yeso-der gezi- parkı anket raporu

advertisement
1
YESO-DER GEZİ PARKI ANKET RAPORU
Haziran 2013
2
ÖZET
Bu çalışma YESO-DER üyeleri tarafından Dernek Başkanımız Sayın Ali KÖSE
öncülüğünde 14.06.2013 – 25.06.2013 tarihleri arasında İstanbul, Ankara, İzmir ve Mersin
illerimizde gerçekleştirilmiş olup, araştırma kapsamında toplam 1000 kişi ile birebir
görüşülerek anket formlarımız kendilerine uygulanmıştır. Anket formu tercihimiz, kantitatif
araştırma yönteminin yüz yüze anket tekniğidir. Seçkisiz örneklem yöntemi ile gönüllülük
esasında çalışmamıza katkıda bulunmak isteyen bireyler çalışmamızın örneklemini
oluşturmuştur. Verilerin sunumu ve analizi kısmında, çalışmamıza katılan bireylerin öncelikle
cinsiyet durumu, yaş grupları, öğrenim durumlarına göre dağılımları gibi olgusal özelliklerine
yer verilmiş olup daha sonra değerlendirmeye tabi tutulan görüşleri tablolaştırılıp sosyolojik
olarak yorumlanmıştır. Bu araştırma YESO-DER’in öz kaynaklarıyla gerçekleştirilmiştir.
Araştırmanın sonuçlandırılmasında ve raporlaştırılmasında büyük emek ve katkıları
geçen sosyolog araştırmacılar ESEN BAHÇECİ, CANSU DOĞAN ve NESRİN GEDİK’E
teşekkürlerimizi sunuyoruz. Toplumsal huzurun ve barışın yeniden inşası yönünde bir
adım niteliği taşıyan raporumuzu bilgilerinize sunmaktan gurur duyarız. Çalışmamızın
hazırlanması esnasında mesleki anlamda bizlere yardımcı olan ve yol gösteren, fikirleri ve
önerileri ile bizleri aydınlatan, desteğini ve zamanını esirgemeyen, çok değerli hocamız, Sn.
ALİ KÖSE’YE teşekkürlerimizi sunuyoruz.
3
GİRİŞ
İnsanların var olan bir duruma dair hoşnutsuzluklarını, rahatsızlıklarını ve
buna bağlı olarak tepkilerini ortaya koymaları sosyolojik bağlamda sosyal hareketler
yapısında incelemeye alınmalıdır. Sosyal hareketler ilk olarak 1980’lerde sanayileşme ve
modernleşmeyle birlikte yoğun olarak kentlerde görülmeye başlamıştır. Sosyal hareketler
genel olarak sivil bir hareket şeklinde ortaya çıkıp süreç içerisinde siyasal bir harekete doğru
dönüşüm geçirmektedirler. Sosyal hareketler, sosyal problemlerin doğrudan etkisi ile
oluşurlar. Bir etkinliğin sosyal hareket olarak nitelendirilebilmesi için bir değişimi başlatmayı,
önlemeyi ya da etkisini azaltmayı hedeflemesi gerekmektedir. Bireyler bu isteklerini çeşitli
protestolar yoluyla duyurmayı, taleplerini dile getirmeyi ve muhatap olarak alınmayı
beklerler. Daha çok biçimsel bir organizasyon niteliğine sahip olmayıp spontane olarak
örgütlenmiş olmaları da sosyal hareketlerin bir diğer karakteristik özelliğidir. Protestolar,
amaca ulaşma yönünde önemli bir yol kat edilene kadar süreklilik gösterir. Farklı toplumsal
sınıflara dâhil olan, farklı eğitim, kültür ve ekonomik seviyelere sahip olan bireyleri bir arada
tutan “biz duygusu” ve “aidiyet duygusu” sosyal hareketin kimliğini oluşturmaktadır.
Araştırmamızın konusunu oluşturan “Gezi Parkı Protestoları” başlangıç itibari
ile sosyal hareketler sınıflandırmasında çevreci sosyal hareketlere dâhildir. Çevre en genel
anlamıyla; insan etkinlikleri ve canlı varlıklar üzerinde hemen ya da uzunca bir süre içerisinde
dolaylı ya da dolaysız bir etkide bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal
etkenlerin belirli bir zamandaki toplamıdır (Keleş, Hamamcı, Çoban, 2005:51). Çevreci
sosyal hareketler daha çok hava ve su kirliliği, dengesiz nüfus artışı, bazı canlı türlerinin
neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalması, ormanların, yeşil alanların ve toprağın
bozulması, dünya kaynaklarının dengesiz dağılımı, nükleer santral yapımı gibi, insanların
yaşama alanlarını ve bunlardan hareketle toplumun geleceğinin tehdit edildiği sorunlara tepki
olarak ortaya çıkarlar. Çevreci sosyal hareketler özellikle sanayileşmenin gelişmesine paralel
olarak ortaya çıkmıştır. Çevreci hareketlerin ilk örnekleri ABD'de görülmüştür. Ülkemizde
görülen ilk sosyal hareketlere örnek olarak Bergama’da siyanürle altın aramaya başlayan
firmaya karşı yerel halkın tepkisi, Hidroelektrik Santralleri'ne karşı gelişen halk hareketleri ve
Akkuyu’da nükleer santrallere karşı ulusal ve yerel ölçekteki tepkileri verebiliriz.. Sanayi
toplumlarında endüstrileşmenin sebep olduğu doğa tahribatı ve bunlara yönelik devlet
politikasının oluşturulamaması oluşan sorunlara taban oluşturmuştur. Doğal tahribatların ve
çevreyle beraber yaşamsal etkileri de zararlara yol açınca toplumsal alanda hareketlenmeye
sebep olmuş ve çevreci sosyal hareketler yapılanmıştır.
4
Sosyal hareketler çok kutuplu bir özellik gösteren endüstri toplumunda, bazı
gruplar için sosyal huzursuzlukların kaynağı olarak görülebilir. (Türkdoğan,1997)
1.Araştırmanın Konusu, Sınırlılıkları ve Amacı
1.1.Araştırmanın Konusu: Gezi Parkı protestolarının toplumsal bağlamını
irdelemek.
1.2.Araştırmanın Sınırlılıkları: Araştırmamızın hedef kitlesini protestolara destek
veren bireyler oluşturduğu için, araştırmaya dâhil ettiğimiz iller içerisinde protestolarının
yoğunluk kazandığı meydanlara öncelik verilmiştir. Çalışmamız İstanbul-Taksim, AnkaraKuğulu Park, İzmir-Gündoğdu ve Mersin-Barış Meydanı ile sınırlı tutulmuştur.
1.3.Araştırmanın Amacı: Gezi Parkı’nda doğa bilinci ve çevreci bir hassasiyetle
ortaya çıkan eylemlerin ülkenin büyük bir bölümüne yayılmasında nelerin etkili olduğunu,
Gezi Parkı protestolarının süreç içerisindeki genel izlenimini ortaya koyarak, insanların
protestolara destek vermesinin öncelikli nedeninin saptanmasını, olayların gelişimini,
sosyolojik bir perspektiften ele alarak analiz etmek öncelikli amacımızdır. Sosyal
hareketler bağlamında olaya bütüncül bakış açısıyla yaklaşmak, yapıcı çözüm önerileri
sunmak ve toplumsal problemlerin sosyologlar tarafından okunması gerekliliğini
göstermek amaçlarımız arasındadır.
2.ARAŞTIRMANIN EVRENİ VE ÖRNEKLEMİ
Gezi Parkı Alan Araştırmamız, İstanbul, Ankara, İzmir ve Mersin illerimizde
gerçekleştirilmiş olup, araştırma kapsamında toplam 1000 kişiye kantitatif araştırma
yönteminin yüz yüze anket tekniği uygulanmıştır. Kantitatif araştırma yöntemi, elde edilen
verilerin miktar ve oransal olarak örneklemden yola çıkarak sonuçların sayısal veya yüzde
cinsinden değerlendirildiği istatistiksel araştırma sürecidir.
5
3.ARAŞTIRMA VERİLERİ
Örnekleme Ait Demografik Veriler
Demografik verileri oluşturmak için araştırmada kullanılan veriler aşağıdaki
sıralamada verilmiştir:
a.
Yaşanılan şehir
b.
Cinsiyet
c.
Öğrenim durumu
d.
Sosyo ekonomik durum
e.
Sosyo kültürel durum
Araştırmamız İzmir, Ankara, İstanbul ve Mersin’de gerçekleştirilmiştir. Anket
çalışmamızın %34 ‘ ünü Mersin, % 26’sını İzmir, % 23 ‘ünü İstanbul ve % 17’sini
Ankara’da bulunan bireyler oluşturmuştur.
Örneklem grubumuzun cinsiyet oranı birbirine yakın değerler içermektedir.
Araştırmamızın % 45,5’ini kadın, % 53’ünü erkek ve % 1,5’ini diğer seçeneğini işaretleyen
bireyler oluşturmaktadır. Genel olarak araştırmamıza katılanların yaş ortalaması 18- 25
arası olan “ genç yaş grubu” oluşturmuştur. Bu yaş aralığında araştırmaya katılanların
oranı % 69’ dur. Araştırmamızın % 20,5 ‘lik dilimini de “ orta yaş grubu” oluşturmaktadır.
Genel olarak ankete katılan bireylerin eğitim düzeyleri yüksek öğretim mezunu
olan bireylerdir ( % 57). Bunun yanı sıra % 38’lik kısım orta öğretim mezunudur. Ancak
anketi uygulama sırasında yapılan mülakatlarda bu bireylerin büyük bir çoğunluğunun
halen üniversite öğrencisi olma durumu göz ardı edilmemelidir. Geriye kalan % 5’lik
dilimi ise ilköğretim mezunlarıdır.
Örnekleme ait diğer bir demografi verileri ankete katılanların sosyo – ekonomik ve
sosyo- kültürel durumları oluşturmuştur. Sosyo- ekonomi durum verilerini incelediğimizde
araştırmamıza katılan bireylerin %55’i orta seviyededirler. %17, 9 ‘u ortanın üstü, % 14,
6’sı ortanın altı seviyesinde kendilerini görmektedirler. % 3, 4 ekonomik açıdan kendilerini
üst seviyede görürken; % 7 ise karasız olduklarını belirtmişlerdir. Sosyo- kültürel durumda
ise araştırmaya katılanların % 55’i kendini orta seviyede tanımlarken; %3’ü kendilerini üst
seviyede tanımlamışlardır. Ancak özellikle sosyolojik araştırma yaparken sosyo –kültürel ve
sosyo- ekonomik durumun birbiriyle bağlantılı olduğu her zaman için göz önünde
bulundurulmalıdır. Ayrıca dikkat edilmesi gereken diğer bir husus ise bireyler kendilerini
6
sosyo- ekonomik ve sosyo – kültürel bağlamda tanımladıkları zaman sübjektif davranış
gösterebilirler. Çünkü bu iki kavram sosyolojik araştırmalarda göreli kavramlara örnek teşkil
etmektedir.
Medya, büyük iletişim ve yayın organlarının tümüne verilen addır. Yani,
televizyon, radyo, gazete, dergi, internet ve türevleri. Genel olarak kitle iletişim araçları
olarak da adlandırılırlar. İletişim ise duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü
yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyondur.(TDK) Burton ve
Dimbleby’in çalışmalarında, iletişimin beş ayrı kullanım biçiminden söz edilir. Bunlar:
kişinin içsel iletişimi, bireyler arası iletişim, grup iletişimi, kitle iletişimi ve kitle dışı iletişim
biçiminde tanımlanmaktadır.(Usluata,1995:43) Bu bağlamda ankete katılanların medyayı ve
medyanın hangi türevlerini takip ettiklerini incelediğimizde birbirine yakın dağılımların söz
konusu olduğunu görmekteyiz. Bunları yüzde dilimi olarak gösterecek olursak: % 32
internet haber portallarını, %30 sosyal paylaşım ağlarını, % 16 gazeteleri, %4 radyoları
ve % 7’lik kesim ise tüm medya türevlerini takip ettiğini belirtmiştir.
Yapılan araştırmalardan önce Gezi Parkı Olaylarında sosyal ağların büyük etkisi
olduğu öngörüsü hâkimdi. Bu bağlamda sosyal ağların toplumsal problemler üzerinde
farkındalığa ve buna bağlı olarak örgütlenmelere ne kadar etkisi olduğuna araştırmamızda yer
verdik. Sonuçlar önceden var olan öngörünün doğruluğunu destekler niteliktedir. Çünkü
ankete katılan bireylerin % 94’ ü sosyal ağların, toplumsal problemlerin farkındalığında ve
örgütlenilmesinde etkili olduğunu düşünmektedirler.
Medya bireylerin tutum ve davranışlarını etkileyebilme ve bunları değiştirme
gücüne sahiptir. Yalnızca bireyler değil, onların yanı sıra toplumsal gruplar,
organizasyonlar, toplumsal kurumlar, kısacası bütün toplum ve kültür, medyanın
gücünün etkileme alanının içindedir. Be nedenle medya kuruluşlarının her zaman için
ilk ilkesi objektiflik olmalıdır. Ancak yaptığımız araştırmada bireylerin % 90’ ı
medyanın objektif bir şekilde değil de olayları sansüre uğratarak aktardığı
düşüncesidirler. Ankete katılan bireylerin % 6 ‘sı kısmen sansür olduğunu % 3’ ü sansür
olmadığını düşünmektedir. Toplumsal hareketlerin oluşmasında medyanın büyük bir etkisi
vardır. Nitekim halka yapılan yanlış bilgilendirmeler toplumsal çatışmaların büyümesine
zemin hazırlar. Bu nedenle medya, yıkıcı bir misyon yüklenmek yerine yapıcı bir misyon
yüklenmelidir.
Dünyada küreselleşmenin ortaya çıkmasıyla birlikte bilgiye ulaşma imkânları
artmıştır. Bu anlamda toplumsal olaylarda, sadece ulusal medyaların değil uluslar arası
medyalarında etkisi söz konusudur. Uluslar arası medyanın uluslar arası siyasette büyük rol
7
oynadığı sosyolojik bir gerçektir. Bu nedenle toplumsal olayları yönlendirmede ulusal
medyaların sansür uygulamasında olduğu gibi uluslar arası medyaların da olayları çarpıtması
toplumsal çatışmaları artırır. Bu bağlamda uluslar arası medya hakkında ankete katıların
düşüncelerini araştırdığımızda % 59’ u protestoların dış basında çarpıtılmadığını %
20’si çarpıtıldığını, % 19 ‘ u kısmen çarpıtıldığını düşünmektedirler. % 2’lik dilim ise bu
konuda kararsız kalmışlardır.
Ankete katılan bireylere orada bulunmalarının öncelikli nedenlerini sorduğumuzda: %
23’ü vicdani sorumluluktan dolayı, % 13’ü siyasi tutumlarından dolayı, % 9’u sosyal çevrenin
etkisiyle, % 7’ si çevreye olan duyarlılıklarından dolayı ve % 52’si saydığımız sebeplerin
hepsinden dolayı orada bulunduklarını belirtmişlerdir. %3 ise ankette sunduğumuz
“Diğer” sebeplerden dolayı orda olduklarını belirtmişlerdir. Ancak anket sırasında
yaptığımız mülakatlarda eyleme katılma amacı konusunda tam bir mutabakat
olmadığını gözlemledik. Uygulama sırasında yaptığımız gözlemlerde farklı düşünceleri
savunan sosyal hareket oluşumlarının eyleme destek verdiğini saptadık. Kimileri
nükleer karşıtlığı için, kimileri eşcinsellerin hak ve taleplerini dile getirmek için,
kimileri de hükümet politikalarından rahatsız oldukları için orada bulunmaktaydı. Bu
bağlamda sosyolojik bir açıklama getirecek olursak Gezi Parkı Olaylarının, organize bir
özellik göstermediği, spontane bir şekilde geliştiği açık ve nettir.
Araştırmamıza katılan bireylere yönelttiğimiz
“Olayların bu raddeye gelmesi
aşamasında siyasi liderlerin söylemlerinin sürece olumsuz yönde etki ettiği görüşüne katılıyor
musunuz?” sorusuna aldığımız cevapların oransal dağılımı şu şekildedir: Kesinlikle
Katılıyorum %73,50, Katılıyorum %17, Kararsızım %5.50, Katılmıyorum %2.50 ve
Kesinlikle Katılmıyorum %1. Siyasi liderlerin sürece dair söylemleri olayları
yönlendirmede yadsınamayacak bir etkiye sahip olmuştur. Oransal dağılımdan çıkarım
yapacak olursak bireylerin büyük çoğunluğu bu söylemlerin sürece olumsuz etki ettiği
görüşündedir. Demokrasilerde özellikle topluma mal olmuş kişilerin, siyasi liderlerin,
sanatçıların sürece yönelik değerlendirmeleri daha çok yapıcı bir nitelik taşıyıp,
kışkırtıcı ve çatışmacı üsluptan uzak olmalıdır. Özellikle yöneticilerin çoğunlukçu
demokrasi anlayışından sıyrılarak çoğulcu demokrasi anlayışı ile toplumun her
kesiminin
görüş
ve
taleplerine
kulak vermesi,
farklılıkları zenginlik olarak
değerlendirmesi gerekmektedir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Gezi Parkı Olayları çevresel bir hareket olarak
başlamış ancak daha sonra politikleşmiştir.. Peki, bu bireylerin siyasi bir partiye
yakınlığı söz konusu mudur? Araştırma sonuçlarını değerlendirdiğimizde % 60’nın
8
siyasi bir partiye yakınlıkları yoktur. % 38 siyasi bir partiye yakınlıkları var, % 2 ise bu
konuda kararsız kalmışlardır. Ankete katılanların % 43 ‘ü eylemlere katılmada siyasi
yönelimlerinin etkisi olmadığı düşüncesindedirler.
Araştırmamıza katılan bireylerin %82’si “Aileniz ile gezi parkı eylemleri konusunda
aynı fikirde olduğunuzu düşünüyor musunuz?” sorusuna evet cevabını verirken, %6’sı hayır
demiştir. Kısmen aynı görüşte olduğunu düşünenler %10’luk dilimi oluştururken bu konuda
kararsız olanlar %1 oranını oluşturmuştur. Aile bireyin sosyalizasyon sürecinde en önemli
etkiye sahip olan toplumsal birimdir. Bu soru dağılımındaki oranlardan yola çıkarak aile
içindeki görüşlerin homojen bir yapıya sahip olduğunu, karşılıklı olarak birbirini etkilediğini,
ebeveyn ve çocukların gezi parkı eylemlerine yönelik tutum ve düşüncelerinin yüksek
oranda benzeştiğini söyleyebiliriz.
Katılımcılara gezi parkı olaylarının çıkış nedeninin yöneltildiği sorumuza
bireylerin %8’i AVM yapımı ve betonlaşma yanıtını, %9’u siyasi tutum yanıtını, %1’i
alkol düzenlemesi yasası yanıtını, %16’sı ise yaşam tarzına müdahale yanıtını vermiştir.
Katılımcıların %63’ü tüm seçenekleri bütünleştiren hepsi yanıtını işaretlemişken %2’si
diğer seçeneğini işaretlemiştir.
Gezi parkı olayları, bilindiği gibi başlarda kendini çevresel bir hareket olarak
göstermiştir. Ancak ilerleyen zamanlarda bu olaylar politik bir hüviyet kazanmıştır. Gezi
parkı protestolarının oluşum aşamasında insanlar tamamen demokratik haklarını
kullanarak barışçıl bir şekilde çevre duyarlılığı ile eyleme destek vermiştir. Özünde ilk
günden beri ortak bir amaç etrafında oluşturulan protestolar ilerleyen günlerde ve
protestoların daha geniş kitlelere yayılmasıyla birlikte farklı fraksiyonlar oluşturmaya
başlamıştır. Eyleme kimlik belirlenmesi ya da ortaya ortak bir amaç koyulması edinilen
bilgiler doğrultusunda sağlıklı olmayacaktır. İnsanlar mevcut durumlara, gerek
uygulanan politikalara gerekse yaşam tarzlarındaki farklılığın savunusu olarak
hoşnutsuzluk ve rahatsızlıklarını dile getirmek amacıyla eylemlere destek vermiştir.
Araştırmamıza katılan bireylere yönelttiğimiz “Gezi Parkı olaylarının nasıl biteceğini
düşünüyorsunuz?” sorusuna katılımcıların %15’i siyasal tutumun yumuşaması yanıtını
verirken, %5’i yeşile olan hassasiyetin ve doğa bilincinin oluşmasıyla sonuçlanabileceğini ,
%12,50’si
yasaklama
ve
sınırlandırmaların
ölçülü
olmasıyla
sonuçlanabileceğini
öngörmüştür. Katılımcıların %15’i seçim veya referandum seçeneğini işaretlerken,
%30’u sunulan önerilerin tümünü kapsayan hepsi seçeneğini işaretlemiş ve son olarak
katılımcıların %20’si diğer seçeneğini tercih etmiştir.
9
TARTIŞMA VE SONUÇ
“Gezi Parkı” eylemleri araştırma sonuçlarının bize gösterdiği şey, meselenin sadece dışarıdan
bakılarak anlaşılabilecek bir toplumsal olay olmadığı gerçeğidir. Nitekim salt kuramsal
düzeyde bir değerlendirme çok yanlış sonuçlar doğuracaktır. Örneğin E.Durkheim,
İntiharların bekârlarda daha fazla görülebileceğini önceler. Ancak bugün Türkiye’de
açıklanan intihar istatistiklerine baktığımızda evlilerde intiharın daha fazla meydana
geldiğini görebiliyoruz. Dolayısıyla Medyada bu konu ile ilgili yapılan birçok yorum ve
analizin de, -Gezi Parkı- eylemlerinin oluşum ve gelişimi ile ilgili yetersiz tespitlerdir. Daha
çok yorumlayıcı sosyoloji kıskacından kurtulamamıştır. Bir kısım yorumcu meseleyi sadece
kentli orta sınıfların isyanı olarak; bir kısmı da ulusal sol ile liberallerin ortak duygularının
dışa vurumu olarak yorumladı. Oysa araştırma sonucumuz gösterdi ki mesele aslında
masumane bir mecrada gelişti ve uzun bir süre bu çizgide kaldı. Zira eylemciler arasına
sızıp olayı bir siyasi ranta dönüştürme gayretleri Gezi Parkı eylemcileri tarafından tasfiye
edilmiştir. Burada dikkati çeken nokta “Muhalefet” siyasetine güven duyulmadığı gerçeğidir.
Gezi Parkı eylemlerinin öne çıkan ayrıntıları:
•
Çoğulcu bir kimliğe sahip olan,
•
Çevre hassasiyeti olan,
•
Daha çok 18-25 arası gençlerden meydana gelen,
•
Daha çok üniversite ve lise gençliğini içerisinde barındıran,
•
Siyasal partileri içerisinde tasfiye eden (İlk şekli ile) ,
•
Muhalefetin yeterliliğini sorgulatan,
•
Demokrasi taleplerini doğrudan isteyen (Temsiliyetsiz) ,
•
Mevcut demokrasi türünü eleştiren ,(Katılımcı bir demokrasi biçimini arzu eden)
•
Medyanın irtifa kaybettiğini gösteren,
•
Dış mihrakların bir şehir efsanesi olduğunu ortaya koyan,
•
Siyasal tutumu otoriter bulan,
•
Kolluk kuvvetlerini acımasız bulan,
•
Ebeveyn-Genç ortak görüşünü yansıtan … şeklinde özetlemek kanaatimizce
doğru bir sonuç olacaktır.
10
Tüm bu bilgiler ışığında:
-Taksim direnişlerine destek veren insanların isteklerinde, karşı durmayı tercih
ettikleri olay ve olgularda haklılık payı var mı? Söz konusu projenin iptal edilmesi,
projeye
devam
edilmesi
veya
proje
süresinin
ötelenmesi
gibi
arttırılabilir
alternatiflerden hangisinin hayata geçirilmesinin toplumun huzur ve barışının inşası
adına, getirisi daha fazla olur? Tüm bu sorular bu araştırma çerçevesinde
değerlendirilip bütün alakadarların doğru çıkarımları yapmaları gerekir. Siyasi veya
psikolojik okumadan ziyade, harekete sağduyu çerçevesinde bakmak toplumumuza
daha fazla yarar sağlayacaktır.
-Çevreci sosyal hareketlerin alt nedenlerini doğuran hızlı nüfus artışı,
sanayileşmeye bağlı olarak doğanın tahribatı, dengesiz kentleşme gibi faktörlerin iyi
yorumlanması gerekmektedir. Ayrıca katılımcı demokrasinin gereği olarak kendilerini
yeterince ifade edemediğini düşünen grupların hak ve taleplerinin dikkate alınmalıdır.
Böylece katılıma teşvik, insanların fikir ve görüşlerinin onlarla ve çevreyle ilgili olan
kararların alınması aşamasında, değerli olduğu algısının yaratılması, sürece olumlu
yönde etki edecektir.
11
12
13
14
15
16
17
18
19
KAYNAKÇA
Ruşen Keleş, Can Hamamcı, Aykut Çoban, Çevre Politikası, İmge Yayınevi: 2005
Orhan Türkdoğan Sosyal hareketlerin Sosyolojisi, Birleşik Yayıncılık: 1997
Ayseli Usluata, İletişim, İletişim Yayınevi: 1995
Download