spiroketal ensefalitler:,ı. santral sinir sisteminin e

advertisement
VII. SİNİR SİSTEMİNİN LOKAL
ENFEKSİYONLARI
Sinir sisteminin lokal enfeksiyonları içinde beyin abseleri,
medullo spinalis abseleri, epidural abseler, subdural
ampiyemler, nadir görülen lokal enfeksiyonlar ve intrakranial
trombüsler yer alır.
Sinir sisteminin lokal enfeksiyonları kranium veya spinal
kanal içinde yer kaplayan iyi sınırlı iltihabi kolleksiyonlar
olarak tanımlanırlar. Lokal enfeksiyonlar parenkin invazyonu
ve kütlesel etkileri ile, intrakranial kan ve BOS akımının
bozulmasına, intrakranial basıncın artışına ve doku hasarına
neden olurlar. Beyin abseleri beyin parenkimi içinde yer
kaplayan lokalize enfeksiyon odaklarıdır. Subdural ampiyemler
duramater ile araknoid zar arasında yer alan enfeksiyonlardır.
Araknoid zar ile duramater arasındaki bağların gevşek olması
sebebiyle subdural ampiyemler yayılma eğilimindedirler.
İntrakranial epidural abseler duramater ile kafatası arasında
yer alan enfeksiyonlardır. Dura ile kafatası arasındaki sıkı
bağlar nedeniyle intrakranial epidural abseler iyi
sınırlandırılmış abselerdir ( şekil 5 ).
Beyin, paranazal sinüsler, kulaklar ve yüz ün venöz dönüşü
birçok yerde kollaterallerle birbirine bağlıdır. Yüzeyel ve
derin serebral venler saçlı deri, paranazal sinüsler, burun ve
kulak venlerinden kan alırlar. Bu venöz dönüş derin venöz
sinüslerde birleşir. Araknoid villuslar aracılığıyla geri
emilen BOS da bu sinüslere dökülür. Serebral venöz sinüsler
internal juguler venlere açılırlar. Venöz sinüsler ve serebral
venler diploik venlerdir ( valvsiz ) buda ven içinde yer alan
bir enfeksiyonun basınca bağlı olarak her iki yöndede
yayılabileceğini gösterir ( şekil 6 ). Venöz kollaterallerin
yaygın olmaları sebebiyle venöz oklüzyonlar ( enfeksiyöz veya
diğer sebeplerle ) ileri boyutlara ulaşmadıkça obstruksiyon
bulguları vermezler, buda enfeksiyonun bulgu vermeden kolayca
ve hızla yayılabileceğini, venöz sisteme girmiş bir
enfeksiyonu sınırlandırmanın güç olduğunu gösterir.
Anatomik komşulukları nedeniyle paranazal enfeksiyonlar beyin
abselerinin ensık sebeplerindendir. Frontal ve etmoid
sinüzitler frontal lob abselerinin, sfenoid sinüzit ise
frontal, temporal lob abseleri, ptüiter abseler ve kavernöz
sinüs trombüsunun es sık sebeplerindendir. Orta kulak
iltihapları ve mastoiditler ise temporal lob, serebellum veya
beyin kökü abselerinin sık rastlanan sebeplerindendir.
Kitlesel etkileri ve parankim hasarı yapmaları nedeniyle beyin
abseleri klinikte genellikle fokal nörolojik arazlar ve KİBAS
bulgularıyla kendini belli eder.
I- BAKTERİYEL BEYİN ABSELERİ
A – BEYİN ABSELERİ:
Beyin parenkiminde yer alan lokalize spüratif odaklardır.
Beyin abseleri beyin parenkimi içinde yer kaplayan lezyonların
%2 sini oluştururlar. İleri radyolojik tetkiklerin kullanıma
girmesi, yeni antibiyotiklerin gelişmesi ve mikroinvaziv
cerrahi tekniklerin gelişmesi sayesinde son birkaç yılda beyin
abselerinin tanı ve tedavileri büyük oranda değişmiştir.
Bir insanın hayatı boyunca beyin absesi gelişme şansı %1 in
altındadır. Beyin abseleri hastane başvurularının 1/10.000 i
ni oluştururlar. Bu vakaların üçte birinde multipl abse
odakları görülür. Beyin abseleri genellikle kornik otit,
sinüzit, mastoidit komplikasyonu olarak karşımıza çıkar. Beyin
abselerinin insidansı sinüzit otit tedavisindeki gelişmeler
sayesinde biryandan azalmakta, immünsüpresse hastaların
artması, sinir sistemi cerrahi prosedürlerinin artması ve tanı
yöntemlerinin gelişmesi sayesinde de biryandan artmaktadır.
Beyin abselerinin çoğu 30 – 40 yaş arası erkeklerde görülür.
Vakaların %25 i ise 15 yaş altı çocuklarda ortaya çıkar. Bu
yaş gurubundaki beyin abselerinin çoğu siyanotik konjenital
kalp hastalıkları veya kronik otitlere bağlıdır. 2 yaşından
önce beyin absesi çok nadir görülür, bu abseler genellikle
gram negatif bakteriyel menenjitlerin komplikasyonlarıdır.
Beyin abselerinin insidansı predispozan faktörlere göre
değişir. Paranazal sinüzit kaynaklı beyin abseleri 10 – 30
yaşları arasında otit kaynaklı beyin abseleri ise 20 yaş altı
veya 40 yaş üstünde görülürler.
Beyin abseleri erkeklerde kadınlara oranla 2 kat daha sık
görülür.
Beyin abselerine neden olan predispozan faktörler
şöyle sınıflanabilir:
1. Komşu doku enfeksiyonları ( direk yayılım ) % 45 – 50
Sinüzitler % 15 – 20
Otitis media ve mastoidit % 40
Dental enfeksiyonlar % 10
Bakteriyel menenjitler
2. Travma ve cerrahi girişimler sonucu direk inokülasyon %
15 – 25
Penetran kafa travmaları
SSS cerrahi girişimleri
3. Hematojen yayılım % 25 – 30
Akciğer enfeksiyonları % 15
Akciğer abseleri
Bronşiektazi
Ampiyem
Pnemoniler
Kistik fibroz
Siyanotik konjenital kalp hastalıkları ve a – v
şantlar % 10 – 15
Endokarditler,
Dental enfeksiyonlar ve girişimler ( özellikle
molar diş çekimlerini takiben ),
Tonsiller enfeksiyonlar,
Osteomyelitler,
Divertikülitler,
Intra abdominal sepsis,
Özefajial endoskopik girişimler,
Derinin püstüler enfeksiyonları,
Pelvik enfeksiyonlar,
Herediter hemorajik telanjiektazi.
4. Kriptojenik ( sebebi bilinemeyen ) % 15
Bu predispozan faktörler dışında hastaya ait birçok faktör
beyin absesi gelişimine meyil yaratır, özellikle
immünsüpresyon ( aids, transplantasyon hastaları gibi ),
diabet, parenkimal iskemi ve infaktlar, beyin absesi gelişimi
için predispozan faktördür.
Beyin abselerinin yaklaşık olarak % 40 – 50 si komşu doku
enfeksiyonlarının parenkime yayılmasıyla, %25 i hematojen
yolla ortaya çıkar, vakaların %15 i ise kriptojeniktir. Komşu
doku enfeksiyonu nedeniyle meydana gelen beyin abseleri tek ve
kalın kapüllüdür, hematojen yayılımla ortaya çıkan beyin
abseleri ise multipl ve ince kapsüllüdürler.
Beyin abselerinin en sık sebebi otitis media ve mastoidittir.
Otit kaynaklı beyin abseleri kronik otitlerin bir
komplikasyonudur, otit kaynaklı beyin abselerinin %75 i
temporal lobda %25 i ise serebellumda görülür. Serebellar
abselerin %85 – 99 unun sebebi ise kronik otitlerdir. Otitis
medialı bir hastada beyin absesi gelişmesi riski % 0.5 olarak
bulunmuştur. Otit, sinüzit kaynaklı beyin abseleri genellikle
kronik enfeksiyonun bir komplikasyonu iken dental
enfeksiyonlardan kaynaklanan beyin abseleri ya akut molar diş
abselerini veya molar diş çekimlerini takiben ortaya çıkarlar.
Ülkemizde yapılan bir çalışmada beyin abselerinin en sık
bakteriyel menenjitleri takiben ortaya çıktıkları görülmüştür.
Beyin abseleri en sık frontal ve temopral loblarda görülürler.
Sırasıyla en sık abse rastlanan beyin bölgeleri:
Frontal,
Temporal,
Frontoparietal,
Parietal,
Serebellar,
Occipital,
Talamik beyin abseleridir.
Komşu bir odaktan kaynaklanan beyin abseleri genellikle
kaynaklandıkları odağa yakın parenkim bölgesinde yerleşirler.
Bu nedenle:
Otitis media ve mastoidit kaynaklı beyin abseleri genellikle
temporal lob, serebellum ve beyin sapında, sinüzit kaynaklı
beyin abseleri genellikle frontal ve temporal loblarda, dental
kaynaklı beyin abseleri sıklıkla frontal loblarda görülürler (
tablo 44 )
TABLO 44: PREDİSPOZAN FAKTÖRLERE GÖRE BEYİN ABSELERİNİN
LOKALİZASYONLARI
Frontal, etmoidal sinüzit
Frontal lob anterior veya
inferior absesi
Sfenoid sinüzit
Frontal veya temporal lob
absesi
Maksillar sinüzit
Temopral lob absesi
Etmoid sinüzit
Frontal lob absesi
Otitis media
Temporal lob veya serebellar
abse
Mastoidit
Serebellum veya temporal lob
absesi
Post travmatik veya cerrahi girişim sonrası ortaya çıkan beyin
abseleri de lezyonun olduğu bölgede tek ve kalın kapsüllü
olarak görülürler.
Absenin klinik olarak bulgu vermesi primer olaydan sonra aylar
hatta yıllar sürebilir. Ortalama olarak bir beyin absesi
primer enfeksiyonu takiben 113 gün sonra bulgu vermeye
başlarlar. Komşu doku enfeksiyonu sonucu gelişen beyin
abseleri ve post travmatik beyin abseleri genellikle tek bir
abse odağı şeklinde görülürler.
Beyin abselerinin üçtebiri multipl abse odakları şeklinde
görülürler. Multipl abse odakları genellikle hematojen yayılım
sonucu gelişirler. Hematojen yayılım sonucu gelişen multipl
abse odakları genellikle arteria meningica media nın beslediği
alanda ve ak ve gri cevherin birleşim yerinde ortaya çıkarlar
( ak ve gri cevherin birleşim alanı mikrosirkülasyonun en az
olduğu alandır ). Multipl beyin abseleri büyük oranda
intratorasik kaynaklıdır. Hematojen yolla gelişen beyin
abselerinin %17 si kardiak, %16 sı pulmoner kaynaklıdır.
Siyanotik konjenital kalp hastalıkları, kronik pyojenik
akciğer hstalıkları ( bronşiektazi, akciğer abseleri gibi ),
hematojen kaynaklı beyin abselerinin en sık rastlanan
predispozan sebepleridir. Herediter hemorajik telanjiektazi (
osler – rendu – weber hastalığı ) de akciğerde a-v şantlara
yol açarak septik tromboembolilerle multipl beyin abselerine
yol açabilen bir hastalıktır. Diş enfeksiyonları veya dental
girşimler ( özellikle molar diş çekimleri ), özefajial
girişimlerde hematojen yolla beyin abseleri gelişimine zemin
hazırlayan predispozan faktörlerdir. Açık kafa travmalarını
takiben beyin absesi gelişme riski % 5 ila 11 arasında değişir
(tablo 45 )
TABLO 45: YERLEŞİMLERİNE GÖRE BEYİN ABSELERİNİN KAYNAKLARI VE AMPİRİK
TEDAVİLERİ
Absenin
lokalizasyonu
Primer odak
Absenin
sayısı
Muhtemel patojen
Aerob
Anaerob
Ampirik tedavi
Temporal lob
Otitis media
veya
serebellum
veya
mastoidit
Frontal
Fronto
etmoidal
sinüzit
Frontal veya
temporal lob
Sfenoid
Sinüzit
Frontal lob
Lezyon
yerinde
Frontal lob
serebellum
Atreria
serebri
media
dağılım
alanında
Diş kaynaklı
S. aureus
Tek
Streptokoklar
Enterobacteriaceae
Streptokoklar
Bacterioides
3. Jenerasyon
sefalosporin
+metronidazol
Tek
S. aureus
Streptokoklar
Streptokoklar
Bacterioides
Enterobacteriaceae
3. Jenerasyon
sefalosporin
+metronidazol
Tek
S. aureus
Streptokoklar
Streptokoklar
Bacterioides
Enterobacteriaceae
3. Jenerasyon
sefalosporin
+metronidazol
Tek
Streptokoklar
Fusobacterium
Bacterioides
Travma veya
cerrahi
girişim
Tek
Menenjit
Tek
Streptokoklar
S. aureusKoagulaz
negatif
stafilokoklar
Enterobacteriaceae
Streptokoklar
Pseudomonas
Penisilin +
metronidazol
3. Jenerasyon
sefalosporin +
antistafilokokal
penisilin+/vankomisin
Bkz. Menenjitler
Akciğer
absesi,
Bronşiektazi,
Kronik
ampiyem
Streptokoklar
Stafilokoklar
Nokardia spp.
Endokardit
Viridans
streptokok
S. aureus
Enterokok
Hemophilus spp.
Ampisilin +
gentamisin+/antistafilokokal
penisilin
Streptokoklar
Hemophilus spp.
3. Jenerasyon
sefalosporin
Gastroenterit
Enterobacteriaceae
3. Jenerasyon
sefalosporin
T lenfosit
eksikliği
Toksoplazma gondii
Nocardia spp.
Siyanotik
Multipl
kalp
hastalıkları
Enterobacteriaceae
P. aeruginosa
Nötropeni
AspergillusMucor
Streptokoklar
Bacterioides
Fusobacterium
actinomyces
(penisilin veya
3. Jenerasyon
sefalosporin) +
metronidazol
3. Veya 4.
Jenerasyon
sefalosporin
veya meropenem
Amfoterisin b
Beyin abselerinin patogenezi:
Beyin abselerinin gelişimi için iki önemli faktörün yan yana
gelmesi gerekir.
Virülan bir mikroorganizma kaynağı
Devitalize veya iskemik beyin dokusu.
Beyin parenkiminin oksijenasyonunu bozan her durum bakteri
invazyonu için önemli bir predispozisyon yaratır. Komşu doku
enfeksiyonunun parenkime yayılması sırasında bile parenkimal
küçük damarlardaki tromboflebit ve hipoksemi patojenin
parenkime yerleşmesine yardımcı olur. Konjenital kalp
hastalıkları, sağ sol şantlar, akciğer hastalıkları
sırasındaki sistemik hipoksemide hamatojen yayılım için
gerekli predispozan ortamı sağlar. Bu, neden beyin abselerinde
anaerobik patojenlerin ağırlıkta olduğunuda açıklamaktadır.
Virülan organizma parenkime komşuluk yoluyla veya hematojen
yolla gelebilir. Travma, serebro vasküler hastalıklar,
siyanotik konjenital kalp hastalıkları ve kronik akciğer
hastalıkları beyin dolaşımını bozarak abse için uygun zemin
hazırlarlar. Hematojen yolla gelişen beyin abseleride
genellikle lokal perfüzyonun en az olduğu ak ve gri cevherin
birleşim yerinde ortaya çıkarlar. Absenin yeri, sayısı, boyutu
ve var olan predispozan faktörler patojen hakkında ipuçları
verirler, örneğin: gram negatif çomaklar ve bakerioides gurubu
sıklıkla kulak kaynaklıdır, tipik olarak temporal lob veya
serebellumda tek bir abse odağı şeklinde görülürler, ayrıca
cerrahi girişimleri takiben gelişen beyin abselerinden de
sıklıkla fram negatif çomaklar sorumludur. Anaerobik ve
mikroaerofilik streptokoklar sıklıkla paranazal sinüs veya diş
kaynaklıdırlar ve tipik olarak frontal lobda tek bir abse
odağı şeklinde görülürler. Mikroaerofilik streptokoklar
genellikle hematojen kaynaklı beyin abselerinde, ak ve gri
cevherin birleşim yerinde, multipl, ve arteria serebri
medianın dağılım alanında görülürler. Stafilokoklar genellikle
post travmatik beyin abselerinde ve tek olarak görülürler.
Serebral dolaşımın bozulduğu ve mikroinfaktların geliştiği
parenkim alanları bakteriyel kolonizasyon ve abse için odak
oluştururlar. Bu nedenle kronik akciğer hastalıkları,
siyanotik konjenital kalp hastalıkları ( özellikle fallot
tetralojisi ), endokarditler ve herediter hemorajik
telenjiektazi gibi hastalıklar beyin abselerine predispozan
hastalıklardır. Menenjitler nadiren beyin absesine neden
olurlar menenjit sonucu beyin absesi genellikle 2 yaş altı
çocuklarda görülür. 2 yaş altı çocuklardaki citrobacter
diversus ve Proteus mirabilis menenjitleri sıklıkla beyin
absesiyle sonuçlanır. Neonatal citrobacter diversus
menenjitini takiben vakaların %70 inde beyin asbesi gelişir.
Bakterinin virülansıda abse gelişiminde önemli bir faktördür.
Komşu enfeksiyon odağından beyin absesi gelişmesi birkaç yolla
olabilir.
Direk invazyon yoluyla enfeksiyon ajanının kemik dokuyu
aşıp parenkime girmesi.
Lokal enfeksiyonun emisser veya diploik venler yoluyla
hematojen olarak parenkime yayılması.
Otojenik enfeksiyonlar internal akustik kanal yoluyla,
sturalar arasından veya koklear aquadukt yoluyla da parenkime
ulaşabilirler. Posttravmatik veya cerrahi girişimler sonrası
ortaya çıkan beyin abseleri ya organizmanın direkt olarak
beyin parenkimine sokulması veya süperfisial enfeksiyonun
parenkime ilerlemesi sonucu ortaya çıkarlar.
Soliter beyin abseleri genellikle frontal veya temporal
loblarda görülürler daha az sıklıkla frontoparietal, parietal,
serebellar ve oksipital loblarda görülürler.
Beyin abseleri içerden dışarı doğru şu katmanladan oluşur:
Nekrotik odak ( pü )
İnflamatuar hücreler
Kollajen fibröz kapsül
Gliotik doku
Beyin abseleri beyin parenkimi içinde
gelişimine neden olan tek patolojidir.
fibroblastların
Kollajen kapsül enfeksiyonun yayılmasını sınırlamada en önemli
bariyerdir. Kollajen kapsülün gelişimi kan akımına bağlıdır,
kan akımının az olduğu bölgelerde kollajen kapül gelişimide
zayıf olur. Hematojen yayılımla gelişen multipl abseler
dolaşımın az olduğu ak ve gri cevher bileşim yerinde meydana
geldiklerinden kapsülleride zayıftır. Abselerin ventriküle
bakan taraflarında dolaşım daha az olduğundan kapsül bu
bölgelerde daha incedir buda abselerin neden daha ziyade
subaraknoid sahaya değilde ventriküle açıldığını gösterir.
Beyin abselerinin gelişimi birbirini takip eden 4 basamaktan
oluşur: tablo 46
Erken serebrit dönemi: 1. – 3. Günler
Geç serebrit dönemi: 4. – 9. Günler
Erken kapsülasyon dönemi: 10. – 13. Günler
Geç kapsülasyon dönemi: 14. Günden sonra
Abse gelişiminin evreleri patojenin virülansına, lokal
faktörlere, immünolojik yapıya ve antimikrobiyal tedaviye
bağlı olarak değişir.
Serebrit beyin parenkiminde gelişen akut inflamatuar
reaksiyonlardır, bu dönemde henüz likefaksiyon nekrozu
gelişmemiştir. Parenkime yerleşen bakteri inflamatuar
hücrelerin bu bölgeye toplanmasına ve temizlenmesi zor bir
enfeksiyöz fokus oluşumuna yol açar. Serebrit dönemi abse
oluşumunun ilk basamağıdır. Serebrit ensefalitten farklı
olarak daha lokaldir ve nekroza meyillidir. Bu dönemde
mikroskopik olarak nekrotik kapillerler eritrositlerin
ekstravazasyonu ile seyreden mikro kanamalar ve akut
inflamasyon görülür. Serebrit döneminde çekilen BT de
sınırları seçilemeyen düşük dansiteli bir alan görülür.
Serebrit kapiller damar duvarında fibroblast proliferasyonunu
başlatır ve abse kollajen dokuyla sınırlandırılmaya çalışılır.
Kapsülasyon döneminde çekilen BT de abse sınırları
belirginleşir. Absenin ilerlemesiyle kapsül daha kalınlaşır ve
sertleşir. Bu dönemde yapılan mikroskopik incelemede abse
içinde lipid ile dolu makrofajlar, kapiller proliferasyon,
kronik inflamatuar hücreler, fibröz kapsül ve abse etrafında
gliozis görülür.
TABLO 46: BEYİN ABSELERİNDE EVRELEME
EVRE
EVRE
I
Erken
serebrit
dönemi
PATOLOJİ
GÜN
1. – 3.
Günler
Enfeksiyon ve
inflamasyonun erken
bulguları nöronlarda
toksik dejenerasyon,
perivasküler inflamasyon
ve hafif bir demarkasyon
İĞNEYE
DİRENÇ
Yok
alanı izlenir.
EVRE
II
EVRE
III
EVRE
IV
Geç
serebrit
dönemi
Retiküler matriks (
4. – 9. kollajen prekürsörler ) ve
Günler
Erken
kapsülasyon
dönemi
10. –
13.
Günler
Geç
kapsülasyon
dönemi
14.
Günden
sonra
nekrotik merkez gelişimi
izlenir.
Yok
Neovaskülarizasyon,
nekrotik merkez, ve
retiküler dokuyla
Yok
çevrelenme.
Kollajen kapsül gelişimi,
nekrotik merkez ve kapsül
etrafında gliozis izlenir.
Var
Beyin abselerinin mikrobiyolojisi:
Absenin yeri, soliter veya multipl olması etken patojeni
tahmin etmekte ve ampirik tedavide klinisyene yardımcı olur.
Beyin abseleri %30 – 60 oranında polimikrobiyaldir ve
vakaların %37 – 88 inden anaeroblar izole edilir. Otojen
kaynaklı beyin abseleri büyük oranda polimikrobiyaldir.
Beyin abselerinden en sık izole
streptokoklardır ( tablo: 47 )
edilen
organizmalar
TABLO 47 : BEYİN ABSELERİNDEN EN SIK İZOLE EDEİLEN
ORGANİZMALAR
ORGANİZMA
SIKLIK ( % )
S. aureus
15 – 20
Enterobacteriaceae
23 – 33
S. Pneumonia
<1
Streptokoklar ( anaerobik
streptokoklar dahil )
60 – 70
H. influenzae
<1
Bacteroides ve prevotella
spp.
20 – 40
Fungal
10 – 15
Protozoa ve helmintler
<1
Kronik otit, sinüzit kaynaklı beyin abselerinden genellikle
anaeroblar sorumludur. En sık rastlanan anaeroblar sırasıyla:
Anaerobik streptokoklar,
Bacterioides spp.
Veillonella spp.
Propionibactericumspp.
Actinomyces ve
Bacillus fragilis tir.
aerofilik veya mikroaerofilik streptokoklar beyin abselerinin
% 70 inden izole edilirler, bunların çoğu S. milleri gurubudur
ve komşu doku enfeksiyonu sonucu gelişen beyin abselerinde ve
siyanotik konjenital kalp hastalıklarına bağlı beyin
abselerinde sık görülürler.
streptokokus pneumonia bakteriyel menenjitlerin en sık
sebeplerinden biri olmasına rağmen beyin abselerinin sadece %
1 ila 3 ünde görülür.
1. aureus beyin abselerinin % 15 – 20 sinden izole edilir
ve genellikle cerrahi girişimler sonrası ve post
travmatik beyin abselerinde görülür.
enterobacteriaceae gurubu ( genellikle Proteus ve Pseudomonas
) beyin abselerinin %33 ünden, özellikle polimikrobial absenin
bir parçası olarak izole edilirler ve genellikle otojen,
penetran kafa travmaları ve cerrahi girişimleri takiben ortaya
çıkan beyin abselerinde görülürler.
İmmünsüpresif hastalarda beyin abselerinin etkenleri immün
defekte göre çeşitlilik gösterir. Beyin abselerinin % 60 ı
polimikrobialdir. Fungal beyin abseleri en sık immünsüpressif
hastalarda görülür. Kemikiliği veya organ transplantasyonu
yapılan hastalarda beyin absesi sık görülür. Toxoplasma,
nokardia, mycobakteria ve fungal beyin abseleri daha çok AİDS
gibi t lenfosit defektlerinde görülür. Candida, Cryptococcus
neoformans gibi fungal beyin abseleri giderek artan sıklıkta
görülmeye başlanmıştır, beyin abselerinin %17 si fungaldir.
İmmunsupressif hastalardaki beyin abseleri büyük oranda
fungaldir. Toxoplasma ve amebik beyin abselerine % 1 den az
sıklıkta rastlansada AİDS li hastalarda sıklıkları giderek
artmaktadır.
Beyin abselerinin kliniği:
Beyin abseleri klinikte kendilerini kitle etkisinin yarattığı
konfüzyon, başağrısı, epileptik ataklar ve fokal nörolojik
bulgularla gösterirler. Bu bulgular haftalar hatta aylar
sürebilir ve tümörleri taklid eder. Beyin abselerinin
yarısında ateş ve enfeksiyon bulguları izlenmez fakat
hematojen kaynaklı beyin abseleri ateş ve enfeksiyon
bulgularının ağırlıkta olduğu fulminan bir seyir gösterirler
ve tedavi edilmezlerse 5 ila 15 gün içinde fatal sonlanırlar.
Frontal lob asbelerinin seyrinde görülen ağır psikiyatrik
tablolar yanlışlıkla histeri ve şizofreni tanılarına neden
olabilir. Subaraknoid sahaya çok yakın abselerde hafif
lenfositer pleositoz ve hafif meningeal irritasyon bulguları
viral, fungal menenjitlerle karışabilir. Ventriküle drene olan
beyin abseleri ağır ve ani gelişen menenjit bulguları ve
nötrofilik pleositoz ile prülan menenjitleri taklit eder.
Kronik otit, sinüzit, akciğer hastalığı olan veya sağ sol
şantı olan hastalarda yukarıdaki bulguların bulunması beyin
absesi şüphesi uyandırmalıdır.
Beyin abseleri genellikle subakut seyirlidirler. Klinik
görünüm çok hafif olabilecegi gibi çok dramatik seyirlide
olabilir. Klinik bulguların çoğu enfeksiyondan değil, absenin
neden olduğu kitle etkisinden kaynaklanır. Çocuklarda
özellikle yenidoğanlarda beyin asbeleri klinik bulgu vermeden
büyük boyutlara ulaşabilirler.
Beyin abselerinin %75 inde klinik bulgular 2 hafta içinde
gelişir. En sık rastlanan klinik bulgu hemikranial
başağrısıdır ve absenin olduğu taraftadır. Ağrı
başlangıçlı veya yavaş seyirli olabilir. Ağrının
ani
son
zamanlardaki karakter değişikliğine dikkat edilmezse var olan
kronik otit ve sinüzite yorumlanabilir. Siyanotik konjenital
kalp hastalığı olan bir çocukta açıklanamayan baş ağrısı
şiddetle beyin absesi düşündürmelidir. Başağrısı dışında
artmış intrakranial basınca bağlı olarak bulantı, kusma,
somnolans ve III. VI. Sinir paralizileri kliniğe eşlik eder.
KİBAS a bağlı olarak papil stazı geç dönemde ve vakaların
ancak yarısında ortaya çıkar. ( tablo 48 )
TABLO 48 : BEYİN ABSELERİNDE SIK RASTLANAN KLİNİK
BULGULAR
SEMPTOM
SIKLIK ( % )
Başağrısı
70 – 90
Ateş
45 – 50
Fokal nörolojik defisit
50
Başağrısı + ateş + fokal
nörolojik defisit triadı
<50
Bulantı, kusma
25 – 50
Şuur bulanıklığı ve
konfüzyon
50
Epileptik ataklar
25 – 45
Ense sertliği
25
Papil ödem
25
Ateş başağrısı ve fokal nörolojik bulgu triadının varlığı
şiddetle beyin absesi düşündürmelidir fakat beyin absesinin bu
klasik triadı vakaların sadece yarıya yakınında görülür.
Vakaların yarısında fokal nörolojik bulgular vardır. Fokal
nörolojik bulgular içinde en sık rastlanan hemiparezidir.
Başağrısı en sık görülen klinik bulgudur ve genellikle
hamikranial orta veya ağır şiddetlidir. Ateş vakaların
yarısında görülmez. Letarjiden komaya kadar değişik
derecelerde şuur bulanıklığı vakaların çoğunda vardır.
Bulantı, kusma, gibi KİBAS bulguları vakaların yarısında
görülür. Beyin absesi vakalarının %25 ila 35 i kliniğe
epileptik atakarla gelirler. Epileptik ataklar genellikle
frontal lob abselerinde ve generalize epilepsiler şeklinde
görülür.
Abse meninksere kadar uzanmadığı sürece meingeal irritasyon
bulguları görülmez. Abseye bağlı diğer klinik bulgular absenin
evresine boyuna ve lokalizasyonuna bağlıdır. Burada dikkat
edilmesi gereken husus ateş dışındaki tüm klinik bulguların
absenin yarattığı kitle etkisinden kaynaklandığıdır, ve beyin
içinde yer kaplayan tüm patolojiler aynı klinik bulgulara
sebep olurlar.
Temporal lob absesi:
Temporal lob abseleri büyük oranda otojen kaynaklıdır ( kronik
kulak iltihapları, mastoidit ). Dominan temporal lobun
tutulumu sonucu nominal veya wernicke afazisi ortaya çıkar (
okuyamaz, yazamaz, konuşulanı anlayamaz ). Homonim süperior
quadratik veya hemianopik görme defekti inferior temporal lob
abselerinde genellikle vardır. Dominan olmayan temporal lob
abselerinin tek bulgusu görme defektleri olabilir. Temporal
lob piramidal trakt ın tutulumu nadir görülür ve kontrlateral
fasiobrakial monoparezi yapar. Abse ve etrafındaki ödem
temporal lobun tentoryumdan ani fıtıklaşmalarına yol açabilir,
bu durumda aniden ortaya çıkan bilateral piramidal trakt
bulguları, ipsilateral midriazis ve koma gelişir. Cerrahi
olarak drene edilmiş otojen kökenli temporal lob absesinde
klinik düzelme olmaması beraberinde bir serebellar abseninde
varlığını düşündürmelidir.
Serebellar abseler:
Serebellar abselerin kapsülleri zayıftır ve serebral abselere
oranla daha hızlı büyürler. Otojen kökenli beyin asbelerinin %
25 ila 33 ünü serebellar abseler oluşturur. Suboksipital
başağrısı serebellar abselerin hemen hepsinde vardır. Ateş,
ense sertliği ve KİBAS bulguları kliniğe eşlik edebilir.
Serebellar abselerde ataksi, lezyon tarafına yalpalama, lezyon
tarafına bakışta nistagmus, ipsilateral intentionel tremor sık
görülür. Gövde kontrolünün kaybı, düşmeye meyil ve dizarti
lezyonun vermiste olduğunu düşündürmelidir. Serebellar
abselerde beyin sapının kompresyonu sık görülen bir
komplikasyondur ve hızla ortaya çıkan kontrlateral veya
bilateral piramidal trakt bulguları ile kendini gösterir,
cerrahi acil durumdur.
Frontal lob asbeleri:
Beyin asbelerinin %40 ı frontal loblarda ve kronik frontal –
etmoidal sinüzitler sonucu ortaya çıkar. Frontal abselerde
intellektüel kapasitede azalma, karar verme yetisinin
bozulması, dikkatsizlik
bulgulardır. Yakalama,
ve mutizm önde gelen klinik
emme reflekslerinin varlığı
görülebilir. Frontal lob abselerinin % 25 inde fokal veya
generalize epileptik ataklar vardır. Bu epilepsiler özellikle
baş ve gözlerin lezyonun karşı tarafına çevrilmesi
şeklindedir. Frontal lob posterioruna uzanan abselerde ve
büyük abselerde kontrlateral hemiparezi görülebilir.
Parietal lob abseleri:
Parietal lob abselerinin çoğu hematojen kaynaklıdır. Nadiren
büyük otojen kaynaklı temporal lob abselerinin parietal loba
doğru uzandıkları görülebilir. Anterior bölüme yerleşmiş
parietal lob abselerinde pozisyon duyusu, iki nokta ayrımı
bozulur ve stereognozi görülür. Parietal lob asbelerinde
motor, sensoryel ve fokal epiepsiler görülebilir. Derin
posterior yerleşimli parietal abselerde homonim hemianopsi,
optikokinetik nistagmus görülür. Dominan hemisferde temporal,
oksipital ve parietal kavşağa yerleşen abseler gershman
sendromuna neden olur: bu sendrom akalküli, sağ sol ayrımında
zorluk, agrafi ve parmak agnozisi ile karakterizedir.
Beyin sapı abseleri:
Çok nadir görülür, büyük oranda hematojen kaynaklıdır. Beyin
sapının pyojenik enfeksiyonları ya abse yada akut tegmental
ensefalit şeklinde ortaya çıkar. Beyin sapında ortaya çıkan
abseler stafilokokal veya streptokokaldirler. Akut tegmental
ensefalitler ise l. Monositogenes, mycoplasma pneumonia veya
Toksoplasma gondii ile meydana gelir. Beyin sapı abselerinde
ateş hemen her vakada görülür. Kusma, baş ağrısı, yüz
kaslarında zayıflık, disfaji, multipl kranial sinir felçleri
ve hemiparezi kliniğe sıklıkla eşlik eder.
Akut menenjit bulgularıyla ortaya çıkan
beyin abseleri:
Beyin abseleri nadiren ateş, başağrısı, ense sertliği gibi saf
menenjit bulgularıyla kliniğe gelir. Fokal nörolojik bulgular
minimal veya belirsiz olabilir. Beyin abselerinin seyri
sırasında iki dönemde menenjit bulguları gelişebilir. Menenjit
bulguları ya absenin erken döneminde yani serebrit döneminde
ortaya çıkar yada geç dönemde absenin ventriküler sahaya
sızması veya subaraknoid sahaya rüptüre olması sonucu ortaya
çıkar. Serebrit döneminde ortaya çıkan menenjit bulguları
sırasında BOS da lenfositer veya mikst pleositoz ve normal
glukoz görülür. Bu menenjit görüntüsüyle birlikte kronik otit
sinüzit şikayeti olan hastalarda erken dönemdeki bir beyin
absesi düşünülmelidir. Absenin ventrikül içine sızdığı
durumlarda ise menenjit kliniği daha ağırdır. BOS bulguları
hemen hemen aynıdır. BOS kültüründe anaerobik patojenlerin
ürediği veya birden fazla patojenin ürediği menenjitlerde ya
beyin absesinden sızıntı veya parameningeal bir fokustan
kaynaklanan menenjit düşünülmelidir. Beyin absesinin
ventriküle rüptürü ise hiperakut seyirlidir, menenjit
bulguları ani, ağır ve dramatik olarak ortaya çıkar, ateş
herzaman yüksektir ve klinik hızla komaya doğru gider.
Hiperakut seyirli menenjitlerde kliniğin bir abse rüptürüne
bağlı olabileceği düşünülerek lomber ponksiyon yapılmamalıdır,
yapılırsa BOS da 50.000 / mm3 ün üstünde bir nötrofil pleositoz
varlığı görülür, herniasyon riski çok yüksektir.
Klinik seyirde hızlı bozulma ve ense sertliğinin ortaya
çıkması absenin intraventriküler veya subaraknoid sahaya
açıldığını düşündürmelidir. Beyin abselerinde rutin laboratuar
bulgularından lölositoz ve sola kayma vakaların sadece % 60
ında görülür. Sedimentasyon vakaların hemen hepsinde
yüksektir. Akut faz reaktanlarından ( c reaktif protein ) crp
beyin abselerinin tümünde yüksek seviyededir ve abseleri beyin
tümörlerinden ayırmada değerli bir kriterdir. Beyin
abselerinin klinik ayırıcı tanısında primer ve metastatik
beyin tümörleri, subdural ampiyem, epidural abseler, serebral
infaktlar, intrakranial hemorajiler ve ensefalitler göz önünde
tutulmalıdır.
Beyin abselerinin tanısı:
Beyin abselerinin tanısında laboratuar testlerinin çoğu
tanısal değer taşımaz. Lökositoz, artmış sedimentasyon ve crp
güvenilir ve tanı koyduran bulgular değildir. Kan kültürü
vakaların sadece %10 unda pozitiftir ve beyin absesi
şüphesinde ateş olmasa bile kan kültürleri alınmalıdır. Beyin
absesi şüphesinde tanı amaçlı LP kontrendikedir, abse
varlığında yapılan LP ler %30 oranında supratentoryal
herniasyonla ve nörolojik bulguların hızla kötüleşmesiyle
sonuçlanır. Beyin abselerinin tanısında BOS bulguları yol
göstermez, BOS bulguları genellikle spesifik değildir veya
normaldir, BOS kültürü vakaların ancak %10 unda yol
göstericidir.
Stereotaktik biopsiyle alınan materyalden mikrobiyolojik tanı
koyma şansı % 80 – 96 oranında mümkündür, bu yöntem sadece
cerrahi imkanlar dahilinde ve matür abselere yapılmalıdır.
Nörolojik olarak stabil olan hastalara ve serebrit dönemindeki
beyin abselerine tanı amaçlı biyopsi yapılmamalıdır. Beyin
absesinin mikrobiyolojik tanısı amacıyla yapılan sinüzit,
otit, mastoidit kültürleri güvenilir sonuçlar vermezler. Abse
kaynağı olarak bir komşu doku enfeksiyonu tespit edilemezse
pulmoner, kardiolojik ve dental kaynaklar araştırılmalıdır.
BT ve MR
ile görüntüleme özellikle kontrastlı görüntüleme
beyin abselerinin tanısını büyük ölçüde kolaylaştırmıştır.
Beyin abselerinin tanısında kontrastlı BT % 95 – 99
sensitiviteye sahip bir yöntemdir. Yeni çalışmalar Pozitron
Emmisyon Tomografisininde ( PET ) beyin abselerini tümörlerden
ayırmada sensitif bir yöntem olduğunu göstermektedir.Beyin
abselerinin BT – MR
görüntüleri absenin evresine göre
değişir.
Beyin abselerinin radyolojik tanısında sıklıkla kullanılan
yöntemler BT ve MR
incelemeleridir. Sintigrafi beyin
abselerinin tanısında rutinde kullanılan bir yöntem değildir.
Gerek BT gerekse MR
incelemelerinde görüntü absenin evresine
bağlı olarak değişir.
BT incelemede:
Erken serebrit döneminde: silik konturlu hipodens alan ve
kontrast enjeksiyonundan sonra bu alanda düzensiz kontrast
tutulumu gözlenir.
Geç serebrit döneminde: düzensiz fakat daha belirgin kontrast
tutulumu izlenir.
belirginleşmiştir.
Çevresel
ödem
ve
kitle
etkisi
Erken kapsülasyon döneminde: abse çevresinde ince, iyi
sınırlı, devamlılığı bozulmamış yoğun halkasal kontrast
tutulumu gözlenir. Bu halkanın ventriküle yakın kısımda
inceldiği kortekse yakın kısımda ise kalınlaştığı görülebilir.
Abse içinde hava ve buna bağlı seviye görülmesi beyin abseleri
için patognomoniktir.
Geç kapsül döneminde: absenin büzüştüğü, çevresel ödemin
azaldığı ve hatta kaybolduğu görülebilir. Halkasal kontrast
tutulumu ise aylarca devam edebilir, hatta klinik iyileşmeden
sonra kontrast tutulumunun aylarca devam ettiği görülebilir.
MR
incelemede:
Erken serebrit döneminde: T2 ağırlıklı incelemede silik
konturlu subkortikal alan izlenir. Post kontrast t1 ağırlıklı
incelemede izo – hipointens ödem alanında düzensiz sınırlı
kontrast tutulumu izlenir.
Geç serebrit döneminde: santral nekrotik alan T2 ağırlıklı
incelemede hiperintens görülür. Düzensiz konturlu çevresel
halka t1 incelemede izo veya hafif hiperintens görülür. T2 ve
proton incelemede ise izo veya hafif hipointens görülür.
Periferik ödem mevcuttur, bu dönemde yoğun halkasal kontrast
fiksasyonu görülür.
Erken ve geç kapsül döneminde: halkasal kapsül kontrast madde
verilmedende t1 incelemede izointens, T2 ve proton incelemede
hipointens olarak görülür. Postkontrast t1 incelemede tipik
yoğun kontrast fiksasyonu mevcuttur.
Morfolojik kriterler tanı koymada herzaman yeterli
olmayabilir, bu durumda MR spektroskopik incelemede absede
oluşan asetat, süksinat, aminoasit gibi protein yıkım ürünü
metabolitlere bağlı olarak abse – kistik tümör ayrımı
yapılabilir. Bu metabolitler kistik tümör ve metastazlarda
görülmez. Diffüzyon MR
incelemede sıvı hareketlerinin
kısıtlanmasına bağlı abse içi hiperintens izlenir. Kistik
tümör, metastazlar ve glial tümörler diffüzyon MR incelemede
hipointens olarak görülürler.
Beyin abselerinin tanısında BT hernekadar sensitif olsada
spesifik değildir. Aynı BT görüntüleri tümörler, serebro
vasküler hadiseler gibi birçok vakada da görülür. İçinde gaz
gölgelerinin olması, kapsül kalınlığının 5 mm den az olması,
kapsülün ventriküler yüzde incelmesi abseleri diğer yer
kaplayan lezyonlardan ayırmaya yardım edebilen ipuçlarıdır.
Beyin abselerinin radyolojik ayırıcı tanısında göz önüne
alınması gerekenler:
Yüsek gradeli kistik glial tümörler, metastazlar, granülomlar,
hematom rezorbsiyonu ve enfaktlardır. Ayrıca trombüse vasküler
malformasyonlar, radyasyon nekrozları, trombüse anevrizmalar,
lenfomalar ve multipl skleroz da radyolojik ayırıcı tanıda yer
almalıdır.
Gadolinyum verilerek çekilen MR beyin abselerinin tanısında
kontrastlı BT den daha sensitif ve spesifik bir yöntemdir.
Erken serebrit dönemindeki peteşial hemorajileri, multifokal
tutulumları, küçük abseleri, abse etrafındaki ödemi ve abseye
bağlı kitle etkisini göstermede MR, BT den daha üstündür. MR
aynı zamanda abse içeriğini BOS dan ayırabildiği için rüptüre
beyin abselerinin tanısında daha spesifik bir yöntemdir.
İmmünsüpresse hastalarda ve kortizon alan hastalarda
inflamatuar reaksiyon azalacağından abse etrafındaki ödem ve
kontrast tutulumu az olabilir veya olmayabilir buda yanlış
negatif sonuçlara yol açar.
Eeg:
ensefalit
gibi
generalize
bilateral
intrakranial
enfeksiyonlarla serebrit gibi abselerin erken dönemlerindeki
lokal enfeksiyonların birbirinden ayrılmasında yardımcı olur.
EEG de abse bölgesinde unilateral, 1 – 3 saniyelik yavaş delta
dalgaları görülür.
Beyin abselerinin tedavisi:
Beyin abselerinde tedavinin aslı drenajdır. Drenaj biryandan
tedaviyi biryandan etkeni tespit ve uygun tedaviye imkan
verir. Aspirasyon beyin abselerinin tedavisinde eksizyon kadar
etkili bir tedavi girişimi olduğundan ve daha az invaziv
olduğundan ilk tercih edilecek yöntem aspirasyon olmalıdır.
Stereotaktik BT eşliğinde yapılan girişimler talamik, beyin
sapı, serebellar bölgeler gibi ulaşımı zor bölgelerdeki
abselerin aspirasyonunu kolaylaştırır. Multipl abseler aynı
şekilde teker teker boşaltılmalıdır. Nöroendoskopik aspirasyon
abse drenajında kullanılan yeni yöntemlerden birisidir. Beyin
abselerinin tedavisinde cerrahi girişim herzaman mümkün
olmamaktadır, aşağıdaki durumlarda sadece medikal tedavi
denenebilir.
Multipl küçük lezyonlarda,
Cerrahi kontrendikasyon varsa,
Anatomik olarak kritik lokalizasyonlu abselerde,
Beraberinde ventrikülit, menenjit varsa,
Abse 3 cm den küçükse.
Medikal tedaviye en iyi cevap veren hastalar
Erken serebrit dönemindeki hastalar,
Sikayetlerin başlangıcını takiben 2 haftadan önce
tedaviye alınan hastalar,
Abse çapı 3 cm den küçük olan hastalar, ve
Tedaviyi takiben 1 hafta sonra klinik düzelme görülen
hastalardır.
Beyin abselerinde
acil cerrahi müdahale kriterleri:
Belirgin kitle etkisi varsa,
Diğer yer kaplayan lezyonlardan ayrımı güçse,
Ventriküle yakınsa,
KİBAS bulguları varsa, ve hasta herniasyona gidiyorsa,
Hastanın nörolojik durumu giderek bozuluyorsa acil
cerrahi müdahale gereklidir.
Beyin abselerinde cerrahi tenik:
Aspirasyon:
1. Multipl lezyonlar,
2. Derin yerleşimli lezyonlar,
3. Ince kapsüllü immatür lezyonlarda tercih edilir.
Ventrikül içinden ve infekte komşu dokudan geçmemek için
stereotaktik teknikler kullanılmalıdır.
Eksizyon: ( zordur, iyileşme şansını arttırır, iyileşme
süresini kısaltır, antibiotik ihtiyacını azaltır,
mortalite ve morbiditesi yüksektir )
1. Kalın kapsüllü, tek, perifere yakın abseler,
2. Post travmatik, debridman gerektiren abseler,
3. Fungal abselerde tercih edilir.
Abse materyalinde yapılası gereken tetkikler:
Anaerobik ve aerobik kültürler,
Mycobacterium tüberkülozis kültürü,
Mantar kültürü,
Gram boyama,
Erlich – Zeil – Neilsen boyama,
KOH preparatı ( fungus )
Wright – Giemsa boyama ( Toksoplasma ? ).
Tüberküloza bağlı beyin abselerinin tanısında BOS PCR
ile
bakteri DNA
sının araştırılması sensitif ve spesifik bir
yöntemdir. Rüptüre beyin abseleri menenjit tablosuyla kliniğe
gelebilirler. Bu durumda hemokültür alınıp uygun ampirik
antibiyoterapi başlandıktan sonra görüntüleme istenir. LP
kitle olmadığı tespit edildikten sonra yapılmalıdır.
Beyin abselerinin tedavisinde antibiyoterapi:
Beyin abselerinin tedavisinde seçilecek olan antibiyotik
klinik görünüme uyan muhtemel patojene etkili olmalıdır ( bkz.
Tablo 45 ). Beyin abselerinin tedavisinde parenteral
antibiyotikler tercih edilmelidir. Seçilen antibiyotik kan
beyin bariyerini geçebilmeli, abse içinde etkili
konsantrasyona ulaşabilmeli ve bakterisidal olmalıdır. Bu
amaçla ampirik tedavide penisilin veya 3 kuşak
sefalosporinlerle beraber ( sefotaksim veya seftriakson )
metronidazol kombinasyonu birçok hasta için effektif bir
tedavi seçeneğidir. Stafilokokal bir abseden şüphelenilmediği
sürece ampirik tedavide antistafilokokal penisilin tercih
edilmez.
Metisiline
dirençli
stafilokoklardan
şüphelenilmiyorsa veya idantifiye edilemediyse tedaviye
vankomisin eklenmemelidir. Rüptüre beyin abselerinde optimal
tedavi açık kraniotomi ile debridman, intraventriküler lavaj
ve intraventriküler + intravenöz antibiyoterapidir.
Mikrobiyolojik sonuçlar, klinik ve radyolojik gidişe baklıarak
tedavi yönlendirilmelidir. Beyin abseleri içinde en kötü
prognoza sahip olanlar fungal abselerdir. Serebrit dönemindeki
beyin abseleri, 3cm den küçük beyin abseleri ve cerrahi
girişimin kontrendike olduğu hastalarda drenaj yapılmamalıdır.
Bu tür vakalarda en az 8 haftalık parenteral antibiyoterapi ve
MR veya BT ile yakın takip önerilir. Cerrahi drenaj yapılan
beyin abselerinde ise parenteral antibiyoterapi en az 4 – 6
hafta devam etmelidir. Tedavinin başarısı radyolojik görünümle
takip edilir. Başarılı bir tedavinin ardından abseye bağlı
radyolojik görünümün düzelmesi aylar alabilir. Abseye bağlı
ödem ve artmış kafaiçi basıncı nedeniyle tedaviye
kortikosteroid, mannitol veya
hipervantilasyon eklenebilir.
gerekirse
entübasyon
ile
Beyin abselerinin tedavisinde kortikostroidler:
Kortikosteroidler absenin kitle etkisi nedeniyle artan
nörolojik defektlerin varlığında veya KİBAS bulguları
varlığında tedaviye eklenebilir.
Kortikosteroidler:
Abse etrafındaki ödemi azaltırlar,
Sellüler immün cevabı baskılarlar, inflamasyonu azaltır,
Bakterilerin bölgeden uzaklaştırılmasını geciktiriler,
Fibroblastların gelişimini durdururlar, kapsülü
zayıflatırlar, rüptür şansını arttırırlar,
BT – MR görüntülerinde abse ve kapsül dansitesini
azaltırlar,
Antibiyotiklerin parenkime ve abse içine girişini
azaltırlar.
Beyin abselerinde prognoz:
BT ve MR
sayesinde hızlı tanı ve teşhis imkanlarının
doğmasıyla beyin abselerine bağlı mortalite ve morbiditede
hızla azalmaya başlamıştır. Antibiyotik öncesi dönemde %80 –
100 olan beyin abseleri mortalitesi günümüzde % 24 e inmiştir.
Beyin abselerinde mortalite ve morbidite 4 önemli faktöre
bağlıdır,
Klinik progresin hızı ( hızlı kötüleşme kötü prognozun
işaretidir, 4 günden kısa sürede klinik bulguları ortaya
çıkan beyin abselerinde prognoz çok kötüdür).
Enfeksiyonun kaynağı ( hematojen kaynaklı abseler ve
fungal abselerde prognoz kötüdür, otit ve sinüzit
kaynaklı beyin abselerinde prognoz diğerlerinden daha
iyidir).
Absenin multipl veya tek olması ( multipl abseler kötü
prognoz taşırlar ).
Hastanın kliniğe gelişindeki nörolojik durumu (
preoperatif mental status ile mortalite arasında direk
korrelasyon vardır tablo: 49 ).
TABLO 49: BEYİN ABSELERİNDE PREOPERATİF MENTAL DURUM
İLE MORTALİTE ARASINDAKİ İLİŞKİ
MENTAL DURUM
MORTALİTE %
GRADE I
TAMAMEN UYANIK
0
GRADE II
KONFÜZE
4
GRADE III
SADECE AĞRILI UYARANA CEVAP
VERİYOR
59
GRADE IV
AĞRILI UYARANA CEVAP
VERMİYOR: KOMA
82
Hemtojen kaynaklı beyin abselerinde mortalite %30
civarındadır. Ventriküle rüptüre olan abselerde mortalite %85
e çıkar. Yapılan çalışmalar etken patojenin, spsesifik
antibiyoterapinin ve seçilen cerrahi prosedürün mortaliteyi
çok fazla değiştirmediğini göstermiştir, buna mukabil erken
dönemde başlanan antibiyoterapi ve KİBAS bulgularına karşı
agresif mücadelenin mortalite ve morbiditeyi önemli derecede
azalttığı gösterilmiştir.
Beyin abselerinde ani ölüm genellikle serebellar herniasyona
bağlıdır. Beyin abselerinin ventriküle rüptürü ani menenjit
bulgularının ortaya çıkmasıyla kendini gösterir ve yüksek (
%85 ) mortalite taşıyan bir komplikasyondur, iyileşen
hastalarda hidrosefali ve nörolojik defisitler sık görülür.
Absenin rüptürüyle biranda ortaya çıkan yüksek ateş, menenjit
bulguları ve bilinç bulanıklığı görülür. Rüptür genellikle
abse tanısı konmadan aniden meydana gelir.
Beyin abseli hastaların % 30 ila % 55 inde sekel kalır. Sekel
kalan hastaların %17 si bakıma muhtaç hale gelir. Ensık
görülen sekeller:
Mental retardasyon, kognitif defisitler veya motor
paraliziler % 45,
Epilepsiler % 25
Fokal nörolojik defisitler ve rekürrans % 8
Görüntüleme ve tedavideki yenilikler beyin abselerinin
prognozunda hızlı ve belirgin bir düzelmeye neden olmuştur.
Cerrahi teknikler ve antimikrobial tedavideki ilerlemelerle
prognozdaki düzelmenin dahada artacağı ümid edilmektedir.
B – SUBDURAL AMPİYEM VE EPİDURAL
ABSELER:
Subdural ampiyem prülan materyalin duramater ve araknoid
zarlar arasında birikmesi halidir. Epidural abseler ise
duramater ile kranium veya duramater ile spinal kemikler
arasında prülan materyalin birikmesi durumuna verilen isimdir
(bkz şekil 5 ve 7). Subdural ampiyemler ve epidural abseler
intrakranial enfeksiyonların %15 – 20 sini oluştururlar.
EPİDEMİYOLOJİ:
Subdural ampiyemler genellikle paranazal sinüzitler, otit veya
mastoidit komplikasyonu olarak karşımıza çıkarlar. Sinüzit
komplikasyonu olarak ortaya çıkan nörolojik sistem
enfeksiyonlarından en sık görüleni ( vakaların %60 ı )
subdural ampiyemlerdir. Subdural ampiyemlerin %50 si frontal
veya etmoidal sinüzitlerin komplikasyonu olarak ortaya
çıkarlar. Çocukluk çağının subdural ampiyemleri ise genellikle
bakteriyel menenjitlerin komplikasyonu olarak ortaya çıkarlar.
Hematojen yayılımla subdural ampiyem gelişimi çok nadir
görülür.
Travmalar, cerrahi girişimler ve subdural hematomun
enfeksiyonuda nadir görülen predispozan faktörlerdir. Bayin
abselerinde olduğu gibi subdural ampiyemlerde erkeklerde daha
fazla görülür. İntrakranial epidural abselerde ampiyemler gibi
genellikle paranazal sinüzitler, otit, mastoidit
travmaları takiben ortaya çıkarlar ( tablo 50 ).
veya
TABLO 50: SUBDURAL AMPİYEM VE İNTRAKRANİAL EPİDURAL ABSELERDE PREDİSPOZAN
FAKTÖRLER, MUHTEMEL ETYOLOJİK AJANLAR VE AMPİRİK ANTİBİYOTİK SEÇENEKLERİ
PREDİSPOZAN
FAKTÖRLER
PARANAZAL
SİNÜZİTLER
MUHTEMEL PATOJEN
StreptokoklarBacteroides spp.S.
aureusEnterobacteriaceaeH.
İnfluensae
OTİTİS MEDİA StreptokoklarBacteroides spp.S.
VEYA
aureusEnterobacteriaceaeP.
MASTOİDİT
Aureginosa
TRAVMA VEYA
CERRAHİ
GİRİŞİM
SONRASI
S. aureusKoagulaz negatif
stafilokoklarEnterobacteriaceae
Bacterioides
DENTAL
spp.StreptokoklarFusobacterium
ENFEKSİYONLAR
spp.
NEONATAL
ÇOCUK
EnterobacteriaceaeGrup b
streptokoklarL. Monocytogenes
S. PneumoniaH. İnfluensaeN.
Meningitidis
AMPİRİK ANTİBİYOTERAPİ
3. Jenerasyon sefalosporin+Metronidazol+/Antistafilokokal penisilin
3. Jenerasyon sefalosporin+Metronidazol+/Antistafilokokal penisilin
Vankomisin+3. Jenerasyon sefalosporinler
Penisilin veya 3. Jejerasyon
sefalosporinler+Metronidazol
3. Jenerasyon sefalosporin+Ampisilin
3. Jenerasyon sefalosporin+Vankomisin
PATOGENEZ:
Komşu bir enfeksiyon odağından patojenin subdural veya
epidural sahaya yerleşmesi ya patojenin direk invazyonuyla
veya emmisser venler, diploik venler aracılığıyla patojenin bu
sahaya ulaşması sonucu meydana gelir. İntrakranial epidural
abseler hemen herzaman subdural ampiyem ve komşu dokuda
osteomyelit ile birlikte görülürler. Subdural ampiyem subdural
aralık boyunca yayılma eğilimindedir. Bu yayılım anatomik
bariyerlerle sınırlıdır. Subdural ampiyem falks serebri,
tentorium serebelli, bazis crani, posterior foramen magnum ve
anterior spinal kanal boyunca sınırlandırılır. Subdural
ampiyem bu kompartmanlar boyunca büyüyen bir kitle şeklinde
görülür, lezyon büyüdükçe intrakranial basınç artar ve
parenkim basısı başlar. Basınç ve parenkim basısı sonucu
serebral kan ve BOS dolaşımı bozulur sonuçta serebral ödem ve
KİBAS bulguları gelişir. Enfeksiyon bölgesinde subdural ve
epidural venlerdeki septik trombo emboliler sonucu kavernöz
sinüs trombüsü veya kortikal venöz trombüsler gelişmeye başlar
sonuçta serebral infaktlar ve beyin hasarları ortaya çıkar.
Subdural ampiyem
ve intrakranial epidural abselerden
genellikle anaeroblar, aerobik streptokoklar, streptokokus
pneumonia, stafilokoklar, Hemophilus inflenzae ve gram negatif
bakteriler sorumludur. Vakaların çoğu polimikrobialdir.
Çocuklarda görülen subdural ampiyem ve intrakranial epidural
abseler genellikle prülan menenjit komplikasyonu olarak ortaya
çıkarlar ve sorumlu patojen prülan menenjit etkenidir. 3 yaş
altında etken genellikle H. influenzae dir. Gelimiş ülkelerde
H. influenzae aşılamaları sayesinde bu patojene bağlı menenjit
ve dolayısıyla subdural ampiyem
ve intrakranial epidural
abse
sıklığıda azalmıştır.
KLİNİK:
Subdural ampiyem ve intrakranial epidural abselerin en önemli
ve en erken klinik bulgusu ateş ve başağrısıdır. Başağrısı
başlangıçta fokaldir. Fakat lezyonun ilerlemesiyle generalize
hal alır. Ateş ve başağrısını takiben genellikle fokal
nörolojik bulgular ortaya çıkmaya başlar. Temporal kemiğin
petroz kısmına komşu subdural ampiyem
ve intrakranial
epidural abselere sıklıkla V. ve VI. Kranial sinir
paralizileri eşlik eder ( unilateral fasial paralizi ve rectus
lateraliste güçsüzlük ). Fokal nörolojik bulguları takiben
KİBAS bulguları, meningeal irritasyon bulguları, epileptik
ataklar, hemipareziler ve hemisensoryel defektler ortaya
çıkar.
TANI:
Günümüzde BT ve MR subdural ampiyem ve intrakranial epidural
abselerin tanısını oldukça kolaylaştırmıştır. Her iki
durumdada araknoid zarı iten ve yer kaplayan hipodens alan
görülür. Duramater bu olaya eşlik etmişse tanı intrakranial
epidural abse etmemişse subdural ampiyem tanısı konur. Abse
nedeniyle kitle etkisi subdural ampiyem de daha belirgindir.
Kapsül foramasyonu ve kontrast tutulumu herikisindede
görülürsede intrakranial epidural absede daha belirgindir.
Komşu doku enfeksiyonu ve osteomyeliti görülebilir. Gadolinyum
verilerek çekilen MR
larda abse ve sınırlarını belirlemek
daha kolaylaşır. Beyin abseleri ve diğer yer kaplayan
lezyonlarda olduğu gibi subdural ampiyem
ve intrakranial
epidural abse
şüphesindede LP kontrendikedir.
TEDAVİ:
Subdural ampiyem ve intrakranial epidural abselerde cerrahi
drenaj tedavinin esasıdır. Bu kraniotomi veya burr hole ile
yapılabilir. Cerrahi drenaj ile beraber genellikle primer
fokusun debridmanıda gerekir. Nadir vakalarda kolleksiyon
miktarı çok az ise drenaj yapılmadan antibiyoterapi başlanır.
Alınan materyalin aerob ve anaerob kültürleri, gram boyaması
yapılmalıdır. Ampirik antibiyoterapi hastanın yaşına ve
predispozan faktörlere göre düzenlenmelidir ( tablo 50 ).
Etken patojenin çeşitliliği ve abselerin genellikle
polimikrobial olmaları gözönüne alınırsa ampirik tedavide
geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı gerekliliği ortaya
çıkar. Çocuklarda ise predispozan faktör genellikle bakteriyel
menenjitler olduğundan yaş gurubuna uyan menenjit etkenine
yönelik ampirik antibiyoterapi önerilir ( tablo 25 ). Subdural
ampiyem ve intrakranial epidural abselerde parenteral tedavi
3 – 6 hafta devam etmelidir. Tedaviye cevap radyolojik
görüntülerle takip edilir.
C – SPİNAL EPİDURAL ABSELER:
Spinal epidural abseler paraspinal epidural aralığın
enfeksiyonudur. Spinal epidural abseler osteomyelit, penetran
travmalar, dekübit ülserleri gibi komşu doku enfeksiyonunun bu
bölgeye yayılması veya hematojen yolla bakterinin bu bölgeye
yerleşmesi sonucu gelişir. Spinal epidural abselerin çoğu post
travmatiktir. Pulmoner enfeksiyonlar ve endokarditler dışında
intraabdominal enfeksiyonlar, pelvik ve genitoüriner sistem
enfeksiyonlarıda paravertebral venöz pleksuslar aracılığıyla
hematojen yayılarak spinal epidural abseye yol açabilirler (
şekil 7). Erişkin spinal epidural abseleri genellikle torasik
bölgede görülürken sakral ve lumbar bölge spinal epidural
abseleri genellikle çocukluk çağında görülürler. Spinal
epidural abselerde beyin abseleri, subdural ampiyem
ve
intrakranial epidural abselerde olduğu gibi erkeklerde daha
sık görülür.
MİKROBİYOLOJİ:
Spinal epidural abselerde vakaların çoğundan S. aureus
sorumludur. S. aureus dışında aerob ve anaerob streptokoklar,
E. coli, P. aeruginosa, sık rastlanan patojenlerdir. Diğer SSS
abselerinden farklı olarak spinal epidural abseler genellikle
polimikrobial değildirler.
KLİNİK:
Spinal epidural abseler 4 klinik döneme ayrılır;
Ateş ve lokal sırt ağrısı,
Sinir kökü basısı ve kök ağrısı,
Medüllospinalis basısı ve buna bağlı motor ve sensoryel
defektler, barsak ve idrar sfinkterlerinin bozulmsı
sonucu inkontinans,
Paralizi ( servikal abselerde solunum fonksiyonunda
bozulma ve solunum paralizisi ).
Hematojen yayılımla ortaya çıkan spinal epidural abseler hızlı
progresyon gösterirler ve ağrı daha fazladır. Vertebral
osteomyelit kaynaklı spinal epidural abselerde ise 2. Döneme
geçiş daha yavaştır ağrı daha azdır. Spinal epidural abse
lerde bu klinik bulgulara ilaveten başağrısı, menenjism ve
lokal hassasiyet sık görülür. Rutin laboratuar tetkiklerinden
sedimentasyonda artma, lökositoz ve sola kayma hemen her
vakada görülür.
TANI:
Spinal epidural abse tanısında myelografi ve MR tetkikleri BT
den daha sensitif ve spesifiktir. MR
komşu osteomyelit
odağının ve intramedüller medüllospinalis lezyonunun
tespitinde oldukça spesifiktir. MR
ile görüntüleme mümkün
değilse meylografi BT ye tercih edilmelidir.
TEDAVİ:
Spinal epidural abseler yüksek morbiditeye sahip olduklarından
gerçek acil durumlardır. Tedavide cerrahi drenaj esastır.
Drenaj laminektomi veya BT eşliğinde aspirasyonla yapılabilir.
3. Döneme ilerlememiş ( nörolojik defekti olmayan ) spinal
epidural abse lerde cerrahi drenajdan önce antibiyoterapi
denenebilir. Bu hastalar ağrı şiddeti, ateş ve nörolojik
bulgular açısından yakın takibe alınmalıdırlar. Spinal
epidural abse lerin ampirik tedavisinde antistafilokokal
penisilin mutlaka bulunmalıdır ( penisiline allerjisi
olanlarda vankomisin ). İntraabdominal, pelvik veya
genitoüriner kaynaklı olduğu düşünülüyorsa tedaviye gram
negatif patojenlere etkili bir antibiyotik ( 3. Kuşak
sefalosporinler gibi ) ve bir anti anaerobik eklenmelidir.
Parenteral tedavi en az 3 – 4 hafta devam ettirilmelidir.
Spinal epidural abse osteomyelit kaynaklı ise tedavi en az 8
hafta olmalıdır.
D – MEDÜLLOSPİNALİS ABSELERİ:
Medüllospinalis abseleri nadir görülen, medüllospinalis
parenkimi içinde yer alan spüratif enfeksiyon odaklarıdır.
Genellikle hematojen yayılımla meydana gelirler ve en sık
torasik segmentte yer alırlar. Medüllospinalis abselerinde
patojen sıklıkla akciğerden hematojen olarak yayılır. Iv ilaç
bağımlılığı ve konjenital dermal sinüsler nadir görülen
predispozan faktörlerdir. Medüllospinalis abselerinde en sık
etken s.aureus dur bunu takiben streptokoklar, listeria spp.,
Pseudomonas
cephacia
sık
görülen
patojenlerdir.
Medüllospinalis abselerinin klinik görünümü spinal epidural
abse lere benzer. Tanı MR,
BT veya myelografiyle konur.
Tedavide cerrahi drenaj ve antibiyoterapi uygulanır.
Medüllospinalis abselerinin ampirik tedavisi S. aureus ve gram
negatif basilleri kapsamalıdır.
E – SİNİR SİSTEMİNİN NADİR GÖRÜLEN
LOKAL ENFEKSİYONLARI
Sinir sisteminin nadir görülen lokal enfeksiyonları başlığı
altında immün süpressif hastalardaki lokal enfeksiyonların
sebepleri, nadir görülen viral, bakteriyel, fungal ve
parazitik yer kaplayan lezyonlar incelenecektir.
I – İMMÜNSÜPRESSİF HASTALARDA SSS
NİN LOKAL ENFEKSİYONLARI:
İmmünsüpressif hastalarda yer kaplayan enfeksiyonlar sık
görülür. Hastanın immün durumu enfeksiyon gelişiminde ve etken
patojeni tahmin etmekte en önemli kriterdir. Bazı patojenler
özellikle hücresel immün sistemin bozulduğu hastalarda
görülürken bazıları ise diabet, kortizon kullanımı gibi immün
sistemin zayıfladığı hastalarda ortaya çıkarlar, dolayısıyla
immün sistemi zayıflatan sebebi bilmek ayırıcı tanıyı
kolaylaştırır ( tablo 51 ).
TABLO 51: İMMÜNSÜPRESSE HASTALARDA YER KAPLAYAN
ENFEKSİYONLARIN SEBEPLERİ
HÜCRESEL İMMÜN SÜPRESYON
NÖTROPENİK HASTA
Toxoplasma gondii
Gram negatif basiller
Nocardia asteroides
Aspergillus spp.
Cryptococcus neoformans
Mukormikoz
Listeria monocytogenes
Kandida spp.
Mikobakteriler
Lenfoma,
lenfositik
lösemi,
kanser
kemoterapisi,
transplantasyon hastaları, steroid kullanımı, ve AİDS gibi t
lenfositleri veya fagositik hücre defektlerinde beyin abseleri
sıklıkla Toksoplasma gondii ve nocardia asteroides e bağlıdır.
Nötropeni genellikle kanser kemoterapisinin komplikasyonu
olarak nadiren konjenital nötrofil disfonksiyonları şeklinde
ortaya çıkar. Nötropenik hastalarda sıklıkla Pseudomonas
aeruginosa menenjiti veya Pseudomonas beyin asbeleri görülür.
Nötropenik hastalarda ayrıca fungal ( özellikle aspergillus
ve Candida
spp.
) beyin asbeleride sık görülür.
Hospitalize, nötropenik, 1 haftadan uzun süren parenteral
hiperalimentasyon veya geniş spektrumlu antibiyoterapi alan
hastalardaki beyin abseleri büyük oranda fungaldir ( % 92 ).
Bunların % 58 inden aspergilluslar, %33 ünden ise candidalar
sorumludur. Nötropenik hastalarda ortaya çıkan fungal beyin
abselerinde mortalite tedaviye rağmen % 97 dir. Nötropeninin
hızla düzeltilmesi tedavi şansını arttıran en önemli etkendir.
AİDS intrakranial enfeksiyonların gelişiminde önemli bir
predispozan faktördür. AİDS de intrakranial yer kaplayan
lezyonların en önemli sebebi Toksoplazmadır ( %28 ), 2.
Sıklıkta primer SSS lenfomaları görülür, 3. Sıklıkta ise
papovaviruslara bağlı progressif multifokal lökoansefalopati
yer alır. En sık rastlanan bu 3 patoloji dışında
mycobakteriler, candida, kriptokoklar, aspergillus, nokardia
ve listeria
sık rastlanan yer kaplayan lezyon
sebeplerindendir.
Nötropenik hastalarda beyin abselerinin BT ve MR
görüntüleride farklıdır. Abse etrafında ödem ve kontrast
tutulumu çok az veya yoktur, kitle etkisi tek klinik bulgu
olabilir. Steroid verilirse kontrast tutulumu belirgin şekilde
azalır.
NOCARDİA ASTEROİDES:
Nocardia asteroides genellikle pulmoner enfeksiyonları takiben
hematojen yolla beyne yayılır. Vakaların yarısında immün
süpresyon yoktur. Sistemik nokardiyoz sırasında SSS
enfeksiyonu sık görülür ( % 18 – 44). Nokardia hernekadar
hematojen yolla yayılsada genellikle tek bir abse kavitesi
yapar, nokardia abseleri tipik olarak multiloküledir.
Vakaların 2/3 ünde ekstranöral nokardia enfeksiyonu görülür.
Ekstra nöral nokardia enfaksiyonu sıklıkla akciğerdedir. Aids,
transplantasyon hastaları, kanser kemoterapisi gibi imün
süpressif hastaların artmasıyla nokardialara bağlı beyin
abselerinin insidansıda artmıştır. Nokardia beyin abselerinin
radyolojik görüntüleri diğer pyojenik beyin abselerine benzer.
MR da t1 ağırlıklı görüntülerde hipointens santral kavite ve
etrafında izo veya hiperintens abse kapsülü görülür. Birçok
hastada nokardia enfeksiyonunun ependim e doğru yayılması
sonucu küçük subependimal nodüller görülür. Nokardia beyin
aseleri kitle etkileriyle klinik bulgu verirler. Rekürrans
şansı yüksek olduğundan nokardia beyin abseleinin tedavisinde
absenin eksizyonu önerilir. Tedavide 3 kuşak sefalosporinler
12 ay boyunca kullanılır.
ACTİNOMYCES:
Aktinomyces fakültatif anaerob gram pozitif çomaktır ve
nadir
görülen beyin absesi sebeplerindendir. Aktinomyces ağız ve
gastrointestinal sistemin normal florasında yer alır.
Aktinomyces enfeksiyonlarının büyük çoğunluğunda immün sistem
normaldir. Mukozal bariyerin bozulması sonucu sistemik
dolaşıma geçer ve aktinomikoza yol açar. Diğer anaerobik
patojenler gibi nekrotik dokuların, yabancı cisimlerin olduğu
bölgelerdeki enfeksiyonlarda polimikrobial patolojinin bir
parçası olarak yer alır. Çeşitli klinik şekillerde ortaya
çıksada ensık servikofasial aktinomikoz ( %50 ), pulmoner
aktinomikoz ( %20 ), gastrointestinal aktinomikoz ( % 20 )
görülür. Pelvik aktinomikoz, merkezi sinir sistemi
aktinomikozu nadir görülen formlardır.
Enfeksiyon derin
dokuları invaze ederek dışarı fistülleşmeye meyillidir.
Aktinomikoz kronik seyirlidir ve şikayetlerin başlangıcından
tanıya kadar geçen süre bir ila beş ay arasında değişir. Sinir
sistemi aktinomikozunun en sık görülen şekli beyin absesidir (
% 67 ). Hastaların 2 / 3 ünde sinir sistemi dışında bir primer
fokus mevcuttur. En sık görülen primer enfeksiyon odağı
akciğer veya servikofasial aktinomikozdur. Primer odağın
bulunamadığı durumlarda dental enfeksiyonlar aranmalıdır.
Aktinomikoz kronik granülomatöz enfeksiyon yapar. Aktinomikoza
bağlı beyin abseleri tipik olarak tek, multilobüler ve kalın
duvarlıdır. Klinikte kafa içi basınç artışı bulguları ve
absenin yerine bağlı olarak fokal nörolojik bulgular görülür.
Aktinomyces menenjiti nadir görülür. Penetre kafa travmaları
ve hematojen yayılımı takiben subdural ampiyem gelişebilir.
Servikofasial aktinomikozun kafa kemiklerine yayılımı sonucu
epidural abseler görülebilir. Torakal ve abdominal
aktinomikozun omurgaya yayılımıyla vertebral osteomyelit ve
spinal epidural abseler gelişebilir.
Aktinomikoz tanısı enfekte materyalden yapılan anaerobik
kültürler ve mikroskopik incelemeyle konur. Prülan mayi içinde
sülfür granüllerinin ( sarı – yeşil bakteri flamentlerinden
oluşan partiküller ) görülmesi tanı koydurur. Gram boyamada
gram pozitif uzun ve dallanan flamentler şeklinde görülür.
Kraniografide sinüzit, osteomyelit görülmesi tanıyı destekler.
Tedavide cerrahi drenaj veya enfekte alanın eksizyonuyla
beraber kristalize penisilin 20 milyon ünite / gün kullanılır.
Optimal tedaviyle prognozu iyidir.
TÜBERKÜLOM:
Tüberkülom patogenezi tüberküloz menenjitle aynıdır. Primer
enfeksiyon sırasında ortaya çıkan bakteremi ile basil santral
sinir sistemine yerleşir. Hücresel immün cevabın gelişmesiyle
bu bölgede küçük tüberküller oluşur. Bu ufak tüberküllerin
subaraknoid sahaya açılması sonucu tüberküloz menenjit ortaya
çıkar
veya
parenkim
içindekiler
glial
dokuyla;
meninkslerdekiler
ise
kalın
bir
fibröz
kapsülle
sınırlandırılarak tüberkülomlar ortaya çıkar. Makroskobik
olarak tüberkülomlar gri renkli ve iyi sınırlıdır, boyları 1
ila 10 cm arasında değişir. Mikroskobik olarak tüberkülom
kapsülünün içinde tüberkülozun karakteristik histopatolojik
bulguları görülür. Epitel hücreleri, langhans dev hücreleri ve
lenfositlerle çevrili kazeöz nekrotik merkez izlenir.
Tüberkülomun kazeöz merkezi likefiye olursa tüberküloz beyin
absesi adını alır. Tüberlüloz beyin absesi çok nadir görülür.
Tüberkülomların % 0.5 i abseleşir.
EPİDEMİYOLOJİ:
Tüberkülom epidemiyolojisi tüberküloz menenjitle paralellik
gösterir. Günümüzde etkili antibiyotiklerle insidansı azalmış
olsada az gelişmiş ülkelerde intrakranial yer kaplayan
lezyonların % 15 – 50 sini tüberkülomlar oluşturmaktadır.
Nadiren tüberküloz menenjitin tedavisinden sonra tüberkülom
geliştiği veya tüberkülom tedavisi sırasında tüberküloz
menenjit geliştiği görülür. Tedavisiz tüberkülomlar tüberküloz
menenjitle sonuçlanırlar. Vakaların % 70 i multipl
tüberkülomlar şeklinde görülür. Tüberkülomlar beyin
parenkiminde herhangi bir yerde olabilirler. Çocuklarda
görülen
tüberkülomlar
genellikle
infratentoryal
yerleşimlidirler.
KLİNİK:
Tüberkülomlara bağlı klinik bulgular kitle etkisine bağlı
artmış intrakranial basınç, lezyonun yerine bağlı fokal
nörolojik bulgular ve epileptik ataklardan ibarettir.
Tüberkülomlara bağlı klinik bulgularda beyin abseleri gibi
enfeksiyondan değil kitle etkisinden ve lokalizasyondan
kaynaklanır. Klinik yavaş ve progressif seyirlidir. Hasta
şikayetlerinin başlangıcından haftalar hatta aylar sonra
kliniğe gelir. Hasta şikayetlerinin lezonun büyüklüğüne oranla
beklenenden çok daha hafif olduğu gözlenmiş ve bu bulgu
tüberkülom için patognomonik kabul edilmiştir. Klinikte KİBAS
bulguları, papil stazı, fokal nörolojik bulgular majör klinik
bulgulardır. Nadiren ateş ve sistemik enfeksiyon bulguları
izlenir. Tüberküloz beyin absesi ise daha toksik ve ağır
seyirlidir. Sistemik enfeksiyon bulguları daha ön plandadır.
TANI:
Klinik bulguları gibi tüberkülomda laboratuar bulgularıda
spesifik değildir. Sedimentasyon dahil birçok laboratuar testi
tüberkülom ile diğer yer kaplayan lezyonların ayrımında
yardımcı olmaz. Diğer yer kaplayan lezyonlarda olduğu gibi
tüberkülomlardada lomber ponksiyon kontrendikedir. Eğer
yapılırsa BOS da protein artışı dışında bir patoloji izlenmez.
Sinir sistemi dışında tüberküloz varlığı tüberkülom tanısında
yardımcı olur. Yapılan çalışmalarda hastaların % 50 – 85 inde
ppd pozitifliği, % 33 – 80 inde ise akciğer tüberkülozu
görülmüştür. Vakaların yarısında geçirilmiş tüberküloz öyküsü
vardır. Tüberkülom BT de üniform olarak kontrast tutan izo
veya hipodens lezyon olarak görülür. Tipik olarak kontrast
tutan kalın bir kapsül ve karakteristik santral izodensite
tüberkülom tanısını kolaylaştırır. Eski tüberkülomlar
kalsifiye olurlar ve lezyon etrafında ödem alanı olmayabilir.
Bu BT görüntüleri tüberkülomları diğer yer kaplayan
lezyonlardan ayırmaya yetmez. MR
da tüberkülomlar T2
ağırlıklı görüntülerde düşük sinyal yoğunluklu olarak izlenir.
MR
görüntüleriyle tüberkülomun histolojik yapısı arasında
paralellik vardır. Tüberkülom etrafındaki fibrozis ve gliozis
arttıkça hipointens görünüm artar.
Tüberkülomun kesin tanısı histopatolojik incelemeyle konur.
Alınan materyalde aside dirençli basil görme şansı % 60 dır.
Vakaların % 50 – 60 ında kültürde basil üretilebilir.
TEDAVİ:
Efektif anti tüberküloz tedavi öncesinde tüberkülomların tek
etkili tedavisi cerrahiydi ve mortalite % 50 leri bulmaktaydı.
Efektif antitüberküloz tedavi ile tüberkülomların tedavisi ve
cerrahi başarı şansı belirgin şekilde artmıştır. Malin
tümörler ve diğer patojenlerden farklı olarak tüberkülomlar
nöral dokuda kalıcı hasar yapmadan büyürler, bu nedenle
tüberkülom eksizyonu beyin fonksiyonlarının tamamen normale
dönmesi gibi oldukça dramatik yüz güldürücü iyileşmelerle
sonuçlanır. Son çalışmalar sadece antibiyoterapiyle birçok
vakada nörolojik düzelme olduğunu göstermiştir.
TÜBERKÜLOZ BEYİN ABSESİ:
Nadir görülür. Tüberkülom içindeki kazeifikasyon nekrozunun
likefiye olması halidir. Tüberkülomların %0.5i abseleşir.
Klinik daha ağrdır ve enfeksiyon bulguları ön plandadır,
hastalar genellikle semptomların başlangıcından itibaren 1
hafta içinde kliniğe gelirler. Klinikte ateş, başağrısı, ve
fokal nörolojik defisitler görülür.
Vakaların % 35 inde
multipl abse odakları izlenir. Tüberküloz beyin asbesini
klinik, radyolojik ve laboratuar yöntemleriyle diğer beyin
asbelerinden
ayırmak
mümkün
değildir.
Tedavide
antibiyoterapiyle beraber cerrahi drenaj esastır.
II – FUNGAL BEYİN ABSELERİ:
Funguslar 4 ana kategoriye ayrılırlar:
Küf mantarları
Maya mantarları
Dimorfik maya mantarları ve
Sınıflanamayan mantarlar.
Merkezi sinir sisteminde maya mantarları ve dimorfik maya
mantarları genellikle menenjit, küf mantarları ise genellikle
vaskülit ve beyin absesi yaparlar.
Fungal beyin abseleri yer kaplayan lezyonlar içinde nadir
görülürler. Günümüzde immünsüpressif hastaların artması, geniş
spektrumlu antibiyotiklerin yaygın kullanımı ve teşhis
yöntemlerinin artması sayesinde fungal beyin abseleri
insidansıda giderek artmaktadır. Fungal beyin abselerinin
prognozları kötüdür fakat erken tanı ve tedaviyle yüz
güldürücü sonuçlar almak mümkündür. Fungal beyin abselerinin
insidansının artışındaki
en önemli etken solid organ
transplantasyonu ve kemikiliği transplantasyonunda kullanılan
güçlü immünsüpressifler ve geniş spektrumlu antibiyotiklerdir.
Sistemik mikozların seyri sırasında vakaların % 10 unda
nörolojik tutulum ( menenjit veya abse ) görülür. Yapılan
çalışmalar beyin abseleri içinde fungal abselerin oranının % 1
ila 28 arasında değiştigini göstermektedir. Toplumdaki
imünsüpresse hastaların oranı ve coğrafi konum bu oranı
değiştiren önemli faktörlerdir. En sık rastlanan fungal
patojenler kandida % 44, aspergillus % 28 ve cryptococcus
neoformans %23 dir. İmmün süpressif hastalardaki fungal
abselerden sıklıkla aspergillus ve candidalar sorumludur.
Yapılan bir çalışmada kemik iliği transplantasyonu yapılan
hastalarda gelişen beyin abselerinin % 92 sinden fungusların
sorumlu olduğunu ve vakaların çoğundan aspergillus ve
kandidaların izole edildiğini göstermiştir.
Fungal beyin asbelerini klinik, laboratuar ve radyolojik
verilerle diğer yer kaplayan lezyonlardan ayırmak zordur.
Kesin tanı biyopsiyle konur. Biyopsi materyalinden yapılan
gram boyaması, koh preparatı ve kültüre rağmen birçok vakada
tanı koymak güçtür. Mukor cinsi funguslar biopsi materyalinde
görülselerde genellikle kültürde üremezler. Tersine kandida
albikans gibi funguslar ne biopsi materyalinde ne koh
preparatında görülmez fakat kültürde ürerler. Cryptokok,
histoplasma ve coccydiomikoz gibi bazı fungal beyin
abselerinin tanısında seroloji yol göstericidir. Günümüzde
fungal beyin asbelerinin tedavisinde amfoterisin b ve azol
gurubu antifungaller kullanılmaktadır.
KÜF MANTARLARI:
Toprak su ve çürüyen organik madelerde bolca bulunurlar.
Aspergillus ve mukor olmak üzere iki majör gurubu insanlar
için patojeniktir. İmmünsupresyon, kortizon kullanımı, geniş
spektrumlu antibiyotik kullanımı, ve uzamış nötropeni
aspergillus ve mukor enfeksiyonları için predispozan
faktörlerdir. Dabet mukor enfeksiyonları için risk oluşturur.
Aspergillus ve mukor nadiren predispozan faktörlerin olmadığı
normal insanlarda görülür. Genellikle paranazal sinüs
enfeksiyonu gibi rinoserebral enfeksiyonların yayılmasıyla
sinir sistemine ulaşırlar.
ASPERGİLLUS:
Doğada ve çürüyen organik atıklarda bolca bulunur. Sadece küf
formu vardır, dimorfik değildir. İnhalasyonla bulaşarak
kulaklar, sinüsler, deri, yanık ve yüzeyel yaralarda kolonize
olur. İmmünsüpresse hastalarda akciğerler ve diğer organları
invaze ederek hemoptizi ve granülomlara neden olur. Sıklıkla
hematolojik malinitesi olan nötropenik hastalarda, kemoterapi
alan hastalarda ve hücresel immünitesi bozulmuş insanlarda
enfeksiyon yapar.
Aspergillus enfeksiyonu için risk faktörleri:
Hematolojik maliniteler
Nötropeni
Kemoterapötik ilaç kullanımı
Cushing sendromu
Pulmoner tüberküloz
Diabet
Bronkopulmoner aspergilloz
Kortizon kullanımı
SSS cerrahisi
Karaciğer hastalıkları
Aspergillus intrakranial fungal enfeksiyonların % 28 inden,
fungal beyin abselerinin % 18 inden sorumludur. Aspergillus
beyin asbelerinin % 53 ünde herhangi bir predispozan faktör
bulunmaz.
PATOGENEZ:
Aspergillus sporları inhalasyonla bulaşır bu nedenle
genellikle primer enfeksiyon yeri akciğerler, kulak veya
paranazal sinüslerdir. İntrakranial enfeksiyonlar ya
akciğerlerden hematojen yayılımla veya otit ve paranazal
sinüslerdeki enfeksiyonun direk yayılımıyla sinir sistemine
ulaşır. Pulmoner aspergillozun seyri sırasında vakaların % 13
– 16 sında sistemik aspergillozda ise vakaların % 40 – 60 ında
SSS tutulumu görülür. Paranazal sinüs veya otit kaynaklı
aspergillus abseleri frontal veya temporal loblarda tek olarak
görülürler, semptomların ortaya çıkışı haftalar hatta aylar
alabilir. Hematojen yayılımda ise posterior sirkülasyon
alanında ak – gri cevher birleşim yerinde multipl abse
odakları görülür. Absenin bulunduğu alanda lokal menenjit
gelişebilir, bu vakalarda progres daha hızlı seyirlidir.
Aspergillus vasküler yapıyı invaze etmeye meyilli olduğundan
mikotik anevrizmalar, angiitis, tromboflebitler ve hemorajik
infaktlar sık görülür. Enfeksiyon merkezden perifere doğru
dairesel olarak yayılır ve merkezdeki enfakt alanı giderek
büyür.
KLİNİK:
Aspergillus beyin abselerinde en sık rastlanan klinik bulgu
lezyonun yerine bağlı olarak infaktlar sonucu ortaya çıkan
inme sendromlarıdır. Epileptik ataklar sık görülür. Bu klinik
bulgulara başağrısı ve ensefalopati eşlik eder. Ateş
olmayabilir, meningeal irritasyon bulguları nadiren görülür.
Frontal lobun tutulduğu vakalarda papil ödemi, görme alanı
defektleri, ve prolapsus görülür. Sistemik aspergilloz kliniği
nörolojik bulguların üzerinde olabilir.
TANI:
Predispozan faktörlerin olduğu,
sinüzit, otit gibi primer bir
pulmoner infiltrasyon,
odağın bulunduğu inme
vakalarında beyin abselerinde öncelikle aspergillus
düşünülmelidir. BOS bulguları anormal fakat spesifik değildir.
BOS basıncı artmış, glukoz düşmüş, protein yüksektir. BOS da
eritrositlerin varlığı aspergillus şüphesini arttırmalıdır.
BT ve MR
da halkasal infakt alanlarının görülmesi tanıya
yardımcıdır. Biopsi ve BOS kültürleri tanıya pek yardımcı
olmaz.
TEDAVİ:
Aspergillus beyin abselerinde tedavi cerrahi drenaj ve
ekstirpasyonla beraber antifungal kullanımıdır. Tedavide
amfoterisin b 0.6 – 1 mg / kg / gün verilir. Amfoterisin b ye
yüksek doz ketokonazol 1200 mg / gün, rifampsisin 600 mg / gün
po veya 5 –
florositozin 100 – 150 mg / kg / gün ilave
edilebilir. Tedaviye rağmen mortalitesi çok yüksektir.
İtrokonazol in vivo etkin olsada SSS aspergillozunda tek
başına kullanılmamalıdır. Cerrahi ve medikal tedaviyle
vakaların %
mümkündür.
30
ila
%50
sinde
klinik
düzelme
sağlamak
MUKOR:
Mukormikozis ( zygomycosis ve phycomycosis) saprofitik küf
mantarlarıdır ve doğada yaygın olarak bulunurlar. İnhalasyonla
bulaşırlar, genellikle immünsüpresse hastalarda enfeksiyon
yaparlar. Damarların duvarında prolifere olurlar özellikle
paranazal sinüsler, akciğerler, barsak ve SSS de enfeksiyon
yaparlar. Enfeksiyonları doku nekrozuyla seyreder.
Mukormikoz predispozan faktörleri:
Diabet
Asidoz
Yanıklar
İmmünsüpresyon
Lösemi dir.
Vakaların %5 inde predispozan faktör bulunmaz. Mukormikoz
fungal enfeksiyonler içinde en agressif seyirli olanıdır ve
prognozu belirleyen en önemli etken erken tanı ve tedavidir.
Mukormikoz vakalarının % 70 i diyabetiklerde ortaya çıkar.
Dabetik hastalarda üniform olarak rinoserebral mukormikoz
görülür. Diabetik
hiperglisemi değil
hastalarda
asidozdur.
predispozisyonun sebebi
Nonketotik diabetiklerde
mukormikoz nadir görülür. Asidoz mukormikoz için hem
predispozan faktördür hemde progresi hızlandırır. Sepsis,
dehidratasyon, kronik diare, kronik renal yetmezlikler gibi
asidoz sebepleride mukormikoz için risk faktörleridir.
Hematolojik maliniteleri olan hastalarda dissemine veya
pulmoner mukormikoz görülür. Bu hastalarda SSS tutulumu
hematojen yolla olur. Iv ilaç bağımlılarında görülen fungal
beyin abselerinden genellikle mukormikoz sorumludur.
PATOGENEZ:
Mukormikoz diğer patojen küf mantarları gibi arterleri invaze
ederek trombüs ve infaktlara yol açar. Patojen paranazal
sinüslerden arterleri invaze ederek kolayca parenkime ulaşır.
Bu sırada yolu üstündeki orbita, göz, kemik ve beyin gibi tüm
dokuları invaze eder. Parenkimde hızla büyüyen serebrit ve
infaktlara yol açar. Vakaların 1 / 3 ünde arteriel tutulum
internal karotid artere ve kavernöz sinüse kadar uzanır.
KLİNİK:
Rinoserebral mukormikoz tanısını koymak kolaydır. Burun
kenarında veya damakta hızla büyüyen siyah mukozal veya fasial
nekroz alanı tanı koydurur. Diabetik bir hastada göz veya
sinüslerle ilgili herhangi bir şikayet mukormikoz şüphesi
uyandırmalıdır. Bu şikayetler başağrısı, yüz ağrısı,göz
yaşarması, çift görme veya burun akıntısı şeklinde olabilir.
Beraberinde ateş ve laterji olabilir. Hiperglisemik
ketoasidotik komayla getirilen bir hastada metabolik bozukluk
düzelmesine
rağmen
koma
düzelmiyorsa
rinoserebral
mukormikozdan şüphelenilmelidir. Rinoserebral mukormikoziste
ilk bulgu hiperemik veya ortası nekrozlu nazal ülserdir. Nazal
akıntı ve fasial ödemi enfeksiyonun orbitaya yayılması sonucu
egzoftalmi takip eder. Kranial sinir felçleri sık görülür.
Vasküler yapıların invazyonu sonucu körlük erken dönemde
ortaya çıkar. Hemiparezi, epileptik ataklar, monoküler körlük
gibi fokal nörolojik bulgular enfeksiyonun intrakranial
yayılımını ve prognozun kötüleştiğini gösterir. Vakaların %50
si ateş, başağrısı ve fokal nörolojik bulgularla kliniğe
gelir.
Iv ilaç bağımlılarındaki mukormikozis ise genellikle bazal
ganglionları tutar.
TANI:
Mukormikoziste BOS bulguları spesifik değildir. BOS basıncı
yüksek, protein yüksektir ve nötrofil hakimiyeti olan bir
pleositoz görülür. BOS glikozu normaldir. BOS da
eritrositlerin varlığı teşhisi destekler, BOS ve biopsi
örneklerinden etken izole edilebilir.
RADYOLOJİ:
Rinoserebral mukormikoziste sinüs grafilerinde hava – sıvı
seviyeleri görülebilir. BT de kemik destrüksiyonu, sinüslerde
opasite, derin fasial obliterasyon görülmesi tanıyı destekler.
Burun akıntısı ve ülser zemininden yapılan kazıntı, sinüs
aspiratından yapılan koh preparatında şerit benzeri, septasız
hiflerin görülmesi tanıyı destekler. Kesin tanı etkenin
kültürde üretilmesiyle konur.
TEDAVİ:
Rinoserebral mukormikoziste ana tedavi metabolik bozukluğun
düzeltilmesidir. Buna ilave olarak amfoterisin b ( 0.6 – 1.25
mg / kg / gün ) ve agressif cerrahi debridman gerekir.
Tedaviye rağmen mortalite % 90 lardadır. Hiperbarik oksijen
tedaviye cevabı arttırabilir.
Mukormikoziste prognozu belirleyen en önemli faktör altta
yatan predispozan faktörün ağırlığıdır. Diabet sonucu ortaya
çıkan mukormikozislerde tedaviye cevap oranı daha yüksektir.
Hayatta kalan vakaların büyük çoğunda nörolojik sekel kalır.
MAYA MANTARLARINA
ABSELERİ:
BAĞLI
BEYİN
KANDİDA:
Opportunistik mikozların en önemlisidir. Üst solunum yolları,
gastrointestinal sistem ve vajinal floranın bir parçasıdır.
Lokal veya sistemik defansın bozulduğu durumlarda enfeksiyon
yapar. Geniş spektrumlu antibiyotikler, kemoterapötik ajanlar
ve glikokortikoidlerin kullanıma girmesiyle 1950 lerden
itibaren sistemik kandida enfeksiyonlarının insidansı
artmıştır. Yenidoğanlarda özellikle prematürelerde sistemik
kandidiazis ve SSS tutulumu insidansı giderek artmaktadır.
Sinir sistemi kandidiazisis vakalarının yaklaşık üçte biri
pediatrik yaş gurubunda görülür. Sistemik kandidazis sırasında
SSS tutulumu vakaların %50 sinde görülür.
PATOGENEZ:
Kandida normal intestinal floranın bir parçasıdır. Kemoterapi,
geniş spektrumlu antibiyoterapi, trombositopeni sonucu barsak
florasının bozulması ve barsak duvarında meydana gelen
mikroabseler yoluyla kandida intestinal lümenden kan
dolaşımına geçer. Santral venöz kateterler ve ıv ilaç
kullanımıda giriş yolu ve kandidemi kaynağı olabilir. Iv ilaç
bağımlılarında gelişen kandideal endokardit vakalarının % 80
inde SSS tutulumu ortaya çıkar. Sistemik kandidiaziste SSS
tutulumu menenjit, ependidimit, beyin absesi veya bunların
kombinasyonu şeklinde gelişebilir. Kandideal beyin abseleri
genellikle arteria serebri medianın dağılım alanında ak – gri
cevherin birleşim yerinde mikroabseler şeklinde görülür.
Kandida nadiren aspergillus ve mukorda olduğu gibi vasküler
yapıları invaze ederek lokal trombüs ve infaktlara yol açar.
KLİNİK:
Yenidoğan dönemi dahil olmak üzere predispozan faktörlerin
bulunduğu her hastada sistemik kandidemi SSS tutulumuyla
sonuçlanabilir. Predispozan faktörlerin varlığında başdönmesi,
konfüzyon, stupor gibi non spesifik bulgular SSS tutulumunun
habercisi olabilir. Diğer fungal SSS enfeksiyonlarında nadir
görülen ateş ve menengial irritasyon bulguları kandideal SSS
enfeksiyonlarında sık rastlanan bulgulardır. Tutulan bölgeye
bağlı olarak fokal nörolojik bulgular bu tabloya ilave olur.
TANI:
Tanı BOS veya biopsi örneğinden kandidanın izolasyonuyla
konur. Meninks tutulumu olmadığı sürece BOS dan izolasyon
zordur. BOS bulguları spesifik değildir. Protein artışı,
glükozda düşme ve pleositoz görülür. İdrar, balgam,
kemikiliği, pleuroperitoneal mayi gibi diğer bölgelerden
yapılan kültürler sistemik kandidiazis ve SSS tutulumu
tanısını kolaylaştırır. Radyolojik olarak kandideal beyin
abselerini diğerlerinden ayırmak mümkün değildir. Kandideal
serolojik testler spesifitelerinin azlığı nedeniyle klinikte
kullanılmazlar.
TEDAVİ:
Tedavide cerrahi drenaj ve antifungaller kullanılır.
Antifungallerden amfoterisin b ( 0.6 – 1 mg / kg / gün)
verilir, buna flusitozin 100 – 150 mg / kg / gün ilave
edilebilir.
KRİPTOKOK :
Kriptokoklar doğada, toprakta ve özellikle tavuk ve kuş
dışkılarında bolca bulunur, inhalasyonla bulaşır. Primer
akciğer enfeksiyonu genellikle asemptomatiktir, nadiren
pnemoni yapar. Primer enfeksiyon genellikle akciğerlerde
sınırlı kalır, disseminasyon olursa ( kriptokokoz ) sıklıkla
menenjit yapar. 1970 lere kadar fungal SSS enfeksiyonlarında
ensık ratlanan patojen kriptokoklardı, 1970 lerden sonra
kandida enfeksiyonlarının sıklığı kriptokokların önüne geçti,
1980 lerin ortasından itibaren AİDS li hastaların artması
nedeniyle kriptokoklar yeniden en sık rastlanan fungal SSS
enfeksiyonu sebebi oldular. Diğer fungal ajanlardan farklı
olarak kriptokokal SSS enfeksiyonlarının % 80 i erkeklerde
görülür. Kriptokoklar özellikle hücresel immün sistemin bozuk
olduğu hastalarda opportunistik enfeksiyon yaparlarsada birçok
vakada predispozan sebep bulunmaz.
Kriptokokal enfeksiyonlar için predispozan faktörler:
Hücresel immün defektler,
Diabet,
Sistemik lupus eritematozus ve
Organ transplantasyonlarıdır.
Kriptokokal menenjitlerin % 50 si, kriptokokal beyin
abselerinin ( kriptokokoma ) ise % 95 i normal insanlarda
görülür.
PATOGENEZ:
Kriptokoklar inhalasyonla bulaşır, primer inokülasyon yeri
olan akciğerlerden torasik lenf ganglionları aracılığıyla
dolaşıma geçer ve meninkslere yayılırlar. Kriptokoklarda
meneninkslere karşı bir tropizm söz konusudur, ikinci sıklıkta
kemik iliğini tutarlar. Dissemine kriptokoksemi sırasında
vakaların % 90 ında SSS tutulumu görülür.
Kriptokoklar SSS de 4 çeşit abse yaparlar( kriptokokoma ):
1. Piyojenik beyin abselerine benzeyen inflame iyi sınırlı
psedokistik lezyon % 9
2. Jelatinöz kitle ve hafif inflamatuar reaksiyon % 24
3. Fibrogranülomatöz lezyon % 15
4. Mikst tip % 43
KLİNİK:
Nörolojik sistemin kriptokokal enfeksiyonu sıklıkla menenjit
şeklinde ortaya çıkar. Menenjitlerin % 4 – 8 inde menenjitle
birlikte kriptokokoma bulunur, kriptokokomaların ise % 63 ü
kriptokokal menenjitle birlikte görülür. Kriptokokoma
vakalarının sadece %5 inde immün defekt vardır. En sık görülen
klinik bulgu başağrısıdır ( % 73 ) ateş, halsizlik, epileptik
ataklar, bilinç bulanıklığı gibi diğer klinik bulgular
vakaların ancak üçte birinde görülür. Vakaların % 18 inde ise
nörolojik hiçbir şikayet yoktur.
TANI:
BOS da kriptokokların çini mürekkebi preparatıyla kolayca
görünüp tanınabilmeleri, karakteristik histopatolojik
görünümleri
ve
serolojik
testler
ile
kriptokok
enfeksiyonlarına tanı koymak kolaydır. Kriptokokomada BOS
kültürü ve çini mürekkebi boyamayla tanı koyma şansı % 52 dir.
Kriptokokomaları BT ve MR
görüntüleriyle diğer abselerden
ayırmak zordur.
TEDAVİ:
Tedavide antifungal tedaviyle birlikte cerrahi drenaj veya
sadece antifungal tedavi yapılır. Kriptokokomalarda mortalite
tedaviye rağmen % 50 lerdedir. Hayatta kalan hastaların
yarısında nörolojik sekel kalır. Kriptokokomayla beraber
menenjit olması, hasta yaşının 40 ın üstünde olması kötü
prognoz işaretleridir. Antifungal tedavide amfoterisin b ( 0.3
– 1 mg / kg / gün ) ve flusitozin ( 75 – 100 mg / kg / gün 4
dozda ) verilir. Bu tedaviye mikonazol eklenebilir. Tedaviye
klinik ve radyolojik düzelme görülünceye dek devam edilir.
DİMORFİK MANTARLAR:
Bu gurupta yer alan patojenler ( blastomyces dermatidis,
histoplasma
capsulatum,
coccidioides
immitis
ve
paracoccidioides barsiliensis ) kronik menenjit etkenidirler,
parenkim tutlumu ve abse oluşumu çok nadir görülür. Dimorfik
mantarlara bağlı menenjitler tüberküloz menenjite çok benzer.
BLASTOMYCES DERMATİDİS
Blastomycesler toprakta bolca bulunurlar, blastomikoz tüm
dünyada görülür, kuzey amerikanın güneyinde endemiktir. SSS
blastomikozu orta yaşlı insanlarda ve erkeklerde kadınlara
oranla 9 kat fazla görülür.
PATOGENEZ:
Blastomyces sporları insanlara inhalasyonla bulaşır, bulaşmayı
takiben subklinik pnemoni yapar. Bazı insanlarda bu primer
enfeksiyon sırasında disseminasyon gelişir ve patojen SSS
yayılır. Sistemik blastomikoz sırasında akciğer enfeksiyonu %
95, deri tutulumu % 50, SSS tutulumu % 5 oranda görülür.
Blastomices SSS de genellikle menenjit yapar, bu kronik
menenjit sırasında kemik invazyonu ve kafatası osteomyeliti
görülebilir. Blastomyces nadiren beyin parenkimini tutar ve
abseye neden olur. Blastomyces beyin abselerinin % 50 si
soliter abseler şeklindedir ve tüberkülomu andırır.
Mikroskopide fibröz kapsülle çevrili nekrotik alan ve
multinükleer dev hücreler görülür.
KLİNİK:
Sistemik blastomikozda akciğer bulguları ön plandadır.
Blastomikoza bağlı beyin abselerinin kliniği; absenin yerine
bağlı olarak ortaya çıkan fokal nörolojik bulgular ve kitle
etkisinden kaynaklanır.
TANI:
Blastomikoza bağlı menenjitler ve beyin abselerinde etkeni BOS
dan izole etmek zordur. BOS da protein artışı, basınç artışı,
normal glukoz ve hafif pleositoz vardır. BT de izodens veya
hafif hiperdens iyi sınırlı etrafı öemli odak tümörlerle sıkça
karışır. Blastomikoz abselerinin BT ve BOS bulgularıyla diğer
abselerden ayrımı zordur. Blastomikoz için serolojik test
yoktur kesin tanı etkenin izolasyonuyla konur.
TEDAVİ:
SSS blastomikozunun tedavisinde amfoterisin b (0.1 – 1 mg / kg
/ gün) ve cerrahi drenaj yapılır. Amfoterisin B yerine
ketokonazol (800 mg / gün) kullanılabilir. İmidazol gurubu
antifungaller blastomikoz tedavisinde başarılı değildirler.
HİSTOPLASMA CAPSULATUM
Histoplasmaya bağlı beyin absesi nadir görülür. Histoplasma
capsulatum toprakta, kuş ve yarasa pisliğinde bolca bulunur,
insanlara inhalasyonla bulaşır. Sistemik histoplasma
enfeksiyonu histoplasmoz bimodal bir dağılım gösterir.
Vakaların yarısı çocukluk çağında, diğer yarısıda 40 yaş
üstünde görülür. Erişkin çağında ortaya çıkan histoplasmoz
erkeklerde kadınlara oranla 5 kat daha fazla görülür.
PATOGENEZ:
İnhalasyonla alınan histoplasma akciğerlerden sistemik
dolaşıma geçerek SSS ulaşır. Diabet, hodgkin, siroz, sistemik
lupus eritematozus, kortizon kullanımı, immünsüpresyon
sistemik histoplazmoz için bilinen risk faktörleridir.
Vakaların 2/3 ünde immün defekt veya predispozan faktör
yoktur. Histoplazma enfeksiyonları genellikle akciğerlerde
sınırlı kalır, akciğerler dışında ensık adrenalleri ve kemik
iliğini enfekte eder. Sistemik histoplazmozda SSS tutulumu
vakaların % 7.6 sında ortaya çıkar. Histoplazma SSS de
sıklıkla menenjite neden olur, abse nadir görülür. Histoplaza
beyin abseleri ya milier non – kazeifiye granülomlar veya
büyük soliter granülomlar şeklinde görülürler. Büyük soliter
granülomlara histoplazmom denir ve tüberkülomlara benzerler.
Histopazmom fibrotik kapsülle çevrili nekrotik bir merkezden
oluşur, mikroskopide dev hücreler ve histoplasma içeren
histiositler görülür.
KLİNİK:
Sistemik histoplasmoza bağlı ateş, kilo kaybı, halsizlik önde
gelen klinik bulgulardır. Bu bulgularla beraber BT de kitle
görüntüsü tümörlerle karışmalarına neden olur. Klinikte ayrıca
lezyon yerine bağlı olarak fokal nörolojik bulgular ve kitle
etkisinin yarattığı bulgular görülür.
TANI:
BOS
kültürü
tanıya
nadiren
yardımcı
olur.
Kesin
tanı
izolasyonla konur. Etken kemik iliği, lenf bezleri ve
akciğerden izole edilebilir. BT ve MR
bulguları tanı
koydurucu değildir.
TEDAVİ:
Histoplazmaya bağlı beyin abselerinin tedavisinde amfoterisin
b (0.6 – 1 mg / kg / gün) veya itroconazol ( 200 mg / gün 9
ay ) kullanılır ve cerrahi debridman uygulanır.
COCCİDİOİDES İMMİTİS:
Coccidioides immitis toprakta bolca bulunur ve insanlara
inhalasyonla bulaşıp akciğerde subklinik enfeksiyona sebep
olur. Akciğerden hematojen olarak diğer organlara yayılır. SSS
de sıklıkla menenjit yapar parenkim tutulumu ve abse nadir
görülür. Hamilelik, kortizon kullanımı, immün süpresyon
sistemik koksidiomikoz için bilinen risk faktörleridir.
Coccidioides e bağlı SSS tutulumunda vakaların %13 ünde sadece
menenjit, % 78 inde menenjit ve serebrit, % 9 unda tüberküloza
benzer milier granülomlar görülür. Tanı biopsiyle alınan
materyalin mikroskopi ve kültürüyle konur. Cocidioidin
serolojik testi tanıya yardımcıdır. BOS bulguları anormal
fakat özgün değildir. Koksidiomikoz beyin abselerinin
tedavisinde cerrahi drenaj ve ketokonazol kullanılır.
III
–
PARAZİTİK
ABSELERİ:
BEYİN
Birçok protozoa ve helmint beyin absesine yol açabilir.
Parazitik beyin abselerinin insidansı coğrafi bölgelere, yaşam
koşullarına ve sosyal imkanlara bağlı olarak değişiklik
gösterir. Toksoplazma ( özellikle AİDS li hastalarda ) en sık
rastlanan beyin absesi sebeplerindendir. Strongiloides
stercoralis immün süpressif hastalarda SSS e yayılarak beyin
abselerine yol açabilir, beraberinde sıklıkla gram negatif
basiler menenjit veya gram negatif beyin abseside vardır.
Patojenik amiplerden beyin asbesine ençok sebep olan entamoeba
histolitica dır. Meksika gibi bazı ülkelerde intrakranial yer
kaplayan lezyonların büyük kısmından entamoeba lar sorumludur.
Entamoeba histolitikaya bağlı beyin abseleri eş zamanlı bir
primer fokus ile beraber ( genellikle hepatik abse ) multipl
beyin asbeleri şeklinde görülürler. Acantomoeba gurubu
özellikle AİDS gibi hücresel immün sistemin bozulduğu
hastalarda beyin absesi yapar. Shistozoma gurubu içinde sadece
Shistozoma japonica beyin asbesi yapabilir. Az gelişmiş
ülkelerde Tenya solium larvasına bağlı cysticercosis sık
rastlanan intrakranial lezyonlardan biridir. Ekinokokkosis,
trişinoz ve angiostrongiloz nadir görülen beyin absesi
sebeplerindendir.
TOKSOPLAZMA :
Tokoplasma enfeksiyonları sağlıklı ve immünsüpresse insanlarda
sık görülen bir enfeksiyon sebebidir. Sağlıklı insanlarda akut
Toksoplazmoz asemtomatik olarak seyreder ve patojen vicutta
dorman olarak kalır. İmmün süpressif hastalarda ise primer
enfeksiyon veya latent enfeksiyonun reaktivasyonu dissemine
Toksoplazmozla sonuçlanır. Latent Toksoplazma prevalansı
coğrafi bölgelere göre büyük farklılıklar gösterir. Az
gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde seropozitif insanların
oranı % 90 ları bulmaktadır. Dissemine Toksoplazmoz sırasında
SSS tutulumu riski immünsüpresyonun derecesiyle doğru orantılı
olarak artar. AİDS li hastalarda Toksoplazma ensefalitlerinin
% 95 i latent enfeksiyonun reaktivasyonu şeklinde ortaya çıkar
ve vakaların % 90 ında CD4+ T lenfositlerinin sayısı mm3 de 200
ün altındadır. CD4+ T lenfositlerinin mm 3 de 100 ün altına
inmesi riski dahada arttırır.
PATOGENEZ:
Son konağı kediler olan sporozoan dır. İnsanlar ara konaktır.
İnsana kedi dışkısından bulaşan kistlerin oral yoldan
alınmasıyla, veya transplacenter olarak bulaşır. İnce
barsaklarda kistler açılır, ve barsak duvarına invaze olur.
Burada makrofajlar tarafından fagosite edilen trofozoid
makrofaj içinde hızla çoğalır ( taşizoid ) ve hücreyi
parçalayarak diğer organlara yayılır. Beyin, göz, akciğerler,
karaciğer ve diğer organlarda hücresel immünite taşizoidlerin
yayılımını durdurur ve kist formu oluşur. Kist formu içinde
gelişen bradizoidler çok yavaş olarak çoğalmaya devam ederler.
İmmünitenin bozulduğu durumlarda kistler açılır ve
bradizoidler tekrar taşizoid haline geçerek yayılmaya
başlarlar.
Birçok insanda primer enfeksiyon klinik bulgu vermez.
Organizma kist içinde inflamasyona veya klinik bulguya neden
olmadan yıllarca canlı kalır. Hamilelikte ortaya çıkan primer
enfeksiyon sırasında Toksoplasma transplacenter yoldan fetusa
bulaşır. Hamilelikte primer enfeksiyon geçiren annelerin
sadece 1 / 3 ünde Toksoplasma fetusa bulaşır, infekte
bebeklerin ise sadece % 10 u semptomatiktir.
KLİNİK:
Normal insanlarda primer Toksoplasma enfeksiyonu genellikle
asemptomatiktir, nadiren enfeksiyöz mononükleozis benzeri
şikayetler ortaya çıkar. İntra uterin enfeksiyonlar ise
abortus, veya konjenital Toksoplazmozla sonuçlanabilir.
Konjenital Toksoplazmoz hepatosplenomegali, korioretinit,
ensefalit ile kartakterizedir, ateş, sarılık, intrakranial
kalsifikasyonlar görülebilir. Konjenital Toksoplasmoz
genellikle asemptomatiktir, koriretinit ve mental retardasyon
aylar yıllar sonra ortaya çıkabilir. İmmün süpressif
hastalarda kistlerin açılmasıyla dissemine Toksoplasmoz
gelişir. Dissemine Toksoplasmoz sırasında SSS tutulumu
ensefalit, meningoensefalit veya beyin asbesi şeklinde ortaya
çıkar. Birçok hastada Toksoplazma ensefaliti günler içinde
ortaya çıkan generalize başağrısı, letarji ve konfüzyonla
karakterizedir, bu bulguları takiben fokal nörolojik bulgular
ortaya çıkmaya başlar, Toksoplazma ensefaliti multifokaldir.
Hemiparezi, kranial sinir felçleri, afazi, fokal epileptik
ataklar en sık rastlanan fokal nörolojik bulgulardır.
Toksoplazma bazal ganglionlar ve beyin sapını invaze etmeye
meyilli olduğundan ataksi, dismetri ve yürüme bozuklukları çok
sık görülür. Fokal nörolojik bulgular serebrit ensefalit
döneminde geçicidir, abseleşme başladıktan sonra bu nörolojik
bulgular kalıcı sekeller haline döner. Hastalarda ateş
genellikle görülmez ve tipik olarak menengial irritasyon
bulguları yoktur.
TANI:
Toksoplazma serolojisi yol göstericidir fakat dikkatle
değerlendirilmelidir. Toksoplazma ensefalitinde vakaların % 95
inde Toksoplazma ıg g pozitif bulunmuştur. Toksoplazma
reaktivasyonunda ıgg titresinde artış olmayabilir ve ıgm tanı
koymada yetersizdir. Genel olarak klinik bulgular,
karakteristik radyolojik bulguların varlığı, pozitif
Toksoplazma serolojisi ve ampirik anti Toksoplasma tedavisine
cevap tanı koymaya yeterlidir. Nadiren biopsi materyalinde
etkenin gösterilmesi gerekir. Mikroskopik incelemede
nekrotizan abse odağı, peteşial hemorajik alanlar, ve
periferde lokalize trofozoidler tanı koydurur. Negatif
seroloji Toksoplazma
tanısından uzaklaştırır. Toksoplazma
ensefalitini ise viral ensefalitlerden ayırmak çok zordur,
ayrım özel histokimyasal boyalarla parenkimde trofozoidlerin
gösterilmesiyle konur. Serebral Toksoplazmada BOS bulguları
tanısal değer taşımaz. BOS genellikle normaldir veya hafif
pleositoz ve protein artışı görülür. Vakaların % 30
– 50
sinde BOS da Toksoplazma antikoru gösterilebilir. BT ve MR da
Toksoplazma multipl parenkimal noduler lezyonlar şeklinde
görülür soliter lezyon nadir görülür. MR
da t1 ağırlıklı
görüntülerde hipointens T2 ağırlıklı görüntülerde ise
hiperintens görülür. İnflamasyon az olduğundan kontrast
tutulumu zayıftır. Lezyonlar genellikle serebral hemisferlerde
ve bazal ganglionlarda görülürler. Lezyon içi hemoraji ve
kalsifikasyonlar nadirdir.
Toksoplasma AİDS li hastalarda en sık rastlanan intrakranial
yer kaplayan lezyon sebebidir. SSS Toksoplazmozu hayatı tehtid
eden bir enfeksiyondur. Özellikle AİDS gibi hücresel immün
sistemin bozuk olduğu hastalar, seropozitif insanlardan
seronegatif hastalara yapılan organ transplantasyonları ve
hairy cell lösemiler SSS Toksoplasmozu için yüksek riskli
hastalardır. Bu hastalarda dissemine Toksoplasmoz seyri
sırasında vakaların yarısında SSS Toksoplazmozu gelişir.
Klinik görünüm ensefalit, meningoensefalit veya beyin asbesi
şeklinde olabilir.
TEDAVİ:
Serebral toksplazma tedavisinde sulfodiazin 1 – 1.5 gram 6
saatte bir ve primetamin ilk gün 200 mg daha sonra 100 mg /
gün 6 hafta kullanılır. Absenin cerrahi olarak drenajı nadiren
gerekir.
SİSTİSERKOZ:
Bir sestod olan Taenia solium un
adult formu insanlarda
tenyaya, larval formu ise sistiserkoza neden olur. T.solium
enfeksiyonlarında insan son konak, domuz ara konaktır. Enfekte
insanların dışısındaki t.solium yumurtalarının domuzlara
yiyeceklerle bulaşması sonucu domuz bağırsağında açılan
yumurtalardan embryo ( oncosphere ) gelişir. Embryo barsaktan
dolaşıma geçerek çizgili kaslara yerleşir ve burada larva
formunu alır ( sistiserkus ). Pişmemiş domuz etinin yenmesiyle
insana bulaşan tenya solium larvası ince barsaklarda erişkin
tenya haline gelir, tenya genellikle bulgu vermez nadiren
ishaller ve anoreksiye sebep olur. İnsan dışkısındaki
yumurtaların fekal oral yolla insanlara bulaşması veya enfekte
insanlarda tenya yumurtalarının retrograd yolla üst ince
barsaklara ulaşması sonucu yumurtalar üst ince barsakta
açılarak larval hale geçerler ( oncosphere ) ve barsaktan
geçerek birçok organa yayılırlar. Bu organlarda kist haline
dönen larvalar ( sistiserkus ) sistiserkozise neden olur.
Sistiserkuslar genellikle deri altında, iskelet kaslarında ve
beyinde görülür. Nadiren göz, kalp, akciğerler ve karaciğer
dede sistiserkus görülür. Sistiserkuslar bazı coğrafi
bölgelerde intrakranial yer kaplayan lezyonların başında
gelirler. Canlı larva inflamasyona neden olmaz ve 0.5 – 2 cm
çapa ulaşabilir, fakat birkaç yıl sonra larva canlılığını
yitirince açığa çıkan maddeler inflamatuar reaksiyonu
başlatır, kist içinde nekroz ve kalsifikasyon gelişir.
KLİNİK:
Sistiserkozis kliniği tutulan organa, lokalizasyona,
inflamatuar reaksiyona ve larvanın canlılığına bağlı olarak
değişir. En ciddi klinik bulgular oküler, kardiak ve nörolojik
tutulumda ortaya çıkar. Sistiserkuslar beyin parenkiminde,
ventriküller içinde, beyin tabanında veya subaraknoid aralıkta
yerleşebilir. Nörosistiserkoz kliniğini belirleyen en önemli
faktör sistiserkozun yeri ve inflamatuar reaksiyonun
şiddetidir. Nörolojik tutulumda epileptik ataklar, fokal
nörolojik defisitler, hidrosefali ve KİBAS bulguları en çok
görülen klinik bulgulardır. Erken dönemdeki lezyonlar
inflamatuar
reaksiyon
olmadığından
beyinle
aynı
dansitededirler ve bu nedenle BT de görülmezler, kontrast
madde tutmazlar. Kistin dejenerasyonuyla beraber inflamasyon
gelişir BT de merkezi hipodens etrafı kontast tutan kistler
görülür. İnflamasyonun ilerlemesiyle skleroz gelişir kist
duvarı kalsifiye olur. Kalsifiye kistler drek grafide
görülürler. Dejenere kistler beyin parenkiminde 1 – 4 mm lik
kalsifiye lezyonlar şeklinde görülürler.
TANI:
Sistiserkozun kesin tanısı kistin biyopsisiyle konur. Kas ve
deri altı dokularda kist ve kalsifikasyonların varlığı tanıyı
destekler. Nörosistiserkozun klinik bulguları tanı koydurucu
değildir. Tanı endemik bölgede bulunmuş / bulunan bir hastada
BT de karakeristik multikistik kalsifiye lezyonların görülmesi
ile konur. Dışkıda t.solium yumurtalarının varlığı tanıyı
destekler yokluğu ekarte ettirmez. Hastaların %50 sinde
eozinofili
bulunur. Lomber ponksiyonda lenfositer veya
eosinofilik (%15) pleositoz, artmış protein, düşük glukoz
görülür. BOS ve serumda elisa ile antikorların tespitide
sensitif ve spesifik bir yöntemdir.
TEDAVİ:
Sistiserkozun tedavisinde praziquantel 50 mg / kg / gün 3
dozda kullanılır. Oküler ve intraventriküler sistiserkus lar
praziquantele cevap vermezler. Praziquantel tedavisi kist
etrafında şiddetli bir inflamatuar reaksiyon başlatır, buda
var olan kliniğin dahada ağırlaşmasına hatta ölüme neden
olabilir. Praziquantel in neden olduğu bu inflamatuar cevabın
azaltılması amacıyla tedaviden 2 – 3 gün önce kortikosteroid (
deksametazon 4 – 16 mg / gün veya prednizolon 60 – 100 mg /
gün ) kullanılabilir. Oküler ve spinal sistiserkoz larda sekel
riskini arttırdığından praziquantel tedavide önerilmez. Bazı
sistiserkoz vakaları
semptomatik hastalara
tedavisiz gerilediğinden tedavi
ve progressif milier sistiserkoz
vakalarına önerilir. Sistiserkoz tedavisinde praziquantel 50
mg / kg / gün 3 dozda 14 – 30 gün veya niklozamid 400 mg iki
dozda 8 – 30 gün PO kullanılır. Albendazol praziquantel
alternatifi olarak kullanılabilir.
KİST HİDATİK:
Bir sestod olan echinococcus granulosus un ( köpek tenyası )
larva formu insanlarda üniloküler kist hidatiklere neden olur.
Kist hidatik ülkemiz için önemli paraziter hastalıkların
başında gelir. Kist hidatikte köpekler, kurtlar ve çakallar
son konaktır, koyunlar, keçiler ve nadiren insanlar ara
konaktırlar.
PATOGENEZ:
Köpek dışkısındaki yumurtalar yiyecekler yoluyla koyunlara
bazende insanlara bulaşır. İnce barsaklarda açılan
yumurtalardan embryo ( oncosphere ) gelişir. Embryo primer
olarak karaciğere %65, nadiren akciğere % 20, kemik iliğine %
4 – 5 ve SSS e %2 yerleşerek uniloküler, büyük, içi sıvı dolu
kist hidatiklere sebep olur. Kistin iç duvarından
protoskoleksler ve yavru kistler gelişir. Kistin dış duvarı
vicut tarafından fibröz bir kapsülle sınırlandırılmaya
çalışılır. Kist hidatik içeren koyun karaciğerinin köpekgiller
tarafından yenmesi sonucu köpeklerde tenya gelişir ve döngü
tamamlanır. Kist hidatik bulunduğu yere bağlı olarak yılda
ortalama 1 ila 5 cm kadar büyür. Çevre dokulara bası yaparak
yer kaplayan lezyona neden olur. Bulunduğu yere bağlı olarak
klinik bulgu vermeden büyük boyutlara ulaşabilir.
KLİNİK:
Serebral hidatik kistlerin klinik belirtileri kitle etkisiyle
ortaya çıkar. İlk klinik bulgular artmış kafa içi basıncı
nedeniyle ortaya çıkan kusma ve başağrısıdır. Lokalizasyona
bağlı olarak fokal nörolojik bulgular görülür. Vakaların % 90
ında pramidal traktus bulgular, % 25 inde mental konfüzyon ve
% 20 sinde epileptik ataklar görülür. Kist sıvısının dışarı
sızması sonucu bronkospazm, ürtikeryal döküntüler, eozinofili
ve anafilaksi gelişebilir. Kistin rüptürü anafilaksiye ve yeni
kistlerin oluşmasına neden olur.
TANI:
BT ve MR
da oval ve düzgün kenarlı kistin etrafında ödem
alanı görülür. Serolojik testler tanıya yardımcıdır.
Sensitivitesi yüksek testler ( indirek hemaglütinasyon,
indirek immün floresan, elisa, latex fiksasyon ) ön testler
olarak kullanılırlar. Diğer helmintlerle çapraz reaksiyonları
yanlış pozitif sonuçlara neden olduğundan pozitif sonuçlar
spesifik
testlerle
konfirme
edilmelidir
(
çift
immünodiffüzyon, ıe veya cıe kullanılabilir). Spesifik
testlerde bile sistiserkoz ile çapraz reaksiyon ve yanlış
pozitiflik mümkündür. Serolojik testler pulmoner kist hidatik
vakalarının % 50 sinde karaciğer kist hidatiklerinin ise % 8590 ında pozitif sonuç verdiğinden negtif sonuçlar tanıyı
ekarte ettirmez. Rutin laboratuar analizlerinden yüksek
sedimentasyon ve eozinofili tanıyı destekler. Tanısal amaçlı
aspirasyon kist sıvısının sızıntısına ve disseminasyona neden
olabileceğinden önerilmez.
TEDAVİ:
Serebral kist hidatiklerin tedavisi cerrahi eksizyondur.
Kistin rüptüre olmaması için azami özen gösterilmelidir.
Cerrahi girişim sırasında kist rüptürünü ve disseminasyonu
önlemek amacıyla gümüş nitrat veya hipertonik tuzlu suyla kist
içi irrigasyon yapılabilir. İnoperabl vakalarda perkutan
drenaj ve sterilizasyon ile albendazol denenebilir. Rüptüre
kistlerde bölge hipertonik tuzlu suyla yıkanır ve albendazol
verilir. Multikistik vakalarda sadece ilaç tedavisinin
başarılı olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Kist
hidatiğin medikal tedavisi albendazolle yapılır medikal edavi
2 şer haftalık aralarla 3 veya daha fazla kür şeklinde
uygulanmalıdır, albendazol dozu bir kür için 400 mg 12 saatte
bir 28 gün dür. Çocuklarda ve 60 kilonun altında 12 mg / kg /
gün x 28 gün verilir.
F – KAFATASININ OSTEOMYELİTİ:
Kranium osteomyeliti enfekte yumuşak dokuların komşuluğundaki
kemiğe yayılması sonucu gelişir. Hematojen yayılımla oluşan
kafatası osteomyelitleri çok nadirdir. Frontal kemiğin akut
osteomyeliti frontal sinusitin klasik komplikasyonlarındandır.
Frontal sinüs mukozasındaki venler frontal kemiğin diploik
veniyle serbestçe baglantılı oldukları için, sinüslerdeki
enfeksiyon kolayca kemiğin meduller boşluklarına yayılabilir.
Enfeksiyon daha sonra kranium her iki tarafına ilerleyerek
subgaleal yada epidural abseye neden olabilir.
Genellikle kafatası osteomyeliti
saçlıderinin veya kafanın
travmatik yaralanmalarından sonra meydana gelmektedir.
Kafatası traksiyonu uygulanan hastaların çivi yerlerinde
yaklaşık %2 sinde osteomyelit görülmüştür. Etken genellikle
stafilokoklardır. Sinüzit komplikasyonu olan frontal
osteomyelitte genellikle sorumlu mikroorganizma s.aureus veya
anaerobik streptokoklardır. İmmun sistem bozukluğu olanlarda
kriptokokal kafatası granulomları nadirde olsa görülebilir.
Kranium osteomyelitlerinin diğer predispozan sebebleri
arasında;
yenidoğanlarda oluşan sefal hematomlar,
saçlıderinin
varisella
zoster
enfeksiyonları,
saç
transplantasyonları sayılabilir. Kafatasının daha önce
radyoterapiye maruz kalmasıda
osteomyelitin predispozan
nedenleri arasında
yer almaktadır. Kafatası osteomyeliti
özellikle yaşlı ve diabetik hastalarda iyi tedavi edilmemiş
otitlerin komplikasyonu olarak gelişebilir.
TANI:
Kafatası osteomyeliti diğer osteomyelitler gibi yüksek ateş,
yüksek sedimentasyonla seyreden akut febril bir enfeksiyondur.
Vakaların %50 sinde kan kültürü pozitifdir. Tedavisiz kalan
kafatası osteomyelitlerinde abse, dural venöz sinüs trombüsü
gelişimi sık görülür. Kafatası osteomyelitinin tanısında
radyolojik inceleme büyük önem taşır. Direk grafilerde ilk
günlerde herhangibir bulguya rastlanmayabilir ancak 7-10 gün
içinde normal kemik alanları arasında noktasal litik alanlar
görülebilir. Sintigrafide kemik değişiklikleri direk
kraniografiden daha erken dönemde saptanabilir. BT hastalığın
yaygınlığıyla ilgili daha sağlıklı bilgiler verebilir.
Sintigrafi
erken tanı açısından en sensitif yöntemdir.
Sintigrafi aynı zamanda osteomyelit odağının saptanmasındada
en duyarlı yöntemdir. Negatif sintigrafi iyileşme göstergesi
olarak kabul edilebilir.
TEDAVİ:
Kafatası osteomyelitinde
antibiyoterapidir.
tedavi
cerrahi
debridman
ve
Lezyon yerinde akıntısı olan veya radiografik olarak
osteomyelit bulguları olan hastalardan ameliyathane ortamında
biyopsi alınmalı ve yara yeri debride edilmelidir.
Osteomyelit merkezinden ve muhtemel odaklardan örnek alınarak
aerobik, anaerobik, mikrobakteriyel ve fungal kültürler
yapılmalıdır. Tüm nekrotik ve enfekte kemikler çıkarılmalıdır.
Osteomyelitle beraber varsa primer odakta temizlenmelidir.
Antibiyoterapi tedavinin en önemli kısmını oluşturur,
parenteral tedavi 5 hafta sürdürülmelidir. Daha kısa süreli
tedavi alan hastalarda tedavinin başarısız olma riski
fazladır. Kafa tabanındaki osteomyelitlerin cerrahi olarak
tedavi olmaları mümkün değildir. Enfeksiyonun derinde
bulunması debridman ve hatta biopsi olanağını ortadan
kaldırmaktadır. Kafatası osteomyelitlerinde antibiyoterapi
muhtemel primer odak dikkate alınarak yapılmalıdır. Primer
odağın bulunamadığı durumlarda ampisilin, penisilaza dirençli
penisilinler veya üçünçü kuşak sefalosporinlerle ampirik
tedaviye başlanmalıdır. Antibiotik tedavi en az 2 ay olmak
üzere 6 ay devam edilmelidir. Negatif gallium görüntülemesi
genellikle hastalığın
eradikasyonu anlamına gelir.
G – DURAL VENÖZ SİNÜSLER VE
KORTİKAL VENLERİN TROMBÜSLERİ
İntrakranial trombüsler lokal enfeksiyonları takiben ortaya
çıkan dural venöz sinüsler ve kortikal venlerin inflamasyon ve
enfeksiyonudur ( şekil 8 ). Antibiyotik öncesi dönemde yüz
enfeksiyonları mastoidit ve menenjitleri takiben sıklıkla
kortikal venlerin ve dural venöz sinusların septik
trombüsleriyle karşılaşılmaktaydı. Santral sinir sisteminde
venöz drenajın bozulması sıklıkla fatal seyreder. Günümüzde
antibiyotiklerin kullanıma girmesiyle enfeksiyonları takiben
septik trombüs gelişim riskide azalmıştır.
PATOGENEZ:
Spüratif
intrakranial
trombüsler
genellikle
paranazal
sinüsler, ortakulak iltihapları, mastoidit, yüz ve orofarinks
enfeksiyonlarını takiben ortaya çıkarlar. Subdural ampiyem,
epidural abseler ve menenjitleri takiben spüratif intrakranial
trombüs gelişimi nadir görülür. Kan viskozitesinde artış ve
hiperkoagülobilite trombüs riskini arttıran önemli
faktörlerdir. Enfeksiyonun dural ve kortikal sinüslere
ilerlemesi genellikle emisser venler yoluyla olur. Spüratif
intrakranial trombüsler en sık kavernöz sinüs, lateral
sinüsler ve sagital sinüste görülür ( şekil 4 ). Trombüs
nedeniyle venöz dönüş aksarsa serebral ödem ve venöz dönüşü
bozulan parenkim alanında hemorajik infaktüsler gelişir.
Süperior sagital sinüs veya lateral sinüslerin blokajı BOS
emiliminide bozacağından hidrosefaliye ve kafa içi basıncının
artmasına neden olur. Dural venöz sinüslerdeki enfeksiyon
nadiren parenkime yayılarak beyin absesi, subdural ampiyem,
epidural abse ve menenjit yapabilir. Dural venöz sinüslerdeki
enfeksiyon hematojen yolla akciğerler ve diğer organlara
yayılabilir.
Spüratif intrakranial trombüslerden sıklıkla
streptokoklar ve anaeroblar sorumludur.
S.
aureus,
TANI:
Dural venöz trombüslerin tanısında manyetik rezonansla
görüntüleme sensitif ve spesifik bir yöntemdir. Anjiografiyle
sensitivite arttırılabilir. MR da trombüse ven hiperintens
izlenir.
TEDAVİ:
Dural venöz sinüslerin tromboflebitlerinde tedavi yüksek doz
parenteral antibiyoterapiyle beraber cerrahi drenaj ve
predispozan enfeksiyon odağının temizlenmesidir. Tedaviye
penisilinaz üreten S. aureus, dikkate alınarak nafsilin gibi
bir penisilinaza dirençli penisilinle başlanmalıdır. Hemoraji
riski yüksek olduğundan tedavide antikoagülan verilmez.
Intrakranial
basınç
kortikosteroidler
ve
çalışılmalıdır.
artışı,
hiperosmolar
ajanlar,
hiperventilasyonla
düşürülmeye
I – KAVERNÖZ SİNÜS TROMBÜSÜ:
Kavernöz sinüs fasial venlerden ve pterigoid plexustan
superior ve inferior oftalmik venler aracılığıla kan alır ve
inferior ve superior petrosal sinüslere boşalır. Yüz, burun,
orbita tonsiller, yumuşak damak, farinks, sinüsler, orta kulak
ve mastoid venleri kavernöz sinüse boşalır. Septik kavernöz
sinüs trombüsü gelişiminde en önemli etmen septik fasial
lezyonlardır. Genellikle hikayede müdahale edilmiş veya
sıkılmış bir fasial fronkül vardır. Sfenoid ve etmoid
sinüzitler
2.
Sıklıkla
rastlanılan
predispozan
enfeksiyonlardır. Çene enfeksiyonları özellikle diş çekimi
veya maksillar cerrahi girişimlerde pterygoid pleksus
aracılığıyla kavernöz sinüs trombüsüne yol açabilen
predispozan faktörlerdir. Otitis media ve mastoidit ise
petrosal sinüs aracılığıyla kavernöz sinüs trombüsüne yol
açar. Etken genellikle S. aureus dur. Kavernöz sinüs
trombüsünün en önemli klinik bulgusu düşmeyen ateş ve gözde
şişmedir. Periorbital ödem başlangıçta bir gözdedir ve bir iki
gün içinde diğer göze yayılır. Frontal ve retroorbital bölgede
başağrısı orbital ödemden önce başlar fakat vakaların ancak
yarısında görülür. Başağrısı enfeksiyonun şiddetiyle artar.
Kavernöz sinüs trombüsü nedeniyle III., IV., V., ve VI.
Kranial sinir felçleri ortaya çıkar, buna bağlı olarak
klinikte korneal refleks kaybı, oftalmopleji, yüzün üst
yarısında hiperestezi gelişir. Exoftalmi ve chemosis oftalmik
ven oklüzyonu gelişirse ortaya çıkar. Bütün okulomotor
sinirler ( ııı, ıv, ve vı ) kavernöz sinüs içinden geçtiğinden
kavernöz sinüs trombüsü sonucu bütün okulomotor sinir
fonksiyonları bozulabilir. III. Sinir felcine bağlı ptozis ve
pupil dilatasyonu ortaya çıkar. Birçok vakada sadece vi. Sinir
paralizisi vardır veya vi sinir paralizisi bulguları
diğerlerinden önce ortaya çıkar, bunun nedeni iii. Ve iv
sinirin kavernöz sinus içinde daha lateralde seyretmeleri ve
kalın bir fibröz kılıfla sarılı olması vi. Sinirin ise daha
medialde ve kılıfsız olması böylece kavernöz sinus içindeki
enfeksiyon ve inflamasyondan daha fazla etkilenmesidir. V.
Cranial sinirin oftalmik ve maksillar dalıda kavernöz sinus
lateralinden geçtiğinden detaylı bir muayenede kavernöz sinüs
trombüsü nde ilgili dermatomlar boyunca hiper veya hipoestezi,
kornea refleksinde azalma görülebilir. Kavernöz sinüs içinden
geçen diğer bir önemli oluşum ise internal karotid arterdir
kavernöz sinüs trombüsü sonucu nadiren internal karotid arter
trombüsüde gelişir ve kontrlateral hemiparaziye sebep olur,
nadiren kavernöz sinüs trombüsü sonucu internal karotid arter
mikotik anevrizması gelişir. Septik kavernöz sinüs trombüsü
BOS da inflamasyona ense sertliğine papil stazına ve retinal
venlerde dilatasyona yol açar. Detaylı bir KBB muayenesi
enfeksiyöz fokusu ortaya çıkarmakta genellikle yeterlidir.
Kavernöz sinüs trombüsü ile ençok karışan durum orbital
sellülittir, ayrıca intraorbital abseler, intrakavernöz
karotid arter anevrizmaları, superior orbital fissürün
granülomatöz iltihapları ( Tolosa – Hunt sendromu ) faringeal
tümörler, meningioma ve travmalar ile ayırıcı tanı
yapılmalıdır. Menenjit bulguları, toksik görünüm, pupillar
dilatasyon, görme kaybı, papil stazı, V. Kranial sinir
defekti, bilateral tutulumun varlığı ile kavernöz sinüs
trombüsü orbital sellülitten ayrılır. Perifer kanda pleositoz,
BOS incelemesinde PNL pleositoz vardır, (BOS da hipoglikoraji,
artmış protein ve bakteri görülmesi meningeal sahaya yayılımı
gösteren kötü prognostik bulgulardır). Kontrastlı BT de
kavernöz sinüs dolum defekti görülmesi trombüs tanısı
koydurur. Tedavi sık rastlanılan patojenleri ( S. aureus, S.
pneumonia, H. influenza ve anaeroblar) kapsamalıdır. Bu amaçla
penisilinaza dirençli penisilinlerden ( nafsilin, oksasilin)
biri ile
3. Kuşak sefalosporinlerden birinin kombinasyonu
ampirik tedavi için yeterlidir. Dental veya sinüzüt kaynaklı
ise antianaerob etkiyi arttırmak için bu tedaviye metronidazol
eklenebilir. Kortikal venöz infaktlar yoksa tedaviye
antikoagulan eklenebilir. Kavernöz sinüs trombüsünde tedaviye
rağmen mortalite % 30 civarındadır. Kavernöz sinüs trombüsü
sonrası okulomotor zayıflık, serebral infaktlar, ptozis,
proptozis ve pituiter yetmezlik gibi sekeller görülebilir.
II – LATERAL ( TRANSVERSE )
SİNÜS TROMBÜSÜ
Transvers sinüs mastoid ve orta kulaktan kan alır.
Tentoryumdan ayrılırken transvers sinüs sigmoid sinüs adını
alır ve mastoid sinüsün hemen altında uzanır. Mastoidit hem
direk invazyonla hemde drene olan venler aracılığıyla septik
transvers sinüs tromboflebitine yol açabilir. Transvers sinüs
trombüsü akut veya kronik otitis media, mastoidit veya
kolesteatomu takiben ortaya çıkar. Transvers sinüs trombüsü
klinikte kulak ağrısını takiben bir iki hafta sonra ortaya
çıkan ve o bölgeyi tutan baş ağrısı ile karakterizedir.
Başağrısını takiben ateş, bulantı kusma ortaya çıkar. Nadiren
çift görme, baş dönmesi, fotofobi, ense sertliği öksürük ve
kanlı balgam bu şikayetlere eşlik eder. Lateral sinüs trombüsü
V., ve vı., kranial sinirlerin felcine ve yüz duyusunun
bozulmsıyla beraber lateral rektus kasının felcine yol açar.
BOS emiliminin bozulması sonucu hidrosefali ve KİBAS bulguları
ortaya çıkar. Sağ lateral sinüs daha büyük ve venöz dönüşte
daha önemli olduğundan sağ lateral sinüs tromboflebitinde
hidrosefali gelişme riski daha yüksektir. Hidrosefali
tromboflebit tedavisine rağmen kalıcı olabilir. Trombüsün
ilerlemesiyle beraber IX., X., ve XI., kafa çiftlerinin
felçleri görülür. Hasta toksik görünümlü ve konfüzedir, kulak
muayenesinde kulak enfeksiyonuna işaret eden bulgular vardır (
mastoid venlerin tıkanmasına bağlı kulak arkasında şişlik ve
hassasiyet vardır = Griesinger bulgusu ) timpan zar rüptürü ve
prülan akıntı sık görülür. Vakaların yarısında bilateral
papillödem ve retinal kanamalar görülür. Inferior petrosal
sinüsün şişmesine bağlı lokal bası sonucu tek taraflı VI.
Sinir felçleri görülebilir. Transvers sinüs trombüsü sonucu
gradenigo sendromu gelişebilir: VI. Sinir felci +
temporoparietal ve retroorbital ağrı + otitis mediadan oluşan
triad. Kronik orta kulak iltihabında uygun antibiyoterapiye
rağmen ateşin devam etmesi ve papilödem gelişmesi transvers
sinüs trombüsü şüphesini arttırmalıdır.perifer kanda lökositoz
BOS da basınç artışı ve nadiren pleositoz dışında laboratuar
bulgusu yoktur. Grafide mastoiditle uyumlu bulgular her vakada
vardır. MR
ile transvers
sinüs trombüsü kolayca tespit
edilebilir. BT beraberindeki serebrit veya infaktları
gösterebilir fakat transvers
sinüs trombüsünü göstermede
yetersizdir. Infekte trombüs sigmoid sinüs yoluyla sıklıkla
juguler vene inerek septik pulmoner emboliye yol açtığından
transvers
sinüs trombüsü şüphelenilen her vaka akciğer
embolisi açısından incelenmelidir. Tedavide kronik ortakulak
iltihabı ve mastoidite ensık neden olan ajanları ( sıklıkla
anaeroblar,
Proteus spp., E. coli, nadiren S. aureus,
Pseudomonas aeruginosa, H. influenza )
kapsayan
antibiyoterapi seçilir. Nafsilin + metronidazol + 3. Kuşak
sefalosporinden oluşan bir kombinasyon ampirik antibiyoterapi
için yeterlidir. Tedaviyi takiben 24 saat sonra ateş ve toksik
görünüm devam ediyorsa radikal masoteidektomi yapılmalıdır.
Vakaların %20 sinde BOS basıncında kalıcı yükseklik, kronik
viii. Sinir disfonksiyonu, hemiparazi ve ataksi gibi
komplikasyonlar kalır.
III – SÜPERIYOR
SINÜS TROMBÜSÜ
SAGITTAL
Süperiyor sagittal sinüs intrakranial venöz sinüslerin en
büyüğüdür. Septik trombüsü diğer sinüslerden daha az görülür.
Süperiyor sagittal sinüs frontal, parietal ve oksipital
venlerden kan
alır. Süperiyor sagittal sinüs trombüsü
sıklıkla fulminan bakteriyel menenjitlere bağlı olarak,
nadiren transvers sinüs trombüsünün yayılımıyla ortaya çıkar.
Kranial osteomyelit, beyin abseleri ve subdural ampiyemlerde
nadiren süperiyor sagittal sinüs trombüsü ne neden olabilir.
Anterior bölümde yer alan trombüsler klinik bulgu vermezler.
Posterior bölümdeki süperior sagittal sinüs trombüsü kendini
önce BOS emiliminin bozulması sonucu ortaya çıkan hidrosefali
ve KİBAS bulgularıyla gösterir. Kortikal venlerin
tromboflebiti ilgili kortikal alanda hemorajik infaktlara yol
açar. Bu infaktlar ensık hemisferlerin süperior – medial
yüzlerinde görülür ve klinikte erken ortaya çıkan bacak
güçsüzlükleri izlenir.
Kafa içi basınç artışı nedeniyle klinikte şiddetli baş ağrısı
bulantı, kusmayı takiben 2-3 gün sonra gelişen konfüzyon,
konfüzyonu takiben tedaviye dirençli fokal veya generalize
epileptik ataklar ve hızla gelişen koma görülür. Hasta ateşli
ve komatöz haldedir, bakteriyel menenjiti takip ediyorsa
menenjit bulguları görülür. Komayı takiben beyinsapı
kompresyonu bulguları hızla ortaya çıkar. Süperiyor sagittal
sinüs trombüsü hızlı ve büyük oranda fatal seyirlidir. Perifer
kanda lökositoz vardır, BOS da pleositoz ve çok artmış BOS
basıncı, artmış protein ve hipoglikoraji vardır. Süperiyor
sagittal sinüs trombüsünden sıklıkla s.pneumonia ve diğer
streptokoklar veya klebsiella sorumludur. Beyin absesi sonucu
gelişen süperiyor sagittal sinüs trombüsünde BOS kültürü
negatiftir ve BOS bulguları parameningeal enfeksiyonu
düşündürür ( hafif pleositoz, normal protein ve şeker )
kontrastlı BT de 3 önemli bulgu süperiyor sagittal sinüs
trombüsü tanısı koydurur.
Boş delta bulgusu: süperiyor sagittal sinüs ün geçtiği
kesitlerde pıhtı nedeniyle sinüsün boyanamaması ve boş
gözükmesine bağlıdır.
Kontrast verilmesini takiben giruslarda belirginleşme:
artmış venöz kollateral dolaşıma bağlı.
Kontrast verilmesini takiben fokal serebral ödem: nadir
görülür süperiyor sagittal sinüs trombüsü dışında
meningiom, gliom gibi tümörlerdede görülür. Günümüzde
MR
ile daha kolay ve kesin tanı koymak mümkündür.
Süperiyor sagittal sinüs ün oklüzyonu kortikal venöz
infaktlar, kominikan hidrosefali ve ciddi serebral ödeme yol
açar. Uygun antibiyotik, kortikosteroid, mannitol verilse bile
akut okluzyon daima fataldir. Subakut trombüsler genellikle
abseye bağlıdır ve minimal sekelle iyileşirler. Seçilecek ajan
metronidazol ve bir 3. Kuşak sefalosporin olmalıdır. Antiödem
tedavide antibiyoterapiye ekenebilir.
IV
–
KORTİKAL
TROMBÜSLER
VENÖZ
Izole septik kortikal venöz trombüs nadir görülür.
Kortikal
venöz trombüsler genellikle major dural sinüslerin trombüsünü
takiben gelişirler. Bakteriyel menenjitlerin %1 inde
komplikasyon olarak kortikal venöz trombüs gelişir.
Kortikal venöz trombüsler fazla klinik bulgu vermezler,
kollateral venöz drenaj sağlanıncaya dek geçici fokal
nörolojik defisitler görülebilir. Kollateral dönüşün yeterli
olmadığı veya venöz trombüsün yaygınlaştığı durumlarda
progressif nörolojik defisitler ortaya çıkar.
defisit trombüsün yerine bağlı olarak değişir.
Nörolojik
Hemorajik
venöz infaktlar BT ile gösterilebilir. Kesin tanı venöz
anjiografi ile konur tedavide antibiyotiğe ilave olarak
antiepileptik
başlanır.
Antikoagülan
kontrendikedir.
Genellikle sekelsiz iyileşir nadiren yaygınlaşarak ciddi
nörolojik defisitlere ve mortaliteye neden olur.
V.
D
–
SPİROKETAL
ENSEFALİTLER:
Spiroketal hastalıkların bir çoğunda ensefalit, ensefalomyelit
gelişme komplikasyonu vardır.
Treponemal nörolojik
enfeksiyonlar nörosifiliz başlığı altında incelenecektir.
LYME ENSEFALİTİ:
Lyme hastalığı Avrupa ve Kuzey Amerikada yaygın olarak
bulunur. Etken Borrelia burgdorferi dir, ixodes cinsi
kenelerin ısırmasıyla insanlara bulaşır.
Hastalık Avrupa
kıtasında
1900 lü yılların başından beri bilinmektedir.
Hastalık deri döküntüleri, artraljiler, organ tutulumları ve
nörolojik bulgularla seyreder. Enfekte vakaların çoğunda
karakteristik olarak eritema kronikum migrans (EKM) olarak
adlandırılan deri döküntüleri vardır. Kenenin ısırdığı yer
ağrısızdır,asemptomatik
olabilir.
Borelia
derideki
kızarıklığın çevresinde bulunur. Nörolojik semptomlar
hastalığın her döneminde görülebilir. 1. Evrede deri
kızarıklığına ilaveten baş ağrısı, ateş, myalji ve meningeal
irritasyon bulguları görülür. Akut ve yaygın enfeksiyon
1.evreyi takiben gelişir. Borelianın lenfatikler ve sistemik
yayılımı sonucunda 2. evre başlar. Lyme ın 2. evresinde yüz
felcinden multipl skleroz benzeri tablolara dek çeşitli
nörolojik bulgular görülebilir. Evre 2 nin bir formuda
menenjit, kranial nörit, ve radikülonöritten oluşan Bannwarths
sendromudur. Lyme nöroboreliosu evre 2 deki hastalarda teşhiş
edilebilir. Nörolojik semptomlar kızarıklığın çevresinde duyu
kaybı ve paresteziler ile başlar daha sonra motor radikülopati
bunu izler. Bazen disk hernisi veya foraminal stenoza benzer
klinik tablolar verir. Aseptik menenjit ve yüz felçleri 2.
dönem lyme hastalığının en sık nörolojik bulgusudur. BOS
bulguları normal olabilir veya aseptik menenjitle uyumlu
lenfositoz ve protein miktarında artış saptanabilir. 2.
dönemin diğer bir nörolojik komplikasyonuda subakut
ensefalittir. Konsantrasyon bozukluğu, hatırlama güçlüğü,
irritabilite, emosyonel labilite ile karakterizedir. Hafif
seyirlidir, sıklıkla spontan iyileşir. Bazı hastalarda optik
sinir, beyin sapı, omurilik tutulumu görülebilir.
İlk evreyi takip eden yıllarda bir kısım tedavi edilmemiş
hastada kronik yaygın enfeksiyon şekli olan
hastalığın 3.
Evresi gelişir. Bu evrede
artrit, deri lezyonları
(akrodermatitis kronika atrofikans), çeşitli nörolojik
sendromlar, kronik ansefalopati, periferal nöropati ve
myelopatiye rastlanır. Lyme ın 3. Döneminde 3 major nörolojik
tutulum vardır.
1. Nöropsikiyatrik semptomlar: Özellikle çocukluk çağı lyme
hastalarında ortaya çıkar, konsantrasyon güçlüğü,
arkadaşlarıyla kooperasyonda bozulma, duygulanımda
dalgalanmalar, arkadaşlıkları
başarısında düşme görülür.
kaybetme
ve
okul
2. Fokal santral sinir sistemi lezyonları: Primer olarak
omuriliği tutan ve multipl sklerozu taklit eden
progressif ensefalit, serebral fokal ensefalit,
vestibuler veya optik nöritler görülebilir.
3. Aşırı yorgunluk: Günler veya haftalar süren epizodlarla
karakterize yorgunluk ataklarıdır, beraberinde diğer
nörolojik bulgular olmayabilir.
Tanı anamnezle konur bunu serolojik testler destekler. Sebebi
açıklanamayan kızarıklık, endemik bölgelere seyahat, anormal
karakterli BOS varlığı Lyme hastalığını düşündürmelidir.
Endemik bölgelerde asemptomatik kişilerde %5 ila 25 pozitif
seroloji saptanabilir. Serolojik tanı düşük spesifiteye
sahiptir ve bu testler hastalığın ilk dönemlerinde pozitif
sonuç vermezler. Enzyme-linked immunoabsorbent assay (ELISA)
testi daha hassas ve kolay gösterilebilmesinden ötürü tercih
edilir. İmmun globulin G (IgG) artışınıda gösterir. Bu
ekseriya EKM nin başlangıcından 2 ila 4 hafta sonra ortaya
çıkar ve 4 ila 6 ay sonra düşmeye başlar. Lyme hastalığının
patolojik görünümü tipikdir. Perivasküler, interstisyel
plasmosititk/lenfositik infiltrasyonlar görülür. Geç patolojik
değişikler fibrosis, Wallerian dejenerasyon, bazal menengial
kalınlaşma, granuler epandidimit ve infarktlara neden olan
trombüslerle karakterizedir.
Tedavide; Oral amoksisilin ve doksisilin erken safhadaki
yaygın enfeksiyonlarda etkilidir. Hastalığın 2. evresinde
eritromisin, doksisilin, sefalosporin, amoksisilin, penisilin
ile başarılı
bir şekilde tedavi edilebilir. Uzun süreli
tedavide
parenteral penisillin veya
seftriakson oral
olarakda tetrasiklinler kullanılmalıdır ( penisilin ( 20
milyon ünite/ gün IV ) veya seftriakson ( 2 gr/ gün IV ) veya
tetrasiklin ( 6 saatte 1 500 mg po ).).
LEPTOSPİRA MENİNGOENSEFALİTİ:
Leptospirozis akut multisistemik bir zoonozdur. Etken enfekte
hayvanların ( en çok kemirgenler ) idrarıyla direk veya
indirek temas sonucu insanlara bulaşır. Diğer spiroketlerden
farklı olarak leptospiralar besi yerlerinde üretilebilirler.
İnsanlarda sadece L.interrogans hastalık yapar. Deri ve mukoz
membranlardan geçerek göz, sinir sistemi dahil tüm iç
organlara yerleşir. Esas patoloji vaskülittir.
Klinik: Hastalık iki farklı klinik şekilde seyredebilir.
Weill hastalığı ( anikterik leptospirozis ) : Ani
başlayan ve yaklaşık 7 gün süren ateş, başağrısı, kas
ağrıları, karın ağrısı ve bulantı kusmadan sonra
hastanın şikayetleri azalır. Birkaç günlük iyilik
dönemini takiben şiddetli başağrısı, bulantı, kusma,
konjoktivit, lenfadenopatiler, hepatosplenomegali ve
miyaljilerle seyreden hastalığın ikinci dönemi başlar.
Bu dönemde hastaların % 50 sinde aseptik menenjitmeningoensefalit tablosu gelisir. BOS bulguları viral
menenjitleri andırır. BOS glukozu normaldir, protein
artmıştır ve lenfositer pleositoz vardır. Menenjit
bulgularıyla beraber piyüri, hematüri, karaciğer
fonksiyon
testlerinde
bozukluk
leptospirozisi
düşündürür.
İkterik leptospirozis : Ağır seyirli sistemik
leptospirozis tablosudur. Sarılık, akut karaciğer ve
böbrek yetmezliğiyle seyreder. Ikterik leptospirozis
tablosuna menenjit eşlik etmez.
Tanı:Karaciğer
ve
böbrek
fonksiyonlarının
bozukluğuyla
birlikte kreatin kinaz yüksekliği leptospiroz düşündürür.
Leptospiralar kan ve BOS dan nadiren izole edilebilir, tanı
genelde serolojik yöntemlerle
gösterilmesiyle konur.
ıgm
tipi
antikorların
Tedavi: Tedavide Penisilin G ( 1.5 milyon ünite 6 saatte bir)
veya Ampisilin ( 500mg veya 1 gr 6 saatte bir ) kullanılır,
tedavi 7 güne tamamlanır.
I. SANTRAL SİNİR SİSTEMİNİN
ENFEKSİYON HASTALIKLARI
Santral Sinir Sisteminin (SSS) enfeksiyon hastalıkları rölatif
olarak nadir görülen hastalıklardır, yaklaşık olarak hastane
başvurularının % 1 ini oluşturmalarına rağmen mortalite ve
morbiditelerinin yüksek olması nedeniyle tanı ve tedavide
dikkat ve aciliyet gerektirirler.
Tanı ve tedavi metodlarında son 20 yıldaki hızlı gelişmeye
rağmen sinir sisteminin enfeksiyon hastalıklarında prognoz
beklenildiği kadar düzelmemiştir. Bilgisayarlı Tomografi (BT)
kafa içi kitlelerin daha hızlı tanınmasını, Manyetik Rezonans
(MR) solid kitlelerin diğerlerinden daha hızlı ve doğru bir
şekilde ayrılmasını laboratuar yenilikleri mikroorganizmaların
daha hızlı ve doğru tespitine yardımcı olmuştur. Yeni
antibakteriyel ve antiviral ajanlar sayesinde prognoz biraz
daha iyileşmiştir. Bütün bu gelişmelere rağmen akut bakteriyel
menenjitlerin mortalitesi halen % 20 – 30 lar civarındadır.
Hernekadar tam olarak aydınlatılamasada santral sinir sistemi
enfeksiyonlarında da lokal ve sistemik olarak üretilen
sitokinlerin ( IL-1, IL-6 , TNF gibi ) patogenezde büyük rol
oynadıkları tespit edilmiş ve yeni tedavi stratejileri
üretilebilmiştir.
Birçok mikroorganizma (bakteriler, viruslar, mantarlar,
parazitler ve prionlar- infekte protein partikülleri-) sinir
sisteminde enfeksiyon yapabilir. Bazı organizmalar ise sinir
sistemi dışında enfeksiyon yaptıkları halde toksinleri veya
metabolitleri
yoluyla
sinir
sistemini
etkilerler.
Mikroorganizmalar temel olarak üç yolla sinir sistemine
ulaşırlar.
1- Hematojen yolla: Birçok viral bakteriyel menenjit ve
ensefalit etkeni bu yolla sinir sistemine ulaşır.
2- Direk invazyon yoluyla: Bu infekte paranazal sinüsler,
ortakulak iltihapları, mastoiditler gibi infekte bir komşudan
organizmaların invazyonuyla olabileceği gibi açık bir
kırıktan, cerrahi bir girişimden, penetran bir yaralanmadan,
ventrikülo peritoneal şantlardan veya os kribiformis kırığı
gibi kırıklar sonucu oluşan Beyin Omurilik Sıvısı (BOS)
kaçaklarından organizmaların direk olarak sinir sistemine
ulaşmalarıylada olabilir.
3- Sinirler yoluyla: Bazı viruslar ve toksinler ise periferik
veya kranial sinirler yoluyla sinir sistemine ulaşarak
enfeksiyon yaparlar.
Download