araP islam DevleTi`NiN oluşmasINDaKi eTKeNler

advertisement
E T KİNLİK
2
ARAP İSLAM DEVLETİ’NİN
OLUŞMASINDAKİ ETKENLER
Ğ
L I
öğretmenleri rehberliğinde diğer gruplarla
paylaşır.
5. Öğrenci çalışmalarının her biri
değerlendirildikten sonra ikinci çalışma
kağıdı sırasıyla her grubun ilgili bölümleri
doldurmasıyla tamamlanır ve tahtaya asılır.
6. Öğrencilerin ortaya çıkarttığı sonuçlar ve bütün
nedenler incelenerek ortak sonuca ulaşılır.
R
1. Öğrenciler dört gruba ayrılır.
2. Her gruba bir kaynak düşecek şekilde
kaynaklar bölüşülür.
3. Öğrenciler birinci çalışma kağıdındaki
yönergeleri dikkate alarak kaynakları inceler
ve gerekli çalışmaları yaparlar.
4. Sınıftaki gruplar yapmış oldukları çalışmalar
sonucuna ortaya çıkan argümanları
I
Yönerge
DKIH II-uygarliklar tarihi.indd 143
Y
U
V E
İ
İ H
R
A
T
M
A
L
Hazreti Muhammed 632’de öldüğü zaman, iki yıl
sonra patlayacak olan fırtınalı tehlikeyi işaret eden
herhangi bir şey ortada yoktu. İmparatorluk, sınırında hiçbir tedbir almamıştı. Kuşkusuz Germen
tehdidi imparatorların dikkatlerini sürekli olarak
orada yoğunlaştırdığından, Arap saldırısı büyük bir
şaşkınlık yarattı. İslam yayılması bir rastlantıdır,
ama rastlantıdan öngörülmesi mümkün olmayan
birçok neden bir araya gelmiştir. Arap saldırısının
başarısını, bu halkın komşusu iki imparatorluğun,
yani Roma ve İran imparatorlukları’nın birbirlerine
S
Bunun tersine, Hazreti Muhammed çağından
önce, imparatorluğun Arap Yarımadası’yla hiçbir
ilişkisi olmamış veya olduysa bile çok düşük düzeyde kalmıştır. İmparatorluk Arap Yarımadası’nı
ne hassas bölgelerinden biri olarak görmüş, ne de
buraya önemli bir askeri güç yığmıştır. Burası, koku
ve tatlandırıcı taşıyan kervanların geçtiği, gözetim
altında tutulan bir bölgeden ibaretti. Arabistan’ın
bir diğer komşusu olan İran İmparatorluğu da ona
karşı aynı tutumu izlemiştir. Sonuç olarak, uygarlık
düzeyleri kabile aşamasında olan ve dinsel inanç-
İ
larında da fetişizmi henüz aşmış olan, zamanlarını birbirleriyle savaşmak ve güneyden kuzeye, Ye.........................................................................
men’den Filistin’e, Suriye’ye ve Sina Yarımadası’na
.........................................................................
giderken Mekke ile Yatreb (Medine) kentlerine uğrayan kervanları talan etmekle geçinen yarımada“İslam istilasının Roma İmparatorluğu’na et- nın göçebe hareketlerinden çekinmeye gerek yoktu.
kisini anlayabilmek için onu Germen istilalarıyla
Bin yıllık çatışmalarıyla fazlasıyla meşgul olan
kıyaslamaktan daha düşündürücü bir şey olamaz. Roma ve İran imparatorlukları, Hazreti MuhamGermen istilaları imparatorluk kadar, hatta ondan med’in kabileler arasındaki karmaşık mücadele ordaha eski ve imparatorluğun bütün tarihi üzerine tamında giriştiği propaganda faaliyetiyle halkına,
az veya çok etki etmiş bir durumun son halkasıdır. ileride bütün dünya üzerine kendini ve egemenliSınırları parça parça olan imparatorluk, mücadele- ğini yayacak olan bir din vereceğinden hiç de kuşden vazgeçtiğinde onu istila edenler hemen onun kulanmıyorlardı. İmparatorluk, boğazına sarılan
tarafından özümsenmişler ve onun uygarlığını bu din tarafından yakalanmışken Şamlı Jean, İslamümkün olduğu kadar devam ettirerek bu uygarlı- miyet’in eski Hıristiyanlık sapmalarına benzer bir
ğın üzerine yaslandığı cemaate katılmışlardır.
düşünce olduğunu sanıyordu.
G
A
K a yn a K 1 :
143
03.11.2014 13:06:26
KUÇUKO S M AN
(Pirenne, Henri, Hz. Muhammed ve Charlemagne, Birey ve
Toplum Yayınları, 1984, s. 179 -181)
“Araplar, Romalılar ile İranlılardan yeni silahlar aldılar. Zırh tabakaları kullanımının yanı sıra,
yeni taktikler ve disiplinin önemini de öğrendiler.
Askeri tekniklerin sızması, Arapların Roma ve
İran ordularına yardımcı olmaları ve bazen de imparatorlukların cephelerinde daha üstün güçler
tarafından geri püskürtülme gibi mutsuz tecrübelerin yaşanması sonucunu doğuruyordu.
Böylece, gelişmiş imparatorlukların siyasal ve
kültürel bakımdan daha az örgütlü toplumlara
sınır olduğu her yerde olduğu gibi, Ortadoğu imparatorluklarının medeniyeti Arabistan’a nüfuz
ediyordu. Bu etkiler ile gücü ve kaynakları harekete geçirme ihtiyacı, siyasal özerkliği devam ettirmeyi ya da imparatorluklarla ticareti sürdürmeyi
gerektiriyordu. Daha az gelişmiş toplumlarda imparatorluklarla aynı tabakalaşma, uzmanlaşma
ve onları meydan getirmiş olan cemaat ve kimlik
oluşturma süreçlerini harekete geçiriyordu.”
(Lapidus, İra M., İslam Toplumları Tarihi, İletişim Yayınları,
2010, s. 43)
UY GA RL IKL A R
TA RİHİ-II
A Y D A N
D E Mİ R K UŞ
/
Ö Z G E
karşı sürdürdükleri uzun süren ve Heraclius’un
Hüsrev’i yenmesiyle noktalanan mücadelenin sonunda tükenmiş olmalarıyla da açıklanabilir. “
144
DKIH II-uygarliklar tarihi.indd 144
03.11.2014 13:06:26
k a yn a k 2 :
(Özsoy, İsmail, “İslam Öncesi Dışa Açık Arabistan’da Ekonomik
Bulgular;” http://journal.qu.edu.az/article_pdf/1037_472.pdf;
erişim tarihi 31.08.2014)
Hicaz ise Arabistan’ın hayli kenarda kalmış, çorak
bir bölgesidir. Özellikle konaklama merkezi olan Mekke, Perslerle Bizanslılar arasında bitip tükenmeyen savaşlar yüzünden Kuzey Arabistan ticaretinin tehlikeye
düşmesi üzerine önem kazanmaya başlar. Mekke’nin
kendisi de kervan seferleri örgütlüyordu, sonunda bir
ticaret kenti, bir tacir cumhuriyeti olup çıktı. Bu cumhuriyeti klan şefleriyle eşraftan oluşan bir kurul yönetiyordu. Erkek kadın herkes ticaretle uğraşıyordu.
Kervanları yağmalamak için ortaklıklar kuruluyordu.
DKIH II-uygarliklar tarihi.indd 145
İki yıl sonra, 630 yılında, Hz. Muhammed Mekke
üzerine yürüyeceği zafer alayını topladı. Mekke ve Medine’nin yanaşma kabileleri arasındaki bir anlaşmazlık
antlaşmayı bozdu fakat Mekkeli liderler şehri teslim
ettiler. Hz. Muhammed hemen herkese genel bir af
verdi. İleri gelen Kureyşlilere cömertçe hediyeler verdi.
Kâbe’nin putları yıkıldı ve İslam’ın en kutsal mabedi
ilan edildi.”
I
Ğ
L I
R
A
G
Y
U
V E
İ
İ H
R
628 yılında Hz. Muhammed ve takipçilerden geniş
bir grup Kâbe’ye hac ziyaretinde bulundu. Orada haccın ritüellerini İslam’ın bir parçası olarak benimsediklerini gösterdiler. Bunu İslam’ın bir Arap dini olduğunu
ve Mekkelilerin büyük bir tehlikede hissettikleri hac
ibadetlerini koruyacaklarını göstermek üzere yaptılar.
Oysa Mekkeliler Hz. Muhammed’’in niyetlerine karşı
tedbirliydiler ve onu Hudeybiye denilen bir yerde durdurdular. Orada Hz. Muhammed, Mekkelilerin, Müslümanların bir sonraki sene hacca gitmelerini kabul ettikleri bir antlaşma imzaladı, ancak kendisinin Allah’ın
peygamberi olduğuna dair iddiasını antlaşma maddeleri arasından çıkarmak zorunda kaldı…
A
Mekke’nin zenginliği ve gücü Arap kabilelerinin işbirliğine dayanan,ticaret işlemlerinden kaynaklanıyordu…
T
Bu panayırlar Mekke’nin ticari çıkarlarının kaynağı
idi. Kureyş kabilesi olarak anılan ve 5. yüzyılda Mekke’nin kontrolünü elinde tutan insanlar ticarette çok
yetenekli bir topluluktu…
M
Mekke arazisinin susuz ve ekinsiz bir vadi olması
sebebiyle bu şehrin sakinleri olan Kureyşliler ticarette
ilerleyip üstünlük kazanmışlardır. Mekke’yi ticaret merkezi haline getiren faktör, onun yerleşime uygun ya da
ticaret yolları üzerinde olması değil, Kâbe’nin bu şehirde bulunmasıdır. Nitekim Tâif, hem tarıma ve yerleşime
uygun olması hem de Kuzey ile Güney arasındaki doğal
ticaret yolu üzerinde bulunması sebebiyle Mekke’nin
yerini almaya daha uygundur. Ancak Kâbe sayesinde
Mekke, milâdî VI. asırdan itibaren Habeşistan, Şam ve
Yemen arasında ticari bir merkez haline gelmiştir.
“6. yüzyılda, yalnızca Mekke, siyasal ve toplumsal
parçalanmaya karşı koyarak toplumsal ve ekonomik düzenin başlıca tek odağı oldu. Kâbe’siyle Arabistan’ın her
yerinden hacıları çeken dinsel bir sığınak olan Mekke,
yarımadanın değişik putlarının ve kabile tanrılarının
bulunduğu önemli bir yer, yıllık hac ziyaretlerinin merkezi haline gelmişti. Hac sadece dini bir ibadet değildi,
yapıldığı dönemlerde kabileler arasındaki ateşkesi de
sağlıyordu. Mekke panayırları Arap kabilelerine ortak
bir kimlik, Mekke’ye ise Arabistan’ın çoğunda manevi
bir öncelik veriyordu.
A
(Cahen, Claude, İslamiyet, Bilgi Yayınevi, 2000, s. 13-14)
(Tanilli, Server, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, C. 2, Say Yayıncılık,
1990, s. 109)
L
“5. yüzyılda Arap Yarımadası’ndaki bazı kentlerde,
zengin kervan tüccarların denetiminde bir çeşit aristokrat cumhuriyetler kurulmuştu. Bunlardan biri de
Kureyş kabilesinin oturduğu Mekke kentiydi. Ticaret
yavaş yavaş bütün Arap Yarımadası’na yayılmıştı, bu
ticaret kısmen Kızıldeniz üzerinden, kısmen de karadan kervanlarla yapılıyordu. Ancak bu arada Kızıldeniz’de gemiyle gitmenin tehlikeli bir iş olduğunu da
belirtelim. Özellikle Yemen’i Hicaz üzerinden Suriye’ye
bağlayan karayolu önemliydi. Sasaniler ve Bizanslılar
Arabistan’ı çevreleyen bölgelerde, kara ve deniz ticaret yolları üzerinde egemenliği birbirlerinin elinden
almak için uzun süre çatışmışlardır. Sasanilerin Pers
Körfezi’nden başlayan ticaret yolu, Hint Okyanusu’nda
Bizanslıların yoluyla kesiştiği için, Bizanslılar onları
Habeşlerin de yardımıyla Kızıldeniz ve Yemen bölgesinden uzaklaştırmaya çalışmaktaydılar. Bu ticari rekabet savaşları zamanla Arabistan’a da sıçradı.”
S
.........................................................................
Bu koşullar sayesinde bütün Batı Arabistan ekonomik
yönden kalkınıyordu. Göçebe bir dünyanın ortasında
ticaret ekonomisi gelişiyordu.
İ
.........................................................................
145
(Lapidus, İra M., İslam Toplumları Tarihi, İletişim Yayınları, 2010, s.
48-70)
03.11.2014 13:06:26
UY GA RL IKL A R
TA RİHİ-II
A Y D A N
D E Mİ R K UŞ
/
Ö Z G E
KUÇUKO S M AN
k a yn a k 3 :
146
.........................................................................
.........................................................................
“İslamiyet’in doğuşundan az önceki kritik devirde, Orta ve Kuzey Arabistan’da yaşayan halkın
çoğunluğunu bedevi kabileleri oluşturur. Bedevi
toplumlarında sosyal birim fert değil, topluluktur.
Topluluk bütünlüğünü dıştan çöl hayatının güçlükleri ve tehlikelerine karşı kendini savunma ihtiyacı
sayesinde, içten de aslı sosyal bağlantılı olan, erkek koldan gelenler arasındaki kan bağı sayesinde
koruyordu. Kabile çoğu zaman özel toprak mülkiyetini tanımaz ve otlaklar, su kaynakları ve benzeri ortak mülkiyet altında bulunurdu. Kabilenin siyasal örgütlenmesi ilkeldi. Reis, eşit hak sahipleri
arasından seçilen “seyid” veya “şeyh” idi. Şeyhin
idarecilik vazifesi emretmekten çok hakemlik yapmaktı. Şeyh zorlama kudretine sahip olmadığı gibi,
makam yetkisi, hükümdarlık, amme (kamu) cezası
vb. kavramları da göçebe Arap toplumunda nefret
uyandırırdı… Kabile hayatını “sünnet,” yani atalardan kalan örfler düzenlerdi. Bunun kuvveti atalara
karşı duyulan saygıdan gelmekte, ceza ya da ödülü
de yalnız kamuoyu sağlamaktaydı. Kabile meclisi
sünnetin dış sembolü ve yerine getirmenin tek aracıydı. Sosyal hayata hakim olan anarşiyi kan gütme
adeti bir dereceye kadar sınırlandırıyordu. Bu adete
göre öldürülen adamın yakını katilden ve onun kabilesine mensup bir kimseden intikam almak göreviyle yükümlüydü.
Tapılan varlıklar, köken itibariyle, ağaçlarda pınarlarda ve özellikle kutlu taşlarda yaşayan, belirli
yerlerin sakinleri ve efendileriydi. En önemli ilahlardan üçü Menat, Uzza ve Allat idi. Bu üç ilah, genellikle daha yüksek bir ilaha, Allah’a tâbi bulunuyordu. Kabile dininde gerçek bir ruhban sınıfı yoktu; göçebeler ilahlarını bir kırmızı çadırda taşırlar
ve muharebeye giderken bunu yanlarına alırlardı.
İlah, şeyhin evinde muhafaza olunur ve böylece ev
dini itibar kazanırdı. Aynı zamanda Mekke’de de,
Kâbe adıyla bilenen dört köşeli binada her kabileyi
temsilen bir put bulunmaktaydı. Bu putların birlikteliği hem kabile birliğini temsil ediyor hem de burayı dini bir merkez haline getiriyordu.
...
İlk vahiy Hz. Muhammed’e 40 yaşlarındayken
indi. Mekkeliler onun ilk vaazlarını zararsız sayarak karşı koymadılar. Hz. Muhammmed daha sert
DKIH II-uygarliklar tarihi.indd 146
davranmaya başlayarak Mekkelilerin dinine açıkça
hücum edince ona ve taraftarlarına karşı idareci
zümrenin muhalefeti sertleşti. Söz konusu muhalefet iki düşünceden doğuyordu. İlki ve en önemlisi,
eski dinin ve Kâbe’deki putların kaldırılmasının hac
ve iş merkezi olarak şehri sağladığı faydadan mahrum bırakacağı korkusuydu. İkincisi, hâkim ailelerden birine mensup bulunmayan bir kimsenin iddialarına karşı gelmek isteği idi. Hz. Muhammed’in
Mekke’den Medine’ye göçü, Arapça adıyla Hicret,
bir dönüm noktasıydı ve daha sonraki nesiller tarafından İslam tarihine başlangıç kabul edildi. Medineliler Hz. Muhammed’i Allah’ın resulü olmaktan
çok, kendilerine hakem olarak hizmet edecek ve
aralarındaki iç anlaşmazlıkları halledebilecek fevkalade güce sahip bir adam diye davet etmişlerdi.
Mekkelilerin zıttına, onların putperestlikle ilgili bir
menfaati yoktu, siyasi ve sosyal ihtiyaçlarını karşıladığı takdirde İslamiyet’in dini yönünü kendi
istekleriyle kabul edebilirlerdi. Medinelilerin din
değiştirmesi çok daha sonra tamamlandı.
…
Medine’ye geldikten sonra Hz. Muhammed
Mekkeli muhacirlerle Medineli kabileler ve bu ikisiyle Yahudiler arasındaki ilişkileri düzenleyen tek
taraflı bir beyanname hazırladı. Kurulan cemaat
yani ümmet, İslamiyet’ten önceki şehrin az sayıda
önemli değişikliğe uğramış bir gelişmesiydi. Daha
sonraki İslam mutlakıyetine doğru ilk adımı teşkil
ediyordu. Kabile teşkilatı ve adetleri teyid olunuyor, her kabile kendi dışındakilere karşı mükellefiyet ve imtiyazlarını koruyordu.
Bununla beraber, söz konusu teşkilatta önemli
değişiklikler vardı ve bunların ilki , toplum bağı
olarak kanın yerine dinin geçmesi idi. Hâkimiyet
kaynağı halk düşüncesinden Allah›a geçmiş, Allah
da bunu resulü sıfatıyla Hz. Muhammed’e yöneltmişti.
…
Hz. Muhammed yeni bir hareket yaratmaktan
çok, devrinin Arapları arasında mevcut bulunan
cereyanları canlandırıp bunlara başka bir doğrultu vermiştir. Vefatını bir çöküşün değil, fakat yeni
faaliyet atılımlarının takip etmiş olması, onun peygamberliğinin büyük bir siyasi sosyal ve ahlaki ihtiyacı cevaplandırdığını gösterir.”
(Lewis, Bernard, Tarihte Araplar, Anka Yayınları, 2001, s.
43-69)
03.11.2014 13:06:27
k a yn a k 4 :
Kur’an, kadınlar ve çocukların statülerini genişletti. Bunlar da artık mallar ve potansiyel savaşçı-
DKIH II-uygarliklar tarihi.indd 147
I
Ğ
L I
R
A
G
Y
U
V E
İ
İ H
R
A
T
Kurumsal karışıklık ve aile yükümlülüklerinin
bireysel yadsıması durumunda, Kur’an öğretileri
ataerkil kabileyi güçlendirmeye girişti. Hâlâ kolay
olduğu halde, boşanma teşvik edilmiyordu. Çok
kocalı evlilikler yasaklandı. Çünkü ataerkil aile istikrarının altını oyuyordu. Aile erkek mirasçıları
aracılığıyla soyunu devam ettirdiğinden, Kur’an
babalık bilgisini sağlama alan kuralları sağladı.
İslam öncesi dönemlerde olduğu gibi bütün erkek
akrabalar aile üyelerinin korunmasından sorumlu
tutuluyordu, ama Kur’an öğretileri bu yükümlülükten kaynaklanan kan davalarının tahrip edici
Böylece Hz. Muhammed’in görevinin bir boyusonuçlarını azaltmaya çalıştı. İncitilmiş tarafın kan
yerine parayla tazmin edilmesini teşvik etti ve şayet tu, klanı ve kabileyi aşan bir cemaatin temeli olan
kan davasında ısrar edilecekse herhangi bir erkek ortak inançlar, ortak toplumsal normlar ve ortak
akrabasını değil, sadece suçlunun öldürülebilece- ritüeller iletmekti.
ğine hükmetti.
M
Ticari teşebbüs işlemleri yazıldı, adil davranma öğretileri, şerefli sözleşmeler, doğru şahitlik
etmek ve faiz alışverişinde bulunmamak. Bunlar,
kesin konuşmak gerekirse, kanunlar değil, ahlaki normlardı. Örneğin, ödünç vermelerde azami
bir faiz oranı belirtilmedi, ama ihtiyaç halindeki
insanları sömürmemeyi veya onların zorluklarından faydalanmamayı öğretti. Bu tür normlar ayıca savaştaki davranışlar konusunda da, esirlere
muamele ve ganimetlerin dağıtımı konusunda da
verilmiştir. Kumar oynamaya ve zehirleyici, sarhoş
edici içeceklerin içilmesine, muhtemelen bu tür
davranışlar putperestliğe eşlik ettiği için ahlaki
yasaklar konuldu.
A
Bu aile düşüncesi Müslüman ümmet, yani inananlar topluluğu düşüncesinin özünde yatar. Aile
idealleri, toplumun kabile sistemi içinde basit objeler yerine Allah’ın yarattıkları olarak bireylerin
dinsel önemlerini ve bireyin aile içindeki ahlaki
ilişkilerindeki sorumluluğunu vurgulayarak bireysellik duygusunu güçlendirdi. Bireysellik duygusu,
Allah’ın birliği ve insanoğlunun ahiret günü onun
önündeki sorumluluğu hakkındaki Kur’an öğretilerinin doğru bir şekilde takdir edilebilmesi için esastı. Kur’anın öğretileri putperest görüşün aksine,
tek bir aşkın gerçeklik görüşünün boyutları olarak
dünyanın bütünlüğü, toplumun birliği ve kişinin
bütünlüğü duygusunu işliyordu. Aile hukukundan
ve ahlak derslerinden ayrı olarak Kur’an birçok toplumsal sorun ve türleriyle de ilgilendi.:
L
İslam öncesi Arap toplumundaki temel aile birimi ataerkil klandan oluşuyordu. Bu, doğrudan
erkek tarafından ortak bir atadan gelen ve ailenin
en yaşlı üyesi ya da reisin otoritesi altında bulunan
bir insanlar grubundan oluşuyordu. Kadınlar düşük
statülüydü ve grubun tam üyesi sayılmıyorlardı. İyi
bir evlilik kabileye şeref kazandırıyordu. Erkekler
için de statüler, yükümlülükler ve haklar tamamen
kabileden kaynaklanıyordu. Mülkiyet, grubun geleneklerine göre düzenleniyordu. Evlilikler, evlenen
çiftin arzularından ziyade ailelerin çıkarlarının aile
reislerince gözetilmesi sonucu yapılıyordu. Grup diğer üyeleri savunmakla ve bir üye suç işlediğinde diyetini ödemekle sorumluydu. Ancak bir kadının birden fazla erkekle evlenmesi, ebeveynlik konusunda
değişik süreklilik ve sorumluluk derecelerine sahip
çok kocalılıklar (polyandry), örneğin geçici evlilikler
Arabistan’da bilinmekteydi. Çokeşlilik, bir adamın
bir konutta birkaç kadınla evli olması biçiminde düzenlendiği gibi bir adamın, her biri kendi kabilesinde yaşayan ve her birini sırasıyla ziyaret ettiği eşleri
de olabilirdi. Her yerde tek bir kural geçerli değildi.
Mülkiyetlerin dağılımı, kadınların ve çocukların korunması konusunda az sayıda insan ideal yükümlülüklerini yerine getirebiliyordu.
S
.........................................................................
lardan ibaret görülmeyecek, aksine kendi haklarına ve ihtiyaçlarına sahip bireyler sayılacaklardı.
Bununla birlikte, kadınların güvenliği ve statüleri
üzerindeki vurguya rağmen Kur’an kadınlarla erkekler arasında eşit haklar tesis etmedi. Erkeklerin
ayrıcalıklarına temelde dokunulmadığı halde, öğretisinin ruhu erkek ve kadın arasında karşılıklılığı, bireylerin kişisel ve ahlaki değerlerine karşılık
daha büyük bir duyarlılığı ve aile bağlamı içindeki
bireylerin görece özerkliğini teşvik etti.
İ
.........................................................................
147
(Lapidus, İra M., İslam Toplumları Tarihi, İletişim Yayınları,
2010, s. 65-69)
03.11.2014 13:06:27
UY GA RL IKL A R
TA RİHİ-II
A Y D A N
D E Mİ R K UŞ
/
Ö Z G E
KUÇUKO S M AN
ÇALIŞMA SORULARI
1. Okuduğunuz kaynağa grup arkadaşlarınızla karar vererek bir başlık koyunuz.
2. Sizce Arap İslam Devleti’nin oluşumunda hangi etkenler belirleyici olmuştur?
Gerekçelendirerek maddeler halinde yazınız.
....................................................................................................................................................................
....................................................................................................................................................................
....................................................................................................................................................................
....................................................................................................................................................................
3. Size verilen kaynağı okuduktan sonra bu kaynağı en doğru biçimde ifade edeceğini
düşündüğünüz sloganı yaratınız.
....................................................................................................................................................................
....................................................................................................................................................................
ÇALIŞMA KAĞIDI
Grup 1
Grup 2
Grup 3
Grup 4
Grup Sloganı
(Kaynağınızla
ilgili olmalı)
Bu sloganı
belirlemenizin
gerekçeleri
nelerdir?
Kısaca yazınız.
148
KAYNAKLAR
Lapidus, İra M., İslam Toplumları Tarihi, İletişim Yayınları, 2010
Lewis, Bernard, Tarihte Araplar, Anka Yayınları, 2001
DKIH II-uygarliklar tarihi.indd 148
03.11.2014 13:06:27
Download