oral malign tümörler - Diş Hekimliği Fakültesi

advertisement
T.C.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik
Cerrahi Anabilim Dalı
ORAL MALİGN TÜMÖRLER
BİTİRME TEZİ
Stj. Diş Hekimi Sevtap YAPAK
Danışman Öğretim Üyesi: Doç. Dr. Yiğit Özer TİFTİKÇİOĞLU
İZMİR-2015
ÖNSÖZ
Tez yazım çalışmalarım sırasında bana yardımcı olan, düşüncelerini belirtip
beni yönlendiren Sayın hocam Doç. Dr. Yiğit Özer TİFTİKÇİOĞLU’na, tez yazım
çalışmalarım sırasında bana katlanan değerli arkadaşlarıma ve her zaman desteğini
arkamda hissettiğim sevgili aileme teşekkürlerimi bir borç bilirim.
İZMİR-2015
Stj. Diş Hekimi Sevtap YAPAK
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ ....................................................................................................................... 1
2. TÜMÖRLERE GENEL BAKIŞ .............................................................................. 2
3.TÜMÖRLERİN TANISI .......................................................................................... 3
4. TÜMÖRLERİN ETİYOLOJİK FAKTÖRLERİ...................................................... 6
4.1. Tütün ve Alkol ................................................................................................ 6
4.2. Beslenme ........................................................................................................ 7
4.3. Ağız Hijyeni ................................................................................................... 7
4.4. Betel ................................................................................................................ 8
4.5. Onkogenezis ................................................................................................... 8
4.6. Onkogenler ..................................................................................................... 9
4.7. Tümör Baskılayıcı Genler .............................................................................. 9
4.8. Tek Nükleotid Polimorfizmler ....................................................................... 9
4.9. Viral Enfeksiyonlar ...................................................................................... 10
4.10. Baskılanmış İmmunite ................................................................................ 10
5. MALİGN TÜMÖRLERİN ETKİLERİ.................................................................. 10
5.1. Mekanik Baskı .............................................................................................. 10
5.2. Doku Yıkımı ................................................................................................. 10
5.3. Kanama ......................................................................................................... 11
5.4. Enfeksiyon .................................................................................................... 11
5. 5. Beslenememe ............................................................................................... 11
5.6. Hormon Bozuklukları ................................................................................... 11
5.7. Estetik ........................................................................................................... 12
6. MALİGN TÜMÖRLERİN YAYILMASI ............................................................. 12
6.1. Metastaz ........................................................................................................ 12
6.1.1. Direk İnvazyon ile Yayılma .................................................................. 12
6.1.2. Lenf Yoluyla Yayılma .......................................................................... 13
6.1.3. Kan Yoluyla Yayılma ........................................................................... 13
6.1.4. Doğal Geçitler Yoluyla Yayılma .......................................................... 14
6.1.5. Seröz Boşluklar Yoluyla Yayılma ........................................................ 14
6.2. İnvazyon ....................................................................................................... 14
7. MALİGN TÜMÖR ÇEŞİTLERİ ........................................................................... 15
7.1. Mezenkimal Kökenli Malign Tümörler........................................................ 15
7.1.1. Osteosarkom ......................................................................................... 15
7.1.2. Chondrosarkom ..................................................................................... 16
7.1.3. Firbosarkom .......................................................................................... 16
7.1.4. Rhabdomyosarkom ............................................................................... 17
7.1.5. Liposarkom ........................................................................................... 17
7.1.6. Anjiosarkom.......................................................................................... 18
7.1.7. Mixosarkom .......................................................................................... 18
7.1.8. Leiyomyosarkom .................................................................................. 18
7.2. Epitel Kökenli Malign Tümörler .................................................................. 18
7.2.1. Bazal Hücreli Karsinom........................................................................ 18
7.2.2. Epidermoid Karsinom ........................................................................... 19
7.2.2.1. Dudak karsinomu .......................................................................... 19
7.2.2.2. Dil Karsinomu ............................................................................... 20
7.2.2.3. Damak Karsinomu ........................................................................ 21
7.2.2.4. Bukkal Mukoza Karsinomu .......................................................... 22
7.2.2.5. Ağız Tabanı Karsinomu ................................................................ 22
7.2.2.6. Dişeti Karsinomu .......................................................................... 22
7.2.2.7. Verrüköz Karsinom ....................................................................... 23
7.2.2.8. Malign Melanom ........................................................................... 24
7.3. Tükrük Bezi Kökenli Malign Tümörler ....................................................... 25
7.3.1. Adenokistik Karsinom .......................................................................... 25
7.3.2. Asinik Hücreli Karsinom ...................................................................... 25
7.3.3. Mukoepidermoid Karsinom .................................................................. 25
7.3.4. Adenokarsinom ..................................................................................... 26
7.3.5. Malign Mixt Tümör .............................................................................. 26
7.4. Çene Kemiği Tümörleri ................................................................................ 27
7.4.1. Multipl Myeloma .................................................................................. 27
7.4.2. Ewing Sarkomu..................................................................................... 27
7.4.3. Malign Odontoma ................................................................................. 27
7.4.4. Metastatik Kemik Tümörleri ................................................................ 28
8. ÖZET...................................................................................................................... 29
9.KAYNAKLAR ....................................................................................................... 30
10. ÖZGEÇMİŞ ......................................................................................................... 34
1. GİRİŞ
Oral kanserler, baş ve boyun kanserlerinin bir alt tipidir. Bu kanserler dünya
çapında 6. en sık rastlanan malign tümörlerdir(1). Oral malign tümörler hastanın başboyu bölgesi lenfatik ve hematolojik yayılıma daha uygun olduğu için büyük önem
taşımaktadır. Kolayca yıkım gösteren bu tümörler, hayati tehlikelere sebep olabilecek
düzeyde büyüklüğe ulaşabilirler.Her malign tümörde olduğu gibi oral malign
tümörlerde de erken teşhis çok önemlidir.
Oral bölgede çalışma yapan diş hekimleri erken teşhiste önemli bir rol
oynamaktadırlar. Diş hekimleri hastalara doğru anamnezlerle erken teşhislerde
bulunmalı ve hastaları uygun bir şekilde yönlendirmelidir.
2. TÜMÖRLERE GENEL BAKIŞ
Tümör, aşırı miktarda ve durmayan hücre çoğalması şeklinde tanımlanabilen
büyüme bozukluğudur; normal dokularınkinden fazla ve düzensiz olan ve buna yol
açan uyarının kesilmesinden sonra aynı fazlalıkta devam eden hastalıklı bir doku
kitlesidir. Tıbbi terminoloji olarak “neoplasm” böyle patolojik bir gelişmeye,
“neoplazi” de böyle bir olaya verilen isimdir. Neoplazi kelime olarak “yeni gelişme”
anlamına gelmektedir. Tümör ile neoplasm günümüzde eş anlam taşımaktadır.
Tümörler genellikle köken aldıkları dokunun renginden daha açık
renktedirler. Kan damarlarının bol ve kanama alanlarının çok olduğu bölgelerde ise
açık pembeden koyu kırmızıya varan renkte görülebilir.
Tümörler, otonom karaktere sahiptirler. Gelişmeleri için lüzumlu olan
maddeleri ve materyalleri vücut içinden temin ederler. O halde bir başka deyimle
tümörler, orijinlerini aldıkları doku ve organlara eklenmiş ve bu doku ile organların
zararına büyüyen teşekküllerdir.
Klinik görünüşleri ne olursa olsun tümörler klasik olarak köken aldıkları
dokulara göre taksim edilebilirler veya bening ve malign diye ayrımlara tabi
tutulurlar.
Bening tümörler, yavaş büyürler. Komşu dokuları iterek gelişirler. Meydana
gelen bu oluşumlar ana dokudan kolayca ayırt edilebilirler. Rezidiv yapmazlar. Kan
ve lenf yoluyla giderek başka yerleşme bölgelerinde yeni oluşumlar meydana
getirmezler. Yani metastaz yapmazlar. Bening tümörlerde mikroskobik görünüş, çok
defa köken aldıkları dokudan yalnızca hücrelerin veya oluşumların normalden büyü
olmaları ile ayırt edilebilir.
Malign tümörler ise dokuların içine infiltre olurlar, normal doku ile aralarında
belli bir sınır yoktur. Kan ve lenf yoluyla yayılırlar, yani metastaz yaparlar. Çabuk
2
büyürler. Rezidiv yaparlar. Hızlı seyirleri ve infiltrasyon yapma özelliği sebebiyle
civar dokularda ve organlarda harabiyet meydana getirirler. Malign tümörler kaşeksi
yaparlar. Bu durum, harap olmuş dokuların rezorpsiyonları yüzünden ve toksinler
sebebiyle meydana gelmektedir. Malign tümörlerde, kanın vizkozitesi azalmış ve
lökosit miktarında artma meydana gelmiştir(2).
Oral kanserler, cilt kanserlerinden sonra baş boyun bölgesinde gözlenen
ikinci sıklıktaki kanser çeşidini oluştururlar. Bu bölgede gelişen malignitelerin
yaklaşık %90’ı çok katlı yassı epitelden gelişen skuamoz hücreli karsinomlardır (3).
İnsidansının yaş ile birlikte arttığı ve hastaların %95’inden fazlasının orta yaşın
üzerinde olduğu bildirilmekle beraber, genç hastalarda da ağız kanseri sıklığı
artmaktadır(4).
3. TÜMÖRLERİN TANISI
Oral kanserler dünya çapında yaklaşık 500.000 olgu ile altıncı en sık
rastlanılan malign tümördür(5,6). Oral kanserler, erken teşhis edildiği zaman tedavisi
kolay olabilir ve hayatta kalma oranı % 80 civarındadır(6,7).Ancak, lezyonların
gelişirken semptom vermemeleri ve belirgin mukozal değişiklikler yaratmamaları
nedeniyle vakaların % 40’ından daha azı erken dönemde saptanmaktadır (8). Olgular
genellikle semptomatik hale geldiği zaman teşhis edilmektedir ve semptomlar % 60
oranında ilerlemiş evrede görülür(9). Hastaların 5 yıllık yaşama oranları; lezyon
metastatik
düzeydeyken
saptandığında
%
30’a
saptandığında%15
ve
lokal
iken,
düzeydeyken
bölgesel
saptandığında
düzeydeyken
%
50-60’a
ulaşmaktadır(8,10).
Diş hekimleri oral bölgenin malign ve premalign lezyonlarının erken
teşhisinde önemli rol oynar ve yüksek risk grubu hastaları belirleyip sağlıklı
3
alışkanlıklar
yönünden
eğiterek
insidansın
azalmasına
büyük
bir
katkı
sağlayabilir(6,11). Oral kanser riski yüksek olan bireylerin periyodik olarak muayene
edilmesiyle bu hastalık sebebiyle meydana gelen ölüm oranında % 32 azalma
sağlanacağı bildirilmiştir(8). Bu yüzden diş hekimlerinin, hastalarının sadece
şikâyetleri yerine hastanın sistemik ağız muayenesi yapılması da gereklidir. Hastada
geçmeyen ağrılar, anatomik oluşumlar dışındaki şişlikler, kapanmayan fistüller,
etkensiz oluşan diastemalar, üst solunum yolu tıkanıklıkları ve tüm şüpheli faktörler
hasta ağzında incelenmelidir (12). Erken tanıyla tümörün metastaz yapması
önlenebilir. Tümörlerin tanısı; klinik muayene, laboratuvar incelemeleri ve
radyografik muayeneyle saptanır.
Klinik muayenede yukarıda sayılan faktörlere bakılır. Bunlara ek olarak
perküsyon, palpasyon, inspeksiyon da yapılır. Klinik tanı tek başına yeterli değildir.
Etken ortadan kaldırılmasına rağmen geçmeyen lezyonlar, ağrılar gibi durumlarda
ilgili dokudan parça alınır. Malignite şüphesi olan dokulardan alına parça
laboratuvara gönderilir. Radyografik muayene de tümörleri teşhis etmede tek başına
kullanılmaz, diğer yöntemlere yardımcı yöntemdir.
Malign
tümör
tanısı
değerlendirilmesi
ve
sınıflandırılması
yapılmıştır.
konulan
haklarında
hastada,
anlamlı
T,N,M
bilgi
malignitenin
edinilebilmesi
sınıflandırması
Clurk
klinik
olarak
için
T,N,M
ve
Breslow
sınıflandırmaları esas alınarak, American Journal of Cancer Community tarafından
kabul edilmiştir.
Primer Tümör(T)
Tx Primer tümör değerlendirilemiyor
To Primer tümör yok
Tis in situ karsinom
4
T1 Tümör 2 cm yada daha küçük
T2 Tümör 2 cm'den büyük fakat 4 cm'den küçük
T3 Tümör 4 cm'den büyük
T4a Tümör çevre dokuları invaze etmiş (ör., kortikal kemik, derin
[ekstrensek] dil adeleleri [genioglossus, hiyoglossus, palatoglossus ve stiloglossus],
maksiler sinüs, yüz derisi)
T4b Tümör mastikatör boşluğu, pterigoid kemiği veya kafa tabanını invaze
etmiş ve/veya internal karotid arter tutulumu var
Not: Gingiva primerinin oluşturduğu tek başına yüzeyel kemik/diş soketi
erozyonu tümörü T4 olarak sınıflamak için yeterli değildir.
Bölgesel Lenf Nodları (N)
Nx Bölgesel lenf nodları değerlendirilemiyor
No Bölgesel lenf nodu metastazı yok
N1 Tek, ipsilateral, 3 cm yada küçük lenf nodu metastazı
N2a Tek, ipsilateral, 3 cm 'den büyük 6 cm'den küçük lenf nodu metastazı
N2b Birden çok, ipsilateral lenf nodu metastazı, hiçbiri 6 cm 'den büyük değil
N2c iki taraflı veya kontralateral lenf nodu metastazı, hiçbiri 6 cm 'den büyük
değil
N3 Çapı 6 cm'den büyük lenf nodu metastazı
Uzak Metastaz (M)
Mx Uzak metastaz değerlendirilemiyor
M0 Uzak metastaz yok
M1 Uzak metastaz
5
Evreleme Grupları
Evre 0
Tis
N0
M0
Evre I
T1
N0
M0
Evre II
T2
N0
M0
Evre III
T3
N0
M0
T1
N1
M0
T2
N1
M0
T3
N1
M0
T4a
N0
M0
T4a
N1
M0
T1
N2
M0
T2
N2
M0
T3
N2
M0
Her T
N3
M0
T4b
Her N
M0
Her T
Her N
M1
Evre IVA
Evre IVB
Evre IVC
4. TÜMÖRLERİN ETİYOLOJİK FAKTÖRLERİ
4.1. Tütün ve Alkol
Tütün ve alkol kullanımı tüm kanser oluşumlarının asıl sorumlusu olarak
belirtilmiştir(13). Fazla miktarda alkol ve sigaranın beraber tüketimi aynı miktar
alkol ve sigaranın tek başına kullanımına kıyasla oral kanser riskini 13 kat artırır(8).
Kanser riski tüketilen sigara ve alkol miktarı ile doğru oranlıdır. Tütünde elliden
fazla karsinojen madde bulunmaktadır, bunları inaktive-aktive eden enzimleri
kodlayan genlerde polimorfizmler oral kanser gelişme riskini etkiler(9). Etanolün
direkt karsinojenik etkisi yoktur, ancak karsinojenleri mukozalara olan etkisini
artıran bir solventtir(10). Hücre membranını direkt etkileyerek permeabliteyi artırır.
Ayrıca nutrisyonel ve immün eksikliklere yol açarak ve karaciğer fonksiyonlarını
bozarak kanser gelişiminde rol oynar(11). Alkol, aldehid dehidrogenaz (ADH)
6
enzimi ile asetaldehite metabolize olur, asetaldehit DNA ile etkileşir. Enzim
aktivitesini etkileyen ADH polimorfizmi asetaldehitin lokal konsantrasyonunu
etkiler. ADH polimorfizminin oral kanser gelişime etkisi araştırma konusudur. İçilen
sigarada benzopyrenler ve diğer polisiklik aromatik maddeler en önemli
karsinojenlerdir Sigara içilmeden yani tütün çiğneme ya da nargile çekmek ile maruz
kalınan yanmamış tütün, başta nitrozaminler olmak üzere çeşitli karsinojenleri içerir
(12).
Sigara ve alkol kullanımı muköz membranların “alan kanserizasyonu”na yol
açar.
Alan kanserizasyonu premalign oluşumlardan güçlü malign değişimlere
uzanan epitelyal değişiklikleri içerir ve ilerleyen zamanlarda multipl primer kanser
oluşumuna yol açabilir.
4.2. Beslenme
Etiyolojik faktörler arasında, beslenmenin de çok önemli bir yeri olduğu son
epidemiyolojik çalışmalarla gösterilmiştir. Vitamin C içeren ve karotenden zengin
olan narenciye ürünlerinin, diyette yer alan süt ve süt ürünlerinin, kalsiyum, vitamin
D’nin ve vitamin E’nin oral, farengeal kanserlerle aralarında ters yönlü bir ilişki
bulunmaktadır (13). Bu gıdalarda bulunan antioksidanlar, metabolik ürünlerin
nötralizasyonunda, karsinojenlerin DNA’ya bağlanmasının önlenmesinde, kromozom
bozulmalarının engellenmesinde ve kanseri indükleyen maddelerin etkilerinin
baskılanmasında rol oynayarak kansere karşı koruyucu etki gösterirler (14).
4.3. Ağız Hijyeni
Oral kanser hastalarının oral hijyenlerinin belirgin biçimde kötü olduğu
gösterilmiştir. Ağız hijyeninin kötü olması, uyumsuz protezlerin ve hatalı dolgu
kenarlarının yumuşak dokuda kronik travma oluşturması oral kavite kanser riskini
7
arttıran faktörler arasında sayılmaktadır.
Oral hijyeninin kanser riski üzerine yapılan araştırmalarda periodontal
hastalıkları bulunan bireylerin risk faktörünün daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Aynı araştırmada kayıp diş sayısının neoplazik oluşumların riskini arttırdığı
görülürken,
restorasyon
veya
protez
varlığının
bu
oluşumu
etkilemediği
izlenmektedir(15).
4.4. Betel
Betel
kullanımı
dünya
popülasyonunun
%20’sinde
özellikle
Asya
toplumlarında yaygın bir alışkanlıktır.
Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu Areca Nut Betel’ in insanlarda
karsinojenik olduğunu uzun zaman önce saptamıştır. Khat gibi benzer çiğneme
alışkanlıkları bazı toplumlarda bulunabilir. Marijuana gibi başka psikotropik
ürünlerin karsinojenik özellikleri araştırılmaktadır.
4.5. Onkogenezis
Normal sağlıklı bir hücrenin premalign potansiyele sahip hücre şekline
dönüşmesine ‘Onkogenezis’ denir. Hücrenin bağımsız çoğalabilme kabiliyeti ile
karakterize olan bir dönüşümdür. Onkogenezis de bir dizi genetik ve epigenetik (gen
değişikliği olmaksızın) değişiklikler yer almaktadır. Bu değişiklikler şunlardan
oluşur. Hücrenin sinyalini, büyümesini , hayatta kalmasını, hareket kabiliyetini,
anjiyogenezisini (kan damarlarının çoğalması) ve hücre döngüsü kontrolünü regüle
eden moleküllerin salgılanması ve fonksiyonudur.
Kanserin ötesinde temel ve basitleştirilmiş genetik mekanizma kavramı
onkogenlerin aşırı salınımı ve TSG’lerin inaktifleşmesidir. Hücre döngüsünün
kontrolü özellikle hücrelerin çoğalmasını yöneten çeşitli onkogenlerin aşırı salınımı
ve aktivitesi (amplifikasyon) nedeniyle bozulur. Hücrelerin korunmasını sağlayan
8
genler tümör baskılayıcı genlerdir(TSG). Bu genlerin en önemlilerinden biri
büyümenin kontrolünde kontrol noktası görevi yapan
P16 genidir(34). Diğer bir önemli TSG, malignant hücreleri apoptozis yoluyla
imha eden p53’tür.
Günümüzde microray teknolojisi araştırmacılara neredeyse bilinen tüm insan
genomundan çok fazla miktarda bilgi üretebilme yeteneği kazandırmaktadır ve
genlerdeki birçok değişikliğin onkogenezis de yer alabileceğini göstermektedir (16).
4.6. Onkogenler
Epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) geni gibi onkogenlerin aşırı
salgılanması, hücrelerin büyümelerini, hayatta kalmalarını ve yayılmalarını
arttırabilir ve kanser gelişmesine yol açabilir. Tanımlanan onkogen aralığı çok
geniştir ve hareket mekanizmaları oldukça karmaşıktır.
4.7. Tümör Baskılayıcı Genler
Tümör baskılayıcı genler; hücre döngüsünü, programlı hücre ölümünü
(apoptozis), hücrenin yapışmasını ve DNA tamirini regüle ederek büyümenin
kontrolünde görev yapan genlerdir. Bu genlerin faaliyetleri mutasyonlar ve
hypermethylation gibi faktörler nedeniyle bozulabilir ve herhangi bir kanser türüne
yol açabilirler.
4.8. Tek Nükleotid Polimorfizmler
Tek nükleotid polimorfizmler (SNP) sağlıklı bireylerde herhangi bir olumsuz
etkiye sahip olmayan fakat hastalık eğiliminin bir işareti olan ve hastaları genetik
olarak tanımlamada kullanılabilen değişik DNA sekanslarına sahip olan gen
alanlarıdır. DNA tamir enzimlerindeki tek nükleotid polimorfizmler (SNP) kanser
gelişiminde rol oynayabilirler (17).
9
4.9. Viral Enfeksiyonlar
Oral kanserlerin de viral kaynağa bağlı bir hastalık olup olmadığı, 20 yılı
aşkın bir süredir araştırılmaktadır ve viral organizmaların oral kanserlerin
etiyolojisinde rolü olabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Bununla birlikte,
aksi yöndeki bulguları bildiren ve çelişkili sonuçlar gösteren araştırmalar da
literatürde yer almaktadır(18). Oral kanserlerin oluşumunda katkıları olduğu
düşünülen başlıca virüsler, Herpesi virüs grubu içerisinde yer alan Epstein-Barr
(EBV/Human herpesvirus 4/HHP4), Human papillomavirüs (HPV) ve Human herpes
virüsleri (Herpes Simpleks virüsü, Human herpesvirus-8, Human herpesvirus-6)(19).
4.10. Baskılanmış İmmunite
İmmun sistemi baskılanmış kişilerde, kanser görülme sıklığının daha fazla
olduğu saptanmıştır (20). AIDS, çeşitli immunsupresif ilaçlar, kimyasal ajanlar
immun sistemi baskılayabilirler.
5. MALİGN TÜMÖRLERİN ETKİLERİ
5.1. Mekanik Baskı
Malign tümörler benign tümörler gibi doğal geçitlerde yer aldıklarında
tıkanmaya neden olabilir. Örneğin solunum yollarında bronş lümenine doğru gelişen
tümörler hava yolunu obstruksiyona uğratarak solunum distresine neden olabilir.
Obstruksiyonunun distalinde bulunan hava yollarına havanın ulaşamaması veya
inspirasyon sırasında inhale edilen havanın dışarı çıkamaması sonucunda kollaps
atelektazi ve anfizem gelişebilir. Obstrüksiyona bağlı olarak da pnömoniler ortaya
çıkabilir.
5.2. Doku Yıkımı
Kemikte görülen primer ya da metastatik lezyonların birçoğu osteolitik
10
lezyonlardır. Dolayısıyla kemik dokusu rezorbsiyona uğrar.Patolojik kemik kırıkları
görülebilir.
5.3. Kanama
Tümörler kanamalara neden olabilir. Kimi zaman büyük bir damarın
yırtılmasına ve sonucunda ölümcül kanamalara neden olabilirler. Nedeni belli
olamayan kanama diyatezlerinde kanserden kuşkulanılmalı ve ayırıcı tanıda mutlaka
göz önünde bulundurulmalıdır.
5.4. Enfeksiyon
Ülsere olan tümörlerde, bakteriyel enfeksiyon tabloya eklenebilir. Kanserin
konak organizma üzerinde immun sistemi baskılayıcı etkisinden dolayı enfeksiyonlar
karşımıza sık sık çıkabilir. Kanser tedavisi sırasında hastanın granülosit sayısının
azalması enfeksiyonlar için önemli bir zemin oluşturur.
Granülositler için kritik sayı olan 200-500 milimetreküp değerinin altında çok
ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Dolayısıyla bu dönemde tedavi kesilerek hastaya
toparlanması için zaman tanımak doğru olur. Lösemilerde, dolaşımdaki hücre sayısı
artmış olsa da bu hücreler yeterli olgunluğa erişemedikleri için sık sık enfeksiyonlar
gelişebilir.
5. 5. Beslenememe
Ağız, özafagus, midenin kardiası veya mediastene yerleşen tümöral kitleler
obstruksiyon sonucunda yutma güçlüğü dolayısıyla beslenme bozukluğu ortaya
çıkmaktadır(21).
5.6.Hormon Bozuklukları
Endokrin bezlerde meydana gelen tümörlerde, normalden az veya normalden
fazla hormon salgılanarak ilgili hormona bağlı olarak bazı bozukluklar meydana
gelebilmektedir (22). Örneğin, paratiroid tümörlerinde parathormonun fazla ya da az
11
salgılanmasına bağlı olarak hipertiroidizm ya da hipotiroidizm olabilmektedir.
Hipofiz bezi tümörlerinde büyüme faktörleri etkilenebilmektedir.
5.7. Estetik
Özellikle yüzde bulunan tümörler, estetik bakımdan sakıncalıdır. Malign
tümörlerde hastanın sağlığı ilk planda tutulurken estetik kaygılar da göz önünde
bulundurulmalıdır.
6. MALİGN TÜMÖRLERİN YAYILMASI
6.1. Metastaz
Malign bir tümörün en önemli özelliği, tümör hücrelerinin kendi başına
buyruk çalışması, tümör kitlesinin sınır tanımadan büyümesi ve uzak dokulara
yayılmasıdır. Bu özellik sonucunda primer tümör odağından kalkan malign tümör
hücreleri başka doku ve organlara giderek yeni tümör odakları oluştururlar. Buna
metastaz denir. Metastazlar her organ ve dokuya olabildiği gibi en sık karşılaşılan
metastaz odakları sıklık sırasına göre şöyledir: Akciğer, karaciğer, kemik, lenf
düğümleri ve deri. İskelet kası kütlesi itibariyle bedenimizde geniş yer tutmasına
rağmen, en az metastaz görülen dokulardan biridir. Gelen kanın oksijen yoğunluğu
düşüktür; akım hızı, metabolik aktivitenin yüksek oluşu ile dokuda laktik asit
birikimi bunun nedenidir. Metastazların en sık görüldüğü organlar olan akciğer ve
karaciğere gelen kan debisi yüksektir. Kanser hücrelerinin yayılması en sık çevresel
dokulara direkt invazyon, lenf ve kan yoluyla olmaktadır. Ayrıca vücut boşlukları ve
doğal geçitlere de yayılım gösterirler.
6.1.1.Direk İnvazyon ile Yayılma
Tümör hücrelerinin tümör kitlesini çevreleyen doku içerisine yayılması en
önemli özelliklerindendir. Tümör hücrelerinin ameboid devinimler ile yayılmasını
12
Virchow göstermiştir.
Lance A.Liotta invazyon konusunda yapmış olduğu çalışmalar sonucunda
invazyonun sellüler-ekstrasellüler matriks ilişkilerine açıklık getirmiştir. Normal
koşullarda PNL ve makrofajlarda bu hareket gözlenirken benign ve normal doku
hücrelerinde bu özellik görülmez. Bütün hücreler birbirlerine adezyon kuvveti ile
bağlıdır. Kanser hücrelerinde adhezyon kuvveti azalmıştır. Kanser hücrelerinin bu
özelliği mikroskobik tanıda yardımcıdır. Meme kanserinde; meme derisine ve
pektoral kaslara yayılma direk invazyon olmaktadır.
6.1.2.Lenf Yoluyla Yayılma
Her organ ve dokunun küçük lenf düğümleri ve lenf damar sistemi vardır.
Karsinomlar, melanomlar sık olarak bu yolla yayılmayı tercih ederler. Kanser
hücreleri lenf damar sistemini invaze ederek rahatlıkla lenf dolaşımı içerisine
girebilirler. Bu hücreler lenf dolaşımı içerisinde lenfatik düğümlere taşınır. Lenf
düğümlerinde önce periferik sinüslere ve supkapsüller bölgelere yerleşirler. Lenf
düğümü kanserin yayılmasında bir engel görevi üstlenir.
Genelde bir lenf düğümü kanser hücreleri tarafından atteke edilmeden bu
düğümün daha ilerisindeki bir lenf düğümüne metastaz olmaz. Lenf düğümüne gelen
hücreler immun yanıtın değişik hücreleri tarafından tanınarak, oluşturulan bir immun
yanıtla karşı karşıya kalırlar.
Lenf akımı, venöz akımı gibi periferden merkeze doğru bir akımdır. Duktus
thoracicus, vena jugularis ile birleşerek lenf sıvısının venöz sisteme ulaşmasını
sağlar. Bu aşamadan sonra metastazlar kan yoluyla ulaşacaktır.
6.1.3.Kan Yoluyla Yayılma
Kanser hücrelerinin kana ulaşması başlıca iki yolla olur:

Kanser hücrelerinin doğrudan doğruya invazyon yoluyla ulaşması
13

Lenfatik akımın vena jugularise katılması
Özellikle venler kolayca invazyona maruz kalabilirler. Arterler için durum
ayrıcalık gösterir. Arter duvarının elastik liflerinden zengin olması tümör hücrelerini
arter duvarına invazyonunu zorlaştırır.
Ven endotelindeki küçük bir erozyon alanında önce trombüs oluşur. Daha
sonra tümör hücreleri de bu trombüse tutunur ve toplanır. Böylece tümör trombüsü
giderek büyür. Daha sonra bu kitlenin veya kitlenin bir parçasının damar boyunca
sağ kalbe veya vena porta hepatise doğru yönlendiğini görülür. Tümör embolisi
böylece hedef organa metastaz yapar.
6.1.4.Doğal Geçitler Yoluyla Yayılma
Kanser hücreleri bronş, barsak, üreter, safra ve kadın genital yolları ile
yayılarak metastaz yapabilirler.
6.1.5.Seröz Boşluklar Yoluyla Yayılma
Buna transölamik yayılma da denir. İki plevra boşluğu, periton ve perikard
boşlukları olmak üzere bedende başlıca 4 sölamik boşluk vardır. En sık tümör
yayılması periton boşluğunda görülür. Örneğin ovaryumun papiller karsinomunda
başka yerde metastaz olmamasına karşın peritonda binlerce küçük metastatik hücre
odağı vardır(23).
6.2. İnvazyon
Metastazdan sonra en güvenilir malignite kriteridir (24). Malign tümörler
çevre dokuyu infiltre ederler. Çevre dokudan düzgün sınırla ayrılmazlar. Primer
tümörlerle kanserin yayıldığı yerler arasında anatomik bağlantılar vardır. Tümörler
az dirençle karşılaştıkları yere doğru daha kolay yayılım gösterirler (25).
İnvazyon sırasında kanser hücrelerinin kan damarlarına girmesi sık gözlenen
bir olaydır. Kanser hücreleri sinir hücrelerindeki lenf nodlarına girerse ağrı
14
oluşur(26).
7. MALİGN TÜMÖR ÇEŞİTLERİ
7.1. Mezenkimal Kökenli Malign Tümörler
7.1.1. Osteosarkom
Bu tümör kemiklerin primer malign bir tümörüdür. Osteosarkomun 2 tipinin
varlığına inanılır. Biri osteoblastik veya sklerose tipi, diğeri osteolitik tipidir.
Klinik bulgular: Osteosarkomun sklerose olan tipi özellikle gençlerde
meydana gelir. Genellikle tümöre 10-25 yaşları arasında rastlanılır. Erkekler
hastalığa daha fazla yakalanırlar. Hastalığa yakanan kemikler şişerler ve ağrılıdırlar.
Osteosarkomun osteolitik formu da genç yaşlarda meydana gelir. Diğer klinik
bulguları sklerose olan tipe benzer.
Klinik olarak tümörün bulunduğu bölge şişer. Yüzde deformasyon, ağrı,
dişlerin sallanması, parestezi, diş ağrısı, kanama, burun tıkanması ve diğer bulgular
saptanır. Tümöre genellikle 25-45 yaşları arasında rastlanır. Tümör daha fazla
mandibulada görülür. Tümör erkeklerde daha fazla meydana gelir. Osteosarcomlar
travma sonu meydana geldiği gibi çok defa osteitis deformans veya paget hastalığı
gibi kemik hastalıklarından sonra da meydana gelirler. Bu tümörün meydan
gelmesinde önemli rolü olan diğer bir faktör de X ışınlarıdır.
Parosteal osteosarkom, osteosarkomun çok az görülen bir şeklidir. Çok az
metastaz yapar. Çenelerde ise yok denecek kadar az görülür. Tedavi tümörün
tümüyle çıkarılması ile yapılabilirse de hastaların pek çoğu 5 yıl içinde ölürler(23).
Osteosarkomların tedavisi eksizyondur. Osteosarkomun metastaz yapma
olasılığı yüksektir. Cerrahi tedaviyle birlikte radyoterapi gören hastaların yaşam
süresi ortalama 5 yıldır (24)(25).
15
7.1.2. Chondrosarkom
Kondrosarkoma, kondromanın malign şeklidir. Her iki çenede de meydana
gelebilir. Klinik bulgular: Klinik bulgularla kondrosarkomu kondromdan ayırt etmek
güçtür. Tümör her yaşta görülür. Erkeklerde tümör kadınlara göre 2 katıdır. Daha
fazla 10-30 yaşlarında görülür. En fazla çeneler ve kaburgalardan köken alır.
Ağız
boşluğundaki
kondrosarkomlar
çoğunlukla
ağrısızdır.
Mukoza
genellikle sağlamdır.
Çenelerde meydana gelen kondrosarkom dişlerin rezorbsiyonuna ve
dökülmelerine neden olabilir. Bu lezyonlar tahrip edici ve saldırgandırlar. Çabucak
metastaz yaparlar. Röntgen filmlerinde kondrosarkomların benzeri bir görünüm
verirler. En iyi tedavi şekli tümörün ameliyatla alınmasıdır(27).
7.1.3. Firbosarkom
Fibrosarkomlar bağ doku malign tümörlerinin en fazla görülenlerinden
biridir. Malign epitelial tümörlere göre sarkomlar daha fazla gençlerde görülür. Kan
yolu ile metastaz yaparlar ve esas tümör çevresinde sekonder tümör odaklarının
gelişmesi neden olurlar.
Klinik bulgular: Fibrosarkomlar bağ dokunun bulunduğu her bölgede
gelişirler. Buna rağmen deride, derin deri altı dokusunda, kaslarda, tendonlar ve
periosteumda daha fazla şekillenirler. İntraoral ve paraoral fibrosarkomlar başın her
yerinde meydana gelebilirler. Ancak en fazla görüldükleri yerler, çeneler, maxillar
sinüsler, farinks, damak, dudak, maxilla ve mandibulanın periosteumudur. Ayrıca
kemiklerin içinde de gelişen fibrosarkomlar vardır.
Tümör her yaşta görülürse de çoğunlukla 20-40 yaşları arasındaki kimselerde
rastlanır. Çok küçük yaştaki çocuklarda da tümör bulunabilir. Tümör süratli veya
yavaş gelişme gösterebilir. Çevredeki dokulara lokal olarak yayılır ve yeni lezyonlar
16
meydana getirir. Pek fazla metastaz yapmaz. Bazı olaylarda, ülserasyon, hemoraji ve
sekonder enfeksiyon görülebilir. En tipik bulgu asimetrik bir şişliktir. Çok kere bu
tümörleri liposarkom, rabdomyosarkom ve neurojenik sarkomdan ayırmak gerçekten
güç olur. Operasyonla tümörün alınması en iyi tedavi şeklidir. Ancak nüks oranı
yüksektir(28).
7.1.4. Rhabdomyosarkom
Rhabdomyosarkom iskelet kası kaynaklı malign bir yumuşak doku
neoplazmıdır. Çocuklarda baş-boyun bölgesinde en sık görülen sarkom tipidir. 15
yaş altı çocuklarda görülen tüm malignitelerin %4-8’inden sorumludur. Tüm vücutta
görülen rhabdomyosarkomların %40’ı baş-boyun bölgesinde yer alır (29).
Çocuklarda özellikle yumuşak damak bölgesinde görülen hızlı büyüyen lobüler
görünümlü lezyonlardan hiç vakit kaybetmeden biyopsi yapılmalıdır. Tedavi
genellikle cerrahi ile kombine kemoterapidir (12). Uygulanan yüksek doz radyoterapi
ve kombine kemoterapi tedavisi ile hastaların 4 yıllık sağ kalım oranlarını %87.5
olarak bildirilmiştir. Prognoz lezyonun bulunduğu bölgeye, derecesine ve histolojik
tipine göre değişiklik gösterir (30).
7.1.5. Liposarkom
Osteolitik alan içi kalsifikasyon yapar. Alt extremite ve uyluk bölgesinde
daha sık görülür. 40-60 yaş arasında ve erkeklerde daha sık gözlenir. Baş-boyun
bölgesinde görülme sıklığı %4-6 dır. Tümörler kolayca çok büyük boyutlara
ulaşabilirler. Metastaz yaparlar.
Liposarkomun tedavisi cerrahi eksizyon ve radyoterapidir. Prognozu 5 yıldan
sonra kötüdür (25,31,32).
17
7.1.6. Anjiosarkom
Nadir
görülen
tümörler
arasındadır.
Genellikle
çok
ileri
yaşlarda
görülmektedir. Kemik yerleşimi %6 oranında bulunmaktadır. En sık uzun kemikler
olmak üzere, el ve ayak yassı kemiklerde, vertebrada tutulum gösterir. Akciğer
metastazı sık olarak rastlanır. Ağız, farinks, nasal sinüslerde görülme sıklığı % 3-5
oranındadır (33,31). Tedavisi cerrahi eksizyon uygulanır.
7.1.7. Mixosarkom
Mixosarkom küçük tümörlerdendir. Metastaz eğilimleri çok az olmaktadır.
İnfiltrasyon eğilimi çok fazla olup yüksek nüksetme olasılığı bulunmaktadır.
Tedavisi cerrahi eksizyon uygulanır (3).
7.1.8. Leiyomyosarkom
Ağız boşluğunda pek az görülmektedir. Tümöre çoğunlukla olgun erginlerde,
yanakta, dilde ve çenede rastlanır. Lezyon ağrılı bir şişlik halinde bulunur.
Hemostatik yolla metastaz yapmaktadır. Tedavisi cerrahi eksizyon uygulanır (34).
7.2. Epitel Kökenli Malign Tümörler
7.2.1. Bazal Hücreli Karsinom
Bazal hücreli karsinoma deri, yüz ve başın açık olan kısımlarında daha fazla
şekillenir. Yaşlı ve orta yaşlılarda görülür. İnsanlarda en fazla görülen kanser
çeşitlerindendir.
Bazal hücreli karsinomlar metastaz yapma eğilimi göstermediklerinden
bunlara benign karsinoma da denir. Fakat bu kanserler direkt invazyonla hastayı
öldürebilirler. Bu tip kanserlerin metastaz yapma oranı % 0.1 civarındadır.
Klinik bulgular: Genellikle yaşlılarda görülen bu tümör az da olsa gençler ve
çocuklarda da görülmektedir. Tümöre kadınlardan fazla erkeklerde rastlanır. Bazal
hücreli karsinom küçük, hafif kabarık papül şeklinde başlar. Ülsere olur ve iyileşir.
18
Bu olay devamlı tekrarlar ve tümör büyür. Sonunda ülser büyür kabuklaşır. Ülserin
kenarları içeri doğru kıvrılarak yuvarlaklaşır.
Tümör tedavi edilmezse ülsere olmuş lezyon çevre dokulara hatta kıkırdak ve
kemiğe infiltre olur. Bazal hücreli karsinoma ağız içerisinde doğrudan şekillenmez.
Ancak yüzde şekillenip ağıza da yayılabilir.
Bazal hücreler puliripotenttir ve birçok yönde differansiye olurlar. Bunlardan
kıl, yağ bezleri, ter bezleri, skuamöz epitelyum ve keratin meydana gelir. Bu nedenle
bazal hücreli karsinomlar bazen çeşitli yönde diferensiyasyon gösterebilirler. Bazal
hücreli karsinomda bezler şekillenirse adenoid bazal hücreli karsinomlar, kistik
olarak şekillenirse kistik bazal hücreli karsinoma, kıla ait strüktür şeklinde
şekillenirse trichoepithelioma, keratinize olmuş veya olmamış skuamöz hücre
adacıkları şekillenirse bazoskuamöz karsinoma adı verilir ki bu sonuncular metastaz
oluşturabilir.
Tedavi radyoterapi ve cerrahi müdahale ile olur. Ancak radyoterapi ve
yetersiz cerrahi eksizyonda nüks oranı yükselir(23).
7.2.2. Epidermoid Karsinom
7.2.2.1. Dudak karsinomu
Dudakların epidermoid karsinomu özellikle yaşlı erkeklerde görülür. Üst
dudaktan daha fazla alt dudakta şekillenir. Dudak kanseri sigara içenlerde bilhassa
pipo içenlerde şekillendiği saptanmıştır. Dudak kanserine yakalananların %5070’inin pipo içenler olduğu görülmüştür.
Dudak kanseri görülen kimselerin büyük çoğunluğunda ağız hijyeninin iyi
olmadığı gözlenmiştir. Lökoplakili olayların %10’unda dudak kanseri görülmesi
lökoplaki ile dudak kanseri arasında bir ilginin olabileceği fikrini uyandırmıştır.
Klinik olarak; dudağın bir yarı tarafında ve kenarında kalınlaşma ve
19
sertleşme, ülserleşme veya yüzeyde bir düzensizlik şeklinde başlar. Lezyon
genişledikçe küçük krater benzeri bir odak şekillenir. Bazı hastalarda lezyon mantar
benzeri olabilir. Dudak kanseri genellikle yavaş metastaz yapar. Anaplastik olanlarda
erken metastaz görülür. Metastaz çoğunlukla ipsilateral olur ve submental veya
submaksiller lenf yumrularında görülür. Diğer yönde metastaz görülmesi, lezyonun
orta hatta yakın olduğu zaman olur.
Dudakların spindle hücreli karsinomu; epidermoid karsinomanın enteresan
histolojik tablo gösteren bir türüdür. Bu tümör çok ender olarak dudaklarda görülür.
Klinik olarak lezyon tipik dudak kanserine benzer. Tümör fibrosarkom ve nörojenik
sarkomla karıştırılabilir.
Adenoid skuamoz hücreli karsinom; bu tümöre adenoakantoma veya
pseudoglandular skuamoz hücreli karsinoma da denir. Dudaklarda oldukça fazla
görülen bir tümördür. Tümör çoğunlukla 50 yaşından yukarı yaştaki erkeklerde
görülür. Klinik olarak dudakların epidermoid karsinomuna benzer.
Adenoid skuamoz hücreli karsinom genellikle cerrahi eksizyonla veya Xışınları ile tedavi edilir. Tümör bazen metastaz yapar veya hastanın ölümüne sebep
olur. Tümörün nüks etmesi oldukça fazla görülen bir olaydır. (14)
7.2.2.2. Dil Karsinomu
Dil kanserinin toplumdaki görülme dağılımı; kadınlarda %25, erkeklerde
%75’tir. Hastalığa çoğunlukla 50 yaşından yukarıdaki insanlarda rastlanılmaktadır.
Klinik olarak; dil kanserinin en tipik bulgusu ağrısız bir kitle veya ülserdir. Lezyon
sekonder olarak enfekte olduğu zaman ağrılı olur. Tümör kenarlar hafif kalkık
yüzeysel indure olmuş ülser şeklinde başlayabilir. Sonra boluşum mantar şeklini
alabildiği gibi alt dokulara da infiltre olabilir. Böylece dilin sertleşmesine ve
hareketsizliğine neden olur.
20
Tipik lezyonlar dilin yan kenarları ile altında şekillenir. Bazen dilin
dorsumunda meydana gelir. Dil kökünde çok az şekillenen lezyonlar genellikle
asemptomatiktir. İlerlemiş olaylarda boğaz ağrısı ve yutma zorluğu vardır. Dil
kökünde şekillenen kanserler genellikle daha yüksek malignite gösterirler. Erkenden
metastaz yaparlar ve tedavileri güçtür. Olayların %70 inde servikal metastaz görülür.
Bazen X ışınları ile radyasyon veya cerrahi müdahale ile eşdeğer bir etkiye
sahip olduğu gibi ikisinin birden uygulandığı olaylarda dahi yaşama oranı oldukça
düşüktür.
7.2.2.3. Damak Karsinomu
Sert damağın malign tümörleri, bu bölgedeki epitelial, tükrük bezi,
hematopoetik veya mezenkimal dokulardan köken alabilir. Baş ve boynun diğer
bölgelerinden farklı olarak, sert damak malign tümörlerinin 2/3’ünü skuamoz hücreli
karsinom oluşturur (35). Sert damak kanserleri genelde iyi diferansiyedir. Damak
periostu, tümörün kemiğe girmesine engel bir bariyer teşkil eder (36). Damakta
ülserasyon ve kitle ile başvuru çoğunluktadır. Nadiren ağrı, kanama ya da daha önce
kullandığı proteze yönelik yakınmaları olabilir. Sert damakta yayılımı kolaylaştıran
bir faktör; damağın birçok vasküler ve nöral yapının geçişini sağlayan kanallar ile
perfore olmasıdır. Sert damak kanserlerinde servikal metastaz, klinik olarak %10-25
oranında görülür. Okült metastaz riski ise düşüktür (28). Bu nedenle elektif boyun
diseksiyonu
önerilmez.
Tedavide,
radyoterapi
osteoradyonekroza
yol
açabileceğinden , primer cerrahi eksizyon tercih edilir.
Periost veya kemik tutulmuşsa, kemik rezeksiyonu gereklidir. İlerlemiş
olgularda parsiyel maksillektomi de uygulanır. Kemik defektlerde protezle
rekonstrüksiyon tercih edilir. Oral kavite ve nazal kavite ilişkisi birbirinden ayrılır
(37). Ortalama 5 yıllık sağ kalım %40-60 olarak bildirilmiştir.
21
7.2.2.4. Bukkal Mukoza Karsinomu
Yanak mukoza kanseri kadınlara oranla erkeklerde 10 kat daha fazladır.
Çoğunlukla yaşlılarda görülür.
Lezyon çok kere ağrılı ve ülserlidir. Tümör sert ve derinlere doğru infiltre
olur. Bazı tümörler ise infiltre olmayıp dışa doğru büyürler. Oldukça yüksek oranda
metastaz yaparlar. Daha submaksiller lenf yumrularında metastaza rastlanır.
Tümörün tedavisi erken teşhis edilenlerde ameliyat ve X ışınları veya bunların
kombine tedavisi ile olabilir. Hastalığın prognozu tümörün metastaz yapıp
yapmadığına göre değişir (38, 18).
7.2.2.5. Ağız Tabanı Karsinomu
Toplumda 50 yaşından yukarı kimselerde ve %93 oranında erkeklerde
görülür. Sigara, kötü ağız hijyeni, dental irritasyonlar, epitelyal displaziler ve
lökoplakiler hastalığın gelişmesinde rol oynayabilirler. Bu lezyon ağız tabanı orta
hattının bir tarafında çeşitli büyüklükte sert bir ülser halinde meydana gelir. Ağrılı
veya ağrısız olabilir. Tümör daha fazla ağız tabanının geri kısmında şekillenir.
Tümörün lokalizasyonu özelliğinden ötürü kolalıkla dil mukozası ve dil ve
mandibulaya yayılması söz konusudur. Tümör derinlere doğru ilerleyerek
submaksiller ve submandibular bezleri de istila edebilir (39).
Tümörün metastazı genellikle submaksiller lenf yumrularında bulunur. Ağız
tabanı kanserinin tedavisi çok kere güçtür, hatta imkansızdır denilebilir. Küçük
lezyonlar dahi operasyonla alındıktan sonra nüks edebilir. Onun için operasyondan
sonra X ışınları ile tedavi gereklidir(38).
7.2.2.6. Dişeti Karsinomu
Ağzın malign tümörlerinin %10-12’si gingivada şekillenir. Büyük oranda
yaşlılarda görülür. Hastaların %82’si erkektir. Ağzın diğer bölgelerinde kanser
22
meydana getirebileceği ileri sürülen faktörler burada da rol oynayabilirler. Yalnız
burada diştaşlarının yapacağı devamlı irritasyonun daha önemli rol oynayabileceğini
unutmamak gerekir(40).
Hastalık maksiller gingivadan daha çok mandibular gingivada meydana gelir.
Gingiva karsinomu başlangıçta ya ülser şeklinde başlar veya dışa doğru kabarmış
granüller veya verrüköz tipte bir oluşum şeklinde görülür. Çok kere gingiva kanseri
klinik olarak malign bir görünümde değildir. Ağrılı veya ağrısız olabilir.
Tümör fikse olmuş gingivadan daha çok serbest gingivada görülür. Tümör
periostium ve kemiğe düzensiz bir invazyon ve infiltrasyon yapabilir. Maksilladaki
gingival karsinom maksiller sinüslere yayılabilir. Buradan da damak ve tonsillere
ulaşabilir. Mandibulada oluşan tümör ise ağız tabanına yanaklara kemiğe yayılabilir.
Mandibular gingival kanser maksiller olana göre çok daha fazla metastaz
yapar. Olayların pek çoğunda metastazlar ya submaksiller ya da servikal lenf
yumrularında görülür. Gingiva kanserlerinin tedavileri daha çok cerrahi yolla yapılır.
Çünkü X ışınları ile radyasyon kemikte önemli bozukluklara neden olabilir.
7.2.2.7. Verrüköz Karsinom
Siğilimsi karsinoma ağız boşluğu epidermoid karsinomunun bir şeklidir.
Bunların diğer epidermoid karsinomlardan farkı yavaş ve dışa doğru büyümeleri ve
yüzeysel yayılmaları ve çok düşük derecede metastaz yapmalarıdır. Siğilimsi
karsinom genellikle yaşlı erkeklerde görülür. Tümöre çoğunlukla yanak mukozası,
gingiva ve alveolar sırtta, bazen de damak ve ağız tavanında rastlanır.
Çok ender de olsa tümör altındaki dokulara infiltre olabilir ve regional lenf
düğümlerine metastaz yapabilir. Bu tümörün patolojik teşhisi çok güçtür. Çok kere
papilloma ve benign epitelial hiperplazi ile karıştırılabilir. Tedavi cerrahi, X ışınları
ile radyasyon veya her ikisi ile yapılabilir. Ancak bazı araştırmacılar, X ışınları ile
23
tedavinin,
lezyonda
bazen
anaplastik
transformasyona
sebep
olabileceğini
bildirmektedirler(41).
7.2.2.8.Malign Melanom
Malign melanoma insanlardaki tümörlerin en öldürücü olanlarından biridir.
Malign melanomlar ya melanositik veya nevositik kökenli olurlar.
Klinik bulgular: Malign melanoma deri dışında sadece oral müköz
membranda meydana gelmez. Aynı zamanda gözde, vaginal mukozada ve üst hava
yollarında da meydana gelebilir. Tümör genellikle 30 yaşından sonraki yıllarda
şekillenir. Yaygın bir metastaz, regional lenf düğümlerinde olabildiği gibi karaciğer,
akciğer ve deride olabilir.
Klinik gözlemler, travmatik yaralar ve irritasyonların tümörün gelişmesinde
önemli rolleri olduğunu ortaya koymuştur.
Oral görünümü: Malign melanoma deride oldukça fazla görülmesine karşın
ağız boşluğunda az görülen tümördür. Primer oral melanoma kadınlara göre
erkeklerde 2 katı kadar fazla görülür. Tümör 30 yaşından yukarıda olanlarda
olayların %90 ını kapsar. Aynı zamanda tümör olayların %80 inde damak , maksiller
ve alveolar sırtta meydana gelir. Alt çene, yanaklar, dil ve ağız tabanında da tümöre
rastlanılmıştır. Lezyon genellikle çok pigmentlidir. Çoğunlukla ülsere olmuştur ve
kanar. Tümör süratle büyür. Ağız boşluğunda klinik olarak önemsiz kabul edilen
pigmentasyonlar büyüyor ve renkleri koyulaşıyorsa, önemli ve üzerinde durulması
gereken lezyonlar olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bunlar malign melanomun ilk
belirtileri olabilir.
Malign melanomun tedavisi primer lezyonun geniş eksizyonu ve lenf
düğümlerinin disseksiyonu ile mümkün olabilir. Ancak hastalık genellikle erken
teşhis edilemediğinden çok öldürücüdür(42,41).
24
7.3. Tükrük Bezi Kökenli Malign Tümörler
7.3.1. Adenokistik Karsinom
Adenoid kistik karsinoma tükürük bezleri tümörlerinin %2-4 ünü oluşturur.
Tümör operasyondan 10-20 sene sonra nüks edebilir. Adenoid kistik karsinoma
yavaş büyüyen miks tümöre benzer. İlk dikkati çeken semptom ağrıdır. Parotis
tümörlerinin üçte birinde spontan yüz felci görülür. Tümörün bilateral şekline
rastlanmamıştır. Tümör 2-50 cm çapındadır. Kapsülleşme hiç yoktur veya pek az
vardır. Hastalığın %60’ı parotis bezinde şekillenir. Bu hastaların pek çoğu ölür.
Palatal cylindromlu vakaların aşağı yukarı 1/3 ünde nüks ve metastaz görülür.(28)
7.3.2. Asinik Hücreli Karsinom
Asinik hücreli karsinom yavaş büyüyen hafif malign bir tümördür. Bu tümör
parotiste bulunur ve bütün tükrük bezlerindeki tümörlerin % 2’sini oluşturur.
Bilateral olarak görülür. Tümöre sublingual bezlerde de rastlanmıştır. Asinik hücreli
karsinom %70 oranında kadınlarda bulunur. Tümörün görüldüğü kimseler 50-60
yaşları arasındadırlar. Bu tümöre çocuklarda da rastlanılmıştır.
Klinik bulgular: Tümörün klinik seyri benigndir. Küçük yuvarlak ve kapsüllü
olan bu tümörde bazen ağrı veya yüz felci görülebilir. Genellikle serttir ve altındaki
dokulara ya gevşek veya sıkı şekilde bağlıdır. Olayların %30-50 sinde nüks görülür.
Olaylarda %20 oranında metastaza rastlanır(28).
7.3.3. Mukoepidermoid Karsinom
Birçok araştırıcılar mukoepidermoid karsinomun, miks tümörün özel bir
formu olduğuna inanmaktadırlar. Tümörün az veya çok malignite gösteren şekilleri
vardır.
Mukoepidermoid karsinoma genellikle 2-5 cm çapında küçük ve yumuşak bir
tümördür. Daha fazla parotis bezinde görülür. Kistin içeriği hafif peltemsi, hemen
25
hemen berrak veya biraz kanlı olur. Nadiren ağrı görülür.
Çok malign olan mukoepidermoid karsinoma daha büyük olur. Ağrılıdırlar.
Hastaların %15 inde paralizi görülür. Submandibular bezlerden fazla parotis bezinde
lokalize olurlar. İnfiltratif büyümesinden ötürü tümör serttir. Aynı zamanda lokal
nekrozlar ve kistik değişiklikler görülür. Tümörün her iki şekli de yavaş büyür. Az
malign olan tümörlerin %65-70 kadınlarda, çok malign olanlar her iki cinste eş
değerdedir. Tümöre 5-79 yaşlar arasında rastlanır. Bir çok araştırıcılar bu tümörün
büyük tükürük bezlerinin kanal epitellerinden köklendiğini söylemektedirler.
Metastaz oranı çok malign olanlarda fazla az malign olanlarda azdır(28).
7.3.4. Adenokarsinom
En sık minör tükrük bezlerinde, daha sonra parotis bezinde gözlenmektedir.
Uzak metastaz yapar. Hastaların %20 sinde ağrıya karşılaşılmaktadır. %25 den fazla
vakada fasial paralizi, %25 vakada bölgesel metastaz, %20 vakada sistemik metastaz
görülmektedir (43).
Tedavisinde radikal cerrahi girişimi,elektif boyun diseksiyonu yapılmaktadır.
Servikal metastaz varsa radikal boyun diseksiyonu yapılmaktadır. Post operatif
radyoterapi gerekir (31).
7.3.5. Malign Mixt Tümör
Malign miks tümör (pleomorfik adeno karsinoma) tükürük bezlerinde çok az
görülür. Tükürük bezleri malign tümörlerinin %3-5’ini teşkil eder. Tümörün %75’i
parotis bezinden kökenlenir. Olayların %85’i 40-50 yaşları arasındaki erkeklerde
görülür. Hastalarda paraliz görülmesine karşılık, ağrıya olayların %25 inden azında
rastlanılır. Olayların %75’inde metastaz vardır. Metastazlar özellikle akciğere, lenf
düğümlerine, beyine ve kemiklere olur(37).
26
7.4. Çene Kemiği Tümörleri
7.4.1. Multipl Myeloma
Multiple myeloma kemik iliği hücrelerinden köklenen bir tümördür. Multiple
myelomlu olguların birçoğunda çenelerde de tümör saptanmıştır. Hastalığa
maxilladan daha fazla mandibulada rastlanılır.
Çenelerde ağrı, şişlik, çenede genişleme, dişlerin sallanması saptanır. Ayrıca
gingival kalınlaşma ve epulise benzeyen ekstraosseos lezyonlar meydana gelir.
Röntgen filmlerinde, kemiklerde, kenarları kemikle sınırlanmış radyolüsent alanlar
görülür(28).
Tedavisinde
kemoterapi
ve
kemik
iliği
transplantasyonu
kullanılmaktadır (12).
7.4.2. Ewing Sarkomu
Ewing sarkom kemiklerin primer bir lezyonudur. Az görülen malign bir
tümördür. Hastalık genellikle 5-25 yaşları arasında görülür. Hastalık erkeklerde
kadınların 2 katıdır. Ewing sarkomda ilk klinik belirti zaman zaman meydana gelen
ağrı ve kemiğin şişmesidir. Hastalığa en fazla uzun kemiklerde rastlanır. Az da olsa
tümör çene kemiklerinde de görülmüştür. Çene kemiklerinde tümör meydan geldiği
zaman yüzde nevralji ve dudaklarda parestezi görülür. Çeneler süratle genişler ve
ağız içerisinde şekillenen lezyon ülsere olabilir. Ewing sarkomu radyosensitiv
olmasına rağmen X ışınları ile pek ender tedavi edilir. Diğer kemiklere ve organlara
birkaç ayda metastaz yapar. Hastaların en çok %5i 5 yıl yaşar(35).
7.4.3. Malign Odontoma
Genellikle orta yaşlarda gözlenmektedir. Erkeklerde daha sık görülür.
Radyografide bal peteği görünümündedir. Çene kemiklerinde mandibulada daha sık
rastlanmaktadır. Genellikle küçük olduklarından, tümörün ilk evrelerinde fark
edilemezler.
27
7.4.4. Metastatik Kemik Tümörleri
Kadınlarda ve 40-60 yaşlarında daha sık gözlenmektedir. Vertebra, pelvis,
kranium, kosta, femurda gözlenmektedir. Çene kemiklerini etkilediğinde alt çenede
görülmesi daha fazla olmaktadır. Meme, akciğer, böbrek, tiroid ve prostata metastaz
yapar. Kemiklerde şişme olmaktadır. His azalması söz konusu olmaktadır.
Radyografide güve yanığı şeklinde görülmektedir (44).
28
8. ÖZET
Günümüzde sık rastlanan malign oluşumlar, metastaz yapmaları nedeniyle
hayati tehlike oluşturmaktadır.Yüksek nüksetme oranlarına sahip olan tümörler
yaşam süresini azaltmaktadır.Oral kanserlerin hastanın tüm sisteminde etkili
olduğunu ve erken teşhisle prognozu değiştirilebileceğimiz öngörülmüştür.
Yapılan bu çalışmada tümörlerin etiyolojisi, tümörlerin vücuda olan etkileri,
tanı kriterleri, tümörlerin yayılma şekilleri, baş-boyun tümörleri çeşitlerinin ne
şekilde oldukları ve nasıl tedavi edilecekleri değerlendirilmiştir.
29
9. KAYNAKLAR
1. Türk derm 2012, 46 Özel Sayı 2, s:90-5
2. Ege üniversitesi oraldiagnoz ve radyoloji anabilim dalı ders notları,2011
3. Alpöz E, Dündar N., Oral liken planus, Etiyolojisi, patogenezi ve malignansi
potansiyeli üzerine bir derleme, İzmir Diş Hekimleri Odası Bilimsel Dergisi
2005, s:2-6.
4. Furrer VE, Benitez MB, Furnes M, Lanfranchi HE, Modesti NM, Biopsy vs
superficial scraping, detection of human papillomavirus 11, 16 and 18 in
5. Parkin DM, Bray F, Ferlay J, Pisani P. Global cancer statistics, 2002, CA Cancer
J Clin 2005, 55,s:74-108.
6. Trullenque-Eriksson A, Muñoz-Corcuera M, Campo-Trapero J, Cano-Sánchez J,
Bascones-Martínez A., Analysis of new diagnostic methods in suspicious lesions
of the oral mucosa.,Med Oral Patol Oral Cir Bucal 2009, 14, s:210-216.
7. Sciubba JJ., Oral cancer, The importance of early diagnosis and treatment, Am J
Clin Dermatol 2001, 2, s:239-251.
8. Kaya A., Oral mukozal malignansilerin erken tanısında kullanılan non-invaziv
yöntemlerin karşılaştırılmalı değerlendirilmesi, E.Ü. Diş Hek Fak Sağlık Bil.
Enst., Doktora Tezi, İzmir 2007.
9. Missmann M, Jank S, Laimer K, Gassner R., Areason for the use of toluidine
blue staining in the presurgical management of patients with oral squamous cell
carcinomas, Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 2006, 102,
s:741-743.
10. Maraki D, Becker J, Boecking A., Cytologic and DNA-cytometric very early
diagnosis of oral cancer, J Oral Pathol Med 2004, 33, s:398-404.
30
11. Ram S, Siar CH., Chemiluminescence as a diagnostic aid in the detection of oral
cancer and potentially malignant epithelial lesions, Int J Oral Maxillofac Surg
2005, 34,s:521-527.
12. Dreizen S, Daly DE, et al. Oral complications of cancer radiotherapy, Postgrad
Med 1977, 61, s:85-92.
13. Bouquot JE., Gorlin RJ., Leukoplakia, lichen planus and other oral keratoses in
23, 616 white Americans over the age of 35 years, Oral Surg, 61, 1985, s:373381
14. Furrer VE., Benitez MB., Furnes M., Lanfranchi HE., Modesti NM., Biopsy vs
superficial scraping, detection of human papillomavirus 6, 11, 16 and 18 in
15. Ha PK., Califano JA., The role of human papillomavirus in oral carcinogenesis.
Crit Rev Oral Biology Med 2004, 115, s:188-96.
16. Jordan RC., Daley T., Oral squamous cell carcinoma, new insights. J Can Dent
Assoc, 1997, 63, s:517-518
17. Engelmeier RL. and King GE., Complications of head and neck radiation therapy
and their management, J Prosthet Dent, 1983, 49, s:514-522.
18. Llewellyn CD., Johnson NW., Warnakulasuriya KAAS., Risk factors for
squamous cell carcinoma of the oral cavity in young people a comprehensive
literature review, Oral Oncol, 2007, 37, s:401-418
19. National Institutes of Health Consensus Development Conference on Oral
Complications of Cancer Therapies, Diagnosis, Prevention, and Treatment,
Bethesda, Maryland, April 17-19, 1989, NCI Monogr, 1990, 9, s:1-184
20. Cooper GM., 1996, The cell, A moleculer aproach, ASM Press Washington DC.,
Sinauer Associates, 2 th ed, Inc. Sunderland, Massachusetts.
21. Ege üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Hastalıkları Cerrahisi Anabilim Dalı ders
31
notları, 2013.
22. Güzel M.Z, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Plastik, Rekostrüktif ve Estetik Cerrahi
Anabilim Dalı ders notları, 2010.
23. Minciye Işıl UYGUN, Ağız Kanserleri, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
Bitirme Tezi, 2009.
24. Ünlü Y., Cemiloğlu R., Tekalan Ş.A., Yüz bölgesindeki deri kanserleri ve cerrahi
tedavisi, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, 1986, 8 (4), s:49-54.
25. Zeytinoğlu B., E.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları
Anabilim Dalı ders notları, 2008.
26. Rana Yavuzer ANADOLU, Bazal Hücreli Epitelyoma ve Squamoz Hücreli
Karsinoma’da Dermopatolojik Özellikler, Uzmanlık Tezi, A.Ü. Tıp Fakültesi
Dermatoloji Anabilim Dalı, Ankara 1990.
27. Diaz EM. ve Ark., SCC of the Buccal Mucosa, Head Neck, 2003,s:25-267-273.
28. Koç C., KBB Hastalıkları ve baş boyun cerrahisi, Kırıkkale Üni. Tıp Fak., 1998,
s: 953-961.
29. Kaya A., 2007, Oral mukozal malignansilerin erken tanısında kullanılan
noninvaziv yöntemlerin karşılaştırılmalı değerlendirilmesi, E.Ü. Dişhekimliği
Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji A.B.D. Doktora Tezi.
30. Banu Öztürk , Uğur Coşkun, Emel Yaman, A. Osman Kaya, Ramazan Yıldız,
Mustafa Benekli, Süleyman Büyükberber, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi
Onkoloji Bilim Dalı,
Oral kavite kanserlerinde risk faktörleri, premalign
lezyonlar ve kemoprevensiyon Ankara 2009.
31. Türker M, Yüceltaş Ş, Ağız, Diş ve Çene Hastalıkları Cerrahisi, Atlas Kitapçılık,
İzmir, 1997, s: 332-350.
32. Ünal T., E.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı ders notları, 2007
32
33. Carl W., Local radiation and systemic chemotherapy, preveting and managing the
oral complications, J Am Dent Assoc, 1993, 124, s:118-125.
34. Tahsinoğlu M., Çöloğlu S., Ervesen G., Diş Hekimleri İçin Genel Patoloji,
İstanbul, 1984, s: 75-93.
35. Erişen L., Oral Kavitedeki Benign ve Malign Tümörler, Uludağ Üni.Tıp Fak.
KBB Ders Notları, Bursa 2003.
36. Erişen L., Oral Kavite Anatomisi, Uludağ Üni.Tıp Fak. KBB Ders Notları, Bursa
2003.
37. Çelik O., KBB Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi, Celal Bayar Üni., Tıp Fak.,
Manisa, 1999, s: 601-609.
38. Carl W., Local radiation and systemic chemotherapy: preventing and managing
the oral complications, J Am Dent Assoc 1993, 124, s:119-123.
39. World Health Organization International classification of diseases for oncology
(ICD-0) World Health Organization, Geneva, 1990.
40. Bektas K., Unur M., 2008, Oral skuamöz hücreli karsinoma hastalarında L-MYC
gen polimorfizminin araştırılması, İstanbul.
41. Satı BARAN, Oral Patoloji, Ankara 1982.
42. Ercüment KONUKMAN, Ağız tümörleri, İstanbul 1978.
43. Tanyeri H., Ofluoğlu D., Karataşlı G., Yılmazer R., Oral Kanserlerin Erken
Teşhisinde Diş Hekimlerinin Rolü, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
Dergisi 2008, 42(3-4), s:10-18.
44. Ak G., Tanyeri H., Kanser Tedavisi Gören Hastalarda Oral Lezyonlar, İstanbul,
2006, s:43-6.
33
10. ÖZGEÇMİŞ
24 Şubat 1991 de Aydın’da doğdum. İlköğrenimime Fahrettin Uyguntüzel
İlköğretim Okulu’nda başlayıp, 2005 yılında lise eğitimime Ortaklar Anadolu
Öğretmen Lisesi’nde başlayarak 2009 yılında mezun oldum ve aynı yıl Ege
Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni kazandım.
34
Download