşama hazır-
lanan risk analizlerinin içeriklerinin
işverenler tarafından detaylıca incelenmesi ve gerekli çalışmaların zaman
kaybetmeden yapılması gerektiğinin
bilinmesidir.
Kanunla birlikte hayatımıza giren
OSGB kavramı da işverenler tarafından en bilinen kavramlardan bir oldu.
2300 civarında OSGB kuruldu ve Bakanlıktan ruhsat aldı. Kanun öncesinde teftişten teftişe hatırlanan İSG kavramı, yeterince izlenemeyen hizmet
alımları şeklinde yürütülen hizmetleri
tanımlıyordu. İşverenler de bu hizmetleri danışmanlık kapsamında satın alıyor ve hizmet sunucularının sorumlulukları sorgulanmıyordu.
6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği
kanunu, işverenlere yeni bir seçenek
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
27
sundu. Bakanlık tarafından yetkilendirilen OSGB’ler aracılığı ile hizmet
alma imkanı ile birlikte OSGB sektörü
gelişmeye başladı. İşverenler karşılarında sözleşme ile şartlarını belirleyebildikleri bir muhatap ile çalışma
fırsatını yakaladılar. Aynı zamanda
OSGB lerin sundukları hizmetleri karşılaştırma, kadrolarını değerlendirme,
kurumsallaşmalarını izleme olanakları işverenlerimizin istedikleri kalitede
hizmet almalarını sağladı.
Bugün, sektörümüzle ilgili her türlü iş sözleşmesinin Bakanlık tarafından izlenebildiği, bu sözleşmeye dayalı verilmesi gereken İSG hizmetlerinin
belgelendirilme zorunluluğunun olduğu, İSG profesyonellerine ve onların
çalıştıkları kurumlar olan OSGB’lere
ciddi sorumlulukların yüklendiği yeni
bir dönemi yaşıyoruz. OSGB’ler yasa
gereği her ay asgari sürelerde işyerlerini ziyaret ederek hizmet veriyorlar.
Asgari sürelerde hizmet verme zorunluluğu bulunan OSGB’ler, her ziyaretlerinde işverenleri veya vekillerini, ya
28
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
da işyerindeki diğer yetkilileri bilgilendirip sürekli iyileştirme çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu çalışmaların sonucu ülkemizde gelecek yıllarda
mutlaka İSG kültürünün gelişmesini
sağlayacaktır.
OSGB’ler işverenlere birçok avantaj
sağlamaktadır. Bunların başında muhatap olunabilecek kurumsal bir yapının olması gerekmektedir. OSGB’ler
giderek daha kurumsal yapılar haline
gelmekte ve hizmet kalitelerini artırmak için kendilerini geliştirmektedirler. Zaman içinde kadrolarındaki İSG
profesyonellerinin hizmet içi eğitimlerini destekleyen, yeni geliştirilen
yazılım programlarını kullanarak otomasyona önem veren, standart iş akış
metotları uygulayan, işyerlerindeki
iyileştirmeleri raporlayarak işvereni
yönlendiren bir OSGB yapısı oluştu.
Önümüzdeki süreçte, hizmet alma
alışkanlıklarının artmasıyla İSG performansımızda giderek daha belirginleşen bir iyileşmeyi izleyeceğimiz
kesindir. Özellikle tehlike düzeyinin
OSGB’ler arası rekabet de hizmet kalitesini etkileyen fırsatları
beraberinde getirmektedir. Çalışanlarının özlük haklarını kısıtlayan, vergi ve sigorta primlerini
ödemeyen, sadece fiyat ile rekabet
etmeye çalışan OSGB’ler, işverenlerimizin uyguladığı satın alma
politikalarını kullanarak piyasayı
ele geçirmeye çalışmaktadır. Ancak yukarıda belirtilen olumsuzluklar hem çalışana, hem işverene
ve hem de devlete olan yükümlülüklerinden imtina etme sonucunu
getirecektir.
arttığı işlerde verilen İSG hizmetlerinin sonuçlara olumlu yansıdığını
söyleyebiliriz. İnşaat sektörünün hareketliliği bu alandaki iş kazalarının sayısının artmasını gerektiren doğal bir
sonuçtur. İSG hizmetlerinin alınması
ve 4 yıldır yaşanan olumlu gelişmeler
iyileşmenin tam olarak algılanmasını
engellemektedir. Ülkemizin büyüme
hızı arttıkça risk düzeyi yükselmek-
tedir. Ayrıca çalışan sayısı ve işyeri
sayısının artması da risk düzeyimizi
yükseltmektedir. Artan risk düzeyine
rağmen yaşanan sonuç başarısızlık
olarak yorumlanamaz. 2012 öncesi ile
günümüzü karşılaştırdığımızda İSG
göstergelerindeki gelişmeyi görebiliriz. OSGB’ler, bu kazanımları sağlayan en önemli unsurdur. 2300 OSGB,
100.000 civarında çalışanı ile dev bir
sektör haline gelmiştir.
OSGB sektörü geliştikçe sektörün
sorunları da sektör temsilcileri tarafından değerlendirilmektedir. Sektörün
önünde birçok sorun bulunmaktadır.
Bunların başında işverenlerimizin
yeterince bilgilendirilmemesi geliyor. Çünkü yeni gelişen her sektörde
olduğu gibi OSGB sektörü de birçok
fırsatçı organizasyonu barındırıyor.
İşverenler, aldıkları hizmeti nasıl değerlendirmeleri gerektiğini bilmeliler.
Bunu bilmedikleri zaman yeterli düzeyde kaliteli hizmet alamamalarının
sonucunda ileriki yıllarda ciddi bedeller ödeyebilirler. Kaldı ki yeterince
kurumsal olmayan OSGB’lerin yaşanacak zararı karşılamadan uzak olacağı da yadsınamaz. Kurumsallıkları
sağlanmış, mali yapısı güçlü, kadrosu
ve referansları nitelikli olan OSGB’ler
işverenlerin gelecek yıllarda sıkıntı yaşamalarına karşı en büyük güvenceleri
olacaktır.
OSGB’ler arası rekabet de hizmet
kalitesini etkileyen fırsatları beraberinde getirmektedir. Çalışanlarının özlük haklarını kısıtlayan, vergi ve sigorta primlerini ödemeyen, sadece fiyat
ile rekabet etmeye çalışan OSGB’ler,
işverenlerimizin uyguladığı satın alma
politikalarını kullanarak piyasayı ele
geçirmeye çalışmaktadır. Ancak yukarıda belirtilen olumsuzluklar hem çalışana, hem işverene ve hem de devlete
olan yükümlülüklerinden imtina etme
sonucunu getirecektir. Devletimiz vergi ve sigorta primi kaybına uğrarken,
OSGB çalışanları düşük ücretler ve
kayıt dışılığın olumsuz etkilerini yaşamaktadır. Olumsuz koşullarda çalışan
İSG profesyonellerinin verdikleri hizmetlerin yetersizliği sonucu kaçınılmaz olup bundan etkilenen kesimler
işverenler ve onların çalışanları olacaktır. Bu yüzden rekabet koşullarının
işverenler tarafından iyi değerlendirilmesi gerekir. Devletin de bu konuyu
mutlaka değerlendirmesi gerekmektedir.
OSGB’lerin yaşadıkları en önemli
sorunlardan biri de denetim sistemidir. Hem yetkilendirme birimi tarafından hem de işyerlerinin denetlenmesi
sonucu iş müfettişleri tarafından değerlendirilen OSGB’ler hizmet sunma
hedefinden evrak tutma hedefine doğru itilmektedir. Doğru olan hizmetin
niteliğidir. Evrak olmalı ancak sahadaki mevcut durum evraktan daha değerli olmalıdır.
OSGB’lerin yaşadıkları diğer bir
sorun ise ekonominin yaşadığı genel sıkıntılardan en kolay etkilenen
sektör olmasıdır. Tahsilat problemleri OSGB’lerin geleceği açısından hayati derecede önemlidir. Bugün her
OSGB’nin en az 3 aylık ciroları kadar
birikmiş alacakları, birçok OSGB’nin
ise yüklü miktarda SSK ve vergi borcu
bulunmaktadır. Bu borçların birikmesinin temel sebebi ise tahsilat hızının
düşük olmasıdır.
Tüm bu sorunlara rağmen hızla
büyümeye devam eden OSGB sektörü, yeni ertelemelerle önü kesilmezse
ülkemiz ekonomisinin önemli değerlerinden biri olma yolunda hızla ilerlemektedir. Ülkemizde İSG sektörünün
10 milyar dolarlık potansiyeli bulunmaktadır. OSGB’ler bu potansiyelin
yarısını oluşturmaktadır. Geri kalan
kısmı ise KKD, ölçüm ve laboratuar
hizmetleri, eğitim faaliyetleri vb alanlardan oluşmaktadır. Bugün bu potansiyelin % 40’ı kullanılmaktadır. Yasaların yürürlüğü tamamlandığında ve
işçi – işveren bilinci arttıkça geri kalan
potansiyelin ekonomiye kazandırılması sağlanacaktır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
29
Necmettin ÖZTEMIR
TİSK Mikrocerrahi ve Rekonstrüksiyon Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı
“İş Kazalarında Çaresizliğe ve Ümitsizliğe Paydos”
Mesleki hayatımın en acıklı anı,
henüz 25 yaşında ki bir işçim uğradığı
iş kazasında sağ elini dişliler arasında
kaybettiği andır. Sene 1954 ve kopan
elle hastaneye vardığımızda doktorlar
çaresiz, işçi ve ailesi çaresiz, genç bir
patron sıfatımla ben de çaresizdim.
Yaşadığım bu trajik travmayı uzun
yıllar içimden atamadım. Girişimci bir
işveren olarak, bu olay hariç çaresizliği hayatım boyunca kabul etmedim.
Aradan uzun yıllar geçti. Bir gün merhum dostum Turgut Işık, Halit Narin
ile beni Sendika da ziyarete geldi. O
gün öğrendik ki mikrocerrahi adında
bir tıp dalı varmış. Türkiye’de Prof.
Ayan Gülgönen adında bir doktor bu
konunun Amerika’da ihtisasını yapmış, Ankara’da da uygulamasına başlamış ama istediği gelişmeyi sağlayamıyormuş. (Alet, edevat yatırımı için
kaynak bulamıyor, konuya ilgi duyan
doktorları da sağlayamıyormuş.)
Halit Narin Bey ile Başkan Vekili
olarak ben konuyu derhal benimsedik. Dr.Ayan Bey’den kadrosunu hazırlamasını istedik, özel mikroskop
30
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
ve cerrahi müdahale için gerekli alet,
edevatı işverenler olarak sağladık. İş
kaldı ameliyatlar için hastane bulmaya.
Ayan Bey Fransız Pasteur Hastanesi’ni
önerdi. Oradan bir bölüm bize tahsis
edilebilir ise işimiz görülür deyince,
birlikte İstanbul Valisi Nevzat Ayaz
Bey’den randevu alıp ziyaretine gittik.
O da konuyu benimseyip sahiplendi.
Bir hafta sonra istediğimiz bölümün
tahsisini alıp, hastaneye ekip halinde
alet ve edevatımızla yerleşip ameliyatlara başlanmasını sağladık.
Teşebbüs sözde kalmamış ve faaliyete geçilmişti ama konunun sahibi
yoktu. Türkiye İşveren Sendikaları
Konfederasyonu nezdindeki müstakil
bir kuruluşun olayı sahiplenmesi planlandı. İstanbul Valiliği, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Türk
Armatörleri İşveren Sendikası, Türkiye
Cam Çimento ve Toprak Sanayi İşverenleri Sendikası, Türkiye Çimento
İşverenleri Sendikası, Türkiye Gıda
Sanayi İşverenleri Sendikası, Türkiye
İnşaat ve Tesisat Müteahhitleri İşveren
Sendikası, Kutlutaş A.Ş, Sezai Türkeş
– Fevzi Akkaya İnşaat A.Ş, Ahmet Nihat Özsan İnşaat Sanayi A.Ş, Türkiye
Kimya, Petrol, Lastik ve Plastik Sanayi İşverenleri Sendikası, Eczacıbaşı
Holding A.Ş, Türkiye Selüloz Kağıt ve
Kağıt Mamulleri Sanayi İşverenleri
Sendikası, Türkiye Maden İşverenleri
Sendikası, Türkiye Metal Sanayicileri
Sendikası, Borusan Boru Sanayi A.Ş,
Ercan Holding A.Ş, İstanbul Sanayi
Odası, İstanbul Ticaret Odası, Tekstil
Sanayi İşverenleri Sendikası, Türkiye
Toprak Seramik Çimento ve Cam Sanayi İşverenleri Sendikası, Halit Narin,
Turgut Işık ve benimle birlikte kurucu
Mütevelli Heyet olarak TİSK Mikrocerrahi ve Rekonstrüksiyon Vakfı’nın kuruluşunu tamamladık. Kısa zamanda
kamuya yararlı vakıf vasfını da sağlayarak Türkiye çapında işler ve sorumluluk sahibi bir kuruluş oluşturduk.
Başarılı ameliyatlar ve gülen yüzler
cesaretimizi takviye ettikçe artık maksadımıza hizmet edecek bir hastane
sahibi olmayı hedef haline getirdik.
Zamanın Reisi Cumhuru Turgut Özal
Bey’in kuruluşumuzu benimsemesi-
nin yolunu aradık, bulduk ve desteğinin sözünü aldık: devlet bize bir arsa
tahsis edecek biz de o arsa üzerinde
bu konu da hizmet verecek bir ihtisas
hastanesi inşa edecektik. Beklentimiz
Reisi Cumhur kanalından Ordu’muza
intikal etti. Bu havaleyi haber alır almaz zamanın Genel Kurmay Başkanı
Org. Necdet Üruğ Paşa, Kara Kuvvetleri Kumandanı Org. Necdet Öztorun’la
birlikte maksadımızı kendilerine şifahen anlatabilmemiz için Halit Bey ile
beni İstanbul Ordu Merkezinde kabul
ettiler. Amacımıza uygun olarak ordunun bize hibe edebileceği Milli Emlak
Müdürü aracılığıyla edinebileceğimiz
arsanın miktar ve niteliklerinde mutabık kaldık ve bugün üzerinde 100.000
m2’yi aşkın hastane binası olan Maslak Acıbadem Hastane arazisinin sahibi olduk.
Bir yandan hastane kurmak, işletmek, mali ve hukuki sorumluluklarını
yüklenmek konularında hayli spekülasyonlar arasında “harman yolda
dürülür” anlayışı ile temelini attığımız
hastaneyi tamamlamadan bu sahada
ömür harcamış değerli Dr. Mücahit
Atmanoğlu’nun tavsiyesine uyarak
yap-işlet-devret modeline uygun yolu
seçip ihaleye çıktık.
Cenabı Hak bize, kalite anlayışı ve
işletme tecrübesi ile güvenilir bir firma olan ve bize en uygun şartları teklif
eden Acıbadem firması ile anlaşmayı
nasip etti.
Vakfımıza önemli bir kira geliri ile
19 yıl sonunda da dünya çapında bir
hastanenin sahipliği fırsatını veren
bu karar; Mikrocerrahi ve Rekonstrüksiyon eğitimi, araştırmaları için tam
teşekküllü bir hastanede bir bölümü
yönetmenin amacımıza hizmet için
en uygun strateji olduğunu öğretti.
Mevcut gelirlerimizle, bir yandan mikrocerrahi dalında eleman yetişmesine
destek sağlayıp eğitim faaliyetlerine
öncelik verirken, diğer yandan bu sahada hizmet veren hastanelere ekipman desteği ve doktorlara da maddi ek
destekler vererek işçi ve askeri personelimize iş kazalarında hekimlik hizmeti veren elemanları desteklemeye
devam ettik.
Bu arada T.C Sağlık Bakanlığı’nın
Şehir Hastaneleri programına ilgi duyarak Bakanlığımızı ziyaret etme kararı aldık. Yapılan toplantıda Sağlık
Bakanımız Sn. Prof Dr. Recep Akdağ
Bakanlığının Mikrocerrahi ve Rekonstrüksiyon dalında Vakfımızla işbirliği
yaparak, vakfımızı vatan sathında eğitim ve uygulama partneri kabul ettiğini belirtti.
İşte bu aşama bize, T.C Sağlık Bakanlığı bünyesinde ilk nüve olarak
Eğitim ve Araştırma Merkezini kurmanın kapısını açmış oldu ve bu aşamayı
takiben de vatan sathında yayılarak iş
kazasına uğraması muhtemel işçi ve
askeri personele hizmet edebilmenin
en sağlıklı ve sağlam yolunu açtı.
Vakıf Resmi Senedimizde yapılan
son değişiklik ile İş Sağlığı ve Güvenliği konusunu amaç maddelerimiz
arasına dâhil ettik. Türkiye çapında İş
Sağlığı ve Güvenliği konusu ve Mikrocerrahi & Acil El Cerrahisi İlk Yardım
konularındaki eğitim projelerimizi
TİSK ve Üyesi Sendikaların ihtiyaç ve
talepleri doğrultusunda gerçekleştirmeye devam ediyoruz.
40 kişiden oluşan Mütevelli Heyetimiz ve 11 kişilik Yönetim Kurulumuzla, öncelikle işçi işveren ilişkilerinde
çaresizlik edebiyatına fırsat vermeyen
bir anlayışla ilk planda iş kazalarını
dünya standart rakamlarının altına
düşürmeyi hedefliyoruz. Bu maksatla işyerlerinde eğitim dâhil her türlü
teknik önleyici tedbirler saptamış bulunuyoruz. İstemediğimiz iş kazaları
oluştuğunda tıbbi tedbirleri organize
etmeye devam ediyoruz. Tedavisi tamamlanan işçilerin rehabilitasyonuna
destek sağlıyoruz ve vatan sathında
muhtaç ve yetenekli iş kazası mağduru işçi çocuklarına gücümüz ölçüsünde tahsil yardımı yapıyoruz.
Çaresizliğe ve ümitsizliğe paydos
diyoruz. Girişimci ve işçi el ele haydi
Türkiye…
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
31
Av. İlber AYDEMIR
Koç Holding A.Ş.
Endüstri İlişkileri Koordinatörü
“İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatında Belirlenen
Yükümlülükleri de Aşmayı Hedefledik”
İş sağlığı ve güvenliği alanındaki
sorunlar ve bunlara ilişkin çözüm
önerileri hakkındaki tespit ve önerilerinizi öğrenebilir miyiz?
İş Sağlığı ve Güvenliği, temel bir
kavram olarak öyle bir alan ki, Ülkemizin katma değerine özveriyle kendi
emeğini katan tüm çalışanlarımızın
ve işyerlerimizin güvenliği açısından,
işverenler olarak çok yüksek ve istisnasız standartlar benimsemeli ve bunları işyerlerimizde tavizsiz biçimde
uygulayabilmeliyiz. Bizler, kendimize
emanet edilen görevlere bu durumun
bilinciyle yaklaşıyoruz.
Bu noktada, işveren olarak yaklaşımımızdan ve bu yaklaşımı nasıl hayata geçirdiğimizden bahsetmek isterim.
Topluluk şirketlerimizle birlikte hayata geçirdiğimiz İş Sağlığı ve Güvenliği
Koordinasyon Kurulu vasıtasıyla tüm
Topluluk şirketlerimizdeki uygulamalar koordine edilir, iyi uygulamalar
paylaşılır ve diğer şirketlerimizde de
ihtiyaçlar doğrultusunda hayata geçirilmesi sağlanır. 32 Şirketimizden top-
32
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
lam 98 üyesi olan bu Kurul’un hedefi,
sıfır kaza hedeflerine şirketlerimizin
ulaşmasını sağlamaktır. Her yıl Topluluk kapsamında iş kazası istatistikleri
toplanır ve geliştirme önerileri ile birlikte örnek uygulamalar paylaşılır.
20 Haziran 2012 tarihinde Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından kabul
edilen ve 30 Haziran 2012 tarihinde
Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile iş sağlığı ve güvenliği
kavramına yaklaşımımızı da bu bilinç
ve hedeflerimiz belirlemiştir. Bu kavramın, değişen mevzuatla birlikte tüm
paydaşlara yeni yükümlülükler ve görevler getirdiği malumunuzdur. Özel
sektör işverenlerinin de, çalışanlarıyla
birlikte en çok etkilenen paydaş olduğu kanaatindeyim. Bu açıdan bizler,
değişen mevzuata şirketlerimizin hızla
uyum sağlamasının ötesinde, mevzuatta belirlenen yükümlülükleri de aşmayı hedefledik. Bu noktada, İş Sağlığı
ve Güvenliği alanında temel belirleyici
faktörün, işverenlerin ve çalışanların
Topluluk şirketlerimizle birlikte
hayata geçirdiğimiz İş Sağlığı ve
Güvenliği Koordinasyon Kurulu
vasıtasıyla tüm Topluluk şirketlerimizdeki uygulamalar koordine
edilir, iyi uygulamalar paylaşılır ve diğer şirketlerimizde de ihtiyaçlar doğrultusunda hayata
geçirilmesi sağlanır. 32 Şirketimizden toplam 98 üyesi olan bu
Kurul’un hedefi, sıfır kaza hedeflerine şirketlerimizin ulaşmasını sağlamaktır. Her yıl Topluluk
kapsamında iş kazası istatistikleri toplanır ve geliştirme önerileri ile birlikte örnek uygulamalar
paylaşılır.
yaklaşımları olduğunu belirtebilirim.
Bizler de, hem mevzuata uyum sağlama, hem de mevcut iyi uygulama süreçlerimizin gelişen mevzuat doğrultusunda geliştirilerek yaygınlaştırılması
bilinciyle ve İş Sağlığı ve Güvenliği Koordinasyon Kurulu’muzun desteğiyle
Tıpkı 2017 yılında dönemde yürürlüğe giren yeni istihdam teşviklerinde de olduğu gibi, bu alanda
kamunun son derece olumlu bir
yaklaşım benimsediğini gördük.
Özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, cezalandırıcı olmaktan ziyade öğretici, geliştirici
bir yaklaşım benimsemiştir.
sürece yaklaştık.
Kuşkusuz, ülkemizdeki iş sağlığı
ve güvenliğine ilişkin düzenlemeler köklü bir geçmişe sahiptir ve bu
kavramlar 6331 sayılı Yasa ile çalışma hayatımıza ilk kez girmemiştir.
Yasa’nın temel felsefesinde, işveren
ve çalışanın iş sağlığı ve güvenliği
uygulamasına birlikte katılması ve
yükümlülüklerini karşılıklı olarak yerine getirmesi bulunuyordu. Bu tarihlerde yine İşveren Dergisi’ne vermiş
olduğumuz görüşlerde, uygulamanın
nasıl şekilleneceğinin ve işverenlerin
yaklaşımının önemli olduğunu, kural
koyucu ve uygulamacı makamların
yaklaşımlarının ise cezalandırıcı olmaktan ziyaret özendirici, teşvik edici,
öğretici olmasının getireceği potansiyel faydaları belirtmiştim. Tıpkı 2017
yılında dönemde yürürlüğe giren yeni
istihdam teşviklerinde de olduğu gibi,
bu alanda kamunun son derece olumlu bir yaklaşım benimsediğini gördük.
Özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı, cezalandırıcı olmaktan ziyade öğretici, geliştirici bir yaklaşım
benimsemiştir. Risk değerlendirmesi
gibi yeni uygulamaya alınan bazı düzenlemelerin, şirketlerimizde nasıl
planlandığını yakından takip etmekle
birlikte özel sektörün yaklaşımlarının
nasıl sonuçlar doğuracağını o tarihlerde hepimiz merak ediyorduk. Bu
düzenlemelerden bazılarının uygulamada son derece verimli sonuçlar
doğurduğunu, bazılarının ise işverenlerin ve çalışanların konuya yaklaşımı
doğrultusunda atıl kalabildiğini veya
daha az etkin uygulanabildiğini görüyoruz. Öte yandan bugün de, Yasa’nın
devreye girdiği tarihlerde olduğu gibi,
6331 Sayılı Yasa ile başlayarak İş Sağlığı ve Güvenliği’nin kendine özgü bir
mevzuatla düzenlenmesinin, kanun
koyucunun meseleye ciddiyetle yaklaşımını göstermesi açısından son derece olumlu olduğunu değerlendiriyoruz.
Yasanın ilk uygulama dönemlerindeki bazı geçiş süreleri, iş sağlığı ve
güvenliği uygulamaları açısından risk
potansiyelleri ve çalışan sayısı açısından çalışma hayatında en büyük etkiye sahip büyük ve endüstriyel işletmeler açısından bir parça kısa olarak
değerlendirilmekteydi. Öte yandan,
bu çapta işletmelerin kalifiye insan
kaynağı ve maddi imkanlarıyla uyum
dönemlerini hızlı bir şekilde atlatabildiğini görüyoruz. Bu uyum dönemlerinde birden fazla şehirde iş sağlığı
ve güvenliği hizmetlerini temin etmek
isteyen işverenlere yönelik olarak da
ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin
faaliyete başladığını ve bu faaliyetlerin işverenlere önemli ölçüde destek
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
33
olabildiğini görüyoruz. Bu açıdan, hem
mevzuattan kaynaklanan yeni yükümlülüklere uyum sağlanması, hem de
bu uyum çalışmalarının işveren faaliyetlerine olumsuz etki getirmeksizin
devreye alınması bir parça zorlu ve koordinasyon gerektiren bir süreç oldu.
İş Sağlığı ve Güvenliği Koordinasyon
Kurulumuzu, bu dönemde şirketlerimizin mevzuata uyum sağlamasını
kolaylaştırıcı bir ölçekte devrede tutabildiğimizi düşünüyorum.
Yasanın yürürlüğe girdiği dönemlerdeki değerlendirmelerimizde, çalışma hayatına etki etmeye başlayacak
olan risk değerlendirmesi sisteminin,
yasada öngörülen kural ve politikaların uygulanması aşamasından önce,
işverenlerin güçlü ve zayıf yönlerini,
risk ve fırsatlarını değerlendirmelerini sağlayacak bir araç olarak kullanılabileceğine dikkat çekmiştik. Aynı
zamanda, bu değerlendirmelerin hazırlanmasında hizmet ve danışmanlık
alınabilecek kuruluş ve kişilerin eksikliğine de vurgu yapmıştık. Ayrıca nitelikli işyeri hemşiresi ve diğer sağlık
görevlisi istihdamı konusunu da gündeme getirmiştik. Benzer şekilde, ikincil mevzuat düzenlemelerinde sıklıkla
yaşanabilen değişimler, sosyal tarafların yeni mevzuat düzenlemelerine
hazırlanmaları için kısa tutulan geçiş
süreleri gibi hususlara dikkat çekmiş;
özellikle ikincil mevzuat hazırlanmasında ve risk değerlendirmelerine
ilişkin değişiklik önerilerinde sosyal
tarafların paydaş olarak katılmasının
faydalı olacağını belirtmiştik. Geçtiğimiz yıllarda oluşan uygulamalardan
gördüğümüz kadarıyla bu alandaki kuruluşlar da hızla gelişerek ve süreçlere
adapte olarak daha yetkin hale gelmiş, işverenleri geliştirici niteliklere
kavuşmuşlardır. Bu dönemde dikkat
çektiğimiz, A sınıfı iş güvenliği uzmanı sayısının azlığı, zaman içerisinde
piyasa dinamikleri içerisinde çözümlenmiştir. Bundan sonra paydaşların
34
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
üzerine düşen görev, bu alanda destek
sağlayan kuruluşların ve diğer hizmet
sağlayan aktörlerin daha da fazla gelişmesini sağlayarak daha yüksek iş
sağlığı ve güvenliği standartlarının uygulanmasında öncü olmaktır.
Bu döneme ilişkin olarak dikkat
çekmek istediğim bir diğer konu,
TİSK’in ve TİSK üyesi işveren sendikalarının liderliğidir. Yeni mevzuatın
uygulanması, işveren önerilerinin dile
getirilmesi ve takibi ve hatta değişen
mevzuat uygulamasını kolaylaştırmak
için işverenlere sağlanan destekler gibi
yöntemlerle, işverenlerin süreçlere
adaptasyonunda ve işveren görüşlerinin dile getirilmesinde TİSK’in ve TİSK
üyesi işveren kuruluşlarının lider rolü
olmuştur. Bunlardan en önemli örnek,
Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası
MESS’in aktif destek çalışmalarıdır. Bu
çalışmalarda emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Bu nevi uygulamaların
işveren kuruluşlarına yayılarak ve gelişerek devamını temenni ediyorum.
İşletmelerinizde iş sağlığı ve
güvenliği hizmetlerini satın alma
yöntemi ile mi, yoksa işletme bünyesinden mi karşılıyorsunuz? Bu
konudaki tercihlerinizde etkili olan
faktörler nelerdir?
Biz Topluluğumuzdaki işletmelerimizde yukarıda bahsettiğimiz ana
çerçeve yaklaşımlarından kopmadan,
şirketlerimizin ihtiyacına göre destek sağlayarak ilerlemeyi tercih ettik.
Burada nihai kararları ihtiyaçlarına
göre şirketlerimiz vermektedir. Ancak
bizler, satınalma sürecinde, ortak satınalma platformumuzun yöneticileri
ve İş Sağlığı ve Güvenliği Koordinasyon Kurulu üyelerimizle de birlikte,
şirketlerimizin seçimlerinde destek
fonksiyonu üstlendik ve gördük ki şirketlerimizin tercihleri her iki yönde de
olabildi. Şöyle ki, endüstriyel üretim
faaliyeti gösteren büyük şirketlerimiz,
halihazırda işletme bünyesinde sağla-
Bundan sonra paydaşların üzerine düşen görev, bu alanda
destek sağlayan kuruluşların ve
diğer hizmet sağlayan aktörlerin
daha da fazla gelişmesini sağlayarak daha yüksek iş sağlığı ve
güvenliği standartlarının uygulanmasında öncü olmaktır.
makta oldukları iş sağlığı ve güvenliği
hizmetlerini sürdürmeyi tercih ettiler.
Bu şirketlerimizde herhangi bir değişim yaşanmadı, hatta mevcut iş sağlığı
ve güvenliği hizmetleri geliştirilerek
sürdürüldü. Bir grup şirketimiz ise,
ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin
sunduğu, özellikle coğrafi yaygınlık,
know-how ve iyi uygulama paylaşımı
gibi avantajlardan faydalanarak işbirliği yoluyla bu hizmetleri temin etmeyi tercih ettiler. Ancak bu süreçlerin
her aşamasında, özellikle İş Sağlığı ve
Güvenliği Koordinasyon Kurulu’nda
şu hedefleri yöneticilerimizle paylaştık: İş Sağlığı ve Güvenliği, maliyetin
hiçbir zaman odak noktasında olmadığı bir alan. Dışarıdan sağlanacak
hizmetlerin, sadece kalite ve hizmet
standartlarında avantajları bulunması
durumunda temin edilmesi gerektiği
konusu en önemli mesajımızdı. Hatta
satın alma yoluyla hizmet temin eden
şirketlerimizin yöneticileriyle de yine
net bir şekilde, satınalma yoluyla temin edilen hizmetlerde azami hizmet
standartlarının benimsenmesi gerektiği, hatta ortak sağlık ve güvenlik hizmeti temin edilen firma ile de birlikte
karşılıklı gelişimin sağlanması gerekeceği hedefini ortak bir mutabakatla
belirledik. Yasa’nın ilk yürürlüğe girdiği tarihlerden günümüze, bu hedeflerde bir sapma olmaksızın yolumuza
devam edebildiğimizi görüyoruz. Bu
yolculukta emeği geçen tüm paydaşlara ve özellikle bu alanda gösterdiği yoğun çaba ve çalışmalar için TİSK yönetimine ve siz değerli ekibine teşekkür
ediyorum.
Av. Ahmet GÜZELTUNA
Sabancı Holding
Çalışma İlişkileri Baş Müşaviri
İş Sağlığı Ve Güvenli̇ği̇ Alanındaki̇ Sorunlar ve
Çözüm Öneri̇leri
İşletmelerde çalışma barışının sağlanmasının ve sürdürülmesinin en
önemli unsurlarından biri, çalışanlar
için sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasıdır. Bu ortamın
oluşturulmasında devletin, işçilerin,
işverenlerin ve sendikaların önemli
rolleri bulunmaktadır.
Devlet, mevzuatı oluşturmakta, bu
mevzuata uygun hareket edilip edilmediğini denetlemekte ve gerektiğinde yaptırım uygulamaktadır. İşçiler, iş
sağlığı ve güvenliği konusunda işverence alınan her türlü önleme mazeretsiz olarak uymalıdır. İşverenler de
iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması
için gerekli her türlü önlemi almalıdır.
Sendikalar ise, iş sağlığı ve güvenliği
kültürünün gelişimini sağlamak amacıyla eğitimler vermeli ve bu konuda
çalışanlarda farkındalık yaratmalıdır.
Uluslararası alanda iş sağlığı ve
güvenliğine verilen önem giderek
artmaktadır. Avrupa Birliği’nin temel
stratejik konularından biri iş sağlığı ve
güvenliğidir. ILO standartlarının yaklaşık %80’i doğrudan veya dolaylı olarak iş sağlığı ve güvenliği ile ilgilidir.
Ülkemizde de son yıllarda iş sağlığı ve güvenliği konusunda farkındalık oluşmaya başlamış; 6331 sayılı İş
Sağlığı ve Güvenliği Kanununun mevzuata eklenmesi ve bu kanuna bağlı
yönetmeliklerin yürürlüğe girmesiyle,
tüm taraflar için hak ve yükümlülükler daha belirgin hale gelmiştir. Ayrıca, psikososyal riskler de bu dönemde
gündeme gelmiş; mobbing, cinsel taciz
gibi konular da iş sağlığı ve güvenliği
yönüyle değerlendirilmeye başlanmış;
çalışanın vücut bütünlüğünü ruhen ya
da bedenen engelli hale getiren olaylar
iş kazası kapsamında sayılmıştır. Mevzuattaki bu gelişmelerin de etkisiyle, iş
sağlığı ve güvenliğine ilişkin konular,
şirket yöneticilerinin performans hedefleri arasında yer almaya başlamıştır.
İşletmelerde çalışma barışının
sağlanmasının ve sürdürülmesinin en önemli unsurlarından biri,
çalışanlar için sağlıklı ve güvenli
bir çalışma ortamının oluşturulmasıdır. Bu ortamın oluşturulmasında devletin, işçilerin, işverenlerin ve sendikaların önemli rolleri
bulunmaktadır.
Farkındalık artışı sağlayan hususların başında, AB uyum süreci ve ILO
standartlarının mevzuatımıza entegre
edilmesi yer alsa da, özellikle son yıllarda yaşadığımız, felakete varan ve
tüm toplumu derinden yaralayan toplu
işçi ölümlerinin, bu alanda hassasiyeti
artırdığı da yadsınamaz bir gerçektir.
Tüm bu acı olayların ardından alınması gereken belki de en önemli ders, iş
sağlığı ve güvenliği kültürünün inşasında temelin önleyicilik üzerine ku-
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
35
rulması gerektiğidir. Unutulmamalıdır
ki doğru yöntemler uygulandığında ve
gerekli önlemler alındığında, tüm iş
kazalarının ve meslek hastalıklarının
önlenmesi mümkündür.
SORUNLAR VE ÇÖZÜM
ÖNERİLERİ
Farklı Bakanlıkların yürütmekte olduğu uygulamalar ve mevzuat
yeknesak ve anlaşılır hale getirilmelidir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı arasında uygulama birliği sağlanmalıdır.
Mevzuatta özellikle iş kazası tanımındaki farklılıklar uygulamayı zorlaştırdığından, tanımda yeknesaklık
sağlanmalıdır.
Ayrıca, İş Sağlığı ve Güvenliği alanında 6331 sayılı Kanun’a ek olarak
çok sayıda yönetmelik bulunmakta
olup, mevzuatın da torba yasalar ve diğer düzenlemelerle sık sık değişikliğe
uğradığı gözlemlenmektedir. Mevzuatın konsolide edilerek, basit ve anlaşılır bir şekilde, tek bir çatı altında toplanması, uygulamada büyük kolaylık
sağlayacaktır.
İş sağlığı ve güvenliği yatırımları desteklenmelidir.
İşverenlerin iş sağlığı ve güvenliği için yapmış olduğu her tür yatırım,
Devlet tarafından desteklenmeli; uygun olduğu ölçüde vergi indirimi veya
teşvik benzeri uygulamalar getirilmelidir. Ayrıca işçi ve işveren sendikaları
da bu alanda sorumluluk üstlenmeli;
iş sağlığı ve güvenliği kültürünün gelişimine katkı sağlamak amacıyla çalışmalarda bulunmalıdırlar.
İyi uygulamalar için ödül mekanizması geliştirilmelidir.
İş kazası ve meslek hastalıklarının
önlenmesi, sağlık gözetiminin iyileştirilmesi konularında devlet, işverenlere önemli sorumluluklar yüklerken,
36
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
bunların yerine getirilmemesi durumunda yaptırım uygulamaktadır. Salt
cezaya dayalı bir sistemin uygulama
bakımından motivasyonu destekleyen bir yönü bulunmamaktadır. Bu
nedenle, ilgili birimlerce yapılacak incelemelerde, iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesi, sağlık gözetimi
uygulamalarının eksiksiz yönetilmesi
gibi konularda başarı gösterdiği ve örnek uygulamalar yürüttüğü tespit edilen işverenlere sigorta primi desteği,
vergi indirimi gibi motivasyonu artırıcı
teşvikler getirilebilir.
İSG-Katip ve E-SGK Sistemleri entegre edilmelidir.
Mevcut durumda iş sağlığı ve güvenliği alanında tüm atamalar ve diğer
teknik hususlar İSG-Katip sistemi üzerinden yürütülmekte iken, iş kazası ve
meslek hastalıklarının bildirimi E-SGK
sistemi üzerinden, e-bildirge kullanıcısı tarafından yapılmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği konularında yapılacak
bildirimler teknik bilgi içerdiğinden,
e-bildirge kullanıcısının istenen bilgi-
Unutulmamalıdır ki doğru yöntemler uygulandığında ve gerekli
önlemler alındığında, tüm iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi mümkündür.
leri sisteme doğru şekilde aktaramaması, bu alanda karşılaşılan sorunlar
arasındadır. Bu sorunun giderilmesi bakımından, İSG-Katip sistemi ile
E-SGK sisteminin uygun olduğu ölçüde
entegre edilmesi gerekir.
Periyodik kontrollerin işverenin
iç kaynaklarından yürütülmesine
olanak sağlanmalıdır.
İş ekipmanlarının periyodik kontrolü, iş hijyeni ölçümleri gibi işlemler,
hizmet satın alma yoluyla, akredite kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmekte olup, bu durum işveren için hem her
yıl tekrar eden ağır bir maliyete hem
de zaman kaybına yol açmaktadır. Bu
gibi kontrollerin, işletme bünyesinde
bulunan teknik uzmanlar tarafından
gerçekleştirilmesine olanak tanınmalıdır. Bunun için işletme bünyesinde,
gerekli mesleki donanıma sahip (mühendis vb.) çalışanlar, uygun görülen
eğitimleri aldıktan sonra, Bakanlığın
kontrolünde, yalnızca işletmeleri bünyesinde periyodik kontrole ve ölçüm
yapmaya yetkili kimseler olarak atanabilmelidir.
İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri,
çalışanın fiilen yaptığı işe göre düzenlenmelidir.
Tehlikeli veya çok tehlikeli risk
sınıfında faaliyet gösteren işverenlerin beyaz yaka çalışanlarının büyük
bir bölümü yalnızca ofis ortamında
çalıştıklarından, bu durumdaki çalışanların tabi olduğu risk sınıfı ayrı
değerlendirilmeli ve bu çalışanlar için
trafik güvenliği, ergonomi tehlikeleri,
ekranlı araçlarla çalışma vb. konularda katma değer yaratacak eğitim
programları oluşturulabilir. Ayrıca bu
nitelikteki çalışanların eğitim süreleri
de, belirlenecek eğitim programı kapsamında yeniden düzenlenebilir.
OSGB’lerin hizmet kalitesini artırıcı çalışmalar yapılmalıdır.
Yasal olarak zorunlu olan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin hizmetlerinin temin edildiği
Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinin
(OSGB) hizmet kalitesi ile ilgili genel
sıkıntılar mevcuttur. OSGB’lerle ilgili
daha sıkı ve titiz bir denetim sistemi
inşa edilmelidir. Bu bakımdan mevcut
yönetmelik geliştirilerek OSGB’lerin
hizmet kalitesi iyileştirilmelidir.
Yetkilendirilen OSGB’lerin mesleki
– teknik düzeyde, işin kalitesi gözetilerek etkili denetlenmesi, OSGB hizmet
performansının hizmet alan işverenlerce izlenmesini ve değerlendirilmesini mümkün kılacak göstergelerin
devlet tarafından tanımlanması ihtiyacı bulunmaktadır.
Meslek hastalığı tanısı koymaya
yetkili sağlık kuruluşlarının çalışma
düzeni yeniden belirlenmelidir.
Sağlık gözetimi kalitesinin artırılması ve meslek hastalıklarının bildirilmesi
konularında ülke genelinde seferberlik
ilan edilmiş ve meslek hastalıkları konusunda yetkili sağlık kuruluşu sayısı, devlet üniversiteleri bünyesindeki
tıp fakültesi hastanelerinin ve Sağlık
Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma
hastanelerinin bu alanda yetkilendirilmesiyle artırılmıştır. Ancak, yetkilendirilen bu sağlık kuruluşlarında meslek
hastalığı konusunda uzman hekim sayısı yetersiz olduğundan, beklenen fayda sağlanamamıştır. Bu nedenle ilgili
sağlık kuruluşlarında görevli hekimlere
bu konu ile ilgili meslek içi eğitimler verilmeli; belli periyotlarla düzenlenecek
seminer ve kongrelerde işyerlerindeki
işyeri hekimleri ile bir araya gelmeleri
sağlanmalı; bu hastanelerde iş sağlığı
ve güvenliği ile ilgili kürsü-departmanpoliklinik-anabilim dalı açılması sağlanmalıdır.
UYGULAMADA İŞ SAĞLIĞI VE
GÜVENLİĞİ HİZMETLERİNİN
KARŞILANMA YÖNTEMLERİ
İşverenler, işletmede görevlendirilen işyeri sağlık ve güvenlik birimi
personelini yani iş sağlığı ve güvenliği
profesyonellerini ya kendi bünyesinde bordrolu çalışanı olarak istihdam
etmekte ya da OSGB’lerden bu hizmetleri satın alarak yükümlülüklerini yerine getirmektedir.
İş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri 6331 sayılı Kanun öncesinde de
mevzuatımızda yer aldığından, uzun
yıllardır iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerini bünyesinde çalıştıran işletmeler, genellikle bu çalışma şeklini
devam ettirmektedirler. Bunun nedeni, yıllardır süregelen bilgi birikiminin
ve işletmeye ait yerleşmiş iş sağlığı ve
güvenliği kültürünün korunarak hizmetin yürütülmesidir.
Ülke genelinde iş sağlığı ve güvenliği bilincinin oluşturulması,
toplumun bu konularda duyarlılığının artırılması ve mevzuatın
etkin olarak uygulanmasının sağlanması, devlet, işçi, işveren ve
sendikaların ortak hedefi olmalı
ve bu konuda işbirliği devam ettirilmelidir.
Buna karşılık, 6331 sayılı Kanun
ile iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleriyle ilk kez tanışan işletmelerin,
ayrı mesleki ve teknik bilgi gerektiren
bu alanda, OSGB’lerin uzmanlığından
yararlanmak amacıyla hizmet satın alması söz konusu olabilmektedir.
Profesyonel bir kurumla çalışmak,
işletmenin değişen düzenlemelerden
haberdar olmasını ve gerekli önlemleri zamanında almasını, yasal zorunlulukların gecikmeksizin yerine getirilmesini sağlamaktadır.
Riskli ve karışık bir hizmeti dışarıdan almak, işletmelerin kendi uzmanlık alanları dışına odaklanmasının da
önüne geçmektedir.
Ayrıca, işletmelerdeki işletme körlüğü nedeniyle görülemeyen riskler,
dışarıdan bir profesyonel göz tarafından daha iyi tespit edilebilmektedir.
SONUÇ OLARAK;
Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği
kültürünün gelişimi açısından son
yıllarda çok önemli adımlar atılmıştır.
Sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı, iş
barışının sürdürülebilmesini ve işyerlerinde verimliliği doğrudan etkilemektedir. Ülke genelinde iş sağlığı
ve güvenliği bilincinin oluşturulması,
toplumun bu konularda duyarlılığının
artırılması ve mevzuatın etkin olarak
uygulanmasının sağlanması, devlet,
işçi, işveren ve sendikaların ortak hedefi olmalı ve bu konuda işbirliği devam ettirilmelidir.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
37
DÜNYA EKONOMİSİNDE
KORUMACILIK EĞİLİMİ
38
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
Ömer ÇELİK
Avrupa Birliği Bakanı
“TTIP Uzun Süre Gündemde Olmayacak”
ABD’nin yeni Başkanı Trump’un
beyanları, AB ile ABD arasında sürdürülen TTIP Anlaşması görüşmelerinin geleceği açısından şüpheler
yarattı. Bu konudaki muhtemel gelişmeler neler olabilir?
Daha önceleri ABD ile AB tarafından, TTIP’in Obama döneminde tamamlanması yönünde gayret sarf edilmiş olsa da, TTIP’in hâlihazırda 2017
yılında tamamlanamayacağı artık netleşmiştir.
Geldiğimiz noktada, Amerika Birleşik Devletlerinin yeni Başkanı Trump’ın
TTIP’e menfi yaklaşımı ve aynı zamanda Almanya, Fransa gibi bazı AB Üye
Ülkelerinde önümüzdeki dönemde gerçekleşecek seçimler nedeniyle müzakerelere doğal bir ara verilmiştir.
Buna ilaveten, AB kamuoyunda
TTIP konusunda yükselen olumsuz
görüşler, politika yapıcılar seviyesinde
de gittikçe artmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Fransa Devlet Başkanı Hollande
ve Başbakanı Valls’in eleştirel yorumlarına ilave olarak, Almanya Başbakan
Yardımcısı Sigmar Gabriel ve Fransa
Dış Ticaret Bakanı Mathias Fekl’in
açıklamaları da bu görüşlerin ciddi boyutlara vardığını göstermiştir.
TTIP müzakerelerinin bundan sonraki seyrinin Trump’ın yaklaşımının
yanı sıra, Brexit süreci ve Almanya,
Fransa gibi bazı AB üye ülkelerinde gerçekleşecek seçimler sonucunda netleşebileceği söylemek mümkündür.
Buna ek olarak, ABD, Başkan
Trump’ın 23 Ocak 2017 tarihinde TPP
TTIP müzakerelerinin bundan
sonraki seyrinin Trump’ın yaklaşımının yanı sıra, Brexit süreci
ve Almanya, Fransa gibi bazı AB
üye ülkelerinde gerçekleşecek seçimler sonucunda netleşebileceği
söylemek mümkündür.
Ortaklığı’ndan çıkılmasını onaylayan
kararı imzalamasıyla Dünya Ekonomisinin %40’ını temsil eden 12 ülkenin
4 Şubat 2016 tarihinde imzaladıkları
ancak yürürlüğe henüz girmeyen Anlaşmadan ayrılmıştır.
Bu durum, TTIP’in de geleceği hakkında çeşitli öngörülerde bulunmayı
mümkün kılmıştır. Dünya GSYİH’sinin
% 60’ını, küresel ticaretin ise % 45’ini
oluşturmaları sebebiyle, küresel öl-
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
39
Dünya GSYİH’sinin % 60’ını, küresel ticaretin ise % 45’ini oluşturmaları sebebiyle, küresel ölçekte
teşkil edecekleri ağırlık nedeni ile
daha önce birlikte değerlendirilmeleri önem taşıyan TPP ve Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) artık dünya ticaretinin
yönünü ve kurallarını yeniden şekillendirecek temeller olarak değerlendirilmek yerine her biri küresel ticarette kapsadıkları alan ve
muhteviyata göre tek başlarına değerlendirilmek durumundadırlar.
çekte teşkil edecekleri ağırlık nedeni
ile daha önce birlikte değerlendirilmeleri önem taşıyan TPP ve Transatlantik
Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) artık dünya ticaretinin yönünü ve kurallarını yeniden şekillendirecek temeller olarak değerlendirilmek yerine her
biri küresel ticarette kapsadıkları alan
ve muhteviyata göre tek başlarına değerlendirilmek durumundadırlar.
Dolayısıyla mevcut durumda,
40
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
TPP’nin çok yüksek ihtimal olmasa
da bir şekilde ABD’siz devamı imkanı
olsa da zaten henüz tamamlanmamış
olan ve doğrudan ABD ile AB arasında müzakere edilen TTIP’in Başkan
Trump’ın mevcut yaklaşımı nedeniyle
gündemden düşmesini ya da en azından uzun bir süre rafa kalkmasını beklemek gerekir. Nitekim, ABD Başkanı
Trump’un sıklıkla dile getirdiği, Amerikan sanayiinin korumacı politikalarla güçlendirilmesi yaklaşımı ve Avrupa Komisyonunun Ticaretten Sorumlu
Üyesi Cecilia Malmström’ün TTIP’in
halihazırda buzdolabına kalktığı ve çözülmesinin zaman alacağı şeklindeki
benzetmesi de bu öngörüyü destekler
niteliktedir.
İlaveten AB’nin TTIP konusunda
ABD yönetimini beklerken küresel güç
konumunu devam ettirmek adına agresif ticaret politikası gündemi kapsamında çalışmalar yürüttüğü bilinmektedir. Bu kapsamda, AB’nin, özellikle
TPP’de yer alan ülkelerle ikili tercihli
ticaret anlaşması tamamlanması yönündeki gayretlerine hız vermekte ol-
TTIP daha korumacı bir ticari politika izleyen Trump’ın bu tutumu
çerçevesinde uzun süre gündemde
olmayacaktır.
duğu görülmektedir.
Sonuç olarak, TTIP daha korumacı
bir ticari politika izleyen Trump’ın bu
tutumu çerçevesinde uzun süre gündemde olmayacaktır.
TTIP sonuçsuz kaldığı takdirde
Türkiye’nin bu konuda hangi politikaları uygulaması düşünülmektedir?
Ülkemizin her iki tarafla uzun yıllara dayanan stratejik, politik ve ekonomik ortaklık ilişkisi dikkate alındığında, AB ile ABD arasında akdedilecek
bir serbest ticaret anlaşmasının önemli sonuçları olması doğal olarak beklenmekteydi.
Ayrıca, Gümrük Birliği nedeniyle
AB’nin üçüncü ülkelere yönelik uyguladığı tercihli ticaret sistemini üstlenmek zorunda olan ülkemizin, AB’nin
halihazırda tercihli ticaret anlaşması
TTIP müzakerelerine ara verilen
bu dönem aynı zamanda ülkemizin AB ile Gümrük Birliğinin
güncellenmesine yönelik müzakerelerin başlayacağı bir döneme
de denk gelmektedir. Güncelleme
sürecinin Türkiye bakımından
önemli unsurlarından birini, ülkemizin AB’nin serbest ticaret anlaşmalarından eş zamanlı olarak
yararlanmasını sağlayacak yasal
bir hükmün geliştirilmesi oluşturmaktadır.
olan üçüncü ülkeler bakımından yaşadığı sıkıntıları, diğer bir ifadeyle ticaret
sapmasını ve firmalarımızın rekabet
gücünün azalmasını TTIP kapsamında da yaşaması kaçınılmaz olacaktı.
Böyle bir durumun önüne geçilebilmesinin yolu ya ABD ile ülkemiz arasında benzer bir ticaret anlaşmasının
akdedilmesi ya da AB ile Gümrük Birliği ilişkisi içerisinde olan ülkemizin
TTIP’e dahil edilmesiydi. Ancak, TTIP
sürecinde ABD yönetimi ülkemiz ile
ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine
olumlu yaklaşsa da önceliğin ülkemiz
ile ikili anlaşmadan ziyade AB ile yürütülen TTIP sürecinin tamamlanması
olduğu yönünde beyanlarda bulunmuşlardı. Yine aynı süreçte gerek AB
gerekse ABD tarafı üçüncü ülkelerin
dahlinin ancak “docking” diye adlandırılan ve TTIP’in tamamlanmasını
müteakip anlaşma şartlarını üstlenebilecek ülkelerin de bu anlaşmaya taraf olmalarına imkân verecek sistem
yoluyla olabileceği şeklinde beyanlar-
TTIP’e devam kararı alınması halinde ülkemizin TTIP’e daha hazırlıklı olması sağlanacaktır. TTIP’in
başarısız olması durumunda, bu
süreçte yürüteceğimiz çalışmalar ve hazırlıklar ABD ile ikili bir
anlaşma yapılması yönündeki girişimlerimize katkı sağlayacaktır.
da bulunmuşlardı.
Gerek müzakereler öncesinde gerekse müzakerelerin sürdüğü dönem
boyunca ülkemizin TTIP’e dahlinin
önemi muhataplarımıza devamlı olarak aktarılmış, süreç büyük bir hassasiyetle takip edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir.
TTIP müzakerelerine ara verilen bu
dönem aynı zamanda ülkemizin AB ile
Gümrük Birliğinin güncellenmesine
yönelik müzakerelerin başlayacağı bir
döneme de denk gelmektedir. Güncelleme sürecinin Türkiye bakımından
önemli unsurlarından birini, ülkemizin AB’nin serbest ticaret anlaşmalarından eş zamanlı olarak yararlanmasını sağlayacak yasal bir hükmün
geliştirilmesi oluşturmaktadır. Her ne
kadar müzakerelerin henüz başlamadığı bir aşamada bu konuya dair detayların ortaya konması çok mümkün
olmasa da, mevcut sorunları çözüme
kavuşturulmuş ve kapsamı genişletilmiş Gümrük Birliği ile ülkemizin yeni
nesil serbest ticaret anlaşmaları olarak
da adlandırılan kapsamlı ticaret anlaşmalarını üstlenme kapasitesi geliştirilmiş olacaktır.
Böylelikle TTIP’e devam kararı
alınması halinde ülkemizin TTIP’e
daha hazırlıklı olması sağlanacaktır.
TTIP’in başarısız olması durumunda,
bu süreçte yürüteceğimiz çalışmalar
ve hazırlıklar ABD ile ikili bir anlaşma
yapılması yönündeki girişimlerimize
katkı sağlayacaktır. İçinde bulunduğumuz bu dönemde özellikle takip edilmesi gereken bir diğer süreç ise BREXIT ve sonrasında Birleşik Krallık’ın
ABD ile tesis edeceği ticari ilişkiler
olacaktır. AB ve ABD ile ilişkilerimizin
boyutları birbirinden farklı seyretse de
ülkelerimiz arasındaki güçlü ticaret
bağı ve BREXIT sonrasında da ilişkilerimizi güçlendirme yönündeki kararlılığımız önümüzdeki dönümde Birleşik
Krallık ile uluslararası platformlarda da işbirliğini geliştirebilecek yeni
imkânlar sunabilecektir.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
41
Nihat ZEYBEKCI
Ekonomi Bakanı
“Dünyada En Fazla STA Akdetmiş 6’ıncı Ülkeyiz”
Dünya ticaretinde geliştiği izlenen korumacılık eğilimlerine karşı
Türkiye nasıl bir politika izleyecektir?
İthalatın ülke menfaatlerine ve
ekonominin yararına olacak şekilde
yapılmasını sağlamak, uzun vadede
uygulanacak politikalar açısından
önem arz etmektedir. Bu kapsamda,
ithalatın her aşaması yakından takip
edilerek, gerekli görülen incelemeler
yapılmakta, ithalata yönelik denetimlerin yapılması sağlanmakta ve ihtiyaç
duyulan önlemler etkin şekilde uygulamaya konulmaktadır.
Özellikle artan ithalatın ve ithalatın yarattığı haksız rekabetin yerli
üretimde neden olduğu zararın bertaraf edilmesi adına, dampinge karşı
önlemler ve korunma önlemleri gibi
ticaret politikası savunma araçları etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Gerek
yerli üreticilerin başvurusu üzerine
42
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
gerek res’en başlatılabilen bahse konu
önlem uygulamaları ile ithalat baskısı
azaltılmakta, yerli üreticilerin rekabet
koşullarına uyumu desteklenmekte ve
adil rekabet koşullarında faaliyet gösterebilmeleri sağlanmaktadır.
Ticaret politikası savunma araçlarının bir ayağını oluşturan dampinge
karşı önlem mekanizması ülkemizce
etkin bir şekilde kullanılmaktadır. İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Mevzuatın yürürlüğe girdiği
1989 yılından bu yana 319 adet dampinge ve sübvansiyona karşı önlem
alınmıştır. Ülkemiz, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre 1995–2015
döneminde alınan önlemler itibariyle
Hindistan, ABD, AB, Arjantin, Brezilya
ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden sonra
DTÖ üyeleri arasında 7. sırada yer almaktadır. Hâlihazırda 23 ülke menşeli
65 ürün grubunda 127 adet damping
ve sübvansiyon önlemi yürürlükte bulunmakta, çok farklı ürün ve sektörlere
Özellikle artan ithalatın ve ithalatın yarattığı haksız rekabetin
yerli üretimde neden olduğu zararın bertaraf edilmesi adına, dampinge karşı önlemler ve korunma
önlemleri gibi ticaret politikası
savunma araçları etkin bir şekilde
kullanılmaktadır. Gerek yerli üreticilerin başvurusu üzerine gerek
res’en başlatılabilen bahse konu
önlem uygulamaları ile ithalat
baskısı azaltılmakta, yerli üreticilerin rekabet koşullarına uyumu
desteklenmekte ve adil rekabet
koşullarında faaliyet gösterebilmeleri sağlanmaktadır.
yönelik 27 adet damping soruşturması
devam etmektedir.
Mevcut dampinge karşı önlemlerin sektörlere göre dağılımına bakıldığında özellikle maden metal, tekstil, makine, plastik/kauçuk ve ahşap
sanayisinde bir yoğunlaşma olduğu
Artan ithalatın yerli üretimde neden olduğu zararın bertaraf edilmesine yönelik bir başka araç
ise, korunma önlemleridir. Yerli
üretimi bulunan bir eşyanın ithalatının öngörülemeyen bir şekilde
aniden artması durumunda, anılan eşya ithalatına karşı ülke ayrımı yapılmaksızın korunma önlemi
alınmaktadır.
görülmektedir. Önlem uygulanan ülkeler itibariyle bakıldığında ise mevcut önlemlerin çoğunlukla ÇHC (58),
Hindistan (10), Tayland (8), Çin Tayvanı (8), Endonezya (8), Malezya (7)
ve Vietnam (6)’a yönelik olduğu görülmektedir.
Bu önlemlerin yanında, ithalattan
kaynaklanan haksız rekabete karşı
yerli üretim dalını korumak için alınan
damping önlemlerinin etkinliğinin tesisi ve zaafa uğratılmaması için gerekli
izleme ve inceleme faaliyetleri titizlikle yürütülmektedir. Bu kapsamda,
yürütülen soruşturmalar sonucunda
mevcut dampinge karşı önlemin üçüncü ülkeler üzerinden yapılan ithalat ile
etkisiz kılınmaya çalışıldığının tespit
edilmesi üzerine, dampinge karşı önleme tabi 14 ürün grubunda, 12 farklı
ülkeye karşı toplam 28 adet önlemin
etkisiz kılınmasına karşı önlem alınmıştır. Hâlihazırda, İspanya, İtalya,
Yunanistan ve Tayland menşeli menteşe ithalatına yönelik toplam 4 adet
önlemlerin etkisiz kılınmasına karşı
soruşturmamız devam etmektedir.
Artan ithalatın yerli üretimde neden olduğu zararın bertaraf edilmesine yönelik bir başka araç ise, korunma
önlemleridir. Yerli üretimi bulunan bir
eşyanın ithalatının öngörülemeyen
bir şekilde aniden artması durumunda, anılan eşya ithalatına karşı ülke
ayrımı yapılmaksızın korunma önlemi alınmaktadır. Bu çerçevede, duvar
kâğıtları ve benzeri duvar kaplamaları
ile polietilen tereftalat ürünlerinin ithalatına yönelik olmak üzere, toplam
2 üründe korunma önlemi uygulanmakta olup, şu anda herhangi bir ko-
Mevcut dampinge karşı önlemler
ve korunma önlemleri uygulamalarına ilaveten, özellikle hassas
olduğumuz sektörlerde mevcut
önlemlerin etkinliğini artırmak
üzere ithalat işlemleri çok yakından izlenmektedir.
runma önlemi soruşturması yürütülmemektedir.
Mevcut dampinge karşı önlemler
ve korunma önlemleri uygulamalarına
ilaveten, özellikle hassas olduğumuz
sektörlerde mevcut önlemlerin etkinliğini artırmak üzere ithalat işlemleri
çok yakından izlenmektedir. Örneğin,
tekstil ve konfeksiyon ile ayakkabı ithalatı ülke ayrımı gözetilmeksizin ileriye yönelik kayda alınmak suretiyle
izlenmekte ve ithalat işlemleri gerçek
zamanlı olarak takip edilebilmektedir. Bu uygulama kapsamında anılan
ürünlerin ithalatı, özellikle haksız
rekabet şartlarını haiz olanlar olmak
üzere, detaylı olarak izlenmektedir.
Ayrıca, ithalatında dampinge karşı
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
43
21 yıl boyunca Gümrük Birliği’nden
sağlanan kazanımların, ülkemiz
ile AB arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri derinleştirerek en
üst düzeye çıkarılması amacıyla
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi
süreci başlatılmıştır.
önlem ve ilave gümrük vergisi uygulanan bazı mensucat eşyası ile ilave
gümrük vergisi uygulanan ayakkabıların üçüncü ülkeler menşeli olanlarının, Avrupa Birliği ve Serbest Ticaret
Anlaşması yaptığımız ülkeler menşeli
olarak beyan edilmek suretiyle ithal
edilerek dampinge karşı önlemlerin ve
ilave gümrük vergisi uygulamalarının
etkisiz kılınmasının önüne geçmek
amacıyla, Avrupa Birliği ve Serbest
Ticaret Anlaşmamız bulunan ülkelerden yapılan mensucat ve ayakkabı
ithalatlarında, ithalatçılardan ürünün
üreticisine ilişkin ayrıntılı bilgi talep
edilmekte ve ilgili ülkelerde bulunan
Ticaret
Müşavirliklerimiz/Ataşeliklerimiz aracılığı ile beyan edilen bu
üretici bilgilerinin doğrulaması yapılmaktadır.
Ülkelerin bize uygulamış olduğu
önlemlere bakacak olursak, 2016 yılı
rakamları baz alındığında, 1,5 milyar
dolarlık ihracatımız, yani toplam ihracatımızın % 1,06’sı bir anti-damping,
telafi edici vergi veya korunma önlemi
sürecine ya da önlemine tabidir.
Globalleşmenin getirdiği çok taraflı platformların dünya ticaretine
yeni boyut kazandırma noktasındaki
eksikliği, dünya ekonomisi için ciddi
zararlar doğurduğu bilinen korumacı
hareketleri tetiklemiş, küresel bazdaki yeni arayışlar bölgesel ticaret
anlaşmaları şeklinde hayat bulmaya
başlamıştır. Bu bağlamda ülke olarak
Şu anda dünyada en fazla serbest
ticaret anlaşması akdetmiş 6. ülke
konumuna gelmiş bulunuyoruz.
44
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
bölgesel entegrasyonların içerisinde
en etkin şekilde yer almak temel stratejilerimizden biri haline gelmiştir. Şu
anda dünyada en fazla serbest ticaret
anlaşması akdetmiş 6. ülke konumuna
gelmiş bulunuyoruz.
Korumacı eğilimlerin dış ticaretimizi baskıladığı bir gerçektir. Ancak ihracatçılarımızın yeni pazarlara
açılım ve bulundukları pazarlardaki
derinleşme faaliyetleri vasıtasıyla dış
ticaretimize dinamik bir yapı kazandırıyor olmaları, ülke olarak en büyük
avantajlarımızdandır.
Türkiye olarak küresel ticaretteki
payımızı daha üst seviyelere çıkarmayı hedefliyoruz. Bu hedeflere ulaşmak için yeni pazarlara nüfuz etmek
ve mevcut pazarlardaki payımızı artırmak üzere katma değer, inovasyon
ve teknoloji-yoğun üretim konularına
öncelik veriyoruz. Ekonomi Bakanlığı
olarak; firmalarımızın ilk ihracatlarından tutun, küresel marka olmalarına
kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde
sunduğumuz desteklerle yenilikçi ve
Ar-Ge yoğun yatırımların teşvik edilmesi noktasında da tüm imkânlarımızı
seferber etmiş bulunuyoruz.
AB - Türkiye Gümrük Birliği
Anlaşması’nın gözden geçirilmesi kapsamında yapılan çalışmalar
konusunda bilgi verebilir misiniz?
Gümrük Birliği, ticaret hacmimizde
%43 paya sahip olan AB ile ticari ve
ekonomik ilişkilerimizin temelini teşkil etmektedir.
21 yıl boyunca Gümrük Birliği’nden
sağlanan kazanımların, ülkemiz ile AB
arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri derinleştirerek en üst düzeye çıkarılması amacıyla Gümrük Birliği’nin
güncellenmesi süreci başlatılmıştır.
Süreç kapsamında, Gümrük Birliği’nde
yaşanan sorunların giderilmesi; tarım
tavizlerinin karşılıklı olarak geliştirilmesi; tercihli ticari ve ekonomik
Komisyon’un müzakere yetkisini
almasının ardından, resmi müzakereleri ivedilikle başlatmayı ve
mümkün olan en kısa zamanda
tamamlamayı hedefliyoruz.
ilişkilerin kamu alımları, e-ticaret ve
hizmetleri kapsayacak şekilde genişletilmesi konuları müzakere edilecektir.
Müzakereler öncesinde, ilgili Kurumlar, Sivil Toplum Kuruluşları ve
özel sektör temsilcileriyle, gerek anket çalışmaları gerek bilgilendirme ve
istişare toplantıları vasıtasıyla yoğun
bir iç hazırlık süreci yürütülmüştür.
Ayrıca, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin ülkemiz ekonomisi üzerindeki olası etkilerini ortaya koymak üzere bağımsız bir araştırma kuruluşuna
etki analizi çalışması yaptırılmıştır.
Çalışma; Gümrük Birliği’nin başarılı
bir şekilde güncellenmesi halinde, ülkemizin büyüme oranlarına, ihracatına ve refahına önemli katkı sağlayacağını ortaya koymuştur.
Söz konusu çalışmalar neticesinde
ülkemiz resmi müzakerelere başlamaya hazırdır. AB tarafında ise Avrupa
Komisyonu’nun üye ülkeler adına müzakereleri yürütmek üzere Konsey’den
yetki alması gerekmektedir. Bu doğrultuda, 21 Aralık 2016 tarihinde Avrupa
Komisyonu Konsey’den yetki alınması
sürecini başlatmıştır. Komisyon’un
müzakere yetkisini almasının ardından, resmi müzakereleri ivedilikle
başlatmayı ve mümkün olan en kısa
zamanda tamamlamayı hedefliyoruz.
Ülkelerin bize uygulamış olduğu
önlemlere bakacak olursak, 2016
yılı rakamları baz alındığında, 1,5
milyar dolarlık ihracatımız, yani
toplam ihracatımızın % 1,06’sı
bir anti-damping, telafi edici vergi veya korunma önlemi sürecine
ya da önlemine tabidir.
Roberto Carvalho de AZEVÊDO
Dünya Ticaret Örgütü (WTO)
Genel Direktörü
“Korumacılığa Yönelişe Karşı Tetikte Olmalıyız”
Dünya Ticaret Örgütü yeni korumacılık politikalarını nasıl karşılamaktadır? Konuyu kendi Organizasyonunuz açısından ele alabilir
misiniz?
Gerçek anlamda korumacılığın ortaya çıktığına henüz rastlamadık. Her
zaman olduğu gibi, kaygılar için sebepler bulunmakta olup buna rağmen,
en kötüsünü varsaymamamız gerekmektedir. Dünya Ticaret Örgütü’nün
ticaret alanındaki mevcut küresel kuralları, 2008 Krizi sonrasında korumacılığın ortaya çıkmasını ve 1930’lu
yıllarda gördüğümüz zararlı politikaların tekrar yaşanmasını önemli ölçüde önlemiştir. İstihdam ve büyümeye
dair endişelerden bahsetmek için
korumacılık ile meşru ticari tedbirleri
birbirinden ayırt etmek oldukça önemlidir. Dünya Ticaret Örgütü sistemi,
üyelerinin gerektiği gibi kullanması
ve haksız ticari uygulamalarla baş etmeleri amacıyla bazı araçlar geliştirmiştir. Bununla birlikte, korumacılığa
doğru olası bir yönelişe karşı ihtiyatlı
ve tetikte olmalıyız.
Ayrıca, Dünya Ticaret Örgütü Üyelerinin yeni ticari reformları geliştirmek için beraber çalıştığını da belirtmeliyim. Dünya Ticaret Örgütü’nün
Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması,
Şubat 2017’de yürürlüğe girmiştir. Bu
Anlaşma, küresel düzeyde ticari maliyeti ortalama %14,3 düşürerek olumlu ekonomik etki yaratan; halen bu
yüzyılın en büyük ticaret anlaşması
niteliğindedir. Dünya Ticaret Örgütü
Üyeleri bu başarıyı daha ileriye taşımaya isteklidir. Dünya Ticaret Örgütü
olarak, Aralık ayında Buenos Aires’te
gerçekleşecek Bakanlar Konferansımızı planlamaktayız. Konferans için,
Üyelerimiz, daha fazla ilerleme kaydedilebilmesini sağlayacak çeşitli konuları gözden geçirmektedir. Son 12 ay
içinde, bilhassa özel sektörden oldukça etkileyici düzeyde katılım olduğunu
görmekteyiz. Aslına bakılırsa, şu anda
ticaret tartışması, Dünya Ticaret Örgütü içinde oldukça canlı bir konudur.
Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne
katılımı ile yaşanan gelişim dalgası, yeni korumacılık ile sona eriyor
diyebilir miyiz?
Çin’in, Dünya Ticaret Örgütü’ne
2001 yılında katılmasından bu yana
küresel ekonomi önemli dönüşümler
geçirmiştir. Öyle ki, yeni yüzyılın başlangıcından bu yana ileri teknoloji,
otomasyon ve iş hayatı uygulamaları
alanındaki gelişmeler, dünya gene-
linde tedarik zinciri ve işbölümünde
kayda değer büyümeye yol açmıştır.
Dünyada çok daha fazla aktör, ülke,
girişimci ve yeni işkolları görmekteyiz. Bu durum çok olumludur ancak,
hem yeni zorlukları, hem de yeni fırsatları beraberinde getirmektedir.
Küreselleşmeye ilişkin derin, gerçek ve haklı kaygılar vardır. Küreselleşmenin faydalarını yaygınlaştırmak
için yeterince çalışılmamış, kayıpları
olanlara hedefli destekler sağlanmamıştır. Artan uluslararası rekabetin,
bazı ülkelerin kimi sektörlerinde istihdam kayıplarına yol açtığı doğrudur.
Buna rağmen, teknolojinin istihdam
ve üretim alanındaki etkisi burada çok
daha önemli bir faktördür. Araştırmalar, iş kayıplarının yüzde 80’ninin teknoloji ve inovasyona bağlı olduğunu
ileri sürmektedir. Korumacılığa dönmek, kaybedilen işleri geri getirmeyecek; sadece daha yüksek fiyatlar ve
daha düşük satınalma gücü yoluyla
ekonomiye zarar verecektir. Çözüm ise
insana yatırımdır. İhtiyacımız olanlar;
insanların kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için ücret desteği sağlayan
sosyal programlar ve gelecekteki işlere
yönelik beceriler geliştirmeyi mümkün kılan eğitim programlarıdır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
45
Christian BERGER
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı
“Adil ve Şeffaf Bir Ticaret Politikasına İnanıyoruz”
Halen hazırlık çalışmaları yürütülen Gümrük Birliği’ni gözden geçirmeye yönelik olarak AB’nin beklentisi nedir?
Gümrük Birliği’ni güncelleyerek
ve iki taraflı imtiyazlı ticari ilişkinin
kapsamını genişleterek, Avrupa Birliği
- Türkiye ticaret ilişkilerinin ortak ekonomik çıkarlar temelinde yenilenmesi,
öncelik teşkil etmektedir. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından 2016 yılında
yapılan Etki Değerlendirmesi, Gümrük
Birliği’nin yenilenmesinin hem AB,
hem de Türkiye için yararlı olacağını
göstermiştir. (Türkiye AB’nin en büyük beşinci ticaret ortağı konumundadır. AB de Türkiye’nin en önemli ticari
ortağı ve en önemli doğrudan yabancı
yatırım kaynağıdır.)
Bu bağlamda Komisyon, AB-Türkiye
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunda müzakerelere başlamak için
Konsey’den 21 Aralık 2016 tarihinde
yetki talep etmiş olup, Konsey’de ve
Avrupa Parlamentosu’nda belirtilen
kapsamdaki görüşmeler halen devam
etmektedir.
Yeni korumacılık eğiliminin güçlenmeye başladığı bir dönemde AB’nin
genişleme politikası artık sona mı
erdi?
Kısa yanıt olarak “Hayır”. Uzun yanıt
46
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
ise; Avrupa projesi hiçbir zaman korumacılığı desteklememiştir. Tam aksine,
en başından itibaren Avrupa projesi dayanışma, demokrasi ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulmuştur ve bu değerler
hala Avrupa Birliği’nin merkezinde yer
almaktadır. Arttığı tartışılır olan korumacılık eğilimlerinden bağımsız olarak,
AB içinde değerlerimizi gözeten, AB dışında teşvik edeceğimiz adil ve şeffaf bir
ticaret politikasına inanıyoruz. AB - Türkiye Gümrük Birliği’nin yakında oluşturulacak modernizasyonu, söz konusu
ilkelerimizle bağdaşan çabalarımızın
mükemmel bir örneği olacaktır.
AB Genişlemesi, AB’yi küresel bir
aktör olarak güçlendiren temel direklerden biridir. Genişleme süreci,
başvuran ülkeleri katılım kriterleri
doğrultusunda güçlendirmek ve modernleşmelerini siyasi ve ekonomik
reformlarla desteklemeye yardımcı
olmak için vazgeçilmez bir araç olarak
kalmaya devam etmektedir.
“Önce temel esaslar” ilkesine daimi
bağlılık, genişleme ülkeleri için zorunlu olmayı sürdürmektedir. Komisyon
hukukun üstünlüğü, güvenlik dahil
temel haklar, demokratik kurumlar,
kamu yönetimi reformu, ekonomik
büyüme ve rekabetçilik konularında
gösterilen çabalara odaklanmaya devam edecektir.
AB Türkiye ile müzakereleri
daha ne kadar sürüncemede bırakmayı düşünüyor? Bu sürüncemede bırakma meselesi değildir; kabul süreci iki yönlü bir
süreçtir ve AB, belirli kurallar çerçevesinde yönetilen uluslarüstü bir teşkilata üyelik sunmaktadır. Aday ülke,
anılan kuralları kabul edip mevzuatını buna uygun olarak düzenlemeyi
taahhüt eder. Türkiye’nin durumunda
ise diğer hususlarla birlikte, Türkiye
ekonomisini de geliştiren önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Geçtiğimiz Aralık ayında Genel İşler Konseyi, üyelik sürecinin açık uçlu
olduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin ilgili mevzuatı uygulamak için adımlar
atması da dahil olmak üzere Birliğe
uyum çabalarını sürdürmesi için teşvik edici bir yaklaşımda bulunmuştur.
Konsey ayrıca mevcut koşullarda yeni
bir fasıl açılmasının düşünülmediğini
not etmiştir. Her iki tarafın çıkarları
ve AB-Türkiye ilişkilerinin yararı bakımından, küreselleşmenin getirdiği
zorluklar kadar, güvenlik riskleri ile de
başa çıkmaya çalışan tarafların birbirine ihtiyaç duyduğu böyle bir dönemde
sorunların üstesinden gelineceğine ve
müzakerelerin kaldığı yerden devam
edeceğine inanıyorum.
Mehmet BÜYÜKEKŞİ
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)
Yönetim Kurulu Başkanı
Dünyada Korumacılık Eğilimi ve Umut Vaad Eden
2017 Yılı
2016 yılında tıpkı 2015’teki gibi
küresel ticaret dolar bazında daralmaya devam etti. Aynı zamanda miktar
bazında da, 2009 yılı hariç son 15 yılın
en düşük büyümesini yaşadı. Ayrıca,
DTÖ verilerini incelediğimizde 20112015 yılları arasında mal ihracatının
değerinin yüzde on oranında azalmış
olduğunu görüyoruz. Meydana gelen
bu düşüş, İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonraki dört yıllık periyotlar arasındaki en büyük düşüş olarak kaydedildi.
Bu daralmanın sebeplerine baktığımızda; gelişmiş ülkelerdeki zayıf ekonomik performans, gelişmekte olan
ülke ekonomilerindeki yavaşlama,
emtia fiyatlarındaki düşüş ve azalan
yatırımlar karşımıza çıkıyor. Ancak, bu
resesyonun altında yatan ana nedenlerden biri ise korumacılık. Yapılan çalışmalar, 2009 yılından beri dünyada,
hemen hemen yarısı Çin’i hedef alan,
yaklaşık yedi bin korumacı düzenlemenin yürürlüğe girdiğini gösteriyor.
IMF’nin raporunda ise, yine 2008 yılından bu yana tarife indirimlerinin
minimal seviyede kaldığı; 1986 ile
1995 arasında her sene yaklaşık yüzde
1 olan indirimlerin, bunu takip eden
13 yılda yüzde 0,5’er olarak gerçekleştiğini söylüyor.
Yalnızca dış ticarette değil ekonominin diğer alanlarında da benzer uygulamaların hüküm sürdüğünü görüyoruz. IMF raporlarına göre,
1990’larda ve 2000’li yılların başlarında çokuluslu şirketlerin yaygınlaştırdığı küresel tedarik zincirleri, son
yıllarda yerini yerelleşmeye bıraktı.
Dünya Bankası da küresel tedarik zincirlerinin büyümesinin 2011 yılından
itibaren son bulduğunu belirtiyor.
Küresel ticaretteki daralmanın
sebeplerine baktığımızda; gelişmiş ülkelerdeki zayıf ekonomik
performans, gelişmekte olan ülke
ekonomilerindeki yavaşlama, emtia fiyatlarındaki düşüş ve azalan
yatırımlar karşımıza çıkıyor.
Bununla birlikte, korumacılık eğilimlerinin yalnızca ekonomi ve ticarette değil maalesef siyasi ve toplumsal
ilişkilerde de yansımalarını görmek
hepimizi kaygılandırıyor. Amerika ve
Batı Avrupa’ya yönelik göç, bu ülkelerin vatandaşları tarafından ciddi ve
güçlü bir muhalefet ile karşılanıyor.
Özellikle, ABD’de başkanlık seçim
kampanyaları boyunca Trump tarafından korumacılık vaat eden söylemler tüm dünyanın gündemine oturdu.
Yine Avrupa’da, Suriye krizinin doğal
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
47
Korumacılık eğilimlerinin yalnızca ekonomi ve ticarette değil
maalesef siyasi ve toplumsal ilişkilerde de yansımalarını görmek
hepimizi kaygılandırıyor.
bir sonucu olan mülteci krizi neticesinde, iyice gün yüzüne çıkan abartılı
açıklamalar da tüm dünyayı tedirgin
edici nitelikte. Örneğin Fransa’da uzun
yıllardır milliyetçi söylemleriyle tanınan ve 23 Nisan Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin ilk turunda sandıktan
birinci çıkmasına kesin gözle bakılan
Le Pen, birkaç hafta önce küreselleşmeyi savunanları yenilgiye uğratmanın vaktinin geldiğini belirten açıklamalar yaptı. Ancak, Mart ayında
Almanya’nın ev sahipliğinde gerçekleşen G-20 Maliye Bakanları Zirvesi’nin
sonuç bildirgesinde Ticarette korumacılık söyleminin yer almaması bizleri
memnun etti.
Yeri gelmişken, F. Bastiat’ın bu konuda söylediği bir sözü hatırlatmak
isterim; “Malların geçmesine izin verilmeyen sınırlardan askerler geçer.”
Hakikaten tarihe baktığımızda bu ifadenin ne denli gerçek olduğunu görüyoruz.
48
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
Son dönemlerde her ne kadar popülist söylemlerle korumacılığın gerekliliği savunulsa da, korumacılık
ile ülke ekonomilerinin rekabet gücü
daha yüksek bir hale gelmesi söz konusu değil. Eğer dünyadaki korumacılık artarsa özellikle az gelişmiş ülkeler
teknolojide geri, dünya pazarlarında
rekabet edemeyen, kalite ve fiyatta
daha üstün pozisyon elde etmek yerine kendini korumak için kaynak
harcamaya başlayan bir yapıya bürüneceklerdir. Tüketiciler ise kalitesiz
malı daha yüksek fiyatlara satın almak
zorunda kalacak ve bunun sonucunda
refah düzeyi düşük bir ekonomi meydana gelecektir.
Biz, bu yüzden korumacılığı değil
bilakis ticaretin önündeki engellerin
kaldırılmasını savunuyor, bu yönde
atılan adımları da destekliyoruz. Örneğin, geçtiğimiz Şubat ayında yürürlüğe giren Ticaretin Kolaylaştırılması
Anlaşması’nı son derece önemli buluyoruz. ABD, Avrupa Birliği, Çin gibi
dünyanın önde gelen ekonomilerinin
de dahil olduğu bu anlaşmanın dünya genelinde ticaret masraflarını %14
civarında azaltması ve küresel ticarete
yılda 1 trilyon dolarlık bir katkı sağla-
korumacılığı değil bilakis ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasını savunuyor, bu yönde atılan adımları da destekliyoruz.
ması öngörülüyor. Türkiye’nin de Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması’na
taraf olması ile birlikte geçtiğimiz aylarda, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
ile Ekonomi Bakanlığı Müsteşarları eş
başkanlığında Ticaretin Kolaylaştırılması Kurulu kuruldu. Meclisimizin de
yer aldığı bu kurulun Türkiye’de ticaretin önündeki engellerin azaltılmasına yönelik önlemleri hızlı bir şekilde
ele alarak ülkemizin uluslararası rekabetçilikte elini güçlendirecek adımlara
imza atacağına inanıyoruz.
2017 yılı beklentilerimize gelirsek;
bu yıla daha umut verici gelişmeler
ile girdiğimizi belirtmeliyim. 2017 yılı
ilk çeyrek döneminde küresel ekonomide dengeli bir toparlanma yaşanırken; dünya mal ticaretinin yılın ilk iki
ayında miktar ve değer olarak 2 yılın
ardından yüzde 9,2 oranında büyüdüğünü, hemen tüm ülkelerde ihracatta
önemli artışlar yaşanmaya başladığını
görüyoruz.
2017 yılına yaşanan bu olumlu
başlangıç ülkemiz için de geçerli oldu.
2017 yılına ihracatta yüksek bir artış
oranıyla başlamıştık. Mart ayında bu
artış oranı çok daha yukarılara çıkmış
oldu. Böylelikle ilk 3 aydaki ihracat artışımız yüzde 6,7 oldu. Atılım yılı ilan
ettiğimiz 2017 yılında dünya ekonomisindeki toparlanma ile birlikte Hükümetimizin ihracatçılara verdiği desteklerin de etkisiyle ihracatımızdaki
yükselişin devam etmesini bekliyoruz. Verilere baktığımızda daha fazla
genele yayılan ve gittikçe hızlanan bir
ihracat yapısına kavuştuğumuzu görmek de bizleri memnun ediyor.
Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak bizler, ülkemizi dünya ticaretinde
daha iyi yerlere getirmek adına var gücümüzle çalışıyoruz. İhracatçılarımızı
uluslararası alanda temsil etmek için
tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz.
Halihazırda 3,1 milyon kişiye istihdam
sağlayan 67 bin ihracatçının temsilcisi
olarak, küresel rekabet edebilirliğimizi
yükseltmek ve dünya ticaretinde daha
büyük pay sahibi olmak için ülkemizin tanıtımına ve bilinirliğine yönelik
önemli adımlar atıyoruz. TİM ile özdeşleşen Türkiye İnovasyon Haftası,
İnovaLİG, İnovaTİM, TİM Akademi,
TİM-TEB Girişim Evleri ve diğer pek
çok etkinliğimize yenilerini eklemeye
devam ediyoruz. Ülkemizde yüksek
katma değerli üretimin ve bilincin yaygınlaştırılması amacıyla 2016 yılında
ilk kez gerçekleştirdiğimiz “İNOSUİTİnovasyon Odaklı Mentörlük Projesi”,
“Türkiye’nin 500 Büyük Hizmet İhracatçı Firması Araştırması”, “Türkiye
İhracat Zirvesi” ve “Türkiye Tasarım
Haftası” etkinliklerimizi ise her yıl düzenleyerek gelenekselleştireceğiz.
Yine, ihracatçılarımızın dünyada
ayak değmedik yer bırakmamaları için
hedef ve alternatif pazarlara yönelik
tanıtım ve algı kampanyaları yürütüyoruz. Hepinizin bildiği gibi, Ekonomi
Bakanlığımızın himayesinde “TurkeyDiscover the Potential/Türkiye-Gücünü ve Potansiyelini Keşfet” sloganıyla
2014 yılında “Türkiye Markası”nı oluşturduk. Bu çalışmamızla ülkemizin
elde ettiği başarıların ve gelecek vizyonunun en doğru biçimde dünyaya
tanıtılmasına yönelik faaliyetler gerçekleştiriyoruz.
Benzer düşüncelerden hareketle,
Ekonomi Bakanlığımız öncülüğünde,
Meclisimiz koordinasyonu ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği işbirliği
ile Türkiye İmaj Kampanyası’nı devreye soktuk. Ülkemizi hak ettiği ve
gerçeklere dayalı algılama seviyesine
ulaştırmak üzere farklı bir metodoloji izleyerek uluslararası bir iletişim
kampanyasını hayata geçirdik. Bu
kampanya ile ilk etapta hedef 7 ülkede “Yabancı dostlarımızın gözünden,
kalbinden ve dilinden” Türkiye’yi anlatacağız. Yine, ihracatçı birliklerimizle beraber ürünlerimizin bilinilirliğini
artırmak üzere sürekli yeni projeler ve
tanıtım faaliyetleri gerçekleştiriyoruz.
Yine bu sene hayata geçirdiğimiz
Atılım yılı ilan ettiğimiz 2017 yılında dünya ekonomisindeki toparlanma ile birlikte Hükümetimizin
ihracatçılara verdiği desteklerin
de etkisiyle ihracatımızdaki yükselişin devam etmesini bekliyoruz.
“Türk İhraç Ürünleri Marka Algı Araştırması” projemizin hazırlıkları devam
ediyor. Ülkemiz tanıtımına önemli katkı sunacak Türk Ticaret Merkezleri’nde
(TTM) ise artık açılış aşamasına ulaştık. Geçtiğimiz ay İran, Dubai, New
York ve Chicago TTM’lerinin ön açılışını yaptık, önümüzdeki günlerde de
resmi açılışını yapmayı planlıyoruz.
Şu anda bu TTM’lerimiz faaliyetlerini
sürdürüyor. Ayrıca önümüzdeki aylarda Londra TTM’mizi açacağız.
Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak,
ülkemizin daha zengin, refah seviyesi
yüksek, dinamik ve bir ülke olarak dünya liginde daha üst sıralarda yer alması
için serbest ticaretin öneminin bilincinde bir kurum olarak ülkemizin 2023
hedeflerine yakınlaşması adına hizmet
etmekten büyük mutluluk duyuyoruz.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
49
Ömer Cihad VARDAN
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)
Yönetim Kurulu Başkanı
“Bir Yanda Küresel Ekonominin Kuralları Yeniden
Belirlenirken, Diğer Yanda Korumacı Politikalar
Gün Geçtikçe Küreselleşiyor”
Küreselleşme ve hareketliliği hızla
artan sermaye ile beraber son 10 yılda
ülkelerin büyük bir hızla ekonomide
korumacı politikaları arttırdığına şahit oluyoruz. Korumacı politikalardaki
artışta elbette yaşanan küresel ekonomik krizlerin büyük rolü var; ancak korumacı önlemlerin sadece az gelişmiş
ülkeler tarafından değil, gelişmiş ülkeler tarafından da uygulandığına dikkat
çekmek lazım. Örneğin Avrupa Komisyonu tarafından Haziran 2016 tarihinde yayımlanan “Dünya Ticaret ve Yatırım Engelleri ve Korumacı Trendler”
başlıklı rapora göre, bir çok ‘gelişmiş
ülke’ seviyesinde bulunan Avrupa Birliği ülkelerinin 2008 yılından bu yana
küresel ticareti sınırlamaya dönük
700’ün üzerinde önlem aldığı ifade
ediliyor. Aynı raporda Haziran 2014
50
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
ve Aralık 2015 dönemini kapsayan
18 ayda, 200’ün üzerinde ticareti ve
yatırımları kısıtlayan tedbirin küresel
düzeyde kabul edildiğine dikkat çekiliyor. Bu dönemde uygulamaya alınan
önlemlere ise Çin, Rusya, Endoneyza
ve Hindistan gibi gelişmekte olan piyasa ekonomileri tarafından başvurulduğu hatırlatılıyor.
Görüldüğü üzere korumacı politikalar sadece az gelişmiş veya gelişmekte
olan piyasaların değil, neredeyse tüm
ekonomilerin de hızla başvurduğu bir
yöntem haline geldi. Bu politikalar
en basit haliyle kendilerini ‘yerli malı
kullanımını’ teşvik olarak gösteriyor.
Ayrıca muhtelif ekonomik teşvik paketleri ile farklı sektörlere ithalatı kısıtlama tedbirleri getiriliyor. Güvenlik
açısından risk taşıyan ürünlere yöne-
Görüldüğü üzere korumacı politikalar sadece az gelişmiş veya
gelişmekte olan piyasaların değil,
neredeyse tüm ekonomilerin de
hızla başvurduğu bir yöntem haline geldi. Bu politikalar en basit
haliyle kendilerini ‘yerli malı kullanımını’ teşvik olarak gösteriyor.
Ayrıca muhtelif ekonomik teşvik
paketleri ile farklı sektörlere ithalatı kısıtlama tedbirleri getiriliyor.
lik önlemler ve ithal üründe standartların sürekli olarak yükseltilmesi de,
sıklıkla karşılaşılan ve farklı ülkeler
tarafından başvurulan korumacılık
yöntemlerinden. 2008 yılında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas
Sarkozy, Fransız otomotiv şirketlerine
hükümetin vermeyi öngördüğü mali
destek karşılığında, bu şirketlerin
başka ülkelerdeki ve özellikle Orta ve
Doğu Avrupa’daki fabrikalarını kapatıp Fransa’ya taşımalarını şart koşarak, devlet eliyle yürütülen korumacılık tedbirlerine de ön ayak olmuştu.
Bu şekilde bir yanda küresel ekonominin kuralları yeniden yazılıyor; diğer
tarafta ise korumacı politikalar gün geçtikçe küreselleşiyor. Bu noktada son 15
yıldaki ekonomik gelişmesi ve ilerlemesiyle birçok ülkenin radarında bulunan
Türkiye de, hızla artan korumacılıktan
nasibini alıyor. Örneğin ihracatçılarımız, Türkiye gibi aynı kulvarda koşan
gelişmekte olan ülkelere ihracat yaparken büyük sıkıntılar çekmek zorunda kalıyor. Bu ülkelere ham madde,
makine veya yedek parça ihraç etmek
isteyen firmalarımız, yüksek gümrük
vergileri ile karşı karşıya kalıyor. Ancak
aynı ülkelerin firmaları, Türkiye’ye mal
satarken aynı gümrük duvarı ile karşılaşmıyor; bu da ekonomiler arasında
haksız rekabetin oluşmasına ve hatta
artmasına sebebiyet veriyor.
Giderek artan korumacılık önlemlerine karşı Türkiye’nin de kendi pozisyonunu belirlemesi ve belirlenen yeni
kurallar çerçevesinde hareket etmesi
gerektiğine inanıyorum. Belli sektörlerde ve alanlarda ise Türkiye’nin
kuralları takip eden değil, oyunun kurallarını belirleyen ülke olması gerekiyor. Bu noktada Türkiye’nin bir süreden beri hız verdiği ve farklı ülkelerle
yürüttüğü serbest ticaret anlaşması
müzakereleri bizim açımızdan çok
önemli. Zaten bu çerçevede Ekonomi
Bakanlığımız bünyesinde önemli bir
bilgi ve yetenek kapasitesi de oluştu.
Hiç şüphesiz bizlerin yapması gereken
sayıları giderek artan ikili ve bölgesel
serbest ticaret anlaşmalarına hız vermek ve bu alanda diğer ülkelerin gerisinde kalmamaktır.
Bu noktada özellikle Türkiye- Avrupa Birliği Gümrük Birliğinin güncellenmesi ve derinleştirilmesi sürecine
ayrı bir parantez açmakta fayda var.
Bilindiği üzere 2016 yılında 20’nci
Giderek artan korumacılık önlemlerine karşı Türkiye’nin de kendi
pozisyonunu belirlemesi ve belirlenen yeni kurallar çerçevesinde
hareket etmesi gerektiğine inanıyorum. Belli sektörlerde ve alanlarda ise Türkiye’nin kuralları takip eden değil, oyunun kurallarını
belirleyen ülke olması gerekiyor.
yılın geride bıraktığımız Türkiye- Avrupa Birliği Gümrük Birliği ilişkisi,
çok uzun bir süredir yarattığı sorunlar
ve asimetri sebebiyle taraflar ve özel
sektör tarafından eleştiriliyordu. Bu
çerçevede 2015 yılında Ekonomi Bakanlığımız tarafından ilk adımı atılan
süreci, bizler de DEİK olarak yakinen
takip ediyoruz. Bugün geldiğimiz konum itibariyle taraflar, müzakerelere
hazır durumda. Hiç şüphesiz en büyük
ticaret ortağımız Avrupa Birliği ile küresel trendleri de dikkate alır şekilde
yenilenecek, güncellenecek ve derinleştirilecek bu süreç, ülkemizin ekonomisi için önemli bir adım olacaktır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
51
Ayhan ZEYTİNOĞLU
İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV)
Yönetim Kurulu Başkanı
“Gümrük Birliği’nin Güncellenmesi
Müzakerelerinde İş Dünyası Sürece Katılmalı”
Türkiye-AB Gümrük Birliği Süreci Korumacılık Rüzgarlarından Nasıl Etkilenecek?
Son günlerde sorunlar ve krizlerle seyreden Türkiye-AB ilişkilerinde 2017’de hız kazanması beklenen
önemli bir konu var. O da gümrük birliğinin güncellenmesi süreci. TürkiyeAB Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararı ile başlayan ve 1996 yılından beri
uygulamada olan gümrük birliğine
ilişkin bazı yapısal ve pratik sorunların
çözümü bu sürecin önemli bir gündem
maddesini oluşturuyor. Bunun yanında, sadece sanayi ürünlerini kapsayan
gümrük birliğinin, AB ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi suretiyle yeni alanlara genişletilmesi de öngörülüyor.
Gümrük birliğine ilişkin sorunların
çözümlenmesi derken özellikle üzerinde durduğumuz konuları şunlar oluşturuyor:
1. AB’nin imzaladığı serbest ticaret
anlaşmalarına Türkiye’nin taraf
olması veya bu anlaşmaların AB
52
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
ile söz konusu üçüncü ülkeler ile
müzakere edilirken, Türkiye ile de
müzakere edilmesi ve aynı anda
yürürlüğe girmesinin sağlanması
2. AB ortak ticaret politikasının karar
alma süreçlerinde Türkiye’nin temsili, AB’nin ticaret komiteleri, ilgili
konsey toplantıları gibi platformlarında Türkiye’nin gözlemci olarak
bulunması ve görüşlerinin alınması
3. Taraflar arasında sorun yaratan
konuların çözüme kavuşturulması
için uyuşmazlıkların çözümü mekanizmalarının geliştirilmesi
4. İki taraf arasında mal ticaretinde
tarife dışı bir engel oluşturan kamyon kotaları sorununun çözümü
5. Taraflarca gümrük vergisi ve kota
uygulamalarının dışında kalan ticareti kısıtlayıcı tarife dışı engellerin kaldırılması
6. Gümrük birliği içinde mallar serbest dolaşırken, o malları üreten ya
da satışını yapan sanayici ve tüc-
Avrupa Komisyonunun yaptırmış olduğu etki analizi çalışmasına göre gümrük birliğinin
güncellenmesi süreci sonucunda
Türkiye’nin GSYİH’nın % 1,44 oranında, Ekonomi Bakanlığının etki
analizine göre ise %1,90 oranında artması beklenmektedir.
carın AB’ye girerken vize engeli ile
karşılaşmasının Türkiye açısından
kabul edilemez olduğu dikkate alınarak, vize uygulamasının kaldırılması için vize serbestliği sürecinin
sonuçlandırılması
Gümrük Birliği’nin yeni alanlara
genişletilmesi hedefi ise, sanayi mallarının yanında, tarım ürünleri, hizmet
sektörleri ve kamu alımları piyasalarında da karşılıklı liberalizasyonun
gerçekleştirilmesini ifade etmektedir.
Türkiye’nin gayrı safi hasılasının
yaklaşık %70’ini oluşturan hizmetler
sektöründe AB ve Türkiye arasında
karşılıklı açılımın sağlanması özellikle
Dünya genelinde korumacılık trendinin arkasında yatan nedenlere
baktığımızda çevreci ve sosyal
endişelerin yanında, yatırımların
gelişmekte olan ülkelere kayması
ve ucuz emeğe dayanan sektörlerde özellikle Çin ve Hindistan gibi
Asya ülkelerinin giderek pazar
paylarını artırmaları karşısında
istihdam kaybı endişesi ve yerli
sanayinin yok olacağı endişeleri
gelmektedir. Ancak korumacı önlemlerle de özellikle gelişmiş ülkelerin pazarlarını korumalarının
mümkün olmayacağı görülmektedir. Özellikle ABD ve AB gibi piyasalarda tüketici talebini karşılamak, üretimde kullanılan girdileri
temin etmek, daha kaliteli ve uygun fiyatlı ürünler sunabilmek ve
sanayi içi ticarette üretim zincirlerinin bir parçası olarak kalabilmek serbest ticaret politikalarının
devamına bağlıdır.
turizm, taşımacılık ve inşaat gibi sektörlerimiz açısından önemli fırsatlar
barındırmaktadır. Hizmetler sektörünün Türkiye’nin toplam ihracatındaki
katma değeri yüzde 42 civarındadır.
Türkiye, küresel hizmet ticareti sıralamasında ihracat verilerine göre 16’ncı;
ithalat verilerine göre ise 23’üncü sırada yer almaktadır. Bu açıdan, hizmetler sektörünün gümrük birliği kapsamına alınmasının olumlu sonuçlar
doğurması öngörülmektedir.
Hizmet ticaretinde AB ve Türkiye
arasında karşılıklı açılıma gidilmesi ise
AB ile hizmetler alanında Pazar bütünleşmesinin sağlanması, gerçek kişilerin
hizmet sunma amacıyla geçici dolaşımı
ve yerleşmesinin önündeki engellerin
kaldırılması, karayollarında kamyonlara uygulanana kota meselesinin halli gibi hedefleri içermektedir. Bunun
mümkün olabilmesi içinse, Türkiye’nin
AB’de regüle eden sektörler açısından
mevzuat uyumunu geliştirmesi, AB’nin
mesleki yeterlik çerçevesine uyum sağlanması ve kurulum-vatandaşlık şartının kaldırılması gibi önlemlerin alınmasını gerektirmektedir.
Tarım ise Türkiye’nin önemli potansiyelinin yanında yapısal ve kronik
sorunlarının da bulunduğu bir alandır. Türkiye 190 ülkeye tarımsal ürün
satmakta olup, tarımın toplam ihracat
içindeki payı %11,4, ithalattaki payı
ise % 5,1 olarak kaydedilmektedir. Tarımsal dış ticaret fazlamız 5,6 milyar
dolardır. Bu alanda, AB ile karşılıklı
açılımın sağlanması aynı zamanda
Türkiye’nin AB’nin veterinerlik ve
bitki sağlığı alanındaki standartlarına uyum sağlanması ve rekabetçiliğin
artırılması amacıyla politika önlemlerinin alınmasını gerektirecektir. Bu
süreçte Türkiye özellikle taze meyve
sebzede giriş fiyatı uygulaması muafiyeti, zeytinyağı, fındık, üzüm ve
işlenmiş tarım ürünleri açılımı gibi
hedeflerle yola çıkarken, AB’nin beklentisi canlı hayvan, et, süt ürünleri,
yağlı tohumlar, hububat, işlenmiş
tarım ürünlerinde açılım sağlanması
yönündedir.
Kamu alımlarında gümrük birliğinin güncellenme sürecinin hedefi,
uygulanacak ortak kuralların tesis
edilmesi ve ulusal muamele temelinde pazar açılımı, offset ve fiyat avantajının kaldırılması, karşılıklı piyasalara tam erişim sağlanması olarak
özetlenebilir. Bu alanda AB ve Türkiye
pazarlarının karşılıklı olarak açılması
kamu alımları ihalelerine AB firmalarının da girmesine, açıklık şeffaflık,
eşit muamele ve rekabet açısından AB
mevzuatına uyum sağlanmasına önayak olacaktır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
53
Gümrük birliğinde yaşanan sorunların çözümlenmesi ve karşılıklı
liberalizasyonun tarım, hizmetler
ve kamu alımlarını kapsayacak
şekilde genişletilmesi süreci özellikle iş dünyasını yakından ilgilendirmektedir.
Avrupa Komisyonunun yaptırmış
olduğu etki analizi çalışmasına göre
gümrük birliğinin güncellenmesi süreci sonucunda Türkiye’nin GSYİH’nın %
1,44 oranında, Ekonomi Bakanlığının
etki analizine göre ise %1,90 oranında
artması beklenmektedir. Bu oranların,
ele alınan senaryolar arasında gümrük
birliğindeki tüm sorunların çözümlenmesi, Türkiye’nin AB STA’larına
uyum sağlaması ve gümrük birliğinin
kapsamına yukarıda sayılan alanların
girmesi halinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Gümrük birliğinin olduğu
gibi kalması ya da bir STA’ya dönüştürülmesi gibi hallerde ise gelir kaybı
yaşanması beklenmektedir. Kuşkusuz
ki gümrük birliği kapsamına girmesi
öngörülen tarım, hizmetler gibi sektörler, birbirinden son derece farklı alt
sektörlerden oluşmaktadır ve karşılıklı açılımını etkisi her bir sektör için
farklı sonuçlar doğuracaktır. Örneğin
Türkiye taze meyve ve sebze gibi ürün
gruplarında AB’ye açılımdan olumlu
etkilenirken, bazı ürün gruplarında AB
üreticileri avantaj sahibi olacaktır. Bu
sürecin karşılıklı tavizler vererek ilerlediği unutulmamalı ve eğer AB pazarında daha fazla mal ve hizmet satmak
ve ticaretimizi geliştirmek istiyorsak,
AB tarafında da karşılıklı açılımın sağlanması gerektiği dikkate alınmalıdır.
Dünya Ticaretinde Korumacılık
Eğilimleri Gümrük Birliği Sürecini
Nasıl Etkiler?
AB ile girmekte olduğumuz bu süreç karşılıklı olarak bir serbestleşme
getirecek ve pazara erişim açısından iki
tarafa da imkanlar sunacaktır. Rekabet
gücünü geliştirebilen, daha fazla, kali-
54
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
teli ve uygun fiyatlarda üretebilen ve
hizmet sunabilen bu sürecin kazananı
olacaktır. Öte yandan, bir süredir, dünya ticaretinde korumacılık eğilimleri
iyice su yüzüne çıkmıştır. Dünya Ticaret Örgütü çerçevesindeki çok taraflı
ticaret müzakereleri 2001’deki Doha
Turu sonrasında çıkmaza girmiş ve
dünya ticaretini çok taraflı eksende
daha serbestleştirmek mümkün olamamıştır. Bunun sonucunda, AB ve
ABD gibi dünya ticaretinin önde gelen
aktörleri bölgesel ve ikili anlaşmalar
yoluyla ticaret politikalarına yön vermeyi seçmiş ve bu yöntemle dünya
pazarlarındaki paylarını artırmayı hedeflemiştir. Ancak bu devrin de sonu
gelmiş, özellikle Trans Atlantik Ticaret
ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) müzakereleri gerek ABD’de gerekse AB’de önemli
tartışmalara neden olmuştur. Çevre
standartlarından, GDO’lu ürün ticaretine, görsel işitsel pazarın açılmasındaki hassasiyetlerden, anlaşmazlıkların
çözümü mekanizmalarına kadar müzakerelerin pek çok unsuru üzerinde
uzlaşma sağlanmasında zorluklar ve
görüş ayrılıkları yaşanmıştır. Son olarak ise, ABD’de yeni Başkan Donald
Trump Trans Pasifik Ortaklığı Anlaşmasını geri çekmiş, AB ile TTIP müzakerelerini ise durdurmuştur. AB içinde
de Ukrayna ve Kanada ile imzalanan
STA’ların onay sürecinde sorunlar yaşanmış, Ukrayna STA’sı Hollanda’da
yapılan bir referandumda reddedilirken, Kanada STA’sına Valon Parlamentosunun getirdiği engelleme ancak son
anda aşılabilmiştir.
Dünya genelinde korumacılık trendinin arkasında yatan nedenlere baktığımızda çevreci ve sosyal endişelerin
yanında, yatırımların gelişmekte olan
ülkelere kayması ve ucuz emeğe dayanan sektörlerde özellikle Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerinin giderek
pazar paylarını artırmaları karşısında
istihdam kaybı endişesi ve yerli sanayinin yok olacağı endişeleri gelmek-
Müzakerelerin Türkiye’nin ve iş
dünyası aktörlerinin faydasına
olacak şekilde yürütülebilmesi
için müzakere sürecinde kamu
ve özel sektörün etkileşim içinde olması, mümkün olan en ileri
düzeyde iş dünyasının ve temsilci kuruluşların sürece katılımının
sağlanması büyük önem taşımaktadır.
tedir. Ancak korumacı önlemlerle de
özellikle gelişmiş ülkelerin pazarlarını
korumalarının mümkün olmayacağı
görülmektedir. Özellikle ABD ve AB
gibi piyasalarda tüketici talebini karşılamak, üretimde kullanılan girdileri
temin etmek, daha kaliteli ve uygun fiyatlı ürünler sunabilmek ve sanayi içi
ticarette üretim zincirlerinin bir parçası olarak kalabilmek serbest ticaret
politikalarının devamına bağlıdır. Bu
sebeple ticaret anlaşmalarının müzakere ve onay sürecinin daha tartışmalı
ve zor geçeceği ve daha fazla zaman
alacağı öngörülse de bu anlaşmalardan ve ticarette karşılıklı açılımlara
gitmekten başka yol olmadığı da görülmektedir.
Türkiye İçin Politika Tavsiyeleri
Tüm bu farklı yönlerini dikkate
alarak gümrük birliğinin güncellenme
süreci ile ilgili politika tavsiyelerinde
bulunmak gerekirse aşağıdaki noktaları göz önünde bulundurmak bu zor
süreçte yararlı olacaktır:
1. Gümrük Birliği’nin güncellenme
süreci Türkiye ve AB ilişkilerinin
önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu süreç, ilişkilerin genel atmosferinden ve siyasi
yönlerinden de bağımsız değildir.
Güncellenme süreci ile ilgili müzakerelerin olumlu şekilde ilerleyebilmesi için ilişkilerin genelinde
güven ve diyalog ortamının hakim
olması süreci kolaylaştıracak fak-
Gümrük Birliği’nin güncellenme
sürecinde ele alınacak en kritik
alanlardan birini tarım sektörü
oluşturmaktadır.
törlerin başında gelmektedir. Aksi
takdirde, müzakere yapmak zorlaşacak ve uzlaşma güç olacaktır.
Bunun yanında, tam üyelik hedefinden sapılmaması ve gümrük birliği sürecinin tam üyeliğe alternatif
yeni bir modeli gündeme getirmesi
riskine karşı uyanık olunması da
üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır.
2. Gümrük Birliği’nde yaşanan sorunların çözümlenmesi ve karşılıklı
liberalizasyonun tarım, hizmetler
ve kamu alımlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi süreci özellikle
iş dünyasını yakından ilgilendirmektedir. Taze meyve ve sebzeden,
zeytinyağına, et ve süt ürünlerinde
turizme, taşımacılıktan danışmanlık hizmetlerine kadar birbirinden
çok farklı dinamiklere sahip olan
bu sektörlerinden süreçten etkilenme derece ve yönleri de farklıdır. Müzakerelerin Türkiye’nin ve
iş dünyası aktörlerinin faydasına
olacak şekilde yürütülebilmesi için
müzakere sürecinde kamu ve özel
sektörün etkileşim içinde olması,
mümkün olan en ileri düzeyde iş
dünyasının ve temsilci kuruluşların sürece katılımının sağlanması
büyük önem taşımaktadır.
3. AB ile 2017 yılında başlaması öngörülen gümrük birliğinin güncellenmesi müzakerelerinde karşı tarafın
deneyimli ve donanımlı bir müzakere heyeti oluşturacağı açıktır. Bu
açıdan Türkiye’nin de son derece
ehil bir müzakere heyeti ile süreci
yürüteceğinden emin olmakla birlikte, AB’nin daha önce yürüttüğü
benzer müzakereler ve anlaşmalar
son derece yakından incelenmeli
ve Türkiye’nin faydasını maksimize etmeye yönelik bir strateji hazırlanarak yürütülmelidir.
4. Gümrük Birliği’nin güncellenme
sürecinde ele alınacak en kritik
alanlardan birini tarım sektörü
oluşturmaktadır. Türkiye taze meyve ve sebze gibi ürün gruplarında
AB pazarında avantaj elde edebilecek konumdadır. Öte yandan,
karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olmadığı bazı ürün gruplarında üretimi azaltma ve bunları rekabetçi
olduğu alanlara kaydırma gibi stratejiler belirlemelidir. Ayrıca veterinerlik ve bitki sağlığı gibi alanlarda
AB norm ve standartlarına uyum
da bu sürecin olmazsa olmaz koşullarındandır. Girdi maliyetlerinin
Gümrük Birliğinin Kıbrıs konusunda çözüm çabaları ile de yakından
ilgili olduğu hatırlanmalıdır.
yüksekliği, arazi yapısının parçalı
olması, sulama eksikliği gibi sorunların da süreç içinde ele alınması
Türk tarımının süreçten fayda sağlaması için üzerinde durulması gerek önemli hususları oluşturmaktadır.
5. Son olarak, Gümrük Birliğinin Kıbrıs konusunda çözüm çabaları ile
de yakından ilgili olduğu hatırlanmalıdır. Türkiye’nin AB müzakerelerinde gümrük birliği ile ilişkili görülen 8 fasıl AB Konseyi’nin 2006
yılında aldığı karar ile askıya alınmıştır. Bunun için gösterilen gerekçe ise Türkiye’nin GKRY’den gelen
gemi ve uçaklara liman ve havaalanlarını açmaması olmuştur. Bu
durum gümrük birliğinde malların
serbest dolaşımını kısıtlayan tarife
dışı bir engel olarak değerlendirilmiş ve Türkiye’ye yaptırım uygulama kararı alınmıştır. Kıbrıs sorununda yakın zamanda kalıcı ve
adil bir çözümün sağlanamaması
durumunda, Kıbrıs ile ilişkili meselenin tekrar gündeme gelebileceği dikkate alınmalı ve bu hususta
Türkiye’nin önündeki opsiyonların
ne olabileceği değerlendirilmelidir.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
55
Celal KOLOĞLU
Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES)
Yönetim Kurulu Başkanı
Dünyada Yeni Ticaret Trendleri
Yaşadığımız dünyada ülkeler arasında kurulan iktisadi birleşmelerin
sayısında artış olmuştur. Yirminci
yüzyılın ortalarından itibaren bölgesel
iktisadi birleşme hareketleri ile çok
sayıda uluslararası ticari ve sosyal anlaşmalar dünya ticaretinin serbestleştirilmesi yolunda bir ilerleme olarak
görülebilir.
Dünyada tüm ülkeler birbirlerine
entegre olmaya başlamış olmasına
rağmen serbest ticaret politikası ile
onun karşıtı koruyucu ticaret kavramları tartışılmaya devam etmektedir.
Son dönemde dünyada küresel
krizlerle birlikte hız kazanan korumacılık politikaları gündeme gelmiştir.
Dünya ekonomilerinin zayıflaması
ve yüksek büyüme oranlarının yakalanamaması korumacı politikaların belirginleşmesine neden olmakta ve hatta gelişmiş ülkelerde yaygınlaşması
endişesini doğurmaktadır. Zira 2007
yılında yaşanan küresel krizin ardından on yıl geçti. Ancak günümüzde
küresel büyüme zayıf ve kırılgan görünümünü hala sürdürmektedir. Dünya küresel ekonomisi halen istikrarlı
bir görünüme kavuşamamış, büyüme
eğilimleri ve beklentileri uzun dönem
56
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
ortalamaların altında kalmıştır. Öte
yandan ülkelerin milli gelirlerinin
azalması ile alt ve üst yapı inşaat harcamaları 2015 yılında sınırlı düzeyde
olmuştur. ABD’de inşaat harcamalarının artmasına karşılık, AB, Rusya ve
Körfez ülkelerinde inşaat harcamaları
azalmıştır.
Talep seviyesinin yavaş geliştiği
Dünya genelinde, istihdam yaratmada zayıf bir seyir izlenmektedir.
Avrupa’da seçim süreçleri, AB ülkelerinin birlikten ayrılma yönündeki
eğilimler ve özellikle İngiltere’nin beklentilerin aksine referandum sonuçlarının AB’den ayrılma yönünde oluşu
dünya ekonomilerinde belirsizliği
artırmaktadır. Söz konusu gelişmeler
neticesinde dünya ekonomisinin 2016
yılında %3,1 oranında büyümüş olup,
2017 yılında ise %3,4 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir.
Dünyanın gelişmiş ülkelerinde de
büyüme oranları potansiyelinin altındadır. Ülkeler tarafından uygulanan
politikalar ekonomi canlandırmakta
yetersiz kalmaktadır. 2015 yılında
%2,6 oranında büyüyen ABD ekonomisi diğer gelişmiş ekonomilerden
olumlu ayrışabilse de 2016 yılında
Dünya ekonomilerinin zayıflaması ve yüksek büyüme oranlarının
yakalanamaması korumacı politikaların belirginleşmesine neden
olmakta ve hatta gelişmiş ülkelerde yaygınlaşması endişesini doğurmaktadır.
%1,6 oranında büyüme performansı
sergilemiştir.
Ekonomideki yavaşlama dolayısıyla özellikle işsizlik seviyelerindeki
yükselme, gelir dağılımındaki eşitsizlikler dolayısıyla Dünyada geleneksel
yaklaşımlar sorgulanmaya başlanmıştır. Sürdürebilir büyüme için korumacılık politikaları tartışılmakta, ülkeler
buna göre önlemler almaktadırlar.
Özellikle son dönemde ABD tarafından yürütülen yerli yatırımcıları
koruyan, ithalatı ve yurt dışı yatırımları kısıtlayan, ülke içi yatırımlara getirilen teşviklerle ayrıcalıklar tanıyan
popülist politikaların tüm dünyaya
yayılması endişe vericidir.
ABD’nin bu politikaları Çin’in ekonomisini etkileyeceği, Asya-Pasifik
bölgesinin ekonomik görünümü üzerinde aşağı yönlü riskler oluşabileceği
ve bölgedeki ülkelerin olumsuzlukla-
Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin gerilemesinde ekonomik ve
siyasi sebeplerin ötesinde müteahhitlik firmalarımızın bir de iş
üstlenilen ülkelerde yerli firmaların yabancı firmalar karşısında
korunmasına yönelik aldıkları
tedbirler bulunmaktadır.
rından tüm dünya ekonomilerinin de
etkilenme riski bulunmaktadır. Kısa
vadede ekonomilerin içsel gelişimini
destekleyecek ve karşılaştırmalı üstünlük sağlayacak bu politikalar uzun
vadede küresel ekonomilerde yavaşlamaya neden olabilecektir. Çok sayıdaki ülke, aynı zamanda bu tür politikaları uygularsa bu çabalar birbirini
etkisizleştirebilir ve başlangıçta sağladığı faydalar sınırlı kalabilir. Rekabeti
engellediği için tüketiciler daha düşük
kalitede mallara daha yüksek fiyatlarla erişebilirler.
Korumacılık politikalarının ise ülkemiz ekonomisini ve gelişmekte olan
ülkeleri etkilemesi de kaçınılmadır.
Türkiye dünyanın gelişmiş ekonomileri arasında girmek için stratejiler
belirlemiştir. Bu stratejilerinden birisi de 2023 yılında 500 milyar dolar
ihracata ulaşarak, Türkiye’nin dünya
ihracatından aldığı payın % 1,5’e yükseltilmesidir.
Bu bağlamda dış ticarette dış pazarlara serbest erişim rakiplerle eşit
şartlarda rekabet etmek hedeflere
ulaşmak açısından büyük önem arz etmektedir. 2023 vizyonuna ulaşılması
bakımından bu engelleri kaldırıcı tedbirler alınmalıdır.
Dış ticaretimizin en önemli kalemlerinden birisi de yurt dışı müteahhitlik hizmetleridir. Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin ülkeye sağladığı
katma değer, dış ticarete katkı ve istihdam kapasitesi ile ülke ekonomisinde
önemli bir konuma sahiptir. Firmalarımız inşa ettikleri barajlar, metrolar,
köprüler, endüstriyel projeler ve prestij konut projeleri ile dış ticaretimizde
en rekabetçi sektörler arasında yer almaktadır.
Üstlendiğimiz her ülkedeki işimiz
referansımız olmuş, proje sayımız artmış, ortama proje bedeli sürekli büyümüştür. Sektör, kalite, yenilikçilik ve
nitelikli iş gücü anlayışı, risk alabilme
kabiliyeti, girişimcilik ile uluslararası arenada aranan bir marka olmuş,
rekabet gücümüzün temel dayanağı
olmayı başarmıştır. Öte yandan uluslararası inşaat sektörü dergisi ENR’nin
bu yılki listesinde de Türk müteahhitleri son dokuz yılda olduğu gibi dünyada Çin’den sonra ikinci sırada yer
almaya devam etmiştir.
Türk müteahhitlik hizmetlerinin
serüveni 1972’lı yıllarda Libya ile başlamıştır. Ülkede yaşanan siyasi krize
kadar Libya Türk müteahhitlerinin
en önemli pazarları arasında yer almıştır. Orta Doğu, Körfez Coğrafyası, Kuzey Afrika, Rusya ve Orta Asya
yine müteahhitlerimizin pazarlarını
genişlettiği ülkeler arasında bulunmaktadır. Sektör temsilcilerimiz yurt
dışı müteahhitlik hizmetlerinde tercih edilen aktörler haline gelmiştir.
Ancak klasik pazarlarımızdaki siyasi
istikrarsızlık nedeniyle yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde son yıllara
göre üstlenilen projelerde azalma olmuştur. Söz konusu ülkelerin ekonomilerindeki zayıflama, özellikle petrol
ihraç eden ülkelerin gelirlerindeki düşüş olmuş, 2016 yılında 11 milyar dolar değerinde iş üstlenilmiştir.
Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin gerilemesinde ekonomik ve siyasi
sebeplerin ötesinde müteahhitlik firmalarımızın bir de iş üstlenilen ülkelerde yerli firmaların yabancı firmalar
karşısında korunmasına yönelik aldıkları tedbirler bulunmaktadır.
Ekonomi Bakanlığımız bu konuda
2015 yılında son derece değerli bir
Yurt dışında zaten rekabet nedeniyle düşük kâr marjları ile çalışmak durumunda kalan firmalarımız, ekonomik nedenlere bir de
son dönemde var olan korumacılık önlemleri eklenince pazarlara
açılmakta hareket alanları kısıtlanmaktadır.
çalışma yapmıştır. Bakanlığın yaptığı
araştırmaya göre ülkelerde kısıtlamacı politikalar dış ticaretimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu konuda
Bakanlığımız karşılaşılan sorunların
ortadan kaldırılmasına yönelik girişimlerde bulunmaktadır, bu konuda
öncelikle sorunların tespitine yönelik
çalışmalar yürütülmüştür.
Yurt dışında çalışan müteahhitlerimizin iş üstlenmelerine yönelik
karşılaştıkları kısıtlamalar arasında
bazı ülkelerde yerel ortak ile çalışma
zorunluluğu bulunmaktadır.
Örneğin Mısır’da istihdam konusunda problemler yaşanmakta, bir işçi
için 10 yerli personel istihdamı zorunlu tutulmaktadır.
Yurt dışında zaten rekabet nedeniyle düşük kâr marjları ile çalışmak durumunda kalan firmalarımız, ekonomik nedenlere bir de son dönemde var
olan korumacılık önlemleri eklenince
pazarlara açılmakta hareket alanları
kısıtlanmaktadır.
Dünya sürekli olarak bir değişim
içerisindeyken, dünya ticaretinin ne
yönde olacağını bizlerle zaman gösterecek. Ancak bir yandan var olan
pazarlarımızı geliştirmek adına dış ticaret potansiyelimizin yüksek olduğu
ülkeler ile ikili anlaşmalar yapılması
ve ikili ilişkilerin olumlu seyri önemlidir.
Ekonomilerin dinamik yapısı, kaliteli üretim, refah ve ülkeler arasındaki
olumlu ilişkiler için serbest ticaretin
daha doğru bir yol olduğunu düşünüyorum.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
57
Muharrem KAYHAN
Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (TTSİS)
Yönetim Kurulu Başkanı
Tekstil Sanayiinin Rekabet Gücü Gözetilmeli
Dünyadaki yeni korumacılık politikaları sektörünüzü halen nasıl
etkilemektedir? Gelecek açısından
tahminleriniz nelerdir?
Küreselleşme ve finansal liberizasyondan kaynaklanan bugünkü memnuniyetsizlik ortamı, özellikle gelişmiş ülkelerde daha korumacı siyasi
yönetimlerin desteklenmesine sebep
olmaktadır. Tüm bu etkenler ile batı
ülkelerinde ticari engeller ve ekonomik izolasyon giderek artmaktadır.
Günümüzde Avrupa Birliği’nin imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmaları
(STA) hızla artmaktadır. ABD’nin NAFTA ülkeleri ve bizim QIZ sistemi diye
adlandırdığımız, İsrail ile yapmış olduğu STA’lar uzun bir süredir yürürlüktedir. Ancak bu durum, AB ve ABD’nin
sanayicileri tarafından yoğun bir şekilde eleştirilmektedir. Hatta bu durum,
ABD’de seçiminin belirleyici bir faktörü olmuştur. Seçilen Başkan Trump,
Çin ve Meksika’ya %45 gümrük vergisi uygulayacağını belirtmiştir. Ayrıca
Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan (TPP) geri
58
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
çekilmeyi, 1994’ten beri yürürlükte
olan NAFTA ülkeleri ile Serbest Ticaret
Anlaşması’nı da rafa kaldırmayı planlamaktadır. AB ile müzakere edilen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı
Anlaşması’na (TTIP) da karşı çıkmaktadır. Bunun yanı sıra Amerikalıların imalat sanayisine geri döndürülmesi konusunda, dünyanın en başarılı ve yaratıcı
şirket liderleri ile sürekli bilgi alışverişi
içerisinde olmayı planlamaktadır.
Bizim sektörümüzün en önemli
pazarı AB, 2007-2008 krizinden çok
etkilenmiştir. Özellikle imalat sanayisi
daralan, öte yandan hizmet sektörüne
ağırlık veren İspanya, İtalya, Portekiz
ve Yunanistan gibi ülkelerin kriz sonrası daha kırılgan bir ekonomiye sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Krizden
kurtulmak için bu ülkelere AB tarafından kapsamlı bir mali yardım programı düzenlenmesi zorunlu olmuştur.
Ancak diğer taraftan imalat sanayinden asla vazgeçmeyen Almanya, bu
krizden aynı şekilde etkilenmemiştir.
Almanya’yı örnek alan diğer AB
Küreselleşme ve finansal liberizasyondan kaynaklanan bugünkü
memnuniyetsizlik ortamı, özellikle gelişmiş ülkelerde daha korumacı siyasi yönetimlerin desteklenmesine sebep olmaktadır. Tüm
bu etkenler ile batı ülkelerinde
ticari engeller ve ekonomik izolasyon giderek artmaktadır.
ülkeleri strateji değişikliği yaparak yeniden sanayileşmede çözümü bulmuştur. Yeniden sanayileşme için atılan
adımlar öncelikle müteşebbislerden
gelmiştir. Her platformda AB’deki siyasi otoritelere bu konu üzerinde ivedi tedbirler alınması ve sanayicilere
pozitif ayrımcılık yapılması çağrısında
bulunulmuştur. Geçtiğimiz ay Sendikamızın üyesi olduğu Euratex’in de
içinde yer alan 92 Sanayi Birliği, Avrupa Komisyonuna sunmak için ortak bir
bildirgeye imza atmıştır.
Görüldüğü gibi gelişmiş ülkelerde
sanayileşmeye yönelik ciddi bir politika değişikliği söz konusudur. Elbette
Yoğun rekabet ortamında ülkemizi ve sektörümüzü ilgilendiren
en önemli konuların başında, iş
gücü maliyetlerinin iyileştirmesi
geliyor. Sadece uzak doğu değil
AB’ye yeni üye olan devletlerdeki
düşük asgari ücret uygulaması da
Türkiye için önemli bir dezavantaj
teşkil ediyor.
bu yönelimi teşvik etmek için ticari
engeller ve ekonomik izolasyonların
da genişlemesi olasıdır.
Diğer yandan DTÖ’ye göre hızla gelişmeye devam eden Çin, Hindistan,
Bangladeş, Vietnam gibi uzak doğu
ülkeleri kendi sanayilerini muhafaza
etmek için hem anti-damping hem de
korunma önlemlerini arttırıyorlar.
1996-2016 yılları arasında Dünya
Ticaret Örgütü’nün yayınladığı antidamping ve korunma önlemleri sayısı
incelendiğinde çarpıcı sonuçlarla karşılaşıyoruz. DTÖ üyesi 50 ülke toplamda 3300 aşkın anti-damping önlemi
yapmış. 34 ülke ise yaklaşık 150 korunma önlemi uygulamış. Son 20 yılda Anti-damping önlemleri uygulayan
ülkelerin başında Hindistan, ABD, AB
gelmektedir. Bu ülkeler yaklaşık 600
ila 300 arasında anti-damping uygulaması yapmaktadır. Türkiye de ise 174
adet anti-damping soruşturması açılmıştır. Korunma önlemleri açısından
ise ülkemiz uyguladığı 15 adet önlemi
ile Hindistan ve Endonezya’nın ardından dünyada üçüncü sıradadır.
Türkiye’nin, korunma önlemleri ve
anti-damping uygulamalarında ilk sıralarda yer alması, popülist politikalar
güden veya bunları ticari silah olarak
kullanan diğer ülkelerden daha farklı
nedenlere dayanmaktadır. Öncelikle
ülkemizde halihazırda faaliyetleri devam eden sanayilerimizin haksız rekabetten korunması amacıyla devletimiz
ek vergileri yürürlüğe koymuştur. DTÖ
ve AB kurallarına uygun bir şekilde
gerçekleşen bu uygulama ilk olarak en
fazla dış ticaret fazlası veren sanayimizi korumak için başlatılmıştır. Görülen
fayda üzerine devletimiz bir çok sektöre bu uygulamayı getirmiştir.
İlave gümrük vergisi ile sektörümüz Türk sanayisine ve ekonomisine
ciddi katkılarda bulunmuştur. Bu uygulama ile imalat sanayi içinde yapılan yatırımlar %7’den %20’ye çıkmıştır. 2012-2016 yılları arasında imalat
sanayinin toplam yatırım teşvikleri
içerisinde aldığı pay %15,1 değerindedir ve bu teşviklerle yaratılan istihdam
da %38,2 ile rekor bir orana sahiptir.
Ayrıca, alınmış ek vergi kararına
tabi tekstil ürünleri ithalatından hazineye 4,1 milyar dolar gelir sağlanmış,
bu uygulama sonrası gerçekleşen istihdam artışıyla gelir vergisi ve sigorta
primlerinin toplamı 3,3 milyar TL’ye
ulaşmıştır.
Ülkelerin kendi sanayilerini korumak için küresel rekabeti uygun koşullarda bir takım tedbirler alması gayet
doğaldır. Ülkemizdeki tekstil ve hazır
giyim sanayii üretim kalitesi, tasarım
gücü, pazara yakınlık, yetişmiş insan
kaynağı ile küresel rekabette içinde
bulunduğu sektörün en önemli oyunculardan biridir.
Ekonomi yönetimi ve sektördeki
işletmeler hangi stratejileri izlemeli?
Günümüzde Tekstil ve Hazır Giyim
Sanayimiz, Çin, Hindistan, Bangladeş,
Vietnam gibi ülkelerin ucuz üretim
maliyetleriyle yoğun bir mücadele vererek dünya pazarlarında söz sahibi olmaya çalışıyor. Öte yandan yüksek yatırım bütçeleriyle, Ar-Ge, inovasyon,
tasarım ve üretimde ileri teknolojiler
kullanan gelişmiş ülkelerin üretim kalitesini yakalamaya gayret gösteriyor.
Bu zorlu rekabet ortamında, ülkemize en büyük dış ticaret fazlası sağlayan, katma değer yaratan, istihdam
dostu sektörümüzün devletimizden
iki ana beklentisi var. Bunlardan ilki,
kurulu sanayimizin rekabet gücünü
muhafaza edecek politikaların gözetilmesi; ikincisi de yeni ihracat pazarlarının açılmasını sağlayacak stratejileri
geliştirip, eskilerini muhafaza edecek
desteklerin sağlanmasıdır. Türkiye’nin
dünyada en fazla söz sahibi olduğu
Tekstil ve Hazır Giyim Sanayii, gerçekleştirdiği dış ticaret fazlası, yarattığı
katma değer, yüksek istihdam potansiyeli ile ülkemize sağladığı katkı bakıİŞVEREN / Mart - Nisan 2017
59
İlk dönemlerinde ülkemiz ihracatçısı için önemli bir destek sağlayan AB-Türkiye Gümrük Birliği
Anlaşması, son yıllarda birliğin
birçok ülkeyle yaptığı STA’lar nedeniyle vasfını yitirmiştir. Gümrük
Birliğinin ülkemiz lehine tekrar işlerliğini kazandırmak için mutlaka modernizasyonu şart olmuştur.
mından birinci sıradadır. Ülkemiz için
hayati öneme haiz bu ekonomik kriterlerde en yüksek performansı gösteren
sektörümüzün devletimiz tarafından
stratejik sektör tanımıyla değerlendirmesi gerektiğine inanıyoruz.
Yoğun rekabet ortamında ülkemizi
ve sektörümüzü ilgilendiren en önemli konuların başında, iş gücü maliyetlerinin iyileştirmesi geliyor. Sadece
uzak doğu değil AB’ye yeni üye olan
devletlerdeki düşük asgari ücret uygulaması da Türkiye için önemli bir dezavantaj teşkil ediyor. Eurostat’ın asgari
ücret istatistiklerine göre 2017 yılında
Türkiye 479 Euro aylık ücretle Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti,
Romanya ve Bulgaristan dahil olmak
üzere bir çok Doğu ve Orta Avrupa ülkesinden daha yüksek asgari ücret uygulaması olduğu görülmektedir.
Küresel pazarlarda tekstil ve hazır
giyim sanayisinde iş gücü maliyetlerine baktığımızda ise Çin, Hindistan,
Pakistan, Bangladeş, Vietnam, Fas,
Tunus, Endonezya gibi ülkelerin işgücü maliyetlerinin çok daha aşağıda
olduğunu görüyoruz. 2016 yılında yapılan %30’luk asgari ücret artışı ve sanayicilerimize bir yük haline gelen kıdem tazminatı konuları hâlihazırda iş
gücü maliyetlerini etkileyen konulardır. Dolayısıyla bu ülkeler ile maliyet
rekabeti yapmak neredeyse imkansız
hale geldi. Beklentimiz, bizim de dahil
olduğumuz sanayi sektöründe yer alan
kuruluşlara bu konuda pozitif ayrımcılık yapılmasıdır.
60
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
Sektörümüzün pazarlardaki rekabetini sürdürebilmesi için haksız rekabeti önleyici ek vergilerin uygulamaya
konması son derece büyük bir fayda
sağlamıştır. Ancak ek vergiyi aşmak
üzere yapılan trafik sapmalarına karşı
denetimlerin mutlaka sürdürülmesi
gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuya ilişkin önemli bir hususu gözden
kaçırmamamız lazım. Sektörümüzde
bazı mal gruplarında yapılan dönüşüm (transformation) işlemlerinin
tanımına bağlı bir takım problemler
yaşanmaktadır. Herhangi bir suiistimale yer vermeden ithal edilen ve ardından dönüşümü yapılan ürünlerin
ihracatında, GTP numarası yüzünden
yaşanan sorunların çözümlerini sağlamamız gerekmektedir. Bu önemli
detay için sanayicilerimizin ve ilgili
bakanlıklarımızın karşılıklı görüş alışverişi içerisinde bulunması gerektiği
düşüncesindeyiz.
Devletimiz korunma önlemleri ile
ithalat yoluyla yapılan haksız rekabeti önlemeye çalışırken, bir taraftan da
sağladığı çeşitli teşviklerle sanayicilerimizin üretimlerini devam etmesini
sağlamaya çalışıyor. Son dönemde
sıkça anılan desteklerden biri olan
bölgesel teşvikler de bunlardan birisidir. Takip ettiğimiz kadarıyla bu teşviklere sektörümüzün gösterdiği ilgi
çok yoğun olmadı. Bunun en önemli
nedenlerinden biri, yüksek kaliteli
mal üretme yetisine sahip, yıllardır
fabrikalarımızda istihdam sağladığımız eğitimli iş gücünden vazgeçmenin
zorluğudur. Özellikle bu durum Tekstil
Sanayisi için geçerlidir. 2017 yılı başında yürürlüğe giren 23 il için geliştirilen
Cazibe Merkezleri Programı, umarım
daha başarılı olur. Kanaatimce tekstil
ve hazır giyim sektörü, ekonomimize
sürdürülebilir faydayı yerinde teşvik
sistemiyle daha fazla sağlayacaktır.
Tekstil ve Hazır Giyim Sanayimiz
ihracatçıları uzun yıllardan beri, başa-
rılarının birikimi ile mevcut pazarlarını koruma ve buna yenilerini ekleme
becerisi göstermektedir. AB ekonomisinin daraldığı bir dönemde, sektörümüzde ihracatçılarımız yoğun bir
şekilde yeni Pazar arayışına girmiştir.
Güney Amerika, Afrika’nın çeşitli bölgeleri giderek daha fazla dikkat çekmektedir.
Bunların içerisinde hiçbir şekilde
göz ardı edemeyeceğimiz bir de ABD
pazarı bulunmaktadır. 111 milyar dolarlık ithalatı ile Dünyanın tekstil ve
hazır giyimdeki ikinci en büyük pazarı
ABD’ye Türkiye ihracatı yüzde 1’in altındadır. Yüksek vergilerle korunan
ABD pazarına girmek için farklı yöntemler söz konusu olabilir.
Bunlardan bir tanesi uzun zamandır dile getirdiğimiz, ABD’ye yapılan
ihracatta gümrük vergilerinin sıfırlandığı QIZ (Nitelikli Sanayi Bölgeleri)
sistemidir. İsrail ile imzaladığı STA
sonucunda ortaya çıkan bir sistemdir. Bugüne kadar Ürdün ve Mısır’da
kurulan Nitelikli Sanayi Bölgelerinde
belirli koşullar altında üretilen ürünler ABD’ye gümrük vergisi ve kota
olmaksızın serbest bir şekilde ihraç
edilebilmektedir. Şayet QIZ sisteminde
uzlaşabilirsek, tekstil ve hazır giyim
sektörünün ABD’ye ihracatı 5 yıl içinde 5 milyar dolara kadar çıkacaktır.
İlk dönemlerinde ülkemiz ihracatçısı için önemli bir destek sağlayan ABTürkiye Gümrük Birliği Anlaşması, son
yıllarda birliğin birçok ülkeyle yaptığı
STA’lar nedeniyle vasfını yitirmiştir.
Gümrük Birliğinin ülkemiz lehine tekrar işlerliğini kazandırmak için mutlaka modernizasyonu şart olmuştur.
Son olarak, yararına inandığım
desteklerden Turquality’nin herhangi
bir dönem kısıtlaması olmadan başarılı ihracatçılarımıza tahsisine devam
edilmesinde büyük fayda gördüğümü
belirtmek isterim.
Prof. Dr. Sübidey TOGAN
Bilkent Üniversitesi
Ekonomi Bölümü
Dünyada Artan Korumacılık Eğilimleri:
Nedenleri ve Sonuçları
Donald Trump göreve başlar başlamaz, seçim kampanyasında söylediklerini yerine getirmeye başladı. Trump, seçim kampanyasında
vadettiği üzere, Asya-Pasifik bölgesinde toplam 12 ülkenin dahil olduğu
Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) anlaşmasından ABD’nin çekilmesi için başkanlık emrini Başkanlık törenindeki
konuşmasından iki gün sonra imzaladı. Trump ayrıca Meksika sınırına
yapılması planlanan sınır duvarı projesini hayata geçireceğini ilan etti,
ve duvarın masrafını Meksika’dan
ithal edilecek mallara konulacak %
20 oranındaki gümrük vergisi ile karşılayacağını belirtti. Trump bu arada
Kanada, Meksika ve ABD arasında
1993 yılında imzalan Kuzey Amerika
Serbest Ticaret Anlaşmasını (NAFTA) yeniden müzakere edeceğini,
değiştireceğini ve bu mümkün olmaz
ise Anlaşmadan çekilebileceğini ilan
etti. Amerikan firmalarını Amerikan
işgücünü kullanmaya mecbur etmek
için Trump üretimi yurt dışına taşıyıp
ABD’ye ihracat yapan ABD firmalarına yüksek ithalat vergisi uygulamak
istediğini belirtti. Trump’ın Avrupa
Birliği ile müzakereleri sürdürülen
Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım
Ortaklığı (TTIP) görüşmelerini de
askıya alması bekleniyor. Diğer taraftan Çin ile dış ticarette avantajlı duruma geçmek için Çin’in “kur
manipülasyonu” yaparak haksız rekabet yarattığını ileri süren Trump Çin’in
avantajlı duruma geçişini engelleyecek önlemler alacağını da açıkladı.
Bu tedbirlere ek olarak ABD’nin daha
önceki dönemlerde gerçekleştirdiği
ABD-Kore benzeri serbest ticaret
anlaşmalarını yeniden müzakereye
açacağını ve bu anlaşmaların kurallarını yeniden düzenleyeceğini söyleyen
Trump Dünya İklim Değişikliği
Sözleşmesi’nin üretim süreçlerine
getireceği sınırlamaları ve kısıtlamaları da uygulamayacağını açıkladı.1
ABD’nin korumacı politikalara yönelmesinin arkasında ABD’de istihdamı koruma arzusu yatıyor. Küresel-
ABD’nin korumacı politikalara
yönelmesinin arkasında ABD’de
istihdamı koruma arzusu yatıyor.
Küreselleşmenin ABD toplumu
için yarardan çok zarar getirdiğini düşünen Trump ve taraftarlarına göre ABD-Çin, ABD-Meksika,
ve ABD-Almanya mal ve hizmet ticaretinde görülen ticaret açıkları
gümrük vergilerinin yükseltilmesi
suretiyle kapatılmalı, ve ABD şirketlerinin dış yatırımları sınırlanmalıdır. Ticaret politikasında
öncelik Amerikan menfaatlerini
koruyan politikalara verilmelidir.
leşmenin ABD toplumu için yarardan
çok zarar getirdiğini düşünen Trump
ve taraftarlarına göre ABD-Çin, ABDMeksika, ve ABD-Almanya mal ve hizmet ticaretinde görülen ticaret açıkları
gümrük vergilerinin yükseltilmesi suretiyle kapatılmalı ve ABD şirketlerinin dış yatırımları sınırlanmalıdır. Ticaret politikasında öncelik Amerikan
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
61
menfaatlerini koruyan politikalara
verilmelidir. Dış ticaret, küreselleşmeden olumsuz etkilenmiş olan Amerikan işçileri ve Amerikan ailelerinin
menfaatlerini koruyacak şekilde korumacı politikalar ile yeniden düzenlenmelidir. Böylece dış ticaretten sağlanacak olan yararlar toplumda adil
olarak dağıtılabilecekir. Ancak bir çok
iktisatçı korumacılığın uzun vadede
işe yaramayacağını düşünmekte. Richard Baldwin ‘The Great Convergence:
Information, Technology and the New
Globalization’ kitabında şirketlerin uygulanacak olan politikalar nedeniyle
istihdam yaratmaya zorlanmaları durumunda eninde sonunda uluslararası
rakipleri karşısında kaybedeceklerini
belirtiyor. Uzun dönemde korumacı
politikaların bu politikaları uygulayan
ülkelere zarar vermesi Baldwin’e göre
62
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
kaçınılmazdır.2 Bu hususu örnekler
çerçevesinde açıklayabilmek için korumacılığın yoğun olarak uygulandığı
iki dünya savaşı arasındaki döneme
bakmanın yararlı olacağını düşünüyorum.
On dokuzuncu yüzyılın sonları ile
yirminci yüzyılın başlarında uygulanan liberal ekonomik düzen birinci
dünya savaşının başlamasıyla bozuldu
ve ülkeler hızla korumacı önlemler almaya başladılar. Savaşın başlaması ile
İngiltere dış ticareti kontrol altına aldı.
Devlet hem ithalatın niteliğini hem
de sevkiyat kapasitesinin tahsisini
belirlemekteydi. Bu dönemde devlet
demir çelik ve gemi inşaatı gibi savaş
sanayilerin üretim kapasitelerinin
artması için üstün çaba gösterdi. Ancak, savaştan sonra İngiliz ağır sanayii
kendisini aşırı kapasite içinde buldu,
talep ise bu sektörlerde azalmıştı. Benzer durum Almanya için de geçerliydi.
Savaştan sonra hem İngiltere’de hem
de Almanya’da gemi inşaat, demir ve
çelikte sanayinin yeniden yapılandırılmasını gerektiren aşırı kapasite söz konusu idi. Sanayinin yeniden yapılandırılması ise bu sanayilerde çok sayıda
fabrikanın kapanması demekti. Sonuç
işsizlik olurdu. Aşırı kapasitenin ve
işsizliğin yarattığı sorunlardan kaçınmak için ilgili üreticiler hükümetten
daha fazla koruma istediler. Sonunda
bu ülkelerde korumacılık arttı.
1915 İngiliz McKenna Vergisi, geçmişin üzerine bir sünger çekti. Lüks
malların ithalatını yüzde 33 vergiye
bağladı, fakat devlet yerli mallara tüketim vergisi uygulamadı. Önlem ta-
mamen korumacı idi. Burada önemli
olan, durumun savaştan sonra da değişmemesi idi. Savaşın sona ermesi
korumacılığın sona ermesi anlamında
değildi. 1919 yılında çıkarılan İngiliz
Kilit Sanayiler Yasası, savunma sanayini koruma altına alırken 1921 yılında
çıkan Sanayileri Koruma Yasası çeşitli
sektörlerde sanayii koruyordu. Ayrıca
İngiltere 1921 yılında anti damping
yasasını kabul etti. Fransa’da en düşük
ve en yüksek gümrük vergisi oranları
savaş öncesi döneme kıyasla dört kat
arttı. Savaş sırasında getirilen miktar
kısıtlamaları kaldırılmadı, ithal izni
uygulaması ise yaygınlaştı. Parasal kısıtlamalar getirildi ve ticaret bariyerleri yükseltildi. Ayrıca 1920-21 döneminde yaşanan ekonomik durgunluk daha
fazla korumacılığa yol açtı. 1922 yılında yapılan Cenova Konferansı miktar
kısıtlamalarının yavaş yavaş kaldırılarak yerine gümrük vergilerinin konması ve dış ticarette ayrımcılık yapmama
ilkesine uyulması çağrısında bulundu.
Fakat konferans tam bir hayal kırıklığı
oldu ve bir sonuç elde edilemedi. Konferansta geliştirilen önerilerin aksine
ticari engeller hızla arttı ve dünyada
ayrımcılık yaygınlaştı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında tarımsal üretim Avrupa dışında önemli
oranlarda artarken Avrupa’da azalmıştı. Savaş sonrasında Avrupa’da tarım
malları fiyatlarının yükselmesi ile üreticiler tarımsal üretimlerini artırdılar.
Dolayısıyla 1920’lerde tarım ürünlerinde arz fazlası yaşanmaya başladı,
bu da tarım malları fiyatlarının düşmesine neden oldu. Avrupalı ve ABD’li
üreticiler tarım ürünlerinde dünya fiyatlarının düşük olmasının sıkıntısını
çekmeye başladılar. Çiftçiler her yerde
hükümetleri harekete geçirerek ülkelerinde korumacılığın artmasını sağladılar. ABD, 1921 yılında Acil Durum
Kanununu, 1922 yılında ise FordneyMcCumber Gümrük Verisi Kanununu
kabul etti ve bu kanunlarla gümrük
vergi oranlarını önemli miktarlarda
arttırdı.
1929 yılında başlayan Büyük
Buhran’la birlikte ABD’de nominal
gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) 19291932 yılları arasında yüzde 50’den
fazla düşerken reel GSYH ise yüzde
30-40 oranında azaldı. İşsizlik ABD’de
1929 yılında yüzde 3 iken 1932 yılında
yüzde 24’e, Almanya’da 1929 yılında
yüzde 5,9 iken 1932 yılında yüzde 17’e
çıktı. Benzer durum İngiltere için de
geçerli idi. Reel gelirlerin düşmesi ve
dış ticarette gerçekleşen durgunluk ile
hammadde talebi azaldı. Bu da ham
madde ihraç eden ülkelerin ihracat
gelirlerini hem de onların GSYH’larını
azalttı. Deflasyon, dış borcu olan ülkeler için faiz oranlarının artması ve
sanayileşmiş ülkelerden sağlanan sermaye girişinin azalması, hatta sermaye
hareketlerinin sermaye çıkışına dönmesi demekti. Sonuç, aşırı değer kaybı
ve ithalatın gümrük vergileri ve miktar
kısıtlamaları yoluyla sınırlandırılması
oldu. Ülkeler borçlarını ödeyememeye başladılar. Brezilya, Şili, Uruguay,
Arjantin, Japonya ve Meksika’da döviz
kontrolleri getirildi. Çoklu döviz kurları uygulaması başlatıldı. 1932 yılında
İngiltere gümrük vergilerini yüzde 10
artırdı. Hitler 1933 yılında iktidara geldi ve dış ticarette miktar kısıtlamalarını getirdi. Ayrıca Hitler, liberal dış ticaretin temel ilkelerinden olan en çok
kayırılan ülke ilkesini tamamen terk
etti. Diğer taraftan Fransa’da da korumacılık 1930’lu yıllarda yaygınlaştı.
Büyük buhran döneminde tarım
ürünlerinde fiyatlar ABD’de hızla düşmekte idi. 1929 yazından fiyatların
dibe vurduğu 1932 yılının başlarına
kadar pamuk fiyatları paunt başına 18
sentten 6 sente, buğday fiyatları kile
(buşel) başına 1,50 dolardan 49 sente düştü. Tarım sektöründe üreticiler
krizden ağır darbe aldılar. Deflasyon,
borçluları tüketim ve yatırımı azaltmaya itti, böylece fiyatlar daha da düştü.
Korumacılığın uygulandığı iki
dünya savaşı arasındaki dönemde ülkeler karşılıklı olarak gümrük vergilerini arttırır ve miktar
kısıtlamaları uygularken fiyat mekanizmasının kurallarından hızla
uzaklaşmış, döviz kontrol sistemleri uygulamaya başlamış, diğer
ülkeler ile koordinasyon sağlamaya çalışmamış, yalnızca kendi
menfaatlerini korumaya yönelmiş, ve dış ticareti büyük ölçüde
Almanya ve İngiltere’nin yaptığı
gibi ticaret blokları çerçevesinde
yürütmeye çalışmışlardır. Uygulanan bu politikalar sonunda dış
ticaret hacimleri dünyada önemli
oranlarda azalırken, ülkelerde gelirler düşmüş ve işsizlik hızla artmıştır. Dolayısıyla, korumacılık
ilgili ülkelere yarardan çok zarar
getirmiştir.
1920’li senelerde tarım sektöründe
üreticiler bankalardan borç alarak yatırımlar gerçekleştirmişlerdi Çiftçilerin gelirleri azalırken bankalara olan
borçları ise nominal olarak değişmemekteydi. Bu durumda çok fazla çiftçi
iflas ederek bankalara olan borcunu
ödeyemeyecek duruma düştü. Çiftçilere borç veren bankalar gitgide daha
fazla sıkıntıya girdiler. Bir çok banka,
borçların geri ödenmeyeceğini anladıklarında, iflas etmek durumda kaldılar.
ABD, ekonominin kötü gitmesine
tepki olarak içe dönük politikalar uygulamaya başladı. Bu tepkilerin ilki dış
ticarette korumacılığın artması oldu.
Kongre, tarım sektöründe korumacılığı arttırmak için Smoot-Hawley Gümrük Vergileri Yasası üzerinde kapsamlı
bir şekilde çalıştı ve yasa ABD’nin dış
ticaret ortakları ile Amerikalı iktisatçıların itirazlarına rağmen 1930 yılında
Kongre tarafından kabul edildi. Yasa
ABD’de ticaret bariyerlerini yalnızca
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
63
Donald Trump ikinci dünya savaşı sonundan beri uygulanmakta
olan liberalleşme sürecini durdurarak tekrar ülkeler arasındaki
işbirliğinin azaldığı, önceliğin
Amerikan menfaatlerinin korunmasına verildiği korumacı politikaların uygulandığı bir döneme
geçmek istemektedir. Ancak böyle bir politika tarihsel eğilimlere
ters düşmektedir. Korumacılık bir
süre uygulansa bile dünya tekrar
küreselleşme sürecine mutlaka
dönecektir. Ancak bu durumda
ülkelerin Donald Trump’ın Başkan olmasına neden olan hatalardan ders alarak gelir dağılımı
ve sosyal politikalara daha fazla
önem vermeleri gerekecektir. Ülkeler bundan bir süre sonra gerçekleşecek olan yeni küreselleşme
sürecinde tekrar serbest ticarete
odaklanırken aynı zamanda işçilere küreselleşmeden yararlanabilecekleri konusunda güvence
vermek suretiyle sosyal refah anlayışını genişletmek durumundadırlar.
tarım sektöründe değil aynı zamanda
diğer sektörlerde de büyük oranlarda
yükseltmekteydi. Birkaç ay içinde diğer ülkeler de ya kendi özel nedenleri
ile ya da misilleme olarak ticaret bariyerlerini yükseltmeye başladılar.
Smoot-Hawley Gümrük Vergileri
Yasası, Büyük Buhranın başlamasının nedeninden ziyade bir sonucu idi.
Yasa buhrana neden olmamakla birlikte çözümü de olmadı. Diğer devletlerin
misilleme önlemleri almasını sağladı
ve 1930’ların “komşuyu zarara sokma
politikalarının” simgesi oldu. Bu politikaların uygulanması sonunda uluslararası ticarette çok büyük düşüşler
yaşandı. ABD’nin Avrupa’dan yaptığı
ithalat 1929 yılında 1.334 milyon do-
64
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
lar düzeyinden 1932’de 390 milyon
dolara gerilerken ABD’nin Avrupa’ya
ihracatı 1929 yılında 2.341 milyon dolardan 1932’de 784 milyon dolara düştü. Toplam dünya ticareti, 1929-1934
yılları arasında uygulanan korumacı
politikalar sonucunda yüzde 66 oranında azaldı. Diğer bir ifade ile, Smoot-Hawley yasası, riskli bir dönemde
siyasi ya de ekonomik alanda ülkeler
arasında güven ve işbirliğini geliştirme yolunda katkıda bulunmadığı gibi
durumun daha da kötüleşmesini sağladı
Temmuz 1931’de Kıta Avrupa’sında
yaşanan bankacılık krizi sonunda Alman Hükümeti bankaların döviz mevduatlarını dondurmuş ve Almanya
1931 yazında döviz işlemlerini kontrol
altına alarak fiilen altın standardını
terk etmişti. Ancak Almanya markın
değerini düşürmedi. Döviz kuru altın
standardının uygulandığı 1925-1931
döneminde bir ABD Doları 4,2 Mark
olarak sabit kalmış, ve Almanya altın
standardını 1931 yılında terk etmesinden sonra 1933 ve 1934 yıllarında yüzde 22 oranında döviz kurunu revalüe
ederek 1935-1939 döneminde bir ABD
Doları 2,49 Mark olarak sabit tutmuştu. Büyük Buhran sonucu dünyada korumacılığın artması, ve Almanya’dan
sermayenin kaçmasının bir sonucu
olarak Alman Mark’ının devalüe edilmesi gerekirken Almanya’nın Markı
revalüe etmesi sonunda Almanya’da
dövize olan talep döviz arzını önemli oranlarda aştı. 1931 yılının Eylül
ayında sterlinin değerinin düşmesinin ardından Almanya 1931 yaz
aylarından beri uygulanan kambiyo
kontrollerini daha da etkili önlemlerle takviye etti. Bu önlemlere göre
altın ve yabancı varlık sahipleri söz
konusu kıymetleri revalüe edilmiş
kur değerinden Merkez Bankası’na
satabiliyor, ihracatçılar döviz gelirlerini aynı şekilde belirlenen kur
üzerinden gene Merkez Bankası’na
satabiliyor, ithalatçılar ise ancak belirlenen ithalat kotaları çerçevesinde
Merkez Bankası’ndan döviz satın
alabiliyorlardı.
Almanya’nın dünyada rekabetçi
olduğu sektörler kimyasallar, elektrikli makineler, diğer makineler ve
demir-çelik gibi temel metal sanayi
ürünleri idi. Bu sektörlerde faaliyette bulunan üreticiler serbest ticaretin yararlarına inanmakta idiler.
Diğer taraftan tarım sektöründeki
üreticiler gümrük vergileri, lisans
sistemi ve kotalarla uygulanan korumacılığın daha da arttırılmasını
istiyorlardı. Onlar serbest ticaretin
kendilerine zarar vereceğini düşünüyorlardı. Ancak 1930’lu yıllarda
korumacılık uygulamaları tüm dünyada yaygınlaşmıştı. Kimyasallar,
elektrikli makineler, diğer makineler
ve demir-çelik sektörlerinde Batı ülkelerinin pazarları Alman üreticilerine büyük ölçüde kapanmıştı. Bu
durumda Almanya ihracatını teşvik
için Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile
çift taraflı ticaret antlaşmaları imzalamaya başladı. Amaç Almanya’nın
hakim olacağı ticaret blokları oluşturmaktı.
Alman ticaret alanının yanı sıra
bir de sterlin alanı vardı. İngiltere 1931 yılında parasının değerini
düşürdükten sonra bazı ülkeler de
paralarının değerini düşürdüler.
1931-1933 yılları arasında İngiltere
imparatorluğu, yarı bağımsız ülkeler Irak ve Mısır, Kanada dışındaki
dominyonlar ve özellikle İskandinavya’daki diğer ülkeler kendi paralarını sterline göre sabitleştirdiler ve
sterlin alanı adı verilen bölgeyi oluşturdular. Her ne kadar Hindistan ve
sömürge imparatorluğu buna zorlanmış olsa da diğer ülkeler İngiliz piyasasında rekabet gücünü korumak
için kendi paralarını sterline bağladılar. Şubat 1932’de yapılan Ottawa
toplantısında, dominyonların İngiliz
Milletler Topluluğundan olmayan
ülkelerden mamul madde ithalatına uygulanan gümrük vergilerini
yükselterek İngiliz üreticileri tercih
etmesine, karşılığında İngiltere’nin
İngiliz Milletler Topluluğu üreticilerine, İngiliz gıda ve hammadde
ürünlerine tercihli erişebilmelerine
karar verildi.
Yukardaki açıklamalardan görüldüğü üzere korumacılığın uygulandığı iki dünya savaşı arasındaki
dönemde ülkeler karşılıklı olarak
gümrük vergilerini arttırır ve miktar
kısıtlamaları uygularken fiyat mekanizmasının kurallarından hızla
uzaklaşmış, döviz kontrol sistemleri uygulamaya başlamış, diğer ülkeler ile koordinasyon sağlamaya
çalışmamış, yalnızca kendi menfaatlerini korumaya yönelmiş, ve dış
ticareti büyük ölçüde Almanya ve
İngiltere’nin yaptığı gibi ticaret blokları çerçevesinde yürütmeye çalışmışlardır. Uygulanan bu politikalar
sonunda dış ticaret hacimleri dünyada önemli oranlarda azalırken,
ülkelerde gelirler düşmüş ve işsizlik
hızla artmıştır. Dolayısıyla, korumacılık ilgili ülkelere yarardan çok zarar getirmiştir.
İkinci dünya savaşının sonunda
Bretton Woods anlaşması ile yeni
dünya düzeni kurulurken iki dünya
savaşı arasında uygulanan politikaların tekrarlanması önlenmeye çalışılmış, ve bu ilke başarılı bir şekilde
uygulanmıştır. GATT/Dünya Ticaret
Örgütü’nün temel ilkesi kurallara
dayalı serbest ve adil bir ticaret sisteminin oluşturulmasıdır. Ancak,
Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde
son on beş sene içinde yürütülen çok
taraflı müzakerelerin dünyada hızla
gelişen küresel değer zincirleri ticaretinin taleplerine cevap vermemesi
sonunda 21. yüzyılın ticaret kuralları TPP ve TTIP gibi serbest ticaret
anlaşmaları yanında ikili yatırım
anlaşmaları ile konulmaya çalışılmıştır.
Donald Trump ikinci dünya savaşı sonundan beri uygulanmakta olan
liberalleşme sürecini durdurarak
tekrar ülkeler arasındaki işbirliğinin
azaldığı, önceliğin Amerikan menfaatlerinin korunmasına verildiği korumacı politikaların uygulandığı bir
döneme geçmek istemektedir. Ancak
böyle bir politika tarihsel eğilimlere
ters düşmektedir. Korumacılık bir
süre uygulansa bile dünya tekrar küreselleşme sürecine mutlaka dönecektir. Ancak bu durumda ülkelerin
Donald Trump’ın Başkan olmasına
neden olan hatalardan ders alarak
gelir dağılımı ve sosyal politikalara
daha fazla önem vermeleri gerekecektir. Ülkeler bundan bir süre sonra
gerçekleşecek olan yeni küreselleşme sürecinde tekrar serbest ticarete
odaklanırken aynı zamanda işçilere
küreselleşmeden yararlanabilecekleri konusunda güvence vermek suretiyle sosyal refah anlayışını genişletmek durumundadırlar.
DİPNOTLAR
1- ABD Başkanı’nın yukarda belirtilen kararları alma
konusunda tam yetkiye sahip olduğu hakkında B. Aran
(2016) ‘Yeni ABD Başkanı Trump ve Küresel Ticaret, Tepav, Ankara’ya bakılabilir.
2- Bu konuda M. Noland, S. Robinson ve T. Moran (2016)
‘Impact of Clinton’s and Trump’s Trade Proposals’, Assessing Trade Proposals in the US Presidential Campaign,
PIIE Briefing 16-6, Washington: Peterson Institute for Internaional Economics’e bakılabilir.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
65
Prof. Dr. Sadi UZUNOĞLU
Trakya Üniversitesi İİBF
Yükselen Değer: Korumacılık
Korumacılıkla ilgili tartışmalar
Trump’ın seçim çalışmaları sırasında
açıkça dile getirildi. Başkan seçilmesinin ardından bu yıl başında Trump;
ABD’nin Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan
(TTF) çıkılmasını onaylayan bir kararname imzaladı ve
1994’de yürürlüğe giren Kuzey
Amerika Serbest Ticaret Anlaşmasını
(NAFTA) mümkün olan en kısa sürede yeniden müzakere etmeye niyetli
olduğunu açıkladı. Diğer taraftan Çin’e
yüzde 45, Meksika’ya da yüzde 35 oranında tarife uygulayacağı yönünde
tehditler savurdu.
Başkan Trump korumacılığı öne
çıkaradursun uygulamalarının öncelikle ABD ekonomisine zarar vareceği yönünde görüşler de ön plana
çıktı. ABD’nin aynı zamanda önemli
ihraç pazarları içinde yer alan Çin ve
Meksika’ya uygulayacağı önlemlerin
enflasyon başta olmak üzere dış ticarete de darbe vuracağı uyarısı yapıldı.
Başkan Trump’ın açıkça dile getir-
66
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
diği ve uygulamaya koymaya çalıştığı
korumacılık da iktisatçılar arasında
yeniden gündeme geldi. Genelde korumacılık; tüketici tercihlerini kısıtladığı, verimsiz işletmeler oluşturduğu ve
fiyatların yükselmesine neden olduğu
için eleştirilir. Ancak günümüzde küresel ticaretin önemli boyutlara ulaştığı; sermayenin serbest dolaşımının
neredeyse tam sağlandığı; Amazon,
Uber, Booking.com gibi uygulamaların
yaygınlaştığı bir dünyada aşırı korumacı politikaların çalışıp çalışmayacağı ve bunun da ötesinde dünya çapında bir resesyona neden olabileceği
konusunda endişeler yaratıyor.
Korumacılığın Yöntemleri
Konuyu daha ayrıntılı biçimde ortaya koymak için korumacılıkla ilgili
tartışmalara bakmak gerekiyor. Adam
smith, 18. Yüzyılda yabancı ürünlerin
ülkeye girişini kısıtlayan korumacı görüşlere karşı çıkarak; ülkelerin belli
ürünlerde uzmanlaşarak dada verimli
ve karlı hale geleceğini; uluslararası ti-
caretin de hızla artacağını savunmuştu.
Küreselleşme olgusu bu dönemde de
yaygınlaşmıştı. Teknolojik gelişmelerin, örneğin internetteki gelişmelerin
kaçınılmaz olarak ülkeleri birbirine
entegre edeceği savunulsa da ülkelerin
uygulayacağı farklı politikalar bu entegrasyonun önünde engel oluşturabilir.
Diğer taraftan iktisatçı Paul
Krugman’ın ortaya koyduğu bir gerçek de var: Ölçeğe bağlı artan getiri ve
eksik rekabet sorunu. Büyük firmalar
ölçek ekonomisi çerçevesinde küçük
firmalara kıyasla daha düşük maliyetli
üretim gerçekleştirebilir. Bu da büyük
ölçekli firmalara avantaj kazandıracaktır. Eksik rekabetin ortaya çıkması
da kaçınılmaz olacaktır. Büyük ölçekli
firmalar genelde gelişmiş ülkelere aittir. Bu durumda gelişmekte olan ülkelerin firmalarının serpilip gelişmesi
için korumacılık önlemlerine başvurmak kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla
her koşulda korumacılık yanlıştır yaklaşımı dikkatle ele alınmalıdır.
Ülkeler, ticaretlerini korumak için
çeşitli stratejiler kullanır. Sıklıkla başvurulan yöntemlerden biri ithalattan
alınan vergilerin artırılması ve dolayısıyla ithal fiyatlarının yükseltilmesidir. Böylece yerel ürünler göreceli
olarak daha ucuz hale gelmiş olur. Bu
yönteme genelde dış açık veren ülkeler başvurur.
Korumacılıkta ikinci yöntem yerel
ürünleri üretenlerin desteklenmesidir.
Sübvansiyon olarak da adlandırılabilecek bu destekler; vergi teşviği, düşük
maliyetli kredi, doğrudan ödemeler
gibi yerel ürünlerin maliyetlerinin dolayısıyla fiyatlarının düşmesine neden
olur. Genelde bu tür destekler ihracatın artırılmasına yönelik olarak verilir.
Korumacılığa yönelik bir diğer uygulama da ithalat kotalarıdır. Böylece
yabancı ürünler fiyat olarak ne kadar
cazip olursa olsun bu ülkeler sözkonusu korumayı yapan ülkeye belli miktarda ürün gönderebilir. Hiç kuşkusuz tüm
bu destekler karşısında diğer ülkeler de
korumacılık yapan ülkelere aynı yöntemleri uygulayarak tepki gösterebilir.
Ülkenin kur politikası da korumacılık önlemleri içine dahil edilebilir.
Ülke kendi parasının değerini düşük
tutarak ithal edilen ürünlerin fiyatını
yükseltip ihraç ürünlerinin fiyatını ya-
Küresel krizlerle birlikte korumacılığın gündeme gelmesi tesadüf değil.
Çünkü ekonomiler krizin etkisinden kurtulmak için kur politkaları dahil neredeyse tüm korumacılık önlemlerini kullanarak rekabet gücünü
artırmak ve resesyondan çıkmak istiyor. Dolayısıyla ABD’de başlayan
korumacılık tartışması işin sadece görünen yüzü. Oysa AB, Japonya, İngiltere, Çin gibi ülkeler de kur savaşının tarafları. Ancak kur savaşları
çok yıkıcı olabiliyor dolayısıyla ülkeler diğer korumacılık uygulamalarını devreye sokuyor.
bancı para cinsinden düşürebilir.
Tüm bu korumacılık önlemleri kısa
vadede etkili olup yerel firma ve ürünleri destekleyebilir ancak uzun süreli
korumacılık yukarıda da belirttiğimiz;
rekabeti zayıflatma, verimsiz işletmeler ortaya çıkarma, ürün kalitesinin
düşmesi, yeni yatırım ve inovasyonu
zayıflatma, tüketicinin tercihlerini
dkkate almama, tüketicinin daha yüksek fiyatla ürüne ulaşması gibi sonuçlar doğurabilir.
Kısaca korumacılığa yönelik eleştiriler kadar korumacılık taraftarı görüşler sözkonusu. Günümüzde küreselleşmenin getirdiği gelir ve servet
dağılımındaki adaletsizliğin artması;
sermayenin serbest dolaşımına karşın emeğin dolaşımında yaşanan sınırlamalar; büyük firmalar karşısında
küçüklerin rekabet şansının azalması;
az ve/veya gelişmekte olan ülkelerde
yaşanan çevresel sorunlar; gelişmiş
ülkelerin genelde korumacı politika
uygulamaları gibi olumsuzluklar korumacılık yanlısı görüşleri destekliyor.
Korumacılık ve Türkiye
Ekonomisi
Küresel krizlerle birlikte korumacılığın gündeme gelmesi tesadüf değil.
Çünkü ekonomiler krizin etkisinden
kurtulmak için kur politkaları dahil
neredeyse tüm korumacılık önlemlerini kullanarak rekabet gücünü artırmak
ve resesyondan çıkmak istiyor. Dolayısıyla ABD’de başlayan korumacılık
tartışması işin sadece görünen yüzü.
Oysa AB, Japonya, İngiltere, Çin gibi
ülkeler de kur savaşının tarafları. Ancak kur savaşları çok yıkıcı olabiliyor
dolayısıyla ülkeler diğer korumacılık
uygulamalarını devreye sokuyor.
Türkiye uzun süredir yüksek Dış Ticaret Açığı ve Cari Açık veren ülkeler
içinde yer alıyor. Aşağıdaki Tablo 2015
itibariyle dünyada en fazla Cari Fazla
ve Açık veren ilk on ülkeyi gösteriyor.
Tablo 1. Cari Denge (2015, Milyon ABD doları)
Ülkeler
Cari Fazla
Ülkeler
Cari Açık
Çin
293.200
ABD
484.100
Almanya
285.200
İngiltere
123.500
Japonya
137.500
Brezilya
58.910
Güney Kore
105.900
Avustralya
56.200
Hollanda
80.990
Kanada
51.380
Tayvan
76.170
Saudi Arabistan
41.480
İsviçre
75.820
Meksika
32.380
Rusya
65.800
TÜRKİYE
32.190
Singapur
57.560
Cezayir
27.040
İtalya
38.740
Hindistan
26.220
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
67
Türkiye Ekonomisinin 2015’de düşük enerji maliyetleri ve düşük emtia
fiyatları ortamında verdiği Cari Açık
oldukça mütevazi görünüyor. Oysa birkaç yıl öncesine gidildiğinde Türkiye
en fazla Cari Açık veren 5 ülke içinde
yer almaya başlamıştı. Dolayısıyla
korumacılık konusuna en fazla önem
vermesi gereken ülkelerin başında
Türkiye’nin gelmesi gerekiyor.
Bir diğer tablo ise bölgelere göre
Türkiye’nin verdiği Dış Ticaret açığının durumu: 1990-2000 döneminde
Dış Ticaret açığımızda AB-28 ülkenin
payı uüzde 49 iken bu pay 20082016’da 25’lere gerilemiş. Buna karşın
aynı dönemde Orta asya ve Uzak Doğu
(Çin dahil) ile ticarette Dış Açık payı
hızla artıyor. Yani Türkiye AB bölgesi
ile ticarette dengeyi yakalamaya doğru
koşarken Uzak Doğu ile yaptığı ticarette Dış açık artış gösteriyor. Bir diğer
ifade ile AB’ye karşı rekabet ve dengeli
ticaret artarken; Uzak Doğu karşısında
rekabet gücü azalıyor.
Tablo 2. Bölgelerin Dış Ticaret Açığından Aldığı Pay (%)
1990-2000
2000-2008
2008-2016
AB-28
49
24
25
Diğer
0
5
10
Diğer Afrika
1
1
-2
Diğer Avrupa
2
4
0
Kuzey Amerika
12
5
11
Orta Asya
8
30
24
Orta ve Güney Amerika
3
3
3
Ortadoğu ve Kuzey Afrika
5
-10
-22
Uzak Doğu
21
39
51
Kaynak: TÜİK,WTO,TEPAV Hesaplamaları
Korumacılık eğilimlerinin arttığı
bir ortamda Türkiye’nin hızla önlem
alması gerekiyor. Aksi takdirde önümüzdeki dönemde zor günler bizi
bekliyor. Bunun en güzel örneği Rusya ile yaşanan ticarette açık biçimde
gözlenebiliyor. Rusya tekstil, sebze,
meyve gibi alanlarda önemli ihracat
pazarlarımız içinde yer alıyor. Ancak
Ambargo ve Uçak Krizi’nin ardından
Rusya’nın yaklaşık 9.5 milyar dolarlık tarım (seralar dahil) yaptığı, Çin,
Suriye ve Mısır ile önemli ticaret anlaşmaları yaptığı biliniyor. Diğer taraftan tekstil üreticilerini kendi ülkesine
yatırım yapmaya davet ediyor. Tüm bu
gelişmeler pazarda dinamiklerin ciddi
biçimde değiştiği gözleniyor.
Türkiye Ne Yapmalı?
Türkiye; üretimi dışa bağımlı, ithalatı yüksek ve büyük Dış ticaret
açığı veren ülkelerin başında geliyor.
Buradan hareketle, yeni gelişmelere
ve dünyada değişen dengelere karşı;
68
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
dinamik ve güven veren dış politika,
üretim odaklı ekonomi politikası, yüksek katma değer yaratan ürünlerde söz
sahibi olmak için çaba harcayan girişimleri destekleyen, ihracat odaklı bir
ekonomi olmak zorunda…
1. Türkiye’nin reel kesimin açık pozisyonlarını bahane ederek değerli
Türk Lirası politikasından öncelikle vazgeçmesi gerekiyor. Değerli
Türk Lirası enflasyonu geçici süre
kontrol altına almaya destek oluyor
ama yurtiçi üretimi tasfiye ederek
ithalata bağımlılığı hızla artırıyor
ve Cari Açığın yapısallaşmasına neden oluyor. Neredeyse tüm ülkeler
paralarının değerini düşürmeye çalışırken bir tek Türkiye populist bir
yaklaşımla değerli TL istiyor. Bu da
ülkenin rekabet gücünü olumsuz
etlilemeye devam ediyor.
2. Faizsiz veya düşük maliyetli para
verimsizlik yaratıyor. ABD başta
olmak üzere gelişmiş ülkelerde
Türkiye; üretimi dışa bağımlı, ithalatı yüksek ve büyük Dış ticaret açığı veren ülkelerin başında
geliyor. Buradan hareketle, yeni
gelişmelere ve dünyada değişen
dengelere karşı; dinamik ve güven
veren dış politika, üretim odaklı
ekonomi politikası, yüksek katma
değer yaratan ürünlerde söz sahibi olmak için çaba harcayan girişimleri destekleyen, ihracat odaklı bir ekonomi olmak zorunda…
enflasyonun altında kalan faiz ortamında kredilerin karlı ve katma
değeri yüksek alanlar yerine geleneksel ve verimsiz alanlara kaydığını görmüş durumda. Dolayısıyla
Türkiye’de de verimsiz alanlara
kaydırılan krediler Cari açık üretmekten başka bir işe yaramıyor.
Özel sektör yatırımlarının son
yıllardaki gerilemesinin nedenlerinden birinin de (diğer önemli
Korumacılık eğilimlerinin arttığı
bir ortamda Türkiye’nin hızla önlem alması gerekiyor. Aksi takdirde önümüzdeki dönemde zor günler bizi bekliyor. Bunun en güzel
örneği Rusya ile yaşanan ticarette
açık biçimde gözlenebiliyor.
nedenlerin yanısıra) kredilerin verimsiz alanlara kayması olduğunu
görmemiz gerekiyor.
3. Türkiye’de teşvik ve destekler de
etki-tepki analizleri yetersiz olduğu için üretim yerine verimsizliği
destekliyor. Örneğin, tarımda doğrudan gelir desteği üretici (çiftçi)
yerine mülk sahibini (köylü) destekliyor. Gelir desteği alanlar artık
bunu bir maaş olarak görüyor ve
üretimden kopuyor. Aynı şekilde
özellikle çalışma çağında bulunan
kesime koşulsuz (mesleki eğitim ve
çalışma koşulu) verilen destekler
istihdam piyasasını olumsuz yönde
etkiliyor. Sıklıkla çıkan vergi afları
ve ertelemeleri “düzgün” çalışan iş-
letmeleri de “bu düzleme” çekiyor
veya bu işletmeler haksız rekabet
ile karşı karşıya kalıyor.
4. Türkiye’nin yalnızca içeride değil
yurtdışında marka yaratmaya uygun firmalarının ölçeğini büyütmeleri konusunda desteklemesi
gerekiyor. Birçok uzakdoğulu dev
şirketin devlet destekli bu duruma geldiği bilindiğine göre bu deneyimlerin analiz edilip ülkemize
uyarlanması gerekiyor.
5. Üretim-ihracat sürecinde (girdi maliyetleri, ambalaj-lojistik) firmalarınızın rekabet güçlerini artırmaya
yönelik desteklenmesi gerekiyor.
Örneğin; bir ürünün dökme fiyatı
(paketlenmemiş) ile ambalajlı fiyatı birbirinden farklı fiyata ihraç edilecektir. Katma değeri yükseltmek
istiyorsak devletin ihracatta düşük
maliyetli ambalaj desteği vermesi
önem arzedecektir. Aynı şekilde
TIR taşımacılığı yerine devlet destekli gemi taşımacılığı maliyetleri
aşağı çekebilecektir.
Yurt içinde ve dışında marka yaratmaya uygun firmalar desteklenmeli; ihracatta firmaların girdi maliyetleri ve ambalaj-lojistik
açısından rekabet güçleri artırılmalı; teşvik ve destekler verimliliği ve rekabet gücünü artırmayı
hedeflemeli
6. Orta ve uzun vadeli programlar
çerçevesinde; destek ve teşvik sisteminin uygulanması girişimciye
uzun vadeli perspektif sunacaktır.
Dağınık, her bakanlığın birbirinden
farklı, geçici destek ve teşvikleri
üretimi ve rekabet gücünü artırma
yerine tam tersi bir süreç yaşanmasına neden olacaktır. Dolayısıyla
teşvik ve destekler sadece “vermek için” değil; verimliliği, rekabet
gücünü artırmak için verilmelive
etki tepki analizleri ile sonuçları
denetlenebilmelidir. Aksi takdirde
üretimden kopuk ranta dönüşmüş
destek ve teşvik sistemleri ile zaman kaybetmekten başka bir sonuç
üretilemeyecektir.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
69
Prof. Dr. Ömer Faruk ÇOLAK
TİSK Ekonomi Danışmanı
Yeni Korumacılık Stratejisi
I-Giriş
2000 yılında çekilen Roland
Emmerich’ın yönettiği “The Patriot”
(Vatansever) filminin bir sahnesinde
İngiliz General Lord Charles Cornwallis (rolü Tom Wilkonson oynuyordu) Başkaldıran Amerikalılara karşı
savaş suçu işleyen Albay William
Tavington’a (rolü Jasoon Isaacs oynuyordu) şöyle söylüyordu: “Sen ne
yapıyorsun, bu savaş bir süre sonra bitecek. Biz onlarla ticaret yapacağız. Senin hareketlerin buna zarar veriyor?”
General haklı idi. Çünkü Amerikalıların İngilizlere karşı ayaklanıp
bağımsızlık mücadelesi verdikleri
yıllar, İngiltere’nin Merkantilizm’den
Liberalizm’e geçiş yapmaya başladığı
döneme denk geliyordu. Hatırlayalım; ABD’nin Bağımsızlığını ilan ettiği tarih ile Adam Smith’in Ulusların
Zenginliği’ni yayımladığı tarih aynı,
1776. İngiltere’de 1750’li yıllardan
başlayarak devam eden sanayi devrimi sürecinde sanayi mallarının engel
olmaksızın (kotasız, tarifesiz) ihraç
70
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
edilmesi gerekiyor. İşte tam da bu dönemde A. Smith’in serbest (mutlak)
dış ticaret teorisi devreye girdi.
Bundan dolayı İngiltere’nin sömürge stratejisinin aynı zamanda bir dış
ticaret stratejisi, sanayileşme stratejisi
olduğunu söyleyebiliriz.
II-ABD Dış Ticaret Açığı ve
Korumacılığa Dönüş
2007 Krizine kadar dünyaya egemen olan serbest dış ticaret stratejisipolitikası- kriz ile birlikte değişmeye,
karşı çıkışlar ile muhatap olmaya başladı. Bu karşı çıkışlar hemen hiçbir
ülkede Trump başa geçene kadar politika haline dönüşmemişti. Trump sayesinde şimdi artık serbest dış ticarete
karşı bir politika var diyebiliriz.
Bu gelişim doğal olarak Neoklasik
iktisatçıların ve gelişmiş kapitalist ülkelerin baş tacı ettiği küreselleşme olgusunu da tartışmalı hale getirmiştir.
Serbest dış ticarettin yerini korumacı dış ticarete bırakması, dünya
ekonomisinin ulaştığı noktada, sadece
devletleri değil, firmaları, bankaları ve
tüketicileri de ilgilendirmektedir. Dış
ticaret politikasındaki değişim ülkelerin ihracat ve ithalat hacimlerini etkilemeden öte, yurt dışı rekabet kadar
yurt içindeki rekabeti de etkileyecektir. Bu da ülkelerdeki üretim maliyetlerinin ve fiyatların değişmesine neden
olacaktır.
Dış ticaret GSYH’nin unsurlarından
birisidir. Dış ticaret fazlası ülkenin
GSYH’sinı artırır, bu gelir-harcama
modeli çerçevesinde dış ticaretin en
belirgin makroekonomik sonucudur.
Ancak dış ticaret politikasının ekonomi üzerinde etkisi bununla da kalmaz.
Ülkenin serbest ticaret politikasına geçişi ile birlikte yurt içinde rekabet ve
verimlilik üzerinde de etkisi hemen
görülür. İktisat teorisinde bu gelişmeleri irdelemeye yönelik onlarca sav
vardır. Bunların bazıları kuram haline
gelmiştir (Burada Karl Popper’ın her
kuram yanlışlanana kadar doğrudur
savını unutmamalıyız).
Ülkelerin korumacılıktan serbest
dış ticarete, ithal ikameci sanayileşmeden ihracata yönelik sanayileşmeye geçişi nasıl kolay olmadı ise, tekrar korumacılığa dönüşü de kolay olmayacaktır. Bundan dolayı bu dönüşüm çabalarını ihtiyatla karşılamakta fayda bulunmaktadır.
Ancak burada başını ABD’nin çektiği yeni korumacılık çağrılarının arkasında yatan makroekonomik gerçekleşmeleri de
ortaya koymak zorundayız.
Bunu yaparken ilk bakılması gereken olgu elbette dünya ve ABD’nin dış ticaret rakamlarındaki gerçekleşmelerdir. Baştan söyleyelim; dünya ekonomisi serbest ticaret sayesinde daha hızlı büyümüştür. Bundan da en büyük payı Çin ve Güney
Asya Ülkeleri elde etmiştir.
Tablo: Dünyada İhracat ve İthalatta İlk 10 Ülke ve Türkiye
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
31
Çin
ABD
Almanya
Japonya
Hollanda
Kore
Hong Kong,
Fransa
Birleşik Krallık
İtalya
Türkiye
Dünya
2275
1505
1329
625
567
527
511
506
460
459
144
16482
14,2
9,4
8,3
3,9
3,5
3,2
3,1
3,2
2,9
2,8
0,9
100,0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
21
ABD
Çin
Almanya
Japonya
Birleşik Krallık
Fransa
Hong Kong
Hollanda
Kore
Kanada
Türkiye
Dünya
2308
1682
1050
648
626
573
559
506
436
436
207
16725
13,8
10,1
6,3
3,9
3,7
3,4
3,3
3,0
2,6
2,6
1,2
100,0
Kaynak: https://www.wto.org/english/res_e/statis_e/wts2016_e/wts16 toc_e.htm. kullanılarak hazırlanmıştır. Erişim tarihi 1 Nisan 2017.
Serbest dış ticarette dünya ihracatı içinde ağırlığı azalan ülkelerin başında ABD gelmektedir. ABD’nin dünya ihracatındaki payı 1953’de %14,6, 1983’de %11,2 iken, oran 2015’de %9,4’e gerilemiştir. ABD dünyanın en fazla ithalat yapan
ülkesidir. 2015 yılı itibari ile dünya ithalatının %13,8’ini yapmaktadır. Dolayısıyla ABD, ithalat yaptığı ülkelerin GSYH’ne,
istihdamına büyük katkı vermektedir. Bu ülkelerin başında da Çin, Pasifik Ülkeleri ve NAFTA (North American Free Trade
Agreement) Ülkeleri gelmektedir.
Çin ile ABD arasındaki dış ticarette ABD sürekli açık veren ülke konumundadır. Dış ticaret açığı Çin’in Dünya Ticaret
Örgütü’ne (WTO) üye olması ile daha da artmıştır. Çin ekonomisi son yıllara değin %10’un üzerinde bir büyüme trendini
yakalamıştır. Çin, 1980 yılında 306 milyar dolar olan GSYH’sini 2016 yılında 11 milyar dolara yükseltmiştir. Bu gelişimin
altında Çin’in izlediği serbest dış ticaret politikası yatmaktadır. Çin bu sayede dünya ihracatından en fazla pay alan ülke olmuştur. Çin’in dünya ihracatındaki payı 1983 yılında %1,3 iken, bu oran 2015 yılında %14,2’ye yükselmiştir. Çin’in dünya
ihracatındaki payının bu kadar hızlı artmasında işçi ücretlerinin düşük olmasının sağladığı rekabetçi fiyat avantajı başat
rol oynamıştır. Bundan dolayı da başta ABD olmak üzere birçok ülke WTO ilkelerine aykırı olarak Çin’in sosyal damping
yaptığı savı ile şikayette bulunmuştur.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
71
Tablo: Dünya İhracatının Paylaşımı
Dünya İhracat (Milyar Dolar)
Dünya
Kuzey Amerika
ABD
Kanada
Meksika
Güney ve Orta Amerika
Brezilya
Şili
Avrupa
Almanya
Hollanda
Fransa
Birleşik Krallık
Afrika
Orta Doğu
Asya
Çin
Japonya
Hindistan
EU
59
100,0
28,1
21,6
5,5
0,9
11,3
2,0
0,6
35,1
1,4
2,0
3,4
11,3
7,3
2,0
14,0
0,9
0,4
2,2
-
84
100,0
24,8
14,6
5,2
0,7
9,7
1,8
0,5
39,4
5,3
3,0
4,8
9,0
6,5
2,7
13,4
1,2
1,5
1,3
-
157
100,0
19,9
14,3
4,3
0,6
6,4
0,9
0,3
47,8
9,3
3,6
5,2
7,8
5,7
3,2
12,5
1,3
3,5
1,0
24,5
579
100,0
17,3
12,2
4,6
0,4
4,3
1,1
0,2
50,9
11,7
4,7
6,3
5,1
4,8
4,1
14,9
1,0
6,4
0,5
37,0
1838
100,0
16,8
11,2
4,2
1,4
4,5
1,2
0,2
43,5
9,2
3,5
5,2
5,0
4,5
6,7
19,1
1,2
8,0
0,5
31,3
3688
100,0
17,9
12,6
3,9
1,4
3,0
1,0
0,2
45,3
10,3
3,8
6,0
4,9
2,5
3,5
26,0
2,5
9,8
0,6
37,3
7380
100,0
15,8
9,8
3,7
2,2
3,0
1,0
0,3
45,9
10,2
4,0
5,3
4,1
2,4
4,1
26,1
5,9
6,4
0,8
42,4
15985
100,0
14,4
9,4
2,6
2,4
3,4
1,2
0,4
37,3
8,3
3,5
3,2
2,9
2,4
5,3
34,2
14,2
3,9
1,7
33,7
Kaynak: https://www.wto.org/english/res_e/statis_e/wts2016_e/wts16 toc_e.htm. kullanılarak hazırlanmıştır. Erişim tarihi 1 Nisan 2017.
ABD, Çin ile yapmış olduğu dış ticarette sürekli olarak açık vermiştir. Bu açık yıllar itibari ile artarak devam etmiştir.
2004 yılında ABD’nin dış ticaret açığı 196,6 milyar dolar iken, bu açık Çin’in 2005 yılında WTO’ya üye olması ile birlikte
bir yılda %23,8 oranında artarak 234,4 milyar dolara yükselmiştir. 2016 yılına gelindiğinde ise dış ticaret açığı 462,8 milyar dolara ulaşmıştır.
Tablo: ABD - ÇİN Dış Ticareti, Milyar Dolar
Yıllar
2004
2005
2010
2015
2016
ABD İhracatı
34,4
41,2
91,9
116,1
115,7
ABD İthalatı
196,6
243,4
364,9
483,2
462,8
Kaynak: https://www.census.gov/foreign-trade/balance/c5700.html
kullanılarak hazırlanmıştır. Erişim tarihi 1 Nisan 2017.
ABD’nin dış ticaret açığı sadece Çin ile sınırlı değildir. Benzer bir yapılanma AB ve Japonya için de geçerlidir. 2016 yılı
itibari ile ABD, Japonya ile yaptığı ticarette 68,9 milyar dolar, AB ile yaptığı ticarette 146,3 milyar dolar açık vermiştir.
ABD’nin yeni Başkanı D. Trump, dış ticarette bu tabloya itiraz etmektedir. Trump korumacılık savına destek içim işgücü maliyetleri arasındaki farklılığı kullanmaktadır. Trump özetle şöyle diyor: Meksika’da günlük çalışma ücreti 4,35
dolar iken, ABD’de niteliksiz işçi ayda 2 bin dolar kazanmaktadır. Bu işgücü maliyetleri ile ABD rekabet edemez, diğer
yandan Meksikalı işçiler de kaçak ABD’ye girip, Amerikalı işçilerin yerini almaktadır. Bundan dolayı yeniden korumacılığı
gündeme getirmektedir. Trump’ın kaçak işçilere önlem alması Amerikalı işçi sendikalarını da çok memnun etmiştir; böy-
72
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
lece ücretler üzerindeki aşağı yönlü
baskı azalmış olmaktadır. Trump’ın
ABD’nin üye olduğu uluslararası
entegrasyonların kurumsal yapılarından vazgeçmesinin arkasında yatan düşünce, bu tür yapılanmaların
ABD’nin aleyhine olduğudur.
Trump bu düşüncesini Başkanlığının üçüncü ayında uygulamaya
soktu ve ABD ile Pasifik ülkeleri arasındaki Trans-Pasifik Anlaşmasını
(Transpacific Partnership, TPP) iptal
etti. Anlaşma eski Başkan Obama tarafından imzalanmış, ancak henüz
ABD senatosunda onaylanmamıştı.
Trump bu arada bir otomobil firmasının Meksika’da kuracağı tesisi, tehditlerde bulunarak engellemiş, firma
yatırımı yapmaktan vazgeçmiştir.
ABD Uluslararası Ticaret Komisyonunun yaptığı çalışmaya göre TPP’nin
sona ermesi sonrasında ABD’de GSYH
%0,15, ticaret %1 artacak ve ABD’de
125 bin kişiye istihdam olanağı sağlanacak (Graceffo, 2017:5).
Trump, “Önce Amerika (America
First)” sloganını taşıyan bir kararnameyi imzalayarak dış ticaret açığı
verilen ülke ve ürünlerin listesinin
çıkartılmasını istedi.1 Bu kararnameye ilişkin olarak ABD Ticaret
Bakanı Wilbur Ross, dış ticaret açığının 2016 yılında 481 milyar dolar
olduğunu, bundan dolayı yapılacak
araştırma ile ticarette “suiistimaller ve kuralların uygulanmasındaki
ihmallerle, ABD’nin görüşüne göre
beklenen sonucu getirmeyen ticari
ilişkilerin mercek altına alınacağını”
söyledi. Ross, ABD’nin ticaret açığının sorumlusu olarak Çin’in yanı sıra
Kanada, Fransa, Meksika, Japonya,
Almanya gibi ülkeleri gösterdi”2 (dw.
com/tr/abd-ticari-ilişkileri-mercekaltına-alıyor/a-38248973).
III- Sonuç
ABD’nin önümüzdeki günlerde
korumacılık yönünde yeni adımlar
atacağı kesin gibi. Trump’ın özellikle Çin’e karşı tarife ve kota engelleri
koyması sürpriz olmayacaktır. Bu bir
ticaret savaşına dönüşebilir mi? Bu
sorunun yanıtı basittir, savaş zaten
vardı ancak bu örtük yapılıyordu.
Şimdi açık ticari savaş başladı diyebiliriz.
Ortaya çıkan bu tablodan serbest
ticarettin sonu geldi, ithal ikamecikorumacı dış ticaret-sanayileşmepolitikasına geri dönülüyor sonucunu çıkarmak mümkün değildir.
Çünkü ne böyle bir amaç vardır, ne
de böyle bir amaç olsa dahi, özellikle
gelişmiş ülkeler için bu amaç anlamlı olur. Ancak ABD’nin dış ticarette
yeni bir strateji geliştirdiğini söyleyebiliriz. Bu stratejiyi sadece korumacılık olarak görmek dönüşümü
tam olarak anlatmaz. ABD, Başkan
Trump ile birlikte ülkelerle “savunma stratejisi” odaklı ekonomik ilişkiden, “ticari strateji” odaklı ekonomik
ilişki kurmaya yönelik bir politika izlemeye başlamıştır. Yani hangi ülke
ile ticaret ABD için anlamlıdır, o ülke
ile ilişkileri sıkılaştıralım, ardından
diğer amaçlar gelir yönlü çalışmaya
başlamıştır.
Bu strateji değişiminden yeni korumacılık çıkmaz. Çıksa çıksa “Yeni
Merkantilizm” çıkar. Merkantilizmi
çok fazla ülke kendi yararına kullanamamıştır. Bunu en iyi yapan İngiltere olmuştur. O da sanayi devriminin ilk ülkesi olarak bundan büyük
fayda sağlamıştır.
Başkan Trump dış ticarete tam
bir merkantilist gibi bakmaktadır,
ancak dış ticaret sadece dış ticaret
fazlası demek değildir. Bundan dolayı ABD’nın ticaret politikasındaki değişim kısa erimde olmasa bile uzun
erimde işgücü maliyetlerini artırırken, verimliliği düşürecektir.
Dış ticaret fazlası ihracatın art-
ması ile verilir, ithalatı kısarak çoğunlukla dış ticaret hacminizi küçültürsünüz. Çünkü sizin korumacılık
önlemi almanız diğer ülke/ülkeleri
de bu yönde davranmaya itecektir.
Dolayısıyla siz ithalatınızı kısmak
isterken, ihracatınızı da kısmış olursunuz. Bunun yaratacağı üretim ve
istihdam kaybı eğer büyük olursa,
dış fazlanın yaratacağı olumlu katkı
ortadan kalkar.
Sonuç olarak ABD ticaret politikasındaki dönüşümün ABD ve dünya ekonomisi için yaratacağı etkiye
yönelik bir fayda/maliyet analizi
yapmak için erken. Bekleyip görmek
gerekiyor. Paul Krugman’ın ifade
ettiği gibi “….Amerika’yı yönetmek
TV’deki reality gösterisi gibi değildir. Birkaç hafta önce Bay Trump,
‘Kimse sağlık yardımı (health care)
sisteminin bu kadar karmaşık olabileceğini bilmiyordu’ diye sızlandı. Şüpheci biri, ticaret politikası
için de aynı şeyi söylüyor” (The NY
Times April 3, 2017).
Kaynakça
Graceffo, Antonio, 2017, “ Trump’s New Protectionism: Economic and Strategic Impact”, https://
www.foreignpolicyjournal.com /2017/02/01/
trumps-new-protectionism-economic-andstrategic-impact/. Erişim tarihi 1 Nisan 2017.
Krugman Paul, “Trump Is Wimping Out on
Trade”, The NY Times April 3, 2017, https://
www.nytimes.com/2017/04/03/opinion/
trump-is-wimping-out-on-trade.html?actio
n=click&pgtype=Homepage&clickSource=
story-heading&module=opinion-c-col-leftregion&region=opinion-c-col-left-region&WT.
nav=opinion-c-col-left-region
USA, Census , https://www.census.gov/foreign-trade/balance/c5700.html . Erişim tarihi 1
Nisan 2017.
WTO, https://www.wto.org/english/res_e/
statis_e/wts2016_e/wts16 toc_e.htm. Erişim
tarihi 1 Nisan 2017.
DİPNOT
1- ABD’nin bu tür korumacılık sevdası yeni değildir.
1990’lı yılların başında Japonya’nın ABD’ye olan otomobil ihracatı artıp da, ABD menşeli otomobil satışları düşünce, milliyetçi ABD’liler arabalarının arka camlarına
“Be American, Buy American” sticker’ı yapıştırmıştı.
2- D. Trump bununla ilgili olarak ilginç bir saptama yapıyor: “ 5. Cadde’de gördüğüm BMW ve Mercedes kadar
Almanya’da Chevrolet görmedim.” (Graceffo, 2017:1).
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
73
A. Ferhat İLTER
TİSK Danışmanı
OECD Üyesi Ülkeler İçinde En Yüksek Reel Ücret
Artışı Türkiye’de
OECD’nin yayımladığı veriler, son
6 yılı kapsayan 2011-2016 döneminde imalat sanayii çalışanlarının reel
giydirilmiş ücret (kazanç) artışının,
OECD’ye üye 29 ülke içinde en yüksek
oranla Türkiye’de gerçekleştiğini ortaya koyuyor.
OECD, stats.oecd.org internet sayfasında üye ülkelerdeki imalat sanayii
çalışanlarının giydirilmiş ücret (kazanç) istatistiklerini yayınlıyor.
OECD’nin 2010 baz yıllı imalat sanayii saatlik giydirilmiş ücret endeksine göre Türkiye’de ücret düzeyi son 6
yılda 100’den 213,7’ye çıkarak yüzde
113,7 oranında arttı. Endeksin diğer
ülkeler açısından gösterdiği artışlar
ise yüzde 0,4 (Lüksemburg) ile yüzde 49,5 (İzlanda) arasında değişiyor
(Tablo).
Ülkelerdeki reel (gerçek) ücret artışlarına ulaşmak için, aynı dönemdeki tüketici fiyatları artışlarıyla deflate
74
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
etmek (arındırmak) gerekiyor.
OECD’nin aynı internet sayfasında
yer alan 2010 baz yıllı tüketici fiyatları endeksleri söz konusu dönemde
Türkiye’de birikimli enflasyon oranının 100’den 157,4’e çıkarak, yüzde
57,4 oranında arttığını gösteriyor. Endeksin diğer ülkeler açısından yansıttığı oranlar ise yüzde 3,5 (Japonya) ile
yüzde 20,2 (İzlanda) arasında değişmekte.
Belirtilen ücret ve enflasyon verilerinden hareketle nominal ücret artışları deflate edildiğinde, 2011-2016 döneminde OECD’de en yüksek reel ücret
artışının yüzde 35,8 ile Türkiye’de gerçekleştiği anlaşılıyor.
Reel ücret artışının yüksekliği açısından Türkiye’yi Macaristan (yüzde
24,5) ve İzlanda (yüzde 24,4) takip
ediyor.
Avro Alanı’nda yer alan 19 AB üyesi ülke genelinde reel ücret artışı sıfır
olurken, AB’ye üye 28 ülke genelinde
sadece yüzde 0,6 yükseliş meydana
geldiği belirleniyor.
Öte yandan verilere göre son 6 yılda ABD, Avusturya, Belçika, İrlanda,
Lüksemburg, Portekiz ve İngiltere’de
imalat sanayii çalışanlarının ücretleri
reel olarak artmak bir yana, enflasyon
karşısında yüzde 0,3 ile yüzde 8 arasında geriledi (Şekil).
Türkiye’de reel ücret 2011-2016
döneminde yılda ortalama yüzde 5,23
oranında yükselirken, AB’de bu oran
yüzde 0,1 oldu.
Ülkemiz sanayiinde reel ücret artışı
rakip ekonomilerin sanayilerine kıyasla çok hızlı artış gösterirken, TÜİK
verilerine göre verimlilik artışının cılız kalması, Türkiye’nin uluslararası
rekabet gücüyle birlikte ihracatımızı
azaltan, işsizliği ve enflasyonu artıran
etkiler yarattı. Bu sürecin maalesef devam ettiğini de belirtmek gerekiyor.
görüş
OECD ÜLKELERİNDE İMALAT SANAYİİNDE SAATLİK ÜCRET,
ENFLASYON VE REEL ÜCRET DEĞİŞİMİ, 2016
2010=100
SAATLİK
ÜCRET(*)
ENDEKSİ
2010=100
TÜKETİCİ
FİYATLARI
ENDEKSİ
2010=100
SAATLİK
REEL ÜCRET
ENDEKSİ
2010=100
2011-2016
DÖNEMİ REEL
ÜCRET DEĞİŞİMİ
(%)
2011-2016 DÖNEMİ
YILLIK ORTALAMA
REEL ÜCRET ARTIŞI
(%)
AVUSTRALYA (1)
118.0
114.5
103.1
3.1
0.51
AVUSTURYA (2)
102.7
111.6
92.0
-8.0
-
BELÇİKA (2)
108.8
111.1
97.9
-2.1
-
KANADA
113.4
110.2
102.9
2.9
0.48
ÇEK CUMH. (2)
117.6
108.3
108.6
8.6
1.38
DANİMARKA
111.5
107.4
103.8
3.8
0.62
FİNLANDİYA
111.8
109.2
102.4
2.4
0.40
FRANSA (2)
111.8
106.0
105.5
5.5
0.90
ALMANYA (2)
116.4
107.6
108.2
8.2
1.32
MACARİSTAN
139.2
111.8
124.5
24.5
3.72
İZLANDA (2)
149.5
120.2
124.4
24.4
3.71
İRLANDA
103.9
104.7
99.2
-0.8
-
İSRAİL
116.9
106.1
110.2
10.2
1.63
İTALYA
113.0
107.4
105.2
5.2
0.85
JAPONYA
104.0
103.5
100.5
0.5
0.08
KORE
126.6
110.9
114.2
14.2
2.24
LÜKSEMBURG
100.4
109.5
91.7
-8.3
-
HOLLANDA
110.0
109.5
100.5
0.5
0.08
YENİ ZELANDA
119.0
108.6
109.6
9.6
1.54
NORVEÇ
121.2
112.4
107.8
7.8
1.26
POLONYA
128.7
107.4
119.8
19.8
3.06
PORTEKİZ
102.7
107.7
95.4
-4.6
-
SLOVAK CUMH.
126.4
108.2
116.8
16.8
2.62
SLOVENYA
117.6
105.9
111.0
11.0
1.75
İSPANYA (2)
111.4
106.2
104.9
4.9
0.80
İSVEÇ
116.3
104.6
111.2
11.2
1.79
TÜRKİYE
213.7
157.4
135.8
35.8
5.23
İNGİLTERE
111.5
112.5
99.1
-0.9
-
ABD
109.8
110.1
99.7
-0.3
-
AVRO ALANI (2)
107.5
107.5
100.0
0.0
-
AB28 (2)
109.1
108.4
100.6
0.6
0.10
ÜLKELER
(*) Brüt Giydirilmiş Ücret
(1) 2016 4. Çeyrek (2) 2016 3. Çeyrek
Kaynak: OECD Veri Tabanı Kullanılarak TİSK.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
75
2011-2016 DÖNEMİNDE REEL ÜCRET DEĞİŞİMİ (Birikimli Yüzde)
2011-2016 Döneminde Reel Ücret Değişimi (Birikimli Yüzde)
TÜRKİYE
35,8
MACARİSTAN
24,5
İZLANDA
24,4
POLONYA
19,8
SLOVAK CUMH.
16,8
KORE
14,2
İSVEÇ
11,2
SLOVENYA
11,0
İSRAİL
10,2
YENİ ZELANDA
9,6
ÇEK CUMH.
8,6
ALMANYA
8,2
NORVEÇ
7,8
FRANSA
5,5
İTALYA
5,2
İSPANYA
4,9
DANİMARKA
3,8
AVUSTRALYA
3,1
KANADA
2,9
FİNLANDİYA
2,4
AB28
0,6
JAPONYA
0,5
HOLLANDA
0,5
AVRO ALANI
0,0
ABD
-0,3
İRLANDA
-0,8
İNGİLTERE
-0,9
-2,1
BELÇİKA
PORTEKİZ
-4,6
AVUSTURYA
-8,0
LÜKSEMBURG
-8,3
Kaynak: OECD Verileri Kullanılarak TİSK
Kaynak: OECD Verileri Kullanılarak TİSK
76
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
kadınlar ve gençler
İşsizlik Oranı Genç Kadınlarda Yüzde 28,1
TÜİK’in 17 Nisan 2017 tarihinde açıkladığı İşgücü İstatistiklerine göre genç işsizlik oranı Ocak 2017 döneminde yıllık
bazda %19,2’den %24,5’e çıktı. Genç erkekler de işsizlik artışından olumsuz etkilenmekle birlikte, söz konusu etki genç
kadınlar açısından daha güçlü. Ocak 2016 döneminde %20,5 düzeyinde bulunan 15-24 yaş kadın işsizlik oranı Ocak 2017
döneminde % 28,1’e yükseldi. Bu oran, genç erkeklerinkine (% 22,6) göre 5,5 puanlık önemli bir farkı da ifade ediyor.
Dünya Bankası’nın verileri ise ülkemizdeki genç kadın işsizliğinin, çeşitli ülke gruplarının ortalamalarına kıyasla daha
yaygın olduğunu ortaya koyuyor. 2014 yılı itibariyle genç kadın işsizliği oranı Türkiye’de %19,9 iken, ortalamalar olarak,
dünyada %15,6; OECD Ülkelerinde %16,2; yüksek gelirli ülkelerde %18,3; Türkiye’nin de aralarında yer aldığı orta gelirli
ülkelerde %15,7; Avrupa ve Orta Asya Ülkelerinde %18,2.
Genç Kadınlarda (15-24 yaş) İşsizlik Oranı(1) 2000 ve 2014
2000
2014
Türkiye
11,6
19,9 (2)
Dünya
15,5
15,6
OECD Ülkeleri
13,4
16,2
Orta Gelirli Ülkeler
15,9
15,7
Yüksek Gelirli Ülkeler
15,3
18,3
Avrupa ve Merkezi Asya Ülkeleri (yüksek gelirli ülkeler hariç)
20,3
18,2
Kaynak : Dünya Bankası ve TÜİK
(1) Kıyaslama için ILO yöntemine göre uyumlaştırılmış olanlar
(2) TÜİK İşgücü İstatistiklerine göre söz konusu oran 2014 yılında %20,4; 2015 yılında %22,2’dir.
Türkiye Kadın Ücretli İstihdamı Artışında
63 Ülke İçinde İlk Sırada
TÜRKONFED “ İş Dünyasında Kadın 2017 Raporu”nun Birinci Faz Çalışmasına ilişkin sonuçları yayımladı.
Prof.Dr. Oğuz Karadeniz ve Prof.Dr.
Hakkı Hakan Yılmaz tarafından hazırlanan çalışmada başlıca şu tespitlerde
bulunuldu:
•• Türkiye’de kadınların işgücüne
katılma oranı ve istihdamı son 10
yılda hızla artış gösterdi. ILO verilerine göre 2007-2015 döneminde
79 ülke içinde Türkiye kadınlarının
işgücüne katılma oranı artışında 7.
ülke oldu (%23’ten %31,4’e). Ancak söz konusu oran AB ortalaması
olan %57,6 ‘nın oldukça altında.
•• Yine ILO verilerine göre aynı dönemde ücretli kadın istihdamı net
%77 artış kaydetti (2 milyon 160
bin iş yaratımı). Bu sonuçla Türkiye 63 ülke içinde en yüksek artış
oranını yakaladı.
•• Buna karşılık kadın yöneticilerin toplam istihdamdaki payları
2007’de % 18 iken, 2015’te %14’e
indi.
•• Kızların okullaşma oranlarında belirgin iyileşme oldu. Kızların genel
lise okullaşma oranı 2007’de %50
civarında iken, 2015’te %80’lere
çıktı. Yükseköğretimde ise okullaşma oranı %18,7 ‘den %41,1’e yükseldi.
•• İŞKUR’un işbaşı eğitim programları
ve meslek edindirme kursları kadın istihdamının gelişimine katkı
sağladı.
Çalışmada, eğitim sisteminin kalitesinin artırılması, kadın istihdamının
teşvik edilmeye devam edilmesi, toplam faktör verimliliğinin büyümeye
katkısının artması için beşeri sermaye
niteliklerinin yükseltilmesi önerilerinde bulunuldu.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
77
kadınlar ve gençler
Türkiye’de
Yükseköğrenimli
Kadınların
Yaklaşık Yarısı
Çalışmıyor
OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim
2016” raporunda, 25-64 yaş grubunda yer alan yükseköğrenim
mezunu kadınların istihdam oranları 30 ülke kapsamında karşılaştırıldı.
Söz konusu oran 30 ülke ortalaması olarak %81 düzeyinde; dolayısıyla her 100 yükseköğrenimli
kadından 19’u çalışmıyor.
Genel ortalamada çalışmayan
kadınların oranı %19 iken, 30 ülke
kapsamında en yüksek oran %42
ile Türkiye’de.
İsveç ve Norveç ise yükseköğrenim görmüş ancak çalışma hayatında bulunmayan kadın oranının
%9 ile en düşük düzeyde olduğu
ülkeler.
Türkiye’de yükseköğrenim görmüş kadınların neredeyse yarısı
nın çalışmaması; mali kaynak israfının ciddi boyutta olduğunu,
ayrıca ekonominin çok büyük bir
insangücü kaynağını kullanamadığını, dolayısıyla kalkınmada bu
gücün değerlendirilemediğini ve
bireysel gelişimin de sınırlandığını gösteriyor. Yükseköğrenim görmüş kadınların çalışma hayatına
girmesi finansal tedbirlerle desteklenmeli.
78
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
Yükseköğrenim
Kadınlar
Grubunda
Yükseköğrenim Mezunu
Mezunu Kadınlar
Grubunda
Çalışmayan
Çalışmayan Kadınların
Kadınların Payı,Payı,
20152015
(25-64
yaş,
yüzde)
(25-64 yaş,
yüzde)
Türkiye
42
Yunanistan
40
Rusya
38
Kore
37
Japonya
33
İspanya
24
İtalya
23
Çek Cumhuriyeti
20
Avustralya
20
Ortalama
19
Singapur
19
Slovenya
19
İrlanda
19
ABD
18
İsrail
18
Kanada
18
Slovak Cumhuriyeti
17
Yeni Zelanda
17
Fransa
17
Polonya
16
Hollanda
16
Almanya
15
Litvanya
14
Estonya
14
Danimarka
13
Şili
13
Avusturya
13
Finlandiya
11
İsveç
9
Norveç
9
0
10
Kaynak: OECD, Bir Bakışta Eğitim 2016.
Kaynak: OECD, Bir Bakışta Eğitim 2016.
20
30
40
50
kadınlar ve gençler
Türkiye 2016 Cinsiyete Dayalı İnsani Gelişme
Endeksi’nde Orta-Düşük Seviyede
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın
(UNDP) her yıl hazırladığı İnsani Gelişme
Endeksi’nin 2016 sonuçları yayımlandı.
Türkiye 188 ülke arasında 71’inci sırada ve
yüksek insani gelişme grubunda yer aldı. Ancak, doğuşta beklenen yaşam süresi, beklenen
öğrenim süresi, ortalama öğrenim süresi ve kişi
başına GSMH kriterleri dikkate alınarak cinsiyet
ayrımında oluşturulan Cinsiyete Dayalı Gelişme
Endeksi’ne göre kadınların dezavantajlı konumu
nedeniyle orta-düşük ülkeler grubunda yer aldı.
Bardağın dolu kısmı ise, 1990-2015 döneminde Türkiye’nin insani gelişmede %33,2 gibi
önemli bir ilerleme göstermiş olması. TÜİK’in
GSYH revizyonu 2017 raporuna yansıyacak.
22.03.2017 /Hürriyet
Her Dört Erkekten Biri Kadınların Çalışmasını
Uygun Bulmuyor
TÜİK yayımladığı “İstatistiklerle
Kadın 2016” Haber Bülteni’nde çeşitli
göstergelere yer verdi.
Türkiye nüfusunun %49,8’ini
kadın nüfus oluşturdu
Türkiye’de 2016 yılında, erkek nüfus 40 milyon 43 bin 650 kişi ( %50,2)
olurken, kadın nüfus 39 milyon 771
bin 221 kişi (%49,8) oldu. Kadınlar ile
erkekler arasındaki bu oransal denge,
kadınların daha uzun yaşaması nedeniyle 65 ve daha yukarı yaş grubunda
kadınların lehine değişerek %43,9%56,1 oluyor.
Okuma yazma bilmeyen kadın
nüfus oranı erkeklerden 5 kat
fazla
Türkiye’de 2015 yılında, 25 ve daha
yukarı yaşta olan ve okuma yazma bil-
meyen toplam nüfus oranı %5,4 iken,
bu oran erkeklerde %1,8; kadınlarda
%9.
Lise ve dengi okul mezunu olan 25
ve daha yukarı yaştakilerin toplam nüfus içindeki oranı %19,5 iken, bu oran
erkeklerde %23,5, kadınlarda % 15,6.
Yükseköğrenim mezunlarının toplam
nüfusa oranı %15,5 olup, bu oran erkeklerde %17,9, kadınlarda ise %13,1
düzeyinde.
Cinsiyete göre seçilmiş göstergeler, 2015 (%)
Seçilmiş göstergeler
Toplam
Erkek
Kadın
Okur-yazar olmayan nüfus oranı ( 25 + yaş)
5,4
1,8
9,0
Yüksekokul veya fakülteden mezun nüfus oranı (25 +yaş)
15,5
17,9
13,1
İstihdam oranı (15 + yaş)
46,0
65,0
27,5
İşgücüne katılım oranı (15 +yaş)
51,3
71,6
31,5
İşsizlik oranı (15 + yaş)
10,3
9,2
12,6
Genç İşsizlik Oranı (15-24 yaş)
18,5
16,5
22,2
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
79
kadınlar ve gençler
zunu kadınlarda %40,8 iken, yükseköğretim mezunu kadınlarda; %71,6 oldu.
Erkeklerin %24’ü kadınların
çalışmasını uygun bulmuyor
Kadın istihdam oranı erkeklerin
istihdam oranının yarısından az
Eğitimli kadınların işgücüne
katılma oranı daha yüksek
Hanehalkı
İşgücü
Araştırması sonuçlarına göre; 2015 yılında,
Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki
nüfus içerisinde istihdam oranı %46
olup, bu oran erkeklerde %65, kadınlarda %27,5 düzeyinde.
2015 yılında, Türkiye’de 15 ve daha
yukarı yaştaki kadın nüfus içerisinde
işgücüne katılma oranı %31,5 iken, erkeklerde %71, 6 olarak ölçüldü.
Türkiye, Avrupa’da kadın istihdam
oranının en düşük olduğu ülke. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde ise kadın istihdam oranı %74 ila % 42,5 arasında
değişiyor.
Eğitim durumuna göre işgücüne katılma oranı incelendiğinde, kadınların
eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne
daha fazla katıldıkları görüldü. İşgücüne katılma oranı okur yazar olmayan
kadınlarda %16,1; lise ve altı eğitimli
kadınlarda %26,6; lise mezunu kadınlarda %32,7; mesleki ve teknik lise me-
Aile Yapısı Araştırması 2016 sonuçlarına göre; kadınların çalışmasını uygun bulanların oranı toplamda %84,9 olup, erkeklerde bu oran
%78,1, kadınlarda %91,5 oldu. İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS)
1.Düzey’e göre kadınların çalışmasını
uygun bulanların oranları incelendiğinde, en yüksek oranın %90,6 ile
TR3 Ege’de (İzmir, Aydın, Manisa,
Afyonkarahisar,Kütahya, Uşak), en düşük oranın ise %71,5 ile TRC Güneydoğu Anadolu’da ( Gaziantep, Adıyaman,
Kilis, Şanlıurfa, Diyarbakır,Mardin,
Batman,Şırnak, Siirt) olduğu görüldü.
Kadınların % 28,2’si 18
yaşından küçükken evlendi
Aile Yapısı Araştırması 2016 sonuçlarına göre; evlilik deneyimi yaşamış 15 ve daha yukarı yaştaki tüm
bireylerin araştırmada beyan ettikleri
ilk evlenme yaşları incelendiğinde;
Türkiye’de ilk evliliklerin %37,5 ile en
çok 20-24 yaş aralığında yapıldığı görüldü. Bu yaş aralığında ilk evliliğini
yapan kadınların oranı %34,3 .
AB Ülkelerindeki Ortaokul Öğrencilerinin
Yüzde 60’ı Birden Fazla Yabancı Dil Öğreniyor
AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın 23 Şubat 2017 tarihinde yayımladığı basın
bültenine göre, AB Ülkeleri genelinde
ortaokulda eğitim gören 17,6 milyon
öğrencinin neredeyse tamamı (yüzde
98,6’sı) yabancı dil öğrenimi görüyor. Ancak asıl önemlisi, öğrencilerin
yüzde 39,8’i tek bir yabancı dil öğrenirken, yüzde 58,8’i iki ve daha fazla
yabancı dil öğreniyor.
Verilere göre, 11 veya 12 yaşında
80
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
ortaöğrenimin alt dönemine (ortaokula) başlayan öğrencilerin yüzde 100
ile tamamına yabancı dil eğitimi veren
ülkeler Danimarka, Yunanistan, Lüksemburg, Avusturya, Malta, Romanya
ve İsveç. Diğer AB Ülkelerindeki söz
konusu oran ise yüzde 88,3 (İrlanda)
ila yüzde 99,8 (Hırvatistan ve Romanya) arasında değişiyor.
İki ve daha çok yabancı dil öğretim
oranı AB genelinde %58,8 iken, en yük-
sek oranlar yüzde 100 (Lüksemburg) ila
yüzde 6 (Macaristan) arasında değişiyor.
En Yaygın Yabancı Dil Eğitimi
İngilizce
AB Ülkelerinde en yaygın öğrenim
görülen yabancı dil yüzde 97,3 oranıyla İngilizce. İkinci sırada ise yüzde 33,8
oranına sahip Fransızca bulunuyor. Almanca, İspanyolca, Rusça ve İtalyanca
giderek azalan oranlarda onları izliyor.
kadınlar ve gençler
Kadın İstihdamı Ulusal İzleme ve Koordinasyon
Kurulu Toplantısı
“Kadın İstihdamının Artırılması ve
Fırsat Eşitliğinin Sağlanması” konulu
2010/14 sayılı Başbakanlık Genelgesi uyarınca oluşturulan “Kadın İstihdamı Ulusal İzleme ve Koordinasyon
Kurulu”nun 8’inci toplantısı 22 Mart
2017 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı
Mazhar Yıldırımhan başkanlığında yapıldı.
Toplantıda, Çalışma Genel Müdürü
Nurcan Önder tarafından kadın istih-
damında mevcut durum, son dönemde gerçekleştirilen mevzuat değişiklikleri, Ulusal İstihdam Stratejisi’nin
2017-2019 Eylem Planı’nda yer alan
tedbirler, Bakanlıkça yürütülen çalışmalar ve projeler hakkında bir sunum
yapıldı.
Daha sonra kurum ve kuruluş temsilcilerince kadın istihdamı alanında
yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi
paylaşımında bulunuldu.
Çalışma Genel Müdürü Önder, 2010/14 sayılı Başbakanlık
Genelgesi’nin günün şartları doğrultusunda yenilenmesi amacıyla bir teknik
çalışma yapılacağını söyledi.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
Kadının Statüsü Genel Müdürü Gülser
Ustaoğlu da, Büyükanne Projesi için
bir etki değerlendirmesi yapacaklarını, bu konuda sosyal taraflarla birlikte
çalışmak istediklerini belirtti.
AB Ülkelerindeki Ortaokul Öğrencilerinin
Yüzde 60’ı Birden Fazla Yabancı Dil Öğreniyor
AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın 23 Şubat 2017 tarihinde yayımladığı basın
bültenine göre, AB Ülkeleri genelinde
ortaokulda eğitim gören 17,6 milyon
öğrencinin neredeyse tamamı (yüzde
98,6’sı) yabancı dil öğrenimi görüyor. Ancak asıl önemlisi, öğrencilerin
yüzde 39,8’i tek bir yabancı dil öğrenirken, yüzde 58,8’i iki ve daha fazla
yabancı dil öğreniyor.
Verilere göre, 11 veya 12 yaşında
ortaöğrenimin alt dönemine (ortaokula) başlayan öğrencilerin yüzde 100
ile tamamına yabancı dil eğitimi veren
ülkeler Danimarka, Yunanistan, Lüksemburg, Avusturya, Malta, Romanya
ve İsveç. Diğer AB Ülkelerindeki söz
konusu oran ise yüzde 88,3 (İrlanda)
ila yüzde 99,8 (Hırvatistan ve Romanya) arasında değişiyor.
İki ve daha çok yabancı dil öğretim
oranı AB genelinde %58,8 iken, en
yüksek oranlar yüzde 100 (Lüksemburg) ila yüzde 6 (Macaristan) arasında değişiyor.
En yaygın Yabancı Dil Eğitimi İngilizce
AB Ülkelerinde en yaygın öğrenim görülen yabancı dil yüzde 97,3 oranıyla İngilizce. İkinci sırada ise yüzde 33,8 oranına sahip Fransızca bulunuyor. Almanca,
İspanyolca, Rusça ve İtalyanca giderek azalan oranlarda onları izliyor.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
81
Esra BELEN
TİSK
Araştırma, Eğitim ve Dış İlişkiler Uzmanı
[email protected]
Kadın İstihdamının Artırılmasında
İyi Uygulama Örnekleri
Küreselleşme ile birlikte kadınların
ekonomik hayatta daha fazla yer aldıkları gözlense de, işgücüne katılım ve
istihdam oranları bakımından cinsiyet
eşitsizliği hemen hemen her ülkede
önemli bir sorun olmayı sürdürmektedir.
Kadın ve erkek istihdam oranları
arasındaki farkın giderilmesi; güçlü
ekonomilerin yaratılması, toplumun
refah seviyesinin yükseltilmesi ve sosyal gelişmenin sağlanması, dolayısıyla
sürdürülebilir kalkınma bakımından
önem taşımaktadır. OECD, kadın ve
erkeklerin işgücüne katılım oranlarının birbirine yaklaşmasının, 2030 yılı
itibariyle Türkiye’nin de dahil olduğu
OECD ülkeleri genelinde ekonomik
büyümede %12’lik bir artış yaratacağı
tahmininde bulunmaktadır.
Global Yönetim Danışmanlığı Şirketi Mc Kinsey & Company’nin “Wo-
82
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
men Matter Türkiye 2016 Raporu”na
göre Ülkemiz, kadın işgücüne katılım
oranını %30’dan %63’e yükseltmesi
halinde GSYH’sını 2025 yılında %20
artırma potansiyeline sahiptir.
İşgücü piyasasında daha fazla
kadın, orta ve uzun vadede
ekonomik büyümeyi artırma
potansiyeli demek
Avrupa Çalışma ve Yaşam Koşullarını İyileştirme Vakfı (Eurofound) tarafından yayınlanan “İstihdamda Cinsiyet Eşitsizliği: Zorluklar ve Çözümler
(The Gender Employment Gap: Challenges and Solutions)” başlıklı Rapor;
Avrupa Birliği’nde (AB), istihdamdaki
cinsiyet eşitsizliğinin neden olduğu
ekonomik kayıpları, kadınların işgücü
piyasasına katılım oranının yükseltilmesinin getireceği sosyal kazanımları
incelemekte ve 6 üye devlette (Dani-
marka, Fransa, Almanya, Hollanda,
İsveç ve İngiltere) kadın istihdamını
artırmaya yönelik iyi uygulama örneklerinden hareketle politikalarda
etkinliğin sağlanması için tavsiyelerde
bulunmaktadır.
Rapora göre, 2013 yılı itibariyle
düşük oranlı kadın istihdamı AB’de
370 milyar Euro’luk ekonomik kayba
neden olmuştur. Elde edilemeyen kazanç, toplumsal refaha yapılamayan
katkı, sosyal transferlerin ve yardımların finansman maliyeti, ödenmeyen
sosyal güvenlik primleri nedeniyle
oluşan bu kayıp, AB GSYH’sının %2,8’i
büyüklüğündedir. Bir kadının çalışma
çağı boyunca istihdam dışı kalmasının
maliyetinin ise, sahip olunan eğitim
düzeyine bağlı olarak, 1,2-2 milyon
Euro arasında değiştiği tahmin edilmektedir.
inceleme
İstihdamda cinsiyet
eşitsizliğinin giderilmesi, sadece
ekonomik değil, önemli sosyal
etkilere de sahip
İstihdamda cinsiyet eşitsizliğinin
giderilmesi, ülkeler bakımından sadece ekonomik değil, önemli sosyal
etkilere de sahiptir. İstihdamda olmak,
kadın için ekonomik güvence, kendini
daha güçlü ve yetkin hissetme, yaşam
kalitesinde artış anlamına gelmektedir. Aynı zamanda yoksulluk riskini
önlemekte, bireylerin toplumla bütünleşmesini sağlayarak sosyal uyuma
katkıda bulunmakta ve genel olarak
toplumun niteliğini yükseltmektedir.
AB 2020 hedeflerine ulaşılabilmesi, demografik değişimin neden olduğu zorluklarla başa çıkılabilmesi, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir büyümenin
sağlanabilmesi açısından işgücü piyasasına eşit katılım, Avrupa için acilen
ele alınması gereken önemli bir hedef
olarak değerlendirilmektedir. İşgücü
piyasasına katılıp katılmama kadının
bireysel tercihi olsa da, bu tercihin
özgürce yapılabilmesi için fırsat eşitliğinin sağlanması, hükümetlerin ortak
hedefi olmalıdır.
Koordineli ve birbiriyle
etkileşim içinde olan
politikalara ihtiyaç var
Rapor’da kadınların işgücüne katılımını artırmaya yönelik politikalar 4
ana başlık altında incelenmiştir:
•• İşgücü piyasası politikaları
•• Çocuk bakımına ilişkin destekler
•• Esnek çalışma uygulamaları
•• Ailevi nedenlerle izin kullanımına
ilişkin politikalar
Rapora göre, koordineli ve birbiriyle etkileşim içinde olan politikalar, kadınların işgücü piyasasına katılımını
önemli ölçüde artırabilir.
İşgücü piyasası politikaları
İşgücü piyasası politikaları; kadın
işgücü arzını teşvik etmeye yönelik aktif istihdam tedbirleri ile vergi ve sosyal yardım uygulamalarını kapsamakta olup, işgücü piyasası dışında kalan
kadınların istihdama katılımlarının
teşvik edilmesini, halen işgücü piyasasında bulunanların ise istihdamdaki sürekliliklerinin sağlanmasını ya
da çalışma sürelerinin artırılmasını
amaçlamaktadır. Kadın işgücü talebini
artırmaya yönelik olarak da işverenlere yönelik sübvansiyonları, sosyal
güvenlik primlerinde indirim ya da
muafiyetleri içermektedir.
Almanya’da “Yeniden Mesleki Bütünleşme Programı”, ailevi nedenlerle
en az üç yıl süre ile istihdam dışı kalan
ve yeniden işe dönmek isteyen kadınları desteklemeye yönelik bir programdır. Bu kapsamda, kadınlara internet
üzerinden danışmanlık, kariyer koçluğu hizmetleri ve eğitimde denklik
programları sunulmakta; işverenlere
de yeniden istihdama katılan kadınları destekleyici politikalara ilişkin iyi
uygulama örnekleri ve işverenlere yönelik mali destekler hakkında bilgilendirme yapılmaktadır.
İsveç’te 2007-2014 yılları arasında hükümet tarafında finanse edilen
“Kadın Girişimciliğinin Geliştirilmesi
Programı”, yeni iş kuran kadın girişimcilere iş geliştirme amaçlı mali destek
vermiş, bilgilendirme ve mentörlük
hizmetleri sağlamış, potansiyel ve aktif kadın girişimcileri, öğrencileri, iş
ağlarını desteklemiştir.
İngiltere’de 2004-2013 yılları arasında “Tek Ebeveynli Ailelere İşbaşı
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
83
Yapma Kredisi” uygulamasıyla uzun
süreli işsiz (52 haftadan fazla) olup,
istihdam edilen tek ebeveynli ailelere
istihdamda sürekliliklerini sağlamak
üzere bir yıla kadar haftada net 40 pound (Londra için 60 pound) tutarında
yardımda bulunulmuştur.
Hollanda’da, kazancı olmayan ya
da düşük kazançlı kadınların, gelir
vergisi indirimini ve ulusal sigorta katkılarını vergi mükellefi eşlerine aktarmalarını öngören sistemden kademeli
olarak çıkmaları sağlanmıştır. Zira bu
sistem, ailedeki ikinci kazanç sahipleri için daha yüksek marjinal vergiye
neden olarak, kadınları çalışmaktan
alıkoymaktadır.
Fransa’da 2006’da uygulamaya
konulan çek sistemi, işverenler tarafından ev hizmetlerinde (temizlik işi,
çocuk bakıcılığı gibi) çalıştırılan kişilere ya da bu tür hizmet sağlayan bürolara ödeme yapılmasını sağlamakta
ve kamu kurumlarına gerekli bildirimlerin yapılmasında işverenler bakımından izlemesi gereken prosedürleri
basitleştirmektedir.
Çocuk bakımına ilişkin
destekler
Çocuk bakımı konusunda kamu
hizmeti desteğinin mevcudiyeti ve
karşılanabilir maliyet, ebeveynlerin
işgücü piyasasına katılımları bakımından büyük önem taşımaktadır. Çocuk
bakımı için hizmet maliyetinin yüksek
olması, işe girişi veya çalışma süresinin artırılmasını engellemektedir.
Fransa’da, 6 yaşın altında çocuklar
için kayıtlı çocuk bakıcısı ya da özel
bakım hizmeti sunucusu kullanan
ailelere mali destek sağlanmaktadır.
Yardım miktarı, ailenin gelir düzeyine,
istihdam durumuna, çocuk sayısına ve
çocuğun yaşına bağlıdır. Amaç, ailelere çocuk bakımı için hizmet almada
seçme özgürlüğü tanımak ve esneklik
sağlamaktır.
84
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
İsveç’te “Kamusal Çocuk Bakımı
ve Çocuk Yetiştirme Yardımı”, tüm
ailelerin tam zamanlı olarak hizmet
almalarına imkan tanımakta ve ebeveynlerin katkıları (ailenin gelirine ve
çocuk sayısına göre) ve yerel vergilerle
finanse edilmektedir. Anaokulu (okul
öncesi eğitim) 3 yaş altı çocuklar için
ücretsiz, 3-6 yaş çocuklar için haftada
15 saate kadar ücretsizdir. 1 yaşına gelen çocuklar kamusal çocuk bakım hizmeti garantisindedir. Çocuk yetiştirme
yardımı da belediyeler tarafından sağlanmakta ve ailelere hizmet alımında
seçenek sunmaktadır.
Danimarka’da ebeveyn izni süresinin bitiminde “Garanti Edilmiş Günlük
Bakım Yardımı” ile belediyeler tarafından çocuk için bakım yeri sağlanmakta, 4 haftalık bir bekleme süresinden
sonra bu hizmet sunulamadığında ailelerin özel bakım hizmetinden yararlanabilmeleri için maddi destek (maliyetin en az %75’i) verilmektedir.
Esnek çalışma uygulamaları
Esnek çalışma koşullarından daha
fazla kadınlar, özellikle anneler yararlanmaktadır. Esnek çalışma, hem kadınların işgücü piyasasına katılımını
ya da istihdamda kalmalarını kolaylaştırarak, hem de erkeklerin bakım
sorumluluklarını üstlenmelerini sağlayarak çift yönlü etkide bulunmaktadır.
Bu politikalar aynı zamanda, çalışanların işverenden esnek çalışma
talebinde bulunma haklarının genişletilmesine ve esnek çalışmaya ilişkin
önyargılarla mücadele edilmesine yöneliktir.
Fransa’da, “Ebeveynlik Şartı” ile iş
ve aile yaşamı arasında denge kurulabilmesi için çalışanlarına yardımcı
olmayı taahhüt eden işverenler desteklenmektedir. Amaç, işverenlerin
ebeveynliğe bakış açısını değiştirmek,
çocuğu olan çalışanları için elverişli
bir işyeri ortamı sunmalarını sağlamak ve çocuk sahibi olan çalışanların
mesleki açıdan ayrımcılığa uğramalarını önlemektir.
Hollanda’da “Çalışma Saatlerinin
Yapılandırılması Yasası”, çalışanlara
çalışma saatlerinin artırılmasını ya da
azaltılmasını, belli koşullar altında,
mevcut iş sözleşmesi şartlarında değişikliğe gidilmesini talep etme hakkı
vermektedir. Çalışanın en az bir yıldır
kamu ya da özel sektörde çalışıyor olması ve en az 4 ay önceden işverene
yazılı talepte bulunması gerekmektedir. İşveren bu talebi ancak, önemli
işletme gerekleriyle reddedebilmektedir.
İngiltere’de, küçük çocuğu olan
ailelere tanınmış olan esnek çalışma talebinde bulunma hakkı, Nisan
2014’ten itibaren kademeli olarak tüm
çalışanları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Çalışanların iş ve aile yaşamlarını daha iyi dengeleyebilmeleri
için iş paylaşımı, evden çalışma, kısa
zamanlı çalışma, sıkıştırılmış saatler,
esnek zaman, yıllıklaştırılmış çalışma
süresi, kademeli emeklilik gibi esnek
çalışma uygulamaları teşvik edilmektedir. En az 6 aylık kıdeme sahip tüm
çalışanlar, esnek çalışma talebinde bulunabilmektedir.
Ailevi nedenlerle izin
kullanımına ilişkin politikalar
Analık izni, ebeveyn izni, yetişkin
bakımı izni gibi ailevi izinlerin amacı, kadınların bakım sorumluluklarını
yerine getirirken aynı zamanda istihdamda kalmalarının ya da işe geri
dönmelerinin sağlanmasıdır. Bu tür
tedbirler, hane içinde cinsiyetçi işbölümü kültürünün değişmesine ve işverenlerin aile ve bakım ihtiyaçları açısından kadın çalışanlara yönelik bakış
açısının olumlu yönde etkilenmesine
de katkıda bulunmaktadır.
Almanya’da 2008 tarihli “Bakım
inceleme
İzni Kanunu” ile yakın akrabaların
bakım ihtiyaçları için kısa ya da uzun
süreli ücretsiz izin kullanımına imkan
sağlanmıştır. Ayrıca işçi ve işveren arasında yapılacak gönüllü bir anlaşma
ile çalışma süresinin azaltılması mümkündür. Doğum ya da evlat edinme
nedeniyle çalışma saatinin azaltılması
durumunda bir yıl süreyle, tek ebeveynli ailelerde 14 ay süreyle, ebeveyn
yardımı da verilmektedir.
Danimarka’da, 2013 yılında bağımlı çalışanların yanısıra kendi hesabına
çalışan kadın ve erkeklere de ebeveyn
izni hakkı getirilmiştir.
İsveç’te “Esnek Ebeveyn İzni Planı”,
zorunlu sosyal sigorta sisteminin bir
parçasıdır 480 günlük iznin 60 günü
annelere ve diğer 60 günü ise babalara
zorunlu olarak ayrılmıştır. Geri kalan
toplam süre ebeveynler arasında istedikleri gibi kullanılabilmektedir.
İzin yardımlarına erişimin kolaylaştırılması ve bu izinlerin kullanımında esnekliğinin sağlanması; aile
bakım sorumluluğu olanların işgücü
piyasasında ayrımcılığa uğramalarının
önlenmesi, ailelerin işgücü piyasası ile
bağının korunması ve iş ve aile yaşamı
sorumluluklarının dengelenmesi bakı-
mından önem taşımaktadır.
Bununla birlikte, OECD tarafından
yapılan araştırmalar ücretli izin süresinin artırılmasının kadınların işgücüne katılım oranını düşürdüğünü,
ancak kısa süreli çalışma yerine tam
zamanlı çalışma eğilimini artırdığını ortaya koymaktadır. Araştırmalar,
daha cömert desteklerin ise işe geri
dönüş oranlarını yükselttiği yönündedir.
Çocuk bakımı, yetişkin bakımı için
sağlanan ailevi izinlerin toptan kullanımı yerine, daha uzun süreye yayılabilen küçük parçalar halinde kullandırılması, diğer bir ifadeyle daha
esnek ailevi izinler, kadın istihdamını
artırmada daha başarılıdır. Ayrıca, bu
izinlerin erkekler tarafından ne ölçüde
kullanıldığı, yardımın miktarı, yardıma erişilebilirlik, işverenlerin verdiği
destek ve bilgilendirme önem taşımaktadır.
Genel olarak, kadın istihdamını
artırmaya yönelik politikaların başarısının şunlara bağlı olduğu belirtilmektedir:
•• Kadınların işgücü piyasasına katılımlarına engel oluşturan tek kişinin çalıştığı aile modeline yönelik
vergilendirme sistemlerinin birey
odaklı hale dönüştürülmesi;
•• Mali teşviklere veya da destekleyici
müdahalelere dayalı politikaların,
net şekilde tanımlanmış ve duyarlılığı yüksek grupları hedeflemesi;
•• Çok sayıda aktörün sürece dahil
edilmesi;
•• Tedbirlerden yararlanan sayısını
çoğaltmak ve çekiciliğini artırmak
için bilgilendirme çalışmaları yapılması;
•• Üç yaş altı çocuklar için kamusal
bakım hizmetinin sağlanması;
•• İşverenler tarafından kadınların
işgücünün önemli bir parçası olduğunun kabul görmesi ve bakım
sorumluluğunun sadece kadın çalışanları değil, tüm işgücünü ilgilendiren ve bu konuda sağlanacak desteklerin her iki tarafın da yararına
olan bir husus olarak algılanması;
•• İşverenlerin ve çalışanların esnek
çalışma ve esnek ailevi nedenlerle
izin düzenlemelerine olan desteği;
•• Uygulanan çeşitli politikalar arasındaki etkileşim ve koordinasyon.
Eurofound Raporu’na göre, toplumdaki kültürel değerler ve beklentiler, kadınların istihdama katılım oranının yükseltilmesinde hangi politika
müdahalelerinin başarılı olacağını belirleyen ana unsurdur. Hane içi sorumlulukların kadın ve erkek arasında
paylaşımı, kadın ve erkeğin rolleri ve
çocuklar ya da bağımlı yetişkinler için
nitelikli bakımın nasıl (evde ya da bakım merkezinde) yapılacağına ilişkin
toplumsal görüş ve kabuller önem taşımaktadır.
Rapor’da acil olarak yapılması gerekenin; cinsiyet kalıp yargılarını gidermeye yönelik kültürel değişimin
kademeli olarak başarılması ve ailevi
sorumlulukların kadın ve erkek arasında daha eşitlikçi paylaşımının sağlanması olduğu vurgulanmaktadır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
85
haberler
TİSK Genel Sekreterler Koordinasyon Kurulu
Toplantısı
TİSK Genel Sekreterler Koordinasyon Kurulu’nun Nisan ayı toplantısı 19 Nisan 2017 tarihinde İNTES’in ev sahipliğinde
İstanbul Üçüncü Havalimanı (IGA) Şantiyesi’nde yapıldı.
Toplantıda, Konfederasyonun ve Üye İşveren Sendikalarının son dönemde gerçekleştirdikleri faaliyetler ile çalışma
hayatının ve ekonominin güncel konuları hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Toplantı kapsamında Kurul Üyeleri’ne IGA CEO’su Yusuf Akçayoğlu’nun katılımı ile Proje hakkında bir bilgilendirme
sunumu gerçekleştirildi. Sunumun ardından IGA Şantiyesi’nde teknik gezi yapıldı.
Toplantı, İNTES ev sahipliğinde düzenlenen akşam yemeği ile sona erdi.
Borsa İstanbul’da Gong, Kadın-Erkek Eşitliği İçin Çaldı
Borsa İstanbul ev sahipliğinde,
UN Global Compact, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), Dünya
Borsalar Federasyonu (World Federation of Exchanges-WFE), Borsa Yatırım
Fonlarındaki Kadınlar Platformu (Women in ETFs), Sürdürülebilir Borsalar
Girişimi (Sustainable Stock Exchanges
Initiative-SSE) ve Dünya Bankası Uluslararası Finans Kurumu (IFC) katılımı
ile iş dünyasını toplumsal cinsiyet
eşitliğini geliştirmeye ve kadınların
ekonomik hayatta güçlenmesini desteklemeye çağırmak amacıyla 8 Mart
2017 günü Gong Töreni düzenlendi.
Sürdürülebilir Borsalar Girişimi’nin
kurucu üyesi Borsa İstanbul Gong
Töreni’ne 2017 yılında üçüncü kez ev
sahipliği yaptı. Gong ; Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanı Dr. Fatma Betül Sayan Kaya, Borsa İstanbul Yönetim ve
İcra Kurulu Başkanı Himmet Karadağ,
UN Women Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü ve Türkiye Temsilcisi Ingibjörg Solrun Gísladóttir, IFC Türkiye
Direktörü Aisha Williams, Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı
Mustafa Seçkin ve WEPs İş Dünyası
Sözcüsü ve SUTEKS Group Başkanı
Nur Ger tarafından çalındı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Dr.
Fatma Betül Sayan Kaya, “Hem Hükü-
86
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
met hem de Bakanlık olarak kadının
ekonomide, siyasette ve karar alma mekanizmalarında daha aktif rol alması
için pozitif ayrımcılığı getirdik. Teşviklerle kadınlarımızın iş hayatında güçlü
bir şekilde yer almalarını sağlıyoruz.
Kadınlarımızın işgücüne katılma oranı
yüzde 33’ün üzerine çıktı. 2023 hedefimiz kadın istihdamını yüzde 41’e çıkarmak” dedi. Borsa İstanbul’un açılış
gongunu kadınlar için, eşitlik ve adalet
için çaldıklarını kaydeden Kaya, “Umarım bu sesi, doğudan batıya tüm dünya
duyar. Bu ses kadın girişimcilerimizin,
kadın çalışanlarımızın sesi olsun. Emeğin, adaletin sesi olsun. Aynı zamanda
vatanı için eşleri, evlatları şehit edilen
onurlu, vefakar kadınlarımızın, annelerimizin sesi olsun” değerlendirmesini
yaptı.
“Eşitlik için Borsa Gongunun Çalınması” törenine ev sahipliği yapan
Borsa İstanbul Yönetim ve İcra Kurulu
Başkanı Himmet Karadağ, “Sosyal hayattan sağlığa, eğitimden iş hayatına,
tüm kadınlarımıza adalet ve eşitlik
için gayret gösterirken bir noktanın
önemine dikkat çekmek istiyorum.
Bütün bu çalışmalar, onlara bir lütuf
ya da tek taraflı bir fayda şeklinde asla
değerlendirilmemelidir. Tam tersine,
atılan tüm adımlar ülkemiz ve hepimiz
içindir. Çünkü sosyal adalet ve fırsat
eşitliği olmadan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Özellikle, iş
hayatında fırsat eşitliğini sağlamak ve
işgücüne katılımlarını artırmak sadece onların hakkını teslim etmek değil,
ülkemizin geleceğine de yatırım yapmak anlamına geliyor. Borsa İstanbul
olarak fırsat eşitliğini öne çıkaran her
projeye destek vermeye ve paydaşlarımızla işbirliğine bundan sonra da
devam edeceğiz. Şirketlerimiz ve yatırımcılarımız arasında farkındalığı artıracak uygulamalara katkı sağlamayı
sürdüreceğiz” dedi.
UN Women Avrupa ve Orta Asya
Bölge Direktörü ve Türkiye Temsilcisi
Ingibjörg Solrun Gísladóttir “OECD Ülkeleri arasında ev işi ve ücretsiz bakım
haberler
işini en uzun saatler yapanlar Türk kadınları. Sonuç olarak da Türkiye OECD
Ülkeleri arasında kadınların işgücüne
katılma oranı en düşük ülke. Ev işleri ve ücretsiz bakım yükü, belki de
güvenli ve ücretli şekilde ekonomiye
katkı yapmalarının önündeki en büyük engel. Dolayısıyla, kadınların ev
işi ve ücretsiz bakım işlerini azaltmak
için sosyal altyapı hizmetlerinin geliştirilmesine gerçekten destek olmalıyız.
Böylece Türkiye’de kadınların iş piyasalarına katılımı artabilir ve kadınlar
için güvenlikli ve iyi nitelikli işler yaratılabilir” şeklinde konuştu.
Global Compact Türkiye Yönetim
Kurulu Başkanı Mustafa Seçkin konuşmasında “Kadınların toplumun ve çalışma hayatının her aşamasında daha
çok yer alması, daha adil ve istikrarlı
bir kalkınma ve daha güçlü bir ekonomi anlamına geliyor. Bu nedenle eşitlik kazandırır diyoruz” dedi.
SUTEKS Group Yönetim Kurulu Başkanı ve WEPs İş Dünyası Sözcüsü Nur
Ger ise, “Tarihte hiçbir eşitsizlik böyle
kısa sürede çözüme ulaşmıyor. O yüzden araştırmaların 170 yıl sonra gelecek
dediği eşitliği satın almıyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliği sosyal sorumluluk
değil, bir ekonomi meselesi” dedi.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin
tüm Birleşmiş Milletler üyesi devletlere toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını hızlandırmaları, kadınların ve
kız çocuklarının haklarını geliştirmeleri ve 2030’a kadar kadın-erkek eşitliğini tam olarak sağlamaları amacıyla
yaptığı “Hedef 2030’a Kadar Cinsiyet
Eşitliği: Harekete Geç” çağrısı kapsamında düzenlenen Gong Töreninin ar-
dından Kadının Güçlenmesi Prensiplerini (WEPs) yeni imzalayan 74 şirket
tebrik edildi.
Kadının Güçlenmesi Prensipleri, kadınların, tüm sektörlerde ve her düzeyde, ekonomik yaşamın içinde yer alabilmelerini sağlamak amacıyla kadınların
güçlenmesini hedefleyen özel sektörün
küresel en önemli girişimlerinden biri.
2010 yılında UN Global Compact ve
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ortaklığında oluşturulan WEPs platformu,
özel sektöre; işyerlerinde, piyasalarda
ve toplum genelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için dikkate
almaları gereken önemli noktaları sunuyor. WEPs bu kapsamda, iş dünyası
liderlerinden; toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletecek şirket politikaları oluşturmaya yönelik 7 İlkeyi benimsemeyi
taahhüt etmelerini istiyor.
CPhl İstanbul İlaç Fuarı İEİS’in Ortaklığı İle Yapıldı
Dünya ilaç devlerinin Avrasya’daki
ortak buluşma noktası CPhl İstanbul
2017 Mart ayında dördüncü kez kapılarını ziyaretçilerine açtı. Türkiye,
Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika ve
Kafkasya bölgesindeki ilaç sektörüne
ulaşmak için stratejik fırsatlar sunan
fuar, 15’ten fazla ülkeden 200’ü aşkın
katılımcı firmayı bir araya getirdi. Bu
yıl bir CPhl İstanbul’da ilk olarak düzenlenen biyoteknolojik ürünlere dair
son gelişmeler katılımcılara aktarıldı.
CPhl İstanbul 2017’nin resmi ortağı olan İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Yönetim Kurulu Başkanı
Nezih Barut, Türkiye ilaç sektörünün
uzun yıllara dayanan köklü üretim
kültürü, güçlü altyapısı, ileri teknolojik imkanları ve nitelikli insan kaynağı ile çok önemli bir endüstriyel
güce sahip olduğunu söyledi. Barut: “
Endüstrimizin Türkiye ekonomisinde
çok stratejik bir yeri var. İEİS olarak
en çok üzerinde durduğumuz konu,
ilaçta gelişimin temel lokomotifi olan
Ar-Ge yatırımları. Endüstrimiz bu konuda son derece duyarlı ve bilinçli bir
şekilde hareket etmektedir. Ar-Ge’ye
giderek daha çok pay ayrılmakta, akredite Ar-Ge Merkezi sayımız yıldan yıla
artmaktadır. Halen 21 Ar-Ge Merkezi
ile sektörümüz bu alanda önemli bir
noktaya ulaşmıştır” dedi.
Biyoteknoloji ülkemizin rekabet
gücünü artıracak
Dünyada toplam ilaç pazarında
yüzde 20’den fazla bir paya sahip olan
ve sektörün geleceğini şekillendireceği artık tüm çevrelerce kabullenilen
biyoteknoloji konusunun da İEİS’in
odaklandığı alanlardan biri olduğunu
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
87
haberler
vurgulayan Nezih Barut, biyoteknolojinin, CPhl İstanbul’la eşzamanlı gerçekleştirilen konferansın da teması
olduğunu belirtti. Nezih Barut sözlerini şöyle sürdürdü: “ Yüksek katma değerli biyoteknolojik ilaçların ülkemizde geliştirilmesi ve üretilmesi bilgi ve
teknoloji birikimimizi artıracak, cari
açığımızı azaltacak, endüstrimizin rekabet gücünü artıracaktır.”
İthal ettiğimiz ürünlerin
Türkiye’de üretilmesi büyük
önem taşıyor
Yurtiçi üretim ve ihracatın önemine de değinen Barut şöyle konuştu:
“Hali hazırda ülkemizde üretmekte
olduğumuz, ancak bir taraftan da ithal
ettiğimiz ürünlerin Türkiye’de üretilmesi büyük önem taşıyordu. Yurtiçi
üretim konusunda Sağlık Bakanlığı ve
SGK tarafından hayata geçirilen uygulamayı yakından takip ediyor, memnuniyetle karşılıyoruz. Bu uygulama,
muhakkak ki üretimdeki artış eğilimine olumlu yansıyacak ve ülkemizin dış
ticaret açığının azaltılmasında önemli
rol oynayacaktır. Endüstrimiz için kritik önem taşıyan konulardan bir diğeri
de ihracat. İlaç ihracatımız son 6 yılda
yüzde 43 düzeyinde arttı. Sektörümüz
bugün Avrupa Birliği, Bağımsız Devletler Topluluğu, Kuzey Afrika ve Ortadoğu Ülkeleri başta olmak üzere 150’den
fazla ülkeye ihracat yapmakta ve ekonomimize değer katmaktadır.”
Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve
Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı
Gürsöz, UBH, EMEA Amsterdam Genel
Müdürü John Van Der Valk ve CPhl İstanbul Marka Direktörü Mehmet Dükkancı da Fuarın açılışında konuşma
yaptılar.
ÇEİS Başkanı Tufan Ünal : “Türk çimento sektörü 10
yılda üretimini yüzde 50 artırdı, Avrupa’nın lideri oldu”
TİSK Üyesi Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası (ÇEİS), Türk çimento sektörünün “Güvenli Geleceğin
Çimentosu” mottosu altında yürüttüğü
faaliyetlerin sonuçlarını ve gelecek hedeflerini paylaştı. 32 üye şirket ve bu
şirketlere bağlı 63 tesisle Türk çimento
sektörünün yüzde 98’ini temsil eden
ÇEİS, üretim teknolojilerinin geliştirilmesinden ihracat pazarlarının genişletilmesine, dayanıklı yapı stoğunun
oluşturulmasından sağlam yollar ve
güçlü bariyerlerin yaygınlaştırılmasına,
iş sağlığı ve güvenliği kültürünün geliştirilmesinden nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine, çevreye duyarlı üretimden
yenilenebilir enerji kullanımına sektörü ilgilendiren her alanda geliştirme ve
iyileştirme faaliyetleri yürütüyor.
Türk çimento sektörünün 2016 yılında 77 milyon ton üretime ulaşarak
Avrupa lideri olduğunu vurgulayan
ÇEİS Yönetim Kurulu Başkanı Tufan
Ünal şunları ifade etti:
“Son 10 yılda üretimimizi yüzde
50 artırdık. Avrupa lideri olmakla kalmadık, dünya çimento üretiminde ülkemizi ilk beşe soktuk. Türk çimento
sektörü köklü olduğu kadar gelecek de
vaat eden bir sektör. Altyapı, yol, köprü,
konut projeleriyle Türkiye’nin geleceği-
88
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
Cari açık yaratmayan sektör
ni inşa ediyoruz. Ülkemizi geleceğe taşıyacak Üçüncü Havalimanı, Çanakkale
1915 Köprüsü, Avrasya Tüneli ve İzmit
Körfez Geçişi gibi mega projelerin de
taşıyıcı gücü olarak çalışıyoruz. Sağlam
yapı, güçlü Türkiye anlayışıyla güvenli
geleceği inşa etmenin varoluş misyonumuz olduğuna inanıyoruz.”
Türk çimento sektörü 2016 yılında
77 milyon ton üretimle yaklaşık 2,8
milyar dolar ciro elde etti. Maliyet düşürücü modernizasyon yatırımları ile
Avrupa Birliği normlarına uygun üretim yapan Türk çimento sektörünün
2016 ihracat geliri ise 500 milyon dolara ulaştı.
Yaklaşık 7 milyon konutun 2023
yılına kadar tekrar inşa edilmesinin
gündemde olduğunu belirten Tufan
Ünal şunları söyledi:
“Bu projelerde ciddi miktarlarda
çimento talebi olacaktır. Sektörümüz
bugün, tamamen yerli ham madde kullanarak ülke ihtiyacının tamamını karşılayabiliyor. Üstüne ihracat da yapıyor.
Çimento sektörü yerli ham madde kullanımıyla cari açık yaratmıyor, aksine
ihracatla açığı kapatmak için çalışıyor.
Cari açık yaratmayan, hatta kapatan bir
sektör olmaktan gurur duyuyoruz.”
17 bin kişinin istihdamı güvenli
ellerde
Türk çimento sektörü, ülke geneline yayılmış tesislerle 17 bin kişiye
istihdam yaratıyor. Son 10 yılda iş
sağlığı ve güvenliğine 145 milyon TL
haberler
yatırım yapan Türk çimento sektörü, iş
sağlığı ve güvenliği dendiğinde akla ilk
gelen sektör olmayı hedefliyor.
“Sıfır iş kazası” vizyonuyla dünyanın lider iş sağlığı ve güvenliği kuruluşlarından İngiliz British Safety
Council’la işbirliğine gittiklerini söyleyen Tufan Ünal şöyle konuştu:
“ÇEİS olarak şimdiye kadar belki de
hiçbir sektörün atmadığı bir adımı attık ve üye şirketlerimize ait tüm fabrikaları British Safety Council işbirliğiyle denetime tabi tuttuk. Son 10 yılda
Türk çimento sektörü olarak, klinker
üretim kapasitemiz yüzde 90, sektördeki çalışan sayımız yaklaşık yüzde
40 artmasına rağmen, iş kazalarına
ilişkin uluslararası kıyaslamalarda
kullanılan kaza sıklık oranında yüzde
30, kaza ağırlık oranında ise yaklaşık
yüzde 60’lık bir düşüş sağladık.”
ÇEİS ayrıca, nitelikli çalışanların
çimento sektörüne kazandırılması için
de çeşitli eğitimler veriyor. Son 10 yılda Türk çimento sektörünün eğitime
yaptığı yatırım 31 milyon TL’ye ulaştı.
Her yıl bir Avrasya Tüneli
“Bugün Amerika’nın yüzde 90’ı
beton yollardan oluşuyor. Gelecekte yollarımız dayanıklı, kaliteli, ucuz
maliyetli, uzun vadede daha ekonomik, çevreyle dost ve yüksek performanslı beton yollar olacak. Belediye
uygulamalarında beton yollar, asfalt
yollara göre ilk yapım maliyeti açısından yüzde 35 civarında daha ucuz ve
daha uzun ömürlüdür. Asfalt yollara
harcanan bakım onarım giderlerinden
sağlanan kâr ile her sene bir Avrasya
Tüneli açabiliriz.” diyen Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü: “ Bölünmüş yollarda kullanılan beton bariyerlerin gerek
güvenlik açısından gerekse yıllara ve
çevre koşullarına dayanıklılık açısından gündeme almamız gereken bir
alternatif olduğuna inanıyoruz ve bu
konuda da çalışıyoruz”
Çöpü enerjiye, enerjiyi
çimentoya dönüştürüyor
Türk çimento sektörü 2016 yılı sonu
itibariyle 10 fabrikada 18 hat ile toplam
100,7 MW gücünde atık ısı geri kazanım tesisi yatırımı yaptı. Toplam 5 hatta 34,0 MW elektrik üretimine imkân
tanıyacak 4 fabrikaya ait yatırımların
da birkaç yıl içinde devreye alınması
planlanıyor. Sektörün ulaştığı kurulu
kapasite, yıllık yaklaşık 400 bin hanenin elektriğini karşılar seviyeye geldi.
Atıktan ürettikleri enerjinin kapsamını
genişletmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile görüştüklerini belirten Tufan
Ünal sözlerini şöyle tamamladı: “Bir
yılda ülkemizde ortaya çıkan yaklaşık
28 milyon ton belediye çöpünden 7 milyon ton ek yakıt üretmek ve kullanmak
mümkün. Üretilen 7 milyon ton ek yakıt ile yıllık 1,7 milyon ton CO2 azaltımı
yapmak ve belediye katı atıklarını yüzde 80 oranında azaltmak mümkün olacak. Atık ikame oranı Avrupa’da yüzde
60 seviyelerine ulaştı. Türkiye’de ise bu
oran henüz yüzde 4 civarında. Bu oranı
yukarı seviyelere çıkardıkça hem çevreye hem ülke ekonomisine büyük katkı
sağlanacak.”
Gıda Endüstrisi Dijitalleşme ile Daha Verimli Hale
Geliyor
Türkiye’de gıda endüstrisinde faaliyet gösteren lider kuruluşlar sektörün
geleceğine ilişkin konuları tartışmak
ve aksiyonlar belirlemek üzere GE Türkiye İnovasyon Merkezi’nde bir araya
geldi. Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri
Sendikası (TÜGİS) ve General Electric
(GE) işbirliğiyle gerçekleştirilen toplantıya yaklaşık 100 yönetici katıldı.
Etkinlikte, dijitalleşme ile hız ve çevikliğin gelişen endüstri açısından önemi
tartışıldı. Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği (TOBB), ve Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu
(TGDF) Panele ayrıca destek verdi.
TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı
Necdet Buzbaş yaptığı açılış konuşmasında “Gıda üretiminde verimliliğin artması gerekiyor. Bunun birkaç
temel gerekçesi var. Bunlardan ilki,
gelişmekte olan ülkelerde bulunan
genç nüfusun artması. Bununla birlikte kentsel nüfusun artması da önemli
bir etken olarak öne çıkıyor. Son 10
yılda dünya nüfusunun yüzde 54’ünü,
Türkiye nüfusunun yüzde 77’sini kentli kitle oluşturdu. 2050 yılına kadar
Türkiye’de bu oranın yüzde 88’e çıkması öngörülüyor. Dolayısıyla gıda ve
içecek sektörünün bu dönüşüme göre
hazırlanması gerekir. Değişimi görmezden gelerek sürdürülebilir olamayız. Hızla değişen dünyada bu konuda
bilinçlerimizi geliştirmek zorundayız.
Tarım ve hayvancılıkta dünyayı takip
etmeliyiz. Fırsatlar ve riskleri kısıtlarımızla dengelememiz gerekiyor” dedi.
Panelde gerçekleşen oturumlarda
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
89
haberler
Endüstriyel Nesnelerin İnternetine
ve özellikle Yiyecek-İçecek endüstrisi
başta olmak üzere tüm önemli dikey
üretim sektörlerinde gerçekleşen endüstriyel dönüşüme değinildi. Bu dönüşüm gıda alanında faaliyet gösteren
şirketlere, önceden dikkate alınmayan
fakat zaman içinde küçük ve artım-
lı değişiklikler yapma imkânı veren
veriler sağlayarak, üretim ve operasyonlarından öngörü elde edebilmeleri
için yeni olanaklar sunuyor. Üretim
ekipmanlarında doğru teknolojilerin
kullanılmasının yanı sıra bu öngörülerin analiz edilip uygulanabilmesi için
doğru becerilere sahip doğru insanla-
ra yatırım yapılması, şirketlerin daha
az kaynak kullanarak daha fazla ürün
üretmesine yardımcı oluyor.
MESS, Üretimin Geleceği Zirvesini Düzenledi
Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS), Endüstri 4.0 kavramının ele
alındığı ‘Üretimin Geleceği Zirvesi’nde
iş dünyasını uzman akademisyen ve
şirket temsilcileriyle buluşturdu. Dördüncü sanayi devrimi olarak adlandırılan Endüstri 4.0, tüm yönleriyle
zirvede ele alındı. Endüstri 4.0’ı doğru anlayabilmek, dönüşüm sürecinde
doğru stratejilerle hareket etmek, Endüstri 4.0’ın rekabetteki rolü, getireceği değişim, fırsatlar ve Türk sanayisinin güçlendirilmesi gereken yönleri
hakkında konuklara detaylı bilgiler
verildi.
Sanayide kurallar yeniden
yazılıyor
Zirvenin açılış konuşmasını MESS
Yönetim Kurulu Başkanı Kudret Önen
yaptı. Sanayide iş yapma biçimlerinde
önemli değişiklikler meydana geldiğini dile getiren Önen, “Dijital teknolojileri temel alarak iş yapma alışkanlıklarını sürekli geliştirmek gerekiyor. Bu
yeni vizyon, kurumların ve çalışanların DNA’sına girmeli. Üretimde dijital
dönüşüm, üretim zincirinin bütün
halkaları tarafından iş kültürü olarak
benimsenmeli” diye konuştu.
Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme
hedefine ulaşması açısından dijital
dönüşümün önemli olduğunu vurgulayan Önen, dijital dönüşüm yolcuğunda Türk sanayisine destek vererek
ülkenin rekabet gücünün artmasına
90
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
katkıda bulunmayı amaçladıklarını
dile getirdi.
Türk sanayisinin yüksek teknolojiyi kullandığı gibi teknolojinin üretilmesinde de söz sahibi olması için
her kesimin üzerine düşeni yapması
gerektiğini ifade eden MESS Yönetim
Kurulu Başkanı, “Milletler arasındaki
bugünkü eşitsizliklerin kaynağı, geçmiş dönemlerin fırsatlarıydı. Bugünün
fırsatlarını iyi değerlendirenler de kuşkusuz yarının avantajlı kesimi olacak”
dedi.
Endüstri 4.0 yeni fırsat ve
meslekler yaratacak
Önen’in ardından Düsseldorf Uygulamalı İşbilim Enstitüsü CEO’su
Prof. Dr. Sascha Stowasser “Dijital
Fabrika: Endüstri 4.0” başlıklı bir sunum yaparak Endüstri 4.0’ın Almanya’daki uygulama örneklerini anlattı.
Stowasser’in konuşmasında dijital
dönüşümün çalışma hayatına ve kurumların rekabet gücüne etkileri değerlendirildi. Küresel üretim ve imalat
sanayinde işletme modellerin baştan
inşa edildiğini ve buna bağlı olarak
çalışma hayatı çerçevesinin yeniden
çizildiği bir dönüşüm çağına girildiğini
söyleyen Stowasser şu değerlendirmede bulundu:
“İlk kez altı yıl önce Uluslararası
Hannover sanayi Fuarı’nda adı konulan Endüstri 4.0’da yani dördüncü sa-
nayi devriminde makinelerin birbiriyle iletişim içinde olduğu akıllı üretim
süreçlerinin ön plana çıktığını görüyoruz. Ancak dijitalleşmeyi tek kurtarıcı
olarak görmemek lazım. Şirketlerde
dijitalleşmenin başarılı olmasının birinci koşulu üretim süreçlerinin çok
iyi bilinmesidir. Verimsiz bir süreçle
otomasyon yapılırsa karmaşıklık ve
kaosun ortaya çıkması kaçınılmazdır.”
Stowasser sözlerine şöyle devam
etti:
“Endüstri 4.0’a şüphe ile yaklaşılmasının temelinde dijitalleşme dönüşümünün maliyetli olması ve vasıflı
iş gücünün yeterli olmaması yatıyor.
Ancak uzun vadeli düşünüldüğünde
şirketlerin rekabet gücünü ve pazar
payını koruması için bir zorunluluk
haberler
olduğunun kavranması gerekiyor. Şirketler için dijitalleşmeye geçmenin en
doğru zamanı “hemen”dir. Endüstri
4.0 işletmeler için yeni ufuklar açarken, istihdam tarafında yeni meslekler
yaratacak. İnsanların robotlarla birlikte ve ortaklaşa çalışacağı bir geleceğe
doğru ilerliyoruz.”
Türk sanayisi, dijital
dönüşümün neresinde?
Prof. Stowasser’in ardından, “Sanayide Dijital Dönüşüm” paneline
geçildi. Endüstri 4.0 uygulamaları
açısından Türk sanayisindeki durumun şirketlerden örneklerle anlatıldığı panelde konuşmacı olarak Arçe-
lik Üretim ve Teknoloji Genel Müdür
Yardımcısı Oğuzhan Öztürk, Siemens
İcra Kurulu Üyesi Ali Rıza Ersoy, Ford
Otosan Dijital Dönüşüm Lideri Hayriye Karakuzu Karadeniz ve ifourzero
Technologies Kurucu Ortağı ve CEO’su
Ali Tüzmen yer aldı. Panelistler, dijital
dönüşümün dayandığı teknolojik gelişmeler, dijital süreç yönetimi ile veri
değerlendirmenin önemine değindiler.
Endüstri 4.0 ve çalışma hayatı
Üretimin Geleceği Zirvesi’nin ikinci paneli, Innovation Group Kurucusu
Prof. Dr. C. Ruhi Kaykayoğlu’nun Dijital Dönüşüm ve İşgücü başlıklı sunu-
munun ardından gerçekleştirildi. “Endüstri 4.0 Perspektifinden İşgücü ve
Çalışma Hayatı” konulu panelde TOBB
Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi
Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi
Direktörü Prof. Dr. Serdar Sayan, İTÜ
İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.
Dr. Mahmut Kabakcı, Eğitim Reformu
Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül,
BTS Partners Yönetici Ortağı Avukat
Yasin Beceni ve Liderlik Koçu Aylin
Bozkurt Tüzmen konuklara Endüstri
4.0’la ilgili yön gösterici bilgiler verdi.
Panelde dijital dönüşümün çalışma
hayatında yer alan kişilerin beceri ve
yetkinliklerine etkisi, eğitim açıklarının tespiti, veri-siber güvenliği gibi
konu başlıkları ele alındı.
İEİS Genel Kurulu
Üyemiz İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın (İEİS) Genel Kurul toplantısı 12 Nisan 2017 tarihinde yapıldı. Seçim
sonuçlarına göre yetkili kurullardaki görev dağılımı aşağıdaki şekilde oldu.
YÖNETİM KURULU: Nezih BARUT (Başkan), Ali ARPACIOĞLU (Başkan Yardımcısı), Muzaffer BAL (Üye), Bülent KARAAĞAÇ (Üye), Elif Neşe ÇELİK (Üye), Hakan YILDIRIM (Üye), İsmail ÖNCEL (Üye), Öztürk ORAN (Üye), Murat BARLAS
(Üye).
DENETLEME KURULU: Hakan ŞAHİN, İsmail YORMAZ, Özdemir ŞENGÖREN
DİSİPLİN KURULU: Hayri İlker ÖZBAY, Gamze YÜCELAND, Halit Süha TAŞPOLATOĞLU.
ŞEKER İşveren Sendikası’nın Olağanüstü
Genel Kurulu
Üyemiz Türkiye Şeker Sanayii İşverenleri Sendikası’nın Olağanüstü Genel Kurul toplantısı 27 Şubat 2017 tarihinde yapıldı. Seçim sonuçlarına göre Yönetim Kurulu’nun görev dağılımı aşağıdaki şekilde oldu.
YÖNETİM KURULU: Ahmet AKSU (Yönetim Kurulu Başkanı), Ergin İÇENLİ (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), Dr.Selim
YÜCEL (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), Cengiz SEZER (Üye), Hasan ALTUNKALEM (Üye)
İNTES’in Genel Kurulu
Üyemiz Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) Olağan Genel Kurul toplantısı 14 Mart 2017 tarihinde
yapıldı. Seçim sonuçlarına göre Yönetim Kurulu’nun görev dağılımı aşağıdaki şekilde oldu.
YÖNETİM KURULU: Celal KOLOĞLU (Yönetim Kurulu Başkanı), Deha EMRAL (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), Gürhan ÖZDEMİR (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), Kemal T. GÜLERYÜZ (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), Levent KAFKASLI (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), İlhan ADİLOĞLU (Yönetim Kurulu Başkan Vekili), Barış HAŞEMOĞLU (Sayman
Üye), Merdan HÜRMEYDAN (Üye) Gültekin GÜVENSOY (Üye)
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
91
avrupa avrupa
AB’de Yıllık İşgücü Maliyeti Artışı Yüzde 1,7 Oldu
20 Mart 2017 tarihinde Eurostat’ın yayımladığı basın bültenine göre, 2016 yılının son çeyreği itibariyle yıllık nominal
işgücü maliyeti artışı AB-28’de %1,7; Avro Alanı’nda %1,6 oldu. Ücrete bağlı sigorta ve vergi yükü daha düşük oranda,
%1,5 yükseldi. İşgücü maliyeti Yunanistan’da %0,5 oranında azalırken, en yüksek artış %12,3 ile Romanya’da gerçekleşti.
AB’de işgücü maliyeti artışı aşağı yönlü seyrediyor.
AB - Türkiye
-Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden sorumlu AB
Komiseri Johannes Hahn 53. Münih
Güvenlik Konferansı vesilesiyle yaptığı açıklamada AB-Türkiye Gümrük
Birliği Anlaşması’nın modernizasyonunun her iki taraf içinde faydalı olacağını vurgulayarak, AB Konseyi’nin
müzakerelerin başlaması için AB
Komisyonu’na hızla yetki vermesini
umduğunu kaydetti. Hahn katıldığı panel tartışmasında istikrarlı bir
Türkiye’nin AB için önem taşıdığını
dile getirdi. Türkiye ve AB’nin doğal
ortaklar olduğuna dikkat çekerek,
önemli ortak çıkarlar bulunduğunu
belirtti. Hahn Türkiye’nin AB’ye üye
olma hedefi dolayısıyla hukukun üs-
tünlüğü alanında yüksek standartlar
benimsenmesi gerektiğini kaydetti.
-AB Komisyonu, AB ve Türkiye
arasında 18 Mart 2016’da imzalanan
AB-Türkiye Bildirisi’nin uygulamasına
ilişkin beşinci uygulama raporunu 2
Mart’ta yayımladı. Rapordaki özet değerlendirmeler şu şekildedir:
•• Bildiri’nin uygulamasında istikrarlı ilerleme devam etmekte; önemli
zorluklara rağmen uygulama sonuç
vermektedir.
•• Raporlama döneminde Ege Denizi’nden Yunanistan’a yasadışı geçişler azalma gösterdi ve günlük ortalama 43 kişi olarak tespit edildi.
Uygulama üzerine dördüncü rapordan bu yana (8 Aralık 2016 – 26 Şu-
••
••
••
••
••
92
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
bat 2017) Türkiye’den Yunan Adalarına yasadışı yollarla geçiş yapan
kişi sayısı 3.449 oldu. Bu rakam,
Bildiri’nin uygulanması öncesi döneme kıyasla (bu dönemde günlük
ortalama 1.700 kişi geçiş yapmaktaydı) önemli oranda düşüşe işaret
etmekte.
Yunanistan’a yasadışı yollarla varan kişi sayısı hala Türkiye’ye iade
edilen kişi sayısından yüksek.
Geri dönüş operasyonları sürdürüldü. Dördüncü raporun yayımlandığı 8 Aralık 2016’dan 24 Şubat
2017’ye kadar olan dönemde 64
Suriye vatandaşı dâhil olmak üzere toplam 151 kişi Türkiye’ye geri
döndü. Geri dönüşler YunanistanTürkiye arasında Geri Kabul Anlaşması uyarınca gerçekleştirilmekte. Bu kapsamda Yunanistan’dan
Türkiye’ye dönen kişi sayısı toplam
1.487’ye ulaştı.
27 Şubat itibarıyla Türkiye’den AB
ülkelerine yeniden yerleştirme
programı kapsamında gönderilen sığınmacı sayısı 3.565’e ulaştı.
Dördüncü rapordan bu yana 954
Suriye vatandaşı AB ülkelerinde
yeniden yerleştirildi. Yeniden yerleştirme talebi onaylanan ve beklemede olan kişi sayısı 965’tir.
Vize Serbestleştirilmesi Yol Haritası kapsamında tamamlanması
gereken 7 kriter bulunmakta. AB
Komisyonu ve Türkiye geriye kalan
avrupa avrupa
kriterlerin bir an önce tamamlanması yönünde hukuki ve prosedüre
ilişkin değişikliklerle çözüm bulunması için diyaloğu sürdürüyor
•• Katılım müzakerelerine ilişkin yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük
ve güvenlik konulu 23 ve 24 numaralı başlıklar üzerine teknik çalışma devam etmekte. Türkiye’nin
demokrasi, hukukun üstünlüğü
ve ifade özgürlüğü dâhil olmak
üzere temel özgürlükler alanında
yüksek standartlar benimsemesi
beklenmekte. AB Komisyonu üye
ülkelerin tutumlarından bağımsız
olarak enerji, eğitim ve kültür, dış
politika, güvenlik ve savunma politikası konulu başlıkların hazırlık
çalışmalarını AB Konseyi’ne 2016
ilkbaharında sundu.
•• 15 Aralık 2016’da gerçekleştirilen
AB Liderler Zirvesi’nde liderler AB
– Türkiye Bildirisi’nin uygulamasına olan bağlılıklarını yineledi.
•• AB-Türkiye Bildirisi’nin uygulamasına ilişkin bir sonraki rapor Haziran 2017’de yayımlanacak.
-AB Komisyonu Türkiye’de bulunan 230 bin sığınmacı çocuğun
okula gidebilmesini sağlamak amacıyla bir “Şartlı Nakit Transferi” programı başlattı. Eğitim için Şartlı Nakit
Transferi projesi Türkiye hükümeti,
UNICEF ve Kızılay ortaklığında hayata geçirilecek Toplam 34 milyon avro
bütçeli program kapsamında sosyal
ve ekonomik açıdan güç koşullarda
bulunan ve çocukları okula giden sığınmacı ailelere iki aylık dönemlerde para yardımı yapılacak. “Eğitim
Yardımı Programı’nın yürütülmesine
Kızılay ve UNICEF katkı sağlayacak.
Acil Sosyal Durumlar İçin Güvenlik
Ağı Programı kapsamında yer alan
bu uygulama, AB Komisyonu’nun Eylül 2016’da başlattığı, sosyal açıdan
en güç durumdaki sığınmacı ailelerin barınma ve gıda gereksinimlerini
karşılayabilmeleri için ‘Kızılay Kartı”
verilmesi yönündeki uygulama temel
alınarak geliştirildi. Program sayesinde 230 bin çocuğun okula gitmesine
olanak sağlanması hedefleniyor.
Üç milyondan fazla sığınmacının
bulunduğu Türkiye’de sığınmacı çocukların okula erişimi en önemli sorunlardan biri olmaya devam etmekte.
Halihazırda 500 bin sığınmacı çocuk
okula devam gidebiliyor durumdayken, 370 bin çocuğun bu olanağa sahip olmadığı belirtiliyor.
-Türkiye’deki Sığınmacılar İçin Avrupa Birliği Fonu yürütme kurulunun
altıncı toplantısı Brüksel’de gerçekleştirildi. Eğitim ve sağlık alanındaki yeni
projelerin de başlatıldığı yürütme kurulu toplantısında son dönemde gerçekleştirilen projelerin değerlendirmesi
yapıldı. UNICEF ortaklığı ile başlatılan
34 milyon avro bütçeli “Eğitim İçin Koşullu Nakit Transferi Projesi” ve Suriyeli gençlerin yüksek öğrenime erişim ve
katılımlarının artırılmasını amaçlayan
5 milyon avro bütçeli proje ile yedi adet
ve toplam 41,6 milyon avro tutarlı insani yardım projesi toplantı kapsamında
değerlendirildi.
Suriyeli sığınmacılara yardım amacıyla AB’nin Türkiye’ye sağlayacağı 3
milyar avro tutarlı yardımın yarısından fazlasına karşılık gelen toplam
46 proje kontrata bağlandı. 1,5 milyar
avro’dan fazla maliyeti olacak bu projeler için öngörülen bütçenin 777 milyon
avro’luk bölümünün aktarımı yapıldı.
Türkiye’deki Sığınmacılar İçin Avrupa Birliği Fonu 2015 yılında kuruldu. 2016 – 2017 dönemi için 3 milyar avro’luk fon bütçesinin 1 milyar
avro’luk bölümü AB bütçesinden, 2
milyar avro’luk bölümü üye ülkelerden
sağlanıyor. Fon için kurulan ortak koordinasyon mekanizması ile sığınmacılar
ve ev sahibi toplumun ihtiyaçlarının
belirlenmesi ve bu ihtiyaçlara uygun
çözümlerin geliştirilmesi hedefleniyor.
Brexit
-Birleşik Krallık Başbakanı Theresa
May ülkesinin AB’den ayrılma kararının resmi bildirimini AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’a yazdığı altı sayfalık
bildirim mektubuyla AB kurumlarına
ileterek, AB-Birleşik Krallık arasında
ayrılık sürecini 29 Mart’ta başlattı. Böylece AB Kurucu Anlaşması’nın bir üye
ülkenin AB’den ayrılma sürecine ilişkin
temel hukuki çerçeveyi belirleyen 50.
maddesi işletilmiş oldu. İlgili maddeye
göre ayrılığın şartlarının belirleneceği
müzakerelerin tamamlanması için iki
yıl süre bulunuyor. Bu süre AB üyesi
yirmi yedi ülkenin onayı olması halinde iki yıl daha uzatılabiliyor.
-Avrupa Parlamentosu (AP) Brexit
müzakerelerine ilişkin kararını Genel
Kurul toplantısında onayladı. Karar
metninin hukuki bağlayıcılığı bulunmuyor. Öte yandan Birleşik Krallık ve
AB arasındaki nihai ayrılık anlaşması
AP’nin onayına sunulacak. Dolayısıyla
AP üyelerinin beklentileri ile uyumlu
bir anlaşma sağlanması önem taşıyor.
Dijital Dönüşüm
-Roma’da AB’nin 60. Yıldönümü
çerçevesinde düzenlenen “Dijital Gün”
etkinliğinde AB ülkeleri Bakanları bir
araya gelerek, yüksek performanslı
bilgi işlem (High Performance Computing - HPC), bağlantılı hareketlilik,
sanayinin dijitalleşmesi ve dijital yetenekler konularını ele aldı. Bu kapsamda AB Komisyonu’nun yeni girişimleri
kamuoyuna sunuldu.
AB dijital dönüşüm alanında üye
ülkeler arasında işbirliğini ve çalışmaların eşgüdümünü artırmayı hedefliyor.
Ekonomi
-AB’nin istatistik kurumu Eurostat, Şubat 2017 rakamlarına göre yıllık
enflasyon oranını Euro Alanı için %2
ve AB geneli için %1,9 olarak açıkladı.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
93
avrupa avrupa
Ocak 2017’de bu oranlar sırasıyla %1,8
ve %1,7 olarak tespit edilmişti.
Şubat ayına göre yıllık enflasyon
oranının en düşük olduğu AB ülkeleri:
İrlanda /%0,3), Romanya (%0,5), Bulgaristan ve Danimarka (%0,9).
Enflasyon oranının en yüksek olduğu ülkeler: Estonya (%3,4), Belçika
(%3,3), Letonya ve Litvanya (%3,2).
-Şubat ayı işsizlik oranı Euro
Alanı’nda %9,5 ve AB genelinde ise
%8 olarak belirlendi. Bu oranlar
2016 yılının aynı döneminde sırasıyla
%10,3 ve %8,9 olarak tespit edilmişti.
-AB Komisyonu üye ülkelerin ekonomi ve sosyal politikalar alanında
belirlenen öncelikleri hayata geçirme
yönünde sağladıkları ilerlemenin değerlendirildiği Avrupa Sömestri Kış
Paketini yayımladı
•• Bulgaristan, Fransa, Hırvatistan,
İtalya, Portekiz ve G.Kıbrıs’ta aşırı
ekonomik dengesizlikler var.
•• Almanya, İrlanda, İspanya, Hollanda, Slovenya ve İsveç’te makroekonomik dengesizlikler mevcut.
Vize Politikası
-AB Konseyi üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik vize muafiyeti uy-
94
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
gulamasının askıya alınması mekanizmasının güçlendirilmesi için AB
Komisyonu tarafından sunulan değişiklik önerilerini kabul etti. Ek olarak
Gürcistan vatandaşlarına AB’ye kısa
süreli seyahatlerinde vize muafiyeti
uygulanması kararı onaylandı.
AB Komisyonu Aralık 2015’te
Gürcistan’ın vize serbestleştirilmesi
sürecinde tüm gereklilikleri yerine
getirdiğini değerlendirmiş, ilgili yasa
değişikliği önerisini 9 Mart 2016’da
Avrupa Parlamentosu (AP) ve AB
Konseyi’ne sunmuştu.
Gürcistan vatandaşlarına vize
muafiyeti, kararın AB Konseyi ve AP
tarafından imzalanarak Resmi Gazetede yayımlanmasından yirmi gün
sonra yürürlüğe girecek. Bu uygulama
üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik
vize muafiyeti uygulamasının askıya
alınması mekanizması üzerindeki değişikliklerin yürürlüğe girmesi ile eş
zamanlı olarak başlatılacak.
AB vize serbestleştirilmesi politikasının etkinliğini artıracağı belirtilen
değişiklikler ile:
•• AB’ye kısa süreli kalışlar için seyahatlerinde vize muafiyeti uygulanan üçüncü ülke vatandaşları tarafından gerçekleştirilen yasadışı göç
faaliyetleri ve geçersiz sığınma başvurularında ani artış yaşanması;
•• Söz konusu üçüncü ülkenin geri
kabul alanında işbirliği yükümlülüklerini yerine getirmemesi;
•• Üye ülkelerin güvenliklerine yönelik risk oluşturan durumların tespit
edilmesi halinde AB Komisyonu
vize muafiyeti uygulamasını hızla
askıya alabilecek.
Yeni kurallar ilgili değişikliğin Resmi Gazetede yayımlanmasından yirmi
gün sonra yürürlüğe girecek.
AB Komisyonu vize muafiyeti uygulamasının askıya alınması mekanizmasının güçlendirilmesi için öneri
hazırlanmasına Mayıs 2016’da karar
vermişti. Bu kararın alınmasında AB
genelinde göç ve güvenlik durumu,
yanı sıra AB Komisyonu’nun Gürcistan, Ukrayna, Türkiye ve Kosova vatandaşlarına vize muafiyeti uygulaması
başlatılmasına ilişkin yasa değişikliği
önerisi etkili olmuştu. AB Komisyonu
Türkiye vatandaşlarına vize muafiyeti
uygulamasının başlatılmasına yönelik
kararın onaylanması öncesi Vize Serbestleştirilmesi Yol Haritası kapsamında geriye kalan beş kriterin tamamlanması gerektiğini not etmişti.
arkeogezi
Hititlerin Başkenti: Hattuşa (Boğazköy)
Boğazköy (Hattuşa) Örenyeri, Çorum ilinin 82 km güneybatısında yer
almakta olup, Ankara’ya uzaklığı ise
200 km.’dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy (Hattuşa) ören yeri; Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda,
ovadan 300 metre yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının
bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve
batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup,
kuzey kısmı dışında diğer kısımları
surla çevrilidir. Hattuşa, 1986 yılından
beri, Türkiye’de UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren
yine UNESCO’nun “Dünya Belleği
Listesi”nde yer almaktadır.
Antik Kapadokya bölgesinin kuzey
sınırına yakın bir yerde bulunan ve
arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkartılıp restore edilen ve açık hava müzesi
niteliğindeki ziyaret edilebilen Hititlerin başkenti Hattuşa-Boğazköy’deki kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli
Parkı’nın temelini oluşturmaktadır.
Yüz yıldır sürdürülen kazı ve araştırmalar Hattuşa-Boğazköy çevresindeki
en erken yerleşmenin Kalkolotik çağda (M.Ö. 6000) olduğunu ortaya koymuştur. Eski Tunç Çağı’nda da sürekli
yerleşmenin görüldüğü Hattuşa’da
bu dönemi Asur Ticaret Koloni Devri
izler. Yazılı belgelere göre, M.Ö. 2. binin başlarında Kuşar’lı Anitta Hattuşa
Kralı Pijusti’yi yenip şehri tahrip eder
ve şehri lanetler. Anitta’nın lanetine
rağmen şehir M.Ö. 1600/1650 yıllarında Hitit Kralı 1. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Hititlerin
M.Ö.1200’de şehri çeşitli nedenlerle
terk etmesiyle burada Erken Demir
Çağı (Karanlık Çağ) başlar. Bu dönemi
M.Ö. 9.yüzyılda Frig Çağı daha sonra
Helenistik, Galat ve Roma/Bizans çağları takip eder.
Kentin üç ana kapısı
Hitit imparatorluk döneminde,
yani M.Ö. 14. ve 13. Yy.’da şehir yaklaşık 6 km. uzunluğunda bir surla çevrilmiştir. Daha geç bir imar evresinde bu
surların önüne ikinci bir duvar daha
örülerek, kent daha sıkı bir savunmaya alınmıştır. Bu yeni sur üzerinde
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
95
arkeogezi
bulunan, anıtsal şehir kapılarının çoğu günümüze kadar oldukça sağlam durumda gelmiştir. Güney batıda, dış yüzünde
aslan yontuları bulunan Aslanlı Kapı’yla, iç yüzünde, silahlı
tanrının görkemli şekilde betimlendiği Kral Kapı, bunların
en önemlileridir. Kentin güney ucundaki Yer Kapı’nın da özel
bir rolü olmalıdır. Burada 30 metre yüksekliğinde, 80 metre
genişliğinde bir toprak set oluşturulmuştur. Bu set üzerinden
geçen kent surunun ortalarında Sfenksli Kapı yer alır. Tam bu
kapının altında, Hattuşa’nın bugün içinden geçilebilen tek
poterni vardır. 71 metre uzunluğunda ve 3 metre yüksekliğindeki poternden geçilerek sur dışına çıkılmaktadır.
Şehirde ayakta kalmış, izlenebilen yapıların büyük
bölümü, surlar gibi, M.Ö. 13 yy’dan kalmadır. Kraliyet yapılarının yer aldığı Büyükkale’de direkli galerilerle çevrili avlular,
konutlar, depo binaları ve büyük bir kabul salonuyla, büyük
bir saraya ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.
Bin Tanrılı ülke: Hattuşa
Hitit metinlerinde sık sık Hattuşa ülkesinin ‘Bin Tanrısı’ndan
söz edilmektedir. Kuşkusuz bu tanrıların çoğu imparatorluk
ve kült (dini)başkenti Hattuşa’da kendilerine bir tapınım yeri
edinebilmişlerdir. Başkent Hattuşa’da bu güne kadar 31 yapı,
tapınak olarak tanımlanmıştır. Hattuşa’nın en büyük dini yapısı olan Büyük Tapınak, Aşağı şehirdeki konutların ortasında
tek tapınak olarak yükselir. İki kült odası olduğu için tapınak,
96
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
arkeogezi
imparatorluğun tanrılarının en büyükleri olan Hava Tanrısı ile Arinna
kentinin Güneş Tanrıçasına adanmış
olmalıdır.
Hattuşa’da son yıllarda yapılan
kazıların ağırlık noktasını şehrin,
hatta Hitit Devletinin ekonomisine
ışık tutan kazılar oluşturmuştur. İmparatorluk döneminde, M.Ö. 13 yy’da
kentin kuzeydoğusunda yükselen
Büyükkaya sırtında çok büyük boyutlarda, sayıları 11’i bulan yer altı
siloları bulunmuştur.
Hitit sonrası Boğazköy
Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö.
1200 yıllarından hemen sonra yıkılmasıyla Anadolu Tunç Çağları da
sona erer. Bununla beraber, Hattuşa
şehrinin arazisinin yerleşim tarihi
devam eder. M.Ö. 12 yy’ın başlarında,
Erken Demir Çağına tarihlenen yeni
yerleşme, Frig etkilerini yansıtan bir
taşra kasabasına dönüşüp büyümeye başlaması, ancak M.Ö. 8. Yy.’da
gerçekleşir. Yerleşim Pers döneminde de devam etmiştir. Helen/Galat
ve Roma / Bizans’a ait yerleşme ve
tahkimat izleri de görülmektedir. Bir
Türkmen aşireti’nin 16 yy.’da burada
yerleşmesiyle bugünkü Boğazkale
kurulmuştur. Eski adı Boğazköy olan
bu yerleşme, Hititler’in başkentine
de adını vermiştir.
Tarihin bilinen ilk barış
anlaşması, Kadeş Anlaşması
MÖ 13. yüzyılın iki büyük siyasi ve askeri gücü olan Hitit ve Mısır
devletleri arasında yapılmıştır. Hitit
Kralı III. Hattuşili ve Mısır Firavunu
II. Ramses arasında yapılan bu anlaşmanın metnini içeren kil tablet 1906
yılında Boğazköy’de yapılan kazılarda bulunmuştur. Tarihin yazılı ilk
barış anlaşması olması nedeniyle
orijinal tabletin iki metre boyundaki
bakır kopyası, Birleşmiş Milletler Bina’sının duvarında bulunmaktadır.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
97
arkeogezi
Yazılıkaya
Yazılıkaya Kaya Tapınağı, Aşağı
Şehir’deki Büyük Tapınağın yaklaşık
1,5 km. kuzeydoğusunda kayalık bir
yamaçta yer alır. Şehirdeki tapınak
yapılarından farklı olarak burası, her
iki kült odası (A ve B Odası) da üstü
açık olan ve yüksekliği 12 metreye varan kayalıklarla çevrili bir açık hava
tapınağıdır. En geç MÖ. 15. yüzyıldan
itibaren kullanılan Yazılıkaya’da Hitit
sanatçıları ancak MÖ. 13. yüzyılda kayaya uzun sıralar halinde tanrı ve tanrıça kabartmaları işlemişlerdir. Burası
olasılıkla ‘Yeniyıl Şenliği Evi’dir. Hava
tanrısına ait bu evde yeni yıl ve ilkbahar kutlamalarında tüm tanrılar bir
araya geliyorlardı.
Hitit Kent Surunun
Rekonstrüksiyonu
İç Anadolu’da yer alan Hitit
başkenti Hattuşa’ya, 2005 yılı sonbaharında tamamlanan kerpiç kent surunun 65 metrelik bölümünün ayağa
kaldırılması projesiyle, bir zenginlik
daha eklenmiştir. 7-8 m yüksekliğinde
98
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
üç sur bedeni ve 12-13 m yüksekliğinde iki kule, kentin ne denli iyi korunduğunu ve surun, kente gelen birinin
üzerinde bıraktığı etkiyi anlamamızı
sağlıyor. Pişirilmemiş kerpiç tuğlalardan yapılan böyle bir rekonstrüksiyon
çalışması Türkiye’de ilk defa uygulanmış olup, dünyada da bu boyutta bir
projenin benzeri çok azdır.
ya ile yapılan görüşmelere rağmen ana
vatanına gönderilmeyip Berlin Pergamon Müzesi’nde uzun yıllar sergilendi.
Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul
Günay’ın girişimleri sonucu Boğazköy
Sfenksi, yaklaşık 100 yıllık ayrılığın
ardından 28 Temmuz 2011 tarihinde
Türkiye’ye getirilerek 2011 yılının Aralık ayından itibaren ait olduğu coğrafya Hattuşa’da sergilenmeye başlandı.
Boğazköy Sfenksi 99 yıl sonra
anavatanına döndü
Hitit sembolü: Güneş Kursu
Bir zamanlar Hititler’in başkentliğini yapan Hattuşa’da güney kapısının
sağ tarafında bekleyen 3 bin 500 yaşında, 2.55 metre yüksekliğinde ve 1.5
ton ağırlığında olan Boğazköy Sfenksi,
1906 yılında Almanlar tarafından yapılan kazılar sırasında Yerkapı mevkisinden çıkarıldı. Kazılarda bulunan
2 sfenks ve yaklaşık 10 bin 400 çivi
yazılı tablet, temizlenip onarıldıktan
sonra 1917’de iade edilmek şartıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun izni alınarak
Berlin’e götürüldü. Onarımları biten
tabletler ile bir sfenks Türkiye’ye iade
edildi ancak Boğazköy Sfenksi, Alman-
Güneş Kursu, genellikle Hitit uygarlığına ait bir eser olarak kabul edilir. Güneş Kursu günümüzden yaklaşık
4250 sene önce dini merasimlerde
ya da diğer merasimlerde standart
olarak kullanılıyordu. Aynen Mehter
Takımı’nın standartları gibi bir işlevi
vardı. Sallandığı zaman ses çıkartıyor
ve bu ses de o merasime katılanlara
bir huşu veriyordu. Güneş Kursu’nu
oluşturan yuvarlak dünyayı ya da
güneşi temsil ediyor. Üzerinde yer alan
çıkıntılar ise doğanın çoğalmasını,
üremeyi temsil ediyor. Kuşlar da aynı
şekilde yine doğanın çoğalmasını,
doğadaki hürriyeti anlatmaktadır.
sanat
Muharrem Pire: Gece Düşüm, Gündüz İşim; Resim.
Öncellikle çocukluk ve gençlik
dönemlerinizden ve resim sevginizin temellerinden söz eder misiniz?
Resim sevgisi bütün çocuklarda
vardır. Eşim de resim- iş dersleri öğretmenidir ve anaokulundan lise sona
sınıfa kadar resim derslerine girmiştir.
Çok başarılı olduğu öğrencileri tarafından kabul edilen bir öğretmendir. O da
çok iyi bilir ki bütün çocuklar resim
yapmayı severler. Çünkü, anlatılamayanın en iyi anlatıldığı alan resimdir.
Bu çok önemlidir. Çocuğun, kendisini ifade edebileceği, en iyi, en somut,
gözle görülebilir alandır resim sanatı.
Okur yazar değilken bile çocuk, resim
yapmayı büyük bir heyecanla ister.
Hatta çocuğun, karalama yaparken
bile çizgi yoluyla, boya yoluyla kendi-
sini anlatmaya, kendisini ifade etmeye çalışır ve bundan büyük heyecan
duyar. Bütün çocuklarda bu vardır.
Peki durum böyleyken bütün çocuklar
büyüdükten sonra neden resim yapmazlar diye sorduğumuzda mevcut
eğitim sistemindeki sorunlar karşımıza çıkıyor. Mevcut eğitim sistemindeki
problem de çocuklarımızın budanmış
olmasıdır. Bizim eğitim sistemimiz,
ağacın kendi karakterinde gelişmesi
için hizmet etmez, çocuklara verilen
en büyük zarar da budur. Çocukların
gelişim yolları tıkanmamalıdır. Türk
çocukları da bütün dünyanın çocukları kadar zekidir ve yaratıcıdır. Bunun
önünü açmak ve beslemek gerekir.
Eğitim sistemi de bu temelde kurulmalıdır.
Ben Bulgaristan doğumluyum.
Köyümüzdeki evin önünden Romen
çobanları geçerdi. Ben de bir gün pencerenin önünde duran babamın hesap
defterine evimizin önünden geçen çobanların ve ineklerin resimlerini yaptım. Babam eve gelip defterine görünce “bu resmi kim yaptı” deyince ben
saklandım. Babamın bana kızacağını
düşündüm. Annem de “o resmi Muharrem yaptı” dedi. Babam çok şaşırdı.
“Çok güzel bir resim bu” dedi. Birkaç
gün sonra babam bana küçük bir kutu
içerisinde pastel boyalar getirdi. 1950
yılında da göçmen olarak Türkiye’ye
geldik. Babam ilkokul mezunuydu,
annem ilkokul mezunu bile değilken
beni resim konusunda desteklediler
ve teşvik ettiler.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
99
sanat
Hayat felsefeniz ve resminiz üzerindeki etkileri konusunda neler
söyleyebilirsiniz?
Bütün sanat dallarının ve diğer tasarım alanlarının asıl temeli tasarımdır. Tasarımsız hiçbir şey yapamazsınız. Ve o tasarımın da temeli hayat
felsefenizdir. Bir felsefeniz olmadan
bir tasarım yapamazsınız. Tasarım
yapabilecek kadar dünyayla ilişkiniz
varsa nerede yaşıyor olursanız olun
mutlaka çevrenize ait verileri, ilişkileri, oluşumları, olguları anlama ve
anlatma ihtiyacı içerisinde olursunuz.
Onun için ilkel kabilelerde bile sanat
yoluyla tanımlama ve tasarlama ilişkileri görürsünüz.
Muharrem Pire, doğa –insan ilişkilerini nasıl değerlendiriyor?
Doğa ve insan ilişkilerinde insanın
doğaya bakışı onunla yaşamak zorunda olmasından kaynaklanır. Doğayı yenebilmek için onunla birlikte yaşamak
zorunda olduğunun farkında vardıktan sonra hayatta kalabilmiştir Homo
Sapiens. Doğayı yok ederek hiçbir şey
yapamazsınız. Hayatınızı koruyamazsınız, yükseltemezsiniz. Dolayısıyla
en başta doğayı korumalıyız. Doğanın
yaşamasına hizmet ederek yaşamalıyız ki kendimizin de yaşama verilerini
onlarla paylaşabilelim.
Resimlerinizde “at figürünü” sık
kullanmanızın sebebi nedir?
Düşüncenin özü tarif değildir. Benim yaptığım at figürleri de atı tarif
eden şeyler değildir. Düşüncenin özü,
felsefenin özü bilgiler değil kavramlardır. Bu kavramlar sembolize ve stilize
edilerek insanlar arasında iletişimin
odaklarını oluşturur. Mesela Türklerin
yaşadıkları coğrafyada bulanan canlılara bakarsanız bunların en başında
pars ve at gelir. Anadolu doğa resimlerinde at ve pars resimlerini görürsünüz. At ve pars resimleri gördüğünüz
yerde bilin ki Türkler yaşamıştır. Örneğin Urfa Göbeklitepe’de 11 bin yıl önce
100
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
yapılmış pars ve at resimlerini görürsünüz. Hindistan ve Mısır’da daha çok
inek figürleri görülür. İnek çok dayanıklı bir hayvan olduğu ve gücü fazla
olduğu için, itaatkar olduğu için o coğrafyalarda kutsal sayılmış. Ancak at
öyle değil. At insanın hayatını paylaşır.
Hatta şöyle güzel bir sözümüz vardır;
at sahibine göre kişner. Bu anlamda
atın karakteri çok önemlidir. At onuru,
asaleti, soyluluğu temsil eder. Bütün
doğu ve batı kültürlerinde at, insanın
önem verdiği kavramlarla özdeşleşmiştir. Mesela sevdayla, sadakatle,
başkaldırıyla, yiğitlikle, özgürlükle…
At, bütün efsanelerde bu karakteriyle
yer alır.
Biraz da açtığınız sergilerden ve
son serginizden bahsedebilir misiniz?
Gazi Üniversitesi’nde okuduğum
yıllarda çok başarılı bir öğrenci oldu-
ğumu söylerdi hocalarım. Hocalarımdan yeterli düzeyde eleştiriler alamıyordum. Ancak bu durum benim için
tatmin edici değildi. Bunun üzerine
kendime şu soruyu sordum; “herşeyin
en iyisini yapabilmek sanatçı olmak
için yeterli midir”? Bunun cevabını
bulmam gerekiyordu. Verilenlerin
en iyisini yapabiliyorum ama sanat
yapabilmek için neye ihtiyacım olduğunu araştırmaya başladım. Tarihte
yer almış önemli sanat tarihçilerinin
hayatını, özgeçmişlerini araştırmaya
başladım. Okumalarımdan net bir bilgiye ulaşamadığımı, ve bu sanat tarihçilerinin benden birşeyler sakladığını
düşünmeye başladım. Bu sanatçılar
bu kadar sıradan bir yaşam sürmüşlerse nasıl sanatçı olduklarını anlamaya
çalıştım. Çocukluğumun geçtiği yerde
yaygın bir deyiş vardı. Önemli ve değerli bir kişi için söylenen şu sözler
aklıma geldi; yazılmayanı okur, söy-
sanat
lenmeyeni işitir, gösterilmeyeni görür.
Bu yaklaşım tarzını benimseyip araştırmalarıma devam ettim. Daha sonra
şunun farkına vardım; onlar (araştırarak öğrendiğim sanat tarihçileri) kendi
geleceklerini, toplumsal durumlarını
hiçe sayarak insanlığın aleyhine olan
egemenlik tutumlarıyla kapışmışlar.
Özlü bir söz vardır. Kaplanlarının savaşını tepeden seyredenlerin hükmü
yoktur. Bu savaşın, mücadelenin içerisinde olmak lazım. Bütün sergilerimde
bu yaklaşım hep vardı. 1965-1966 yılı
mezunu olmama rağmen birinci sergimi 12 Eylül’den sonra 1985 yılında
yapmaya cesaret edebildim. Bu süre
içerisinde kendimi geliştirebilmem,
aydınlatmam gerekiyordu. Birinci sergim devinen doğa üzerinedir. İkinci
sergim düşünce özgürlüğü ve özgürlük
düşüncesi üzerineydi. 1995 yılından
beri de özellikle isyan ve direnme ruhu
üzerine, Kuvay-ı Milliye ruhu üzerine,
atılgan öncüleri üzerine, son sergim
de Akdenize Doğru teması üzerinedir.
En son sergim olan Akdenize Doğru
sergimde Türklerin diriliş tarihini, ruhunu özellikle kurtuluş tarihi ruhunu
içeren eserlerimin bulunduğu sergilerdir. Özellikle Akdenize doğru sergisinde ana tema; artık büyük taarruz
zamanı gelmiştir fikrini işlemeye çalıştım. Sergilerimde sözle anlatılamayanı resimlerimde anlatıyorum.
El verdiğiniz, resim sanatını sizin rehberliğinizde geliştiren öğrencileriniz var mı?
Ben eğitimciyim. Özellikle sanat
eğitimcisiyim.
İyi
bir eğitimci olduğumu öğrencilerim
bugün dahi heyecan
duyabileceğim bir
duyguyla, gururla
ifade ediyorlar. Öğrencilerimin çoğu
emekli oldu. Kimisi
ilkokul öğretmeni,
kimisi üniversiteden emekli oldular.
Derslerine girdiğim
öğrencilerimin hiç
biri sınıfta kalmadı.
Çünkü öğrencilerim
bana karşı mahçup
olmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Askerlikten
sonra öğretmenliğe
dönmeme izin verilmedi. Resim dışında
başka işlerle uğraşarak yaşamı devam
ettirdim. Genç bir bayan arkadaşın ders
aldığı kursa maddi
imkanlarla gidemediği için ağladığına
tanık oldum. Gel ben sana ücretsiz eğitim vereyim dedim. Ve bu şekilde özel
dersler verdiğim öğrencilerim olmaya
başladı. Bir süre sonra bu tür öğrencilerimin sayıları çoğaldı. Bunların çoğu
yoksul kesimden çocuklardı. Emekli,
memur ve işçi çocuklarından oluşan
öğrencilerim oldu. Her sene 15-20 kişilik eğitim verdiğim öğrencilerimin
neredeyse tamamı istisnasız üniversiteye girdiler. Eğitim verdiğim öğrencilerimin bir kısmı öğretim görevlisi, doçent olanlar, Avrupa’da, Amerika’da,
Avusturalya’da resim sanatıyla hayatını sürdürüyorlar.
Özetle 15 yıl süreyle, faal bir biçimde, gerçekten üniversite umudu
olmayan, yoksul, ders ücreti veremeyecek durumda olan çocuklara eğitim
verdim. Şehir dışında gelip, bizde yatılı kalan öğrencilerimiz olurdu. Bazen
sayısı fazla olunca öğrencilerin yerlere
yataklar yapıp onları evimizde ağırladığımız çok olmuştur. Harçlıklarını
verir, ayaklarına çorap bile verirdik.
Örneğin Samandağı’ndan gelmiş bir
öğrencimiz, 13 kardeşi vardı. Ekonomik durumları kötüydü. Fakat şimdi
Sivas Üniversitesinde hoca.
Resim dışında başka ilgi alanlarınız?
Gece düşüm, gündüz işim; resim.
Mesleğe alınmadığım dönemde uzunca bir süre işsiz kaldım. Bu dönemde
Resim eğitiminden farklı alanlarda çalıştım. Ama yine resim ve tasarım disiplinleriyle bağlantılı işler oldu.
Duvar dekoru işleri, bakır, alçı, beton rölyef işleri yaptım. Vitray yaptım.
Sanat alanıyla yetiştirilirken marangozluk, demircilik, grafik tasarım, heykel tasarımı, matbaacılık gibi bir çok
konuda temel eğitimler almıştım. Geri
kalanı da zaten kişinin kendisini geliştirebilmesiyle bağlantılı bir durum.
Bu tür işlere ilgim ve merakım çoktu.
Severek ve heyecanla bütün işleri yaptım.
İŞVEREN / Mart - Nisan 2017
101
TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİ
YILLAR
GREVLER
YILLAR
AKDEDİLEN
SÖZLEŞME SAYISI
İŞYERİ
SAYISI
İŞÇİ
SAYISI
1997
2 056
12 966
841 518
1998
1 867
7 047
219 434
1999
2 286
12 373
828 458
2000
1 646
6 844
208 595
2001
4 454
14 211
775 478
2002
1 773
7 453
255 059
2003
1 607
7 806
629 240
2004
1 479
7 913
325 189
2005
3 977
14 388
587 456
2006
1 705
5 456
304 392
2007
1 972
9 734
459 449
2008
1 704
9 623
262 786
2009
1 995
11 544
504 796
2010
1 662
9 033
338 671
2011
1 939
14 057
422 802
2012
1 513
6 721
234 469
2013
2 642
17 288
657 485
2014
1 677
12 440
364 207
2015
1 632
16 912
645 048
2016
2 760
9 739
480 315
2017*
1 029
5 158
167 152
LOKAVTLAR
GREV
SAYISI
KATILAN
İŞÇİ SAYISI
KAYBOLAN
İŞGÜNÜ SAYISI
YILLAR
LOKAVT
SAYISI
LOKAVTA DAHİL
İŞÇİ SAYISI
KAYBOLAN
İŞGÜNÜ SAYISI
62 236
1997
37
7 045
181 913
1997
4
4 083
1998
44
11 482
282 638
1998
2
500
5 284
1999
34
3 263
229 825
1999
4
931
76 470
2000
52
18 705
368 475
2000
2
2 483
32 760
2001
35
9 911
286 015
2001
-
-
-
2002
27
4 618
43 885
2002
-
-
-
2003
23
1 535
144 772
2003
2
888
110 415
2 082
2004
30
3 557
93 161
2004
1
801
2005
34
3 529
176 824
2005
1
118
59
2006
26
2 061
165 666
2006
1
66
3 894
2007
15
25 920
1 353 558
2007
-
-
-
2008
15
5 040
145 725
2008
1
1256
16 328
2009
13
3 101
209 913
2009
-
-
-
2010
11
808
37 762
2010
-
-
-
2011
9
557
13 273
2011
-
-
-
2012
8
768
36 073
2012
-
-
-
2013
19
16 632
307 894
2013
-
-
-
2014
12
6 880
365 411
2014
1
205
25 420
2015
27
7 940
128 801
2015
1
42
168
2016
21
2 403
97 714
2016
1
42
1 386
2017*
11
1 916
38 433
2017*
-
-
-
Kaynak : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı.
* İlk 3 Ay
Not: 14 Mayıs-4 Haziran 2015 tarihleri arasında metal sektörü işyerlerinde yaşanan iş bırakma eylemleri yasal grev şartlarını taşımadığından
ÇSGB Grev İstatistikleri‘ne yansımamıştır. TİSK tarafından yapılan hesaplamalara göre söz konusu eylemler nedeniyle 12 işyerinde toplam
32.944 personel çalışmamış ve kaybolan işgünü sayısı 236.235 olmuştur.
102
Bilgi ve İletişim Teknolojileri:
Türkiye Uluslararası Ölçekte Zayıfladı
Ülkemiz, Dünya Bilgi ve İletişim gisayar, internet) altyapısı, bu araçlara 2016’da 5,69’a çıkarsa da, uluslaraTeknolojileri (BİT) Endeksi’nde 2008 erişim oranları ve beceriler ( ortalama rası yarışta BİT açısından çok daha
yılında 57’nci sırada iken, 2016 yılın- öğrenim yılı, orta ve yüksek öğrenimde hızlı gelişen ülkelerin etkisiyle, aynı
da 70’inci sıraya indi.
okullaşma oranları) göstergelerini kul- dönemde 57’nci sıradan 13 basamak
Birleşmiş Milletler Uluslararası lanarak dünya ülkelerinin durumunu inerek 70’inci sıraya geriledi.
Telekomünikasyon Birliği’nin (ITU) ve değişimini karşılaştırıyor.
Fiziki ve beşeri yatırımları ve reher yıl yayımladığı BİT Endeksi; BİT
Türkiye, söz konusu Endeks’te formları başararak sürece ivme kazanaraçlarının (sabit ve mobil telefon, bil- 2008 yılında 3,90 olan puanını dırılmalı.
Dünya Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) Endeksi, 2016
Dünya Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) Endeksi, 2016
1
2
3
4
5
6
7
Kore
8.84
İzlanda
8.83
Danimarka
8.74
İsviçre
8.68
İngiltere
8.57
Hong Kong
8.46
İsveç
8.45
8
Hollanda
8.43
10
Japonya
8.37
9
Norveç
32
Çek Cumh.
36
Yunanistan
33
Hırvatistan
43
Rusya
48
49
50
6.72
Polonya
6.65
Brezilya
Makedonya
67
Trinidad Tobago
69
Dominik Cumh.
71
72
175
6.69
6.58
Romanya
65
70
6.96
6.95
Macaristan
63
68
7.04
Bulgaristan
Sırbistan
66
7.23
7.13
Slovakya
51
60
7.25
Slovenya
41
42
8.42
6.26
5.99
5.97
Lübnan
5.93
5.76
Moldova
5.75
TÜRKİYE
5.69
5.71
Ermenistan
5.60
Gürcistan
Nijer
5.59
1.07
Kaynak: BM Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU)
Kaynak: BM Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU)
103
yayınlar
OECD, “ Ekonomik Politika Reformları 2017 –Büyümeye Doğru” başlıklı bu yeni
yayınıyla, ülkemizin de gündeminde olan yapısal reformların dünya genelindeki ve
OECD üyesi ülkeler özelindeki mevcut durumu ve değişimi hakkında ayrıntılı bir panorama veriyor. Raporda, diğer OECD ülkeleri için olduğu gibi, Türkiye için de ayrı
bir bölüm mevcut.
www.oecd.ilibrary.org adresinden okunabilir ya da satın alınabilir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Hukuku
Prof.Dr. Haluk Hadi Sümer
Basım Yılı Nisan 2017
İş güvenliği uzmanı olabilecek kişilerin fakülte ve yüksekokullarında zorunlu hale
getirilen iş sağlığı ve güvenliği dersi için kaynak olması amaçlanan kitap aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri açısından da kapsamlı ve güncel bir
kaynaktır.
İSTEME ADRESİ :
Eskişehir Yolu, Mustafa Kemal Mah. 2158. Sokak No:13 Çankaya/ANKARA
Tel: 0-312-435 30 30
Faks: 0-312-435 24 72
E-posta: [email protected]
www.seckin.com.tr
Temel Sosyal Güvenlik Kanunları
Prof. Dr. Haluk Hadi Sümer
Kitabın yenilenmiş 2.Baskısı yayımlandı. Öğrencilere ve Uygulayıcılara yararlı olmasını dileriz.
İSTEME ADRESİ :
Eskişehir Yolu, Mustafa Kemal Mah. 2158. Sokak No:13 Çankaya/ANKARA
Tel: 0-312-435 30 30
Faks: 0-312-435 24 72
E-posta: [email protected]
www.seckin.com.tr
104
TİSK: “Çalışmaya, Üretmeye, Büyümeye ve
İlerlemeye Devam Edelim”
16 Nisan 2017 Referandum Oylaması sonrasında TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Sayın
Kudret Önen’in yayımladığı mesajda şunlar kaydedildi:
“Referandum Oylamasının Ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz.
Referandum halkın iradesinin yönetim sistemini belirlemeye direkt etken olması
sebebiyle, doğrudan demokrasinin güzel bir örneğidir. 16 Nisan 2017 tarihinde
gerçekleşen Referandumun barış, huzur ve güven ortamında gerçekleşmiş olması
memnuniyet vericidir. Toplumun sağduyusunu bir kez daha kanıtlayan bu durum,
demokrasimiz açısından önemli bir başarıdır.
Referandum çalışmaları dolayısıyla, uzun süredir Ülkemizin gündemine siyaset
hakim olmuştur. Vatandaşlarımız iradesini ortaya koyduğuna göre, artık çalışmaya,
üretmeye, büyümeye ve ilerlemeye devam etmemiz gerekir.
Güçlü, kararlı ve dünya ekonomisini yakından takip eden bir ekonomi yönetimi
oluşturulmalı, sektörlerimizin sürdürülebilir büyüme ve rekabetçiliğini geliştirecek
kısa ve orta vadeli tedbirler, yapısal reformlar hızla devreye girmelidir.”
TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Kudret Önen’in
İnegöl’deki Trafik Kazasına İlişkin
Başsağlığı Mesajı
TİSK AKADEMİ DUYURUSU
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Kudret
Önen’in 7 Mart 2017 tarihinde Bursa İnegöl ilçesinde meydana gelen trafik kazasına
dair yayımladığı başsağlığı mesajında şunlar kaydedildi:
Sonbahar Sayımızdan itibaren Dergimize sahip olmak isteyen
değerli okurlarımızın abone olmaları gerekmektedir.
TİSK olarak, 7 Mart 2017 tarihinde Bursa’nın İnegöl ilçesinde meydana gelen trafik
kazasında işletmelerimizde çalışan ve 8 Mart 2017 tarihinde Dünya Kadınlar Günü
nedeniyle düzenlenecek olan Kadın İşçiler 22.Büyük Kurultayı için
Ankara’ya gelmekte olan işçilerimizin vefatı ve yaralanmaları nedeniyle
derin üzüntü içerisindeyiz.
Kazada hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı
ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
ABONELİK ÜCRETSİZ OLUP SINIRLI SAYIDA YAPILACAKTIR
Abone olmak isteyenlerin
www.tisk.org.tr adresimizde bulunan
online formu doldurarak [email protected] e-posta adresine
iletmelerini rica ederiz.
| CİLT 55 • SAYI 2 • MART - NİSAN 2017
Cilt 55 ‣ Sayı 2 ‣ Mart / Nisan 2017
İSG KANUNU ve
DÜNYA EKONOMİSİNDE
UYGULAMA SORUNLARI
KORUMACILIK EĞİLİMİ
DR. MEHMET MÜEZZİNOĞLU
NIHAT ZEYBEKCİ
CHRISTIAN BERGER
TÜRKİYE AĞAÇ VE KAĞIT SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (TAKSİS) •TÜRK AĞIR SANAYİİ VE HİZMET SEKTÖRÜ KAMU
İŞVERENLERİ SENDİKASI (TÜHİS) •TÜRKİYE CAM, ÇİMENTO VE TOPRAK SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •ÇİMENTO
ENDÜSTRİSİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (ÇEİS) •TÜRKİYE DERİ SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •TÜRKİYE GIDA SANAYİİ
İŞVERENLERİ SENDİKASI (TÜGİS) •İLAÇ ENDÜSTRİSİ İŞVERENLER SENDİKASI (İEİS) •TÜRKİYE İNŞAAT SANAYİCİLERİ
İŞVEREN SENDİKASI (İNTES) •KAMU İŞLETMELERİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (KAMU-İŞ) •TÜRKİYE KİMYA, PETROL, LASTİK VE
PLASTİK SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (KİPLAS) •MAHALLİ İDARELER KAMU İŞVEREN SENDİKASI (MİKSEN) •MAHALLİ
İDARELER İŞVERENLERİ SENDİKASI (MİS) •TÜRKİYE METAL SANAYİCİLERİ SENDİKASI (MESS) •PETROL ÜRÜNLERİ İŞVERENLER
SENDİKASI (PÜİS) •TÜRKİYE SAĞLIK ENDÜSTRİSİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (SEİS) •TÜRKİYE SELÜLOZ, KAĞIT VE AĞAÇ
ÖMER ÇELİK
ROBERTO CARVALHO DE AZEVÊDO
İSMAIL GERİM
MEHMET BÜYÜKEKŞİ
ÖMER CIHAD VARDAN
AYHAN ZEYTİNOĞLU
CELAL KOLOĞLU
MUHARREM KAYHAN
NECMETTIN ÖZTEMIR
YRD. DOÇ. DR. TURHAN ŞALVA
AV. AHMET GÜZELTUNA
AV. İLBER AYDEMIR
PROF. DR. SÜBIDEY TOGAN
MAMÜLLERİ SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI (KASİSEN) •TÜRKİYE ŞEKER SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •TÜRKİYE
TEKSTİL SANAYİİ İŞVERENLERİ SENDİKASI •TÜRKİYE TOPRAK, SERAMİK, ÇİMENTO VE CAM SANAYİİ İŞVERENLERİ
SENDİKASI •YEREL YÖNETİMLER KAMU İŞVERENLERİ SENDİKASI (YERELSEN)
PROF. DR. SADI UZUNOĞLU
ESRA BELEN
PROF. DR. ÖMER FARUK ÇOLAK
A. FERHAT İLTER
Download