1. ünite xx. yüzyıl başlarında dünya

advertisement
1. ÜNİTE
XX. YÜZYIL BAŞLARINDA DÜNYA
Liderlerin takip ettikleri
politikalarının kendi
milletleri ve insanlık tarihi
için önemi nedir? Barışı
korumak niçin önemlidir?
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
NELER ÖĞRENECEĞİZ?
Bu ünitenin sonunda:
1. I. Dünya Savaşı’nın neden ve sonuçlarını, I. Dünya Savaşı sonunda yapılan
antlaşmaları,
2. Çarlık Rusya’sının yıkılışı ve SSCB’nin kuruluşunu, SSCB yönetimindeki Türk
topluluklarının durumunu ve Basmacı Hareketi’ni,
3. İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu’da manda yönetimleri kurmalarını,
4. Japonya’nın Uzak Doğu’da yeni bir güç olarak ortaya çıkmasını ve sonuçlarını,
5. 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin nedenleri ve sonuçlarını, Türkiye’ye etkilerini,
6. I. Dünya Savaşı’ndan sonra barışın sürekliliğini sağlama çabalarını, Avrupa’da
sosyal ve ekonomik hayatı, İtalya’da Faşizm ve Almanya’da Nazizmin ortaya
çıkışını,
7. Atatürk Dönemi’nde Türk dış politikasında meydana gelen gelişmeleri (Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne girişi, Balkan Antantı, Montrö Boğazlar
Sözleşmesi, Sadabat Paktı, Hatay meselesi ve Hatay’ın Anavatan’a katılması)
öğreneceğiz.
ANAHTAR KAVRAMLAR
HAM
MADDE
MillîYETÇİLİK
PAZAR
BASMACI
HAREKETİ
MONROE
DOKTRİNİ
MANDA
YÖNETİMİ
BOLŞEVİK
ASİMİLE
SİYASETİ
10
FAŞİZM
NAZİZM
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
A. I. DÜNYA SAVAŞI VE SONUÇLARI
1. I. Dünya Savaşı
I. Dünya Savaşı; savaş alanının genişliği, savaşan devletlerin sayısı, etkileri ve
sonuçları bakımından tarihte o zamana kadar yapılan en büyük savaştır. Bu savaş,
önce Avrupa’da başlamış, kısa bir süre içinde bütün dünyaya yayılmıştır.
I. Dünya Savaşı’nın nedenlerini Fransız İhtilali’nin dünyaya yaydığı düşünce
akımlarında ve Sanayi İnkılabı’nın yol açtığı ham madde ve pazar arayışındaki yarışta aramak gerekir.
XIX. yüzyılın sonlarına doğru siyasi birliklerini tamamlayan İtalya ve Almanya,
kısa zamanda sanayileşerek Avrupa’nın güçlü devletleri arasında yer aldılar. Ancak
bu devletlerin sanayilerini devam ettirecek ucuz ham madde ve pazar alanları yoktu. Bu durum Almanya ve İtalya’nın daha önce sanayileşen ve sömürgecilikte ilerleyen İngiltere ve Fransa gibi devletlerle rekabete girmesine yol açtı. Almanya’nın
kısa sürede dünya pazarlarında etkin bir duruma gelmesi ve her geçen gün biraz
daha güçlenmesi İngiltere’yi rahatsız etti. Almanya bu sırada Fransa ile Alsace-Lorraine (Alsas-Loren) bölgesi yüzünden anlaşmazlık hâlindeydi. Fransa 1871yılında Almanya’nın işgal ettiği bu bölgeyi geri almak için fırsat kolluyordu. Bu durum
Fransa’nın İngiltere’nin yanında yer almasına ortam sağladı.
Rusya’nın izlediği Panslavizm politikası, bünyesinde çok sayıda Slav barındıran Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Almanya’nın yanında yer almasına yol
açtı. Rusya’nın İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ele geçirerek Akdeniz’e inmek istemesi ise, Osmanlı Devleti’nin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Almanya ile
yakınlaşmasına yol açtı.
Bütün bu ekonomik rekabet ve siyasi mücadele Avrupa devletlerinin birbirine
düşman iki bloka ayrılmasına neden oldu. Bunlardan birincisi 1882 yılında Almanya, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu ve İtalya’nın oluşturduğu üçlü ittifak (üçlü
bağlaşma), diğeri ise 1907 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu üçlü
itilaftır (üçlü anlaşma). İttifak devletlerine daha sonra Osmanlı Devleti ve Bulgaristan
da katıldı. İtalya ise I. Dünya Savaşı başında bu gruptan ayrılarak itilaf devletlerine
katıldı. Bu gruba daha sonra Brezilya, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Japonya, ABD ve
Yunanistan katıldı.
28 Haziran 1914’te Avusturya- Macaristan İmparatorluğu veliahdının
Saraybosna’da bir Sırp Millîyetçisi tarafından öldürülmesi, I. Dünya Savaşı’nın kıvılcımı oldu. Önce Avrupa’da başlayan savaş kısa bir süre sonra bütün dünyaya yayıldı.
Savaş başladığında tarafsız olan ABD, İtilaf Devletlerine silah ve cephane taşıyan ticaret gemilerinin Almanlar tarafından batırılması üzerine itilaf devletleri yanında savaşa katıldı. Bu durum savaşın gidişini değiştirdi. ABD’nin desteği ile güçlenen itilaf devletleri, ittifak ordularına karşı üstünlük elde ettiler. Böylece dört yıl
11
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
süren ve milyonlarca insanın ölümüne, yüzlerce kentin yakılıp yıkılmasına neden
olan I. Dünya Savaşı itilaf devletlerinin galibiyeti ile sona erdi(1918).
2. Paris Barış Konferansı
İtilaf devletleri I.Dünya Savaşı sonrası yenilen
devletlerle imzalanacak barış antlaşmalarının esasların,
belirlemek için 18
Ocak 1919 tarihinde Paris’te bir konferans düzenlediler. Konferansa 32
devletin temsilcileri
katıldı. Konferansın
Harita. 01.01: I.Dünya Savaşı’nda Avrupa ve Osmanlı Devleti
kararlarında etkili
olan devletler ise ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya idi. ABD konferansta uluslararası
ilişkilerde sürekli bir barışı sağlayacak ve koruyacak olan Milletler Cemiyetinin kurulmasını sağlamayı amaçlıyordu. ABD Başkanı Wilson savaşta sağladığı büyük prestijle
öteki devlet adamlarını etkilemeye çalıştı. Onun en çok üzerinde durduğu konu olan
Milletler Cemiyetinin kurulması kararının alınmasından sonra ülkesine döndü. ABD
böylece tekrar yalnızlık politikasına döndü. Bundan sonra İngiltere ve Fransa, Paris
Barış Konferansı’nı çıkarlarına uygun şekilde yönlendirdiler. Fransa’nın bütün amacı
Almanya’yı etkisiz ve güçsüz bir hâle getirmekti. İngiltere ise denizlerde kendisine
rakip olan Alman donanmasını ortadan kaldırmak ve Almanya’nın Avrupa devletler
dengesini bir daha bozamayacağı tedbirler almaktı. İtalya ise I. Dünya Savaşı sırasında yapılan gizli paylaşım tasarılarına uygun olarak Batı Anadolu’nun kendisine
verilmesini bekliyordu.
E
BİLGİ NOTU
ABD Başkanı Monroe 1823 yılında kongrede yaptığı konuşmada ABD’nin Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki sorun, savaş ve politikalara karışmamayı esas
aldığını, Avrupa’nın da kendi kıtalarına karışmamasını belirtmiştir. Böylece ABD,
Avrupa diplomasisinden ve sorunlarından uzak durarak kendi kıtasına kapanmış
ve yalnızlık politikasına dönmüş oluyordu.
12
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
3. I.Dünya Savaşı Sonunda Yapılan Antlaşmalar
Rusya’da Bolşevik İhtilali’nden sonra
kurulan SSCB, ittifak
devletlerine başvurarak barış istedi. BrestLitowsk’ta yapılan görüşmelere
Almanya,
Sovyetler Birliği, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti
katıldı. 3 Mart 1918’de
Brest- Litowsk AntResim. 01.01: Paris Barış Konferansı’nda İngiltere, İtalya, Fransa ve
laşması
imzalandı. Bu
ABD Temsilcileri
antlaşma ile Sovyetler,
Polonya, Litvanya, Estonya ve Ukrayna’dan çekildiler. Bu ülkelerin geleceğine ittifak
devletleri karar verecekti. Rusya, Kars, Ardahan ve Batum’u da Osmanlı Devleti’ne
verdi ve Doğu Anadolu’dan çekildi. I. Dünya Savaşı’nı bitiren antlaşmalar şunlardır:
Versailles (Versay) Antlaşması (28 Haziran 1919): Almanya ile itilaf devletleri
arasında imzalandı. Almanya, Alsas- Loren bölgesini Fransa’ya geri verdi ve önemli
ölçüde toprak kaybetti. Denizaşırı toprakları İngiltere, Fransa ve Japonya arasında
paylaşıldı.
St. Germain (Sen Jermen)Antlaşması (10 Eylül 1919): Avusturya ve itilaf devletleri arasında imzalandı. Avusturya; Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya’nın
bağımsızlığını tanıdı. Topraklarının bir bölümünü bu devletlere bıraktı.
Neuilly (Nöyyi) Antlaşması (27 Kasım 1919): Bulgaristan ile itilaf devletleri arasında imzalandı. Bulgaristan bir kısım topraklarını Romanya ve Yugoslavya’ya verdi.
Batı Trakya’yı Yunanistan’a vermek zorunda kaldı. Böylece Bulgaristan’ın Ege Denizi
ile bağlantısı kesilmiş oldu.
Trianon (Triyanon) Antlaşması (4 Haziran 1920): Macaristan ile İtilaf Devletleri
arasında imzalandı. Macaristan’ın Avusturya ile birleşmesi yasaklandı ve bir kısım
toprakları Yugoslavya, Romanya ve Çekoslovakya’ya verildi.
Sevres (Sevr) Antlaşması (10 Ağustos 1920): Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalandı. I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren barış antlaşmalarının en ağır
hükümler içeren antlaşmasıdır. Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti’ne Anadolu’da
küçük bir toprak parçası bırakılıyor ve bağımsızlığı elinden alınıyordu. Ancak Türk
milletinin Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde yapmış olduğu Millî Mücadele, Sevr
13
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
Barış Antlaşması hükümlerinin uygulanmasını ve yürürlüğe girmesini önlemiştir.
4. I. Dünya Savaşı’nın Sonuçları
I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti, Almanya İmparatorluğu, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu ve Rus Çarlığı yıkılarak yerine yeni devletler kuruldu.
İtilaf Devletlerinin çıkarlarını gözeten yeni dengeler kuruldu. Avrupa’nın siyasi haritası yeniden çizildi. Çekoslavakya, Yugoslavya,
Macaristan, Polonya, Litvanya, Ukrayna, Estonya
gibi yeni devletler kuruldu. Sömürgecilik anlayışı
manda yönetimi adı altında sürdürüldü. Sınırların
çizilmesinde etnik yapıya
dikkat
edilmemesinde
de yeni sorunlar ortaya
çıktı. Osmanlı Devleti’nin
yıkılışı ile Orta Doğu’da
Harita. 01.02: I. Dünya Savaşı’ndan Sonra Avrupa
kuvvetler dengesi değişti. İngiltere ve Fransa bu bölgeyi sömürge anlayışlarının merkezi hâline getirdiler.
Yenilen devletlere çok ağır hükümler içeren antlaşmalar imzalatıldı. Bu ise II. Dünya
Savaşı’nın çıkmasına neden oldu.
B.SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ (SSCB),
ORTA ASYA’DAKİ TÜRK DEVLET VE TOPLULUKLARI
1. Çarlık Rusya’sının Yıkılışı ve Bolşevik İhtilali
XIX. yüzyılda Çarlık Rusya’sında halkın büyük bölümü tarımla geçiniyordu.
Tarım ilkel aletlerle yapıldığından verim de düşüktü. XIX. yüzyılın ikinci yarısında
Rusya’da sanayileşme faaliyetlerinin başlaması işçi sınıfının ortaya çıkmasını sağladı.
Sanayileşme süreci fakir köylülerin köyden şehirlere göç etmesine yol açtı. Fabrikalarda çalışma saatleri kadın ve çocuklar için bile 12-14 saatten aşağı değildi. Ücretler
düşük, çalışma şartları sağlık açısından çok kötüydü. I. Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri bu toplumsal sınıfların hayat şartlarını daha kötüleştirdi. Rusya’da maliye, tıpkı
Fransız İhtilali öncesinde olduğu gibi iflas etmiş durumdaydı. Savaşın finansmanı
dış borçlarla sağlanmaktaydı. Çarlık yönetimine karşı tepkiler arttı. Petersburg’da
kadın işçilerin başlattığı grev kısa sürede her tarafa yayıldı. Zor durumda kalan Çar
II.Nikola iktidardan çekildiğini açıkladı. Yetkileri geçici hükûmet devraldı. Ancak geçici hükûmet halkın barış ve ekmek taleplerini yerine getiremedi. Bolşevikler sürgündeki İlyiç Vilademir Lenin’in Rusya’ya dönmesiyle geçici hükûmeti devirmeye
14
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
karar verdiler. Geçici hükûmetin
Bolşeviklerin üzerine gönderdiği
ordu ‘’barış, ekmek ve toprak’’ sloganlarıyla ortaya çıkan Bolşeviklere katıldı. Böylece Bolşevikler yönetimi ele geçirdi (Ekim 1917).
Bolşevikler için en önemli konu, iç barışın sağlanmasıydı.
Bunun için 3 Mart 1918 tarihinde
İttifak Devletleriyle Brest-Litowsk
Antlaşması’nı imzalayarak I. Dünya Savaşı’ndan çekildiler. Bir süre
sonra Rusya’da totaliter tek parti
diktatörlüğü kuruldu. Bolşeviklerin bu faaliyetlerine karşı tepkiler
yükselmeye başladı. Bu tepkiler İtilaf Devletlerinin çar yanlılarını desteklemesiyle iç savaşa dönüştü. İç
savaşta milyonlarca insan öldü. I.
Dünya Savaşı ve Ekim Devrimi sırasında fakir ve yoksul düşen halk
Resim 01.02: Bolşevik İhtilali Öncesinde
üç
yıl daha bu zorlukları yaşadı. İç
Petersburg’da Yapılan Gösterilerden Biri
savaş sonunda Lenin’in Komünist
Partisi bu mücadeleden galip çıktı (1921) ve Rusya toprakları üzerinde tam bir diktatörlük kurdu.
Lenin iç savaşın açtığı yaraları ve tahribatı iyileştirme amacına yönelik olarak
Yeni Ekonomik Politika ( Novaya Ekonomiçeskaya Politika-NEP ) dönemini başlattı.
Eski Rus imparatorluğu federasyona dönüştürüldü ve devlet 1 Ocak 1923’te Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) adını aldı.
1924’te Lenin’in ölümünden sonra yerine geçen Stalin, Rusya’nın kendi öz kaynaklarını kullanarak kalkınmasını sağlamayı amaçladı. Eski fabrikalar modernleştirildi. Ağır sanayide hızlı bir ilerleme görüldü. 1950’den sonra Sibirya’da petrol, gaz
ve maden rezervleri işletilmeye başlandı. Bu gelişmelere karşın gelir dağılımında
büyük bir eşitsizlik vardı. Komünist parti yöneticileri ve rejimin savunucusu yazar
ve sanatçılar birçok hizmetten parasız yararlanırken köylüler sefalet içindeydi. Stalin döneminde toplum üzerinde büyük bir baskı kuruldu, muhalifler tasfiye edildi.
Resmî ideoloji eşitlik ilkesini benimsemesine rağmen toplumda ve gelir dağılımında
büyük bir adaletsizlik vardı.
15
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
2. Rusların Orta Asya’yı İstilası
XV. yüzyılın sonlarına doğru Altın Orda Devleti’nin yıkılmasıyla Rusya’nın
Orta Asya’ya doğru yayılması başladı. Rusların Orta Asya’yı işgalleri 1552’de Kazan
Hanlığı’nın işgali ile başladı. Peşinden Hazar Denizi’ne kadar bütün İdil (Volga) bölgesini kontrolleri altına aldılar. Ruslar 1556’da Astrahan’ı aldıktan sonra Volga ile
Sibirya arasındaki bölgede üstünlük sağladılar. Rusların teknik donanım ve silah
üstünlüğü onların Orta Asya’da ilerleyişlerini kolaylaştırdı. Ruslar XVIII. yüzyılda Hokand Hanlığı (1865) Buhara Emirliği (1866) topraklarını ele geçirdiler. Ruslar o ana
kadar Türkistan’da işgal ettikleri yerleri doğrudan ilhak ettiler ve 1867 yılında Türkistan Genel Valiliği’ni kurdular. Sırada Hive Hanlığı bulunuyordu. Hazar Denizi’nden
Aral’a kadar uzanan hattın güneyini oluşturan Hive toprakları Türkmenlerin direnişine rağmen ele geçirildi(1873). Hive’nin işgali ile Ruslar, Uygur Türklerinin yaşadığı
Doğu-Türkistan dışında tüm Orta Asya’ya hâkim oldular. Türkistan’daki Türk hanlıklarının bu kadar kolayca ve kısa zamanda Rus istilasına uğramasında, Orta Asya’daki
Türk hanlıklarının birlik ve beraberlik içinde hareket etmemeleri, kendi iç mücadeleleri ve Rusların disiplinli, iyi silahla donatılmış kuvvetleri etkili oldu.
Orta Asya’yı işgal eden Ruslar ilk önce bu bölgelerin yöneticilerini kendileri
tayin ettiler. Ağır vergilerle halkın fakirleşmesine yol açtılar. Ayrıca sayıları yüz binleri
bulan Rus göçmenlerini Türk topraklarında yerleştirmeye başladılar. Rusların bu tür
faaliyetlerine karşı Türkler yer yer isyan etmeye başladılar.
XX. yüzyılın başında Rusya’da gelişen meşruti fikirler Türklerin haklarını istemede yeni fırsatlar oluşturdu. Nitekim 1905’te Rusya’da kurulan Duma’ya (Meclis)
Türkler de kendi temsilcilerini gönderme fırsatı buldular. Yusuf Akçura ve İsmail
Gaspıralı’nın çalışmalarının da etkisiyle 15 Ağustos 1905’te ‘’ Rusya Müslümanları I.
Kongresi’’ toplandı. Kongrenin ikinci ve üçüncü toplantısı 1906’da yapıldı. Türklerin fikrî ve
siyasi uyanışını hazmedemeyen Ruslar, tekrar
baskılarını artırdılar. Buna karşılık Türkler bir
seri konferanstan sonra Rusya Müslümanları İttifakı’nı kurarak hakları için mücadeleye
başladılar. Türklerin fikrî uyanışına Kazan ve
Kırım Türkleri öncülük yaptılar. Bu Türk toplulukları eğitime ve ilme önem vermişler, bu ise
onların fikren uyanmalarını sağlamıştır. Kültür alanındaki bu uyanış onların siyasi alanda
da gelişmelerini sağlamıştı.
Resim 01.03:Yusuf Akçura
16
Öncülüğünü İsmail Gaspıralı Bey’in
yaptığı Türkler arasında modern eğitimin yayılması ve gençlerin modern eğitim sistemiyle yetiştirilmesi düşüncesi Orta Asya Türk topluluklarınca süratle benimsendi. Dinî ilimlerin
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
yanında modern ilimleri öğreten Usul-i Cedid (Yeni Metot) mektepleri açıldı. Kısa
zaman içinde bu okullardan binlercesi açıldı. İsmail Gaspıralı Bey’in ‘’ Dilde, Fikirde,
İş’te Birlik’’ parolası ile hareket eden bu okullar Orta Asya Türklerinin uyanmaları ve
canlanmalarında etkili oldu.
3. SSCB Yönetimindeki Türk Topluluklarının Durumu
Bolşevik yönetimi, Türklerin ve diğer milletlerin bağımsızlık hareketlerine
engel olmak için onlara kendi kaderlerini tayin etme hakkı tanıdı. Bu karar Sovyet
Rusya’nın o günkü şartlarda zaman kazanmak için uyguladığı bir oyalama politikasıydı. İlk olarak Tatar Türkleri, Ufa şehrinde 29 Kasım 1917’de İdil-Ural Devleti’ni; Kazaklar, 13 Aralıkta Alaş Orda Özerk Cumhuriyeti’ni, yine aynı tarihlerde Hokand’da
toplanan IV. Müslümanlar Kongresi’nde de Özerk Türkistan Cumhuriyeti’ni kurdular.
Sovyetler Birliği’nin kurulduğu dönemdeki karışıklıktan yararlanan Türkler,
bulundukları bölgelerde bağımsız devletler kurmaya başladı. Bu gelişmelerden rahatsız olan Sovyet yönetimi, 1920 yılının sonlarına doğru Türk devletleri üzerinde
doğrudan hâkimiyet kurmaya yöneldi.
Basmacı Hareketi
‘’Baskın yapan, hücum eden’’ manasına gelen basmacı tabiri, Çarlık döneminde Ruslar tarafından Türkmenistan, Başkurdistan ve Kırım’da faaliyet gösteren kuvvetler için kullanılmıştı. 1918 yılı başında Millî Hokand Hükûmeti’nin Ruslar tarafından dağıtılması üzerine Basmacı Hareketi bir halk hareketine dönüştü.
Hokand şehrinde başlayan bu hareket, kısa zamanda Fergana vadisine ve
diğer bölgelere yayıldı. Basmacı Hareketi’nin tek gayesi,
Türkistan’ı Ruslardan kurtararak istiklaline kavuşturmaktı.
Bütün Türkistan’ı işgal etmek
isteyen Sovyet Rusya ve Basmacılar arasında çok çetin
mücadeleler yaşandı.
Enver Paşa’nın 8 Kasım 1921’de Türkistan’a gelip
Basmacılara katılmasıyla mücadeleler daha da şiddetlendi. 1922’de Sovyet Rusya’nın genel bir saldırıya geçmesi
üzerine Basmacı liderleri birbirlerinden ayrılmak zorunda kaldılar. Enver Paşa’nın
Ağustos 1922’de şehit olmasıyla Basmacı Hareketi devam etmesine rağmen istenilen sonuca ulaşılamadı. Bu mücadeleler 1931’e kadar sürdü ve bu tarihten sonra
Resim 01.04: Basmacı Hareketi’nin Bayrağı
17
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
Ruslar, Basmacı Hareketi’ne kesin olarak son verdiler. 5 Aralık 1936’da Batı
Türkistan’da SSCB’ye bağlı Kazakistan,
Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan cumhuriyetleri kuruldu. Bu cumhuriyetlerin millî bir askerî güce sahip
olma hakları kaldırıldı.
Resim 01.05: Enver Paşa
C. ORTA DOĞU’DA MANDA YÖNETİMLERİNİN
KURULMASI
Orta Doğu, Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki stratejik konumu, özellikle XX. yüzyılın başlarından itibaren zengin petrol kaynaklarıyla öne çıktı. Bu özellikleri Orta Doğu’yu büyük Avrupa devletleri arasında bir rekabet alanı hâline getirdi.
İngiltere I. Dünya Savaşı’nda Arapları Osmanlılara karşı ayaklandırarak, bağımsız bir
Arap İmparatorluğu kurdurmak için yoğun çaba sarf etti. Diğer yandan da Rusya
ile yaptığı anlaşmalarla
Orta Doğu’yu kendisiyle Fransa arasında
paylaşılmasını kabul
ettirmişti. I. Dünya Savaşı sürerken İngiltere
ve Fransa, aralarında
yaptıkları gizli antlaşmalarla Orta Doğu’yu
paylaştılar.
Ancak
Rusya’nın I. Dünya
Savaşı’ndan çekilmesi ve gizli antlaşmaları
açıklaması bu iki devleti zor duruma düşürdü.
ABD Başkanı Wilson
Harita. 01.03: Orta Doğu’da Manda Yönetimleri ve Sınırları
yayımladığı Wilson il18
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
keleriyle gizli antlaşmaları tanımayacağını belirtti. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa
ortak bir deklarasyon yayımlayarak Orta Doğu’da serbest seçimlere dayanan millî
hükûmetler kuracaklarını bildirdiler. ABD’nin I. Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar yalnızlık politikasına dönmesi İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu ile ilgili düşüncelerini
daha rahat bir şekilde uygulama imkânı sağladı. 1920 Nisanında toplanan San Remo
Konferansı’nda İngiltere ve Fransa, ABD’nin bu konferansta olmamasından da yararlanarak Orta Doğu’ da manda rejimleri kurdular. Suriye ve Lübnan Fransız; Irak,
Ürdün ve Filistin İngiliz mandasına bırakıldı.
1.Orta Doğu’da Büyük Devletlerin Durumu ve Politikaları
Osmanlı egemenliğinde huzurlu ve sorunsuz bir hayat yaşayan bölge halkı,
İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci devletlerin sözlerine inanarak bağımsızlıklarının
verilmesini bekledi. Ancak vaatlerini yerine getirmeyen büyük devletlerin izledikleri
politikalar, bölgede yeni bir siyasi harita ve statü ortaya çıkardı. Bu durum günümüze kadar süren bazı sorunların ortaya çıkmasında etkili oldu.
a.İngiltere ve Orta Doğu
İngiltere’nin Uzak Doğu’daki sömürgelerine ulaşmada en kısa yol olan Orta
Doğu, 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ve XIX. yüzyılın sonlarında bölgede önemli petrol rezervlerinin bulunmasıyla daha da önem kazandı. Almanya’nın Osmanlı
Devleti’yle yakın ilişkiler kurarak Hicaz demir yolları projesiyle de bölgede üstünlük sağlaması İngiltere’yi tedirgin etti. İngilizlerin kışkırtmaları sonucunda Orta Doğu’da yerel liderler Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaya başladılar.
I.Dünya Savaşı’ndan sonra daha da güçlenen İngiltere, Orta Doğu’dan aldığı
büyük payla bölgenin hâkim gücü oldu. Böylece İngiltere, Libya sınırından Hayfa
‘ya kadar uzanan bütün Akdeniz kıyısını egemenliği altına aldı. İngiltere, bölgedeki
çıkarlarını sürdürecek bir politika izlerken kandırıldıklarını gören bölge halkı da İngiliz egemenliğinden kurtulmanın yollarını aramaya başladı.
Arabistan Yarımadası: Hicaz Emiri Şerif Hüseyin, I. Dünya Savaşı sürerken İngiltere ile yaptığı antlaşmaya dayanarak 1916 yılında kendisini “Arap ülkeleri kralı”
olarak ilan etti. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Hüseyin, oğullarını Irak ve Ürdün’e kral
olarak tayin etti. Şerif Hüseyin’in Arap dünyasında bu denli nüfuz kazanması bölge
liderliği konusunda rekabet halinde olduğu Necd Emiri, Abdülaziz İbni Suud’u rahatsız etti.
Şerif Hüseyin’in, Türkiye’nin 3 Mart 1924’te halifeliği kaldırması üzerine kendisini halife ilan etmesi, Abdülaziz İbni Suud’un savaş açmasına yol açtı. Abdülaziz
İbni Suud, tüm Hicaz topraklarını ele geçirerek, kendisini Hicaz ve Necd kralı ilan etti.
İngiltere bu krallığı 1927’de tanıdı. Bu krallık 1932’de Suudi Arabistan Krallığı adını
aldı. Bölgeye yakın ilgi duyan ABD, Amerikan petrol şirketi Aramco’ya (ArabistanAmerican Oil Company) imtiyazlar elde etti. Böylece ABD bölgeye girmiş oldu.
19
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
Arap Yarımadası’nda Osmanlı Devleti’ne en çok bağlılık gösteren bölge Yemen
olmuştur. I. Dünya Savaşı’nda İngiltere Yemen’i de işgal etti. Yemenliler, İngiltere’ye
karşı mücadele ettiler. Bu mücadelede İtalya, Yemenlilere yardım etti. İngiltere 1934
yılında Yemen’in bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.
Irak: Osmanlı Devleti için I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığında Irak toprakları Musul bölgesi hariç İngiltere’nin işgali altına
girmiş bulunuyordu. San Remo Konferansı’nda Musul dâhil Irak’ın manda idaresi
İngiltere’ye verildi. İngiltere 1921’de Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Irak
krallığına getirdi. İngiltere Irak’ta Faysal’ı krallığa getirerek onun vasıtasıyla zengin
petrol kaynaklarını kontrol altında tutmayı amaçlıyordu. Ancak kısa bir süre sonra ülkenin pek çok yerinde İngiliz yönetimine karşı ayaklanmalar başladı.İngiltere,
Irak’ta çıkarlarının tamamen kaybolmaması için 1930 yılında Irak’a bağımsızlık verdi.
Bundan sonra Irak 1932’de Milletler Cemiyeti’ne üye oldu. Kral Faysal 1933 yılında
öldü ve yerine oğlu Gazi geçti. Gazi zamanında Irak’ın iç politikası karışıklıklar içinde geçti. Türkiye’deki reformlar ve Atatürk’ten esinlenen Irak Millîyetçileri muhalif
bir grup olarak teşkilatlandılar. Bunlar 1936 yılında General Bekir Sıtkı komutasında
bir hükûmet darbesi yaparak iktidarı ele geçirdiler. Türkiye ile yakın ilişkiler kuran
bu hükûmet 1937’de Sadabat Paktı’na katıldı. General Bekir Sıtkı, Türkiye’de yapılan
manevralara davetli olarak giderken Musul’da öldürüldü. 1938’den itibaren Irak’ın
yönetimi İngiliz taraftarı olan Başbakan Nuri Sait’in eline geçti. Böylece İngiltere, II.
Dünya Savaşı öncesinde Irak üzerindeki egemenliğini sürdürmüş oldu.
Ürdün: Sınırları ve yönetim biçimi İngiltere’nin isteğine göre Milletler Cemiyeti
kararıyla belirlenen Ürdün, 1922 yılında İngiltere’nin mandası olarak kuruldu. Başına
Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’ın getirildiği Ürdün’ün yönetimi doğrudan
Filistin’deki İngiliz komiserine bağlıydı. Ürdün bağımsızlığına 1946’da kavuştu.
Filistin: Filistin I. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı toprakları içinde bulunurken San Remo Konferansı’nda İngiliz mandasına bırakılmıştı. Bölge Ürdün nehri tarafından ikiye ayrılır. Akarsuyun batısı Filistin, doğusu ise Ürdün’dür. 1919 yılında
Filistin’in nüfusunun tamamı Arap’tı. İngiltere’nin Filistin’de ‘’Yahudi yurdu’’ kurma
çalışmaları ABD tarafından da desteklendi. İngilizlerin koruması altında Filistin’e yerleşen Yahudi sayısı 1934’te 900.000’i buldu. Bu durum Arapların tepkisini çekti. Günümüze kadar karışıklıkların devam ettiği Filistin’deki sorunlar İngiltere ve ABD’nin
bu tutumları sonucunda ortaya çıktı.
Mısır: İngiltere 1882’de işgal ettiği Mısır’ı Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na
girmesi üzerine topraklarına kattığını duyurdu. Bu durum Mısır Millîyetçilerinin tepkisine neden oldu. I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin Mısır’ı üs olarak kullanması ve çok sayıda İngiliz, Avustralya ve Yeni Zelanda askerinin buradaki varlığı Mısır
halkını rahatsız etti. Halkın tepkisi ve çıkan ayaklanmalar üzerine İngiltere1922’de
Mısır’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Ancak Süveyş Kanalı’nın güvenliği ve
azınlıkların haklarının savunmasını üzerine alarak Mısır’daki etkinliğini devam ettirdi.
1936 yılında İtalya’nın Habeşiştan’ı işgal ederek Nil Nehri’nin kaynaklarına egemen
20
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
olması ve Almanya ile birlikte Orta Doğu’da bağımsızlık için mücadele eden Arap
topluluklarına yardım etmesi üzerine 1936’da Mısır ile bir ittifak antlaşması yaptı.
Bu antlaşmayla İngiltere, Mısır’dan çekilirken, Süveyş Kanalı’nda sürekli asker bulundurma hakkını elde etti. Ayrıca Mısır bir saldırıya uğrarsa İngiltere Mısır’ı koruyacaktı.
b.Fransa ve Orta Doğu
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla Orta Doğu’da söz sahibi olmak isteyen devletlerden birisi de Fransa’ydı. San Remo Konferansı’nda Fransa’nın payına Suriye ve
Lübnan düşmüştü. Ayrıca Sevr Antlaşması ile Güney Doğu Anadolu’yu, diğer İtilaf
Devletleriyle birlikte, Boğazları ve İstanbul’u işgal etmişti. Fransa’nın amacı, aldığı
yerleri korumak hatta daha da genişletmekti.
San Remo Konferansı’ndan bir ay önce (1920 Martında) Suriye Millî Kongresi
toplanmış ve Filistin ve Lübnan’ı da içine alan Suriye Krallığını ilan ederek, krallığına Hicaz Kralı Hüseyin’in oğlu Faysal’ı getirmişti. Ancak San Remo Konferansı bunu
tanımadı ve Filistin’i Suriye’den ayırarak İngiliz mandasına verdi. Suriye ve Lübnan’ı
ise Fransa mandasına verdi. 1920 yılında Suriye’yi işgal eden Fransızlar, Faysal’ı tahttan indirerek bölgeyi sıkı bir askerî yönetim altına aldılar. Fransızlar Arap muhalefetini zayıflatmak için Suriye’yi parçalama yoluna gittiler, Lübnan topraklarını iki kat
artırarak Suriye’den ayırdılar. Bu ise Arapların kızgınlığını büsbütün artırdı. Fransa
kuvvet yoluyla buralarda egemenliğini sürdüremeyeceğini anlayınca 1926 yılında
Lübnan’a, 1930’da da Suriye’ye görünüşte bağımsızlık verdi. Çünkü her iki ülkenin
de anayasasında Fransız mandasını sürdüren geniş yetkiler vardı. II. Dünya Savaşı
öncesinde İtalya ve Almanya’nın Orta Doğu ülkelerinde, İngiltere ve Fransa aleyhindeki yoğun propaganda faaliyetleri üzerine Fransa, Lübnan ve Suriye ile olan ilişkilerini daha yumuşattı ve ittifak antlaşmaları yaptı. Fransa’nın Suriye ve Lübnan’daki
hâkimiyeti II. Dünya Savaşı sonuna kadar devam etti. Amerika ve İngiltere bu bölgede Fransa nüfuzunun sürmesini istemiyordu. Sonunda Fransa, ekonomik ve stratejik imtiyazlarını garanti altına alarak, özel antlaşmalar yaparak 1946’da Suriye ve
Lübnan’dan tamamen çekildi.
D. UZAK DOĞU’DA YENİ BİR GÜÇ: JAPONYA
Japonya Orta Çağ’dan beri dış dünyaya kapalı bir şekilde yaşıyordu. Ülke yarı
feodal askerî bir sınıf tarafından yönetiliyordu. Feodal beylerin (derebey) en güçlüsünden şogun adı verilen ordu komutanı seçiliyordu. Japon imparatorunun sembolik bir anlamı vardı. Bütün yetki ve güç şogunun elindeydi. Japonya’yı Batı’ya açılmaya zorlayan ülke ABD olmuştur. 1853 yılında savaş gemileriyle Japon sularına gelen
Amerikalılar, Japon limanlarının ticarete açılmasını istediler. Şogunlar bu baskı karşısında ABD ile baş edemeyeceğini anlayarak limanlarını Amerikan gemilerine açtılar.
Bu gelişme şogun yönetiminin ülke üzerindeki etkisini kaybetmesine yol açtı.
1867’de tahta geçen İmparator Meiji ( Mutsuhito) Japonya’da Meiji Restorasyonu denilen reform sürecini başlattı. İlk olarak 1868 yılında Japonya’yı bin yıldır
21
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
yönetmekte olan şogunluk yıkılarak askerî
aristokrasiye son verdi. Japonya bir dizi hızlı
ve köklü değişiklikler yaşadı. İlköğretim kadın-erkek her Japon için zorunlu hâle getirildi. Kısa bir zamanda yüksek bir okuryazarlık
oranına ulaşıldı. Amerika ve Avrupa’ya çok
sayıda öğrenci gönderildi. Mecburi askerlik sistemi getirildi. Avrupalı uzmanlardan
yararlanılarak Japon ordusu ve donanması
kuruldu. Japon subayların Batılı okullarda
eğitim alması sağlandı.
Resim 01.06: İmparator Mutsuhito
Ekonomik alanda da önemli hamleler
yapıldı. Demir yolu yapımına ve deniz taşımacılığına büyük önem verildi. Çok sayıda
fabrika açıldı. Japonya 1868 yılında derebeylikle yönetilen bir ülke iken 30 yıl gibi kısa
bir sürede Batılı ülkelerinin seviyesine geldi.
Ancak Japonya’nın doğal kaynaklarının yetersiz olması, bu ülkeyi yayılmacı bir politika
izlemeye sevk etti. Bunun için Çin’in
yönetimindeki Kore’ye göz dikti. Kore
hem bir ham madde ve pazar hem de
Japonya’nın Asya’da yayılabilmesi için
bir atlama taşı olabilirdi. 1894 yılında
Çin ve Japonya’nın savaşı Japonların kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Japonların bu başarısı en çok Rusya’nın
tepkisine neden oldu. Japonların Kore’deki hâkimiyeti ve Mançurya’ya yaklaşması bölgeyi doğal yayılma alanı
olarak gören Rusya’yı harekete geçirdi.
Batılı ülkeler de Rusya’yı destekleyince
Japonya ele geçirdiği toprakları Çin’e
geri verdi. Japonya’nın çekilmesinden
sonra Rusya Çin’le bir antlaşma yaparak Mançurya’da demir yolu yapma
ve yeraltı kaynaklarını işletme hakkı
elde etti. Daha sonra demir yolları ve
madenleri korumak için bölgeye asker
gönderdi. Mançurya toprakları üzerindeki Japon-Rus rekabeti 1904 yılında Harita. 01.04: Orta Doğu’da Manda Yönetimleri ve
Sınırları
savaşa dönüştü. Japonlar hem deniz
22
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
hem de kara savaşlarında Rusları ağır yenilgiye uğrattılar (1905). Yapılan antlaşma
ile Rusya, Mançurya’da elde ettiği bütün haklarını Japonya’ya devretti. Japonya bir
süre sonra Kore’yi işgal edip kendi topraklarına kattı. Böylece Japonya dünyanın bu
bölgesinde büyük bir güç olarak ortaya çıktı.
E. 1929 DÜNYA EKONOMİK KRİZİ
1. Ekonomik Kriz Öncesi Dünya
1929 dünya ekonomik krizi, 1929’da başlamış, 1930’lu yıllar boyunca devam
etmiş; Kuzey Amerika ve Avrupa’yı merkez almasına, dünyanın özellikle sanayileşmiş diğer ülkelerinde de yıkıcı etkiler meydana getirmiştir.
Amerika’da I. Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük şirketler birleşerek savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardı. Öyle ki 1929 yılına gelindiğinde
Amerikan ekonomisinin % 50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı.
Bu da bu holdinglerden birinin iflasının bile ekonomiyi sarsacağının göstergesiydi.
ABD 1924 – 1929 yılları arasında gerçekleştirdiği ihracat fazlası ile dünyanın kredi
veren ülkesi konumuna geldi. Ancak Amerika’nın verdiği kredileri geri alamaması zamanla Amerikan ekonomisini zorda bıraktı. Bu esnada ülkede otomobil, yapı,
elektrikle çalışan makineler gibi yeni endüstriler gelişmeye başladı. ABD, tüketici piyasalara mal arz eden sektörleri geliştirmiş, Avrupa’nınkinden daha büyük bir büyüme oranına ulaşmayı başarmıştı. Amerika’da yeni gelişen endüstrilere talebin fazla
olması borsanın spekülatif olmasına sebep oluyordu.
2. Ekonomik Krizin Ortaya Çıkışı (Kara Perşembe)
New York Borsası 1929 Ekim ayının
başına kadar sürekli yükselmiş ve yüksek
kazanç sağlamıştı. Ancak 3 Ekim 1929
tarihine gelindiğinde borsanın yükselişi
durmuş hatta birkaç büyük holdingin
hisse senetleri düşmeye başlamıştı. Bu
düşüş üzerine yabancı yatırımcılar ellerindeki kâğıtlarını ellerinden çıkarmaya
başladılar. ‘’ Kara perşembe ‘’ olarak anılan 24 Ekim 1929 Perşembe günü borsa,
dibe vurdu. 1929 yılının fiyatlarıyla 4,2
milyar dolar yok oldu. Bu süreçte çok
sayıda banka batmış, çok sayıda insanın
mal varlığı yok olmuştu. Sadece 1930’da
1345 banka batmıştı. Kriz 1929 ile 1932
Resim 01.07: ABD’de Ekonomik Kriz Nedeniyle yılları arasında millî gelirin % 38 düşmesi
Teneke Barakalarda Yaşayan Bir Aile
ile giderek büyüdü. Ekonomik kriz ve bu23
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
nalımın etkileri II. Dünya Savaşı’na kadar yaklaşık on yıl devam etti. Bunalım sürecinde tarım ürünleri fiyatlarında % 40 – 60’lık düşüşler meydana geldi. Bu durum kırsal
kesimde yaşayan halkı ve çiftçileri olumsuz etkiledi. Talebin beklenmedik düzeyde
düşmesi nedeniyle madencilik alanı buhranın en fazla etkilendiği sektörlerden biri
oldu. Ekonomik kriz dünyada 50 milyon insanın işsiz kalmasına, dünya ticaretinin %
65 oranında azalmasına sebep oldu. Ekonomik kriz farklı ülkelerde değişik tarihlerde sona erdi.
3. Krizin Türkiye’ye Etkileri
Türkiye ülke içinde siyasal, sosyal ve ekonomik sorunları aşmaya çalışırken
1929 dünya ekonomik krizi patlak verdi. Dünyayı sarsan bu ekonomik kriz özellikle
tarım ürünleri piyasalarında fiyatların hızla düşmesine neden oldu. Geleneksel tarım
ürünleri ihracatçısı olan Türkiye’nin döviz gelirleri hızla düştü. Dolayısıyla tarımsal
ürünlerin üreticileri büyük bir yoksullaşma süreciyle karşı karşıya kaldılar. Millî ekonomik düzenini kurmaya çalışan Türkiye, ekonomik seferberlik ilan etmek zorunda
kaldı. Siyasal, toplumsal ve kültürel reformların yanında, bu kez
hızlı ve köklü ekonomik reformlar başlatıldı. Millî sanayiyi korumak ve güçlendirmek
için gümrük vergileri
yükseltildi. Halk yerli
malı kullanmaya teşvik
edilirken bir yandan da
tasarruf tedbirleri alındı.
Grafik. 01.01: 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nde Türkiye’nin İthalatı
ve İhracatı
F. İKİ SAVAŞ ARASI DÖNEMDE AVRUPA
1. Barışın Sürekliliğini Sağlama Çabaları
Paris Barış Konferansı’nda (18 Ocak 1919) I. Dünya Savaşı’nın galip devletleri
dünya barışını sağlamak ve sürekliliğini devam ettirmek için uluslararası bir teşkilatın kurulmasını kararlaştırdılar. 10 Ocak 1920’de merkezi Cenevre olmak üzere Milletler Cemiyeti kuruldu. Ancak kısa bir süre sonra bu Cemiyet, kuruluş amacından
saparak İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarını koruyan bir kurum hâline geldi. Türkiye
aldığı davet üzerine 1932’de Milletler Cemiyetine üye oldu.
Uluslararası barışı korumaya yönelik girişimlerden biri de Locarno
Antlaşması’dır. Fransa’nın Almanya’ya karşı tutumunu yumuşatması üzerine Fran24
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
sa, İngiltere, Almanya, İtalya ve Belçika arasında İsviçre’de imzalandı (1925). Bu antlaşma ile Almanya’nın Fransa ve Belçika ile sınırları kesin olarak belirlendi. Locarno
Antlaşması ile Almanya yeniden uluslararası işbirliğine katılmış oldu. Almanya 1926
yılında Milletler Cemiyeti’ne üye olarak kabul edildi. 1925- 1930 yıllarını kapsayan
Locarno dönemi, gerginliğin azaldığı ve iki savaş arası dönemin ‘’altın yılları’’ olarak
kabul edilmektedir.
Fransa, ABD’ye daha yakın olmak ve ilişkileri güçlendirmek için savaşı kanun
dışı kabul eden bir antlaşma teklif etti. ABD Dışişleri Bakanı Kellogg, savaşı bir millî
politika aracı olarak kullanmaktan vazgeçme önerisini dünyadaki bütün devletlerce
imzalanarak çok taraflı bir antlaşma yapılmasını ileri sürdü. İngiltere ve Fransa bu karşı teklife tereddütle yaklaştılar. Ancak bu iki ülkenin kamuoyları Kellogg’un teklifine
büyük destek verince Fransa ve İngiliz hükûmetleri antlaşmayı kabul etmek zorunda
kaldılar. 1928 yılında Paris’te imzalanan Kellogg Paktını ilk önce ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Çekoslovakya ve Belçika imzaladı. 1928 yılı sonuna kadar aralarında Sovyetler Birliği ve Türkiye’nin de olduğu 46 ülke pakta dâhil
oldu. İki savaş dönemi arasının en önemli gelişmelerinden olan Kellogg Paktı’nı imzalayan devletler anlaşmazlıkların çözümü
için savaş yolunu tutmayacaklarını ve bütün
anlaşmazlıkları
barış
yoluyla
çözümleyeceklerini taahhüt
ediyorlardı. Ancak pakta üye
Harita. 01.04: Briand – Kellogg Paktı’na 1928 – 1929 Yıllarında Katılan
Devletler
devletlerin ve
özellikle İngiltere ve Fransa’nın samimiyetten uzak politikaları, Almanya, İtalya ve Japonya’nın
1930’lardan sonra takip ettikleri saldırgan politikalar, Kellogg Paktı’nın anlamını ortadan kaldırdı.
Barışı korumaya yönelik bu çabalar II. Dünya Savaşı’nın çıkmasını önleyememiştir. Bunda büyük devletlerin iç ve dış politikalarında meydana gelen gelişmeler
de önemli rol oynamıştır.
2. Avrupa’da Sosyal ve Ekonomik Hayat
I. Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da önemli siyasi gelişmeler meydana geldi. Çoğu ülkede yetişkin erkeklere ve bazı ülkelerde kadınlara oy hakkı verildi. İstihdam ve çalışma şartlarında yasal düzenlemeler yapıldı.
25
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
Gıda ve ham madde fiyatlarında görülen düşüş Avrupa’da köylü ve çiftçilerin durumunu kötüleştirdi. Almanya’da hızla yükselen enflasyon ekonomik hayatı
felce uğrattı. 1920’li yıllarda ABD ekonomisi hızla büyürken borçlanmaya dayalı bir
tüketim patlaması yaşanıyordu. Aynı yıllarda ülkelerini yeniden imar ve inşa etmek
isteyen Avrupa devletleri de ABD bankalarından borç para alıyordu. Ekim 1929’da
ABD borsasının çökmesi üzerine Amerika verdiği borçları geri istedi. Borçlarını ödeyemeyen çok sayıda şirket ve banka battı. İşsizlik hızla yükseldi.
Almanya’da Adolf
Hitler’in 1933’te iktidara gelmesi ile köklü bir rejim değişikliği meydana geldi.
Hitler sıkı bir disiplin
ve çalışma sonunda
işsizliği sona erdirdi.
Almanya’yı kısa bir süre
içinde Avrupa’nın en
etkin gücü hâline getirdi. İtalya’da I. Dünya
Resim 01.08: Alman Lideri Adolf Hitler
Savaşı’ndan sonra meydana gelen huzursuzluklar 1922’de Faşist Partisini (Partito Nazionale Fascista)iktidara getiren bir hükûmet darbesine yol açtı.
3. Totaliter Rejimlerin Kuruluşu
a. İtalya’da Faşizm
İtalya I. Dünya Savaşı’na egemenlik alanını genişletmek ve yeni sömürgeler
elde etmek için girmişti. Ancak Paris Barış Konferansı’nda İtalya isteklerini elde edememişti. Savaş, İtalya’da ekonomik hayatı olumsuz etkiledi. İtalyan hükûmeti büyük
bir borç, büyüyen bir dış ticaret açığı ve yüksek enflasyon ile karşı karşıyaydı. Üstelik
savaş sırasında halkın desteğini almak için köylülere toprak, işçilere ücret artışı vadetmişti. Bu söz yerine getirilemeyince grevler ve işgaller birbirini takip etti. Ülkenin
her tarafına dağılmış olan asker kaçakları, terhis olan askerler ve aydınların beklentileri karşılanamamıştı.
Bu durum Benito Mussolini’nin lideri olduğu Faşist Partisi’nin işine yaradı. İtalya’da faşist hareket 1919 yılında örgütlenmiş ve o yıl yapılan seçimlerde 35
milletvekili çıkarmıştı. Faşist Parti 1922 yılında 200.000 ‘’kara gömlekli’’ taraftarı ile
Napoli’den Roma’ya doğru yürüdü. Kral Vittorio Emmanuella, başbakanlığı Faşist
Parti’nin başkanı Mussolini’ye vermek zorunda kaldı.
İktidarı mutlak şekilde ele geçiren Mussolini muhalefeti tümüyle ortadan kaldırdı. Mussolini kısa sürede İtalya’da birliği sağladı. İşsizliği ortadan kaldırmaya yönelik adımlar attı ve toplumsal reformlara girişti. Mussolini, Paris Barış Konferansı’nda
26
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
küçük düşürülen İtalya’yı
Roma İmparatorluğu’nu
yeniden kurarak yine dünyanın etkin güçlerinden
biri hâline getirmeyi amaçlıyordu.
b.Almanya’da Nazizm
Almanya I. Dünya
Savaşı’ndan sonra ağır bir
ekonomik kriz ve siyasal
çatışmaların içine girdi.
1919 yılında Weimar kasaResim 01.09: Benito Mussolini
basında toplanan kurucu
meclis yeni bir anayasa yaptı. Weimar Anayasası ile Almanya’da demokratik bir düzene geçildi. Bu sırada Versay Antlaşması’nın ağır tamirat borcu enflasyonun patlamasına, üretim ve ekonomik hayatın felç olmasına yol açtı. 1929 dünya ekonomik
krizi Almanya’yı daha kötü hâle düşürdü. Endüstri üretimi yarı yarıya azaldı. Çok sayıda ticaret firması iflas etti. Milyonlarca insan işsiz kaldı. Bu durum Nazi Partisine
iktidar yolunu açtı.
E
BİLGİ NOTU
Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin ( National Sozialistische Deutcsche
Arbeiterpartel) veya kısaca Nazi Partisi’nin başlangıcını, 1918’de Münih’te kurulan
Alman İşçi Partisi teşkil eder. Bu parti 1920’de Nasyonal Sosyalist Alman İşçiPartisi
adını almış ve Adolf Hitler’in 1919’da partinin liderliğini ele almasıyla etkinliğini
artırmıştır.
Resim 01.10: Nazilerin Propaganda Afişleri
27
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
( 1. ‘’ Alman öğrencileri Führer ve halk için savaşır. ‘’ 2.’’ Benim şu anda Alman
İmparatorluğu’nun ilk askeri olmak dışında bir arzum yoktur.’’ 3. ‘’ Almanya’nın zaferi Avrupa’nın özgürlüğüdür.’’ )
1928 seçimlerinde ancak 12 milletvekili çıkarabilen Nazi Partisi 1930 seçimlerinde 107, 1932 seçimlerinde 230 milletvekili çıkararak Almanya’nın en büyük partisi oldu. Cumhurbaşkanı 1933 yılında başbakanlığı Nazi Partisi lideri Adolf Hitler’e
verdi. Böylece Nazi Partisi iktidara geldi. Hitler iktidara geldikten hemen sonra yeni
seçimler için Reichtag’ı dağıttı ve yapılan seçimlerde sandalye sayısını artırdı. Bu
andan itibaren anayasa ve hukuka bağlılığı bir kenara bıraktı. Nazi Partisi dışındaki tüm partileri kapatarak siyasi faaliyetleri yasakladı. 1934 yılında Cumhurbaşkanı
Hindenburg’un ölümü üzerine, hükûmet başkanlığının yanı sıra devlet başkanlığını
da alarak Almanya’nın ‘Führer’ i hâline geldi.
Hitler Almanya’nın talep edeceği dış politikanın esaslarını da belirledi.
Bu politika:
1. Almanya’nın Versay Barış Antlaşması’nın kısıtlamalarından kurtarılması,
2. Almanya dışında yaşayan bütün Almanların birleştirilmesi ve bir tek devlet
sınırları içinde toplanması,
3. Almanya için yeni hayat sahaları bulunması (Nazi Emperyalizmi)
şeklinde üç aşamadan oluşuyordu.
Öte yandan Hitler, Almanya’nın sosyal, ekonomik ve kültürel hayatını kontrol
altına aldı. Alman gençliği Nazi Partisi’nin idealleri doğrultusunda askerî bir anlayış
doğrultusunda yetiştirilmeye başlandı. Gizli polis teşkilatı Gestapo vatandaşların ve
toplumun her hareketini kontrol altına aldı.
Resim 01.11: Toplu Kitap Yakma
Törenlerine Katılmaları İçin Alman
Gençlik Dergisi’nden Yapılan Çağrı
28
Resim 01.12: Nazilerin Kitap Yakma Törenlerinden Bir
Görüntü
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
c. İspanya’da Franco Dönemi
İspanya XX. yüzyılın başından itibaren siyasi ve ekonomik sorunlar yaşıyordu.
Durumu düzeltmek isteyen ordu 1923 yılında bir darbe ile yönetime el koydu. Krala
dokunulmaksızın başbakanlığa General Rivera getirildi. Rivera, Mussolini’yi örnek
alarak faşist diktatörlük uygulamalarını benimsedi. Rivera, İspanya’nın içinde olduğu sorunlara çözüm getiremedi ve ordunun da desteğini kaybedince 1930 yılında
görevinden ayrıldı. 1931 yılında yapılan seçimleri cumhuriyetçiler kazandı ve Kral
Alfonso ülkeyi terk etti. Cumhuriyetçiler kiliseye karşı harekete geçerek kilisenin
mallarına el koydular ve okullarını kapattılar. Toprak reformu ile köylülerin durumunu düzeltme çabaları ağır işleyince köylüler, zenginlerin topraklarına zorla el koydular. Bu ise silahlı çatışmalara yol açtı. Bu durum bir süre sonra Millîyetçiler ve cumhuriyetçiler olarak ikiye bölünen İspanya’da iç savaşa dönüştü. Millîyetçiler General
Franco başkanlığında Burgos’ta, cumhuriyetçiler Valencia’da hükûmet kurdular. İç
savaşta Sovyet Rusya, cumhuriyetçileri, Almanya ve İtalya ise Millîyetçilere destek
verdiler. İspanya iç savaşı Millîyetçilerin 1939’da Madrid’e girmeleri ile sona erdi.
İç savaş sonrasında iktidara gelen Franco yönetimi ilk dönemlerde Batılı devletler tarafından dışlandı. Soğuk savaş döneminde kutuplaşmanın artmasıyla Batılı
devletlerin İspanya’ya yakınlaşması ilişkilerin düzelmesini sağladı. İspanya 1955’te
BM’ye, 1958 tarihinde de Avrupa Ekonomik İş Birliği Teşkilatına üye oldu.
Resim 01.13: Picasso’nun İspanya İç Savaşını Konu Edinen Tablosu
G. İKİ SAVAŞ ARASI DÖNEMDE DÜNYA
I. Dünya Savaşı toplumları siyasi, ekonomik, kültürel vb. birçok yönden etkiledi. Savaş sırasında yaşanan ekonomik sıkıntılar, savaştan sonra tüketim isteğinin artmasında ve sanayinin gelişmesinde etkili oldu. Sanayide kullanılan petrol ve elektrik günlük hayata girdi. Evlerde elektrikli araçların kullanımında artış görüldü. Kara
ve demir yolları yapımı hızlandı. Bu durum ulaşımı kolaylaştırırken taşıt yapımında
seri üretimin yaygınlaşmasına neden oldu. Kıtalararası ulaşımda gemilerin yanında
uçaklar da kullanılmaya başlandı.
29
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
Bu dönemde şehircilik ve mimari gelişti. Yüksek binalar, geniş düzenli caddeler ve yeşil alanları ile büyük şehir projeleri tasarlandı.
İletişim araçlarının gelişmesiyle haberleşme kolaylaştı. Yazılı basında önemli tiraj artışı oldu. Radyonun önem kazanması ile konuşan basın dönemi başladı. Radyo
siyasi faaliyetlerde vazgeçilmez bir iletişim aracı olarak kullanıldı. Radyo aracılığıyla
caz, klasik müzik, tiyatro da halka ulaştı. 1895’te ortaya çıkan sessiz sinema, 1920’li
yılların sonuna doğru, sesin de kullanılmasıyla önemini daha da arttırdı. Dünyadaki
siyasi gelişmelere paralel olarak sinema propaganda aracı olarak kullanıldı.
Almanya’da rejim değişikliği üzerine çok sayıda bilim insanının ülkelerini terk
etmeleri bilimin milletlerarası bir kimlik kazanmasına ortam sağladı. Başta fizik olmak üzere doğa bilimlerinde önemli gelişmeler meydana geldi. Tıp ve biyoloji alnında ilerlemeler sağlandı. Bazı hastalıkların tedavisi için aşı ve ilaçlar bulunurken
organ nakline başlandı.
Sosyal bilimler alanında da gelişmeler görüldü. Psikoloji önem kazandı. Felsefe ve tarih alanlarında yeni görüş ve ekoller ortaya çıktı. İmparatorlar ve hanedanlar
tarihi önceliğini kaybetti. Sosyal, ekonomik ve medeniyet konuları öne çıktı.
İki savaş arasında klasik müziğe dönüş yaşandı. ABD’nin Avrupa üzerinde etkili
olmasıyla caz müziği bütün Batı dünyasında yayılma fırsatı buldu.
H. ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK DIŞ POLİTİKASI
Atatürk
döneminde Türkiye, dış politikada ‘’ Yurtta barış,
dünyada barış. ‘’ ilkesini esas aldı. Batılı
devletlerle ilişkilerini
geliştirdi. Bölgesel ve
uluslararası alandaki
barışçı faaliyetlere aktif
olarak katılarak dünya
barışına katkıda bulundu. Balkan ve Sadabat
Paktlarının kuruluşuna
öncülük etti. Boğazlar
ve Hatay meselelerini
Resim 01.14: Atatürk, İngiltere Kralı VIII. Edward ile
uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde barışçı bir politika ile kendi lehine çözümledi. Batılı ülkeler ile
Sovyetler Birliği arasında hassas bir denge kurmaya gayret gösterdi. Böylece izlediği
dış politika sayesinde Türkiye, bölgesinde bir istikrar unsuru oldu.
30
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
1.Dış Politikadaki Gelişmeler
a. Türkiye’nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) Girişi ( 18
Temmuz 1932)
Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışın korunması
ve iş birliğinin sağlanması için galip devletler tarafından kurulmuştu (1920). Milletler
Cemiyeti, uluslararası barışı sağlamak amacıyla kurulmasına rağmen, bir süre sonra
amacından uzaklaşmış, İngiltere önderliğindeki büyük devletlerin çıkarlarını gözetmeye başlamıştı. Türkiye ise bu şartlarda faaliyette bulunan Milletler Cemiyeti’ne
güvenmediği için üye olmayı düşünmedi. Musul meselesinin çözümlenmesinde
Milletler Cemiyeti’nin İngiltere’nin yanında yer alması güvensizliğin artmasında etkili oldu. 1930 yılına doğru Avrupa’da belirginleşen gruplaşma hareketi statükocu
devletlerin Türkiye’ye önem vermesine yol açtı. Türkiye’nin uluslararası politikada
ağırlığını hissettirmesi, barışçı bir dış politika izlemesi, Batılı devletlerle sorunlarını büyük ölçüde çözmesi Milletler Cemiyeti’ne davet edilmesine ortam sağladı.
İspanya’nın girişimi ve Yunan temsilcisinin desteği ile 6 Temmuz 1932’de Genel Kurula sunulan önergenin oy birliğiyle kabulünden sonra Türkiye’nin davet edilmesine karar verildi. TBMM bu daveti 9 Temmuz 1932’de kabul etti. Türkiye 18 Temmuz
1937’de de Milletler Cemiyeti’ne üye oldu. Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne üye olmakla
dünya barışına katkıda bulunmayı ve dış politikada karşılaştığı sorunları çözümlemek için diplomatik destek sağlamayı amaçlamıştır.
b. Balkan Antantı ( 9 Şubat 1934)
1933’ten sonra İtalya ve Almanya’nın dünya barışını tehdit eden faaliyetleri Balkanlarda da kaygı uyandırmaya başlamıştı. İtalya, Balkanlarda ve Doğu Akdeniz’de,
Almanya ise Doğu Avrupa’da yayılmacı bir politika izliyordu.
Türkiye ise Balkan devletleriyle iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Bu amaca yönelik
olarak 1923’te Arnavutluk, 1925’te Bulgaristan ve Yugoslavya ile karşılıklı dostluk
antlaşmaları imzalamıştı. Yunanistan ile yaşanan nüfus mübadelesi sorunu 1930 yılında çözümlendi. 30 Ekim 1930’da Venizelos Ankara’yı ziyaret ederek siyasi, askerî
ve ekonomik konulara ilişkin Dostluk, Tarafsızlık ve Uzlaşma Antlaşması’nı imzaladı.
İki ülke arasında sağlanan yakınlaşma 1931 yılında Başbakan İsmet Paşa’nın Atina’yı
resmî ziyaretiyle güçlendirildi. İlişkiler o kadar samimi bir hâl aldı ki 1934 yılında Venizelos, Atatürk’ü, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi. Türk-Yunan yakınlaşması Balkanlarda da etkisini gösterdi. Balkan devletleri arasında bir dizi Balkan konferansının
toplanmasına yol açtı. Bu konferanslarda İtalya’nın etkisinde bulunan Arnavutluk ve
Bulgaristan’ın uzlaşmaz tavırları tüm Balkan devletlerini kapsayan bir antlaşmanın
yapılmasını önledi. Buna rağmen 9 Şubat 1934’te Atina’da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalandı. Balkan Antantı ile imzacı
devletler Balkanlardaki sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almayı ve diğer bir
Balkan devletine karşı birbirine önceden haber vermeksizin, hiçbir siyasi eylemde
31
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
bulunmamayı ve siyasi yükümlülük altına girmemeyi taahhüt ediyorlardı. Ancak
Almanya’nın Balkanları ekonomik olarak etkisi altına alması, İtalya’nın bölge üzerindeki siyasi nüfuzu, Antantın zayıflamasına yol açtı. Balkan Antantı Bakanlar Konseyi
son toplantısını Şubat 1940’da II. Dünya Savaşı içinde yaptı. Bundan sonra konsey
bir daha toplanamadığı gibi üye devletler Türkiye hariç, Almanya ve İtalya’nın işgaline uğradılar. 1941 yılında Balkan Antantı savaş şartları sonucunda tarihe karıştı.
c. Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi ( 20 Temmuz 1936)
Lozan Barış Antlaşması ile Boğazlar bölgesi silahtan arındırılmış ve Boğazlardan geçişi denetlemek üzere bir Uluslararası Boğazlar Komisyonu kurulmuştu. Bölgenin güvenliği Milletler Cemiyeti’nin teminatı altına alınmıştı. Türkiye 1923 yılında
Milletler Cemiyeti’nin uluslararası barış ve güvenliği koruyacağı umudu taşıyordu.
Ancak silahsızlanma çabalarının olumsuz sonuçlanması ve Milletler Cemiyeti’nin etkinliğinin azalması, Türkiye’yi harekete geçirdi. Türkiye ilk kez 1933’te Londra’da Silahsızlanma Konferansı’nda, daha sonra 1935’te Milletler Cemiyeti Genel Kurulu’nda
Boğazların statüsünün değiştirilmesi için diplomatik girişimlerde bulundu. Türkiye
tek taraflı bir oldubitti gerçekleştirme yerine, barışçı yollardan sonuç almayı düşünüyordu.
Türkiye 10 Nisan 1936 tarihinde Lozan Barış Antlaşması’na taraf devletlere bir
nota göndererek Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesini istedi. Sovyetler Birliği,
Boğazlar rejiminde kendi lehine düzenleme yapılabileceğini düşünerek Türkiye’nin
önerisini destekledi. Bulgaristan, Nöyyi Barış Antlaşması’nın kendi lehine değiştirilebilmesi için Boğazlar rejimindeki değişikliği örnek alarak kullanabileceği düşüncesindeydi. Fransa, 1935 yılında Sovyetler Birliği ile bir ittifak imzalamış olduğundan
bu devletle ters düşmek istemezdi. Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ise Balkan
Antantı nedeniyle bu konuda Türkiye’ye destek vermişlerdi. İngiltere ise Akdeniz’deki İtalyan tehdidine karşı Türkiye’nin desteğini almak istediğinden Türk önerisini
olumlu karşıladı. Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesine tek tepki İtalya’dan geldi.
İtalya, Avrupa’da ve Milletler Cemiyeti’nde kendisine karşı olan atmosferden dolayı
olumsuz bir tutum takındı. Bu nedenle konferansa katılmadı. 22 Haziran 1936’da
İsviçre’nin Montrö kentinde toplanan konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan Japonya ve Avustralya katıldı.
Görüşmeler sonunda 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, İtalya dışında Lozan Barış Antlaşması’nın bütün
imzacı taraflarınca onaylanarak yürürlüğe girdi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne
göre ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçebileceklerdi. Savaş durumunda,
Türkiye savaşın içindeyse Boğazlarda istediği tedbiri alabilecek, su yolunu istediğine
açıp, istediğine kapatabilecekti. Türkiye’nin yer almadığı herhangi bir savaş durumunda savaşın içinde olan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi yasaklandı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırılarak
Türkiye’ye Boğazlar ve çevresinde asker bulundurma hakkı tanındı.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin milletlerarası ilişkilerdeki etkinliği daha da arttı. Sözleşmenin süresi 20 yıldı. Ancak bu sürenin geçmesinden iki
32
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
yıl önce antlaşmaya taraf devletlerden hiçbirisi sözleşmenin feshini talep etmezse
yürürlükte kalacaktı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin süresi 1956 yılında dolduğu
hâlde, böyle bir fesih talebinde bulunulmadığı için hâlâ yürürlüktedir.
d. Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)
İngiltere’nin Irak’ta manda yönetimine son vererek Irak’ın bağımsızlığını
tanımasından sonra Irak, komşuları Türkiye ve İran ile iyi ilişkiler kurmak istiyordu.
Bu amaca yönelik olarak Irak kralı Faysal
ve Başbakan Nuri Sait Paşa 1931 yılında
Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bu sırada İran ile
Irak arasında sınır anlaşmazlıkları vardı.
Türkiye bu anlaşmazlığın giderilmesi konusunda aktif bir rol oynadı. Öte yandan
Türkiye, İran ile de samimi ilişkiler kurmuştu. İran Şahı Rıza Pehlevi 1934 yılında
Türkiye’yi ziyaret etmişti.
Bu sırada İtalya’nın Asya, Doğu Akdeniz ve Afrika’ya yayılmacı politikalar
izlemesi Türkiye ve Orta Doğu ülkelerini
Resim 01.15: Atatürk, İran Şahı Rıza Pehlevi endişelendiriyordu. İtalya’nın 1935 yılında
ile
Habeşiştan’a saldırısı durumun ciddiyetini
ortaya koyuyordu. Türkiye, İran ve Irak 1935’te Cenevre’de bir antlaşma imzaladılar. Ancak Irak-İran sınır anlaşmazlığının devam etmesi paktın imzalanmasını geciktirdi. Sonunda Afganistan’ın da katılımıyla 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabat
Sarayı’nda pakt imzalandı. Sadabat Paktı’yla taraflar birbirlerinin iç işlerine karışmamayı, ortak çıkarlarını ilgilendiren uluslararası nitelikteki anlaşmazlıklarda
birbirlerine danışmayı,
birbirlerine karşı eylemde bulunmamayı kabul
ediyorlardı.
Sadabat Paktı’nın
önemi II. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla azalmış,
1980’de İran-Irak Savaşı
çıkınca artık var oluş nedenini de yitirmiştir.
Resim 01.16: Sadabat Paktı’nın İmzalandığı Sadabat Sarayı
(Tahran )
33
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
c. Hatay Meselesi ve Hatay’ın Anavatana Katılması (30 Haziran 1939)
20 Ekim 1921 yılında Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması
ile İskenderun Sancağı (Hatay) Fransız mandası altındaki Suriye’de kalmıştı. Ancak
Türkiye antlaşmaya, İskenderun Sancağı’ndaki Türklerin haklarını koruyucu, kültürlerini geliştirici ve Türkçenin resmî dil olmasını öngören maddeler koydurmuştu. Bu
durum Fransa’nın 1936 yılında Suriye’deki manda yönetimine son vermesine kadar
devam etti. Sancak’ta yaşayan Türklerin geleceği Türkiye’yi endişeye sevk etti. Türkiye, Fransa’ya verdiği notada Suriye’ye verilen bağımsızlığın İskenderun Sancağı’na
da verilmesini istedi. Ancak Fransa, Suriye topraklarının parçalanacağı görüşüyle
bunu kabul etmedi. Türkiye’nin İskenderun Sancağı’na verdiği önem Atatürk’ün 1
Kasım 1936’da TBMM’yi açarken yapmış olduğu konuşmada şu şekilde ortaya konmuştu: ‘’ Bu sırada milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük mesele, gerçek sahibi öz Türk olan İskenderun- Antakya ve havalisinin mukadderatıdır. Bunun
üzerinde, ciddiyet ve katiyetle durmaya mecburuz.’’
Fransa meselenin Milletler Cemiyetine götürülmesini teklif etti. Türkiye’nin bu
teklifi kabul etmesi üzerine İskenderun Sancağı konusu Milletler Cemiyeti Meclisine
getirildi. 27 Ocak 1937’de varılan prensip anlaşmasına göre İskenderun ve Antakya
iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı olacak, Türkçe resmî dil olarak kullanılacaktı. Sancak’ın toprak bütünlüğü Türkiye ve Fransa tarafından güvence altında tutulacaktı.
Türkiye, Milletler Cemiyetinin aldığı kararın hemen uygulanmasını istedi. Ancak Suriye’de Arapların alınan bu kararı protesto etmeleri ve gösterileri Fransa’nın
olumsuz tutumuyla birleşince Türkiye yeniden harekete geçti. Türkiye 1930 tarihli
Türk-Fransız Dostluk Antlaşması’nı feshetti. Atatürk 1938 yılı Mayıs ayında hastalığının giderek ağırlaşmasına rağmen orduyu denetleme gezisine çıkarak Mersin ve
Adana’ya gitti; Hatay sınırına asker yığdı. Bu sırada Avrupa’da uluslararası ilişkiler gerginleşmişti. Fransa ve İngiltere’nin Orta Doğu’nun en güçlü devleti olan Türkiye’ye
ihtiyacı artmıştı. Bunların sonucunda Türk ve Fransız askerî temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonunda 3 Temmuz 1938’de Sancak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi
statüsünün ortaklaşa korunması konusunda bir askerî antlaşma yapıldı. Bu antlaşmanın imzalanmasından iki gün sonra Türk kuvvetleri Sancak’a girdi.
Resim 01.17: Hatay Devleti’nin Bayrağı
1938 Ağustos’unda yapılan seçimler
sonunda Sancak Meclisi toplandı. Meclisin
Türk, Arap, Ermeni, Rum milletvekilleri Türkçe yemin ettiler( 2 Eylül 1938).Millet Meclisi,
Sancak’a ‘’Hatay Devleti’’ adını verdi. Abdülgani Türkmen meclis başkanı, Tayfur Sökmen cumhurbaşkanı, Abdurrahman Melek
başbakan seçildi. Türk bayrağına çok benzeyen bir bayrak Hatay bayrağı olarak kabul
edildi.
Hatay Devleti bir yıl kadar bağımsız
kaldıktan sonra 23 Haziran 1939’da Hatay Millet Meclisi oybirliğiyle Türkiye’ye katılma kararı aldı. 23 Temmuz 1939 günü yapılan törenle de Hatay, Türkiye’ye katıldı.
34
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
NELER ÖĞRENDİK?
•I. Dünya Savaşı’nın neden ve sonuçlarını, Paris Konferansı ve önemini, I Dünya
Savaşı sonunda yapılan barış antlaşmalarını,
•Rusya’da Bolşeviklerin Çarlık yönetimini yıkarak iktidarı ele geçirmelerini,
SSCB’nin kuruluşunu, Lenin ve Stalin dönemlerinde SSCB’de meydana gelen
gelişmeleri, Rusların Orta Asya’yı işgal etme sürecini, Basmacı Hareketi ve
özelliklerini, Enver Paşa’nın Basmacı Hareketi’ne katılması ve ölümünü,
•I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz ve Fransızların Orta Doğu’da manda yönetimleri
kurmalarını, Arap Yarımadası, Irak, Ürdün, Filistin, Suriye ve Mısır’da manda
yönetimlerinin sona ermesini,
•Japonya’nın XIX. yüzyılın sonlarına doğru yaptığı reform ve ıslahatlarla güçlü bir
devlet hâline gelmesini, Çin ve Rusya ile rekabetini,
•1929 dünya ekonomik krizinin nedenlerini, yayılışı ve sonuçlarını, krizin Türkiye’ye
etkilerini,
•I. Dünya Savaşı’nın ardından dünya barışını sağlamak amacıyla yapılan
çalışmaları, Milletler Cemiyeti’nin kuruluşunu, Locarno Antlaşması, Kellogg Paktı
ve özelliklerini,
•I. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da meydana gelen sosyal, siyasal ve ekonomik
gelişmeleri,
•İtalya’da Faşizm ve Almanya’da Nazizm gibi totaliter rejimlerin kurulmasını,
•Atatürk dönemi Türk dış politikasının esaslarını, Türkiye’nin Milletler Cemiyetine
girmesini,
•Balkan Antantı, Montrö Sözleşmesi ve Sadabat Paktı’nın imzalanması ve önemini,
•Hatay meselesi ve Hatay’ın Anavatan’a katılış sürecini öğrendik.
35
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
1. ETKİNLİK
Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun kelimelerle tamamlayınız.
1.I. Dünya Savaşı’na…………………Devletlerinin yanında katılan………………
…………………, Uzak Doğu’da geniş çıkarlar elde ederek bu bölgede söz sahibi
oldu.
2.…………………….Savaşı’ndan sonra yapılacak barış antlaşmalarının esaslarını
belirlemek için 18 Ocak 1919’da…………………’te bir konferans toplandı.
3.………………………. Hareketi, Türkistan’ı Rus işgalinden kurtararak bağımsızlığına kavuşturmayı amaçlamıştır.
4. I. Dünya Savaşı’ndan sonra……………………. ve………………….Orta Doğu’da
manda yönetimleri kurdular.
5.1867 yılında tahta geçen İmparator…………………………..’nun Japonya’da
başlattığı reform sürecine …………………………………… adı verilir.
6.Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de yayılmacı bir politika izleyen…………………’nın
faaliyetleri 9 Şubat 1934’te ………………………………’nın kurulmasına ortam
hazırladı.
7.……………………………………. Sözleşmesi ile Türkiye, Boğazlar ve çevresinde
asker bulundurma hakkını elde etti.
8.Atatürk’ün son siyasi başarısı……………………….’ın bağımsız olmasını sağlamasıdır.
9. Türkiye, savunmaya dayanmayan, savaşı kanun dışı sayan ve devletler arası ilişkilerde barışçı yollara başvurulmasını esas alan…………………………………
Paktı’na 1928 yılında katılmıştır.
10. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Suriye ve Lübnan………………………..mandası altında kalmıştır.
11.Büyük devletler sömürgecilik faaliyetlerini
I. Dünya Savaşı’ndan sonra…………………………………………yönetimi adıyla devam ettirdiler.
12.I.Dünya Savaşı’ndan sonra İtilaf Devletleriyle Almanya arasında……………
…..;Avusturya ile …………………..; Macaristan’la…………………………;
Bulgaristan’la………………; Osmanlı Devleti ile…………………….Antlaşması
imzalanmıştır.
13.Türkiye, Atatürk Döneminde dış politikada‘’……………………………………
…………’ ilkesini esas almıştır.
14.Türkiye, Hatay sorununun çözümü için barışçı bir politika izlemiş ve konuyu
………………..……..ne götürmüştür.
36
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
2. ETKİNLİK
Aşağıdaki ifadelerin doğru olanların başına (D), yanlış olanların başına (Y) yazınız.
1. ( ) ABD’nin savaşa girmesiyle I. Dünya Savaşı’nı İttifak Devletleri kazandı.
2. ( ) I. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın bir daha böyle bir felaket yaşamaması için
Milletler Cemiyeti kuruldu.
3. ( ) Filistin I. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız mandasına bırakıldı.
4. ( ) 1929 Dünya Ekonomik Krizi dünyada milyonlarca insanın işsiz kalmasına neden
oldu.
5. ( ) ABD, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Monroe Doktrini’ne uygun olarak Avrupa politikasında daha aktif rol oynadı.
6. ( ) 1923’ten sonra Türkiye dış politikada Lozan’da tam olarak çözülemeyen sorunlarla uğraştı.
7. ( ) Türkiye Milletler Cemiyetine Atatürk’ün ölümünden sonra girdi.
8. ( ) Balkan Paktı’nın oluşumuna ABD öncülük etti.
9. ( ) Türkiye, Sadabat Paktı’na üye olarak doğu sınırlarının güvenliğini sağlamıştır.
10. ( ) İngiltere ve Fransa, Orta Doğu’nun stratejik önemi ve sahip olduğu zengin petrol rezervleri nedeniyle bölgede etkin olmak istemiştir.
11. ( ) Enver Paşa’nın 1921 yılında Türkistan’a gelmesiyle Basmacı Hareketi’nin Ruslarla mücadelesi daha da şiddetlendi.
12. ( ) Çarlık döneminde Ruslar işgal ettikleri Türk topraklarında asimilasyon politikası uyguladılar.
13. ( ) Japonya’da Meiji Restorasyonu I. Dünya Savaşı’ndan sonra başlatıldı.
14. ( ) Türkiye’de ‘’ Yerli Malları Haftası’’ kutlamaları 1929 dünya ekonomik krizinin
etkilerini azaltmaya yöneliktir.
15. ( ) İki savaş arası dönemde dünyada radyo, sinema, gazetecilik, tiyatro ve sanat
alanlarında önemli ilerlemeler yaşandı.
37
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
ÜNİTE DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdaki devletlerden hangisi İttifak Devletlerinden biri değildir?
A. Almanya
B. Avusturya – Macaristan
C. Osmanlı
D.Rusya
2. İtilaf Devletleri I. Dünya Savaşı sonrasında yenilen devletlerle yapılacak barış
antlaşmalarının esaslarını belirlemek amacıyla ………………………….Barış
Konferansı’nı düzenlemişlerdir.
Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A. Lozan
B. Sevr
C. Paris
D.Londra
3. İtilaf Devletleri ile Almanya arasında yapılan barış antlaşmasının bazı maddeleri
şunlardır.
. Alsace – Lorraine bölgesi Fransa’ya verildi.
. Bütün sömürgeleri İngiltere, Fransa ve Japonya arasında paylaşıldı.
. Zorunlu askerlik kaldırıldı.
Bu antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?
A. Versay
B.Nöyyi
C.Triyanon
D.Sen Jermen
4. Aşağıdakilerden hangisi I. Dünya Savaşı’nın sonuçlarından biri değildir?
A. Avrupa’nın siyasi haritasının değişmesi
B. Yeni millî devletlerin ortaya çıkması
C. Millîyetçilik düşüncesinin güç kazanması
D.Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kurulması
5. Aşağıdakilerden hangisi Sovyetler Birliği döneminde Türk topraklarında yapılan
asimilasyon politikalarından biri değildir?
A. Din adamı yetiştiren medreselerin kapatılması
B. Yüz binlerce Türk’ün Sovyetlerin diğer bölgelerine göç ettirilmesi
C. Cami ve mescitlerin ibadete kapatılması
D.Beş yıllık kalkınma planlarının hazırlanması
38
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
6. İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu’da manda yönetimleri kurmalarında bölgenin,
I. stratejik bir konumda olması,
II. zengin ham madde kaynaklarına sahip olması,
III. farklı etnik ve dinî gruplardan oluşması
durumlarından hangilerinin etkili olduğu savunulabilir?
A.Yalnız I
B. Yalnız II
C. I ve II
D. I, II ve III
7. Japonya’da Meiji Döneminde yapılan yenilikler arasında aşağıdakilerden
hangisi yer almaz?
A. Feodal düzenin yıkılarak Batı tarzı hükümet kurulması
B. Modern bir bankacılık sisteminin kurulması
C. Latin alfabesinin kabul edilmesi
D.Subayların Batılı askerî akademilere gönderilmesi
8. Aşağıdakilerden hangisi 1929 dünya ekonomik krizinin sonuçlarından biri
değildir?
A. Türkiye’nin ihracatının artması
B. İşsizliğin büyük boyutlara ulaşması
C. Dünya ticaretinin yarı yarıya azalması
D.Toplumsal sorunların yaygınlaşması
9.
I. Gümrük vergilerinin yükseltilmesi
II. Yerli malı kullanımının teşvik edilmesi
III. İthalatın kolaylaştırılması
Yukarıdakilerden hangileri Türkiye’nin 1929 dünya ekonomik krizine karşı aldığı önlemlerdendir?
A. Yalnız I
B. I ve II
C. II ve III
D. I, II ve III
10.
I. Milletler Cemiyetinin kurulması
II. Locarno Antlaşması’nın imzalanması
III. Briand – Kellogg Paktı’nın kurulması
Yukarıdaki gelişmelerden hangileri dünya barışını korumaya yöneliktir?
A. Yalnız I
B. I ve II
C. I ve III
D. I, II ve III
39
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
11.
I. Milletler Cemiyetinin kurulması
II. Locarno Antlaşması’nın imzalanması
III. Briand – Kellogg Paktı’nın kurulması
IV. Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne girmesi
Yukarıdaki gelişmelerin kronolojik sıralaması aşağıdakilerden hangisinde
doğru olarak verilmiştir?
A. I – II- III – IV
B. II – I – III – IV
C. IV – III – I – II
D.III – II – IV – I
12.
I. Milletler Cemiyeti
II. Paris Barış Konferansı
III. Balkan Antantı
IV. Sadabat Paktı
Türkiye yukarıdaki oluşumlardan hangilerine öncülük etmiştir?
A. I ve II
B. I ve III
C. II ve III
D. III ve IV
13. Atatürk ‘’İtalya ……………………….. yönetimi altında kuşkusuz büyük bir
kalkınmaya ve gelişmeye sahne olmuştur. Ancak korkarım ki İtalya’nın bugünkü
şefi, Sezar rolünü oynamak isteğinden kendisini kurtaramayacaktır.’’ demiştir.
dir?
Atatürk’ün yukarıdaki sözündeki boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmeliA. Mussolini
B. Hitler
C. Franco
D.Mutsuhito
14. Aşağıdakilerden hangisi Balkan Antantı’na katılan ülkelerden biri değildir?
A. Bulgaristan
B. Yunanistan
C. Yugoslavya
D. Türkiye
40
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ 1
15.Aşağıdakilerden hangisi Atatürk Döneminde meydana gelmemiştir?
A.
B.
C.
D.
16.
Sadabat Paktı’nın imzalanması
NATO’ya girilmesi
Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanması
Milletler Cemiyetine girilmesi
I. Türkiye Boğazlarda asker ve silah bulundurma hakkını elde etmiştir.
II. Türkiye, batı sınırlarını güvence altına almıştır.
Yukarıdaki gelişmeler sırasıyla aşağıdakilerden hangisinin sonucudur?
A. Briand – Kellogg Paktı - Sevr Antlaşması
B. Montrö Sözleşmesi - Balkan Antantı
C. Sadabat Paktı - Lozan Barış Antlaşması
D.Sadabat Paktı - Balkan Antantı
17. Türkiye’nin,
I. Milletler Cemiyetine girmesi
II. Briand – Kellogg Paktı’nı imzalaması
III. Balkan Antantı’na öncülük etmesi
IV. Sadabat Paktı’nı kurması
gelişmelerinden hangileri bölgesel barışı korumaya yöneliktir?
A. I ve II
B. I ve III
C. II ve III
D. III ve IV
18.Sadabat Paktı’na aşağıdaki devletlerden hangisi katılmamıştır?
A. Suriye
B. İran
C. Irak
D.Afganistan
41
Download