ÜTOPYADAN GERÇEĞE: DOĞA BİLİMLERİNİN MİMARLIĞA

advertisement
ÜTOPYADAN GERÇEĞE:
DOĞA BİLİMLERİNİN MİMARLIĞA ETKİLERİ
Robotik, Nanoteknoloji ve Genetik
T.Didem AKYOL ALTUN1, Gülden KÖKTÜRK2
1
Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Tınaztepe Kampüsü, DoğuĢ
Caddesi, No:209, Buca, ĠZMĠR, TÜRKĠYE
Tel: 232. 412 8451 e-posta : [email protected]
2
Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Elektrik-Elektronik Bölümü, Tınaztepe
Kampüsü, Buca, ĠZMĠR, TÜRKĠYE
Tel: 232. 412 7165 e-posta : [email protected]
ÖZET
Mimarlık alanında, geliĢen teknoloji ile mimarlıkla diğer disiplinlerin iliĢkileri sıklıkla tartıĢılmaktadır. Bu
nedenle bu çalıĢmada, bilimsel ve teknolojik geliĢmelerin günümüz çağdaĢ mimarisindeki etkilerinin
genel bir değerlendirmesi yapılacaktır. Ayrıca, mimarlığın doğa bilimleri içersinde yer alan robotik,
genetik bilimi ve nanoteknoloji gibi diğer alanlarla interdisipliner iliĢkileri irdelenecek ve bu iliĢkilerin
potansiyellerine dair öneriler geliĢtirilecektir.
GİRİŞ
Günümüzde tüm dünyada önemli bir „dönüĢüm‟ yaĢandığı, Sanayi Devrimi‟ne benzer Ģekilde sanayi
toplumunun „enformasyon toplumu‟na evrildiği pek çok düĢünür ve kuramcı tarafından da ortaya
konmuĢ bir gerçektir. Ġnsanoğlunun geçtiği üçüncü büyük toplumsal devrim olarak kabul edilen bu
süreç, mikroelektronik ve bilgisayar teknolojilerindeki hızlı geliĢimle baĢlamıĢ; toplumsal yaĢamın tüm
alanlarını olduğu gibi, kültürel üretim ve kimliğin en kalıcı taĢıyıcılarından biri olan mimarlık disiplinini
de etkilemiĢtir.
Mimarlık mesleği, geçmiĢten beri çağın sorunlarına ve temel kaygılarına çözüm bulmak, insan için
geliĢmiĢ, ilerlemiĢ bir çevre beklentisiyle, yeni ve daha iyi bir toplum ve ona ait mekansal kurgular
geliĢtirmek için çabalamıĢtır. Bu anlamda hızla geliĢen bilim ve teknolojinin, mimarlığı, tasarım
sürecinden, malzemeye ve yapım sistemlerine kadar pek çok farklı boyutta etkilediği; özellikle gelecek
üzerine düĢünsel üretimi içeren deneysel mimarlık örnekleri olan ütopyaların, gerçekleĢmesine olanak
tanıyan bir etkiye sahip olduğu görülebilir.
Sanatın farklı alanlarının doğa bilimlerindeki geliĢmelerle iliĢkilendirilmesinin geçmiĢe uzandığı
söylenebilir. Birçok tasarımcı doğadaki bilimsel, matematiksel kurallardan referans alan, doğayla
benzeĢen ya da bilimsel çalıĢmaların desteğini alan ürünler vermiĢlerdir. Ancak bulunduğumuz
yüzyılın tasarımcıları daha kompleks interdisipliner iliĢkiler kurmakta ve bilimsel geliĢmeleri mimariye
taĢımanın yollarını araĢtırmaktadırlar. Doğa bilimleri ve bilgi teknolojilerindeki geliĢmeleri mimarlıkla
bütünleĢtiren çalıĢmalarda referans verilen bilimsel disiplinler ve alanlar arasında, ileri matematik,
kompleks algoritma bilgisi, genetik mühendisliği, klimatoloji, hücre fizyolojisi, astronomi, yapay zeka,
mikroelektronik, robotik, bilgisayara dayalı programlama, biliĢim teknolojileri ve nanoteknoloji gibi
çeĢitli dallar yer almaktadır. Bu iliĢkiler sayesinde yeni mimari tasarım teknikleri doğmakta, özgür
formlar uygulama olanağı bulmakta, geçmiĢin ütopik olarak nitelendirilen yapıları gerçeğe
dönüĢmekte, yeni malzemeler ve teknolojilerle bina adeta yaĢayan bir organizma olarak
tasarlanabilmektedir. Hatta artan nüfus ile düĢey Ģehirler, megastrüktürler, denizler gibi farklı yaĢam
alanı arayıĢlarına, üzerinde yaĢadığımız gezegenin sınırlarını zorlayarak baĢka gezegenlerde koloniler
kurmanın hayallerine ulaĢılmaktadır.
Bu bağlamda bu çalıĢmada, bilimsel ve teknolojik geliĢmelerin günümüz çağdaĢ mimarisindeki
etkilerinin genel bir değerlendirmesinin yanı sıra, mimarlığın doğa bilimleri ve özellikle robotik, genetik
bilimi ve nanoteknoloji gibi uzak gelecekte mimarlığı etkileyebileceği öngörülen alanlarla interdisipliner
iliĢkileri sonucunda ortaya çıkan, ancak günümüz için ütopik olarak nitelendirilebilecek mimari
yaklaĢımlar irdelenecek ve bu iliĢkilerin potansiyellerine dair öneriler geliĢtirilecektir.
2. BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN MİMARLIĞA ETKİSİ
18.yüzyılda Aydınlanma Devrimi ile gelen rasyonel ve akılcı düĢünce, bilimsel düĢünce ve araĢtırma
metodlarını değiĢtirmiĢtir. Bilimsel alanda, doğayı Tanrıya ve dinsel temele bağlayarak açıklayan eski
dünya görüĢünden, insanın doğanın yasalarını keĢfetmeye baĢladığı yeni bir dünya görüĢüne
geçilmiĢtir. Ardından gelen Sanayi Devrimi‟nin de etkileriyle hızlanan bilimsel ve teknolojik devrimler
mimarideki etkilerini ancak 19.yüzyılda göstermiĢ ve modern mimarlık olarak adlandırılan yeni bir
anlayıĢın doğuĢuna neden olmuĢlardır.
GeliĢen teknolojinin bir ürünü olan makine, modern mimariye daha soyut ve geometrik anlamda
yansımıĢ, makine düzeni, iĢleyiĢi, ekonomisi ile mimariyi etkilemiĢtir. Ancak sonraları makine gerçek
anlamda bir model olarak alınarak estetize edilmiĢ, 1960‟larda Archigram adlı grubun makine ile
birebir benzerlikler kuran ütopik tasarımlarında ya da high-tech mimarisinin öncü yapılarında olduğu
gibi yapı neredeyse robotlaĢan gerçek bir makine gibi tasarlanmıĢtır. Bilimsel araĢtırmalar ise
mimariye doğayı taklit eden organik formlarla yansımıĢtır. Ancak bu tasarımlar o dönemin determinist
dünya görüĢüne bağlı olarak düzenli ve tanımlı geometrilere sahiptirler.
2.Dünya SavaĢı sonrasında, makinenin ardında yatan matematiksel düzeni ortaya çıkartma ve
sayısallaĢtırma fikri bilgisayar ve biliĢim teknolojilerinde temellenmiĢ, mekanik paradigmadan
elektronik paradigmaya geçiĢle sonuçlanmıĢtır. Buna paralel olarak tasarımın, matematiksel tabanlı
analiz yeteneğini artıran bilgisayar ortamına taĢınması, mimaride de yeni bir içerik ve biçimlenme
anlayıĢını beraberinde getirmiĢtir.
CAD/CAM teknolojileri olarak adlandırılan ve tasarımı çizime aktaran, üç boyutlu dijital modelleme ve
hareketli görselleĢtirme yapabilen bilgisayar yazılımları tanıdığı yeni biçimlenme olanaklarıyla öklidyen
geometrilerden ayrılan, yeni bir vektörel geometri üzerine oturtulan, matematiksel fonksiyonlar ve
parametrik algoritmalarla tanımlanmıĢ karmaĢık geometrilere sahip formlardan oluĢan tasarımları
beraberinde getirmiĢtir. Daha önce tasarlanamayan formlar çeĢitli matematiksel fonksiyonlar
aracılığıyla -Blob,flod, bleb hacimsel cepler, çukurcuklar, kıvrımlı yüzeyler üretilebilmektedirler.
Bilgisayar teknolojisi öncelikle sadece özgün ve heyecan verici formlar denemenin bir aracıyken
zamanla bilgisayar ürünleri yapının bir bileĢeni olarak binanın ve mekanın içine girmiĢtir. Yapıya
karmaĢık mekanik sistemlerin entegre olması, yapının kullanıcı için gerekli olabilecek tüm donanımlara
sahip olabileceği, geliĢmiĢ otomasyona sahip “akıllı yapı”ları ortaya çıkarmıĢtır. Fotoselli lambalar,
musluklar, belli sıcaklığın altına düĢüldüğünde sistemi çalıĢtıran zamanlayıcılar ve bunun gibi bir çok
sistem gündelik yaĢamın parçası haline gelmiĢtir. KarmaĢık bina programları sayesinde, kabine
girildiğinde opaklaĢan tuvalet camları, sürekli bilgi akıĢını sağlayan medyalardan oluĢan bina cepheleri
gibi interaktif tasarımlar olanaklı kılınmaktadır. BiliĢim teknolojileri mekanın bir öğesi olarak
kullanılmakta, ses, imaj, yazı gibi çeĢitli medya araçları, infrastrüktürel sistemler, simülasyonlar,
projeksiyon ve ekranlar, duyarlı sensörler mekana entegre olabilmektedir. Hatta sahip olduğu
teknolojik donanımları sayesinde kullanıcı ile etkileĢime girebilen ya da çevresel etkilerle (rüzgar, ıĢık,
güneĢ etkileri, yaya ve taĢıt akıĢları gibi) değiĢebilen, yani tepki verebilen esnek ve akıĢkan mekanlar
kurgulanmaktadır. Decoi‟nin Aegis Hypersurface projesi matematiksel olarak üretilmiĢ bir dokuya
sahip, çevresel değiĢikliklere yanıt veren interaktif bir yüzeydir. Kullanıcı verileri, ses, video, etkileriyle
aktive olur ve kullanıcıların hareketlerinin yüzeydeki renk değiĢimleriyle geri yansıtır. Benzer Ģekilde
Oosterhuis‟in tasarladığı muscle body projesi içindeki insan davranıĢlarına duyarlı sensörler ile farklı
tepkiler verebilmektedir (www.arkitera.com, Yavuz et al., 2007).
Buna paralel olarak yenilenebilir kaynakları kullanan, çevreye duyarlı, az enerji tüketen, doğaya
uyumlu, kendi enerjisini üretebilen bir mimari anlayıĢ olan ekolojik mimarlık alanında halen devam
eden yoğun araĢtırmalar da geliĢmiĢ bilgi teknolojilerinden çokça faydalanmakta, bu da yapıya,
biçimleniĢ, üzerine entegre olan çeĢitli sistemler-mimari elemanlar ya da kullanılan malzemeler gibi
pek çok farklı boyutta yansımaktadır.
Özetle yukarıda bahsedilen tasarım sürecinde ve yapım sistemlerinde, taĢıyıcı sistemden malzemeye,
donanımdan tesisat malzemelerine kadar ileri teknolojinin kullanıldığı örnekler bir yana bırakılırsa,
günümüzün ütopyaları olarak nitelendirebileceğimiz çeĢitli deneysel çalıĢmalar, tasarımlar mevcuttur.
Bu fikirler bilgisayar teknolojilerine ek olarak temel bilimlerin alt dallarında yapılan araĢtırmalardan da
faydalanmaktadır.
GÜNÜMÜZÜN ÜTOPYALARI: Genetik, Nanoteknoloji ve Robotlar
20.yüzyılda Le Corbusier mimarlığı yaĢayan bir makineye benzetmiĢtir. 21. yüzyılda ise binaların
makineler gibi değil, canlılar gibi gerçek anlamda yaĢayan birer organizma olacağı öngörülmektedir.
Bu fikir aslında yukarıda bahsedilen akıllı yapılar, ekolojik ve sürdürülebilir mimarlık arayıĢları ile aynı
kaygıları taĢımaktadır, doğal çevrenin simbiyotik dengesini bozmamak ve ona uyumlu yapılar
tasarlamak. Bu da genetic bilimi, moleküler nanoteknoloji ve mikro elektronik teknolojilerinin de
katkısıyla, doğanın içinde yine doğal süreçlerle oluĢturulmuĢ yaĢayan yapılar tasarlayarak
olabilecektir. Johansen‟in de iddiasında olduğu gibi elektronik zekanın etkileyici kapasitesini kullanan
yeni bir tür mimarlık oluĢmaktadır(Johansen, 2002:22).
Genetik bilimi, 2000 yılında insanın genetik Ģifresinin çözülmesi anlamına gelen Human Genom
Project‟in tamamlanması ile kısa sürede önemli bir geliĢme kaydetmiĢtir. Biyoloji ve genetik alanındaki
bu geliĢmelere paralel olarak „genetik mimarlık‟ diye adlandırılan yaklaĢım, temelde hücreleri ve
genetik bilgisiyle tamamen kendi kendine üreyebilen, geliĢen ve yaĢamını sürdüren ve hatta ölen
mimari mekanlar yaratmak amacında olan bir mimariyi tanımlar(Çakır et al., 2000:55). Bir bilgisayar
kodlama süreci içinde binalar tasarlanacak, büyüyecek ve kendi DNA‟ları tarafından yönetilen canlı
organizmalar gibi davranacaklardır. Bu söyleme göre mimar sonuç ürünü değil mimari tasarım sürecini
düĢünmek durumundadır ve genetik mühendisinin DNA üzerinde yaptığı çalıĢmalara benzer Ģekilde
kendi baĢına ürün geliĢtirebilecek yazılımları tasarlayacaktır. Bu yazılımlar Darwin‟in evrim teorisinden
esinlenerek oluĢturulan ve evrimsel hesaplama tekniklerinden biri olan genetik algoritma yöntemini
kullanacaklardır.
Temel ilkeleri 1970‟lerde John Holland tarafından ortaya atılan genetik algoritma, doğal seçim
ilkelerine dayanan bir arama ve en uygun Ģekle sokma yöntemidir. Geleneksel optimizasyon
yöntemlerine göre farklılıkları olan bu yöntem, parametre kümesini değil kodlanmıĢ biçimlerini kullanır
ve olasılık kurallarına göre çalıĢır. Çözüm uzayının tamamını değil belirli bir kısmını tarayarak etkin
arama yapar ve çok daha kısa bir sürede çözüme ulaĢır (Goldberg, 1989: 1-7). KarmaĢık problemleri
hızlı ve optimale yakın olarak çözebilen genetik algoritma, çeĢitli problem tiplerine
uygulanabilmektedir. Genetik algoritma özellikle çözüm uzayının geniĢ, süreksiz ve karmaĢık olduğu
problem tiplerinde baĢarılı sonuçlar vermektedir.
Herhangi bir problemin genetik algoritma ile çözümü, problemi sanal olarak evrimden geçirmek sureti
ile yapılır. Doğadaki evrimi örnek alarak bilgisayar ortamına aktarılan ve genetik algoritmaları kullanan
bu süreç ile yeni mimari formlar üretmek mümkün olabilmektedir. Bu programlar DNA diziliĢine benzer
mantıkla “0” ve “1” sayılarından oluĢan bir kodlama sistemini kullanır. Bu sürecin iĢlem adımları Ģu
Ģekilde açıklanabilir (Jang, 1997: 176, Yeniay, 2001: 38, Yeo ve Agyel, 1998: 269):
1. Çözümlerin Kodlanması: Arama uzayındaki tüm mümkün çözümler dizi olarak kodlanır.
2. Ġlk Populasyonun OluĢturulması: Olası çözümlerin kodlandığı bir çözüm grubu oluĢturulur.
Çözüm grubu populasyon, çözümlerin kodları da kromozom olarak adlandırılır. Kromozomların
gösteriminde ikili sayı sistemi kullanılır.
3. Uygunluk Değerinin Hesaplanması: Belirli bir kromozom için o kromozomun temsil ettiği
çözümün yeteneğiyle orantılı sayısal bir uygunluk değeri çıkar ve bu bilgi, her kuĢakta daha
uygun çözümlerin seçiminde yol gösterir. Bir çözümün uygunluk değeri ne kadar yüksekse,
yaĢama ve çoğalma Ģansı o kadar fazladır ve bir sonraki kuĢakta temsil edilme oranı da o
kadar yüksektir.
4. Çoğalma: Çoğalma operatöründe diziler, amaç fonksiyonuna göre kopyalanır ve iyi kalıtsal
özellikleri gelecek kuĢağa daha iyi aktaracak bireyler seçilir. Çoğalma, bireyleri seçme
iĢleminden, seçilmiĢ bireyleri bir eĢleme havuzuna kopyalama iĢleminden ve havuzda bireyleri
çiftler halinde gruplara ayırma iĢleminden oluĢur.
5. Çaprazlama: Mevcut gen havuzunun potansiyelini araĢtırmak ve bir önceki kuĢaktan daha iyi
nitelikler içeren yeni kromozomlar yaratmak amacıyla yapılır.
6. Mutasyon: Çaprazlamanın tatmin edici bir çözüm üretemediği durumlarda, mevcut
kromozomlardan yeni kromozomlar üretme iĢlemi mutasyon ile gerçekleĢtirir. Mutasyonun
genel amacı, genetik çeĢitliliği sağlamak veya korumaktır.
7. Yeni KuĢağın OluĢması: Yeni kuĢak çoğalma ile, bir sonraki kuĢağın ebeveynleridir.
8. Önceden belirlenen kuĢak sayısı boyunca yukarıdaki iĢlemler devam ettirilir.
9. Ġterasyon: belirlenen kuĢak sayısına ulaĢınca iĢlem sona erdirilir. Amaç fonksiyonuna göre en
uygun olan dizi seçilir.
Sadece bilgisayar ortamında deneyimlenebilen ve mimari tasarımda kullanılan bu araĢtırmaları fikirleri
gerçek yaĢama geçirilebilecek yazılımlar henüz üretilememiĢtir. Ama mimarlık-genetik birlikteliğinden
yola çıkan çalıĢmalar, geleceğe yönelik çeĢitli öngörüler geliĢtirmiĢlerdir.
Interactivator, 1995, John Frazer, bir bilgisayar modeli içindeki tohum, taĢıdığı genetik kodları bölünme
yoluyla diğer tohumlara aktarır ve tüm modele yayar. BaĢarılı genler genetik algoritmada ortam için
belirlenmiĢ uygunluk fitness değerine göre doğal seleksiyona benzer Ģekilde ayıklanırlar. yaĢamlarını
sürdüren baĢarılı genler çaprazlama ve mutasyona tabi tutulurlar ve modelin geliĢimi sürdükçe farklı
mimari formlar üretilir. (www.ellipsis.com).
Bu alanda çalıĢmalar yapan mimar Greg Lynn‟nin embriyolojik evler projesi, her biri birbirinden farklı
genetik karakterlere sahip 6 prototip ebeveyn ev önerir. Bunların mutasyon ve doğal seleksiyona
uğramasıyla birbirinden farklı binlerce ev üretilebilecektir. Hepsi aynı sayıda alüminyum omurga, çelik
kiriĢ ve panel bileĢenlerden oluĢmasına rağmen her biri farklı karakter ve özelliklere sahiptir. moma
daki bir sergi için br örneği üretilmiĢ olan yapının strüktürü, çift cidarlı bir kabuk ve ĢiĢirilmiĢ panellerin
daire kesitli çelik kiriĢlere bağlamasıyla oluĢur. Birinci kabuki çok hassas aluminium ve cam
panellerden oluĢan yarı saydam bir ekran, ikinci kabuki ise gölgeleyici katmandır(www.?).
Mohamad Alkhayer& John M.Johanser tarafından 2200 yılı için tasarlanan „moleküler kurgulu ev‟ ve
“moleküler apartmanlar” ise arazide içi özel sıvı kimyasallarla dolu bir tekne içine mimar tarafından
tasarlanmıĢ ve moleküler olarak modellenmiĢ kodun saksının içine ekilen tohum misali
yerleĢtirilmesiyle baĢlar. Sırasıyla yapının temelini oluĢturacak olan kökler, üst yapı, iç-dıĢ dikey
omurga, kafes sistem, dıĢ duvar ve iç duvarlar, platformlar (katlar), açıklıklar, mekanik sistemler 9
günlük moleküler bölünme sonucunda tamamlanır. Yapı formunu, bölümlenmelerini, malzemelerini
değiĢen koĢullara göre ve kullanıcı gereksinimlerine göre yenileyebilmektedir(Johansen, 2002: 133134).
Nanoteknoloji, nanometre ölçütlerinde ortaya çıkan yeni davranıĢları kuantum kuramı yardımı ile
anlamayı; yeni nano yapılar tasarlayıp sentezlemeyi, ya da nano yapılara yeni olağanüstü özellikler
kazandırmayı ve bu özellikleri yeni iĢlevlerde kullanmayı amaçlar. Gelecekte nanoteknoloji sayesinde,
daha küçük boyutlarda ama daha güçlü bilgisayarlar elde edilebileceği, herkesin kendi bilgisayarına
temel tüketim maddelerini üretmesi için emir verebileceği, evde çalıĢan nanobotların istediğimiz
malzemeyi, çevrede serbestçe dolaĢmakta olan atomları toplatıp, iĢleyerek üretebilecekleri, yazılım
tasarımları haricindeki üretim süreçlerinde insan emeğine duyulan ihtiyacın minimuma ineceği,
arabaların değiĢik ihtiyaçlar için Ģekil değiĢtirebilecekleri, her çeĢit tüketim maddesini üreten cihazların
olacağı, tüm ürünlerin kendi kendini temizleyebilecekleri, nüfuz edilemez bir bağıĢıklık sistemimizin
olacağı, Avrupa‟dan Amerika‟ya on beĢ dakikada Mars‟a bir haftada gidebileceği düĢünülmektedir
(GümüĢderelioğlu, M., Geleceğin Malzemeleri, Bilim ve Teknik, Sayı:ek, 2004/6).
Günümüzde malzemenin büyüklüğü nanometre ölçütlerine inince, kuantum davranıĢlar bilinen klasik
davranıĢların yerini almıĢ ve fiziksel özellikleri kesikli bir değiĢim göstermeye baĢlamıĢtır. Kimyasal ve
fiziksel özellikler, yapının büyüklüğüne ve atom yapısının ayrıntılarına, dıĢardan sisteme bağlanan
yabancı bir atomun cinsine ve yerine göre çok farklı ve olağanüstü davranıĢlar sergileyebilmektedir.
Mevcut nano yapıya yabancı bir atomun yapıĢması onun özelliklerini değiĢtirmekte, örneğin karbon
atomlarından oluĢan elmas kristali iyi bir yalıtkan olduğu halde, bir boyutlu karbon atom zinciri altın ve
gümüĢ zincirlerinden bile daha iyi bir iletken olabilmektedir.
Doğada bir çok canlı organizma ve cansız varlıkta bulunan karbon atomu, farklı diziliĢleri ile, farklı
özellikler gösteren yapılar oluĢturmasından dolayı önemli bir atomdur. Nanoteknoloji sayesinde karbon
atomlarının düzgün dizilimi ile elmas elde etmenin, kum tanesi atomlarından bilgisayar çipleri
yaratmanın, kirli su atomlarından temiz su üretmenin ya da çok hafif, yüksek dayanımlı, akıllı, ucuz ve
temiz malzemeler gerçekleĢtirmenin mümkün olabileceği düĢünülmektedir.
Nanoteknoloji alanında çok önemli bir devrim olarak görülen karbon nanotüpler, bu atomun farklı yeni
dizilimleri ile elde edilmiĢtir. Silindirik olarak kıvrılmıĢ kapalı bir tüp Ģeklinde olan, balpeteği görünümlü
dizilimin altıgen yapısı, bilinen en iyi yük taĢıma yapısı olduğu için tercih edilmiĢtir ve bu sayede
yüksek dayanımı ile geleceğin yapıtaĢı olacağı düĢünülmektedir.
Daha
Ģimdiden
nanoteknoloji
alanındaki
geliĢmelere bağlı olarak gerilmeye maruz
kaldıktan sonra belli sıcaklıklarda ilk haline
dönebilen biçim-bellek alaĢımları, verilen voltaja
bağlı olarak geniĢleyip daralabilen piezo-elektrik
malzemeler, moleküler yapısı düzenlenerek iki ya
da daha çok malzemenin özelliklerini üzerinde
taĢıyabilen geliĢkin kompozit malzemeler, içlerine
yerleĢtirilen ve fiber hatlarıyla birbirlerine
bağlanan duyargalar aracılığıyla birbirlerine bilgi,
ses, ıĢık yollayabilen, saydamlıkları veya renkleri
değiĢebilen, kendi kendini klonlayabilen pek çok
akıllı malzeme üzerinde çalıĢılmaktadır(Dave,
2001:96-97).
Bunlar çoğunlukla endüstriyel alanlarda kullanım
olanağı bulmaktadır. Samsung silver modeli nano
buzdolabı (nanogümüĢ kaplı yüzeye dokunan
bakteri hücresine nanogümüĢ parçaçıkları
yüzeyden girerek zarı parçalayarak bakteriyi
öldürmektedir), Otomotiv sanayinde Mercedes
firması (model üzerinde çizilmeye karĢı etkili
boya, su itici, kir tutmayan, kolay temizlenen ayna ve camlar, bakteri ve virüsleri öldüren, alerjiye
sebep olan mikropları yok eden ve egzos buharını azaltan nanofiltreli klima uygulanmaktadır), Sony
firması nanoyapılı polimer LCD ekran (Süper renk ayırımı, Hızlı görüntü yenileme, Süper görüntüleme
açısı, KODAK fotoğraf kağıdı (Nem ve ısıya dayanıklı, Ozona dayanıklı, IĢıktan etkilenmez),
Antimikrobiyal çorap (Kötü kokmaz, mantarları öldürür, Ġçerisinde milyonlarca görünmez gümüĢ
nanoparçacıklar bulundurur, Antimikrobiyel etkisini 50 yıkama sonunda bile %99.9 oranında korur),
Lancome Hyrdazen (Stres etkilerini azaltır, cildin gün boyu formda kalmasını sağlar), Rosacea Care
Sunscreen (Zararlı UV ıĢığını geçirmez, kalıcı bronzluk sağlar) buna örnek olarak verilebilir. Bunun
yanı sıra tıp alanında da kanser gibi bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere henüz deneme
aĢamasında olan, nanopartiküller içeren biyorobotlar üretilmiĢtir.
Bunların dıĢında mimarlık alanında, geleneksel malzeme anlayıĢını dönüĢtürecek prototip önerileri de
yapılmaktadır. Kirean&Timberlake Mimarlık tarafından geliĢtirilen ve zamanla bildiğimiz duvar üretimini
dönüĢtürüceği öngörülen ”SmartWrap”, plastik soda ĢiĢelerinde de kullanılan, ince polimer bazlı
filmlerden oluĢan akıllı bir duvar önermektedir. Ġnce film tabakası üzerine kullanımda olan teknolojilerin
birleĢiminin baskı teknikleriyle birkaç tabaka halinde basılarak uygulandığı malzeme; yapıyı doğal
etkenlerden koruyan polyester film katmanı, polimer reçine içine gömülen mikrokapsüller barındıran,
gerektiğinde ısı depolayan yani ısıl dengelemeyi sağlayan bir katman, aydınlatma ve görsel
bilgilendirme için OLED teknolojisini içeren bir katman ve silikon güneĢ pilleri aracılığıyla enerji
depolayan ve güç kaynağı olarak iĢlev gören en üst katmandan oluĢuyor. (Altın, E., 2003, ss.54-56,
AD, 2003/10, sayı:162, Smart Wrap, Akıllı Mimari Örtü, Deneysel Mimari Malzemeleri)
Tüm bunlara dayanarak gelecekte de bina dokusunun, bilgisayarda verilen komutlara bağlı olarak
değiĢkenlik kazanabileceği, maddenin katı, sıvı, gaz fazları arasında değiĢim yapabileceği, kimi zaman
opak ve katı, kimi zaman Ģeffaf ve akıĢkan olabileceği gibi çeĢitli öngörüler bulunmakta ve
nanoteknoloji sayesinde özellikle malzemeye yönelik çalıĢmalarda önemli geliĢmeler
kaydedilmektedir.
Robotik bilimi, bilgisayarların hızlanması ve kapasitelerinin artmasıyla hızla büyümekte olan, elektronik
ve mekanik gibi birden fazla alanı kapsayan bir alandır. Bir robot içersinde sistemin çalıĢmasını
sağlayan algoritmaların tasarımcı tarafından girildiği bir kontrol ünitesi, motorlar ve mekanik aksamlar
yer alır.
Bundan bir kaç on yıl önce, robotlar oldukça büyük yapıda ve küçük alanlara ulaĢabilme yetenekleri
sınırlı idi. Günümüzde ise, teknolojik geliĢmelerle daha küçük ve seri hatta böcek büyüklüğünde
robotlar yapılabilmektedir. Günümüzde robotlar, endüstride boya, araba üretimi gibi bir çok alanlarda
kullanılmaktadır, ancak hareket kabiliyetleri sınırlıdır. Çünkü, çok küçük alanlarda eksenel dönme,
birden fazla robotun aynı noktada çalıĢması Ģu anki robotlarla yapılamamaktadır. Nanoteknolojinin de
desteğiyle daha küçük boyutlarda ve hızlı, insan görünümlü robotların yapılabilmesi mümkün
olabilecektir.(Utkutuğ, 2002).
SONUÇ VE ÖNERİLER
YaĢayan binalar yapmak günümüzde hala teoriktir. Ancak teknoloji, geleceğin mimarlığı için yeni
ufuklar açmaktadır. Mimarlar özellikle genetik bilimi, moleküler nanoteknoloji ve robot bilimleriyle
iĢbirliği içinde mikroelektronik ve biliĢim teknolojilerinin de desteğini alan tasarımlar üreteceklerdir. Bu
alanlardaki araĢtırmaların gelecekte pek çok alanda olduğu gibi mimarlık alanında da radikal bir
devrimi baĢlatabileceği ve mimarlığın da bugün bilinenlerden çok farklı noktalarda olacağı
öngörülmektedir.
Günümüzde geliĢtirilen örneklere ek olarak bazı öneriler de geliĢtirilebilir. Gelecekte yeni akıllı
malzemelerin ve ürünlerin çoğalmasının ötesinde moleküler üretim, nanorobot teknolojisi ve
nanobiyoteknoloji ile temelde hücreleri ve genetik bilgisiyle tamamen kendi kendine organize olup
üreyebilen, geliĢen ve yaĢamını sürdüren ve hatta ölen mimari mekanlar yaratmak, yapının aynı canlı
bir organizma gibi kendi DNA‟sı tarafından yönetilerek çevresiyle etkileĢime girebilmesi, hasarlarını
onarabilmesi yani “yaĢayan binalar” yapmak gelecekte teknolojideki çok hızlı ilerlemelerle mümkün
olabilecek, ya da ileride yapılarımızı üstün nitelikli robotlar inĢa edebileceklerdir.
Robotik bilimindeki ilerlemelerle yapılar, geliĢmiĢ robotlar kullanılarak inĢa edilebilirler. Ġnsan iskeleti
Ģeklinde devrelerden oluĢan robot iskeleti tasarlandıktan sonra genetik ile nanoteknolojinin
birleĢmesiyle insan derisine benzeyen malzeme bu iskeleti kaplayacak ve insan benzeri robot
oluĢturulacaktır. Bu robotun programlanması ve uzaktan kontrolü ile yapıların inĢasında bu robotlar
kullanılabilecektir. Robotların kullanılması ile, bina maliyetlerinin düĢürülmesi, iĢçi yaralanmaları gibi
hem maddi hem de can güvenliğine yönelik sorunlar da giderilmiĢ olacaktır. Ya da yapılar aynen
doğadaki gibi, genetik evrimin nesiller boyu süren üreme, geliĢim, değiĢim, uyumlama süreçlerini
kullanan, moleküler üretim ile tüm yapıyı atom atom inĢa eden, kendi kendini kopyalayabilen ya da
diğer malzeme ve aletleri kurmak için yeniden yapılanabilen nanorobotlar tarafından üstelik doğadan
da hızlı gerçekleĢtirebileceklerdir.
Bunun yanı sıra tamamen programlanabilir bu ortamda canlı sistemlerle cansız maddelerin birleĢimini
kolaylaĢtırarak canlı bir mimari form yaratmak olanaklı olabilecektir. YaĢamın özünde yatan, hücrenin
kendisini kopyalayarak çoğalmasına dayalı mekanizmanın çözümlenmesi gerçekleĢtirilir ve binalar için
uygulanırsa, saksıda çiçek yetiĢtir gibi bina yetiĢtirilebileceği, herhangi bir atom ya da molekülü tek tek
yapıtaĢı, örneğin tuğla gibi kullanarak, çeĢitli yapılar oluĢturabileceği düĢünülmektedir. Bu noktada
karbon nanotüpler, çelikten 10 kat daha güçlü ve 6 kat daha hafif yapılarıyla yük taĢıyıcı ideal bir
strüktür malzemesi olabilirler.
Tek bir tohumdan bir bitki ya da ağaç üretimine benzer Ģekilde, küçük boyutlarda tohum benzeri bir
kozadan bir binanın oluĢması sağlanabilir. Nanoteknoloji yardımıyla kozanın içine genetik kodları ve
algoritmaları içersinde barındıran milyonlarca mikroçip ve algılayıcı sensörler ve üreyecek olan akıllı
nanomalzemeler sıkıĢtırılarak gömülecektir. Mimar bir ana bilgisayar yardımı ile ulaĢabileceği bu
kozaya, yapacağı tasarımın kriterlerini aynı bilgisayarda yer alan bir ara yüz ile kodlayacaktır. Arayüz
yoluyla mimar, yapının dıĢ yüzeylerini, iç mekanlarını, mekan içersinde yer alan tüm malzemeleri
belirleyecektir. Daha sonra yapılacak iĢlem, kozayı binanın yapılanacağı alana yerleĢtirmek olacaktır.
Kozanın yerleĢtirilmesiyle, içersinde yer alan algoritmalar iĢlerlik kazanacak, genetik kodlar sayesinde
çoğalmaya uygun üretilen malzeme ile aynı bir tohumun büyümesi gibi yapı da yapılanmaya
baĢlayacaktır.
Koza, içersinde yer alan genler sayesinde yapının önce kolonları, kiriĢleri ve daha sonra diğer dıĢ
yüzeylerinin oluĢmasını sağlayacaktır. Mikroçiplerdeki tüm algoritmalar tamamlandığında ortaya çıkan
yapı kullanılan sensörler sayesinde duyan, hisseden, dinleyen yani yaĢayan bir binadır. Bu yapısı
nedeniyle, koza içerisinde bulunan mikrosensörler aralığıyla aynı bir canlı gibi dıĢ dünyayı (güneĢ,
rüzgar, hava koĢulları gibi dıĢ etkenler ve çevresel etkenlerden doğal yapısal bozulmalar)
algılayabilecek, genlerindeki yapıyı kullanarak değiĢen Ģartlara uyum sağlayabilecek, yapısında
oluĢan deformasyonları kendi kendine düzeltebilecektir.
Günümüz mimarlık pratiğinden oldukça farklı iĢleyecek olan bu süreç için mimarlar, elektronik,
malzeme, genetik, bilgisayar mühendisleri ve fizikçilerin bir arada bulunduğu araĢtırma
laboratuarlarında disiplinler arası çalıĢma gerekmektedir. Fizikçi ve malzeme mühendisi nanoteknoloji
ile kozanın yapısını oluĢturacak malzemeyi üretmede, bilgisayar ve elektronik mühendisleri ise genetik
mühendisleri ile ortak çalıĢarak koza için gerekli genetik kodları oluĢturmada ve nanosensörleri bu
yapıya gömmede rol alacaklardır. Bilgisayar mühendisleri ise mimarların bu yaĢayan koza ile iletiĢimi
sağlayacağı arayüzü tasarlayacaklardır. Bu arayüz Ģu anda kullanılan CAD programlarındaki,
kullanıcıya kısıtlıda olsa bir programlama alanı yaratabilen bir arayüz olabileceği gibi, sanal gerçekliğin
(virtual reality) kullanıldığı bir arayüz de olabilir. Sanal gerçeklik kullanılarak oluĢturulan bir arayüzde,
mimar elektronik eldiven ve gözlük yardımı ile tasarladığı yapının içine girebilecek ve istediği
değiĢiklikleri sanki o yapının içersindeymiĢ gibi gerçekleĢtirebilecektir.
Ray Kurzweil, 1999 tarihli „The Age of Spiritual Machines-Tinsel Makineler Çağı‟ adlı kitabında,
günümüzdeki geliĢme hızıyla giderse, önümüzdeki yirmi yıl içinde bellek kapasitesi ve iĢlem hızı
açısından bilgisayarların insan beynini geçeceğini belirtiyordu (Utkutuğ, 2002: 15). Zaten, günümüzde
bina sistemlerine entegre edilen bilgisayarlar sıcaklık, hava akıĢı, enerji tüketimi, rüzgar yükü ve
benzeri koĢulları algılayıcılarla takip etmeyi ve „önceden programlanması‟ koĢuluyla gerekli cevapları
oluĢturabilmektedirler. Henüz emekleme aĢamasında olsak bile insanlığın son iki yüzyılda aldığı yol
göz önüne alınırsa, hızla geliĢen bilim ve teknolojinin mimariyle birlikteliğinde, geliĢmiĢ robotlar
tarafından üretilen kentler ya da yaĢayan, canlı binalar önümüzdeki yıllar için ütopik gözükmemektedir.
Böylece geliĢen teknoloji ile ortaya çıkan yeni fikirlerle daha yaĢanabilir bir çevreyi gerçekten yaĢayan
yapılardan oluĢturmak mümkün olabilecektir.
Bu aĢamada binaların otomatik pilota bağlı nanorobotlarla kısa sürede, bitki gibi büyütüldüğü bir
ortamda, tasarımcı, mühendislerin DNA üzerinde yaptığı çalıĢmalara benzer Ģekilde kendi kendine
ürün geliĢtirebilecek yazılımları tasarlayacak bir rol üstlenmekte, istenen ürünün karakteristiklerini
yazılıma dönüĢtürebilecek bir kiĢiye dönüĢmektedir. Bu da mimarı diğer disiplinlerle iĢbirliğini
sağlamaya, talebi ve bunun sonunda geliĢen tasarımın inĢasını denetlemek için geçmiĢte olmadığı
kadar bilgi, deneyim ve efor sahibi olmaya zorunlu kılmaktadır.
KAYNAKLAR
[1]
BAYINDIR, M., 2007 “Nanoteknoloji”,
ÇIRACI, S., Türkiye‟de Nanoteknoloji, Bilim ve Teknik, 2006
DAVE, B., Atomik DeğiĢimler, XXI, sayı: 8, 96-97, 2001.
GOLDBERG, D.E., “Genetic Algorithms in Search, Optimization and Machine Learning”, USA:
Addison-Wesley,1989.
GONZALES, E. L., FERNANDEZ M.A.R., Genetic Optimisation of A Fuzzy Distribution Model,
International Journal of Physical Distribution & Logistics Management, cilt: 7-8, sayı: 30, 681-696,
2000.
GOULTHORPE, M., Hyposurface: from Autoplastic to Alloplastic Space, http://www.generativeart.
com/99/2999.htm, 2000.
JANG, J. S. R., “Derivative-Free Optimization”, Neuro- Fuzzy and Soft Computing: A Computational
Approach To Learning and Machine Intelligence, 7.Bölüm, USA: Prentice-Hall, 173-196, 1997.
JOHANSEN, J.M., “Nanoarchitecture: A New Species of Architecture”, New York: Princeton
Architectural Pres, 2002
www.glform.com
www.nano.org.tr/docs/NanoTechnology_UNAM1.pdf
YAVUZ , D., ġOHER, ġ., CANBULAT, G., GÜNEY, Z., ĠHTĠYAR, M. N., Sanal Mimarlık ve
Hiperyüzeyler, www.arkitera.com, 2007.
YENĠAY, Ö., An Overview of Genetic Algorithms, Anadolu
Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi,
cilt: 2, sayı: 1, 37-49, 2001.
YEO, M. F. , AGYEL, E. O., Optimising Engineering Problems Using
Genetic
Algorithms,
Engineering Computations, cilt:15, sayı: 2, 268- 280, 1996.
UTKUTUĞ, G., “Mimarlık”, Bilim ve Teknik Kasım 2002 eki, 2002.
GÜMÜġDERELĠOĞLU, M., “Geleceğin Malzemeleri”, Bilim ve Teknik Haziran 2004 eki, 2004.
ALTIN, E., Smart Wrap, Akıllı Mimari Örtü, Deneysel Mimari Malzemeleri, Arredamento Mimarlık,
sayı:162, 54-56, 2003.
Download