Arrêt - CCVista

advertisement
Kaynak:
11 Kasım 1997 tarihli Divan Kararı, Marschall/Land Nordrhein-Westfalen,
C-409/95, Rec. s. I-6363
Anahtar sözcükler:
,Kadın ve erkek, sosyal politika,eşit muamele,,işe girme ve çalışma koşulları
Konu::
Hellmut Marschall ve Nordrhein-Westfalen Eyaleti-arasındaki yargıya intikal
etmiş uyuşmazlıkta, Verwaltungsgericht Gelsenkirchen (Almanya) tarafından
AT Antlaşması’nın 177. maddesi uyarınca, çalışma şartları, terfiler, eğitim ve
işe alınma konularında kadın ve erkeklere eşit muamele ilkesinin uygulanması
hakkındaki 9 Şubat 1976 tarih ve 76/207/AET sayılı Konsey Direktifinin 2.
maddesinin 1. ve 4. fıkralarının yorumlanmasına ilişkin olarak Adalet Divanı'na
getirilen ön karar talebi
1 Verwaltungsgericht Gelsenkirchen, 29 Aralık tarihinde Divan Kalemi'ne
ulaşan 21 Aralık 1995 tarihli Kararıyla AT Antlaşması’nın 177. maddesi
uyarınca Adalet Divanı'na ,çalışma şartları, terfiler, eğitim ve işe alınma
konularında kadın ve erkeklere eşit muamele ilkesinin uygulanması hakkındaki
9 Şubat 1976 tarih ve 76/207/AET sayılı Konsey Direktifinin (RG, L 39, s. 40,
bundan böyle “Direktif” diye anılacaktır) 2. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının
yorumlanmasına ilişkin olarak ön karar gerektiren bir soru yöneltmiştir..
2. Bu soru Bay Marschall ile Nordrhein Westfalen Eyaletini (bundan böyle “Eyalet”
diye anılacaktır), Bay Marschall’ın Schwerte eğitim merkezindeki (Almanya) bir
mevkie terfi ettirilmesine dair başvurusuna ilişkin olarak karşı karşıya getiren
uyuşmazlık çerçevesinde ortaya çıkmştır..
3. 1 Mayıs 1981’de yayımlanan (GVNW, s. 234)) ve en son 7 Şubat 1995 tarihinde
kamu görevine ilişkin kimi kuralları değiştiren Yedinci Kanunun Birinci Maddesi ile
değişikliğe uğrayan Beamtengesetz’in (Eyalet Kamu Görevlileri Tüzüğü) 25.
maddesinin 5. fıkrasının ikinci cümlesi (GVNW, s. 102, bundan böyle “uyuşmazlık
konusu hüküm” diye anılacaktır) aşağıdaki hükmü içermektedir:
“Eğer yetkili makamın terfiye konu olan sektöründe kariyerin ilgili mevkisinde
kadınların sayısı erkeklerden az ise, bir adayın [erkek] şahsına münhasır sebepler
ibreyi onun lehine döndürmediği sürece yetenekte, yetkide ve mesleki yükümlülükte
eşitlik halinde kadınlar öncelikle terfi ettirilecektir.”
4.Eyalet’in gözlemlerine göre, ek bir terfi kriterini, yani kadına öncelik tanınmasını
doğuran bu hüküm kadın adayların erkek rakiplerine oranla içinde bulundukları
eşitsiz durumu ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Niteliklerin eşit olması
durumunda işveren yaş, kıdem ve erkeğin aile babası veya evin gelirini sağlama
yükümlülüğüne sahip kişi olması gibi, kadınlar için dezavantaj yaratan birtakım
geleneksel kriterleri uygulamak suretiyle bir erkeği terfi ettirmeyi tercih etmektedir.
5. Kadınların öncelikle terfi ettirilmesine ilişkin “bir adayın [erkek] şahsına münhasır
sebepler ibreyi onun lehine döndürmediği sürece” hükmünü koyarken kanun koyucu,
Eyalet'e göre, idareye adayların şahsına münhasır tüm nedenlerin dikkate alınmasını
sağlayıcı, yeterli bir esneklik ve takdir hakkı kazandırmak amacı ile böyle belirsiz bir
hukuki kavram öngörmüştür. Sonuç olarak, öncelik kuralının varlığına rağmen idare,
her durumda geleneksel ya da diğer terfi kriterlerini uygulayarak erkek adayı tercih
edebilir.
6.Ulusal yargı kararından anlaşıldığı üzere, Bay Marschall, Eyalet'te kadrolu eğitmen
olarak çalışmaktadır ve hakkındaki işlemler A 12 derecesine dayanarak
yapılmaktadır.
7.Bay Marschall 8 Şubat 1994’te Schwerte eğitim merkezindeki A 13 derecesindeki
(“gereken koşulların yerine getirilmesi halinde orta öğretim birinci derecede hizmet
verebilecek öğretim görevlisi”) bir mevkie terfi etmek amacıyla adaylığını koymuştur.
Bezirksregierung Arnsberg, bu göreve bir bayan rakibi atamayı hedefledikleri
konusunda kendisine bilgi vermiştir.
8.Bay Marschall, Bezirksregierung’un 29 Temmuz 1994 tarihli kararıyla reddedilen
bir şikayette bulunmuştur. Red kararında resmi performans değerlendirme
raporlarından Bay Marschall ile ilgili bayanın eşit niteliklere sahip oldukları
anlaşılsa da olay tarihinde A 13 derecesinde görev yapan bayanların sayısının
erkeklerden az olduğu gerekçesiyle, uyuşmazlık konusu hüküm uyarınca zorunlu
olarak kadın adayın terfi ettirilmesi gerektiği dayanak olarak öne sürülmüştür.
9.Bay Marschall, böylece Verwaltungsgericht Gelsenkirchen’e, Eyalet'in kendisini
söz konusu mevkie terfi ettirmesi yönünde hüküm vermesi amacıyla dava açmıştır.
10.Bay Marschall ile ilgili bayan rakibin terfi ettirilecek makam için eşit niteliklere
sahip olduğunu belirleyen ulusal yargı, uyuşmazlığın çözümünün, uyuşmazlık konusu
hükmün Direktifin 2. maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile uyumlu olup olmadığının
belirlenmesi ile mümkün olabileceğini belirtmiştir.
11.Bu bağlamda, Verwaltungsgericht Gelsenkirchen, Adalet Divanının 17 Ekim 1995
tarihli Kalanke Kararına dayanarak (C-450/93, Rec. s. I-3051), uyuşmazlık konusu
hükmün kadınlara tanımış olduğu önceliğin Direktifin 2. maddesinin 1. fıkrasındaki
anlamda bir ayrımcılık teşkil ettiğini ve bu ayrımcılığın, istisnai hallerde erkek adayın
tercih edilebilmesi imkanı ile ortadan kalkmadığı yönündeki görüşünü belirtmiştir.
12.Ulusal yargı aynı zamanda, uyuşmazlık konusu hükmün kadınlarla erkekler
arasındaki fırsat eşitliğinin ilerletilmesine yönelik önlemleri hedefleyen Direktifin 2.
maddesinin 4. fıkrasının uygulama alanı kapsamında bulunduğundan da şüphe
etmektedir. Ele alınan konuda sadece kadınlarla erkeklerin sayısal oranı kriterine
dayanıldığından, adaylar üzerindeki takdir hakkı haksız yere azalacaktır. Buna ek
olarak, uyuşmazlık konusu hüküm, kadınların erkeklerle iş piyasasında rekabet etme
ve eşit olanaklarla kariyer yapabilme kapasitelerini geliştirmemekte, olsa olsa bir
sonucu zorunlu kılmaktadır. Oysa, Direktifin 2. maddesinin 4. fıkrası sadece fırsat
eşitliğini hedefleyen önlemlere izin vermektedir.
13.Bu şartlar altında, ulusal yargı, karar vermeyi erteleyerek, Adalet Divanına
aşağıdaki soruyu sormaya ve bu sorunun cevabını beklemeye karar vermiştir:
“Bir ulusal hükmün erkek ve kadın adayların niteliklerinin (yetenek, yetki ve mesleki
yükümlülük) eşit olduğu durumlarda, kamu hizmeti sektöründe söz konusu mevkide
kadınların erkeklerden daha az sayıda olması halinde erkek adayın şahsına münhasır
sebepler ibreyi onun lehine çevirmiyorsa, kadınların öncelikle terfi ettirilmesini
öngörmesi, (“sofern nicht in der Person eines männlichen Mitbewerbers liegende
Gründe überwiegen”) çalışma şartları, terfiler, eğitim ve işe alınma konularında kadın
ve erkeklere eşit muamele ilkesinin uygulanması hakkındaki 9 Şubat 1976 tarih ve
76/207/CEE sayılı Direktifinin (76/207/CEE) 2. maddesinin 1. ve 4. fıkralarına
aykırılık teşkil eder mi?”
14. Eyalet, Avusturya, İspanyol, Finlandiya, Norveç ve İsveç Hükümetleri, ayrıca
Komisyon, uyuşmazlık konusu hüküm gibi bir ulusal kuralın Direktifin 2. maddesinin
4. fıkrasının uygulama alanından doğan kadın-erkek fırsat eşitliğini ilerletmeye
yönelik bir önlem oluşturduğunu ileri sürmektedirler.
15.Bu bağlamda, Eyalet kadın adaylara sağlanmış olan önceliğin geleneksel terfi
kriterlerini, bunları tümüyle değiştirmemek kaydıyla, kadınlar lehine denkleştirmeyi
amaçladığını ileri sürmektedir. Avusturya Hükümeti, uyuşmazlık konusu olan hüküm
gibi ulusal kuralların, personel seçimindeki ayrımcı süreçleri düzeltmeyi amaçladığını
ileri sürmektedir.
16.Finlandiya, İsveç ve Norveç Hükümetleri dava konusu olaydaki ulusal hükmün,
kadınların sorumluluk gerektiren makamlara girmesini kolaylaştırıcı ve iş piyasasının
kadınlara verilen işlerin, mesleki hiyerarşide daha alt makamlarda yoğunlaşması
şeklindeki, cinsiyetlere göre bölümlere ayrılmış mevcut durumunu dengeleyici bir
etkisi olduğunu eklemektedirler. Finlandiya Hükümetine göre, geçmiş tecrübelerin
gösterdiği gibi, kadınlara sağlanan mesleki formasyon ve rehberlik veya ailevi ve
mesleki sorumlulukların paylaşımına müdahale etmeye yönelik işlemler de ne yazık
ki iş piyasasındaki bu hiyerarşik bölünmeye son verememiştir.
17.Son olarak, Eyalet ve tüm bu sözkonusu hükümetler, uyuşmazlık konusu hükmün
kadınlara kayıtsız şartsız bir öncelik güvencesi tanımadığını belirtmektedirler.
Dolayısıyla bu hüküm, yukarıda sözü edilen Kalanke Kararında Adalet Divanının
çizmiş olduğu sınırlar içinde kalmaktadır.
18.Diğer taraftan, Fransız ve Birleşik Krallık Hükümetlerine göre, Direktifin 2.
maddesinin 4. fıkrasında öngörülen istisna, uyuşmazlık konusu hükmü
kapsamamaktadır.
19.Bu bağlamda, bu hükümetlere göre, kadın adaylara öncelik tanıyan bu hüküm,
fırsat eşitliğini ilerletmenin ötesinde, kadın ve erkekler arasında temsil eşitliği
sağlamayı hedeflemektedir. Sonuçta,uygulama alanı bulacak olan yukarıda sözü
edilen Kalanke Kararında izlenen mantıktır..
20.Fransız ve Birleşik Krallık Hükümetleri, istisnai bir hükmün varlığının uyuşmazlık
konusu hükmün ayrımcı niteliğinden hiçbir şey eksiltmeyeceğini eklemişlerdir. Bu
hükmün, kadın adayı terfi ettirme genel yükümlülüğü üzerinde baskı yaratabilecek
nitelikteki, erkek adayın şahsına münhasır hiçbir sebepten ileri gelmeyen “normal”
duruma etkisi olmayacak ve dolayısıyla bu hüküm sadece istisnai durumlarda
uygulanacaktır. Buna ilaveten, genel ve belirsiz terimlerle ifade edilmiş olması
dolayısıyla bu hüküm, hukuki kesinlik prensibi ile çelişecektir.
21. Direktifin ilk maddesinin 1. fıkrasından anlaşıldığı üzere, bu Direktif, Üye
Devletlerde, kadın ve erkeklere terfi hakkı dahil olmak üzere işe alınma koşullarını da
kapsayan, eşit muamele ilkesinin yürürlüğe sokulmasını hedeflemektedir. Sözkonusu
eşit muamele ilkesi, Direktifin 2. maddesinin 1. fıkrası uyarınca “doğrudan veya
dolaylı olarak cinsiyete dayanan hiçbir ayrımcılık yapılmayacağı” anlamına
gelmektedir.
22 .2. maddenin 4. fıkrasına göre, Direktif, “kadın ve erkek arasındaki fırsat
eşitliğini ilerletmeyi, özellikle ilk maddenin 1. fıkrasında hedeflenen alanlarda
kadınların fırsatlarını etkileyen uygulamadaki eşitsizlikleri önleyici önlemlere engel
olmamaktadır.”
23. Adalet Divanı yukarıda sözü edilen Kalanke Kararı'nın 16. paragrafında, ele
alınan makam nezdinde kadınların erkeklerden daha az olduğu faaliyet alanlarında,
erkek rakipleri ile aynı niteliğe sahip kadın adaylara terfi sırasında otomatik olarak
öncelik tanıyan bir hukuk kuralının, cinsiyete dayalı ayrımcılığa yol açacağını
belirtmiştir.
24.Ancak, şunu da değerlendirmek gerekir ki, bu olaydaki uyuşmazlık konusu hüküm
Kalanke Kararındaki anlaşmazlık konusu hükmün aksine, bir erkek adayın şahsına
münhasır sebepler ile ibreyi kendi lehine döndürmesi halinde, kadın adaylara terfide
öncelik tanınmaması şartını içermektedir (“Öffnungsklausel” bundan böyle “açılış
hükmü” diye anılacaktır).
25.Sonuç olarak, böyle bir hükmün içinde bulunduğu bir ulusal kuralın, Direktifin 2.
maddesinin 4. fıkrasındaki anlamda kadın ve erkek arasında fırsat eşitliğini
ilerletmeyi hedefleyip hedeflemediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
26.Bu son hükmün (madde 2 fıkra 4), görünüşte ayrımcı nitelikte olan , ancak aslında
sosyal hayatın gerçekliği içinde mevcut olabilen uygulamadaki durumlardan doğan
eşitsizlikleri azaltmayı veya ortadan kaldırmayı hedefleyen nitelikteki önlemlere
muvafakat etmek gibi belirli ve münhasır bir amacı bulunmaktadır (25 Ekim 1988
tarihli Karar, Komisyon/Fransa, 312/86, Rec. s. 6315, 15. paragraf ve yukarıda sözü
edilen Kalanke Kararı 18. paragraf).
27.Bu durumda söz konusu hüküm, terfi de dahil olmak üzere işe alınma alanındaki,
kadınların iş piyasasında erkeklerle rekabet edebilme kapasitesini arttırmaya ve
erkeklerle eşit bir durumda kariyerlerini yapmaya yönelik ulusal önlemlere de izin
vermektedir (yukarıda anılan Kalanke Kararı, 19. paragraf).
28.Konseyin kadınların lehine pozitif işlemlerin teşviki hakkındaki 13 Aralık 1984
tarihli 84/635/CEE sayılı Tavsiye Kararının (RG L 331, s.34) gerekçeler kısmının
üçüncü maddesinde de belirttiği gibi, “kişilere haklar vermeyi amaçlayan muamele
eşitliğine ilişkin hukuk kuralları, kadınlar için iş hayatında davranışlardan,
tutumlardan ve toplum yapısından doğan zarar verici etkileri ortadan kaldırmak
amacıyla ilgili devletler, sosyal taraflar ve diğer ilgili kuruluşlar tarafından bunlara
paralel işlemlerin yapılmaması halinde, uygulamadaki her tür eşitsizliği ortadan
kaldırmaya yeterli değildir.” (Kalanke Kararı, 20. paragraf ).
29. Eyalet ve diğer müdahil hükümetlerin de altını çizdiği üzere, kadın ve erkeğin eşit
niteliklere sahip olduğu hallerde bile, uygulamada kadınların iş hayatındaki yeri ve
kapasiteleri hakkında önyargılar ve basmakalıp düşüncelerle ve örneğin kadınların
kariyerlerini eve ve aileye ilişkin görevleri dolayısıyla daha sık
kesintiye
uğratmaları, iş saatlerinde daha az esneklik olması veya hamilelik, doğum ve
emzirme dönemleri nedeni ile daha fazla izinli olmaları gibi korkularla, erkek
adayların terfi ettirilmesinin kadınların terfi ettirilmesine tercih edildiği belirtilmiştir.
30.Bu nedenlerle, farklı cinsiyetlerde olup da aynı nitelikleri haiz iki adayın
mevcudiyeti, bunların başlı başına eşit fırsatlara sahip olacakları anlamına gelmez.
31.Buradan çıkan sonuca göre, istisna hükmü çekincesine tabi olmak suretiyle, bir
terfi sırasında erkek rakipleri ile aynı niteliklere sahip kadın adayların daha az sayı ile
temsil olundukları sektörlerde tercihli muamele görmelerine ilişkin bir ulusal kural,
böyle bir kuralın yukarıda tasvir edilmiş olan kadın adaylara yönelik önyargılı
davranış ve tutumlardan doğan zarar verici etkileri dengeleyebildiği ve sosyal hayatın
gerçekleri içinde mevcut olabilecek eşitsizlikleri azaltabildiği durumlarda, 2.
maddenin 4. fıkrasının uygulama alanına girebilecektir.
32.Ancak, 2. maddenin 4. fıkrası Direktif ile verilmiş olan bir bireysel hakka yönelik
bir istisna niteliğinde olduğundan, özellikle kadın adayları desteklemeye yönelik
böyle bir ulusal önlem bu hükümde öngörülen istisnanın sınırlarını aşmadan,
kadınlara terfi sırasında kesin ve şartsız bir önceliği garanti edebilir nitelikte değildir
(yukarıda anılan Kalanke Kararı 21. ve 22. paragraflar).
33.Kalanke Kararında söz konusu edilen kuralların aksine bir ulusal düzenleme, dava
konusu olayda olduğu gibi, bir istisna hükmü taşıyorsa, yukarıda sözü edilen sınırları
aşmaz, şöyle ki, ilgili hüküm, kadın adaylarla eşit niteliklere sahip erkek adaylara,
adaylıklarının, adayların şahsına münhasır tüm kriterlerin ele alınacağı nesnel bir
değerlendirmeye tabi olacağı ve bu kriterlerden bir veya birden fazlasının ibreyi erkek
adaya döndürmesi durumunda kadın adaya tanınan önceliğin ortadan kalkacağı
teminatını vermektedir. Ancak, şunu da hatırlatmak gerekir ki, bu kriterler kadın
adaylar aleyhine ayrımcı nitelik taşımamalıdır.
34.Uyuşmazlık konusu hükmün kapsamının değerlendirilmesine dayanarak bu
şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi, Eyalet tarafından da ortaya
konduğu gibi, ulusal yargıya düşmektedir.
35. Bu durumda,Ulusal yargıya
–
ulusal hükmün, her bireysel durumda, kadın adaylarla eşit niteliklere sahip
erkek adaylara, adaylıklarının, adayların şahsına münhasır tüm kriterlerin ele
alınacağı nesnel bir değerlendirmeye tabi olacağı ve bu kriterlerden bir veya
birden fazlasının ibreyi erkek adaya döndürmesi durumunda kadın adaya
tanınan önceliğin ortadan kalkacağı teminatını vermesi ve
–
bu tür kriterlerin kadın adaylar aleyhine ayrımcı nitelik taşımaması
şartıyla, ele alınan makamdaki kadınların erkeklerden sayıca daha az olduğu kamu
hizmeti faaliyet sektörlerinde yeteneklerinde, yetkilerinde ve mesleki
yükümlülüklerinde eşit nitelikleri haiz kadın adaylara, bir erkek adayın şahsına
münhasır sebeplerden dolayı ibrenin erkek aday lehine dönmemesi halinde, öncelikli
terfi imkanı tanıyan bir ulusal hükmün Direktifin 2. maddesinin 1. ve 4. fıkralarına
aykırılık teşkil etmediği cevabı verilmelidir.
Mahkeme Masrafları Hakkında
36.Adalet Divanına gözlemlerini sunan İspanyol, Fransız, Hollanda, Norveç,
Finlandiya, İsveç ve Birleşik Krallık Hükümetleri ve Avrupa Toplulukları Komisyonu
tarafından yapılan masraflar herhangi bir geri ödemeye konu olamaz. Asli dava
taraflarının masrafları bakımından ise, bu takibat, ulusal yargı nezdinde devam eden
asıl davanın bir aşamasını teşkil ettiğinden, masraflarla ilgili karar verme yetkisi
sözkonusu ulusal yargınındır..
Bu gerekçelerle,
DİVAN
Verwaltungsgericht Gelsenkirchen tarafından 21 Aralık 1995 tarihli Kararla kendisine
iletilen soru hakkında, aşağıdakilere hükmetmiştir.:
- Ulusal Hükmün, her özel durumda, kadın adaylarla eşit niteliklere sahip erkek
adaylara, adaylıklarının, adayların şahsına münhasır tüm kriterlerin ele
alınacağı nesnel bir değerlendirmeye tabi olacağı ve bu kriterlerden bir veya
birden fazlasının ibreyi erkek adaya döndürmesi durumunda kadın adaya
tanınan önceliğin ortadan kalkacağı teminatını vermesi, ve
- bu tür kriterlerin kadın adaylar aleyhine ayrımcı nitelik taşımaması
şartıyla ilgili ulusal hükmün yetenekleri, yetkileri ve mesleki yükümlülüklerinde
eşit nitelikleri haiz farklı cinsiyetlerdeki adaylar arasından, ele alınan
makamdaki kadın sayısının erkeklerden az olduğu kamu hizmeti sektörlerinde,
bir erkek adayın şahsına münhasır sebeplerin ibreyi erkek aday yönüne
çevirmemesi halinde, kadınların erkeklerden öncelikli olarak terfi ettirilmesini
öngörmesi, Çalışma şartları, terfiler, eğitim ve işe alınma konularında kadın ve
erkeklere eşit muamele ilkesinin uygulanması hakkındaki 9 Şubat 1976 tarih ve
76/207/AET sayılı Konsey Direktifinin 2. maddesinin 1. ve 4. fıkralarına aykırılık
teşkil etmemektedir.
Download