600. yılında türkiye-polonya ilişkileri sempozyumu bildirileri

advertisement
600.
YILINDA
TÜRKİYE-POLONYA
5
M
M
a
a
r
r
t
c
h
2 0 1 4
ANKARA
TÜRKİYE
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
BİLDİRİLERİ
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM
ON THE 600th YEAR OF
POLISH-TURKISH RELATIONS
600. YILINDA
PROCEEDINGS
TÜRKİYE-POLONYA
OF THE SYMPOSIUM
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
ON THE 600th YEAR OF
BİLDİRİLERİ
5
POLISH-TURKISH RELATIONS
M
M
a
a
r
r
t
c
h
2 0 1 4
ANKARA
TÜRKİYE
Editör: Yr. Doç. Dr. Hacer TOPAKTAŞ
22.07.1923 tarihinde Türkiye ile
Polonya arasında imzalanan dostluk
antlaşmasından bir kare
Delegates in the treaty of friendship
between Turkey and Poland in
July 22, 1923.
İÇİNDEKİLER
Cemalettin HAŞIMI, Başbakanlık Basın Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürü
6
Yrd. Doç. Dr. Hacer TOPAKTAŞ, Editör
8
Abdullah GÜL, Türkiye Cumhuriyeti, 11. Cumhurbaşkanı
12
Bronislaw KOMOROWSKI, Polonya Cumhuriyeti, 5. Cumhurbaşkanı
18
Prof. Dr. Halil İNALCIK
22
SEMPOZYUM BİLDİRİLE Rİ
CONTENTS
Cemalettin HAŞİMİ,
Director General of Press and Information of Republic of Turkey
7
Asst. Prof.. Hacer TOPAKTAŞ, Editor
10
Abdullah GÜL, The 11th President of Turkey
15
Bronislaw KOMOROWSKI, The 5th President of Poland
20
Prof. Halil İNALCIK
28
Sy m p os i u m Pa p ers
Komşuluktan Kardeşliğe: Osmanlı-Polonya ve Türkiye-Polonya Tarihî
İlişkilerinden Birkaç Manzara
Prof. Dr. Dariusz KOŁODZIEJCZYK
36
A Few Scenes
From Polish-Ottoman and Polish-Turkish Historical Relations
Prof. Dariusz KOLODZIEJCZYK
43
Osmanlı-Leh İlişkilerinde Realpolitik ve Retorik
Bir XVIII. Yüzyıl Değerlendirmesi
Yrd. Doç. Dr. Hacer TOPAKTAŞ
50
Realpolitik and Rhetoric in Ottoman-Polish Relations
An Evaluation of the 18th Century
Asst. Prof. Hacer TOPAKTAŞ
62
Birinci Dünya Harbi Döneminde Polonyalılar ile
Türkler Arasındaki Askeri İlişkiler
Yrd. Doç. Dr. Piotr NYKIEL
74
Military Relations
Between Poland and Turkey During World War I
Asst. Prof. Piotr NYKIEL
82
Polonya ve Türkiye: Uluslararası Sistemde Yükselen İki Güç
Prof. Dr. Bogdan GÓRALCZYK
90
Poland and Turkey: Two Rising Powers in the International System
Prof. Bogdan GORALCZYK
101
Türkiye ve Polonya: İkili Siyasi ve Ekonomik İlişkiler
Yrd. Doç. Dr. Karol KUJAWA
112
Turkey and Poland: Political and Economic Interaction
Asst. Prof. Karol KUJAWA
121
Avrupa Birliği’ne Tam Üyelik Sürecinde Türkiye-Polonya İlişkileri
Yrd. Doç. Dr. Adam SZYMAŃSKI
130
Relations Between Turkey and Poland in the Process of the.
European Union Membership
Asst. Prof. Adam SZYMANSKI
141
Cumhuriyet Döneminde Türkiye-Polonya İlişkileri: Kültürel ve Sosyal Boyut
Yrd. Doç. Dr. Erhan AKDEMIR
153
Turkish-Polish Relations in the Republican Era: The Cultural and Social Aspect
Asst. Prof. Erhan AKDEMİR
163
SUNUŞ
PREFACE
Cemaletti̇n HAŞİMİ
Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürü
Türkiye
Cemaletti̇n HAŞİMİ
Director General of Press and Information of Republic of Turkey
etkinlik gerçekleştirdi.
Directorate
gerçekleştirilen “600. Yılında Türkiye-Polonya İlişkileri Sempozyumu” içerik ve katılım
organized that year in terms of both content and turn-out. We believe that the symposium
ile Polonya arasındaki benzersiz diplomatik ilişkilerin tesisinin
600. yıldönümünü kutlama etkinlikleriyle taçlandırmak için
11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL ve 5. Polonya Cumhurbaşkanı Sayın Bronislaw
KOMOROWSKI’nin himayelerinde kurulan Ortak Komite’nin bir üyesi olan Genel
Müdürlüğümüz de Türkiye-Polonya ilişkilerine atfettiği özel önemle yıl boyunca bir dizi
Ankara’da 5 Mart 2014 tarihinde iki ülke cumhurbaşkanlarının himayeleri ve iştirakleriyle
bakımından yıl içerisinde organize edilen en önemli etkinliklerden biri oldu. Başta Prof. Dr.
Halil İNALCIK olmak üzere çok değerli tarihçi ve bilim insanlarının katılımıyla düzenlenen
sempozyumun iki ülke ilişkilerinin güçlendirilmesi açısından önemli referans olacağını
düşünüyoruz.
Yıldönümü etkinliklerinde özel önem atfedilen sempozyumun gerçekleştirilmesinde
verdikleri büyük katkı ve destekleri nedeniyle başta eski Başbakan Yardımcımız Sayın
Bülent ARINÇ ve eski Genel Müdürümüz Sayın Murat KARAKAYA olmak üzere emeği geçen
herkese Kurumumuz adına teşekkür ediyoruz. Ayrıca Türkiye-Polonya ilişkilerinin 600 yıllık
tarihsel seyri kadar günümüzde iki ülke arasında mevcut yakın işbirliğinin tesis edilmesine
gösterdikleri hassasiyet ve çaba için Başbakan Yardımcımız Sayın Yalçın AKDOĞAN’a da
şükranlarımızı sunuyoruz.
Sempozyumda sunulan tebliğlerden oluşan ve Genel Müdürlüğümüz tarafından Türkçe ve
İngilizce dillerinde hazırlanan bu yayının, gelecekte daha da geliştirilerek Türkiye ve Polonya
halkları arasındaki güçlü dostluğa katkı sağlamasına vesile olmasını diliyoruz.
6
TR SUNUŞ
General of Press and Information, a member of the
Joint Committee established under the auspices of
the eleventh President of Turkey, H.E. Abdullah Gül and President of Poland, H.E. Bronislaw
Komorowski, conducted a series of activities throughout 2014 in order to celebrate the 600th
anniversary of the establishment of diplomatic relations between Poland and Turkey.
“Symposium on the 600th Year of Polish-Turkish Relations”, organized in Ankara on March
5, 2014, with the participation of the Presidents became one of the most important events
held with the contribution of invaluable academics, including distinguished Ottoman
historian Halil İnalcık will be a significant point of reference to consolidate bilateral relations.
We would like to express our appreciation to all of the contributors, especially to the former
Deputy Prime Minister Mr. Bülent ARINÇ and the former Director General of Press and
Information Mr. Murat KARAKAYA, for their great support and hard work in organizing the
symposium as particular part of the anniversary events. Also we are thankful to Deputy
Prime Minister Mr. Yalçın AKDOĞAN for his efforts to establish cooperation between two
countries today as well as to his sensitivity to the historical course of 600 years TurkishPolish relations.
I hope that this publication comprised of the statements presented in the symposium in
Turkish and English will become a crucial factor to re-assess the historical progress and
the current level of the bilateral relations as well as to further develop the close friendship
between Turkish and Polish peoples.
PREFACE ENG
7
SUNUŞ
Yrd. Doç. Dr. Hacer Topaktaş-Editör
İstanbul Üniversitesi
Bronisław Komorowski’nin ilişkilerde 600. yıl etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirdiği
Türkiye ziyareti vesilesiyle düzenlediği 600. Yılında Türkiye-Polonya İlişkileri Sempozyumu
bildirileri, ilişkileri birçok açıdan değerlendiren önemli bir eser olarak sizlere sunulmaktadır.
Bildiriler bu sahada hem Türkiye hem Polonya’da araştırmalarda bulunan bilim adamlarınca
2014
yılında Türk-Leh diplomatik ilişkilerinin altıncı asrı tamamlandı. Birçok
devletin ve milletin tarihinde münasebetlerin bu kadar eskiye dayanması
ender görülen bir durumdur. Polonya kaynaklarının bildirdiği üzere ikili diplomatik ilişkiler
1414’te Çelebi Mehmed’e gelen iki Leh elçisiyle başlamıştır. Vaktiyle komşu olan bu iki devlet,
yer yer savaşlar geçirse de 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması’ndan bu yana kadim
dostluğunu muhafaza etmektedir. Polonya’nın 1772, 1793 ve 1795 yıllarında komşuları
Prusya, Avusturya ve Rusya tarafından paylaşımı ve bağımsızlığının elinden alınması, Türk-
Leh resmî ilişkilerinin 1918’e kadar kesintiye uğramasına neden olmuştur. Fakat Osmanlı
Devleti 1795-1918 yılları arasında bağımsızlık mücadelesi yürüten Polonya’ya, eski tabirle
“Lehistan’a” her türlü desteğini verdiği gibi birçok Polonya göçmenine bu süreçte kucak
açmıştır. Bu göçmenlerin bir kısmını oluşturan Leh subaylar, Osmanlı ordularında önemli
görevler icra etmiştir. Mehmed Sadık Paşa (Michał Czajkowski), Mustafa Celaleddin Paşa,
(Konstanty Borzęcki), Murad Paşa, (Józef Bem) bunlardan birkaçıdır. Polonya millî şairi Adam
Mickiewicz’in Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında İstanbul’a geldiğini ve hatta hastalığı
dolayısıyla burada hayatını kaybettiğini de hatırlamak gerekir. Türkiye ve Polonya, I. Dünya
Savaşı sonrasında ilişkilerini yeniden tesis etme konusunda da oldukça mahirdirler. Zira, iki
devletin temsilcileri Lozan Görüşmeleri esnasında antlaşmalar imzalamak suretiyle resmî
temaslarını sağlam bir zemine oturtabilmiştirler. Son dönemde Türkiye-Polonya ilişkilerinin
daha da geliştiği müşahede edilmektedir. İki ülkenin devlet başkanlarının ve üst düzey
yöneticilerinin sık sık görülen ziyaretleri de bunu teyit eder durumdadır.
Bu bağlamda, Türkiye-Polonya ilişkilerinin 600. yılı vesilesiyle Başbakanlık Basın-Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 5 Mart 2014’te Polonya 5. Cumhurbaşkanı Sayın
8
TR SUNUŞ
kaleme alınmış, bildirilerde ilişkilerin tarihî boyutunun yanı sıra günümüzdeki görünümü de
farklı açılardan değerlendirilmiştir. Bu bakımdan bildirilerde ilişkilerin gerek iki ülke tarihi
gerekse Avrupa tarihi için önem taşıyan noktaları da vurgulanmıştır.
Sempozyumun iki ülke Cumhurbaşkanlarının himayelerinde gerçekleştirilmesi, açılışında
Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın hitapta bulunmaları sempozyumun önemini
zirveye taşımaktadır. Ayrıca hocaların hocası Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Osmanlı Devleti ile
Polonya arasındaki ilişkilere yaptığı önemli değerlendirmeleri içeren açılış bildirisi de
sempozyum açısından büyük öneme haizdir. Uzun süredir Türkiye-Polonya tarihî ilişkileri
konusunda birçok kıymetli çalışma vücuda getiren Prof. Dr. Dariusz Kołodziejczyk’ın altı
asrı manidar örneklerle özetleyen bildirisi, şahsımın XVIII. yüzyılda ikili ilişkilere yaptığı
değerlendirmeyi içeren bildirisi, XIX. ve XX. yüzyıl Türkiye-Polonya ilişkileri konusunda
birçok çalışması bulunan Piotr Nykiel’in I. Cihan Harbi dönemine odaklanan bildirisi
Türkiye-Polonya ilişkilerinin tarihî yönünü vurgulayan çalışmalardır. Deneyimli diplomat
ve bilim adamı Prof. Dr. Bogdan Góralczyk’ın günümüz ve gelecekteki Türkiye ve Polonya’yı
resmettiği bildirisi, iktisadî münasebetlere ciddi bir analiz getiren Karol Kujawa’nın
bildirisi, ilişkileri Avrupa Birliği ekseninde değerlendiren Adam Szymański’nin bildirisi ve
Cumhuriyet döneminde Türkiye-Polonya ilişkilerini kültürel ve sosyal boyutta ele alan Erhan
Akdemir’in bildirisi ile de yakın dönem ikili ilişkileri farklı bağlamlarda değerlendirmektedir.
Bu bakımdan söz konusu bildiriler iki ülke arasındaki yoğun tarihî ilişkilerle ilgili birçok
husus için önemli bir referans çalışması özelliği taşıyacaktır. Bu vesileyle bildirileri basım
kararı alarak yukarıda zikredilen mühim birçok çalışmanın kalıcı hale gelmesini sağlayan
Başbakanlık Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüne ve bu konudaki teşvik ve
yardımları için Türkiye Cumhuriyeti Varşova Büyükelçiliğimize teşekkürlerimi sunarım.
9
PREFACE
Asst. Prof. Hacer Topaktaş-Editor
Istanbul University
The
Papers are written up by scholars who did research both in Turkey and Poland. Today’s
appearance of the historical dimension of the relationship was evaluated in the papers from
sixth century was completed in the Turkish-Poland diplomatic relations
in 2014. In the history of many states and nations, it is a rare occasion that
relations go back a long way. According to Polish sources, bilateral diplomatic relations
started with two Polish diplomats came to Çelebi Mehmed in 1414. Although these two
neighbouring countries were at war at times, Turkey and Poland have protected their “old
friendship” since the Treaty of Karlowitz, signed in 1699. Turkish-Polish official relations
were interrupted when Poland was partited by her neighbours Prussia, Austria and Russia
in 1772, 1793 and 1795 lost her independence. Poland, called “Lehistan” by Ottomans,
struggled for independence between the years 1795-1918. Within that period The Ottoman
Empire gave all kind of support to Poland and welcomed a lot of Polish immigrants, too.
Polish officers that were the part of the immigrants had performed important tasks. Mehmed
Sadık Pasha (Michal Czajkowski), Mustafa Celaleddin Pasha (Konstanty Borzecki) and Murad
Pasha (Jozef Bem) were few of them. Poland’s national poet Adam Mickiewicz came to
Istanbul during Crimean War (1853-1856) and lost his life here because of his illness. Turkey
and Poland, both were very skilful to establish relations after the World War I because the
representatives of the both countries were able to build their official contacts on solid bases
by signing agreements. Turkish-Polish relations have been further developed in recent years.
Reciprocal visits of the presidents and senior officials also confirm this situation.
Directorate General of Press and Information organized the Symposium on the 600th
anniversary of Turkish-Polish Relations on March 5th 2014 and within the frame of this
occasion of the President of Poland Bronislaw Komorowski’s paid a visit to Turkey on 5-6
March 2014. Submitted papers at this symposium, are presented as important works that
10
evaluate many aspects of the bilateral relations between the two countries in this book.
different perspectives. In this regard, the papers also highlighted the important points of the
relatiohship for the two countries’ history and also the European history.
The Symposium was organized under auspices of the two countries’ Presidents and the
Deputy Prime Minister Bülent Arınç also addressed at the opening ceremony of the Summit,
these highly increased the importance of the symposium. The opening statement of the grand
master Prof. Dr. Halil İnalcık, having significant evaluations about the relations between the
Ottoman Empire and Poland, had also of great importance for the symposium. In the Summit,
Prof. Dr. Dariusz Kolodziejczyk, who has done precious studies on Turkish-Polish historical
relations, gave a significant summary of the six centuries in his paper. I am specialized in the
field of Turkish-Poland relations in recent years and in my paper I evaluated the 18th century
Ottoman-Polish relations. Having numerous studies on Turkish-Polish relations Piotr Nykiel
focused on the First World War in his paper. All these studies emphasize the historical aspects
of Turkish-Polish relations. Prof. Dr. Bogdan Goralczyk, a senior diplomat and scientist, gave
us a picture of the today and the future of Turkey and Poland, Karol Kujawa presented an
in-depth analysis of economic relations, Adam Szymanski evaluated the relations within the
framework of the European Union and Erhan Akdemir handled the cultural and social aspects
of the Turkish-Polish relations in the republican period , and thus, the bilateral relations
were considered in different contexts. In this regard, these papers will have the feature of a
reference work about the deep historical ties between the two countries. Hereby I extend my
thanks to the authorities of General Directorate of Press and Information for their decision
to publish above-mentioned important studies to make them permanent and to the Turkish
Embassy in Warsaw for their encouragements and contributions on this matter.
PREFACE ENG
11
SUNUŞ
Kültür Merkezinde açacağımız sergi bunun işaretleri olmaktadır. Tüm bunların asırlara
meydan okuyan dostluğumuzun daha iyi idrak edilmesine vesile olmasını da diliyorum.
Abdullah GÜL
Cumhurbaşkanı
Sayın Cumhurbaşkanı,
Değerli Hanımefendi,
Değerli Başbakan Yardımcımız,
Değerli misafirler,
Türkiye
üzerine de eminim kafa yorulmaktadır.
Esasen bugün Sayın Cumhurbaşkanı ile baş başa ve heyetler arasında yaptığımız görüşmelerde
de bu yönde fikir egzersizi yaptık. Şimdi bu çalışmaya sivil toplum ve halkın katılmasından
büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Hatırdan çıkarılmamalıdır ki Türkiye-Polonya dostluğu
tarih boyunca devletlerarası ilişkilerle olduğu kadar insandan insana, gönülden gönüle
bağlarla da mevcudiyetini sürdürmektedir. Bu sayededir ki iki halk arasında kültürden sanata
siyasetten askeriyeye kadar hayatın birçok alanında karşılıklı yaygın, yoğun etkileşimler
olmuştur. Değerli tarihçilerimiz bu konularda sizleri yeterince bilgilendirmişlerdir.
ile Polonya arasında diplomatik ilişkilerin tesisinin 600’üncü
yıldönümü kutlamaları kapsamında Başbakanlık Basın-Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün tertiplediği bu sempozyumda, değerli dostum Sayın
Cumhurbaşkanı ile birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sabahtan
başlayan ve gün boyu devam eden bu önemli etkinlikte birçok oturumun yapıldığı bilgisi
verildi bana. Önce değerli bilim insanlarının Türkiye-Polonya ilişkilerine dair gözlemlerde
bulunduğunu, sonra da ekonomik ilişkilerimizle ilgili iş adamlarının sunumlar yaptığını
öğrendim. Temennim, altı yüz yıldır süren bu dostluğun yeni nesillere güçlü bir şekilde
taşınmasını temin etmektir. Eminim ki bu toplantının buna da çok büyük katkısı olacaktır.
Değerli misafirler, ilişkilerimizin altı asır boyunca kesintisiz sürmesi tek başına, Türkiye
ile Polonya arasındaki bağların ne kadar güçlü olduğunu gösteren önemli bir delildir. O
zamanlar bu topraklarda Osmanlı Devleti ve Leh Krallığı vardı, bugünse Türkiye Cumhuriyeti
ve Polonya Devleti var. İlişkilerimiz bugün de güçlü bir şekilde devam ediyor. Değerli
katkılarınızla bu tarihî derinliğe yakışır bir kutlama programı hazırlandığını görmekten de
büyük bir memnuniyet duyuyorum. Davetime icabetle Türkiye’yi ziyaret eden değerli dostum
Cumhurbaşkanı Sayın Komorowski ile birlikte 600. yıldönümü kutlamalarını başlatıyoruz.
Bugün burada beraber katıldığımız sempozyum ve yarın İstanbul’da yine birlikte Sabancı
12
Bu değerli mirası gelecek nesillerimize emanet ederken bundan sonra neler yapılabileceği
TR SUNUŞ
Toplantıya baktığımda çok değerli, seçkin tarihçilerimizi, ilim adamlarımızı görüyor ve
bundan büyük memnuniyet duyuyorum. Onlar gündüz oturumlarında tarihî belgelerle,
vesikalarla, hatıralarla bunları dile getirmişlerdir. Ben de birkaç isimden bahsederek kısaca
geçmek istiyorum. Bunu vefamızın bir ifadesi olarak da söylemek istiyorum. Çünkü bunlar
ortak kahramanlarımızdır. Zira, asıl adları Bobowski, Cxogkowski, Borzecki olan ve hepimizin
Ali Ufkî Bey, Sadık Rıfat Paşa ve Mustafa Celalettin Paşa diye bildiğimiz Polonyalı dostlarımız
ortak kültürümüzün çok kıymetli hazineleridir. Bu katkılar sayesinde dostluk, dayanışma ve
işbirliğimiz günümüze kadar taşınmıştır. Kendilerine şükran ve minnet borçluyuz.
Kıymetli misafirler, değerli Profesör İlber Ortaylı’nın veciz ifadesiyle, “19’uncu yüzyıl bizde
imparatorluğun en uzun yüzyılıdır”, ancak bizim için olduğu kadar özgürlük mücadelesini
sarsılmaz bir azimle sürdüren Polonyalı dostlarımız için de çok uzun bir yüzyıl olmuştur.
Bu anlamda iki ülkenin kaderinin benzer olduğunu da söyleyebiliriz. Nitekim 1795-1918
Polonyalılar için, 1774-1923 de Türkler için azim ve mücadele yıllarıdır. Türkiye ile Polonya
arasındaki güçlü dostluk, iki ülkenin varlıklarını ilelebet sürdüreceklerini bir kez daha ispat
ettikleri on dokuzuncu yüzyılda bugünkü kıvamını bulmuştur. Bu nedenledir ki Polonya’nın
milli mücadele kahramanı Czartoryski ve milli şairi Mickiewicz 19.uncu yüzyılda Türkiye’yi
kendilerine ikinci vatan edinmişlerdir. Bu nedenledir ki Polonya’yı bölüp parçalayarak tarih
sahnesinden silmeye çalışan ve bu azimli halkın iradesini hiçe sayan teşebbüsler Türkler
tarafından tanınmamıştır. Ortak kaderin tecellisine bakınız ki Türkiye ve Polonya bugünkü
13
devletlerinin kuruluşlarını da beşer yıl arayla ilan etmişlerdir. Bu noktada Polonya’nın
Türkiye’yi Lozan imzalanmadan önce tanıdığını ve iki genç devletin süratle karşılıklı
diplomatik temsilci atadıklarını takdirle yâd etmek de bizler için vazifedir.
Değerli misafirler, olaylara seyrettiği mecradan ve süreklilik zaviyesinden bakmak gerekir.
Böyle yapıldığı takdirde Avrupa’da yaşanan son dönüşüm dalgasında Polonya’nın tekrar
Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmesine Türk halkının neden bu kadar destek
PREFACE
verdiğini daha kolay anlarız. Zira, 1990’ların başında gerçekleşen bu dönüşüm kadim
dostlar olan Türkiye ile Polonya’yı ayrılmaz parçası oldukları Avrupa’nın çatısı altında
tekrar buluşturmuştur. Günümüzde bu geniş çatı altında insan hakları, demokrasi, hukukun
Abdullah GÜL
President of Turkey
üstünlüğü ve serbest piyasa gibi müşterek ilkelerin savunuculuğunu hep beraber yapıyoruz.
Avrupa ilkeler ve değerler ailesi çerçevesindeki ortaklığımızı parçası olduğumuz bölgelerin
yanı sıra dünyanın da barış ve istikrarı bakımından çok değerli görüyoruz. Ayrıca, çok
köklü bir maziye dayanan bu dostluğumuzun bu değerler manzumesiyle ilave boyutlar
kazanacağına da inanıyoruz. İşte bu anlayışla Polonya’nın NATO üyeliğini destekledik.
Polonya da bugün bizim AB müzakere sürecimizi ve üyeliğimiz destekliyor. Memnuniyetle
müşahede ediyoruz ki ülkelerimiz arasında ilişkilerin seyri gayet iyidir. İki ülke NATO’da,
AGİT’te, Avrupa Konseyi’nde Visegrad Dörtlüsü ile bağlantılı ve diğer birçok platformda yakın
işbirliği yapmaktadır. Ülkelerimiz ayrıca genç ve dinamik ekonomileriyle de benzeşmektedir.
Türkiye ve Polonya küresel krizden en az etkilenen Avrupa ülkeleri arasındadır. Avrupa’nın
ihtiyaç duyduğu imkân ve kabiliyetler, ekonomileri ve demografik yapıları güçlü olan
ülkelerimizde ziyadesiyle mevcuttur. Buna güvenerek 5 milyar Dolar olan ticaret hacmini
ikiye katlama arzusunu ifade ediyoruz. Kısacası, 2009 yılında stratejik ortaklık seviyesine
çıkarılan ilişkilerimizin tüm alanlarda tarihi derinliğin hak ettiği seviyelere taşınabilmesi için
şartlar müsaittir.
Türkiye-Polonya ilişkilerinin 600. yıldönümü münasebetiyle yıl boyunca her iki ülkede
siyasetten kültüre, sanattan tarihe, ekonomiden medyaya farklı alanlarda düzenlenecek
kutlama etkinliklerinin halkımızın birbirini daha iyi tanımaları ve aralarındaki etkileşimin
güçlenmesi bakımından güzel fırsatlar sunacağına inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle
ilişkilerimizin 600. Yıldönümünün hayırlı ve uğurlu olmasını, Türkiye-Polonya dostluğunun
bölgemize barış ve istikrar için emsal teşkil etmesini temenni ediyor ve hepinize sevgi ve
muhabbetler sunuyorum.
The Honourable Mr. President and Madam,
Distinguished Deputy Prime Minister, Esteemed Guests,
It
is a great pleasure for me to be present at this symposium held by General Directorate
of Press and Information on the occasion of the 600th anniversary celebration of
Turkey-Poland relations, honoured by the presence of Mr. President, my valuable friend.
I have been informed that several sessions are organized at this important event that has
started in the morning and continues the whole day. I have learned that first, valuable
scientists have shared their observations as to the relations between Turkey and Poland,
followed by businesspeople holding presentations on our economic relations. I hope this
friendship of 600 years will be strongly passed on to future generations. I am confident that
this meeting will have a great contribution to this aim.
Distinguished guests,
The uninterrupted continuation of our relations for 600 years alone is a strong proof of how
strong the ties Turkey and Poland are. At the time, there were the Ottoman Empire and the
Kingdom of Poland on the respective territories; today we have the Republic of Turkey and
the State of Poland. Our relations continue at full strength today. I take great pleasure to
see that a celebration program has been prepared worthy of this historical depth with your
precious contributions. We initiate the 600th anniversary celebrations together with my dear
friend, President Komorowski, who accepted my invitation to visit Turkey. This symposium,
which we have attended together, and the exhibition we will kick start in the Sabanci
14
TR SUNUŞ
PREFACE ENG
15
Cultural Centre in Istanbul together are the tokens of this. I hope all these will ensure better
Distinguished guests, one should consider events by their course and from the angle of
can be done from now on.
transformation wave in Europe. This transformation, which occurred in early 1990’s, has
acknowledgement of our friendship, which defies centuries. While entrusting this precious
heritage to future generations, I am sure serious contemplations are made regarding what
Actually, Mr President and I brainstormed in this direction in our bilateral and inter-delegation
meetings today. We are pleased with the participation of civil society and the public in these
efforts. It should be borne in mind that the friendship between Turkey and Poland exists
between individuals with cordial ties as much as they have existed in intergovernmental
relations throughout history. Therefore, widespread and intense interactions have been
attained between the two societies in a myriad of fields of life, from politics to military. Our
distinguished historians must have sufficiently informed you on these issues. When I look
around at this meeting, I see our valuable and outstanding historians and scientists, and I
take great pleasure in this. They must have voiced these issues by showing you historical
documents, records and memories. I would like to mention a couple of figures shortly as well.
I would like to mention this also as a token of our fidelity, because these are our common
heroes. Our Polish friends, Bobowski, Czajkowski, Borzecki whom we all know as Ali Ufki
Bey, Sadık Rıfat Pasha and Mustafa Celalettin Pasha are precious treasures of our shared
culture. Thanks to these contributions, our friendship, solidarity and cooperation survive
today. We owe them praise and gratitude.
Esteemed guests, with the concise expression of the distinguished Professor İlber Ortaylı,
“19 century is the longest century of the empire for us,” however, the 19 century was also a
th
th
very long century for our Polish friends, who continued with their struggle for freedom with
unshakable enthusiasm. In this respect, we can say that the two countries share a common
destiny. Polish people experienced years of enthusiasm and struggle from 1795 to 1918,
whereas Turks experienced the same process from 1774 to 1923.
The strong Turkish-Polish friendship took its current form in 19th century when the two
countries once more proved that they would last forever. The Polish national independence
hero Czartoryski and national poet Mickiewicz chose Turkey as their second homeland.
Therefore, Turks have never recognised the efforts to divide, disintegrate and erase Poland
from history, which totally disregarded the will of this determined nation. As a manifestation
continuity. In this way, we can have a clearer understanding of why Turkish people gave
such a support to Poland’s reintegration with the Euro-Atlantic institutions during the recent
brought together old friends Turkey and Poland under the roof of Europe, of which they
are an inseparable part. Today, under this broad roof, we are defending together common
principles such as human rights, democracy, rule of law and free market. We consider our
partnership within the framework of European principles and values family very valuable
both for the regions we are a part of and for the peace and stability in the world. Moreover,
we believe that this friendship of ours, based on a deep-rooted history, will take on additional
dimensions with this string of values. With such an understanding, we supported NATO
membership of Poland. Today, Poland supports our EU negotiation process and membership.
We gladly observe that the course of relations between our countries is pretty well. The two
countries closely cooperate at NATO, OSCE, with regards to Visegrad Four at the European
Council and on many other platforms. Our countries resemble each other in terms of their
young and dynamic economies. Turkey and Poland are among the European countries which
are least affected by the global crisis. Opportunities and capabilities needed by Europe are
by far available in our countries, which have strong economies and demographic structures.
Relying on that, we express our aspiration to double the trade volume, which is 5 billion
dollars. Shortly, there are favourable conditions for our relations, which were brought up
to the level of strategic partnership in 2009, to be raised to levels that the depth of history
deserves in all areas.
On the occasion of the 600th anniversary of Turkish-Polish relations, there will be celebration
events in both countries in different areas ranging from politics to culture, from arts to
history and from economy to media. I believe these events will offer good opportunities
for our people to know each other better and to strengthen the interaction in-between.
With these feelings and thoughts, I wish that the 600th anniversary of our relations will be
favourable and auspicious and that the friendship between Turkey and Poland will set an
example for peace and stability in our region. I would like to extend my deepest regards to
each and every one of you.
of common fate, Turkey and Poland have declared the establishment of their current states
five years apart. Here we should remember in appreciation that Poland recognised Turkey
before the signature of Lausanne Treaty and that the two young countries soon appointed
diplomatic representatives mutually.
16
PREFACE ENG
17
SUNUŞ
Bizler tarihi, hatırlamak için kullanmalıyız. Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem, Osmanlı
Sultanlarından birisi oldu. Aynı şekilde, İbrahim Paşa Polonya’dan çıkıp Osmanlı
İmparatorluğu’na hizmet etmiş önemli karakterlerinden birisiydi. Bütün bu izleri
Bronislaw KOMOROWSKI
Polonya Cumhurbaşkanı
takip ettiğimizde ne kadar yakın olduğumuzu ve ne kadar önemli dönemleri beraber
kurduğumuzu, Türkiye ile Polonya’nın geçmişten günümüze iyi ilişkilerinin nasıl her
dönemde kendini gösterdiğini tespit edebiliriz.
Polonya bildiğiniz gibi, 1918 yılında bağımsızlığını kazandı ve ülkemizin ilk imzaladığı
anlaşmalardan bir tanesi de Türkiye ile 1923 yılında imzalanan dostluk anlaşması oldu. Aynı
zamanda, Polonya, Türkiye üzerindeki yabancı güçlerin hükümranlıklarını artırmak için
Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL, Sayın Eşi ve Türk dostlarım;
Öncelikle, Türkiye’ye ziyaretimin iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 600. yılına denk
gelmesi nedeniyle büyük memnuniyet duymaktayım. Bu sempozyumun düzenlenmesinde
emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum. Bu toplantı, iki ülkenin milleti için de
son derece önemlidir. Ayrıca, bu tip toplantılar, iki ülkenin ortak geçmişi üzerinde ortak
düşünceler üretme ve ilişkileri bir kere daha gözden geçirme fırsatı veriyor.
kullandıkları kapitülasyonlara karşı çıktı.
Türkiye ile Polonya arasında paralel pek çok özellik bulunmaktadır. 18. ve 19. yüzyıllar her
iki ülke için de zafiyet ve baskı yıllarıydı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra ise her iki ülke yeniden
doğup, ilişkilerini demokratik toplumlar olarak düzenledi.
Bugün bile karşı karşıya kaldığımız güçlükleri milletimizi korumak adına birbirimizi
destekleyerek bertaraf etmeye çalışıyoruz. Toplumlarımıza bakacak olursak, modernleşmeye
Saygıdeğer Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Tarih bir disiplin olarak ilgi alanıma girmektedir. Ben tarihten ilham alırım. Tarih bizlere
sağlıklı düşünme, iyimser olma, kendi milletimizi ve diğer milletlerle olan ilişkileri daha iyi
anlama imkânı verir. İşte o yüzden de diplomatik ilişkilerimizin 600 yıl içindeki gelişimine
bakacak olursak her zaman iyi komşuluk ilişkilerinin ilerlediğini görüyoruz. Çünkü bu 600
yılın 575 yılını tamamen işbirliği ve barış içinde geçirmişiz. Türk ve Polonya halklarının
inandık, diğer milletlerden daha hızlı gelişen milletler olma gayreti içinde başarılı olduk.
Bir kez daha sempozyumda bulunmaktan çok memnun olduğumu vurgulamak istiyorum.
Türkiye ve Polonya arasındaki diplomatik ilişkilerin 600. yılını kutluyorum. Ümit ediyorum
ki 600. yıl kutlamaları bir sonraki kutlamaların temelini teşkil edecektir.
bölgesel çerçevenin dışına taşan güçler geliştirme eğiliminde olduğu dönemler elbette
olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu, Litvanya ve Polonya Krallıklarının Kırım ve Tuna nehri
üzerinde daha fazla güç elde etmeye çalıştığı olmuştur. Bütün bunları anlamak bence
çok önemli çünkü bu sayede bugün gözümüzün önünde olanları çok daha iyi anlayabilir,
anlamlandırabilir ve geleceğe dair ümitler taşıyabiliriz. Tarihte bugün ne yapmamız
gerektiğine dair çok önemli dersler yer alıyor. Biz milletlerimizin ne kadar büyük olduğunu,
devletlerimizin nasıl bugünlere geldiğini ancak tarihe bakarak anlayabiliriz.
18
TR SUNUŞ
19
PREFACE
Bronislaw KOMOROWSKI
President of Poland
We should use history to remember. The spouse of Süleyman the Magnificent, Hürrem
(Roxelana), became one of the Ottoman Sultans. Similarly, Ibrahim Pasha came out of Poland
and became one of the important figures who served for the Ottoman Empire. When we track
all these traces, we can find out how close we were, how we built important eras together
His Excellency, President Abdullah GÜL, his spouse and Turkish friends;
First
of all, I feel considerably pleased that my visit to Turkey coincides with the
600th anniversary of the diplomatic relations between the two countries. I
would like to thank everyone who contributed to the organization of this symposium. This
meeting is of great significance for the people of both countries. Also, such meetings give the
opportunity to build common grounds on the common history of the two countries and to
and how the good relations between Turkey and Poland manifested themselves from the past
to present.
Poland, as you know, gained its independence in 1918 and one of the first treaties our country
signed was a treaty of amity with Turkey in 1923. As you are well aware, Poland stood up to
capitulations used by foreign powers to increase their rules over Turkey.
There are many parallel characteristics between Turkey and Poland. The 18th and 19th
review the relations once again.
centuries were times of infirmity and pressure for both countries. After the World War I;
History as a discipline is in my field of interest. I am inspired by history. History gives us an
Even today, we try to eliminate the challenges we face by supporting each other in order to
Ladies and Gentlemen,
opportunity to think clearly, to be optimistic, and to better understand our nation and its
relations with other nations. Therefore if we take a look at the development of our diplomatic
relations throughout 600 years, we see that good neighbour relations have always been
however, both countries were reborn and arranged their relations as democratic societies.
protect our people. If we take a look at our societies, we believed in modernization. We were
in an attempt to be nations developing more rapidly than the others and we succeeded it.
maintained because we spent 575 of these 600 years in full cooperation and peace. For sure,
Once again, I would like to underline that I am very glad to be in this symposium.
Lithuanian Kingdom tried to obtain more powers over Crimea and Danube River. I think it is
and Poland. I hope that the 600th anniversary will be the basis for the upcoming 600th
there have been times when Turkish and Polish people had the tendency to develop powers
extending out of the regional frame. There were times when the Ottoman Empire, Polish
very important to understand all of these because we can, by this means, better understand
and make sense of the things happening in front of our eyes and be hopeful for the future.
I would like to commemorate the 600th anniversary of diplomatic relations between Turkey
anniversary.
History contains very important lessons as to what we should be doing today. We can only
understand how strong our nations are and how our states reached where they are today by
looking into history.
20
PREFACE ENG
21
SUNUŞ
dediğimiz bölge Polonya’yla aynı taç altında birleşti. Osmanlı, 1475’te Kırım Hanlığı’yla
anlaşarak onu İmparatorluk bünyesine alıp doğrudan doğruya Karadeniz mahalindeki
gelişmelerde çok önemli bir faktör olarak kendini gösterdi. Aynı devrede, yani 15. asır
Prof. Dr. Halil İNALCIK
sonlarında 16. asır başlarında, bu bölgedeki büyük devlet, Doğu Avrupa’yı içine alan büyük
imparatorluk, Altın Orda İmparatorluğu, yani Moğol İmparatorluğu idi. Bu imparatorluk
çöktükten sonra Kırım’da Kırım Hanlığı yükseldi. Moskova 14. yüzyıl sonlarında bir
Knezlikti. Moskova’nın yükselmesinde de -tarihin bir cilvesi- Altın Orda’nın büyük rolü oldu.
Çok
muhterem Başbakan Yardımcısı, eski dostum Sayın Bülent ARINÇ’ın huzurunda
bu konuşmayı bana tevdi eden Sayın Basın-Yayın ve Enformasyon Genel
Müdürüne teşekkür ederim. Beni dinlemek için gelmiş olan çok değerli dinleyicilerime de
kalbi teşekkürlerimi ifade etmek isterim.
Efendim, profesörler not defterlerini çıkarmadan söze başlamazlar. Ben de bu işi ciddiye
aldım ve bir haftadır üzerinde çalışıyorum. Biliyorsunuz, Kırım tarihinin belli başlı safhalarını
yakında bir kitap olarak neşretmek üzereyim; herhalde bu yaz çıkar. Kırım, Osmanlı ile
beraber Doğu Avrupa’daki devletler sisteminin çok önemli bir üyesi idi zamanımıza kadar.
Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Lehistan, Litvanya, Kazaklar, Altın Orda ve Moskova
arasında, bölgedeki devletler arasında ağır basan bir kuvvet olarak Osmanlı İmparatorluğu
büyük gelişmeleri idare etmiş, bilfiil büyük seferler tertip etmiş bir imparatorluktu.
Tarihi hadiseler tekerrür etmez. Bu inanılmış bir slogandır. Fakat bugünkü hadiseler, şu
günlerde gördüğümüz ve hepimizi heyecanlandıran, endişeye sevk eden büyük gelişmeler
gösteriyor ki tarih tekerrür eder. Çünkü jeopolitik coğrafya ve devletlerin konumu ne olursa
olsun o gelişmeler tarihin konusudur. Fakat coğrafya, kültür ve devletlerin teşekkülü bu
bölgede belli bir örgü takip ederek gelişmektedir. Yani, ana yapılar tarihte tekerrür eder.
Çünkü bir Moskova vardır, bir Türkiye vardır, bir Polonya vardır ve tarih bu çerçevede
tekerrür etmektedir. Tabii failler ve gelişmeler farklıdır.
Bu bölgedeki gelişmeler üzerinde çeşitli safhalar tespit ettim. Failler aynıdır. Polonya’da
14. asır sonlarında Jagiellon, Litvanya’daki Jagon hanedanıyla birleşti. Yani, bugün Ukrayna
22
TR SUNUŞ
Altın Orda Hanı kendisine en yakın olan Moskova Knezliği’ne on iki kadar Rus prensliğinin
haracını, vergilerini toplama vazifesini verdi. İşte Rusya’nın tarih sahnesine çıkışı ve Doğu
Avrupa’da büyük bir devlet olma yolundaki ilk adımı atışı, bir Moğol Hanlığı olan Altın Orda
Hanlığı’nın bu vazifeyi, bu fonksiyonu Moskova’ya vermesiyle oldu. Diğer Prensler üzerinden
haracı toplayıp Han’a götürdüğü için Moskova önemli bir siyasî mevki kazandı. Altın Orda
parçalandıktan sonra Kazan Hanlığı, Kırım Hanlığı, Kasım Hanlığı gibi bir takım hanlıklar
ortaya çıktı. 1475’te Kırım Hanları ve Kırım’da yükselen Giray Hanedanı, Osmanlı’yla birleşti.
Büyük General Gedik Ahmet Paşa 1475’te Kırım’la anlaştı ve Kırım’ın güneyindeki Kefe
eyâletini Osmanlı’ya kattı. Bu tarihten itibaren Osmanlı Devleti artık kuzeydeki gelişmelere
doğrudan doğruya bir fail, bir faktör olarak girmiş bulunuyordu. 1475’te Kırım Hanları Altın
Orda kadar kudretli değildi. Kaldı ki Altın Orda Hanı burayı tekrar elde etmek için saraydan
hareket ediyor. Osmanlı, Karadeniz’in kuzeyindeki step bölgesine hâkim olan bu Kırım
Hanlığı’nı destekleyerek Doğu Avrupa’da çok faal bir durum kazandı. Osmanlı İmparatorluğu
için Karadeniz bir Osmanlı gölü idi. Büyük Fatih Sultan Mehmed, bütün sahillerinden
Kefe Cenevizlilerini bertaraf etti. Boğa Dağı’nı kendisine bağladı ve Çerkes sahillerini aldı.
Fatih öldüğünde Karadeniz bir Osmanlı, bir Türk gölü idi. Karadeniz’in müdafaası Osmanlı
İmparatorluğu’nun çok önemli bir bölgesi olarak Kırım Hanlığı vasıtasıyla devam ettiriliyordu.
Osmanlı, Kırım Hanlığı’nı kuzeydeki gelişmelere karşı daima destekleyerek Karadeniz’i
korumaya çalışmıştı. Karadeniz’in bu step bölgesinde Kazaklar, yani bugünkü Ukrayna’nın
menşei olan Kazaklar saldırıya geçtiklerinde Karadeniz tehlikeye düştü. Orada Doğu
Avrupa’nın Hristiyan uç kuvvetleri şöyle teşkilatlandırılmıştı: Dinyeper’de Zaporog Kazakları
genellikle Lehistan’a bağlıydı. Don Kazakları Moskova’ya bağlıydı. Kafkasya üzerinde Terek
Kazakları, yine Moskova’ya bağlıydı.
23
Moskova Knezliği, III. İvan zamanında bir imparatorluk hayaline kapıldı. Rusya’nın gelişmesi
Divan’daki mücadelesi sonunda kuzeye büyük bir sefer hazırlığına başlandı. Çünkü İvan,
evlendi ve çar, kayser, imparator unvanını aldı. Bundan itibaren de Moskova, Bizans’ı ihya
tehdit ediyor. İşte bu tehditlere, Moskova’nın bu üstünlük iddialarına karşı 1569’da,
ve Rus İmparatorluğu’nun bütün bölgeye hâkim bir devlet olarak yükselmesi 1500 tarihine
doğru III. İvan’la başlar. III. İvan, son Bizans İmparatoru Konstantin’in yeğeni Prenses Zoe ile
etmek, Karadeniz’e hâkim olmak, İstanbul’u almak gibi bir ideoloji benimsedi. Yani Moskov
Knezlerinin, çar, kayser veya imparator unvanıyla Bizans imparatorlarına halef olma istekleri
o zamandan itibaren, yani 1500’e doğru, bu gelişmeyle karşımızdadır. Moskova bölgede
Osmanlı İmparatorluğu için en büyük rakip haline geldi.
Fakat bu imparatorluk hayalini asıl gerçekleştiren Büyük İvan oldu. IV. İvan 1533’lerde geldi,
1584’e kadar, elli seneden fazla Moskova Knezi ve imparator olarak Büyük Rusya’nın yapıcısı
oldu. Polonya’nın bölgede doğuya doğru genişlemesi, 14. asır sonlarında, 1385’lerde Litvanya
Dükalığı ile birleşmesiyle başladı. Lehistan -o zaman Osmanlı literatüründe Lehistan’dı- bu
suretle Karadeniz’in kuzeyinde faal ve büyük bir devlet olarak Moskova’nın karşısına çıktı.
İvan, Altın Orda İmparatorluğu’nun halefi olma, Bizans’ın varisi bir imparatorluk olarak
ihya etme politikasını benimsedi. Bu arada çok enteresan ve çok önemli bir gelişme, Moskov
Knezleri daha üçüncü yılından başlayarak batı teknolojisini alarak bölgede çok önemli bir
devlet haline geldi. IV. İvan, Doğu Avrupa’yı, yani Altın Orda’nın mirasını Volga Irmağı’ndan
Smolensk’e kadar, Lehistan-Litvanya Devleti’ne kadar kendi hükmü altına aldı. Hakikaten çok
dikkate değer bir şeydir. III. İvan’dan sonra imparatorluğu ihya eden IV. İvan’dır. İmparator
anlamında “tzar”, kayser’den bozma “çar” unvanını benimsedi. Altın Orda Hanlarının varisi
olma iddiası ile Kazan’ı aldı, Astrahan’ı aldı. Batı’da Litvanya üzerinden Baltık’a doğru
irtifak yaptı. Yani, Doğu Avrupa’da bu coğrafyanın büyük devleti ve çar sıfatıyla Rusya’nın
üstünlüğünü tesis etti. Bu tarihi bir gelişmedir. Bugüne kadar Rusya’nın bölgede üstünlük
iddiaları ve Putin’in Neo-Avrasyacılık nazariyesiyle benimsediği Doğu Avrupa’da hâkim olma
iddiaları IV. Ivan ile başlar.
Osmanlı bu yeni kurulan Rus İmparatorluğu’na karşı en büyük rakipti. Bir taraftan tabii
Osmanlı İmparatorluğu, Jagiellon Hanedanlığı idaresinde Litvanya, yani bugünkü Ukrayna ve
Lehistan birleşmiş oldu. Demek ki sahnede şimdi büyük devletler bulunmaktadır. LitvanyaPolonya bir tarafta batıda, kuzeyde Moskova Rus Çarlığı, öbür tarafta Kırım Hanlığı ile
Osmanlı vardır. Bu üç devlet arasında Doğu Avrupa’da üstünlük mücadelesinde Rusya önde
gelir. İvan’ın, Rusya’nın üstünlüğü şuradadır: Rusya’nın Batı teknolojisini benimsemesi
İvan’la başlar. Kazan’ı muhasara ettiği zaman İvan’ın 150 topu vardı. Bu top ateşi karşısında
Step Hanlıkları silip süpürüldü. Burada karşı koyan yegane kuvvet Osmanlı’ydı. Osmanlı,
Karadeniz’in kuzeyinde Kırım Hanlığı’nı tehdit eden Moskov Çarlığı’na karşı reaksiyonunu
Sokollu’nun veziriazamlığında gösterdi. Kanuni’nin son yıllarında, bilhassa Sokollu’nun
24
TR SUNUŞ
Kazan Hanlığı’nı almış, Astrahan’a kadar gelmiş ve burada büyük bir kale kurmuş, Terek
Irmağı üzerine Kazaklarını yerleştirmiş ve öbür taraftan Don Kazakları ile Kırım Hanlığı’nı
Kanuni’nin ölümünden birkaç sene sonra, Osmanlı büyük bir ordu hazırladı. Moskova’yı
yani İvan’ı Kazan’dan, Astrahan’dan atmak ve Doğu Avrupa’da Osmanlı hâkimiyetini Kırım’la
beraber tesis etmek için büyük bir sefer hazırladı. Bu büyük sefer de teknoloji bakımından
çok enteresan. Osmanlı’nın kendi ordusunun ikmâl hizmetlerini görecek donanmaya ihtiyacı
vardı. Hakikaten Kefe Beylerbeyinin teşebbüsü ile bir donanma Don Irmağı’ndan yukarıya
çıkacak, Perivoli denen Don Irmağı ile Volga’nın çok yaklaştığı bölgede bir kanal açılacak;
donanmamız Volga’ya girecek, Volga’da Kazan’ı kurtaracak; güneye Astrahan’a girecek ve
Astrahan’dan Rusları kovacaktı. Osmanlı’nın bu büyük teşebbüsü ve başardığı büyük sefer
planı, çok enteresandır. Demek ki, Osmanlı Rus İmparatorluğuna karşı büyük bir reaksiyon
gösteriyor ve bölgede kendi hâkimiyetini sağlamlaştırmak istiyor. Bu büyük sefer tarihimizde,
1569 Astrahan Seferi veya Ejderhan Seferi olarak malûmdur. Bunun üzerine uzunca bir
İngilizce makalem var. Sokullu’nun, Osmanlı’nın bu büyük teşebbüsü maalesef hezimetle
neticelendi. Çünkü seferi hazırlayanlar teknolojik bilgiden mahrumdular. Don-Volga Kanalı
kazılmaya başlandı fakat o zamanki teknoloji bu kadar imkân dâhilinde değildi. Rusya
ancak Sovyetler zamanında Don ve Volga arasında bu kanalı açmayı başarabildi. O zamanlar
yanlış bir inançla donanmamızı Volga’ya yürütmek, oradan Astrahan’a inmek gibi bir plan
düşünülmüştü. Büyük bir ordu ve bunun ikmâl işleri, mühimmat ve diğer ihtiyaçları Kazak’ta
yapılmıştı. Bizim ordu Astrahan’a donanmasız indi, fakat Astrahan’da mevsim geçmişti.
Rus İmparatorluğu’nun kuruluşunda çok enteresan şeyler vardır. Rus İmparatorluğu bir
bölgeye girdiği zaman kaleler inşa eder ve kendi uç kuvvetlerini, Kazakları oraya yerleştirirdi.
Astrahan’da, nehrin ortasında su içinde çok kuvvetli bir kale kurdular. Keza, Terek’te de Rus
İmparatorluğu bir kale kurmuştu. Astrahan/Ejderhan Kuşatması, ordumuzun Kırım Hanlığı
ile beraber hezimetiyle neticelendi. Osmanlı, Astrahan ve Kazan’dan Çarlığı atamadı. Çarlık
artık Kafkasya’nın üzerinde Terek Irmağı’nda kendi kuvvetlerini yerleştirmişti. Ordumuzda
açlık ve isyan vardı. Bu nedenle Kırım’a döndüler. Daha sonra da Azak’ta mühimmat depoları
patlatıldı. Belki de bir Rus casusunun işidir çünkü ordumuzda bir Rus casusu vardı ve
Moskova’ya sürekli raporlar gönderiyordu. Böylece Kanal Seferi, Osmanlı’nın bu büyük
teşebbüsü hezimetle neticelendi. Bundan sonra Doğu Avrupa’da Moskova’nın yükseldiğini ve
rakipsiz bir şekilde yerleştiğini görüyoruz. Bundan Litvanya-Polonya Birliği de nasibini aldı.
Pek belirtilmez ama Rus Çarı Büyük İsvan, aynı zamanda doğudaki Müslüman Hanlıklarına
karşı yazılarında Uluhan unvanını kullanıyordu. Artık Altın Orda İmparatorluğu’nun bir
25
varisi gibi Doğu Avrupa hâkimiyetini tam olarak ele geçirmişti. Bu büyük kuvvet, Polonya-
Kırım’ın hadisesini size bir saat daha konuşabilirim. Bugün artık uluslararası diplomasinin
Karadeniz kuzeyindeki büyük mukavemet kolunu kıramadı. Ancak, Büyük Katerina
yüz bin Kırım Türkünü hayvan vagonlarına koyarak Orta Asya’ya sürgün etmiştir. Yani Kırım,
Litvanya’yı da tehdit etti. Beyaz Rusya’ya, daha sonra Kiev’e, Tietter Irmağı’na kadar biz
Moskov Çarlarının fütühat yaptığını görüyoruz. Fakat hiçbir zaman Kırım’ı, yani Osmanlı’nın
zamanında Rus orduları Karadeniz’e kadar indi. Karadeniz’e ilk inen Büyük Petro oldu. Rusya
ilk defa Karadeniz’e indi ve Azak’ı aldı. Karadeniz’de Rus varlığı uzun bir mücadele sonunda
olmuştur. Ancak, Büyük Katerina zamanında, Rusya’yla başlayan büyük savaşta ordularımız
büyük yenilgiye uğradı. Rus orduları Kırım’ı istila etti. Aynı zamanda, Baltık’tan hareket eden
Rus donanması Batı Akdeniz’e geldi. Çeşme’de bizim donanmamızı yaktı. Bundan sonra artık
Osmanlı perişan bir durumda ve Doğu Avrupa’daki mücadelesini tamamen kaybetti.
Bu arada, belirtmem lâzım: Doğu Avrupa’da Osmanlı kendi gücünü göstermek için
Viyana’yı muhasara eden Büyük Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın muhasaradan altı-yedi
sene önce bugünkü Ukrayna’ya bir seferi vardı: Civil Seferi. Osmanlı, Doğu Avrupa’daki
gelişmeleri yakından takip ediyordu. Şuraya geleceğim: Tarih tekerrür eder. Bakın neden:
Rus İmparatorluğu Lehistan’ı tamamen ortadan kaldırdı. 1795’te Lehistan’ı tamamen işgal
etti. Rus çarlığı Orta Asya’ya da el attı. Çin Denizi’ne kadar, Vladivostok’a kadar bütün Sibirya
bölgesini aldı. Dünyayı tehdit eden muazzam bir imparatorluk oldu. Bu imparatorluğun
tehlikesi, Batı teknolojisini Türklerden ve başka devletlerden daha önce benimsemesindendir
ki bu da Büyük Petro’yla olmuştur. Bu İmparatorluk Gorbaçov’la 1991’de parçalandı. Ardından
Rus boyunduruğu altına alınan Polonya, Beyaz Rusya ve Orta Asya’daki Hanlıklar, bağımsız
devletler olarak ortaya çıktı. Şimdi Rusya kendi kabuğunda, ortada Moskova ve etrafında
çıbanı haline gelen Kırım Türkleri nasıl imha edildi ve Kırım Türkleri buradan nasıl sürüldü?
Benim babam oradan göçmen olarak gelmiştir. O dönemde orada tek bir Rus yoktu. Stalin üç
Rusya stratejisi için Anadolu’ya karşı en önemli üstür. Sivastopol’da bir Rus üssü olduğunu
biliyorsunuz. Bugün Rusya oradan hareket etmektedir. Bütün Kırım’ı Ruslaştırma amacındaki
muazzam plan bugün tahakkuk etmiştir. Bugün Kırım’da yüzde altmıştan fazla Rus var. O
dönemde bir tane bile Rus yoktu.
Ben 1994’de Kırım’a gittiğim zaman sürgünden dönmüş bir Kırımlı “sana eski evimi
göstereyim” dedi. Gittik, kapıyı çaldık ve bir Rus hanımı çıktı karşımıza. Hemen tanıdı bizi.
Kırımlı Türkün evini, Rus hükûmeti bu aileye vermiş. Hemen anladı ve polis çağıracağım
diyerek karşı çıktı. Biz kaçtık. Rusya Kırım’da, bu Türk-Müslüman yurdunu sistematik olarak
göçe zorlayarak, katlederek yerleşmiştir. Bugün Ukrayna’nın parçalanması bahis konusu
olduğunda Kırım’ı bırakmak istemiyor. Yüzde altmış Rus halkı var orada, diyor ve ordusunu
naklediyor. İşte onun için sözümün başlangıcında söyledim, tarih tekerrür eder. Osmanlı’nın
halefi olan bu Türkiye Cumhuriyeti’ne, Polonya-Litvanya’nın varisi olan bugünkü Polonya’ya
büyük vazife düşmektedir. Talihimiz var ki Batı dünyası bizimle beraberdir.
Hepinize teşekkür ederim.
yeni Rusya bu çarlık imparatorluğunu inşa etme yolundadır. Bunun nazariyesini bizzat Putin
bir makale yazarak ortaya koydu ve orada bu imparatorluğu tekrar ihya etmenin yollarını
gösterdi. Putin’in bu nazariyesi Neo-Avrasyacılık 19. yüzyılın başında ortaya çıkmıştır.
Rusya’nın hem Avrupa’da hem Orta Asya’da büyük bir devlet olması ve buradaki bütün
halkların o imparatorluk içine alınması… Avrasyacılık teorisi budur. Rus haricî politikası bu
imparatorluğu korumak olarak tayin edilmiştir.
Rusya, Avrupa’yla beraber Hitler Almanya’sına karşı zaferden sonra tekrar güçlendi. Bugün
de Putin bu imparatorluğu, Çarlık İmparatorluğunu canlandırmak ve bunları kendi kisvesi
altında toplamak için gayet ilginç siyasî teoriler geliştirdi. Bağımsız Devletler Topluluğu
diye bir şey ortaya atıldı. Sözde bağımsız olan Orta Asya devletlerini -Kazakistan, Türkistan
v.s.- kendi himayesi altına almaya çalıştı. Diğer tarafta da Ukrayna vardı. Çünkü Ukrayna’nın
doğusu her zaman eski Ortodoks Rus Kazaklarınındı. Don Kazakları oraya kadar gelmişlerdi.
26
TR SUNUŞ
27
PREFACE
Prof. Halil İNALCIK
I identified various phases over the developments in this region. The perpetrators are
the same. At the end of the 14th century, Jagiellon in Poland merged with Jagon dynasty in
Lithuania. That is to say, the area called Ukraine today merged with Poland under the same
I
crown. The Ottomans agreed with the Crimean Khanate in 1475, included it in the empire,
would like to thank the Directorate General of Press and Information for giving me the
opportunity to make this speech before the esteemed Deputy Prime Minister and my old
friend Mr. Bülent ARINÇ. I would also like to extend my heartfelt appreciation to my esteemed
audience.
Pardon me but professors do not start to speak before taking their notebooks out. I took
this serious and have been working on it for a week. You know that I am about to publicise
and directly became a very important factor for the developments in the Black Sea region. In
the same era, namely by the end of the 15th and at the beginning of the 16th century, the great
state in this region, the great empire comprising of Eastern Europe was the Golden Horde,
in other words the Mongol Empire. After this empire collapsed, Crimean Khanate rose out of
Crimea. Moscow was a Duchy at the end of the 14th century. Golden Horde had a great role in
the rise of Moscow, a twist of history. Golden Horde Khan assigned Moscow Duchy, the closest
one to itself, to collect the tributes and taxes from as much as twelve Russian princedoms.
a book on fundamental phases of Crimean history. I guess it will be published this summer.
Only after the Golden Horde, a sector of the Mongol Empire, assigned this duty, this function
located in the north of Black Sea, the Ottoman Empire was an empire that handled great
collected racket from other Princes and delivered it to the Khan. Upon the dissolution of the
Crimea was a very important member of the system of states in Eastern Europe along with
the Ottomans up to this era. Among Poland, Lithuania, Kazakhs, Golden Horde and Moscow
developments as a predominant power among the states in the region and that actually
launched large campaigns.
Historical events do not recur. This is a believed slogan, but today’s events and great
developments we are seeing nowadays and feeling excited and concerned about show that
history recurs, because those developments are the subjects of history no matter what
the geopolitical geography and location of states are. However, geography, culture and the
constitution of states progress by following a certain pattern. That is to say, main structures
recur in history because there is a Moscow, a Turkey and there is a Poland and the history
recurs in this framework. Perpetrators and developments are surely different.
28
to Moscow then Russia stepped onto the stage of history and took the first step to become
a great state in the Eastern Europe. Moscow gained an important political position as it
Golden Horde, such khanates as the Khanate of Kazan, the Crimean Khanate and the Qasim
Khanate emerged. The Khans of Crimea and the House of Giray united with the Ottoman
Empire in 1475. The Grand Admiral Gedik Ahmed Pasha made an agreement with Crimea
and made the Eyalet of Kefe which was located in the southern coast of Crimea a part of
Ottoman lands. From this date on, the Ottoman Empire became a direct party and factor to
the developments occurring in the north. The Khans of Crimea were not as powerful as the
Golden Horde in 1475. Besides, the Khan of the Golden Horde was acting in collaboration
with the Ottoman Empire to get it back. The Ottoman Empire gained a very active position in
the Eastern Europe by supporting this Crimean Khanate which dominated the steppe region
on the northern part of the Black Sea. The Black Sea was an Ottoman lake for the Ottoman
Empire back then. Grand Fatih Sultan Mehmed, Mehmed the Conqueror, ruled all the Genoese
PREFACE ENG
29
of Kefe out from all coasts. He took the Mount of Boga along with the Circassian coasts. When
Mehmed the Conqueror passed away, the Black Sea was an Ottoman, a Turkish lake. The
Crimean Khanate was assuming the duty of protecting the Black Sea as a very fundamental
region of the Ottoman Empire. The Ottoman Empire always made strenuous efforts for
protecting Black Sea by supporting the Crimean Khanate against all the developments
occurring in the north. The Black Sea fell into jeopardy when the Kazakhs living on this
steppe region of Black Sea, ancestors of Kazakhs living in Ukraine today, took the offensive.
The Christian border outposts of the Eastern Europe were organized as follows: The Kazakhs
of Zaporog in Dnieper were generally under the rule of Poland. The Kazakhs of Don were
under the rule of Moscow along with the Kazakhs of Terek over the Caucasia.
The Grand Duchy of Moscow was labouring the delusion of becoming an empire during the
reign of Ivan III Vasilyevich. The Russian Empire rose as the dominant state in the region
around 1500s under the rule of Ivan III Vasilyevich. Ivan III Vasilyevich got married to
Princess Zoe, niece of Constantine XI Palaiologos, the last Byzantine emperor, and gained the
titles of Tsar, Kaiser and Emperor. After that date, Moscow ideology evolved around the aims
of revivifying the Byzantine Empire, ruling the Black Sea and conquering Istanbul. In other
words, the Grand Duchy of Moscow was aiming to become the successor of the Byzantine
Empire under the titles of Tsar, Kaiser and Emperor since 1500s. Moscow became the
archrival for the Ottoman Empire in that region.
Nonetheless, it was Ivan IV Vasilyevich who made this imperial dream come true. Ascending
the throne in 1533, Ivan IV Vasilyevich became the founder of the Great Russia and ruled
the country as the Grand Prince of Moscow and emperor until 1584 for more than 50 years.
Poland started to expand towards the East by uniting with the Grand Duchy of Lithuania
around 1385. In this wise, Poland rose as an active and great state on the northern part of the
Black Sea against Moscow. Ivan IV aimed for becoming the successor of the Golden Horde and
reviving the Byzantine Empire as its heir. The Grand Duchy of Moscow turned into a major
state in the region by using the Western technology from the third year of its foundation
which was a very interesting and important development. Ivan IV, took the Eastern Europe,
i.e. the heritage of the Golden Horde, under its domination from Volga River to Smolensk, to
the Polish–Lithuanian Commonwealth, which was a noteworthy development. It was Ivan IV
who revived the Empire after Ivan III. The title of “Tsar” which was derived from “Kaiser”
was adopted to call the emperor. They took Kazan and Astrakhan to become the successor
of the Golden Horde. They granted an easement towards the Baltic Sea over Lithuania in the
West. In other words, it restored the dominance of Russia under the title of Tsar as the grand
30
state in the Eastern Europe. It was a historic development. Russia’s supremacy claims in the
region and Putin’s aims of dominating the Eastern Europe with the Neo-Eurasianism theory
started with Ivan IV.
The Ottoman Empire was the archrival of this young Russian Empire. On the other hand,
the Ottoman Empire united with Lithuania, currently Ukraine and Poland, which was under
the reign of the Jagiellonian dynasty. Great states were on the scene now. Lithuania -Poland
were on the West, the Tsardom of Russia was on the North and on the other side, there were
the Crimean Khanate and the Ottoman Empire. Russia was ahead in the fight for superiority
in the Eastern Europe amongst these three states. The superiority of Ivan and Russia can
be explained as follows: Russia started to adopt the Western technology during the reign of
Ivan. Ivan had 150 cannon balls when they besieged Kazan. The Khanates of steppes were
eradicated before this artillery fire. The Ottoman Empire was the only power that could resist
it. The Ottoman Empire reacted against the Tsardom of Russia which threatened the Crimean
Khanate in the north of the Black Sea when Sokollu Mehmed Pasha took the office as the
Grand Vizier of the Ottoman Empire. During the last years of Suleiman the Magnificent, the
preparations for a great campaign towards the North were started particularly through the
efforts of Sokollu in the Imperial Council. Because Ivan seized the Khanate of Kazan, moved
until Astrakhan, built a grand fortress there, placed the Kazaks over the Terek River and it
was threatening the Crimean Khanate with the Kazakhs of Don. A few years after the death
of Suleiman the Magnificent, the Ottoman Empire prepared a great army to put an end to
the menaces and supremacy claims of Moscow in 1569. A great campaign was initiated to
throw Ivan out of Kazan, Astrakhan and to restore the domination of the Ottoman Empire
in the Eastern Europe along with Crimea. This campaign was also highly interesting from
technological perspective. The Ottoman Empire needed a fleet to meet the supply services of
its army. With the initiative of the Governor of Kefe, a fleet was going to move up to the Don
River, they were going to open a canal between the Don River, also known as Perivoli and the
neighbourhood of Volga River, our fleet was going to get into Volga and save Kazan, they were
going to go down to Astrakhan on the South and repel the Russians from there. This great
initiative and the campaign plan of the Ottoman Empire which proved successful was a very
interesting one. It means that the Ottoman Empire vigorously reacted against the Russian
Empire and wanted to consolidate its sovereignty on that region. This campaign is known as
The Russo–Turkish War (1568–70) or Astrakhan Expedition.
I wrote a lengthy article in English on this topic. Ottoman Empire’s, Sokollu Mehmed Pasha’s
this great effort; unfortunately, resulted in defeat since those who planned the campaign did
PREFACE ENG
31
not have technological knowledge. They started building Volga–Don Canal, yet they lacked
Ukraine before six or seven years before the siege: Civil Campaign. Ottoman Empire was
down to Astrakhan. A big army with its requirements and supplies were assembled in Kazan.
Poland in 1795 completely. Russian Tsardom also turned its hand to Central Asia. It took
the technology back-then. Russia was able to complete the canal only when Soviets came to
power. Back then, an improper plan was made to ship the fleet to Volga and then reaching
Our army reached Astrakhan without a fleet but the favourable season was overdue in
Astrakhan.
There are very interesting facts regarding Russian Empire’s establishment. When Russian
Empire took the control of a region it would build castles and settle its own forces, Cossacks,
there. They built a very powerful stronghold in the middle of the river in Astrakhan. In the
same manner, Russian Empire built a castle in Terek. Siege of Astrakhan resulted in defeat
of our army along with Crimean Khanate. Ottomans were not able to drive out the Tsardom
from Astrakhan and Kazan. Tsardom settled its forces over Caucasus in Terek River. Our
closely following the developments in Eastern Europe. This is what I want to say: History
repeats itself. And this is why: Russian Empire completely eliminated Poland. It invaded
the control of Siberia region, reaching China Sea and Vladivostok. It turned into an empire
which threatened the whole world. This empire’s threat was about its adoption of Western
technology before Turks and any other state, a development which happened during the reign
of Peter the Great. This empire fell apart under Gorbachev in 1991. From then on, Poland,
Belarus and Central Asian khanates, which had been subdued, emerged as independent
states. Now Russia, Moscow being in the middle, is on the path of building a new Tsardom.
This theory was postulated by Putin himself in an article and he demonstrated the ways for
revivifying this empire again in his article. Putin’s theory, Neo-Eurasianism emerged in early
19th century: Russia becoming a great state in Central Asia and Europe and engulfing all the
army returned to Crimea since it was suffering from hunger and mutiny. And then the army’s
people in the region... that is what Eurasianism is. Aim of Russian foreign policy is set to
Ottomans, Canal Campaign, ended in defeat. After this, we see the constant rise of Moscow
Russia, along with Europe, regained its strength after the victory won against the Nazi
ammunition depots were set on fire. It might be the work of a Russian spy since there was
one among our army who was sending regular reports to Moscow. Thus, this great effort of
in Europe and securing its position without a rival. This also affected the Polish–Lithuanian
Union.
It is not well mentioned, yet Russian Tsar Ivan the Great was using the title of “Great Khan”
in his correspondences with Muslim khanates in the east. He took the control of Eastern
Europe entirely as a successor to Golden Horde. This great force also threatened the Polish–
Lithuanian Union. We see that, Muscovy tsars were conducting campaigns from Belarus to
Kiev and Tietter River. Yet, they were not able to break into Crimea -the great resistance of
Ottomans in northern Black Sea. Only during the reign of Catherine the Great, Russian armies
were able to reach Black Sea. Peter the Great was the first one who reached Black Sea. For the
first time, Russia reached Black Sea and took Azov. Russian presence in Black Sea emerged
only after a long struggle. However, during the reign of Catherine the Great our armies were
defeated heavily. Russian armies invaded Crimea and at the same time, the Russia fleet which
was moving from Baltic Sea reached western Mediterranean. They burned down our fleet in
Chesma. From then on, Ottoman Empire was in a miserable situation and it lost the fight in
Eastern Europe completely.
Here, I need to mention that Merzifonlu Kara Mustafa Pasha, who laid a siege to Vienna, –
to demonstrate the power of Ottomans in Eastern Europe- also conducted a campaign into
32
protect this empire.
Germany. Today, Putin has developed interesting political theories to revivify this Russian
Empire. An organization called Commonwealth of Independent States was put forward.
He tried to gather these quasi independent Central Asia states -Kazakhstan, Turkestan etc.
- under his patronage. On the other side there was Ukraine. Because the Eastern Ukraine
always belonged to old Orthodox Russian Cossacks. Don Cossacks had almost reached there.
I can talk about the Crimea issue for another hour. How were Crimean Turks, who became
the ulcer of international diplomacy today, annihilated and exiled from there? My father came
from that region as a migrant. Back-then there was not a single Russian there. Stalin deported
three hundred thousand Crimean Turks to Central Asia by putting them into railway wagons
that meant for animal transportation. That is to say, for Russian strategy, Crimea is the most
important outpost against Anatolia. You know that there is a Russian base in Sevastopol. And
currently Russia acts from there. The great Russification plan of Crimea came true today.
Currently, more than 60 percent of Crimea is Russian. Back then there was not a single
Russian there.
When I went to Crimea in 1994, a Crimean, who turned back from exile wanted to show me
his old house. We went to his old house, knocked the door and a Russian woman opened the
door. She recognized us immediately. This Crimean Turk’s house was given to this family by
PREFACE ENG
33
the Russian government. She realized the situation immediately and objected saying that she
would call police. We escaped from there.
Russia settled in Crimea by forcing this Turkish-Muslim homeland into immigration and
killing it. Russia does not want to give up on Crimea when it comes to the partition of Ukraine.
It claims that 60 percent of the people living there are Russians and it is sending troops. As
I said in the beginning of my speech, the history repeats itself. Republic of Turkey, as the
successor to Ottoman Empire, and Poland as the successor to Poland-Lithuania, have great
responsibilities. Fortunately, Western World is with us.
I would like to thank all of you.
SEMPOZYUM
BİLDİRİLERİ
SYMPOSIUM
P A P E R S
34
Katolik Kilisesi yeniden birleşmişti. Bugün, Konstanz Konsili’ni halen dini fanatizm ve
hoşgörüsüzlüğün sembolü olarak hatırlıyoruz: büyük Çek lider ve Kilise reformcusu Jan Hus,
dini inançlara ters düştüğü gerekçesiyle Konstanz’da yakılarak öldürülmüştü.
Dini meseleler bir yana, Konstanz Konsili ayrıca Avrupa ülkeleri arasındaki siyasî
anlaşmazlıkların da hüküm sürdüğü bir arenaydı. Bu konsili, sonraki yüzyıllarda yaygın bir
şekilde yapılacak olan barış toplantıları ile karşılaştırabiliriz. Konstanz’da, Baltık Denizi
kıyılarında bir askeri güç olan Töton Şövalyeleri ile Polonya temsilcileri arasında önemli bir
anlaşmazlık ortaya çıktı. Hristiyanların güç kullanarak kâfirlerin inançlarını değiştirme ve
topraklarını müsadere etme hakları olup olmadığı konusunda ihtilafa düştüler. Konstanz
Konsili’ndeki Leh temsilci Paweł Włodkowic -aynı zamanda Krakov Üniversitesi rektörü(Paulus Vladimiri) Hristiyan olmayanların[1] doğal haklarından söz ettiği Saevientibus
başlıklı siyasî bir tez yazdı. Włodkowic, insanî ve ilahî kanunlara aykırı olduğu gerekçesiyle
KOMŞULUKTAN KARDEŞLIĞE:
Osmanlı-Polonya ve Türkiye-Polonya Tarihî İlişkilerinden
Birkaç Manzara
insanların kılıçla din değiştirmeye zorlanmalarını sert bir şekilde kınadı. Wlodkowic’in
bu görüşü, Baltık Denizi kıyısındaki Prusya ve Samogitya için Töton Şövalyeleri ile ihtilafa
düşen Polonya Kralı Ladislaus Jagiełło’nun çıkarları ile de örtüşüyordu. Avrupa’da paganların
yaşadığı son topraklar olan bu iki ülke, kâfirleri yenmenin, mal ve mülklerini zapt etmenin
meşru olduğunu ileri süren Töton Şövalyeleri tarafından daha önce ele geçirilmişti. Buna
karşılık, Leh temsilciler, Hristiyan olmayanların da kanunî korumadan yararlanmaları ve
mülkiyet hakkına sahip olmaları gerektiğini düşündüklerinden, söz konusu toprakları zapt
etmenin yasal olmadığını ileri sürdüler. Lehler ve Töton Şövalyeleri arasındaki bu anlaşmazlık,
Polonya-Litvanya ittifakının Töton Şövalyelerini mağlup ettiği Tannenberg-Grunwald
Prof. Dr. Dariusz KOŁODZIEJCZYK*
600 yıllık Türkiye-Polonya ilişkilerinden bir makalede kısaca bahsetmek mümkün değildir.
Bu nedenle, bugün kutladığımız bu önemli gün için üzerinde durulmasının anlamlı ve kayda
değer olduğuna inandığım bazı olayları seçtim. Elbette, seçimim sübjektif oldu: İlişkilerimizin
zengin tarihine göz atmak için 1414, 1542, 1676, 1790, 1913 ve 1939 yılları olmak üzere altı
yüzyıl içerisinden altı olayı seçtim.
Birçok Avrupalı hükümdar ve diplomat 1414 yılında, Almanya’nın güneyinde Konstanz
kentinde bir araya geldi. Konstanz Konsili’nin amacı Katolik Kilisesi’ndeki bölünmeyi
sonlandırmaktı. Kilise daha sonra her biri ayrı papa tarafından yönetilen üç fraksiyona
bölündü. Konsil, geleceğin Kutsal Roma İmparatoru, Macaristan ve Almanya Kralı
Lüksemburglu Sigismund öncülüğünde toplanmıştı. Konsil başarıyla sonuçlanmış ve
*
36
Savaşı’yla (1410) yeniden ortaya çıktı. Konstanz’da iki taraf da Avrupalı entelektüel ve siyasî
çevrelerin desteğini kazanmayı arzuluyordu. Polonyalılar, saldırı ve işgalin Hristiyanlığın
ruhuna aykırı olduğunu öne sürerken, Töton Şövalyeleri’ni savunanlar ise Polonyalıları,
“kâfir” Ortodokslar, pagan Litvanyalılar ve hatta Töton Şövalyeleri ile savaşan Müslüman
Tatarlarla ittifak kuran sahte Hristiyanlar olarak nitelediler. Esasen, Tannenberg-Grünwald
Savaşı sırasında Polonya-Litvanya askerlerine, Altın Ordu Devleti’nin eski hanı Toktamış’ın
büyük oğlu Prens Celaleddin komutasındaki Müslüman Tatarlardan oluşan bir birlik destek
olmuştu. Celaleddin, Litvanya’da barınmış ve Batılı Hristiyan komşularının yardımıyla
babasının tahtını geri almayı ümit etmişti.
Osmanlı-Polonya diplomatik ilişkilerinin başlangıcına da yukarıdaki bağlamda dikkate
alınarak bakmamız gerekir. 15. yüzyılda yaşayan Polonyalı tarihçi Jan Długosz, Lüksemburglu
Sigismund’un 1414 yılında Konstanz Konsili’nden Polonya Kralı Ladislaus Jagiełło’ya
gönderdiği ve Türklere karşı askerî yardım konusunda destek istediği bir mektuptan
1
Varşova Üniversitesi, Tarih Enstitüsü, Varşova, Polonya.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Ludvik Ehrlich (ed.), Pisma wybrane Pawła Włodkowica (Paul Wladimiri’nin Çalışmaları -bir seçki-), C. 1
Varşova: PAX, 1968, ss. 2-98.
37
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Dariusz KOŁODZIEJCZYK
bahseder. Ancak, Polonya Kralının Türk karşıtı bir haçlı seferine katılma gibi ne bir arzusu
ne de ilgisi vardı. Daveti nazik bir şekilde reddedip bunun yerine arabuluculuk önerdi.
Kral, Osmanlı-Polonya ilişkilerini de başlatacak olan bir elçiyi Osmanlı Sultanı I. Mehmed’e
[2]
gönderdi. Elçi, Polonya’nın talebi doğrultusunda , Macaristan ile bir mütarekeye varmayı
kabul eden Sultan tarafından samimi bir şekilde karşılandı.
15. ve 16. yüzyıl Leh siyasetini inceleyen Polonyalı tarihçiler, Hristiyan olmayanlara yönelik
hoşgörülü tutumun, İtalyan üniversitelerinde öğretilen Roma hukukunun etkisinin yanı sıra
İtalyan Rönesansı ruhundan kaynaklandığını öne sürmektedirler. Aslında, yukarıda sözünü
ettiğim Paweł Włodkowic, İtalyan Padua Üniversitesi’nde hukuk okumuştu. Włodkowic
kimi zaman, Hollandalı bilim adamı Hugo Grotius veya Katolik İspanya’nın zorbalığına karşı
Amerikan Kızılderilerini savunan İspanyol hukukçusu Francisco de Vitoria gibi modern
uluslararası hukukun öncüleri arasında sayılmıştır. İtalya’nın etkisinin yanı sıra, Litvanya
hanedan soyundan gelen ve Litvanya topraklarını da yöneten Polonya krallarının, Müslüman
Tatarlarla geçmişe dayanan özgün ve zengin ilişkileri olduğunu da unutmamalıyız. Doğu
Avrupa’dan Çin’e uzanan büyük Avrasya bozkırları, Cengiz Han ve halefleri tarafından
kurulan insanlık tarihinin en başarılı imparatorluklardan birinin temelini oluşturmaktaydı.
Çeşitli halkları ve farklı dinleri kendi yönetimi altında toplayan Moğol ve Tatar hükümdarlar
diğer dinlere karşı hoşgörü ve saygı gösterdiler.
Amerikalı akademisyen Edward Keenan, Moskovalı grandükler ile Tatar hanları arasındaki
ilişkilerde, tarafların barış anlaşmalarını kendi inançlarına göre yemin ederek onayladıkları
bir uygulamadan (“herkes kendi inancına göre” gibi bir madde ile; Rusça každyj po svoej
vere) bahseder. Moskovalı hükümdarlar, haçı öperek yeminlerini kutsarken, hanlar Kuran’a
[3]
el basarak yemin ederlerdi. Aynı heterojen siyasî kültür, Polonya kralları ve Litvanya
grandükleri tarafından da paylaşıldı. Jagiellonian Hanedanı’ndan olan Polonya kralları
açısından, halklarının Katolik ve Ortodoks Hristiyanlar, Ermeniler, Yahudiler, Karaimler ve
hatta Müslüman Tatarlar’dan oluşmaları, yani komşularının sadece Hristiyan olmaması son
derece doğaldı. O dönem Batı Avrupa dini açıdan oldukça homojen ve dinsel hoşgörüye tam
anlamıyla hazır değilken, bu çok kültürlülük deneyimi o zamanlar Doğu Avrupa’ya özgüydü.
15. ve 16. yüzyıllarda Polonya kralları ve Müslüman hükümdarlar (Osmanlı sultanları ve
Kırım hanları), arasında varılan anlaşmaların genellikle, biri Hazreti İsa’nın doğum tarihi,
diğeri Hazreti Muhammed’in hicreti olmak üzere iki tarihli olması bunun bir göstergesidir.
2
3
38
Ioannis Dlugossii Historiae Polonicae Libri XII, C. 4, Krakov: Drukarnia “Czasu” 1877, ss. 181-183.
Edward Keenan, “Muscovy and Kazan: Some Introductory Remarks on the Patterns of Steppe Diplomacy,”
Slavic Review. American Quarterly of Soviet and East European Studies, nr. 26, 1967, ss. 548-558.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
İkinci örneğim, 16. yüzyıla ait. Kanuni Sultan Süleyman ve Polonya Kralı Sigismund, 1533
yılında, daha önce 2, 3 ya da 5 yıl[4] gibi kısa süreli anlaşmaların yerine yaşamlarının sonuna
kadar sürecek “ebedi” bir anlaşmaya vardılar. 1533 Osmanlı-Polonya Anlaşması, Süleyman ve
Fransa Kralı I. Fransuva arasında varılan ünlü anlaşmadan üç yıl öncedir. 16. yüzyılda, Polonya
ve Fransa, özellikle Habsburg Hanedanı’na yönelik Osmanlıların “Avrupa Politikası”nın iki
ayağını oluşturmaktaydı. İlginç bir olay, Osmanlı Sultanı ile Polonya ve Fransa krallarının
ne kadar yakın bir ilişkide olduğunu gösterir: Süleyman 1539 yılında, oğulları Bayezid ve
Cihangir’in sünnet düğünleri ve kızı Mihrimah’ın Rüstem Paşa[5] ile düğününe katılmaları için
Polonya ve Fransa krallarına resmi davette bulunmuştu. Üç yıl sonra, 1542 yılında, Polonya
Kralı Sigismund, Gniezno Başpiskoposu Piotr Gamrat’a yazdığı mektupta, Polonya’nın
müstakbel Kralı Sigismund Augustus’un düğün törenine Sultan Süleyman’ın davet edilmesini
önermişti![6]. Davetiyenin gönderilip gönderilmediğini bilmememize rağmen, Kralın bu
davet fikrini Polonya Katolik Kilisesi lideri ile görüşmesinin, Polonya Kraliyet Sarayı’nda
Süleyman’ın, Türkleri düşman barbar olarak tasvir eden Hristiyan propagandasındaki gibi
düşman bir barbar olarak değil “Büyük Avrupa Kraliyet Ailesi”nin bir mensubu olarak kabul
edildiğini göstermektedir.
Üçüncü örneğim 17. yüzyıldan. Kuşkusuz, bu, Osmanlı-Polonya ilişkilerinin tarihindeki
en çetin yüzyıl olmuştur. Ancak, bu yüzyılda dahi bu ilişkiler tamamıyla düşmanca olarak
nitelendirilemez. 1676 yılında, Osmanlıların Kamaniçe’yi fethiyle başlayan Osmanlı-Polonya
Savaşı sırasında Şeytan İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Livov kentine yaklaşmış
ve Žuravno yakınlarındaki bir askerî kampta Kral III. Jan Sobieski liderliğindeki Polonya
ordusunu kuşatmıştı. Sonuçsuz kalan kuşatma sonrasında, ateşkes ilan edilmiş ve taraflar
barış görüşmelerine başlamıştı. Ateşkesin resmî olarak açıklanmasından önce, her iki tarafın
askerleri bulundukları yerleri terk edip askerî kamplar arasındaki alanın büyük bir pazar
yerine dönüşmesiyle birbirleriyle dostluk kurmaya başlamışlardı. Bir görgü tanığına göre,
Osmanlı ve Polonyalı subaylar, askerleri siperlerine dönmeye zorlayarak disiplin ve düzeni
sağlamaya çalışmıştı.[7] Çağdaş bir tarihçiye göre de bu manzara, savaş alanında birbirlerine
silah doğrulttuklarında dahi taraflar arasında herhangi bir düşmanlığın olmadığını ortaya
koymaktadır.
4
5
6
7
Dariusz Kołodziejczyk, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th-18th Century). An Annotated Edition of
‘Ahdnames and Other Documents, Leiden-Boston-Köln: Brill, 2000, s. 230-233.
Andrzej Dziubiński, Stosunki dyplomatyczne polsko-tureckie w latach 1500-1572 w kontekście międzynarodowym,
Wrocław: Wydawnictwo Uniwersytetu Wrocławskiego, 2005, s. 129.
a.g.e., s. 148.
Dariusz Kołodziejczyk, Podole pod panowaniem tureckim. Ejalet Kamieniecki 1672-1699, Varşova: Oficyna
POLCZEK, 1994, s. 83.
39
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Dariusz KOŁODZIEJCZYK
Dördüncü örneğim 18. yüzyıla ait. Bu yüzyıl çoğu kez, Polonya devletinin 1795 yılında
Asya taraftarlığı garip gelebilir. Lakin yazılarından açık bir Avrupa karşıtı olmadığı, fakat,
canlanmaya tanık olmuştur. Polonyalılar 1788 yılında, yabancı hâkimiyetinden kurtulmak
kabul edilmemesi halinde Türkiye ve Polonya’nın “Asya Birliği”ni kurarak tarihi dostluklarını
çöküşüyle Polonya tarihinin en karanlık dönemi olarak değerlendirilmiştir. Öte yandan, bu
yüzyıl, Polonyalı yurtseverler tarafından yürütülen başarılı reform projelerine ve kültürel
ve devletin egemenliğini yeniden sağlayabilmek için çaresizce son bir çabaya girdiler. Bu
çaba, daha önce Polonya’yı hâkimiyeti altında tutan Rus askerlerinin 1787 Osmanlı-Rus
Savaşı’nda Türklerle savaşmakla meşgul olduklarından mümkün olabilmişti. 1788 yılında
toplanan Polonya-Litvanya Meclisi, Avrupa’da ilk yazılı anayasa taslağını hazırlamış ve 3
Mayıs 1791 tarihinde resmen ilan etmişti. Bu belgenin, Türkçeye çevrilmesi talimatını veren
Sultan III. Selim’in de ilgisini çektiğini biliyoruz. İç reformların yanı sıra Polonya Meclisi,
Rusya’ya karşı yardım talep etmek amacıyla Avrupa’daki saraylara temsilciler gönderdi.
Polonya’nın Osmanlı’daki son büyükelçisi Piotr Potocki 1790 yılında, Osmanlı başkentine
gitti.[8] Osmanlı Reisülküttabı Mehmed Reşid ve Potocki arasında müzakere edilen bir askeri
ittifak projesi kapsamında müttefikler, Rusya’nın orantısız yükselişinin Avrupa’daki dengeye
verdiği büyük zararı tersine çevirmeleri (Türkçe versiyonu: Avrupa mevazinesine iras-i halel;
Fransızca versiyonu: un agrandissement disproportionné et préjudiciable pour l’équilibre de
l’Europe) gerektiğini açıkladılar.[9] Dönemin Osmanlı ve Polonyalı diplomatlarının, bir ortak
anlaşmada Avrupa’da dengenin sağlanması üzerinde durmaları, bu iki ülkenin 18. yüzyılda
dahi kendilerini kıtanın geleceği ve refahından sorumlu birer üyesi olarak gördüklerini
ortaya koymaktadır.
Beşinci örneğim de, Polonya’nın bölünmesini takiben Osmanlı topraklarına sığınan çok
sayıda Polonyalının yaşadıkları ile ilgili. 19. yüzyılda Polonyalılar Kırım Savaşı’nda Osmanlı
ordusuna hizmet ettiler, hatta Genç Osmanlılar’a ve Jön Türkler’e katıldılar. Birçoğu,
mühendis, doktor ve subay olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun modernizasyonuna katkıda
bulundu. 1907 yılında Tadeusz Gasztowtt adındaki genç bir Polonyalı, Paris’ten İstanbul’a
emperyalist, hoşgörüsüz ve kültürel dışlayıcı bir Avrupa’dan dolayı hayal kırıklığına uğradığı
açıkça görülmektedir. Gasztowtt bugün yaşasaydı, muhtemelen, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne
orada sürdürmelerini önerirdi.
Józef Piłsudski’nin yakın çalışma arkadaşı olan Gasztowtt, Birinci Dünya Savaşı sonrasında
yeniden canlanan Polonya ve Mustafa Kemal Türkiye’si arasındaki ilk temasların
şekillenmesinde büyük rol oynadı. İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgalinin sürdüğü
1921 ilkbaharında Gasztowtt, küçük bir tekne kiraladı ve Orta Anadolu’daki Mustafa Kemal’i
bulmak için Karadeniz sahilleri boyunca kimliğini gizleyerek seyahat etti.[11] Bu ilk temaslar,
Mustafa Kemal Türkiye’si, Batılı Güçler tarafından resmen tanınmadan bir gün önce 23
Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da Türkiye-Polonya barış anlaşmasının imzalanması ve
Ankara ile Varşova’nın birbirini tanıması şeklinde meyvelerini verdi.
Altıncı ve son örneğim ise, Polonya’nın Nazi Almanyası ve Stalin Rusyası tarafından işgal
edildiği 1939 yılına ait. İşgal atındaki Polonya’ya karşı soğuk bir tavır alan diğer tarafsız
ülkelerin aksine Türkiye, partneri Polonya’ya tümüyle sadık kaldı. 1936-1945 yılları arasında
Polonya’nın Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Prof. Michał Sokolnicki, anılarında ve
yazılarında, Polonyalı mülteciler ve diplomatik temsilcilere yönelik Türk yetkililer ile Türk
toplumunun gösterdiği yardım ve derin anlayışı hatırlatır. Berlin’in siyasî baskısına rağmen
Türk hükümeti, Polonya’nın altın rezervlerinin Romanya’dan Fransa işgalindeki Suriye’ye
nakledilmesine olanak sağladı. Hatta beyhude bir çaba olmasına rağmen, gözaltına alınan
ve daha sonra Katyn ormanında infaz edilen Polonyalı subaylar için Moskova’ya müdahalede
bulundu.[12]
gelip, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hararetli bir üyesi oldu. Gasztowtt, Seyfeddin takma
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sokolnicki, komünist Polonya’ya dönmek istemedi ve Ankara
olmakla suçlayan, Osmanlıların dini toleransını öven ve dost arayan Polonyalıların, dostlarını
rivayetin büyük ölçüde yayılmasına katkı sağlayan da odur. Bu güzel efsane hakkında tarihi
adıyla Türk gazetelerinde makaleler yazdı. 1911 yılında Osmanlı ordusuna katılıp İtalya’nın
Libya’yı istilasına karşı gönüllü olarak savaştı. 1913 yılında, Avrupalı güçleri ikiyüzlü
Avrupa’da değil Asya’da bulabilecekleri yönünde bir sonuç ihtiva eden Türkiye ve Polonya
adlı bir kitap yayımladı. Gasztowtt ayrıca, Türkiye, Japonya ve Sun Yat Sen’in Cumhuriyetçi
Çin’i arasındaki ilk temaslarda sergilenen Pan-Asya dayanışmasından da övgüyle söz etti.[10]
Bugün, Ankara ve Varşova’nın mevcut Avrupa emelleri dikkate alındığında Gasztowtt’un
8
9
Potocki’nin büyükelçiliğine dair yeni, detaylı bir monografi için bkz. Hacer Topaktaş, Osmanlı-Lehistan
Diplomatik İlişkileri, Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (1788-1793), Ankara: TTK, 2014.
Kołodziejczyk, Ottoman-Polish Diplomatic Relations, s. 654-659.
10 Tadeusz Gasztowtt, Turcya a Polska, Paris: Drukarnia Polska A. Reiffa, 1913.
40
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Üniversitesi’nde profesör olarak Türkiye’de kaldı. 19. yüzyılda Osmanlıların Polonya’nın
bölünmesini asla tanımadığı ve “Lehistan büyükelçisinin gelmesini beklediği” yönündeki
bir kanıt bulunmamasına karşın, bu efsane Türkiye ve Polonya halkları arasında oldukça
benimsendi. Tarihi gerçeklerden yoksun olmasına rağmen bu efsane, Osmanlı devlet
adamlarının ruh halini ve 19. yüzyıl Osmanlı diplomasi ruhunu tam manasıyla yansıtmaktadır.
11Danuta Chmielowska, Polsko-tureckie stosunki dyplomatyczne w okresie międzywojennym, Varşova:
Wydawnictwo Dialog, 2006, ss. 119-120.
12 Michał Sokolnicki, Dziennik Ankarski 1939-1943, Londra: Gryf, 1965, ss. 69-73.
41
Dariusz KOŁODZIEJCZYK
Bu diplomatik ruh hali, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye Cumhuriyeti diplomasisinde de
kıvançla süregelmiştir.
1989 yılında Polonya komünizmin yıkılmasını takiben bağımsızlığını elde ettiğinde, komünist
olmayan ilk Başbakan Tadeusz Mazowiecki, Polonya’nın Avrupa Konseyi’ne girişini teyit
etmek amacıyla Strasburg’a gitti. Tamamen farklı siyasî bir ortam olmasına rağmen yine aynı
efsaneyi anımsattı. Mazowiecki, Polonya’nın Soğuk Savaş döneminde Avrupa kurumlarına
üye olmadığını, yine de beklendiğini ve 40 yıl sonra nihayet “Lehistan Büyükelçisi’nin”
geldiğini belirterek Strasburg’daki konuşmasını sürdürdü.
Bugün Polonya’da yaz tatillerinde, göl kenarında ateş etrafında oturup, “kurdesz, kurdesz
nad kurdeszami!” şeklinde nakaratla şarkı söyleyen öğrenci ve izci grupları ile sık sık
karşılaşabilirsiniz. İlginç biçimde, şarkı söyleyenler genelde “kurdesz” tabirinin ne anlama
geldiğini bilmezler. Bu kelime, Lehçe sözlüklerde dahi yer almamaktadır. Anlamını bulabilmek
için, bu şarkının bestelendiği 18. yüzyıla dönmemiz gerekir. Bu, kardeşlik ve dostluk ile ilgili
bir şarkıdır. Lehçe kurdesz tabiri de Türkçe kardaş ya da karındaş kelimelerinden türemektedir.
Polonyalı soylular ve Tatar mirzaları arasında varılan ve karşılıklı güvene dayanan kardeşliğe
(Lehçe: pobratymstwa) atıfta bulunulmaktadır. Bu ayrıca, önde gelen Osmanlıların Polonyalı
mevkidaşlarıyla yazışmalarında kullandıkları bir hitap tarzıdır. Türkiye-Polonya dostluğunun
FROM NEIGHBORHOOD TO BROTHERHOOD:
A Few Scenes From Polish-Ottoman and Polish-Turkish
Historical Relations
sağlamlığını gösteren daha ikna edici bir kanıt bulmak zor olacaktır.
KAYNAKÇA
Prof. Dr. Dariusz KOŁODZIEJCZYK*
CHMIELOWSKA, Danuta, Polsko-tureckie stosunki dyplomatyczne w okresie międzywojennym, Varşova:
Wydawnictwo Dialog, 2006.
DZIUBIŃSKI, Andrzej, Stosunki dyplomatyczne polsko-tureckie w latach 1500-1572 w kontekście międzynarodowym,
Wrocław: Wydawnictwo Uniwersytetu Wrocławskiego, 2005.
EHRLICH, Ludwik (ed.), Pisma wybrane Pawła Włodkowica [Paul Wladimiri’nin Çalışmaları (bir seçki)], C.
1,Varşova: PAX, 1968.
GASZTOWTT, Tadeusz, Turcya a Polska, Paris: Drukarnia Polska A. Reiffa, 1913. Ioannis Dlugossii Historiae
Polonicae Libri XII, C. 4, Krakov: Drukarnia “Czasu” 1877.
KEENAN, Edward, “Muscovy and Kazan: Some Introductory Remarks on the Patterns of Steppe Diplomacy,”
Slavic Review. American Quarterly of Soviet and East European Studies, nr. 26, 1967, s. 548-558.
KOŁODZIEJCZYK, Dariusz, Podole pod panowaniem tureckim. Ejalet Kamieniecki 1672-1699, Varşova: Oficyna
POLCZEK, 1994.
KOŁODZIEJCZYK, Dariusz, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th-18th Century). An Annotated Edition of
‘Ahdnames and Other Documents, Leiden-Boston-Köln: Brill, 2000.
SOKOLNICKI, Michał, Dziennik Ankarski 1939-1943, Londra: Gryf, 1965.
TOPAKTAŞ, Hacer, Osmanlı-Lehistan Diplomatik İlişkileri, Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (17881793), Ankara: TTK, 2014.
It is impossible to cover 600 years of the Polish-Turkish relations shortly in an article.
Therefore, I selected some events which are meaningful and worth mentioning at the solemn
occasion that we celebrate today. My selection is, of course, subjective: I have chosen six
events for six centuries, namely from the years 1414, 1542, 1676, 1790, 1913, and 1939 - just
to give a few glimpses into the rich history of our contacts.
In 1414, many European monarchs and diplomats gathered at the town of Constanze in
southern Germany. The aim of the Council of Constanze was to end the schism in the Catholic
Church. The Church was then divided into three factions, each one headed by its own pope.
The initiator of the Council was Sigismund of Luxembourg, the future emperor of the Holy
Roman Empire, the king of Hungary and of Germany. The council ended with a success and
the Catholic Church was reunited. Today, we also remember the Council of Constanze as a
*
42
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
University of Warsaw, Institute of History, Warsaw, Poland.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
43
SYMPOSIUM PAPERS
Dariusz KOŁODZIEJCZYK
symbol of religious fanaticism and intolerance: the great Czech leader and Church reformer
initiating direct Polish-Ottoman contacts. The envoy was warmly received by the sultan who
Apart from religious affairs, the Council of Constanze was also the arena of political
Polish historians who study the policy of the Polish politics in the 15th and 16th centuries
Jan Hus was burned at the stake in Constanze as a religious heretic.
agreed to conclude a truce with Hungary on the Polish request.[2]
disputes between European states. We can compare this council to peace congresses that
argue that its tolerant attitude towards non-Christians was inspired by the spirit of Italian
Sea. They disagreed on whether the Christians had right to convert infidels by force and
university of Padua. He is sometimes regarded as a precursor of the modern international
were typical for later centuries. A major dispute arose in Constanze between the delegates
of Poland and of the Teutonic Order, a powerful military state on the shores of the Baltic
to confiscate their lands. Paweł Włodkowic (Paulus Vladimiri), a Polish delegate to the
Council of Constanze who at the same time was the rector of the University of Krakow,
wrote a political treatise entitled Saevientibus, in which he stressed the natural rights of
non-Christians.
[1]
He harshly condemned converting them by sword as contrary to both
human and divine law. Włodkowic’s arguments suited the interests of his lord, the Polish
king Ladislaus Jagiełło, in his dispute with the Teutonic Order over two lands on the Baltic
Sea: Prussia and Samogitia. These two lands –being the last territories in Europe inhabited
by pagans- had been previously conquered by the Teutonic knights, who had claimed that it
was legitimate to conquer the infidels and dispossess them of their land and property. On
the contrary, the Polish delegation claimed that the conquest was illegal as non-Christians
should also enjoy property rights and the protection of law. The dispute between the Polish
and Teutonic knights was freshly revived by the battle of Tannenberg-Grunwald (1410), in
which the Polish-Lithuanian coalition defeated the Teutonic knights. In Constanze, both sides
hoped to win the support of the European intellectual and political circles. While the Poles
argued that aggression and conquest were contrary to the spirit of the Christian religion, the
Renaissance and by the influence of the Roman law that was taught at the Italian universities.
Indeed, Paweł Włodkowic, whom I have mentioned above, had studied law at the Italian
law, along with such later authorities as the Spanish jurist Francisco de Vitoria, who defended
American Indians from the extortions of Catholic Spain, or the Dutch scholar Hugo Grotius.
Italian influence aside, we must also keep in mind that the kings of Poland, who at the same
time ruled in Lithuania and descended from a Lithuanian dynasty, had their own rich tradition
of contacts with Muslim Tatars. The vast Eurasian steppe, extending from Eastern Europe
to China, was the basis of one of the most successful empires in human history organized
by Genghis Khan and his successors. Having united various peoples, professing different
religions, the Mongol and Tatar rulers displayed religious tolerance and respect toward other
religions.
An American scholar Edward Keenan observes a common practice in the relations between
Muscovian grand dukes and Tatar khans, who confirmed their peace treaties with solemn
oaths, sworn by each partner according to his own faith (hence a clause: “each one according
to his own faith”; Rus. každyj po svoej vere). While the Muscovian rulers confirmed their
oaths by kissing a cross, the khans swore on the Koran.[3] The same heterogeneous political
propagandists of the Teutonic Order portrayed the Poles as false Christians, who allied with
culture was shared by the grand dukes of Lithuania and the kings of Poland. For the Polish
were assisted by a Tatar Muslim contingent commanded by Prince Djalaleddin, the eldest son
them quite natural in the sense that their neighbors were not exclusively Christians. This
Orthodox ‘heretics’, pagan Lithuanians, and even with Muslim Tatars to fight the Teutonic
Order. As a matter of fact, in the battle of Tannenberg-Grunwald, the Polish-Lithuanian troops
of Tokhtamısh, the former Khan of the Golden Horde. Djalaleddin took refuge in Lithuania
and hoped to regain his father’s throne with the help of his western Christian neighbors.
It is precisely in the above context that we should look at the beginnings of the Polish-
Ottoman diplomatic relations. A Polish fifteenth-century chronicler Jan Długosz records that
in 1414, Sigismund of Luxembourg sent a letter from the Council of Constanze, asking the
Polish king Ladislaus Jagiełło for military assistance against the Turks. The Polish king had
neither wish nor interest to join the anti-Turkish crusade. He kindly declined the invitation
and offered his mediation instead. He sent an envoy to the Ottoman Sultan, Mehmed I, thus
1
44
Ludwik Ehrlich (ed.), Pisma wybrane Pawła Włodkowica [Works of Paul Wladimiri (a selection)], vol. 1 Warsaw:
PAX, 1968, pp. 2-98.
kings from the Jagiellonian dynasty, it was natural that their subjects consisted of Catholic
and Orthodox Christians, Armenians, Jews, Karaites, and even Muslim Tatars. It was for
experience of multiculturalism was then typical to Eastern Europe, whereas Western Europe
was at that time almost religiously homogenous and hence less ready for religious tolerance.
It is symptomatic that the treaties concluded between the Polish kings and the Muslim rulers
– the Ottoman sultans and the Crimean khans – in the 15th and 16th centuries were usually
provided with two dates: a Christian one calculated from the Nativity of Prophet Jesus, and a
Muslim one calculated from the Hegira of Prophet Muhammad.
2
3
Ioannis Dlugossii Historiae Polonicae Libri XII, vol. 4, Krakow: Drukarnia “Czasu” 1877, pp. 181-183.
Edward Keenan, “Muscovy and Kazan: Some Introductory Remarks on the Patterns of Steppe Diplomacy,”
Slavic Review. American Quarterly of Soviet and East European Studies, nr. 26, 1967, pp. 548-558.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
45
SYMPOSIUM PAPERS
Dariusz KOŁODZIEJCZYK
My second example is from the 16th century. It is a widely known fact that in 1533, Sultan
My fourth example is from the 18th century. This century has often been considered the
Suleyman the Magnificent and King Sigismund of Poland concluded an “eternal” treaty that
darkest period of the Polish history as it resulted in the demise of the Polish state in 1795.
years before the famous treaty concluded between Suleyman and the French King François
off foreign domination and restore the full sovereignty of their state. This effort was made
was to last till the end of their lives and thus replaced short term truces, concluded previously
and covering merely 2, 3, or 5 years.
[4]
The Polish-Ottoman treaty of 1533 was signed three
I. In the 16 century, Poland and France constituted two pillars of the Ottomans’ “European
th
policy” that was mainly directed against the Habsburg monarchy. An interesting fact
illustrates how close were the relations between the Ottoman Sultan and the Kings of Poland
and France: in 1539, Suleyman sent a formal invitation to the kings of France and Poland to
attend the circumcision ceremony (sünnet dügünü) of his two sons, Bayezid and Cihangir, and
to the wedding of his daughter, Mihrimah, with Rustem Pasha.[5] Three years later, in 1542,
the Polish king Sigismund suggested in a letter to Piotr Gamrat, the archbishop of Gniezno,
that one should invite Sultan Suleyman for the wedding ceremony of the royal son, the future
Polish King Sigismund Augustus.
[6]
Although we do not know whether the invitation was
sent, the very fact that the King discussed this idea with the head of the Catholic Church in
Poland demonstrates that at the Polish court Suleyman was regarded as belonging to the
“great family of European monarchs” and not as a hostile barbarian, like the Turks were often
portrayed in Christian propaganda.
My third example is from the 17 century. Admittedly, this century was the most violent in
th
the history of the Polish-Ottoman relations, but even in this century these relations cannot
be described as entirely hostile. In 1676, during the Polish-Ottoman war that began with
the Ottoman conquest of Kamianets-Podilskyi, an Ottoman army commanded by Sheytan
Yet, on the other hand, this century witnessed cultural recovery and brilliant reform projects
undertaken by Polish patriots. In 1788, the Poles undertook the last desperate effort to shake
possible by the outbreak of the Russo-Ottoman war in 1787 since the Russian troops which
had earlier controlled Poland were busy fighting the Turks. The Polish-Lithuanian Diet,
assembled in 1788, drafted the first written constitution in Europe, which was solemnly
proclaimed on 3 May 1791. We even know that the document arose the interest of Sultan
Selim III, who ordered its Turkish translation. Along with domestic reforms, the Polish
Diet sent envoys to European courts in order to ask for help against Russia. In 1790 Piotr
Potocki, the last Polish ambassador to the Sublime Porte, entered the Ottoman capital.[8] In
a project of military alliance, negotiated between Potocki and the Ottoman re’isü’l-küttab
Mehmed Rashid, the two allies declared that they must reverse the great damage inflicted
to the European balance by the disproportionate rise of Russia; in the French version: un
agrandissement disproportionné et préjudiciable pour l’équilibre de l’Europe; in the Turkish
version: Avrupa mevazinesine iras-i halel.[9] The fact that Polish and Ottoman diplomats of
the time chose to invoke the European balance in their mutual treaty suggests that already
in the 18th century they regarded themselves as members of Europe, responsible for that
continent’s future and wellbeing.
My fifth example is representative for the experience of numerous Poles who took refuge in
Ottoman lands after the partitions of Poland. In the 19th century, many Poles fought in the
Ibrahim Pasha approached the city of Lwów and besieged the Polish army headed by King
Crimean War, served in the Ottoman army, and even joined the Young Ottoman and Young
the soldiers of the two sides left their positions and began fraternizing while the area
from Paris to Istanbul and became an enthusiastic member of the Committee of Union and
John III Sobieski in a military camp near Žuravno. After a futile siege, a ceasefire was declared
and the two sides entered peace negotiations. Even before the formal truce was concluded,
between the military camps turned into a great bazaar. According to an eyewitness, Polish
and Ottoman officers tried in vain to restore discipline and order by forcing their soldiers
to return to trenches.
[7]
To a modern historian, this scene suggests that there was no mutual
hatred between the two sides even at times when they crossed weapons at the battlefield.
4
5
6
7
46
Dariusz Kołodziejczyk, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th-18th Century). An Annotated Edition of
‘Ahdnames and Other Documents, Leiden-Boston-Köln: Brill, 2000, pp. 230-233.
Andrzej Dziubiński, Stosunki dyplomatyczne polsko-tureckie w latach 1500-1572 w kontekście międzynarodowym,
Wrocław: Wydawnictwo Uniwersytetu Wrocławskiego, 2005, p. 129.
Ibidem, p. 148.
Dariusz Kołodziejczyk, Podole pod panowaniem tureckim. Ejalet Kamieniecki 1672-1699, Warsaw: Oficyna
POLCZEK, 1994, p. 83.
Turkish movements. Many of them contributed to the modernization of the Ottoman Empire
as engineers, doctors, and military officers. In 1907, a young Pole, Tadeusz Gasztowtt, came
Progress. He published articles in Turkish newspapers under the penname Seyfeddin. In
1911, he joined the Ottoman army and fought as a volunteer against the Italian invasion
of Libya. In 1913, he published a book entitled Turkey and Poland in which he blamed the
duplicity of European powers, extolled the Ottoman religious tolerance, and concluded that
if the Poles were looking for friends, they would find them not in Europe but in Asia! He
also praised pan-Asiatic solidarity displayed in the first contacts between Turkey, Japan, and
Republican China of Sun Yat Sen.[10] Today, given the current European aspirations of Warsaw
8
9
On his embassy, see also the recent detailed monograph by Hacer Topaktaş, Osmanlı-Lehistan Diplomatik
İlişkileri, Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği, Ankara: TTK, 2014.
Kołodziejczyk, Ottoman-Polish Diplomatic Relations, pp. 654-659.
10 Tadeusz Gasztowtt, Turcya a Polska, Paris: Drukarnia Polska A. Reiffa, 1913.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
47
SYMPOSIUM PAPERS
Dariusz KOŁODZIEJCZYK
and Ankara, the pro-Asiatic enthusiasm of Gasztowtt might seem awkward. Yet, it is clear
In 1989, when Poland regained its full sovereignty after the fall of communism, Tadeusz
he would have probably proposed that if Turkey is not admitted to the European Union, then
in a completely different political context. Mazowiecki resumed his speech in Strasbourg
from his writings that he was not plainly anti-European; he was simply disillusioned with the
Europe of imperialism, intolerance, and cultural exclusivism. If Gasztowtt were alive today,
Poland and Turkey should form an “Asiatic Union” and maintain their ancient friendship
there.
As a close collaborator of Józef Piłsudski, Gasztowtt played a great role in shaping the first
contacts between renascent Poland and Kemalist Turkey after WW I. In the spring of 1921,
when Constantinople was still occupied by the Entente, Gasztowtt hired a small boat and
travelled incognito along the Black Sea shores to find Mustafa Kemal in Central Anatolia.[11]
These early contacts brought fruits in the form of mutual recognition between Ankara and
Warsaw and the signing of the Polish-Turkish peace treaty at Lausanne on 23 July 1923, one
day before Kemalist Turkey was formally recognized by Western Powers.
The sixth and last example is from the year 1939 when Poland was invaded by Nazi Germany
and Stalinist Russia. Unlike other neutral states whose attitude towards invaded Poland was
rather cool, Turkey remained entirely loyal to its Polish partner. Professor Michał Sokolnicki,
who served as the Polish ambassador in Ankara between 1936-1945, recalled in his memoirs
and reports the assistance and deep sympathy displayed by Turkish authorities and Turkish
society towards the Polish refugees and diplomatic representatives. Notwithstanding the
political pressure from Berlin, the Turkish government enabled the transport of Polish golden
reserves from Romania to French Syria, and even intervened, although in vain, in Moscow in
favor of Polish officers who were detained and later executed in the Katyn forest.[12]
After WW II, Sokolnicki did not want to return to communist Poland and remained in Turkey
as a Professor at Ankara University. It was him who largely contributed to the popularization
of the legend, according to which, in the 19th century, the Ottoman court had never recognized
the partitions of Poland and had waited for the arrival of “the ambassador from Lehistan”.
Although this beautiful legend lacks historical evidence, it has nonetheless gained great
popularity both in Turkey and in Poland. Even if it is not confirmed by historical facts, it
certainly reflects the state of mind of Ottoman statesmen and the spirit of the nineteenthcentury Ottoman diplomacy. This spirit continued in the diplomacy of the Turkish Republic
Mazowiecki, the first noncommunist Polish prime minister, arrived at Strasbourg to confirm
Poland’s entry to the European Council. He then recalled the very same legend, although
by pointing to the fact that although Poland had not enjoyed membership in the European
institutions in the Cold War era, it was still awaited, and after over 40 years, the “ambassador
of Lehistan” finally arrived.
Today, during summer holidays in Poland, one often encounters groups of scouts and students,
who sit on a lakeshore around a fireplace and sing a song with a refrain “kurdesz, kurdesz
nad kurdeszami!”. Curiously, the singers usually do not know what the term kurdesz means.
This word does not even figure in ordinary Polish dictionaries. To find its meaning, we must
turn back to the 18th century when this song was composed. It is the song about brotherhood
and good company, and the Polish term kurdesz derives from Turkish kardaş or karındaş. It
refers to brotherhoods (Pol. pobratymstwa), which were concluded in the steppe between
the Polish nobles and the Tatar mirzas and based on mutual trust. It is also the term with
which Ottoman dignitaries addressed their Polish peers in border correspondence. It would
be hard to find a more persuading argument for the longevity of Polish-Turkish friendship.
BIBLIOGRAPHY
CHMIELOWSKA, Danuta, Polsko-tureckie stosunki dyplomatyczne w okresie międzywojennym, Warsaw:
Wydawnictwo Dialog, 2006.
DZIUBIŃSKI, Dziubiński, Stosunki dyplomatyczne polsko-tureckie w latach 1500-1572 w kontekście
międzynarodowym, Wrocław: Wydawnictwo Uniwersytetu Wrocławskiego, 2005.
EHRLICH, Ludwik (ed.), Pisma wybrane Pawła Włodkowica [Works of Paul Wladimiri (a selection)], vol. 1 Warsaw:
PAX, 1968.
GASZTOWTT, Tadeusz, Turcya a Polska, Paris: Drukarnia Polska A. Reiffa, 1913.
Ioannis Dlugossii Historiae Polonicae Libri XII, vol. 4, Krakow: Drukarnia “Czasu” 1877.
KEENAN, Edward, “Muscovy and Kazan: Some Introductory Remarks on the Patterns of Steppe Diplomacy,
”Slavic Review. American Quarterly of Soviet and East European Studies, nr. 26, 1967, p. 548-558.
KOŁODZIEJCZYK, Kołodziejczyk, Podole pod panowaniem tureckim. Ejalet Kamieniecki 1672-1699, Warsaw:
Oficyna POLCZEK, 1994.
KOŁODZIEJCZYK, Dariusz, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th-18th Century). An Annotated Edition of
‘Ahdnames and Other Documents, Leiden-Boston-Köln: Brill, 2000.
SOKOLNICKI, Michał, Dziennik Ankarski 1939-1943, London: Gryf, 1965.
TOPAKTAŞ, Hacer, Osmanlı-Lehistan Diplomatik İlişkileri, Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği, Ankara:
TTK, 2014.
during the WW II.
11Danuta Chmielowska, Polsko-tureckie stosunki dyplomatyczne w okresie międzywojennym, Warsaw:
Wydawnictwo Dialog, 2006, pp. 119-120.
12 Michał Sokolnicki, Dziennik Ankarski 1939-1943, London: Gryf, 1965, pp. 69-73.
48
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
49
Karlofça Antlaşması sonrası Osmanlı Devleti, Lehistan’a karşı tavırlarını değiştirmiş ve
farklılaşan Avrupa dengelerinin de etkisiyle genel itibarıyla daha ılımlı bir ilişki içerisine
girmiştir. Bu durumun belirli sebepleri vardır: İlk olarak artık Babıâli, Doğu Avrupa’da
güç dengelerinin korunması gerektiğinin farkındadır. XVIII. yüzyıl başında yaşanan Büyük
Kuzey Savaşları’nda (1700-1721) İsveç’i desteklemesinin bir nedeni de bu dengeyi kendi
lehine korumaktır. Osmanlı realpolitiğinde değişen güç dengelerini göz önüne alarak siyaset
geliştirmeye, Avrupa ile ilişkilerini buna göre şekillendirmeye ve XVIII. yüzyıl boyunca
büyüyen Rusya tehlikesine karşı civar diğer devletlerle işbirliği ve ortak hareket etmeye
yönelik atılımları özellikle yüzyılın ikinci yarısında ziyadesiyle görmek mümkündür. Yüzyıl
başlarında İsveç Kralı XII. Karl’ın 1709’da Rus Çarı Petro karşısında aldığı yenilgi, Rusya’yı
Doğu Avrupa’ya biraz daha yaklaştırdığı gibi İsveç’in XVIII. yüzyıl boyunca sürecek olan güç
kaybının yolunu açacaktır. XII. Karl’ın Osmanlılara sığınması ise Osmanlı-Leh ilişkilerinde
birkaç yıl sürecek olan bir gerginliğe sebep olmuştur. Bu olaylardan sonra kuzeydoğudan
Osmanlı-Leh İlişkilerinde Realpolitik ve Retorik
BIR XVIII. YÜZYIL DEĞERLENDIRMESI
gelen tehlikenin farkına varan Babıâli, Rusya’nın genişleme siyasetine karşı durma ve
sınırlarını koruma yolunda politikalar izleyecektir.[1] Hatta Rus tehlikesinin bu ülkenin
batısındaki bütün devletler için ortak bir tehlike olduğunun bilinciyle Osmanlılar, Prut
Antlaşması’na (1711) Rusya’nın Lehistan işlerine ve kral seçimine karışmaması yönünde bir
madde koydurmuştur.[2] Böylece Rusya’nın Lehistan’a yönelik hamlelerine karşı müdahalede
bulunmanın zeminini hazırlamayı hedeflemiştir. Fakat bu dönemde Osmanlı Devleti’nin farklı
problemleri, Lehistan meselesine eğilmesine engel olmaktadır. İran, Rusya ve Avusturya ile
yapılan savaşlar Lehistan’a olan ilgiliyi olumsuz etkilemektedir. Bununla beraber İsveç’in
Kuzey Avrupa’da gücü elinde bulundurması dileklerini XVIII. yüzyıl sonlarında yazılan
Yrd. Doç. Dr. Hacer TOPAKTAŞ*
XV. yüzyıldan beri diplomatik ilişkileri olan Osmanlı Devleti ve Lehistan, yani günümüz
deyimiyle Polonya’nın, 600 yıllık münasebetleri için 1699 Karlofça Antlaşması’nın bir dönüm
noktası olduğunu söylemek mümkündür. Zira, bu antlaşmayla birlikte iki devlet arasında
savaşlar dönemi kapandığı gibi ilişkilerin yapısında değişiklikler meydana gelmiştir. II.
Viyana Kuşatması’nda (1683) Lehistan Kralı III. Jan Sobieski’nin Osmanlı karşısında yer
alması ve daha sonraki süreçte münasebetleri, Babıâli bağlamında çok ciddi zedelememiştir.
Aynı şekilde, Lehistan’ın Babıâli nezdinde sürdürdüğü siyasette de keskin kırılmalar
oluşturmamıştır. Gerçi Sobieski’nin halefleri II. August, III. August ve Poniatowski’nin
Osmanlı kroniklerinden Vasıf Tarihi’nde dahi görmek mümkündür.[3] Bu da yine tüm XVIII.
yüzyıl boyunca Babıâli’nin dış siyasetindeki kesintisiz devam eden realpolitiklerdendir.
Osmanlı Devleti’nin Doğu Avrupa’daki dengeler için Lehistan’ın önemsenmesi gerektiğine
dair yürüttüğü siyasetin bir diğer işareti de bütün XVIII. yüzyıl boyunca her yeni padişah
cülusunda komşu ülkelere bunu resmen bildirmek üzere birer elçinin gönderilmesi
geleneğine binaen Lehistan’a da elçiler göndermesidir.[4] Böylece Osmanlı Devleti yeni
1
Osmanlı Devleti’ne sıcak bakmadığı bir gerçektir. XVIII. yüzyılda ise Osmanlı Devleti’nin ve
Lehistan’ın realpolitiğinde sınırların muhafazasını barış yoluyla sağlamak temel husustur.
Bu çerçevede de ülke için gerekli reformları sürdürmek ve uluslararası arenada kendini
göstermek gerekliliği vardır.
*
50
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Slav Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Leh Dili ve Edebiyatı Anabilim
Dalı, İstanbul, Türkiye.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
2
3
4
Akdes Nimet Kurat, İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de Kalışı ve Bu Sırada Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul: AÜ
DTCF Yayınları, 1943; aynı yazar, İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de Kaldığı Zamana Ait Metinler ve Vesikalar,
İstanbul: AÜ DTCF Yayınları, 1943; Józef Feldman, Polska a sprawa Wschodna 1709-1714, Kraków: PAU,
Warszawa: Skł. Gł. W Księgarniach Gebethnera i Wolffa, 1926; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt IV1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1995, s. 189. Andrzej Link-Lenczowski, “Wokoł kryzysu wschodniego
z lat 1711–1713. Tureccy i tatarscy dyplomaci w Rzeczypospolitej”, Między Zachodem a Wschodem. Studia ku
czci profesora Jacka Staszewskiego içinde, T. II., ed. Jarosław Dumanowski vd. 2003, ss. 355–367.
Akdes Nimet Kurat, Prut Seferi ve Barışı 1123 (1711), C. I-II, Ankara: AÜ DTCF Yayınları 1951.
Ahmed Vâsıf Efendi, Mehâsinü’l-Âsâr ve Hakāikü’l-Ahbâr, yay. haz. Mücteba İlgürel, İstanbul: İÜ Edebiyat
Fakültesi Yayınları, 1978, s. 30.
Mehmed Efendi (1731), Hacı Ali Ağa (1755), Mehmed Ağa (1758), Numan Enis Bey (1777) Yalnızca III. Selim’in
tahta çıkışı savaş esnasında gerçekleştiği için elçi gönderilmemiştir.
51
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Hacer TOPAKTAŞ
sultanın tahta çıkışını Lehistan’a resmen haber verdiği gibi Lehistan’daki siyasi durumlarla
III. August ile Stanisław Leszczyński’nin Lehistan tahtı için mücadelelerine birçok Avrupa
Osmanlı Devleti, Lehistan Kralı III. Jan Sobieski’nin 1696’de ölümünün ardından kral seçilen
Felemenk devletlerinin aracılığıyla savaşa girmemiş, sadece Rusların Lehistan işlerine
ilgili birinci elden bilgi edinmenin de yolunu açmıştır.
ve aynı zamanda Saksonya Elektörü olan II. August’a pek sıcak davranmamıştır. Ayrıca,
devletinin dahil olmasıyla meydana gelen Lehistan Veraset Savaşları (1733-1738) esnasında
Fransa, Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı savaş açmaya teşvik etse de Babıâli, İngiltere ve
müdahalesini protesto etmiştir.[8] Esasında Prut Antlaşması’na binaen Osmanlı Devleti’nin
Lehistan tahtının diğer adayı olan Stanisław Leszczyński’yi desteklemiş ve Rusya’ya karşı
bu meseleye daha farklı ve kapsamlı bir şekilde müdahalesi mümkündür. Lakin Babıâli
Stanisław Leszczyński’yi destekleyen bir güce karşı Lehistan sarayının İstanbul’a samimi ve
konusundaki teşvikleri çok yüksek boyutlara ulaşmıştır. Nitekim Fransa Yediyıl Savaşları’nda
Lehistan’ın bağımsızlığına vurgu yapmıştır. Fakat bu yönde yürüttüğü politikalar Rus yanlısı
II. August’u tahttan indirmeye yetmemiştir. Diğer taraftan Lehistan realpolitiği bakımından
sempatik bakması ve sıcak ilişkiler seyretmesi de pek mümkün değildir. Zira II. August da
tahtına destek verdiği için Rusya ile iyi ilişkiler geliştirmektedir.
1733’te II. August’un ölüp yeni Lehistan kralının kim olacağı tartışmalarının sürdüğü bir
ortamda daha önce Stokholm Elçiliği yapmış olması nedeniyle Osmanlı elçisi Mehmed Said
Efendi’nin Lehistan’da bulunması yerinde olmuştur. Said Efendi bu karmaşa döneminde
Varşova’yı gözlemlerken yürüttüğü bazı temaslarla Babıâli’nin seçime ve Lehistan’da
olup bitenlere ilgisini ortaya koymuştur. Nitekim elçiliğinin dönüşünde getirdiği, daha
önceden Osmanlı Devleti ile iyi ilişkileri olan ve Lehistan’ın önde gelenlerinden Stanisław
Poniatowski’nin Sadrazam’a hitaben yazdığı mektupta Rusların, iki güçlü kral adayından
III. August’u Kral seçtirmek için antlaşmaya aykırı olarak Lehistan’a asker sokarsa Prut
Antlaşması gereği buna Osmanlı Devleti’nin mani olması ve bu hususta Kırım Hanı’na da emir
vermesini istediği belirtilmiştir.
[5]
Babıâli 1736-1739 Osmanlı-Rus ve Avusturya Savaşı’nda Lehistan topraklarını Rusların
kullanmasından rahatsızlığını dile getirse de buna mani olamamıştır. Zira savaş yeterince
kendisini meşgul etmektedir. 1737 yılında ciddi bir şekilde uyarı için Lehistan’a gönderilen
[6]
Münif Mustafa Efendi’nin Varşova elçiliği de sonuç getirmemiştir. Osmanlı Sadrazamı Seyyid
Mehmed Paşa’nın Lehistan Baş Hatmanı Józef Potocki’ye 5 Temmuz 1736’da gönderdiği
namede, Rusların Karlofça Antlaşması’na aykırı davrandığı ve Moskof’un Lehistan’ın
içişlerinden tamamen elini çekmesi için ahidnamelere madde konulmasının Osmanlı
Devleti’nin Lehistan’ı koruduğunu ispat ettiği özellikle vurgulanmıştır.[7] Bir noktada, bu
ifadeler retorik gereği yer bulsa da aslında Rusya’ya karşı Doğu Avrupa’da gücü yerinde bir
Lehistan’ın varlığını savunan Osmanlı siyasetinin nişanesidir. Yani Babıâli realpolitiğinin
yansımalarından biridir.
5
6
7
52
BOA, NMH: 7, s. 340-343; Uzunçarşılı, a.g.e., Cilt: IV-1, s. 192.
Bkz. Joseph von Hammer-Purgstall, Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt VII, İstanbul: Üçdal Neşriyat, 1994, s. 497.
Bkz. Hacer Topaktaş, “I. Mahmud Döneminde Osmanlı Devleti’nin Kuzey Politikasında Lehistan Faktörü”, XVII.
CIEPO Sempozyumu, 18-23 Eylül 2006, Trabzon, Trabzon: KTÜ Yayınları, 2011, s. 379.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
söz konusu Osmanlı-Rus ve Avusturya Savaşı dolayısıyla siyasetinde önceliği bu meseleye
verememiştir. 1760’lı yıllara kadar Fransa’nın Osmanlı Devleti’ni Lehistan’a müdahale
(1756-1763) Osmanlı Devleti’ni Rusya ve Avusturya’ya karşı savaşa sokma politikaları
gütmüş; ancak başaramamıştır.
Bütün bu kargaşalı yılların ardından Lehistan Kralı III. August’un 1763’te vefat etmesiyle
yeni bir kral seçimi bütün Avrupa’nın dikkatinin yeniden Varşova’ya çevrilmesine neden olur.
Fransa 1764 yılında Poniatowski’nin kral seçimi esnasında Rusya’yı Lehistan’a müdahale
etmemesi yönünde uyarsa da Rusya buna kulak asmamıştır.[9] Berlin yolcusu Osmanlı
elçisi Ahmed Resmî Efendi, 1763’te Lehistan’dan geçerken Lehlere Babıâli’nin kendilerini
“himayesi” konusunda teminatta bulunacaktır.[10] Osmanlı elçisinin bu zamanda Lehistan’da
bulunması manidar olmakla birlikte, buradaki temasları talimatnamesinde belirtilenleri
gerçekleştirmeye yetmez. Babıâli, Lehistan’daki son kraliyet seçimlerine dış güçlerin
müdahale etmemesi, Lehistan’ın hürriyetinin ve bağımsızlığının korunması vurgusunda
bulunmuştur.[11] Fakat seçimlere resmî bir müdahalede bulunmamayı yeğlemiştir. Sonuçta,
Lehistan tahtına Rusya’nın alenen desteklediği ve seçilmesi için her yolu denediği Stanisław
August Poniatowski oturmuştur. Babıâli’nin seçime fiilen müdahale etmeme durumu aslında
ileriki dönemlerde Rusya ile siyasî çatışmaların daha da büyümesinde etkili olmuştur. Zira,
Lehistan zayıfladıkça Osmanlı Devleti Rusya tehlikesiyle daha fazla karşı karşıya gelmiştir.
Söz konusu yüzyıl boyunca Lehistan’ın bağımsızlığının ve serbest seçimlerin yapılmasının
önemine Babıâli tarafından sıkça yapılan retoriksel vurgu, esasen Rusya gerçeğiyle alakalıdır.
8
9
Uzunçarşılı, a.g.e., Cilt IV-1, s. 182-183.
Johann Wilhelm Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Cilt V, çev. Nilüfer Epçeli, İstanbul: Yeditepe Yayınları,
2011, ss. 631-633.
10 Bkz. Ahmed Refik, Osmanlılar ve Büyük Fredrik 1133-1179, İstanbul: Tarih-i Osmanî Encümeni Külliyâtı, 1333
(h.), s. 6.
11 Bkz. Zofia Zielińska, “Poland between Prussia and Russia in the Eighteenth Century”, Constitution and Reform
in the Eightenth Century Poland, The Constitution of 3 May 1791, içinde, ed. Samuel Fiszman, Bloomington
and Indianapolis: Indiana University Press, 1997, s. 87-111, s. 104; Hacer Topaktaş, “Avrupa’nın Ortak Derdi
Polonya Tahtı: Stanisław August Poniatowski’nin Seçimi”, HÜ Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 28, sy. 1, 2011, ss.
183-196.
53
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Hacer TOPAKTAŞ
Rusya’nın Doğu Avrupa’da adım adım güçlenmesi karşısında Fransa’nın teşvikleri,
1760’lara gelindiğinde Rusya Lehistan’a yerleşirse Osmanlıların çok daha zor durumda
kalacağı yönündedir.[12] Ayrıca 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı patlak vereceği zamanlarda
Fransa Dışişleri Bakanı Choiseul, tekrardan elçisi Vergennes vasıtasıyla Babıâli’yi Lehistan
meselesinde teşvik etmekte, İsveç’i de cesaretlendirmektedir. İngiltere ile yeni kıtada
çekişmeler yaşayan Fransa’nın hesabına göre Rusya ve Avusturya, Osmanlı ve İsveç’le
meşgul olacağı için İngiltere’ye yardım edemeyeceklerdir.[13] Osmanlı erkânının içerisinde
bulunduğu dinamiklerin de etkisiyle Osmanlı Devleti 1768’de Rusya ile savaşa girmiştir. Rus
elçisi Obreşkov’la görüşen Sadrazam Silahtar Mahir Hamza Paşa, Osmanlıların isteklerini
bildirmiştir: Rusya’nın Lehistan’dan çekilmesi ve içişlerine karışmaması, Osmanlı Devleti
ile antlaşmalarına sadık kalması, Danimarka, Prusya, İngiltere ve İsveç’e kefalet ödemesi.
Ancak Rus elçisi oyalama taktiklerine girişince Osmanlı Devleti savaş ilan etmiş ve 1769
baharında meşhur Leh Seferi’ne çıkılacağını bildirmiştir.[14] Babıâli’nin yayınladığı savaş
beyannamesinde savaşın sebebi olarak Lehistan’da yaşananlar, Bar Konfederasyonu ve
Balta hadisesi açıkça belirtilmiştir. Zira, Osmanlı topraklarında yaşanan Balta hadisesi, yani
Rusya’nın Osmanlı topraklarına girerek halka zarar vermesi, Rusya’nın önüne geçilmesi
gerektiğini mükerreren ortaya koymuştur.[15] Beyannamede Rusya’nın mevcut antlaşmalara
uymaması dışında, Karlofça Antlaşması gereği Osmanlı Devleti’nin Lehistan’ı “korumayı
taahhüt ettiği” ve Bar konfederatlarından Joachim Potocki ve Michał Hieronim Krasiński’nin
ülkelerinin korunması yönünde talepte bulunmaları da harbe sebep olan hadiselerden
gösteriliyordur.[16] Fakat Babıâli’nin asıl endişesinin her iki devlet için de büyüyen Rusya
tehdidine karşı Doğu Avrupa’nın bekâsı ve kendi çıkarları için bu coğrafyada dengelerin
korunması olduğu açıktır. Diğer taraftan, Lehistan Kralı Poniatowski’nin ülkesi için elzem
gördüğü reform çalışmaları Katerina engeline takıldığı gibi Osmanlı Devleti’nin Lehistan
için savaşa girdiğine dair retoriksel ifadeler kralın gözünde pek de anlam ifade etmemiştir.
Zaten krallığını iki yıl geç tanıyan, İstanbul’a gönderdiği elçisi Tomasz Aleksandrowicz’i uzun
süre Osmanlı sınırında bekleten Babıâli’ye karşı sempati beslemesi de beklenemezdi. Bu
bağlamda, Lehistan realpolitiğinde bütün yüzyıl boyunca olduğu gibi Poniatowski döneminde
12 Zinkeisen, a.g.e., Cilt V, s. 635.
13 Albert Sorel, Avrupa ve Fransız İhtilâli, çev. Nahid Sırrı Örik, Cilt I/2, Ankara: Millî Eğitim Basımevi, 1949, s. 20.
14 Uzunçarşılı, a.g.e., Cilt IV-1, ss. 368-370.
15 Bu esnalarda Lehistan’da oluşturulan Bar konfederasyonun üyeleri ile yerli Ortodoks köylülerden oluşan
eşkıya haydamaklar arasında çatışmalar çıkmıştır. Ardından Bar konfederatlarına Rus askerlerinin saldırısı
ve aradaki mücadelelerin Kırım Hanlığı toprağı olan Balta kasabasına sirayet etmesi Osmanlı Devleti için
kabul edilmez bir durumdur ve Leh Seferi’nin görünen sebebi olur. Bar Konfederasyonu ile ilgili olarak bkz.
Władysław Konopczyński, Konfederacja Barska, T. I-II, Warszawa: Oficyna Wydawnicza VOLUMEN, 1991.
Kiev Voyvodası’na Hitaben Babıali Tarafından Yazılan Mektup (1764)
(BOA, CH: 7687)
54
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
16 TSMA, E. 2380/158. Ayrıca bkz. Jerzy Michalski, “Dyplomacja Polska w latach 1764-1795”, Historia Dyplomacji
Polskiej içinde, T. II, red. Zbigniew Wójcik, Warszawa: PWN, 1982, s. 518; aynı yazar, “Polish Diplomatic Service
in 1763-1794”, The History of Polish Diplomacy X-XX c. içinde, ed. Gerald Labuda, Waldemar Michowicz, Warsaw:
Sejm Publishing Office, 2005, s. 278.
55
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Hacer TOPAKTAŞ
de Osmanlı Devleti ile işbirliği pek gözükmeyecektir. Babıâli’nin bu süreçteki çıkarları ve
Lehistan’la ilgili tasarrufları, Lehistan’ın bu dönemde krallarından mütevellit Rus yanlısı
siyasetle uyuşmamaktadır. Lehistan da Osmanlıların olmasını istediği Lehistan değildir, bu
yüzyılda reel zeminde krallarının istediği gibi bir Lehistan’dır.
1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Avusturya ile Rusya arasında görülen anlaşmazlık
1771’de Avusturya’nın Osmanlı Devleti’ni desteklemesi durumunu doğurmuştur. 6 Temmuz
1771’de imzalanan gizli bir antlaşma ile Eflâk’ın bir bölümünün Avusturya’ya verilmesi ve
para ödenmesi karşılığında Viyana sarayı, Rusya tarafından ele geçirilen bütün Osmanlı
topraklarının iadesi ve Lehistan’ın bağımsızlığını kazanmasının sağlanmasını kabul
etmiştir. Ancak, Avusturya’nın 1772’de Lehistan’ı paylaşmak konusunda Rusya ve Prusya
ile antlaşması nihayetinde bu antlaşma geçersiz hale gelmiştir.[17] Savaşmakta olan Osmanlı
Devleti 1772’de gerçekleşen Lehistan’ın ilk taksimine karşı bir müdahalede bulunamamış
fakat ilk tepki veren devletlerden olmuştur.
XVIII. yüzyıl boyunca Lehistan’ın Osmanlı Devleti tarafından himaye edildiği retoriksel
olarak gündemde kalmıştır. Bu konuda Lehistan’daki Fransız nüfuzunu güçlendirmek
adına Fransa’nın ve onun İstanbul’daki elçilerinin büyük çabaları olmuştur. Örneğin; 1733
yılında İstanbul’daki Fransız elçisi, Lehlerin diğer devletlerden ziyade Osmanlı Devleti’nin
himayesini istediğini beyan eden bir mektup vermiştir.[18] Keza, Lehistan’daki bir kısım
asilzade Rusya’nın Lehistan içerisindeki etkinliklerinden ve nüfuzunu artırmasından rahatsız
olarak Babıâli’ye gönderdikleri mektuplarla Lehistan’ın paylaşımına karşı destek ve Osmanlı
Devleti’nin “himayesini/ianetini” dilemişlerdir. Son Lehistan Kral seçimleri esnasında Rus
ve Poniatowski aleyhtarı bir kısım soylu İstanbul’a yazdıkları mektupla Babıâli’nin seçime
Lehistan’ın Taksimi ve Avrupa (1772)
Krasiński, Lehistan içerisindeki Rus baskısı ve askerleriyle ilgili Hotin Paşası’na bilgi vererek
Rusya tehlikesine karşı Babıâli’nin dikkatini çekmek istemiştir.[22]
müdahalesini ve Osmanlı Devleti’nin muavenetini istemişlerdir.[19] Bu mektuba imza atanlar
1768-1774 Savaşı ve Lehistan’ın birinci taksimi sıralarında da İstanbul’a, halkı ve itibarlı
Osmanlı Devleti’nin doğrudan müdahalesine yönelik bir talep gelmediği için, Babıâli sadece
yardım istemiştir.[23] Ancak zaten Balta’daki Rus saldırısı yüzünden başlayan savaşta Babıâli,
arasında Baş Hatman Jan Klemens Branicki, Stanisław Lubomirski, Mareşal Franciszek
Bieliński ve Kiev Voyvodası Franciszek Salezy Potocki bulunmaktadır. Buna karşı Lehistan’dan
kimseleri temsilen gelen ve adı bilinmeyen bir temsilci, Leh Kralı’nın “Rus Çariçesi’nin
çırağı” olduğu ve Rusya’nın Lehistan’a asker soktuğunu beyanla Osmanlı Devleti’nden
bu mektuplara karşı diğer devletlerin müdahale etmediği serbest bir kral seçimi istediğini
Rusya ile ciddi bir savaşa girişmiştir. Rusya’nın genişleme planlarının hem Lehistan hem de
mektupta, Lehistan tarafından gelen “himaye/koruma” isteğine Lehistan’ın da aynı şekilde
gelip Lehistan’ın paylaşımı meselesinden bahsederek buna bazı Leh boyarlarının rıza
belirten ve birlik beraberlik tavsiyesi içeren bir mektup göndermekle yetinmiştir.[20] Ayrıca,
1764’te Kiev Voyvodası Franciszek Salezy Potocki’ye hitaben kaleme alınan müsvedde
karşılık vermesi gerektiği uzun uzun anlatılmıştır.[21] Yine 1767’de Kamaniçe Piskoposu
17 İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt 4/2, İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1961, s.53.
18 BOA, HAT: 1427/58447.
19 BOA, A.DVN.DVE (8): 168/48.
Karol Radziwiłł ve Podczaszy Litewski Michał Potocki, Bender Muhafızı Ebubekir Paşa’ya
gösterdiklerini ama kendilerinin razı olmadığını, Lehistan’ın Osmanlı Devleti himayesinde
olduğunu ve bu himayeden çıkarılmak istemediklerini belirtmişlerdir.[24] Osmanlı Devleti
XVIII. yüzyıl boyunca kendi politikaları açısından Lehistan’ın varlığının korunmasının
22 BOA, CH: 184/9177.
23 BOA, CH: 139/6903.
20 B. Czart. rkps, 617: 417.
24 BOA, HAT: 11/353.
21 BOA, CH: 154/7687.
56
Osmanlı Devleti için tehlike yarattığının farkındadır. 6 Ağustos 1783’te Wileński Voyvodası
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
57
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Hacer TOPAKTAŞ
gerekliliğini bilerek Rus aleyhtarı bu gibi kişilere destek vermiştir. Lehistan realpolitikaları
Osmanlı Devleti toprak kayıplarını sürdürürken Lehistan ikinci (1793) ve üçüncü (1795) kez
Lehistan devlet adamlarınca hiçbir zaman makul görülmemiştir. Osmanlı Devleti ile savaşmak
hatta yerleşmesi sonucunu doğururken mezkur bölgedeki dengeleri hem Lehistan hem
bakımından ise bu gibi kişiler “muarızandan” başka bir şey değildir ve birlik ve beraberliğe
zarar veren kimselerdir. “Türklerle” birlikte hareket etmek, idareyi elinde bulunduran
ise XVIII. yüzyıl Lehistan idarî kadrosunda, ataları III. Jan Sobieski gibi ciddi boyutta fiilî bir
hamle olarak kendini göstermemiştir.
Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) sonrasında Rusya’ya karşı Lehistan’la ilişkilerini daha da
geliştirmek için Babıâli, 1777’de elçi Numan Enis Bey’i Varşova’ya gönderecektir. Numan Enis
Bey Lehistan’da Rusya aleyhine bir işbirliği arayışına girse de bu, Leh hükümetinde pek ilgi
uyandırmayacaktır. Fakat Küçük Kaynarca sonrası Osmanlı Devleti’nin izlediği realpolitikalar
gereği Türkistan Hanlıkları’ndan, Hindistan’a, Fas Hakimi’ne, Kafkasya’daki politik güçlerden,
Prusya, İsveç ve Lehistan’la birlikte birer ittifak kurulması çalışmaları yüzyıl sonuna kadar
sürdürülecektir.
taksime uğrayacak ve bağımsızlığını kaybedecektir. Bu ise daha yüzyıl başından beri Osmanlı
Devleti’nin istemediği bir durum olan Rusya’nın Doğu Avrupa’da çok daha fazla güçlenmesi,
Osmanlı Devleti aleyhine altüst edecektir. Söz konusu ittifak hususunda, Lehistan iktidar
sahiplerinin politik hafızasında yer alan Osmanlı/Türkiye imajının “Türklerle işbirliğini”
olumsuz etkilediği söylenebilir.
Bu öngörüsü dolayısıyla Babıâli bütün XVIII. yüzyıl boyunca Lehistan’ın hürriyetini, serbest
kral seçimlerinin yapılmasını ve buna diğer ülkelerin müdahale etmemesini savunmuştur.
Diğer taraftan, eskiden yer yer savaşların komşusu Lehistan’la dahi ittifakı gündeme
taşımıştır. Ancak Leh krallarının Osmanlı Devleti’ne olan soğuk tavırları, Lehistan’da Rus
nüfuzunun artması gibi Osmanlı Devleti ile işbirliği ihtimalini de azaltmıştır. Rusya’nın adayı
olduğu gerekçesiyle Poniatowski’yi kraliyet seçimlerinde desteklemeyen Babıâli, Stanisław
August’u seçiminden iki yıl sonra tanıyarak mesafeli bir duruş sergilemiştir.[28] Poniatowski
Nitekim Lehistan’ın atadığı Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul elçiliği 1787-1792
de zaten bütün hükümdarlığı boyunca Türkiye’ye karşı soğuk tavırlar göstermiş, hatta 1787
Czteroletni)” olarak tarihe geçen meclis toplantısının Lehistan’ın hür ve bağımsız kimliğini
Ignacy Potocki gibi Rusya karşıtı bir kısım asilzade Türkiye’nin ittifak teklifine sıcak baksa
Osmanlı-Rus ve Avusturya Savaşı esnasında Babıâli’nin yoğun ittifak arayışları içerisinde
yerini bulacaktır. Lehistan’da toplanan ve dört yıl sürdüğü için “Dört Yıllık Sejm (Sejm
ortaya koymak için atadığı elçiler arasında yer alan Potocki, İstanbul’la ticarî ve diplomatik
ilişkileri düzenlemek üzere uzun yolculuğu sonrasında ancak 1790 baharında Osmanlı
başkentine gelmiştir.
[25]
Gelir gelmez de kendisini Babıâli’den Rusya aleyhine ittifak isteği
içerisinde bulmuştur. Henüz 1790 başında Prusya ile müttefik olan Osmanlı Devleti, bu
ittifakı Lehistan ve İsveç’in de katılımıyla genişleterek Rusya’ya topyekûn bir saldırıyı
planlamaktadır.[26] 1789’da İsveç’le de ittifak yapmış olan Osmanlılar, Lehistan’ı da bu
ittifak sistemine dahil etmek istemiştir. Fakat bu büyük ittifak projesi ileride görüleceği
üzere hayata geçirilememiştir. Babıâli perspektifine göre, Rusya birinci paylaşımdan sonra
özellikle Lehistan için de büyük bir tehdittir. Bu yüzden her iki devletin ortak hareketi
iki devletin istikbâli açısından kaçınılmazdır. Böylece Lehistan da Osmanlı Devleti de
Rusya’nın bu tehditlerini bertaraf edebilir ve Doğu Avrupa’nın dengelerinin Rusya lehine
değişiminin önüne geçilebilirdi. Bu amaçla tam 18 kere Haziran 1790’dan Eylül 1792’ye
kadar sürdürülen görüşmeler neticesiz kaldığı gibi, durum ne Babıâli ne de Leh hükûmeti
için istenildiği gibi sonuçlanacaktır.[27] Savaş sonunda imzalanan Yaş Antlaşması’yla (1792)
25 B. Czart., rkps. 846: 347-348. AGAD, AR, AORMP: 175: CXXXIV/115-13, 176: CXXXIV/116-13, 178: CXXXV
1/18-172-177. Kazimierz Waliszewski, Ostatni poseł polski do Porty Ottomańskiej, akta legacji stambułskiej
Franciszka Piotra Potockiego, T. I, Paris: Impremiere Veune Victor Goupy, 1894, ss. 119-121.
26 BOA, HAT: 187/8852; 227/12623-A. Enverî Sadullah, Enverî Tarihi, Cilt III, Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tarih:
67/1, kronik 5-6-7, s. 269a.
27 Bkz. Hacer Topaktaş, Osmanlı-Lehistan Diplomatik İlişkileri Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (17881793), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014.
58
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Kaniów buluşmasında Rus Çariçesi II. Katerina’ya Osmanlı Devleti’ne karşı bir ittifak dahi
teklif etmiştir.[29] Fakat bu teklif ittifaka dönüşmemiştir. Mareşal Stanisław Małachowski ve
da bu, Osmanlı-Leh ittifak projesinin hayat bulmasına yetmemiştir. Osmanlı-Leh ilişkilerinin
bütün uzun tarihi boyunca en ciddi ittifak girişimlerinden birisi bu olmuştur. Osmanlı Devleti
aslında her iki devlet için de ortak payda olarak gördüğü Rusya’ya karşı ortak hareketi teklif
ederek realpolitiğine uygun davranmıştır.
Lehistan’ın ikinci ve üçüncü taksimi döneminde İstanbul’da bu işgale karşı koyulması için bir
kısım çalışmalar yürütülmüştür. İhtilal Fransası’nın temsilcisi Descorches da Lehistan’dan
gelen temsilcilerle birlikte Babıâli’yi paylaşıma karşı koyması için teşvik etmiştir. Osmanlı
Devleti henüz Rusya ile savaşı sonlandırmışken yeni bir savaşa girmeyi istemese de
ihtilalcilere ve Leh göçmenlere desteğini esirgememiştir. Lehistan’ın paylaşımını tanımadığı,
28 B. Czart., Rkps 617, s. 413-414. Hammer-Purgstall, a.g.e., Cilt VII, s. 358, Kemal Beydilli, Büyük Friedrich ve
Osmanlılar –XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Prusya Münasebetleri, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1985, s. 93;
Topaktaş, “I. Mahmud Dönemi”, ss. 188-192.
29 Walerian Kalinka, Sejm Czteroletni, T. I, Warszawa: Oficyjna Wydawnicza Volumen, 1991, ss. 58-60; Bronisław
Zaleski, “Korespondencya krajowa Stanisława Augusta z lat 1784 do 1792”, Rocznik Towarzystwa HistorycznoLiterackiego w Paryżu, R. 1870-1872, T. V, 1872, ss. 212-215; Robert H. Lord, The Second Partition of Poland,
London: Harvard University Press, 1915, ss. 83-84, 510-511; Józef Dutkiewicz, Polska a Turcja w czasie
Sejmu Czteroletniego 1787-1792, Warszawa: nakł. Przeglądu Historycznego, 1934, s. 14-15; Zofia Zielińska,
“Stanisław August i Otto Stackelberg u progu wojny rosyjsko-tureckiej (marzec-październik 1787)”, Kwartalnik
Historyczny, T. CVII/4, 2000, ss. 3-5.
59
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Hacer TOPAKTAŞ
retorik bir ifade olarak uzun süre uluslararası arenada dolaştığı gibi Babıâli, XIX. yüzyılda
Lehistan’ın bağımsızlığını geri kazanması yönündeki faaliyetlere destek verecektir.
Sonuç olarak yukarıda bahsedilenler, XVIII. yüzyılda sadece dinî duygularla hareket eden ve
siyaset geliştiren bir Osmanlı Devleti değil, akılcı ve mantıklı bir siyaset güden bir Osmanlı
Devleti’ni bizlere göstermektedir. Bu durum Lehistan’ın varlığının ortadan kalkmasıyla
dengelerdeki değişimin ne gibi kötü sonuçlar doğuracağını gören bir siyasete işaret etmektedir.
Bu yüzdendir ki Osmanlı Devleti bütün XVIII. yüzyıl boyunca Lehistan’ın bağımsızlığını
destekleyen siyasetler gütmüştür. Zira, Lehistan’dan sonra Rusya’nın Osmanlı toprakları
üzerindeki emelleri XIX. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’ni defalarca yaralayacaktır. Bu
bakımdan esasında Osmanlı Devleti kendi bekâsı için Lehistan’ın Doğu Avrupa’daki varlığını
şart olarak görmüştür. Lehistan’ın Osmanlı Devleti’nin bu politikalarına bakışı tamamen farklı
olduğu için bu yüzyılda Osmanlı-Leh ikilisi ortak paydada buluşamayan iki devlet tablosu
çizmektedir: Savaşsız ama işbirliksiz bir yüzyıl. Lehistan kralları geliştirdikleri politikalarda
kendi çapında haklı gerekçelere sahiptirler. Lehistan tarafından bakıldığında Osmanlı Devleti
ile işbirliği ülkenin geleceği bakımından faydalı bir adım olmayacaktır. Ancak Poniatowski’nin
Rusya’nın Lehistan’la ilgili tasarruflarını görmekte gecikmesi, bu gerçeği daha evvel gören
Osmanlı Devleti’nin haklılığını taksimlerle tescillemiştir. XVIII. yüzyıl sonunda Avrupa’daki
dengeleri göz önüne aldığımızda tam da Fransız İhtilali dönemine tekabülünden ötürü
Lehistan’ın taksiminin periferik bir hadise olarak kaldığını da belirtmek gerekir.
KAYNAKÇA
Arşivler
Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) - İstanbul
Hatt-ı Hümayun (HAT)
11/353, 187/8852; 227/12623-A, 1427/58447.
Düvel-i Ecnebiye Belgeleri (A.DVN.DVE)
(8): 168/48.
Cevdet Hariciye (CH)
139/6903, 154/7687, 184/9177.
Name-I Hümayun Defterleri (NMH)
7, s. 340-343.
Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi (TSMA) - İstanbul
E. 2380/158.
Biblioteka Czartoryskich (B. Czart.) Krakov
Rękopis (rkps)
617: s. 413-414, 417.
846: 347-348.
176: CXXXIV/116-13.
178: CXXXV 1/18-172-177.
Diğer Kaynaklar
AHMED REFİK, Osmanlılar ve Büyük Fredrik 1133-1179, İstanbul: Tarih-i Osmanî Encümeni Külliyâtı, 1333 (h.).
AHMED VÂSIF EFENDİ, Mehâsinü’l-Âsâr ve Hakāikü’l-Ahbâr, yay. haz. Mücteba İlgürel, İstanbul: İÜ Edebiyat
Fakültesi Yayınları, 1978.
BEYDİLLİ, Kemal, Büyük Friedrich ve Osmanlılar –XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Prusya Münasebetleri, İstanbul:
İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1985.
DANİŞMEND, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt 4/2, İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1961.
DUTKIEWICZ, Józef, Polska a Turcja w czasie Sejmu Czteroletniego 1787-1792, Warszawa: nakł. Przeglądu
Historycznego, 1934.
ENVERÎ SADULLAH, Enverî Tarihi, Cilt III, Millet Kütüphanesi, Ali Emirî, Tarih: 67/1, kronik 5-6-7.
FELDMAN, Józef, Polska a sprawa Wschodna 1709-1714, Kraków: PAU, Warszawa: Skł. Gł. W Księgarniach
Gebethnera i Wolffa, 1926.
HAMMER-PURGSTALL, Joseph von, Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt VII, İstanbul: Üçdal Neşriyat, 1994.
KALINKA, Walerian, Sejm Czteroletni, T. I, Warszawa: Oficyjna Wydawnicza Volumen, 1991.
KONOPCZYŃSKI, Władysław, Konfederacja Barska, T. I-II, Warszawa: Oficyna Wydawnicza VOLUMEN, 1991.
KURAT, Akdes Nimet, İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de Kalışı ve Bu Sırada Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul: AÜ
DTCF Yayınları, 1943.
KURAT, Akdes Nimet, İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de Kaldığı Zamana Ait Metinler ve Vesikalar, İstanbul: AÜ
DTCF Yayınları, 1943.
KURAT, Akdes Nimet, Prut Seferi ve Barışı 1123 (1711), C. I-II, Ankara: AÜ DTCF Yayınları 1951.
LINK-LENCZOWSKI, Andrzej, “Wokoł kryzysu wschodniego z lat 1711–1713. Tureccy i tatarscy dyplomaci w
Rzeczypospolitej”, Między Zachodem a Wschodem. Studia ku czci profesora Jacka Staszewskiego içinde, T.
II., ed. Jarosław Dumanowski vd. 2003, s. 355–367.
LORD, Robert H., The Second Partition of Poland, London: Harvard University Press, 1915.
MICHALSKI, Jerzy, “Dyplomacja Polska w latach 1764-1795”, Historia Dyplomacji Polskiej içinde, T. II, red.
Zbigniew Wójcik, Warszawa: PWN, 1982, s. 483-697.
MICHALSKI, Jerzy, “Polish Diplomatic Service in 1763-1794”, The History of Polish Diplomacy X-XX c. içinde, ed.
Gerald Labuda, Waldemar Michowicz, Warsaw: Sejm Publishing Office, 2005, s. 268-319.
SOREL, Albert, Avrupa ve Fransız İhtilâli, çev. Nahid Sırrı Örik, Cilt I/2, Ankara: Millî Eğitim Basımevi, 1949.
TOPAKTAŞ, Hacer, “I. Mahmud Döneminde Osmanlı Devleti’nin Kuzey Politikasında Lehistan Faktörü”, XVII.
CIEPO Sempozyumu, 18-23 Eylül 2006, Trabzon, Trabzon: KTÜ Yayınları, 2011, s. 377-389.
TOPAKTAŞ, Hacer, “Avrupa’nın Ortak Derdi Polonya Tahtı: Stanisław August Poniatowski’nin Seçimi”, HÜ Edebiyat
Fakültesi Dergisi, Cilt 28, sy. 1, 2011, s. 183-196.
TOPAKTAŞ, Hacer, Osmanlı-Lehistan Diplomatik İlişkileri Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (17881793), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014.
UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, Cilt IV-1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1995.
WALISZEWSKI, Kazimierz, Ostatni poseł polski do Porty Ottomańskiej, akta legacji stambułskiej Franciszka Piotra
Potockiego, T. I, Paris: Impremiere Veune Victor Goupy, 1894.
ZALESKI, Bronisław, “Korespondencya krajowa Stanisława Augusta z lat 1784 do 1792”, Rocznik Towarzystwa
Historyczno-Literackiego w Paryżu, R. 1870-1872, T. V, 1872, s. 147-402.
ZIELIŃSKA, Zofia, “Poland between Prussia and Russia in the Eighteenth Century”, Constitution and Reform in the
Eightenth Century Poland, The Constitution of 3 May 1791, içinde, ed. Samuel Fiszman, Bloomington and
Indianapolis: Indiana University Press, 1997, s. 87-111.
ZIELIŃSKA, Zofia, “Stanisław August i Otto Stackelberg u progu wojny rosyjsko-tureckiej (marzec-październik
1787)”, Kwartalnik Historyczny, T. CVII/4, 2000, s. 3-20.
ZINKEISEN, Johann Wilhelm, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Cilt V, çev. Nilüfer Epçeli, İstanbul: Yeditepe Yayınları,
2011.
Archiwum Główne Akt Dawnych (AGAD) - Varşova
Archiwum Roskie (AR)
Akta Osobisto-Rodzinne I Majątkowe-Prawne (AORMP)
175: CXXXIV/115-13.
60
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
61
REALPOLITIK AND RHETORIC IN
OTTOMAN-POLISH RELATIONS
An Evaluation of the 18th Century
Asst. Prof. Hacer TOPAKTAŞ*
It is possible to say that the Treaty of Karlowitz dated 1699 was a turning point in terms
of the 600 years of relationship between Ottoman Empire and Lehistan (a term commonly
used by Ottoman historians to indicate Poland) having had diplomatic relations since the 15th
century, because this Treaty caused the structure of relations between the two countries to
undergo changes as well as ended the war period. The fact that Polish King John III Sobieski
was on the side of the opponent troops against the Ottoman Empire in the Battle of Vienna
(1683) did not damage the relations in the following period in terms of the Sublime Porte.
Similarly, it did not cause sharp breakups in the politics carried out by Poland in the presence
of Sublime Porte. However, it is a fact that the successors of Sobieski - August II, August III and
Poniatowski – have not leaned towards the Ottoman Empire. In the 18 century, protecting
th
The Ottoman Empire changed its attitudes towards Poland and generally established a more
moderate relation as a result of the changing balances in Europe after the Treaty of Karlowitz.
This situation derived from some reasons: Firstly, the Sublime Porte was aware of the fact
that the balance of power in Eastern Europe should be protected. One of the reasons of its
support for Sweden during the Great Northern War (1700-1721) which took place at the
beginning of the 18th century was to protect this balance in its favor. It is likely to see in
the Ottoman realpolitik the moves towards developing policies by considering the changes
in the balance of power, shaping its relations with Europe accordingly and cooperating and
coordinating with other countries due to growing Russian threat during the 18th century,
especially during the second half of the century. While the defeat of Swedish King Karl XII
by the Russian Tsar Petro at the beginning of the century created further rapprochement
between Russia and Eastern Europe, it led Sweden to lose its power throughout the 18th
century. However, when Karl XII took shelter in the Ottoman Empire, this situation created
a tension in Ottoman-Polish relations to continue for a couple of years. Having realized the
threat from the northeast, the Sublime Porte followed certain policies aimed at resisting the
expansionist policies of Russia and protecting its borders.[1] Moreover, knowing that this is a
common threat against all countries located on the west of the country, the Ottomans ensured
that an article was included in the Treaty of the Pruth (1711) which prevented Russia from
intervening in the internal affairs of Poland and its royal elections.[2] As a result, the Ottoman
Empire aimed at paving the way for intervening in Russia’s moves towards Poland. However,
other problems of the Ottoman Empire prevented it from paying attention to the Poland issue
in this period. The wars with Iran, Russia and Austria created negative impacts in terms of the
interest in Poland. Moreover, it is possible to observe Sweden’s desire to maintain its power
in Northern Europe in “Vasıf Tarihi” (History of Qualification), one of the Ottoman chronicles
written in the late 18th century.[3] It was the realpolitik which continued without interruption
throughout 18th century in foreign policies of the Sublime Porte.
Another sign of the policies conducted by the Ottoman Empire with regard to the fact that it
should take Poland into consideration for the balance of power in Eastern Europe was that
it sent ambassadors to Poland, based on the tradition of appointing an ambassador to each
neighboring country in order to officially inform them on each enthronement of a Sultan
1
the borders by means of peace was the main subject of realpolitik of the Ottoman Empire
and Poland. As a result, they were obliged to maintain necessary reforms for the country and
appear in the international area.
*
62
University of Istanbul, Faculty of Literature, Slavic Languages and Literatures Department/Polish Language
and Literature Division Istanbul, Turkey.
2
3
Akdes Nimet Kurat, İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de Kalışı ve Bu Sırada Osmanlı İmparatorluğu, Istanbul: AU
DTCF Yayınları, 1943; İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de Kaldığı Zamana Ait Metinler ve Vesikalar, Istanbul: AÜ
DTCF Yayınları, 1943; Jozef Feldman; Polska a sprawa Wschodna 1709-1714, Ktrakow: PAU, Warszawa: Skl. Gl.
W Ksiergarniach Gebethnera I Wolffa, 1926; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Volume IV-1, Ankara;
TTK Yayınları, 1995, pg. 189. Andrzej Link-Lenczowski, “Wokol kryzysu wschodniego z lat 1711-1713. Tureccy
I tatarscy dyplomaci w Rzeczypospolitej“, Miedzy Zachodem a Wschodem. Studia ku czci profesora Jacka
Staszewskiego”, T. II., ed. Jaroslaw Dumanowski vd. 2003, pp. 355-367.
Akdes Nimet Kurat, Prut Seferi ve Barışı 1123 (1711), V. I-II, Ankara: A.U. DTCF Yayınları 1951.
Ahmet Vasıf Efendi, Mehasinü’l-Asar ve Hakaikü’l-Ahbar,published and prepared Mücteba İlgürel, Istanbul; IU
Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1978, p. 30.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
63
SYMPOSIUM PAPERS
Hacer TOPAKTAŞ
during the 18th century.[4] As a result, the Ottoman Empire did not only officially inform Poland
on new sultan’s accession to the throne, but also paved the way for obtaining information on
political situations in Poland from the first hand.
actually signs of the Ottoman policies defending the presence of a strong Poland in Eastern
Europe against Russia. In other words, they were one of the reflections of realpolitik of the
Sublime Porte.
independence of Poland against Russia. However, the politics that it carried out towards this
end could not topple August II, a supporter of Russia. On the other hand, it was not possible
for the Polish to consider Istanbul sincerely and sympathetically and conduct warm relations
with it against a force supporting Stanislaw Leszezynski in terms of the realpolitik of Poland.
Nevertheless, August II developed good relations with Russia, as it supported his regency.
Polish throne, the Sublime Porte did not join the war despite the intentions of the British
and the Dutch, but protested the intervention of Russia in the internal affairs of Poland.[8]
Actually, it was possible for the Ottoman Empire to intervene in this event in a more different
and comprehensive manner in accordance with the Treaty of the Pruth. However, the Sublime
Porte did not give priority to this issue in its politics due to the aforesaid Ottoman-Russian
and Austrian War. The encouragement of France for the intervention of the Ottoman Empire
in Poland reached a great size until 1760s. As a result, France pursued a policy aimed at
ensuring the Ottoman Empire’s involvement in a war against Russia and Austria during the
Seven Years’ War (1756-1763), but it failed.
The Ottoman Empire did not warmly welcome August II, who was elected King after the death
of Polish King John III Sobieski in 1696 and who was also the Elector of Saxony. Furthermore,
it supported Stanislaw Leszcynski, the other candidate for the Polish throne and stressed the
It was appropriate that Mehmed Said Efendi was present in Poland as the Ottoman
ambassador to Stockholm in 1733, in a period when August II passed away and there were
ongoing discussions about the name of the new king of Poland. Said Efendi did not only
observe Warsaw, but also revealed Sublime Porte’s interest in the election and what was
happening in Poland with the help of some contacts he performed in a period of chaos. Thus,
when he came back after fulfilling his duty as an ambassador, he brought a letter written
by Stainslaw Poniatowski, one of the prominent figures in Poland who maintained good
relations with the Ottoman Empire, to the Grand Vizier, stating that in accordance with the
Treaty of the Pruth he wanted the Ottoman Empire to prevent Russia from landing troops in
Poland in order to make August III, one of the two strong king candidates, elected contrary to
the Treaty and to order the Crimean Khanate in this way.[5]
Although the Sublime Porte mentioned its grievance about it, it could not prevent Russia
from using the Polish lands in Ottoman-Russian and Austro-Ottoman Wars of 1736-1739,
as the war was occupying the attention of the Sublime Porte. The Warsaw ambassadorship
of Münif Mustafa Efendi who was sent to Poland in 1737 as a serious warning did not yield
any result.[6] Seyyid Mehmed Pasha, the Grand Vizier of the Ottoman Empire, sent a letter to
Jozef Potocki, Great Hetman of Poland, on July 5, 1736 especially stressing that the Treaty of
Karlowitz was being violated and imposing an Article in the Treaty in order to prevent and
withdraw Moscow from interfering in the internal affairs of Poland “proved that the Ottoman
Empire protected Poland.”[7] Although these statements were rhetorically situated, they were
4
5
6
7
64
Mehmet Efendi (1731), Hacı Ali Ağa (1758), Numan Enis Bey (1777) As III. Selim ascended the throne during
the war, no envoy was sent to the region.
BOA, NMH: 7, pg. 340-343; Uzunçarşı ibid, Volume IV-1, p.192
Also see: Joseph von Hammer-Purgstall, Büyük Osmanlı Tarihi Volume VII, Istanbul: Üçdal Neşriyat, 1994, p.
497
Also see: Hacer Topaktaş, “I. Mahmud Döneminde Osmanlı Devleti’nin Kuzey Politikasında Lehistan Faktörü”,
Although France encouraged the Ottoman Empire to declare war against Russia during the
War of the Polish Succession (1733-1738) which resulted from the involvement of many
European countries in the struggle between August III and Stainslaw Leszczynski for the
After all these turbulent years and as a result of the death of Polish King August III in 1763,
a new royal election caused Europe to direct all its attention once again to Warsaw. Although
France warned Russia not to intervene in Poland during the election of Ponitowski as the
new king in 1764, Russia did not pay attention to it.[9] When the Ottoman ambassador Ahmed
Resmi Efendi was passing through Poland on his way to Berlin in 1763, he guaranteed the
Poles with regard to the Sublime Porte’s “guardianship” for them.[10] The presence of the
Ottoman Empire in Poland in that time was meaningful, but his contacts were not sufficient
to realize what was written on his letter of instruction. The Sublime Porte stressed during the
last royal election in Poland that foreign countries should not intervene in Poland and Poland
should protect its independence and freedom.[11] Nevertheless, it preferred not to intervene
in the elections officially. As a result, August Poniatowski, who was clearly supported by
Russia which made every effort towards this end, ascended the Polish throne. The Sublime
Porte’s lack of actual intervention in the election indeed caused further escalation of political
8
9
XVII. CIEPO Sempozyumu, September 13-23, 2006, Trabzon, Trabzon: KTÜ Yayınları, 2011, p. 379.
Uzunçarşılı, ibid, Volume IV-1, pp: 182-183.
Johann Wilhelm Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Volume: V, translation: Nilüfer Epçeli, Istanbul:
Yeditepe Yayınları, 2011, pp. 631-633.
10 Also see: Ahmed Refik, Osmanlılar ve Büyük Fredrik 1133-1179, Istanbul: Tarih-i Osmani Encümeni Külliyatı,
1333 (h.), p. 6.
11 Also See: Zofia Zielinska, “Poland Between Prussia and Russia in the Eighteenth Century”, Constitution and
Reform in the Eighteenth Century Poland, The Constitution of May 3, 1791, Samuel Fiszman, Bloomington and
the Indiana University Press, 1997, pp. 87-111, p. 104; Hacer Topaktaş, “Avrupa’nın Ortak Derdi Polonya Tahtı:
Stanislaw August Poniatowski’nin Seçimi”, HÜ Edebiyat Fakültesi Dergisi, Volume 28, issue: 1, 2011, pp. 183196.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
65
SYMPOSIUM PAPERS
Hacer TOPAKTAŞ
conflicts with Russia in the future, because the Ottoman Empire faced more Russian threat,
while Poland got weaker. The importance of Polish independence and free elections which
was rhetorically stressed by the Sublime Porte was basically related to the reality of Russia.
In 1760s, the encouragement carried out by France against Russia in the face of a stronger
Russia in Eastern Europe emphasized that the Ottoman Empire would be put in a more
difficult position, in case Russia settled in Poland.[12] Moreover, when the Ottoman-Russian
War was about to break out in 1768-1774, French Foreign Minister Choiseul was encouraging
the Sublime Porte with regard to the Polish issue and also urging Sweden through his
ambassador Vergennes. According to the calculations made by France which had conflicts
with Britain on the new continent, Russia and Austria could not help Britain because they
were busy with the Ottoman Empire and Sweden.[13] The Ottoman Empire went to war with
Russia in 1768 as a result of the dynamics in which senior officers of the Ottoman Empire
were involved. Armorer Mahir Hamza Pasha, Grand Vizier of the Ottoman Empire, met the
Russian Ambassador Obreshkov and conveyed Ottomans’ requests to him: Russia should
withdraw from Poland, avoid intervening in the internal affairs of Poland, adhere to the
Treaties signed with the Ottoman Empire and pay the bail for Denmark, Prussia, Britain
and Sweden. However, the Ottoman Empire declared war against Russia, when the Russian
Ambassador initiated the delaying tactics and announced that it would carry out the famous
Polish Expedition in the spring of 1769.[14] The declaration of war issued by the Sublime Porte
clearly stated the events in Poland, Bar Confederation and also the Balta incident were the
causes of war, because the Balta incident, namely, Russia’s entrance in the Ottoman territory
to hurt people, repeatedly showed the fact that the Sublime Porte should prevent Russia.
[15]
Except from Russia’s violations of current treaties, the fact that the Ottoman Empire
“made a commitment to protect” Poland in accordance with the Treaty of Karlowitz and the
requests of Joachim Potocki and Michal Hieronim Krasinski, who were Bar confederates on
the protection of their country, were the reasons which were stated in the declaration.[16]
Nevertheless, it is obvious that the main worry of the Sublime Porte was the survival of
12 Zinkeisen, ibid, Volume: V, p. 635.
13 Albert Sorel, (Europe and French Revolution) Avrupa ve Fransız İhtilali, Translation: Nahid Sırrı Örik, Volume
I/2, Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi, 1949, p. 20.
14 Uzunçarşılı, ibid, Volume: IV-1, pp. 368-370.
The letter written by the Sublime Porte to the Kiev Voivode (1764)
(BOA, CH: 7687)
66
15 In the mean time, there were conflicts between the members of the Bar association formed in Poland and the
bandits called haydamak consisting of indigenous Orthodox peasants. The attacks of the Russian troops against
Bar confederates and the spread of conflicts to the town of Balta which was a Crimean Khanate territory was
an unacceptable situation for the Ottoman Empire and it was also the apparent reason of Polish expedition.
For more about the Bar Confederation, see: Wladyslaw Konopczynski, Konfederacja Barska, T. I-II, Warszawa:
Oficyna Wydawnicza VOLUMEN, 1991.
16 TSMA, E. 2380/158. Also see Jerzy Michalski, “Dyplomacja Polska w. latach 1764-1795”, Historia Dyplomacji
Polskiej, T. II, red. Zbigniew Woljcik, Warszawa: PWN, 1982, pg: 518; same writer, “Polish Diplomatic Service
in 1763-1794”, The History of Polish Diplomacy X-XX c. ed. Gerald Labuda, Waldemar Michowicz, Warsaw: Sejm
Publishing Office, 2005, p. 278.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
67
SYMPOSIUM PAPERS
Hacer TOPAKTAŞ
Eastern Europe against the growing Russian threat and protection of interests of these two
countries on this geography. On the other hand, the reform studies which were considered
crucial by the Polish King Paniatowski for his country were prevented by Catherine and the
rhetorical statements that the Ottoman Empire went into war for Poland made no sense to
the King. As a matter of fact, no one could expect him to lean towards the Sublime Porte which
recognized him two years later and kept his ambassador Tomasz Aleksandrowicz whom he
appointed to Istanbul waiting on the Ottoman border for a long time. In this regard, it is
not likely to see any cooperation with the Ottoman Empire during the era of Poniatowski in
terms of Polish realpolitik, as it did not happen during the entire century. The Sublime Porte’s
interest in this process and its dispositions about Poland did not comply with Poland’s proRussian policies resulting from the kings in this period. Poland was not the Poland that the
Ottoman Empire wanted it to be, but Poland was the Poland that the kings actually wanted it
to be in this century.
The conflict between Austria and Russia during the Ottoman-Russian War of 1768-1774 led
Austria to support the Ottoman Empire in 1771. The Vienna Palace accepted the return of all
Ottoman lands captured by Russia and the independence of Poland in return for providing
Austria with some part of Wallachia and some money with a secret treaty which was signed
on July 6, 1771. However, the abovementioned treaty was annulled, when Austria concluded
a treaty with Russia and Prussia in 1772 for the division of Poland.[17] The Ottoman Empire
could not prevent the first attempt towards dividing Poland in 1772 as it was involved in a
war, but it was one of the countries which criticized it in the first place.
During the 18th century, the Ottoman Empire’s guardianship for Poland rhetorically remained
on the agenda. France and its ambassadors in Istanbul exerted great efforts in order to
strengthen the French influence in Poland. For example, the French ambassador in Istanbul
issued a letter in 1773, stating that the Polish wanted the guardianship of the Ottoman Empire
rather than other countries.[18] Moreover, some aristocrats in Poland who were disturbed
by the activities and the growing influence of Russia in Poland asked for the support of the
Ottoman Empire against the division of Poland through the letters they sent to the Sublime
Porte and requested the “guardianship/help” of the Ottoman Empire. Some aristocrats who
were against Russia and Poniatowski wanted the Sublime Porte to intervene in the elections
and requested the help of the Ottoman Empire through the letters addressing Istanbul during
the last royal election.[19] The Great Hetman Jan Klemes Branicki, Stanislaw Lubomirski,
Marshall Franciszek Bielinski and Kiev Voivode Franciszek Salezy Potocki were among the
signatories of this letter. However, as a response to these letters, the Sublime Porte sent a
17 İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Volume4/2, Istanbul: Türkiye Yayınevi, 1961, p. 53.
18 BOA, HAT: 1427/58447.
19 BOA, A.DVN. DVE (8):168/4.
68
Poland’s partition and Europe (1772)
letter, stating its request for a free royal election not to be intervened by other countries
and advising solidarity and unity, as Poland did not request any direct intervention from
the Ottoman Empire.[20] In addition, it was mentioned in detail in a draft letter addressed to
Franciszek Salezy Potocki, Kiev Voivode, in 1764 that Poland should respond to the request of
“guardianship/protection” in a similar manner.[21] Besides, the Kamyanets-Podilsky Bishop
Krasinski tried to attract the attention of the Sublime Porte against the Russian threat by
informing the Khotyn Pasha on the Russian oppression and the soldiers in Poland.[22]
An anonymous representative who came to Istanbul to represent the public and esteemed
individuals during the 1768-1774 War and the first division of Poland requested help from
the Ottoman Empire, declaring that the Polish King was “the apprentice of Russian Tsar” and
Russia had landed troops in Poland.[23] Nevertheless, the Sublime Porte had already gone to
a serious war with Russia due to the Russian attack in Balta. The Sublime Porte was aware
of the fact that the expansionist plans of Russia were posing a threat both against Poland
20 B.Czart. rkps, 167:417.
21 BOA, CH: 154/7687.
22 BOA, CH: 184/9177.
23 BOA, CH:139/6903.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
69
SYMPOSIUM PAPERS
Hacer TOPAKTAŞ
and Ottomans. On August 6, 1783, Wilenski VoivodeKarol Radziwill, Podczaszy Litewski and
Michal Potocki mentioned the issue of division of Poland and told the Bender Guard Ebubekir
Pasha that some Polish feudal lords gave consent to this division; however, they did not agree
with him and Poland came under the guardianship of Ottomans and they did not want to
be removed from this guardianship.[24] The Ottoman Empire supported such persons who
were against Russia during the 18th century, knowing that the presence of Poland should be
protected in terms of its policies. However, such persons were nobody except from being
“opponents” and they were damaging the unity and solidarity regarding the Polish realpolitik.
Cooperating with the “Turks” was never considered reasonable by the Polish statesmen.
Fighting the Ottoman Empire was not seriously a practical move for the Polish authority of
the 18th century, contrary to their ancestor John III Sobieski.
The Sublime Porte sent the ambassador Numan Enis Bey to Warsaw in 1777 in order to
further develop the relations with Poland against Russia after the Treaty of Küçük Kaynarca
(1774). Although Numan Enis Bey tried to create cooperation in Poland against Russia, his
attempts did not arouse the interest of the Polish government. However, the efforts aimed
at forming alliances with some countries from Turkestan Khanates to India, and Moroccan
Ruler and from the Caucasian political powers to Prussia, Sweden and Poland continued until
the end of the century.
Consequently, the Istanbul ambassadorship of Franciszek Piotr Potocki assigned by Poland
took its place among the intense alliance pursuit of the Sublime Porte during the OttomanRussian and Austrian War of 1787-1792. Potocki, who was among the ambassadors assigned
in order to present the free and independent identity of Poland by the assembly meeting
convened in Poland and known as “Four-year Sejm (Sejm Czteroletni)” due to its period of four
years came to the Ottoman capital, Istanbul, in order to organize commercial and diplomatic
relations with Istanbul only in the spring of 1790 after his long travel.[25] Immediately after
his arrival, he was requested an alliance by the Sublime Porte against Russia. The Ottoman
Empire which created an alliance with Prussia in the early 1790 was planning a total attack
against Russia by enlarging the alliance with the involvement of Poland and Sweden.[26] The
Ottoman made an alliance with Sweden in 1789 and wanted to incorporate Poland into this
alliance system. However, this great alliance project could not be performed as it would
be seen in the future. From the perspective of the Sublime Porte, Russia was a great threat
especially against Poland after the first division. As a result, cooperation between these
two countries was indispensable. By doing so, both the Ottoman Empire and Poland could
24 BOA, HAT: 11/353.
25 B. Czart., rkps. 846: 347-348. AGAD, AR, AORMP: 175: CXXXIV/115-13, 176:CXXXIV/116-13, 178: CXXXV
1/18-172-177. Kazimier Waliszewski, Ostatni posel polski do Porty ottomanskiej, akta legacji stambulskej
Franciszka Piotra Potockiego, T.I, Paris: Impremiere Veune Victor Goupy, 1894, pp. 119-121.
26 BOA, HAT : 187/8852; 227/12623-A. Enveri Sadullah, Enveri Tarihi,Volume III, Millet Kütüphanesi, Ali Emiri,
Date: 67/1, cronic 5-6-7, p. 269a.
70
eliminate the threats from Russia and prevent the balance of Eastern Europe from changing
in favor of Russia. 18 negotiations which were conducted from June 1790 to September 1792
towards this end remained totally inconclusive [27] and this situation terminated in a way
unwanted both for the Sublime Porte and Polish government. With the Treaty of Jassy (1792)
signed at the end of the war, the Ottoman Empire continued to lose lands and Poland was
divided for a second (1793) and third time (1795) and lost its independence. This situation
caused Russia to get much stronger, even settle down in Eastern Europe which was a situation
that the Ottoman Empire had not wanted since the beginning of the century and turned the
balances in the aforesaid regions upside-down both against the Ottoman Empire and Poland.
It can be said with regard to the alliance issue that the Ottoman/Turkey image on the political
memory of Polish authorities negatively affected the “cooperation with Turks”.
As a result of this vision, the Sublime Porte defended the independence of Poland, free royal
elections and non-intervention of other countries in the elections during the 18th century.
On the other hand, it brought up an alliance even with the neighboring Poland, where the
wars were sometimes an ongoing process in the past. However, the frosty attitudes of Polish
kings towards the Ottoman Empire caused an increase in the Russian influence in Poland,
and decreased the possibility of cooperation with the Ottoman Empire. The Sublime Porte
which did not support Poniatowski for the royal election on the grounds that he was the
candidate of Russia kept Poland at a distance, as Stanislaw August was recognized two years
after he was elected.[28] Poniatowski did not lean towards Turkey during his regency and he
even suggested Russian Tsar Catherine II that an alliance against Ottomans was established
during the Kaniow meeting in 1787.[29] However, this suggestion did not turn into an alliance.
Although some aristocrats such as Marshall Stainslaw Malachowski and Ignacy Potocki who
were against Russia leaned towards the alliance offer of Turkey, this fact was not sufficient
to realize the Ottoman-Polish alliance project. It was also one of the most serious alliance
attempts during the long Ottoman-Polish history. The Ottoman Empire acted according to its
realpolitik by offering cooperation against Russia that it saw as a common ground for both
countries.
27 Also See: Hacer Topaktaş, Osmanlı-Lehistan Diplomatik İlişkileri Franciszek Piotr Potocki’nin Istanbul Elçiliği
(1788-1793), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014.
28 B. Czart., Rkps 617, pg: 413-414. Hammer-Purgstall, ibid, Volume VII, pg: 358, Kemal Beydili, Büyük Friedrich
ve Osmanlılar – XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Prusya Münasebetleri, Istanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1985, p.
93; Topaktaş, “I. Mahmud Dönemi”, pp. 188-192
29 Walerin Kalinka, Sejm Czteroletni, T. I, Warszawa: Oficyjna Wydawnicza Volumen, 1991, pp: 58-60; Bronislaw
Zaleski, Korespondencya krajowa Stanislawa August z lat 1784 do 1792”, Rocznik Towarzystwa HistorycznoLiterackiego w Paryzu, R. 1870-1872, T. V, 1872, pp. 212-215; Robert H. Lord, The Second Partition of Poland,
London: Harvard University Press, 1915, pp. 83-84, 510-511; Jozef Dutkiewicz, Polska a Turcja w czasie
Sejmu Czteroletniego 1787-1792, Warszawa: nakl. Przegladu Historycznego, 1934, pg: 14-15; Zolfia Zielinska,
“Stanislaw August I Otto Stackelberg u progu wojny rosyjsko-tureckiej (marzec-pazdziernik 1787)”, Kwartalnik
Historyczny, T. CVII/4, 2000, pp. 3-4
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
71
SYMPOSIUM PAPERS
Hacer TOPAKTAŞ
Some studies were conducted in Istanbul in order to resist invasion during the second and
third periods of division in Poland. Marie Louis Descorches, the representative of revolutionist
France, encouraged the Sublime Porte to resist the division with representatives coming from
Poland. Although Ottomans did not want to go to a new war with Russia as soon as it ended
the last one, it did not refrain from supporting the revolutionists and Polish immigrants. The
fact that the Ottoman Empire did not recognize the division of Poland was in the international
arena as a rhetorical statement and in the 19th century, the Sublime Porte supported the
activities which aim to ensure that Poland could regain its independence.
Consequently, all of the above-mentioned issues show us that in the 18th century, the
Ottoman Empire conducted reasonable and logical policies instead of implementing policies
in accordance with religious feelings. This situation indicates a policy which foresaw how
badly the changes in the balance of power deriving from the disappearance of Poland would
result in. For this reason, it implemented policies supporting the independence of Poland
during the 18th century. Furthermore, the aims of Russia regarding Ottoman lands after
the collapse of Poland damaged the Ottoman Empire many times during the 19th century.
For this reason, the Ottoman Empire actually considered the presence of Poland in Eastern
Europe as a condition for its own survival. However, as Poland totally misunderstood the
policies of Ottomans in that century, these two countries, namely, the Ottoman Empire and
Poland, were like a couple that could not come together in that century; a warless, but noncooperative century. The Polish kings had their own reasons in the policies they developed.
From the perspective of Poland, making cooperation with the Ottoman Empire would not be
beneficial in terms of the future of the country. However, Poniatowski was too late to realize
Russia’s real thoughts about Poland and this situation proved the rightfulness of the Ottoman
State which previously saw this fact with divisions. Considering the balances in the late 18th
century, it should be emphasized that the division of Poland remained as a peripheral event
due to the French Revolution.
SOURCES
Archives
Office of the Prime Minister, Ottoman Archives (BOA) – Istanbul
Hatt-ı Humayun (HAT)
11/353, 187/8852; 227/12623-A, 1427/58447.
Düvel-I Ecnebiye Certifactes (Düvel-I Ecnebiye Belgeleri) (A.DVN.DVE)
(8): 168/48.
Cevdet Hariciye (CH)
139/6903, 154/7687, 184/9177.
Name-i Humayun’s Books (Name-I Hümayun Defterleri) (NMH)
7, pp. 340-343.
Topkapı Palace Museum Archive (TSMA) – Istanbul
E. 2380/158.
72
Biblioteka Czartoryskich (B. Czart.) Krakov
Rekipos (rkps)
617:p. 413-141, 417.
846: 347-348.
Archiwum Glowne Akt Dawnych (AGAD) – Warsaw
Archiwum Roskie (AR)
Akta Osobisto-Rodzinne I Majatkowe-Prawne (AORMP)
175: CXXXIV/115-13.
176: CXXXIV/116-13.
178:CXXXV 1/18-172-177.
Other Sources
AHMED REFİK, Osmanlılar ve Büyük Fredrik 1133-1179 – Ottomans and Great Frederic 1133-1179, Istanbul:
Tarih-I Osmani Encümeni Külliyatı, 1333 (h.).
AHMED VASIF EFENDI, Mehasinu’l-Ahbar, yay. Haz. Mücteba İlgürel , Istanbul: İÜ Edebiyat Fakültesi Yayınları,
1985.
BEYDİLLİ, Büyük Frederic ve Osmanlılar –XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Prusya Münasebetleri – Great Frederic and
Ottomans-Ottoman-Prussian Relations in the XVIIIth Century, Istanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları,
1985.
DANİŞMEND, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Volume 4/2, Istanbul: Türkiye Yayınevi, 1961.
DUTKIEWICZ, Jozef, Polska a Turcja w czasie Sejmu Czteroletniego 1787-1792, Wrasszawa: nakl. Przegladu
Historycznego, 1934.
ENVERİ SADULLAH, Enveri Tarihi, Volume III, Millet Kütüphanesi, Ali Emiri, Date: 67/1, chronic 5-6-7
FELDMAN, Jozef, Polska a sprawa Wschodna 1709-1214, Krakow: PAU, Warszawa: Skl. Gl. W Ksiegarniach
Gebethnera I Wolffa, 1926.
HAMMER-PURGSTALL, Joseph von, Büyük Osmanlı Tarihi, Volme VII, Istanbul: Üçdal Publications, 1994.
KALINKA, Walerian, Sejm Czteroletni, T. I, Warszawa: Oficyjna Wydawnicza Volumen, 1991.
KONOPCZYNSKI, Wladyslaw, Konfederacja Barska, T. I-II, Warszawa: Oficyna Wydawnicza VOLUMEN, 1991.
KURAT, Akdes Nimet, İsveç Kralı XII. Kral’ın Türkiye’de Kalışı ve Bu Sırada Osmanlı İmparatorluğu, Istanbul: AU
DTCF Yayınları, 1943
KURAT, Akdes Nimet, Prut Seferi ve Barışı – Pruth Expedition and Peace, 1123 (1711), C. I-II, Ankara: AU DTCF
Yayınları 1951.
LINK-LENCZOWSKI, Andrej, “Wokol kryzysu wschodniego z lat 1711-1713. Tureccy I tatarscy dyplomaci w
Rzeczypospolitej”, Miedzy Zachodem a Wschodem. Studia ku czci profesora Jacka Staszewskiego içinde,
T.II., ed. Jaroslaw Dumanowski vd. 2033, pp. 355-367.
LORD, Robert H., The Second Partition of Poland, London: Harvard University Press, 1915.
MICHALSKI , Jerzy, “Dyplomacja Polska w latach 1764-1795, Historia Diplomacji Polskiej içinde, T.II. red.
Zbigniew Wojcik, Warszawa: PWN, 1982, pp.483-697.
MICHALSKI , Jerzy, “Polish Diplomatic Service in 1763-1794”, The History of Polish Diplomacy X-XX, ed. Gerald
Labuda, Waldemar Michowicz, Warsaw: Sejm Publishing Office, 2005, pp. 268-319.
SOREL, Albert, Avrupa ve Fransız İhtilali – Europe and French Revolution, Translation: Nahid Sırrı Örik, Volume
I/2, Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi , 1949.
TOPAKTAŞ, Hacer, “I. Mahmud Döneminde Osmanlı Devleti’nin Kuzey Politikasında Lehistan Faktörü” – “Lehistan
Factor in Ottoman Empire’s North Politics in the Period of I. Mahmud, XVII. CIEPO Sempozyumu, 18-23
Eylül 2006, Trabzon, Trabzon: KTU Yayınları, 2011, pp. 377-389.
TOPAKTAŞ, HACER, “Avrupa’nın Ortak Derdi Polonya Tahtı: Stanislaw August Poniatowski’nin Seçimi” – Europe’s
Common Concern Poland Throne: Stanislaw August Poniatowski’s Choice”, HU Edebiyat Fakültesi
Dergisi, Volume 28, no. 1, 2011, pp.183-196.
TOPAKTAŞ, Hacer, Osmanlı –Lehistan Diplomatik İlişkileri Franciszek Piotr Potocki’nin Istanbul Elçiliği (17881793) – Ottoman-Lehistan Diplomatic Relations Franciszek Piotr Potocki’s Ambassadorship in Istanbul,
Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014.
UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, Volume IV-I, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1995.
WALISZEWSKI, Kazimierz, Ostatni posel polski do Porty Ottomanskiej, akta legacji stambulskiej Franciszka Piotra
Potockiego, T.I.Paris: Impremiere Veune Victory Goupy, 1894.
ZALESKI, Bronislaw, “Korespondency krajowa Stanislawa August z lat 1784 do 1792”, Rocznik Towarzystwa
Historyczno-Literackiego w Paryzu, R. 1870-1872, T. V, 1872, pp. 147-402.
ZIELINSKA, Zofia, “Poland between Prussia and Russia in the Eighteenth Century”, Constitution and Reform in
the Eightenth Century Poland, The Constitution of 3 May 1791, ed. Samuel Fiszman, Bloomington and
Indianapolis: Indiana University Press, 1997, pp. 87-111.
ZIELINSKA, Zofia, “Stanislaw August i Otto Stackelberg u progu wojny rosyjko –tureckiej (marzec-pazdziernik
1787)”, Kwartalnik Historyczny, T. CVII/4, 2000, pp. 3-20.
ZINKEISEN, Johann Wilhelm, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Volume V, translation. Nilüfer Epeçli, Istanbul:
Yeditepe Yayınları, 2011.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
73
Bu konuya Polonya açısından baktığımızda, Polonyalıların en kalabalık savaştıkları Osmanlı
cephesinin şüphesiz Çanakkale Cephesi olduğunu belirtmeliyiz. Burada da başka cephelerde
olduğu gibi, Polonyalılar siperlerin her iki tarafında bulundu. Osmanlı üniformalarını giyen
çoğu, 19. yüzyılda Polonezköy’e yerleşen sığınmacıların torunlarıydı. Sayılarını tam olarak
bilmediğimiz halde, birkaçının kimliklerini burada anımsayabiliriz. Alfons ve Józef Wrzostek
kardeşler Gelibolu Yarımadası’nda vurulup Osmanlı Müslümanı silah arkadaşlarıyla beraber
şu an yerlerini bilmediğimiz mezarlara koyulmuş. Diğer ikisi Marek Gazewicz ve Józef Dohoda
savaş bittikten sonra Polonezköy’e sağ dönmüşler. Maalesef, ailelerinin ellerinde herhangi
bir belge bulunmadığı için bu dördünün hangi birliklerde savaştıklarını ve ilk ikisinin tam
olarak ne zaman ve nerede öldüklerini tespit etmek mümkün değildir.
1915 yılından 1918’e kadar Çanakkale’de Osmanlı ordusunda çeşitli askeri görevler
üstlenen en meşhur Polonyalı ise Ludomił Rayski (1892-1977) idi. Babası Teodor, 1863
ayaklanmasından sonra Osmanlı topraklarına sığındı. 93 Harbi’ne (1877-1878) katılmış
ve 1889’da emekli olup Polonya topraklarına dönmüştü. Birinci Dünya Harbi başladığında,
Birinci Dünya Harbi Döneminde
Polonyalılar ile Türkler Arasındaki
oğlu Ludomił Rayski 22 yaşındaydı. Harbin ilk haftalarında Avusturya-Macaristan ordusu
bünyesinde bulunan Polonya birliklerinde savaştı. Fakat babası sayesinde çifte vatandaşlığa
ASKERÎ İLIŞKILER
sahip olduğu için, Osmanlı ordusundan da kendisine çağrı gelmişti. Komutanından izin alıp
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun müttefiği olan Türkiye’de görev yapmak üzere
1 Mart 1915’te Çanakkale’ye gelmişti. Şüphesiz Almanca ve Türkçe bilen ve ehliyeti olan
Rayski, ilk aylarda Çanakkale Müstahkem Mevkiinde şoförlük yaptı[1]. Bu dönemde Çanakkale
Cephesi’nde sadece iki otomobil bulunduğuna göre muhtemelen 3. Kolordu’nun ve daha
Yrd. Doç. Dr. Piotr NYKIEL*
Dünyanın her köşesinde patlak veren savaşlara en az birkaç Polonyalının katıldığını
söyleyenler abartmış sayılmazlar. Polonya’nın 1772 ile 1795 yılları arasında bağımsızlığını
yitirip onu ancak 1918’de yeniden kazandığı dönem için de bu sözlerin geçerli olduğunu
söyleyebiliriz. 19. asırda kâh kendi topraklarında, kâh Avrupa’nın başka yerlerinde işgalci
devletler, üstelik Rusya ve Avusturya-Macaristan’a karşı başka milletlerle kol kola savaşan
Polonyalı ayaklanmacılar Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla çok zor bir duruma düştüler.
Zira Polonya’yı işgal eden Alman, Rus ve Avusturya-Macaristan ordularına zorunlu asker
olarak katılıp Büyük Harb’in çeşitli cephelerinde ve çoğu zaman habersiz birbirlerine ateş
etmek durumunda kaldılar. Söz konusu üç büyük orduda Polonya kökenli subaylar da
bulundu. Bazıları atalarından feragat edip yeni vatanlarına sadık oldu, ama büyük bir kısmı
savaş bittikten sonra ülkelerinin dirileceğini umut ederek, cephede kazanacakları tecrübeleri
yeniden kurulacak Polonya ordusunda kullanabileceklerini düşündü.
*
74
Jagiellon Üniversitesi, Şarkiyat Enstitüsü, Türkoloji Bölümü. Krakov, Polonya.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
sonra 5. Ordu’nun karargâhlarında en yüksek rütbeli Türk ve Alman komutanları arabayla
cephede gezdirmişti.
1915 Eylül’ünde Maltepe Hava Okulu’nu bitirip Çanakkale’ye rasıt olarak döndü. İki kere hafif
yaralanmış ve hastaneden taburcu olduktan sonra Çanakkale Savaşları’nın son aşamasında
pilotluk kursuna katılmıştı. Birinci Dünya Harbi sonuna kadar teğmen rütbesinde 5. Hava
Bölüğü pilotu olarak görevine İzmir ve Çanakkale bölgelerinde devam etmişti[2]. 1918
Ocak’ında İmroz Akını’ndan dönerek Çanakkale Boğazı’ndaki Nara Burnu önünde karaya
oturup altı gün boyunca İngiliz bombardıman uçaklarının saldırılarına maruz kalan Yavuz
Sultan Selim kruvazörünü bu saldırılardan koruyan Osmanlı pilotlar arasında Rayski’nin de
olduğunu biliyoruz[3].
1
2
3
Jerzy S. Łątka, Lot ku gorzkiej sławie. Gen. Ludomił Rayski, Kraków: Społeczny Instytut Historii i Kultury Turcji,
1994, s. 32.
A.g.e., s. 37-47 ve 101-111.
A.g.e., s. 102.
75
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Piotr NYKIEL
yılları arasında tuğamiral rütbesinde Polonya Deniz Kuvvetleri’nin başkomutanıydı[5]. Steyer,
1930’lu yıllarda “Brunon Dzimicz” takma adını kullanarak yayımladığı Birinci Dünya Harbi
hatıratında, Askold kruvazörünün mürettebatında birçok Polonyalı denizci bulunduğunu
yazar[6]. Hatta Askold’un desteklediği Kumkale çıkarmalarını anlatırken Adam Puszka adlı
bir Polonyalı denizcinin Fransız askerlerini karaya götürdüğü şilebinden – yasaklanmasına
rağmen – karaya inip Kumkale köyü etrafında vurulduğundan bahseder[7].
ANZAC birliklerinde savaşan şu ana kadar rastladığımız yegâne Polonyalı William Frederick
Wrobleske idi. Babası Polonya topraklarından Yeni Zelanda’ya göç etmiş olan bu asker
Auckland Piyade Alayı’nda savaşıp 27 yaşındayken 8 Ağustos 1915’te Conkbayırı’nda öldü[8].
Krakow Türkolojisinin Kurucusu
Prof. Tadeusz Kowalski ve yaralı Osmanlı
askerlerine bakan eşi Zofia Kowalska
(Ursula Rajewska’nın arşivinden)
En az üç Polonyalı’nın da Çanakkale Savaşları’na katılan Fransız birliklerinde bulunduğunu
biliyoruz. André Lubinsky, Louis Alousky ve sadece soyadını bildiğimiz Glodkowsky’nin
mezarları Seddülbahir Fransız Askeri Mezarlığında bulunmaktadır.
Yukarıda söz ettiğimiz kişiler dışında, Goeben ve Breslau (yani Yavuz Sultan Selim ile Midilli)
Kariyerinin Türkiye’deki dönemine ait Polonya’da çok az belge kaldığı için, Mecidiye Nişanı,
Liyâkat Madalyası ve Harp Madalyası’nı ne gibi hizmetler için aldığını bilmiyoruz. 19191921 yılları arasında Polonya-Bolşevik Rusya savaşına pilot ve avcı bölüğü komutanı olarak
katılan Rayski, uçağının gövdesine kendi eliyle ay-yıldız amblemini yapmıştı. İki dünya savaşı
arasında ise Polonya uçak sanayinin kurucusu ve 1930’lu yıllarının sonuna doğru Polonya
Hava Kuvvetleri’nin başkomutanı olarak ün kazandı[4].
Cephenin diğer tarafında Çanakkale Savaşları’na katılan bir başka meşhur Polonyalı Rus Askold
kruvazörü subaylarından Włodzimierz Steyer (1892-1957) idi. Gemisi hem bu harekâtın 18
Mart’a kadar devam eden deniz safhası, hem de sonraki çıkarmalarda faaliyet gösterdi. Steyer,
1919 yılından itibaren parlak denizcilik kariyerine Polonya Deniz Kuvvetleri’nde devam
etti. 1937 yılında Baltık Denizi kenarındaki, çok büyük stratejik önemi olan Hel Yarımadası
Müstahkem Mevkii’nin komutanı oldu. İkinci Dünya Harbi başladığında bir ay boyunca
Polonya savunmasından çok üstün olan Alman deniz ve hava saldırılarına kahramanca
direndikten sonra esir olmuş ve savaşın sonuna kadar esir kampında kalmıştı. 1947 ile 1950
4
76
A.g.e., s. 54-66; Polski Słownik Biograficzny [bundan böyle PSB olarak geçecektir], Tom XXX, Wrocław –
Warszawa – Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk, Instytut Historii, Zakład Narodowy Imienia
Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1987, s. 273-276; http://en.wikipedia.org/ Wiki/
Ludomi%C5%82_Rayski (28.03.2014).
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
mürettebatlarında ve Alman Askeri Heyeti bünyesinde de birçok Polonyalı bulunduğunu
unutmamalıyız. 1914 ile 1918 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nda ölen Alman subay
ve asker listelerinde 29 Polonya soyadı bulunur[9]. Bunlar dışında kaç kişinin sağ kalıp 1918
yılında Türkiye’den ayrıldığını bilmiyoruz.
Alman üniformalı Polonyalılardan bahsederken Paweł Ziółkowski (1878-1938)’den de
söz etmeliyiz. Prusya ordusundan emekli olduktan sonra 1902 yılında Polonezköy’e gelip
öğretmen olarak çalışmıştır. Birinci Dünya Harbi yıllarında Almanlar tarafından askeri
danışman olarak Yavuz Sultan Selim kruvazöründe görevlendirilmiştir. Bu döneme ait Alman
üniforması Polonezköy’deki “Zosia Teyze Evi”nde sergilenmektedir. Cihan Harbi’nden sonra
ise Ziółkowski 12 sene Türk firmalarında muhasebecilik yapmış. 1932 ile 1938 yılları
arasında da Polonya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği’nin iaşe memuru olarak görev almıştır.
1922’de Fransızca, 1929’da ise Lehçe yayımlanmış Polonezköy hakkındaki ilk kitabın yazarı
olduğundan da söz etmekte fayda var[10].
5
6
7
8
9
Janusz Królikowski, Generałowie i admirałowie Wojska Polskiego 1943-1990 t. III: M-S, Wydawnictwo Adam
Marszałek, Toruń 2010, s. 526-530; http://en.wikipedia.org/wiki/ W%C5%82odzimierz_Steyer (28.03.2014).
Brunon Dzimicz, „Samotny krążownik”, Przegląd Morski, Rok 6, nr. 49, Toruń 1933, s. 3210.
A.g.e., Rok 6, nr 58, Toruń (1933), s. 52.
Yazar, Wrobleske’ye dair bilgiler edinmekte yardımcı olan Sn. Prof. Dr. John Crawford (Yeni Zelanda) ve Sn.
Dean Hunter (Fez Travel Office, İstanbul)’e şükranlarını sunar.
Hafize Kasar, Birinci Dünya Savaşında ölen Alman askerlerin kayıp listesi (http://www. geliboluyuanlamak.
com/200_Birinci-Dunya-Savasinda-Olen-Alman-Askerlerin-Kayip-Listesi-%28-Hafize-Kasar-%29.html)
(28.03.2014).
10 Jerzy S. Łątka, Słownik Polaków w Imperium Osmańskim i Republice Turcji, Kraków: Księgarnia Akademicka,
2005, s. 366.
77
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Piotr NYKIEL
Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunan ve bu vesileyle anmak
Şarkiyat Profesörü olan eşi Prof. Tadeusz Kowalski’den yardım istemişti[15]. Profesör ise bu
arasında İstanbul’da Avusturya-Macaristan Askeri Ataşe görevini üstlenip 1916 yılında
gibi materyal toplamıştır[16]. O zamana dek daha ağırlıklı olarak Arapça üzerine çalışan Prof.
istediğimiz son Polonyalı, Józef Jan Klemens Pomiankowski’dir (1866-1929). Polonya’nın
Jarosław şehri doğumlu bu Avusturya-Macaristan ordusu subayı, 1909 ile 1918 yılları
Galiçya Cephesi’ni ziyaret eden Enver Paşa’ya eşlik etmiştir. 1917’de mareşal rütbesine
yükselmiş ve savaş bittikten sonra yeni kurulan Polonya Silahlı Kuvvetleri’nde general olarak
silah ve donatım ikmalinden sorumlu olmuştur[11]. Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü başlığı
ile Türkiye’de yayımlanan kitabın yazarıdır[12].
Türkiye açısından Cihan Harbi döneminde Türkler ile Polonyalılar arasındaki askeri
temaslarda en önemli vaka kuşkusuz Osmanlı 15. Kolordusu’nun 1916-1917 tarihleri
arasında Galiçya Cephesi’nde savaşmasıdır. Ne yazık ki, bu hadise Türk tarihçileri tarafından
hep vatanlarına hiçbir menfaat getirmeyen ve gereksiz insan kaybına neden olan bir
siyasi karar olarak değerlendirilir. Brusilov ile Kerenski taarruzları sırasında cephedeki
durumun çok büyük oranda Osmanlı askerleri sayesinde kurtulmuş olduğundan bahseden
hemen hemen yoktur[13]. Doğu ve Orta Avrupa’da Türkler hakkında asırlardan beri yaşayan
önyargıların yıkılmasındaki katkısından da kimse söz etmemektedir[14]. Bu durumda, 15.
Kolordu’nun Galiçya Cephesi’ndeki çatışmalarının Polonyalılar için ne gibi pratik ve sembolik
kazançlar getirdiğinden çoğu Türklerin haberdar olmamaları şaşırtıcı değildir.
İlkin, pratik kazançlardan bahsedelim. Uzun süreli tedavi isteyen yaralı Türk askerleri cephe
gerisindeki hastanelere gönderildi. Bir kısmı ki sayılarının 50’den fazla olduğunu biliriz, Batı
Galiçya’nın en büyük şehri ve Polonya’nın eski başkenti olan Krakov’a ulaştı. Buranın bir
hastanesinde 15. Kolordu askerlerinin tedavilerine bakan doktorlar arasında Zofia Kowalska
(kızlık soyadı Medwecka) da bulunuyordu. Hastalarıyla anlaşmakta zorluk çektiği için
11 PSB, Tom XXVII, Wrocław – Warszawa – Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk, Instytut Historii,
Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1983, ss. 382-383.
12 Josef Pomiankowiski [Pomiankowski], Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü. 1914-1918 1. Dünya Savaşı, çev.
Kemal Turan, İstanbul: Kayıhan Yayınevi, 1990.
13 15. Kolordu’nun katıldığı çatışmalarına dair daha ayrıntılı bilgiler için Birinci Dünya Harbi, VII nci Cilt, Avrupa
Cepheleri, 1 nci Kısım (Galiçya Cephesi), T.C. Genelkurmay Başkanlığı Garp Tarihi Dairesi Resmi Yayınları, Seri
No: 3, Ankara: Gnkur. Basımevi, 1967 ve Oya Dağlar, “Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordularının Galiçya
Cephesi’ne Gönderilmesi ve Cephe Gerisinde Yaşananlar”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, sy. 10, y. 5/2006,
s. 45-71’e bkz. İşbu metnin yazarının yazdığı “The 15th Corps of the Imperial Ottoman Army on the Eastern
Galician Front (1916-1917)” başlıklı makale de “Belleten” Dergisince baskıya kabul edilmiştir.
14 15. Kolordu 20. Tümenin teğmeni Mehmet Şevki Yazman’ın bıraktığı çok renkli Doğu Galiçya Cephesi hatıratı
(Kumandanım Galiçya ne yana düşer?Mehmetçik Avrupa’da, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2011) ve işbu
metnin yazarının The 15th Corps of the Ottoman Army on the Galician Front in the Light of the “Harp Mecmuası”
Biweekly Magazine, “Discussions on Turkology. Questions and Developments of Modern Turkology Studies
/ Türkoloji Tartışmaları. Başarı ve Zaaflarıyla Çağdaş Türkoloji, (edit. Öztürk Emiroğlu, Marzena Godzińska,
Filip Majkowski), Warsaw: Department of Turkish Studies and Inner Asian Peoples, Faculty of Oriental Studies,
University of Warsaw, 2014, ss. 128-134 makalesine bkz.
78
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
fırsatı değerlendirerek sadece tercümanlık yapmakla yetinmemiş, yaralı Osmanlı askerleriyle
konuşurken daha sonra diyalektoloji çalışmalarında karşılaştıracağı şarkı, hikâye, bilmece
Kowalski, Krakov’da tanıştığı 15. Kolordu askerleri sayesinde Türkoloji’ye yöneldi. Neticede
1919 yılında Krakov Jagiellon Üniversitesi’nde Polonya’nın en eski ve halen faal olan Türkoloji
Bölümü açılmıştı.
Galiçya Cephesi’nde Türk askerlerinin bulunmasının sembolik yönüne gelince, Ukraynalı
kahin Wernyhora’nın kehanetini hatırlatmak gerekir. Bağımsızlıklarını yitirmiş Polonyalılar
bütün 19. asır boyunca bu kehanetten umut alırdı. Wernyhora’nın sözlerine göre “Türk Vistül
Nehri’nden atını suladığı zaman Polonya dirilecekti”. Dolayısıyla, Galiçya’da yaşayan Polonya
halkı, 17. asır Polonya-Osmanlı savaşlarını ve o zamanki düşmanlığı unutup, 1916 yılında
cephe gerisindeki evlerine yerleşen Türk subay ve askerleri, onları Rus işgalinden kurtaracak
dostları olarak karşılıyordu. Hakikaten, 15. Kolordu’nun son birlikleri Galiçya topraklarını
terk ettikten 14 ay sonra Polonya’nın bağımsızlığı ilan edildi[17]. Lakin, bütün bunları
anlatırken “sembolik” kelimesini çok net vurgulamak gerekir, çünkü Krakov’da medfun 13
Türk askerin mezarları başında son yıllarda düzenlenen Şehitler Bayramı törenleri sırasında
Türk konuşmacıları ağızlarından Osmanlı 15. Kolordusu’nun “Polonya’nın bağımsızlığı
için” savaştığını duyarız. Diplomasi açısından bu sözler mutlaka anlayış ve memnuniyetle
karşılanmalı, fakat objektif araştırmaları sürdüren tarihçiler bu tür basitleştirmelere
kapılmamalıdır.
Zira Türk birliklerinin Galiçya Cephesi’ne gelmesinin temel amacı, Ruslara karşı büyük
zorluklar çekerek savaşan Alman ve Avusturya-Macaristan müttefiklerine yardım etmekti.
Belki de Enver Paşa Sarıkamış’taki başarısızlığından sonra Rusya’ya başka bir istikametten
saldırıp bu şekilde “Büyük Turan” hayalini yerine getirmek istemişti. Ama o zaman birkaç
cephede savaşan Osmanlı İmparatorluğu’nda, Polonezköylüler hariç, hiç kimse Polonyalıların
15 Tadeusz Jan Kowalski (1889-1948) – şarkiyat profösörü, Polonya Yetenek Akademisi’nin Genel Sekreteri.
Bilimsel kariyerinin ilk döneminde ağırlıklı olarak Arapça ve Arap edebiyatı üzerine çalışmış. 1917 yılında
Krakov hastanelerinde yatan Osmanlı askerleriyle irtibat kurup makalenin ilerideki sayfalarında bahsedilecek Türkoloji çalışmalarına yönelmiş. Birçok uzman tarafından sadece Krakov değil, Polonya Türkoloji’sinin
kurucusu olarak algılanmaktadır. Hayatıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için (derleme: Polska Akademia Umiejętności, Instytut Historii), Polski Słownik Biograficzny [Polonya Biyografi Sözlüğü], Wrocław-Warszawa-Kraków:
Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1968-1969, Tom XIV, ss. 569570’e bkz.
16 “Materiały dialektologiczne tureckie, przeważnie niewydane” [Çoğunluğu Yayımlanmamış Türk Diyalektoloji
Materyali]’ne bkz. Krakov Archiwum Nauki PAN i PAU [Polonya Bilim Akademisi ve Polonya Yetenek Akademisi
Bilim Arşivi], Dosya No: K III-4, 110.
17 Piotr Nykiel, Słów kilka o tym, co łączy Wernyhorę z krakowską turkologią, “Od Anatolii po Syberię. Świat turecki
w oczach badaczy”, derleme: E. Siemieniec-Gołaś i J. Georgiewa-Okoń, Kraków: Wydawnictwo Uniwersytetu
Jagiellońskiego, 2010, ss. 143-148.
79
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Piotr NYKIEL
savaşan ve sağ kalmış Polonyalılar bu çatışmalarda kazandıkları tecrübelerden faydalanarak
1918 yılından sonra yeniden kurulan devletleri için üstün hizmetler vermişler. Türklerin ise
Galiçya topraklarına gelmeleri sembolik olarak Wernyhora kehanetinin gerçekleşmesine
sebep olmakla bu bölgede en azından 17. asırdan beri yaşayan ve dostluk ilişkilerimizi
bozan önyargıların yıkılmasını sağladı. Yaralı Osmanlı askerleri de Krakov hastanelerine
gelmeseydi, Türkoloji tarihinde önemli bir yere sahip olan Prof. Tadeusz Kowalski belki de
bilimsel kariyerine Arapça alanında devam edecekti ve şu anda bu sözleri söyleyen kişi de
bambaşka bir meslekle uğraşıyor olacaktı.
Kaynakça
Osmanlı askerlerinin defnedildiği Krakow Rakowice Mezarlığında anılarına dikilmiş
sembolik mezar taşı (18.03.2014 Şehitleri Anma Günü Etkinliğinden)
yazgısını düşünmemiş ve Türklerin bu harpteki durumunu bilen her Polonyalı da buna
mutlaka anlayışla yaklaşmış. 15. Kolordu’nun savaştığı bölgenin eski Polonya toprakları
olmasını da tesadüf olarak kabul etmeliyiz. Bu işin acı yönü de var. Alman ve AvusturyaMacaristan ordularında görev yapan Polonyalılarla kol kola savaşan Osmanlı askerlerinin
ister istemez ve büyük ihtimalle hiç haberleri olmadan Rus ordusundaki Polonyalılara ateş
etmiş olmalarıdır.
Yukarıda göründüğü gibi, Birinci Dünya Harbi dönemindeki ikili askeri temaslar, Polonya’nın
bağımsız bir devlet olarak Avrupa haritasından silinmiş olmasından dolayı büyük ordular
seviyesinde değil, bireysel olarak subay ve askerler tarafından kurulmaktaydı. Ludomił
Rayski gibi bazı Polonyalılar, doğduğu Polonya topraklarını ve savaştıkları Polonya
birliklerini terk edip Osmanlı ordusunda görev yapmaya koştular veya ittifak ordularının
subay, asker ve uzmanları olarak Türkiye’ye gelip Türklerle beraber ortak düşmanlara karşı
savaştılar. Bazıları da 19. yüzyıldan beri Polonyalıların Türklere karşı duydukları büyük
sempatiye rağmen, doğup yaşadıkları ülkelerin üniformalarını ister istemez giyip Osmanlı
İmparatorluğu’na saldırmak zorundaydı. Lakin hem Türklerle beraber hem de Türklere karşı
80
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Archiwum Nauki PAN i PAU w Krakowie [Krakov Polonya Bilim Akademisi ve Polonya Yetenek Akademisi
Bilim Arşivi], Dosya No: K III-4, 110. (“Materiały dialektologiczne tureckie, przeważnie niewydane”
[Çoğunluğu Yayımlanmamış Türk Diyalektoloji Materyali]),
Birinci Dünya Harbi, VII nci Cilt, Avrupa Cepheleri, 1 nci Kısım (Galiçya Cephesi), T.C. Genelkurmay Başkanlığı
Garp Tarihi Dairesi Resmi Yayınları, Seri No: 3, Ankara: Gnkur. Basımevi, 1967.
DAĞLAR, Oya, “Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordularının Galiçya Cephesi’ne Gönderilmesi ve Cephe
Gerisinde Yaşananlar”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, sy. 10, y. 5/2006, s. 45-71.
DZIMICZ, Brunon, “Samotny krążownik”, Przegląd Morski, Rok 6, nr 49-57, Toruń (1933), s. 3204-3216, 33133330, 3402-3411, 3485-3498, 3572-3584, 3658-3669, 3745-3755, 3827-3837; Rok 7, nr 58-69 Toruń
(1934), s. 44-60, 129-138, 215-224, 286-294.
KRÓLIKOWSKI, Janusz, Generałowie i admirałowie Wojska Polskiego 1943-1990, t. III: M-S, Wydawnictwo Adam
Marszałek, Toruń 2010.
ŁĄTKA, Jerzy S., Lot ku gorzkiej sławie. Gen. Ludomił Rayski, Kraków: Społeczny Instytut Historii i Kultury Turcji,
1994.
ŁĄTKA, Jerzy, S., Słownik Polaków w Imperium Osmańskim i Republice Turcji, Kraków: Księgarnia Akademicka,
2005.
MACHALIŃSKI, Zbigniew, Admirałowie polscy 1919-1950, Warszawa: Wydawnictwo Bellona, 1993.
NYKIEL Piotr, Słów kilka o tym, co łączy Wernyhorę z krakowską turkologią, „Od Anatolii po Syberię. Świat
turecki w oczach badaczy”, derleme: E. Siemieniec-Gołaś i J. Georgiewa-Okoń, Kraków: Wydawnictwo
Uniwersytetu Jagiellońskiego, 2010, s. 143-148.
NYKIEL, Piotr, The 15th Corps of the Ottoman Army on the Galician Front in the Light of the “Harp Mecmuası”
Biweekly Magazine, “Discussions on Turkology. Questions and Developments of Modern Turkology
Studies / Türkoloji Tartışmaları. Başarı ve Zaaflarıyla Çağdaş Türkoloji, (edit. Öztürk Emiroğlu, Marzena
Godzińska, Filip Majkowski), Department of Turkish Studies and Inner Asian Peoples, Faculty of
Oriental Studies, University of Warsaw, Warsaw 2014, s. 128-134.
Polski Słownik Biograficzny, Tom XIV, Wrocław-Warszawa-Kraków: Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich,
Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, , 1968-1969.
Polski Słownik Biograficzny, Tom XXVII, Wrocław – Warszawa – Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk,
Instytut Historii, Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1983.
Polski Słownik Biograficzny, Tom XXX, Wrocław – Warszawa – Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk,
Instytut Historii, Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1987.
POMIANKOWISKI [Pomiankowski], Josef, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü. 1914-1918 1. Dünya Savaşı, çev.
Kemal Turan, İstanbul: Kayıhan Yayınevi, 1990.
YAZMAN, Mehmet Ş., Kumandanım Galiçya ne yana düşer? Mehmetçik Avrupa’da, İstanbul: İş Bankası Kültür
Yayınları, 2011.
İnternet Kaynakları
KASAR, Hafize, Birinci Dünya Savaşında ölen Alman askerlerin kayıp listesi (http://www.geliboluyuanlamak.
com/200_Birinci-Dunya-Savasinda-Olen-Alman-Askerlerin-Kayip-Listesi-%28-Hafize-Kasar-%29.
html) (28.03.2014),
http://en.wikipedia.org/ Wiki/ Ludomi%C5%82_Rayski (28.03.2014),
http://en.wikipedia.org/wiki/W%C5%82odzimierz_Steyer (28.03.2014).
81
Considering the issue from the Polish side, we should point out that the Ottoman front where
the highest number of Polish soldiers fought was undoubtedly the Dardanelles. Here, as in
other fronts, the Polish soldiers fought on both sides. Those who wore Ottoman uniforms
were the grandchildren of the refugees at Adampol who settled there in the 19th century.
Although we may not know their exact number, we can name some of them here. Alfons
and Józef Wrzostek brothers were shot dead on Gallipoli Peninsula and put to eternal rest
along with their Ottoman Muslim fellow soldiers in unknown graves. Another two, Marek
Gazewicz and Józef Dohoda, returned to Adampol alive at the end of the war. Their families
unfortunately do not have any documents to confirm the troops they served for. It is also
impossible to determine where and when the first two lost their lives.
The most famous Pole who undertook various military missions for the Ottoman army in
Dardanelles between 1915 and 1918 was Ludomił Rayski (1892 – 1977). His father Teodor
MILITARY RELATIONS
Between Poland and Turkey During World War I
took refuge in the Ottoman land after the uprising of 1863. He participated in the Russo-
Turkish War of 1877-1878, retired in 1889 and moved back to the Polish land. When WWI
started, his son Ludomił Rayski was 22 years old. During initial weeks of the war, he served for
Polish units within the Austro-Hungarian army. But he had dual nationality due to his father,
and thus he was called up by the Ottoman army. He gained his commander’s permission
to serve in Turkey, an allied of the Austro-Hungarian Empire, and moved to Dardanelles
on March 15, 1915. As he could speak both German and Turkish and had a driving license,
Asst. Prof. Piotr NYKIEL*
It would not be an exaggeration to argue that at least several Polish persons participated
in any war that has broken out in any corner of the world. Same goes true for the period
between 1772 and 1795, when Poland lost its independence to regain it in 1918. During the
19th century, Polish insurgents who were fighting in their homeland and in other European
lands, particularly against Russia and Austro-Hungary, and hand in hand with other nations,
had even harder times with the beginning of WWI, because they were forced to join German,
Russian and Austro-Hungarian armies, which invaded Poland, and they had to fight at several
fronts of the Great War, sometimes even shooting each other unknowingly. The officers of
Polish origin also served in those three large armies. Some of them renounced their ancestors
and became loyal to their new countries, but most of them believed that their own country
would resurge one day and hoped that in the newly established Polish army they could make
use of the experiences they gained at the frontline.
*
82
Jagiellon University, Institute for Oriental Studies, Department of Turcology, Krakow, Poland.
during the initial months Rayski worked as a driver at the Dardanelles Fortified Area
Command.[1] As there were only two automobiles at the Dardanelles front at the time, he
probably drove the highest-ranking German and Turkish officers from the 3rd Corps and the
5th Army headquarters.
Graduating from the Maltepe Air Force Academy in September 1915, he returned to
Dardanelles as an observer. He was slightly wounded twice and after being discharged from
hospital, he took courses to become an airplane pilot. He served as a lieutenant pilot at the
5th Air Force Squadron in Izmir and Dardanelles until the end of WWI.[2] We also know that
he was among the Ottoman pilots who defended the battle cruiser Yavuz Sultan Selim from
the British air attacks for six days in January 1918, after the ship ran aground in front of Cape
Nara inside the Dardanelles, while returning from the Imroz Raid.[3]
1
2
3
Jerzy S. Łątka, Lot ku gorzkiej sławie. Gen. Ludomił Rayski, Kraków: Społeczny Instytut Historii i Kultury Turcji,
1994, p. 32.
Ibidem, pp. 37-47 and 101-111.
Ibidem, p. 102.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
83
SYMPOSIUM PAPERS
Piotr NYKIEL
As there are only few documents remained with regard to his career in Turkey, we do not
Other than the above-mentioned persons, we should keep in mind that there were many
commander and carved the crescent and star emblem in fuselage of his plane between 1919
in the list of German soldiers who were killed or died on the lands of the Ottoman Empire
know for which services he was granted the Order of Mecidiye, the Legion of Merit and the
War Medal. He joined the Russia War of Polish-Bolshevik as a pilot and fighter squadron
and 1921. Between the two world wars, he became famous as the founder of Polish aircraft
[4]
other Polish sailors among the crews of Goeben and Breslau (Yavuz Sultan Selim and Midilli)
and among members of the German Military Mission. There are 29 Polish surnames recorded
between 1914 and 1918.[9] We do not know how many others remained alive and left Turkey
industry and by the end of 1930s as the commander in chief of the Polish Air Force.
in 1918.
the frontline was Włodzimierz Steyer, an officer of the Russian Askold cruiser (1892 – 1957).
(1878 – 1938). He came to Adampol and worked as a teacher in 1902 after he retired
Another famous Pole who participated in the Gallipoli Campaign, but on the other side of
His ship took part in the naval stage of this operation, which lasted until March 18 and
afterwards in Gallipoli landings. Steyer maintained his brilliant naval career in the Polish
Navy from 1919 onwards. In 1937, he became the commander of the strategically important
Hel Peninsula Fortified Zone at the Baltic Sea. As the World War II started, he resisted for
one month the naval and aerial attacks of German forces which were much stronger than the
Polish defense. Then as a prisoner of war he stayed in a prisoner camp until the very end of
the war. He served as the commander of Polish Navy in rank of a rear admiral between 1947
and 1950.[5] In his memoires published with the nickname “Brunon Dzimicz” in 1930s, Steyer
wrote about the presence of many other Polish sailors among the crew of the Askold cruiser.[6]
In the chapter on Kumkale landings supported by Askold, he also mentioned a Polish sailor
Adam Puszka who carried the French soldiers to the land in his launch and was shot to death
in the vicinity of Kumkale village where he was strolling around, although he was not allowed
to go ashore.[7]
The only Pole whom we had ever run into among the ANZAC forces was William Frederick
Wrobleske. This soldier, whose father migrated to New Zealand from Poland, fought in the
Auckland Infantry Regiment and died in Conkbayırı on August 8, 1915 at the age of 27.[8]
While talking about Polish soldiers in German uniforms, we should bring up Paweł Ziółkowski
from the Prussian army. During the World War I, the Germans recruited him as a military
consultant on board the Yavuz Sultan Selim cruiser. His German uniform from this period is
on display in Aunt Zosia’s Home in Adampol. After the war, Ziółkowski worked for 12 years as
an accountant in Turkish firms and served as a purchasing manager in the Polish Embassy in
Ankara between 1932 and 1938. We should also mention that he was the author of the first
book on Adampol, published in French in 1922 and in Polish in 1929.[10]
The last Polish soldier who was in the Ottoman Empire during the World War I and whom
we want to mention here is Józef Jan Klemens Pomiankowski (1866 – 1929). Born in the
Jarosław city of Poland, he served as the military attaché of the Austro-Hungarian Empire
in Istanbul between 1909 and 1918, and accompanied Enver Pasha during his visit to the
Galician front in 1916. He was promoted to the rank of marshal in 1917 and served for the
Polish Armed Forces being responsible for arms and ordinance supply in the rank of a general
after WWI.[11] He is also the author of the book entitled Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü
(Decline of the Ottoman Empire), which was published in Turkey”.[12]
From the Turkish point of view, the most important of all military contacts between Turks
and Poles during the World War I were, without any doubt, the clashes of the Ottoman 15th
We know that there were at least three other Polish soldiers among French forces, which
Corps on the Galician front in 1916 – 1917.
Cemetery.
not bring any benefit to the country and was paid with unnecessary humanitarian losses.
participated in the Gallipoli Campaign. The graves of Andre Lubinsky, Louis Alousky and
Glodkowsky, whose surname is known to us are all in the Seddülbahir French Military
4
5
6
7
8
84
Ibidem, pp. 54-66; Polski Słownik Biograficzny [henceforth quoted as PSB], Tom XXX, Wrocław – Warszawa –
Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk, Instytut Historii, Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich,
Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1987, pp. 273-276; http://en.wikipedia.org/ Wiki/ Ludomi%C5%82_
Rayski (28.03.2014).
Janusz Królikowski, Generałowie i admirałowie Wojska Polskiego 1943-1990, t. III: M-S, Toruń: Wydawnictwo
Adam Marszałek, 2010, pp. 526-530; http://en.wikipedia.org/wiki/W%C5%82odzimierz_Steyer (28.03.2014)
Brunon Dzimicz, “Samotny krążownik”, Przegląd Morski, Rok 6, nr. 49, Toruń 1933, p. 3210.
Ibidem, Rok 6, nr 58, Toruń (1933), p. 52.
The author acknowledges the help of Prof. John Crawford (from New Zealand) and Dean Hunter (Fez Travel
Office, Istanbul) on providing him with the information about Wrobleske.
Unfortunately in Turkey, this episode has always been seen as a political decision, which did
9
Hafize Kasar, Birinci Dünya Savaşında Ölen Alman Askerlerin Kayıp Listesi (The Lost List of the German
Soldiers who died in the World War I) http://www/geliboluyuanlamak.com/200_Birinci-Dunya-SavasindaOlen-Alman-Askerlerin-Kayip-Listesi-%28-Hafize-Kasar-%29.html) (28.03.2014)
10 Jerzy S. Łątka, Słownik Polaków w Imperium Osmańskim i Republice Turcji, Kraków: Księgarnia Akademicka,
2005, p. 366.
11 PSB, Tom XXVII, Wrocław – Warszawa – Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk, Instytut Historii,
Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1983, pp. 382 – 383.
12 Josef Pomiankowiski (Pomiankowski), Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü. 1914-1918 1. Dünya Savaşı, trns.
Kemal Turan, İstanbul: Kayıhan Yayınevi, 1990.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
85
SYMPOSIUM PAPERS
Piotr NYKIEL
of Oriental Studies, for help in communicating with soldiers.[15] The professor made good use
of this opportunity and did not only helped the injured Ottoman soldiers in translation but
also collected materials like songs, stories, riddles and the like in their conversations for his
future dialectology studies.[16] Professor Kowalski, who mostly worked on Arabic, developed
an interest in Turcology because of the soldiers of the 15th Corps whom he met. Finally, the
Department of Turcology was opened in the Krakow Jagiellonian University, the oldest one in
Poland which is still active.
When it comes to the symbolic aspect of Turkish presence on the Galician front, we should
recall the prophesy made by Ukrainian soothsayer Wernyhora. The Poles, who lost their
Founder of Krakow Turkology Tadeusz
Kowalski, and his wife Zofia Kowalska,
who took care of the wounded Ottoman
soldiers, from the archive of Ursula
Rajewska
independence, set their hopes on this prophesy during the entire 19th century. According to
Wernyhora, Poland would regain its independence “when Turks water their horses in the
Vistula River”. Therefore Polish people in Galicia forgot about the hostility that arose as a
result of the Polish – Ottoman wars of the 17th century and took the Turkish soldiers, who
settled in their houses behind the frontline, as their saviors from the Russian occupation.
Actually, 14 months after the last troops of the 15th Corps left the lands of Galicia, Poland
indeed declared its independence.[17] However, while mentioning all of these, we should
Almost no one mentions that during the Brusilov and Kerenski attacks the Ottoman soldiers
clearly emphasize the word “symbolic,” because we hear from the Turkish speakers attending
Europe.[14] Thus it is not surprising that not many Turks are aware of how much benefit, both
should be appreciated and tolerated in terms of diplomacy, but the historians who conduct
saved the severe situation on the whole eastern front.
[13]
Likewise no one ever mentions the
role of the 15th Corps in terms of breaking the prejudices on Turks in the eastern and central
practical and symbolic, the Poles derived from the 15th Corps’ presence on the Galician front.
Let us talk about firstly the practical benefits. The injured Turkish soldiers, who would need
a long-term treatment, were taken to hospitals behind the frontline. We know that over
50 of them reached Krakow, the biggest city of the west Galicia and the former capital of
Poland. Zofia Kowalska (maiden surname Medwecka) was among the doctors treating the
15th Corps soldiers in one of the hospitals there. She asked her husband, who was a professor
13 For detailed information on the 15th Corps’ presence on the Galician front see: Birinci Dünya Harbi, Vol. 5,
Avrupa Cepheleri, Part 1 (Galicya Cephesi), T.C. Genelkurmay Başkanlığı Garp Tarihi Dairesi Resmi Yayınları
nr.3, Ankara: Gnkur Yay., 1967; Oya Daglar, “Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordularının Batı cephesine
Gönderilmesi ve Cephe Gerisinde Yaşananlar”, Yakın Dönem Türkiyat Araştırmaları, No. 10, year 5/2006, pp.
45 – 71 and Piotr Nykiel’s article “The 15th Corps of the Imperial Ottoman Army on the Eastern Galician Front
(1916 – 1917)” which has been accepted for being published in the Belleten journal.
14 See: the highly interesting memoirs from the east Galician Front left by the liteutant of the 20th division of
the 15th Corps Mehmet Şevki Yazman (Mehmet Ş. Yazman, Kumandanım Galiçya ne yana düşer? Mehmetçik
Avrupa’da, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2011) and article by P. Nykiel titled, “The 15th Coprs of the
Ottoman Army on the Galician Front in the Light of the “Harp Mecmuası” Biweekly Magazine” at: Discussions
on Turcology, Questions and Developments of Modern Turcology Studies / Türkoloji Tartışmaları, Başarı ve
Zaaflarıyla Çağdaş Türkoloji, (ed. Özturk Emiroglu, Marzena Godzinska, Filip Majkowski), Warsaw: Department
of Turkish Studies and Inner Asian Peoples, Faculty of Oriental Studies, University of Warsaw, 2014, pp. 128134.
86
the Martyrs’ Ceremony which is organized on the gravesides of 13 Turkish soldiers buried in
Krakow that the 15th Ottoman Corps fought for “the independence of Poland”. These words
objective researches should avoid such simplifications.
Likewise, the main purpose of Turkish units’ arrival in the Galician front was to help out their
German and Austro-Hungarian allies, who had serious difficulties in repulsing the Russian
offensive. Enver Pasha probably wanted to realize his dream of the “great Turan” by attacking
Russia through a different direction after he was defeated in Sarıkamış. But at that time,
when the Ottoman Empire was fighting on many fronts, no one in this country but those from
Adampol attached importance to the fate of Poles. Those Poles who knew about the situation
15 Tadeusz Jan Kowalski (1889-1948) - professor of Oriental Studies, secretary general of the Polish Academy of
Learning. During the first period of his academic career he had worked on Arabic and Arabic literature. After
getting in touch with the Ottoman soldiers in Krakow hospitals in 1917, he started his Turcology research,
which will be mentioned later on in this article. Many specialists consider him as the founder of Turcology
studies not only in Krakow but in the entire Poland. For detailed information on his life, see: PSB, Tom XIV,
Wrocław-Warszawa-Kraków: Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk,
1968-1969, pp. 569 -570).
16 Materialy dialektologiczne tureckie, przewaznie niewydane (Turkish Dialectology Materials - mainly
unpublished). Archiwum Nauki PAN i PAU in Krakow, File nr. K III-4, 110.
17 Piotr Nykiel, Słów kilka o tym, co łączy Wernyhorę z krakowską turkologią, „Od Anatolii po Syberię. Świat turecki
w oczach badaczy”, editors: E. Siemieniec-Gołaś i J. Georgiewa-Okoń, Kraków: Wydawnictwo Uniwersytetu
Jagiellońskiego, 2010, pp. 143-148.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
87
SYMPOSIUM PAPERS
Piotr NYKIEL
in Krakow, the prominent Turcology professor Tadeusz Kowalski would have probably
continued his academic career in Arabic and the author of these lines would have been
dealing with another profession by now.
BIBLIOGRAPHY
Martyrs’ Day in the Memorial Tombstone for the Ottoman soldiers buried in Krakow Rakowice Cemetery, 03.18.2014
of Turks in this war, understood this very well. We should also take as a mere coincidence the
fact that the lands where the 15th Corps was fighting covered the former Polish territory. The
sad element here is that the Ottomans, who fought hand in hand with Poles who wore the
uniforms of German and Austro-Hungarian armies, might have shot the Polish soldiers in the
Russian army, either on purpose or not.
Since Poland had been wiped off the map of Europe as an independent state, the bilateral
military contacts between Poles and Turks were established during the World War I not on
the level of big armies, but individually by soldiers and officers. Some Poles left the lands
where they were born and the Polish national forces where they fought to join the army of the
Ottoman Empire or its allies and came to Turkey to fight against the common enemies hand
in hand with the Turks. Some of them couldn’t help but wearing the uniforms of the states
where they lived in and attacking the Ottoman Empire despite the sympathy that Poles had
for Turks since the 19th century. However, the Polish soldiers who fought for or against the
Turks and then survived made use of the experiences they gained from those conflicts and
Archiwum Nauki PAN i PAU w Krakowie (Archive of Polish Academy of Sciences and Polish Academy of Learning
in Krakow) File Number K III-4, 110 “Materiały dialektologiczne tureckie, przeważnie niewydane
(Turkish Dialectology Materials – mainly unpublished).
Birinci Dünya Harbi, Volume 5, Avrupa Cepheleri, Part 1 (Galiçya Cephesi), T.C. Genelkurmay Başkanlığı Harp
Tarihi Dairesi Resmi Yayınları, Issue 3, Ankara: Gnkur Yay. 1967.
DAĞLAR, Oya, “Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordularının Galiçya Cephesi’ne Gönderilmesi ve Cephe
Gerisinde Yaşananlar”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, nr. 10, year. 5/2006, pp. 45-71.
DZIMICZ, Brunon, “Samotny krążownik”, Przegląd Morski, Rok 6, nr 49-57, Toruń (1933), pp. 3204-3216, 33133330, 3402-3411, 3485-3498, 3572-3584, 3658-3669, 3745-3755, 3827-3837; Rok 7, nr 58-69 Toruń
(1934), pp. 44-60, 129-138, 215-224, 286-294.
KRÓLIKOWSKI, Janusz, Generałowie i admirałowie Wojska Polskiego 1943-1990, Vol. III: M-S, Toruń: Wydawnictwo
Adam Marszałek, 2010.
ŁĄTKA, Jerzy S., Lot ku gorzkiej sławie. Gen. Ludomił Rayski, Kraków: Społeczny Instytut Historii i Kultury Turcji,
1994.
ŁĄTKA, Jerzy, S., Słownik Polaków w Imperium Osmańskim i Republice Turcji, Kraków: Księgarnia Akademicka,
2005.
MACHALIŃSKI, Zbigniew, Admirałowie polscy 1919-1950, Warszawa: Wydawnictwo Bellona, 1993.
NYKIEL Piotr, Słów kilka o tym, co łączy Wernyhorę z krakowską turkologią, „Od Anatolii po Syberię. Świat
turecki w oczach badaczy”, editors: E. Siemieniec-Gołaś i J. Georgiewa-Okoń, Kraków: Wydawnictwo
Uniwersytetu Jagiellońskiego, 2010, pp. 143-148.
NYKIEL, Piotr, The 15th Corps of the Ottoman Army on the Galician Front in the Light of the “Harp Mecmuası”
Biweekly Magazine, “Discussions on Turkology. Questions and Developments of Modern Turcology
Studies / Türkoloji Tartışmaları. Başarı ve Zaaflarıyla Çağdaş Türkoloji”, (edit. Öztürk Emiroğlu,
Marzena Godzińska, Filip Majkowski), Department of Turkish Studies and Inner Asian Peoples, Faculty
of Oriental Studies, University of Warsaw, Warsaw 2014, pp. 128-134.
Polski Słownik Biograficzny, Tom XIV, Wrocław-Warszawa-Kraków: Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich,
Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1968-1969.
Polski Słownik Biograficzny, Tom XXVII, Wrocław – Warszawa – Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk,
Instytut Historii, Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1983.
Polski Słownik Biograficzny, Tom XXX, Wrocław – Warszawa – Kraków – Gdańsk – Łódź: Polska Akademia Nauk,
Instytut Historii, Zakład Narodowy Imienia Ossolińskich, Wydawnictwo Polskiej Akademii Nauk, 1987.
POMIANKOWISKI [Pomiankowski], Josef, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü. 1914-1918 1. Dünya Savaşı, trns.
Kemal Turan, Istanbul: Kayıhan Yayınevi, 1990.
YAZMAN, Mehmet Ş., Kumandanım Galiçya ne yana düşer? Mehmetçik Avrupa’da, İstanbul: İş Bankası Kültür
Yayınları, 2011.
INTERNET SOURCES
KASAR, Hafize, Birinci Dünya Savaşında ölen Alman askerlerin kayıp listesi (http://www.geliboluyuanlamak.
com/200_Birinci-Dunya-Savasinda-Olen-Alman-Askerlerin-Kayip-Listesi-%28-Hafize-Kasar-%29.
html) (28.03.2014),
http://en.wikipedia.org/ Wiki/ Ludomi%C5%82_Rayski (28.03.2014),
http://en.wikipedia.org/wiki/W%C5%82odzimierz_Steyer (28.03.2014).
served for their own states after 1918. Turks, who came to Galicia and made Wernyhora’s
prophesy come true, broke the prejudices which had been distorting the friendly relations
in the region since the 17th century. If the injured Ottoman soldiers hadn’t come to hospitals
88
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
89
2008’de küresel pazarlarda başgösteren kriz, küresel tarihin son ana fay hattıdır ki bu süreçte
dünya haritası yeniden dizayn edildiği gibi birçok kavram ve fikir de yeniden tanımlanmıştır.
Batı’nın küresel arena üzerindeki yüzlerce yıllık hâkimiyeti ağır hasar almıştır. Soğuk Savaş
Düzeni sonrasının (1945-1991) tek süper gücü ABD en azından ekonomi ve finans alanındaki
hâkim konumunu yitirmiştir. “Tek kutuplu devir”[1] artık kapanmış ve tarihin sonu düşleri,
yani liberal (veya neo-liberal) sistemin mutlak hakimiyeti de sarsılmıştır. Tek egemen güç
ile küresel çapta tek bir politik ve ekonomik modelin yerini alacak olan çok rotalı, çatışan
değerlerle yüklü bir dünyaya hazırlanmamız gerekmektedir. Batının hakimiyeti öncesinde
nasılsa aynı şekilde Asya ve Orta Doğu ön plana çıkmaya başlamıştır. Dünyamız, Washington
Uzlaşması[2] hükümlerine, yani liberal demokrasinin kurallarına göre oynamayan aktörlerin
yarattığı yeni dinamizm gerçekliğinin etkisiyle derinden yaralanmıştır. Soğuk Savaş sonrası
dönemin başlarındaki ideolojik determinizm sona ermiş[3] ve dünya yeniden çok kutuplu ve
çok merkezli halini almıştır. Artık tek bir süper güç yerine pek çok büyük güç var. Batının
değerleri de ideolojik hâkimiyeti de evrenselleşmemiştir.[4]
Polonya ve Türkiye:
ULUSLARARASI SISTEMDE YÜKSELEN
İKI GÜÇ
Soğuk Savaş sonrası dönemin ilk ideolojik determinizmi sona ererken[3], dünyamız yeniden
çok kutuplu ve çok merkezli duruma gelmiştir. Tek bir süper güç yerine, kesin ifadeyle
söylemesek bile, birçok büyük devlet ortaya çıkmıştır. Batının değerleri ve ideolojik
hegemonyası evrenselleşmemiştir.[5]
Üstelik, yerel ve Çin veya Hindistan gibi küresel önemde pek çok yeni gücün dirilişi söz
konusudur. Bu yeni durum, Kasım 2008’de G-07’den G-20 geçiş ile BRIC’in (daha sonra BRICS
Prof. Dr. Bogdan GORALCZYK*
oldu) kuruluşunda ifadesini bulan yeni kurumsal çerçevenin kurulmasıyla da teyit edilmiştir.
İkincisi, önceleri çoğunlukla “gelişmekte olan ülkeler” veya “Üçüncü Dünya Ülkeleri” diye
Özet
Polonya ve Türkiye, “Soğuk Savaş Düzeni”nin çöküşünü takiben, yani 1991’den sonra, konum
ve rolünü değiştirip dönüştüren iki ülkedir. 21. yüzyılın başlarında iki ülkenin de rolü yeniden
tanımlanmıştır: Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin iktidara geldiği 2001,
Polonya’da da ülkenin Avrupa Birliğine (AB) üye olduğu 2004 itibarıyla. İki ülkenin de küresel
ekonomik krizi başarıyla atlattıkları 2008 sonrasında rolleri bir kez daha tanımlanmıştır.
Türkiye, muhteşem tarihine ve geleneğine geri dönüşü ve ülkenin jeostratejik değerlerinden
hakkıyla yararlanılmasını amaçlayan “stratejik derinlik” kavramını başarıyla anlatırken
anılırken bugün bizim yükselen pazarlar diye adlandırdığımız ülkelerden oluşmuştur.
Dolayısıyla yeni bir küresel düzen, yeni bir geometri ve ekonomik güç bölüşümü de ortaya
çıkmıştır. Tabiatıyla yeni güç merkezlerinin, yeni bir politik ve ideolojik çeşitlilik getireceğine,
dolayısıyla da yeni bir ağırlık merkezi veya küresel gardiyanı[5] olmadan karşılıklı bağımlılıkla
örülü bir dünyamız olup olmayacağına dair kuşkular vardır. Bununla birlikte yükselen
1
Charles Krauthammer bu terimi ”The Unipolar Moment”ta (Foreign Affairs, Special Issue 1990) kullanmıştır.
3
Robert Kagan, The Return of History and the End of Dreams, New York: Alfred A. Knopf, 2008, s.3,2.
2
Polonya da, AB’nin sorunlu bölgelerinde bir “yeşil ada” rolü oynamaya çalışmıştır.
4
*
90
Varşova Üniversitesi, Avrupa Araştırmları Merkezi, Emekli Büyükelçi, Varşova, Polonya
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
5
İlk kez İktisatçı John Williamson tarafından ortaya konulan, Soğuk Savaş sonrasında değişim geçiren ülkeler
için bir tür reçete ve model olmuş, fazlasıyla piyasa odaklı, zaman zaman da neo-liberalizm diye ifade edilen
yaklaşım. Polonya bu yaklaşımın vaka çalışmalarından bir tanesidir. Eleştirel bakış için Bkz: Dani Rodrick,
Goodbye Washington Consensus, Hello Washington Confusion?, Harvard: Harvard University Press, January
2006, ss. 3-4.
Charles A. Kupchan, “Reordering Order: Global Change and the Need for a New Normative Consensus”, Liberal
Order in Post-Western World, içinde, ed. Trine Flockhart, Charles A. Kupchan vd, Washington: Transatlantic
Academy, 2014, s. 3.
Charles A. Kupchan, No One’s World. The West, The Rising Rest, and the Coming Global Turn, Oxford: Oxford
University Press, 2012, s. 3
91
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Bogdan GÓRALCZYK
pazarların (güç merkezlerinin de) tırmanışı apaçık görülmektedir. ABD’nin (ve Batının)
küresel yönetim ve küresel kurumsal yapıdaki payları azalırken yeni güç merkezleri bu yeni
küresel karşılıklı bağımlılık döneminde paylarını artırmaktadırlar.[6]
Türkiye kesinlikle, 2008’den sonra yaygın biçimde “yükselen pazarlar”, genellikle de
Batılı olmayan
[7]
hatta Batı karşıtı diye tabir edilen yeni devletler grubundadır. Polonya
ise, Komünizm sonrasında Batılı kurumsal yapılara -1991’de Avrupa Konseyi’ne, 1996’da
OECD’ye, 1999’da NATO’ya ve 2004’te AB’ye üye olmasıyla- dahil olmuş, birçok yönden
dinamik bir yükselen pazar olarak tanımlanabilir. Bugün eldeki verilere göre, AB’nin 9.
büyük ekonomisi konumunda ve dünyanın da en büyük ekonomileri arasında 23. sırada yer
almaktadır.[8] Pek çok açıdan farklı olsalar da her iki ülke de bölgesel güç merkezleri veya orta
ölçekli devlet gibi davranmaktadır.
Polonya ve Türkiye’de son yıllarda görülen değişimin dinamiği malûm nedenlerle farklıdır.
Polonya için ilk dönüm noktası kendi içinde, “Dördüncü Cumhuriyet” bayrağı altında, daha
milliyetçi, AB’den ve başta Rusya ve Almanya olmak üzere komşularından bağımsız politik ve
ekonomik tebaa yaratma girişiminin suya düştüğü 2007 yılıdır.
[9]
Ancak 2008’den, özellikle de AB ülkelerinde küresel krizin etkilerinin hissedilir olduğu
2010’dan sonra Polonya, -2014’te ticaret hacminin 1/3’nden fazlası Almanya ile, ihracatının
%77,3’ü, ithalatınınsa %58,1’i AB üyesi ülkelerledir[10] derin krizin küresel pazarlarda, esas
olarak da Batı pazarlarındaki etkisini sezmiştir. Aslında bazı sorunlar çıkmış çıkmasına ama
bunların da üstesinden çabucak gelinmiştir. 2011 sonrasında ise ülke yeniden hızlı büyüme
yoluna girmiş, hatta Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesi olmuştur.[11]
Türkiye’de ise tam tersi bir durum söz konusudur. İlk “dönüm noktası” içeride değil
uluslararası alanda vuku bulmuştur. Herkes için sürpriz bir gelişme olan “Arap Baharı”nın
6
7
8
9
sorun” politikası yerini, Türkiye’nin, komşusu olmayan İsrail ve Mısır gibi ülkelerden
başlayarak Irak, Suriye, Kafkasya bölgesine, oradan da Akdeniz’e, AB’ye ve hatta ABD’ye dek
uzanan dış dünya ile sorunları olduğu yönünde bir algıya bırakmıştır. Uluslararası sahnede
ülke yeniden bir dönüm noktasına gelmiş durumdadır.[12] İstanbul ve Taksim Meydanı’ndaki
halk gösterileriyle başlayan sorunlar daha sonradır.
Bununla beraber iki ülke de iç ve dış engellere rağmen 2008-2014 yılları arasında ekonomik
olarak çok başarılı olarak yükselen pazarlar kategorisinde kalabilmiştir. Peki bu nasıl
olmuştur? İki ülkenin başarı hikayelerinin ardındaki ana nedenler nelerdir? Bölgesel güç
değilse bile bölgesel merkez olma iddiaları dolayısıyla bu soruların cevapları son derece
önemlidir. Bu bağlamda tabiatıyla, Orta Doğu, Rusya, Kafkasya, Akdeniz ve Avrupa’nın
eşiğinde stratejik konumuyla Türkiye’nin rolü çok daha önemlidir. Elbette Polonya’nın
Avrupa’nın ortasında ve Rusya ile Almanya’nın arasında konumlanmış olması da -ki bir
zamanların talihsizliği iken şimdi ülkenin ana değerlerinden biridir- anlamlıdır. Soğuk Savaş
sonrası dönemin Türkiyesi için nasılsa Polonya için de coğrafya sıkıntı olmaktan çıkmış bir
değere dönüşmüştür.[13]
Bir “Yeşil Ada” Olarak Polonya - Ama Ne Zamana Kadar?
Eldeki bütün veriler Polonya’nın son yıllarda dinamik bir büyüme içinde olduğunu
göstermektedir. Eurostat’a göre, 2008 küresel krizi sonrasında, 2009-2013 yılları arasında
%15’lik GSYİH ile AB içinde en hızlı büyüyen ekonomi olmuştur. Slovakya aynı dönemde %8
büyüme hızıyla ikinci olmuştur. Kalkınma düzeyi ve yaşam standartının düşüklüğü ile yarışa
daha geriden girdiğini düşünürsek Polonya için bu oldukça büyük bir başarıdır. AB’de kişi
başına düşen ortalama GSYİH %100 iken, Polonya %62’den %68’e yükselişle Macaristan’ı
(%67) geçmiş, Slovakya’ya (%76 ) ve Çek Cumhuriyeti’ne (%81) yaklaşmıştır.[14]
Daha fazla bilgi için bkz: Zbigniew Brzezinski, The Strategic Vision: America and the Crisis of Global Power, New
York: Basic Books, 2013.
Bu durumda Avrupa’nın en büyük inşaat sahalarından biri olarak -son on yılda ülkeye 40
Bkz: http://www.msp.gov.pl/en/polish-economy/macroeconomic-analysis/5313,Macroeconomic-Analysisof-Polish-economy.html (19 Haziran, 2014).
birçok olumlu değerlendirmelere mazhar olmuş bir ülkedir. Örneğin, Dünya Bankası’nın bir
R. Kagan, “Yeni Dünya’nın” önemli unsurlarından olan Şangay İşbirliği Organizasyonu’nu “anti-NATO” veya
“Varşova Paktı 2” olarak tanımlar. R. Kagan, The Return..., s. 74.
Daha fazla bilgi için bkz: Poland’s Foreign Policy in the 21st Century ,ed. Stanisław Bieleń, Varşova: Diffin, 2011. Bu
yayının yazarlarından Ryszard Zięba’ya göre: “2005 yılındaki Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
korku ve şüphelerin istismarı ile ve Polonya’nın komşuları ve AB ile olan olan ilişkilerindeki yanlış anlamaları
net bir şekilde gördük. – Rusya ve Almanya (“historical-hysterical politics”). Önümüzdeki iki yılda, Polonya
agresif bir politika yürüttü.”, s. 79.
10 Bkz:http://stat.gov.pl/en/topics/prices-trade/trade/foreign-trade-turnover-in-total-and-by-countriesjanuary-march-2014,1,15.html (19 Haziran, 2014).
11 http://www.thenews.pl/9/7/Artykul/91164,Polish-economy-fastest-growing-in-EU (20 Haziran, 2014).
92
patlak verdiği 2011 başlarıydı. Çok geçmeden de, daha önce ilan edilen “komşularla sıfır
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
milyar Euro’nun üzerinde- doğrudan yabancı yatırım yapılması ve yabancı sermayenin
gözde ülkesi olmasına fazla da hayret edilmemelidir. Aynı şekilde, Polonya yurtdışında da
raporunda ve daha sonra prestijli Foreign Affairs dergisinde yer alan bir haberde, Polonya’nın
12 Turkey and Europe. Challenges and Opportunities, ed. Adam Szymański, Varşova: Polonya Uluslararası İlişkiler
Enstitüsü, 2012, s. 281.
13 Jakub Wódka, Polityka zagraniczna Turcji. Uwarunkowania wewnętrzne oraz podmioty decyzyjne (Turkish
Foreign Policy. Domestic conditions and decision-makers), Varşova: Instytut Studiów Politycznych PAN – TRIO,
2012, s. 281.
14 http://en.wikipedia.org/wiki/Economy_of_the_European_Union (20 Haziran, 2014).
93
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Bogdan GÓRALCZYK
bin yıllık tarihinde belki de en iyi 20 yılını yaşadığı iddia edilmiştir.[15] Polonya hakkında 2014
başlarındaki OECD özel raporunda da şu ifadelere yer verilmiştir: “Polonya’nın son on yıldaki
topyekün ekonomik performansı etkileyici olup yaşam standardları düzenli bir şekilde AB
ortalamasına doğru yükselmektedir.”
[16]
Prestijli The Economist dergisi de özel raporunda
ülkenin 500 yıllık yüksek notuna dikkat çekmiş ve Polonya’nın 2004’te AB’ye üye olmasıyla
başarı çizgisinin yükseldiğini iddia etmiştir.[17]
Polonyalıların daha zengin ve Polonya’nın da bölgedeki en açık ekonomilerden biri olduğu
Polonya politik, ekonomik veya turistik açıdan hâlâ cazip bir seçenektir. Ancak, içeride derin
bölünme hatları da belirgindir ve “yeşil ada” sloganı son zamanlarda çekiciliğini bir hayli
kaybetmiş bulunmaktadır. Şurası neredeyse kesindir ki giderek artan Avrupa septisizminin
de etkisiyle Polonya’nın gelecek yıllarda kaderini belirleyecek olan ülke içindeki tablodur.
Türkiye Bir Bölgesel Güç mü
Yoksa Sadece Bir Yükselen Pazar mı?
artık bir vakıadır. Bununla beraber, özellikle genç nüfusta yüksek işsizlik oranı (şu anda
Türkiye de Polonya gibi iç ve dış etkenlerin mükemmel bir karışımını oluşturmaktadır. Her
paranın düşük oranda olması (AB’de GSYİH’nin ortalama %2’si iken Polonya’da GSYİH’nin
arenadan ziyade iç dinamiklerle belirlenecektir. Ne tesadüftür ki, yüksek düzeyde şahısların
%13 civarında) ve giderek artan ve toplumda hoşnutsuzluık yaratan toplumsal (ve bölgesel)
tabakalaşma bazı yapısal sorunlar da vardır. Bunlara bir de Ar-ge çalışmalarına ayrılan
sadece %0,7’si), artan kamu borcu veya kamusal harcamaların çok yüksek oranda olması gibi
başkaları da eklenince, ülkenin geleceği ve modernleşmesi konusunda içeride hararetli bir
tartışma yaşanmaktadır. Dördüncü Cumhuriyet projesinin ortadan kalktığı 2007’den bugüne
kadar iktidarda bulunan ve 2008’den buyana da gelen ülkeyi Avrupa kıtasında bir “yeşil
iki ülkenin dinamiği de benzeşmektedir. Türkiye’de bu dinamik, 2001’de Adalet ve Kalkınma
Partisi’nin (AKP)’nin iktidara gelmesiyle başlamış olup ülkenin geleceği yine uluslararası
telefonlarının izinsiz dinlenmesi ve tape skandallarının sonuçları düşünüldüğünde iki ülke
başbakanının da ülkelerinde aynı temel sorunlarla karşı karşıya oldukları görülecektir. Her
iki siyasetçi de söz konusu skandallar öncesine göre daha zayıf bir konumdadır.
ada” imajını gayet başarılı biçimde yansıtan Donald Tusk Hükûmeti (ikinci kabine) muhalefet
Öte yandan bu noktada en önemli husus da, 2002’den bugüne AKP döneminde Türkiye’nin
bölünmüşlük arz eden bir tablo hâkim ve de Polonya’nın, AB’de son zamanlarda gözlemlenen
bir iç tartışma konusu olarak kalmış, dünyanın 22. ekonomisi olarak bu gruba girmeyi
tarafından sürekli olarak bir “bağımlı pazar ekonomisi” daha yaratmak, yani ulusal çıkarlar
ve egemenlik hakları için hakkıyla mücadele edememekle suçlanmaktadır. İçeride fazlasıyla
ve de Mayıs 2013 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de hayli görünürlük kazanan “yeniden
ulusallaştırma”
[18]
dalgasından etkilenmemesi düşünülemez.
Diğer bir ifadeyle Polonya kesinlikle bir başarı hikayesi, komünist rejim sonrası sürekli sıkıntıda
olan diğer ülkeler arasında iyi bir yükselen pazar örneği olmakla beraber içeride dalgalı sularda
seyretmektedir. Ne şans ki, Ukrayna’da ve çevresinde patlak veren ve Rusya’nın Kırım’ı ilhakı
yol açan beklenmedik olaylar zinciri, Polonya’nın merkezî konumunu pekiştirmiştir. Bu durum,
küresel arenada bir diğer büyük başarı hikayesi oluşudur. Türkiye’nin bölgede saygın
bir yükselen pazar olarak G-20’ye katılması tesadüf değildir. Polonya’da ise bu, sadece
başaramamıştır. Mevcut istatistikler, Türkiye’nin 2008 küresel krizinden doğrudan
etkilenmediğini göstermektedir. Bunun sonucunda Türkiye, GSYİH ve nominal faiz oranları
itibarıyla dünya ekonomileri arasında, Dünya Bankası’na göre 17., IMF’ye göre 18., Satın
Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre de Dünya Bankası’na göre 15., IMF’ye göre 16. sırada
yer almıştır. Üstelik, Ankara’daki kimi hırslı liderler zaman zaman Türkiye’nin dünyanın en
büyük ilk 10 ekonomisi arasına sokma niyetini açık açık beyan etmektedir.
ülkede Komünist sistemin çöküşünün 25. yıldönümü vesilesiyle Polonya’yı ziyaret eden ABD
Sonuç ne olursa olsun AKP yönetimi döneminde, yani 2001-2012 yılları arasında, yıllık
göreceğimiz” başarılı bir “özgürlükler ülkesi” olarak da övgüye değer bulunmaktadır.[19]
dinamik yükselen pazar pazar olarak görülmektedir. Eldeki Eurostat verileri de özellikle
Başkanı Barack Obama’nın kişisel tavrıyla da net olarak teyit edilmiştir. Dolayısıyla, Polonya
sadece hızlı büyüyen, yükselen bir pazar olarak değil, aynı zamanda “demokrasinin gücünü
15 Mitchell A. Orenstein, “Poland. From Tragedy to Triumph”, Foreign Affairs, Ocak-Şubat 2014, C. 93, nr. 1, s. 23.
16 OECD Economic Surveys. Poland, Paris: OECD, Mart 2014, s.10.
17 “Poland - The Special Report”, The Economist, 28 Haziran, 2014. Dergi Polonya’yı ““Avrupa’nın İhtimal Dışı
Yıldızı”, ve “ikinci Jagiellon dönemini” yaşayan bir ülke olarak tanımlıyor.
18 Daha fazla bilgi için bkz. ASPEN Review. Central Europe, nr. 1/2013, Prague 2013.
19 Tüm konuşma için bkz. http://www.youtube.com/watch?v=x25oBZzVRIQ (25 Haziran, 2014). Konuşmanın
metni
için
bkz.http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2014/06/04/remarks-president-obama25th-anniversary-freedom-day (25 Haziran, 2014).
94
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
ortalama GSYİH büyüme oranını %5’e çıkararak ülkeyi küresel liderler arasına sokmayı
başarmıştır. Nitekim, Türkiye, BRICS üyesi Şili, Güney Kore ve Meksika’nın yanında en
GDP, dış ticaret ve altyapı yatırımlarındaki büyümenin 2008 öncesinde değil sonrasında
kaydedildiğini teyit etmektedir. Böylece küresel kriz, Türkiye’yi pek etkilememiştir. Sadece
ekonomik alanda değil diplomasi, yabancılarla angajmanlar vb. alanlarda da daha büyük
sıkıntı yaratabilecek olansa hâlâ süren “Arap Baharı” sürecidir.
Giderek artan rolüyle Türkiye’nin jeo-stratejik görevleri belirginlik kazanmaktadır. Türkiye,
Soğuk Savaş döneminde en çok NATO ve ABD ittifakına bağımlı bir ülke konumunda iken, 21.
95
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Bogdan GÓRALCZYK
yüzyılın başlarında ilk önce ekonomik daha sonra da politik açıdan daha güçlü hale gelmiş
demekte ve daha da kötüsü ülkenin, “bugüne kadarki ilerleyen demokrasi ve model
uluslararası, hatta küresel sahnede sergilediği daha iddialı duruşu belirleyen Türkiye’nin
sürmektedir.[22]
ve sonuçta, karar, yargı ve davranışlarında daha bağımsız olmuştur. Önceleri uluslararası
arenada Türkiye’nin konumunu belirleyen uluslararası durumken, son zamanlarda
iç dinamiği olmaktadır.[20] Türkiye, başta ABD olmak üzere artık büyük güçlerin beklentileri
doğrultusunda hareket etmeyi bırakmış, muhteşem Osmanlı İmparatorluğu dönemimdeki
gibi bir bölgesel güç olarak davranmaya başlamıştır.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından önerilen “stratejik derinlik” projesi çerçevesinde,
ülke, şimdi artık dış dünya ile olan ilişkilerini yeniden tanımlamıştır. Bu kavram, Türkiye’nin
ABD, AB, Rusya ve benzeri büyük güçler ile ilişkilerini uzun vadede ve Türkiye’nin oynadığı
güçlü siyasi, ekonomik ve kültürel rolü vurgulayan bir tarzda şekillendirmiştir. Aynı zamanda
bu ülke, Osmanlı İmparatorluğu’nun zengin kültürel mirasını gün ışığına çıkararak sadece
orta ölçekte bir güç olmak yerine coğrafi konumuyla önemli bir “Müslüman süper güç” olma
kalkınmanın parlak bir örneği iken bugün kendi potansiyeli ile mevcut fırsatlar arasındaki
açıklık sebebiyledir ki yalnızlaştırılma ve dışlanma tehlikesiyle karşı karşıya” olduğunu ileri
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, 15 Mart 2013’te, Diyarbakır’da (nüfusunun çoğunluğu
Kürt olması itibarıyla ayrıca anlamlıdır)[23] Dicle Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada da
açıkça ifade ettiği üzere Türkiye’de Büyük Restorasyon ve Rönesans düşleri, hem İstanbul
Taksim Meydanı’nda yaşanan dramatik olaylardan sonra çok daha karmaşıklaşan ülke içi
tablo hem de zorlu bölgesel ve uluslararası tablo yüzünden öyle kolayca gerçekleşmeyecektir.
Ukrayna’da 2014 ve sonrasındaki durum -Rusya’nın Kırım’ı ilhakı da dahil-zaman zaman
Soğuk Savaş dönemini andıran yeni bir jeo-stratejik tablo yaratmışken küresel ekonomik
krizin uluslararası ve küresel arenalardaki etkileri de hâlâ gözlemlenmektedir.[24]
niyetindedir.
Türkiye için Ukrayna zorlu olmakla beraber kesinlikle öncelikli bir mesele değildir. Çok daha
Avrasya’ın merkezinde, hatta Akdeniz’i Pasifik’e ulaştıran Rimland’in ortasında kapalı bir
komşuluk ilişkileri tamamen ortadan kalkmıştır. Böylece, ülke, “komşularla sıfır sorun”dan
Davutoğlu,“Türkiye, Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkaslar’ın dışmerkezinde, genel olarak
ülkedir.” demektedir. Davutoğlu’na göre, Türkiye bir çevre ülkesi veya ABD, AB, NATO veya
Asya’nın kenar ülkesi olmak istememektedir.[21] Tarihteki ihtişamına yakışır şekilde bağımsız
bir ülke rolü oynama arzusundadır ve oynamaya da başlamıştır. Ülke, merkezî konumuyla
uluslararası arenada, özellikle de Orta Doğu, Kafkaslar ve Kuzey Afrika’nın zorlu sularında
yeniden bir merkezî rol üstlenmektedir.
AKP liderlerinin ikinci stratejik kavramı “komşularla sıfır sorun” iddiası, beklenmedik ve
çoğunlukla da kestirilemeyen Arap Baharı olayları sonucunda sorgulanmaya başlanmıştır.
Başlarda Türkiye, kargaşa, çalkantı ve hatta iç savaşlarla kaynayan bölgede en sorumlu ve
en güvenilir devlet rolü, yapıcı bir rol oynayarak sürecin kazananı olmuştu. Ancak, İsrail’e
karşı son derece olumsuz tavrının takdir gördüğü Arap Dünyası Tükiye’nin, bugün başı dertte
olan bölgenin eksen ülkesi Mısır’ın yerini alma iddiasını hiç de hoş karşılamamıştır. Dışarıda,
Türkiye’nin yeni rolü ve niyetlerini sorgulayan siyasetçi ve gözlemci sayısı da giderek
artmaktadır.
Türk uzman Abdullah Bozkurt, “Ankara, gerçekten de ‘Türk diktası’ olmanın eşiğine gelmiş
katı tutumunu inatla sürdürürse, Körfez bölgesindeki mevcut müttefiklerini de kaybedebilir”
20 Wódka, Polityka zagraniczna..., s.288.
21 Joshua W. Walker, “Understanding Turkish Foreign Policy Through Strategic Depth”, Washington: Transatlantic
Academy, 2013. Daha fazla bilgi için bkz. www.transatlanticacademy.org (25 Haziran, 2014).
96
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
önemlisi, aslında bir iç savaşın yaşandığı komşu ülkeler Irak ve Suriye’de olup bitenlerdir.
Artık, özellikle de Türkiye için daima kritik önem taşıyan Kürt meselesinin eşliğinde eski
“tüm komşularla sorunlu” bir durumun ortasında kalmıştır. Kafkasya daha sakin, ama henüz
istikrarlı değilken, Türkiye’nin Ermenistan ile anlaşmazlıkları ciddiyetini korumaktadır. Diğer
yandan, AB ile Yunanistan ve Kıbrıs gibi Akdeniz ülkelerinin de birtakım ekonomik sıkıntıları
vardır. Dolayısıyla Türkiye’nin çözmesi gereken bazı stratejik sorunlar bulunmaktadır.
Amerikan Foreign Policy dergisinin[25] belki de biraz abartılı gelecek ama, “Türkiye’nin dış
politikası ‘sıfır sorun’dan ‘sıfır dost’a kaymıştır” fakat, bütün bu karmaşık sorunlara çözüm
bulmak o kadar kolay olmayacaktır. Türkiye taraflı bir aktör mü yoksa tarafsız bir sorun
çözücü müdür? Şimdi gündemdeki mesele budur ve bir süre daha gündemde kalacağa
benzemektedir.
Ancak tek bir koşulla, daha fazla ekonomik etkinlikle, stratejik planlardan ve stratejik derinlik
kavramından en az iki amaç gerçekleştirilebilir. Başka bir ifadeyle, Türkiye’nin Müslüman
dünyadaki rolünü ve bir yandan hem Orta Doğu’daki ülkelerle hem de Afganistan ve Pakistan
ile tarihsel ilişkilerini vurgularken bir yandan da Davutoğlu’nun, misafir öğretim üyesi olarak
22 Abdullah Bozkurt, “5 percent rule in Turkish Foreign Policy”, Today’s Zaman, 19 Temmuz, 2013.
23 http://www.mfa.gov.tr/foreign-minister-davutoglu-delivers-a-lecture-at-dicle-university-in-diyarbakir.
en.mfa (25 Haziran, 2014). 24 Excellent Russian perspective, ayrıntı için bkz. Sergei Prozorov, “Five Theses Aftermath the Ukrainian
Revolution”, http://www.politiikasta.fi/artikkeli/five-theses-aftermath-ukrainian-revolution (20 Haziran,
2014). Western Perspective by Carnegie Endowment for International Peace http://carnegieendowment.
org/2014/03/27/what-are-global-implications-of-ukraine-crisis/h5z7 (22 Haziran, 2014)
25 http://www.foreignpolicy.com/articles/2013/08/21/how_turkey_foreign_policy_went_from_zero_problems_
to_zero_friends (25 Haziran, 2014).
97
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Bogdan GÓRALCZYK
hizmet verdiği için kişisel bir yakınlık duyduğu Malezya ve Endonezya gibi uzak ülkelerle
Sonuç
Orta Asya’da daha fazla varlık gösterilmesidir. Elbette Ankara’nın, Batı’da, bir NATO üyesi
Grubu, Baltık Denizi veya Ukrayna’daki son olaylarda bölgesel bir lider rolü oynamayı, hem
daha güçlü bağlar kurmakla olabilir bu da. Bu bağlamda bir başka önemli boyutsa, Türk iş,
inşaat, eğitim sektörleri ve STK’leri kanalyla bir ekonomik kalkınma modeli önerilmesi ve
Orta ölçekli bir devlet olarak Polonya, demokratik geçiş sürecinin öncüsü ve lideri, Visegrad
İslamî davalardan yana tavır almaya hazır bir ülke olarak görünmemek konusunda dikkatli
ziyade sadece siyasî ve askerî değil ekonomik, kültürel ve dinî, yani çok yönlü ve Orta Doğu,
olması hasebiyle, yüzünü Batı’dan Doğu’ya dönmüş ve bazı uzmanlarca[26] iddia edildiği üzere
olması gerekmektedir.
Türkiye’nin yapması gereken ilk şey, içeride siyasî istikrarı yeniden sağlamak ve makro
ekonomik dengeyi yeniden kazanmaktır. İçeride demokratikleşme süreci tehlikededir ve
Ankara ile başlıca Batılı başkentler arasındaki karşılıklı kuşku tekrar canlanmış durumda.
ABD’nin hem de AB’nin sadık bir müttefiki olmayı arzu etmektedir. Türkiye’nin rolü ise daha
Kafkaslar, Akdeniz, Balkanlar ve Karadeniz’i içeren çok bölgeli bir yapı arz etmektedir. Her
iki ülke de dinamik ve uluslararası arenada söz sahibi olma iddiasındadır. Türkiye Artan
özgüvenleriyle iki ülke de -Türkiye’nin özgüveni daha fazladır muhtemelen- dış politika
sahasına yeni bir ayanarak dış politikalarına yeni bir hareketlilik katmak istemektedir.
Bazı uzmanların da iddia ettiği gibi Türkiye’nin AB’ye üyelik şansı “en aza” mı inmiştir? Bu
Batılı güçlerin, yeni güç merkezlerinin yeni jeo-stratejik rolüyle görece gerileyişini tespit
Transatlantik Topluluk, AB, İslam dünyası veya başta iki dev Çin ve Hindistan olmak üzere
pek çok ilişkisi birkaç yıl önce beklenenden daha karmaşıktır. Bugün Ankara veya Varşova’nın
aslında özellikle de ekonomik alanda, her iki tarafa da bağlı bir mesele. Şayet Türkiye, 2008
krizi dahil olmak üzere son yıllardaki başarılı performansını devam ettirirse, herkes için,
hızla büyüyen Asya için giderek daha çekici bir ortak olacaktır. Tersinden bakacak olursak,
AB çok boyutlu mevcut krizlerle baş edebilirse Türkiye, tüm komşu ülkeler için giderek daha
cazip bir ortak durumuna gelecektir.
Türkiye’nin kendi içinde, Orta Doğu bölgesinde, son zamanlarda hayli çalkalanan
ettiğimiz günümüz küresel arenasındaki sürekli ve hızlı değişim çağında bu politikanın
sürekliliği ve etkinliği tehlikededir. Polonya’nın Rusya ile veya Türkiye’nin Irak veya Suriye ile
önündeki gündem, komşulardan gelecek tehlikelere karşı önleyici diplomasiyi başarıyla
uygulamaktır. Daha iddialı ve aktif dış politika yapıcıları olarak oynamak istediğimiz yeni
roller için büyük bir sorumluluk bilincine sahip miyiz? Bu da ancak tarihin cevap vereceği
bir sorudur.
sınır komşularında veya geleceğiyle ilgili birçok belirsizlik bulunan AB içinde yaşanan
Bu küresel stratejik değişim döneminde Atlantik’den Pasifik’e ve Batı’dan Doğu’ya (kısmen
şekilde yükselen bir pazar olarak iyi işler başarıyor, Kürt sorunu kötüye gitmiyorsa da
Batılı olmayan gelişmekteki pazarların ayrılmaz bir parçası olduğu bir ortamda Türkiye’nin
istikrarsızlık
[27]
ancak mevcut durumu karmaşık bir hale sokar ve Türkiye’nin AB’ye girişini
durma noktasına getirir. Umarım, bu karamsar senaryo gerçekleşmez. Türkiye, etkileyici
Irak ve Suriye’deki mevcut durum nedeniyle giderek daha hassas bir hâl almaktadır. Öyle
görünüyor ki Ankara’da hiç kimse, Türkiye için yeni fırsatlar ve ümitlerle dolu stratejik
derinlik döneminden herhangi bir gerilemeye mukabele etmeye hazır değil. İçerde ve
uluslararası arenada sorumluluğun bedeli giderek artmaktadır. Umalım ki Ankara, İstanbul
ve tüm Türkiye’deki elitler bu tehlikenin farkında olsunlar. Şu çetin stratejik soru hâlâ cevaba
muhtaç: Türkiye sadece yükselen pazarlardan biri mi, yoksa Ankara’daki yetkililerce sıklıkla
iddia edildiği gibi yeni bir güç merkezi midir? Bunu bize söyleyecek, gereken cevabı verecek
olan yalnızca tarihtir.
26 Svante E. Cornell, “What Drives Turkish Foreign Policy?”, Middle East Quarterly, Kış 2012, ss. 13, 17.
27 Bu teliğin yazarı bu hususlarla ilgili Lehçe bir yayın hazırladı. Yayının İngilizcesi buradan temin edilebilir:
Bogdan Góralczyk, “The 2008 Crisis and the New Role of the European Union in the Global Arena”, Yearbook of
Polish European Studies, C. 16/2013, s. 15-40. Buna gore, AB hali hazırda çok katmanlı krizlerle karşı karşıya:
1) Liderlik ve stratejik vizyon; 2) Ekonomik kriz, “Eurozone” ve büyük borçlar (PIGS denen ülkelere yönelik)
3) Kurumlar (“demokratik zarar”) 4) Axiology, çoğu üye ülkenin çeşitli politik güçler aracılığıyla sıkça ve açıkça
mücadele ettikleri değerlerin ortak sistemleri.
98
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
de Güney’e) nasıl etik, şeffaf ve güvenilir olunacaktır? Batı ittifakının bir parçası olarak bu
konuda Polonya’nın rolü biraz daha kolaydır. Türkiye ve Polonya’nın NATO üyesi olmaları ve
durumu çok daha karmaşıktır. Bu durumda nasıl istikrarlı olunacak ve eksen kayması
nasıl önlenecektir? Hem İİT hem NATO’nun daha aktif üyesi olarak sorumluluklar ve hatta
görevler nasıl paylaşılacaktır? Gelecekte ne yöne gidilecektir? AB’ye mi, BRISC’e mi yoksa
Sangay İşbirliği Örgütüne mi yaklaşılacaktır? Oluşacak yeni şartlarda “stratejik derinlik” nasıl
düzenlenecektir? Tüm bunlar, Türkiye’nin kendisi ve dünya için bir an önce cevap vermesi
gereken çok kritik sorulardır.
Muhtemelen, Arap Baharı serüveniyle de görüldüğü gibi, daha bağımsız ve hırslı bir Türkiye,
Polonya’yı da içine alan Batı ile ortak değerlerden ziyade çıkarlara dayalı bir işbirliği yapıyor
olacaktır. Bu da işbirliğinin başarılı olmayacağı anlamına gelmez. Karşılıklı işbirliği ve anlayış
geleneğiyle ikili ilişkilerinde hiçbir sorun yaşamayan iki ülke, hatta bölgelerinde etkili ülkeler
olarak, ilişkilerimizi kolaylıkla bir kazan-kazan sistemine oturtabiliriz. İkili ilişkilerinde
Polonya ve Türkiye’nin önünde bir fırsat penceresi açılmıştır. Her ikisi de ekonomik olarak
daha güçlü ve uluslararası açıdan daha önemli bir konumdadır. Dileyelim de, Türkiye ve
99
Bogdan GÓRALCZYK
Polonya bu şekilde kendi bölgeleri, dünya ve de karşılıklı verimli ilişkileri için daha fazlasını
vadedebilsin.
KAYNAKÇA
BRZEZINSKI, Zbigniew, The Strategic Vision: America and the Crisis of Global Power, New York: Basic Books, 2013.
CORNELL, Swante E., “What Drives Turkish Foreign Policy?”, Middle East Quarterly, Kış 2012, s. 13-24.
DAVUTOGLU, Ahmet, “Turkey’s Zero Problems Foreign Policy”, http://www.eurodialogue.eu/Turkey%27s%20ZeroProblems%20Foreign%20Policy
GÓRALCZYK, Bogdan, “The Role of Turkey in the International Arena: Emerging Regional Power or Just an
Emerging Market?”, in: Poland and Turkey in Europe - Social, Economic and Political Experiences and
Challenges, ed. Artur Adamczyk, Przemysław Dubel, Varşova: Centre for Europe, Varşova Üniversitesi,
2014, ss. 331-352.
GÓRALCZYK, Bogdan, ”The Search for a New Global Order”, Yearbook of Polish European Studies, C. 14/2011, ss.
81-107.
GÓRALCZYK, Bogdan, “The 2008 Crisis and the New Role of the European Union in the Global Arena”, Yearbook
of Polish European Studies, C. 16/2013, ss. 15-40.
KAGAN, Robert, The Return of History and the End of Dreams, New York: Alfred A. Knopf, 2008.
Liberal Order in a Post-Western World, Washington: Transatlantic Academy, 2014.
KUPCHAN, Charles A., No One’s World. The West, The Rising Rest, and the Coming Global Turn, Oxford: Oxford
University Press, 2012.
OECD Economic Surveys. Poland, Paris, Mart 2014.
ORENSTEIN, Mitchell A., “Poland. From Tragedy to Triumph”, Foreign Affairs, January-February 2014, C. 93, nr. 1.
Poland’s Foreign Policy in the 21st Century, ed. Stanisław Bieleń, Warsaw: Diffin, 2011.
“Renationalization”, ASPEN Review. Central Europe, nr. 1/2013, Prag 2013.
BOZKURT, Abdullah, “5 percent rule in Turkish Foreign Policy”, Today’s Zaman, 19 Temmuz 2013.
SZYMAŃSKI, Adam (ed.), Turkey and Europe. Challenges and Opportunities, Warsaw: The Polish Institute of
International Affairs, 2012.
WALKER, Joshua W., “Understanding Turkish Foreign Policy Through Strategic Depth”, Washington: Transatlantic
Academy, 2013.
WÓDKA, Jakub, Polityka zagraniczna Turcji. Uwarunkowania wewnętrzne oraz podmioty decyzyjne (Turkey’s
Foreign Policy. Domestic Conditions and Decision-makers),Warsaw: Instytut Studiów Politycznych PAN
- TRIO, 2012.
ZALEWSKI, Piotr, “How Turkey Foreign Policy went from “zero problems” to zero friends”, Foreign Policy, 23
Ağustos 2013.
Poland and Turkey as
TWO RISING POWERS IN THE
INTERNATIONAL SYSTEM
Prof. Bogdan GÓRALCZYK*
Abstract
Both Poland and Turkey converted and transformed their positions and roles after the collapse of
the Cold War order, i.e. after 1991. Their role in the early years of the 21st century was redefined;
in Turkey after 2001, when the AKP of Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan came to power
and in Poland after 2004, when the country joined the European Union (EU). Their role was
defined once again after 2008, when both countries, were doing perfectly well amidst the global
economic crisis. Poland is trying to play the role of a green island on the troubled territories
of the EU, while Turkey was successfully promoting the concept of ‘strategic depth’, which was
nothing but a return to its magnificent tradition and history, and a proper exploitation of the
geostrategic assets of the country. Both countries became known as emerging markets - and
potential regional powers.
*
100
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
The Center for Europe, University of Warsaw, Warsaw, Poland. Former Ambassador to some Asian states.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
101
SYMPOSIUM PAPERS
Bogdan GÓRALCZYK
The crisis in the global markets, which started in 2008, was the last major fault-line in
global history and redefined many concepts and ideas, as well as the map of the world. The
position of the West, dominating global arena for many decades and centuries has been
strongly undermined. The United States, the only superpower after the end of the Cold
War Order (1945-1991) lost its dominant position, at least in the economic and financial
sphere. The ‘unipolar moment’
[1]
came to an end, and the dreams of the end of history, i.e.
Turkey is definitely among this new group of states, widely described after 2008 as emerging
markets, usually non-Western, or even anti-Western.[7] Whereas Poland, a post-Communist
country, which is anchored in Western institutional framework (membership in Council of
Europe in 1991, OECD in 1996, NATO in 1999 and the EU in 2004), by many features can
also be described as an energetic emerging market. Now, according to available data, the
country is the 9th biggest economy in the EU and 23rd amongst the biggest economies of the
absolute domination of the liberal (or neo-liberal) system was also undermined. Instead of
world.[8]Though different by nature and other reasons, both countries pretend to be the
epoch, Asia and the Middle East are coming to the fore. The world was hit hard by the reality
For obvious reasons, the dynamic of change in both Poland and Turkey in recent years was
one dominion and global political and economic blueprint again we need to be prepared for
a world of conflicting values and multiple paths. Like in the era prior to Western domination
of new dynamism by the actors playing not according to the rules of Washington Consensus[2]
or liberal democracy conscripts. Earlier ideological determinism of post-Cold War era was
over,[3] and the world became multipolar and polycentric once again. And instead of one
superpower we have many (more or less) great powers. Western values and ideological
hegemony have not been universalized.[4]
What is more, a visible reinvigoration of many new powers (local and some, like China, or
India of global significance) took place. The new situation was confirmed to some extent by
the new institutional framework created after 2008, symbolized by the shift from G7 to G20
in November 2008 and the creation of BRIC (later BRICS). The last one consisted of major
regional power centers or middle-ranking states.
different. For Poland, the initial defining moment was domestic and came in 2007, when
an attempt to create a more nationalist and independent (from the EU, and the neighbors,
starting from Russia and Germany) political and economic subject under the banner of so-
called Fourth Republic was rejected.[9] Only later, after 2008 and especially 2010, when the
impact of global crisis was already visible on the EU territories, Poland - having more that
1/3 of its trade volume with Germany alone, and 77,3% of its exports and 58,1 of its imports
in 2014 with the EU member states[10] - detected the impact of deep crisis on global and
(mainly) Western markets. Some problems did come, but they were prevailed soon. And after
2011, the country is on the quick growth road again, actually the quickest in Europe.[11]
emerging markets, as we started to call them, which were previously described mostly as
In Turkey it was the opposite. The initial ‘moment of truth’ was not domestic, but
new power centers will bring about a new political and ideological diversity and thus we will
earlier declared, one had the impression that Turkey has only problems with the outside
developing or even Third World Countries. Thus, an era of new global order, new geometry and
new division of economic power have also emerged. Of course, there are some doubts if the
have an interdependent world, without any center of gravity or global guardian.[5] However,
the ascent of the emerging markets (and power centers) is obvious. While the US (and the
West) scaled down their share in global governance and global institutional framework, the
new power centers are rising stakeholders in this new era of (global) interdependence.[6]
1
2
3
4
5
6
102
The term used by Charles Krauthammer, in: “The Unipolar Moment”, Foreign Affairs, Special Issue, 1990.
Invented by John Williamson strongly market-based approach (sometimes described as neo-liberalism) which
became a kind of blueprint and prescription for the countries transforming themselves after the collapse of
the Cold War Order, the post-Communist included. Poland is one of the case studies of this approach. Critical
approach see: Dani Rodrick, Goodbye Washington Consensus, Hello Washington Confusion?, Harvard: Harvard
University Press, January 2006, pp.3-4.
Robert Kagan, The Return of History and the End of Dreams, New York: Alfred A. Knopf, 2008, p.3,2.
Charles A. Kupchan, “Reordering Order: Global Change and the Need for a New Normative Consensus”, in
Liberal Order in Post-Western World, ed. Trine Flockhart, Charles A. Kupchan et al., Transatlantic Academy,
Washington 2014, p. 3.
Charles A. Kupchan, No One’s World. The West, The Rising Rest, and the Coming Global Turn, Oxford: Oxford
University Press, 2012, p. 3.
See more: Zbigniew Brzezinski, The Strategic Vision: America and the Crisis of Global Power, New York: Basic
Books 2013.
international, when – surprisingly for everybody – the unexpected eruption of Arab Spring
took place in early 2011. Pretty soon, instead of ‘zero problems with the neighbors’, as was
world, starting from non-neighbors like Israel or Egypt, through Iraq, Syria, the Caucasian
region, up to the Mediterranean, the EU and even the USA. Looking from the perspective of
7
One of the pillars of this ‘new world’, the Shanghai Cooperation Organization is defined by R. Kagan simply as
‘anti-NATO’ or ‘Warsaw Pact 2’. R. Kagan, The Return..., p. 74.
9
More in: Poland’s Foreign Policy in the 21stCentury, ed. Stanisław Bieleń, Warsaw: Diffin, 2011. According to
one of the Authors of this volume, Ryszard Zięba: “In the 2005 parliamentary and presidential elections we
clearly saw the exploitation of fears and suspicions, as well as misunderstanding of Poland’s relations with
its neighbors – Russia and Germany (“historical-hysterical politics”) as well as the EU. For the next two years,
Poland pursued a neurotic policy”, p. 79.
8
Form official macroeconomic data of Ministry of Treasure, Republic of Poland. Available at: http://
www.msp.gov.pl/en/polish-economy/macroeconomic-analysis/5313,Macroeconomic-Analysis
-of-Polish-economy.html (Date of access: June 19, 2014).
10 From official data provided by Central Statistical Office of Poland. Available at: http://stat.gov.pl/en/topics/
prices-trade/trade/foreign-trade-turnover-in-total-and-by-countries-january-march-2014,1,15.html (Date of
access: June 19, 2014).
11 http://www.thenews.pl/9/7/Artykul/91164,Polish-economy-fastest-growing-in-EU (Date of access: June 20,
2014).
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
103
SYMPOSIUM PAPERS
Bogdan GÓRALCZYK
the international scene, the country is once again at the crossroads.[12] The series of domestic
allowing living standards to converge steadily towards the EU average”.[16] Recently, another
However, domestic or international impediments notwithstanding, both countries were
came when Poland joined the European Union in 2004.[17]
problems, starting from public demonstrations in Istanbul and Taksim Square, came later.
doing well economically between 2008-2014, thus remaining in the category of emerging
prestigious Western magazine, “The Economist”, has followed suit in a special report on
Poland claiming that the country has “a 500-year high point”, and a particular success story
markets. How did that happen? And what were the main reasons behind their respectful
There can be no question as to the fact that Poles are richer and have one of the most
located on the verge of Europe, Middle East, Russia, the Caucasus and Mediterranean is much
social (and regional) stratification, which leads to public dissatisfaction, and sometimes even
success stories? All answers for these questions are crucial, as both countries pretend to be
regional centers, or hubs, if not regional powers. Of course, the role of Turkey, strategically
more important in this respect. Poland’s location, however, in the center of Europe, and
‘between Russia and Germany’ (which once was a curse, now recaptured as one of the major
assets of the country), is also meaningful. As in the case of Turkey in the post-Cold War era,
geography ceases to be a burden and in fact becomes an asset.
[13]
Poland as the Green Island - For How Long?
All available data confirm the dynamic growth of Poland in recent years. According to
Eurostat, after the global crisis of 2008 Poland was the fastest growing economy within the
EU, with some 15% of GDP growth in the years 2009-2013 (neighboring Slovakia with an
8% growth rate in the same period came in as second). Quite a success, even if we take into
consideration a lower starting point, i.e. lower level of development and standard of life.
Polish GDP per capita, with the EU average as 100%, grew from 62 to 68%, and surpassed
Hungary (67%) and neared Slovakia (76%) and the Czech Republic (81%).[14]
Thus, it comes as no surprise that Poland become the favorite country for foreign capital
and FDI entering the country (more than 40 bln euros in the recent decade), becoming one
of Europe’s biggest construction sites. It comes as no surprise either that the country has
also received many positive assessment from abroad. For instance, in one study for the
World Bank, which was later repeated by the prestigious “Foreign Affairs” magazine, it was
claimed that Poland “has just had probably the best 20 years in more than one thousand
years of its history”.[15] While in a special report on Poland from the OECD in early 2014 it was
stated: “Poland’s overall economic performance has been impressive over the last decade,
12 Turkey and Europe. Challenges and Opportunities, ed. Adam Szymański, Warsaw: The Polish Institute of International Affairs, 2012, p. 281.
13 Jakub Wódka, Polityka zagraniczna Turcji. Uwarunkowania wewnętrzne oraz podmioty decyzyjne (Turkish
Foreign Policy. Domestic conditions and decision-makers), Warsaw: Instytut Studiów Politycznych PAN – TRIO,
2012, p. 281.
14 http://en.wikipedia.org/wiki/Economy_of_the_European_Union (Date of access: June 20, 2014).
15 Mitchell A. Orenstein, “Poland. From Tragedy to Triumph”, Foreign Affairs, January-February 2014, Vol. 93, nr.
1, p. 23.
104
open economies in the region. However, there are some structural problems, such as high
unemployment (currently of some 13%), especially among the young generation and growing
anger, which are sources of concern. Combined with some other impediments, like the low
level of money spent for R&D (only some 0,7% of GDP, compared to the EU 2% average),
growing public debt or the very high rate of social spending, these lead to a lively domestic
debate on the future of the country and the road of further modernization. The government
(second cabinet) of Donald Tusk, in power since the fall of the Fourth Republic project in
2007, which was quite successfully promoting the image of the country as a ‘’green island” on
the European continent after 2008, was constantly attacked by the opposition as one creating
another “dependent market economy”, i.e. is not fighting properly for national interests or
sovereignty rights. The domestic scene is highly divided, and Poland is not immune to the”re-
nationalization” wave recently detected in the EU[18] - and confirmed so visibly in the recent
elections to the European Parliament in May 2014.
In other words, Poland is definitely a success story, a good example of an emerging market
on constantly troubled post-Communist territories, but domestically it is sailing through
troubled waters. Coincidentally but fortunately, the unexpected series of events in Ukraine
and around her, which led, among others, to the Russian annexation of the Crimea, has
once again undermined Poland’s central position. That was confirmed in a spectacular way
personally by American President Barack Obama during his visit to Poland on the occasion
of the 25th anniversary of the collapse of the Communist system in the country. Thus, Poland
is not only praised as a fast growing, emerging market but also as a successful “country of
freedom” where “we see the strength of democracy”.[19] Poland still remains an attractive
choice, in the political, economic or touristic sense. However, deep division lines are also
16 OECD Economic Surveys. Poland., Paris: OECD, March 2014, p.10.
17 “Poland - The Special Report”, The Economist, June 28, 2014. The magazine described Poland as “Europe’s
unlikely star”, a country thriving and experiencing “the second Jagiellonian age”, another golden era of growing
international impact “for the first time in half a millennium”.
18 See more on this issue in the special issue of ASPEN Review. Central Europe, nr. 1/2013, Prague 2013.
19 Whole speech available at: http://www.youtube.com/watch?v=x25oBZzVRIQ (Date of access: June 25, 2014).
The text of this speech: http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2014/06/04/remarks-presidentobama-25th-anniversary-freedom-day (Date of access: June 25, 2014).
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
105
SYMPOSIUM PAPERS
Bogdan GÓRALCZYK
visible on the domestic scene and the slogan of “green island” has lost much of its glamour
The geostrategic tasks of Turkey, resulting from the growing role of the country, seem
to come.
country became more powerful (first in the economic, later in the political sense) and in
recently. And almost for sure it will be the domestic scene, combined with the visible growing
wave of euroscepticism, which will decide the fate of the nation and the country in the years
Turkey - Regional Power or Just an Emerging Market?
Turkey, like Poland, is also a perfect mixture of domestic and international factors. The
dynamic here was comparable to the Polish one, which has started (in 2001, with the
triumph of the Justice and Development Party, i.e. AKP) on the domestic scene, and the future
of the country will be once again decided on the domestic rather than international scene. By
coincidence, this parallel went so far that the prime ministers of both countries, Recep Tayyip
Erdoğan and Donald Tusk, have the same major problem on the domestic scene - the results
of high-level people’s talk overheard and a tapping scandal. Thus, the position of both of them
is weaker than prior to those scandals.
However, the most important thing in this respect is the fact that during the AKP era, from
2002 until now, Turkey has been another big success story on the global arena. It is not a
coincidence that Turkey joined the G20 group, included as a respected emerging market in
the region (Poland has only had domestic discussion on the issue, but as the 22nd economy
on the globe, it did not manage to join the club). The statistics available prove that Turkey
was not directly affected by the 2008 global crisis. As a result, in 2013 Turkey ranked 17th
according to the World Bank or 18th according to the International Monetary Fund among the
world economies in terms of GDP and nominal rate, and 15th and 16th respectively in terms
of Purchasing Power Parity (PPP). What is more, sometimes the ambitious leaders in Ankara
overtly admit an intent to get to the top ten of world’s largest economies.
Whatever the final result, the average annual GDP growth under the AKP rule, which in the
years 2002 - 2012 reached 5%, ranks the country among the leaders on the global scene and
it is treated as such, as one of the most dynamic emerging markets, along the BRICS member
states or Chile, South Korea and Mexico. Available Eurostat data confirms that growth - of
GDP, foreign trade or investment in infrastructure - came after 2008 and not prior to it. Thus,
the global crisis was not painful for Turkey. What could be more painful though, is the Arab
Spring process, still far from over, and not only in the economic sphere, but also in diplomacy,
foreign engagement, etc.
obvious. Their interpretation sounds like that. In the Cold War era, Turkey was a dependent
country, mostly on NATO and the US alliance, so in the early years of the 21st century the
consequence more independent in its judgment, decisions and behavior. While previously it
was the international situation which defined Turkey’s position on the international arena, so
recently it is the Turkish domestic dynamic which mostly defined its more and more assertive
stance on the international and even global scene.[20] The country is not following anymore
the expectations of the major powers, starting from the US, it is behaving as a regional power,
like in its previous glorious Ottoman Empire past.
Under the project of “strategic depth” (Stratejik Derinlik), proposed by the long-standing head
of Turkish diplomacy Ahmed Davutoğlu, the country redefined its relations with the world.
The concept sketched Turkey’s relations with the great powers - USA, the EU, Russia and
others - in the long run and in a manner emphasizing the strengthened political, economic
and cultural role played by Turkey. Simultaneously, the country started to use its rich cultural
background rooted in the Ottoman Empire intend to be something more than just a mid-size
power, but rather a significant “Muslim superpower” due to its geographical location.
To quote Davutoğlu himself: “Turkey is a state having closed territory, situated in the
epicentre of the Balkan, Middle East and Caucasus, in the centre of Eurasia in general as well
as in the centre of a Rimland communicating the Mediterranean with the Pacific”. According
to Davutoğlu, Turkey does not want to be peripheral or stay on a sideline of the US, the
EU, NATO or Asia. [21] Turkey wants to play an independent role and the country has really
started to play that role again, like in previous, glorious centuries. Being centrally positioned,
once again the country is playing a central role on the international scene, especially on the
troubled waters of the Middle East, Caucasus and North Africa.
The second strategic concept of the AKP leaders, the claim to have “zero problems with
the neighbors”, was put into question by an unexpected and mostly unpredictable events
of the Arab Spring. Initially, Turkey emerged as the winner, playing a consistent role of the
most responsible and reliable state, a constructive role in the region of turbulence, upheaval
and frequently even civil wars. However, trading places with Egypt, a pivotal country in the
region which is now in trouble, was not received well by the Arab World, prizing on the other
hand the radically negative attitude of Turkey towards Israel. More and more politicians and
observers abroad started to put into question both Turkey’s new role and its intent.
20 Wódka, Polityka zagraniczna..., p.288.
21 From: Joshua W. Walker, “Understanding Turkish Foreign Policy Through Strategic Depth”, Washington:
Transatlantic Academy, 2013. Available at: www.transatlanticacademy.org (Date of access, June 25, 2014).
106
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
107
SYMPOSIUM PAPERS
Bogdan GÓRALCZYK
To quote Turkish expert Abdullah Bozkurt, “If Ankara is going to firmly persist on its unyielding
At least two goals can be achieved from the strategic plans and the concept of “strategic
democracy and model development, now risks alienation and isolation” in consequence of
Afghanistan and Pakistan while building stronger connections with places as far away as
attitude - indeed verging on a kind of ‘Turkish dictate’ - it may lose its present allies in the
region of the Gulf”. What is worse, the country, “until now the bright example of unfolding
the visible “hiatus occurring between its potential and actual opportunities”.[22]
The dreams of Great Restoration and Renaissance, openly expressed by foreign minister
Ahmet Davutoğlu, in his speech presented on March 15, 2013 in Dicle University in (mostly
Kurdish by population, which was also meaningful) Diyarbakir,[23] cannot be so easily achieved
due to both a much more complicated domestic scene since the dramatic events on Taksim
Square in Istanbul, and an also much more complicated - and challenging - international and
regional situation. On the international and global arena, the effects of the global economic
crisis are still visible, while in 2014 the situation in the Ukraine and its aftermath - the Russian
annexation of Crimea included - brought about a new geostrategic landscape, resembling
from time to time the Cold War era.[24]
For Turkey, Ukraine is also a challenge, but definitely not the first priority. What is much more
important is the situation in neighboring Iraq and Syria, which are, in effect, in civil war. The
former equidistance almost disappeared, especially since the situation there is combined with
- always crucial for Turkey - Kurdish issue. Thus, from “zero problems with the neighbors”
the country is midst of many problems with practically all its neighbors. While Caucasus is
calmer, but not stable yet, the differences with Armenia remain in place. On the other hand,
the whole of the EU and its Mediterranean member states, including Greece and Cyprus,
have economic troubles. So in both cases Turkey has some strategic problems to resolve.
Maybe it is a small exaggeration to claim, like the American “Foreign Policy:” magazine did,
[25]
that “Turkey’s foreign policy went from ‘zero problems’ to zero friends”, but it is more than
obvious that it will not be easy to find a proper solution in all these complicated issues. Is
Turkey a partisan actor, or a neutral problem-solver? This is the issue on the agenda now, and
it will remain there at least for some time.
22 Abdullah Bozkurt, “5 percent rule in Turkish Foreign Policy”, Today’s Zaman, July 19, 2013.
23 http://www.mfa.gov.tr/foreign-minister-davutoglu-delivers-a-lecture-at-dicle-university-in-diyarbakir.
en.mfa (Date of access: June 25, 2014).
24 Excellent Russian perspective, see: Sergei Prozorov, “Five Theses Aftermath the Ukrainian Revolution”, Available
at: http://www.politiikasta.fi/artikkeli/five-theses-aftermath-ukrainian-revolution (Date of access: June 20,
2014). Western Perspective by Carnegie Endowment for International Peace see: http://carnegieendowment.
org/2014/03/27/what-are-global-implications-of-ukraine-crisis/h5z7 (Date of Access: June 22, 2014).
25 http://www.foreignpolicy.com/articles/2013/08/21/how_turkey_foreign_policy_went_from_zero_problems_
to_zero_friends (Date of access: June 25, 2014).
108
depth”, under one condition: further economic effectiveness. Namely, emphasizing Turkey’s
role in the Muslim world and its historic relations not only in the Middle East, but also with
Malaysia (Davutoğlu has a personal affinity given his tenure as a visiting professor there) and
Indonesia. Another important dimension is further engagement in Central Asia and offering
an economic model of development through Turkish businesses, construction, education,
and NGOs. Of course, Ankara needs to be careful in this respect, so as not to be seen in the
West, and as the NATO member state, as the country which has shifted and changed focus
from the West to the East and is ready to side with the Islamist causes, as is already claimed
by some experts.[26]
What the country needs to do first is to return to domestic political stability, and to regain
macroeconomic balance. On the domestic scene, the process of democratization is at stake,
and mutual suspicions between Ankara and major Western capitals emerged again. Have
Turkey’s chances to become an EU member state “shrank to a minimum”, as some experts
already claim? Well, it depends on both sides, and especially in the economic sphere. If Turkey
will perform so well as it has in recent years, those after the 2008 crisis included, then it will
be a more and more attractive partner for everyone, in the Transatlantic Community, in the
EU, the Muslim World or rapidly growing Asia, starting from the giants: China and India. And
vice versa, if the EU prevails with the current multidimensional crises, then it will be a more
and more attractive partner for all countries in the neighborhood.
Only destabilization, being it in Turkey domestically, in the Middle East region or Turkish
neighborhood, so volatile recently, or within the EU with so many open questions concerning
its future,[27]can complicate the case and the Turkish accession process to the EU will grind
to a halt. Hopefully, this kind of pessimistic scenario will not happen. Turkey is doing well as
an impressive emerging market, the Kurdish problem is not escalating, but is more and more
sensitive, due to the current situation in Iraq and Syria, and other issues on the agenda seem
to be less volatile. It seems that no one is ready in Ankara to trigger a response in the form
of any decline in the era of - still - strategic depth of new opportunities and prospects for
26 Svante E. Cornell, “What Drives Turkish Foreign Policy?”, Middle East Quarterly, Winter 2012, pp. 13, 17.
27 The Author of this study has published recently a special volume in Polish on those issues. His findings from this
volume are also available in English in: Bogdan Góralczyk, “The 2008 Crisis and the New Role of the European
Union in the Global Arena”, Yearbook of Polish European Studies, vol. 16/2013, pp. 15-40. According to it: the EU
is currently challenged by a multilayer crisis, namely has problems with: 1) Leadership and strategic vision;
2) Economic crisis and Eurozone, together with overwhelming domestic debts, especially in the so-called PIGS
countries, mainly in the Mediterranean region; 3) Institutions (the “democratic deficit’) and even 4) Axiology,
i.e. a common system of values, which are being frequently and openly challenged in many member states by
various political forces.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
109
SYMPOSIUM PAPERS
Bogdan GÓRALCZYK
Turkey. The price of responsibility, both on the domestic and international scene, is growing.
Probably, as the odyssey of Arab Spring has shown, a more independent and assertive Turkey
already a new power center as frequently claimed by authorities in Ankara? Only history will
with no problems in bilateral relations, with the great heritage of mutual cooperation and
Let’s hope that the elites in Ankara, Istanbul and the whole of Turkey realize what is at stake.
As the crucial strategic question is still open: Is Turkey just another emerging market or
tell, and give as a proper answer.
Conclusions
Poland as a middle-ranking state aspires to play a role of an initiator and leader of democratic
transition, a regional leader (in Visegrad Group, Baltic Sea, or vis à vis the recent events in the
Ukraine), a staunch ally of the US on the one hand and of the EU on the other. Turkey’s role
is rather multi-dimensional (economic, cultural, even religious, not only political or military)
and multi-regional (Middle East, Caucasus, Mediterranean, also Balkans and Black Sea area).
Both countries are dynamic and claim that they have a great deal to say on the international
arena. With growing self-confidence, probably bigger in the case of Turkey than Poland, they
want to inject a new activism into the foreign policy realm.
What is at stake is the consistency and effectiveness of this policy in the era of constant
and rapid change on the contemporary global arena, when we detect a relative decline of
the Western powers mixed with the new geostrategic role of the new power centers. Many
relationships, those of Poland with Russia, or Turkey with Iraq or Syria, are more complicated
than expected just a few years (or months) ago. How to successfully implement a pre-emptive
diplomacy towards the challenges coming out from the neighborhood is another crucial issue
ahead of the officials in Ankara or Warsaw. Do we have a great sense of responsibility in the
new roles we intend to play as more ambitious and active foreign policy makers? This is still
a question to be answered by history.
How to be ethical, transparent and credible in this era of global strategic shift, from
the Atlantic to Pacific and from the West to the East (partly to the South)? Poland in this
perspective has a different and less challenging role, as part of the Western alliance. While
Turkey is in a much more complicated position, as both a NATO member state and an integral
part of – mainly non-Western – emerging markets. How to be consistent and not shift the
will be cooperating with the West, Poland included, based more on interests than on shared
values. This doesn’t mean, however, that the cooperation cannot be a fruitful one. As countries
understanding we can easily arrange a win-win scenario for the future, now – again – as
countries of regional influence and impact. In their bilateral relations both Poland and Turkey
see a window of opportunity in the years to come. Both are economically stronger and more
important internationally. Let’s hope that as such they can propose more for their regions, for
the world and for their fruitful and mutually significant bilateral relations as well.
BIBLIOGRAPHY
BRZEZINSKI, Zbigniew, The Strategic Vision: America and the Crisis of Global Power, New York: Basic Books, 2013.
CORNELL, Swante E., “What Drives Turkish Foreign Policy?”, Middle East Quarterly, Winter 2012, pp. 13-24.
DAVUTOGLU, Ahmet, “Turkey’s Zero Problems Foreign Policy”, Available at: http://www.eurodialogue.eu/
Turkey%27s%20Zero-Problems%20Foreign%20Policy
GÓRALCZYK, Bogdan, “The Role of Turkey in the International Arena: Emerging Regional Power or Just an
Emerging market?”, in: Poland and Turkey in Europe - Social, Economic and Political Experiences and
Challenges, eds. Artur Adamczyk, Przemysław Dubel,Warsaw: Centre for Europe, University of Warsaw,
2014, pp. 331-352.
GÓRALCZYK, Bogdan,”The Search for a New Global Order”, Yearbook of Polish European Studies, vol. 14/2011,
pp.81-107.
GÓRALCZYK, Bogdan, “The 2008 Crisis and the New Role of the European Union in the Global Arena”, Yearbook
of Polish European Studies, vol. 16/2013, pp. 15-40.
KAGAN, Robert. The Return of History and the End of Dreams, New York: Alfred A. Knopf, 2008. Liberal Order in
a Post-Western World, Washington: Transatlantic Academy, 2014.
KUPCHAN, Charles A., No One’s World. The West, The Rising Rest, and the Coming Global Turn, Oxford: Oxford
University Press, 2012.
OECD Economic Surveys. Poland, Paris, March 2014.
ORENSTEIN, Mitchell A., “Poland. From Tragedy to Triumph”, Foreign Affairs, January-February 2014, vol.
93, nr. 1. Poland’s Foreign Policy in the 21st Century, ed. Stanisław Bieleń, Warsaw: Diffin, 2011.
“Renationalization”, ASPEN Review. Central Europe, nr. 1/2013, Prague 2013.
BOZKURT, Abdullah, “5 percent rule in Turkish Foreign Policy”, Today’s Zaman, July 19, 2013.
SZYMAŃSKI, Adam (Ed.),Turkey and Europe. Challenges and Opportunities, Warsaw: The Polish Institute of
International Affairs, 2012.
WALKER, Joshua W., “Understanding Turkish Foreign Policy Through Strategic Depth”, Washington: Transatlantic
Academy, 2013.
WÓDKA, Jakub, Polityka zagraniczna Turcji. Uwarunkowania wewnętrzne oraz podmioty decyzyjne (Turkey’s
Foreign Policy. Domestic Conditions and Decision-makers),Warsaw: Instytut Studiów Politycznych PAN
- TRIO, 2012.
ZALEWSKI, Piotr, “How Turkey Foreign Policy went from “zero problems” to zero friends”, Foreign Policy, August
23, 2013.
axis? How to share growing responsibilities – and even duties – being a more active member
of the OIC and NATO simultaneously? Where to go in the future – closer to the EU or closer to
BRICS or Shanghai Cooperation Organization? How to arrange a “strategic depth” in the new
circumstances? Those are crucial questions which Turkey needs to answer soon, for herself
and for the world.
110
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
111
Polonya ve Türkiye’nin AB’ye katılımı
Türkiye yarım yüzyıldır AB üyesi olmaya çalışıyor. Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET)
üyelik başvurusu yapan ilk Türk Başbakanı bir muhafazakâr siyasetçi olmuştur: Adnan
Menderes. Ancak, Türkiye’yi AET’ye yaklaştırabilecek demokratik reformlar için uygun
zemini hazırlayan Turgut Özal’dır. Özal, başbakanlık (1983-1989) ve cumhurbaşkanlığı
(1989-1993) yıllarında Türkiye’yi Batı’ya daha da yaklaştıran neoliberal ekonomik reformlar
gerçekleştirmiştir. Yine onun başbakanlığı döneminde (1987) Türkiye, AET üyeliği için
başvuruda bulunmuştur. Türkiye, Batı’nın dış siyaset vektörlerini benimsemişse de Özal,
ülkenin İslami kökeninden kopmak istememiş, gelenek ve değerlerden ödün vermeden
de AET ile entegre olunabileceğine inanmıştır. İçeride serbest seçimden ve parlamenter
sistemden yana olan Özal, demokratik reformlar konusunda erteleme yoluna gitmeyi tercih
etmiştir.
Türkiye’nin AET’ye yaklaştırılması konusunda belirgin oranda ilerleme, merkez solu temsil
Türkiye ve Polonya:
İKİLİ SİYASÎ VE EKONOMİK İLİŞKİLER
eden Başbakan Bülent Ecevit (1999-2002) döneminde kaydedilmiştir. 1999’daki bu çabalar
sayesindedir ki AB, Türkiye’nin üye adaylığını kabul etmiştir. Bu çerçevede Türkiye, insan
hakları alanında hukuk sistemini AB üyelik kriterlerine uyumlu hale getirmekle yükümlüdür
ve en tartışmalı husus da Kürt sorunudur. Ecevit, Kürt halkının ulusal azınlık olduğunu
iddia ederek Kürt dilinin okullarda öğretilmesi, Kürt dilinde TV ve radyo yayını yapılması
fikrine karşı çıkmıştır. Ecevit’e göre, bu yöndeki adımlar ayrılıkçılığa ve çatışmaların patlak
vermesine yol açabilecektir.
Yrd. Doç. Dr. Karol KUJAWA*
Son on yıl, Türkiye için bir başarı dönemidir. Ülke bu dönemde dünyanın büyük ekonomileri
Şu var ki Türkiye’nin AB’ye katılım için kendisinden beklenen ciddî demokratik reformları
geliştirmeye dönük tutumuyla uluslararası önemi de artmıştır. Öte yandan, Polonya’da da son
koymuştur. Diğerlerine ilaveten bu reformlar sayesinde özel Kürtçe kursları açılmış, hatta Kürt
arasında 17’inci sıraya yerleşmiş ve G-20 üyesi olmuştur. Yine bu dönemde izlediği dinamik
bir Orta Doğu politikası, Balkanlar’da üstlendiği arabuluculuk rolü ve komşularıyla ilişkilerini
yirmi yıl, bir ekonomik dönüşümle birlikte rejim değişikliğine sahne olmuş; bu da ülkeyi,
1999’da NATO, 2004 yılında da Avrupa Birliği (AB) üyeliğine taşımıştır. Bugün Polonya
komünizm sonrası dönemin en başarılı ülkeleri arasında yerini almıştır. Ayrıca, Polonya’nın
Avrupa forumunda oynadığı rol ve gösterdiği etkinlik de büyük oranda artmıştır. Ülke,
AB’nin yeni yüzünün yaratılmasında ve bu siyasî inisiyatifin başarıya ulaşmasına katkıda
bulunmuştur. Polonya ve Türkiye’nin giderek artan önemleri ve başarıları bizi, daha yoğun
bir ekonomik ve siyasî işbirliğinin başarılması meselesine odaklanmaya yöneltmektedir. İkili
ortaklıkla kazanılabilecek avantajlar nelerdir ve bu konuda başka neler yapılabilir? Polonya
Türkiye’ye neler sunabilir ve buna mukabil Türkiye Polonya’ya neler sunabilir?
*
112
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Çanakkale, Türkiye.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
hayata geçiren, ılımlı İslamcı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Özellikle başbakanlık
döneminin (2002-2007) ilk yıllarında AB’nin de baskısıyla çok sayıda reformu yürürlüğe
TV ve radyo yayınları başlatılmıştır. Erdoğan döneminde Türkiye, komşularıyla ilişkilerinde
de açılıma yönelmiştir. 20. yüzyılın başlarına rastlayan Ermeni soykırımı meselesi yavaş
yavaş kamuoyu önünde tartışılır hale gelmiştir. Ancak, son yıllarda demokratik reform süreci
giderek zayıflamıştır.[1]
1
Bkz. Heather Grabbe, Sinan Ülgen, “The Way for Turkey and EU: A Strategic Dialogue on Foreign Policy”, Policy
Outlook, Carnegie Endowment for International Peace, December 2010; Ersin Kalaycıoğlu, “Turkey’s Views
of the European Union in 2011”, Analysis: The German Marshall Fund of the United States, 2011, http://www.
gmfus.org/wp-cpntent/blogs.dir/1/files_mf/kalaycioglu_tt2011results­_sept111.pdf. [9 Kasım 2013]; Cizre
Ümit, Secular and Islamic politics in Turkey: the making of the Justice and Development Party, Londra ve New
York: Routledge, 2008.
113
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Karol KUJAWA
Polonya resmî makamları, Türkiye’nin AB üyeliğini, iki ülke ortaklığının daha da gelişmesiyle
Turizm
vurgu yapmaktadırlar. Ancak, Polonya’nın girişimleri büyük oranda etkisiz kalmıştır. Bu,
30 milyonun üzerindedir. Türk yetkilileri, 2023 için 50 milyon ziyaretçi çekmeyi ve 50 milyar
doğacak avantajlara da işaret ederek en güçlü desteği verenler arasında yer almışlardır.[2]
Güvenlik ve savunma bağlamında, enerji güvenliği ve Avrupa kimliği gibi konulara da
Turizm Türkiye’de ana endüstri dallarından biridir. Ülkeyi 2013’te ziyaret eden turist sayısı
Polonya, Türkiye’ye yönelik yükümlülükler üzerinde düşünülmesi gerektiğine işaret etmiştir.
tatillerinde çokça harcama yapabilir ve sıklıkla “her şey dâhil” konseptli tatil köyleri veya lüks
üyeleri arasına katma konusunda siyasî uzlaşı sağlanamaması, bir taraftan da Fransa’nın açık
bağlamda ülkeye ilginin arttığını, yalnızca Türkiye Kültür Bakanlığı’nın istatistikî verilerinden
Polonya’nın 2011’de üstlendiği altı aylık AB Başkanlığı döneminde açıkça görülebilir.
Ne var ki tüm bu çabalara karşın Türkiye’nin AB’ye katılım yol haritasında tek bir aşama dahi
kaydedilememiştir. Bu bir taraftan, Birlik içinde sonraki genişleme dalgasında Türkiye’yi
muhalefeti ile Almanya’nın da benzer bir duruş sergilemesinden kaynaklanmıştır. Ayrıca Türk
resmî makamları, Türkiye’nin üye adaylığının AB tarafından ciddiye alınmadığı kanaatiyle
katılım amaçlı reform sürecini yavaşlatmıştır.
Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere daha fazla ivme kazandırmak ancak, Türkiye’nin
mutabık kalınan kriterleri karşılaması durumunda AB’ye davet edileceğini teyit eden yeni
ABD doları tutarında turizm geliri elde etmeyi hedeflemektedir.[3] Böylesi iddialı planlar, artık
otellerde kalmaya hevesli Polonyalı turistler ile mümkün olabilir.[4] Türkiye uzun zamandır
bu tür turist gruplarının en popüler turizm destinasyonları arasında yer almaktadır. Bu
değil Polonyalı tur operatörlerinin iş trafiğinden de görebiliriz. 2012 tatil sezonunda Türkiye,
Mısır ve Yunanistan’ın hemen ardından üçüncü en popüler turizm destinasyonu konumuna
gelmiştir. Polonyalı turistlerin Türkiye’deki gözdesi ise öteden beri iki popüler turizm bölgesi
olmuştur: Akdeniz ve Ege bölgeleri. Ancak son zamanlarda Erzurum’daki kayak merkezleri
de popülerlik kazanmaya başlamıştır.
bir açıklamayla mümkündür. AB’den böylesi bir açıklamanın gelmesini sağlayacak belirgin
Yeni turistik merkezlerin açılması da düşünmeye değer bir husustur. Polonyalı turistleri
genişlemesinin geleneksel destekçileri 1990’ların Weimar Üçgeni’ne benzer bir siyasi
Dünya Savaşı sırasında Mersin’e gelen Polonyalı göçmenlerce yapıldığı iddia edilen Siyah
bir siyasî momentum, Türkiye’nin üyeliğini destekleyen bir grup AB üyesi devlet tarafından
yaratılabilir. Polonya, İngiltere, İtalya ve diğer Orta ve Doğu Avrupa devletleri gibi AB’nin
platform kurmalıdır. Bu platformun amacı, Türkiye’ye hem katılım kriterlerini karşılama
çabalarını teşvik etmek hem de AB’ye katılım girişimine siyasî destek vermek olmalıdır.
Diplomatik çabalara ek olarak toplumsal düzeyde de harekete geçilerek AB toplumlarının
unutulmuş gibi görünen genişleme fikri teşvik edilmelidir. Türkiye’nin AB’ye katılımının
avantajları lanse edilirken, Avrupa’daki mali kriz ile Türkiye’nin ekonomik büyümesi,
Avrupa’daki demografik yapı ve refah modeli gibi parametreleri de içeren mevcut
durum referans alınmalı; kültürel farklılıklara ilişkin toplumsal endişeler izah edilmeli
ve nihayetinde ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca Polonya, Türk resmî makamlarını, AB’ye
katılım kriterlerini karşılamak için gerekli reformlar üzerinde çalışmaya teşvik edebilir; AB
üyeliğinin sağlayacağı ekonomik ve toplumsal kazanımlar konusunda bilgilendirebilir veya
AB yardımlarını elde etme konusundaki deneyimlerini Türkiye ile paylaşabilir.
2
114
Polonya’daki Türk yanlısı yönelim Polonya toplumu içinde de gözlemlenir. Eurobarometer’in 2008’de yaptığı
bir kamuoyu araştırmasında, araştırma katılımcılarının yüzde 70’inin gelecek yıllarda yeni ülkelerine katılarak
AB’nin daha da genişlemesinden yana görüş bildirdikleri görülmüştür. (Eurobarometer 70. Opinia publiczna w
Unii Europejskiej, Jesien 2008, s: 58, http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb/eb70/eb70_pl_nat.pdf.
[9 Kasım 2013])
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
çekebilecek lokasyonlardan bazıları, örneğin, Polonya kültürel mirasının Türkiye’deki
izlerini taşıyan yerler olabilir: Başta Polonyalı göçmenlerin yerleştiği Polonezköy, İkinci
Meryem Ana ve Bebek İsa ikonasının bulunduğu kilise ve yine Polonya’dan gelen “Kasım
Ayaklanması” isyancılarının mezarlığı gibi. Bu listeye alınması gereken bir diğer lokasyon da
yerel topçu birliğinin, 1915’te kendisinden üstün ve çok daha donanımlı ittifak güçlerinden
gelen bir saldırıyı püskürttüğü Çanakkale’dedir. Pek çok Polonyalı o savaşta Türklerin
yanında savaşmıştır. Bu projenin bir parçası olarak Polonya ile ilgili lokasyonlar ile kişilerin
görsellerinin yer aldığı bir webportalı ve gezi rehberi hazırlanabilir.
Gayrimenkul
Polonyalı yurttaşların Türkiye’de ilgisini çekebilecek bir diğer alan da gayrimenkul olabilir.
“Domy.pl” adlı web sitesinde yer alan bir analize göre Türkiye’nin sahil yörelerindeki
gayrimenkul fiyatları oldukça uygun. Söz konusu web sitesinde, Antalya’da 50 metrelik
bir dairenin 100 bin Polonya Zlotisine satın alınabileceği belirtilmekte. Öte yandan, yine
3
4
“Target for turism at 50 billion dollars”, Sabah, 2012, http://english.sabah.com.tr/Travel/2012/05/07/
target-for-tourism-at-50-billion-dollars. [9 Kasım 2013]; Tourism Strategy of Turkey-2023 and Avtivity Plan
for Tourism Strategy of Turkey 2007-2013, Ankara: T.R. Ministry of Culture and Tourism, 2007, http:// www.
kulturturizm.gov.tr/genel /text/eng/TST2023.pdf. [9 Kasım 2013].
Polacy wydają więcej na wakacje”, Gazeta Wyborcza, 2012, http://wyborcza.biz/biznes/1,100896,12399650,
Polacy _wiecej_wydaja_na_wakacje__Wzrost_blisko_o_jedna.html. [9 Kasım 2013].
115
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Karol KUJAWA
Antalya’da geniş, lüks bir daire almak için daha fazla yatırım gerekiyor. Ferah, möbleli ve
Bu ülkeler arasındaki işbirliği potansiyeli elbette bundan ibaret değildir. Türk piyasası şu
Fiyat, lokasyon ve iklimin uygunluğu, Türkiye’de gayrimenkul almak isteyecek çok sayıda
Üçüncü olarak da Türkiye dünyada en hızlı gelişen ülkeler arasındadır; dünyanın 17. büyük
anahtar teslim 117 metrekarelik 3 odalı bir daire için istenen fiyat ise 400 bin zloti.
[5]
yabancı demektir. Bugünlerde Almanlar Türkiye’de gayrimenkul satın alan yabancılar
arasında ilk sıradadır. Gayrimenkul, İngiliz, Hollandalı, Danimarkalı, Norveçli, Yunan, İsveçli
ve Belçikalılar arasında da çok popüler. Yabancı müşterinin gözdeleri ise Kapadokya’da
Ürgüp’ün yanı sıra sahil boyunca Alanya, Fethiye, Didim, Bodrum, Kuşadası’dır.
[6]
Gayrimenkul sektöründe yabancı yatırımı canlandırmak için Türk hükûmeti 2012’de yeni bir
düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemeye göre, Türkiye’de gayrimenkul satın alan yabancılara
azamî bir yıllık oturma izni verilmektedir. Önceki mevzuata göre yabancılar turist vizesiyle
en çok üç ay kalabiliyor ve bu zaman dolduktan sonra da ülkeden çıkış yapıp ancak üç ay
sonra geri dönebiliyorlardı. Yine bu düzenlemeye göre, gayrimenkul adedinde bir sınırlama
olmamakla birlikte satın alınan toplam gayrimenkulün, bulunduğu şehrin yüzölçümünün
yüzde 10’unu aşmaması şartı getirilmiştir.
[7]
Polonya Mallarının İhracatında Artış
Polonya-Türkiye ilişkilerinde ana faktör, uzun vadeli siyasî ve diplomatik ilişkilerin
sürdürülmesine hizmet eden ticarettir. Türkiye ile Polonya arasındaki ticaret hacmi,
2004’te 2 milyar ABD doları iken 2012’de 5,3 milyar ABD dolarına çıkarak son dönemde
üçe katlanmıştır. 2011’de Polonyalı şirketler, Polonya’nın ithalattaki yüzde 8,6’lık orta
ölçekli bir büyüme eşliğinde ihracatta da 978 milyar ABD doları ile görülmemiş bir
fazla kaydettiği yüzde 32,6’lık büyük bir ihracat artışı gözlemlemişlerdir.[8] Polonya’dan
Türkiye’ye ihraç edilen mallar çoğunlukla elektronik ve mekanik ekipman ile araba, hazır
gıda ve kimyasallardan oluşmaktadır. Türkiye’deki Polonyalı yatırımcılardan bazılarını
sayacak olursak; Selena sermaye grubu, IT Asseco, Smyk (giyim ve çocuk ürünleri), X-Broker
(ekonomik ve finansal danışmanlık) ve 2011’de Türk Cenovapharma’nın çoğunluk hissesine
sahip olan Polpharma’dır.[9]
5
Marcin Drogomirecki, “M5 na Majorce za kawalerke w Polsce”, Reczpospolita, 2012, http://www.ekonomia.
rp.pl/ artykul/927531.html?print=tak&p=0%2024-08-2012. [9 Kasım 2013].
7
“Foreign house buyers to earn one-year residence in Turkey”, Hürriyet, 13 Nisan 2013; “Property prices fall
with cancellation of law on property sales to foreigners”, Today’s Zaman, 1 Mayıs 2008.
6
8
9
116
“The hot spots: where will we buy next?”, The Guardian, 26 Kasım 2006, http://www.theguardian.com/
travel/2006/n ov/26/cheapflights.holidayhomes.escape. [9 Kasım 2013].
“Turcja-Informator Ekonomiczny MSZ”, 2012, www.informatorekonomiczny.msz.gov.pl. [9 Kasım 2013].
“Biznes ulokowany w Turcji”, 2014, http://firma.pb.pl/3529637,12211,biznes-ulokowany-w-turcji. [9 Şubat
2014].
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
üç sebeple Polonya malları için cazip bir hedef ülke olmaya adaydır: İlk olarak, Türkiye’nin
nüfusu 2013’te 76,6 milyondur; ikincisi, Türkiye, Kuzey Afrika ve Yakın Doğu’ya geçiş kapısıdır.
ekonomisi ve G-20 üyesidir. 2010 ve 2011’de GSYİH’de büyüme oranları sırasıyla yüzde 9 ve
yüzde 8’dir. Son on yılda Türkiye’de kişi başına GSYİH de yıllık 3 bin ABD dolarından 10 bin
ABD dolarına çıkarak üçe katlanmıştır.
Hızla büyüyen Türkiye, Polonya’nın pek çok endüstri dalında mal ve hizmetleri için iyi bir
hedef pazar olabilir. Polonyalı şirketler özellikle de ulaşım ve iletişim sektörlerinde elverişli
piyasa fırsatlarına bakmalıdırlar. Yolların yenilenmesi ve bir motor yolu ağının yapımından
sonra Türk yetkilileri, 2017’ye kadar 10 bin kilometrelik bir yüksek hızlı tren yolu ile 4
bin kilometrelik normal tren yolu yaparak ülkedeki toplam demiryolu uzunluğunu 26 bin
kilometreye çıkarmayı planlamaktadırlar. Türkiye gelecek on yılda bu projeye 30 milyar
dolar yatırım yapmayı öngörmektedir. Yeni demiryollarına yatırım, yeni bağlantı hatlarının
kurulmasının yanı sıra mevcut olanların yenilenmesini, yeni trenler satın alınması ve
demiryolu endüstrisi ve teknolojisini geliştirmeyi de içermektedir. Yeni demiryolları ağı,
ülkenin 10 şehri arasında daha randımanlı ulaşım sağlamak içindir. Polonyalı şirketler bu
çok iddialı proje için açılacak ihaleye katılabilir. Polonyalılar yabancı nakliye şirketlerine çok
cazip gelecek trenler tasarlayıp imal edebildiklerini kanıtlamışlardır. Pesa veya alt şirketi
ZNLE ile birlikte Newag bunun için biçilmiş kaftandır. Öte yandan PKP Cargo gibi Polonyalı
şirketler, Türk tren yollarının modernizasyonuna ilişkin ihalelere katılabilirler.
Polonyalı şirketler, Türk şehirlerinin gelişmesinden de yararlanabilirler. Son birkaç yıl
Türkiye’de hızlı bir kentleşmeye tanık olunmuştur. İstanbul 1980’lerden sonra hızlı büyüme
ile göç alan bir metropole dönüşmüş; 80’lerin başında 3 milyon civarında olan şehir nüfusu,
2011’de yaklaşık 14 milyon olarak tahmin edilmektedir. Türkiye’nin başkenti Ankara’da
nüfus yaklaşık 5 milyonken İzmir’de 3 milyonun üzerindedir. En büyük ve en önemli şehirler
ülkenin nüfus bakımından neredeyse üçte birine tekabül etmektedir. Türkiye nüfusunun
yaklaşık yüzde 75,5’i kent merkezlerinde yaşamaktadır. Türkiye’de bazı şehirler hızla
büyümekte, günbegün zenginleşmektedir. Türkiye’de Bursa, Konya, Antalya ve Gaziantep gibi
kimi şehirler çok önemli birer endüstri ve ticaret kenti olma yolundadır.[10]
Artan kent nüfusu ve ekonomik kalkınma, gelişkin bir toplu taşımacılık gerektirir. Bu
bağlamda, Polonyalı otobüs ve tramvay imalatçıları için bir fırsat söz konusudur ki bu
şirketler Eski Kıta’da güvenilirlikleri ve her şeyden evvel de rakiplerinden daha düşük ücret
10 “Cities in Modern Turkey”, http://Isecities.net/media/objects/articles/cities-in*modern-turket/en-gb. [9
Kasım 2013].
117
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Karol KUJAWA
talep etmeleri ile kabul görmüşlerdir. İlgilenecek şirketler, Solec Kujawski’den otobüs firması
Solbus veya Solaris Bus&Coach, yalnız otobüs değil troleybüs ve tramvay da imal eden Solaris
olabilir.
Polonya ile Türkiye arasında ticarette büyük bir yükseliş sağlayabilmek için devlet
kurumlarının, Polonyalı şirketlere biraz daha destek vermesi gerekmektedir. Bu anlamda
2013’te Polonya ve Türkiye tarafından bazı adımlar atılmıştır. Polonya Enformasyon ve Dış
Yatırım Destek Ajansı ile Türkiye Dış Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı arasında bir mutabakat
zaptı imzalanmıştır. Ayrıca, Polonya Ulusal Ticaret Odası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
ile bir Ortak İşbirliği Anlaşması’na girmiştir. Resmî programının parçası olarak desteklenecek
olan sanayi sektörleri şunları içermektedir: ulaşım ve iletişim, yiyecek, inşaat, maden, sağlık
turizmi ve bilgi teknolojileri.[11]
Türkiye’den göçmen akışı yavaş yavaş demografik krizi hissetmeye başlayan Polonya
üniversiteleri için bir nimet olabilir. 2025’e gelindiğinde Polonya’daki 350 özel okuldan en
çok en iyi 50’si varlığını sürdürecektir. Polonya üniversiteleri Türk gençlerine dil, ekonomi,
tıp eğitimi vermede uzmanlaşarak onları, kendi iç pazarları ve Avrupa işgücü pazarına giriş
için hazırlayabilirler. Polonya, Türk gençleri için çeşitli nedenlerle çok cazip bir yer olabilir.
Öncelikle, Polonya’da eğitim görmenin maliyeti çok düşüktür; ikincisi, Polonya zaten Erasmus
değişim programı ile seyahat eden Türk öğrencileri için çoktandır popüler bir ülke.
Sonuç
Polonya ile Türkiye’nin birbirine ihtiyacı olduğu kuşku götürmez. Türkiye, Polonya’nın
enerji güvenliğine katkı sağlayabilir, karşılığında da Polonya, Türkiye’nin AB’deki ulusal
İnsan Kaynakları
çıkarını savunabilir. Bununla birlikte henüz işbirliği potansiyelinin tamamı kullanılmamış
Polonya’nın en önemli sorunlarından biri demografik krizdir. Polonya için demografik
dalında sunduğu mal ve hizmet için iyi bir hedef pazar olabilir. Türk piyasası Polonya malları
tahminler çok olumsuz ve yüzde 1,27 gibi, Almanya’da olduğundan daha düşük bir doğum
oranı söz konusudur. Nüfus artış oranı her yıl pozitiften negatife gidip gelmektedir.
Ayrıca, Polonya’nın AB’ye katıldığı tarihten beri yaklaşık 2 milyon Polonyalı yurt dışında
çalışmaktadır. Varşova Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi, Polonya’da göçe bağlı toplam
nüfus düşüşünü yüzde 6-7 oranında olarak hesaplamıştır. 2035 yılına kadar Polonya’da 1564 yaş arası çalışan nüfusta yüzde 14 azalma olacağı yönünde tahminler de var.
[12]
Demografi kesinlikle tüm ülkenin ekonomisindeki işleyişi belirleyecektir. Buna göre pek çok
demografi uzmanı, nüfustaki bu boşluğu doldurmak için ne yapılması gerektiği sorusuna
cevap aramaktadır. Göçmenlerin Polonya’ya hangi ülkeden ulaşacaklarına dair süre giden
bir tartışma söz konusudur. Görünen o ki Polonya, bu problemin çözümü konusunda
komşu ülkelere güvenmemektedir, zira komşuları da aynı problemden muzdarip. Doğu’da
demografik kriz çok daha derinlere kök salmış durumda. Oysa Türkiye’nin yaşlanan toplum
gibi bir problemi yok görünmekte, hatta Avrupa’daki en büyük üçüncü nüfus olmakla
övünmektedir. 2013 yılı sonunda nüfusu 76 milyonun üzerinde olan Türkiye, BM’ye göre
2050’de 100 milyon insanın yaşadığı bir ülkeye dönüşebilir. Türk toplumu genç ve farklı
bir demografik gelişim evresinde –Türkiye nüfusunun yarısı 30 yaşın altında ve 70 yaşın
üzerindeki kesim, nüfusun yüzde 7 kadarını oluşturmasına karşın 20 yaşın altındaki nüfus
üçte birin de üzerinde.
11 Janusz Piechocinski, “Wykorzystajmy potencjal biznesu z Polski i Turcji”, 2013, http://www.mg.gov.pl/
node/19427. [9 Şubat 2014].
12 Polska w demograficznym klinczu. Nie pomoga nawet imigranci”, Gazeta Wyborcza, 2012, http://wyborcza.biz/
bizn es/1,100896,11361103,Polska_w_demograficznym_klinczu Nie_pomoga_nawet.html#ixzz2Jec4Ztxu. [9
Şubat 2014].
118
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
görünmekte. Türk yetkililer, Polonyalı turistleri Türkiye’yi ziyarete ve gayrimenkule yatırım
yapmaya teşvik edebilir. Öte yandan, hızla büyüyen Türkiye, Polonya’nın pek çok endüstri
için şu üç nedenle cazibe merkezi olmaya adaydır: Öncelikle 76 milyon nüfusa sahiptir;
ikincisi, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya geçiş kapısıdır. Ancak, Polonya ile Türkiye arasındaki
ticarette büyük bir yükseliş sağlamak için devlet kurumlarının biraz daha destek vermeleri
gerekmektedir. Ayrıca, dış politikada merkezî bir rol oynamaya başlamış olan kültürel
diplomasi de ikili işbirliğini artıracaktır. Bu nedenledir ki yaklaşan yıldönümü ekonomik ve
politik ortaklığı derinleştirmeye hizmet edecek ortak kültürel girişimlerde bulunmak için
mükemmel bir fırsat olabilir.
KAYNAKÇA
“Biznes ulokowany w Turcji”, 2014, http://firma.pb.pl/3529637,12211,biznes-ulokowany-w-turcji.
[9 Şubat 2014].
“Cities in Modern Turkey”, http://lsecities.net/media/objects/articles/cities-in-modern-turkey/en-gb/. [9 Şubat 2014].
DROGOMIRECKI, Marcin, “M5 na Majorce za kawalerkę w Polsce”, Rzeczpospolita, 2012, http:// www.ekonomia.rp.pl/
artykul/927531.html?print=tak&p=0%2024-08-2012. [9 Şubat 2014]. “Foreign house buyers to earn oneyear residency in Turkey”, Hurriyet, 13 April 2013, www.hurriyetdailynews.com/foreign-house-buyers-toearn-one-year-residency-in-turkey.aspx?pageID=238&nID=44818&NewsCatID=349. [9 Şubat 2014].
GRABBE, Heather, ÜLGEN, Sinan, “The Way Forward for Turkey and the EU A Strategic Dialogue on Foreign Policy”, Policy
Outlook, Carnegie Endowment for International Peace, December 2010.
KALAYCIOĞLU, Ersin, “Turkey’s Views of the European Union in 2011”, Analysis, The German Marshall Fund of the United
States, 2011, http://www.gmfus.org/wp-content/blogs.dir/1/files_mf/kalaycioglu_tt2011results_sept111.
pdf. [9 Şubat 2014].
PIECHOCIŃSKI, Janusz, “Wykorzystajmy potencjał biznesu z Polski i Turcji”, 2013, http://www. mg.gov.pl/node/19427.
[9 Şubat 2014].
“Polacy wydają więcej na wakacje”, Gazeta Wyborcza, 2012, http://wyborcza.biz/biznes/1,100896, 12399650,Polacy_
wiecej_wydaja_na_wakacje__Wzrost_blisko_o_jedna.html. [9 Kasım 2013].
“Polska w demograficznym klinczu. Nie pomogą nawet imigranci”, Gazeta Wyborcza, 2012, http://wyborcza.biz/
biznes/1,100896,11361103,Polska_w_demograficznym_klinczu__Nie_pomoga_nawet.html#ixzz2Jec4Ztxu. [9
Şubat 2014].
119
Karol KUJAWA
“Property prices fall with cancellation of law on property sales to foreigners”, Today’s Zaman, 1 Mayıs
2008,http://www.todayszaman.com/newsDetail.action;jsessionid=qx+S-+QsNPJM-VgTZwSdoKi?newsId=140578&columnistId=0. [9 Şubat 2014].
“Target for tourism at 50 billion dollars”, Sabah, 2012, http://english.sabah.com.tr/Travel/2012/05/07/target-fortourism-at-50-billion-dollars. [9 Şubat 2014].
“The hot spots: where will we buy next?”, The Guardian, 26 November 2006, http://www.theguardian.com/travel/2006/
nov/26/cheapflights.holidayhomes.escape. [9 Şubat 2014].
“Tourism Strategy of Turkey - 2023 and Activity Plan for Tourism Strategy of Turkey 2007-2013”, Ankara: T.R. Ministry
of Culture & Tourism, 2007, http://www.kulturturizm. gov.tr/genel/text/eng/TST2023.pdf. [9 Şubat 2014].
“Turcja - Informator Ekonomiczny MSZ”, 2012, www.informatorekonomiczny.msz.gov.pl/pl /azja/turcja/.[9 Şubat
2014].
ÜMİT, Cizre, Secular and Islamic politics in Turkey: the making of the Justice and Development Party, London and New
York: Routledge, 2008.
Turkey and Poland:
POLITICAL AND ECONOMIC INTERACTION
Asst. Prof. Karol KUJAWA*
The last decade marks a time of success for Turkey. It has become the world’s 17th economy
and the member of G20. Turkey’s international importance has also been on the rise as the
country is pursuing a dynamic Middle East policy, acting as a mediator in the Balkans and
opening up to its neighbours. On the other hand, the last 20 years in Poland mark a time of
economic transformation and a change in the system of government. This has led the country
to become a member state of NATO (1999) and the European Union (2004). It is now one
of the most successful post-communist states. Moreover, the role played by Poland in the
European forum has increased a great deal. The country became responsible for shaping the
new face of the European Union and leading this political initiative to success. The growing
importance and success of Poland and Turkey inclines us to ponder the issue of achieving
a more intensive economic and political collaboration. What advantages can be gained by
bilateral partnership and what else can be done in this matter? What does Poland has to offer
for Turkey, and what can Turkey possibly offer Poland in return?
*
120
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Çanakkale Onsekiz Mart University, Faculty of Economics and Administrative Sciences, Çanakkale, Turkey.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
121
SYMPOSIUM PAPERS
Karol KUJAWA
Poland and the accession of Turkey to the EU
For over half a century Turkey has been striving to become an EU member. The first Turkish
Prime Minister, who applied for membership to the European Economic Community, was
a conservative – Adnan Menderes. However, the ground suitable for democratic reforms,
which could bring Turkey closer to the European Economic Community was prepared
by Turgut Özal. While he was Prime Minister (1983–1989) and President (1989–1993),
he introduced a number of neoliberal economic reforms, which brought Turkey closer to
the West. Furthermore, during his term of office, Turkey applied for membership to the
European Economic Community. Despite the fact that Turkey had adopted Western foreign
policy vectors, Özal did not want to stand out from its Islamic roots and he deeply believed
that Turkey is able to integrate with the EEC without losing its traditions and values. When
it came to internal issues, he was an adherent of free elections and parliamentary system; as
for democratic reforms, Özal preferred to postpone them.
Considerable progress in bringing Turkey closer to the EEC was made during the term of the
center-left Prime Minister Bülent Ecevit (1999-2002). Thanks to his efforts in 1999 European
Union (EU) accepted Turkey’s candidacy for membership. Moreover, Turkey was obliged to
adjust its legal system in the area of human rights to the European Union’s requirements. The
biggest moot point was the Kurdish issue. Ecevit claimed that Kurdish people are the national
minority and he opposed the idea of introducing Kurdish language into schools, as well as
broadcasting TV and radio in Kurdish. In his opinion, these steps could lead to separatism.
Nonetheless, the attempt to introduce serious democratic reforms, which Turkey was obliged
to put into effect before joining the EU, was made by moderate Islamic Prime Minister Recep
Tayyip Erdoğan. Especially in the first years of his rule (2002-2007) numerous reforms went
into effect under the pressure of EU. Thanks to these reforms inter alia, private Kurdish
language courses were opened. What is more, Kurdish TV and radio broadcasts appeared.
During the term of Erdoğan, Turkey started to open up to its neighbours. The Armenian
genocide issue, dated to the beginning of the 20th century, gradually became the focus of public
debate. However, in the last years, democratic reform process progressively weakened[1].
1
122
See: Heather Grabbe, Sinan Ülgen, “The Way Forward for Turkey and the EU A Strategic Dialogue on Foreign
Policy”, Policy Outlook, Carnegie Endowment for International Peace, December 2010; Ersin Kalaycıoğlu,
“Turkey’s Views of the European Union in 2011”, Analysis, The German Marshall Fund of the United States,
2011, http://www.gmfus.org/wp-content/blogs.dir/1/files_mf/kalaycioglu_tt2011results_sept111.pdf
(accessed: November 9, 2013); Cizre Ümit, Secular and Islamic politics in Turkey: the making of the Justice and
Development Party, London and New York: Routledge, 2008. The Polish authorities have been one of the biggest proponents of Turkey’s accession to the
EU, pointing out the possible advantages of a more developed bilateral partnership[2]. At the
same time, they emphasize matters such as energy security and European identity in the
context of safety and defense. However, the efforts made by Poland are largely ineffectual.
This became evident in the 6-month term of Presidency of Poland in the EU Council in 2011.
Poland pointed out the need to stand on the obligations made towards Turkey. However,
despite these efforts not one milestone on the roadmap of Turkish accession to the EU had
been resolved. It was a direct result of, on the one hand, the lack of political consensus towards
future expansion of the Union to include Turkey among its member states. France, on the
other hand, has been an open opponent to Turkey’s accession to the EU, and a similar stance
has been taken by Germany. Moreover, Turkish authorities slow down accession-oriented
reforms, since they believe the EU is not serious regarding its candidacy for the EU.
It is possible to increase the momentum of international relations between Turkey and the
EU by a new explicit statement reaffirming that if Turkey fulfils the agreed criteria it will be
invited to join the EU. The significant political momentum in the EU that would allow such
a statement to be made can be created by a group of those EU member states that support
Turkish membership. Traditional promoters of EU enlargement, such as Poland, UK, Italy,
and other Central and Eastern European members, should set up a political platform similar
to what the Weimar Triangle was in the 1990s. The aim of the platform should be to give
political backing to Turkey’s EU accession bid as well as aid Turkey in its efforts to fulfill the
accession criteria.
In addition to diplomatic efforts, action should also be taken at the societal level, with the
aim of promoting the idea of EU enlargement, which seems to have been somewhat forgotten
among the societies of the Union. The advantages of Turkey’s accession to the EU should
be presented within the present context (e.g., the financial crisis in Europe and Turkey’s
economic growth, European demographics and European welfare model, etc.). Societal
concerns regarding cultural differences should be explained and ultimately dismissed as well.
Moreover, Poland may encourage Turkish authorities to work on reforms in order to fulfill
the EU’s accession criteria; can present information on the benefits for the economy and
society resulting from the EU membership, or share with Turkey its experience in obtaining
EU grants.
2
A pro-Turkish orientation in Poland is also visible in the Polish society. According to a survey conducted by
Eurobarometer in 2008, seven out of ten Polish respondents (70%) support the further enlargement of the
European Union by incorporating other countries in the coming years (Eurobarometr 70. Opinia publiczna w
Unii Europejskiej, Jesień 2008, p. 58, http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb/eb70/eb70_pl_nat.pdf
(accessed: November 9, 2013).
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
123
SYMPOSIUM PAPERS
Karol KUJAWA
Tourism
Tourism is one of the main branches of industry in Turkey. In 2013, more than 30 million
tourists visited the country. Turkish authorities plan to attract 50 million visitors and to
generate 50 billion USD of tourism revenue by the year 2023[3]. Such ambitious plans may be
realized with, among others, tourists from Poland who are now able to spend more on their
holidays and are very often inclined to stay at luxurious all inclusive resorts and hotels[4].
Turkey has long been among the most popular destination for such groups of tourists. The
growing interest in visiting this country is reflected in the statistics by the Turkish Ministry
of Tourism, but also in the offers by Polish tour-operators. In the 2012 holiday season, Turkey
came out as the third most popular destination, right after Egypt and Greece. Polish tourists
are traditionally most interested in the two popular destinations - the Turkish Riviera and the
Aegean Region of Turkey. However recently, the skiing resorts in Erzurum are also growing in
popularity. It is also worth to consider opening new tourist destinations. Some of the locations which
may be attractive to Polish tourists are, for example, the trail of Polish cultural heritage in
Turkey. It should definitely include Polonezköy, which was settled by Polish emigrants, the
cemetery of the November Uprising insurgents and the church in Mersin, which houses
the painting of the Black Madonna holding Baby Jesus with golden crowns, made by Polish
expatriates during World War II. Another location which should be included is Çanakkale, in
which the local artillery unit repelled an attack by a superior and much better armed allied
force in 1915. Many Poles fought alongside the Turks at that time. As a part of this project,
a guidebook and a webportal with visualizations of the locations and persons related with
Poland could be prepared.
Real estate
Another point of interest for Polish citizens in Turkey may be the real estate. The analysis by
the domy.pl website indicates that real estate prices in seaside locations in Turkey are quite
affordable. As stated by the website, a 50-meter apartment in Antalya can be bought for about
100000 PLN. This amount pays for a furnished apartment building from 2006. On the other
hand, more investment is required to purchase a large, luxurious apartment in Antalya. The
asking price for a spacious, furnished and finished 117 square meter, 3-room apartment is
approximately 400000PLN[5].
3
4
5
124
“Target for tourism at 50 billion dollars”, Sabah, 2012, http://english.sabah.com.tr/Travel/2012/05/07/
target-for-tourism-at-50-billion-dollars (accessed: November 9, 2013); Tourism Strategy of Turkey - 2023 and
Activity Plan for Tourism Strategy of Turkey 2007-2013, Ankara: T.R. Ministry of Culture & Tourism, 2007,
http://www.kulturturizm.gov.tr/genel/text/eng/TST2023.pdf (accessed: November 9, 2013).
“Polacy wydają więcej na wakacje”, Gazeta Wyborcza, 2012, http://wyborcza.biz/biznes/1,100896,12399650,
Polacy_wiecej_wydaja_na_wakacje__Wzrost_blisko_o_jedna.html (accessed: November 9, 2013).
Marcin Drogomirecki, M5 na Majorce za kawalerkę w Polsce, “Reczpospolita”, 2012, http://www.ekonomia.
rp.pl/artykul/927531.html?print=tak&p=0%2024-08-2012 (accessed: November 9, 2013).
The prices, good location and guaranteed good weather means that many foreigners are
inclined to buy real estate in Turkey. Currently, Germans ranked first among foreign citizens
purchasing real estate in Turkey. Properties are also very popular among British, Dutch,
Danes, Norwegians, Greeks, Swedes and Belgians. The districts most favoured by foreign
buyers are Alanya, Fethiye, Didim, Bodrum, Kuşadası along the coastline, as well as Ürgüp in
Cappadocia[6].
In order to boost foreign investments in the real estate sector, Turkish government implement
a new regulation. Foreigners who buy real estate in Turkey are allowed to obtain residence
permits for one year at most. According to previous regulations, foreigners can stay in the
country for a maximum of three months on a tourist visa, after which they must leave the
country for another three months before returning. Moreover, there are no restrictions on
the number of units, but due to the limited real rights of foreigners, the total acreage of the
properties cannot be more than 10% of a town’s total acreage, or 30 hectares throughout the
country[7].
An increase in the export of Polish products
The key to Polish-Turkish relations is trade, which serves to maintain long term political and
diplomatic relationships. In recent years, the Turkish and Polish trade exchange has tripled
- increasing from 2 billion USD in 2004 to 5,3 billion USD in 2012. In 2011, Polish traders
observed a major increase in exports (32,6%), accompanied by a moderate growth of imports
(8,6%) which has led to an unprecedented surplus of the Polish export sales at 978 million
USD[8]. The composition of the Polish exports to Turkey is mostly electronics and mechanical
equipment, vehicles, convenience food products and chemicals. Polish investors in Turkey
include, among others: Selena capital group, IT Asseco, Smyk (clothing and products for
children), X-Broker (economic and financial consulting) and Polpharma (pharmaceutical
industry), which has acquired a majority shareholding of the Turkish Cenovapharma in
2011[9].
6
“The hot spots: where will we buy next?”, The Guardian, November 26, 2006, http://www.theguardian.com/
travel/2006/nov/26/cheapflights.holidayhomes.escape (accessed: November 9, 2013).
8
“Turcja - Informator Ekonomiczny MSZ”, 2012, www.informatorekonomiczny.msz.gov.pl/pl/azja/turcja/
(accessed: November 9, 2013).
7
9
“Foreign house buyers to earn one-year residency in Turkey”, Hurriyet, April 13, 2013, www.
h u r r i y e t d a i l y n e w s . c o m / f o r e i g n - h o u s e - b u y e r s - t o - e a r n - o n e - y e a r - r e s i d e n c y - i n - t u r k e y.
aspx?pageID=238&nID=44818&NewsCatID=349, (accessed: November 9, 2013); “Property prices fall with
cancellation of law on property sales to foreigners”, Today’s Zaman, May 1, 2008, http://www.todayszaman.
com/newsDetail.action;jsessionid=qx+S-+QsNPJM-VgTZwSdo-Ki?newsId=140578&columnistId=0 (accessed:
November 9, 2013).
“Biznes ulokowany w Turcji”, 2014, http://firma.pb.pl/3529637,12211,biznes-ulokowany-w-turcji (accessed:
February 9, 2014).
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
125
SYMPOSIUM PAPERS
Karol KUJAWA
This is by no means the full potential for collaboration between the countries. The Turkish
The growing urban population and economic development requires an expanded public
gateway to North Africa and the Near East. Third of all, Turkey is one of the fastest developing
of all, lower price than the competitors. Companies which may be interested include the
market makes for an attractive target base for Polish products for three reasons: First of
all, the population of Turkey increased to 76,6 million in 2013, Second of all, Turkey is a
countries in the world. It has become the world’s 17th economy and the member of G20. The
GDP growth in 2010 was 9% and 8% in 2011. In the last decade, the GDP per capita in Turkey
has tripled – from 3000 USD to 10000 USD per annum.
The rapidly growing Turkey may be a good target market for Polish goods and services in
many industry branches. Polish companies should look for favorable market opportunities,
especially in the transportation and communications industries. After modernizing the roads
and constructing a network of motorways, Turkish authorities plan to build 10000 kilometers
of high-speed rail tracks and 4000 kilometers of regular railways by 2017, bringing the total
length of the railways in Turkey to 26000 kilometers. Turkey plans to invest 30 billion USD
within the next 10 years in this project. The investment into the new railways also includes
establishing new connections, but also modernizing existing ones, purchasing new train
sets and to develop the railroad industry and technology. The new railroads network is to
facilitate more efficient transportation between 10 Turkish cities. Polish companies could
take part in the tender for this highly ambitious project. The Poles have proven that they
are able to design and build trains which would be very attractive to foreign carriers. Pesa
or Newag including its child company ZNLE would be great for this purpose. On the other
hand, Polish companies such as PKP Cargo could take part in tenders to modernize Turkish
railroads.
Polish companies can also take advantage on the development of Turkish cities. The last few
years brought about an increase in urbanization in Turkey. Istanbul became an immigrant-
receiving metropolis with rapid growth after 1980s. Population of the city is estimated
approximately 14 millions in 2011 which was around 3 million in the beginning of the 1980s.
Ankara, which is the capital city of Turkey, has nearly 5 million population, and Izmir more
than 3 milion. The three largest and well-known cities consist of almost 1/3 of country in
terms of population. An estimated 75,5% of Turkey’s population live in urban centers. Some
cities in Turkey are mushrooming, growing and getting richer and richer. Some cities of
Turkey like Bursa, Konya, Antalya and Gaziantep are becoming very important industrial and
business cities[10].
10 “Cities in Modern Turkey”, http://lsecities.net/media/objects/articles/cities-in-modern-turkey/en-gb/
(accessed: February 9, 2014).
126
transportation. There is an opportunity in this regard for Polish manufacturers of buses
and trams, which are well received in the Old Continent due to their reliability and, most
bus manufacturer Solbus from Solec Kujawski or Solaris Bus &Coach, Solaris manufactures
buses, but also trolley buses and trams.
To bring about a major escalation in the commerce between Poland and Turkey, a degree of
additional support for the Polish business by the government institutions is required. Some
steps in this regard were already taken by the Polish and Turkish authorities in 2013. The
Polish Information and Foreign Support Agency and the Turkish Investment Support and
Promotion Agency have signed a Memorandum of Understanding. Moreover, the National
Chamber of Commerce in Poland has entered into a Joint Cooperation Agreement with the
Union of Chambers and Commodity Exchange of Turkey. Industry branches which are to be
supported as part of the ministerial program include: transportation and communications,
manufacturing of comestibles, construction industry, mining industry, medical tourism and
IT[11].
Human resources
One of the major problems for Poland is the crisis in demographics. The demographic
forecasts for Poland are very unfavorable and the fertility rate is lower than Germany, as
low as 1,27. Population growth rate swings back and forth from positive to negative values
every year. Moreover, since the accession of Poland to the EU, nearly 2 million Poles have
been working abroad. As calculated by the Warsaw University Centre of Migration Research,
the total population decline in Poland due to migration was 6-7%. According to some of the
forecasts, by 2035 the working-age population that is between 15-64 years of age, in Poland
will decline by as much as 14%[12]. The demographics will, by all means, determine the functioning on the economy of the entire
country. Hence, many experts in demographics wonder what is to be done to fill that niche.
It appears that Poland is not to rely the neighboring countries to solve this problem, as the
neighbors have the same problem on their own end. In the East, the crisis in demographics
is even more deeply rooted. On the other hand, Turkey does not seem to have a problem
11 Janusz Piechociński, “Wykorzystajmy potencjał biznesu z Polski i Turcji”, 2013, http://www.mg.gov.pl/
node/19427 (accessed: February 9, 2014).
12 “Polska w demograficznym klinczu. Nie pomogą nawet imigranci”, Gazeta Wyborcza, 2012, http://wyborcza.biz/
biznes/1,100896,11361103,Polska_w_demograficznym_klinczu__Nie_pomoga_nawet.html#ixzz2Jec4Ztxu
(accessed: February 9, 2014).
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
127
SYMPOSIUM PAPERS
Karol KUJAWA
with ageing society. It boasts the third largest population in Europe. By the end of 2013, the
population was more than 76 million, and UN estimates that by 2050 it may reach 100 million.
The Turkish society is young and is on a different stage of demographical development - half
of Turkey’s population is under 30 years of age, more than a third is younger than 20 years
whereas people aged 70+ constitute about 7% of the entire population. The influx of immigrants from Turkey might be a boon for Polish universities which slowly
begin to feel the demographic crisis. By 2025, less than 50 best ones out of 350 private
schools in Poland will survive on the market. Polish universities could even specialize in
educating the Turkish youth in languages, economy, medicine, so as to prepare them to enter
the domestic and European labor markets. Poland could become a very attractive destination
for Turkish youth for several reasons. First of all, the cost of studying in Poland is very low.
Second of all, Poland is already popular with Turkish students travelling on the Erasmus
exchange program.
Conclusion
It leaves little doubt that Poland and Turkey need one another. Turkey can improve the
energy security of Poland which in turn can be the advocate of its national interest in the
EU. However, the full potential for collaboration does not seem to have been reached. The
Turkish authorities can attract tourists from Poland to visit Turkey and invest in properties.
On the other hand, rapidly growing Turkey may be a good target market for Polish goods and
services in many industry branches. The Turkish market makes for an attractive target base
for Polish products for three reasons: first of all, due to the 76 million population; second of
BIBLIOGRAPHY
“Biznes ulokowany w Turcji”, 2014, http://firma.pb.pl/3529637,12211,biznes-ulokowany-w-turcji (accessed: February
9, 2014).
“Cities in Modern Turkey”, http://lsecities.net/media/objects/articles/cities-in-modern-turkey/en-gb/ (accessed:
February 9, 2014).
DROGOMIRECKI, Marcin, “M5 na Majorce za kawalerkę w Polsce”, Rzeczpospolita, 2012, http://www.ekonomia.rp.pl/
artykul/927531.html?print=tak&p=0%2024-08-2012 (accessed: February 9, 2014).
“Foreign house buyers to earn one-year residency in Turkey”, Hurriyet, 13 April 2013, www.hurriyetdailynews.com/foreignhouse-buyers-to-earn-one-year-residency-in-turkey.aspx?pageID=238&nID=44818&NewsCatID=349
(accessed: February 9, 2014).
GRABBE, Heather, ÜLGEN, Sinan, “The Way Forward for Turkey and the EU A Strategic Dialogue on Foreign Policy”, Policy
Outlook, Carnegie Endowment for International Peace, December 2010.
KALAYCIOĞLU, Ersin, “Turkey’s Views of the European Union in 2011”, Analysis, The German Marshall Fund of the United
States, 2011, http://www.gmfus.org/wp-content/blogs.dir/1/files_mf/kalaycioglu_tt2011results_sept111.
pdf (accessed: February 9, 2014).
PIECHOCIŃSKI, Janusz, “Wykorzystajmy potencjał biznesu z Polski i Turcji”, 2013, http://www.mg.gov.pl/node/19427
(accessed: February 9, 2014).
“Polacy wydają więcej na wakacje”, Gazeta Wyborcza, 2012, http://wyborcza.biz/biznes/1,100896,12399650,Polacy_
wiecej_wydaja_na_wakacje__Wzrost_blisko_o_jedna.html, 02.11.2013 (accessed: February 9, 2014).
“Polska w demograficznym klinczu. Nie pomogą nawet imigranci”, Gazeta Wyborcza, 2012,http://wyborcza.biz/
biznes/1,100896,11361103,Polska_w_demograficznym_klinczu__Nie_pomoga_nawet.html#ixzz2Jec4Ztxu
(accessed: February 9, 2014).
“Target for tourism at 50 billion dollars”, Sabah, 2012, http://english.sabah.com.tr/Travel/2012/05/07/target-fortourism-at-50-billion-dollars (accessed: February 9, 2014).
“Tourism Strategy of Turkey - 2023 and Activity Plan for Tourism Strategy of Turkey 2007-2013”, Ankara: T.R. Ministry of
Culture & Tourism, 2007, http://www.kulturturizm.gov.tr/genel/text/eng/TST2023.pdf (accessed: February
9, 2014).
“The hot spots: where will we buy next?”, The Guardian, 26 November 2006, http://www.theguardian.com/travel/2006/
nov/26/cheapflights.holidayhomes.escape (accessed: February 9, 2014).
“Turcja - Informator Ekonomiczny MSZ”, 2012, www.informatorekonomiczny.msz.gov.pl/pl/azja/turcja/(accessed:
February 9, 2014).
ÜMİT, Cizre, Secular and Islamic politics in Turkey: the making of the Justice and Development Party, London and New
York: Routledge, 2008.
“Property prices fall with cancellation of law on property sales to foreigners”, Today’s Zaman, 1 May
2008,
http://www.todayszaman.com/newsDetail.action;jsessionid=qx+S-+QsNPJM-VgTZwSdoKi?newsId=140578&columnistId=0, 20.11.2013 (accessed: February 9, 2014).
all, Turkey is a gateway to North Africa and the Middle East. However, to bring about a major
escalation in the commerce between Poland and Turkey, a degree of additional support for
business the government institutions is required. Moreover, cultural diplomacy, which has
started to play a central role in foreign policy, may intensify bilateral collaboration. For this
reason, the coming anniversary may serve as the perfect opportunity to undertake joint
cultural endeavors which would serve to deepen the economic and political partnership.
128
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
129
turizm (1997), askeriye ve teknik (1994,1997) ve kültür ve bilim (1990) alanlarında
çeşitli
olarak
antlaşmalar
da
1994
ile
kurumsallaştığı
yılında
İstişare
bir
Komitesi
dönem
yaşanmıştır.
Antlaşması
(1994)
Bunlardan
ayrı
imzalanmıştır.[2]
Ancak, asıl “fırsat pencereleri”, Polonya’nın NATO’ya (1999) ve Avrupa Birliği’ne üye
(2004) olmasıyla ilişkilerin çok taraflı boyutunun pekiştirilmesi sayesinde yaratılmıştır. Bu
dönemde yeni işbirliği kanalları da açılmıştır. Karşılıklı resmi ziyaretlerin artması (iki ülke
cumhurbaşkanlarının, 2004-2007 arası, dışişleri bakanlarının 2006-2008 arası, Polonya
Başbakanının 2005 ziyaretleri), yargı kurumları arasında ve parlamentolar arasında daha
yakın işbirliği kurulması (parlamentolar arası dostluk grubunun kurulması dahil) ile
siyasette; yatırım seviyesinin((Nurol, Mesa, Reform Şirketi ve Yenigün Grubu gibi firmaların
iştirakiyle ağırlıklı olarak Türk tarafında) ve AB ile Türkiye arasındaki gümrük birliği
sayesinde ticaret hacminin artmasıyla ekonomide; 2005’te Mickiewicz Müzesi yeniden
AVRUPA BIRLIĞI’NE TAM ÜYELIK
SÜRECINDE TÜRKIYE-POLONYA
İLIŞKILERI
Polonya-Türkiye Dostluk Anlaşması (23 Temmuz 1923), Ticaret Anlaşması (23 Nisan 1974),
Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşması (31 Ocak 1980) ve nihayet Konsolosluk Anlaşması
(5 Haziran 1987) gibi en önemlileri başta olmak üzere bir dizi anlaşmaya dayanır.[1] Bununla
beraber, iki ülkenin farklı bloklarda yer alması işbirliğini çok zorlaştırmıştır.
Soğuk Savaş dönemi sonrasında daha elverişli belirleyiciler ortaya çıkmıştır. “Demir perde”nin
çöküşü ikili temasların yoğunlaşmasına imkân sunmuştur. 1989-1999 yılları arasında
ikili ilişkilerin, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması (1993) dâhil, ekonomi (1991,1993,1999),
130
2009’dan sonra her iki ülkenin uluslararası konumlarının güçlenmesi sonucu, ikili temaslar
daha da yoğunlaşmaya başlamıştır. Polonya, büyük bir bölgesel güç olan Türk partneri
tarafından önemli bir AB üyesi olarak görülmeye başlanmıştır. En üst düzeyde resmi ziyaret
sayısı artmıştır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009’da Polonya’yı ziyareti sırasında
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2011’de Polonya’da resmi ziyaret için bulunmuştur. Polonya
Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler Soğuk Savaş döneminde oldukça sınırlıydı. Bu ilişkiler,
1
olmak üzere ilişkilerdeki gelişmenin seyri gözlemlenebilir.[3]
Türkiye-Polonya Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalanmış, 2013’te bu ziyaret tekrarlanmıştır.
Yrd. Doç. Dr. Adam SZYMAŃSKI*
*
açılması ve kitap çevirilerinin artmasıyla kültürde ve başta Erasmus programıyla eğitimde
Varşova Üniversitesi, Siyasal Bilimler Enstitüsü, Varşova, Polonya.
Współpraca dwustronna – Baza prawna (İkili İlişkiler – Yasal Gerekçeler), Polonya Büyükelçiliği/Ankara,
http://www.ankara.msz.gov.pl/pl/stosunki_polskotureckie/baza_prawna/?printMode=true.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Başbakanı Donald Tusk 2010’da, Polonya Cumhurbaşkanı Bronislaw Komorowski de 2014’te
Türkiye’ye birer resmi ziyarette bulunmuşlardır. Ekonomik kriz sebebiyle ikili ilişkilerde
bazı sıkıntılar yaşanmış ise de iki ülke hızla toparlanıp kaldıkları yerden gelişme seyrini
yeniden yakalayabilmişlerdir. 2009’da ticaret hacmi 3 milyar Doların biraz üzerinde iken,
2013’te 5 milyar Doların üzerine çıkmıştır.[4]2012’de Selena, MPN EE, Smyk and X-Trade
brokers, Assesco, Polpharma, yatırım tutarı 200 milyon Euro ‘yu bulan Maspex Wadowice
dahil 90’ı aşkın Polonya şirketi Türkiye’de faaliyet gösterirken, Dallas International, Beko
Ploska S.A, Mesa Mesken A.Ş., Niff Rubber Ind.ss. z.o.o ve yatırım tutarı 49,5 milyon Euro
olan Yenigün Şirketler Grubu gibi 190’ın üzerinde Türk firması da Polonya’da iş yapmıştır.
İki ülke akademisyenleri ve öğrencileri arasındaki temasların da bu süreçte yoğunlaştığını
gözlemleyebiliriz: Örneğin, 2011/2012 akademik yılında 2000 Türk öğrencisi Polonya’da
2A.g.e.
3
4
Daha fazla bilgi için bkz. Justyna Głogowska, Poland-Turkey Relations: Friendship at a Distance, BILGESAM,
Istanbul, 17 Aralık 2011, www.bilgesam.org/en/incele/411/-poland-turkey-relations--friendship-at-adistance/#.U7XLg0CFmm4.
Data: Turkiye İstatistik Enstitüsü, www.turkstat.gov.pl.
131
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Adam SZYMAŃSKI
kısa ve uzun dönemli öğrenim görmüş; 2012’de Türkiye-Polonya İş Konseyi kurulmuş,
2007’de Türkiye’yi sadece 100 bin Polonyalı turist ziyaret ederken 2012’de bu sayı 424 bine
ulaşmıştır.[5]
Öte yandan, ulaştırma, enerji, savunma ve uzay sanayi, gıda ve eczacılık sanayi, turizm, bilim
ve eğitim gibi alanlarda ikili ilişkilerin daha da geliştirilmesi için büyük bir potansiyel olduğu
ortadadır.[6] Bu iki ülke arasındaki işbirliğini ilgilendiren bir alandır. Bu makalenin yazarının
arzusu, söz konusu potansiyelin, Türkiye’nin AB’ye üyeliği çerçevesinde, AB düzeyinde
de geçerli olduğu, bu şekilde iki ülkenin de Avrupa’nın işleyişine büyük oranda katkıda
bulunabileceği hipotezini desteklemektir.
Bu makale üç ana bölümden oluşmaktadır; Birinci bölüm “Niçin Türkiye ve Polonya? –
Belirleyiciler ve çıkarlar”. Bu bölümde, AB düzeyinde Türkiye ve Polonya’nın işbirliğini daha
da geliştirmeleri gerekliliğine yer verilmektedir. İkinci bölüm “AB üyesi olarak Polonya’nın
Başarısı”. Bu bölümde, Türkiye’nin beklentilerini destekleme yönünde Polonya’nın taşıdığı
yapmaktadır.[7] Sonuç olarak, benzer ekonomik yapıya sahip olmaları ve örneğin enerji
sektöründe aynı amaçlara yönelik belirli ekonomik politikalar benimsemeleri sayesinde iki
ülke arasında ekonomik temaslar kuvvetlendirilebilir.[8] Elbette zaman zaman benzerliklerin,
Avrupa’ya entegrasyon sürecinde bir engel oluşturması gibi orak sorunlar anlamına geldiği
de olmaktadır.
Örneğin, devletin ekonomideki yerinin büyüklüğü, rekabet politikası
kriterlerinin yerine getirilmesi açısından bazı sorunlar yaratmaktadır.
Farklı sorunlara yaklaşımlarda pek çok benzerlik bulunması, çok taraflı düzeyde iyi bir
işbirliğine imkân sağlar. NATO konusuna gelince, Türkiye ve Polonya, ittifakın geleneksel
rolüne ve Washington Uzlaşması’nın 5. maddesine büyük önem vermekle birlikte terörizmle
mücadele gibi yeni görevlerin geliştirilmesi ihtiyacını da göz ardı etmemektedir. Doğal olarak,
NATO’nun genişletilmesi ve Rusya ile ilişkileri gibi konularda kimi görüş ayrılıkları varsa da
bu durum, NATO üyeleri arasındaki işbirliğini olumsuz etkilememektedir.[9]
özel rol anlatılmaktadır. “AB Düzeyinde İşbirliği Alanları” başlıklı bölümde ise, Polonya ile
Aynı şeyler AB için de söylenebilir. Türkiye hâlâ ortak üye statüsünde, ama iki ülke arasında
Niçin Türkiye ve Polonya? Belirleyiciler ve Çıkarlar
bir unsur olarak Ortak Dış ve Güvenlik Politika’nın geliştirilmesine yönelik olumlu tutum)
Türkiye arasında AB düzeyinde işbirliği için kimi somut alan önerilerine yer verilmektedir.
Türkiye ve Polonya pek çok açıdan, hem iç hem de dış meselelerinden farklılık arz eden iki
ülkedir. Kültürleri, dinleri, sosyal yapıları ve İkinci Dünya Savaşı sonrası tarihleri farklıdır.
İki ülkenin siyasî sistemlerindeki farklılıklar da görmezden gelinemez. Dış politikalarında da
önceliklerindeki farklılıkları gözlemleyebiliriz.
Bununla beraber, bu ülkeler arasında ikili ilişkilerin gelişimini kolaylaştıracak çokça
benzerlik olduğu da bir vakıadır. Polonya ve Türkiye, ulusal egemenliklerine büyük önem
atfederler. Milliyetçi duygularından ayrı olarak din ve muhafazakâr değerler de bu ülkelerin
yurttaşlarının hayatında önemli bir yer tutar. Bu da, Lehler ve Türklerin birbirini daha
iyi anlaması, dolayısıyla da toplumsal ilişkilerin kuvvetlenebilmesi yönünde olumlu etki
5
6
132
Daha fazla bilgi için bkz. Małgorzata Bonikowska, Paweł Rabiej, Andrzej Turkowski, “A Land of Opportunity
at the Heart of Europe”, THINKTANK Dossier Polonya – Türkiye, Warszawa: THINKTANK, 2014, ss. 10-17;
Przewodnik rynkowy dla przedsiębiorców. Turcja (Market Guidebook for Entrepreneurs. Turkey), Warszawa:
Polsko-Turecka Izba Gospodarcza, 2013, ss. 98-104.
Daha fazla bilgi için bkz. Bonikowska, Rabiej, Turkowski, “A Land of Opportunity”, s. 17-19; Przewodnik
rynkowy dla przedsiębiorców, s. 105-126; Pınar Elman, “A Partnership between Poland and Turkey: Filling
the EU Gap?”, Bulletin PISM, no. 54, 21 Mayıs 2013, s.2, http://www.pism.pl/files/?id_plik=13682; Canan Uslu,
Murad Cinoğlu, “Potential for Cooperation Between Turkey and Poland in Aerospace and Defense Industry”,
Polish-Turkish Relations from National Security Perspective, ed. Meftun Dallı, Ankara: Milli Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği, 2014, s. 63-71.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
AB düzeyinde işbirliğini geliştirmeyi sağlayacak olumlu belirleyiciler mevcut. Her iki ülke
de, açık (genişlemeye kesin destek), güçlü (NATO ile mevcut güvenlik boyutuna tamamlayıcı
ve uluslararası arenada rekabetçi AB vizyonunu paylaşıyor görünmektedir. Yine görünen o
ki, her iki ülke de AB’nin, demokrasi ilkeleri, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayalı,
çok-kültürlülüğün daha da zenginleşmiş bir yapıda olması gerektiğinde mutabık. Ayrıca,
yüzölçümleri, yukarıda sözü edilen benzer ekonomik yapıları ve ihtiyaçları nedeniyle de
Türkiye’nin AB’ye üye olması halinde tarım, bölge veya enerji politikası gibi alanlarda önemli
ekonomik politikalarda benzer yaklaşımlar sergileyeceklerdir.[10]
Bu durum, AB düzeyinde iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için müsait bir zemin
oluşturmaktadır. Türkiye’nin AB’ye üyeliği çerçevesinde Avrupa düzeyinde işbirliğine
gitmelerinin hem Polonya hem de Türkiye açısından kendi çıkarlarına olduğunun altı
çizilmelidir. Polonya’nın, 2011 yılının ikinci yarısında AB Konseyi Başkanlığı sırasında
güçlenen pozisyonunu güçlendirmesi mümkündür. Türkiye’nin AB’ye üyeliğini veya Birlik
7
8
9
Daha fazla bilgi için bkz. Adam Szymański, “Faces of Conservatism in Turkey and Poland: The Case of the AKP
and PiS”, Poland and Turkey in Europe – Social, Economic and Political Experiences and Challenges” içinde, ed.
Artur Adamczyk, Przemysław Dubel, Varşova: Varşova Üniversitesi, Avrupa Merkezi, 2014, ss.48-49
Tadeusz Dulian, “Poland-Turkey: Macroeconomic indicators vs. Polish CFO’s prognosis”, Türkiye-Polonya
İlişkilerinin 600. Yılı Sempozyumu’nda sunulan bildiri, 5 Mart 2014 Ankara.
Beata Górka-Winter, Marek Madej (ed.), NATO Member States and the New Strategic Concept. An Overview,
Warszawa: PISM, 2010, s. 79-84 and 107-112, www.pism.pl/zalaczniki/PISM_Report_NATO_ENG.pdf.
10 Adam Szymański, “Turkey’s Future Membership of the European Union and its Consequences for Poland”, The
Polish Quarterly of International Affairs, nr. 4, 2006, ss. 64-82.
133
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Adam SZYMAŃSKI
üyeleriyle çeşitli alanlarda işbirliğinde bulunmasını daha aktif biçimde desteklemesi de
geliştirilmesinde bir tür “kolaylaştırıcı” rolü oynayabilir. Bu, Polonya’nın yalnızca reaktif
AB çıkarlarından yana bir tutum olduğunu ortaya koyacaktır.
Türkiye’nin dostları veya inisiyatifin başarı şansını artırmak için İsviçre ile birlikte ortaya
Polonya’nın, Doğu komşularıyla bağlantılı dar çıkar ilişkilerinin ötesine geçebileceğini ve
Türkiye’ye arka çıkmasının da, Ukrayna gibi ülkelerin Avrupa’ya yönelik arzularından ziyade
Polonya’nın doğuya odaklanması, ülkenin AB’nin genişleme alanındaki etkinliğini olumsuz
etkilemiştir. Geçmişte, Polonya’nın AB’nin doğu ülkelerine odaklanması dışarıdan olumsuz
algılanmış, bu da, AB ülkelerinin gönlünü kazanmasını engellemiştir. Örneğin, Avrupa
Parlamentosundaki Polonyalı parlamenterler zaman zaman, Polonya’nın sadece AB’nin Doğu
komşularını aktif şekilde desteklemesi sebebiyle Birlik’in genişleme alanındaki girişimlerinde
müttefik kaybetmişlerdir. Polonya, Balkan ülkeleri ve Türkiye’nin Birlik’e alınması yönünde
destek verirken Doğu Avrupa dışındaki diğer ülkeler lehinde hareket edildiği süreçlerde
Avrupa Parlamentosu’nun diğer parlamenterleriyle işbirliği yapmamışlardır. Bu anlamda
Polonyalı parlamenterler güven telkin etmemektedir.
Türkiye, AB düzeyinde Polonya ve diğer AB üyesi ülkelerle daha fazla işbirliğine giderek AB
yolunda ilerleme şansına her zaman sahip. Türkiye, AB’nin, adaylık sürecinden bağımsız
olarak işbirliği geliştirme önerilerine kuşkucu yaklaşmakta bir yere kadar haklıdır. Ancak,
böylesi bir işbirliğini, Avrupa’ya entegrasyon sürecine katkıda bulunma potansiyeline sahip
olduğunu kanıtlamanın bir yolu olarak düşünmelidir. Bu, AB’nin genişlemesi ile derinleşmesi
arasındaki dengenin korunmasında yarar vardır. Türkiye, AB’ye üyeliğinin, entegrasyon
sürecine zarar vermeyeceğini, hatta ekonomik sorunların ötesine geçen mevcut krizde süreci
rayında tutmaya katkıda bulunacağını göstermelidir.
[11]
AB Üyesi Olarak Polonya’nın Aktifliği
Aday ülke Türkiye ile işbirliğinin başlatılması konusunda AB üyesi olarak Polonya’ya daha
fazla sorumluluk düşmektedir. Bu üye ülke, Türkiye ile temasların geliştirilmesi yönündeki
eğilimi ve yukarıda bahsi geçen çıkarları akılda tutarak Türkiye ve AB’ye üyeliği için destek
verici deklarasyonların ötesinde bir şeyler yapmalıdır. Bu, Ukrayna örneğinde olduğu gibi
Türkiye’nin avukatlığını üstlenmek ve “Türkiye’nin dostları” arasında liderliğe soyunmak
şeklinde olmamalıdır.[12] Polonya, AB düzeyinde analiz edilen bu aday ülke ile işbirliğini
11 Adam Szymański, “Rola polskich posłów do PE w kształtowaniu polityki rozszerzania UE” (Role of Polish MEPs
in Shaping the EU Enlargement Policy), Rola polskich posłów do Parlamentu Europejskiego w kształtowaniu
wybranych polityk 2004-2009 içinde, (Role of the Polish MEPs in Shapig the Selected EU Policies 2004-2009),
ed. Franciszek Gołembski, Warszawa: ASPRA –JR, 2010, ss. 159-160.
12 Daha fazla bilgi için bkz. Adam Szymański, “Polska jako adwokat wschodnich sąsiadów na drodze do UE
- przypadek Ukrainy” (Poland as an Advocate of the Eastern Neighbors on the Way to the EU – Ukrainian
Case), Polityczno-gospodarczy rozwój Polski w strukturach Unii Europejskiej içinde, (Political and Economic
Development of Poland in the European Union Structures), ed. Bogusław Jagusiak, Warszawa: WAT, 2007, ss.
115-126.
134
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
değil aktif olmasını; yani, diğer inisiyatifleri desteklemekle kalmayıp kendi inisiyatiflerini
de, ya tek başına ya da ekonomik krizden yeni çıkmış olan Birleşik Krallık veya İspanya gibi
koymasını gerektirir.
Bu çerçevede iki tür inisiyatif mümkün. Birincisi, Polonya’nın, Türkiye’ye ve Türkiye’nin
AB üyeliğine yönelik eylemlerini içerir. Bu meyanda, Polonya ya tek başına ya da Orta ve
Doğu Avrupa’den AB üyesi ülkelerle birlikte hareket edebilir. Üyelik öncesi süreçteki bazı
deneyimlerin paylaşılması öncelik arz etmektedir. Bölgesel Ortaklık çerçevesinde Batı
Balkan ülkelerine yardım inisiyatifi Türkiye için de tekrarlanabilir. Altı ülke -Avusturya,
Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya ve Slovenya- Batı Balkan ülkelerine farklı
alanlarda Avrupa standartlarına uyum sağlamada yardımcı olmuştur. Bir iş bölümü vardı ve
Polonya, AB fonları alanında sorumluluk üstlenmişti.
[13]
Türkiye için de örneğin, Visegrad
Grubu içinde (Bu Bölgesel Ortaklık artık işlerliğini yitirmiş durumda ve Türkiye söz konusu
olduğunda Avusturya bu örneği izlemeyecektir muhtemelen) bu şekilde hareket edilememesi
hiçbir neden yok. Polonya özellikle üyelik öncesinde benzer birçok sorunlarda kendi geçmiş
deneyimlerini de Türkiye ile paylaşması mümkündür. Örneğin, AB’nin bölgesel politikası
böyle bir alan olabilir.
Türkiye’nin üyelik öncesi stratejisine başka bazı etkenler de eklenebilir. Örneğin, Polonya,
Türkiye ile eş projeler yürütebilir. Bu projeler, Türk devletinin merkezî sistemi çok dar bir
alan bıraksa da özerk idarî yapıları kadar iki merkezi yönetimleri arasında da organize
edilebilir. Polonya danışmanlık firmaları, Katılım Öncesi Yardım (IPA) Fonu çerçevesinde
teknik yardım projelerini uygulamak isteyen konsorsiyumların bir parçası olarak açılacak
ihalelere katılabilirler.[14]
Türkiye ve onun AB üyeliğiyle ilgili olarak Polonya’nın ikinci girişimi de AB ve üyelerine
yönelik olabilir. İlk yapılacak iş, üyelik müzakerelerinin bizatihi kendisidir. Polonya, gerekmesi
halinde, kesin olarak tanımlanmış ölçütleri (müzakere fasıllarının açılış ve kapanış şartları
vb.) desteklemelidir.
Türk yetkililer prosedürün yavaş işlediği ve ölçütlerin açıkça belirtilmediğine dair şikayetleri
dile getirmektedirler. Bunun böyle olduğuna ittifakla karar verilmesi gerekir. Türkiye’nin
13 Benita Ferrero-Waldner, “Die Regionale Partnerschaft. Österreichs Nachbarschaftspolitik als Baustein der
Europäischen Integration,” Österreichisches Jahrbuch für Politik 2004, Wien 2005, www.ena.lu/benita_ferrerowaldner_regionale_partnerschaft_2004-030006648.html.
14 Bonikowska, Rabiej, Turkowski, “A Land of Opportunity”, s. 18.
135
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Adam SZYMAŃSKI
üyeliğine şüpheyle yaklaşan bazı AB ülkeleri ölçütleri kullanarak muhalefet etmektedirler.[15]
ve AB Konseyinden yetkililer ve hatta üye devletlerin temsilcilerine, Birlik ile Türkiye
bu tür hareketlere karşı koymak için AB içindeki Türkiye’nin dostu diğer ülkeler ve Avrupa
kanalları vasıtasıyla Türk ve AB yetkilileri arasındaki işbirliğinin etkinliğini artıracaktır.
Ölçüt konulduğu takdirde bu, müzakere başlangıcını bloke etmek amacıyla kullanılacaktır,
örneğin geçmişte Fransa’nın Kıbrıs konusundaki blokajı gibi.[16] Dolayısıyla, Polonya’nın
Komisyonu yetkilileriyle aktif çalışma yapması gereklidir. Etkili olması pek mümkün
görünmese de müzakereleri bloke eden AB üyesi ülkelere baskı uygulanması bu çerçevede
mümkün olabilir. Kıbrıs için, öncelikle Türkiye tarafından tanınmasıyla bağlantılı çıkarların
korunması, AB içinde iyi bir konuma ve diğer üye devletlerle düzgün ilişkilere sahip olmaktan
daha önemlidir. Fransa’nın Cumhurbaşkanı François Holland’ın seçilmesinden sonra kimi
müzakere başlıklarını bloke etmeyi bırakmaya hazır olduğu zaman -2014 sonbaharında
bölgesel politika başlığının açılmasında da görüldüğü üzere- yeni başlıkların açılmasını da
desteklemelidir.
[17]
Polonya aynı zamanda, Olumlu Gündem içindeki tüm girişimleri de desteklemelidir. Bu
gündem; ana üyelik müzakereleri dışında kalan ortak dış ve güvenlik politikaları, özgürlük
alanı, güvenlik ve yargı veya enerji politikası gibi alanlarda Türkiye-AB ilişkilerinin
sağlamlaştırılması yönündeki Avrupa Komisyonu insiyatifini içermektedir.[18]
Polonya,
vizelerin serbest bırakılmasına dair diyalog gibi halihazırda alınmış olan insiyatiflere de
destek vermelidir. Nitekim, Polonya Doğu komşuları söz konusu olduğunda bu tür taahütlerin
sıkı bir savunucusu olmuştur. Ayrıca, “Olumlu Gündem”in diğer alanlarında da Polonya daha
aktif hareket etmelidir. Herşeyden önce, bu, AB’nin ortak dış ve güvenlik politikalarıyla ilgili
bir husustur. Daha önce belirtildiği üzere, Türkiye, AB üyeliğine alternatif bir statüye izin
vermek anlamına geleceği inancıyla AB ile bu alanda daha fazla işbirliğinde bulunmaya
fazla istekli görünmemektedir. Ancak, daha başkaca nedenler de bulunmaktadır. Örneğin,
işbirliğinin yeterli kurumsal çerçeveden yoksun olması, Türkiye’yi Birlik’e almaya hazır
olunmaması ve AB tarafında somut işbirliği önerilerinin bulunmaması bunlardan bazılarıdır.
Polonya, bu sorunların çözümüne AB ortaklarıyla birlikte katkıda bulunabilir. Birlikte Orta
Dış ve Güvenlik Politikası’nda Türkiye ile ilişkileri geliştirmek istemeyen üye devletlere
daha fazla baskı yapabilir ve Türkiye’yi bu alandaki farklı AB girişimlerine dahil edebilirler.
Birleşik Krallık, İspanya veya İsveç gibi kimi ortaklarıyla Polonya, Avrupa Komisyonu
15 AB Bakanlığı’ndan Burak ERDENİR ile yapılan röportajdan, Ankara, Haziran 2013.
16 Adam Szymański, Rozszerzanie Unii Europejskiej – współczesne uwarunkowania i perspektywy kontynuacji
procesu/European Union Enlargement – Contemporary Determinants and Prospects for the Continuation of
the Process, Warsaw: ASPRA-JR, 2012, s. 112.
17 Marc Pierini, “President François Holland on the Foreign Policy Front”, Turkish Policy Quarterly, vol. 11. nr. 1, s.
77-83.
18 Commission Staff Working Document, Turkey 2011 Progress Report, Brussels, 12.10.2011, SEC (2011) 1201
final, http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2011/package/tr_rapport_2011_en.pdf.
136
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
arasında, Ukrayna’daki ihtilafta ve Kırım meselesinde gerekliliği ortaya çıkan bir istişare
mekanizması oluşturulmasını önerebilir. Bu istişare mekanizmaları, hızlı iletişim ve diyalog
Ayrıca, beklentilerin açıkça belirtilmemesi nedeniyle AB ve Türkiye’nin yeterince işbirliğine
gidemediği bir süreçte, bu mekanizmaların geçmişteki deneyimlerden kaçınmak için
Türkiye’nin beklentilerini dinleme amacıyla kullanılması da pekâlâ mümkündür.
Türkiye’nin beklentilerinin bilincinde olarak Polonya, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası
alanında Türkiye ile AB arasındaki işbirliği projeleri için somut öneriler getirmelidir. Bu
durum AB’nin Doğu komşularını endişeye sevkedebilir. Polonya, (belki de bazı Orta ve Doğu
Avrupa ülkeleri ve Litvanya gibi AB üyesi ile birlikte) Doğu Doğu Ortaklığına Türkiye’nin de
katılması konusunda somut proje önerileri sunmalıdır.
Ayrıca, AB’nin genişleme sürecinde genel havanın yumuşatılmasına yönelik olarak Türkiye’ye
yardımcı da olunabilir. AB’deki en Avrupa-sever ülkelerden biri olarak Polonya, genişleme
sürecinin devam etmesini daha da zora sokan AB karşıtlığının yükselişine karşı bir şeyler
yapabilir.[19]
AB Düzeyinde İşbirliği Alanları
AB üyesi ülkeler ile Türkiye arasında işbirliği için yeterli kurumsal çerçevenin bulunması ve iki
tarafın da beklentilerinin net olarak tanımlanması halinde Polonya Türkiye ile AB düzeyinde
işbirliğinin geliştirmek için (bu makalenin ilk bölümünde sözü edilen konular dışında)
elverişli bir zemin bulacaktır. Elbette bu işbirliği tüm alanları kapsayamaz. Daha ziyade, AB’ye
önerilebilecek ortak çıkar ve değerlerin söz konusu olduğu alanlara odaklanılacaktır.[20]
Enerji politikası ve daha önce vurgulandığı şekilde Ortak Dış ve Güvenlik Politikası özellikle
önem taşımaktadır. AB’nin Türkiye gibi ülkelerle işbirliğinde temel çıkarları bulunmaktadır.
Zira, Türkiye, komşu bölgeler ve o bölge ülkelerinin kültürleriyle birlikte siyasî, ekonomik
ve sosyal temaslarını geliştirmiş durumdadır. Bu şekilde, Türkiye, örneğin, anlaşmazlıkların
çözümü için AB’nin bu bölgelere nüfuzunda yardımcı olabilir.[21] Polonya ve bazı AB
üyesi ülkeler, öncelikle Güney Kafkasya ve geniş tanımıyla da Karadeniz bölgesine ilişkin
19 Elman, “A Partnership between Poland and Turkey’, s. 2.
20 Pınar Elman, Roderick Parkes, “Can Poland and Turkey Revamp Europe?,” Carnegie Europe, 8 Kasım 2013,
http://carnegieeurope.eu/strategiceurope/?fa=53533.
21 Daha fazla bilgi için bkz. Adam Szymański, “Turkey’s Potential Added Value to the EU: Resolution of Regional
Conflicts”, Turkish Policy Quarterly, vol. 8, nr.3, Sonbahar 2009, ss.125-138.
137
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Adam SZYMAŃSKI
konularda Türkiye ile işbirliğini geliştirebilirler. Her iki ülke de Ukrayna, Gürcistan ve
Yukarıda bahsedilen alanlar, öncelikle, hükûmetlerce atılacak adımlarla ilgilidir. Bununla
yardımın üstlenilmesiyle mümkündür. Böyle ortak projeler sayesinde Türkiye’nin komşuluk
Türkiye’ye de yer verilmesi sayesinde oynayacakları bir rol vardır. Farklı projelerde Horizon
Azerbaycan gibi bölge ülkeleriyle temaslara büyük önem atfetmektedir. Bu ülkelerin AB ile
ilişkilerini güçlendirmeleri Türkiye ve Polonya’nın çıkarınadır. Bu da siyasî ve ekonomik
politikasının uygulanmasında önemli bir partner olduğu gösterilebilir. Bu tür işbirliğini etkili
kılmak için bazı şartlar vardır. Öncelikle, Türkiye’nin çıkarlarına saygı gösterilmelidir. Bu
da, Karadeniz bölgesiyle bağlantılı olarak ilişkilerin geliştirilmesi için Türk ortak için önemli
yapı ve mekanizmaların kullanılması demektir. Bu itibarla, KEİ (Karadeniz Ekonomik İşbirliğ
Teşkilatı) ile AB arasında işbirliğinin geliştirimesi tavsiye olunur.
birlikte, iki ülke toplumları arasında işbirliği için de bir alan vardır. İş adamları dışında,
akademisyenler ve öğrencilerin de, AB eğitim ve araştırma politikası dahilindeki programlara
2020 programı çerçevesinde büyük bir işbirliği potansiyeli mevcuttur. Sosyal bilimler alanında
Türkiye ve Polonya, iki ülkenin çok da farklı olmadıklarını gösterebilecek karşılaştırmalı
analiz çalışmaları yürüterek kültürler arası diyalogun geliştirilmesi ve önyargılarla mücadele
fırsatını değerlendirebilir.
Sonuç
Bu makalenin yazarı, Orta Doğu ülkeleri ve Rusya bağlamında bu tür bir işbirliğine çeşitli
İkili ilişkilerin ötesinde, Türkiye ile Polonya arasında işbirliğini geliştirmek için büyük bir
dönüşüm ve demokratikleşmeye yardımdır.[22] Bununla beraber, kültürel farklılık nedeniyle
ilgilendirmektdir. Türkiye ve Polonya, değişik tutum sergileseler de bu tür işbirliğinin
nedenlerle kuşkuyla bakmaktadır. Orta Doğu’yla ilgili olarak, Arap Baharı’nın yaşandığı
ülkelere yardım etmekten bahsedilip durulmaktadır. Burada sözü edilen öncelikle siyasî
Polonya’nın bun dahil olması çok zordur. Örneğin, Tunus gibi ülkelere bir tür model olmak
Türkiye için bile sorunlu bir durumdur. Kültürel açıdan Türkiye ve Tunus’un yakınlıklarına
rağmen, Türk demokratikleşme sürecinin tarihsel ve sistemik belirleyicileri (uzun
demokratikleşme süreci, sömürge geçmişi olmaması laik devlet modeli).[23]
Türkiye ve Polonya’nın Rusya ile temaslarında benzer deneyimleri olmasına rağmen, AB
çerçevesinde bu iki ülke arasındaki işbirliği, Türkiye’nin Rusya’ya daha uzlaşmacı yaklaşımı
nedeniyle kolay görünmemektedir.
Türkiye ile Polonya’nın AB düzeyinde işbirliği Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (NATO
içindeki taahhütlerin tamamlayıcısı olması koşuluyla) ve enerji politikası çerçevesinde de
mümkündür. Özellikle, enerji politikası alanında Türkiye ile Polonya arasındaki işbirliği,
Türkiye’nin bazı değerler getirebileceğini gösterecektir. İki ülkenin işbirliği aynı zamanda
Enerji kaynaklarının sağlanacağı rotalar kadar türlerini de kapsayan çeşitlilik politikasının
uygulanmasında Türkiye’nin faydalı bir ortak olabileceğini kanıtlayacaktır.
potansiyel vardır. Avrupa düzeyinde AB çerçevesinde işbirliğinin geliştirilmesi için de
bir potansiyel mevcuttur. Bu durum, her iki ülke hükûmetlerini ve ülkelerin toplumlarını
geliştirilmesine yardımcı olacak AB vizyonunu paylaşmaktadırlar.
AB düzeyinde işbirliği girişiminde bulunması gereken öncelikle AB üyesi olarak Polonya’dır.
Elbette, bu işbirliğinin geliştirilmesi için makul ve gerçekçi yaklaşımlar sergilenmesi lazımdır.
Bu da ancak bazı koşullarda mümkündür: Birincisi, AB düzeyinde işbirliğine gidilebilmesi için
yeterli kurumsal çerçevenin oluşması ve iki tarafın beklentilerinin tanımlanmasından sonra
Türk tarafına somut önerilerin yapılması gerekir. Bunlar, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası
konularında olduğu kadar “Olumlu Gündem” adı altındaki bazı AB politikalarını içermelidir.
İkincisi, bu işbirliği önerileri Türkiye’nin AB üyeliğini destekler ölçütte olmalıdır. Bu olmadığı
takdirde, aday ülke Türkiye, AB’nin niyetlerinden kuşku duyacak ve işbirliğine isteksiz
kalacaktır. Her iki durumda da Polonya’ya düşen, Türkiye’ye ve AB üyesi ülkelere karşı farklı
hareket edebileceği bir rol oynamak olmalıdır. Üçüncüsü, AB üyesi olarak Polonya’nın, AB
ve kurumlarının nasıl çalıştığını dikkate alarak farklı girişimler için öncelikle “Türkiye’nin
Dostları” grubu içinde ortaklar bulmalıdır. Dördüncüsü, işbirliğinin her alanı kapsaması
mümkün olmayıp işe, her iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeten alanlardan başlanmasında
yarar vardır. Bunun, aynı zamanda, tüm AB çıkar alanlarını da kapsaması gerekir. En çok
umut vadeden alanlar ise, bir yanda enerji politikası ve Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, diğer
yanda da eğitim ve araştırma gibi AB eylem alanlarıdır.
22 Daha fazla bilgi için bkz. Elman, “A Partnership between Poland and Turkey”, s. 2.
23 Daha fazla bilgi için bkz. Emad Y. Kaddorah, “The Turkish Model: Acceptability and Apprehension”, Insight
Turkey, vol. 12, nr. 4, 2010, ss. 119-123.
138
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
139
Adam SZYMAŃSKI
Sonuç itibarıyla, Türkiye ile Polonya arasında AB düzeyinde işbirliğinin geliştirilmesi kimi
elverişli belirleyicilere rağmen zor bir meseledir. Ancak, AB kadar iki ülkenin çıkarına da
olduğundan bu işbirliğini başlatmaya çalışmaya değer. Bu, Türkiye için üyelik umudunun
yeniden kazanılması, Polonya için AB’deki konumunun güçlendirilmesi; AB için de ekonomik
meselelerin ötesine geçen krizden çıkış yolunun bulunması anlamına gelebilir.
KAYNAKÇA
BONIKOWSKA, Małgorzata, RABIEJ, Paweł, TURKOWSKI, Andrzej, “A Land of Opportunity at the Heart of Europe”,
THINKTANK Dossier Poland – Turkey içinde, Warszawa: THINKTANK, 2014, s. 10-19.
Commission Staff Working Document, Turkey 2011 Progress Report, Brussels, 12.10.2011, SEC (2011) 1201 final, http://
ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2011/package/tr_rapport_2011_en.pdf.
ELMAN, Pınar, “A Partnership between Poland and Turkey: Filling the EU Gap?”, Bulletin PISM, no. 54, 21 Mayıs 2013,
http://www.pism.pl/files/?id_plik=13682.
ELMAN, Pınar, PARKES, Roderick, Can Poland and Turkey Revamp Europe?, Carnegie Europe, 8 Kasım 2013, http://
carnegieeurope.eu/strategiceurope/?fa=53533.
FERRERO-WALDNER, Benita, “Die Regionale Partnerschaft. Österreichs Nachbarschaftspolitik als Baustein der
Europäischen Integration,” Österreichisches Jahrbuch für Politik 2004, Viyana 2005, www.ena.lu/benita_
ferrero-waldner_regionale_partnerschaft_2004-030006648.html.
GŁOGOWSKA, Justyna, Poland-Turkey Relations: Friendship at a Distance, BILGESAM, Istanbul, 17 Aralık 2011, www.
bilgesam.org/en/incele/411/-poland-turkey-relations--friendship-at-a-distance/#.U7XLg0CFmm4.
GÓRKA-WINTER, Beata, MADEJ, Marek (ed.), NATO Member States and the New Strategic Concept. An Overview, Warszawa:
PISM, 2010, www.pism.pl/zalaczniki/PISM_Report_NATO_ENG.pdf.
KADDORAH, Emad Y., “The Turkish Model: Acceptability and Apprehension”, Insight Turkey, vol. 12, nr. 4, 2010, ss. 113129.
PIERINI, Marc, “President François Holland on the Foreign Policy Front”, Turkish Policy Quarterly, vol. 11. nr. 1, ss. 77-83.
Przewodnik rynkowy dla przedsiębiorców. Turcja (Market Guidebook for Entrepreneurs. Turkey), Warszawa: PolskoTurecka Izba Gospodarcza, 2013.
SZYMAŃSKI, Adam, “Faces of Conservatism in Turkey and Poland: The Case of the AKP and PiS”, Poland and Turkey in
Europe – Social, Economic and Political Experiences and Challenges, ed. Artur Adamczyk, Przemysław Dubel,
Warsaw: Varşova Üniversitesi, Avrupa Merkezi, 2014, ss. 37-51.
SZYMAŃSKI, Adam, “Polska jako adwokat wschodnich sąsiadów na drodze do UE - przypadek Ukrainy” (Poland as an
Advocate of the Eastern Neighbors on the Way to the EU – Ukrainian Case), Polityczno-gospodarczy rozwój
Polski w strukturach Unii Europejskiej (Political and Economic Development of Poland in the European Union
Structures) içinde, ed. Bogusław Jagusiak, Warszawa: WAT, 2007, ss. 115-126.
SZYMAŃSKI, Adam, “Rola polskich posłów do PE w kształtowaniu polityki rozszerzania UE” (Role of Polish MEPs in
Shaping the EU Enlargement Policy), Rola polskich posłów do Parlamentu Europejskiego w kształtowaniu
wybranych polityk 2004-2009 içinde (Role of the Polish MEPs in Shapig the Selected EU Policies 2004-2009),
ed. Franciszek Gołembski, Warszawa: ASPRA –JR, 2010, ss. 127-163.
SZYMAŃSKI, Adam, Rozszerzanie Unii Europejskiej – współczesne uwarunkowania i perspektywy kontynuacji procesu/
European Union Enlargement – Contemporary Determinants and Prospects for the Continuation of the Process,
Warsaw: ASPRA-JR, 2012.
SZYMAŃSKI, Adam, “Turkey’s Future Membership of the European Union and its Consequences for Poland”, The Polish
Quarterly of International Affairs, nr. 4, 2006, ss. 64-82.
SZYMAŃSKI, Adam, “Turkey’s Potential Added Value to the EU: Resolution of Regional Conflicts”, Turkish Policy Quarterly,
vol. 8, nr.3, Sonbahar 2009, ss.125-138.
USLU, Canan, CİNOĞLU, Murad, “Potential for Cooperation Between Turkey and Poland in Aerospace and Defense
Industry”, Polish-Turkish Relations from National Security Perspective içinde, ed. Meftun Dallı, Ankara:
Secretariat General of the National Security Council, 2014, ss.63-71.
Ek Kaynaklar:
DULIAN, Tadeusz, “Poland-Turkey: Macroeconomic indicators vs. Polish CFO’s prognosis”, Türkiye-Polonya Diplomatik
İlişkilerinin 600 Yıldönümü Sempozyumu’ndan Ankara, 5 Mart 2014.
AB Bakanlığı’ndan Burak ERDENİR röportajı, Ankara, Haziran 2013.Türkiye İstatistik Enstitüsü, www.turkstat.gov.pl.
Współpraca dwustronna – Baza prawna (İkili İlişkiler – Yasal Dayanaklar), Polonya Büyükelçiliği Ankara, http://www
ankara.msz.gov.pl/pl/ stosunki_polskotureckie/baza_prawna/?printMode=true.
140
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
RELATIONS BETWEEN TURKEY AND
POLAND IN THE PROCESS OF THE
EUROPEAN UNION MEMBERSHIP
Asst. Prof. Adam SZYMAŃSKI*
The relations between Turkey and Poland were considerably limited during the Cold War
period. They were based on agreements such as the Treaty of Friendship between Poland
and Turkey of July 23, 1923 as well as the Trade Agreement of April 23, 1974, the Agreement
on Economic and Technical Cooperation of January 31, 1980 and the Consular Convention
of June 5, 1987, to mention only the most important ones.[1] However, the presence of both
countries in different blocks made the cooperation very difficult.
More favourable determinants were created after the end of the Cold War. The fall of
“iron curtain” enabled the intensification of contacts. Between 1989 and 1999, a period
of institutionalization of bilateral relations took effect with many important agreements
*
1
University of Warsaw, The Institute of Political Science, Warsaw, Poland
Współpraca dwustronna – Baza prawna (Bilateral Relations – Legal Basis), Embassy of the Republic of Poland
in Ankara, http://www.ankara.msz.gov.pl/pl/stosunki_polskotureckie/baza_prawna/?printMode=true.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
141
SYMPOSIUM PAPERS
Adam SZYMAŃSKI
signed by both states, including Treaty on Friendship and Cooperation (1993), agreements
in the areas of economy (1991, 1993, 1999), tourism (1997), military and technical area
(1994,1997) as well as culture and science (1990). Apart from it the Permanent Consultation
Committee was established (1994).
[2]
However, the real “windows of opportunity” were created through the enhancement of the
multilateral dimension of relations as a result of Poland’s membership to NATO (1999) and
to the European Union (2004). At that time the new channels of cooperation were opened.
The development of relations in the following fields could be observed: politics – increasing
number of official visits (Presidents of both countries – 2004 and 2007; Ministers of Foreign
Affairs – 2006 and 2008; Polish Prime Minister - 2005), a closer cooperation of parliaments
(including an establishment of the parliamentary group) and judiciary institutions; economy
– increasing trade volume thanks to the customs union between the EU and Turkey and
level of investment (mainly on the Turkish side – by such firms as: Nurol, Mesa; Reform
Company or Yenigün Group), culture (e.g. the Mickiewicz Museum was reopened in 2005; an
advancement of book translations took place) and education (first of all within the Erasmus
programme).[3]
After 2009, contacts were intensified due to strengthened international positions of both
states. Poland started to be treated by its Turkish partner as an important EU member while
Turkey as a strong regional power. The number of official visits on the highest level increased.
Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan visited Poland in 2009 - when Turkey-Poland Strategic
Partnership Agreement was signed and again in 2013. President Abdullah Gül was in this
country in 2011. The Polish Prime Minister Donald Tusk paid an official visit to Turkey in
2010 and the Polish President Bronisław Komorowski in 2014. Although economic relations
experienced difficulties as a result of the economic crisis, they quickly reached their previous
level and started to develop rapidly. While in 2009 the trade volume was only a little more
than 3 billion dollars, in 2013 it was more than 5 billion dollars.[4] In 2012, more than 90
Polish companies operated in Turkey, including Selena, MPN EE, Smyk and X-Trade brokers,
Asseco, Polpharma, Maspex Wadowice (investments amounted to 200 million euros), while
in Poland there were more than 190 Turkish firms, e.g. Dallas International, Beko Polska
S.A., Mesa Mesken A.S., Niff Rubber Industry sp. z.o.o. and Yenigün Group of Companies (49,5
million EUR). We can observe the intensification of contacts between scholars and students,
2Ibid.
3
4
142
For more, see e.g., Justyna Głogowska, Poland-Turkey Relations: Friendship at a Distance, BILGESAM, Istanbul,
17 December 2011, www.bilgesam.org/en/incele/411/-poland-turkey-relations--friendship-at-a-distance/#.
U7XLg0CFmm4.
Data: Turkish Statistical Office, www.turkstat.gov.pl.
e.g. in the academic year 2011/2012 about 2,000 Turkish students studied within short
and long term studies, as well as businessmen (the Turkish-Polish Business Council was
established in 2012) and tourists – 424,000 Polish tourists visited Turkey in 2012 (in 2007
only 100,000).[5]
However, there is still a big potential for the further development of relations, e.g. in the fields
of transport, energy, defence and aerospace industry, food and pharmaceutical industry as
well as tourism, science and education.[6] This concerns the bilateral cooperation. The author
of this article would like to confirm the hypothesis that the potential is also on the EU level,
in the context EU membership of Turkey - both countries can contribute substantially to the
European affairs.
The article consists of three main sections. The first chapter – Why Turkey and Poland? –
Determinants and Interests – includes the answer to the question why Turkey and Poland
should develop further cooperation on the EU level. The second section, Activeness of
Poland as the EU Member is about the particular role of Poland in supporting the European
aspirations of Turkey. The last section – Areas of Cooperation on the EU Level - is about the
proposals of some concrete fields and areas of cooperation between Poland and Turkey on
the European Union level.
Why Turkey and Poland? – Determinants and Interests
Turkey and Poland are different countries in many ways – both in terms of domestic and
external affairs. They have different cultures, religion, social structures and history after
World War II. The differences in their political systems are not to be ignored. They have also
different priorities in foreign policy.
However, there are also many similarities between these states, which make the development
of their relations easier. When it comes to internal issues, both Poland and Turkey attach
great significance to the national sovereignty which has in both cases historical roots. Apart
from the nationalistic feelings, religion (although different) and conservative values play
5
6
For more, see e.g. Małgorzata Bonikowska, Paweł Rabiej, Andrzej Turkowski, “A Land of Opportunity at the
Heart of Europe”, in THINKTANK Dossier Poland – Turkey, Warszawa: THINKTANK, 2014, pp. 10-17; Przewodnik rynkowy dla przedsiębiorców. Turcja (Market Guidebook for Entrepreneurs. Turkey), Warszawa: Polsko-Turecka Izba Gospodarcza, 2013, pp. 98-104.
For more, see Bonikowska, Rabiej, Turkowski, “A Land of Opportunity”, pp. 17-19; Przewodnik rynkowy dla
przedsiębiorców, pp. 105-126; Pınar Elman, “A Partnership between Poland and Turkey: Filling the EU Gap?”,
Bulletin PISM, no. 54, 21 May 2013, p.2, http://www.pism.pl/files/?id_plik=13682; Canan Uslu, Murad Cinoğlu,
“Potential for Cooperation Between Turkey and Poland in Aerospace and Defense Industry”, in Polish-Turkish
Relations from National Security Perspective, ed. Meftun Dallı, Ankara: Secretariat General of the National
Security Council, 2014, pp.63-71.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
143
SYMPOSIUM PAPERS
Adam SZYMAŃSKI
a substantial role in the life of citizens.[7] This factor leads to the situation that Poles and
This creates a favourable basis for the development of relations on the EU level. It should be
economic structures of the countries (with the increasing role of services in GDP), and the
EU taken during the Polish presidency in the Council of the EU in the second half of 2011.
Turks understand each other better, which has a positive impact on the tightening of social
relations. The economic contacts in turn can be strengthened among others due to similar
same goals of certain economic policies, e.g. in energy sector - in both countries the policy
of diversification has been implemented, with different results.
[8]
Of course, sometimes the
similarities mean sharing the same problems, being an obstacle in the process of European
integration. For instance, a relatively big role of the state in economy creates problems with
reference to the fulfilment of criteria in the competition policy.
Many similarities of approaches to different issues enable a good cooperation on a
multilateral level. When it comes to the NATO, Turkey and Poland pay great attention to the
underlined that it is in the interest of both Poland and Turkey to cooperate on the European
level, within Turkey’s EU membership context. Poland can strengthen its position in the
Supporting more actively the EU membership of Turkey or the cooperation of this state
with the Union members in different areas would prove that Poland is able to go beyond the
narrow interests connected with the Eastern neighbourhood and the support for Turkey does
not mean just a measure to support the European aspirations of such countries as Ukraine
but protection of the EU interests. The “specialisation” on the part of Poland has unfavourable
impact on the effectiveness of this state in the EU enlargement area. The external perception
of Poland’s focus on EU eastern neighbours was often negative in the past, which hampered
winning over EU countries. For instance, the Polish deputies to the European Parliament (EP)
traditional role of the Alliance and Article 5 of the Washington Treaty but at the same time
sometimes lost allies for Polish initiatives in the EU enlargement area in connection with
this organization and Russia but they do not have a negative impact on the cooperation
other MEPs at the moment of implementation of initiatives in favour of other countries than
see a necessity of developing new tasks such as fight against terrorism. Of course, there are
some divergences, e.g. with reference to the NATO enlargement and the relations between
between the NATO partners.
[9]
The same may be said about the European Union. Although Turkey is still only an associate
member, there are positive determinants for the development of cooperation between
this state and Poland on the EU level. Both countries seem to share the vision of the Union
which is open (clear support for further enlargement), strong (positive attitude towards the
enhancement of the Common Foreign and Security Policy, which would be complementary in
the security dimension with the working of the NATO) and competitive on the international
arena. It seems that both countries share the opinion that the Union should be rather
multicultural and based on the principles of democracy, rule of law and human rights (at least
when it comes to the position of the governments in 2014). Moreover, because of the size
of countries, the aforementioned similar economic structures and needs, they would have
a similar approach to the key economic policies such as the agriculture, regional or energy
policy if Turkey joins the EU.[10]
7
8
9
For more, see: Adam Szymański, “Faces of Conservatism in Turkey and Poland: The Case of the AKP and PiS”, in
Poland and Turkey in Europe – Social, Economic and Political Experiences and Challenges, eds. Artur Adamczyk,
Przemysław Dubel, Warsaw: Centre for Europe, University of Warsaw, 2014, pp. 48-49.
Tadeusz Dulian, Poland-Turkey: Macroeconomic indicators vs. Polish CFO’s prognosis, note from the paper at
the Symposium on the 600 Years of Polish-Turkish Diplomatic Relations, Ankara, 5 March 2014.
Beata Górka-Winter, Marek Madej (eds.), NATO Member States and the New Strategic Concept. An Overview,
Warszawa: PISM, 2010, pp. 79-84 and 107-112, www.pism.pl/zalaczniki/PISM_Report_NATO_ENG.pdf.
10 Adam Szymański, “Turkey’s Future Membership of the European Union and its Consequences for Poland”, The
Polish Quarterly of International Affairs, nr. 4, 2006, pp. 64-82.
144
their active support for only eastern EU neighbours. Although Poles voted in accordance with
the supporters of accession of the Balkan countries and Turkey, they did not cooperate with
those in Eastern Europe. Hence, they could not count on favourable attitude of these MEPs in
their own undertakings.[11]
Turkey, cooperating more on the EU level with Poland (and other EU member states) would
have a chance to make progress on the way to the EU. A suspicious attitude of Turkey towards
the Union’s proposals of development of cooperation apart from the pre-accession process is
justified only to a certain extent. Turkey should consider such a cooperation with the aim to
prove that it has a potential to contribute to the process of the European integration. It would
be helpful to maintain the balance between the widening and deepening of the EU. Turkey
could show that its admission would not necessarily be harmful for the process of European
integration but would help keep the process on track in the current situation of crisis going
beyond the economic issues.
Activeness of Poland as an EU Member
Poland as an EU member has more responsibility than Turkey to initiate the cooperation
with this candidate state. Having in mind the aforementioned interests and predisposition
towards the development of contacts with Turkey, this member state should go beyond the
declarations of support for Turkey and its EU membership. It is not about playing the role of
11 Adam Szymański, “Rola polskich posłów do PE w kształtowaniu polityki rozszerzania UE” (Role of Polish MEPs
in Shaping the EU Enlargement Policy), in Rola polskich posłów do Parlamentu Europejskiego w kształtowaniu
wybranych polityk 2004-2009 (Role of the Polish MEPs in Shapig the Selected EU Policies 2004-2009), ed.
Franciszek Gołembski, Warszawa: ASPRA –JR, 2010, pp. 159-160.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
145
SYMPOSIUM PAPERS
Adam SZYMAŃSKI
advocate as in the case of Ukraine[12] and not necessarily about taking a leadership among
The second kind of possible Polish activities related to Turkey and its EU membership
position of Poland; not only about the support for other initiatives but also presenting its
(initial conditions of opening and closing the negotiating chapters) if they are needed. The
“friends of Turkey”. Poland can be a kind of “facilitator” of development of cooperation
with the analysed candidate state on the EU level. It is about more active, not only reactive
own initiatives – alone or with some other “friends of Turkey” such as the United Kingdom or
Spain which has just come out of the economic crisis (which is a favourable determinant for
Turkey) or Sweden to increase the chances of success of the initiative.
bid can be directed towards the EU and its member states. First, it is about the accession
negotiations themselves. Poland should support the setting of clearly defined benchmarks
Turkish authorities complain that there is often a tendency to slow down this procedure, the
benchmarks are not clearly defined or not set at all. There is a requirement of unanimous
decision about it and some EU states which are sceptical about the Turkish accession to the
EU sometimes oppose the setting of benchmarks.[15] When there are benchmarks, they are
Two kinds of initiatives are possible in this context. The first one concerns the Polish actions
used to block the opening of negotiating chapters – first of all by Cyprus, in the past also by
experiences from the pre-accession process. It is possible that the initiative of assistance for
through putting pressure on EU members that block the chapters to stop it, although it is not
directed towards Turkey and its EU membership. Here, it can act alone or with some other EU
states, particularly from the Central and Eastern Europe. It is primarily about sharing some
the Western Balkan states within the Regional Partnership can be repeated in the case of
Turkey. Six countries - Austria, the Czech Republic, Hungary, Poland, Slovakia and Slovenia -
helped the Western Balkan states adjust to the European standards in different areas. There
was a division of tasks - Poland was responsible for the area of European Union funds.
[13]
There are no reasons why this initiative cannot be repeated in the case of Turkey, e.g. within
the Visegrad Group (the Regional Partnership has not worked anymore and probably Austria
would not like to follow the pattern if it concerns Turkey). Poland can share some experiences
with Turkey from the pre-accession process particularly in the situation that the latter has
many similar problems with the ones that the Polish government used to have. It may be for
example the regional policy of the EU.
France.[16] Thus, Poland should be active with other “friends of Turkey” within the EU as well
as with the European Commission officials to counteract this kind of actions. It can be done
certain that it will be effective. For Cyprus, the protection of its interests connected first of
all with the recognition of this state by Turkey is more important than having good position
in the EU and proper relations with other member states. Poland should also support the
opening of new chapters in the situation when France is after the election of President
François Holland ready to stop blocking some chapters, which was reflected in opening of the
chapter about the regional policy in autumn 2014.[17]
Poland should also support all undertakings within Positive Agenda. It is about the initiative
of the European Commission on tightening of Turkey-EU relations in such areas as Common
Foreign and Security Policy, the Area of Freedom, Security and Justice or energy policy,
outside the main track of membership negotiations.[18] Poland should support the initiatives
Another possibility is given by the instruments of the pre-accession strategy of Turkey.
which have already been taken, such as the visa liberalization dialogue (this state is the main
system of the Turkish state leaves a little space for the working of the self-governmental
all, the Common Foreign and Security Policy of the EU. As it was mentioned before, Turkey
Poland can carry out twin projects with Turkey. They can be organized between the central
administration of both countries as well as the self-governments (although the centralized
structures). The Polish consulting firms can participate in tenders becoming parts of consortia
which want to implement the projects of technical assistance within the pre-accession fund
IPA.
[14]
12 For more, see Adam Szymański, “Polska jako adwokat wschodnich sąsiadów na drodze do UE - przypadek
Ukrainy” (Poland as an Advocate of the Eastern Neighbors on the Way to the EU – Ukrainian Case), in
Polityczno-gospodarczy rozwój Polski w strukturach Unii Europejskiej (Political and Economic Development of
Poland in the European Union Structures), ed. Bogusław Jagusiak, Warszawa: WAT, 2007, pp. 115-126.
13 Benita Ferrero-Waldner, “Die Regionale Partnerschaft. Österreichs Nachbarschaftspolitik als Baustein der
Europäischen Integration,” Österreichisches Jahrbuch für Politik 2004, Wien 2005, www.ena.lu/benita_ferrerowaldner_regionale_partnerschaft_2004-030006648.html.
14 Bonikowska, Rabiej, Turkowski, “A Land of Opportunity”, p. 18.
146
advocate of such undertakings in the case of the Eastern neighbours). Moreover, it should
be more active in other fields that are included in the Positive Agenda. It concerns, first of
is reluctant to cooperate more with the Union in this field because of the conviction that it
would mean a kind of consent to an alternative concept to the EU membership. However,
there are more reasons for this. It is also about the lack of sufficient institutional framework
of cooperation and the lack of readiness to include Turkey as well as the lack of concrete
15 Note from the interview with Burak Erdenir from the Turkish Ministry for EU Affairs, Ankara, June 2013.
16 Adam Szymański, Rozszerzanie Unii Europejskiej – współczesne uwarunkowania i perspektywy kontynuacji
procesu/European Union Enlargement – Contemporary Determinants and Prospects for the Continuation of
the Process, Warsaw: ASPRA-JR, 2012, p. 112.
17 Marc Pierini, “President François Holland on the Foreign Policy Front”, Turkish Policy Quarterly, vol. 11. nr. 1,
pp. 77-83.
18 Commission Staff Working Document, Turkey 2011 Progress Report, Brussels, 12.10.2011, SEC (2011) 1201
final, http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2011/package/tr_rapport_2011_en.pdf.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
147
SYMPOSIUM PAPERS
Adam SZYMAŃSKI
proposals of cooperation on the EU side. Poland can contribute to solving these problems
cannot include all possible areas. It should rather focus on the fields where there are common
and include it to different EU undertakings in this area. Together with some partners such as
It concerns particularly the energy policy and the already underlined Common Foreign and
together with its EU partners. They could put more pressure on the member states which
do not want to develop relations with Turkey in the Common Foreign and Security Policy
United Kingdom, Spain or Sweden, Poland can also propose the officials from the European
Commission and Council of the EU as well as the representatives of member states the
development of consultation mechanism between the Union and Turkey, whose necessity
was shown among others by the conflict in Ukraine and the Crimean case. These consultation
interests and common assets which could be brought to the EU.[20]
Security Policy. The EU has substantial interests in cooperating with such countries as Turkey
within the latter policy due to its developed political, economic and social contacts with the
neighbouring regions and very often cultural proximity with their countries. It could help the
EU to be more involved in the regions, e.g. in the field of conflict resolution.[21] Poland and some
mechanisms would increase the effectiveness of the cooperation between the Turkish and
other EU members can develop the cooperation with Turkey primarily with reference to the
the past experiences, when the EU and Turkey could not cooperate efficiently because the
is in the interest of Turkey and Poland to help these countries to tighten the relations with
EU authorities through the existence of channels of quick communication and dialogue.
Moreover, these mechanisms could be used to listen to the Turkish expectations to avoid
expectations were not clearly defined.
Having learned about the Turkish expectations Poland would be able to put forward concrete
proposals of projects of cooperation between Turkey and the EU in the Common Foreign and
Security Policy field. It can concern the Eastern neighbours of the EU. Poland should propose
(probably with some other Central and East European states – members of the EU, such as
Lithuania) drafts of concrete projects of involvement of Turkey in the Eastern Partnership
undertakings. It refers to a multilateral project within the Partnership in such fields as energy
or transport, particularly with the participation of the South Caucasian partners of the EU.
Turkey is interested in this kind of involvement being a member of the group of friends of the
Eastern Partnership.
Moreover, Poland can help Turkey trying to improve the atmosphere over the EU enlargement
process. As one of the most Euroenthusiastic countries in the European Union it can act
against the rising Euroscepticism, which makes the continuation of the enlargement process
more difficult.[19]
Areas of Cooperation on the EU Level
When there are sufficient institutional frameworks of cooperation between the EU member
states and Turkey and the expectations of both sides are clearly defined, Poland would have
a favourable basis (apart from the issues mentioned in the earlier part of this article) for
the development of cooperation with Turkey on the EU level. Of course, this cooperation
19 Elman, “A Partnership between Poland and Turkey’, p. 2.
148
South Caucasus or broadly defined the Black Sea region. Both countries pay great attention
to the contacts with the countries of the region such as Ukraine, Georgia and Azerbaijan. It
the EU. It can be done through involvement in political and economic assistance. Thanks
to common projects it can be proved that Turkey is an important partner for the EU in the
implementation of the neighbourhood policy. There are some conditions to make this kind
of cooperation effective. First of all, the Turkish interests must be respected. In this case, it
means the development of relations with reference to the Black Sea region with the use of
mechanisms and structures important for the Turkish partner. Because of this, it is advisable
to develop the cooperation between the BSEC (Black Sea Economic Cooperation) and the EU.
The author of this article is sceptical about this kind of cooperation with reference to the
Middle Eastern countries and Russia, for different reasons. In the case of the Middle East
there is much talking about the assistance for countries going through Arab Spring. It is,
first of all, about the help in the political transformation and democratization.[22] However,
Poland’s involvement is very difficult due to cultural difference. Even in the case of Turkey,
it is problematic to be a kind of model for such countries as Tunisia. Although they are close
in cultural terms, the Turkish democratization process has different historical and systemic
determinants (long process of democratization, lack of colonial past, secular model of the
state).[23] Although Turkey and Poland have similar experiences in contacts with Russia, the
cooperation between these two states within the EU framework would be difficult because of
more conciliatory Turkish approach towards the Russian state.
20 Pınar Elman, Roderick Parkes, Can Poland and Turkey Revamp Europe?, Carnegie Europe, 8 November 2013,
http://carnegieeurope.eu/strategiceurope/?fa=53533.
21 For more, see Adam Szymański, “Turkey’s Potential Added Value to the EU: Resolution of Regional Conflicts”,
Turkish Policy Quarterly, vol. 8, nr.3, Fall 2009, pp.125-138.
22 See e.g. Elman, “A Partnership between Poland and Turkey”, p.2.
23 For more, see Emad Y. Kaddorah, “The Turkish Model: Acceptability and Apprehension”, Insight Turkey, vol. 12,
nr. 4, 2010, pp. 119-123.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
149
SYMPOSIUM PAPERS
Adam SZYMAŃSKI
The cooperation between Poland and Turkey on the EU level is also possible within the
cannot include all possible areas but can be started in the fields in which both countries have
cooperation between Turkey and Poland would prove that the former can bring some assets
as the energy policy, on the other hand, such areas of EU actions as education and research.
Common Security and Defence Policy (under the condition that it will be complementary to
the undertakings within the NATO) and the energy policy. Particularly, in the latter field the
being the EU member. The cooperation between these countries would show that Turkey can
be a helpful partner in the implementation of the policy of diversification – when it comes to
the kinds of energy resources as well as directions from which they are provided.
The aforementioned areas concern, first of all, the actions to be taken by governments.
However, there is also some space for the cooperation of societies of both countries. Apart
from businessmen, there is a role to be played by scholars and students, using the opportunity
that Turkey is included in the programmes within the EU education and research policy.
There is a big potential to cooperate within the framework of the programme Horizon 2020
on different projects. In the field of social sciences, there is an opportunity for Turkey and
Poland to develop an intercultural dialogue and fight against stereotypes through conducting
comparative analyses that can show that both countries do not differ much.
Conclusion
The article proves that there is a big potential to develop the cooperation between Turkey
and Poland, which goes beyond the bilateral level. There is a possibility to cooperate also
within the EU framework on the European level. This concerns both the governments and
societies of the countries. Turkey and Poland share the same vision of the EU (although their
attitude towards it is different), which helps develop this kind of cooperation.
The initiatives of cooperation on the EU level should come, first of all, from Poland as an
EU member. Of course, a reasonable and realistic approach must be taken to develop this
cooperation. It is possible under a few important conditions. First, there must be a sufficient
institutional framework for the cooperation on the EU level and concrete proposals should
be presented to the Turkish partner after defining the expectations of both sides. It concerns
the Common Foreign and Security Policy but also some other EU policies within the so-
called Positive Agenda. Second, these proposals of cooperation must be combined with the
measures to support the EU membership of Turkey. Without it, the candidate state would
be suspicious about the EU intentions and would be reluctant to begin the cooperation. In
both cases, there is a role to be played by Poland, which can take different actions towards
Turkey and EU member states, described in the article. Third, this EU member must take
into consideration how the EU and its institutions are working and find partners – first of
common interests. They must be at the same time the areas of interest of the whole EU. The
most promising fields are, on the one hand, the Common Foreign and Security Policy as well
Thus, the development of cooperation between Turkey and Poland on the EU level is a
difficult task in spite of some favourable determinants. However, it is worth trying to initiate it
because it is in interest of both states as well as the EU. For Turkey, it may mean the regaining
of the membership prospect, for Poland – the strengthening of the position in the EU and for
the Union – finding the way out of the crisis going beyond the economic issues.
BIBLIOGRAPHY
BONIKOWSKA, Małgorzata, RABIEJ, Paweł, TURKOWSKI, Andrzej, “A Land of Opportunity at the Heart of Europe”, in
THINKTANK Dossier Poland – Turkey, Warszawa: THINKTANK, 2014, pp. 10-19.
Commission Staff Working Document, Turkey 2011 Progress Report, Brussels, 12.10.2011, SEC (2011) 1201 final, http://
ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2011/package/tr_rapport_2011_en.pdf.
ELMAN, Pınar, “A Partnership between Poland and Turkey: Filling the EU Gap?”, Bulletin PISM, no. 54, 21 May 2013,
http://www.pism.pl/files/?id_plik=13682.
ELMAN, Pınar, PARKES, Roderick, Can Poland and Turkey Revamp Europe?, Carnegie Europe, 8 November 2013, http://
carnegieeurope.eu/strategiceurope/?fa=53533.
FERRERO-WALDNER, Benita, “Die Regionale Partnerschaft. Österreichs Nachbarschaftspolitik als Baustein der
Europäischen Integration,” Österreichisches Jahrbuch für Politik 2004, Wien 2005, www.ena.lu/benita_ferrerowaldner_regionale_partnerschaft_2004-030006648.html.
GŁOGOWSKA, Justyna, Poland-Turkey Relations: Friendship at a Distance, BILGESAM, Istanbul, 17 December 2011, www.
bilgesam.org/en/incele/411/-poland-turkey-relations--friendship-at-a-distance/#.U7XLg0CFmm4.
GÓRKA-WINTER, Beata, MADEJ, Marek (eds.), NATO Member States and the New Strategic Concept. An Overview,
Warszawa: PISM, 2010, www.pism.pl/zalaczniki/PISM_Report_NATO_ENG.pdf.
KADDORAH, Emad Y., “The Turkish Model: Acceptability and Apprehension”, Insight Turkey, vol. 12, nr. 4, 2010, pp.
113-129.
PIERINI, Marc, “President François Holland on the Foreign Policy Front”, Turkish Policy Quarterly, vol. 11. nr. 1, pp. 77-83.
Przewodnik rynkowy dla przedsiębiorców. Turcja (Market Guidebook for Entrepreneurs. Turkey), Warszawa: PolskoTurecka Izba Gospodarcza, 2013.
SZYMAŃSKI, Adam, “Faces of Conservatism in Turkey and Poland: The Case of the AKP and PiS”, in Poland and Turkey in
Europe – Social, Economic and Political Experiences and Challenges, eds. Artur Adamczyk, Przemysław Dubel,
Warsaw: Centre for Europe, University of Warsaw, 2014, pp. 37-51.
SZYMAŃSKI, Adam, “Polska jako adwokat wschodnich sąsiadów na drodze do UE - przypadek Ukrainy” (Poland as an
Advocate of the Eastern Neighbors on the Way to the EU – Ukrainian Case), in Polityczno-gospodarczy rozwój
Polski w strukturach Unii Europejskiej (Political and Economic Development of Poland in the European Union
Structures), ed. Bogusław Jagusiak, Warszawa: WAT, 2007, pp. 115-126.
SZYMAŃSKI, Adam, “Rola polskich posłów do PE w kształtowaniu polityki rozszerzania UE” (Role of Polish MEPs in
Shaping the EU Enlargement Policy), in Rola polskich posłów do Parlamentu Europejskiego w kształtowaniu
wybranych polityk 2004-2009 (Role of the Polish MEPs in Shapig the Selected EU Policies 2004-2009), ed.
Franciszek Gołembski, Warszawa: ASPRA –JR, 2010, pp. 127-163.
SZYMAŃSKI, Adam, Rozszerzanie Unii Europejskiej – współczesne uwarunkowania i perspektywy kontynuacji procesu/
European Union Enlargement – Contemporary Determinants and Prospects for the Continuation of the Process,
Warsaw: ASPRA-JR, 2012.
SZYMAŃSKI, Adam, “Turkey’s Future Membership of the European Union and its Consequences for Poland”, The Polish
Quarterly of International Affairs, nr. 4, 2006, pp. 64-82.
SZYMAŃSKI, Adam, “Turkey’s Potential Added Value to the EU: Resolution of Regional Conflicts”, Turkish Policy Quarterly,
vol. 8, nr.3, Fall 2009, pp.125-138.
all within the group of “friends of Turkey” for different initiatives. Fourth, the cooperation
150
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
151
Adam SZYMAŃSKI
USLU, Canan, CİNOĞLU, Murad, “Potential for Cooperation Between Turkey and Poland in Aerospace and Defense
Industry”, in Polish-Turkish Relations from National Security Perspective, ed. Meftun Dallı, Ankara: Secretariat
General of the National Security Council, 2014, pp.63-71.
Additional sources:
DULIAN, Tadeusz, Poland-Turkey: Macroeconomic indicators vs. Polish CFO’s prognosis, note from the paper at the
Symposium on the 600 Years of Polish-Turkish Diplomatic Relations, Ankara, 5 March 2014.
Note from the interview with Burak Erdenir from the Turkish Ministry for EU Affairs, Ankara, June 2013.
Turkish Statistical Office, www.turkstat.gov.pl.
Współpraca dwustronna – Baza prawna (Bilateral Relations – Legal Basis), Embassy of the Republic of Poland in Ankara,
http://www.ankara.msz.gov.pl/pl/ stosunki_polskotureckie/baza_prawna/?printMode=true.
Cumhuriyet Döneminde Türkiye-Polonya İlişkileri:
KÜLTÜREL VE SOSYAL BOYUT
Yrd. Doç. Dr. Erhan AKDEMİR*
“Türkiye-Polonya İlişkilerinin 600. Yılı Sempozyumu” kapsamında hazırlanan bu kitapta
ve sempozyum sunumlarında Türkiye-Polonya ilişkilerinin siyasî, tarihî ve iktisadî boyutu,
diplomatik ilişkilerin resmi başlangıç tarihi olan 1414 yılından günümüze kadar oldukça
detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu çerçevede bu çalışma ise söz konusu iki ülke arasındaki
ilişkilerin yakın dönemdeki kültürel ve sosyal boyutuna değinecektir. Bu kapsamda çalışma
gerek bizzat yazar tarafından yapılan birebir mülakatlarda ortaya çıkan gerekse ikincil elden
kaynaklarda ortaya konan Polonya’daki Türkiye algısına odaklanacaktır. Türkiye-Polonya
ilişkilerinin kamuoyları nezdindeki algısı, kültürel, sosyal ve eğitim odaklı değerlendirmeler
çalışmanın içeriğini oluşturacaktır.
*
152
Anadolu Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Eskişehir, Türkiye
153
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Erhan AKDEMİR
Giriş
Türkiye ile Polonya arasındaki diplomatik ve resmî ilişkilerin başlangıç tarihi 1414 yılıdır.
Bu tarihte dönemin Polonya Kralı Wladyslaw Jagiello, Goralı Skarbek ve Ermeni Gregor
adlı iki elçiyi ilk defa Osmanlı Padişahı I. Mehmed’e, Bursa’ya, göndermiştir.[1] 22 Mart
kuşatıldığında Polonya-Avusturya ittifakı gereğince yardıma giden müttefik ordularının
başında Polonya Kralı III. Jan Sobieski bulunmuş ve 75.000 Polonyalı asker Osmanlı ordusuna
karşı savaşmıştır.[10] Netice itibariyle Türklerle Polonyalılar arasında, yukarıda anlatılanlar
dışında ilişkilerde mücadeleli zamanlar yaşanmamıştır. Buna karşılık özellikle 18. yüzyıl
itibariyle örnek dostluk ilişkileri de geliştirilmiştir.
1489 tarihinde ise Polonya’ya ilk resmi ahidnâme verilmiştir.[2] 1552 yılında Kanuni Sultan
Süleyman döneminde yazılan name-i hümayun ile Polonya’ya dostluk teminatı verilmiştir.[3]
İlişkilerde Cumhuriyet Dönemi: 1918-1939 Arası Dönem
17. yüzyılda İstanbul’da Lehistan-Ermeni ticaret evleri kurulmuştur. Yine bu yüzyılın son
çeyreğinde 1683’te Osmanlılar tarafından başlatılan II. Viyana Kuşatması ertesinde 26
I. Dünya Savaşı Polonya’ya bağımsızlık verirken Osmanlı Devleti’nin yerini Türkiye
dostluğun sağlanması konusunda anlaşma yapılmış, yani Karlofça Antlaşması imza
Cumhuriyeti almıştır. I. Dünya Savaşı’nın ardından 1918 yılında kurulan Polonya Cumhuriyeti,
sürecini de oldukça yakından takip etmiştir.[11] Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından bir
16. yüzyılda Polonya’da Osmanlı vesikalarının tercümesini yapan Leh uzmanlar yetişmiş,[4]
Ocak 1699’da Osmanlı Devleti ile Polonya, Avusturya, Venedik ve Rusya arasında yeniden
edilmiştir.[5] 1703’de Osmanlı tahtına geçen III. Ahmed döneminde ise Osmanlılar, Rusya’nın
[6]
yayılmacı politikalarına tepki olarak Polonya’nın bağımsızlığını desteklemiştir. Bu minvalde
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş antlaşması olan Lozan Antlaşması’nın imzalanması
gün önce 23 Temmuz 1923’te Lozan’da Polonya Heyeti ikametgâhında, Polonya ile Türkiye
arasında dostluk, ikâmet ve ticaret konularını içeren antlaşmalar imzalanmıştır.[12] İmzalanan
Osmanlılar 1711 tarihli Prut Antlaşması’na ısrarla Rusya’nın Polonya içişlerine karışmaması
antlaşmalarla birlikte yeni kurulan iki devlet arasındaki ilişkiler de resmi anlamda başlamıştır.
yetişmiştir.[8] Polonyalılar 1831, 1848 ve 1863 yıllarında bağımsızlıklarını yeniden elde
Polonya Büyükelçisi de Ankara’ya atanmıştır. 1924 yılında İstanbul’da Polonya Sanayi Sergisi
yönünde bir hüküm koydurmuştur.
[7]
18. yüzyılda ayrıca İstanbul’da bir Polonya Dil Okulu
da açılmıştır. 19. yüzyılda ise Türk dili ve tarihi ile ilgili ciddi analizler yapan Leh uzmanlar
etmek için başkaldırmışlar, ancak başarılı olamamışlardır. Bu çerçevede birçok vatansever
Polonyalı Osmanlı Devleti’ne gelmek zorunda kalmıştır.
Osmanlı Devleti’nde birçok sahada hizmet etmiştir.
[9]
Bu göçmenler aynı zamanda
Yukarıda dile getirilen hususlar, iki devlet arasında birçok iyi niyet göstergesi olduğunu
gösterse de taraflar arasında belirli zamanlarda askeri çarpışmaların da olduğu gözlerden
kaçmamalıdır. Örneğin, 1683 tarihinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından Viyana
1
Akdes Nimet Kurat, “Türk Diplomasisi ve Polonya Merkez Arşivindeki Türkçe Vesikalara Ait Lehçe İki Eser”,
Belleten, 1966, C. XXX, sy. 119, s. 444.
3
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. II, Ankara: Türk Tarih Kurumları Yayınları, 1988, s. 481.
2
4
5
6
7
8
9
154
Dariusz Kołodziejczyk, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th–18th Century): An Annotated Edition of
‘Ahdnames and Other Documents, Leiden: Brill 2000, s. 110.
Kurat, “Türk Diplomasisi”, s. 440.
Hacer Topaktaş, “XVIII. Yüzyıl Ortalarında Türk-Leh İlişkilerinden Bir Kesit: Kapıcıbaşı Mehmed Ağa’nın
Lehistan (Polonya) Elçiliği (1757-1758)”, Osmanlı Araştırmaları, sy. 29, 2007, s. 206.
Hacer Topaktaş, Osmanlı – Lehistan Diplomatik İlişkileri: Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (1788 –
1793), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014, s. 20.
Jan Reychman, “1974 Polonya İsyanı ve Türkiye”, Belleten, 1967, C. XXXI, sy. 121, ss. 85 – 91.
Hacer Topaktaş, “Lehistan’dan Polonya’ya: Polonya Tarihyazımında Türkler ve Türkiye”, Türkiye Araştırmaları
Literatür Dergisi, 2010, (2011) C. 8, sy. 15, s. 540.
1848 yılında Osmanlı Devleti’ne sığınan Polonyalıların durumunu incelemek ve 1853 yılında başlayan Kırım
Savaşı’nda onların Türkiye safında aldıkları yeri güçlendirmek gayesiyle Polonyalı şair Adam Mickiewicz de
1855 yılında İstanbul’a gelmiştir. Bkz. Bayram Nazır, Ottoman Hospitality and Its Impact On Europe, İstanbul:
Istanbul Chamber of Commerce, 2008, ss. 77 – 79.
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Söz konusu antlaşmaların 6 Aralık 1923’te Polonya tarafından, 12 Aralık 1923’te de Türkiye
tarafından onaylanmasının[13] ardından ise ilk Türkiye Cumhuriyeti Elçisi Varşova’ya, ilk
düzenlenmiştir.
Osmanlı-Türk kültürü uzun tarihî ilişkiler boyunca hem Polonya’ya, hem de Polonya aracılığı
ile Avrupa’ya yansımıştır. Bununla birlikte, Osmanlı döneminde saraya ve devlet hizmetine
giren Polonyalılar gibi, Cumhuriyet döneminde de birçok Polonyalı, Türkiye’nin eğitim ve
teknik kurumlarında görev yapmıştır. Benzer şekilde, birçok Türk de Polonya’da çeşitli eğitim
ve teknik kurumlarda çalışmıştır. Polonyalı Mühendis Wilhelm Gibalka’nın Kayseri uçak
fabrikasında çalıştırılması ve Türk Milli Savunma Bakanlığı adına dört kişinin Polonya’da staj
yapmak üzere gönderilmesi bu noktada önemli örneklerdir.
1945-1989 Arası Dönem
Hitler Polonya’yı işgal etme konusunda 23 Ağustos 1939’da Sovyetlerle bir antlaşma
imzaladıktan sonra 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırı başlatmış ve böylece II. Dünya
10 Sabire Arık, “Polonya Kralı III. Jan Sobieski Hükümdarlık Dönemi (1674-1696)”, Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, 2005, sy. 38, s. 224.
11 Danuta Chmielowska, “The Stand of Polish Government Towards the Stabilization of Turkey After the Versailles
Treaty, Lausanne Conference in 1923”, Beşinci Uluslararası Atatürk Kongresi, Bildiriler, 8-12 Aralık 2003,
Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2005, ss.705-709.
12 Mehmet Sait Dilek, “TMBB Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti (Lehistan) Arasında 23 Temmuz 1923 Tarihinde
İmzalanan Antlaşmalar ve Tarafları Dış Politika Yaklaşımları”, Turkish Studies, 2013, C. 9, sy. 8, s. 1138.
13 Jan Reychman, Polonya ile Türkiye Arasındaki Diplomatik Münasebetlerin 550. Yıldönümü, Ankara: Ankara
Polonya Büyükelçiliği Yayınları, 1964, s. 19.
155
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Erhan AKDEMİR
Savaşı’nın da başlamasına yol açmıştır. Eylül ayı sonuna doğru da Polonya, Alman ve Sovyet
soru yöneltilmiştir. Toplam 16 sorudan bu makalenin içeriği göz önünde bulundurularak, 5
karşıya kalış deneyiminden hareketle ülkeyi yeni bir büyük savaşın dışında tutmayı ana hedef
Söz konusu mülakatların değerlendirilmesine geçilecek olursa, mülakata katılanların %71’i
birlikleri tarafından paylaşılmıştır. Bu esnada Türkiye’de karar alıcılar, Birinci Dünya Savaşı’na
sürüklenen Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkış ve Türk ulusunun yok olma tehlikesiyle karşı
olarak benimsemişlerdir. Bu çerçevede de Türkiye II. Dünya Savaşı’na dahil olmamıştır.[14]
II. Dünya Savaşı sonrasında, Polonya 1947-1989 yılları arasında Sosyalist yönetim altında
yaşamıştır. Savaş sonunda Sovyet kuvvetlerince işgal edilen Polonya, Varşova Paktı ve Comecon
gibi örgütler içerisinde sıkı işbirliğinde bulunduğu Sovyetler Birliği’nin bulunduğu ideolojik
grupta yer almıştır. Bu dönemde Türkiye ise tamamen Batı Bloğu’nun önemli bir müttefiki
rolünü üstlenerek, bu çerçevede de gerek Avrupa’daki Avrupa Konseyi, Avrupa Ekonomik
Topluluğu ve Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi siyasal ve ekonomik bütünleşmeler
gerekse de NATO gibi transatlantik merkezli askeri örgütlenmelerde yerini almıştır.
Daha önce ifade edildiği gibi Polonya, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sı tarafından
büyük sıkıntılara maruz bırakılmıştır. Bu sıkıntıdan kaçmak isteyen birçok Polonyalı mülteci
bir kez daha Türkiye’ye sığınmıştır.
[15]
1989’da Polonya’da komünist rejimin son bulmasını
takiben Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkiler de olumlu bir seyir izlemeye başlamış ve
Polonya’nın 1999 yılında NATO’ya girmesiyle birlikte iki ülke müttefik olmuşlardır. 2004
yılında AB üyesi olan Polonya, Türkiye’nin Birliğe üyelik sürecini destekleyen ülkeler arasında
da yer almaktadır.
soru makale kapsamına alınmıştır.
(249 kişi) “Daha önce Türkiye’de hiç bulundunuz mu?” sorusuna ‘hayır’ cevabı vermiştir.
Mülakata katılanların %28’i (100 kişi) ise ‘evet’ yanıtı vermiştir (Grafik 1).
Mülakatlara katılan katılımcıların Türkiye hakkında zihinlerinde oluşan ilk imajlar genelde
olumlu ise de ülkeyi egzotik olarak değerlendirme ve ilginç kültüre sahip olarak görme gibi
cevaplar aslında bir bilinmezliğe de işaret etmektedir. Bunun yanı sıra tatil yeri, güneş ve
yemek gibi cevaplar da aslında Türkiye hakkında ankete katılanların yüzeysel bir bilgiye
sahip olduklarını ortaya koymaktadır. Bu durumun en net göstergesi ise ilerideki grafiklerde
ortaya konan sonuçlardır (Grafik 2).
Mülakata katılanların %58’i (205 kişi) “Türkiye’nin Avrupa kimliğinin ve kültürünün bir
parçası olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna (Soru 5) %58,23’’ü (205 kişi) ‘hayır’
şeklinde yanıt verirken, %39,77’si (140 kişi) ise ‘evet’ şeklinde cevap vermiştir. (Grafik 3)[17]
“Size göre Türkiye bir ‘Avrupa’ ülkesi midir?” sorusuna (Soru 9) mülakata katılanların
%45,45’i (160 kişi) ‘evet’, %46,53’u (164 kişi) ise ‘hayır’ cevabını vermiştir (Grafik 4).[18]
İlişkilerde Kültürel ve Sosyal Boyut: Algı
Makalenin bu bölümünde ise, yukarıda da dile getirilen uzun ve barışçıl diplomatik, kültürel ve
siyasal ilişkilere ve temaslara rağmen iki toplumun, halkların birbirlerini derinlemesine analiz
edebilecek ya da birbirlerine karşı kimi önyargılarını ortadan kaldırabilecek bilgi birikimine
sahip olmadıkları ortaya konmaya çalışılacaktır. Bu sırada günümüzde Polonya’daki Türkiye
algısı üzerinde durulacaktır. Bu kapsamda ise iki farklı düzeydeki araştırmalar incelenecektir.
Öncelikle yazar tarafından 26 Ocak-25 Şubat 2011 tarihleri arasında Varşova’da rastgele
71
Hayır
28
Evet
1
seçilen 352 kişi ile yapılan birebir mülakatların sonuçları değerlendirilecektir.[16] Daha sonra
Cevap Yok
ise ikincil kaynaklardan elde edilen veriler üzerinde durulacaktır. Makalede, Türkiye’deki
Polonya algısına değinilmek istense de Türkiye’de bu konuda yapılmış herhangi bir yayına
ulaşılamadığından bu konu değerlendirmeye tabi tutulamayacaktır. Katılımcılara toplam 16
14 Kemal Yakut ve Esra Yakut, “İkinci Dünya Savaşı (1939 – 1945)”, Siyasi Tarih II, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi
Yayınları, 2013, ss. 33 – 34.
15 Boleslaw Gebert, “Five Hundred and Fifty Years of Diplomatic Relations Betvıeen Turkey and Poland”, The
Turkish Yearbook of International Relations, 1963, C. 4, s. 108.
16 Genel bir mülakat uygulaması yönteminin takip edildiği bu araştırma, yazarın doktora çalışmasının da bir
parçasını oluşturmuştur. Bkz. Erhan Akdemir, Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür Tartışmaları ve Türkiye, Bursa:
Ekin Basım Yayın Dağıtım, 2013.
156
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Grafik 1: Daha önce Türkiye’de hiç bulundunuz mu?
17 Akdemir, “Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür”, s. 184.
18 Akdemir, “Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür”, s. 184 – 185.
157
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Erhan AKDEMİR
75
Tatil
30
Kebab, yemek
34
Egzotik ülke İlginç Kültür
63
Asyalı, Müslüman, Doğu
103
9
38
46,53
Hayır
45,45
Evet
Fikrim yok
Atatürk
Boş Bırakılmış
Grafik 2: Türkiye size neyi ifade ediyor?
Grafik 4: Mülakata katılanların “Size Göre Türkiye bir “Avrupa” Ülkesi midir?
sorusu ile ilgili yanıtları
58,23
Hayır
39,77
Evet
59,94%
Grafik 3: Mülakata katılanların “Türkiye’nin Avrupa Kimliğinin ve Kültürünün Bir
Parçası Olduğunu Düşünüyor musunuz?” sorusu ile ilgili yanıtları (Soru 5)
“Sizce Türkiye ile AB arasındaki en büyük sorun nedir?” sorusuna mülakata katılanların
%59,94’ü (211 kişi) ‘din, kimlik ve kültür farklılığı’ cevabını vermiştir. Soruya katılımcıların
%9,94’ü (35 kişi) ‘demokrasi, kadın hakları ve insan hakları ihlalleri ve özgürlükler’ cevabını
vermiştir. Mülakata katılanların %2,84’ü (10 kişi) ‘nüfus’, %2,55’i (9 kişi) ise ‘coğrafi
büyüklük’ü, Türkiye ile AB arasındaki en büyük sorun olarak nitelendirmiştir. Bu soruya ayrıca,
din, kimlik ve kültür farklılığı
9,94%
demokrasi, kadın hakları ve insan
hakları ihlalleri ve özgürlükler
2,84%
nüfus
2,55%
coğrafi büyüklük
5,
11%
siyasi meseleler
(Kıbrıs, Ermeni konusu vb.)
4,26%
ekonomik sorunlar
3,40%
yanlış algılamalar
Grafik 5: Mülakata katılanların “Sizce Türkiye ile AB arasındaki en büyük
sorun nedir?” sorusu ile ilgili yanıtları (Soru 4)
%5,11’i (18 kişi) ‘siyasî meseleler’ (Kıbrıs, Ermeni konusu vb.), %4,26’sı (15 kişi) ‘ekonomik
sorunlar’, %3,40’ı (12 kişi) ise ‘yanlış algılamalar’ şeklinde cevap vermiştir (Grafik 5).
158
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
159
SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Erhan AKDEMİR
Toplam 352 katılımcıdan %40,90’ı (144 kişi), Avrupa kimliğinin ve kültürünün temel
bağlanan bir köprü ve misafirperver bir ülke olarak değerlendirilmesi, Polonyalı Erasmus
değerlendirmiştir. Bu soruyu %6,81’i (24 kişi) ‘tarih’, %4,82’si (17 kişi) ise ‘bilim, edebiyat,
arz etmektedir. Bu sebeplerden dolayı birçok Polonyalı öğrencinin Türkiye’yi tercih ettiğini
değerlerini (Soru 6) ‘temel insan hakları, demokrasi ve özgürlükler’ çerçevesinde
değerlendirirken, %21,30’u (75 kişi) Hristiyanlık dini ve kültürü çerçevesinde
felsefe ve sanat’ biçiminde yanıtlamıştır.[19]
İkinci elden kamuoyu yoklamalarının değerlendirilmesine geçecek olursak, AB’nin kamuoyu
öğrencilerinin Türk üniversitelerini tercih etmelerindeki en önemli etkenler olarak
görülmektedir.[21] Aslında bu veriler yukarıda Grafik 2’de ortaya konan verilerle paralellik
görüyoruz. Örneğin Anadolu Üniversitesi’ne 2005-2006 akademik yılı ile 2012-2013
akademik yılları arasında Erasmus programı kapsamında gelen toplam 1093 öğrencinin
339’unu Polanyalı öğrenciler oluşturmuştur.[22] Polonya’yı 145 öğrenci ile Litvanya, 118
araştırma birimi Eurobarometer’in Bahar 2005 anketi sonuçlarına göre, AB-25 içerisinde
öğrenci ile İspanya ve 94 öğrenci ile de Almanya takip etmiştir. Benzer şekilde, Türkiye’den
Görüşmecilerin %54’üne göre, Türkiye ile AB üyesi ülkeler arasındaki kültürel farklılıklar,
etmiştir.[23]
Türkiye’nin coğrafi olarak Avrupa’ya kısmen ait olduğunu değerlendirenlerin oranı %55’tir.
Türkiye’nin tarihî olarak Avrupa’ya kısmen ait olduğunu değerlendirenlerin oranı ise %42’dir.
Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda oldukça önemli bir faktöre sahiptir. Araştırma sonucuna
göre bu görüşü savunanların oranı, AB-25’de %54’tür. Eurobarometer’in Bahar 2005 anketinin
sonuçlarını ülke bazlı incelediğimizde, örneğin Türkiye’nin coğrafi olarak Avrupa’ya kısmen
ait olduğunu değerlendirenlerin oranı Polonya’da %74’tür. Yine Polonya’da, Türkiye’nin
tarihi olarak Avrupa’ya kısmen ait olduğunu değerlendirenlerin oranı ise %68’dir. Polonya’da,
“Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki kültürel farklılıkların Türkiye’nin AB’ye katılımı bakımdan
önemli bir faktördür” görüşünü kabul edenlerin oranı ise %43’tür.[20]
Bununla birlikte, son yıllarda küreselleşen dünyada, bilimi temsil eden ve evrensel kurumlar
olan üniversitelerde uluslararası öğrenci hareketliliği artmıştır. Öğrenciler gelecekle ilgili
kariyer planları ve dil öğrenmek için farklı ülkelerde eğitimi tercih etmektedir. Uluslararası
öğrenci hareketliliğine yeni bir boyut katan programlardan biri de Avrupa Birliği’nin
Erasmus Öğrenci Değişim Programı’dır. Türkiye bu programa 2004 yılında katılmaya
giden toplam 2306 Erasmus öğrencisinin 503’ü de Polonya’yı tercih etmiştir. Polonya’yı 334
öğrenci ile Çek Cumhuriyeti, 294 öğrenci ile Almanya ve 234 öğrenci ile de İspanya takip
Sonuç
Netice itibariyle, Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkilerin genel niteliğini, tarihî süreç içindeki
askerî çatışmalar değil, uzun barış içinde yan yana yaşama dönemleri, ilişkilerin en başından
beri mevcut olan ticaret, karşılıklı kültürel ve toplumsal etkiler ve Türkler tarafından
Polonya’nın bağımsızlığına verilen destek tayin etmiştir. Böyle bir tarihî geçmiş, Türkiye
ile Polonya arasında bir dostluk ortamı ve iki millet arasında karşılıklı sempati yaratmıştır.
Fakat taraflar arasında özellikle diplomasi alanında böyle derin ve uzun bir ilişkiye sahip
olunsa da toplumlar arasında bilgi eksiklerinin de olduğu aşikârdır. Bu bağlamda Polonya ile
Türkiye arasında kültürel ve sosyal alanlar başta olmak üzere sayıca daha çok karşılaştırmalı
çalışmalara yoğunluk verilmesi gerekmektedir.
başlamıştır. Bu değişim hareketliliği kapsamında Türkiye’ye gelen Polonyalı öğrencilerin
sayısı ve Türkiye’den Polonya’ya giden öğrenci sayılarıyla Türkiye’den diğer AB ülkelerine
giden ve program kapsamındaki diğer ülkelerden Türkiye’ye gelen öğrencilerin sayılarını
karşılaştırdığımızda sonuçlar oldukça dikkat çekicidir.
AB Üniversiteleri Erasmus koordinatörlerine yönelik çalışmanın da ortaya koyduğu gibi
Türkiye’nin coğrafi ve kültürel özelliklerinin çekiciliği, Erasmus öğrencilerinin Türkiye’yi
seçme tercihlerinin altında yatan en önemli neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Mutlu’nun
araştırmasına göre, Polonyalı Erasmus koordinatörlerine göre, Türkiye’nin doğa güzelliği,
ikliminin ılıman olması, üç tarafının denizle çevrili olması ve turistik açıdan popüler bir
ülke olması; Avrupa’dan farklı bir kültüre ve geleneğe sahip olması; egzotik, Asya kültürüne
19 Akdemir, “Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür”, s. 186.
20 Standard Eurobarometer 63 http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb/eb63/eb63_en.pdf (27.06.2014).
160
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
21 Sevda Mutlu, “AB Üniversiteleri Erasmus Koordinatörlerinin Türk Üniversitelerinin Erasmus Öğrenci Değişim
Programına Katılımı ve Türk Erasmus Öğrencileri Algısı”, e-International Journal of Educational Research, C. 4,
sy. 3, 2013, ss. 114 – 120.
22 http://www.uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=32&Itemid=48&lang=en
(07.07.2014).
23 http://uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=44%3Agiden-oerenci-listeleri&
catid=21%3Aoerenim&Itemid=49&lang=tr (07.07.2014).
161
Erhan AKDEMİR
KAYNAKÇA
AKDEMİR, Erhan, Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür Tartışmaları ve Türkiye, Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım, 2013.
ARIK, Sabire, “Polonya Kralı III. Jan Sobieski Hükümdarlık Dönemi (1674-1696)”, Ankara Üniversitesi Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, sy. 38, 2005, ss. 213-238.
CHMIELOWSKA, Danuta, “The Stand of Polish Government Towards the Stabilization of Turkey After the Versailles
Treaty, Lausanne Conference in 1923”, Beşinci Uluslararası Atatürk Kongresi, Bildiriler, 8-12 Aralık 2003,
Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2005, ss.705-709.
DİLEK, Sait Mehmet, “TMBB Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti (Lehistan) Arasında 23 Temmuz 1923 Tarihinde
İmzalanan Antlaşmalar ve Tarafları Dış Politika Yaklaşımları”, Turkish Studies, 2013, C. 9, sy. 8, ss. 1127 – 1147.
GEBERT, Boleslaw, “Five Hundred and Fifty Years of Diplomatic Relations Betvıeen Turkey and Poland”, The Turkish
Yearbook of International Relations, 1963, C. 4, ss. 103-110.
KOŁODZIEJCZYK, Dariusz, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th–18th Century): An Annotated Edition of ‘Ahdnames
and Other Documents, Leiden: Brill, 2000.
KURAT, Nimet Akdes, “Türk Diplomasisi ve Polonya Merkez Arşivindeki Türkçe Vesikalara Ait Lehçe İki Eser”, Belleten,
1966, C. XXX, sy. 119, ss. 439 – 457.
MUTLU, Sevda, “AB Üniversiteleri Erasmus Koordinatörlerinin Türk Üniversitelerinin Erasmus Öğrenci Değişim
Programına Katılımı ve Türk Erasmus Öğrencileri Algısı”, e-International Journal of Educational Research, C. 4,
sy. 3, 2013, ss. 95 – 127.
NAZIR, Bayram, Ottoman Hospitality and Its Impact On Europe, İstanbul: Istanbul Chamber of Commerce, 2008.
REYCHMAN, Jan, Polonya ile Türkiye Arasındaki Diplomatik Münasebetlerin 550. Yıldönümü, Ankara: Ankara Polonya
Büyükelçiliği Yayınları, 1964.
REYCHMAN, Jan, “1974 Polonya İsyanı ve Türkiye”, Belleten, 1967, C. XXXI, sy. 121, ss. 85 – 91.
TOPAKTAŞ, Hacer, “XVIII. Yüzyıl Ortalarında Türk-Leh İlişkilerinden Bir Kesit: Kapıcıbaşı Mehmed Aga’nın Lehistan
(Polonya) Elçiliği (1757-1758)”, Osmanlı Araştırmaları, 2007, sy. 29, ss. 203 – 225.
TOPAKTAŞ, Hacer, “Lehistan’dan Polonya’ya: Polonya Tarihyazımında Türkler ve Türkiye”, Türkiye Araştırmaları Literatür
Dergisi, 2010, (2011) C. 8, sy. 15, ss. 537-590.
TOPAKTAŞ, Hacer, Osmanlı – Lehistan Diplomatik İlişkileri: Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (1788 – 1793),
Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014.
YAKUT, Kemal ve YAKUT, Esra, “İkinci Dünya Savaşı (1939 – 1945)”, Siyasi Tarih II, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi
Yayınları, 2013, ss. 32 – 63.
UZUNÇARŞILI, Hakkı İsmail, Osmanlı Tarihi, C. II, Ankara: Türk Tarih Kurumları Yayınları, 1988.
Standard Eurobarometer 63
http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb/eb63/eb63_en.pdf (27.06.2014).
http://www.uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=32&Itemid=48&lang=en
(07.07.2014).
http://uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=44%3Agiden-oerenci-listeleri&catid=21
%3Aoerenim&Itemid=49&lang=tr (07.07.2014).
Turkish-Polish Relations in the Republican Era:
THE CULTURAL AND SOCIAL ASPECTS
Asst. Prof. Erhan AKDEMİR*
In this book prepared within the scope of ‘’The Symposium on the 600th anniversary of
Turkish-Polish Relations;’’ the political, historical and financial aspects of Turkish-Polish
relations from the year 1414, which is the official beginning of the diplomatic relations, to
the present have been examined quite in detail. Thus, this study will refer to the cultural and
social aspects of the recent relations between two countries. It will focus on the perception of
Turkey in Poland, which was outlined both in the direct interviews carried out by the author
and in the second hand sources. The perception on the Turkish-Polish relations by public
opinions and cultural, social and education-oriented evaluations will form the context of the
study.
*
162
TR
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA
İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
Anadolu University, Faculty of Economics, Department of International Relations, Eskişehir, Turkey.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
163
SYMPOSIUM PAPERS
Erhan AKDEMİR
Introduction
The year 1414 is the beginning year of the diplomatic and official relations between Turkey
and Poland. The Polish king of the era, Władysław Jagiełło, sent two ambassadors, named
Skarbek of Góra and Gregor of Armenian origin, to the Ottoman Sultan Mehmed I, to Bursa for
the first time.[1] On March 22nd, 1489, Poland was given the first ahidname (official treaty).[2]
in the specific periods. For example, when Vienna was besieged by Kara Mustafa Pasha of
Merzifon in 1683, the Polish King Jan Sobieski III, as the chief of confederate armies, came to
help in accordance with Polish- Austrian alliance and 75.000 Polish soldiers fought against
the Ottoman army.[10] But, this was the only time when the two parties turn against each
other and an example of amity between them developed starting from the 18th century.
An assurance of amity was granted to Poland upon name-i hümayun (letter of sultan) written
in the era of the Sultan Süleyman I in 1552.[3] Polish experts translating Ottoman documents
Relations in the Republican Era: 1918-1939 Period
the 17th century in Istanbul. Following the 2nd Siege of Vienna started by Ottomans again in
the last quarter of this century in 1683, it was agreed on the issue of forming an amity that
independence to Poland. Following the war, the Republic of Poland established in the year
1918 and it followed up closely the process of Treaty of Lausanne, which was the treaty
Polish-Armenian commercial houses were established in
Republic of Turkey superseded the Ottoman Empire after the World War I, which gave
would help to rebuild the friendship between Ottoman Empire and Poland, Austria, Venice
establishing the Republic of Turkey, to be signed.[11] On the day before the Treaty of Lausanne
were trained in the 16 century.
th
[4]
and Russia on the 26th January, 1699; namely, Treaty of Karlowitz was signed.[5]
By the era of Ahmed III inheriting the Ottoman throne in 1703, Ottomans supported the
independence of Poland as a reaction to the expanding policies of Russia.
[6]
In this manner,
the Ottomans insisted on a provision that refrains Russia from interfering in the domestic
affairs of Poland in the Treaty of Prut dated 1711.
[7]
Furthermore, a School of Poland
to be signed on the 23th of July 1923, the treaties on the issues of amity, establishment and
trade were singed in the residence of the Polish committee in Lausanne.[12] The relations
between two young states officially started with these treaties signed. The approvals of
the treaties by Poland on the 6th of December 1923 and by Turkey on the 12th of December
1923, the first ambassador of the Turkish Republic was appointed to Warsaw and the first
ambassador of Poland was appointed to Ankara.[13] In 1924, a Polish industrial exhibition was
Language was opened in Istanbul in 18th century. By the 19th century, Polish experts making
organized in Istanbul.
patriots had to come to the Ottoman Empire. At the same time, these immigrants served in
recognition in Poland and it was reflected in Europe through Poland. As the Poles serving in
critical analyses about Turkish language and history were trained. The Poles rebelled to get
[8]
their independence again in 1831, 1848 and 1863 but they failed. In this frame, many Polish
a lot of fields.
[9]
Although the matters mentioned above show that there are a lot of signs of goodwill between
the two states, it should be noticed that there were military conflicts between the parties
1
2
3
4
5
6
7
8
9
164
Akdes Nimet Kurat, “Türk Diplomasisi ve Polonya Merkez Arşivindeki Türkçe Vesikalara Ait Lehçe İki Eser”,
Belleten, 1966, Vol. XXX, nr. 199, p. 444.
Dariusz Kołodziejczyk, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th-18th Century): An Annotated Edition of
Ahdnames and Other Documents, Leiden: Brill, 2000, p. 110.
Over the course of the long historical relations, the Ottoman-Turkish culture gained
the Ottoman palace and government, many Poles also worked in educational and technical
institutions in the republic period. Similarly, many Turks worked in various educational
and technical institutions in Poland. The fact that the Polish Engineer Wilhelm Gibalka was
employed in the aircraft factory of Kayseri and that four Turkish officials were sent to Poland
to intern on behalf of the Ministry of National Defense of Turkey are significant examples in
this regard.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Vol. II, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1998, p. 481.
Kurat, “Türk Diplomasisi”, p. 440.
Hacer Topaktaş, “XVIII. Yüzyıl Ortalarında Türk-Leh İlişkilerinden Bir Kesit: Kapıcıbaşı Mehmed Ağa’nın
Lehistan (Polonya) Elçiliği (1757-1758)” Osmanlı Araştırmaları, nr. 29, 2007, p. 206.
Hacer Topaktaş, Osmanlı – Lehistan Diplomatik İlişkileri: Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (17881793), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014, p.20.
Jan Reychman, “1794 Polonya İsyanı ve Türkiye”, Belleten, 1967, Vol. XXXVI, nr. 121, pp. 85-91.
Hacer Topaktaş, “Lehistan’dan Polonya’ya: Polonya Tarih yazımında Türkler ve Türkiye” Türkiye Araştırmaları
Literatür Dergisi, 2010, (2011) Vol. 8, nr.15, p. 540.
With the aim of examining the status of Poles took refuge in the Ottoman Empire in 1848 and with the aim of
strengthening their place with Turkey in the Crimean War started in 1843, the Polish poet Adam Mickiewicz
came to Istanbul in 1855. Also see Bayram Nazır, Ottoman Hospitality and Its Impact on Europe, Istanbul:
Istanbul Chamber of Commerce, 2008, pp. 77-79.
10 Sabire Arık, “Polonya Kralı III. Jan Sobieski Hükümdarlık Dönemi (1674-1696)”, Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 2005, Vol. 28, p. 224.
11 Danuta Chmielowska, “The Stand of Polish Government Towards the Stabilization of Turkey after the Versailles
Treaty, Lausanne Conference in 1923”, Beşinci Uluslararası Atatürk Kongresi, Bildiriler, 8-12 Aralık 2003,
Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2005, pp. 705-709.
12 Mehmet Sait Dilek, “TMBB Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti (Lehistan) Arasında 23 Temmuz 1923 Tarihinde
İmzalanan Antlaşmalar ve Tarafları Dış Politika Yaklaşımları”, Turkish Studies, 2013, Vol. 9, nr. 8, p. 1138.
13 Jan Reychman, Polonya ile Türkiye Arasındaki Diplomatik Münasebetlerin 550. Yıldönümü, Ankara: Ankara
Polonya Büyükelçiliği Yayınları, 1964, p. 19.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
165
SYMPOSIUM PAPERS
Erhan AKDEMİR
1945-1989 Period
Hitler launched an attack on Poland on the first day of September in 1939 after he concluded
a treaty with the Soviets on the 23th of August of the same year to invade Poland. He, thus, led
the World War II to start. Poland was shared by the German and Soviet troupes towards the
end of September. In the meantime, the decision makers in Turkey mainly aimed at keeping
the state out of another great war by remembering the experience of how the Ottoman
Empire was drifted to the World War I and the Turkish nation came up against extinction. In
71
No
28
Yes
1
No Answer
this frame, Turkey did not get involved in the World War II.[14]
After the World War II, Poland existed under a socialist government between the years of
1947-1989. Poland, which was occupied by the Soviet forces only at the end of the war, took
place in the ideological group led by the Soviet Union with which Poland cooperated within
such organizations as Warsaw Treaty Organization and Comecon. In this period, Turkey acted
as an important ally of the Western Bloc completely, and it gained a place in both political and
economic organizations such as the European Council, the European Economic Community
and Organization for European Economic Cooperation as well as transatlantic-centered
military organizations like NATO.
As mentioned before, Poland was exposed to tribulations by the Third Reich in the course
of the World War II. Many Polish refugees willing to escape from this tribulation took refuge
in Turkey one more time.[15] Following the end of communist regime in Poland in 1989, the
relations between Turkey and Poland began to follow a positive course and two countries
became allies with Poland’s joining to NATO in 1999. Becoming a member of the EU in 2004
Poland is among the countries supporting Turkey’s accession to the EU.
Cultural and Social Aspects in Relations: The Perception
In this section of the article, there will be an attempt to prove that the two societies do not
have enough knowledge to analyze each other profoundly or to remove some stereotyped
bias, which still continues to exist for each other in spite of the long and amicable diplomatic,
cultural and political relations and intercourses mentioned above. Meanwhile, the perception
of Turkey in Poland will be emphasized. In this scope, the studies in both different levels
will be examined. Firstly, the results of one-to-one interviews, which were performed by the
writer with 352 people selected randomly in Warsaw, Poland between the dates of 26th of
14 Kemal Yakut and Esra Yakut, “İkinci Dünya Savaşı (1939 – 1945)”, Siyasi Tarih II, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi
Yayınları, 2013, pp. 33 – 34.
15
166
Boleslaw Gebert, “Five Hundred and Fifty Years of Diplomatic Relations Betvıeen Turkey and Poland”, The
Turkish Yearbook of International Relations, 1963, Vol. 4, p. 108.
Chart 1: Have you ever been to Turkey?
January and 25th of February in 2011, will be reviewed. [16] And then, data obtained from the
second hand sources will be emphasized. Although there is a demand for referring to the
perception of Poland in Turkey in the essay, this issue cannot be subjected to review because
no publication about this issue can be reached. Sixteen questions in total were directed to
attendees. Regarding the context of the essay, five out of the fifteen questions were taken into
consideration.
As for reviewing the said interviews, 71 percent of those attending the interview (249 people)
has given the answer ‘’No’’ to the question ‘’Have you ever been to Turkey?’’ 28 percent of the
attendees (100 people) has given the answer ‘’Yes’’ (see Chart 1).
Although first ideas in the minds of the attendees about Turkey generally show the positive
situation, the answers such as regarding the country as exotic and thinking it to have an
interesting culture, in fact, refer to an obscurity. Besides; the answers like Turkey is a holiday
spot, sunny with good food present the fact that the attendees to the interview about Turkey
have sciolism about it. The clearest sign of this situation is the results presented in the further
charts (see Chart 2).
As 58,23 percent of the attendees (205 people) has given the answer “no” to the question
“Do you think that Turkey is a part of the European identity and culture?’’ (Question 5), 39.77
percent of them (140 people) has given the answer “yes’’ (see Chart 3).[17]
16 A general interview method was followed in this research which was also a part of author’s doctoral study. Also
see Erhan Akdemir, Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür Tartışmaları ve Türkiye, Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım,
2013.
17 Akdemir, “Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür”, p. 184.
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
167
SYMPOSIUM PAPERS
Erhan AKDEMİR
75
Vacation
30
Food
34
Exotic and Interesting Culture
63
Asian, Muslim and Eastern
103
9
38
46,53
No
45,45
Yes
No Answer
Ataturk
Left Empty
Chart 4: Answers of the attendees to the question “Do you think that Turkey
is a European country?’’
Chart 2: What does Turkey mean for you?
59,94%
58,23
No
39,77
Yes
Chart 3: Answers of the attendees to the question “Do you think that
differences of religion, identity
and culture
9,94%
democracy, violation of women’s
rights and human rights, and
freedoms
2,84%
population
2,55%
geographical size
5,11%
political problems (Cyprus and
Armenian problems etc.)
4,26%
economic problems
3,40%
percent ‘misperceptions’
Turkey is a part of the European identity and culture?’’(Question 5).
Chart 5: Answers of the attendees to the question “What do you think is the major
problem between Turkey and the EU?”
168
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
169
SYMPOSIUM PAPERS
Erhan AKDEMİR
45,45 percent (160 people) of the attendees has given the answer “yes’’ to the question “Do
you think that Turkey is a European country?’’ while 46,53 percent (164 people) has given
the answer “no” (see Chart 4).[18]
To the question “What do you think is the major problem between Turkey and EU?,’’
59,94 percent of the attendees (211 people) has given the answer “differences of religion,
identity and culture”. 9,94 percent of the attendees (35 people) has given the answer
“democracy, violation of women’s rights and human rights, and freedoms.’’ 2,84 percent
of the attendees (10 people) has described “population” and 2,55 percent (9 people) has
described “geographical size” as the major problem between Turkey and the EU. Additionally,
5,11 percent (18 people) has given the answer “political problems” ( Cyprus and Armenian
problems etc.), 4,26 percent (15 people) has answered the question as “economic problems”
and 3,40 percent (12 people) as ‘misperceptions’ (Chart 5).
While 40,90 percent out of 352 attendees (144 people) has regarded the core values of the
European identity and culture as “fundamental human rights, democracy and freedoms”
(Question 6), 21,30 percent (75 people) has regarded it as “religion and culture of Christianity”.
On the other hand, in the recent years of the globalizing world, international student activities
have increased among the universities. Students prefer education in different countries to
learn a new language and, thus, for their future career plans. One of programs adding a new
aspect to the international student mobility is Erasmus Student Exchange Program. In 2004,
Turkey began to join to this program. In the scope of this exchange activity, the results are
quite remarkable when compared the number of Polish students coming to Turkey with the
number of students going to Poland from Turkey, and the number of students going to the
other EU countries from Turkey with the number of students coming to Turkey from the
other countries in Europe.
As the research conducted on the Erasmus coordinators of the EU universities has revealed,
we see that the appeal of Turkey’s geographical and cultural features are the most significant
reason lying beneath Erasmus students’ preference to choose Turkey. According to the
research of Mutlu, the Polish Erasmus coordinators see that Turkey’s natural beauty with
a temperate climate, its different culture and tradition from Europe, its geographic location
linking to the Asian culture and hospitality are the most significant factors for the Erasmus
students’ preference of Turkish universities.[21] In fact, these data present parallelism with
6,81 percent (24 people) has answered it as “history” as 4,82 percent (17 people) as “science,
the data revealed in Chart 2. This is why, we see that many Polish students prefer Turkey.
As for the second hand public opinion polls, the rate of those reviewing that Turkey partly
academic years.[22] Lithuania followed Poland with 145 students and so did Spain with 118
literature, philosophy and art”.
[19]
belongs to Europe geographically in the EU-25 is 55 percent according to results of the EU’s
polling organization Eurobarometer’s poll in Spring 2005. And the rate of those reviewing
that Turkey partly belongs to Europe historically is 42 percent. According to 54 percent of
the attendees to the survey, the cultural differences between Turkey and the EU countries
To illustrate, Polish students formed 339 out of 1093 students in total coming to Anatolian
University in the scope of Erasmus program between the 2005 - 2006 and 2012-2013
students and Germany with 94 students. Similarly, 503 out of 2306 students going from
Turkey preferred Poland. In the Turkish students’ preferences, the Czech Republic followed
Poland with 334 students, and so did Germany with 294 students and Spain with 234
students.[23]
are a crucial factor about Turkey’s membership of the EU. The rate of those who defend this
Conclusion
geographically is 74 percent in Poland. Again in Poland, the rate of those reviewing that
determined not by military conflicts but by the long term peaceful co-existence and trade,
opinion is 54 percent in the EU-25 according to the results. But, when the results examined in
country-base, for example, the rate of those reviewing that Turkey partly belongs to Europe
Turkey partly belongs to Europe historically is 68 percent as the rate of those accepting the
idea “cultural differences between the EU countries are the significant factor for Turkey’s
joining to the EU’’ is 43 percent.[20]
18 Akdemir, “Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür”, pp. 184-185.
19 Akdemir, “Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür”, p. 186.
20 Standard Eurobarometer 63
http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb/eb63/eb63_en.pdf (27.06.2014).
170
Consequently, the general nature of the relations between Turkey and Poland has been
21 Sevda Mutlu, “AB Üniversiteleri Erasmus Koordinatörlerinin Türk Üniversitelerinin Erasmus Öğrenci Değişim
Programına Katılımı ve Türk Erasmus Öğrencileri Algısı”, e-International Journal of Educational Research, Vol.
4, nr. 3, 2013, pp. 114 – 120.
22 http://www.uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=32&Itemid=48&lang=en
(07.07.2014).
23 http://uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=44%3Agiden-oerenci-listeleri&c
atid=21%3Aoerenim&Itemid=49&lang=tr (07.07.2014).
PROCEEDINGS OF THE SYMPOSIUM ON THE
600th YEAR OF POLISH-TURKISH RELATIONS
ENG
171
Erhan AKDEMİR
which existed since the beginning of relations, mutual cultural and social effects and
thesupport for the independence of Poland by Turks. Such a historical background has crated
an environment of amity between Poland and Turkey and mutual sympathy between the two
states. However, it is clear that there is a lack of knowledge between the societies although
they have such a deep and long relationship especially in diplomacy. In this regard, there
is a necessity to increase the number of comparative studies between Poland an Turkey,
especially on the cultural and social fields.
600. YILINDA TÜRKİYE-POLONYA İLİŞKİLERİ SEMPOZYUMU
(5 Mart 2014)
BIBLIOGRAPHY
AKDEMİR, Erhan, Avrupa Birliği’nde Kimlik, Kültür Tartışmaları ve Türkiye, Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım, 2013.
ARIK, Sabire, “Polonya Kralı III. Jan Sobieski Hükümdarlık Dönemi (1674-1696)”, Ankara Üniversitesi Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, nr. 38, 2005, pp. 213-238.
CHMIELOWSKA, Danuta, “The Stand of Polish Government Towards the Stabilization of Turkey After the Versailles
Treaty, Lausanne Conference in 1923”, Beşinci Uluslararası Atatürk Kongresi, Bildiriler, 8-12 Aralık 2003,
Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2005, pp.705-709.
DİLEK, Sait Mehmet, “TMBB Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti (Lehistan) Arasında 23 Temmuz 1923 Tarihinde
İmzalanan Antlaşmalar ve Tarafları Dış Politika Yaklaşımları”, Turkish Studies, 2013, Vol. 9, nr. 8, pp. 1127 –
1147.
GEBERT, Boleslaw, “Five Hundred and Fifty Years of Diplomatic Relations Between Turkey and Poland”, The Turkish
Yearbook of International Relations, 1963, Vol. 4, pp. 103-110.
09:00-09:30
Kayıt
09:30-10:00
Açılış Konuşmaları
- BYEGM Genel Müdürü Murat KARAKAYA
- Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ
10:30 – 10:50
Keynote Speech: Prof. Dr. Halil İNALCIK Osmanlı İmparatorluğu-Polonya İlişkilerine
Dair Genel Bir Değerlendirme
10:50– 12:00
I.Oturum: Tarihte Türkiye-Polonya İlişkileri
KOŁODZIEJCZYK, Dariusz, Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15th–18th Century): An Annotated Edition of ‘Ahdnames
and Other Documents, Leiden: Brill, 2000.
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Feridun EMECEN
KURAT, Nimet Akdes, “Türk Diplomasisi ve Polonya Merkez Arşivindeki Türkçe Vesikalara Ait Lehçe İki Eser”, Belleten,
1966, Vol. XXX, nr. 119, pp. 439 – 457.
Dariusz KOLODZIEJCZYK
MUTLU, Sevda, “AB Üniversiteleri Erasmus Koordinatörlerinin Türk Üniversitelerinin Erasmus Öğrenci Değişim
Programına Katılımı ve Türk Erasmus Öğrencileri Algısı”, e-International Journal of Educational Research, Vol.
4, nr. 3, 2013, pp. 95 – 127.
Komşuluktan Kardeşliğe: Polonya-Türkiye Tarihsel
İlişkilerine Dair Bir Perspektif
NAZIR, Bayram, Ottoman Hospitality and Its Impact On Europe, İstanbul: Istanbul Chamber of Commerce, 2008.
REYCHMAN, Jan, Polonya ile Türkiye Arasındaki Diplomatik Münasebetlerin 550. Yıldönümü, Ankara: Ankara Polonya
Büyükelçiliği Yayınları, 1964.
REYCHMAN, Jan, “1974 Polonya İsyanı ve Türkiye”, Belleten, 1967, Vol. XXXI, nr. 121, pp. 85 – 91.
TOPAKTAŞ, Hacer, “XVIII. Yüzyıl Ortalarında Türk-Leh İlişkilerinden Bir Kesit: Kapıcıbaşı Mehmed Ağa’nın Lehistan
(Polonya) Elçiliği (1757-1758)”, Osmanlı Araştırmaları, 2007, nr. 29, pp. 203 – 225.
Hacer TOPAKTAŞ
Osmanlı-Leh İlişkilerinde Realpolitik ve Retorik -Bir
XVIII. Yüzyıl Değerlendirmesi
Piotr NYKIEL
Birinci Dünya Harbi Döneminde Polonyalılar ile
Türkler Arasındaki Askeri İlişkiler
TOPAKTAŞ, Hacer, “Lehistan’dan Polonya’ya: Polonya Tarihyazımında Türkler ve Türkiye”, Türkiye Araştırmaları Literatür
Dergisi, 2010, (2011) Vol. 8, nr. 15, pp. 537-590.
12:00-12:15
Soru ve Cevaplar
YAKUT, Kemal and YAKUT, Esra, “İkinci Dünya Savaşı (1939 - 1945)”, Siyasi Tarih II, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi
Yayınları, 2013, pp. 32 – 63.
12:15 -13:15
Öğle Yemeği
13:20-13:40
Keynote Speech: Ekonomi Bakanı Sn. Nihat ZEYBEKCİ
“Türkiye-Polonya İktisadi İlişkileri”
13:45 – 14:45
II.Oturum: Türkiye-Polonya İktisadi İlişkileri
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Ahmet KESİK
TOPAKTAŞ, Hacer, Osmanlı – Lehistan Diplomatik İlişkileri: Franciszek Piotr Potocki’nin İstanbul Elçiliği (1788 – 1793),
Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014.
UZUNÇARŞILI, Hakkı İsmail, Osmanlı Tarihi, Vol. II, Ankara: Türk Tarih Kurumları Yayınları, 1988.
Standard Eurobarometer 63
http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb/eb63/eb63_en.pdf (27.06.2014).
http://www.uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=32&Itemid=48&lang=en
(07.07.2014).
http://uib.anadolu.edu.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=44%3Agiden-oerenci-listeleri&catid=21
%3Aoerenim&Itemid=49&lang=tr (07.07.2014).
172
Karol KUJAWA
Gelişmekte Olan Türkiye ve Polonya ‘nın İktisadi
İlişkileri
Kemal GÜLERYÜZ
Türkiye-Polonya İş Dünyası Temsilcilerinin Pazar ve
İş İmkânları
www.byegm.gov.tr
173
Tadeusz DULIAN
Polonya-Türkiye: Makroekonomik Göstergeler
Polonyalı Finans Yöneticilerinin Tahminleri
14:45-15:00
Soru ve Cevaplar
15:00– 15:15
Kahve Arası
15:15 – 15:35
Keynote Speech: Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Sn. Dr. Alaattin BÜYÜKKAYA
“Avrupa Birliği Ekseninde Türkiye-Polonya Siyasi İlişkileri”
15:40 – 16:50
III. Oturum: Yakın Dönem Türkiye-Polonya İlişkileri
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Çağrı ERHAN
Erhan AKDEMİR
Cumhuriyet Döneminde
Türkiye-Polonya İlişkileri
Bogdan GORALCZYK
Uluslararası Sistemde Yükselen İki Güç Olarak
Polonya ve Türkiye
Adam SYZMANSKI
Avrupa Birliği’ne Üyelik Sürecinde TürkiyePolonya İlişkileri
16:50- 17:00
Soru ve Cevaplar
17:00 - …..
Kapanış: Türkiye-Polonya İlişkilerinin Geleceği
- Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL
- Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Bronislaw KOMOROWSKI
SYMPOSIUM ON THE 600 YEARS OF POLISH-TURKISH DIPLOMATIC RELATIONS
(5 March 2014-ANKARA)
09:00-09:30
Registration
09:30-10:00
Opening Remarks
- General Director of DGPI Murat KARAKAYA
- Deputy Prime Minister Bülent ARINÇ
10:30 – 10:50 Keynote Speech: Prof. Dr. Halil İNALCIK
A General Framework of the Relations Between Ottoman Empire and Poland
10:50 – 12:00
I.Session: Relations Between Turkey and Poland in History
Moderator: Prof. Feridun EMECEN
Dariusz KOŁODZIEJCZYK
From Neighborhood to Brotherhood: A
Perspective on the Historical Relations Between
Poland and Turkey
Hacer TOPAKTAŞ
Realpolitik and Rhetoric in Ottoman-Polish
Relations – An Assessment of the 18th Century
Piotr NYKIEL
Military Relations Between Poland and Turkey
During the First World War
12:00 -12:15
Questions and Answers
12:15- 13:15
Lunch
13:20-13:40
Keynote Speech: Minister of Economy Mr. Nihat ZEYBEKCİ
“Economic Relations Between Turkey and Poland ”
13:45 – 14:45 II. Session: Economic Relations between Turkey and Poland
Moderator: Prof. Dr. Ahmet KESİK
Karol KUJAWA
Turkish-Polish Economic Relations As Developing Countries
174
175
www.byegm.gov.tr
www.byegm.gov.tr
Kemal GÜLERYÜZ
Market and Business Opportunities for the
Business Represantatives of Turkey and Poland
Tadeusz DULIAN
Poland-Turkey: Macroeconomic indicators vs.
Polish CFOs’ prognosis
14:45 – 15:00
Questions and Answers
15:00 – 15:15
Coffee Break
15:15 – 15:35 Keynote Speech: Deputy Minister for EU Affairs Mr. Dr. Alaattin BÜYÜKKAYA
“Political Relations between Turkey and Poland in the Context of the EU ”
15:40 – 16:50
III. Session: Turkey – Poland Relations in Recent Period
Moderator: Prof. Dr. Çağrı ERHAN
Erhan AKDEMİR
Turkey-Poland Relations in the Republican
Period
BOGDAN GÓRALCZYK
Turkey and Poland as Two Rising Powers in the
International System
Adam SYZMANSKI
Questions and Answers
16:50 – 17:00
17:00 – …
Relations between Turkey and Poland:
in the Process of European Union Full Membership
Closing Session: The Future of Turkish-Polish Relations
-
President of the Republic of Turkey H.E. Mr. President Abdullah GÜL
President of the Republic of Poland H.E. Mr. Bronisław KOMOROWSKI
176
www.byegm.gov.tr
Baskı: Özel Matbaa / 0132 395 06 08
T.C. Başbakanlık Basın - Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü // www.byegm.gov.tr
Ceyhun Atıf Kansu Caddesi No:122 06520 Balgat / Ankara / TÜRKİYE Tel: +90 312 583 60 00
ISBN: 978-975-19-6468-7
Download