(as) NELER YAPILDI?

advertisement
5- HİLAFETTEN ŞAHADETE KADAR EMİRE’L-MÜMİNİN’E (a.s) NELER YAPILDI?
Osman’ın hilafeti döneminde mali ve idari düzen bir hayli bozulmuştu. Onun Beytü’l-Maldan
(devlet bütçesinde) yüzde yüz gayri meşru ve caiz olmayan şekilde tasarruf etmesi herkes
tarafından biliniyordu. Aynı şekilde Emevi oğulları ve yakınlarından, liyakatsiz kişileri
önemli devlet mevkilerine yerleştirmişti. Muhacir ve Ensar’dan layık kişileri ise görevden
uzaklaştırıp İslam ümmetinin yazgısını Emevi oğullarının eline teslim etmişti. Bu da halkın
öfkesine
ve
itirazlarına
değiştirilmesine
yönelik
sebep
mükerrer
oldu.
Müslümanların,
isteklerini
ve
valilerin
tepkilerini
ve
komutanların
önemsememesi,
halkın
ayaklanmasına ve kendisinin de öldürülmesine sebep oldu Bu olaylardan sonra halk İmam Ali
(a.s) biat etti. Bu nedenle, Osman’ın öldürülmesinden sonra kurulan Ali hükümeti inkılâpçı
bir hükümetti ve halkın önceki zulüm ve yolsuzluklara karşı isyanının ürünüydü.
Osman hükümetinin fesatlarından birisi de; Peygamber’in (s.a.a) Taif’e sürgün ettiği ve
önceki halifelerin geri getirmeye cesaret edemedikleri “Hekem b. Ebu’l Âs” ve oğlu “Mervan”ı
Medine’ye geri getirmesi ve kızını Mervan’la evlendirmesiydi. Hatta daha da ileri giderek
onu hilafet müsteşarlığına getirdi. Halkı öfkelendiren önemli konulardan bir de bu idi.
Osman’ın evi kırk dokuz gün süreyle inkılâpçılar tarafından muhasara edilmişti.(54)) Osman
ne zaman yumuşaklık göstermek isterse Mervan halkın öfkesini daha da kabartıyordu. Sonuçta
öfkeli Müslümanlar Osman’ın evine saldırıp onu öldürdüler.
İMAM ALİ’NİN
(a.s) PARLAK DURUMU
İnkılâpçıların düşüncesi sadece Osman’ı işbaşından uzaklaştırmaktı. Her ne kadar Osman’ın
evi muhasarada iken Ali’nin ismi dillerde dolaşıyor idiyse de gelecek için daha, belirli bir
plan yoktu. Bu nedenle Osman öldürüldükten sonra halife seçimi sorunuyla bir daha yeniden
karşı karşıya kalınmıştı.
Diğer taraftan; Ali; Abdurrahman b. Avf, Osman, Talha, Zubeyr ve Sâd b. Vakkas’tan oluşan
altı kişilik Şûra üyelerinden Osman ve Abdurrahman b. Avf dünyadan göçmüş ve geri kalanlar
arasında
Ali
hepsinden
daha
çok
sevilen,
fazilet
ve
İslam’da
öncülüğü
bakımından
hiçbirisinin ona erişemediği birisiydi. Bundan dolayı halk daha çok Ali’ye yönelmişti.
Ali (a.s); mevcut şartları ve Osman zamanında meydana gelen değişiklikleri ve Müslümanlar’ın
İslam’dan çok uzaklaşmış olmalarını dikkate alarak ve Osman döneminde oluşan bunca fesat ve
bozgunluktan
sonra
gelenlerinin
ıslahat
hükmetmenin
ve
adalet
çok
zor
olacağını
programlarını
biliyordu.
kabul
Özellikle
etmeyecekleri
kabile
açıktı.
Bu
ileri
yüzden
inkılâpçılar İmam’a biat etmeyi önerdikleri zaman kabul etmedi.
Tarihçilerin
ittifakla
kaydettiklerine
göre;
Osman
Hicretin
35.
yılı
Zilhicce
ayında
öldürüldü. Ancak olay günü ihtilaflıdır. Ama kesin olan şu ki, onun öldürülmesi ile Ali’ye
biat edildiği zaman arasında en az dört-beş gün vardır. Bu birkaç gün içinde, halk ne
yapacağını şaşırmıştı.
Bu sürede, inkılâp öncüleri Ali’ye müracaat ediyor fakat o pek istekli görünmüyordu. Biati
kabul etmesini istediklerinde ortamı müsait görmediğinden ve kendisi için hüccetin daha
tamamlanmadığını düşündüğünden şöyle buyuruyordu:
“Beni bırakıp başkasına yönelin, çünkü biz çeşitli yüzü ve yönleri olan bir durumla karşı
karşıyayız (belirsiz ve karmaşık bir durumdayız). Bu işte gönüller sağlam ve akıllar sabit
kalmaz, fesat bulutları, İslam dünyasının semasını karartmış ve doğru yol tanınmaz olmuştur.
Biliniz ki, eğer davetinize icabet edersem size kendi bildiğim gibi davranacağım. Onun,
bunun sözünü ve kınayışını dinlemeyeceğim. Ama beni bırakırsanız, bende sizlerden biri gibi
olacağım. Benim sizin veziriniz ve müşaviriniz olmam, size emir ve lider olmamdan daha
iyidir.”(55)
Ancak, önceki yönetimin zulümlerinden bıkan halkın dalga dalga İmam Ali’nin evine akın
ederek adalete susamışlıklarını dile getirdiler. Onların bu ısrarlı istekleri karşısında,
bunun kendisi için bir görev, sorumluluk olduğunu kabul ederek halkı daha fazla başıboş
bırakmamak için onların biatini kabul etti.
İmam sonraları birkaç defa halkın biat etmek isterken, gösterdiği bu coşkulu arzusunu ve
ısrarını
beyan
etmiştir.
Özellikle
Nehcü’l-Belağa’da
yer
alan
bir
hutbesinde
şöyle
buyurmaktadır:
“…
Halk,
devecinin
serbest
bıraktığı
susamış
develerin
suya
koştukları
gibi
üzerime
geldiler, birbirlerini itip kalkarak izdiham yaratıyorlardı; öyle ki beni öldüreceklerini
veya bir grubun diğer bir grubu öldüreceklerini sandım. Sonra bu konuyu (hilafeti kabul
etmeyi) ölçüp biçtim, her gözle tarttım öyle ki gözlerimde uyku kalmadı.”(56)
Başka bir yerde halkın coşkuyla etrafını sarmasını beyan ederek, biati kabul ettiğini
duyunca halkın gösterdiği sevgi ve heyecanı şu ifadelerle dile getirmiştir:
“… Siz (biat etmek için) elimi açtınız, ben kapattım; siz onu (elimi) kendinize çekerken ben
geri çektim. Ondan sonra susamış develer suya koşarken birbirlerini itip kaktıkları gibi
çevremde toplandınız öyle ki; ayakkabımın bağı koptu, abam omzumdan düştü ve zayıflar ayak
altında kaldı!...
…O
gün
halkın,
bana
biat
ettikleri
için
yaşadıkları
sevinç
öyle
artmıştı
ki;
küçük
yaştakiler vecde geldi, evlerinde oturan yaşlılar, titreyen ayaklarıyla biat manzarasını
görmek için yollara düştüler ve hastalar bu sahneyi müşahede etmek için hasta yataklarından
çıktılar…”(57)
İmam “Şıkşıkıyye” hutbesinde de halkın bu heyecanı ile ilgili şöyle buyuruyor:
“… Beni tedirgin eden şuydu: Halk, sırtlanlar gibi kalabalık ve izdihamlı bir şekilde her
taraftan
üzerime
hücum
ederek
beni
çevrelediler.
Öyle
ki;
nerdeyse
Hasan
ve
Hüseyin
ayakaltında ezileceklerdi. Elbisemin iki tarafı yırtıldı ve koyun sürüsü gibi etrafımı
sardılar. Tohumu yarıp insan yaratan Allah’a andolsun ki; eğer halkın o kadar coşkuyla gelip
biat istemeleriyle hüccet tamamlanmasaydı ve eğer Allah ümmet alimlerinden, zalimlerin
azgınlıklarına ve zulme uğrayanların açlığına karşı sessiz kalmamaları için söz almamış
olsaydı; ben hilafet devesinin yularını serbest bırakırdım ondan vazgeçerdim ve onun sonunu
başlangıç bardağı ile sirab ederdim. (Önceki üç halife döneminde kenara çekildiğim gibi bu
defa da kenara çekilirdim.) O zaman anlardınız ki; sizin dünyanız benim yanımda keçi
sümüğünden daha değersizdir.”(58)
ÜÇ CEPHEDE SAVAŞ
İslam’ın özünü teşkil eden ve baştan ayağa tam bir adalet düzeni olan Ali’nin (a.s) hilafet
ve yöneticiliği bazılarına çok ağır geldiğinden karşısında muhalefet safları oluşturdular.
Sonunda bu muhalefetler “Nakisin”, “Kasıtîn” ve “Marikîn” diye bilenen üç savaşa dönüştü.
Bunları aşağıda çok özet olarak açıklamaya çalışacağım:
Nakisîn İle Savaş
Nakisîn (biat bozanlar) ile savaş çıkmasının sebebi şuydu: Ali’ye biat eden Talha ve Zübeyr,
Basra ve Küfe valiliğini istiyorlardı ama İmam onların bu isteğini kabul etmedi. Bunun
üzerine
bu
iki
kafadar
gizlice
Medine’den
ayrılıp
Mekke’ye
gittiler.
Orada,
Emeviler
tarafından yağma edilen Beytü’l-Mal’ı kullanarak bir ordu kurup Basra’ya gittiler ve orayı
tasarruf ettiler. İmam Ali (a.s) ise onları etkisiz kılmak için Medine’den ayrıldı. Derken,
Basra yakınlarında şiddetli bir savaş oldu ve bu savaş İmam Ali’nin (a.s) galibiyeti ve
biatini bozanların yenilgisi ile son buldu. Bu savaş, tarihte geniş bir şekilde yer alan
“Cemel” savaşıdır ve Hicretin 36. yılında vuku bulmuştur.(59)
Kasıtîn İle Savaş
Muaviye, İmam Ali (a.s) halife olmadan çok daha önceleri, Şam’da kendi hilafeti için ön
hazırlıklar yapmıştı. İmam (a.s) halife olunca, Şam valiliğinden azline dair ferman çıkartıp
bir an bile Şam yönetiminde kalmasına, muvafakat etmedi. Muâviye’nin bu azli reddetmesi
üzerine çıkan ihtilaflar, Irak ve Şam ordusunu “Siffıyn” denilen yerde karşı karşıya
getirecek kadar arttı. Bu şiddetli savaşta Ali (a.s) ordusu tam zafer kazanmak üzere iken
Muâviye Amr b. Âs’ın önerisiyle hileye başvurarak, İmam Ali’nin (a.s) askerleri arasında,
ihtilaf ve anlaşmazlık icat etti. Sonuçta İmam Ali (a.s), taraftarlarının aşırı ısrarları
karşısında, Ebu Musa Eş’ari ile Amr b. Âs’ın, İslam ve Müslümanların çıkarlarını inceleyerek
görüş bildirmelerine yönelik hakemliklerini kabul etmek zorunda kaldı. Emiru’l-Müminin’in
(a.s) hakemliği kabul etmesi için yapılan baskı o kadar artmıştı ki, eğer kabul etmeseydi
belki de hayatını kaybedecek ve Müslümanlar daha şiddetli bir buhranla karşı karşıya
kalacaklardı. Hakemlerin görüşlerini ilan edecekleri an geldiğinde, Amr b. Âs, Ebu Musa’yı
aldattı ve Muâviye’nin şeytanca planı herkese dayatılmış oldu. Hakemlik macerasından sonra
İmam Ali’nin (a.s) yanında yer almış olan bir grup İmam’a karşı ayaklandılar ve kendilerinin
dayattığı hakemliği kabul ettiği için, onu eleştiri yağmuruna tuttular. Kasıtîn ile savaş
Hicretin 37. yılında (M. 658) vuku buldu. (Bu savaşın çıkmasına sebep olan Muâviye ve
adamları tarihte Kasıtîn diye anılmaktadır.)
Marıkîn İle Savaş
İmam Ali’yi (a.s) hakemliği kabul etmeye zorlayıp da bir kaç gün sonra İmam’dan ahdini
bozmasını isteyen gruba “Marıkîn” denilmektedir. Bu nedenle sonradan Hariciler diye de
anılan bu grup, onun karşısında saflar oluşturup Nehrevan’da İmam’la savaştılar. İmam Ali
(a.s) bu savaşı kazandı ise de, kin ve düşmanlıklar yüreklere yerleşmiş oldu. Bu savaş H. 38
(M.659) veya bazı tarihçilerin dediğine göre H. 39 da vuku buldu.
İma Ali (a.s) sonuçta; dört yıl ve birkaç ay hükümet ettikten sonra Hicretin 40. yılında,
Ramazan ayının on dokuzuncu gecesi Marıkîn’den (Haricilerden) biri olan Abdurrahman b.
Mülcem tarafından Cami mihrabında vuruldu. Bu darbenin etkisiyle Ramazan’ın 21. gecesi şehit
oldu.(60)
Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Download