iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında oksidatif metabolizma

advertisement
1
T.C.
GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ
TIP FAKÜLTESİ
İKİ UÇLU BOZUKLUK MANİK DÖNEM HASTALARINDA
OKSİDATİF METABOLİZMA VE ÜROTENSİN-II SEVİYELERİ
UZMANLIK TEZİ
Dr. Bahadır DEMİR
RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANABİLİM DALI
TEZ DANIŞMANI
Doç. Dr. Gökay ALPAK
Mayıs – 2015
2
3
T. C.
GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ
TIP FAKÜLTESİ
İKİ UÇLU BOZUKLUK MANİK DÖNEM HASTALARINDA
OKSİDATİF METABOLİZMA VE ÜROTENSİN-II
SEVİYELERİ
UZMANLIK TEZİ
Dr. Bahadır DEMİR
RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANABİLİM DALI
TEZ DANIŞMANI
Doç. Dr. Gökay ALPAK
Bu tez, Gaziantep Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri tarafından TF.13.34 proje
numarası ile desteklenmiştir.
I
I. ÖNSÖZ
Asistanlık eğitimim boyunca deneyimini ve bilgilerini benden esirgemeyen
değerli hocalarım Prof. Dr. Haluk A. SAVAŞ, Prof. Dr. Abdurrahman ALTINDAĞ,
Doç. Dr. Osman VIRIT, Doç. Dr. Ahmet ÜNAL, Doç. Dr. Feridun BÜLBÜL ve Doç.
Dr. Gökay ALPAK’a teşekkür ederim.
Tez döneminde yaptığı katkılarından dolayı danışman hocam Doç. Dr. Gökay
ALPAK ve beraber çalıştığım asistan arkadaşlarıma geçirilen güzel günler için ayrıca
teşekkür ederim.
Eğitimim süresince bütün sıkıntılarıma ortak olan, benden desteğini esirgemeyen
eşime, asistanlığım sırasında dünyaya gelen oğlum Ahmet Miraç’a ve hayatımın her
aşamasında yanımda olan aileme teşekkür ederim.
Dr. Bahadır DEMİR
Gaziantep, 2015
II
II. İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ .............................................................................................................. I
İÇİNDEKİLER .................................................................................................. II
ÖZET ................................................................................................................. IV
ABSTRACT....................................................................................................... VI
KISALTMALAR ............................................................................................... VIII
TABLO LİSTESİ .............................................................................................. X
ŞEKİL LİSTESİ ................................................................................................. XI
1. GİRİŞ VE AMAÇ .......................................................................................... 1
2. GENEL BİLGİLER ........................................................................................ 3
2.1. İki Uçlu Bozukluk................................................................................... 3
2.1.1. Tanım .............................................................................................. 3
2.1.2. Tarihçe ............................................................................................. 3
2.1.3. Epidemiyoloji .................................................................................. 5
2.1.4. Etiyoloji ........................................................................................... 6
2.1.4.1. Biyokimyasal Nedenler .............................................................. 6
2.1.4.2. Genetik Nedenler ....................................................................... 8
2.1.4.3. Psikososyal Nedenler ................................................................. 9
2.1.5. Tanısal ve Klinik Özellikler ............................................................. 9
2.1.6. Ayırıcı Tanı...................................................................................... 21
2.1.7. Gidiş ................................................................................................ 21
2.1.8. Tedavi .............................................................................................. 22
2.1.8.1. Farmakoterapi ............................................................................ 22
2.1.8.2. Elektrokonvulsif Tedavi ............................................................. 25
2.1.8.3. Psikoterapi ve Psikosoyal Öneriler ............................................. 26
2.1.8.4. Tedaviye Uyum .......................................................................... 26
2.2. Oksidatif Metabolizma ........................................................................... 28
2.2.1. Serbest Radikallerin Vüvuttaki Etkileri ............................................ 28
III
2.2.2. Antioksidan Savunma Sistemleri ..................................................... 28
2.2.3. Psikiyatrik Bozukluklar ve Oksidatif Stres ...................................... 29
2.3. Ürotensin-II Peptidi ve Fonksiyonu ....................................................... 31
3. GEREÇ VE YÖNTEM................................................................................... 33
3.1. Araştırmanın Tipi ................................................................................... 33
3.2. Araştırmanın Yapıldığı Yer ve Özellikleri............................................... 33
3.3. Araştırmanın Evreni................................................................................ 33
3.4. Araştırmaya Dahil Edilme ve Dışlama Kriterleri ..................................... 33
3.5. Araştırmanın Yürütülmesi ....................................................................... 34
3.6. Veri Toplama Araçları ............................................................................ 34
3.6.1. Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu .......................................... 34
3.6.2. KGI.................................................................................................. 34
3.6.3. YMDÖ ............................................................................................. 35
3.6.4. HAMD ............................................................................................. 35
3.6.5. PANSS ............................................................................................ 35
3.7. Değişkenlerin Ölçümü ve Hesaplanması ................................................. 36
3.7.1. Total Antioksidan Seviye (TAS) Ölçümü ......................................... 36
3.7.2. Total Oksidan Seviye (TOS)’nin Ölçümü ......................................... 36
3.7.3. Oksidatif Stres İndeksi (OSİ)’nin Hesaplanması ............................... 37
3.7.4. NO Ölçümü...................................................................................... 37
3.7.5. Ürotensin-II Ölçümü ........................................................................ 37
3.8. İstatistiksel Değerlendirme ...................................................................... 38
4. BULGULAR .................................................................................................. 39
4.1. Olguların Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri.................................... 39
4.2. TAS, TOS, OSİ, NO ve U-II Değerleri ................................................... 42
5. TARTIŞMA ................................................................................................... 47
6. SONUÇ VE ÖNERİLER................................................................................ 54
7. KAYNAKLAR .............................................................................................. 55
8. EKLER .......................................................................................................... 64
IV
III. ÖZET
İKİ UÇLU BOZUKLUK MANİK DÖNEM HASTALARINDA OKSİDATİF
METABOLİZMA VE ÜROTENSİN-II SEVİYELERİ
Dr. Bahadır Demir
Uzmanlık Tezi, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
Tez Danışmanı: Doç. Dr. Gökay Alpak
Mayıs 2015, 72 sayfa
Amaç: Daha önce yapılmış pek çok çalışma ile iki uçlu bozuklukta oksidatif dengenin
bozulduğuna dikkat çekilmiştir. Ancak yaptığımız literatür taramalarında iki uçlu
bozukluk hastalarında Ürotensin-II (U-II) düzeyini ve U-II düzeyi ile oksidatif
metabolizma arasında ilişki bulunup bulunmadığını araştıran çalışmaya rastlamadık. Bu
calışmada iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında U-II düzeylerini, oksidatif
metabolizmayı ve U-II ile oksidatif metabolizma arasındaki ilişkiyi incelemeyi
amaçladık.
Yöntem: DSM-5’e göre iki uçlu bozukluk manik dönem tanısı konulan 42 hasta ile 55
sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Serum total antioksidan seviye (TAS), total oksidan
seviye (TOS), Nitrik Oksit (NO), U-II ölçümü ve oksidatif stres indeksi (OSİ)
hesaplanması Gaziantep Üniversitesi Biyokimya laboratuarında yapıldı.
Bulgular: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubu TAS, TOS, OSİ,
NO ve U-II değerleri açısından karşılaştırıldığında TAS, TOS, OSİ, NO ve U-II
değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı (sırasıyla
p=0.003, p=0.001, p=0.001, p=0.001 ve p=0.009). Yapılan korelasyon analizinde
hastaların U-II düzeyleri ile TOS ve OSİ arasında pozitif yönde zayıf şiddette doğrusal
bir ilişki gözlendi (sırasıyla TOS ile r=0.326, p=0.035; OSİ ile r=0.369, p=0.016).
Sonuç: Çalışmamızda TAS, TOS, OSİ ve NO bundan önce yapılmış olan çalışmaların
birçoğunda olduğu gibi iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında kontrollere kıyasla
yüksek bulunmuştur. Çalışmamızın önemli bir diğer bulgusu iki uçlu bozukluk manik
dönem hastalarında kontrollerden yüksek saptadığımız U-II düzeyleridir. Daha önce
yapılan çalışmalarda U-II’nin davranış, uyku, inflamatuar sistem ve oksidatif
metabolizma üzerine etkileri ile ilgili veriler elde edilmiş ve hipotezler kurulmuştur. Biz
V
de çalışmamızda literatürdeki bu çalışmalar ışığında iki uçlu bozukluk manik dönem
hastalarında artmış oksidatif stres ve inflamasyon düzeyinde yüksek U-II düzeylerinin
bir etken olabileceğini gündeme getirmekteyiz. Bununla birlikte iki uçlu bozukluk
manik dönem kliniğinde gözlenen davranışsal belirtiler ve uyku özelliklerinin
oluşmasında sebeplerden biri yüksek U-II düzeyleri olabilir. Ek olarak beyin kan akımı
ile ilgili yapılan çalışmalardaki bulgular dolaylı olarak U-II etkisiyle yükselen NO ve
adrenomedullin düzeyleri ile ilişkilendirilebilir. Ancak insan beyin damarlarında ve
özellikle prefrontal kortekste U-II’nin nasıl bir etki yaptığı henüz araştırılmamıştır.
Hastalarda beyin kan akımı ile U-II’nin ilişkisi ileriki çalışmaların konusu olabilir.
Çalışmamızın iki uçlu bozukluk manik dönemde U-II seviyelerini ayrıca U-II ve
oksidatif parametrelerin ilişkisini inceleyen ilk çalışma olması literatüre ciddi katkılar
sağlayabilir.
Anahtar Kelimeler: İki uçlu bozukluk, Ürotensin-II, Nitrik oksit, Oksidatif stres
VI
IV. ABSTRACT
OXIDATIVE METABOLISM AND UROTENSIN-II LEVELS AMONG
BIPOLAR DISORDER PATIENTS IN MANIC EPISODE
Dr. Bahadır Demir
Thesis, Department of Psychiatry
Consultant: Doç. Dr. Gökay Alpak
May 2015, 72 pages
Objective: According to the previous studies, it has been noted many times that
oxidative balance is disrupted in bipolar disorder. However, we did not found any
research investigating the Urotensin-II (U-II) levels and relationship between U-II
levels and oxidative metabolism among bipolar disorder patients in the literature. In this
study, we aimed to investigate the U-II levels, oxidative metabolism and relationship
between U-II levels and oxidative metabolism among bipolar disorder patients in manic
episode.
Method: Fourty two patients diagnosed as bipolar disorder manic episode according to
DSM-5 and 55 healthy controls enrolled into the study. Serum total antioxidant status
(TAS), total oxidant status (TOS), nitric oxide (NO), U-II and oxidative stress index
(OSI) measurements were done in biochemistry laboratory of Gaziantep University.
Results: When TAS, TOS, OSI, NO and U-II levels were compared between bipolar
disorder manic episode patients and control group; TAS, TOS, OSI, NO and U-II levels
were significantly higher in the patient group than the control group (p = 0.003, p =
0.001, p = 0.001, p = 0.001 and p = 0.009 respectively). According to the correlation
analysis, U-II levels were found to have a poor linear correlation in the positive
direction with TOS and OSI (r = 0.326, p = 0.035 for TOS; and r = 0.369, p = 0.016 for
OSI).
Conclusion: TAS, TOS, OSI and NO levels were higher in bipolar disorder manic
episode patients when compared with controls in concordance with many of the
previously conducted studies. Another important finding of our study is the higher U-II
levels in bipolar disorder manic episode patients than controls. In the earlier studies,
data have been obtained about the effects of U-II on behavior, sleep, inflammatory
VII
system and oxidative metabolism and relevant hypotheses have been established. In the
light of these studies in the literature, our study proposes that increased U-II levels
could be a factor effecting the elevated oxidative stress and inflammation in patients
with bipolar disorder manic episode. Keeping this in mind, one can assume that one of
the reasons of behavioral and sleep disturbances seen in the clinical features of bipolar
disorder manic episode could be the elevated U-II levels. Additionally, findings of
increased NO and adrenomedullin levels from the cerebral blood flow studies may be
indirectly associated with the effect of U-II. However, effects of U-II on human brain
vessels, especially in the prefrontal cortex has not been studied yet. The association
between cerebral blood flow and U-II should be the subject of further studies. Our study
is the first one to examine U-II levels as well as relationship between U-II levels and
oxidative parameters in manic episode of bipolar disorder, therefore it may significantly
contribute to the literature.
Keywords: Bipolar disorder, urotensin-II, nitric oxide, oxidative stress
VIII
V. KISALTMALAR
AAP : Atipik Antipsikotik
ADM: Adrenomedullin
APA : American Psychiatric Assosiation
ASDD: A Sınıfı Duygudurum Dengeleyiciler
BPRS : Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği
BDNF : Beyin Kaynaklı Büyüme Faktoru
BOS : Beyin Omurilik Sıvısı
BSDD: B Sınıfı Duygudurum Dengeleyiciler
CAT : Katalaz
COMT : Katekol-O-metiltransferaz
DNA : Deoksiribonukleik Asit
DSM : Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders
EEG : Elektroensefalogram
E-DEHB : Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu
EKT : Elektrokonvulsif Terapi
fMRI : Fonksiyonel manyetik görüntüleme
GABA : Gama-amino Butirik Asit
GSH : Glutatyon
GSHPx : Glutatyon Peroksidaz
GST : Glutation-S-Transferazlar
H2O2 : Hidrojen Peroksit
hs-CRP: High Sensitivity C-Reactive Protein
ICD : International Classification of Diseases
IFN- γ: İnterferon-gama
IL-4: İnterlökin-4
IL-6: İnterlökin-6
IL-8: İnterlökin-8
IX
IL-10: İnterlökin-10
KGİ : Klinik Global İzlenim
LSD : Lizerjik Asit Dietilamid
MDA : Malondialdehid
MRI : Manyetik Rezonans Görüntüleme
MRS : Manyetik Rezonans Spektroskopisi
NMDA : N-Metil-D-Aspartat
NO : Nitrik Oksit
O2 : Süperoksit Radikaller
OH : Hidroksil Radikalleri
OSİ: Oksidatif Stres İndeksi
PANSS : Positive and Negative Syendrome Scale
PET : Pozitron Emisyon Tomografi
ROT : Reaktif Oksijen Türleri
SPSS : Statistical Package for the Social Sciences
SR : Serbest Radikaller
SS : Standart Sapma
TAP : Tipik Antipsikotik
TAS : Toplam Antioksidan Seviye
TBARS : Tiobarbiturik Asit Reaktif Substans
TNF-α: Tümör Nekrotizan Faktör-alfa
TOS : Toplam Oksidan Seviye
TPEROX : Toplam Peroksit Seviyeleri
U-II: Ürotensin-II
VKİ: Vucut Kitle İndeksi
XO : Ksantin Oksidaz
X
VI. TABLO LİSTESİ
Tablo 1: Yükselmiş Duygudurum ve Semptomların Sağaltımı için ASDD’ler
22
Tablo 2: Depresif Duygudurum ve Semptomların Sağaltımı için BSDD’ler
23
Tablo 3: Yükselmiş Duygudurum ve Semptomların (Mani) Akut Sağaltımı
23
Tablo 4: Depresif Duygudurum ve Semptomların Akut Sağaltımı (İki Uçlu
Bozukluk I ve İki Uçlu Bozukluk II Depresif Dönem)
24
Tablo 5: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ile kontrol grubunun yaş,
cinsiyet, sigara kullanımı ve VKİ açısından karşılaştırılması
39
Tablo 6: Hastaların ve kontrol grubunun sosyodemografik özellikleri
40
Tablo 7: Hastaların klinik özellikleri
41
Tablo 8: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun TAS,
TOS, OSİ, NO ve U-II değerleri açısından karşılaştırılması
42
XI
VII. ŞEKİL LİSTESİ
Şekil 1: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun U-II
düzeylerinin kutu grafiği ile karşılaştırılması
43
Şekil 2: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun TAS
düzeylerinin kutu grafiği ile karşılaştırılması
43
Şekil 3: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun TOS
düzeylerinin kutu grafiği ile karşılaştırılması
44
Şekil 4: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun OSİ
düzeylerinin kutu grafiği ile karşılaştırılması
44
Şekil 5: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun NO
düzeylerinin kutu grafiği ile karşılaştırılması
45
1. GİRİŞ VE AMAÇ
İki uçlu bozukluk sıklıkla yaşamın ikinci veya üçüncü on yılında başlayan, bir
çok hastada tanı konulması yılları bulan ve yineleyici ataklarla seyreden kronik nitelikte
bir ruhsal duygudurum bozukluğudur. İki uçlu bozukluk yineleyen mani, hipomani,
karma ve depresyon hastalık dönemleri ile seyreder (1). İki uçlu bozukluk Amerikan
Psikiyatri Birliği’nin Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı’nda ‘İki uçlu
(Bipolar) ve İlişkili Bozukluklar’ başlığında yer alır.
İki uçlu bozukluğun yaşam boyu yaygınlığının tüm dünyada %1 ile %3 arasında
olduğu tahmin edilmektedir (2). İki uçlu bozuklukta tüm alt gruplar değerlendirildiğinde
kadın erkek oranı 1/1 ve başlangıç sıklıkla geç ergenlik döneminde olmak üzere 20
yaşından öncedir.
İki uçlu bozukluk, hecmeler sırasında kişinin biliş, düşünme, algılama,
duygulanım, yargılama, çevre ile uyum sağlama ve davranışların düzenlenmesi gibi
temel merkezi sinir sistemi işlevlerini bozmaktadır. Remisyon (iyileşme) döneminde
dahi devam eden bilişsel işlev bozuklukları tespit edilmiştir. Hastalığın patogenezinde
biyokimyasal, çevresel ve genetik etmenlerin önemli rol oynadığı saptanmıştır (3). İki
uçlu bozukluğun nörokimyasal mekanizmasında monoaminler, gamaamino bütirik asit
(GABA), ikincil haberci yolakları ile ilgili pek çok hipotez öne sürülse de, bu
mekanizmalar henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Son çalışmalarda iki uçlu
bozuklukta oksidatif stresin rolünü destekleyen kanıtlar giderek artmaktadır (2).
Reaktif oksijen metabolitleri/serbest radikaller (ROM/SR) normal insan
metabolizmasının bir parçasıdır. Ancak belli bir yoğunluğu aşarsa veya buna karşı
oluşan antioksidan yanıtta yetersizlik olursa, bu metabolitler lipit peroksidasyonu,
deoksiribonükleik asit (DNA) hasarı ve enzim inaktivasyonu ile hücre ve doku hasarına
2
yol açabilmektedir. Oksidatif stres günümüzde birçok hastalığın patofizyolojisinde
suçlanmaktadır.
metabolizması
Oksidatif
üzerindeki
stresin
genellikle
toksik
etkilerinden
karbonhidrat,
dolayı
protein
hastalıklara
ve
yol
lipit
actığı
savunulmuştur (4). Şizofreni, iki uçlu bozukluk ve anksiyete bozuklukları gibi
psikiyatrik bozukluklarda da oksidatif metabolizma dengesizliklerine dair kanıtlar
bulunmaktadır (2,5,6).
Ürotensin-II (U-II) ilk olarak teleost urophysis’den izole edilmiş ve insanda 11
aminoasit içeren siklik peptiddir (7,8). Damarların endotelinde, myokardda, düz ve
çizgili kaslarda, adrenal bezde, tiroidde ve renal kortekste U-II reseptörleri bulunmuştur
(9). U-II günümüze kadar saptanmış en potent vazokonstrüktördür (10). Ratlarda
yapılan çalışmalarda U-II’nin intraserebrovasküler enjeksiyonunun davranışsal,
kardiyovasküler ve hormonal etkilerinin olduğu,
plazma TSH ve Prolaktin
seviyelerinde artışa yol açtığı gözlenmiştir (11,12). U-II’nin davranışsal etkilerinin
kolinerjik aktivasyona bağlı olduğu düşünülmektedir (13). Etiyolojisinde birçok
oksidatif ve immunolojik mekanizmaların rol aldığı kalp yatmezliği, renal yetmezlik,
diabetes mellutus ve karaciğer hastalıklarında U-II’nin plazma seviyelerinin arttığı
gösterilmiştir (9,10,14). Günümüze kadar psikiyatrik hastalıklarda U-II sadece bir
çalışmada araştırılmış ve şizofreni hastalarında kontrollere kıyasla yüksek olduğu
bulunmuştur (15).
Kliniğimizde yapılmış olan çalışmaların verilerinin de desteklediği pek çok
çalışma ile psikiyatrik bozukluklar, özellikle de iki uçlu bozuklukta oksidatif dengenin
bozulduğuna dikkat çekilmiştir (16-22). Ancak yaptığımız literatür taramalarında iki
uçlu bozukluk hastalarında U-II düzeyini ve U-II düzeyi ile oksidatif metabolizma
arasında ilişki bulunup bulunmadığını araştıran çalışmaya rastlamadık. Bu calışmada iki
uçlu bozukluk manik dönem hastalarında U-II düzeylerini, oksidatif metabolizmayı ve
U-II ile oksidatif metabolizma arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık.
3
2. GENEL BİLGİLER
2.1. İKİ UÇLU BOZUKLUK
2.1.1. Tanım
İki uçlu bozukluk belli bir düzen olmaksızın tekrarlayan depresif, manik ya da
her ikisini de kapsayan karışık (karma) hecmelerle giden ve bu hecmeler arasında
kişinin tamamen sağlıklı duygudurum haline (ötimi) dönebildiği bir duygulanım
bozukluğudur (23).
Hastaların yaşamları süresince içine girdikleri tüm hastalık dönemlerinin büyük
kısmı depresif, daha küçük bir kısmı ise hipomanik ya da manik dönemlerden
oluşmaktadır (24). Her iki dönemin ortak özelliği, kişinin duygu durumunda olağan
gidişten farklı nitelikte ve süreklilik gösteren emosyonel bir yaşantı olmasıdır. Bu
farklılık, depresif dönemde duygulanımda izlenen elem ve keder yönünde (disfori) ya
da manik dönemde izlenen neşe tarzında (öfori) bir artıştır. Mani belirtilerinin süre ve
şiddet olarak daha hafif seyrettiği durumlar ise "hipomani" olarak adlandırılır (25).
Karma dönemde depresif ve hipomanik ya da manik belirtiler bir arada görülür.
Mani erkeklerde, depresyon ve karma dönemler kadınlarda daha çok görülür. İki uçlu
bozukluklar klasik olarak hem manik hem de major depresif dönemlerle seyreden
psikotik duygudurum bozuklukları olarak tanımlanmışlardır, ancak son klinik çalışmalar
depresyon yelpazesindeki durumların klasik maniyle değil hafif ve kısa süren hipomani
dönemleriyle birbirini izlediği durumların da olduğunu ortaya koymuştur (26).
Manik ya da depresif dönemler bir yıl içinde dört veya daha fazla izleniyorsa, bu
duruma "Hızlı Döngülü İki Uçlu Bozukluk" adı verilmekte olup, bu tablolar kadınlarda
daha sık olarak izlenmektedir (27).
2.1.2. Tarihçe
Melankoli ve mani arasındaki ilişki Yunan hekimler tarafından 2000 yıl önce
gözlenmesine rağmen 19. yüzyıla kadar belgelenmemiştir (27). 1850’lerde Esquirol’un
iki öğrencisi hem manik hem de depresif kutupları sirküler delilik (Jean-Pierre Falret’in
terimi) ve folie a double forme (Jules Baillarger’in terimi) adını vererek aynı nozolojik
antite olarak tanımlamışlardır. Bu başarının temelinde 18. yüzyılın sonlarında Paris’te
4
Philippe Pinel’in akıl hastalarının insanca tedavi edilmesini savunması ve hastaların
sistematik klinik gözlemlerinin önemini vurgulaması bulunmaktadır (26) .
Emil Kraepelin 1899’da affektif bozuklukları “manik-depresif delilik” adı altında
tanımlamış ve bu görüş tüm dünya tarafından benimsenmiştir. 1960’larda bipolar
bozukluğun yeniden doğuşu Jules Angst, Carlo Perris ve George Winokur’un
yayınlarında yer almıştır. Bu kişiler tek uçlu ve iki uçlu bozuklukların ayrımını klinik,
ailevi ve gidiş açısından tanımlamışlardır (28).
Tek uçlu ve iki uçlu bozukluk görüşü son 30 yılda ilerlemiştir. Bu konunun
dönüm noktaları ise Kraepelin’in karma dönemi, Kahlbaum ve Hecker’ın siklotimi ve
ilişkili affektif bozuklukları, Akiskal’in iki uçlu bozukluk spektrum kavramını
tanımlamaları ve şizoaffektif bozuklukların tek uçlu ve iki uçlu formlarına ayrılmaları
olmuştur. 1963-1966 yılları arasında Perris’in çalışmalarının, Angst’ın çalışmaları ile
benzer sonuçlar taşıdığı görülmüştür. Bu çalışmalara göre genetik ve çevresel
faktörlerin endojen depresyon etyolojisi üzerinde sinerjik etkisi olduğu, cinsiyetin
endojen depresyon açısından önemli risk faktörü olduğu, kadın cinsiyet ile endojen
depresyon arasında ilişki olduğu ancak iki uçlu bozukluklar ile her iki cinsiyetin eşit
olarak ilişkili olduğu saptandı. Bununla beraber manik-depresif hastalığın nozolojik
olarak homojen olmadığı, unipolar depresyonun iki uçlu bozukluklardan genetik,
cinsiyet, premorbid kişilik özellikleri ve gidişat gibi pek çok karakteristik özellikler
açısından farklı olduğu belirlenmiştir (28).
Kraepelin
manik
ve
depresif
mizaç,
aktivite
ve düşüncenin değişik
beraberliklerini içeren 6 çeşit "karışık" durum tanımlamıştır.
Bunlar;
a. Depresif ya da endişeli (anksious) mani
b. Eksite veya ajite depresyon
c. Düşünce fakirliğiyle birlikte mani
d. Manik stupor
e. Düşünce uçuşmasıyla birlikte depresyon
f. İnhibe olmuş mani
Bu altı durumdan depresif ya da endişeli manide olan hastaları Kraepelin "endişeli,
ümitsiz, büyük oranda huzursuz, eksite, günah ve kötülük görme fikirleri içinde ve fikir
uçuşmasıyla çelinebilir" olarak tanımlamıştır (29,30).
5
Major depresif bozukluğun ve iki uçlu bozukluğun ayrı iki hastalık olduğu, ilk
kez 1980 yılında Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı ’nda resmi
sınıflandırma kapsamına alınmıştır (31).
2.1.3. Epidemiyoloji ve Eşlik Eden Bozukluklar
Yaşam boyu (ve 12 ay) prevalansın iki uçlu bozukluk-I için %1,0 (0,6); iki uçlu
bozukluk-II için %1,1 (0,8), iki uçlu spektrum bozuklukları için %2,4 (1,32) olduğu
belirtilmiştir (33). DSM-IV’ e göre iki uçlu bozukluk-II için yaşam boyu yaygınlık
%0,5 olarak bildirilmekle beraber epidemiyolojik çalışmalarda %5 civarında
saptanmıştır (34). İki uçlu bozuklukta tüm alt gruplar değerlendirildiğinde cinsiyet oranı
1/1 dir. Depresyon ve mani arası tüm spektruma bakıldığında daha yüksek depresif
komponent ve daha yüksek kadın oranına açık bir eğilim vardır (26). Erkeklerde ilk
başlangıç hecmeleri daha çok manik olup, daha sonrasında da manik hecmeler kadınlara
oranla daha sıktır (35). Sosyoekonomik duruma ilişkin veriler kesin değildir. Kentlerin
kenar mahallelerinde yaşayanlarda merkezi bölgelerde yaşayanlara göre riskin daha
yüksek olduğunu bildiren çalışmaların yanında, son yıllarda, daha çok şehirlerde ve üst
sosyoekonomik düzeyde izlendiğini ileri süren çalışmalar da bulunmaktadır (35).
İki uçlu hastaların %66'sında bir diğer eksen I bozukluğu bulunmaktadır (36).
Epidemiyolojik ve klinik örneklem çalışmalarının sonuçları iki uçlu bozukluk olan
hastalarda yüksek oranda anksiyete bozukluğu ek hastalığının varlığını göstermektedir
(37). Bu çalışmalar bu iki hastalık grubu arasındaki birlikteliğin istisnadan çok kural
niteliğinde olduğu ve anksiyete bozukluğu ek tanısının tüm topluma oranla iki uçlu
bozukluk hastalarında daha yüksek oranda bulunduğunu göstermiştir. İki uçlu bozukluk
tanısı almış hastalarda yaşam boyu anksiyete bozukluğu ek tanısı görülme sıklığı % 24
ile % 93 arasında değişmektedir. Anksiyete bozuklukları ayrı ayrı ele alındığında, iki
uçlu bozukluk ile en sık, hangi anksiyete bozukluğu ek tanısının bulunduğunu
belirlemek güçtür. İki uçlu bozukluğa eşlik eden anksiyete bozukluklarının yaygınlığı
ile ilgili farklı sonuçlar ve farklı sıralamalar bildirilmiştir (38). Ülkemizde yapılan bir
çalışmada anksiyete bozuklukları içinde iki uçlu bozuklukla en sık gözlenen obsesif
kompulsif bozukluk (%12,8) ve sosyal fobi (%12,8) olduğu, panik bozukluğun ise bu
bozuklukları (%5,7) takip ettiği saptanmıştır (39). 288 iki uçlu bozukluk hastasının
değerlendirildiği bir çalışmada ise ek tanı olarak yaşam boyu en sık görülen anksiyete
bozukluğunun panik bozukluk (%20) olduğu, bunu sosyal fobi (%16), özgül fobi (%10),
6
obsesif kompulsif bozukluk (%9), travma sonrası stres bozukluğu (%7) ve yaygın
anksiyete bozukluğunun (%3) izlediği bildirilmiştir (40). Aynı çalışmada madde
kullanım bozuklukları ile iki uçlu bozukluk eş tanı oranı ise %42 olarak bildirilmiştir
(40). Erkek iki uçlu bozukluk hastalarında daha fazla madde kötüye kullanımı ve alkol
kullanım bozukluğu bildirilmektedir (35).
İki uçlu bozukluğu olan hastalarda yüksek oranlarda anoreksiya nevroza,
bulimiya nevroza ve tıkınma yeme bozukluğu bildirilmiştir (41). Yaşam boyu yeme
bozukluğu ek hastalığı %14,3 oranında saptanmış olup, iki uçlu bozukluk I ve iki uçlu
bozukluk II arasında yeme bozukluğu ek hastalık oranları açısından farklılık
saptanmamıştır. Yeme bozukluğu ek hastalığı; kadın cinsiyet, erken başlangıç ve ağır
gidişat ile ilişkili bulunmuştur (41,42).
İki uçlu bozukluk hastalarının kişilik bozukluğu ek tanısına genel popülasyona
göre daha fazla sahip oldukları anlaşılmıştır. Kişilik psikopatolojisi olan iki uçlu
bozukluk hastalarında tedaviye cevabın daha kötü olduğu ve bu durumun hastalığın
gidişatını olumsuz etkilediği belirlenmiştir (43). Bir çalışmada iki uçlu bozukluk
hastalarında ek tanı olarak kişilik bozuklukları %28,8 olarak saptanmış ve küme B ve C
kişilik bozukluklarının küme A kişilik bozukluklarından daha sık görüldüğü
saptanmıştır (44).
2.1.4. Etiyoloji
2.1.4.1. Biyokimyasal Nedenler
İki uçlu bozukluğun etiyolojisindeki monoamin çalışmaları noradrenerjik
sistemdeki artışa dikkat çekmiştir. Mani dönemi sırasında noradrenalin metaboliti 3metoksi-4-hidroksifenilglikol’ün (MHPG) plazmada artış gösteriyor olması bu sonuçları
desteklemektedir. Diğer yandan sinaptik kolinerjik salınım yetersizliğinin de mani
etyolojisinde bir etken olabileceği, bu durumun da özellikle noradrenalin/asetilkolin
dengesizliği sonucu olduğu öne sürülmüştür (45). Beyinde noradrenerjik hücre
gövdelerinin hemen tamamı lokus serolousta yer alır ve hipotalamusun rostral
bölümüne, basal gangliyonlara, limbik sisteme ve kortekse uzanır. Depresyonda santral
noradrenalin aktivitesinin azalması, metaboliti olan MHPG’nin düşüklüğü ile
gösterilebilir. Ayrıca sürekli stresin giderek noradrenalin nörotransmisyonunu azalttığı
ve bu durumun da depresyonda enerji azalması, yaşamdan zevk alamama, libido
azalmasını açıkladığı belirtilmiştir (26). Serotonerjik nöronlar beyinde dorsal rafe
7
çekirdeklerinden serebral korteks, hipotalamus, bazal gangliyonlar, septum ve
hipokampusa yayılırlar. Serotoninin uyku, iştah, beden ısısı, metabolizma ve libidonun
düzenlenmesinde önemli olduğu gösterilmiştir. Akut streste geçici olarak serotonin
boşalımı artarken, kronik stres serotonin aktivitesinin azalmasına ve depoların
boşalmasına neden olur. Depresyonda serotonin işlevlerinde bozukluğun varlığı birçok
hastada serebrospinal sıvıda 5 hidroksiindolasetik asit düzeylerinin düşük bulunmuş
olmasından, D- fenfluramin gibi bir serotonin agonistine yanıt olarak bölgesel serebral
metabolizmasının azalmasına kadar farklı birçok yöntemle gösterilmiştir (26). Yüksek
dozda verilen serotonin öncülü L-triptofanın mani benzeri etki yapması iki uçlu
bozukluk etyolojisinde serotonerjik sistemin etkisini düşündürmüştür. Nitekim iki uçlu
bozukluğun tedavisinde kullanılan lityum tuzlarının, beyinde serotonerjik işlevi artırdığı
bilinmektedir (45).
Beyinde görece dört farklı dopamin yolağı vardır. Tubero-infindibuler sistem
hipotalamustan hipofiz bezine giderek prolaktin salgılanmasını baskılayarak denetler.
Nigrostriyatal sistem substansiya nigradan çıkar ve bazal gangliyonlara giderek istem
dışı motor hareketleri düzenler. Mezo-limbik yolaklar ventral tegmentum yarleşimlidir
ve yaygın olarak nucleus accumbens, amigdala, hipocampus, talamusun medial ve
dorsal çekirdekleri ve singulat girusa giderler. Bu yolak duygu dışa vurumunu,
öğrenmeyi ve zevk alma yetisini düzenler. Dördüncü yolak ise ventral tegmentumdan
çıkan mezo-kortikal yolaktır
ve orbitofrontal, prefrontal bölgelere
yayılarak
motivasyonun, konsantrasyonun ve amaca yönelik, karmaşık yüksek bilişsel işlemlerin
başlatılmasının düzenlenmesine yardım eder. Mezokortikal ve mezo-limbik dopamin
aktivitesinin azalması depresyonda belirgin olan bilişsel, motor ve zevk alma ile ilgili
bozukluklara neden olur (26). Kokain ve L-dopa gibi dopaminerjik iletimi artıran
maddelerin mani benzeri tablo oluşturması, dopaminin de iki uçlu bozukluğun
etiyolojisinde rol oynadığının göstergesidir. Dopaminerjik azalmaya yol açan
antipsikotik ilaçların aynı zaman da antimanik etki göstermesi, manide dopaminerjik
sistem aktivasyonu olduğunu kanıtlamaktadır. Manik dönemde beyin omurilik sıvısında
artışı gösteren dopamin metaboliti homovalinik asit de bu kanıtı desteklemektedir (45).
Hastalığın nörobiyolojisinde ve özellikle lityum gibi duygudurum dengeleyici
ilaçların etki düzeneklerini anlamada, sinaptik aralıkta miktar olarak değişikliğe
uğrayan norepinefrin, serotonin gibi nörotransmitterlerin ötesinde, sinir hücresi
8
membranında yerleşmiş olan G proteinlerinden başlayarak adenil siklaz, fosfatidil
inositol ikincil ileti sistemleri, protein kinaz C, mitojen aktive edici protein kinazlar gibi
hüce içi yolaklar ve çekirdek düzeyinde hücre sağ kalımını sağlayan ve hücre ölümünü
engelleyen proteinlerin transkripsiyonunda farklılaşma ve düzenlenmesine ilişkin
süreçleri kavramak gerekliliği öne sürülmüştür (46). İkinci haberciler nöron zarında
iyon kanallarını, nörotransmitter sentez ve boşalımını ve protein kinaz aktivitesini
düzenlerler.
Bazı
çalışmalarda
depresif
hastaların
trombosit
adenilat
siklaz
aktivitesinde, fosfo-iyonosit hidrolizinde, hücre içi kalsiyum metabolizmasında ve G
protein işlevlerinde bir bozukluk olduğu bildirilmiştir. Aynı zamanda antidepresanlar,
kortikotropin serbestleştirici hormon ve monoamin reseptörlerinin sentezini azaltan ve
beyinden köken alan nörotrofik faktör (BDNF) gibi aktive edici proteinlerin sentezini
artıran bir dizi hücre içi tepkiyi başlatabilir. Duygudurum dengeleyici ilaçların G
proteinler ve diğer ikincil haberciler üzerinden etkisini gösterdiğine ilişkin kanıtlar
vardır (26).
İki uçlu bozuklukta tiroid ve hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) eksen
aktivitesinin bozulduğuna ilişkin kanıtlar vardır. Bunlardan subklinik hipotiroidizm iki
uçlu bozuklukla en fazla ilişkili bulunan tiroid fonksiyon bozukluğudur. Özellikle
subklinik hipotiroidizmin kadın cinsiyet ve hızlı döngülülükle ilişkili olduğu
saptanmıştır. Yine hızlı döngülülükle HPA eksen aktivitesindeki latent hipofonksiyon
ilişkisi öne sürülmüştür (47).
2.1.4.2. Genetik Nedenler
Psikiyatrik hastalıklar arasında genetik yönü en çok araştırılan hastalıklardan biri
iki uçlu bozukluktur ve özellikle son yıllarda araştırmalar yoğunluk kazanmıştır. Aile,
ikiz ve evlat edinme çalışmaları genetik etiyolojinin önemine dair güçlü kanıtlar
vermiştir. Son 20 yıldır yürütülen moleküler genetik çalışmalarla iki uçlu bozuklukta
etiyolojik önemi olan majör lokus belirlenmeye çalışılmıştır ve bu güne kadar yapılan
çalışmalarla kalıtım modu ve majör lokus henüz kesin olarak belirlenememiştir (48).
Bunun nedeni, iki uçlu bozuklukta hastalığın birden fazla genin çevre faktörleriyle
etkileşimi sonucunda ortaya çıkması olup, bütün bu veriler iki uçlu bozukluğun
karmaşık bir genetiği olduğunu göstermiştir (49).
Yapılan çalışmalarda iki uçlu bozuklukla ilişkili olduğu öne sürülen genler
bildirilmiştir. Bunlardan en çok üzerinde durulanlar 6p bölgesindeki disbindin, 8p
9
bölgesindeki Neuregulin-1, 13q bölgesindeki G72/G30, 22q bölgesindeki katekol-OMetiltransferaz ve G-protein reseptör kinaz3, 13q bölgesindeki 5-Hidroksitiriptamin 2A
ve X kromozomu ile ilişkili olarak saptanan 5-Hidroksitiriptamin 2C aday genleridir
(49-51).
Son zamanlarda BDNF geni de iki uçlu bozukluğun etyolojisi ile ilgili aday gen
olarak suçlanmış ve 11. kromozom ile ilişkili olduğu saptanmıştır (51).
2.1.4.3. Psikososyal Nedenler
Psikiyatrik hastalıklarla yüklenme ve zorlanmaya neden olan yaşam olayları
arasında zamansal bir ilişkinin varlığından uzunca bir süredir bahsedilmektedir.
Psikiyatrik rahatsızlıkların başlangıcının hemen öncesindeki dönemde yaşam olaylarının
sıklığını göstermek için bugüne kadar çeşitli araştırmalar yapılmıştır (52) .
Hastalığın biyolojik temellerine eklenen stresli yaşam olayları, aile içi
çatışmalar, sosyal ilişkiler, uyku uyanıklık döngüsünde bozulmalar, ilaç uyumunda
bozukluk gibi tetikleyicilerin yinelemelerin ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı
saptanmıştır. Stres yatkınlık modelleri, iki uçlu bozukluğun etiyopatogenezinde
toplumsal, biyolojik ve psikososyal etkenler arasındaki etkileşimi vurgulayarak
bütüncül bir biyopsikososyal model oluşturmuştur (53).
Bununla beraber sirkadyen ritimle uyku-uyanıklık döngüsü ve duygulanım
arasındaki bağlantılar uzun yıllardır bilinmektedir. Uykunun azalmasının maniyi
tetiklediği, uyku yoksunluğunun antidepresan etkileri olduğu ve uyku yoksunluğunun
pozitron emisyon tomografi çalışmalarında medial prefrontal kortekste lokalize
değişikliklere yol açtığı gösterilmiştir. Sosyal biyolojik saatin bozulmasının da biyolojik
ritimlerde bozulma yaparak yeni hastalık dönemlerini tetikleyebileceği ileri sürülmüştür
(1).
2.1.5. Klinik Tipler ve Tanı Ölçütleri
DSM-5 sınıflandırmasında 7 tip iki uçlu bozukluk yer almıştır. Bunlar;
I. İki Uçlu I Bozukluğu,
II. İki Uçlu II Bozukluğu,
III. Siklotimi Bozukluğu,
IV. Maddenin/İlacın Yol Açtığı İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk,
V. Başka Bir Sağlık Durumuna Bağlı İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk,
VI. Tanımlanmış Diğer Bir İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk,
10
VII. Tanımlanmamış İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk şeklindedir (54).
Ayrıca DSM-5 sınıflandırmasında İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk Belirleyicileri
tanımlanmıştır.
2.1.5.1. İki Uçlu Bozukluklar İçin DSM-5 Atak Ölçütleri
2.1.5.1.1. Mani Dönemi
A. Kabarmış, taşkın ya da çabuk kızan, olağandışı ve sürekli bir duygudurum ve amaca
yönelik etkinlikte ve içsel güçte, olağandışı ve sürekli bir artışın olduğu ayrı bir
dönemin, en az bir hafta (ya da hastaneye yatırılmayı gerektirmişse herhangi bir süre)
süreyle, neredeyse her gün, günün büyük bölümünde bulunması.
B. Duygudurum bozukluğunun olduğu ve içsel güçte ya da etkinlikte artma olduğu
dönem boyunca, aşağıdaki belirtilerden üçü (ya da daha çoğu) (çabuk kızan bir
duygudurum varsa dördü) belirgin derecede vardır ve bunlar olağan davranışlardan
önemli ölçüde değişiktir:
1. Benlik saygısında abartılı bir artış ya da büyüklük düşünceleri.
2. Uyku gereksiniminde azalma (örn. yalnızca üç saatlik bir uykuyla kendini
dinlenmiş olarak duyumsar).
3. Her zamankinden daha konuşkan olma ya da konuşmaya tutma.
4. Düşünce uçuşması ya da düşüncelerinin sanki birbiriyle yarışıyor gibi birbiri
ardı sıra geldiğine ilişkin öznel yaşantı.
5. Dikkat dağınıklığı (kişinin dikkati, önemsiz ya da ilgisiz bir dış uyarana
kolaylıkla dağılır) olduğu bildirir ya da öyle olduğu gözlenir.
6. Amaca yönelik etkinlikte artma (toplumsal olarak, işte ya da okulda yada
cinsel bağlamda) yada psikodevinsel kışkırma (ajitasyon) (bir amaca yönelik olmayan
anlamsız etkinlik).
7. Kötü sonuçlar doğurabilecek etkinliklere aşırı katılma (örn. aşırı para
harcama, düşüncesizce cinsel girişimlerde bulunma ya da gereksiz iş yatırımları
yapma).
C. Duygudurum bozukluğu, toplumsal ya da işle ilgili işlevsellikte belirgin bir düşmeye
neden olacak denli ya da kişinin kendisine ya da başkalarına bir kötülüğünün
dokunmaması için hastaneye yatırılmasını gerektirecek denli ağırdır ya da psikoz
özellikleri vardır.
11
D. Bu dönem, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç, başka bir
tedavi) ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Not: Antidepresan tedavi (örn. ilaç tedavisi, elektrokonvulsif terapi) sırasında ortaya
çıkan ve söz konusu tedavinin fizyolojiyle ilgili etkilerinin ötesinde sendrom
düzeyinde süren tam bir mani dönemi, bir mani dönemi için, dolayısıyla iki uçlu I
bozukluğu tanısı için yeterli bir kanıttır.
Not: A-D tanı ölçütleri bir mani dönemini oluşturur. İki uçlu I bozukluğu tanısı
konulabilmesi için yaşam boyu en az bir kez mani dönemi geçirilmiş olması gerekir.
2.1.5.1.2. Hipomani Dönemi
A. Kabarmış, taşkın ya da çabuk kızan, olağandışı ve sürekli bir duygudurum ve amaca
yönelik etkinlikte ve içsel güçte, olağandışı ve sürekli bir artışın olduğu ayrı bir
dönemin, en az dört ardışık gün süreyle, neredeyse her gün, günün büyük bölümünde
bulunması.
B. Duygudurum bozukluğunun olduğu ve içsel güçte ya da etkinlikte artma olduğu
dönem boyunca, aşağıdaki belirtilerden üçü (ya da daha çoğu) (çabuk kızan bir
duygudurum varsa dördü) belirgin derecede vardır ve bunlar olağan davranışlardan
önemli ölçüde değişiktir:
1. Benlik saygısında abartılı bir artış ya da büyüklük düşünceleri.
2. Uyku gereksiniminde azalma (örn. yalnızca üç saatlik bir uykuyla kendini
dinlenmiş olarak duyumsar).
3. Her zamankinden daha konuşkan olma ya da konuşmaya tutma.
4. Düşünce uçuşması ya da düşüncelerinin sanki birbiriyle yarışıyor gibi birbiri
ardı sıra geldiğine ilişkin öznel yaşantı.
5. Dikkat dağınıklığı (kişinin dikkati, önemsiz ya da ilgisiz bir dış uyarana
kolaylıkla dağılır) olduğu bildirir ya da öyle olduğu gözlenir.
6. Amaca yönelik etkinlikte artma (toplumsal olarak, işte ya da okulda yada
cinsel bağlamda) yada psikodevinsel kışkırma (ajitasyon) (bir amaca yönelik olmayan
anlamsız etkinlik).
7. Kötü sonuçlar doğurabilecek etkinliklere aşırı katılma (örn. aşırı para
harcama, düşüncesizce cinsel girişimlerde bulunma ya da gereksiz iş yatırımları
yapma).
12
C. Bu dönem, kişinin belirtisiz olduğu zamanlarda olduğundan çok daha değişik,
işlevsellikte belirgin bir değişikliğin görüldüğü bir dönemdir.
D. Duygudurum bozukluğu ve işlevsellikte olan değişiklik başkalarınca gözlenebilir.
E. Bu dönem, toplumsal ya da işle ilgili işlevsellikte belirgin bir düşmeye neden olacak
denli ya da kişinin kendisine ya da başkalarına bir kötülüğünün dokunmaması için
hastaneye yatırılmasını gerektirecek denli ağır değildir. Psikoz özellikleri varsa, söz
konusu dönem, tanım olarak, mani dönemidir.
F. Bu dönem, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç, başka bir
tedavi) fizyolojiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Not: Antidepresan tedavi (örn. ilaç tedavisi, elektrokonvulsif terapi) sırasında ortaya
çıkan ve söz konusu tedavinin fizyolojiyle ilgili etkilerinin ötesinde sendrom
düzeyinde süren tam bir hipomani dönemi, bir hipomani dönemi tanısı için yeterli bir
kanıttır. Ancak bir ya da iki belirti (özellikle antidepresan kullanımından sonra ortaya
çıkan çabuk kızmada artış, sinirlilik ya da kışkırma belirtileri) bir hipomani dönemi
tanısı için ne yeterli sayılmalı, ne de iki uçlu bozukluğa yatkınlığın bir göstergesi
olarak görülmelidir.
2.1.5.1.3. Yeğin (Major) Depresyon Dönemi
A. Aynı iki haftalık dönem boyunca, aşağıdaki belirtilerden beşi (ya da daha çoğu)
bulunmuştur ve önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olmuştur; bu belirtilerden en
az biri ya (1) çökkün duygudurum ya da (2) ilgisini yitirme ya da zevk almamadır.
Not: Açıkça başka bir sağlık durumuna bağlı belirtileri kapsamayın.
1. Çökkün duygudurum, neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde
bulunur ve bu durumu ya kişinin kendisi bildirir (örn. üzüntülüdür, kendini boşlukta
hisseder ya da umutsuzdur) ya da bu durum başkalarınca gözlenir (örn. ağlamaklı
görünür). (Not: Çocuklarda ve ergenlerde kolay kızan bir duygudurum olabilir.)
2. Bütün ya da neredeyse bütün etkinliklere karşı ilgide belirgin azalma ya da
bunlardan zevk almama durumu, neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde
bulunur (öznel anlatıma göre ya da gözlemle belirlenir).
3. Kilo vermeye çalışmıyorken (diyet yapmıyorken) çok kilo verme ya da alma
(örn. bir ay içinde ağırlığının %5’inden daha çok olan bir değişiklik) ya da neredeyse
her gün, yeme isteğinde azalma ya da artma. (Not: Çocuklardan beklenen kilo alımını
sağlayamama göz önünde bulundurulmalıdır.)
13
4. Neredeyse her gün, uykusuzluk çekme ya da aşırı uyuma.
5. Neredeyse her gün, psikodevinsel kışkırma (ajitasyon) ya da yavaşlama
(başkalarınca gözlenebilir; yalnızca, öznel, dinginlik sağlayamama ya da yavaşladığı
duygusu taşıma olarak değil).
6. Neredeyse her gün, bitkinlik ya da içsel gücün kalmaması (enerji düşüklüğü).
7. Neredeyse her gün, değersizlik ya da aşırı ya da uygunsuz suçluluk duyguları
(sanrısal olabilir) (yalnızca hasta olduğundan ötürü kendini kınama ya da suçluluk
duyma olarak değil).
8. Neredeyse her gün, düşünmekte ya da odaklanmakta güçlük çekme ya da
kararsızlık yaşama (öznel anlatıma göre ya da başkalarınca gözlenir).
9. Yineleyici ölüm düşünceleri (yalnızca ölüm korkusu değil), özel eylem
tasarlamaksızın yineleyici kendini öldürme (intihar) düşünceleri ya da kendini öldürme
girişimi ya da kendini öldürmek üzere özel bir eylem tasarlama.
B. Bu belirtiler klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda
ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.
C. Bu dönem, bir maddenin ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojiyle ilgili
etkilerine bağlanamaz.
Not: A-C tanı ölçütleri bir yeğin depresyon dönemini oluşturur. İki uçlu I
bozukluğunda yeğin depresyon dönemleri sık görülür ancak iki uçlu I bozukluk
tanısı konabilmesi için böyle dönemlerin olması gerekli değildir.
2.1.5.2. İki Uçlu Bozukluklar İçin DSM-5 Ölçütleri
2.1.5.2.1. İki Uçlu I Bozukluğu
A. En az bir mani dönemi için tanı ölçütleri karşılanmıştır (yukarıda ‘Mani Dönemi’
başlığının altında yer alan A-D tanı ölçütleri).
B. Mani ve yeğin depresyon dönem(ler)inin ortaya çıkışı şizoduygulanımsal bozukluk,
şizofreni, şizofrenimsi bozukluk, sanrılı bozukluk ya da tanımlanmış diğer iki uçlu ve
ilişkili bozuklukla daha iyi açıklanamaz.
2.1.5.2.2. İki Uçlu II Bozukluğu
A. En az bir hipomani dönemi için (yukarıda ‘Hipomani Dönemi’ başlığının altında yer
alan A-F tanı ölçütleri) ve en az bir yeğin depresyon dönemi için (yukarıda ‘Yeğin
Depresyon Dönemi’ başlığının altında yer alan A-C tanı ölçütleri) tanı ölçütleri
karşılanmıştır.
14
B. Hiçbir zaman mani dönemi geçirilmemiştir.
C. Hipomani ve yeğin depresyon dönem(ler)inin ortaya çıkışı şizoduygulanımsal
bozukluk, şizofreni, şizofrenimsi bozukluk, sanrılı bozukluk ya da tanımlanmış diğer iki
uçlu ve ilişkili bozuklukla daha iyi açıklanamaz.
D. Depresyon belirtileri ya da depresyon ve hipomani dönemleri arasında sık gidip
gelmelerin neden olduğu öngörülemezlik durumu, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya
da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte
düşmeye neden olur.
2.1.5.2.3. Siklotimi Bozukluğu
A. En az 2 yıl süreyle (çocuklarda ve ergenlerde en az bir yıl süreyle), hipomani dönemi
için tanı ölçütlerini karşılamayan, hipomani belirtilerinin olduğu birçok dönem ve yeğin
(major) depresyon dönemi için tanı ölçütlerini karşılamayan, depresyon belirtilerinin
olduğu birçok dönem olmuştur.
B. Yukarıda sözü edilen iki yıllık dönemin (çocuklar ve ergenler için bir yıllık dönemin)
en az yarısında hipomani ve depresyon dönemleri olmuştur ve kişinin, bir kezde,
belirtisiz kaldığı iki aydan daha uzun bir süre olmamıştır.
C. Yeğin depresyon, mani ya da hipomani dönemi için tanı ölçütleri hiçbir zaman
karşılanmamıştır.
D. A tanı ölçütündeki belirtiler şizoduygulanımsal bozukluk, şizofreni, şizofrenimsi
bozukluk, sanrılı bozukluk ya da tanımlanmış diğer iki uçlu ve ilişkili bozuklukla daha
iyi açıklanamaz.
E.Bu dönem, bir maddenin ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojiyle ilgili
etkilerine bağlanamaz.
F. Bu belirtiler klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda
ya da önemli diğer işlevsellik alanlarda işlevsellikte düşmeye neden olur.
2.1.5.2.4. Maddenin/İlacın Yol Açtığı İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk
A. Klinik görünüme belirgin ve sürekli bir duygudurum bozukluğu egemendir ve bu
klinik durum, çökkün duygudurum ile birlikte ya da olmadan, kabarmış, taşkın ya da
çabuk kızan bir duygudurum ya da bütün ya da neredeyse bütün etkinliklere karşı ilgide
belirgin azalma ya da bunlardan zevk almama durumu ile belirlidir.
B. Öykü, fizik muayene ya da laboratuar bulgularından elde edilen kanıtlar (1) ve
(2)’nin varlığını gösterir:
15
1. A tanı ölçütündeki belirtiler, madde esrikliği (entoksikasyonu) ya da
yoksunluğu sırasında ya da az bir zaman sonrasında ya da bir ilaç aldıktan sonra
gelişmiştir.
2. Söz konusu madde/ilaç, A tanı ölçütündeki belirtileri ortaya çıkarabilir.
C. Bu bozukluk, maddenin/ilacın yol açmadığı bir iki uçlu ya da ilişkili bozuklukla daha
iyi açıklanamaz. Ayrı bir iki uçlu yada ilişkili bozukluk olduğunun kanıtları şunlar
olabilir:
Belirtiler, madde/ilaç kullanımından önce de vardır; belirtiler, akut yoksunluğun
ya da ağır esrikliğin bitmesinden sonra önemli bir süre (örn. yaklaşık bir ay) kalıcı
olmuştur ya da ayrı bir maddenin/ilacın yol açtığı iki uçlu ya da ilişkili bozukluğun
başka kanıtları vardır (örn. maddenin/ilacın yol açmadığı yineleyici dönemleri olduğuna
ilişkin bir öykü).
D. Bu bozukluk yalnızca deliryumun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır.
E. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda
ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.
2.1.5.2.5. Başka Bir Sağlık Durumuna Bağlı İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk
A. Klinik görünüme egemen olan, kabarmış, taşkın ya da çabuk kızan, olağandışı ve
sürekli bir duygudurumun ve etkinlikte ve içsel güçte, olağandışı ve sürekli bir artış
durumunun olduğu belirgin bir dönemin olması.
B. Öykü, fizik muayene ya da laboratuar bulgularında, bu bozukluğun, başka bir sağlık
durumunun doğrudan patofizyoloji ile ilgili bir sonucu olduğuna ilişkin kanıtlar vardır.
C. Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.
D. Bu bozukluk yalnızca deliryumun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır.
E. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda
ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur ya da kişinin
kendisine ya da başkalarına zarar vermesini önlemek için hastaneye yatırılmasını
gerektirir ya da psikoz özellikleri vardır.
2.1.5.2.6. Tanımlanmış Diğer Bir İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk
Klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli
diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olan, iki uçlu ve ilişkili
bozukluğun belirti özelliklerinin baskın olduğu, ancak bunların iki uçlu ve ilişkili
bozukluklar tanı kümesindeki herhangi birinin tanısı için tanı ölçütlerini karşılamadığı
16
durumlarda bu kategori kullanılır. Tanımlanmış diğer bir iki uçlu ve ilişkili bozukluk
kategorisi, iki uçlu ve ilişkili bozukluklardan herhangi özgül biri için tanı için ölçütlerini
karşılamamanın özel nedeni klinisyenlerce tartışılmak istendiğinde kullanılır.
1. Kısa süren hipomani (iki-üç gün) ve yeğin depresyon dönemleri
2.Yeterli belirti göstermeyen hipomani dönemlerinin yanı sıra yeğin depresyon
dönemleri
3. Daha önceden yeğin depresyon dönemi olmadan hipomani dönemi
4. Kısa süren siklotimi (24 aydan daha kısa)
2.1.5.2.7. Tanımlanmamış İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk
Klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alnlarda ya da önemli
diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olan, iki uçlu ve ilişkili
bozukluğun belirti özelliklerinin baskın olduğu, ancak bunların iki uçlu ve ilişkili
bozukluklar tanı kümesindeki herhangi birinin tanısı için tanı ölçütlerini karşılamadığı
durumlarda bu kategori kullanılır. Tanımlanmamış diğer bir iki uçlu ve ilişkili bozukluk
kategorisi, iki uçlu ve ilişkili bozukluklardan herhangi özgül biri için tanı ölçütlerini
karşılamamanın özel nedeni klinisyenlerce tartışılmak istenmediğinde ve daha özgül bir
tanı koymak için yeterli bilgi olmadığı durumlarda kullanılır.
2.1.5.3. İki Uçlu ve İlişkili Bozukluk Belirleyicileri
Bunaltılı sıkıntı:
Mani, hipomani ya da depresyon döneminin çoğu günü boyunca, aşağıdaki
belirtilerden en az ikisinin varlığıyla tanımlanır:
1.Bunalım yada gerginlik duyma.
2.Hiçbir biçimde dinginlik sağlayamama (olağandışı bir huzursuzluk
duyma).
3.Kaygılarından ötürü odaklanmada güçlük çekme.
4.Kötü bir şey olacağından korkma.
5. Özdenetimini yitirecekmiş gibi olma.
Mani ya da Hipomani Dönemi Karma Özellikler Gösteren:
A. Mani ya da hipomani döneminin çoğu gününde, günün büyük bir kesiminde
aşağıdaki belirtilerden en az 3’ü vardır:
1.Belirgin disfori ya da çökkün duygudurum
2.Anhedoni
17
3.Psikomotor yavaşlama
4.Bitkinlik ya da içsel gücün kalmaması
5.Değersizlik ya da uygunsuz suçluluk duyguları.
6.Yineleyici ölüm düşünceleri.
B. Karma belirtiler başkalarınca gözlenebilir ve kişinin olağan davranışlarında
değişiklik vardır
C. Belirtileri hem mani, hem de depresyon için, tanı ölçütlerini eş zamanlı olarak
tam karşılayan kişilerde tanı, mani dönemi, karma özellikler gösteren olmalıdır.
D. Karma belirtiler madde ya da fizyolojiyle ilişkili etkenlere bağlanamaz.
Depresyon Dönemi Karma Özellikler Gösteren:
A. Yeğin depresyon döneminin neredeyse her gününde, günün büyük bir
kesiminde aşağıdaki mani/hipomani belirtilerinden en az 3’ü vardır:
1.Kabarmış taşkın durum
2.Benlik saygısında abartılı bir artış ya da grandiyöz düşünceler
3.Her zamankinden daha konuşkan olma yada konuşmaya tutma
4.Düşünce uçuşması yada düşüncelerin yarışması
5.İçsel güçte yada amaca yönelik etkinlikte artma
6.Kötü sonuçlar doğurabilecek işlere daha çok/aşırı katılma
7.Uyku gereksiniminde azalma
B. Karma belirtiler başkalarınca gözlenebilir ve kişinin olağan davranışlarında
değişiklik vardır
C. Belirtileri hem mani, hem de depresyon için, tanı ölçütlerini eş zamanlı olarak
tam karşılayan kişilerde tanı, depresyon dönemi, karma özellikler gösteren
olmalıdır.
D. Karma belirtiler madde ya da fizyolojiyle ilişkili etkenlere bağlanamaz.
Hızlı döngülü:
(İki uçlu bozukluk I ve İki uçlu bozukluk II için uygulanabilir)
Son 12 ay içinde mani, hipomani ya da yeğin depresyon dönemi için tanı
ölçütlerini karşılayan en az 4 duygudurum döneminin varlığı.
Not: Dönemler en az 2 ay sürer. Tam olan veya olmayan yatışmalarla ya da karşı
uçta bir döneme geçmeyle birbirinden ayrılır.
Melankoli Özellikleri Gösteren:
18
A. O sıradaki dönemin en ağır evresinde aşağıdakilerden en az biri vardır:
1. Bütün yada neredeyse bütün etkinliklerden zevk alamama.
2. Zevk verebilecek uyaranlara tepkisiz kalma (iyi bir şey olduğunda
geçici olarak olsa bile kendini çok daha iyi hissetmez).
B. Aşağıdakilerden 3’ü yada daha çoğu
1.Derin bir bunalım, umutsuzluk, somurtkanlık yada duygusal boşluk
yaşama gibi değişik nitelikte bir çökkün duygudurum
2.Depresyon sürekli sabahları daha kötüdür
3. Sabah erken uyanma(en az 2 saat önce)
4. Belirgin psikomotor ajitasyon yada yavaşlama
5. İştah da azalma yada kilo verme
6. Aşırı ya da uygunsuz suçluluk duyguları
Not: Zevk alabilme sadece azalmış değil neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır.
Duygudurum ya hiç açılmaz yada (örn. bir kez de ancak birkaç dakika sürebilen
normalin %20-40‘ı oranına dek). Değişik çökkün duygudurumdan kasıt daha
uzun süreli yoğun yada nedensiz yere ortaya çıkması değildir. Psikomotor
değişiklikler hemen her zaman bulunur ve başkalarınca da gözlenir. Aynı kişide
melankolik özelliklerin yineleme eğilimi düşüktür. Yatarak tedavi gören,
psikotik özellikleri olan ağır major depresyonu olan hastalarda daha sık görülür.
Değişiktür (atipik) Özellikler Gösteren:
O sıradaki yada en son yeğin (majör) depresyon döneminin çoğu gününde
aşağıdaki özellikler baskındır:
A. Duygudurumda tepkisellik
B. Aşağıdaki özelliklerden ikisi (ya da daha çoğu)
1. Belirgin bir kilo alımı ya da yeme isteğinde artma.
2. Çok uyku uyuma (hipersomni).
3.Kurşun paralizi (kolları ve bacakları ağırlaşmış, kurşun gibi
duyumsama).
4.Belirgin toplumsal ya da işle ilgili işlevsellikte bozulmayla sonuçlanan,
uzun süreli, başkalarından kabul görmeme duyarlılığı (duygudurum
bozukluğu dönemleriyle sınırlı değildir).
19
C. Aynı dönemde ‘melankoli özellikleri gösteren’ ya da ‘katatoni ile giden’
belirleyicileri için tanı ölçütleri karşılanmamıştır.
Psikoz Özellikleri Gösteren: Dönemin herhangi bir zamanında sanrılar ya da
varsanılar vardır. Psikoz özellikleri varsa, bunların duygudurumla uyumlu yada
olmadığını belirtiniz.
Duygudurumla uyumlu psikoz özellikleri gösteren: Bütün sanrı ve varsanıların
içeriği büyüklük gibi özgül mani konularıyla tutarlılık gösterir.
Duygudurumla uyumlu olmayan psikoz özellikleri gösteren: Sanrı ve
varsanıların içeriği mani konularını kapsamaz ya da içerik duygudurum ile
uyumlu olan ve olmayan özelliklerin karışımından oluşur.
Katatoni ile giden:
Dönemin büyük bir kesiminde katatoni özellikleri bulunur.
Doğum zamanı (peripartum) başlayan:
Duygudurum belirtileri, gebelik sırasında ya da doğumdan sonraki dört hafta
içinde ortaya çıkarsa, o sıradaki dönem için ya da bir duygudurum dönemi için
tanı ölçütleri o sırada tam olarak karşılanmıyorsa, iki uçlu I ya da iki uçlu II
bozukluğunun en son mani, hipomani ya da yeğin depresyon dönemi için bu
belirleyici kullanılabilir.
Mevsimsel Örüntü Gösteren:
En az bir duygudurum döneminin (mani, hipomani ya da yeğin depresyon)
düzenli olarak mevsimsel örüntü göstermesidir.
A. İki uçlu bozukluk I ya da II’de duygudurum dönemlerinin başlaması ile yılın
belirli bir zamanı arasında düzenli olarak zamansal bir ilişki vardır.
Not: Mevsimsel toplumsal tetikleyicilerin olduğu olgular katılmaz (örn. kış
ayları işsiz kalma)
B. Yılın belirli bir zamanında da tam yatışma (ya da yeğin depresyondan maniye
ya da hipomaniye geçiş yada tam tersi) olur.
C. Son 2 yıl içinde kişinin mani, hipomani ya da yeğin depresyon dönemleri,
yukarıda değinildiği gibi, zamansal olarak, mevsimsel bir ilişki göstermiştir ve
bu iki yıl içinde o uçtan mevsimsel olmayan dönemler ortaya çıkmamıştır.
D. Mevsimsel duygudurum dönemleri yaşam boyu mevsimsel olmayan
dönemlerden sayıca daha çoktur.
20
2.1.5.4. İki Uçlu Bozukluk Spektrumu
Klinik uygulamalarda görülen birçok hastanın ve hatta hastaların çoğunun
tanılarla tam olarak açıklanamamasına yönelik giderek artan bir farkındalık söz
konusudur. Bu grup resmi olarak “tanımlanmış diğer bir iki uçlu bozukluk ve ilişkili
bozukluk” olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu birçok hasta için koca bir tek kategori
oluşturmakta ve belirtilerinin zenginliği ve karmaşıklığı gözden kaçmaktadır. Bu
hastaların tanısının, genelde “iki uçlu spektrum”a ve özellikle Akiskal gibi uzmanlar
tarafından ortaya konan birçok ek tanımlayıcı kategoriye ait olarak kabul edilmesi
giderek artmaktadır (55).
İki uçlu ¼: Antidepresanlara bazen hızlı ancak uzun sürmeyen şekilde yanıt veren
tutarsız bir unipolar depresyon olarak tanımlanır.
İki uçlu ½: Şizobipolar bozukluk olarak tanımlanır. Psikozun pozitif belirtileri ile
manik, hipomanik ve depresif dönemler kombine olmaktadır.
İki uçlu I½: Depresif dönem olmaksızın yineleyen hipomaniler olmaktadır.
İki uçlu II½: Majör depresif dönem geliştiren siklotimik mizaçlı hastalar için yapılan
tanımlamalardır.
İki uçlu III: Antidepresanla birlikte manik veya hipomanik dönem geliştiren hastalar
olarak tanımlanır.
İki uçlu III½: Madde kötüye kullanımı ile ilişkili olan iki uçlu bozukluk olarak
tanımlanır. Madde kötüye kullanımının hipomaniye ulaşmak gayreti ile yapıldığı iki
uçlu bozukluktur.
İki uçlu IV: Önceden var olan hipertimik mizaç ile depresif dönemlerin birleşimidir.
İki uçlu V: Karma hipomani ile birlikte depresyon.
İki uçlu VI: Demans halinde bipolarite (55).
2.1.6. Ayırıcı Tanı
Benzer belirtileri ile oldukça karmaşık bir grup hastalığı içeren duygudurum
bozukluklarının arasında iki uçlu bozukluk tanısını koyabilmek için detaylı bir öykü
şarttır (56). Şizofreni ile ayırımında; şizofrenide gözlenen taşkınlık durumlarında
davranışlar, sanrılar ve varsanılar genellikle düzensiz, dağınık ve duygudurumla
21
uyumsuzdur. Manik dönem daha ani başlarken şizofrenide başlangıç çoğu zaman
sinsidir. Şizofrenide de zaman zaman düzelmeler görülse de negatif belirtiler düzelme
döneminde devam eder. İki uçlu bozukluk’ta hastalık dönemleri arasında işlevsellik
korunurken şizofrenide bozukluk süreğen seyrettiği için işlevsellikte belirgin kayıplar
izlenir. Özellikle duygudurumla uyumsuz psikotik belirtilerin olduğu ilk psikotik atak
döneminde ayrım yapmak güçleşebilir. Bu durumda tanı koyma için acele etmemek ve
hastalığın gidişini izlemek gereklidir (57). Şizoaffektif bozukluk ile iki uçlu bozukluk
ayırımında, iki uçlu bozukluk’ta göreceli olarak korunmuş işlevsellik düzeyinin olması
ve ara dönemlerde belirtilerin gözlenmemesi, şizoaffektif bozuklukta ise işlevselliğin
daha kötü olması ve ara dönemlerde psikotik belirtilerin sürmesi ayırıcı tanıda yol
göstericidir. Sınır kişilik bozukluğu yoğun disforik dönemler, irritabilite ve
duygudurumda dalgalanmalar yaşanması nedeniyle iki uçlu bozukluk ile ayırıcı tanıda
önem kazanmaktadır. Sağaltımın planlanması açısından iki uçlu bozukluk ile ayırıcı
tanısının yapılması gerekmektedir. Toksik ve organik nedenlere bağlı manik dönem
ayırıcı tanısı uygun laboratuvar tetkikleri ve klinik öykü ile yapılmalıdır (58).
2.1.7. Gidiş
İki uçlu bozukluk, dönemsel ve yineleyici bir gidiş gösterir. Dönem sayısı
arttıkça döngü uzunluğunun (bir dönemin başlangıcından, sonraki dönemin başlangıcına
kadar geçen süre) kısalma eğilimi gösterdiği bildirilmiştir (59). İlk dönemin depresif
olma olasılığı genelde daha fazla gözlenmektedir. Ergen ve gençlerdeki yineleyici
depresif bozukluğun %10-15’inin iki uçlu I bozukluğa döndüğü ve karma dönemlerin
yine ergen ve gençlerde daha sık olduğu saptanmıştır (59).
İki uçlu bozukluk kadın ve erkekte eşit sıklıkta görülmekle birlikte, hastalık
gidişinde önemli cinsiyet farklılıkları vardır. İki uçlu kadınlarda depresyon ve hızlı
döngünün daha sık olduğu saptanmıştır. Ayrıca hastalığın daha geç (yaşamın beşinci
dekadında) başlaması ve öforikten daha çok disforik mani görülmesi kadında daha sık
olarak gözlenmektedir. Kadının üreme döngüsünün çeşitli evrelerinin yalnız hastalık
gidişini etkilemekle kalmayıp tedaviyi de etkilediği bulunmuştur (60).
Depresif semptomlar iki uçlu kadınlarda erkeklerden daha sık görülmesine
rağmen genel nüfustaki intihar oranlarında görülen cinsiyet farklılığına benzer şekilde,
tamamlanmış intiharın iki uçlu erkeklerde kadınlardan daha sık olduğu anlaşılmıştır
(60). Erkeklerde mani ve depresif dönemlerin yıllar içerisinde aşağı yukarı eşit kalma
22
özelliğine karşılık, kadınlarda yıllar geçtikçe depresif dönem sayısının arttığı
bildirilmiştir. Sağaltılmamış çoğu hastada yaşam boyu ortalama dönem sayısının 10’dan
fazla olduğu (ortalama 9 dönem saptanmıştır) düşünülmektedir. İlk birkaç dönem
arasında daha uzun bir süre olduğu, özellikle ilk iki dönem arasında ortalama 5 yıl
bulunabileceği, sonra dönemlerin sıklaştığı, ama 4 ya da 5’inci dönemden sonra döngü
sürelerinin benzer kalma eğilimi de ileri sürülmüştür (59).
2.1.8. Tedavi
2.1.8.1. Farmakoterapi
İki uçlu bozukluk kronik seyirli, şiddetli, sıklıkla tedavi değişiklikleri yapılan
ve yaşam boyu süren bir hastalıktır. İki uçlu bozukluk tedavisi; akut dönemin
tedavisi, takip eden dönemdeki dönemlerin sıklık ve şiddetinin azaltılması ya da
önlenmesini gerektirdiğinden karmaşık ve zordur. Tedavide amaç depresif ve
yükselmiş duygudurumun dengelenmesidir(61).
İki uçlu bozuklukta normalin altındaki duygudurum, davranış ve bilişsel
fonksiyonları depresif dönem; normalin üzerini ise manik ya da hipomanik dönem
oluşturmaktadır. Ötiminin üzerine kayan duygudurum için A sınıfı duygudurum
dengeleyiciler (ASDD) kullanılmaktadır (Tablo 1).
Tablo 1. Yükselmiş Duygudurum ve Semptomların Sağaltımı için ASDD’ler (61)
Akut Dönemde Kullanılması Önerilenler Benzer Etkili Alternatifler
Lityum
Valproat
Olanzapin
Klorpromazin
Ketiapin
Risperidon
Aripiprazol
Karbamazepin
Ziprasidon
Profilaktik Sağaltım İçin Önerilenler
Lityum
Lamotrijin (depresyon>mani)
Olanzapin
Klozapin
Klasik Antipsikotikler
Lamotrijin (hipomani>mani)
Okskarbazepin
Benzer Etkili Alternatifler
Karbamazepin
Valproat
Okskarbazepin ,Diğer atipik antipsikotikler
ASDD’lerin; normalin üstündeki duygudurumu dengeleme; hastalığın seyri
boyunca depresyon ya da destabilizasyona yol açmayan kısa ve uzun süreli antimanik
özelliğe sahip oldukları ileri sürülmektedir (62).
Ötiminin altına kayan duygudurum için B sınıfı duygudurum dengeleyiciler
(BSDD) kullanılmaktadır (Tablo 2).
23
Tablo 2. Depresif Duygudurum ve Semptomların Sağaltımı için BSDD’ler(61)
Akut Dönemde Kullanılması Önerilenler Benzer Etkili Alternatifler
Olanzapin-fluoksetin kombinasyonu (OFK) Lamotrijin
Ketiapin*
Lityum
Diğer atipik antipsikotikler
Profilaktik Sağaltım İçin Önerilenler
Benzer Etkili Alternatifler
İki uçlu I Bozukluk
Karbamazepin
Lityum
Valproat
Lamotrijin (depresyon>mani)
Olanzapin ya da OFK
İki uçlu II Bozukluk
Okskarbazepin
Yok
Diğer atipik antipsikotikler
*Orijinal tabloya sonradan eklemedir. İki uçlu bozukluk depresif dönemde kullanımına
dair 63-65 numaralı kaynaklara bakınız.
BSDD’lerin depresif duygudurumu dengeleme, hastalığın seyri boyunca mani ya
da destabilizasyona yol açmayan kısa ve uzun süreli antidepresan etkiye sahip olduğu
ileri sürülmektedir (62)
Yükselmiş ve depresif duygudurum için ASDD ve BSDD’ler ile akut
dönemlerin tedavisine yönelik öneriler Tablo 3, 4’te gösterilmiştir.
Tablo 3. Yükselmiş Duygudurum ve Semptomların (Mani) Akut Sağaltımı (61)
Hastalık Özellikleri
Sağaltım
İlk Dönem
İlk Seçenek
Alternatif
(Hafif şiddetli hastalar sadece bir antimanik 1. Vaproat veya
1. Karbamazepin
ilaçla tedavi edilebilir.)
2. Lityum
2. Okskarbazepin
Birlikte
3. Diğer atipik
1. Olanzapin
antipsikotikler
2. Ketiapin
3. Risperidon
Uzun süreli sürdürüm sağaltımı boyunca
Sağaltıma uyumu sağla
şiddetli dönem
Her iki duygudurum dengeleyicilerinin
dozunun en uygun duruma getirilmesi
Ek benzodiazepin kullanılması
Semptomlar devam eder ya da kötüleşirse
üçüncü bir ASDD ekle
Hızlı döngülü gidiş
Sağaltıma uyumu sağla
Antidepresanı kes
Tiroid bozuklukları veya alkol ve madde
kötüye kullanımının sağaltımı
Sıklıkla iki ya da daha fazla ASDD gerekir
Klozapin ya da Elektrokonvulsif tedavi
(EKT)’yi düşün
24
Tablo 4. Depresif Duygudurum ve Semptomları Akut Sağaltımı (İki Uçlu Bozukluk I
ve İki Uçlu Bozukluk II Depresif Dönem) (61)
Hastalık Özellikleri
Sağaltım
İlk dönem, hafif şiddette
İlk Seçenek
1. OFK
2. Ketiapin*
3.Lityum
4.Lamotrijin
5.Lityum ve Lamotrijin
Alternatif
1. Olanzapin veya diğer atipik
antipsikotiklerle güçlendirme
2. Antiepileptikler
3. Antidepresanlar
İlk dönem orta ya da ağır şiddette
OFK
Lityum veya lamotrijin
Olanzapin veya başka atipik antipsikotik
ekle
Antiepileptik ekle
Antidepresan ekle (bupropiyon veya seçici
serotonin geri alım inhibitörü (SSRI))
Tiroid hormonu ile güçlendirme
EKT
Uzun süre sürdürüm sağaltımı sonrası
şiddetli dönem
Uyumu sağla
Monoterapi dozunu ayarla
Lityum ekle
Lamotrijin ekle
Antiepileptik veya atipik antipsikotik ekle
Antidepresan ekle (bupropiyon veya SSRI)
Tiroid hormonu ile güçlendirme
EKT
Hızlı döngülü gidiş
Uyumu sağla
Antidepresanı kes
Tiroid bozuklukları veya alkol ve madde
kötüye kullanımının sağaltımı
Lityum ve lamotrijin beraber kullan
Divalproat veya atipik antipsikotik ekle
Tiroid hormonu ile güçlendirme
EKT
* Orijinal tabloya eklemedir.
25
2.1.8.2. Elektrokonvulsif Tedavi
Elektrokonvulsif tedavi (EKT), kontrollü bir ortamda beyine kısa elektrik
akımları verilerek beyinde epileptik nöbet oluşturularak yapılan bir tedavi yöntemidir
(66). EKT psikiyatri alanında psikofarmakolojinin gelişiminden önce 1930’ların
sonunda klinik kullanıma girmiştir. EKT genellikle majör depresyon, mani ve
şizofreni gibi temel tanı gruplarında kullanılır. Kullanım endikasyonları çeşitli
uluslararası rehberlerde farklı olmasına karşın genellikle kısıtlanma eğilimindedir.
Hastanın tanısı ve önceki tedavi yanıtı, hastalık şiddeti, tedaviye hızlı yanıt
gereksinmesi, diğer tedavi seçeneklerine göre EKT’nin risk ve yararları, hasta tercihi
EKT kullanımını etkileyen etkenlerdir (67). EKT bilinen en eski tedavi
yöntemlerinden biri olup iki uçlu bozukluğun hem manik hem de depresif
dönemlerinde kullanılmaktadır.
Özellikle ciddi mani,
depresyon ve karma
dönemlerinin tedavisinde, yüksek intihar riski taşıyan, katatoni tablosu olan ve
tedaviye dirençli durumlarda kullanılmaktadır (68).
EKT’nin etki mekanizması net olarak halen bilinmemektedir. Konuyla alakalı
birçok hipotez geliştirilmiştir. EKT’nin etkinliğine ilişkin öne sürülen teoriler
arasında amnestik teori, otonomik sinir sistemi teorisi, nörohümoral teori,
antikonvülzan teori, nöroendokrin teori bulunmaktadır (69, 70).
İki uçlu bozukluğun tedavisinde profilaktik bir seçenek olarak da
kullanılabileceği
bilinmektedir.
Psikotik
özellik
taşıyan,
kötü
kronisite
göstergelerinin olduğu, katatonik özelliklerin olduğu ciddi mani olgularını
değerlendiren çalışmalarda EKT ve ilaç tedavilerinin etkinliği karşılaştırıldığında, bu
vakalarda EKT’ye daha iyi cevap alındığı gözlenmiştir (68). Akut iki uçlu depresyon
tedavisinde de verilen tedaviler içinde en fazla yanıtın EKT’ye olduğu saptanmıştır.
İki uçlu depresyonda acil tedavi ihtiyacı olduğunda, yüksek intihar riski, ciddi
psikomotor retardasyon, yeme-içme ile ilgili problemler ve hastanın fiziksel
durumunun kötüleştiğinde EKT’ye başvurulması gerektiği belirtilmiştir. Aynı
zamanda tedaviye direnç söz konusu ise, gebelik mevcutsa, önceki ataklarda EKT’ye
iyi ve ilaç tedavisine kötü yanıt varlığında da EKT’ye başvurulması gerektiği
belirtilmektedir(68).
Etkilerinin kalıcı olabilmesi için aralıklarla EKT uygulanması öngörülmüş ve
idame EKT fikri ortaya atılmıştır (69). Yakın dönemde çeşitli merkezlerde idame
26
EKT kullanım sıklığı dikkat çekici şekilde artmıştır. Bu bilgilerin ışığında idame
EKT’nin klinisyenler için daha güvenilir bir seçenek, hastalar açısından tercih
edilebilirliği artan bir tedavi olabileceği düşünülmektedir (69). Kliniğimizde yapılan
iki uçlu bozukluğu olan hasta ve hasta yakınlarının EKT’ye ilişkin tutumlarının
değerlendirildiği bir çalışmada genel olarak hastaların EKT’den çok fayda gördüğünü
ve hasta yakınlarının bu tedavi yönteminin yararlı olduğunu belirttiği görülmüştür
(71).
2.1.8.3. Psikoterapi ve Psikososyal Öneriler
İki uçlu bozukluğun akut dönem ve koruma sağaltımlarında farmakoterapi
temel araçtır. Ancak özellikle belirli olgularda, psikoterapötik girişimlerin önemli
katkısı olabilir. İlk sorun hastanın hastalığını kabul etmemesi ve bir korumaya
gereksinimi olmadığını düşünmesidir. Psikoterapinin başlıca hedefleri hastaya
hastalığını anlatmak, huzursuzluk ve umutsuzluğunu düzeltmek, hastanın kendi
kontrolündeki değişkenlerin önemini hissettirerek yapabileceği bir şey olmadığı
duygusunu azaltmak ve sağaltım işbirliğini artırmaktır (59).
Psikoeğitimin en önemli katkısı hastalık sıklığını azaltmak ve ilaca uyumu
artırmaktır. Ailedeki eleştirici, düşmanca ve aşırı duygusal tutumların hastalık
yinelemesini artırdığı öngörüldüğünden, psikososyal tedaviler içinde aile odaklı
terapilerin de yeri büyüktür (1).
İki uçlu bozuklukta geliştirilen bireysel psikoterapilerin arasında kişiler arası
ve sosyal ritim terapileri yer almaktadır. İki uçlu bozukluk tabanının genetik olarak
sirkadiyen ritim ve uyku-uyanıklık bozuklukları olduğuna dayanan terapistler, bu
modele göre olumlu ve olumsuz yaşam olaylarının hastanın sosyal ritmini
bozduğuna ve bunun düzeltilmesi gerektiğine inanırlar. Bu nedenle hastanın günlük
aktiviteleri düzenlenmeye, kişilerarası sorunları en aza indirgenmeye ve ilaç
tedavisine uyumu artırılmaya çalışılır (1).
2.1.8.4. Tedaviye Uyum
İki uçlu bozukluk, kronik seyri nedeniyle sürdürüm tedavisini gerektiren ve
bu yüzden etkin tedavi için yüksek düzeyde hasta uyumunun zorunlu olduğu bir
hastalıktır. İki uçlu bozuklukta tedaviye uyumsuzluk, nüks ve yinelemenin ana
sebebi olarak düşünülmektedir (72).
27
Hastalığa ilişkin içgörü ile uzun süreli tedaviye uyum arasındaki ilişkide
içgörünün rolü net olarak tanımlanmamıştır. Genel olarak hastaların 1/3’ünün
tedaviye tam uyum sağladığı, 1/3’ünün bazen uyum sağladığı, 1/3’ünün ise hiçbir
zaman uyum sağlamadığı ifade edilmiştir (73). Alınan öykü, reçetenin kontrol
edilmesi ve alınan hapların sayılmasından, ilaç ve metabolitlerinin kan düzeyinin
saptanmasına kadar yöntemlerle tedavi uyumu saptanmaya çalışılmıştır. Öte yandan
tedaviye uyumu yalnızca verilen ilaçların alınması ya da kanda bulunması gibi kaba
bir değerlendirme ile ele almak belki de tedaviye uyumsuzluk sebeplerini göz ardı
etmek anlamına gelmektedir (73).
Sağaltıma uymamanın başlıca nedenleri şöyle sıralanmaktadır:
—Ciddi ve yineleyici doğadaki bir hastalığı inkar etme,
—Hipomanik hecmeleri gizleme,
—Kendisini iyi hissedip ilaca artık gereksinim duymama,
—Üretkenlik ve yaratıcılıkta azalma,
—Kendini çökkün hissetme,
—Duyguların bir ilaç tarafından kontrol edildiği düşüncesinden rahatsız olma,
—Lityumun geç etki eden bir ilaç oluşu,
—Kesilme durumunda olumsuz etkinin geç ortaya çıkışı,
—Koşullayıcıların olumsuz oluşu (psikoz, depresyon, hastaneye yatış, ilişki ve iş
sorunlarıyla eş zamanlı olarak ilaca başlama),
—İlaçlar kesildiğinde derhal olumlu yaşantıların ortaya çıkışı (örneğin, yan etkilerin
ortadan kalkması ya da hipomani) (74).
—Yaşlılık ve cinsiyet gibi hastaya ilişkin özellikler
—Aile desteğinin yeterli olmamasıdır (73).
Hasta deneyimle, öğrenmeyle, eğitimle, psikoterapiyle tedaviye uyum
sağlayabilmektedir. Sağlam bir hasta-hekim ilişkisi tek başına yeterli olmasa da,
tedaviye uyumun temelini oluşturur. Hekim, belki de her hasta için farklı
nedenlerden kaynaklanan tedaviye uyum güçlüklerini, hastanın ifade edebilmesine,
öğrenebilmesine, anlayabilmesine ve paylaşabilmesine yardımcı olmalıdır (73).
28
2.2. Oksidatif Metabolizma
Serbest radikaller, radikal olmayan bir atom veya molekülden bir elektron
çıkmasıyla veya radikal olmayan bir atom veya moleküle bir elektron ilavesiyle
oluşurlar (75). Organizmada normal olarak meydana gelen yükseltgenme ve indirgenme
tepkimeleri sırasında oluşabilecekleri gibi çeşitli dış kaynakların etkisiyle de
oluşabilirler. Oksijen aerobik organizmalar için serbest radikallerin başlıca kaynağıdır.
Yaşam enerjisi için oksijenin de içinde bulunduğu indirgenme tepkimeleri sonucunda
oksidan denilen zararlı atıklar ortaya çıkar ve bunların zararları, antioksidan işleyişlerin
yardımıyla yok edilir (75). Oksidanların yol açtıkları biyolojik hasarlar için “oksidatif
stres” tanımı kullanılmaktadır (76). Oksijen metabolizması yaşam için elzem olmakla
beraber hücre hasarına yol açan reaktif oksijen türevleri (ROT) üretilmesine neden
olabilirler. Reaktif oksijen türevleri proteinler, zar lipidleri gibi pek çok biyolojik
molekülle etkileşip proteinlerde parçalanma, membran bütünlüğünün kaybı ve sonuç
olarak hücre ölümüne neden olabilirler. Artan kanıtlar nöron hücresi ölümünün hücre içi
ROT oluşumunun artışı ile ilişkili olduğunu işaret etmektedir (55,59).
2.2.1. Serbest Radikallerin vücuttaki etkileri
Serbest radikallerin yarattığı en büyük zarar hücre zarları üzerinedir. Bunlar
hücre zarlarından elektron çalarak eşlenir, hücre zarı ve sonuç olarak hücre yapısını
bozar (60). Vücutta serbest radikaller katabolik reaksiyonların yanı sıra yağlı diyetler,
sağlıksız beslenme, sigara, ilaç tedavileri, alkol tüketimi, radyasyon, böcek ilaçları ve
çevre kirliliği gibi nedenlerle de oluşmaktadır. Serbest radikaller bağışıklık sistemini
zayıflatarak çeşitli hastalıklara ve erken yaşlanmaya neden olurlar (60). Doymamış yağ
asitlerinin oksidatif hasarının, oksidatif stresin aracılık ettiği hücre zedelenmesinin
genel mekanizması olduğu ve bunun sonucunda lipid peroksidasyonunun arttığı iyi
bilinmektedir (61-63). Serbest radikallerin oluşturduğu lipid peroksidasyonu hücre
zarında hatırı sayılır değişikliklere neden olmaktadır (61). Lipid zarın peroksidasyonu
aterokleroz, yaşlanma, karsinogenez ve diabetes mellitus gibi pek çok dejeneratif
hastalığın patogenezi ile ilişkili olarak bulunmuştur (61,64).
2.2.2. Antioksidan Savunma Sistemleri
Serbest radikallerin neden olduğu oksidasyonları önleyen, serbest radikalleri
yakalama ve stabilize etme yeteneğine sahip maddelere “antioksidan” adı verilir.
Antioksidanlar mekanizmalarına göre, birincil ve ikincil antioksidanlar olmak üzere
29
ikiye ayrılmaktadır. Birincil antioksidanlar; mevcut radikallerle reaksiyona girerek
bunların daha zararlı formlara dönüşmelerini ve yeni serbest radikal oluşumunu önleyen
bileşiklerdir. Birincil antioksidan kategorisinde yer alan süperoksit dismutaz (SOD),
glutatiyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz (CAT) gibi enzim sistemleri serbest
radikalleri yok etme yeteneğindedir. Bu enzimler genel olarak serbest radikallerin DNA,
proteinler ve lipidler gibi hücresel bileşenlere zarar vermesini sınırlandırmak suretiyle
bir hücresel bölgeden diğerine geçişini de önleyebilmektedirler (65,66). İkincil
antioksidanlar ise; oksijen radikalini yakalayan ve radikal zincir reaksiyonlarını kıran C
vitamini, E vitamini, ürik asit, bilurubin ve polifenoller gibi bileşiklerdir (65,67).
2.2.3. Psikiyatrik Bozukluklar ve Oksidatif Stres
Major depresyonda glutatyon peroksidaz gibi antioksidan enzimler, çinko,
vitamin E ve C, glutatyon ve CoQ10 gibi antioksidanlar ve total antioksidan kapasite
düşük olarak bulunmuştur (77). Major depresyonda reaktif oksijen türevleri ile DNA
hasarı, artmış 8-OHdG düzeyleri ile beraber olarak bildirilmiştir (77). Depresyonda
artmış peroksit ve ksantin oksidaz düzeyleri gibi artmış reaktif oksijen türevleri, artmış
malondialdehit (MDA) düzeyleri, yağ asitlerinin oksidatif hasarı, NO-tirozinle ölçülen
nitrozatif protein hasarı tespit edilmiştir (77). Ağır bilişsel bozukluğu olan yaşlılarda
SOD ve GSH düzeylerindeki anlamlı düşüklük, MDA seviyelerinde de önemli artış
tespit edilmiş ve serbest radikal ve antioksidan savunma sisteminin yaşlılıktaki değişik
patolojik bozukluklarla ilişkili olabileceği, özellikle nörolojik psikotik bozuklukların
ortaya çıkısında anahtar rol oynayabileceği öne sürülmüştür (78). Erişkin dikkat
eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda (E-DEHB) oksidatif stresin incelendiği bir
calışmada toplam oksidan seviyenin arttığı, olasılıkla buna cevap olarak da antioksidan
seviyenin arttığı ve sonuç olarak E-DEHB’de oksidatif stresin arttığı ve oksidatif
dengenin bozulduğu gösterilmiştir (79). Son zamanlarda yapılan çalışmalarda iki uçlu
bozuklukta artmış lipid peroksidasyon ürünleri ve önemli antioksidan enzimlerde
değişiklikler bildirilmiştir (80). İki uçlu bozukluğun nörobiyolojik temelini nörotrofik
yollar ve enerji metabolizmasının fonksiyonundaki bozukluk oluşturur. Bu yolla artan
nöronal oksidatif stres sinyal transdüksiyonu, yapısal plastisite, hücre zarındaki lipidler
ve protein ve genleri etkileyerek zarar verir (80). Yapılan çalışmalarda da iki uçlu
bozukluklu hastalarda kanda artmış lipid peroksidasyon ürünleri saptanmıştır (80).
Literatürde
iki
uçlu
bozukluk
ve
şizofreni
ile
SOD
aktivitesindeki
artış
30
ilişkilendirilmiştir. Ancak bazı çalışmalarda SOD aktivitesindeki artış yalnızca iki uçlu
bozukluğun akut evresi ile ilişkili olarak saptanmış ve bu durumun da hastalığın akut
evresinde artan ROT üretimine karşı telafi edici olduğu düşünülmüştür (80). Amfetamin
ile mani oluşturulan hayvan modellerinde prefrontal korteks, hipokampus, striatumda
SOD ve CAT aktivitelerinde dengesizlik olduğu bildirilmiştir (80). Antioksidan
enzimler arasındaki bu dengesizliğin serbest radikal üretimine yol açabileceği ve bu
yolla oksidatif hasarın arttığı ileri sürülmüştür (80). Ayrıca dopaminerjik ilaçların manik
belirtileri tetiklemesi ve dopamin antagonisti ilaçların mani ve psikotik dönemlerin
tedavisinde ilk seçenek ilaçlar olarak kullanılmasından yola çıkılarak dopaminin iki
uçlu bozuklukta görülen mitokondriyal fonksiyon bozukluğu ile ilişkili olabileceği
düşünülmektedir (80). İki uçlu bozukluk manik dönem hastalarının incelendiği bir
çalışmada SOD aktivitesinin geçirilen önceki manik dönem sayısı ile negetif korelasyon
gösterdiği saptanmıştır (81). Bazı çalışmalarda ise geç evre iki uçlu bozukluk
hastalarında glutatyon redüktaz ve glutatyon S-transferaz (GST) enzimlerinde artış
saptanmış ve bu artış da hastalıktaki oksidatif hasar mekanizmalarına karşı telafi edici
bir durum olarak yorumlanmıştır (80). Bununla beraber GSH’nın lityum ve valproatın
oksidatif hasara karşı nöroprotektif etkilerinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir
(80).
Sizofrenide antioksidan savunma sisteminin düzeyini belirlemek için yapılan
araştırmalarda SOD, GSH-Px, CAT enzim aktiviteleri, vitamin E ve C seviyeleri
incelenmistir (82). Bazı tersine verilerin de olmasına rağmen yapılan çalışmaların büyük
bir kısmı sizofreni hastalarında antioksidan savunma sistemi seviyelerindeki düşüklüğü
göstermiştir. (82). Değisik ölçme teknikleri, farklı materyallerde çalışma, antipsikotik
tedaviye maruziyet, hasta örneklerini hastalığın değisik dönemlerinde alma, hastalığın
etiyolojisindeki farklılıklar, farklı etnik orijin, farklı yaşam tarzı ve diyet alışkanlıkları
gibi birçok faktör birbirine zıt bazı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuş olabilir.
Çelişkili sonuçlar antioksidan enzimlerin yaygın olarak kırmızı kan hücrelerinde
ölçümünden de kaynaklanabilir çünkü yaşlanma süreci ile kırmızı kan hucrelerindeki
antioksidan enzim seviyeleri düşüş göstermekte ve bu da sonuçlarda farklılıklara yol
açabilmektedir (82). Bunlara ilave olarak malondialdehit (MDA) kış mevsimi ile
karşılaştırıldığında yaz mevsiminde daha yüksek olma eğilimindedir (82). Antioksidan
enzim seviyeleri olasılıkla psikotik bozukluğun cok erken evrelerinde bile düşük
31
seviyelerde olabilir ve ayrıca tedavi şekline, psikopatolojinin siddetine veya çevresel
etkenlere bağlı olarak değişebilir (82). Diğer taraftan düşük antioksidan savunma, geç
dönem kronik antipsikotik tedavi goren hastalarda da mevcuttur (82). Bütün veriler
dikkate alındığında çalışmaların büyük çoğunluğu göstermektedir ki oksidatif hasar
kronik ve tedavi edilen şizofreni hastalarında olduğu gibi hiç tedavi edilmemiş ve erken
evre şizofreni hastalarında da vardır (82). Oksidatif stres şizofreninin ana nedeni değilse
de şizofreni patofizyolojisinde büyük bir role sahiptir. Oksidatif stresin değisik
mekanizmalarıyla şizofrenide yer aldığı kabul edilmektedir (82). Reaktif ürünlerin
muhtemel kaynaklarından biri dopamin metabolizmasıdır (82). Dopaminin hidrokinon
yapısı fizyolojik durumlar altında moleküler oksijen tarafından hidrojen peroksiti
(H2O2) oluşturmak için ve o-kinonla uyumlu olarak enzimatik olmayacak sekilde okside
olabilir (82). Katekolamin ve poliansature yağ asitlerinin (PUFA) enzimatik olmayan
oksidasyonu,
beyindeki
antioksidan
sistemde
bir
eksiklik
ile
beraber
lipit
peroksidasyonundaki artış, membran akışkanlığının, bütünlüğünün ve permeabilitesinin
etkilenmesi ile sonuçlanabilir (82). Beyindeki yüksek demir içeriğinden dolayı
dopaminin otooksidasyonu artmış hidrojen peroksit konsantrasyonlarının muhtemel
kaynağıdır. Yükselmiş dopamin seviyelerinden kaynaklanan oksidatif stres striatal
glutamaterjik norotransmisyonu artırarak ve geç başlangıçlı sürekli olarak kalıcı santral
sinir sistemi hasarına yol acabilir (82). Şizofreni hastalarında oksidatif stres ile oluşan
lipit peroksidasyonu, oksidasyonla oluşan modifiye proteinler ve DNA hasarını gösteren
belirteçler araştırılmıştır (72). 8-OHdG mutajenik ve karsinojenik poatansiyele sahip bir
moleküldür ve DNA hasarından kaynaklanan yüksek 8-OHdG düzeyleri postmortem
olarak şizofreni hastalarının hipokampusunde tespit edilmiştir (82).
2.3. Ürotensin- II peptidi ve fonksiyonu
İnsan U-II peptidi onbir aminoasitten oluşan siklik bir undekapeptittir. Bu peptit,
ilk olarak balık ürofizisinde izole edilmiştir. Ürotensin dönüştürücü enzim aracılığı ile
124 ve 139 aminoasit rezidüsünden meydana gelen pre pro ürotensinden elde edilir
(7,8). Esansiyel hipertansiyon, koroner arter hastalığı, konjestif kalp yetersizliği,
iskemik kardiyomiyopati, diabetus mellitus böbrek yetersizliği, karaciğer sirozuna bağlı
portal hipertansiyon ve eklampside kan düzeyinin arttığı gösterilmiştir (9,10,14).
Vücutta endotelin 1 den 1-2 kat daha potent olan en güçlü endojen vazokonstrüktör
ajandır (15).
32
Ratlarda yapılan deneylerde olfaktor bulbus, hipokampus, talamus, hipotalamus,
epifiz bezi, tektum, tegmentum, hipofiz bezi, pons, medulla oblangata ve spinal kordu
içeren beyin bölgelerinde U-II reseptörlerinin bulunduğu gösterilmiştir (83).
Hayvan deneylerinde merkezi sinir sistemine U-II uygulamasının lökomotor
hareketlilikte uzun süreli artışa, iştah artışına ve depresyona eğilime yol açtığı
bildirilmiştir
(83).
uygulanmasının
Yine
hayvan deneylerinde U-II’nin
anksiyojenik
davranışlara
yol
açtığı
intraserebroventriküler
gösterilmiş,
U-II’nin
stres/anksiyete cevabına kortikotropin salgılatıcı hormona kıyasla 10-100 kat daha az
güçte yol açan bir nöropeptid olduğu öne sürülmüştür. U-II’nin intraserebroventriküler
uygulanmasını takiben frontal kortekste noradrenalin salınımında artış gözlenmiştir. Ek
olarak bu yanıtın midazolam, diazepam ve flunitrazepam gibi benzodiyazepinlerle
baskılandığı gösterilmiştir (83).
Ratlarda yapılan deneylerde U-II’nin pedünkülopontin tegmental çekirdeğe
mikroenjeksiyonu hızlı göz hareketleri uyku dönemleri sayısında anlamlı artışa yol
açmıştır. Yine ratlarda yapılan bir çalışmada U-II uygulanması sonrası dopamin,
histamin, noradrenalin serotinin gibi uyanıklık sağlayıcı nörotransmitterlerin salımında
artış olması U-II’ nin uyku uyanıklılık dengesinde rol aldığını düşündürtmektedir. Yine
başka bir hayvan deneyinde ise merkezi sinir sistemine U-II uygulanmasının plazma
TSH ve Prolaktin seviyelerinde artışa yol açtığı gözlenmiştir (11,12).
33
3. GEREÇ VE YÖNTEM
3.1. Araştırmanın Tipi
Bu araştırma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları
Anabilim Dalı’na başvuran iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarını, sağlıklı
kontroller ile oksidatif stres değerleri ve ürotensin II düzeyi açısından karşılaştırmayı
amaçlayan kesitsel bir çalışmadır. Araştırma için Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi
Tıbbi Etik Kurulu’ndan 22.10.2013/346 karar numarası ile onay alınmıştır.
3.2. Araştırmanın Yapıldığı Yer ve Özellikleri
Gaziantep, sosyal, kültürel, ekonomik ve coğrafik açıdan Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nin en gelişmiş ili olup, 2013 yılı Türkiye İstatistik Kurumu adrese dayalı nüfus
kayıt sistemi sonuçlarına göre Gaziantep’in toplam nüfusu 1.884.438’dir (84).
Araştırma kapsamına, Gaziantep ilindeki tek araştırma ve uygulama hastanesi olan
Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ruh Sağlığı ve
Hastalıkları Anabilim Dalı’na başvuran ve iki uçlu bozukluk manik dönem tanısı alan
hastalar alınmıştır.
3.3. Araştırmanın Evreni
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim
Dalı’nda takip edilen hastalar içerisinden, Kasım 2013 ile Kasım 2014 tarihleri arasında
tedavi için başvuran ve iki uçlu bozukluk manik dönem tanısı almış hastalardan,
araştırmanın dahil edilme kriterlerini karşılayan 42 iki uçlu bozukluk manik dönem
hastası ve 55 sağlıklı gönüllü kontrol alınmıştır.
3.4. Araştırmaya Dahil Edilme ve Dışlanma Ölçütleri
Araştırmanın dahil edilme ölçütleri; Hastalar için 18-65 yaş arasında, DSM-5
tanı kriterlerine göre iki uçlu bozukluk manik dönem tanısı almış olmak ve çalışmaya
katılmayı gönüllü olarak kabul etmekti. Kontrol grubu için ise herhangi bir psikiyatrik
ve ek tıbbi hastalığı veya öyküsü olmamak ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul
etmekti.
Araştırmanın dışlama ölçütleri; hipertiroidi, hipotiroidi, diyabet ya da diğer
endokrinopatiler gibi ağır tıbbi rahatsızlığı olan hastalar, alkol, madde bağımlılığı olan
hastalar, gebeler, orta ve ağır derecede zeka geriliği olanlar, ağır kafa travması öyküsü
34
olanlar, antioksidan ajan kullanımı (vitamin E, vitamin C, N-asetil sistein), ksantin
oksidaz inhibitorü kullanımı (allopurinol, folik asit), ağır derecede nörolojik hastalıkları
olanlar (epilepsi, parkinson hastalığı vb.) ve ileri derecede şişman olanlardı.
3.5. Araştırmanın Yürütülmesi
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim
Dalı’nda takip edilen hastalar içerisinden Kasım 2013 ile Kasım 2014 tarihleri arasında
muayene için gelen iki uçlu bozukluk manik dönem tanısı almış hastalar içerisinden
araştırmanın dahil edilme kriterlerini karşılayan 42 iki uçlu bozukluk manik dönem
hastası ve 55 sağlıklı gönüllü kontrol grubu olarak çalışmaya alınmıştır.
Hastaların tıbbi kayıtları ve izlem notları incelendi; yaş, cinsiyet, eş hastalıklar,
ve sigara içip içmediği gibi bilgiler not edildi.
Hasta ve kontrol grubu kan örnekleri antekubital venden 12 saatlik açlık
dönemini takiben alındı. Alınan kanlar jelli serum tüplerine aktarılarak buzlu ortamda
en geç altı saat içinde işleme tabi tutulmak üzere 4000 rpm’de 10 dakika santifüj
edilerek serumları ayrıldı.
Ayrılan serumlar TAS, TOS, NO ve U-II çalışılmak üzere -80ºC’de saklandı.
Gaziantep Üniversitesi Biyokimya Laboratuarı’nda serumlarda TAS, TOS, U-II ve NO
ölçülüp OSİ hesaplandı.
3.6. Veri Toplama Araçları:
3.6.1. Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu:
Hastanın sosyodemografik verilerini, ne kadar süredir hastalık öyküsünün
olduğunu, hikayesini, özgeçmişini, mental durum muayenesini, DSM-5 ölçütlerine göre
tanılarını içermektedir. Yarı yapılandırılmış görüşme çizelgesi kullanılarak hastaların
yaşı, cinsiyeti, eğitim düzeyi, medeni durumu, mesleki durumu, sigara kullanımı gibi
sosyodemografik veriler ile daha önce hastanede yatış öyküsü, hastalık süresi, intihar
girişimi öyküsü, kullanılan tedavi ve ek ilaçlar, ek tıbbi ve psikiyatrik hastalık varlığı,
boy ve kilo değerleri ve vücut kitle indeksi, gibi klinik veriler kaydedildi (Bkz Ek1).
3.6.2. Klinik Global İzlenim Ölçeği (KGI):
Klinik Global İzlenim Ölçeği (KGI), her yaşta tüm psikiyatrik bozuklukların
klinik araştırma amaçlı olarak seyrini değerlendirmek amacıyla geliştirilmiştir (85).
35
Hastalığın şiddetinin ya da hastalık belirtilerindeki düzelmenin genel olarak
değerlendirildiği 3 itemli bir ölçektir. Yarı yapılandırılmış bir ölçek olup görüşme
sırasında doldurulur. İlk iki item (hastalığın şiddeti ve genel düzelme) yedili, son item
(etkinlik endeksi) ise dörtlü likert tipindedir.
Görüşmeci, hastalıkla ilgili genel tecrübesine dayanarak, hastalığın şiddetini ya
da düzelmenin derecesini 0 (hasta değil) ile 7 (en ağır hastalardan) arasında
derecelendirir; 1- normal, hasta değil, 2- sınırda hasta, 3- hafif derecede hasta, 4- orta
derecede hasta, 5- belirgin derecede hasta, 6- ileri derecede hasta, 7- en ileri derecede
hasta.
Genel düzelme; 1- çok düzeldi, 2- oldukça düzeldi, 3- biraz düzeldi, 4- hiç
değişiklik yok, 5- biraz kötüleşti, 6- oldukça kötüleşti, 7- Çok kötüleşti.
Yan etki şiddeti sadece ilaç etkisi göz önüne alarak değerlendirilir. Yan etkiyi
ifade eden seçenek işaretlenir: 1- Hiç yok, 2- Hastanın işlevselliğini önemli derecede
etkilemiyor, 3- Hastanın işlevselliğini önemli derecede etkiliyor, 4- Terapötik etkinin
yararlarını göz ardı ettirecek düzeyde etkiliyor. (Bkz Ek 2).
3.6.3. Young Mani Değerlendirme Ölçeği (YMDÖ)
Manik durumun şiddetini ve değişimini ölçmeye yönelik hazırlanmış, görüşmeci
tarafından uygulanan ölçektir. Toplam 11 maddeden oluşmaktadır. Bu maddelerin 7’si
beşli Likert tipinde, diğer dördü dokuzlu Likert tipindedir. Değerlendirmede son bir
hafta önemlidir. Hastanın söylediklerinden çok klinisyenin kanaati önemlidir (86).
Türkçe geçerlilik ve güvenirliği Karadağ ve ark. (87) tarafından yapılmıştır. (Bkz Ek
3).
3.6.4. Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HAMD)
Depresyonun düzeyini ve şiddet değişimini ölçen, tanı koydurucu olmayan ve
klinisyen tarafından uygulanan bir ölçektir. 17 soru içerir. Puanlama 0 ile 4 arasında
yapılır.
En yüksek puan 53’tür. 16 puan ve üstü ağır düzeyde depresyon olarak değerlendirilir
(88). Türkçe formunun geçerlilik güvenirlik çalışması Akdemir ve arkadaşları (89)
tarafından yapılmıştır. (Bkz Ek 4).
3.6.5. Pozitif ve Negatif Sendrom Ölceği (PANSS)
Pozitif ve Negatif Sendrom Ölceği (PANSS) 30 maddelik ve yedi puanlı şiddet
değerlendirmesi içeren yarı yapılandırılmış bir görüşme ölçeğidir (90). Maddelerin 7
36
tanesi pozitif belirtileri, 7 tanesi negatif belirtileri, 16 tanesi ise genel psikopatoloji
belirtilerini içermektedir. Her sorudaki yedi puanlı değerlendirmede psikopatolojinin
artan düzeyleri yansıtılmaktadır: 1= Yok, 2= Cok hafif, 3= Hafif 4= Orta 5= Orta/ağır
6= Ağır 7= Cok Ağır.
Ölceğin Türkce güvenirlik ve geçerlik çalısması, Kostakoğlu ve arkadasları (90)
tarafından yapılmıştır. (Bkz Ek 5).
3.7. Değişkenlerin Ölçümü ve Hesaplanması
3.7.1. Total Antioksidan Seviye (TAS) Ölçümü
Reaktifler
Erel tarafından geliştirilen tam otomatik bir yöntem olup, güçlü serbest radikallere karşı
vücudun total antioksidan kapasitesini ölçen bir metottur (91).
Reaktif–1: 75 mM Clark tamponu (pH=1.8) içerisinde 10 mM o-Dianisidine ve 45 AM
Fe(NH4)2(SO4)2-6H2O çözülerek hazırlanır.
Reaktif–2: 7,5 mM hirojen peroksit 75mM Clark tamponu (pH=1.8) içerisinde
karıştırılarak hazırlanır.
İlke
Fe2+–o-dianisidine kompleksi hidrojen peroksid ile Fenton tipi reaksiyon oluşturarak
OH radikalini oluşturur. Bu güçlü reaktif oksijen türü indirgen düşük pH’da renksiz odianisidine molekülü ile reaksiyona girerek sarı-kahverengi dianisidyl radikallerini
oluştururlar. Dianisidyl radikalleri ileri oksidasyon reaksiyonlarına katılarak renk
oluşumu artmaktadır. Ancak örneklerdeki antioksidanlar bu oksidasyon reaksiyonlarını
bastırarak renk oluşumunu durdurmaktadırlar. Bu reaksiyon otomatik analizörde
spektrofotometrik olarak ölçülerek sonuç verilmektedir (91).
TAS ölçümü Rel Assay Diagnostics marka tam otomatik TAS (Total
Antioksidan Status) kiti ile Tokyo Boeki Prestige İ24 otoanalizöründe yapılmıştır.
3.7.2. Total Oksidan Seviyesi (TOS) Ölçümü
Erel tarafından geliştirilen tam otomatik kolorimetrik bir yöntemdir (92).
Reaktifler
37
Reaktif 1: 140 mM’lık NaCI çözeltisi içerisine 25 mM H2SO4 çözülerek ana solüsyon
hazırlanır. Ana solüsyonda önce %10 oranında gliserol çözülüp daha sonra total hacimde
250 μM Xlenol orange çözülerek hazırlanır.
Reaktif 2: Ana çözelti içerisinde önce 10 mM o-Dianisidine dihidrocloride çözülüp sonra 5
mM amonyom ferröz sülfat çözülerek reaktif hazırlanır.
İlke
Örnekte bulunan oksidanlar ferröz iyon-o-dianisidine bileşkesini ferrik iyona oksitlerler.
Ortamda bulunan gliserol bu reaksiyonu hızlandırarak yaklaşık üç katına çıkarmaktadır.
Ferrik iyonlar asidik ortamda xylenol orange ile renkli bir bileşke oluştururlar.
Örnekte bulunan oksidanların miktarıyla ilişkili olan rengin şiddeti spektrofotometrik olarak
ölçülmektedir (92).
TOS ölçümü Rel Assay Diagnostics marka tam otomatik TOS (Total Oksidan
Status) kiti ile Tokyo Boeki Prestige İ24 otoanalizöründe yapılmıştır.
3.7.3. Oksidatif Stres İndeksi (OSİ) Hesaplaması
Total Oksidan Seviyesi (TOS)/Total Antioksidan Seviyesi (TAS) şeklinde
bölünerek Oksidatif Stres İndeksi (OSİ) hesaplandı (93).
3.7.4. Serumda Nitrit Oksit (NO) Ölçümü
Serum örneklerinin ve ELISA reaktiflerinin oda sıcaklığına gelmesi sağlandı.
Standartlardan (35,0; 30,0; 25,0; 20,0; 15,0; 10,0 ve 5,0 μM) kuyucuklara 80 μL
eklendi. Örneklerden 40 μL eklenip 40 μL seyreltme solüsyonu eklendi. Standart ve
örnek kuyucuklarına 10 μL enzim kofaktör karışımı ve 10 μL nitrat reduktaz karışımı
eklendi. Plate üzeri kapatılıp 1 saat oda sıcaklığında bekletildi. İnkubasyon bittikten
sonra 50 μL Griess reaktifi 1 ve 50 μL Griess reaktifi 2 eklendi.Oda sıcaklığında
karanlık ortamda 10 dk bekletilip ELISA okuyucu (Biotek Instruments, USA) ile 540
nm’ de okundu.
3.7.5. Serumda Ürotensin-II (U-II) Ölçümü
Ürotensin-II (Elabscience, ÇİN) Elisa yöntemi kullanılarak ölçüldü. ELISA
çalışması Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya A. D. ELISA laboratuarında
yapılmıştır.
38
Çalışmaya başlamadan önce serum örneklerinin ve ELISA reaktiflerinin oda sıcaklığına
gelmesi sağlandı. Standartlardan (450, 300, 200, 100, 50 ve 25 pg/mL) kuyucuklara 50
μL eklendi. Örneklerden 10 μL eklenip 40 μL örnek dilüsyonu eklendi ve oda
sıcaklığında 30 dakika inkübe edildi. İnkübasyon bittikten sonra kuyucuklara yıkama
solüsyonu ile yıkanıp 50 μL HRP-Konjugat eklenip oda sıcaklığında 30 dakika inkübe
edildi. Yarım saat sonra kuyucuklar tekrar yıkanıp 50 μL Kromojen A ve 50 μL
Kromojen B eklendi. 15 dakika oda sıcaklığında inkübe edildi. 15 dakika karanlıkta
inkübe edilip 50 μL Stop solüsyonu eklendi ve ELISA okuyucu (Biotek Instruments,
USA) ile 450 nm’ de okundu.
3.8. İstatistiksel Değerlendirme
Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluk kontrolünde Kolmogorov
Smirnov testi kullanılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin 2 bağımsız grup
karşılaştırılmasında Student t testi, normal dağılıma sahip olmayan değişkenlerin 2
bağımsız grup karşılaştırılmasında Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Sayısal
değişkenlerin 2’den fazla grupta karşılaştırılması için Kruskall Wallis testi
kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare analizi ile sayısal
değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon katsayısı ile test edildi. İstatistiksel analizler
için SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanılmış ve P<0.05 istatistiksel
olarak anlamlı kabul edilmiştir.
39
4. BULGULAR
4.1. Olguların sosyodemografik ve klinik özellikleri
Çalısmaya 42 iki uçlu bozukluk manik dönem hastası ve 55 sağlıklı kontrol dahil
edildi. Hasta grubunun 27’si (%64,3) erkek, 15’i (%35,7) kadın iken kontrol grubunun
31’i (%56,4) erkek, 24’ü (%43,6) kadındı. Hasta grubunda yaş ortalaması 31,9±11,3
iken, kontrol grubunda 30,4±6’idi.
İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları kontrol grubu ile yaş, cinsiyet, sigara
kullanımı açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında farklılık saptanmazken
(p>0.05), iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında vücut kitle indeksi (VKİ) anlamlı
olarak yüksek bulundu (p= 0.043) ( Tablo 5 ).
Tablo 5: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ile kontrol grubunun yaş, cinsiyet, sigara
kullanımı ve vki açısından karşılaştırılması.
İki uçlu bozukluk
Kontrol
p değeri
manik dönem
(n:55)
hastaları
(n:42)
Cinsiyet (%)
Kadın
15 (%35.7)
24 (%43.6)
Erkek
27 (%64.3)
31 (%56.4)
Sigara
Var
17 (%40.5)
15 (%27.3)
kullanımı (%)
Yok
25 (% 59.5)
40 (%72.7)
31.98±11.31
30.40±6
0.379
26.73±3.90
25.24±3.23
0.043
Yaş
0.430
0.171
(ortalama±ss)
Vücut Kitle
İndeksi
(ortalama±ss)
İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ile kontrol grubu medeni durum, eşlik
eden madde kullanım öyküsü ve alkol kullanım öyküsü açısından karşılastırıldığında iki
grup arasında anlamlı
soygeçmişlerinde
fark saptanmadı (p>0.05). Hasta ve kontrol grubu
psikiyatrik
hastalık
öyküsü
olup
olmaması
açısından
karşılaştırıldığında, hasta grubunda ailede hastalık öyküsü anlamlı olarak yüksek
40
bulundu (p= 0.003). Hasta grubu ve kontrol grubunun sosyodemografik özellikleri
Tablo 6’ da gösterilmiştir. Hastaların klinik özellikleri Tablo 7’ de gösterilmiştir.
Tablo 6: Hastaların ve kontrol grubunun sosyodemografik özellikleri
İki uçlu
Kontrol
bozukluk manik grubu
dönem hastaları (n:55)
(n:42)
p değeri
Okur yazar
değil
0
0
İlkokul
5 (%11.9)
3 (%5.5)
Ortaokul
12 (%28.6)
1 (%1.8)
Lise
14 ( %33.3)
20 (%36.4)
Üniversite
11 (%26.2)
14 (%25.5)
Yüksek Lisans/
Doktora
0
17 (%30.1)
Bekar
18 (%42.9)
24 (%43.6)
Evli
23 (%54.8)
30 (%54.5)
Boşanmış
1 (%2.4)
1 (%1.8)
Dul
0
0
Var
Yok
14 (%33.3)
28 (%66.7)
5 (%9.1)
50 (%90.9)
= 0.003
Alkol
kullanımı
öyküsü
Var
Yok
2 (%4.8)
40 (%95.2)
3 (%5.5)
52(%94.5)
>0.05
Madde
kullanımı
öyküsü
Var
Yok
1 (%2.4)
41 (%97.6)
0
55
>0.05
Eğitim
durumu
<0.001
Medeni
Durum
>0.05
Aile öyküsü
41
Tablo 7: Hastaların klinik özellikleri
İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları
(n:42)
Hastalık başlangıç yaşı
(ortalama±ss)
25.10±8.76
Hastalık Süresi (yıl)
(ortalama±ss)
6.67±6.74
Yatış sayısı
(ortalama±ss)
2.36±1.63
Geçirilmiş manik dönem sayısı
(ortalama±ss)
3.24±2.80
Geçirilmiş karma dönem sayısı
(ortalama±ss)
0.43±0.96
Geçirilmiş depresif dönem sayısı
(ortalama±ss)
0.62±1.26
KGI Skoru
(ortalama±ss)
6.71±0.50
YMDÖ Skoru
(ortalama±ss)
35.5±7.36
HAMD Skoru
(ortalama±ss)
0.24±1.07
PANSS Skoru
(ortalama±ss)
39.38±23.44
KGI: Klinik Global İzlenim, YMDÖ:Young Mani Değerlendirme Ölçeği, HAMD: Hamilton Depresyon
Değerlendirme Ölçeği, PANSS: Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği
42
4.2. TAS, TOS, OSİ, NO ve U-II değerleri
İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubu TAS, TOS, OSİ, NO ve
U-II değerleri açısından karşılaştırıldığında TAS, TOS, OSİ, NO ve U-II değerleri hasta
grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı (sırasıyla p=0.003,
p=0.001, p=0.001, p=0.001 ve p=0.009). (Tablo 8, şekil 1-5)
Tablo 8: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun TAS, TOS, OSİ, NO ve
U-II değerleri açısından karşılaştırılması
Hasta grubu
(n:42)
Kontrol grubu
(n:55)
p değeri
U-II (ng/mL)
(ortalama±ss)
13.77 ± 11.73
9.61±6.48
0.009
TAS
(ortalama±ss)
1.95±0.22
1.80±0.16
0.003
TOS
(umol H2O2
Eqv/L)
(ortalama±ss)
26.29 ± 28.97
10.54±14.49
0.001
OSİ (au)
(ortalama±ss)
1.32 ±1.51
0.58±0.79
0.001
NO (μM)
(ortalama±ss)
18.05±10.87
8.5±5.8
0.001
U-II: Ürotensin-II, TAS: Total Antioksidan Seviye, TOS: Total Oksidan Seviye, OSİ: Oksidatif
Stres İndeksi, NO: Nitrik Oksit
43
Şekil 1: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun U-II düzeylerinin kutu
grafiği ile karşılaştırılması.
Şekil 2: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun TAS düzeylerinin kutu
grafiği ile karşılaştırılması
44
Şekil 3: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun TOS düzeylerinin kutu
grafiği ile karşılaştırılması.
Şekil 4 İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun OSI düzeylerinin kutu
grafiği ile karşılaştırılması.
45
Şekil 5: İki uçlu bozukluk manik dönem hastaları ve kontrol grubunun NO düzeylerinin kutu
grafiği ile karşılaştırılması.
Çalışmamızda hastalar mevcut tedavilerine devam etmekteydiler ve kullanılan
ilaçlar tipik antipsikotikler, atipik antipsikotikler, duygudurum düzenleyiciler ve
bunların kombinasyonu şeklinde sınıflandırıldığında oksidatif stres değerleri açısından
herhangi bir fark bulunmamıştır (p>0.005).
Yapılan korelasyon analizinde hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim
durumu, sigara kullanımı, hastalık süresi, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü, yatış sayısı,
EKT öyküsü, kullandığı ilaçlar, intihar girişimi öyküsü ile TAS, TOS, OSİ, NO ve U-II
değerleri arasında herhangi bir ilişki tespit edilmedi. Yaş ile OSİ arasında pozitif yönde
zayıf şiddette doğrusal bir ilişki gözlendi (r=0.326, p=0.035). Hastalığın şiddetini
gösteren KGI ve YMDÖ skorları ile TAS, TOS, NO ve U-II düzeyleri arasında
istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, OSİ ile aralarında negatif yönde zayıf
şiddette doğrusal bir ilişki gözlendi (sırasıyla KGI ile r=0.359, p=0.020, YMDÖ ile
r=0.311, p=0.045). Ayrıca hastalık öyküsü ile ilgili; geçirilmiş manik dönem sayısı ile
NO arasında negatif yönde orta şiddette doğrusal bir ilişki (r=0.423, p=0.005) ve
geçirilmiş karma dönem sayısı ile TOS arasında pozitif yönde zayıf şiddette doğrusal
bir ilişki gözlendi (r=0.311, p=0.045). Hastaların U-II düzeyleri ile TOS ve OSİ
46
arasında pozitif yönde zayıf şiddette doğrusal bir ilişki gözlendi (sırasıyla TOS ile
r=0.326, p=0.035, OSİ ile r=0.369, p=0.016).
47
5. TARTIŞMA
Çalışmamızda iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında TAS, TOS, OSİ, NO
ve U-II düzeylerini kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulduk.
U-II düzeyleri ile TOS ve OSİ arasında pozitif yönde zayıf şiddette doğrusal bir ilişki
gözledik.
Çalışmamızda iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında sağlıklı kontrollere
göre TOS düzeyleri yüksek olarak bulunmuştur. Kliniğimizde yapılmış olan
çalışmaların verilerinin de desteklediği pek çok çalışma ile psikiyatrik bozukluklar,
özellikle de iki uçlu bozuklukta oksidatif dengenin bozulduğuna dikkat çekilmiştir (1618). İki uçlu bozukluk hastalarında oksidatif metabolizmanın araştırıldığı bir çalışmada
hastalar iki uçlu bozukluk I, II ve antidepresanla tetiklenen mani olarak alt tiplere
ayrılmış ve her üç grupta da kontrollere kıyasla daha yüksek TOS değerleri saptanmıştır
(21). Ülkemizde yapılan çalışmaların bir kısmında oksidan parametreler TOS dışında
başka belirteçlerle de incelenmiştir (94). İki uçlu bozukluk hastalarında Kuloğlu ve
arkadaşları (95) lipid peroksidasyon ürünleri ve antioksidan enzim aktivitelerini
araştırmış, lipid peroksidasyon ürünlerinden olan MDA’nın seviyelerini hasta grubunda
kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptamışlardır. Yine başka bir araştırmada
iki uçlu bozukluk hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla lipid peroksidasyon
ürünlerinden olan plazma Tiobarbitürik asit reaktif substans (TBARS) seviyeleri daha
yüksek bulunmuştur (96). Postmortem beyin çalışmalarında da iki uçlu bozukluk ve
şizofreni hastalarının anterior singulat korteks örneklerinde lipid peroksidasyon
ürünlerinden biri olan 4-hidroksinonenal seviyelerinde artış gösterilmiştir (97).
Daha önce yapılan çalışmalarda hastalık süresi ve ciddiyeti arttıkça oksidan
seviyenin arttığına dair bulgular mevcuttur (2-21). Çalışmamızda hastalık süresi ile TOS
ve OSİ gibi oksidatif parametreler arasında herhangi bir ilişki tespit edilmedi. Ortaya
çıkan bu farklı sonuçların nedenleri hasta gruplarının ırk, metabolik, fiziksel
farklılıkları, kullanılan tedavi ajanlarındaki farklılıklar, ek hastalık varlığı ve iki uçlu
bozukluğun bir spektrum bozukluğu olabileceği varsayımı olabilir. Bu nedenle
48
çalışmaları doğrulayacak benzer hasta gruplarından oluşan takip çalışmalarına ihtiyaç
vardır.
Diğer psikiyatrik bozukluklarda da oksidan artışını gösteren çalışmalar vardır.
Kliniğimizde yapılan TOS seviyelerinin incelendiği şizoaffektif bozukluk (98),
semptomatik remisyonda olan ve olmayan şizofreni hastaları (18), erişkin dikkat
eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (99) hastalarının değerlendirildiği çalışmaların
hepsinde hasta gruplarında TOS düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek
bulunmuştur. Herken ve arkadaşlarının (100) 36 major depresyon hastasını 8 haftalık
antidepresan tedavisi öncesi ve sonrası NO ve XO serum seviyeleri açısından
karşılaştırmış ve tedavi öncesi NO ve XO seviyelerini hasta grubunda kontrol grubuna
göre yüksek, tedavi sonrası ise anlamlı olarak düşük tespit etmişlerdir.
Çalışmamızda TAS düzeylerini iki uçlu bozukluk hastalarında, sağlıklı
kontrollere göre yüksek olarak bulduk. İki uçlu bozukluk hastalarında oksidatif
metabolizmanın araştırıldığı bir çalışmada hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla daha
yüksek TAS değerleri saptanmıştır (21). Aynı çalışmada iki uçlu bozukluk tip I
hastalarında toplam dönem sayısı ile antioksidan kapasite arasında negatif ilişki
saptanmıştır (21). İki uçlu bozukluk depresif, manik ve ötimik dönem hastalarını içeren
bir çalışmada antioksidan olan serum SOD ve peroksidasyon ürünü olan TBARS
ölçülmüş, serum SOD aktivitesi manik ve depresif dönemdeki iki uçlu hastalarda,
ötimik ve sağlıklı kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur (101). Kuloğlu ve
arkadaşlarının (95) antioksidan enzim aktivitelerini değerlendirdiği bir çalışmada iki
uçlu bozukluk hasta grubunda kontrollere göre SOD enzim aktivitesinde anlamlı
yükseklik saptanmıştır. Hastalığın hem erken hem de geç evresinde antioksidan enzim
seviyelerini inceleyen bir çalışmada, hastalığın geç evresinde glutatyon redüktaz (GR)
ve Glutation-S-Transferazlar (GST) seviyelerinde artış olduğu gösterilmiştir (102).
Bizim de çalışmamızda kontrol grubuna kıyasla hasta grubunda saptadığımız yüksek
TAS düzeyleri artan oksidan hasara karşı kompansatuar bir mekanizma olarak
değerlendirilebilir. Literatürde iki uçlu bozukluk hastalarında antioksidan artışını
destekleyen çalışmalar olduğu gibi antioksidan seviyelerinde azalma olduğunu ya da
değişmediğini gösteren çalışmalar da vardır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada tedavi
49
öncesi ve sonrası değerlendirilen iki uçlu bozukluk hastalarında, tedavi öncesi ve
sonrasında kontrollere göre CAT aktivitesinde azalma saptanmış, ayrıca tedavi öncesi
değerlendirilen grupta hem tedavi sonrası değerlendirilen gruba hem de kontrollere göre
GSH-Px aktivitesinde azalma tespit edilmiştir (103). Başka bir çalışmada iki uçlu
bozukluk ve şizofreni hastaları vücudun en önemli antioksidanlarından bir olan GSH
seviyeleri ve antioksidan enzim aktiviteleri açısından değerlendirilmiş, hem iki uçlu
bozukluk hem de şizofreni hasta grubunda kontrollere göre GST ve GR seviyelerinde
azalma saptanmış ve iki uçlu bozukluk hasta grubunda kontrol grubuna göre serum
CAT aktivitesi düşük bulunmuştur (95). Antioksidan seviyelerinde azalma postmortem
beyin çalışmalarında da gösterilmiştir. Gawryluk ve arkadaşları (104) iki uçlu bozukluk,
şizofreni ve major depresyon hastalarının post-mortem prefrontal korteks örneklerinde
GSH seviyelerini araştırmış ve kontrollerle kıyaslandığında indirgenmiş, oksitlenmiş ve
total GSH seviyelerinin hasta gruplarında daha düşük olduğunu belirlemişlerdir. SOD
ve CAT enzim seviyelerinin incelendiği bir araştırmada, SOD ve CAT hasta grubunda
kontrol gubuna kıyasla daha düşük saptanmıştır (96). Bununla beraber antioksidan
savunma sisteminin önemli enzimlerinden olan GSH-Px aktivitelerinin hasta
gruplarında değişmediğini gösteren çalışmalar da bulunmaktadır (95,96,104). Bu farklı
verilerin, oksidatif stres ve oksidatif hücre hasarını etkileyen etnik orjin farklılıkları,
yaşam tarzı, diyet özellikleri ve kullanılan tedavi farklılıklarından kaynaklanabileceği
ifade edilmiştir (96).
İki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında OSİ düzeylerini sağlıklı kontrollere
göre yüksek olarak tespit ettik. Literatürde iki uçlu bozukluk hastalarında oksidan
metabolizmayı inceleyen çalışmalar içerisinde OSİ düzeyi az miktarda çalışmada
araştırılmıştır ve bu çalışmaların genelinde OSİ düzeyi bizim çalışmamızla uyumlu
olarak iki uçlu bozukluk hastalarında kontrollerden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur
(21). Kliniğimizde yapılan iki uçlu bozukluk, erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite
bozukluğu, şizoaffektif bozukluk, semptomatik remisyonda olan ve olmayan şizofreni
hastalarında oksidatif metabolizmanın araştırıldığı çalışmalarda, hasta grubunda kontrol
grubuna kıyasla daha yüksek OSİ değerleri saptanmıştır (18,21,98,99).
50
Çalışmamızda iki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında sağlıklı kontrollere
göre NO düzeylerini yüksek olarak bulduk. İki uçlu bozukluk hastalarında oksidatif
stres belirteçlerinin incelendiği bir metaanalizde TBARS seviyeleri ve vücudun önemli
serbest radikallerinden olan NO seviyelerinin anlamlı olarak yüksek olduğu
gösterilmiştir (2). Savaş ve arkadaşları (105) iki uçlu bozukluk manik dönemdeki
hastaların NO ve adrenomedüllin düzeylerini kontrol grubuna göre yüksek olarak
bulmuşlar ve iki uçlu bozukluğun patofizyolojisinde NO ve adrenomedüllinin rolünün
olabileceğine işaret etmişlerdir. Bu bulgular arginin-NO yolağının iki uçlu bozukluğun
patogenezi ile ilişkili olabileceğini ifade eden bir çalışma ile desteklenmiştir (106). İki
uçlu bozukluk depresif dönemdeki hastalarda tedavi öncesi ve sonrası NO seviyeleri
incelenmiş ve tedavi öncesi yüksek saptanan NO düzeylerinin tedavi sonrası azalarak
sağlıklı kontrollerle aynı seviyeye geldiği belirlenmiştir (107,108). Gergerlioğlu ve
arkadaşları (20) iki uçlu bozukluk manik dönemdeki hastalarda 30 günlük tedavi öncesi
ve sonrası NO seviyelerini değerlendirmiş ve kontrol grubuna göre NO seviyelerinde
tedavi öncesi ve sonrası yükseklik saptamakla beraber 1. ve 30. gün NO seviyeleri
arasında fark saptamamışlardır. Literatürde genel olarak iki uçlu bozukluk hastalarında
oksidanların artışını destekleyen çalışmalar olmakla beraber, mani hastalarında NO
seviyelerinin incelendiği bir çalışmada, hasta grubunda NO kontrol grubuna göre
anlamlı derecede düşük saptanmıştır (109).
Oksidatif sistem ile ilgili disfonksiyonun hastalığın karakteristik özelliği olarak
tanımlanabilmesi
için,
hastalık
dönemlerinin
düzenli
takip
edilip,
oksidatif
parametrelerde süreç içindeki değişikliklerin kaydedilmesi; tedavi alan ve almayan
hastaların oksidatif parametrelerinin karşılaştırılması; değişik dönemlerdeki hastaların
(aktif, remisyon gibi) oksidatif parametrelerinin incelenmesi, iki uçlu bozukluk alttipleri
arasındaki farklılıkların tespit edilmesi gerekmektedir (94).
Çalışmamızın bir diğer önemli bulgusu da iki uçlu bozukluk manik dönem
hastalarının U-II düzeylerinin sağlıklı kontrollere kıyasla yüksek olmasıdır. U-II
günümüze kadar psikiyatrik hastalıklarda sadece bir çalışmada araştırılmıştır. Bülbül ve
ark. (15) şizofreni hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla U-II değerlerini yüksek
olarak saptamış, vazokonstrüktör etkileri ile prefrontal ve temporal kan akımını
51
azaltarak ve reaktif oksijen türevlerinin artışını indükleyerek U-II’nin şizofreni
etyolojisinde etkili olabileceğini iddia etmişlerdir. İki uçlu bozukluğun da şizofreni gibi
kronik gidiş göstermesi, benzer genetik ve çevresel etkenlerin her iki hastalıkta
suçlanıyor olması, çalışmamızda hasta grubunda saptanmış olan yüksek U-II
düzeylerini destekler niteliktedir.
İki uçlu bozuklukta yapılan beyin kan akımı çalışmalarında hastalığın
dönemlerine göre farklı sonuçlar elde edilmiştir (110). Örneğin iki uçlu bozukluk
depresif dönemde beyin kan akımının azaldığının, manik dönemde beyin kan akımının
arttığının bulunduğu çalışmalar mevcuttur (110). Manik, depresif ve ötimik iki uçlu
bozukluk hastalarını içeren diğer bir çalışmada da sol hemisfer prefrontal korteks ve
temporal yapılarda beyin kan akımında artış (hiperperfüzyon) saptanmıştır ve iki uçlu
bozukluk patofizyolojisinde özellikle sol hemisfer kan akımı anormallikleri suçlanmıştır
(111). Ek olarak bir çalışmada vazodilatör olan Adrenomedullin (ADM) iki uçlu
bozukluk manik dönemdeki hastalarda kontrol grubuna göre yüksek olarak bulunmuş ve
iki uçlu bozukluğun patofizyolojisinde adrenomedüllinin rolünün olabileceğine işaret
edilmiştir (105). ADM’deki bu artışın nedeni günümüze kadar net olarak
belirlenememiştir. ADM’nin artışı bir vazokonstrüktör olarak kabul edersek U-II’ nin
artmasına reaktif bir yanıt olarak düşünülebilir. Literatürdeki bu bilgiler ışığında beyin
kan akımı çalışmalarında saptanan hiperperfüzyonda, iki uçlu bozukluk hastalarında
artmış NO ve manik dönem hastalarında artmış ADM seviyelerinin bir etken olabileceği
düşünülebilir. Bunun yanında insan beyin damarlarında ve özellikle prefrontal kortekste
U-II’ nin nasıl bir etki yaptığı henüz araştırılmamıştır. Hastalarda beyin kan akımı ile UII’nin ilişkisi ileriki çalışmaların konusu olabilir.
Ratlarda yapılan deneylerde U-II’nin intraserebroventriküler uygulamasının
ROT düzeylerinde artışa neden olduğu gösterilmiştir (15). Çalışmamızda bulunan
artmış oksidatif stres düzeyinde, yüksek bulunmuş U-II bir etken olarak suçlanabilir.
Çalışmamızın sonucu hastaların U-II düzeyleri ile TOS ve OSİ arasında pozitif yönde
zayıf şiddette doğrusal bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bunun yanında yapılan bir
hayvan çalışmasında damar endotel hücrelerindeki U-II reseptörlerinin uyarılmasının
NO salınımına yol açtığı (112), diğer bir insan çalışmasında da (113) U-II’nin Nitrik
52
Oksit Sentetaz (NOS)’u aktive ettiği gösterilmiştir. Çalışmamızda ve daha önceki
çalışmalarda gösterilmiş olan iki uçlu bozukluk hastalarında yüksek NO düzeylerinin,
hasta grubunda bulduğumuz yüksek U-II düzeyleri ile ilişkisi olabilir. Dolayısıyla iki
uçlu bozukluk manik dönem hastalarında artmış reaktif oksijen türevlerinden sorumlu
tutulabilecek bir diğer etyoloji yüksek U-II düzeyleri olabilir. Prefrontal ve temporal
hiperperfüzyonda da kendisi direk olmasada NO’yu artırarak dolaylı bir etkisinin
olduğu düşünebilir. NO, ADM ve U-II’nin iki uçlu bozukluk patofizyolojisinde etkin rol
oynayabileceği fakat
bu konuda yapılacak
yeni çalışmalara ihtiyaç olduğu
görülmektedir.
İmmün mekanizmaların iki uçlu bozukluk manik dönemde hastalık oluşumu ya
da klinik belirtiler ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Sitokinlerin nöroendokrin
sistem, hipotalamo-hipofiz-adrenal sistem, otonom sistem ve nörotransmitter sistemleri
(dopamin, serotonin ve glutamat) ile etkileşimde olduğu bilinmektedir (114,115). İki
uçlu bozukluk manik dönem hastalarında yapılan bir çalışmada kontrollere kıyasla
proinflamatuvar sitokin (IL-6, TNF-alfa), inflamatuvar sitokin (IFN-gama) ve hs-CRP
düzeyleri anlamlı oranda yüksek, antiinflamatuvar sitokin (IL-4, IL-10) düzeyleri
kontrollere benzer saptanmıştır (58). U-II’nin inflamatuvar süreçlerde rol aldığı daha
önceden gösterilmiştir. Farklı dokularda U-II’nin IL-6 düzeylerini arttırdığı saptanmıştır
(116). İnterferon-gama ise U-II reseptörlerinin üretimini arttırmaktadır (117). Ayrıca UII’nin kronik inflamatuvar bir süreç olan aterosklerozda rol aldığı da düşünülmektedir
(118). Bu açıdan bakıldığında hasta grubunda yüksek bulunan U-II düzeyleri hastalık
etiyopatogenezinde sorumlu tutulan inflamasyon artışına ayrıca iki uçlu bozukluk
hastalarında artmış olduğu bilinen metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklara
yol açıyor olabilir. Muhtemel bu ilişkinin ortaya konması açısından özellikle ilk atak iki
uçlu bozukluk hastalarında yapılacak çalışmalara ihitiyaç vardır.
Yapılan
bir
hayvan
çalışmasında,
ratlara
intraserebroventriküler
U-II
mikroenjeksiyonun, motor aktivite ve uyarılma artışına neden olduğu gösterilmiştir
(12). Ancak bu etkinin CRF ve Oreksin gibi diğer nöropeptidler kadar yüksek olmadığı
tespit edilmiştir. Çalışmamızda hasta grubunda saptanan yüksek U-II düzeyleri, iki uçlu
53
bozukluk manik dönem kliniğinde gözlenen hareket artışı, amaca yönelik etkinlik artışı,
kolay kızma ve uyarılma ile ilişkili olabilir.
İki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında uyku yapılarının incelendiği bazı
çalışmalarda, REM latansının kısaldığı ve REM yoğunluğunun arttığı saptanmıştır (119121). Ratlarda yapılan bir çalışmada, intraserebroventriküler U-II enjeksiyonunun, REM
uykusunda artışa sebep olduğu gösterilmiştir. Ayrıca enjeksiyon hemen sonrası
uyanıklık halinde hafif derecede artış olduğu belirtilmiştir (122). Çalışmamızdaki
yüksek U-II düzeyleri, literatürdeki bu araştırmalar ile birlikte değelendirildiğinde iki
uçlu bozukluk manik dönemde gözlenen uyku ihtiyacında azalma ve REM
yoğunluğunda artışa sebep etkenlerden birinin U-II olabileceğini düşündürebilir.
Manik dönem kliniğinde gözlenen bulguların preklinik çalışmalarda ratlarda
intraserebroventriküler U-II artışı ile gözlenmesi, U-II reseptörlerinin olfaktor bulbus,
hipokampus, talamus, hipotalamus, epifiz bezi, tektum, tegmentum, hipofiz bezi, pons,
medulla oblangata ve spinal kordu içeren beyin bölgelerinde bulunması ve vasküler,
hormonal, inflamatuvar, oksidatif sistemlerde rol alması U-II’nin iki uçlu bozukluk
manik dönem etiyopatogenezinde etkili olabileceğini gündeme getirmektedir.
Çalışmamızın iki uçlu bozukluk manik dönemde U-II seviyelerini ayrıca U-II ve
oksidatif parametrelerin ilişkisini inceleyen ilk çalışma olması literatüre ciddi katkılar
sağlayabilir. Çalışmamızın kısıtlılıkları olarak hasta ve kontrol sayısının az, dizaynının
kesitsel ve hastaların ilaç kullanıyor olması sayılabilir.
İki uçlu bozuklukta U-II ve oksidatif dengedeki bozulmayı gösteren bulguların
biyolojik belirteç olarak kullanılabilmesi için, sistemli ve bozukluğun her dönemini
kapsayacak geniş hasta grupları ile yeni çalışmalara ihtiyaç vardır (94).
54
6. SONUÇ VE ÖNERİLER
Kliniğimizde yapılan bu araştırmanın sonucunda aşağıdaki sonuçlara varılmıştır:
1. İki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında TAS, TOS, OSİ, NO ve U-II
düzeylerinin kontrollere kıyasla yüksek olduğu saptanmıştır.
2. İki uçlu bozukluk manik dönemde oksidatif stres artmıştır ve buna bağlı olarak
oksidatif denge bozulmuştur. Oksidatif stresin artmasında U-II artışının etkisi
olabilir.
3. İki uçlu bozukluk manik dönem hastalarında, klinik olarak ortaya çıkan
davranışsal ve uyku bozuklukları yüksek U-II düzeyleri ile ilişkili olabilir.
4. U-II’nin santral sinir sistemindeki etkisinin araştırılmasına yönelik preklinik ve
tranlasyonel çalışmalara ihtiyaç vardır.
5. İki uçlu bozukluk manik dönemde ve hastalığın diğer dönemlerinde U-II’nin
araştırılmasına yönelik geniş hasta grupları ile yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.
55
7. KAYNAKLAR
1. Erdal ışık, Ender Taner, Umut Işık. Güncel Klinik Psikiyatri. 2. baskı Ankara 2008;
155- 171.
2. Andreazza AC, Kauer-Sant'anna M, Frey BN, Bond DJ, Kapczinski F, Young LT, et
al. Oxidative stress markers in bipolar disorder: A meta-analysis. JAffect Disord.
2008;111:135-144.
3. Savaş HA. İki uçlu bozuklukta genetik polimorfizm çalışmaları. Psikiyatri Psikoloji
Psikofarmakoloji (3P) Dergisi. 2004;12(2):39–48
4. Stadtman ER. Protein oxidation and aging. Science. 1992; 257(5074):1220-1224.
5. Akyol O, Zoroglu SS, Armutcu F, Sahin S, Gurel A. Nitric oxide as a
physiopathological factor in neuropsychiatric disorders. In Vivo. 2004;18:377-390.
6. Savas HA, Gergerlioglu HS, Armutcu F, Herken H, Yilmaz HR, Kocoglu E et al.
Elevated serum nitric oxide and superoxide dismutase in euthymic bipolar patients:
impact of past episodes. World J Biol Psychiatry. 2006;7:51-55.
7. Onan D, Hannan RD, Thomas WG. Urotensin II: The old kid in town. Trends
Endocrinol. Metab; 2004; 15:175-182
8. Coulouarn Y, Jégou S, Tostivint H, Vaudry H, Lihrmann I. Cloning, sequence
analysis and tissue distribution of the mouse and rat urotensin II precursors. FEBS Lett.
1999; 457: 28–32.
9. Ong KL, Lam KS, Cheung BM. Urotensin II: Its function in health and its role in
disease. Cardiovasc. Drugs Ther. 2005;19: 65–75.
10. McDonald J, Batuwangala M, Lambert DG. Role of urotensin II and its receptor in
health and disease. J. Anesth. 2007; 21: 378–389.
11. Jégou S, Cartier D, Dubessy C et al. Localization of the urotensin II receptor in the
rat central nervous system. J. Comp. Neurol. 2006; 495: 21–36.
12. Gartlon J, Parker F, Harrison DC et al. Central effects of urotensin-II following ICV
administration in rats. Psychopharmacology (Berl). 2001; 155: 426–433.
13. de Lecea L, Bourgin P. Neuropeptide interactions and REM sleep: A role for
urotensin II? Peptides. 2008; 29: 845–851.
14. Watson AM, May CN. Urotensin II, a novel peptide in central and peripheral
cardiovascular control. Peptides. 2004; 25: 1759–1766.
56
15. Bülbül F, Alpak G, Ünal A, Cöpoğlu S, Orkmez M, Vırıt O et al. New molecule in
the etiology of schizophrenia: Urotensin II. Psyvhiatry and Clinical Neurosciences.
Psychiatry 2014; 68: 133–136
16. Selek S. Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Hastalarında Oksidatif
Metabolizmanın Değerlendirilmesi. Uzmanlık tezi. Gaziantep Üniversitesi. 2007; 2051.
17. Bulut M. İki uçlu bozukluk hastalarında elektrokonvulsif ve ilaç tedavileri esnasında
oksidatif parametrelerdeki değişiklikler. Uzmanlık tezi. Gaziantep Üniversitesi. 2009;
22-51.
18. Çöpoğlu ÜS. Semptomatik remisyonda olan ve olmayan şizofreni hastalarında
oksidatif metabolizmanın ve oksidatif DNA hasarının incelenmesi. Uzmanlık tezi.
Gaziantep Üniversitesi. 2012; 22-40.
19. Steckert AV, Valvassori SS, Moretti M, Dal-Pizzol F, Quevedo J. Role of oxidative
stress in the pathophysiology of bipolar disorder. Neurochem Res. 2010;35(9):1295301.
20. Gergerlioglu HS, Savas HA, Bulbul F, Selek S, Uz E, Yumru M. Changes in nitric
oxide level and superoxide dismutase activity during antimanic treatment. Progress in
Neuro-Psychopharmacology & Biological Psychiatry. 2007;31:697–702.
21. Yumru M, Savas HA, Kalenderoglu A, Bulut M, Celik H, Erel O. Oxidative
imbalance in bipolar disorder subtypes: a comparative study. Prog
Neuropsychopharmacol Biol Psychiatry. 2009;33(6):1070-1074.
22. Ermiş B. İki uçlu bozukluk hastalarında oksidatif metabolizmanın ve oksidatif DNA
hasarının incelenmesi. Uzmanlık tezi. Gaziantep Üniversitesi. 2013; 41-61
23. Angst J, Ernst C. Current concepts of the classification of affective disorders. Int
Clin Psychopharmacol. 1993; 8: 211–215.
24. Angst J, Sellaro R. Historical Perspectives and Natural History of Bipolar Disorder.
Biological Psyhiciatry.2000;48.445– 457.
25. Akiskal HS. The milder spectrum of bipolar disorders: diagnostic, characterologic
and pharmacologi c aspects. Psychiatric Ann.1987;17:33–37.
26. Hagop S, Akiskal HS. Duygudurum Bozuklukları. Sadock BJ, Sadock VA (eds).
Kaplan & Sadock’s Compherensive Textbook of Psychiatry, Volum II, (8th ed) (çev.
ed. H Aydın, A Bozkurt). Günes Kitabevi, Ankara. 2007;1559-1717.
57
27. Akiskal HS, Bourgeois ML, Angst J, Post R, Moller HJ , Hirschfeld R. Reevaluating the prevalence of and diagnostic composition within the broad clinical
spectrum of bipolar disorders. Journal of Affective Disorders. 2000;59:5–30.
28. Angst J, Marneros A. Bipolarity from ancient to modern times: conception, birth
and rebirth. Journal of Affective Disorders. 2001;67:3–19.
29. Savaş HA, Coşkun A, Arkonaç O. Disforik Mani ve Karışık Mani. (Bir gözden
geçirme). Düşünen Adam. 1994;7(3):37-45.
30. Kraepelin E: Manic-depressive insanity and paranoia. Edin-burg, (Ingilizceye
tercümesinden), 1921.
31. Goodwin FK, Jamison KR. Manic- Depressive İllness. New York: Oxford
University, 1990.
32. Kessler RC, Akiskal HS, Ames M, et al. Prevalence and effects of mood disorders
on work performance in anationally representative sample of U.S. workers. Am J
Psychiatry. 2006;163:1561–1568.
33. Merikangas KR, Akiskal HS, Angst J, Greenberg PE, Hirschfeld RM, Petukhova M,
et al. Lifetime and 12-Month Prevalence of Bipolar Spectrum Disorder in the National
Comorbidity Survey Replication. Arch Gen Psychiatry. 2007; 64(5): 543–552.
34. Benazzi F. Bipolar II disorder: epidemiology, diagnosis and management. CNS
Drugs. 2007;21(9):727-40.
35. Angst J. The emerging epidemiology of hypomania and bipolar II disorder. J Affect
Disord. 1998; 50: 143–151.
36. Bebbington P, Ramana R. The epidemiology of bipolar disorder. Sos Psychiatry
Epidemiology. 1995; 30: 279–92.
37. Toprak E., Yavuz B. İki Uçlu Mizaç Bozukluğu Hastalarında Anksiyete Bozukluğu
Ekhastalığı ve Yaşam Kalitesi. Journal of Mood Disorders. 2011;1(2):55-62.
38. Tamam L. Bipolar Bozukluk İle Anksiyete Bozukluğu Birlikteliği: Bir Gözden
Geçirme. Türk Psikiyatri Dergisi. 2007; 18(1):59–71.
39. Altindag A, Yanik M, Nebioglu M. Comorbidity of anxiety disorders in bipolar I
patients: prevalence and clinical correlates. Isr J Psychiatry Relat Sci. 2006;43:10-15.
40. McElroy SL, Altshuler LL, Suppes T, Keck PE Jr, Frye MA, Denicoff KD, et al.
Axis I psychiatric comorbidity and its relationship to historical illness variables in 288
patients with bipolar disorder. Am J Psychiatry. 2001;158(3):420.
41. Erol A. Yeme Bozuklukları ve İki Uçlu Mizaç Bozuklukları Ekhastalığı. Journal of
Mood Disorders. 2011;1(2):75–80.
58
42. McElroy SL, Frye MA, Hellemann G, Altshuler L, Leverich GS, Suppes T, et
al. Prevalence and correlates of eating disorders in 875 patients with bipolar
disorder. Journal of Affective Disorders. 2011;128:191–198.
43. Fan AH. , Hassel J. Bipolar disorder and comorbid personality psychopathology: a
review of the literature. Journal of Clinical Psychiatry. 2008;69(11):1794-803.
44. George EL, Miklowitz DJ, Richards JA, Simoneau TL, Taylor DO. The comorbidity
of bipolar disorder and axis II personality disorders: prevalence and clinical correlates.
Bipolar Disorders. 2003;5: 115–122.
45. Erdal Işık, Tayfun Uzbay. Güncel Temel ve Klinik Psikofarmakoloji. Ankara
2008;207-246.
46. A Özerdem. İki Uçlu Bozukluğun Etiyopatogenezinde Çağdaş Anlayışımız:
Klinikten Moleküler Düzeye Sistematik Bir Yaklaşım. Türkiye Klinikleri Dahili Tıp
Bilimleri Dergisi Psikiyatri. 2007;3(29):11-18.
47. Bonnin CM, Martinez-Aran A, Sanchez-Moreno J, Torrent C, Franco C,
Pacchiarotti I, Vieta E. Bipolar disorder, cognitive functioning and hypothalamic
pituitarythyroid axis. Actas Esp Psiquiatr. 2010;38(4):223–228.
48. Özcan S, Abay E. Bipolar bozukluğun genetiği. Anatolian Journal of Psychiatry.
2004;5:163–178.
49. Arısoy Ö. , Oral T. Bipolar Bozuklukla İlgili Genetik Araştırmalar: Bir Gözden
Geçirme. Türk Psikiyatri Dergisi. 2009;20(3):282–293.
50. Meier W. Common risk genes for affective and schizophrenic psychoses. Eur Arch
Psychiatry Clin Neurosci. 2008;258(2):37–40.
51. Meier W, Höfgen B, Zobel A,Rietschel M. Genetic models of schizophrenia and
bipolar disorder. Overlapping inheritance or discrete genotypes? Eur Arch Psychiatry
Clin Neurosci. 2005;255:159–166.
52. Coşkun A, Savaş HA, Tamar D, Arkonaç O, Erkoç Ş, Güveli M. İki Uçlu Mizaç
Bozukluğu Hastalarında Yaşam Olayları. Düşünen Adam. 1995;8(1):48-51.
53. Çakır S, Özerdem A. İki Uçlu Bozuklukta Psikoterapötik ve Psikososyal
Sağaltımlar: Sistematik Bir Gözden Geçirme. Türk Psikiyatri Dergisi. 2010; 21(2):143154.
54. Amerikan Psikiyatri Birligi: Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı,
Beşinci Baskı (DSM-5), Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı’ndan, çev. Köroğlu E,
Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2014;135 –182.
59
55. Stephen M. Stahl. Depresyon ve Bipolar Bozukluk. Stahl’ın
Psikofarmakolojisi. Üçüncü Baskı. Cambridge University Press. 2010:1-58.
Temel
56. Işık E. Duygudurum bozuklukları. Depresyon ve Bipolar Bozukluklar. 1.baskı.
İstanbul Görsel Sanatlar Yayınevi; 2003.s.467-83.
57. Öztürk O, Aylin U. Duygulanım Bozuklukları. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları.1.baskı.
Ankara.: Nobel Tıp Kitapevleri Ltd. Şti; 2008. s. 337-428.
58. Uyanık V. Bipolar I bozukluk tanılu hastaların tedavi öncesi ve sonrası sitokin
düzeylerinin değerlendirlmesi. Uzmanlık tezi. Trakya Üniversitesi. 2010; 11
59. Köroğlu E. , Güleç C. Psikiyatri Temel Kitabı. (2. baskı), Ankara, Hekimler Yayın
Birliği. 2007: 265–278.
60. Karamustafalıoğlu N, Tomruk B, Alpay N. İki uçlu mizaç bozukluğunda cinsiyet
farklılıkları ve tedaviye yansımaları. Anadolu Psikiyatri Dergisi. 2004;5:28-36.
61. Oral ET. Duygudurum Bozuklukları Temel Kitabı Birinci Baskı, Amerikan
Psikiyatri Birliği, Türkiye, Sigma Publishing. 2007:463–79.
62. Ketter TA, Calabrese JR. Stabilization of mood from below versus above baseline in
bipolar disorder: a new nomenclature. J Clin Psychiatry. 2002;63.146–151.
63. Calabrese JR, Keck PE Jr, Macfadden W, Minkwitz M, Ketter TA, Weisler RH, et
al. A randomized, double-blind, placebo-controlled trial of quetiapine in the treatment
of bipolar I or II depression. Am J Psychiatry. 2005;162:1351–1360.
64. Endicott J, Paulsson B, Gustafsson U, Schiöler H, Hassan M. Quetiapine
monotherapy in the treatment of depressive episodes of bipolar I and II disorder:
Improvements in quality of life and quality of sleep. Journal of Affective Disorders.
2008; 111:306–319.
65. Young AH, McElroy SL, Bauer M, Philips N, Chang W, Olausson B, et al. A
double-blind, placebo-controlled study of quetiapine and lithium monotherapy in adults
in the acute phase of bipolar depression (EMBOLDEN I). J Clin Psychiatry.
2010;71(2):150-62.
66. Awata S, Konno M, Kawashima R, Suzuki K, Sato T, Matsuoka H, et al. Changes in
regional cerebral blood flow abnormalities in late-life depression following response to
electroconvulsive therapy. Psychiatry Clin Neurosci. 2002;56:31–40.
67. Tomruk B. Oral E. Elektrokonvulsif tedavinin klinik kullanımı: Bir gözden geçirme.
Anadolu Psikiyatri Dergisi. 2007;8:302–309.
68. Thirthalli J, Prasad MK, Gangadhar BN. Electroconvulsive therapy (ECT) in
bipolar disorder: A narrative review of literature. Asian Journal of Psychiatry. 2012;5:
11–17.
60
69. Bilgi MM, Eker Ç, Gönül AS. İdame Elektrokonvulzif Tedavi. Psikiyatride Güncel
Yaklaşımlar. 2010;2(4):421–442.
70. Fink M. Convulsive therapy: a review of the first 55 years. J Affect Disord.
2001;63:1–15.
71. Vırıt O, Ayar D, Savaş HA, Yumru M, Selek S. Patients’ and their relatives’
attitudes towards electroconvulsive therapy in bipolar disorder. J ECT. 2007;23(4):255–
259.
72. Savaş HA, Ünal A, Vırıt O. Treatment Adherence in Bipolar Disorder. Journal of
Mood Disorders. 2011;1(3):95-102.
73. Oral T, Şahin Ş, Akman B, Verimli A. İ ki uçlu duygudurum bozukluğu olan
hastalarda tedaviye uyum: ’Farz edelim ki, şeker hastasısın.’ demek yeterli mi? Anadolu
Psikiyatri Dergisi. 2002;3:212–222.
74. Vahip I, Kocadere M. İki uçlu bozuklukta sağaltıma uyum sorunları ve psikososyal
girişimler. Psikiyatri, Psikoloji ve Psikofarmakoloji Dergisi. 2000;8:36–43.
75. McElroy SL, Strakowski SM, Keck PE Jr, Tugrul KL, West SA, Lonczak HS.
Differences and similarities in mixed and pure mania. Compr Psychiatry.1995;36:187–
194.
76. Cassidy F, Murry E, Forest K, Carroll BJ. Signs and symptoms of mania in pure and
mixed episodes. Journal of Affective Disorders. 1998;50:187–201.
77. Wang JF, Azzam JE, Young LT. Valproate inhibits oxidative damage to lipid and
protein in primary cultured rat cerebrocortical cells Neuroscience. 2003;116:485– 489.
78. See V, Loeffler JP Oxidative stress induces neuronal death by recruiting a protease
and phosphatase-gated mechanism. J Biol Chem. 2001; 276:35049 –35059.
79. Gökpınar Ş, Koray T, Akçiçek E, Göksan T, Durmaz Y. Algal Antioksidanlar. E.Ü.
Su Ürünleri Dergisi. 2006;23:85-89.
80. Al-Rawi NH. Oxidative stress, antioxidant status and lipid profile in the saliva of
type 2 diabetics. Diabetes and Vascular Disease Research. 2011; 8: 22.
81. Yagi K. Lipid peroxides and altered radicals in clinical medicine. Adv Exp Med
Biol 1994; 366:1–15.
82. Syryawansh NP, Bhutey AK, Nagdeote AN, Jadav AA, Manoorker GS. Study of
lipid peroxide and lipid profile in diabetes mellitus. Indian J Clin Biochem. 2006; 21:
126–130.
61
83. Hunt BD, Leong LN, Lambert DG. A rat brain atlas of urotensin-II receptor
expression and a review of central urotensin-II effects. Naunyn-Schmied Arch
Pharmacol. 2010;382:1–31.
84. http://tuikapp.tuik.gov.tr/adnksdagitapp/adnks.zul. 2013 yılı Türkiye İstatistik
Kurumu adrese dayalı nufus kayıt sistemi sonucları. Erişim tarihi 18.03.2015.
85. Guy W. Clinical global impression. In: ECDEU assessment manual for
psychopharmacology, revised National Institute of Mental Health, Rockville, MD.
1976; 218-221.
86. Young RC, Biggs JT, Ziegler and Meyer DA. A rating scale for mania: reliability,
validity and sensitivity. The British Journal of Psychiatry. 1978;133:429-435.
87. Karadağ F, Oral ET, Aran Yalçın F, Erten E. Young Mani Derecelendirme
Ölçeği'nin Türkiye'de geçerlik ve güvenirliği. Türk Psikiyatri Dergisi. 2002;13(2):107114.
88. Hamilton M. A rating scale for depression. Journal of Neurology, Neurosurgery &
Psychiatry. 1960;23:56-62.
89. Akdemir A, Türkçapar MH, Orsel SD, Demirergi N, Dag I, Ozbay MH. Reliability
and validity of the Turkish version of the Hamilton Depression Rating Scale.
Comprehensive Psychiatry. 2001;2(2):161-165.
90. Kostakoğlu AE, Batur S, Tiryaki A, Goğus A. Pozitif ve negatif sendrom ölceğinin
(PANSS) Türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirliği. Turk Psikoloji Dergisi. 1999;
14(44):23-32.
91. Erel O. A novel automated method to measure total antioxidant response against
potent free radical reactions. Clinical biochemistry. 2004;37(2):112-119.
92. Erel O. A new automated colorimetric method for measuring total oxidant status.
Clinical biochemistry. 2005; 38(12):1103-1111.
93. Kosecik M, Erel O, Sevinc E, Selek S. Increased oxidative stress in children
exposed to passive smoking. International journal of cardiology. 2005; 100(1):61-64.
94. Erdem M, Akarsu S, Pan E, Kurt YG. İki Uçlu Bozukluk ve Oksidatif Stres. Journal
of Mood Disorders 2014;4(2):70-79.
95. Kuloğlu M., Üstündağ B., Atmaca M., Canatan H., Tezcan A.E., Cinkılınç N. Lipid
peroxidation and antioxidant enzyme levels in patients with schizophrenia and bipolar
disorder. Cell Biochem Funct. 2002;20:171-175.
96. Ranjekar PK et al. Decreased antioxidant enzymes and membrane essential
polyunsaturated fatty acids in schizophrenic and bipolar mood disorder patients.
Psychiatry Research. 2003;121:109–122.
62
97. Wang J-F, Shao L, Sun X, Young LT. Increased oxidative stress in the anterior
cingulate cortex of subjects with bipolar disorder and schizophrenia. Bipolar Disorders.
2009;11:523–529.
98 Bülbül F. Şizoaffektif bozuklukta oksidatif metabolizmanın karşılaştırılması.
Uzmanlık Tezi. Gaziantep Üniversitesi. 2008; 32-44.
99. Selek S, Bulut M, Ocak AR, Kalenderoglu A, Savas HA. Evaluation of total
oxidative status in adult attention deficit hyperactivity disorder and its diagnostic
implications. J Psychiatr Res. 2012;46(4):451-455.
100. Herken H, Gurel A, Selek S, Armutcu F, Ozen ME, Bulut M, et al. Adenosine
deaminase, nitric oxide, superoxide dismutase, and xanthine oxidase in patients with
major depression: impact of antidepressant treatment. Arch Med Res. 2007
Feb;38(2):247-52.
101. Kunz M, Gama CS, Andreazza AC, Salvador M, Ceresér KM, Gomes FA, et al.
Elevated serum superoxide dismutase and thiobarbituric acid reactive substances in
different phases of bipolar disorder and in schizophrenia. Progress in Neuro-Psychophar
macology & Biological Psychiatry 2008;32:1677-1681.
102. Andreazza AC, Kapczinski F, Kauer-Sant'Anna M, Walz JC, Bond DJ, Gonçalves
CA, Young LT, Yatham LN. 3-Nitrotyrosine and glutathione antioxidant system in
patients in the early and late stages of bipolar disorder. J Psychiatry Neurosci.
2009;34(4):263-71.
103. Ozcan ME, Gulec M, Ozerol E, Polat R, Akyol O. Antioxidant enzyme activities
and oxidative stress in affective disorders. Int Clin Psychopharmacol. 2004;19(2):89-95.
104. Gawryluk JW, Wang JF, Andreazza AC, Shao L,Young LT. Decreased levels of
glutathione, the major brain antioxidant, in post-mortem prefrontal cortex from patients
with psychiatric disorders. International Journal of Neuropsychopharmacology. 2011;
14:123–130.
105 Savaş HA, Herken H, Yürekli M, Uz E, Tutkun H, Zoroğlu SS, et al. Possible role
of nitric oxide and adrenomedullin in bipolar affective disorder. Neuropsychobiology.
2002;45(2):57-61.
106. Yanik M, Vural H, Tutkun H, Zoroğlu SS, Savaş HA, Herken H, et al. The role of
the arginine-nitric oxide pathway in the pathogenesis of bipolar affective disorder. Eur
Arch Psychiatry Clin Neurosci. 2004; 254:43– 47.
107. Selek S, Savaş HA, Gergerlioğlu HS, Bülbül F, Uz E, Yumru M. The course of
nitric oxide and superoxide dismutase during treatment of bipolar depressive episode.
Journal of Affective Disorders. 2008;107:89–94.
63
108. Özlü Ceylan N, Geyikli Çimenci İ, Kılınçaslan A, Bülbül F, Savaş HA. Alterations
in Plasma Nitric Oxide Level and Arginase Activity During The Treatment of Bipolar
Depressive Episode. Journal of Mood Disorders. 2011;1:1-6.
109. Sağlam Aykut D, Tiryaki A, Özkorumak E, Karahan C. Nitric Oxide and
Asymmetrical Dimethylarginine Levels in Acute Mania. Klinik Psikofarmakoloji
Bülteni. 2012;22(1):10-16.
110. Culha AF, Osman O, Dogangün Y, Filiz K, Suna K, Kalkan ON, ve ark. Changes
in regional cerebral blood flow demostrated by Tc-HMPAO SPECT in euthymic bipolar
patients. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci. 2008 Apr;258(3):144-151.
111. Agarwal N, Bellani M, Perlini C, Rambaldelli G, Atzori M, Cerini R, et al.
Increased fronto-temporal perfusion in bipolar disorder. J Affect Disord. 2008
Sep;110(1-2):106-114.
112. Duygu K, Erol A. Ürotensin ve Ürotensin Reseptörlerinin Kardiyovasküler
“Sistemdeki etkisi. Journal of Clinical and Analytical Medicine. 2014; 1: 1-7
113. d’Emmanuele di Villa Bianca R, Cirino G, Mitidieri E et al. Urotensin II: A novel
target in human corpus cavernosum. J. Sex. Med. 2010; 7: 1778–1786.
114. Kronfol Z, Remick DG. Cytokines and the Brain: Implications for Clinical
Psychiatry. American Journal of Psychiatry 2000;157:683-694.
115. Kim YK, Na KS, Shin KH, Jung HY, Choi SH, Kim JB. Cytokine imbalance in the
pathophysiology of major depressive disorder. Progress Neuropsycho pharmacology
Biological Psychiatry 2007;30(5):1044-1053.
116. Johns DG, Ao Z, Naselsky D, Herold CL, Maniscalco K, Sarov-Blat L, et al.
Urotensin-II-mediated cardiomyocyte hypertrophy: effect of receptor antagonism and
role of inflammatory mediators. Naunyn Schmiedebergs Arch Pharmacol
2004;370:238–50.
117. Birker-Robaczewska M, Boukhadra C, Studer R, Mueller C, Binkert C, Nayler O.
The expression of urotensin II receptor (U2R) is up-regulated by interferon-gamma.
J Recept Signal Transduct Res 2003;23:289–305.
118. Bousette N, Patel L, Douglas SA, Ohlstein EH, Giaid A. Increased expression of
urotensin II and its cognate receptor GPR14 in atherosclerotic lesions of the human
aorta. Atherosclerosis 2004;176:117–23.
119. Hudson JI, Lipinski JF, Frankenburg FR, Grochocinski VJ, Kupfer DJ.
Electroencephalographic sleep in mania. Arch Gen Psychiatry 1988; 45: 267-273.
120. Kupfer DJ, Wyatt RJ, Greenspan K, Scott J, Snyder F. Lithium carbonate and sleep
in affective illness. Arch Gen Psychiatry 1970; 23: 35-40.
64
121. Hartmann E. Longitudinal studies of sleep and dream patterns in manic-depressive
patients. Arch Gen Psychiatry 1968;19:312-329.
122. Huitron-Resendiz S, Kristensen MP, Sanchez-Alavez M, Clark SD, Grupke SL,
Tyler C, et al. Urotensin II modulates rapid eye movement sleep through activation of
brainstem cholinergic neurons. J Neurosci 2005;25:5465–74.
65
8. EKLER
Ek-1: Sosyodemografik Veri Toplama Formu
Adı Soyadı:
Dosya No:
Yaş:
Tel No:
Cinsiyet:
Adres:
Medeni durum:
Eğitim düzeyi:
Meslek:
Alkol (yıl,tür):
Madde (yıl,tür):
Sigara (yıl, adet):
Hastalığın başlangıç yaşı:
Hastalık kaç yıldır var:
Karma hecme sayısı:
Hastaneye yatış sayısı:
Manik hecme sayısı:
Depresif hecme sayısı:
KGI:
Şimdiki aktif hecme:
YMRS:
Ek psikiyatrik tanı ve süresi:
HAMD:
Ek tıbbi bozukluk ve süresi:
PANNS:
Ailede psikiyatrik bozukluk (tanı ve süresi) :
Ağrırlık
EKT öyküsü:
Boy:
İntihar öyküsü
66
Ek-2: Klinik Global İzlenim Ölçeği
KLİNİK GLOBAL İZLENİM ÖLÇEĞİ (KGI)
HASTALIK ŞİDDETİ
Bu hasta grubu ile olan klinik deneyimlerinize dayanarak, sizce bu kişi ne kadar hasta?
1. Normal, hasta değil
2. Hastalık sınırında
3. Hafif düzeyde hasta
4. Orta düzeyde hasta
5. Belirgin düzeyde hasta
6. Ağır hasta
7. Çok ağır hasta
DÜZELME
Hastanın ilk değerlendirildiğindeki durumunu düşünürseniz, sizce bu hasta ne kadar
değişti?
1. Çok düzeldi
2. Oldukça düzeldi
3. Biraz düzeldi
4. Hiç değişiklik yok
5. Biraz kötüleşti
6. Oldukça kötüleşti
7. Çok kötüleşti
YAN ETKİ ŞİDDETİ
Bu maddeyi sadece ilaç etkisini gözönüne alarak değerlendiriniz. Yan etkiyi en iyi ifade
eden seçeneği işaretleyiniz.
1. Hiç yok
2. Hastanın işlevselliğini önemli derecede etkilemiyor
3. Hastanın işlevselliğini önemli derecede etkiliyor
4. Terapötik etkinin yararlarını gözardı ettirecek düzeyde etkiliyor
67
Ek-3: Young Mani Derecelendirme Ölçeği
YOUNG MANİ DERECELENDİRME ÖLÇEĞİ (YMDÖ)
Puanlama
1. Yükselmiş duygudurum
(0-4)
2. Hareket ve enerji artışı
(0-4)
3. Cinsel ilgi
(0-4)
4. Uyku
(0-4)
5. İrritabilite
(0-8)
6. Konuşma hızı ve miktarı
(0-8)
7. Düşünce yapı bozukluğu
(0-4)
8. Düşünce içeriği
(0-8)
9. Yıkıcı-saldırgan davranış
(0-8)
10. Dış görünüm
(0-4)
11. İçgörü
(0-4)
Puan
Toplam Puan:
68
Ek-4: Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği
HAMİLTON DEPRESYON DEĞERLENDİRME ÖLÇEĞİ (HAMD)
Puanlama
1. Depresif (çökkün) ruh hali
(1-5)
2. Çalışma ve etkinlikler
(1-5)
3. Genital semptomlar
(1-3)
4. Somatik semptomlar-gastrointestinal
(1-3)
Puan
5. Kilo kaybı
a. Özgeçmişini değerlendirirken
(1-4)
b. Gerçek kilo değişimi
(1-4)
6. Uykusuzluk (başlarken)
(1-3)
7. Uykusuzluk (orta)
(1-3)
8. Uykusuzluk (geç)
(1-3)
9. Somatik belirtiler (genel)
(1-3)
10. Suçluluk duyguları
(1-5)
11. İntihar
(1-5)
12. Psişik kaygı
(1-5)
13. Somatik kaygı
(1-5)
14. Hipokondri
(1-5)
15. İçgörü
(1-3)
16. Yavaşlama
(1-5)
17. Ajitasyon
(1-5)
Toplam Puan:
69
Ek-5: Pozitif ve Negatif Belirtiler Olceği (PANSS)
1: Yok 2: Çok Hafif 3: Hafif 4: Orta 5: Orta/Ağır 6: Ağır 7: Çok ağır
POZİTİF BELİRTİLER OLCEĞİ
GENEL PSİKOPATOLOJİ OLCEĞİ
P1. Sanrılar (1-7)
G1. Bedensel kaygı (1-7)
P2.Dusunce dağınıklığı (1-7)
G2: Anksiyete (1-7)
P3. Varsanılar (1-7)
G3. Sucluluk duyguları (1-7)
P4. Taskınlık (1-7)
G4. Gerginlik (1-7)
P5. Buyukluk duyguları (1-7)
G5. Manyerizm ve vucut durumu (1-7)
P5. Buyukluk duyguları (1-7)
G6. Depresyon (1-7)
P7. Dusmanca tutum (1-7)
G7. Motor yavaslama (1-7)
NEGATİF BELİRTİLER ÖLÇEĞİ
G8.İsbirliği kuramama(1-7)
N1. Duygulanımda küntlük (1-7)
G9. Olağan dısı dusunce iceriği(1-7)
N2. Duygusal icecekilme (1-7)
G10. Yonelimbozukluğu(1-7)
N3. İlişki kurmada güçlük (1-7)
G11. Dikkat azalması (1-7)
N4. Pasif/kayıtsız biçimde kendini
toplumda cekme (1-7)
G12. Yargılama ve içgörü eksikliği(1-7)
N5. Soyut dusunme gucluğu (1-7)
G13. İdare bozukluğu (1-7)
N6. Konusmanın kendiliğinden ve
akıcı olmasının kaybı (1-7)
N7. Stereotipik dusunme (1-7)
G14.Durtu kontrolsuzluğu (1-7)
G15. Zihinsel asırı uğraş. (1-7)
G16. Aktif biçimde sosyal kaçınma (1-7)
PUANLAMA:
70
EK:6 ARAŞTIRMA AMAÇLI ÇALIŞMA İÇİN AYDINLATILMIŞ ONAM FORMU
(Hekimin Açıklaması)
İki Uçlu Bozukluk hastalığıyla ilgili yeni bir araştırma yapmaktayız. Araştırmanın adı
“İki Uçlu Bozukluk Manik Dönem Hastalarında Urotensin-II düzeyleri ve oksidatif
metabolizmanın değerlendirilmesi” dir.
Bu araştırmaya katılıp katılmamakta serbestsiniz. Çalışmaya katılım gönüllülük esasına
dayalıdır. Kararınızdan önce araştırma hakkında sizi bilgilendirmek istiyoruz. Bu
bilgileri okuyup anladıktan sonra araştırmaya katılmak isterseniz formu imzalayınız. Bu
araştırmayı İki Uçlu Bozukluk hastalarının kanında yüksek olabileceğini düşündüğümüz
bazı kimyasal maddeleri tespit etmek için planladık. Bu maddelerin tespiti ile hastalığın
nedeni ve/veya sonuçları hakkında bilgiler edinmeyi amaçladık. Oksidatif metabolizma
dengesinin İki Uçlu Bozukluk hastalarında bozuk olduğunu tespit eden çalışmalar
bulunmakla birlikte İki Uçlu Bozukluk hastalarında Ürotensin-II düzeyini, Ürotensin-II
düzeyinin, oksidatif stres ve NO düzeyi ile olası korelasyonun gösterildiği bir çalışma
yaptığımız literatür taramalarına göre tespit edilememiştir.
Biz araştırmamızda İki Uçlu Bozukluk hastalarında Ürotensin-II düzeylerini ve
Ürotensin-II düzeyi ile oksidatif stres ve NO düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmayı
amaçladık.
Eğer araştırmaya katılmayı kabul ederseniz
görevlendireceği
bir
hekim
tarafından
Dr. Bahadır Demir veya onun
muayene
edileceksiniz
ve
bulgular
kaydedilecektir. Muayene sonucunda doktorunuz uygun görürse bu çalışmaya
alınacaksınız. Yine izniniz doğrultusunda bu çalışmayı yapabilmek için kolunuzdan 1020 ml (1-2 tüp) kadar kan almamız gerekmektedir. Alınan kanda Total Oksidan Seviye,
Total Antioksidan Seviye, Oksidatif Stres İndeksi, NO düzeyi ve Ürotensin-II düzeyi
ölçülecektir.
Kan alınması sırasında oluşabilecek riskler: 1-) İğne batmasına bağlı olarak az bir acı
duyabilirsiniz. 2-) Az bir ihtimal de olsa iğne batması sonrasında kanamanın uzaması
veya enfeksiyon riski vardır.
Bu çalışmaya katılmanız için sizden herhangi bir ücret istenmeyecektir. Çalışmaya
katıldığınız için size ek bir ödeme de yapılmayacaktır.
71
Sizinle ilgili tıbbi bilgiler gizli tutulacak, ancak çalışmanın kalitesini denetleyen
görevliler, etik kurullar ya da resmi makamlarca gereği halinde incelenebilecektir.
Bu çalışmaya katılmayı reddedebilirsiniz. Bu araştırmaya katılmak tamamen isteğe
bağlıdır ve reddettiğiniz takdirde size uygulanan tedavide herhangi bir değişiklik
olmayacaktır. Yine çalışmanın herhangi bir aşamasında, onayınızı çekmek hakkına
sahipsiniz ve araştırmadan ayrılabilirsiniz
(Katılımcının/Hastanın Beyanı)
Sayın Dr. Bahadır Demir tarafından Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı
ve Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniklerinde tıbbi bir araştırma yapılacağı belirtilerek bu
araştırma ile ilgili yukarıdaki bilgiler bana aktarıldı. Bu bilgilerden sonra böyle bir
araştırmaya “katılımcı” (denek) olarak davet edildim.
Eğer bu araştırmaya katılırsam hekim ile aramda kalması gereken bana ait bilgilerin
gizliliğine bu araştırma sırasında da büyük özen ve saygı ile yaklaşılacağına
inanıyorum. Araştırma sonuçlarının eğitim ve bilimsel amaçlarla kullanımı sırasında
kişisel bilgilerimin özenle korunacağı konusunda bana yeterli güven verildi.
Projenin yürütülmesi sırasında herhangi bir sebep göstermeden araştırmadan
çekilebilirim. (Ancak araştırmacıları zor durumda bırakmamak için araştırmadan
çekileceğimi önceden bildirmemim uygun olacağının bilincindeyim) Ayrıca tıbbi
durumuma herhangi bir zarar verilmemesi koşuluyla araştırmacı tarafından araştırma
dışı tutulabilirim.
Araştırma için yapılacak harcamalarla ilgili herhangi bir parasal sorumluluk altına
girmiyorum. Bana da bir ödeme yapılmayacaktır.
İster doğrudan, ister dolaylı olsun araştırma uygulamasından kaynaklanan nedenlerle
meydana gelebilecek herhangi bir sağlık sorunumun ortaya çıkması halinde, her türlü
tıbbi müdahalenin sağlanacağı konusunda gerekli güvence verildi. (Bu tıbbi
müdahalelerle ilgili olarak da parasal bir yük altına girmeyeceğim).
Araştırma sırasında bir sağlık sorunu ile karşılaştığımda; herhangi bir saatte, Dr.
Bahadır Demir’i 0342-3606060-76366 no’lu (iş) telefondan ve Ruh Sağlığı ve
Hastalıkları Anabilim Dalı/Kliniği adresinden arayabileceğimi biliyorum.
Bu araştırmaya katılmak zorunda değilim ve katılmayabilirim. Araştırmaya katılmam
konusunda zorlayıcı bir davranışla karşılaşmış değilim. Eğer katılmayı reddedersem, bu
72
durumun tıbbi bakımıma ve hekim ile olan ilişkime herhangi bir zarar getirmeyeceğini
de biliyorum.
Bana yapılan tüm açıklamaları ayrıntılarıyla anlamış bulunmaktayım. Kendi başıma
belli bir düşünme süresi sonunda adı geçen bu araştırma projesinde “katılımcı” (denek)
olarak yer alma kararını aldım. Bu konuda yapılan daveti büyük bir memnuniyet ve
gönüllülük içerisinde kabul ediyorum.
İmzalı bu form kağıdının bir kopyası bana verilecektir.
Katılımcı
Adı, soyadı:
Adres:
Tel.
İmza
Görüşme tanığı
Katılımcı ile görüşen hekim
Adı, soyadı:
Adı soyadı, unvanı:
Adres:
Adres:
Tel.
Tel:
İmza:
İmza:
Download