5. Hafta [Slayt]

advertisement
Konakçı, çevre ve etken ile ilgili
determinantlar
Konakçı faktörleri
• Yaş
Çoğu hastalığın dağılımı belirli yaş aralığındaki
konakçılar ile sınırlıdır. Bir çok bakteriyel ve viral
enfeksiyon, kazanılmış bağışıklık ve immünolojik
olmayan doğal savunma sistemlerinden dolayı
gençlerde, erişkinlere göre daha öldürücü
seyreder.
Örneğin, buzağı septisemilerine sebep olan
patojenik E.coli’ler erişkin sığırlarda hastalığa yol
açmaz.
• Pseudomonas aeruginosa sadece çok genç
buzağıları etkilerken, erişkin ineklerde
mastitise sebep olmaktadır. Brucella abortus,
buzağılarda görünür herhangi bir enfeksiyona
yol açmazken, ineklerde abortuslara sebep
olmaktadır.
Salmonella
typhymurium,
buzağıları 2 günde hastalandırırken, sığırlarda
inkübasyon süresi 2-3 haftayı bulabilmektedir.
Haemophilus
enfeksiyonlarına
gençler,
yaşlılara göre daha duyarlıdır.
• Protozoon, klamidya ve riketsiya enfeksiyonları
ise gençlerde daha hafif seyrederken,
yaşlılarda ağır seyreder.
• Kanserlere ve tümörlere yaşlı insan ve
hayvanlarda, gençlerden daha sık rastlanır.
• Cinsiyet
Bir hastalığın görülüşünde cinsiyet ile ilgili
faktörler hormonal, mesleki, sosyal, etnik ve
genotipik özelliklere bağlanabilir. Botryomycosis
aygırlarda kastrasyonun bir komplikasyonu olarak
daha çok görülür. Corynebacterium renale’nin
sebep olduğu ve yine kastre edilmiş koçlarda
görülen enzootik postitis’in etiyolojisinde de
cinsiyet bir faktördür. Abortuslara ise sadece
dişilerde rastlanırken, erkeklerde görülmez.
• Erkek kedilerin ve besi danalarının üriner
sistemde taş oluşumu sıkça görülür. Gebelik
döneminde abomazumun sola deplasmanı,
gebelik sonrasında metritis, listeriozis
görülmesi cinsiyet ve hayvanların seksüel
durumlarıyla ilişkilidir.
• Türler, yetiştirme yönü ve genetik
Konakçının türü ve yetiştirme şekli (örn.,
sütçü, etçi vs) hayvanların bazı enfeksiyöz
etkenlere duyarlılığını etkilemesinden dolayı
enfeksiyon, türe özgü olabildiği gibi yetiştirme
yönü de hayvanları hassas hale getirebilir.
Ayrıca sığır vebası sadece sığırlarda, at vebası
sadece atlarda, kızamık sadece insanlarda,
distemper sadece köpeklerde, newcastle
sadece kanatlılarda görülürken, mastitisin
görülme insidensi, sütçü ineklerde etçi
ineklerden daha yüksek orandadır.
• Bu durum ile bazı bakterilerin değişik
suşlarının (E.coli K99, E. coli K88, E. coli CFA
gibi) farklı türlerde enfeksiyon yapması
antijen-reseptör ilişkisi ile açıklanabilir.
• Küçük köpeklerde patella çıkığı, büyük
köpeklerde kalça displazileri fenotipik olarak
daha fazla görülürken, tümör gelişimi tüm
köpeklerde genotipik olarak daha fazla görülür.
• Beyaz
başlı
sığırlarda,
enfeksiyöz
keratokonjunktivitis’in
(Moraxella
bovis)
görülmesi fenotipe bağlanırken, Cezayir
koyunları genetik olarak antraksa dirençlidirler.
İngiliz’lerin Suffolk koyunları ise skrapi’ye
genetik olarak duyarlıdırlar.
Çevresel Faktörler
• Bu faktörler bireyin çevresinde bulunan ve ona
etki eden koşulların bütünüdür. Bunlar konakçının
duyarlılığına, etkene maruz kalma düzeyine ve
hastalığın yayılmasına etki ederler.
• Örneğin fiziki çevrenin etkisi yönünden drenajı
yetersiz bir yörede schistosomiasis gibi helmint
hastalıklarında artış olabilir. Rüzgarın sık estiği
yönde şap hastalığının yayılması (Doğu Avrupa’da)
veya
ABD’de
kasırga
dönemlerinde
Histoplasmosis hastalıklarında artışın görülmesi
rüzgarın ektiklerdir.
• Çevresel faktörlerden sıcaklık ta etkili diğer bir
unsurdur. Bu faktöre bağlı olarak artan konakçı
duyarlılığı sonucunda kümes hayvanlarında
Newcastle
Hastalığının
nörolojik
semptomlarının şiddeti artabilir.
• Artmış çevresel nem solunum hastalıklarında
artışlara veya artan yağışlarla beraber
kemirgen faaliyetlerinin çoğalması sonucu
insanlarda leptospiroz vakalarında artışların
görülmesi sözkonusu olabilir.
• Öte yandan bir diğer çevresel faktör olan
“toprak”ın yapısı ve özellikleri de belirleyici
unsur olabilmektedir. Alkali pH’ya sahip
toprakta antraks ve klostridial etkenler, asidik
pH’da histoplasmozis ve nötr veya nötre çok
yakın pH’larda ise listeriosis etkenlerine
fazlaca raslanır.
• Toprağın organik madde içeriği de önemli bir
diğer faktördür. Kuş veya hayvan dışkıları (eğer
çevrenin diğer özellikleri de mantar üremesine
uygun ise) bu çevrede fungal hastalıkların
artmasına yol açmaktadır (Güvercin dışkısı
fazlalığına bağlı olarak cryptococcosis’in,
kemirgen dışkısının ise coccidioidomycosis’in
artmasına sebep olması).
Etkene bağlı faktörler
• Adezyon
Mikroorganizmanın,
konakçının
yüzey
epitellerine yapışması durumudur. Konakçının
epitellerine adere olan mikroorganizmalar
burada çoğalarak, enfeksiyonun seyrine göre
ya metabolitleriyle hastalandırırlar ya da
vücuda invaze olurlar. Adezyon enfeksiyon
olayının ilk safhasını oluşturur.
• Patojenite
Bir enfeksiyöz ajanın hastalığa sebep olabilme
yeteneğini tanımlar. Patojen bir etkenin
hastalık oluşturabilmesi için konakçıya yeterli
sayıda girmesi gerekir.
• Virülens
Bir etkenin hastalık oluşturmadaki kantitatif
yeteneğidir. Virülent bir etken az sayıda da
olsa konakçıya girdiğinde hastalık oluşturur.
Virülens, invazyon ve toksijenite ile çok
yakından ilgilidir.
• İnvazyon
Mikroorganizmaların vücut içerisinde, doku ve
hücrelere kadar yayılmasıdır.
Oportünistik (Fırsatçı) patojen
• Konakçının direncinin (soğuk-sıcak, beslenme
bozukluğu vs gibi immün sistemin başarısız kaldığı
ya da immünosupresyon altında kaldığında)
azaldığı durumlarda enfeksiyon oluşturabilme
yeteneğindeki mikroorganizmayı tanımlar.
• Konakçının enfeksiyöz etkene karşı gösterdiği
tepkilerin derecesi, etkenin vücuttaki durumu,
konakçının bağışıklık durumu, doğal direnci,
mikroorganizmanın patojenitesi ve virülensi gibi
faktörlerin tümüne bağlıdır.
Enfeksiyonun sonlanması
Hastalık,
klinik
olarak
kısa
sürede
sonlanabildiği gibi (akut), çok uzun süreli klinik
enfeksiyon şeklinde de (kronik) gelişebilir.
Kronik enfekte olan hayvanlar potansiyel
enfeksiyon kaynağıdırlar. Trişinelloz, antraks vb
enfeksiyonlar hariç, ölüm durumunda
genellikle enfekte hayvanların çevreyi
bulaştırması durur.
• Enfeksiyon, konakçının etkene karşı bağışıklık
kazanmasıyla da sonlanabilir. Eğer hayvan,
hem etkili bir bağışıklık kazanır ve hem de
etkeni vücudundan tamamen atarsa buna
steril bağışıklık denir.
• Enfeksiyonun
populasyonda
bakımından 2 safha çok önemlidir:
1-Taşıyıcı dönem,
2-Latent enfeksiyon.
devamı
Taşıyıcı dönem
Geniş anlamıyla, bir enfeksiyöz etkenin bir
konakçı tarafından taşınması her zaman
mümkündür. Ancak, spesifik bir etkeni taşıyan
konakçının, enfeksiyon oluşuncaya kadarki
taşıyıcılığına
inkübatör
safhası,
iyileşme
dönemine ise portör safhası denir.
Bu dönemlerde duyarlı konakçılar için enfeksiyon
kaynağı olurlar. Bir konakçının hastalıktan
iyileşmesine
rağmen,
çevreye
etkeni
bulaştırmasına konvalesans portorlük denir
(Tüberkülöz, tifo, bruselloz).
Mikroorganizmaların konakçıya girişi
• Mikroorganizmaların konakçıya girişi
Patojen etkenler daha endojen ya da ekzojen olarak 2
gruba ayrılırlar. Ekzojen mikroorganizmalar genellikle
konakçı florasında bulunmazlar ve dış ortamda uzun
süre canlı kalamazlar.
Konakçıdan konakçıya bulaşarak ve kendilerine özgü
belirtilerle seyreden hastalıklara sebep olurlar. Ancak
ekzojen olarak bulaşabilen bazı etkenler, yemle
(Salmonella ssp.,
Listeria monocytogenes,
mantarlar), su
(E. coli, Salmonella sp., Shigella sp)
ile ya da topraktan (Cl. tetani, Cl. botulinum, Cl.
perfiringens) bulaşabilirler.
Enfeksiyon, konakçıda mikroorganizmanın çoğalması ve
metabolitleriyle zarar vermesi durumunu ifade eder.
Mikroorganizmanın çoğalabilmesi için öncelikle konakçı
hücrelerine
adezyon
yapması/girmesi
gerekir.
Mikroorganizmaların en fazla giriş yerlerini, solunum
sistemi (ağız veya burundan), gastrointestinal ve
ürogenital sistem oluşturur.
Mukoz membranlar (göz, meme vs) ve derideki yaralar,
yanıklar ve bütünlüğünün bozulmasını ifade eden diğer
tüm durumlar da birer giriş yerinin oluşmasını
hazırlayabilir. Mikroorganizma adezyon ve kolonizasyon
bölgesinden vücuda yayılır.
• Enfeksiyon doğrudan bir organa veya sisteme
yöneldiği gibi, etkenin özelliğine göre lenfatik
sistemden kana doğru da gerçekleşebilir.
Etkenlerin
dolaşım
kanında
kalmaları
(bakteriyemi) geçici veya sürekli olabilir. Ancak
genellikle buradan, çoğalabilecekleri uygun
doku ve organlara yerleşerek enfeksiyonu
oluştururlar.
• Mikroorganizmaların bir kısmı hücre içine
(intrasellüler) yerleşirken bir kısmı da hücre
dışı (ekstrasellüler) ortamlarda yaşamlarını
sürdürürler. Bu durum enfeksiyonların
iyileştirilmesi bakımından oldukça önemlidir.
Konakçının bağışıklık sistemi ve antimikrobiyal
ilaçlar, intrasellüler parazit olan etkenlere karşı
ekstrasellüler etkenlere göre daha aktif olurlar.
• Str. uberis, Coryn. bovis ve S. epidermidis,
sağlıklı ineklerin meme başı derisinden izole
edilebilirler. Sağlıklı ruminantların trakea ve
burun akıntısında % 25-50 oranında
Mannheimia
haemolytica
bulunabilir.
Tavukların üst solunum yollarında E. coli’lere
rastlanabilir. Bu nedenle, koliseptisemisine yol
açan suşlar, buradan invaze olarak vücuda
yayılırlar.
• İnsanlarda trakeal yıkantıda nadiren pneumococci’ye
rastlanır. Pnömokoklara karşı koruyucu antikorlara
sahip olmayan bireylerin akciğerlerinin özellikle
terminal bölgesinde eyerleşen pnömokokların burada
çoğalması ve yangı şekillenmesi neticesinde pnömoni
gelişir.
• Pnömokoklar buradan akciğer lenfatiklerine ve oradan
da kan dolaşımına karışırlar. Önce bakteriyemi görülür
ve buradan da sekonder enfeksiyon bölgelerine
(serebrospinal sıvıya, kalp kapakçıklarına ve eklemlere)
yayılarak çeşitli enfeksiyon (menenjitis, endokarditis ve
septik artritis)’lara sebep olurlar.
Mikroorganizmaların virülens
faktörleri
•
•
•
•
•
Mikroorganizmalar, enfeksiyon oluştururken
birçok faktörleri kullanılırlar. Bunlar,
adezyon faktörleri
invazyon faktörleri,
toksinler,
fagositoz önleyici faktörler,
peptidoglikan, enzimler, serum rezistans
özellikleri, intra/ekstrasellüler yaşam biçimleri
vs’dir.
• Adezyon faktörleri
Etkenler adezyonu başaramazlarsa, mukus veya
diğer sıvıların etkisiyle bulundukları yerlerden
atılacaklardır. Enfeksiyon sürecinin önemli bir
aşaması olan adezyonu, bakterilerin mikrokoloni
oluşması–kolonizasyon safhası ve bunları da diğer
kompleks safhalar takip eder. Örneğin, koleranın
patojenezinde Vibrio cholerae’nın sindirim
kanalından alınması birinci aşamadır.
Streptokoklarda da fimbria olarak nitelenen
yapılarda Lipoteikoik asit ve M protien
bulunur. Lipoteikoik asit, streptokokların
mukoza epitel hücrelerine tutunmalarını
sağlar.
Adezyondan, lipoteikoik asidin lipid tabakası
sorumludur. Lipid tabakası, konakçı epitel
hücreleri üzerindeki fibronektine tutunmada
rol oynar. M protein ise bakteriye antifagositik
aktivite kazandırır.
• Bakterilerin adezyon faktörlerine karşı gelişen
antikorlar (ister pasif bağışıklıkla alınmış
isterse kazanılmış olsun), bakterilerin spesifik
adezyonlarını önlerler ve konakçıyı etkene
karşı korurlar.
• Konakçı doku ve hücrelerinde invazyon
Bakterilerin sebep olduğu bir çok enfeksiyon için
invazyon olayı, sistemik enfeksiyonların en önemli
aşamasını oluşturur. Bazı bakteriler (Örn.,
Salmonella türleri) dokulara, epitel hücreleri
arasındaki birleşme yerlerinden girerlerken, diğer
bakteriler (örn., Yersinia türleri, N.gonorrhoeae,
Chlamydia psittacii vs) önce konakçının epitel
hücrelerine yerleşirler sonra dokulara yayılırlar.
Bakteriler hücre içerisine girdikten sonra, bir süre
konakçının epitel hücrelerinin membranından
ibaret olan bir vakuol içeririnde kapalı kalırlar
daha sonra bu membranın açılmasıyla sitoplazma
içerisine yayılırlar.
Shigella, Salmonella, Brucella, Listeria ve
Mycobacterium cinsi fakültatif hücre içi bakteriler
hücre içerisinde de çoğalabilirlerken, bir çok
bakteri (örn., Y. enterocolitica) hücre içerisinde
çoğalamaz.
Toksin üretimi ve diğer virülens özellikleri
genellikle bakterinin invazyon özelliğinden
bağımsızdırlar.
Örneğin,
Corynebacterium
diphteria,
nazofarinks içerinde invaze olma yeteneğine
sahip
olmalarına
rağmen
toksin
sentezlemeden de enfeksiyonu oluşturabilirler.
İnvazyon mekanizması ile ilgili bilgilerin çoğu,
enfekte insan ve hayvan dokularının morfolojik
değişimlerinin ve buralardan alınan doku ve
doku
sıvılarındaki
biyokimyasal
araştırmalardan
elde
edilmektedir.
Laboratuvar şartlarında üretilen hücrelerden
ibaret olan doku kültürü teknikleri, bazı
bakterilerin
invazyon
mekanizmalarının
anlaşılmasında oldukça yardımcı olmaktadır.
Doku kültüründe Yersinia’larla yapılan
çalışmalar,
bakterinin
bilinmeyen
bir
mekanizma
ile
hücre
membranına
tutunduğunu göstermiştir. Vakuol formasyonu
aracılığıyla hücre içine girdikten sonra, vakuol
açılmakta ve bakteri sitoplazma içerisine
yayılmaktadır. İnvazyon yeteneği, bakteri
22oC’de üretildiğinde 37oC’de üretildiğinden
daha fazla olmaktadır.
Download