1 TÜRKİYE, YUNANİSTAN VE AVRUPA İLİŞKİLERİNDE KIBRIS

advertisement
TÜRK YE, YUNAN STAN VE AVRUPA L K LER NDE
KIBRIS
Doç. Dr. M. Metin HÜLAGÜ∗
1. Türk Dı Siyasetinde Kıbrıs Meselesi
Kıbrıs Meselesi Türkiye’nin son yıllarda her platformda kar ısına çıkan dı problemlerinin
ba ında gelmektedir. Stratejik açıdan Türkiye için son derece önemli bir mevkide
bulunmasına ra men çözüm noktasında bugüne kadar hatırı sayılır bir geli me elde
edilememi tir. Zira dı politikada, askerî, siyasî, kültürel ve ekonomik alanlarda güçlü olmak
her zaman belirleyici bir unsur olmu tur. Bu alanlarda gösterilecek en küçük bir zaaf, büyük
problemlerin do masına neden olabilmi tir. Milletlerarası münasebetlerde güçlüler her zaman
zayıfları ezmi , menfaatler hep ön planda gelmi tir.
Yakın dönemde Kıbrıs Meselesi Sevr Antla ması ile ba latılabilir. Birinci Dünya
Sava ı’ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti, imzalanan Sevr Antla ması ile galip devletler
tarafından payla ılmı , Sevr’in 115., 116. ve 117. maddeleri Kıbrıs ile ilgili olmu tur.
Milli Mücadele’nin hedefleri arasında bulunmayan Kıbrıs Meselesi, yakın dönemde resmî
anlamda ve uluslar arası boyutta ikinci defa Lozan Antla ması ile gündeme gelmi tir. Lozan
Antla ması’nda Kıbrıs konusu bir kez daha masaya yatırılmı , Lozan’ın 16., 20. ve 21.
maddeleri Kıbrıs ile ilgili olmu tur. Bu antla manın 20. maddesi ile Türk hükümeti Kıbrıs’ın
Britanya hükümeti tarafından 5 Kasım 1914’te ilan olunan ilhakını tanıdı ını resmen kabul ve
beyan etmek zorunda kalmı tır. Bu beyan ve kabulle adadaki ngiliz idaresinin hukukî varlı ı
da Lozan Antla ması’nın 20. maddesi gere i 24 Temmuz 1923 tarihinden itibaren resmen
geçerlilik kazanmı tır. Di er bir ifade ile Türkiye, Kıbrıs’ın bir ngiliz mülkü oldu unu
Lozan’ın 20. Maddesi ile kabullenmi tir. Bu kabul ile de Türkiye’nin Kıbrıs ile olan ba lantısı
resmen sona ermi tir. Bundan sonraki yıllarda ise Kıbrıs Meselesi Türkiye’nin kapanmayan
bir yarası olmaktan kurtulamamı tır.
Lozan Antla ması gere i Kıbrıs 1920’li yıllarda Türkiye’nin gündeminde yer almamı tır.
Ancak 1930’lu yıllardan itibaren Türk yöneticileri adadaki geli meleri uzaktan izlenmeye
ba lanmı tır. 1936 yılından itibaren ise Türkiye yeni bir denge politikası takip etmeye
yönelmi tir. Türkiye, bu politikanın tabiî bir gere i olarak, ngiltere ile olan ili kilerini
geli tirmeyi hedeflemi tir1. Kıbrıs’ta Lozan Antla ması ile belirlenen statükonun korunması
politikası tek parti döneminde de devam etmi tir.
kinci Dünya Sava ı sonrasında Türk dı politikasına yön verenlerin Batı devletleri
paralelinde bir politika izlemeye çalı maları Kıbrıs konusunda önemli sonuçlar do urmu tur.
kinci Dünya Sava ı bir bakıma demokrasinin zaferi olmu tur. Dünyada esen demokrasi
rüzgârları Türkiye’yi de etkilemi , siyasî hayatta çok partili sisteme geçi süreci ba lamı tır.
Ayrıca batılıla ma çalı maları da büyük bir hız kazanmı tır. Bu durum Türkiye’nin Kıbrıs
konusunda Batılı devletlerin yanında yer almasında önemli bir rol oynamı tır.
Bu dönemde Türkiye’nin dı politikasında Kıbrıs Meselesi tabiî olarak herhangi bir yer
i gal etmemi tir. Di er bir ifade ile Türkiye Kıbrıs’ın mevcut statükosunu benimsemi , tarihî,
∗
1
Erciye Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Ö retim Üyesi, Kayseri.
Güner Göktu , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Hazırlayan Siyasal Nedenler, Lefko e 1990, s. 49–51.
1
siyasî ve co rafî ba larla ba lı bulundu u bu adaya ve adanın Türk nüfusuna duyarsız
kalmaya devam etmi tir.
Türkiye’nin bu yakla ımına mukabil Yunan hükümetleri ise sistematik olarak Kıbrıs’ın
Yunanistan’a ilhakını sa lamak için mücadele etti ini açıklamaktan geri kalmamı lardır.
Yunanistan’ın her fırsatta resmî a ızdan Enosis konusundaki dü üncelerini açıkça ortaya
koymu bulunması bile Türkiye’nin Kıbrıs konusunda harekete geçmesini sa layamamı tır.
Türk hükümetleri tüm olumsuz geli melere ve Enosis isteklerine ra men Yunanistan ve
ngiltere’yi kar ısına almamaya özen göstermi lerdir. Türkiye adanın ngiltere’ye devrinden
sonra adada ya ayan Türklere kar ı meydana gelen olaylar kar ısında dahi sessiz kalmayı
tercih etmi , geli meler konusunda ngiliz idaresini sadece birkaç kez uyarmakla yetinmi ,
bunun dı ında Kıbrıs konusunda ciddi bir adım atmamı tır.
Adadaki ngiliz yönetiminin taraflı uygulamaları ve ngiliz idaresinden memnun
olmayanların iki yıl içinde Türk vatanda lı ına geçebilmelerine imkân tanınmı bulunması
1923–1925 yılları arasında 7–8 bin Kıbrıs Türkü’nün Türkiye’ye göç etmesi sonucunu
do urmu tur2. 1881 yılında yapılan nüfus sayımında adada ya ayan Türk nüfusu 1/4 (45.458)
iken 1931 yılında yapılan sayımda bu oranın 1/5 (65.000) olarak de i ti i görülmü tür3. Bu
stratejik hata müstakbel olumsuzlukları ortaya çıkarmaktan ve adaya matuf iddiaları
noktasında Rumların i ini kolayla tırmaktan ba ka bir i e yaramamı tır.
Türkiye’deki siyasî iktidarların Kıbrıs Meselesi’ne kar ı olan ilgisizli i Kıbrıs Türkü’nü
tabiî olarak kendi kaderini kendisinin olu turmasına itmi tir. Bu nedenle Kıbrıs’ta Enosis’e
kar ı Milli Cephe Partisi, Kıbrıs Adası Türk Azınlı ı Kurumu, Milli Parti, Kıbrıs Türk
Kurumları Birli i, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu ve Kıbrıs Milli Türk Birli i
kurulmu tur.
Türk hükümeti Kıbrıs Meselesindeki ilk suskunlu unu ancak 17 Aralık 1949 tarihinde
dönemin Dı i leri Bakanı Necmettin Sadak’ın verdi i demeç ile bozmu tur. Bu tarihlerde
Sadak, ngiltere’nin Kıbrıs’tan ayrılaca ına dair bir belirtinin olmadı ını ve Yunanistan’ın da
bu konuyu resmen ele almadı ını ifade etmi tir4.
Türk Dı i leri’nin bu yöndeki yakla ımına kar ın Türk Basını, Türk kamuoyu ve Türk
gençli i olaylara daha duyarlı davranmı tır. Kıbrıs’a dair geli meleri Türk basını man etten
verirken Türk gençli i de stanbul, Ankara ve zmir gibi büyük ehirlerde mitingler
düzenlenmi tir. Bu mitinglerde “Kıbrıs Türklerindir”, “Emaneti Geri Almak Zamanı
Gelmi tir”, “Elini Uzatma Kıbrıs Türkündür” ve “Kıbrıs Türk’tür” eklinde pankartlar
ta ınmı tır5.
Türk hükümetinin dı politikadaki umursamaz tavrına gazetelerde geni bir yer verilmi ,
örne in: “…Cumhuriyet hükümetleri yirmi be yıldır toprak geni letmek siyasetinden hep
uzak kalmı lardır. Kıbrıs adasının Türk yurtta ları için ta ıdı ı önem bilinmekle birlikte, Türk
hükümetinin artık geleneksel denebilecek olan siyasetini de i tirece ini ummak do ru olmaz.
Türkiye bu günkü sınırları içinde ya ayan yurtta ların refah ve mutlulu unu sa lamak
kararlılı ındadır6”, tarzında de erlendirmelere yer verilmi tir7.
Basında ve kamuoyunda artan bu heyecan üzerine Sadak: “Beyler Kıbrıs Meselesi diye bir
ey yoktur. Basın muhabirlerinin sorularına kar ılık olarak bunu birkaç zaman söylemi tim.
Kıbrıs Meselesi diye bir ey yoktur. Çünkü bu ada Büyük Britanya’nın hükümranlı ı ve
yönetimindedir. ngiltere’nin ada üzerindeki haklarını ba ka bir güce devretmek için bir niyeti
2
Ha met Gürkan, Bir Zamanlar Kıbrıs’ta, Lefko e, 1986, s. 97; ükrü S. Gürel, Kıbrıs Tarihi (1878 – 1960 ),
Ankara 1984, s. 168–169.
3
Abdulhaluk Çay, Kıbrıs’ta Kanlı Noel–1963, Türk Kültürünü Ara tırma Enstitüsü, Ankara 1989, s. 23–24.
4
Fahir Armao lu, Kıbrıs Meselesi, s.18–19.
5
Zafer Gazetesi, 17–18 Ocak 1950
6
Vatan Gazetesi, 13 Aralık 1948
7
Zafer Gazetesi, 17–18 Ocak 1950
2
olmadı ını ve böyle bir temayülü hiçbir zaman göstermeyece ini biliyoruz. Bundan
tamamıyla eminiz. Her ne çe it olur ise olsun, Kıbrıs’tan çıkacak herhangi bir kı kırtma
sonucu de i tiremez8” eklindeki açıklamasını yapmak zorunda kalmı tır.
14 Mayıs 1950 tarihinde Türkiye’de iktidar de i ikli i olmu , DP iktidara gelmi tir. Yeni
hükümet, seçim çalı maları sırasında oldu u gibi, hükümet programında da Kıbrıs konusuna
dair herhangi bir açıklamaya yer vermemi tir. Bilakis, Yunanistan ile iyi kom uluk ili kilerini
devam ettirme politikası takip etmi tir. Yeni hükümetin Dı i leri Bakanı Fuat Köprülü’nün,
bir Avrupa dönü ü u radı ı Atina’da, gazetecilerin Kıbrıs hakkındaki sorularına, beklentilerin
tam aksi bir biçimde: “Türkiye ile Yunanistan arasında bir Kıbrıs problemi olmadı ı” eklinde
cevabı uzun süre tartı malara neden olmu tur9. Yunan Ba bakanı Venizelos’un ise
parlamentoda yaptı ı bir konu masında: “Kıbrıs’ın anavatana (Yunanistan’a) ilhakının Yunan
milletinin en aziz dile i oldu unu ilan etmek fırsatını ele geçirmi oldu umdan bahtiyarım”
açıklamasında bulunması, Yunanistan’ın Enosis arayı larını resmî a ızdan ifade etmi olması
ve hatta ngiltere’nin adayı kendilerine bırakması halinde ABD ve ngiltere’ye adada askerî
üsler ve ayrıcalıklar verebileceklerini belirtmesi10 Türk kamuoyunun dikkatini yeniden Kıbrıs
Meselesi’ne çevirmesine ve geli meleri hararetle tartı masına neden olmu tur.
Yunanistan, iddia ve taleplerini sadece dile getirmekle kalmamı , 1951 yılından sonra
Kıbrıs konusunda etkin bir politika takip etmeye ba lamı ve ngiltere’yi Kıbrıs konusunda
ikna etmeye çalı mı tır. 1950 yılında gayri resmî olarak yaptırdı ı bir plebisitte, ada halkının
%90’ının Yunanistan ile birle mek istedi ini belirtmi tir. Ayrıca ada nüfusunun %81’inin
Yunanlı oldu u iddiasında bulunmu tur11.
Yunanistan’ın bu isteklerine kar ı Türk Dı i leri Bakanı ise, Türkiye’nin imdilik Kıbrıs
Meselesi gibi bir sorunu olmadı ını ve ngiltere’nin Yunanistan’ın isteklerini asla kabul
etmeyece ini12 söyleme düzeyinde Kıbrıs Meselesi’ne sahip çıkmı tır. Kıbrıs Meselesi’ni
ba tan beri resmen benimsemi olan Yunanistan bir adım daha atarak Birle mi Milletler’in
1951 Paris toplantısında Kıbrıs’ın kendisine ilhak edilmesini resmen istemi ve Kıbrıs
Meselesi’ni devlet politikası haline getirdi ini açıkça ortaya koymaktan çekinmemi tir13.
Yunanistan’ın kararlı politikası kar ısında Türk hükümeti ise i i sürekli a ırdan almayı
tercih etmi , Yunanistan ile iyi ili kilerin bozulmasından kaçınmı tır. Hükümetin bu tavrına
kar ılık muhalefet partisi CHP ve kamuoyu ise hükümeti Kıbrıs konusunda muayyen bir
politika belirleyip izlememekle suçlamı lardır14. Nihayet mesele Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nde tartı ılmaya ba lanmı , 20 Nisan 1951’de Türk Dı i leri Bakanı Fuat Köprülü
Türkiye’nin Kıbrıs ile ba larının çok kuvvetli oldu unu ve olayları yakından takip etti ini
belirten bir konu ma yapmak zorunda kalmı tır. Böylece Türkiye, istemese de dı
politikasında Kıbrıs Meselesi’ne yava yava yer vermeye, konu ile yakından ilgilenmeye
ba lama gere i hissetmi tir.
Di er taraftan ngiltere’nin 1952–1954 yılları arasında Yunanistan’ın ilhak isteklerini
kesinlikle kabul etmeyece ini açıklaması Türkiye’nin Kıbrıs Meselesi ile daha fazla
ilgilenmesine zemin hazırlamı tır15. Ancak bu ilginin yeterli düzeyde oldu u söylenemez.
Zira Kıbrıs Türkleri, adada Rumların artan baskıları kar ısında zor durumda kalmaktan
8
Hüseyin Ba cı, Demokrat Parti Dönemi Dı Politikası, Ankara, 1990, s.101.
Ba cı, a.g.e., s.102.
10
ükrü Torun, Türkiye, ngiltere ve Yunanistan Arasında Kıbrıs’ın Politik Durumu, stanbul 1956, s.101–
102.
11
Cumhuriyet Gazetesi, 21 Aralık 1951
12
Hüseyin Ba cı, a.g.e., s.101.
13
Pierre Oberling, Bella Pais’e Giden Yol, Çeviren, Mehmet Do an, Ankara 1987, s. 31; Çay, a.g.e. s. 36 ;
Armao lu, a.g.e., s. 25.
14
Halkçı Gazetesi, 13 Temmuz 1954
15
Armao lu, Siyasi Tarih, s. 530; Mehmet Gönlübol ve Di erleri, Olaylarla Türk Dı Politikası (1919–
1995), 9. Baskı, Ankara 1996, s. 338–339.
9
3
kurtulamamı lardır. ngiltere’nin adayı Yunanistan’a bırakması halinde akıbetlerinin Girit
veya Batı Trakya Türklerininkine benzemesinden endi e ederek seslerini resmî protestolar,
basın, konferanslar ve dünyada uluslararası planda etkili ki ilere mektuplar yazarak
duyurmaya çalı mı lardır. Fakat bu tarihlerde Türkiye NATO’ya girmeye çalı tı ından,
Kıbrıs’ta meydana gelen olaylara adeta kör, sa ır ve dilsiz bir yakla ım sergilemi ,
Yunanistan ile arasının bozulmasını istememi tir. Ancak Yunan hükümetinin izlemi oldu u
siyaset neticesinde Kıbrıs Meselesi 1954 yılında Türk ve Yunan hükümetleri arasında resmî
bir sorun olarak ortaya çıkmaktan da kurtulamamı tır.
Türk kamuoyunun mitinglerle Kıbrıs konusundaki hassasiyetini hükümete yansıtmaya
çalı ması kar ısında dönemin ba bakanı Adnan Menderes, özellikle kurulması için çok
u ra tı ı Balkan Paktı’na bu mitinglerin zarar verece i endi esini ta ırken Yunan hükümeti ve
Rum tarafı ise oldukça rahat davranmaktan ve diplomatik giri imlerini sürdürmekten geri
kalmamı lardır16. Yunanistan bu noktada bir adım daha atmı ve bu tavrıyla uluslararası
ortamda kendisine destekçi bulmaya çalı mı tır. Yunan ba bakanı Mare al Papagos 23 Mart
1954’te yayınladı ı bir demeçte; Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı meselesini BM’nin Eylül
1954’te yapaca ı toplantısında gündeme getirece ini açıklamı tır17. Ardından da 16 A ustos
1954 tarihinde kendi imzası ile BM genel sekreterli ine müracaatta bulunmu tur.
Türk hükümeti, Yunanistan’ın bu davranı ları kar ısında iyi ili kilerin devam
ettirilemeyece ini ve bu davranı ından vazgeçmesi yolunda Yunanistan’a ricada bulunmu tur.
Çünkü meselenin BM gündemine gelmesi Türkiye‘ye puan kaybettirece i eklinde
de erlendirilmi tir. Bu görü mede Türk Dı i leri Bakanı Köprülü Yunan Dı i leri bakanına:
“Birdenbire ortaya bir Kıbrıs Meselesi çıkartmaktasınız. Sizden çok rica ediyoruz bunu
yapmayınız. Mare al Papagos Yunan tarihine anlı bir komutan, büyük bir devlet adamı
olarak geçecektir. ….Sizden Atatürk ve Venizelos’un büyük ıstıraplar pahasına tarihi yenerek
yazdıkları Türk-Yunan dostlu u adına yalvarıyorum. Hiç yoktan ortaya bir Kıbrıs Meselesi
çıkartmaktan vazgeçiniz. Çıkarırsanız bizi kar ınızda bulacaksınız. Ve bütün Türkiye tek bir
vücut halinde, dimdik önünüze çıkacaktır. Yapmayın bunu” ricasında bulunmu tur18. Ancak
bu ricalar Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki tutumunu de i tirmeye yetmemi , Yunanistan’ın
müracaatı ile Kıbrıs Meselesi 24 A ustos 1954’te BM gündemine alınmı , Kıbrıs Meselesi
uluslararası bir sorun haline gelmi tir19.
Kıbrıs’ta ya anan olaylar sonrasında Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda Türk hükümetinden
daha erken davranarak meseleyi Birle mi Milletler Genel Kuruluna götürmesi, adadaki
Rumların Yunanistan ile birle me istekleri ve Yunanistan’ın bu anlamda 1951 yılında
ngiltere’ye resmen ba vurusu; ngiltere öncülü ünde Londra’ da yapılan konferanstan bir
netice çıkmaması ve adada olayların giderek artması; Türkiye’de kamuoyunun hükümet
üzerindeki günden güne artan baskıları, Türk Hükümeti’ni adanın ngiltere idaresinde kalması
yönündeki politikasındaki ısrarından vazgeçerek meseleyi millî bir dava olarak kabul etmeye
itmi tir20. Böylece 1954 yılından itibaren Kıbrıs Meselesi Türk dı politikasının ana
konularından biri haline gelmi tir. Ancak ba langıç halindeki bu de i im, Demokrat Parti’nin
iktidarda bulundu u dönemde Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki politikasında büyük bir
de i iklik yapmamı tır. Ancak Demokrat Parti’nin Kıbrıs konusundaki politikası muhalefet
tarafından da destek bulmu tur. Türkiye’nin 1950–1960 yılları arasında Kıbrıs konusunda
izledi i politika, a a ıda kısaca ifade edildi i ekliyle, birkaç a amadan geçmi tir.
16
Ayın Tarihi, Sayı 250, Eylül 1954, s. 175–176.
Sevin Toluner, Kıbrıs Uyu mazlı ı ve Milletlerarası Hukuk, stanbul 1977, s. 25-26; Gönlübol ve
Di erleri, a.g.e., s. 337-338.
18
Ba cı, a.g.e, s.103–104
19
Gürel, a.g.e. Cilt I, s. 95. ve Cilt II, s.50.
20
Ba cı, a.g.e, s. 103.
17
4
Kıbrıs konusunda Türkiye 1955’e kadar ngiltere’nin izledi i politikayı takip etmi tir.
Ancak ngiltere’nin adadan ayrılaca ına dair belirtiler ortaya çıkması üzerine Türkiye adanın
kendisine devredilmesi tezini savunmaya ba lamı tır. ngiltere’nin 1957 yılından itibaren
"taksim" tezinin uygulanabilir oldu unu açıklaması üzerine Türkiye de "Taksim" tezini
benimsemi tir. Ayrıca Yunanistan ve Amerika Birle ik Devletleri’nin de "Taksim" tezine
olumlu bakması Türk hükümetinin Kıbrıs Meselesi’nin çözümünü "Taksim" tezinde aramaya
yönelmede cesaretlendirmi tir. Türk kamuoyu ve muhalefet hükümete bu konuda tam destek
vermi lerdir. Ancak ngiltere’nin adaya çözüm getirece ine inandı ı Macmillan Planı
gündeme gelince "Ya Taksim Ya Ölüm" tezinden de vazgeçilerek adada ba ımsız bir idarenin
kurulması seçene i Kıbrıs Meselesi’nin çözümü olarak benimsenmi tir.
Yunanistan’ın adanın gelece i hakkında Türkiye’nin de söz sahibi olabilece ini kabul
etmesi, NATO’ya kabul edilebilmesi için Yunanistan ile aralarında bir problem çıkmamasını
istemesi ve 1958 yılında Türkiye’nin ekonomik sıkıntı içerisinde bulunması, Türkiye’nin bu
sıkıntılı durumunu ABD’nin verece i yardım ile çözmek istemesi Türkiye’yi muayyen bir
politika izleyememeye, Kıbrıs Meselesi’nde batılı devletlerin yanında yer almaya iten temel
sebeplerden bir kaçını olu turmu tur. Ancak Kıbrıs Meselesi’nde ABD baskısı en çok Türkiye
üzerinde olmu tur. Nihayet ABD’nin araya girmesiyle Türkiye ile Yunanistan Zürich’te
yapılan görü meler sonucunda ba ımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulması görü ünde
birle mi lerdir. 1960 yılında resmen Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmu sa da bu çözüm pek uzun
ömürlü olmamı tır. 1963 yılında Makarios’un tek taraflı olarak bütün antla maları fesh
etti ini açıklaması adada kurulan ba ımsız idarenin bozulmasına neden olmu , Kıbrıs’ta
olaylar tekrar alevlenmeye ba lamı tır. Adada Türklere kar ı giri ilen katliamlar giderek
artmı , özellikle Makarios’un adadan kaçması üzerine, yerine gelen ve ondan daha çok Türk
dü manı olan Nikos Sampson döneminde Türklere yönelik bir vah et ya anmı tır. Adada
Türklere yönelik katliam hareketlerinin artması üzerine Türkiye, Garanti Antla ması’ndan
do an haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya müdahale etmi tir.
Türkiye’nin 1974 Barı Harekâtı ile “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini bir tarafa
bırakarak Misak-ı Milli sınırları içersinde yer almayan ve Lozan Antla ması ile ngiltere’ye
bırakılan bir yer için harekete geçmi olması Türk dı politikasında ciddi bir de i imin
ba langıcı olması yönünde ümit verici olmu tur. Ancak bu de i im sürekli belirleyici olma ve
çözüm üretme noktalarındaki zafiyeti dolayısıyla hayal kırıklı ı yaratmı tır. Eskiye nispetle
daha duyarlı olmakla birlikte yürüttü ü Kıbrıs politikasının Avrupa devletleri politikası
paralelinde ve etkisinde kalmı olması Kıbrıs Meselesi’nin 1974’ten bugüne çözümsüzlükten
kurtulamamasına neden olmu tur.
2. YUNAN DI S YASET NDE KIBRIS MESELES
ngiltere’nin, Rusya’nın Balkanlar’da güç kazanmasına ve Akdeniz’in sıcak sularına
inmek suretiyle kendisi aleyhinde tehlike olu turmasına engel olmak maksadıyla; Rusya’nın
ise, Edirne Antla ması’na koydurdu u bir madde ile menfaatleri do rultusunda ma a olarak
kullanabilece i bir devlet meydana getirmek istemesi ve Fransa’nın da kendisine destek
vermesiyle Yunanistan’ın 1830 yılında kuruldu u malumdur.
Rusya ve ngiltere’ye ilaveten Yunanistan’ın ba ımsızlı ı noktasında sonradan bu
devletlere katılmı olan Fransa arasındaki, güç kazanmak veya kuvvet kaybetmek ve
dolayısıyla da hâkim olmak veya olamamak noktasındaki siyasî rekabet Yunanistan’ın
kurulu unu hızlandıran unsurlardan birisi olmu tur. Ancak bu devletlerin gerek Yunanistan’ın
kurulu u, idari ekli, sınırlarının tespiti ve hatta kimin tarafından yönetilece i konularında
izlemi oldukları politika, gerekse daha sonraları, hatta bugün, takip ettikleri siyasetleri, tarihî
seyri içerisinde Yunanistan’ın uzla maz bir yapı sergilemesinin en önemli sebeplerinden
birisini olu turmu tur.
5
Londra Protokolü ile ba ımsız bir krallı a kavu mu olmasını Megali dea’nın ilk
merhalesi olarak de erlendiren Yunanistan, ba ımsızlı ını müteakip geni leme politikasına
koyulmu ve ba ta Girit adası olmak üzere E riboz, Sisam, Atina ve Makedonya ve sair
yerleri kademe kademe elde etmeye çalı mı tır. Böyle bir politika ise Osmanlı Devleti ile
siyasî platformda daima çatı ma halinde olan ve yıllarca sürüp bugüne kadar uzanacak
bulunan bir münasebetin meydana gelmesine sebebiyet vermi tir.
Ba ta, I. Petro zamanında ba layıp günden güne iddetini artıran Rus tahrik ve te vikleri21
ve ngiltere’nin izlemi oldu u politika ve di er Avrupa devletlerinin Rumlara sıcak
yakla ımları Yunanistan’ın dı politikada yayılmacı bir tavır sergilemesinin te vik edici
unsuru olmu tur. Yunanistan’ın 1877/78 Osmanlı-Rus Seferi’ne kadar sürekli hudut
tecavüzlerinde bulunmu , sefer sırasında ise Epir, Teselya ve Girit gibi yerlerde isyan
çıkmasını körüklemi tir. Zira Yunan siyasîlerinin nazarında Golos ve Narda körfezleri ve
civarı Yunan Krallı ı’na kazandırılmadıkça Yunanistan’ın refaha kavu amayaca ı22 görü ü
kökle mi tir. Bu anlamda Yunanistan yayılmacı bir politika takip etmi , Yunan
yayılmacılı ının temelini ise Megali dea olu turmu tur.
Yunanca’da Büyük Fikir, Büyük Ülkü anlamında gelmekte olan Megali dea Bizans
mparatorlu u’nun yeniden ihya edilmesini hedeflemektedir. Yunanistan’ın dı politikasının
ana unsuru haline gelmi olan bu kavram23 Türk-Yunan anla mazlı ının ve hatta 1897 TürkYunan Sava ı’nın çıkmasının da en büyük sebeplerinden birisini te kil etmi tir.
Yunanistan kuruldu u günden itibaren Yunan Misak-ı Millisi olarak de erlendirilebilecek
olan bu ülkünün gerçekle mesi için mücadeleye ba lamı , muhtemel bir ba arı ile kuzey
Yunanistan ve Makedonya’dan toprak kazanabilece ini ve Girit’e ilaveten Ege’de daha ba ka
adaları ele geçirebilece i ümidi içerisinde olmu tur. Gerçekle tirilecek böyle bir ba arı ve ele
geçirilecek yerler neticesinde Megali dea dü üncesinin büyük ölçüde tahakkuk edece ine
inanmı tır.
Yunan yayılmacılı ının di er bir unsurunu ise cemiyet ve örgütler olu turmu tur. Zira
Türk-Yunan ili kileri tarihine bakıldı ı zaman dört büyük ve önemli cemiyetin bu ili kiyi
etkilemesi ve yönlendirmesinin söz konusu oldu u görülür. Bunalar öyle sıralanabilir:
21
BOA, YEE, 5/2625/77/3.
Osman Senâi, Osmanlı Yunan Seferi Dömeke Meydan Muharebesi, stanbul 1314, s. 65.
23
Muhtelif zamanlarda muhtelif vesilelerle gerçekle tirilmek istenen ve özellikle Berlin Kongresi’nde Teselya, Epir
ve Girit’in Yunanistan’a ba lanması fikrinin ortaya atılması ile yeniden canlanan bu kavramın sınırları Mora’da
kurulan hükümetin ilk ba kanı Korfu'lu Capodistrias Strabona’a göre: Peloponez yarımadası, Pagues’den Megara’ya,
Crissa’dan Thermopyller’e, Arta’dan zdin veya Lamia’ya Ege adaları ve küçük Asya kıyısıyla birlikte Arta’dan
Selanik körfezine kadar olan ve be kıtadan meydana gelen bir sahayı kapsamaktadır. (Bak: Ercüment Kuran,
Türkiye’nin Batılıla ması ve Milli Meseleler, Ankara 1944, s. 217–218.) Di er bir ifade ile Megali dea,
Yunanlıların bir zamanlar ya adıklarını iddia ettikleri ba ta stanbul olmak üzere Marmara Denizi, Batı Anadolu,
Karadeniz, Ege ve Akdeniz ile yon Denizi’ni içine alan bir bölgeden olu maktadır. Yunanistan, Osmanlı
topraklarında ya ayan Rumlar ile aynı kanaate sahip olduklarını iddia etmi ler, verilecek bir emir ile harekete
geçmek suretiyle bütün arkı ba tanba a kan ve ate içerisinde bırakabileceklerini belirterek bu dü ünceyi bir tehdit
unsuru olarak kullanmaya yönelmi lerdir.(Bak: Selanikli Tevfik, Mir’at-ı Vukuat-ı Harbiye, stanbul 1313–1315, s.
300.) Öyle anla ılmaktadır ki Yunanistan bu dü ünceyi gerek Osmanlı Devleti’ne ve gerekse Avrupa Devletleri’ne
kar ı kullanmak isterken Pan-Slavizm, Pan-Germenizm ve Pan- slamizm gibi bir takım akımların tesirinde kalmı tır.
Program ve hedeflerinin olu turulması, geli tirilmesi ve tatbik edilmesi noktasında Filiki Eterya, Venizelos’un Büyük
Yunanistan Programı, Ortodoks Kilesi’nin Balkanlar, Anadolu ve Karadeniz’e hâkim olma ihtirasının önemli bir rol
oynadı ı görülen Megali dea’nın mezkûr tarihî hedeflerine son dönemde Ege semalarını Yunan seması haline
getirmek, Türkiye’yi siyasî, iktisadî ve turistik yönlerden Avrupa’dan tecrit etmek gibi bir takım yeni hedefler daha
ilave edilmi tir. (Megali dea hakkında daha geni bilgi için bak: M. Murat Hatipo lu, Yunanistan’daki
Geli melerin I ı ında Türk-Yunan li kilerinin 101. Yılı (1821–1922), Ankara 1988, s. 29–34; Nurettin Tursan;
Yunan Sorunu, Ankara 1987, s. 40 vd.)
22
6
1) 1814 yılında Odessa’da kurulup 1876 tarihine kadar faaliyet göstermi olan Filiki
Eterya Cemiyeti24. Bu cemiyetin çalı maları Rumların ba ımsızlık mücadelesine hız
kazandırmı , 1828 yılına kadar devam edecek olan bir dizi isyanın25 ilkinin 1821’de vukuunu
hazırlamı tır.
2) 1894’te Atina’da te ekkül edip 1919’a kadar devam eden Etniki Eterya Cemiyeti.
3) 1919’da stanbul’da kurulup 1922 yılına kadar faal halde bulunan Mavri Mira
Cemiyeti.
4) Kısaca EOKA adıyla tanınıp 1954’ten 1977’ye kadar Kıbrıs’ta aktif halde bulunan,
ancak 1977 yılında yerini ve rolünü Atina’da Yeni Filiki Eterya adıyla kurulan cemiyete
bırakan Kıbrıs Sava çıları çin Elen Örgütü26.
Bu çerçeve içerisinde bakıldı ı zaman gizli bir ihtilal cemiyeti olarak kurulan ancak adı
yanlı olarak Etniki Eterya/Ethniki Hétairia diye bilinen27 Filiki Eterya Cemiyeti’nin
mazisinin on sekizinci asra kadar uzandı ı görülür. Mezkûr cemiyet bu asırda önce Yunan
airi Rigas/Rhigas tarafından kurulmu sa da 1798’de idam edilmesi üzerine cemiyet da ılmak
zorunda kalmı tır. Ancak mezkûr cemiyet on altı yıllık bir aradan sonra 1814’te Odessa’da
ikisi Rum ve biri Bulgar olmak üzere üç tüccar tarafından yeniden kurulmu tur28.
Filiki Eterya Cemiyeti Yunan patri inin idaresinde gözükmekle birlikte asıl ba kanlı ını
Rus Çarı’nın Birinci Yaveri Alexander psilanti yapmı tır29. Cemiyetin üyeleri arasında
Yunan ordusuna ba lı askerler, subaylar, diplomatlar ve siyasîler de yer almı tır30. 1818’de
stanbul cemiyetin merkezi haline getirilerek üye sayısı sadece burada 17 bine, Avrupa,
Balkanlar, Suriye, Mısır ve Kıbrıs’taki ubeleri ile birlikte ise bu sayı 400 bine ula mı tır31.
Görünürde Osmanlı Hıristiyanları arasında e itim ve ö retim faaliyetinde bulunan cemiyetin
asıl maksat ve hedefini ise eski Bizans’ı yeniden ihya etmek te kil etmi tir. Bu nedenle
cemiyet Rum isyanlarının hazırlanması, idaresi ve Yunan yayılmacılı ında önemli bir rol
oynamı tır32.
Etniki Eterya Cemiyeti ise Filiki Eterya ve talyan Carborani cemiyetlerini33 kendisine
esas alarak bir kısım Yunan subayları tarafından 1894’te Atina’da kurulmu tur34. Daha ziyade
Girit, Epir ve Makedonya’nın elde edilmesi için faaliyet göstermi , bozgunculuk olarak
adlandırılabilecek olan bu faaliyet ve icraatlarında Yunan hükümetlerinden de sürekli yardım
görmü tür. Cemiyet’in 1896 Sonbaharı itibariyle gerek Yunanistan’da ve gerekse daha ba ka
yerlerdeki toplam ube sayısı 139’a ula mı , üye sayısı ise 3000’i a mı tır35. Osmanlı idaresi
24
Filiki Eterya veya Eterya ton Filikon adıyla 1814 yılı Sonbaharı’nda Odessa’da kurulmu tur. Batı Avrupa’daki
Mason cemiyetlerinin kurulu ve i leyi tarzını kendisine örnek olarak almı tır. htilalci gizli cemiyetler arasında en
tesirlisi olup Osmanlı idaresinde ya ayan Rumların ba ımsızlı ı için gayret etmi tir. Bak: Hatipo lu, a.g.e., s. 7-8.
25
Yunan isyanlarında rol oynayan guruplar için bak: Selim Sun, 1897 Osmanlı-Yunan Harbi, s. 3–5.
26
Nurettin Tursan, Yunan Sorunu, Ankara 1987, s. 35–36.
27
A.g.e., s. 37.
28
smail Hami Dani mend, zahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 4, s. 104. Bu cemiyet hakkında daha geni bilgi
için bak: Hasırcızâde, Abdulhamid Han ve Yunan Muharebesi, stanbul 1989, s. 21 vd.; Vecihi ve Rüfekası,
Musavver Tarih-i Harb, Dersaadet 1315, s. 27 vd., 145 vd.; Selahatin Salı ık, Tarih Boyunca Türk-Yunan
li kileri ve Etniki Eterya, stanbul 1968.
29
erafettin Turan, “1829 Edirne Antla ması”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Co rafya Fakültesi Dergisi, c. IX,
Sayı 1-2, 1951, s. 111; Tursan, a.g.e., s. 37.
30
Bigham, a.g.e., s. 7; Bartlett, a.g.e., s. 44.
31
Tursan, a.g.e., s. 37.
32
A. Rıza Bey, 1897 Türk-Yunan Seferi, Ankara 1946, s. 7; Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, c. VIII, s. 109–
110.
33
talyan Carborani Cemiyeti talyan birli inin kurulmasına öncülük etmek üzere 1807’de kurulmu tur. Kurulu
ve faaliyet esasını Mason te kilatı esas ve çalı masına dayandırmı ve ondan esinlenerek meydana getirilmi tir.
Bizdeki ttihad ve Terakki Cemiyeti de kurulu ve çalı masında talyan Carborani Cemiyeti’ni kendisine örnek
almı ve onun etkisinde kalmı tır.
34
Hatipo lu, a.g.e., s. 37-40; Douglas Dakin, The Unification of Greece 1770-1923, s. 149.
35
Dakin, a.g.e., s. 150.
7
aleyhinde sürekli propagandada bulunmu , Avrupa devletlerinin ve kamuoyunun dikkatini
Rum davasına çekmeye çalı mı tır.
Yunan yayılmacılı ının bir di er önemli unsuru ise Yunanistan’ın Avrupa büyük
devletlerinin yardımlarını elde edece ine olan kesin inancı olmu tur.
Yunan siyasîleri ve dinî liderleri daha Yunanistan’ın kurulu unun ilk yıllarından itibaren
siyasî anlamda, tabir caiz ise, arkalarını Avrupa’nın önde gelen devletlerine dayamı lardır.
Avrupa kamuoyunun eski Yunan medeniyeti ile alaka içerisinde bulunması, ayrıca Yunan
tahtına geçen ilk kral, Kral George’un, ngiltere, Rusya ve Almanya hükümdar aileleri ile
akrabalı ının söz konusu olması, Yunan hükümetlerini Megali dea ülküsünü rahatlıkla
gerçekle tirilebilecekleri inancına ve Avrupa devletlerinin muhtemel bir sava ta kendilerini
yalnız ve desteksiz bırakmayacaklarını görü üne sevk etmi tir.
Kurulu undan 1897 yılına kadarki muayyen tarihlerde kendileri tarafından sebebiyet
verildi i halde, meydana gelen hemen her olaydan hep Yunanistan’ın karlı çıkması ve
hareketlerinde ve sair taleplerinde sürekli Avrupa devletlerinin yardımına mazhar olması,
Yunanlıları Avrupa devletlerinin yardımlarına mazhar olacakları eklinde dü ünmeye iten
temel sebepler arasında yer almı gözükmektedir. Esasen bu yakla ım bu dönemde sadece
Yunanistan’a münhasır olmamı , Osmanlı hâkimiyetindeki Balkan milletlerinin hemen hepsi
aynı dü ünceye sahip olmu lardır. Yunanistan, içerisinde bulundu u böyle bir inanç
neticesiyledir ki, kuruldu u tarihten itibaren Osmanlı Devleti ile sürekli çatı ma içerisinde
olmu , tahrik ve te viklerin merkezi haline gelmi ve bu yöndeki politikaları nedeniyle de
Osmanlı Devleti ile aralarında sıcak bir çatı ma ortaya çıkmı tır. Tarihinin hiç bir döneminde
dı politikasının esası haline getirdi i Megali dea ülküsünden vazgeçmeye yana mayan
Yunanistan’ın yayılmacı politikası, dün Osmanlı-Yunan çatı masının, bugün ise Türk-Yunan
anla mazlı ının temel nedenini olu turmu tur. Yunanistan bu felsefesinden vazgeçmedi i
sürece de iki devlet arasındaki mevcut anla mazlıkların ileriki yıllarda da devam etmesi
kaçınılmaz gözükmektedir.
3. AVRUPA DEVLETLER N N YAKLA IMI
Yunan siyasî uyanı ına ve isyanlarının çıkmasına sebep olan unsurlar arasında, yukarıda
da belirtildi i gibi, Filiki Eterya Cemiyeti’nin çalı malarını, ulusçuluk akımının Rumlar
arasında yayılmasını, Rum ve Avrupalı aydınların Rum istiklali konusundaki gayretlerini ve
Tepedelenli Ali Pa a isyanını saymak mümkündür. Ancak Yunanistan’ın ba ımsızlı a
kavu masının en büyük amilini Avrupa devletlerinin yardımları olu turmu tur. Zira 6
Temmuz 1827’de ngiltere, Rusya ve Fransa devletleri bir taraftan Osmanlı Devleti’nden âsi
Rumlarla mütareke yapmasını ve ba ımsız bir Yunan devletinin kurulmasına rıza
göstermesini isterlerken, di er taraftan da aralarında, aksi bir geli me halinde Osmanlı
Devleti’ne kar ı kuvvet kullanımını öngören Londra Antla ması imzalamı lardır. Mezkûr
protokolün muhtevasının Osmanlı Devleti tarafından tanınmaması üzerine ise protokolde
geçen vesâil kaviyyeye36 müracaat edilece i tehdidi 20 Ekim 1827’de Nevarin’de ngiliz,
Fransız ve Rus -i gemilerinin Osmanlı ve Mısır donanmalarını yakıp yok etmeleri hareketini
do urmu tur.
1821 yılında Mora ve çevresinde ba ımsız bir Yunan devleti olu turulması için ba latılan
Rum isyanı yanında Nevarin baskını ile bu müstakbel devletin adeta temeli atılmı , 1828–
1829 Osmanlı-Rus Sava ı37 ve Osmanlı Devleti’nin bu sava taki ma lubiyeti üzerine 14 Eylül
36
Turan, a.g.m., s. 114; Karal, a.g.e., c. VIII, Ankara 1988, s. 118-121.
Rum-Yunan davasını kendi çıkarları bakımından on sekizinci asırdan itibaren siyaseten benimsemi olan Rusya,
Osmanlı Devleti’nin Bükre ve Akkerman Antla maları’nın gereklerini yerine getirmedi i; Rum isyanlarından
kendisinin sorumlu tutuldu u; Rusya’nın Müslüman devletlerin tabiî bir dü manı olarak takdim edildi i ve Rus
ticaret gemilerine haksız yere el konuldu u ve sair sebepleri ileri sürerek sava ın ba lamasına neden olmu tur. Daha
geni bilgi için bak: Turan, a.g.m., s. 116.
37
8
1829’da imzalanan Edirne Antla ması ile omurgası olu turulmu ve nihayet 3 ubat 1830’da
Londra’da imzalanan yeni bir protokol ile de 16 Kasım 1828’de kendi nüfuz bölgeleri haline
getirdikleri Mora ve Atik yarımadaları ile E riboz ve Kiklad adaları38 üzerinde ba ımsız bir
Yunan Krallı ı’nın fiilen kurulması sa lanmı tır.
Mezkûr devletler bu yönde almı oldukları kararı 8 Nisan 1830 tarihli bir nota ile Osmanlı
Devleti’ne tebli etmi ler, 1828–1829 Rus Harbi’nden yorgun ve bitkin çıkmı olan Osmanlı
Devleti ise 24 Nisan 1830’da, yakla ık on yıl kadar sürecek olan bir buhran devresine
kendisini muhatap kılan iç isyanlar, yabancı devletlerin müdahaleleri, donanmasını
kaybetmesi ve ya adı ı sıcak bir sava sonrasında, istemeyerek de olsa, Yunanistan’ın
istiklalini tanımak zorunda kalmı tır39.
Avrupa büyük devletleri Yunanistan’ın sadece istiklalini sa lamakla kalmamı lar, fakat
aynı zamanda, Osmanlı Devleti tarafından da 24 Nisan 1830’da kabul edilmi olan, Londra
Protokolü’nün birinci maddesindeki “Yunanistan ba ımsız olacak ve tam bir ba ımsızlı a
mahsus olan her türlü siyasî, mülkî ve ticarî haklardan müstefit bulunacaktır” ve yine
dördüncü bendinde: “(Osmanlı Devleti ve Yunanistan) ticaret ve seyr-i sefâin hukuku
cihetince Osmanlı Devleti ve Yunanistan ile sulh ve müsâlemet üzere bulunan di er devletler
tebaası gibi kar ılıklı muamelede bulunacaklardır40” eklindeki 1897 Sava ı’na kadar
yürürlükte kalacak olan kayıtlarla Yunanistan’a ba ımsızlı ının yanında kalkınma ve geli me
imkânını da sa lamı lardır. Ayrıca Londra’da bir araya gelen bu devletler, aralarında
yaptıkları yeni bir antla ma ile Ege denizindeki bazı adaların ilhakı ile Yunan Krallı ı’nın
sınırlarının geni letilmesini karara ba lamı lardır41. Öte yandan 1830 Londra Antla ması’nın
daha mürekkebi bile kurumadan ngiltere’nin Babıâli üzerinde yaptı ı siyasî baskı neticesinde
iki devlet arasındaki sınır daha kuzeye, Arta-Volo hattına çekilerek42 Yunanistan lehine ilk
sınır de i ikli i de vuku bulmu tur.
Ba ta ngiltere olmak üzere Avrupa devletleri tarafından Yunanistan’ın desteklenmesi
sadece zikredilenlerle sınırlı kalmamı tır. Yunan Hükümeti’ne Rumeli’nin genel durumunun
ele alındı ı bir sırada Yunan çıkarlarının korunaca ı vaadinde bulunulmu 43, bu noktada
38
Kiklad, Adalar denizinde Mora adası ark sahili kar ısında bulunan irili ufaklı adalar olup ba lıcalarını Andre,
Titos, ira, Naksos (Aksiya), Paro, Amorgo, Milo, Santurin adaları olu turmaktadır.
39
Devletlerin mezkûr kararına kar ı koymaya kudreti bulunmayan ve son Rus harbi ile de bu durumu katiyet
kazanan Osmanlı Devleti eyhülislam Abdulvehhab Efendi’den “Müslüman toplulu u er ve zarardan koruma”
esasına istinaden aldı ı ve bir noktada da zaafını kamufle etmeye çalı tı ı bir fetvaya istinat ederek topraklarında ilk
Hıristiyan devletin kurulmasına izin vermi tir. (Bak: Hatipo lu, a.g.e., 42-43.)
1821’de Rum isyanın meydana gelmesinde muhtelif siyasî sebeplerinin yanında Osmanlı Devleti’nin sosyal
yapısındaki de i melerin, dâhilde ve hariçte orta tüccar sınıfının olu masının, Mora’daki nüfus ve mülkiyet
dengesizli inin önemli etkileri olmu tur. Bu konuya dair daha geni bilgi için bak: Kemal Karpat, An Inquiry into
the Social Foundation of Nationalism in the Ottoman State: From Social Estates to Classes, From Millets to
Nations, Princeton University, An Unpublished Work, 1973, s. 75 vd.
40
Ba bakanlı Osmanlı Ar ivi (BOA), Y.A.Res., nr 87/18, 7 Muharrem 315/27 Mayıs 313.
41
1312 Yunan Harbi Harekât-ı Askeriyesi ve Muhârebâtı, stanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazma,
nr 9919; Hatipo lu, a.g.e., s. 27.
42
lk sınır Patras körfezinde Misolonki batısında Aspropotamos deresi boyunca kuzeye do ru uzanmakta ve tamos
da ının hemen güneyinden saparak Lamia’nın güneyinde Zeytun körfezine akan Sperchius deresi boyunca E riboz
körfezine varan bir hattan olu maktaydı. Bu hattın güneyinde kalan Mora ve Attik yarımadaları, E riboz, Kiklad ve
eytan Adaları ba ımsız Yunan Krallı ı’nı olu turmu tu. (Bak: Nurettin Tursan, a.g.e., s. 211. Ayrıca bak: Türkçe
Yazma, nr 9919.) 1878 Berlin Kongresi’ne kadar mevcut hali üzere kalmı olan 1832 hudut hattı Teselya’nın
güneyinden ve Otir da ları tepelerinden geçmekteydi. Do uda Golos körfezi üzerinde ve Halmiros’un güney
do usunda bulunan bir tepeye kadar uzanan bu hat Gradiça köyü yakınından akmakta olan ırmakla sınırlanmı tır.
Batı tarafından ise Otir hattını takiben Timgrost tepelerine kadar uzanmı ve oradan Pend istikametinde kuzeye do ru
Buçikorki tepesinden mezkur da lar silsilesini atlayıp daha batıda Sirobutamu vadisini geçtikten sonra Tarde ehrinin
güneyinde ve Koyrena ile Mindi arasında Narda körfezine vasıl olmu tur. Bak: Girid Resmolu Maunahoyu Zâde
Kasım bin Ahmed, Teselya Tarihi, (1897 Türk-Yunan Sava ı, Teselya Tarihi), Yayına Hazırlayan: Bayram
Kasım b. Ahmed, Ankara 199353. Ayrıca bak: Tursan, a.g.e., s. 211.
43
Ali Fuat Türkgeldi, Mesâil-i Mühimme-i Siyasiyye, c. III, s. 168.
9
ngiltere tarafından Sadrazam Sadık Pa adan istikbalde Yunanistan lehine olmak üzere bir
sınır de i ikli inin yapılması sözü dahi alınmı tır44. Sadık Pa anın bu sözüne istinaden
Avrupa devletleri Osmanlı Devleti’ni 1877 Berlin Kongresi’nin 13 numaralı protokolüyle
Yunanistan lehine Teselya ve Epir bölgelerinde hudut de i ikli ine davet etmi ler ve yine
Berlin Antla ması’nın 24. maddesini bu konuya hasretmekten kaçınmamı lardır.
ubat 1879’da Preveze’de ve A ustos 1879’da stanbul’da, yine Avrupa büyük
devletlerinin tavsiyeleri ile Yunanistan lehine sınır görü meleri yapılmı tır. Görü melerin
sonuçsuz kalması üzerine ise Avrupa devletleri stanbul’da yeni bir konferansın toplanarak
müzakerelerin yeniden ba latılması iste i ile Osmanlı Hükümeti’ne bir nota verilmesini
karara ba lamı lardır45.
1897 yılında vuku bulan Türk-Yunan sava ı46 öncesi Avrupa devletleri takındıkları siyasî
tavırla Yunan tarafgirliklerini bir kez daha ortaya koymu lardır. 1897 Sava ı’nın temel nedeni
Yunanistan’ın yayılmacı politikası olmu tur. Ancak Avrupa’nın o günkü büyük devletler
geli en olaylar kar ısında sessiz kalıp gerçek suçluyu görmezlikten gelmi lerdir.
ki taraf arasında bir sava ın çıkması halinde sava ın meydana getirece i tüm
sorumlulu un ilk tecavüzde bulunacak tarafa ait olaca ı ve harbin neticesi her ne olursa olsun
mütecaviz olan tarafın durumdan en ufak bir ekilde istifadede bulunmasına asla müsaade
olunmayaca ı kararına varmakla ne kadar tarafsız ve adilâne bir tutum içerisinde olduklarını
açıkça ortaya koymu lardır. Avrupa devletleri bu yöndeki siyasî tercihlerini sadece beyan
etmekle yetinmeyecekler alınan bu kararı sefirleri vasıtasıyla 6 Nisan 1897’de gerek Osmanlı
Devleti Hariciyesi’ne ve gerekse Yunan Hariciye Nezareti’ne tebli etmi lerdir47.
Böyle bir karar ve ilanla Avrupa devletleri her ne kadar tarafsız davranıyorlarmı gibi bir
tavır sergilemi lerse de esasen Yunanistan’ın Osmanlı karasularına donanma sevk etmesi ve
yine Osmanlı hâkimiyetindeki Girit adasına asker çıkarması kar ısında pasif bir tutum
sergilemeleri ve olaylara göz yummaları Yunan taarruz ve tecavüzlerini te vik ve tasvip
etmelerinden ba ka bir anlama gelmemi tir.
Avrupa büyük devletlerinin bu yönde bir karar almalarında Yunanistan’ın ma lup olaca ı
dü üncesi etkili olmu tur. Böyle bir durumda Osmanlı Devleti’nin etkinlik ve toprak
kazanması söz konusu olaca ı için buna müsaade edilmek istenmemi tir. 17 Nisan 1897’de
ba layan bu sava ın Teselya ve Epir bölgelerinde Avrupa büyük devletlerinin hiç
ummadıkları bir sürat ve seyir ile neticelenmesi mezkûr devletleri sava çıktı ı takdirde bu
duruma sebebiyet veren tarafın hiç bir surette bundan faydalanamayaca ı eklindeki
kararlarını unutmaya ve tarafsızlıklarını bırakmaya sevk etmi tir. Neticede Yunanistan tarafını
tutarak onu layık olmadı ı bir muamele ile mükâfatlandırmaya yönelmi lerdir. E er aksi bir
beklenti veya aksi bir sonuç söz konusu olabilseydi böyle bir kararın çıkması hiç üphesiz ki
bahis konusu olmayacaktı. Zira 1912 Balkan Sava ı arifesinde ve hatta son Kardak Krizi’nde,
tekerrürüne ahit oldu umuz, ilk silaha sarılacak ve sava ı ba latacak tarafın bütün mesuliyeti
yüklenmi olaca ı ve hiç bir surette sava tan fayda görmeyece i yakla ımı, Avrupa
devletlerinin yine aynı endi elerle ve aynı yönde bir karar aldıkları ve geli melerin Osmanlı
Devleti aleyhine olması üzerine ise mezkûr kararı uygulamaya koymadıkları malumdur.
Di er taraftan özellikle Almanya48, Avusturya49 ve Fransa50 Osmanlı Hükümeti’ni
Yunanistan’a kar ı almı oldu u kararlar ve tedbirlerde haklı görmelerine ve hatta Osmanlı
44
Karal, a.g.e., c. VIII, s. 112.
Ali Rıza Bey, 1897 Türk-Yunan Seferi, Ankara 1946, s. 5–6.
46
Geni bilgi için bak: M. Metin Hülagü, Türk-Yunan li kileri Çerçevesinde 1897 Osmanlı-Yunan Sava ı,
Erciyes Üniversitesi yayınları, Kayseri 2001.
47
BOA, r. Yun., nr 843, 4 Zilkade 314/25 Mart 313; BOA, Y.A.Res., nr 86/13, 5 Zilhicce 314/26 Mart 313;
Türkgeldi, a.g.e., c. III, s. 74. Yunanistan’a verilen notanın sureti için bak: Vecihi ve Rüfekası, Musavver Tarih-i
Harb, Dersaadet 1315, s. 114.
48
BOA, Y.A.Hus., nr 367/14, 7 ubat 312; BOA, Y.A.Hus., nr 367/25, 19 ubat 1897; BOA, Y.A.Hus., nr
367/25, 19 ubat 1897; BOA, Y.A.Res., nr 86/20, 9 Zilkade 314/30 Mart 313.
45
10
Hükümeti’ni sınıra asker sevk etmeye te vik etmelerine ra men, bu devletler aynı zamanda
sava tan kaçınılması ve sava a sebebiyet veren devletin mütecaviz sayılaca ı eklindeki
karara imza atmaktan geri kalmamı lardır. Bahsi geçen devletlerin bu davranı ı gayet açık bir
suretteki tezattan ve Yunan tarafgirli inden ba ka bir anlama gelmemekteydi.
Avrupa büyük devletleri, Yunanistan aleyhinde geli en sava ın sona ermesini sa ladıktan
sonra iki devlet arasındaki problemlerin halli konusunda da Yunanistan’ı yalnız bırakmamak
üzere harekete geçmi lerdir. Bu noktada öncelikle devletlerarası bir konferansın tertiplenmesi
görü ünü benimsemi ler, yapılacak barı ın esaslarını tespit etmek üzere bir araya gelmeyi
kararla tırmı lardır. Bu maksatla 25 Mayıs 1897 tarihinde Avrupa büyük devletler sefirleri
adına Avusturya sefiri tarafından Osmanlı Hariciye Nezareti’ne barı ın imzalanabilmesi için
müzakerelere biran önce ba lanmasını dile getiren bir muhtıra verilmi tir51. Bu muhtırada
özetle:
1) Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında sadece sınır düzenlemesine muvafakat
edilece i;
2) Yunanistan’ın sava tazminatı ödemesi gerekmekle birlikte Osmanlı Hükümeti
tarafından talep olunan miktarın Yunan maliyesinin tahammülü haricinde oldu u ve bunun bir
haksızlık oldu u52, dolayısıyla bunun makul bir miktara indirilmesi gerekti i53;
3) Yabancılara tanınan imtiyazların mevcut ihtilaftan dolayı iptal edilmesinin do ru
olmayaca ı ifade edilmi tir54.
Osmanlı Hükümeti gerek mütareke görü melerini ve gerekse antla ma müzakerelerini
do rudan do ruya Yunanistan’la yapmak istemi se de55 Yunan Hükümeti’nin Yunanistan’ın
mukadderatını sözde Avrupa büyük devletlerinin eline bırakması politikasından dolayı barı
görü melerini mezkûr devletlerin stanbul’da bulunan sefirleri ile yapmayı56 kabul etmek
zorunda kalmı tır. Dostane yakla ım ve davranı larla müzakerelere ba layan Avrupa büyük
devletleri ise isteklerini diplomatik bir üslup ta ıyan ancak tehdit ihtiva eden ifadelerle kabul
ettirme yoluna girmi lerdir.
Sava sonrası Avrupa büyük devletlerinin katılımı ile gündeme gelen sınır
düzenlemelerinin genel karakteri ise kısaca, Osmanlı Devleti’ne hiçbir ey vermemek ve
Yunanistan’ın hak ve menfaatlerini korumak, eklinde özetlenebilir.
Sınır görü meleri sırasında ngiltere sefiri, “Salib’in girdi i yere Hilal dâhil olamaz”
eklinde özetlenebilecek olan, “ahalisi Hıristiyan olan bir kıtanın bir Hıristiyan hükümetin
idaresinden alınarak Müslüman bir devlete verilmesine tâbi bulundu u devletin hiç bir surette
muvafakat edemeyece i”ni ifade etmekten çekinmemi tir57. Nihayet Yunanistan’ın sava
meydanındaki yenilgisi Avrupa büyük devletleri sayesinde barı masasında zafere dönü mü ,
ilk defa Lozan müzakerelerinde aksi ya anacak olan Yunanistan’ın ma lubiyetlerle
geni lemesi ve geli mesi, geni leme noktasındaki kararlılı ı bu sava sonunda bir kez daha
açıkça görülmü tür. Zira sava dolayısıyla Yunanistan maddeten ve manen ma lup olmasına;
ordusunun ve donanmasının zayıflı ı alenen ortaya çıkmasına; zaten iyi olmayan malî
49
BOA, Y.A.Hus., nr 367/18, 18 ubat 1897.
BOA, Y.A.Res., nr 86/20, 9 Zilkade 314/30 Mart 313.
51
BOA, Y.A.Res., nr 86/99, 13/25 Mayıs 1897; O. Nuri, Abdulhamid-i Sâni ve Devr-i Saltanatı, Hayat-ı
Hususiyye ve Siyasiyyesi, c. III, s. 935-936.
52
BOA, Y.A.Res., nr 86/99, 24 Zilhicce 314/15 Mayıs 313; Kasım b. Ahmed, Girid Resmolu Maunahoyu Zâde
Kasım bin Ahmed; Teselya Tarihi, (1897 Türk-Yunan Sava ı, Teselya Tarihi), Yayına Hazırlayan: Bayram
Kodaman, Ankara 1993, s. 67.
53
O. Nuri, a.g.e., c. III, s. 935-936.
54
O. Nuri, a.g.e., c. III, s. 935-936.
55
Türkgeldi, a.g.e., c. III, s. 80.
56
BOA, Y.A.Res., nr 86/102.
57
BOA, Y.A.Res., nr 87/14, 6 Muharrem 315/26 Mayıs 313; BOA, Y.A.Res., nr 87/18, 3 Muharrem 315/23 Mayıs
313; BOA, r. Yun., nr 982, 17 Rebiulahir 315/3 Eylül 313.
50
11
durumunun sava tazminatı ödemeye mahkûm edilmekle daha da bozulmasına; maliyesinin
kontrol altına girmi bulunmasına; Girit ve Makedonya’ya yönelik politikasından bir süre için
vazgeçmek zorunda kalması eklindeki bütün bu olumsuzluklara ve moral bozuklu una
ra men Yunanistan’ı millî ihtiraslarından, Megali dea mefkûre ve faaliyetlerini
gerçekle tirmeye çalı maktan vazgeçirmeye kâfi gelmemi tir.
Tarihinin her safhasında Avrupa deste i ile büyümü olan Yunanistan Balkan Sava ları ve
Avrupa’nın katkıları ile Girit, Epir ve Makedonya’ya ilaveten Midilli, Sakız, Sisam ve Limni
adalarını topraklarına katmı tır. Birinci Dünya Sava ı sonrasında ise, Avrupa’nın te vikleri ile
çıkmı oldu u, Ege bölgesine hâkim olamamı sa da, Misak-ı Milli sınırları içerisinde
olmasına ra men, Batı Trakya’yı topraklarına ilhak edebilmi tir.
Türkiye Lozan görü melerinde bütün çabasına ra men sınırlarına en yakın ve öz topra ı
olan Meis adasını bile görü melere katılan Yunan hamisi Avrupa devletleri muvafakat
etmedi i, böyle bir talebe iddetle kar ı çıktıkları58 için alamamı tır.
II. Dünya sava ı sonucunda yenilen talya, Osmanlı devletinden aldı ı 12 adayı 1947
yılında Paris’te imzalanan Antla ma ile Yunanistan’ a vermi tir. Bu olay Yunan halkında
büyük bir heyecana sebep olmu , Megali dea ülküsünün bir kez daha canlanmasını ve kuvvet
kazanmasını sa lamı , Yunan kamuoyunun 12 adadan sonra gözlerini Kıbrıs’ a çevirmesinin
te vik unsuru olmu tur59.
Esasen Yunan tarihi bir Avrupa devletleri himaye ve destek tarihi olmu tur. Zira
ba ımsızlı ını Çarlık Rusyası, ngiltere ve Fransa’nın yardımları ile elde etmi ; 1897
Osmanlı-Yunan Sava ı’nda Avrupa büyük devletlerinden himaye görmü ; Balkan Sava ı’nda
ba langıçta Fransa, sonra ngiltere, kısa bir süre için ise Almanya’nın; Birinci Dünya
Sava ı’nda ngiltere ve Fransa’nın; kinci Dünya Sava ı’ndan sonra ise kısa bir süre Sovyetler
Birli i’nin ve sonra da ngiltere ve Amerika’nın yardımına muhatap olmu tur. Bu sebeple,
sava da dahil olmak üzere, Osmanlı Devleti’nce müracaat olunan tüm tedbirlere ra men Girit
kurtarılamamı tır.
Sava la ele geçirilemeyen Girit tarihin hiçbir devrinde adaya sahip olmamasına, adada
Rumların yanında büyük bir Türk nüfusunun mevcudiyetine60 ra men, Avrupa büyük
devletlerinin devreye girmeleri ve diplomasi oyunlarının oynanmasıyla, Yunanistan’a ilhak
edilmi tir.
Bütün bu geli melerden anla ılmaktadır ki 1820’lerden ba layıp bugüne kadar devam
eden Yunanistan’ın kurulması, ya aması ve büyümesi sürecinde Avrupa devletleri izlemi
oldukları politikaları ile Türk-Yunan problemini kendileri yaratmı lardır. Türk-Yunan
devletleri arasında ortaya çıkan veya çıkarılan problemlerin tümünün çözümünde hep
Yunanistan kollanmı tır. Di er bir ifade ile dünden bugüne devam eden Türk-Yunan
mücadelesi, gerçek anlamda bir Türk-Yunan mücadelesi olmaktan ziyade, dün bir OsmanlıAvrupa devletleri, bugün ise bir Türk-Avrupa devletleri mücadelesinin mücerret bir tezahürü
olarak de erlendirilmelidir. Kıbrıs Meselesi’ne de, kanaatimce, bu anlamda yakla mak ve
çare aramak gerekmektedir.
SONUÇ
Fethedildi i 1571 yılından 1878 senesine kadar fiilen 308 yıl Osmanlı idaresinde kalan ve
1878 sonrasında da hukuken Osmanlı mülkiyeti olma durumunu muhafaza eden Kıbrıs adası
Anadolu’nun tabiî bir uzantısı olmasına61 ve Türkiye kıyılarından sadece 70 Km. Yunanistan
58
Güngör Göktu , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Hazırlayan Siyasal Nedenler, 1990, s. 31.
Armao lu, a.g.e. s.529
60
Veli Güven, Türk- ngiliz li kileri , s. 234; Gönlübol ve Di erleri, a.g.e., s.340.
61
Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs, Ankara 1988 s.1; Cevat Gürsoy, “Kıbrıs’ın Cografi Durumu” Kıbrıs ve
Türkler, Ankara 1964, s. 7.
59
12
sahillerinden ise 800 Km., Rodos adasına bile 400 Km. uzaklıkta bulunmasına, co rafî
konumu bakımından Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının ortasında merkezi bir noktada, ayrıca
Akdeniz’deki denizyollarını kontrol altında bulundurabilecek bir konumda olmasına ra men
Misak-ı Milli’nin dı ında tutulmu , Lozan Antla ması ile ngiltere’ye terk edilmi , adada
meydana gelen olaylara “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi dolayısıyla hep ho görü politikası
ile yakla ılmı tır.
Türkiye, Osmanlı devletinden topra ı ile birlikte siyasî problemlerini de miras aldı ı
Kıbrıs konusunda 1950’lere kadar ciddi bir politika takip etmemi tir. Hatta dönemin dı i leri
bakanı “bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur” yollu açıklamalar yapabilmi tir. Bundan
dolayıdır ki Kıbrıs Meselesi gerçek anlamda ancak 1960’lardan sonra Türk dı politikası
gündemine girebilmi tir. Fakat Türk dı politikasının gündemindeki bu yeni mesele
Türkiye’nin konuyu nihaî anlamda çözüme kavu turma arayı ları, kalıcı ve makul çözümler
bulma gayretleri sonucu olmaktan ziyade, uluslararası politikanın gündemine ve Yunanistan
ile olan münasebetlerin seyrine göre üzerinde durulan, ikinci, hatta üçüncü derecede öneme
haiz bir mesele olarak görülen bir konu olmu tur. Bu nedenledir ki Kıbrıs konusunda
Türkiye’nin bugüne kadar kendine has çözüm paketleri olmamı tır. Geçmi te Redcliffe
Anayasa Tasarısı ve Taksim Tezi, Macmillan Planı, Zürich Konferansı, kinci Londra
Konferansı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurulması, Zürich ve Londra Antla maları ve Türk-Rum
tarafların ortaklı ı ile kurulan geçici hükümet, Birinci Londra Konferansı ve Anan Planı gibi
gündeme gelen çözüm paketleri hep Türkiye’nin dı ında ekillenmi ve kaleme alınmı lardır.
Maalesef Türkiye’nin bu tür çözüm veya uzla ı paketlerini hazırlayacak mütehassısları da
bulunmamı tır. Meselenin ba langıcından bugüne onca zaman geçmesine ra men konuyu
inceleyen, irdeleyen ve çözüm için alternatifler sunan ilmî ve akademik seviyede bir “Kıbrıs
Ara tırmaları Merkezi” gibi bir kurumsalla maya da gidilememi tir. Bu tarihî mesele ya
askerî açıdan ve kanattan gelen yakla ımlarla ele alınmı veya bugün oldu u gibi televizyon
ekranlarında, hiçbir konunun uzmanı olmayan, ama her konudan anlayan, siyasetçi, gazeteci
veya kö e yazarları tarafından müzakereye tabi tutulmu tur.
Türkiye geçen bunca zamana ra men meseleye bir çözüm getiremedi i gibi Helsinki
kararlarına imza atmakla konuyu Birle mi Milletler meselesi haline getirmi , çok taraflı bir
problem haline sokmu tur. Böyle bir adımla, kanaatimce, mesele Türkiye adına içinden daha
da çıkılmaz bir hal almı , Kıbrıs’ın da Girit gibi elden çıkmasının ilk adımı olmu tur. Zira
Bile mi Milletlerin çekirde ini olu turan ülkeler dünkü Yunanistan’ı kuran, koruyan ve
sürekli geni lemesi için emeklerini esirgemeyen dünün Avrupa büyük devletleridir. Birle mi
Milletler kuruldu u tarihten bugüne kadar, ya olayların ba lamasına ve geli mesine seyirci
olmak suretiyle veya etkin bir rol üstlenmemesi dolayısıyla, ele aldı ı hiçbir görevi, dünya
ölçe inde, çözüme kavu turamamı tır. Birle mi Milletler adına barı Gücü’nün müdahale
etti i Bosna ate ler içinde kalmı , bir milliyetin ve medeniyetin yok edilmesine fırsat
verilmi tir. Onca müzakereler ra men Birle mi Milletler’in koalisyon güçlerine dur
diyememesi, Irak’ı, özgürle tirmek adına her gün onlarca insanın öldü ü, topra ının
sömürgele tirildi i ve içinden çıkılmaz bir karga a ortamına sürüklendi i bir diyara
dönü türmü tür. Geçmi te Kıbrıs, Rum milislerin tedhi hareketleri ve bunlara kar ı Birle mi
Milletler’in sergiledi i eylemsizlik nedenleri ile Türk-Yunan sıcak çatı masına sahne
olmu tur.
Bütün bunlardan ve yukarıda anlatılmaya çalı ılan yakla ım biçiminden dolayıdır ki,
Avrupa Birli i sürecinde Avrupa’nın ortaya koydu u çözümler veya çözüm önerileri ile
Kıbrıs Meselesi’nin, Türkiye’nin lehine olmasa bile, adilâne bir ekilde halle kavu amayaca ı
gayet açıktır. Konuya müdahil olan Avrupa devletlerinin gerek geçmi teki uygulamaları,
gerekse bugün, Kıbrıs’tan öte, Türkiye’yi parçalayarak üzerinde bir yonya, Pontus, Ermeni
ve Kürt devletleri kurma yönündeki siyasi arayı ları göz önüne alındı ında, Avrupa’dan,
Avrupa Birli i’nden ve Birle mi Milletler’den medet ummak sadece sade bir safdillilik olsa
13
gerektir. 1920’lerde Yunanlıları Ege bölgesine çıkaranlar unutulmamalıdır ki Avrupalılar
olmu tur. 1820’lerden 1920’lere kadar bir asır geçmi , bir asır de i mi tir. Ancak
uygulamalardan ve geli melerden açıkça görülmektedir ki Yunan millî davasına, Enosis
arayı ına destek vermede dünkü ve bugünkü Avrupa büyük devletleri adına hiçbir ey
de i memi tir. Bilakis Enosis’i gerçekle tirme yolunda Yunanistan bir adım daha ilerlemi ,
1878’den 1978’e kadar geçen zaman zarfında Kıbrıs topraklarının yarıdan fazlasına Avrupa
sayesinde hâkim olabilmi tir. Adanın Türk hâkimiyetinde bulunan kısmının ise, bugün
itibariyle co rafî anlamda olmasa bile, ya anan son seçim ve yapılan son kamuoyu
yoklamaları ile görülmü tür ki, fikrî ve zihnî anlamda geriye kalan kısmının da yarıya yakın
bir kısmı, Avrupa’nın deste i ile Yunanistan tarafından i gal edilmi tir.
Kıbrıs meselesinin çözümü hiç üphesiz ki ne konunun Birle mi Milletler’e havalesiyle,
ne de Avrupa Birli i’ne giri yolundaki arayı larla mümkün olabilecektir. Bu anlamda
1856’da Paris’te toprak bütünlü ümüzü ön gören Avrupa Devletler Ailesi’ne katılı ımız,
ancak bu katılımın hem arkasından Tunus ve Mısır’ın i gal edili leri bu anlamda Kıbrıs
Meselesi’ne dair tarihî birer tecrübe olsa gerektir. Yine 1878 Berlin Kongresi’nde ya anan
hadiseler mevcut tarihî tecrübelere ayrı bir zenginlik sa lamaktadır.
13 A ustos 1918’de, Amerikan Senatosu’nda Senator Lodge’un diliyle Türkleri, “halkı ve
kom uları için bir belâ, musibet diyarı ve sava makinesi” olarak tanımlayan ne Amerika
Birle ik Devletleri siyasetçilerinden; ne de Türkü, ngiliz siyasetçi Mr. Hohler’in ifadesiyle,
“kendisini bile yönetmekten aciz, stanbul’daki mevcudiyeti Do u Avrupa’nın atmosferini
zehirleyen, her tarafa sahtekârlık, peri anlık ve kötü yönetim saçan” diye anlatan62 ve öyle
oldu una inanan Avrupa devletlerinin yakla ım ve yardımlarıyla Kıbrıs meselesinin Türkiye
lehine çözümlenmesi veya Türkiye’ye olumlu bir katkıda bulunulması mümkün olmasa
gerektir.
Türkiye’nin tüm meselelerinde oldu u gibi Kıbrıs Meselesi’nin çözümü Türk devlet
ricalinin cehalet ve zaaflarından arınarak özgüvenlerine kavu malarında ve Türkiye’nin siyasî
ve iktisadî açıdan kalkınmasında saklıdır.
62
FO: 371/4161. Memorandum by Earl Curzon on the Future of Constantinople, Constantinople, 4 January
1920.
14
Download