Untitled - 3. Ulusal Sigorta ve Aktüerya Kongresi

advertisement
i
KOORDİNASYON KURULU
BİLİM KURULU
Prof. Dr. Süleyman DÜNDAR
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Ali HALICI
Başkent Üniversitesi
Prof. Dr. Fazil ALİOĞLU
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Ayşen APAYDIN
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. Zehra MULUK
Başkent Üniversitesi
Prof. Dr. Beyhan MARŞAP
Gazi Üniversitesi
Doç. Dr. Kasırga YILDIRAK
Hacettepe Üniversitesi
Prof. Dr. Cenap ERDEMİR
Ufuk Üniversitesi
Dr. Ahmet GENÇ
T.C. Hazine Müsteşarlığı
Prof. Dr. Doğan Yaşar AYHAN
Başkent Üniversitesi
Dr. Şerif ÇAKIRSOY
T.C. Hazine Müsteşarlığı
Prof. Dr. Fazil ALİOĞLU
Karabük Üniversitesi
Mehmet KALKAVAN
Türkiye Sigorta Birliği
Prof. Dr. Fatih TANK
Ankara Üniversitesi
Hüseyin KASAP
Sigorta Acenteleri İcra Komitesi
Prof. Dr. Erişah ARICAN
Marmara Üniversitesi
Prof. Dr. İrini DİMİTRİYADİS
Bahçeşehir Üniversitesi
Prof. Dr. İsmet KOÇ
Hacettepe Üniversitesi
Prof. Dr. İlyas AKHİSAR
Kocaeli Üniversitesi
YÜRÜTME KURULU
Arş. Gör. Selin DEĞİRMENCİ
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Meral SUCU
Hacettepe Üniversitesi
Arş. Gör. Fatih GÜÇLÜ
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Mertol CAN
TOBB Üniversitesi
Arş. Gör. Günay ALİOĞLU
Osmangazi Üniversitesi
Prof. Dr. Nalan AKDOĞAN
Başkent Üniversitesi
Arş. Gör. Duygu ÖZKAN
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Serpil CULA
Başkent Üniversitesi
Arş. Gör. Canan YILDIRAN
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Serpil Ergün BÜLBÜL
Marmara Üniversitesi
Arş. Gör. Meltem Ece ÇOKMUTLU
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Sevtap Ayşe KESTEL
ODTÜ
Prof. Dr. Suna ÖZYÜKSEL
İstanbul Ticaret Üniversitesi
Prof. Dr. Süleyman DÜNDAR
Karabük Üniversitesi
Prof. Dr. Zehra MULUK
Başkent Üniversitesi
Doç. Dr. Ali KÖSE
Marmara Üniversitesi
Doç. Dr. Canan HAMURKAROĞLU
Karabük Üniversitesi
Doç. Dr. Erdoğan ÖZTÜRK
Karabük Üniversitesi
Doç. Dr. Erdem KIRKBEŞOĞLU
Başkent Üniversitesi
Doç. Dr. Fatih BAYRAM
Karabük Üniversitesi
Doç. Dr. Hasan Alp ÖZEL
Karabük Üniversitesi
Doç. Dr. Kasırga YILDIRAK
Hacettepe Üniversitesi
Doç. Dr. Nilüfer DALKILIÇ
Dumlupınar Üniversitesi
Doç. Dr. G. Şebnem URALCAN
Haliç Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Aydoğan DURMUŞ
Karabük Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Hakim AZİZ
Karabük Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Mehmet İSLAMOĞLU
Karabük Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Murat BÜYÜKYAZICI
Hacettepe Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Mürsel BAŞGÜL
Başkent Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Özge SEZGİN ALP
Başkent Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Seher ARIKAN TEZERGİL
Marmara Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Şeref HOŞGÖR
Başkent Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Şule ŞAHİN
Hacettepe Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Taner ERSÖZ
Karabük Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Uğur KARABEY
Hacettepe Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Yasemin GENÇTÜRK
Hacettepe Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Zülfiye HANALİOĞLU
Karabük Üniversitesi
Dr. Ahmet GENÇ
T.C. Hazine Müsteşarlığı
ii
KONGRE TARİHÇESİ
1. ULUSAL SİGORTA VE AKTÜERYA KONGRESİ
Tarih 6-7 Haziran 2013
Düzenleyen Kurum: Başkent Üniversitesi, Ticari Bilimler Fakültesi
Dönem Başkanı/Yardımcısı: Prof.Dr. Ali HALICI / Yrd.Doç.Dr.
Erdem KIRKBEŞOĞLU
Yer: Sheraton Ankara Hotel & Convention Center, Ankara
Sunulan Bildiri Sayısı: 120
2. ULUSAL SİGORTA VE AKTÜERYA KONGRESİ
Tarih 17-18 Eylül 2015
Düzenleyen Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Fen Fakültesi
Dönem Başkanı Doç.Dr. Kasırga YILDIRAK
Yer: Hacettepe Üniversitesi, Ankara
Sunulan Bildiri Sayısı: 41
3. ULUSAL SİGORTA VE AKTÜERYA KONGRESİ
Tarih 28-29 Eylül 2017
Düzenleyen Kurum: Karabük Üniversitesi, İşletme Fakültesi
Dönem Başkanı/Yardımcısı: Prof. Dr. Süleyman DÜNDAR / Prof.
Dr. Fazil ALİOĞLU
Yer: Karabük Üniversitesi, Karabük
Sunulan Bildiri Sayısı: 30
iii
3.ULUSAL SİGORTA ve AKTÜERYA KONGRESİNİN ARDINDAN
Türkiye’de sigorta sektöründe çalışanlar ile akademisyenlerin bir araya geldiği ve bu kapsamda
üçüncü olma özelliği taşıyan 3. Ulusal Sigorta ve Aktüerya Kongresi, 28-29 Eylül 2017 tarihlerinde
Karabük Üniversitesinde gerçekleştirilmiştir. İlkini Başkent Üniversitesi, Ticari Bilimler Fakültesi’nin
İkincisini Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bölümünün düzenlediği Ulusal Sigorta ve
Aktüerya Kongresi’nin, ilerleyen yıllarda, bir kongre dizisi olarak devam etmesini sağlamak
amaçlanmaktadır.
Kongre, sigortacılık sektörünün tüm aktörleri, sigortacılık ve aktüerya ile ilgili akademik çalışma
sürdüren bilim insanları ve bu konularda eğitim alan öğrencileri bir araya getirerek, son gelişmelerin ve
güncel sorunların tartışılabildiği ve öğrencilerin mesleğe yönelik görüşlerini genişleten bir ortam
sunmuştur.
Kongreler birçok üniversiteden katılımcının yer aldığı, özellikle akademisyenler arasında iletişimin
kurulduğu, ortak çalışma olanaklarının ortaya çıkarıldığı eşsiz bir platform olma özelliği de taşımaktadır.
Bu bağlamda Ulusal Sigorta ve Aktüerya Kongresinin süreç içerisinde kendine özgü bir yapı geliştirerek,
özellikle, yeni kuşak araştırmacıların geribildirim alma ve küresel akademik yayın piyasasına yönelik
yetkinlikler geliştirme noktasında da fayda sağlayacağı beklenmektedir.
Kongre çalışmaları Düzenleme Kurulu tarafından iki boyutta tasarlanmıştır. Birincisi, sektörün
güncel konularına yönelik problemlerin tartışılması, ikincisi, akademinin ve sigorta ve aktüerya
eğitiminin durumunun tartışılması. Bu çerçevede akademisyenler ve sektör çalışanlarının verdikleri
tebliğler özet metin kapsamında toplanmış ve isimler kapalı olarak değerlendirilmiştir. Içerik ve şekil
şartlarını yerine getiren 30 bildiri kongrede sunumu yapılmak üzere kabul edilmiştir. Panellerde ise
güncel iki temel konu tartışılmıştır. Birinci Panelde “Sigortacılık ve Aktüeryada İnnovasyon” Dr. Ahmet
GENÇ T.C. (Hazine Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı) Başkanlığında Yalçın KAYA (Sigorta Eksperleri İcra
Komitesi Başkanı), Mevlüt SÖYLEMEZ (TOBB Sigortacılık Müdürü), Mustafa AKMAZ (Emeklilik Gözetim
Merkezi Genel Müdürü ) tarafından ele alınmış, katılımcıların da katkısı ile sonuçlandırılmıştır.
Dr. Ahmet GENÇ innovasyonun modern sigortacılıkdaki yerinden bahs ederek katılımcılara
örneklerle innovasyonun önemini anlatmıştır. Değişen ekonomik koşullar ve yaşam düzeni siğortacılk
sektöründe de innovasyonu gerekli kılmıştır. Sigorta Eksperleri İcra Komitesi Başkanı Yalçın KAYA
günümüz koşullarında ekperlik mesleğinin önemini ve karşılaşılan zorlukları anlatarak katılımcılara
ekperlik sınavları ile ilgili bilgi vermiştir. TOBB Sigortacılık Müdürü Mevlüt SÖYLEMEZ TOBB ile ilgili
detaylı bilgi vererek alt yapısını ve alt kuruluşlarını anşatmış, birliğin innovasyona verdiği destekle ilgili
örneklere yer vermişir. Emeklilik Gözetim Merkezi Genel Müdürü Mustafa AKMAZ sigortacı ve
aktüerlerin günümüzde rekabet ortamından karlı çıkabilmeleri için innovasyondan nasıl
yaralanabilecekleri ile ilgili bilgi vermiştir. Panelistler katılımcıların çok sayıda sorularına yanıt vererek
sigortacılık, aktüerya ve risk sektörünün önünde duran çok sayıda problemlerin detayları ile ilgili geniş
bilgi vererek bundan sonra nasıl br yolun izlenilmesinin gerekli olduğunu anlatmışlardır. Çok sıcak geçen
tartışmalar sonucunda katılımcılar panelde birçok sorunun yanıtına ulaşabilmişler.
İkinci paneled “Türkiye’de Sigortacılık ve Aktüerya Eğitimi ve Perspektifler” konusunda Prof. Dr.
Zehra MULUK (Başkent Üniversitesi )başkanlığında, Prof. Dr. Meral SUCU ( Hacettepe Üniversitesi),
Prof. Dr. Serpil E. BÜLBÜL (Marmara Üniversitesi ), Doç. Dr. Erdem KIRKBEŞOĞLU (Başkent Üniversitesi)
tarafından bu konuda eğitim alan lisans öğrencilerinin nasıl bir iş ortamı ile karşılaşacakları ve iş
olanaklarının neler olacağı her konuşmacı tarafından farklı açılardan ele alınmıştır. Tüm panelistlerin
ortak görüşü sektör üniversite iş birliğinin daha fazla olması ve stajın çok önemli olduğudur.
Prof. Dr.Meral SUCU aktüerin sigortanın mutfağında vazgeçilmez bir eleman olduğunu belirtmiştir.
Aktüerlerlikte hayat ve hayat dışı matematiğin önemini vurgulamış, bu konuda veri ve teorik bilginin
vazgeçilmez olduğunu söylemiştir. Aktüer olarak çalışmak isteyenlerin veri madenciliği, paket
programlar ve excel programını çok iyi bilmeleri ve kullanabilmeleri gereğini belirtmiştir.
Prof.Dr. Serpil BÜLBÜL Staj konusunun önemine değinmiş, bu konuda Üniversiteyi ve sektörü
bağlayıcı çözümlerin olmasının gerektiğini, sektörde sigortacı olarak sigorta şirketleri, broker şirketleri,
iv
eksper olarak ve acenteler gibi farklı çalışma alanların olduğunun vurgulamıştır. Sigortacılık
mezunlarının eğitim formasyonu almaları halinde Meslek liselerinin Sigortacılık bölümlerinde öğretmen
olabilmeleri için gereken girişimlerin yapılmasının yararlı olacağını belirtmiştir.
Doç. Dr. Erdem KIRKBEŞOĞLU sigortacılığın bir risk yönetimi olduğundan söz etmiş ve sigorta
eğitimlerinde risk konusuna önem verilmesi gerektiğine değinmiştir. Öğrencilerin zayıf ve güçlü yanlarını
iyi analiz etmeleri ve kendilerini geleceğe hazırlamak için bu analiz sonuçları doğrultusunda eksiklerini
tamamlamalarını önermiştir.
Panelde Aktüer olarak çalışmak isteyen öğrencilerin üniversite hayatı sırasında SEGEM tarafında
açılacak olan aktüerlik ve meslek ile ilgili seltifika sınavlarına girmelerini ilk iki aşamada henüz bilgileri
taze iken daha başarılı olabilecekleri üzerinde durulmuştur. Öğrencilerin yalnız derslerde aldıkları bilgiler
ile yetinmemelerini sektörün önemle üzerinde durduğu konularda bilgi edinmeleri gerektiği
belirtilmiştir.
Kongreye katılan öğrencilerimizi Sigorta Eksperliği konusunda bilgilendiren Ekol Sigorta Ekspertiz
Hizmetleri Genel Müdürü sayın Mustafa Nazlıer’in konuşması ilgi ve beğeni ile dinlenmiş, dinleyicilerden
gelen sorular ile konu aydınlatılmıştır.
Kongrenin tek yabancı konuğu Azerbaycan’ın Bakü kentinden soydaşımız Afet Hesenova “Hasar
Karşılığının Bornhuetter-Ferguson ve Kep Kod Yöntemleri ile Aktüeryal Hesaplanması” başlıklı bildiri
sunmuş ve Kongremize renk katmıştır.
Paneller bildiriler ve güzel geçen bir akşam yemeğinden sonra bu kongrenin genel bir
değerlendirilmesi katılan akademisyen arkadaşlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Çeşitli konular
katılımcılar tarafından gündeme getirilmiş, sonuçta Sigorta ve Aktüerya Kongresinin gerek
akademisyenler gerek öğrenciler için çok faydalı olacağı ve devam etmesinin gereği tüm katılımcılar
tarafından kabul görmüştür. İki yılda bir yapılan bu kongrelerin bir buçuk yılda yapılmasının daha uygun
olacağı tüm katılımcıların onaylaması ile kabul edilmiştir. Bundan sonra yapılacak kongrenin Nisan ya da
Mayıs ayları içinde 2019 yılında gerçekleştirilmesinin uygun olacağı kabul görmüştür.
Farklı Üniversitelerden Sigortacılık ve Aktüerya akademisyenlerinin katıldığın bu kongrede üç
üniversite bundan sonra yapılacak kongrenin düzenlenmesine sahip çıkmıştır. Bu üniversitelerden
Marmara Üniversitesinin bu etkinliği yapmasına katılımcılar tarafından karar verilmiştir.
Panelin genel değerlendirilmesinde aşağıda belirtilen üç konu üzerinde ortak çalışma yapılması
kararı alınmıştır. Bu ortak çalışmaları yürütecek ve çalışma grubunu oluşturacak arkadaşların isimleri
belirlenmiştir. Konular ve grup sorumlularının isimleri aşağıda verilmiştir:
1- Aktüerya, sigorta konularında yeni bölümlerin açılması, bölüm kontenjanlarının belirlenmesinde
yapılacak ortak bir çalışma ile ilgili kurumlara görüşlerin bildirilmesi.
Sorumlu kişi: Doç. Dr. Erdem KIRKBEŞOĞLU
2- Panelde de belirtildiği gibi öğrencilere staj yaptırmanın sağlanması ve bu konuda öğrenci sayıları,
staj yaptırılacak kurumların belirlenip bu konunun bağlayıcı bir yapıya kavuşturulması.
Sorumlu kişi: Doç.Dr. Nilüfer DALKILIÇ
3- Meslek Liselerinde verilen sigortacılık derslerine bölümlerimizden yetişen öğrencilerin
atanabilmeleri için ilgili üniversiteler ile ortak bir çalışma yapıp ilgili makamlara iletmek.
Sorumlu Kişi: Yrd.Doç.Dr. Seher A. TEZERGİL
v
BİLDİRİ TAM METİNLERİ
vi
HAYAT DIŞI BRANŞLARDA FAALİYET GÖSTEREN TÜRK SİGORTA
ŞİRKETLERİNİN FİNANSAL PERFORMANS ANALİZİ: VIKOR YÖNTEMİ
Prof. Dr. Serpil ERGÜN BÜLBÜL1
Marmara Üniversitesi
Arş. Gör. Kemal Burak BAYKAL2
Marmara Üniversitesi
Öz
Bir kurumun kârlılık, yatırım amacıyla risk alabilme ve rekabet yeteneğinin birleşimi olarak tanımlanabilen
finansal performansının analizi, günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler, küreselleşme ve yoğun rekabet göz
önünde bulundurulduğunda, hizmet sektöründe yer alan diğer şirketlerde olduğu gibi sigorta sektöründe de
kaynakların etkin şekilde kullanılmasında, problemlerin belirlenmesinde, çeşitli değişkenler boyutunda hedeflere
yönelik yeni stratejiler oluşturulmasında önem arz etmektedir. Dünyada yaşanan bu büyük gelişim, şirketleri,
sektörde bulunan rakip işletmelerin performanslarını göreli olarak değerlendirmeye, finansal risklerini gözden
geçirmek için referans almaları gereken rakiplerini belirlemeye zorlamaktadır.
Bu çalışmada Türk Sigorta Sektöründe hayat dışı branşlarda faaliyet gösteren şirketlerin finansal
performanslarının, birden çok kriterin birlikte değerlendirilip ideal çözüme en yakın olan uygulanabilir çözümlerin
üretilmesine, alternatifler arasından en iyi olanın seçilmesine veya bu alternatiflerin performanslarına göre
sıralanmasına olanak sağlayan VIKOR yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 2011-2016 yılları arasında
Türkiye’de faaliyet gösteren hayat dışı sigorta şirketlerine ait finansal ve finansal olmayan girdiler/çıktılar
kullanılarak performans sıralamaları yapılmıştır. İlgili dönem bazında sigorta şirketlerine ait performans sıralamaları
karşılaştırılarak istikrarlı şirketlerin yanı sıra istikrarsız şirketler de belirlenerek bu şirketlerin performanslarının
değişiminde rol oynayan değişkenlere bağlı olarak olası nedenler tespit edilmeye çalışılmış, söz konusu
değişkenlerdeki olası iyileştirmeler doğrultusunda uygulanabilecek politikalar da öneri olarak sunulmuştur.
Anahtar Kelimeler
Türk Sigorta Sektörü, Hayat Dışı Sigortacılık, Finansal Performans, Performans Değerlendirme, Çok Kriterli Karar
Alma, VIKOR Yöntemi
FINANCIAL PERFORMANCE ANALYSIS OF TURKISH NON-LIFE INSURANCE
COMPANIES: VIKOR METHOD
Abstract
Financial performance analysis could be defined by combination of a corporation’s profitability,
willingness to take risk for investment and competitiveness. Considering today’s technological developments,
globalization and fierce compeiation, financial performance has importance in insurance sector in order to effective
use of resources, determination of the problems and creation of new strategies for objectives in consideration of vairous
variables. This major development in the world forces the companies to evaluate their competitors’s performance and
to determine competing companies that need to be referenced so as to review their own financial risks.
In this study, it was aimed to evaluate the financial performances of companies operating in non-life
branches in the Turkish Insurance Sector via VIKOR method which allows evaluation of the most applicable solutions
which are closest to the ideal solution by interpreting multiple criteria and choosing the best one among the alternatives
or ranking these alternatives according to their performances. Performance rankings were made using financial and
non-financial inputs / outputs of non-life insurance companies operating in Turkey between 2011-2016. By comparing
the performance rankings of insurance companies on the basis of the relevant period, not only stable companies but
also unstable companies were specified and tried to determine to the variables that caused performance changes of
these companies and the policies which can be applied in accordance with the improvoments in the mentioned
variables are presented as suggestions.
Keywords
Turkish Insurance Sector, Non-Life Insurance, Financial Performance, Performance Evaluation, Multi-Criteria
Decision Making, VIKOR Method
Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulu, Aktüerya Bölümü.
İletişim: [email protected] Tel: 0216 414 99 89; Faks 0 216 347 50 86
2
Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulu, Aktüerya Bölümü.
İletişim: [email protected] Tel: 0216 414 99 89; Faks 0 216 347 50 86
1
1
1. Giriş
Son yüzyılda hızlı bir biçimde yaşanan küreselleşme ile birlikte hem yurt içinde hem de uluslararası düzeyde artan
rekabet ve bunun yanında hızlanan sermaye hareketliliği, tüm finansal kuruluşlar gibi sigorta şirketlerinin de bu
büyük gelişimin olumsuz etkilerinden korunmak için değişen finansal önceliklerine odaklanmalarını, yatırımlarının
güvenliğini veya riskini değerlendirmelerini ve yeni stratejiler geliştirmelerini gerekli hale getirmiştir. Dünyada
yaşanan bu büyük gelişim, şirketleri, sektörde bulunan rakip işletmelerin performanslarını göreli olarak
değerlendirmeye, finansal risklerini gözden geçirmek için referans almaları gereken rakiplerini belirlemeye
zorlamaktadır.
1.1 Amaç ve Önem
Sigorta şirketlerinin finansal performansının ölçülmesi ve değerlendirilmesi şirketlerin piyasadaki konumlarının
belirlenmesinin yanında ülke ekonomisinin stratejik projeksiyonu için de oldukça önemli olup çalışanlar, poliçe
sahipleri, hissedarlar, aracı kurumlar, potansiyel yatırımcılar, denetim otoriteleri gibi tüm ilgili kesim açısından
büyük önem arzetmektedir. Bu nedenle sigorta şirketlerinin finansal performanslarının ölçülmesi ve performansa
etki eden faktörlerin belirlenmesi, son yıllarda araştırmacıların dikkatini çeken bir konu haline gelmiştir.
Bu çalışmada Türk Sigorta Sektöründe hayat dışı branşlarda faaliyet gösteren şirketlerin finansal performanslarının,
VIKOR yöntemi kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 2011-2016 yılları arasında Türkiye’de faaliyet
gösteren hayat dışı sigorta şirketlerine ait finansal ve finansal olmayan göstergeler kullanılarak performans
sıralamaları yapılmıştır. Araştırma kapsamındaki sigorta şirketlerinin elde edilen bulgular doğrultusunda ilgili
dönem bazında performans sıralamaları karşılaştırılmış ve değerlendirmeler yapılmıştır.
1.2 Literatür Taraması
Ertuğrul ve Karakaşoğlu (2008), Türkiye’de ticari banka şubelerinin performanslarını VIKOR yöntemi ile ölçmüşler
ve Türkiye’de faaliyet gösteren ticari bir bankanın Ege Bölgesi’nde iki yıldan fazla süredir faaliyet gösteren 18
banka şubesinin performanslarını bu yöntem yardımıyla sıralamışlardır.
Büyüközkan ve Ruan (2008) çalışmalarında, yazılım geliştirme projelerini değerlendirmek için bulanık VIKOR
yöntemini önermişlerdir.
Büyüközkan ve Feyzioğlu (2008), tedarikçilerin performanslarını değerlendirirken çevreye duyarlılıklarını dikkâte
alan ve VIKOR yöntemine dayanan bir model sunmuşlardır.
Dinçer ve Görener (2011) çalışmalarında, Türkiye’deki kamu, özel ve yabancı sermayeli banka gruplarının
performans ölçümüne ilişkin değerlendirme kriterlerinin ağırlıklarını analitik hiyerarşi prosesi (AHP) yardımıyla
hesaplamış, sonrasında VIKOR ve TOPSIS yöntemlerini kullanarak ilgili birimlerin performans sıralamalarını
yapmışlardır.
Yücenur ve Demirel (2012), Türkiye sigorta piyasasına yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcılar için Türkiye’de
faaliyet gösteren beş sigorta şirketini bulanık ortamda genişletilmiş VIKOR yöntemi ile incelemişlerdir.
Özden, Başar ve Kalkan (2012)’ın çalışmalarında, İMKB’de işlem gören çimento sektöründeki şirketler finansal
performanslarına göre VIKOR yöntemi ile sıralanmış, elde edilen sıralamalar ile bu şirketlerin hisse senedi getirileri
arasında bir ilişki olup olmadığı sıra korelasyon katsayısı ile incelenmiştir.
Ercan ve Önder (2016) BIST’te işlem gören beş sigorta şirketinin finansal performanslarını, şirketlerin 2010-2015
yılları arasındaki finansal göstergelerini kullanarak, VIKOR yöntemiyle derecelendirmişlerdir.
Tezergil (2016) tarafından yapılan çalışmada, 2009-2013 yılları arasında Türkiye’deki 28 mevduat bankasına ait
bilançolardan elde edilen finansal oranlar kullanılarak VIKOR yöntemi ile performans sıralamaları yapılmıştır.
Yanık ve Eren (2017), BİST-100’de işlem gören otomotiv imalat sektöründeki onbir firmanın finansal
performanslarını AHP, TOPSIS, ELECTRE ve VIKOR yöntemleri ile analiz ederek, firmaları 2011-2015 yılları
arasındaki getiri oranlarına göre sıralamışlardır.
Tong vd. (2007), çok yanıtlı süreçlerin optimizasyonu için kalite kayıplarına ilişkin değişimi dikkate alabilen
VIKOR yöntemini önermişlerdir.
Liu ve Yan (2007), inşaat projesi tekliflerini değerlendirmek için VIKOR yöntemini ele almışlardır.
Wu vd. (2009), banka performansının ölçülmesi amacıyla üç bankayı bulanık ortamda, AHP ve VIKOR
yöntemlerini kullanarak analiz etmişlerdir.
2
2. Yöntem
2.1. Model
Karar vericiler bir şirketin kâr, maliyet, üretim, işgücü gibi önemli fonksiyonlarının ve araçlarının başarılı bir şekilde
kullanılmasını ve denetimini performans ölçüm ve değerlendirmeleriyle belirlerken, değişik amaçları gerçekleştiren,
bazen de birbiriyle çelişen seçenekler arasından en uygun olanını bulmak zorundadırlar. Çoklu ve genellikle
birbiriyle uyuşmayan kriterlerin olduğu durumlarda bir probleme çözüm getirebilmek için, “Çok Kriterli Karar
Verme (ÇKKV)” analizinden yararlanılmaktadır (Bülbül & Köse, 2016: 189). Kısaca “birbiriyle çelişen birden çok
amaç ile problem çözmek” olarak tanımlanabilen “ÇKKV yöntemleri" adı altında çok sayıda performans ölçüm
yöntemi bulunmakla birlikte bu çalışmada hayat dışı sigorta şirketlerinin finansal performansının
değerlendirilebilmesi amacıyla VIKOR yöntemi kullanılmıştır.
VIKOR Yöntemi (Vise Kriterijumska Optimizacija I Kompromisno Resenje), birbiriyle çelişen kriterlerin
varlığında, karar vericinin nihai bir çözüme ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla, alternatifleri sıralamaya ve bir
alternatifler kümesinden uzlaşık çözüm bulmaya yarayan ve ilk kez Opricovic ve Tzeng (2004) tarafından önerilen
bir karar alma yöntemidir (Opricovic & Tzeng, 2004: 445-455). Bu yöntemde, birden çok kriter birlikte
değerlendirilip ideal çözüme en yakın olan uygulanabilir çözümler üretilir ve alternatifler arasından en iyi olanın
seçilmesi veya bu alternatiflerin performanslarına göre sıralanması için kullanılır (Özden, 2012: 457). Bu çalışmada
olduğu gibi, karar alma problemlerinde VIKOR yönteminin tercih edilmesinin en temel sebebi; kolay anlaşılır ve
uygulanabilir olması ve ayrıca gerçekçi çözümler üretmesidir (Dinçer & Görener, 2011: 110). VIKOR yöntemiyle
ilgili detaylı bilgi için Opricovic ve Tzeng’in 2004 yılındaki çalışmalarının yanısıra TOPSIS ve VIKOR
yöntemlerinin karşılaştırılmalı analizini yaparak her iki yöntemi karşılaştırdıkları ve VIKOR yönteminin karar
vericilerin fikirlerini daha iyi yansıtabildiğini gösterdikleri 2007 yılındaki çalışmalarına da bakılabilir (Opricovic &
Tzeng, 2007: 514-529).
VIKOR yönteminin bazı önemli özellikleri aşağıda sıralanmıştır (Opricovic & Tzeng, 2007: 517; Ertuğrul &
Karakaşoğlu, 2008: 23; Tezergil, 2016: 361-362).
Karar vericilerin fikir ayrılıkları uzlaşılarak çözülebilir olmalıdır.
Karar verici, ideal çözüme en yakın çözümü kabul etmeye istekli olmalıdır.
Fayda ile her kriter fonksiyonu arasında doğrusal bir ilişki vardır.
Alternatifler, belirlenen tüm kriterler için değerlendirilir.
Karar vericinin tercihleri ağırlıklar ile ifade edilir.
Karar verici, nihai çözüme kendi tercihlerini de dahil edebilir.
VIKOR yöntemi, karar vericinin etkileşimli katılımı olmadan başlar, fakat karar verici nihai çözümü
onaylamaktan sorumludur.
VIKOR’la elde edilen çözüm karar vericiler tarafından kabul edilebilirdir. Çünkü bu yöntem “çoğunluğun”
maksimum grup faydasını ve “karşıtın” minimum bireysel pişmanlığını sağlar.
VIKOR yöntemi, özellikle sistem tasarımının başında karar vericinin deneyimli olmadığı veya tercihini
belirtmeyi bilmediği durumlarda etkili bir yöntemdir.
VIKOR’da alternatif kümesine yeni bir alternatifin dahil edilmesi (ya da çıkarılması), alternatiflerin
sıralamasını değiştirebilir.
VIKOR, uzlaşılmış bir sıralama belirlemeyi ve belirtilen ağırlıklar altında uzlaşılmış ortak çözüme ulaşmayı sağlar.
Bu yöntemle, her alternatifin her bir kriter için değerlendirildiği varsayımı altında, ideal alternatife yakınlık değerleri
karşılaştırılarak uzlaşılmış sıralama elde edilir (Özden, 2012: 457). Buradaki uzlaşık çözüm, ideale en yakın uygun
çözümdür ve uzlaşma, ortak kabul üzerinde anlaşmaya varmayı ifade eder Ertuğrul & Karakaşoğlu, 2008: 21). Çok
kriterli ölçüm için uzlaşık sıralamanın temelini, uzlaşık programlamada toplama fonksiyonu olarak kullanılan Lp
ölçütü oluşturur. J tane alternatifin a1, a2,...,aJ şeklinde ifade edilmesi durumunda aj alternatifinin i kriterine göre
değerlendirme sonucu fij olarak ifade edildiğinde, wi; i. kriterin ağırlığı (göreli önem) olur.
VIKOR yönteminin temelini oluşturan Lp ölçütü;
𝐿𝑝𝑗 = {∑𝑛𝑖=1 [𝑤𝑖
𝑓𝑖∗ −𝑓𝑖𝑗
𝑓𝑖∗ −𝑓𝑖−
𝑝 1/𝑝
] }
1 ≤ p ≤ ∞,
j = 1,2,3,......J
şeklinde ifade edilmektedir. Burada n; kriter sayısıdır (Kaya & diğerleri, 2011: 82-83).
3
(1)
VIKOR yönteminde, Lij (Eşitlik 3’teki Sj) ve L∞j (Eşitlik 4’deki Rj) sıralama ölçütünü oluşturmakta kullanılır.
Burada minSj’den elde edilen sonuç maksimum grup faydasını (“çoğunluk” kuralı) ve minRj’den elde edilen sonuç
ise karşıt görüştekilerin minimum kişisel pişmanlığını gösterir (Liu & diğerleri, 2013: 6328).
Vikor yönteminde izlenen aşamalar aşağıda özetlenmiştir:
1. Aşama: Her bir değerlendirme kriteri için en iyi (fi*) ve en kötü (fi-) değerler belirlenir. Burada i karşılaştırma
kriterlerini (i = 1,2,3,…,n) ve j alternatifleri (j = 1,2,3,…,m) göstermektedir. fi* ve fi- nin alacağı değer, kriterin
fayda ya da maliyet cinsinden olup olmadığına göre değişmektedir (Özbek, 2014: 81).
fi* = max(𝑓𝑖𝑗 ) ve
fi- = min(𝑓𝑖𝑗 ),
eğer i. fonksiyon fayda cinsinden ise
fi* = min(𝑓𝑖𝑗 ) ve
fi- = max(𝑓𝑖𝑗 ),
eğer i. fonksiyon maliyet cinsinden ise
(2)
2. Aşama: Her bir kriter için Sj ve Rj değerleri hesaplanır.
wi, toplamları 1 olmak üzere kriter ağırlıklarını göstermektedir.
Sj = ∑𝑛𝑖=1 𝑤𝑖 (𝑓𝑖∗ − 𝑓𝑖𝑗 )/(𝑓𝑖∗ − 𝑓𝑖− )
(3)
Rj = 𝑚𝑎𝑥[𝑤𝑖 (𝑓𝑖∗ − 𝑓𝑖𝑗 )/(𝑓𝑖∗ − 𝑓𝑖− )]
(4)
3. Aşama: Her bir değerlendirme birimi için Qj değerleri hesaplanır.
Qj = v
𝑆𝑗 −𝑆 ∗
𝑆 − −𝑆 ∗
+ (1 − v)
𝑅𝑗 −𝑅 ∗
(5)
𝑅 − −𝑅 ∗
Burada S* = min Sj ; 𝑆 − = max Sj ; R* = minRj ; 𝑅 − = max Rj değerlerini ifade etmektedir. v değeri, maksimum
grup faydasını sağlayan strateji için ağırlığı, (1-v) değeri ise karşıt görüştekilerin minimum pişmanlığının ağırlığını
göstermektedir.
Uzlaşma, “çoğunluk oyu” (v > 0,5) ile, “konsensus” (v ≈ 0,5) ile veya “veto” (v < 0,5) ile sağlanabilir (Liu &
diğerleri, 2013: 6328; Ertuğrul & Karakaşoğlu, 2008: 22).
4.Aşama: Qj, Sj ve Rj değerleri küçükten büyüğe doğru sıralanarak alternatifler arasında üç adet sıralama listesi
oluşturulur. En küçük Qj değerine sahip değerlendirme birimi, alternatif grubu içerisindeki en iyi seçenek olarak
ifade edilir.
Sonucun geçerliliği için aşağıda belirtilen koşullar belirleyicidir. Bu koşullar sağlandığında, minimum Q değerine
sahip alternatif, en iyi veya en uygun (uzlaşık çözüm) olarak nitelendirilebilir.
Koşul 1 - Kabul edilebilir avantaj:
Bu koşul en iyi ve en iyiye en yakın seçenek arasında ciddi bir fark olduğunu ifade eder.
Q(P2) - Q(P1 ) ≥ D(Q)
(6)
P1; en düşük Q değerine sahip olan birinci en iyi alternatifi, P2 ise en iyi ikinci alternatifi göstermektedir.
D(Q) = 1 / ( j-1 )
(7)
şeklinde ifade edilmektedir.
Eşitlik 7’de yer alan j değişkeni, alternatiflerin sayısını göstermektedir ve j < 4 ise D(Q) = 0,25 alınır (Chen & Wang,
2009: 237, Özbek, 2014: 82).
Koşul 2 – Karar vermede kabul edilebilir istikrar:
Bu koşulda ise en iyi Q değerine sahip P1 alternatifi S ve/veya R değerlerine göre yapılan sıralamada en iyi sıradaki
seçenek olmalıdır.
Eğer belirtilen bu iki koşuldan biri sağlanamazsa uzlaşık çözüm kümesi şu şekilde önerilir:
•
•
Koşul 2 sağlanmazsa; P1 ve P2 alternatifleri (birinci ve ikinci sıradaki alternatifler)
Koşul 1 sağlanmazsa; PM , Q(PM) − Q(P1) < D(Q) ilişkisini sağlayan maksimum M değeri olmak üzere,
P1, P2,…., PM alternatifleri uzlaşık çözümler kümesini oluşturur (Kaya & diğerleri, 2011: 84).
2.2. Veri Seti
Türkiye’de hayat dışı branşlarda faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin finansal performanslarının VIKOR yöntemi
kullanılarak incelenmesinin amaçlandığı bu çalışmanın veri setini, Türk Sigorta Sektörü’nde hayat dışı branşlarda
faaliyet gösteren 36 şirketin Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyeti Raporları’ndan elde edilen (2014-2016)
dönemine ait üç yıllık finansal oranları oluşturmaktadır. Finansal oranlar, işletmelerde performansın
değerlendirilmesi amacıyla uzun yıllardır kullanılmakta, ancak farklı endüstrilerdeki farklı işletmeler için doğru
oran seçimi çoğu zaman sorun teşkil etmektedir (Bülbül & Köse, 2011: 75).
4
Çalışmada kullanılacak uygun oranların seçilmesinde; literatür taramasından, akademisyen ve sektör uzmanlarının
görüşlerinden yararlanılmıştır (Tablo 1). Analiz kapsamına dahil edilen otuzaltı hayat dışı sigorta şirketi,
çalışmadaki karar birimlerini (alternatifleri), Tablo 1’de yer alan altı finansal oran ise karar kriterlerini
oluşturmaktadır.
Tablo 1. Finansal Oranlar (Karar Kriterleri) Tablosu
Kriterler
Özkaynak Kârlılığı [Dönem Karı (Zararı) / Toplam Ödenmiş Sermaye]
Toplam Giderler / Toplam Prim
Acente ve Broker Sayısı
Dönem Kâr / Zarar
Toplam Primler
3. Bulgular
Tazminatlar
Her bir değerlendirme kriteri
için önce en iyi (fi*) ve en kötü (fi-) değerleri belirlenmiş, sonra ikinci aşamaya geçilerek yine her bir kriter için wi
ağırlıkları eşit olacak şekilde wi = 1/6 alınarak Eşitlik (3) ve Eşitlik (4) yardımıyla Sj ve Rj değerleri bulunmuştur.
Daha sonra Eşitlik (5)’den yararlanılarak, her bir kriter için Qj değerleri hesaplanmıştır. Analizde maksimum grup
faydasını sağlayan strateji için ağırlığı ifade eden v değeri 0.5 (konsensüs) alınmıştır. v değeri uygulamada genellikle
0.5 olarak alınmaktadır. (Liu & diğerleri, 2013: 6328), Ercan & Önder, 2016: 109). İlgili döneme ait hesaplanan Sj,
Rj ve Qj değerleri aşağıda Tablo 2’de gösterilmiştir.
Yıllar bazında uzlaşık çözümleri bulmak amacıyla bu değerler küçükten büyüğe doğru sıralanarak alternatifler
arasında üç adet sıralama listesi oluşturulmuştur. En küçük Qj değerine sahip değerlendirme birimi, alternatif grubu
içerisindeki en iyi seçenek olarak ifade edilir. Sonucun geçerliliği için iki koşulun sağlanıp sağlanmadığı
araştırılmıştır. Koşul-1’in sağlanması için; Eşitlik(6) dan yararlanılarak sözgelimi 2016 yılı için 0,4058 – 0 ≥ 0,0286
eşitsizliğinin gerçekleştiği belirlenmiştir. Seçenek sayısı (j) = 36 olduğundan Eşitlik(6)’dan yararlanılarak D(Q) =
0,0286 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuca göre Koşul-1 geçerlidir. Koşul-2 için; en iyi Qj değerine sahip seçenek, Sj
ve Rj değerlerinin en az bir tanesinde en iyi değeri elde etmiş olmalıdır. Bu koşul dikkâte alındığında Allianz sigorta
şirketinin, S ve R değerleri bakımından da en iyi sıraya sahip olduğu ve bu koşulun da gerçekleştiği görülmektedir.
Bu durumda Allianz sigorta şirketinin diğer sigorta şirketlerine göre kabul edilebilir bir avantaja ve istikrara sahip
olduğu söylenebilir. Aynı şekilde 2014 ve 2015 yılları için de benzer sonuçlara ulaşılmıştır.
Tablo 2. Şirketlerin Sj, Rj ve Qj Değerleri (2014 – 2016)
ŞİRKETLER
(ALTERNATİFLER)
2016
Sj
Rj
2015
Qj
Sj
Rj
2014
Qj
Sj
Rj
Qj
ACE
0,6361
0,1650
0,8859
0,6720
0,1661
0,8861
0,7414
0,1664
0,9016
AIG
0,6187
0,1631
0,8689
0,6598
0,1618
0,8458
0,7628
0,1626
0,8355
AKSIGORTA
0,4403
0,1267
0,6391
0,5137
0,1198
0,4296
0,5245
0,14488
0,2914
ALLIANZ
0,0184
0,0107
0,0000
0,1238
0,0993
0,0000
0,1813
0,14432
0,0308
ANADOLU
0,2594
0,0926
0,4152
0,2764
0,1013
0,1231
0,3567
0,14459
0,1637
ANKARA
0,5712
0,1584
0,8237
0,6271
0,1598
0,8074
0,7330
0,16002
0,7607
ATRADIUS
0,8079
0,1664
0,9991
0,7550
0,1667
0,9494
0,7395
0,16657
0,9028
AXA
0,2685
0,0879
0,4058
0,3874
0,1667
0,6877
0,8707
0,16667
1,0000
BNP PARIBAS C.
0,6341
0,1667
0,8899
0,6756
0,1667
0,8929
0,2428
0,14501
0,0898
COFACE
0,6606
0,1656
0,9032
0,6916
0,1649
0,8909
0,7940
0,16667
0,9444
DOGA
0,5682
0,1620
0,8333
0,6386
0,1654
0,8570
0,7480
0,16539
0,8842
DUBAI STARR
0,6278
0,1641
0,8778
0,6577
0,1657
0,8733
0,7493
0,16558
0,8891
ERGO
0,6046
0,1667
0,8712
0,6581
0,1635
0,8573
0,8342
0,16667
0,9735
5
EULER HERMES
0,8071
0,1667
0,9995
0,6274
0,1649
0,8452
0,7646
0,16409
0,8691
EUREKO
0,5482
0,1473
0,7736
0,7150
0,1663
0,9181
0,6480
0,14316
0,3450
GENERALI
0,6313
0,1626
0,8752
0,5807
0,1433
0,6521
0,7455
0,16645
0,9047
GROUPAMA
0,4298
0,1444
0,6891
0,4323
0,1614
0,6809
0,6978
0,15215
0,5699
GULF
0,6570
0,1667
0,9045
0,5990
0,1382
0,6267
0,7673
0,16399
0,8688
GUNES
0,5409
0,1410
0,7486
0,6372
0,1390
0,6598
0,5157
0,14285
0,2425
HALK
0,5575
0,1405
0,7577
0,5733
0,1460
0,6663
0,6190
0,14387
0,3389
HDI
0,5376
0,1471
0,7663
0,6090
0,1492
0,7161
0,7024
0,15016
0,5314
ISIK
0,6049
0,1629
0,8593
0,6446
0,1617
0,8337
0,6760
0,14746
0,4556
KORU
0,7672
0,1667
0,9742
0,5558
0,1653
0,7977
0,7405
0,16052
0,7766
LIBERTY
0,6161
0,1616
0,8624
0,6390
0,1604
0,8203
0,7038
0,16601
0,8652
MAPFRE
0,3252
0,0906
0,4505
0,4956
0,1489
0,6331
0,7357
0,16012
0,7647
NEOVA
0,4820
0,1457
0,7263
0,5772
0,1506
0,7035
0,5063
0,14849
0,3540
ORIENT
0,6479
0,1649
0,8931
0,6623
0,1660
0,8787
0,7127
0,15914
0,7274
RAY
0,5549
0,1578
0,8113
0,6024
0,1561
0,7624
0,7396
0,16666
0,9047
SBN
0,5862
0,1639
0,8507
0,6585
0,1666
0,8804
0,7066
0,15660
0,6696
SOMPO JAPAN
0,4139
0,1333
0,6435
0,5946
0,1525
0,7303
0,7358
0,16464
0,8597
TURK NIPPON
0,5918
0,1629
0,8510
0,6800
0,1666
0,8959
0,6659
0,14950
0,4910
TURK P&I
0,6355
0,1667
0,8908
0,6534
0,1642
0,8588
0,7553
0,16666
0,9162
TURKLAND
0,6886
0,1660
0,9224
0,6840
0,1667
0,8989
0,7685
0,16488
0,8884
UNICO
0,6262
0,1588
0,8596
0,6683
0,1581
0,8238
0,6399
0,16667
0,8326
ZIRAAT
0,5533
0,1666
0,8387
0,6144
0,1669
0,8509
0,7359
0,16658
0,9005
ZURICH
0,6122
0,1589
0,8511
0,6498
0,1669
0,8761
0,7199
0,15965
0,7433
Hayat dışı sigorta şirketlerinin Qj değerlerine göre sıralama sonuçları aşağıda Tablo 3’de verilmiştir.
Tablo 3. Sigorta Şirketlerinin Qj Değerleri ve Performans Sıralaması (2014 – 2016)
Sıra
No
2016
ŞİRKETLER
2015
Qj
ŞİRKETLER
2014
Qj
ŞİRKETLER
Qj
1
ALLIANZ
0,0000
ALLIANZ
0,0000
ALLIANZ
0,0308
2
AXA
0,4058
ANADOLU
0,1231
AXA
0,0898
3
ANADOLU
0,4152
AKSIGORTA
0,4296
ANADOLU
0,1637
4
MAPFRE
0,4505
GROUPAMA
0,6267
GROUPAMA
0,2425
5
AKSIGORTA
0,6391
MAPFRE
0,6331
AKSIGORTA
0,2914
6
SOMPO JAPAN
0,6435
EUREKO
0,6521
GUNES
0,3389

TURINS Sigorta, 2016 Haziran ayından itibaren GULF Sigorta adı altında faaliyet göstermektedir.
DEMİR SİGORTA, 2016 yılından itibaren TURKLAND adı altında faaliyet göstermektedir.

AVIVA Sigorta, 2015 yılından itibaren UNICO adı altında faaliyet göstermektedir.

6
7
GROUPAMA
0,6891
GUNES
0,6598
ERGO
0,3450
8
NEOVA
0,7263
HALK
0,6663
MAPFRE GENEL
0,3540
9
GUNES
0,7486
GENERALI
0,6809
HDI
0,4556
10
HALK
0,7577
AXA
0,6877
SOMPO JAPAN
0,4910
11
HDI
0,7663
NEOVA
0,7035
HALK
0,5314
12
EUREKO
0,7736
HDI
0,7161
EUREKO
0,5699
13
RAY
0,8113
SOMPO JAPAN
0,7303
RAY
0,6696
14
ANKARA
0,8237
RAY
0,7624
NEOVA
0,7274
15
DOGA
0,8333
KORU
0,7977
ZURICH
0,7433
16
ZIRAAT
0,8387
ANKARA
0,8074
ANKARA
0,7607
17
SBN
0,8507
LIBERTY
0,8203
LIBERTY
0,7647
18
TURK NIPPON
0,8510
UNICO
0,8238
ISIK
0,7766
19
ZURICH
0,8511
ISIK
0,8337
TURK P&I
0,8326
20
ISIK
0,8593
ERGO
0,8452
AIG
0,8355
21
UNICO
0,8596
AIG
0,8458
SBN
0,8597
22
LIBERTY
0,8624
ZIRAAT
0,8509
KORU
0,8652
23
AIG
0,8689
DEMIR
0,8570
GENERALI
0,8688
24
ERGO
0,8712
DUBAI STARR
0,8573
DUBAI STARR
0,8691
25
GENERALI
0,8752
TURK NIPPON
0,8588
COFACE
0,8842
26
DUBAI STARR
0,8778
DOGA
0,8733
TURK NIPPON
0,8884
27
ACE
0,8859
ZURICH
0,8761
DEMIR
0,8891
28
BNP PARIBAS C.
0,8899
ORIENT
0,8787
ZIRAAT
0,9005
29
TURK P&I
0,8908
SBN
0,8804
ACE
0,9016
30
ORIENT
0,8931
ACE
0,8861
ATRADIUS
0,9028
31
COFACE
0,9032
COFACE
0,8909
EULER HERMES
0,9047
32
GULF
0,9045
BNP PARIBAS C.
0,8929
ORIENT
0,9047
33
TURKLAND
0,9224
TURINS
0,8959
TURINS
0,9162
34
KORU
0,9742
TURK P&I
0,8989
BNP PARIBAS C.
0,9444
35
ATRADIUS
0,9991
EULER HERMES
0,9181
DOGA
0,9735
36
EULER HERMES
0,9995
ATRADIUS
0,9494
AVIVA
1,0000
4. Tartışma ve Öneriler
Günümüzde ekonomik, teknolojik ve sosyal alanlarda yaşanan hızlı ve sürekli değişim, tüm şirketlerde olduğu gibi
Türk Sigorta Sektörü’nde faaliyet gösteren şirketleri de önemli ölçüde etkilemektedir. Bu değişime uyum sağlama
ve problemlerin belirlenerek iyileştirme uygulamalarının geliştirilebilme çabası, şirketlerin performanslarını ölçme
ve geliştirme çalışmaları yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Türk Sigorta Sektörü’nde hayat dışı branşlarda faaliyet
gösteren şirketlerin finansal performanslarının, 2014-2016 dönemine ait Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyeti
7
Raporları’ndan elde edilen üç yıla ilişkin veriler kullanılarak VIKOR yöntemi yardımıyla incelendiği bu çalışmada,
araştırma kapsamına 36 hayat dışı sigorta şirketi alınmıştır. Bu şirketlerin finansal performanslarının analiz
edilebilmesi için, finansal performans göstergesi olarak ilgili döneme ait altı adet finansal oran kullanılmıştır.
Araştırma kapsamındaki hayat dışı sigorta şirketlerinin, VIKOR yöntemi ile yıllar itibariyle yapılan performans
sıralama sonuçları incelendiğinde, üç yıllık dönemde her yıl itibariyle en yüksek performansa sahip yedi şirketin;
Allianz, Anadolu, Axa, Aksigorta, Groupama, Maphre ve Güneş sigorta şirketleri olduğu görülmektedir. İdeal
çözüme en yakın uygun çözümü verecek olan uzlaşık çözüm kümeleri incelendiğinde, otuz altı sigorta şirketinin her
birinin her yıl için kabul edilebilir avantaja sahip olduğu anlaşılmaktadır. 2014 yılında 15 şirketin, 2015 yılında 14
şirketin ve 2016 yılında ise 19 şirketin hem kabul edilebilir avantaja hem de karar vermede kabul edilebilir istikrara
sahip olduğu görülmüştür. Allianz sigorta şirketi her üç yılda da performans sıralamasında ilk sırada yer almaktadır.
Şirketlerin finansal performansına ilişkin elde edilen sonuçların, hayat dışı sigorta şirketlerinin sektördeki mevcut
durumlarını doğrular nitelikte olması, VIKOR yönteminin sigorta sektöründe de başarıyla uygulanabileceğini
göstermektedir. Bu yöntemle sigorta şirketlerinin aynı kriterler çerçevesinde performanslarının sıralanabilmesi,
finansal performansın hem tüm sektör için ve hem de şirket bazında daha sağlıklı değerlendirilmesine olanak
sağlayacak olması açısından yararlı olacaktır. Bunun yanısıra, VIKOR yöntemi ile oluşturulan uzlaşık çözüm
kümesinde yer alan ve bir anlamda kabul edilebilir performansa sahip olduklarına işaret edilen şirketler için de,
geliştirilecek stratejiler açısından öngörücü olabilir.
Finansal performansın ölçüldüğü çalışmalarda, en önemli karar performans göstergelerinin seçimi konusudur.
Bunun için çok kriterli karar verme yöntemi kullanılacaksa, konu daha da önem kazanacaktır. Çünkü hem sektörel
hem bilimsel anlamda doğru kriterlerin seçilmesi, hem de kriterlere verilecek ağırlıkların piyasa koşulları, sektörel
uygunluk, şirket politikaları, ekonomik dalgalanmalar gibi çok sayıda faktörden de etkilenecek olması söz
konusudur. Bundan sonraki çalışmalarda, özellikle finansal olmayan bazı kriterler de eklenerek performans
değerlendirme kriteri sayısı arttırılabilir, kriterlere verilecek farklı ağırlıklarla sıralamanın nasıl değiştiği
araştırılabilir ve/veya farklı çok kriterli karar verme yöntemleri kullanılabilir.
Kaynakça
Büyüközkan, G., Feyzioğlu, O. (2008). Evaluation of Suppliers' Environmental Management Performances by a Fuzzy
Compromise Ranking Technique. Journal of Multiple-Valued Logic & Soft Computing, 14, 309-324.
Büyüközkan, G., Ruan, D. (2008). Evaluation of software development projects using a fuzzy multi-criteria decision
approach. Mathematics and Computers in Simulation, 77(5), 464-475.
Bülbül, S., Köse, A. (2011). Türk Gıda Şirketlerinin Finansal Performansının Çok Amaçlı Karar Verme Yöntemleriyle
Değerlendirilmesi. Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 10. Ekonometri ve İstatistik Sempozyumu
Özel Sayısı, 71-97.
Bülbül, S., Köse, A. (2016). Türk Sigorta Sektörünün Promethee Yöntemi İle Finansal Performans Analizi, Marmara
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 38, Sayı 1, 187-210.
Chen, L. Y., & Wang, T. C. (2009). Optimizing partners’ choice in IS/IT outsourcing projects: The strategic decision
of fuzzy VIKOR. International Journal of Production Economics, 120(1), 233-242.
Dinçer, H., Görener, A. (2011). Analitik Hiyerarşi Süreci ve Vikor Tekniği ile Dinamik Performans Analizi:
Bankacılık Sektöründe Bir Uygulama, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 10/19, 109-127.
Ercan, M., & Onder, E. (2016). Ranking Insurance Companies in Turkey Based on Their Financial Performance
Indicators Using VIKOR Method. International Journal of Academic Research in Accounting, Finance and
Management Sciences, 6(2), 104-113.
Ertuğrul, İ., Karakaşoğlu, N. (2008). Banka Şube Performanslarının Vikor Yöntemi İle Değerlendirilmesi, Endüstri
Mühendisliği Dergisi, YA/EM 2008 Özel Sayısı, 20/1,19-28.
Kaya, P., Cetin, E. I., & Kuruüzüm, A. (2011). Çok kriterli karar verme ile Avrupa Birligi ve aday ülkelerin yasam
kalitesinin analizi. Ekonometri ve İstatistik Dergisi (12. Uluslararası Ekonometri, Yöneylem Araştırması İstatistik
Sempozyumu Özel Sayısı), (13), 80-94.
Liu, H., Yan, T. (2007). Bidding-evaluation of construction projects based on VIKOR method. Automation and
Logistics, 2007 IEEE International Conference on (pp. 1778-1782). IEEE.
8
Tong, L. I., Chen, C. C., & Wang, C. H. (2007). Optimization of multi-response processes using the VIKOR
method. The International Journal of Advanced Manufacturing Technology, 31(11), 1049-1057.
Liu, H. C., Mao, L. X., Zhang, Z. Y., & Li, P. (2013). Induced aggregation operators in the VIKOR method and its
application in material selection. Applied Mathematical Modelling, 37(9), 6325-6338.
Opricovic, S., Tzeng, G.H. (2004). Compromise Solution by MCDM Methods: A Comparative Analysis of VIKOR
and TOPSIS, European Journal of Operational Research, 156(2), 445-455.
Opricovic, S., Tzeng, G.H. (2007). Extended VIKOR Method in Comparison with Other Outranking Methods,
European Journal of Operational Research, 178, 514-529.
Özbek, A. (2014). Tedarikçi Seçiminde Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinin Kullanılması. Gümüşhane
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Elektronik Dergisi, 5(11), 69-99.
Özden, Ü. H. (2009). Türkiye’deki Mevduat Bankalarının Performansları: Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleri ile
Analiz. Baskı, Detay Yayıncılık, Ankara.
Özden, Ü. H. (2012). AB’ye Üye Ülkelerin Ve Türkiye’nin Ekonomik Performanslarına Göre Vikor Yöntemi İle
Sıralanması. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11/21, 455-468.
Özden, Ü. H., Basar, Ö. D., & Kalkan, S. B. (2012). Imkb'de Islem Gören Çımento Sektöründekı Sırketlerın Fınansal
Performanslarının Vıkor Yöntemı Ile Sıralanması. Ekonometri ve Istatistik Dergisi, (17), 23-44.
Tezergil, S. (2016). Vikor Yöntemi İle Türk Bankacılık Sektörünün Performans Analizi, Marmara Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 38, Sayı 1, 357-373.
Yanık, L., & Eren, T. (2017). Borsa İstanbul’da İşlem Gören Otomotiv İmalat Sektörü Firmalarının Finansal
Performanslarının AHP, TOPSIS, ELECTRE ve VIKOR Yöntemleri ile Analizi, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi,
8(13), 165 – 188.
Yücenur, G. N., Demirel, N. Ç. (2012). Group decision making process for insurance company selection problem with
extended VIKOR method under fuzzy environment. Expert Systems with Applications, 39(3), 3702-3707.
Wu, H.Y., Tzeng, G.H., & Chen, Y.H. (2009). A Fuzzy MCDM Approach For Evaluating Banking Performance Based
On Balanced Scorecard, Expert Systems with Applications, 36(6), 10135-10147.
9
GRİ İLİŞKİSEL ANALİZ YÖNTEMİ İLE HAYAT DIŞI BRANŞLARDA TÜRK
SİGORTA SEKTÖRÜNÜN DEĞERLENDİRMESİ
Doç. Dr. Ali KÖSE1
Marmara Üniversitesi
Arş. Gör. Uğur TÜRKEL2
Marmara Üniversitesi
Öz
Sigorta sektörünün finans sektörüne sağladığı katma değer, yarattığı istihdam ve birçok sektörle etkileşim içinde
olması sebebiyle Türkiye ekonomisi için de stratejik öneme sahip sektörlerden birisidir. Dolayısıyla sigorta
şirketlerinin etkinliği ve verimliliği sektörün değerlendirmesinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada literatürde
performans değerlemede kabul görmüş girdiler ve çıktılar ekseninde Türk Sigorta Sektörünün 2014–2016
döneminde hayat dışı branşlarında faaliyet gösteren şirketlere ait performans değerlemesi Gri İlişkisel Analiz
yöntemi ile incelenerek tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler
Türk Sigorta Sektörü, Performans Değerlendirme, Gri İlişkisel Analiz, Çok Kriterli Karar Alma, Hayat Dışı
Sigortacılık
Abstract
The insurance sector is one of the sectors with strategic importance for the Turkish economy because of the added
value it provides to the financial sector, the employment it creates and the interaction with many sectors. Therefore,
the effectiveness and efficiency of insurance companies are important in evaluating the sector. In this study, the
performance evaluation of companies operating in the non-life branches of the Turkish Insurance Sector in the period
of 2014-2016 on the axis of inputs and outputs in the evaluation of performance in the literature has been examined
and discussed by Gray Relationship Analysis method.
Keywords
Turkish Insurance Sector, Performance Evaluation, Gray Relational Analysis, Multi Criteria Decision Making,
Non-Life Insurance
Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulu, Aktüerya Bölümü. İletişim:
[email protected] Tel: 0216 414 99 89 ; Faks 0 216 347 50 86
2
Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulu, Sigortacılık Bölümü. İletişim:
[email protected] Tel: 0216 414 99 89 ; Faks 0 216 347 50 86 – TÜBİTAK – BİDEB 2211 Doktora Bursiyeri
1
10
1.Giriş
Son yıllarda gelişmiş veya gelişen ülkelerde hızla önemi artan hizmet sektörünün en önemli kollarından biri de
sigortacılıktır. Her alanda yaşanan hızlı değişim ve gelişimlerin de etkisiyle; sigorta şirketlerinin varlıklarını
sürdürmeleri, sağlam ve dayanıklı bir yapıya bürünmeleri daha da önemli bir hale gelmiştir. Bu hususta; kaynakların
rasyonel kullanılarak maliyetlerin düşürülmesi, kalitenin iyileştirilerek müşteri ihtiyaçlarının en iyi şekilde
karşılanması, teknik ve yönetsel faaliyetlerin piyasa şartlarına uygunluğu her şirket için olduğu gibi sigorta şirketleri
için de vazgeçilmez unsurlar olarak sayılabilir. Özellikle son yıllarda artan yabancı sermaye yatırımları, rekabeti de
arttırarak; birleşme ve satın almaların gündeme gelmesine yol açmıştır. Finans kurumunun önemli bir parçası olan
sigorta şirketleri, serbest piyasa şartlarının sunduğu yoğun rekabete dayanabilmesi için müşterilerine nitelikli ve
güvenilir hizmetler sunması gerekmektedir. Böylece rekabet kapasitelerinin, kalıcılığı ve sürdürülebilirliği
sağlanmış olur.
Performans; etkinlik, verimlilik ve kalite gibi değerleri de kapsayan geniş bir kavramdır. Bu da, üzerinde çalışılacak
birimlerin değişik açılardan incelenmesi hususunu gerektirerek; çeşitli etkinlik ve / veya verimlilik ölçütlerinden de
rehber olarak yararlanılması ihtiyacı doğurmaktadır. Türk finans sektöründe performans ölçümüyle ilgili yapılan
çalışmalar incelendiğinde, çok farklı tekniklerin kullanılabildiği ve araştırma alanı olarak genellikle bankacılık
sektörünün öne çıktığı görülmektedir. Ama özellikle son dönemlerde, finans sektöründe edindiği payını
arttırmasıyla birlikte, sigortacılık sektörü de performans ölçümü açısından önemli bir uygulama alanı olarak kendine
yer bulmuştur. Ancak, sigortacılık sektörünün üretim performansı sektörün branşlara sahip olmasından kaynaklanan
çeşitliliği ve bu çeşitliliğin yol açtığı birçok faktörün de etkisiyle; çalışmalarda çok fazla kriterin alınmasını şart
kılmıştır. Bu kapsamda sigorta şirketlerinin üretim performanslarını belirlemek; makro açıdan finans sektörünün
değerlendirilmesinde ve politikalar üretilmesinde gerekli olduğu kadar, mikro açıdan yönetimsel kararların
alınmasında da gereklidir.
1.1. Önem ve Amaç
Rekabet ortamında, gerek şirketler gerekse müşteriler için performansların değerlendirilmeleri çok önemlidir.
Sigorta şirketleri de ürün ve fiyat farklılıkları yaratabilmek adına; performanslarını etkileyen müşteri, değişim,
rekabet gibi temel etmenleri göz önünde bulundurarak kalite, maliyet, esneklik gibi performans ölçütlerinin etkin
kullanımını ve bunların etkileşiminin incelemesini temel uğraşı alanlarından birisi yapmıştır. Bu bağlamda;
çalışmada şirketlerin performansları çok yönlü bir şekilde incelenerek, şirketlerin politika geliştirmelerine yardımcı
olmak ve kişilere ise beklenti oluşturup, farkındalık yaratmak amaçlanmıştır.
1.2. Literatür
Çok kriterli karar verme modelleri uygulanarak sigorta şirketlerinin performanslarını ölçmeye yönelik çalışmalar
kısıtlı sayıdadır. Sigortacılık sektörünün performansının Gri İlişkisel Analiz ile incelendiği Peker ve Baki (2011)
çalışmada, sigorta sektöründe faaliyet gösteren üç adet sigorta şirketinin finansal performanslarına göre
karşılaştırılması yapılmış ve şirketlerin finansal oranlarının tümüne odaklanarak bir sıralama yapma imkânı
sağlanmıştır. Bir diğer çalışmada ise; 2010-2011 yıllarında İMKB’de işlem gören sigorta şirketlerinin finansal
performanslarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada elde edilen bulguya göre, sigorta şirketlerinin finansal
başarısında en önemli rasyonun likidite oranları olduğu sonucuna varılmıştır (Elitaş ve diğerleri, 2012).
Sigortacılık alanında yapılmış ancak Gri İlişkisel Analizin kullanılmadığı performans ölçümü çalışmaları da
mevcuttur. Bunlardan bazıları; Türk sigorta sektörünün promethee yöntemi ile performans ölçümü (Bülbül ve Köse,
2016), BIST’de işlem gören sigorta şirketlerinin multimoora yöntemiyle performans ölçümü (Ömürbek ve Özcan,
2016), Sigorta sektörünün finansal performans analiz ve değerlendirilmesi (Akyüz ve Kaya, 2013), Hayat dışı
sigortacılık sektöründe etkinlik analizi (Dalkılıç, 2012), Sigortacılık sektörünün etkinlik analizi (Çetinbaş ve Biçen,
2011) ve Sigortacılık sektöründe veri zarflama analizi yöntemi (Altan, 2010) şeklinde sıralanabilir.
Ayrıca Gri İlişkisel Analizin de içinde bulunduğu birçok yöntemin bankacılık, sermaye piyasaları, finans ve işletme
gibi çeşitli alanlarda da performans ve rekabet ölçümü açısından kullanıldığı görülmüştür. Bunlardan bazıları; Ticari
bankaların finansal performanslarının çok kriterli karar verme yöntemleri ile incelenmesi (Kandemir ve Karataş,
2016), BIST’te işlem gören gıda işletmelerinin finansal performanslarının Gri İlişkisel Analiz yöntemi kullanılarak
değerlendirilmesi (Meydan vd., 2016), Türkiye’de özel bankaların finansal performanslarının karşılaştırılması
(Ecer, 2013), Borsa İstanbul Gelişen Piyasası’nda işlem gören Firmaların Gri İlişkisel Analiz ile performans ölçümü
(Bektaş ve Tuna, 2013), Gri İlişkisel Analiz ve lojistik regresyon analizi ile işletmelerde finansal başarısızlığın
belirlenmesi (Baş ve Çakmak, 2012), Türkiye’de kamu ve özel bankaların performanslarının Gri İlişkisel Analiz ile
incelenmesi (Uçkun ve Girginer, 2011) şeklinde sıralanabilir.
11
2. Yöntem
2.1. Araştırmanın Modeli
Çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemleri, günlük yaşamda sıkça karşılaşılan ve genellikle farkında dahi
olunmadan uygulanan yöntemlerdir. Örneğin; bir kişinin her hangi bir satın alma kararı verirken göz önünde
bulundurduğu bütçe, uygunluk gibi kriterler ile işletmelerin amaçları doğrultusunda kararlar alırken ele aldığı
pazarlama, ürün ve hizmet kalitesi, müşteri memnuniyetliği, satış sonrası hizmet gibi kriterler ÇKKV tekniklerinin
konusuna girmektedir (Wu, 2006: 210). Söz konusu amaçlar için kullanılabilen çok sayıda ÇKKV tekniği
bulunmaktadır.
ÇKKV tekniklerinden olan Gri Sistem Teorisinin amacı, bilginin belirsiz olduğu veya hiç olmadığı durumlarda karar
vermeyi kolaylaştırmaktır. Gri İlişkisel Analiz de 1982 yılında Deng Joung tarafında ortaya atılan söz konusu
teorinin bir elemanıdır (Meydan vd., 2016: 153).
Gri Sistem Teorisi’nin alt başlıklarından biri olan Gri İlişkisel Analiz; çok kriterli karar problemlerindeki
belirsizlikleri analiz etmek amacıyla kullanılan yöntemlerden biridir. Belirsizliğin bulunduğu durumlarda
matematiksel analiz yöntemlerine göre daha kolay çözüm sunar. İki dizi arasındaki ilişkiyi sayısal ve mantıksal
olarak ölçmek amacıyla söz konusu yöntem kullanılabilir. Bu işlem için yapılması gereken karşılaştırılacak diziler
arasındaki ilişkiyi sayısal olarak hesaplamaktır. Yapılan işlemler neticesinde hesaplanan ilişki derecesi gri ilişki
derecesi olarak adlandırılır ve “0” ile “1” arasında değerler alır. Bu ölçüm, analiz edilen birimler arasındaki
benzerlikleri veya farklılıkları gösterir. İki birim arasındaki değişim sürekli olduğunda, oluşan değişimler birlikte
meydana geliyorsa birimler arasında daha yüksek, birlikte meydana gelmiyorsa daha düşük bir ilişki söz konusu
olacaktır (Uçkun ve Girginer, 2011: 46-66).
Gri İlişkisel Analizin diğer istatistiksel yöntemlere göre bazı avantajları mevcuttur. Bu avantajlardan bazıları; az
sayıda veri kullanabilmek, belirsiz verilerle etkili sonuçlar üretebilmek, gri ilişki katsayılarının hesaplanmasının
kolaylığı, veri setinin herhangi bir dağılım sergilemesini zorunlu tutmamasıdır. Bir olasılık dağılımından bağımsız
olan Gri İlişkisel Analiz, küçük örnek hacimleri ile yapılan çalışmalarda diğer istatistiksel analiz tekniklerine göre
daha iyi sonuçlar ortaya koymaktadır (Tong ve Lin, 2008: 29).
Gri İlişkisel Analiz belirli aşamalardan oluşan bir süreçler bütünüdür. Analizde ilk olarak, tüm alternatiflerin
performansının karşılaştırılabilir bir seriye çevrilmesi gerekmektedir. Daha sonra bu serilere uygun olarak, referans
seri belirlenip; tüm karşılaştırılabilir seriler ve referans seri arasındaki gri ilişki katsayısı hesaplanır. Son olarak da,
gri ilişki katsayıları temel alınarak, referans seri ve her karşılaştırılabilir seri arasındaki gri ilişki derecesi hesaplanır.
Gri ilişki derecesi en yüksek olan alternatif en iyi seçenek olacaktır (Lin ve Lin, 2005: 13).
Gri İlişkisel Analizin hesaplanma süreci beş aşamadan oluşur (Zhai v.d., 2009:7076, aktaran, Uçkun ve Girginer,
2011: 46-66):
• Karar Matrisinin Oluşturulması
• Karşılaştırma Matrisinin Oluşturulması
• Mutlak Değer Tablosunun Oluşturulması
• Gri İlişki Katsayılarının Oluşturulması
• Gri İlişki Derecelerinin Hesaplanması
1.Adım: Karar Matrisinin Oluşturulması
X0, referans seri olmak üzere, X1, X2, … Xi, …XN şeklinde N tane alternatifin, k tane öğeye/kritere göre
değerlerinden oluşan bir matris oluşturulur
Xi={xi (1), xi (2), …, xi (k)},
XN={xN (1), xN (2), …, xN(k)}
Xi (k) değeri; i. şirketin k kriterini ifade etmektedir.
2.Adım: Karşılaştırma Matrisinin Oluşturulması
Gri ilişki katsayılarının hesaplanmasından önce farklı boyutlardaki göstergelerin karşılaştırılması için verilerin
standardize edilmesi gerekir. Aşağıdaki üç duruma bağlı olarak veriler standart değerlerine dönüştürülür.
a) Fayda Durumu: Amaç daha iyi ya da daha büyük değer elde etmek olduğunda aşağıdaki formül
kullanılır.
𝑥𝑖∗ (𝑗)
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑖 (𝑗)
𝑗
= 𝑚𝑎𝑥
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑖 (𝑗)
𝑗 𝑥𝑖 (𝑗) −
𝑗
𝑥𝑖 (𝑗) −
12
b) Maliyet Durumu: Amaç daha az, daha küçük bir değer elde etmek olduğunda aşağıdaki formül
kullanılır.
𝑚𝑎𝑥
𝑥𝑖 (𝑗) − 𝑥𝑖 (𝑗)
𝑗
𝑥𝑖∗ (𝑗) = 𝑚𝑎𝑥
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑖 (𝑗)
𝑗 𝑥𝑖 (𝑗) −
𝑗
c) Ortalama Tip Durumu: Amaç ortalama bir değer elde etmek olduğunda; aşağıdaki formüllerden birisi
kullanılır.
xob(j): j. öge için hedeflenen değer olmak üzere;
Eğer
𝑚𝑎𝑥
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑖 (𝑗) ≤ 𝑥𝑎𝑏 (𝑗) ≤
𝑗 𝑥𝑖 (𝑗) ise
𝑗
𝑥𝑖∗ (𝑗) = 𝑚𝑎𝑥
𝑗
|𝑥𝑖 (𝑗) − 𝑥𝑎𝑏 (𝑗)|
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑖 (𝑗) −
𝑥𝑖 (𝑗)
𝑗
Eğer 𝑥𝑎𝑏 (𝑗) ≤
𝑥𝑖∗ (𝑗)
Eğer
𝑚𝑎𝑥
𝑗 𝑥𝑖 (𝑗) ≤ 𝑥𝑎𝑏 (𝑗) ise
𝑥𝑖∗ (𝑗)
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑖 (𝑗)
𝑗
=
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑎𝑏 (𝑗) −
𝑥𝑖 (𝑗)
𝑗
𝑥𝑖 (𝑗) −
𝑚𝑖𝑛
𝑥𝑖 (𝑗) ise
𝑗
𝑚𝑎𝑥
𝑗 𝑥𝑖 (𝑗) − 𝑥𝑖 (𝑗)
= 𝑚𝑎𝑥
𝑗 𝑥𝑖 (𝑗) − 𝑥𝑎𝑏 (𝑗)
3.Adım: Mutlak Değer Tablosunun Oluşturulması
Kriterlerin karakteristikleri temel alınarak katsayı farklılıkları hesaplanır. Katsayı farklılığı, sıra sayısı ile referans
değeri arasındaki mutlak farktır.
∆0𝑖 (𝑗): j. öğe için X0 ve Xi arasındaki mutlak fark olmak üzere;
∆0𝑖 (𝑗) = |𝑥0 (𝑗) − 𝑥𝑖 (𝑗)|
4.Adım: Gri İlişki Katsayılarının Oluşturulması
Δmax = maxi Δ0i (j), Δmin = minj Δ0i (j) olmak üzere gri ilişki katsayıları aşağıdaki formül kullanılarak hesaplanır.
𝛾0𝑖 (𝑗) =
∆ min + 𝑃∆ 𝑚𝑎𝑥
∆0𝑖 (𝑗) + 𝑃∆ 𝑚𝑎𝑥
Formüldeki P katsayısı, Δmax veri dizisindeki en uç değer olma ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla kullanılır ve
genelde de 0,5 olarak alınır.
5. Adım: Gri İlişki Derecelerinin Hesaplanması
Xi serisi için gri ilişki dereceleri aşağıdaki formül yardımıyla hesaplanır:
𝐾
Γ0𝑖 = ∑ 𝑤𝑗 𝛾0𝑖 (𝑗)
𝑗=1
wj : j. öğenin ağırlığıdır. Eğer öğeler için ağırlık söz konusu değilse ω j = 1/K ile ortalama olarak alınabilir.
2.2. Araştırmanın Veri Seti
Çalışmanın veri seti, T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından internet sitesinde yayınlan Sigortacılık ve
Bireysel Emeklilik Faaliyet Raporları kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışma, 2014-2016 dönemini kapsamakta olup
analiz dönemi içinde yer alan sigorta şirketleri, 2016 yılında faaliyette bulunan şirketlerden seçilen 26 sigorta
şirketini içermektedir. Son üç yıl içinde sektörde faaliyeti durdurulan ya da yeni faaliyete yeni başlamış olan şirketler
çalışma dışı bırakılmıştır. Bununla birlikte hayat dışı alanda aynı üretim branşlarını kullanan sigorta şirketleri
13
dikkate alınarak çalışmanın veri seti oluşturulmuştur. Analizin değerlendirme aşamasında Toplam Gider/Prim,
Acente, Broker ve Banka Acente Sayısı, Dönem Kar/Zarar, Toplam Prim ve Tazminat kriterlerinden oluşan 5 kriter
dikkate alınmıştır.
3. Bulgular
Öncelikle 26x5 boyutlu Karar Matrisi oluşturularak işleme başlanmış olup sırasıyla karşılaştırma matrisi, mutlak
değer tablosu, gri ilişki katsayıları ve gri ilişki dereceleri elde edilmiştir. Gri İlişkisel Analiz yöntemi ile 2014-2016
yıllarına ilişkin elde edilen sonuçlar Tablo 1.’de gösterilmiştir.
Tablo 1. Türk Sigorta Sektöründe 2014 – 2016 Döneminde Hayat Dışı Branşlarda
Faaliyet Gösteren Şirketlere Ait Gri İlişkisel Analiz Sonuçları
Sıra
No
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
2016
SİGORTA
GİD ŞİRKETLERİ
0,8013 ALLIANZ
0,6078 LIBERTY
0,6070 GENERALI
2015
SİGORTA
GİD ŞİRKETLERİ
0,8416 ALLIANZ
0,7715 GENERALI
0,7153 ANKARA
2014
SİGORTA
GİD ŞİRKETLERİ
0,7571 ALLIANZ
0,6759 AXA
0,6755 AVIVA (UNICO)
0,5926
0,5879
0,5836
0,5829
0,5626
0,5530
AXA
UNICO
ISIK
ANADOLU
GROUPAMA
KORU
0,7053
0,6966
0,6855
0,6470
0,6444
0,6313
ANADOLU
GROUPAMA
ISIK
HDI
AKSIGORTA
ZURICH
0,6716
0,6437
0,6248
0,6165
0,6088
0,6080
GROUPAMA
MAPFRE GENEL
AKSIGORTA
GUNES
SOMPO JAPAN
ANADOLU
0,5527
0,5416
0,5362
0,5213
0,5187
0,5133
ZURICH
MAPFRE GENEL
HALK
NEOVA
SOMPO JAPAN
SBN
0,6291
0,6284
0,6278
0,6186
0,6103
0,6099
LIBERTY
UNICO
NEOVA
ERGO
AIG
MAPFRE GENEL
0,5982
0,5923
0,5905
0,5740
0,5738
0,5720
HDI
HALK
EUREKO
GENERALI
NEOVA
ZIRAAT
0,5133
0,5122
0,4996
0,4977
0,4952
0,4950
ANKARA
HDI
AIG
ZIRAAT
DUBAI STARR
AKSIGORTA
0,6085
0,6076
0,6058
0,6057
0,6040
0,6021
HALK
EUREKO
SBN
GUNES
SOMPO JAPAN
RAY
0,5695
0,5573
0,5556
0,5549
0,5474
0,5422
ERGO
ANKARA
LIBERTY
ISIK
ZURICH
SBN
0,4931
0,4898
0,4844
0,4809
0,4791
TURK NIPPON
ERGO
RAY
EUREKO
GUNES
0,6014
0,5950
0,5943
0,5794
0,5712
ZIRAAT
TURK NIPPON
DUBAI STARR
KORU
AXA
0,5418
0,5393
0,5287
0,5194
0,4982
KORU
RAY
AIG
TURK NIPPON
DUBAI STARR
Gri İlişkisel Analize göre elde edilen derecelere göre performans sonuçları incelendiğinde 2014, 2015 ve 2016
yıllarının hepsinde en iyi performansı ALLIANZ sigorta şirketinin gösterdiği görülmektedir. 2014-2016 yılları
içinde ilk 5 şirket içinde yer alan sigorta şirketleri incelendiğinde AXA, UNICO, GROUPAMA ve GENERALI
sigorta şirketlerinin 2 yıl ilk beş şirket içinde yer aldıkları gözlenmektedir. Performans sıralamasında ilgili döneme
göre son beş yıl içinde alt sıralarda yer alan şirketler incelendiğinde TURK NIPPON sigorta şirketinin 3 yıl içinde
de son sıralarda yer aldığı gözlenirken RAY, KORU, DUBAI STARR sigorta şirketlerinin 2 yıl son beş sigorta
şirketi içinde yer aldığı tespit edilmiştir. Diğer şirketler açısından ise yıllar içinde değişen gri ilişki derecelerine göre
performans sıralamalarında değişkenlikler yaşandığı gözlenmektedir. AXA sigorta şirketinin 2015 yılı dışındaki
yıllarda performans sıralamasında ilk beşte yer alırken 2015 yılında son sırada yer alması çarpıcı bir sonuç olarak
değerlendirilmektedir. AXA sigorta şirketi için analizde kullanılan değerlendirme kriterleri incelendiğinde 2014
yılına göre 2015 yılında çok yüksek bir tazminat ödeme tutarı gerçekleştirdiği ve 2015 yılında zarar ettiği tespit
14
edilmiştir. Ayrıca Toplam Gider / Prim kriteri 1 değerinin üstünde gerçekleşmiştir. Bu kriterlerdeki değişikliklerin
AXA sigorta şirketinin 2015 yılı performansını olumsuz yönde etkileyen etkenler olduğu düşünülmektedir.
4. Tartışma ve Öneriler
Bir işletmenin kâr, maliyet, üretim, işgücü gibi önemli fonksiyonlarının ve araçlarının başarılı bir şekilde kullanılıp
kullanılamadığı, performans ölçüm ve değerlendirmeleriyle anlaşılabilir. Bununla birlikte işletmelerin yaşamlarını
devam ettirebilmeleri için de performans ölçümü son derece önemlidir. İşletme performansının belirlenmesinde
karar vericilerin deneyim ve uzmanlıklarının yanı sıra farklı kriterlerin birlikte ele alındığı ölçütlere de gerek vardır.
Gri İlişkisel Analiz, şirketlerin finansal performanslarının çoklu kriterlere göre karşılaştırır. Bu çalışmada da Türk
Sigorta Sektöründe Hayat Dışı Branşlarda faaliyet gösteren seçilmiş 26 şirketin üretim performansı, Gri İlişkisel
Analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Üretim performans göstergesi olarak seçilen beş kriter, 2014, 2015
ve 2016 yılları için ayrı ayrı hesaplanmış ve her bir yıl için şirketler performanslarına göre sıralanmıştır.
Çalışmada kullanılan Gri İlişkisel Analiz yöntemi ile elde edilen şirket sıralamaları incelendiğinde, en iyi
performansı sağlayarak ilk 5 şirket arasında yer alan sigorta şirketlerinin analizde kullanılan kriter değerleri
incelendiğinde 2014-2016 dönemi itibariyle genellikle sektör ortalamasından yüksekte değerlere sahip oldukları
gözlenmektedir. Toplam Gider/Prim, Acente, Broker ve Banka Acente Sayısı ve Tazminat kriterlerinde bu durum
maliyet arttırıcı bir unsur olarak görülmekle birlikte Toplam Gider/Prim kriterinin yüksek olması prim üretimine
yatırım yapıldığı, Acente, Broker ve Banka Acente Sayısı kriterinin yüksek olması reklam, ulaşılabilirlik ve satış
ağı açısından pozitif etki yaratabileceği, Tazminat kriterinin yüksek olması hasar ödemelerinin sağlıklı yapılabildiği
yönünde dolaylı olumlu etkileri göz önünde bulundurulduğunda performans değerlerini arttırıcı yansımaları olduğu
düşünülmektedir.
Gri İlişkisel Analiz yöntemine göre yapılan sıralamalar dikkate alındığında performansı yüksek sigorta şirketlerinin
analizde kullanılan kriter değerlerinin, düşük performanslı şirketlere göre daha iyi durumda olduğu gözlenmektedir.
Düşük performansa sahip sigorta şirketlerinin öncelikle Toplam Prim üretimlerini arttırmaları önerilmektedir.
Toplam prim üretimindeki artış dolaylı olarak Toplam Gider/Prim oranlarının azalmasına Dönem Karlılıklarının
artmasına neden olacağı için analizdeki bu iki kriteri de olumlu etkileyecek ve sigorta şirketlerinin performans
skorlarının yükselmesini sağlayacaktır. Bir diğer öneri ise Acente, Broker ve Banka Acente sayısının artırılması
yönündedir. Bu kriterdeki artış müşterilerin sigorta şirketlerine ulaşılabilirliğini ve sigorta şirketine ait ürünlerinin
daha fazla tanıtımı sağlayacağı için prim üretimine katkı sağlayarak performanslarında gelişim yaratacak bir unsur
olacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte sigorta şirketlerinin doğru risk değerlendirmeleri ile sağlıklı portföyler
oluşturmaları bir başka öneri olarak sunulabilir. Doğru risk değerlendirmeleri ile yüksek tazminat ödemeleri
yaratabilecek sigortalı adaylarının portföye alınmaması sayesinde daha düşük tazminat ödemeleri söz konusu
olacaktır. Tazminat kriterinde oluşacak düşük değerler performans skorlarında yüksek sonuçların oluşmasını ve
düşük performansa sahip sigorta şirketlerinin üst sıralara doğru çıkmasını sağlayacaktır.
15
Kaynakça
Akyüz, Y. & Kaya, Z. (2013) Türkiye’de Hayat Dışı ve Hayat / Emeklilik Sigorta Sektörünün Finansal Performans
Analiz ve Değerlendirilmesi, Selçuk Üniversitesi İ.İ.B.F. Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 26,
355-369
Altan, M.S. (2010) Türk Sigortacılık Sektöründe Etkinlik: Veri Zarflama Analizi ile Bir Uygulama, Gazi
Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, 12/1, 185-204
Baş, M., & Çakmak, Z. (2012) Gri İlişkisel Analiz ve Lojistik Regresyon Analizi ile İşletmelerde Finansal
Başarısızlığın Belirlenmesi ve Bir Uygulama, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 12, 63-82.
Bektaş, H. & Tuna, K. (2013) Borsa İstanbul Gelişen İşlemler Piyasası’nda İşlem Gören Firmaların Gri İlişkisel
Analiz ile Performans Ölçümü, Çankırı Karatekin Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, 3/2, 185- 198
Bülbül, S.E. & Köse A. (2016) Türk Sigorta Sektörünün Promethee Yöntemi ile Finansal Performans Analizi,
Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, 38/1, 187-210
Çetintaş, H. & Biçen, Ö.F. (2012) Türkiye’de Sigortacılık Sektörünün Etkinlik Analizi, TİSK Akademi, 7/14, 124154
Dalkılıç, N. (2012) Türkiye’de Hayat Dışı Sigortacılık Sektöründe Etkinlik Analizi, Muhasebe ve Finansman
Dergisi, Temmuz, 71-89
Ecer, F. (2013) Türkiye’deki Özel Bankaların Finansal Performanslarının Karşılaştırılması: 2008 – 2011 Dönemi,
AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 13/2, 171 -189
Elitaş, C. & Eleren, A. & Yıldız, F. ve Doğan, M. (2012) Gri İlişkisel Analiz ile Sigorta Şirketlerinin
Performanslarının Belirlenmesi, 16. Finans Sempozyumu, Erzurum, 10-13 Ekim 2012
Kandemir T. & Karataş, H. (2016) Ticari Bankaların Finansal Performanslarının Çok Kriterli Karar Verme
Yöntemleri ile İncelenmesi: Borsa İstanbul’da İşlem Gören Bankalar Üzerine Bir Uygulama, İnsan ve
Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 5/7, 1766- 1776
Lin, J.L. & Lin, C.L. (2005) The use of grey-fuzzy logic for the optimization of the manufacturing process, Journal
of Materials Processing Technology, Vol.160, pp. 9- 14.
Meydan, C. & Yıldırım, B.F. ve Senger, Ö. (2016) BIST’te İşlem Gören Gıda İşletmelerinin Finansal
Performanslarının Gri İlişkisel Analiz Yöntemi Kullanılarak Değerlendirilmesi, Muhasebe ve Finansman
Dergisi, Ocak, 147- 167
Ömürbek, N. & Özcan, A. (2016) BIST’de İşlem Gören Sigorta Şirketlerinin Multimoora Yöntemiyle Performans
Ölçümü, Uluslararası İşletme Ekonomi ve Yerel Yönetim Perspektifleri Dergisi, 1/2, 64-75
Peker, İ. & Baki, B. (2011) Gri İlişkisel Analiz Yöntemiyle Türk Sigortacılık Sektöründe Performans Ölçümü,
Uluslararası İktisadi ve İdari İncelemeler Dergisi, 4/7, 1-17
Sigortacılık ve Özel Emeklilik Raporları (2014, 2015, 2016), https://hazine.gov.tr/tr-TR/Rapor-SunumSayfasi?mid=247&cid=28&nm=43
Tong, C. C. & Lin, T. Y. (2008) Applying Grey Re¬lational Method to Determine the Carbon Black Ranking of
Rubber Samples, Journal of Grey System, 11, 27-34.
Uçkun, N. & Girginer N. (2011) Türkiye’deki Kamu Ve Özel Bankaların Performanslarının Gri İlişki Analizi İle
İncelenmesi, Akdeniz İ.İ.B.F. Dergisi, Sayı 21, 46-66
Wu, H. (2006). A Comparative Study of Using Grey Relational Analysis in Multiple Attribute Decision Making
Problems. Quality Engineering, 15, 209-217.
Zhai, L.Y. & Khoo, L.P ve Zhong, Z.W. (2009) Design Concept Evaluation in Product Development Using Rough
Sets and Gray Relation Analysis, Expert System with Applications, 36, 7072-7079.
16
TÜRKİYE’DE FAALİYET GÖSTEREN HAYAT DIŞI VE HAYAT EMEKLİLİK
SİGORTA ŞİRKETLERİNİN PERFORMANSLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Yrd. Doç. Dr. Burcu GÜROL1
Başkent Üniversitesi
Doç. Dr. Adalet HAZAR2
Başkent Üniversitesi
ÖZET
Türk Sigorta Sektörü 2016 yılı sonu itibari ile 122,2 milyar TL aktif büyüklüğüne ulaşmıştır. Ülke ekonomisinin
büyümeye devam edeceği yönündeki beklentiler, sigorta sektöründe de büyümenin devam edeceği yönünde kanaat
oluşturmaktadır.
Türk Sigorta Sektörünün ulaştığı 122,2 milyar TL aktif büyüklük, sektörde yer alan toplam 61 sigorta, reasürans
ve emeklilik şirketinin yarattığı büyüklüktür.
Bu çalışmada 2010-2016 yıl sonu finansal tabloları ve Hazine Müsteşarlığı’nca hazırlanan sektör değerlendirmesi
üzerinden sağlanan verilerle hayat dışı ve hayat emeklilik branşlarında faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin
CAMELS yöntemi ile etkinlik analizi yapılmıştır. Bunun yanında hangi CAMELS bileşenin etkinlik ortalamasına
ne yönde etki ettiği incelenerek her iki branş için de güçlü ve zayıf oldukları bileşenler belirlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Sigorta finansal tabloları, etkinlik, sigortacılık, CAMELS
1. GİRİŞ
Sigortacılık sektörü gelişmekte olan piyasalarda genellikle GSYH’ye paralel bir gelişme sergilemektedir.
Ülkelerde kişi başına gelir arttıkça gelirden sigortaya ayrılan pay yükselmekte ve toplam prim üretimi
ekonomideki büyümeden daha yüksek oranda artmakta, buna karşılık gelir azaldıkça ekonomiden daha hızlı
küçülmektedir. Sigortacılık ülkemizde de benzer bir gelişme sergilemektedir. 2016 yılında GSYH %2,9 oranında
artarken, sigortacılık sektörü %26,6 oranında büyümüş ve sonuçta toplam prim üretiminin GSYH’ye oranı
%1,30’dan %1,52’ye yükselmiştir (Hazine Müsteşarlığı, 2017).
Türk Sigorta Sektörünün ulaştığı 122,2 milyar TL aktif büyüklük, sektörde yer alan toplam 61 sigorta, reasürans
ve emeklilik şirketinin yarattığı büyüklüktür.
Bu çalışmada Türkiye’de faaliyette bulunan hayat/emeklilik şirketleri ile hayat dışı branşta faaliyet gösteren
sigorta şirketlerinin etkinlik düzeyleri ölçülmüştür.
Çalışmanın veri seti Hazine Müsteşarlığı’nın internet sayfasından temin edilmiş olup, çalışma 2010-2016 yıllarını
kapsayan 7 yıllık süreç için yapılmıştır.
Çalışmada CAMELS yöntemi Türk Sigorta Sektörü için uygulanmış olup, sermaye yeterliliği, aktif kalitesi,
yönetim yeterliliği, kazanç durumu, likidite durumu ve piyasa risklerine karşı duyarlılık bileşenleri baz alınarak
yukarıda açıklanan iki grubun performans analizleri sonuçlarına ulaşılmıştır.
1.1. Literatür
Literatürde CAMELS yöntemi uygulanarak Türk bankacılık sisteminin incelendiği birçok çalışma bulunmaktadır
(Basci, Hazar, Babuscu, & Koksal, 2013) (Türker Kaya, Türk Bankacılık Sektöründe CAMELS Analizi, 2001)
(Abdullayev, Türk Bankacılık Sektöründe Dezenflasyon Sürecinde CAMELS Analizi, 2013) (Sakarya, 2010)
(Kandemir & Demirel Arıcı, 2013) (Aytekin & Sakarya, 2013) (Ecer, 2013) (Gümüş & Nalbantoğlu, 2015) (Ege,
Topaloğlu, & Karakozak, 2015)
1
Başkent Üniversitesi, Ticari Bilimler Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü, 0(312)2466666/1700
[email protected]
2
Başkent Üniversitesi, Ticari Bilimler Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü, 0(312)2466666/1690
[email protected]
17
Türk sigorta sektörünün verimliliğinin ölçülmesine yönelik olarak ise literatürde şu çalışmalar yer almaktadır:
Tantan, Yolsal ve Gürbüz, Türkiye’de faaliyette bulunan 16 hayat sigortası şirketinin 1998-1999 etkinlik
düzeylerini veri zarflama yöntemi ile inceledikleri çalışmalarında şirketlerin %12’sinin operasyonel açıdan etkin
durumda olduğu sonucuna ulaşmışlardır (Tantan, Yolsal, & Gürbüz, 2000).
Çiftçi, Türk Sigorta Sektörü’nde faaliyet gösteren hayat ve hayat dışı branşlardaki şirketlerin etkinliklerini veri
zarflama yöntemi ile ölçtüğü çalışmasında sektörde etkinlik düzeyinin düşük olduğunu belirlemiştir (Çiftçi, 2004).
Kılıçkaplan ve Karpat, Türk Sigorta Sektörü’nün etkinlik analizini Tobit Model kullanarak yaptıkları
çalışmalarında, Türkiye’de sigorta şirketi sayısındaki artışın şirket başına düşen prim payını ve dolayısıyla teknik
etkinliği azalttığını, buna karşılık şirket sayılarındaki artış ve optimum ölçekle çalışma standardının ve rekabet
koşullarına ilişkin kuralların uygulanma gereksiniminin oluşması nedeniyle ölçek etkinliğini artırıcı yönde bir
etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşmışlardır (Kılıçkaplan & Karpat, 2004).
Kılıçkaplan ve Baştürk, sektörde faaliyette bulunan 30 hayat dışı sigorta şirketinin 2002 yılı verilerini, veri
zarflama yöntemi ile inceledikleri çalışmaları sonucunda verileri incelenen şirketlerin etkinlik düzeylerine
ulaşmışlardır (Kılıçkaplan & Baştürk, 2004).
Kayalı, veri zarflama yöntemi ile sektördeki sigorta şirketlerinin 2000-2006 yılları arasındaki etkinliklerini ölçtüğü
çalışması sonucunda incelenen süreçte şirketlerin etkinlik değerinde artış olduğunu tespit etmiştir (Kayalı, 2007).
Köse, sektördeki hayat ve emeklilik şirketlerinin etkinlik analizini veri zarflama yöntemi uygulayarak ölçtüğü
çalışması sonucunda 2004-2008 döneminde sektörün etkinlik düzeyinin 0,84 seviyesinde olduğunu açıklamıştır
(Köse, 2010)
Altan, hayat dışı branşta faaliyet gösteren 25 sigorta şirketinin 2005, 2006 ve 2007 yılları verileri ile birbirlerine
göre verimliliklerini veri zarflama yöntemi kullanarak ölçtüğü çalışmasında şirketlerin büyük çoğunluğunun
etkinlik düzeyine ulaşamadığı sonucuna ulaşmıştır (Salimi Altan, 2010).
Dalkılıç, sektörün 2008-2010 yılları arasındaki etkinlik düzeyini veri zarflama analizi yöntemine göre, girdi
yönelimli ölçeğe göre değişken getirili BCC Modeli ve Malmquist toplam faktör verimlilik endeksi kullanarak
yaptığı çalışmasında 2008 yılına göre 2009 yılında artış gösteren sektör etkinliğinin 2010 yılında yeniden azaldığı
sonucuna ulaştığını açıklamıştır (Dalkılıç, 2012).
Bülbül ve Köse, PROMETHEE yöntemi ile sektörün 2010-2013 dönemi bilanço verileri üzerinde yaptıkları
çalışmalarında şirketlerin üstünlük sıralamasını oluşturmuş, böylelikle istikrarlı ve istikrarsız şirketleri
belirlemişlerdir (Ergün Bülbül & Köse, 2016).
Çalışmalarda yoğunlukla yöntem olarak veri zarflama yönteminin kullanıldığı görülmektedir. Verimliliğin
ölçülmesi amacıyla kullanılan yöntemlerden biri olan CAMELS yönteminin sigortacılık sektöründe uygulanması
konusunda ise Türkiye dışında çalışmalar görülmüş olup, literatür taramasında Türk Sigorta Sektörü’ne ilişkin
çalışmaya rastlanılmamıştır.
2.
YÖNTEM
2.1.Araştırmanın Modeli
İşletmeler sınırlı kaynaklar ile en üst seviyede kazanç sağlamayı amaçlamaktadır. Mevcut kaynaklarla ne oranda
kazanç sağlandığı işletmenin performansını göstermektedir. Bu ölçü sadece ilgili işletme için
değerlendirilebileceği gibi rakip işletmelerinin durumları da göz önüne alınması rekabet üstünlük ve zayıflıklarının
görülmesi açısından önemlidir.
Performans ölçümü ürünlerin, hizmetlerin veya işlemlerin yerine getirilmesinde görevlerin nasıl gerçekleştiğinin
bir program dahilinde tarafsız olarak ölçülmesi yöntemidir (Yüreğir & Nakıboğlu, 2007, s. 545) Performansın
ölçümü için birçok yöntem kullanılmaktadır.
Bu çalışmada performansların karşılaştırılmasında CAMELS yöntemi kullanılmıştır. CAMELS yöntemi genel
olarak yerinde denetim amacıyla kullanılmaktadır (Türker Kaya, 2001). Yöntemin adında yer alan her harf
performansla ilgili bir faktörü açıklamaktadır.
18
Sermaye yeterliliği (Capital Adequacy), aktif kalitesi (Asset Quality), yönetim yeterliliği (Management
Adequacy), kazanç durumu (Earnings), likidite (Liquidity), piyasa risklerine duyarlılık (Sensitivity to Market
Risks) analizin faktörleri arasında yer almaktadır.
2.2.Çalışma Grubu
Çalışma kapsamında iki grubun verileri üzerinde çalışılmıştır. Bu gruplar hayat dışı branşta faaliyet gösteren
sigorta şirketleri ile hayat ve emeklilik branşında faaliyet gösteren sigorta şirketleridir.
2.3.Veri Toplama Araçları
Hazine Müsteşarlığı’nca derlenen ve sunulan yıllık sigortacılık ve emeklilik raporlarından temin edilen veriler
kullanılarak çalışma yapılmıştır.
2.4.Verilerin Toplanması ve Verilerin Çözümlenmesi
CAMELS analizinde bileşenler olan sermaye yeterliliği, varlık kalitesi, yönetim yeterliliği, kazanç durumu,
likidite durumu ve piyasa risklerine duyarlılık analiz edilmektedir. Analizde bileşenlerin her biri çeşitli finansal
analiz oranlarıyla ölçülmüştür. Bu oranlar eşit oranda ağırlıklandırılarak bileşenin düzeyi belirlenmiştir. Daha
sonra bu bileşenler üzerinden ilgili yılda ilgili branşın etkinlik seviyesine ulaşılmıştır. Çalışmada kullanılan
finansal analiz oranları Tablo 1’de yer almaktadır.
Tablo 1.Analizde kullanılan oranlar
C
Sermaye
Yeterliliği
A
M
E
L
S
Varlık Kalitesi
Yönetim
Yeterliliği
Kazanç Durumu
Likidite Durumu
Piyasa
Risklerine
Duyarlılık
C1
Sermaye Yeterliliği Rasyosu
C2
Özkaynak/Toplam Aktif
C3
Alınan Primler/Özsermaye
C4
Özkaynaklar / Teknik Karşılıklar (Net)
A1
Maddi Duran Varlıklar / Aktif Toplamı
A2
Esas Faaliyetlerden Alacaklar / Toplam Aktifler
A3
Prim Alacakları/Özsermaye
A4
Esas Faaliyetlerden Kaynaklanan Şüpheli Alacaklar / Esas Faaliyetlerden Kaynaklanan Alacaklar
M1
Net Kâr/Prim Üretimi
M2
Konservasyon Oranı: Alınan Primler Net/Alınan Primler Brüt
M3
Ödenen Tazminat/Alınan Primler
M4
Faaliyet Gideri / Alınan Primler
E1
Net Kâr/Toplam Aktif
E2
Net Kâr/Özsermaye (Mali Rantabilite)
E3
Özsermaye/Teknik Karşılık
E4
Teknik Kâr/Alınan Primler
L1
Cari Varlıklar/Toplam Aktifler
L2
Nakit Değerler/Kısa Vadeli Yükümlülük
L3
Likidite Oranı
S1
Finansal Varlıklar/Toplam Varlıklar
S2
Kambiyo Karı/Kambiyo Zararı
S3
Kur Riski
S4
Türev Ürün Zararı / Yatırım Gideri
Çalışma kapsamında hesaplanan finansal analiz oranlarının her biri ait oldukları faktör içinde eşit ağırlığa sahiptir.
İlgili yılın etkinlik oranına ulaşılması amacıyla da her bir faktör yine eşit ağırlıkla değerlendirilmiş ve etkinlik
sonucuna katılmıştır.
3. BULGULAR
Sigorta sektöründe faaliyet gösteren hayat dışı ve hayat/emeklilik şirketlerinin 2010-2016 yılları arasında etkinlik
düzeylerinin ölçüldüğü bu çalışma sonucunda Tablo 2’de yer alan sonuçlara ulaşılmıştır.
19
Tablo 2. İlgili yıldaki CAMELS faktörlerinin ve ilgili branşın etkinlik düzeyi sonuçları
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK
C
1,16
1,49
1,17
1,17
1,17
1,51
1,15
1,51
1,13
1,51
1,14
1,47
1,19
1,56
A
0,17
0,17
0,18
0,17
0,17
0,18
0,18
0,18
0,11
0,10
0,13
0,10
0,18
0,23
M
-0,07
0,06
-0,06
0,12
-0,06
0,13
0,02
0,14
-0,03
0,15
-0,03
0,16
0,00
0,16
E
0,09
0,13
0,14
0,28
0,05
0,28
0,20
0,28
0,19
0,31
0,12
0,32
0,15
0,35
L
0,70
0,71
0,70
0,94
0,70
0,85
0,74
0,89
0,77
0,71
0,73
0,74
0,75
0,75
S
0,08
0,22
0,36
0,29
0,07
0,07
0,20
0,37
-0,01
0,21
0,07
0,41
0,03
0,31
ETKİNLİK
ORANI
0,35
0,46
0,41
0,49
0,35
0,50
0,41
0,56
0,36
0,50
0,36
0,53
0,38
0,56
Tablo 2 incelendiğinde her iki branşta da etkinlik oranlarının yıldan yıla farklılık gösterdiği görülmektedir. Tüm
yıllarda hayat emeklilik branşında faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin etkinlik oranı hayat dışı branşta faaliyet
gösteren sigorta şirketlerinin etkinlik oranından yüksektir. Oranların ne yönde değiştiğini görmek amacıyla grafik
oluşturduğumuzda Şekil 1’e ulaşılmaktadır.
Şekil 1. Hayat/emeklilik ve hayat dışı branşların etkinlik oranı değişimleri
Şekil 1 incelendiğinde hayat/emeklilik şirketlerinin etkinlik oranları 2011, 2013 ve 2016 yıllarına artış gösterirken
diğer yıllarda etkinlik oranının düştüğü görülmektedir. İncelenen 7 yıllık zaman diliminde hayat/emeklilik
şirketlerinin en düşük etkinlik düzeyinin 2010 yılında gerçekleştiği görülmektedir. En yüksek etkinlik oranlarına
ise 2013 ve 2016 yıllarında ulaşıldığı görülmektedir.
Hayat dışı sigorta şirketlerinin etkinlik oranlarının ise hayat/emeklilik şirketlerinin etkinlik oranlarına paralel
şekilde 2011,2013 ve 2016 yıllarında artış gösterirken 2012,2014 ve 2015 yıllarında düşüş gösterdiği
görülmektedir. Hayat dışı branşta faaliyet gösteren şirketlerin incelenen zaman aralığında en yüksek etkinlik
oranına 2011 ve 2013 yıllarında ulaştıkları ve en düşük oranın ise 2010 ve 2012 yılları arasında gerçekleştiği
görülmektedir.
4. TARTIŞMA VE ÖNERİLER
Çalışma sonucunda hayat/emeklilik branşında faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin hayat dışı branşta faaliyet
gösteren sigorta şirketlerine nazaran etkinlik oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu sonuçla beraber
ilgili zaman aralığında her iki branşın da etkinlik düzeyi değişimleri incelendiğinde sonuçların paralel seyir
izlediği görülmektedir. Örnek verecek olursak 2012 yılında iki branşın da etkinlik ortalaması azalırken, 2013
yılında ortalamalar artmıştır. Bu çerçevede sektörün ekonomik gelişmelerden finansal olarak birlikte ve aynı yönlü
etkilendiği görüşü ifade edilebilir.
CAMELS bileşenlerinden hangisi ya da hangilerinin etkinlik oranlarını aşağı çektiğini görmek üzere ilgili branşta
ilgili bileşenin yıl ortalamasının altında olduğu değerler renklendirildiğinde Tablo 3 oluşmaktadır.
20
Tablo 3. Yıl ortalamasının altında seyreden değerler
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT DIŞI EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK
C
1,16
1,49
1,17
1,17
1,17
1,51
1,15
1,51
1,13
1,51
1,14
1,47
1,19
1,56
A
0,17
0,17
0,18
0,17
0,17
0,18
0,18
0,18
0,11
0,10
0,13
0,10
0,18
0,23
M
-0,07
0,06
-0,06
0,12
-0,06
0,13
0,02
0,14
-0,03
0,15
-0,03
0,16
0,00
0,16
E
0,09
0,13
0,14
0,28
0,05
0,28
0,20
0,28
0,19
0,31
0,12
0,32
0,15
0,35
L
0,70
0,71
0,70
0,94
0,70
0,85
0,74
0,89
0,77
0,71
0,73
0,74
0,75
0,75
S
0,08
0,22
0,36
0,29
0,07
0,07
0,20
0,37
-0,01
0,21
0,07
0,41
0,03
0,31
ETKİNLİK
ORANI
0,35
0,46
0,41
0,49
0,35
0,50
0,41
0,56
0,36
0,50
0,36
0,53
0,38
0,56
Tablo 3 ilgili yılın ortalamaları aşağı çeken değerlerin varlık, yönetim, kazanç ve piyasa risklerine duyarlılık
faktörleri değerleri olduğunu göstermektedir. Bu durumun tersi olarak sermaye yeterliliği ve likidite oranlarının
ise yılın etkinlik oranını artırıcı etkiye sahip olduğunu söylemek mümkündür.
Bu bileşenlerden hangisinin en çok ortalamaya katkı sağlayan ve en çok ortalamanın düşmesine neden olduğunu
görmek amacıyla her yılın bileşen değerini, o yılın ortalamasından çıkarıldığında Tablo 4’te yer alan sonuçlara
ulaşılmıştır.
Tablo 4. CAMELS bileşenlerinin yılın etkinlik oranından farkları tablosu
2010
C
A
M
E
L
S
2011
2012
2013
2014
2015
2016
HAYAT/
HAYAT
HAYAT/
HAYAT HAYAT/ HAYAT HAYAT/ HAYAT HAYAT/ HAYAT
HAYAT/
HAYAT HAYAT/
HAYAT DIŞI EMEKLİLİK DIŞI
EMEKLİLİK
DIŞI EMEKLİLİK DIŞI EMEKLİLİK DIŞI EMEKLİLİK DIŞI EMEKLİLİK DIŞI EMEKLİLİK
0,81
1,03
0,76
0,67
0,82
1,01
0,73
0,95
0,77
1,02
0,78
0,94
0,81
1,00
-0,18
-0,29
-0,24
-0,32
-0,18
-0,32
-0,23
-0,38
-0,25
-0,40
-0,23
-0,43
-0,20
-0,33
-0,43
-0,41
-0,47
-0,37
-0,41
-0,37
-0,40
-0,42
-0,39
-0,35
-0,39
-0,37
-0,38
-0,40
-0,27
-0,33
-0,27
-0,21
-0,30
-0,23
-0,21
-0,28
-0,17
-0,19
-0,24
-0,21
-0,23
-0,21
0,35
0,25
0,28
0,44
0,35
0,34
0,33
0,33
0,41
0,22
0,37
0,21
0,37
0,19
-0,27
-0,24
-0,05
-0,20
-0,28
-0,43
-0,21
-0,19
-0,37
-0,29
-0,29
-0,12
-0,36
-0,24
Tablo 4’te pozitif yönde etkinlik oranından en büyük farklılıkların incelenen tüm yıllar ve her iki branş için
sermaye yeterliliği bileşeninde olduğu görülmektedir. Negatif yöndeki etkinlik oranından en büyük farkların ise
çoğunlukla yönetim kalitesi ile ilgili oranlar olmakla birlikte 2014 ve 2015 yılları için hayat/emeklilik branşında
varlık kalitesi bileşeninden kaynaklı olduğu görülmektedir.
Yapılan çalışmanın sonucunda incelenen zaman aralığında hayat/emeklilik branşının etkinlik oranlarının hayat
emeklilik branşından yüksek olduğu, her iki branşın etkinlik değişimlerinin ise paralellik sergilediği görülmüştür.
Her bir CAMELS bileşenin ilgili branşın ilgili yıl ortalamalarından farklılığına bakılmak üzere oluşturulan tablolar
ise etkinlik oranına artırıcı katkının sermaye yapısı ile ilgili oranlardan, azaltıcı etkinin ise çoğunlukla yönetim
kalitesi ile ilgili oranlardan geldiğini göstermektedir.
Kaynakça
Abdullayev, M. (2013). Türk Bankacılık Sektöründe Dezenflasyon Sürecinde CAMELS Analizi. Dumlupınar
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 97-112.
Abdullayev, M. (2013). Türk Bankacılık Sektöründe Dezenflasyon Sürecinde CAMELS Analizi. Dumlupınar
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 97-112.
Akhisar, İ., & Tezelgil, S. (2014). Malmquist Toplam Faktör Verimlilik Endeksi: Türk Sigorta Sektörü
Uygulaması. Finansal Araştırmalar ve Çalışmalar Dergisi, 1-14.
Aytekin, S., & Sakarya, Ş. (2013). BİST'teki Mevduat Bankalarının Finansal Performanslarının 2001 ve
2008 Finansal Krizleri Çerçevesinde CAMELS Derecelendirme Sistemi ile Değerlendirilmesi. AİBÜ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 25-58.
Basci, S., Hazar, A., Babuscu, S., & Koksal, O. (2013). A CAMELS Analysis of the Turkish Banking Sector:
Rating of the 2004-2011 Period In Terms of Capital Ownership and Scale. 9th EBES Conference,
(s. 338-353). Rome.
21
Çiftçi, H. (2004). Türk Sigorta Sektörünün Sorunları; DEA Analizi ile Türk Sigorta Şirketlerinin Etkinlik
Düzeylerinin Belirlenmesi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 121-149.
Dalkılıç, N. (2012). Türkiye'de Hayatdışı Sigortacılık Sektöründe Etkinlik Analizi. Muhasebe ve Finansman
Dergisi, 71-90.
Ecer, F. (2013). Türkiye'deki Özel Bankaların Finansal Performanslarının Karşılaştırılması: 2008-2011
Dönemi. AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 171-189.
Ege, İ., Topaloğlu, E. E., & Karakozak, Ö. (2015). CAMELS Performans Değerleme Modeli: Türkiye'deki
Mevduat Bankaları Üzerine Bir Uygulama. Niğde Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi
Dergisi, 109-126.
Ergün Bülbül, S., & Köse, A. (2016). Türk Sigorta Sektröünün Promethee Yöntemi ile Finansal Performans
Analizi. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 187-210.
Gümüş, F., & Nalbantoğlu, Ö. (2015). Türk Bankacılık Sektörünün CAMELS Analizi Yöntemiyle 2002-2013
Yılları Arasında Performans Analizi. AKÜ İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 83-106.
Hazine Müsteşarlığı. (2017). 2016 Yılı Türkiye'de Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyetleri Hakkında
Rapor. Ankara.
Kandemir, T., & Demirel Arıcı, N. (2013). Mevduat Bankalarında CAMELS Performans Değerleme Modeli
Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Dergisi, 61-87.
Kayalı, C. A. (2007). 2000-2006 Dönemde Türkiye'de Faaliyet Gösteren Sigorta Şirketlerinin Etkinlik
Değerlendirmesi. Yönetim ve Ekonomi, 103-115.
Kılıçkaplan, S., & Baştürk, F. H. (2004). Türkiye'de Hayat-Dışı Alanada Faaliyet Gösteren Sigorta
Şirketlerinin 2002 Yılındaki Etkinliklerinin Veri Zarflama Analizi ile Ölçülmesi. Gazi Üniversitesi
İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 63-79.
Kılıçkaplan, S., & Karpat, G. (2004). Türkiye'de Hayat Sigortası Sektöründe Etkinliğin İncelenmesi. Dokuz
Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 1-14.
Köse, A. (2010). Türk Sigorta Sektörü Hayat ve Emeklilik Şirketlerinin Etkinlik Analizi. Akademik
Araştırmalar Dergisi, 85-100.
Sakarya, Ş. (2010). CAMELS Derecelendirme Sistemine Göre İMKB'deki Yerli ve Yabancı Sermayeli
Bankaların Karşılaştırmalı Analizi. Akademik Araştırmalar ve Çalışmalar Dergisi, 7-21.
Salimi Altan, M. (2010). Türk Sigortacılık Sektöründe Etkinlik: Veri Zarflama Analizi Yöntemi ile Bir
Uygulama. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 185-204.
Tantan, S., Yolsal, H., & Gürbüz, A. O. (2000). Efficiency in the Turkish Life Insurance Industry. EFMA
2000. Atina.
Türker Kaya, Y. (2001). Türk Bankacılık Sektöründe CAMELS Analizi. Ankara: BDDK.
Türker Kaya, Y. (2001). Türk Bankacılık Sektöründe CAMELS Analizi. Ankara: BDDK.
Yakob, R., Yusop, Z., Radam, A., & Ismail, N. (2012). Camel Rating Approach to Assess The Insurance
Operators Financial Strenght. Jurnal Economy Malaysia, 3-15.
Yüreğir, O. H., & Nakıboğlu, G. (2007). Performans Ölçümü ve Ölçüm Sistemleri: Genel Bir Bakış. Ç.Ü.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 545.
22
DEVLET DESTEKLİ TARIM SİGORTALARININ DÜNYADAKİ UYGULAMALARI
ve TARSİM İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Öğr. Gör. Mehmet İSEL1
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
ÖZET
Dünyada; geleneksel tarım sigortalarının başlangıcı 18. yüzyıla kadar dayanır. Öncelikle Avrupa’da başlamış olan
bu sigorta dalı; içinde barındırdığı risklerin katastrofik olması ve şirketlerin ellerinde bölgelerin iklim, toprak
yapıları ve ekilip dikilen ürünler hakkında yeterli bilgilerin olmaması sebebiyle ilk denemeleri başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.
Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra teknolojideki hızlı gelişim sayesinde yeniden gündeme gelmiştir.
Özellikle elektronik ve uzay sanayisinin gelişmesiyle birlikte uydu teknolojilerinin gelişmesi, katastrofik yapının
belirlenmesinde etkili olmuş ayrıca bu sayede meteorolojik tahminlerin daha kesin, ayrıntılı ve daha uzun süreli
yapılabilmesine olanak sağlamış ve bu gelişmeler sayesinde toprak yapıları, iklim koşullarının değişimi ve ekilip
dikilen alanların belirlenmesinde istatistikî verilerin de oluşmasına olanak sağlamıştır. Bu da oluşacak riskler için,
sigorta şirketlerin ve reasürans şirketlerinin önceden istatistiksel bir tahmin yapmasına olanak sağlamakta, ayrıca
bu istatistikî verilerin ışığında şirketler daha kesin aktüeryal hesaplar yapabilmektedirler.
Modern anlamda tarımsal sigorta uygulamaları ise, 1770–1800 yılları arasında Avrupa da başlamıştır. İlk kez
İrlanda’da sigorta kooperatiflerince hayvan sigortaları ve Almanya’da ise dolu ve yangın sigortaları yapılmıştır.
Ancak ilk uygulamalar deneyimin yetersizliği, sigortalı sayısının artırılamaması, prim/hasar dengesinin
kurulamaması, devlet desteğinin yetersizliği, gibi nedenlerle başarısız olmuşsa da, 19 ve 20.yüzyılda önce Avrupa
ülkeleri ve daha sonra ABD ve Japonya gibi ülkelerde devlet destekli ve geniş kapsamlı tarım sigortaları
uygulamaları başlamıştır.
Dünyada yaşanan bu gelişmeler bizde de karşılık bulmuş ve 1987 yılından itibaren bu sigorta dalını geliştirmek
amacıyla çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışmaların sonucunda, önce 1995 yılında Tarım Sigortaları Vakfı (TSV)
kurulmuştur. Akabinde de, 2005 yılında 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu hazırlanarak yürürlüğe
sokulmuştur. Bu kanunla birlikte Devlet Destekli Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) ile Tarım Sigortaları
Havuz İşletmeleri A.Ş (İşletici Şirket) 2006 yılının ikinci yarısında faaliyete geçirilmiş ve devlet destekli tarım
sigortaları uygulama dönemi başlanmıştır.
Bu çalışmada, öncelikle devlet destekli tarım sigortalarının dünyadaki uygulamaları (ABD, Kanada, Japonya ve
AB Ülkeleri gibi.) incelenecek, daha sonra da, kısaca TARSİM’e geçiş süreci ve sistemin işleyişi hakkında bilgi
verildikten sonra, ülkemizdeki tarım sigortaları (TARSİM) uygulamaları incelenecektir.
Yapılan sigorta uygulamaları karşılaştırılacak ve ülkemizde ki tarım sigortası uygulamalarının dünyada yapılan
uygulamalara ne kadar yaklaştığı ve başarılı olup olmadığı değerlendirilecektir.
Anahtar Kelimeler:
Devlet Destekli Tarım Sigortaları, Dünyadaki Sigorta Uygulamaları, TARSİM’e Geçiş Süreci,
Uygulamaları, Sigorta Uygulamalarının Karşılaştırılması
1
TARSİM
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, Manyas Meslek Yüksekokulu, Finans Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü,
Bankacılık ve Sigortacılık Programı
İletişim: [email protected]
Tel: (0266) 828 13 46
Fax: (0266) 828 13 48
23
1. GİRİŞ
Dünyada; geleneksel tarım sigortalarının başlangıcı 18. yüzyıla kadar dayanır. Öncelikle Avrupa’da başlamış olan
bu sigorta dalı; içinde barındırdığı risklerin katastrofik olması ve şirketlerin ellerinde bölgelerin iklim, toprak
yapıları ve ekilip dikilen ürünler hakkında yeterli bilgilerin olmaması sebebiyle ilk denemeleri başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.
Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra teknolojideki hızlı gelişim sayesinde yeniden gündeme gelmiştir.
Özellikle elektronik ve uzay sanayisinin gelişmesiyle birlikte uydu teknolojilerinin gelişmesi, katastrofik yapının
belirlenmesinde etkili olmuş ayrıca bu sayede meteorolojik tahminlerin daha kesin, ayrıntılı ve daha uzun süreli
yapılabilmesine olanak sağlamış ve bu gelişmeler sayesinde toprak yapıları, iklim koşullarının değişimi ve ekilip
dikilen alanların belirlenmesinde istatistikî verilerin de oluşmasına olanak sağlamıştır. Bu da oluşacak riskler için,
sigorta şirketlerin ve reasürans şirketlerinin önceden istatistiksel bir tahmin yapmasına olanak sağlamakta, ayrıca
bu istatistikî verilerin ışığında şirketler daha kesin aktüeryal hesaplar yapabilmektedirler.
Modern anlamda tarımsal sigorta uygulamaları ise, 1770–1800 yılları arasında Avrupa da başlamıştır. İlk kez
İrlanda’da sigorta kooperatiflerince hayvan sigortaları ve Almanya’da ise dolu ve yangın sigortaları yapılmıştır.
Ancak ilk uygulamalar deneyimin yetersizliği, sigortalı sayısının artırılamaması, prim/hasar dengesinin
kurulamaması, devlet desteğinin yetersizliği, gibi nedenlerle başarısız olmuşsa da, 19 ve 20.yüzyılda önce Avrupa
ülkeleri ve daha sonra ABD ve Japonya gibi ülkelerde devlet destekli ve geniş kapsamlı tarım sigortaları
uygulamaları başlamıştır.
1.1 - Problem
Devlet destekli tarım sigortalarının dünyadaki uygulamaları ve TARSİM uygulamaları ile karşılaştırılması.
1.2 – Amaç
Bu çalışmada, öncelikle devlet destekli tarım sigortalarının dünyadaki uygulamaları (ABD, Kanada, Japonya ve
AB Ülkeleri gibi.) incelenecek, daha sonra da, kısaca TARSİM’e geçiş süreci ve sistemin işleyişi hakkında bilgi
verildikten sonra, ülkemizdeki tarım sigortaları (TARSİM) uygulamaları incelenecektir. Yapılan sigorta
uygulamaları karşılaştırılacak ve ülkemizde ki tarım sigortası uygulamalarının dünyada yapılan uygulamalara ne
kadar yaklaştığı ve başarılı olup olmadığı değerlendirilecektir.
1.3 – Önem
Sigorta sektörünün önemli bir kolunu temsil eden tarım sigortaları dalının dünyadaki uygulamaları (ABD, Kanada,
Japonya ve AB Ülkeleri gibi.) incelenecek ve yapılan bu inceleme sonuçlarından yola çıkarak Türkiye’de uygulanan
TARSİM (Tarım Sigortaları) uygulamalarla karşılaştırarak, sistemimizin dünyada uygulanan devlet destekli tarım
sigortalarına uyumunu, kuvvetli ve zayıf / eksik yönlerinin tespit edilmesi ve karşılaştırılmasının yapılması, sigorta
sektörü ve akademisyenler açısından bilgilendirici bir çalışma olacaktır.
1.4 – Sınırlılıklar
Bu çalışma, sigortacılık sektörünün sadece Devlet Destekli Tarım Sigortaları dalının Dünyada (Amerika, Asya ve
AB) ve Türkiye’de ki gelişimi, uygulanışı ve karşılaştırılması ile sınırlı tutulmuştur.
2. YÖNTEM
2.1 – Model
Araştırma çalışmasında kullanılan tüm veriler, niceleyici kaynaklardan elde edilmiş verilerdir. Dünyada
(Amerika, Asya ve AB) ve Türkiye’de tarım sigortalarının gelişimi, TARSİM’e geçiş süreci, uygulamaların
karşılaştırılması açısından değerlendirilmesi ile ilgili olan veriler, birincil ve ikincil kaynaklar incelenerek elde
edilmiştir. Bununla birlikte ülkemizde yeniden yapılandırılan tarım sigortaları uygulamaları ise hem birincil
hem de ikincil kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda incelenmiştir.
Dünyada ev ülkemizde yeni yapılandırılan tarım sigortalarında çalışmanın birincil kaynağını; öncelikle çalışmaya
temel teşkil eden Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM), Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş. Tarım Sigortaları
Vakfı, Sigorta Şirketlerin Tarım Sigortaları bölümündeki ilgili kişiler ile Dünya da ve Türkiye’deki Tarım
Sigortaları (TARSİM) ile uygulamaları hakkında yapılan birebir görüşmeler sonucunda, konuyla ilgili olarak
yöneltilen sorulara alınan cevaplardan elde edilen verilerden oluşmuştur. İkincil kaynağı ise; ulusal ve uluslararası
alanda yapılmış benzer çalışmalar, konuyla ilgili kurum ve kuruluşların rapor ve kayıtları oluşturmaktadır.
2.2 - Örneklem, Çalışma Gurubu, Veri Toplama ve Verilerin Çözümlenmesi
24
Araştırma konusu ve kullanılan veriler ve çözümlenmesi üç kısımda incelenmiştir.
Birinci kısımda, araştırmaya başlangıç teşkil edecek olan Dünyada ve Türkiye’de tarım sigortalarının gelişimi,
TARSİM’e geçiş süreci, ikincil kaynaklardan elde edilen niceleyici bulgular doğrultusunda incelenmiş ve ikinci
kısım için bir temel öngörü elde edilmesi sağlanmıştır.
İkinci kısmı oluşturan; Devlet Destekli Sigortalarının Dünyadaki ve Türkiye’deki gelişimi, uygulanışı ve de
karşılaştırılması konusu; öncelikle ikincil kaynaklardan yapılan araştırmalardan elde edilen bilgilerden, konunun
temelini oluşturacak verilere ulaşılmıştır. Daha sonra elde edilmiş olan bilgiler doğrultusunda, araştırma konusunun
birincil verilerini oluşturacak olan verilerin elde edilmesi için tarım sigortası sektöründe bulunan ilgili kişilerle
görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde özellikle dünyada ve ülkemizde devlet destekli tarım sigortaları
uygulamaları ile 2006 yılında faaliyete geçen Tarım Sigortaları Havuzu uygulamaları işleyişi hakkında görüşülen
kişilere sorular sorulmuş, ülkemizdeki yeni tarım sigortaları uygulamaları (TARSİM) ile dünyadaki uygulanan
Devlet Destekli Tarım Sigortaları hakkında uygulama ve uyumu konusunda değerlendirme yapmaları istenmiştir
Üçüncü kısımda; araştırmanın sonucunda, tüm bilgiler bir araya getirilerek bir sentez yapılmış, sentezden elde edilen
bulgular doğrultusunda, Türkiye’de uygulanan Devlet Destekli Tarım Sigortalarının (TARSİM) dünyada uygulanan
Devlet Destekli Tarım Sigortalarına, uyumunun sağlanıp sağlanamadı konusu tespit edilmeye çalışılmıştır.
3. BULGULAR
3.1 – Tarım Sigortalarının Tarihsel Gelişimi
Sigorta sektörünün geçmişi, dünyadaki birçok iş sektöründen daha eskidir. Dünyada sigortacılığa benzer ilk
uygulamalara günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Babiller’de rastlanmaktadır. Sigortacılığın ilk yazılı kanun
metinlerine ise, Hammurabi Kanunlarında rastlıyoruz. Bu kanunların en büyük özelliği haydutların saldırısına
uğrayan kervanların zararlarının bütün diğer kervanlar arasında paylaşılmasını öngörmeseydi. Bu, tehlike
paylaşmasının kara taşımacılığındaki ilk örneğidir. Daha sonraları özellikle coğrafi keşiflerin gerçekleşmesi ve
denizcilikteki gelişmeler sayesinde nakliyat sigortaları gelişmiştir. (Güvel, 2007)
Dünyada; geleneksel tarım sigortalarının başlangıcı 18. yüzyıla kadar dayanır. Öncelikle Avrupa’da başlamış olan
bu sigorta dalı; içinde barındırdığı risklerin katastrofik olması ve şirketlerin ellerinde bölgelerin iklim, toprak
yapıları ve ekilip dikilen ürünler hakkında yeterli bilgilerin olmaması sebebiyle ilk denemeleri başarısızlıkla
sonuçlanmıştır. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra teknolojideki hızlı gelişim sayesinde yeniden gündeme
gelmiştir. Özellikle elektronik ve uzay sanayisinin gelişmesiyle birlikte uydu teknolojilerinin gelişmesi katastrofik
yapının belirlenmesinde etkili olmuş ayrıca bu sayede meteorolojik tahminlerin daha kesin, ayrıntılı ve daha uzun
süreli yapılabilmesine olanak sağlamıştır. Bu gelişmeler sayesinde devletin ve özel sigorta şirketlerinin elinde toprak
yapıları, iklim koşullarının değişimi ve ekilip dikilen alanların belirlenmesinde istatistikî verilerin de oluşmasına
olanak sağlamıştır. (Anonim, 2007)
Modern anlamda tarımsal sigorta uygulamaları ise 1770–1800 yılları arasında Avrupa da başlamıştır. İlk kez
İrlanda’da sigorta kooperatiflerince hayvan sigortaları ve Almanya’da ise dolu ve yangın sigortaları yapılmıştır.
Ancak ilk uygulamalar deneyimin yetersizliği, sigortalı sayısının artırılamaması, prim oranlarının düşük ve çoğu
kez sabit olarak belirlenmesi, hasar dengesinin kurulamaması, devlet desteğinin yetersizliği, reasürör bulma güçlüğü
gibi nedenlerle başarısız olmuştur. 19 ve 20.yüzyılda önce Avrupa ülkeleri ve daha sonra ABD ve Japonya gibi
ülkelerde geniş kapsamlı tarım sigortaları uygulamaları başlamıştır. Ülkelerin coğrafi konumu ve iklim koşulları
dikkate alınarak bitkisel üretimi en fazla etkileyen riskler sigorta kapsamına alınabilir. (Demir, 2003)
İş, gelir, damızlık, kasaplık hayvanlar ile süs hayvanlarının hayatları, hastalık, kaza, verimden düşme, zehirlenme,
kastrasyon, cerrahi operasyon, yavru atma ve doğum, ölüm veya zorunlu öldürme halleri, nakliye, yaralanma gibi
risklere karsı sigortalanmaktadır. Bazı ülkelerde bütün hayvanlar sigorta kapsamına alınırken, bazı ülkelerde belirli
sayıdaki hayvan çeşitleri sigorta kapsamına alınmaktadır. (Anonim, 2007)
Tarım sektöründeki riskler ve belirsizlikler; bu sektöründe çalışanların, ekili ve dikili alanlar ile çiftliklerde beslenen
hayvanların hayatlarını olumsuz etkilemektedir Tarım sektöründe ki dalgalanmalar doğal olarak tarım sektöründe
istihdam edilmiş olan kişilerin hayatlarında ve gelirlerinde istikrarsızlığa neden olmaktadır. Bu nedenle, bu
belirsizliğin ve tehditlerin bertaraf edilmesi gerekmektedir. Sektörde meydana gelecek olan hasarların önceden
belirlenebileceği ve bunlar için önlemler alınabileceği bir sisteme ihtiyaç vardır. İşte bu sistem de Tarım Sigortasıdır.
Devlete ya da özel şirketler ait olan sigorta şirketleri tarafından karşılanmakta ve en etkili yöntem olarak
kullanılmaktadır. Tarım sigortalarının başlıca amacı; gelir istikrarsızlığını azaltmak, tarım sektöründe oluşabilecek
olan doğal felaketler ve büyük kuraklıklar için, devlet bütçesinde oluşabilecek olan mali açığı azaltmaktır. Ayrıca
tarım sektöründe, ekonomik gelişmeyi destekleyerek bu sektörde çalışanları doğal afetler karşısında ekonomik
25
anlamda destekleyerek zararlarının bir bölümünün karşılanmasını sağlamak ve tarım sektöründe doğal felaketlerin
yol açtığı sosyo-ekonomik zararlarını hafifletmektir.
Uygulamada olan tarım sigortaları, işleyiş ve karşıladıkları riskler bakımından, uygulandıkları ülkelerin ekonomik
gelişmişlikleri, tarım sektörünün ülke ekonomisi ve bütçelerindeki yeri ve önemine bağlı olarak farklılıklar
göstermektedir. Tarım sektöründe çalışanların geçim kaynağı olan bitkisel ve hayvansal ürünleri çeşitli tehlikelere
ve doğal afetlere karşı teminat altına alan tarım sigortalarının gelişimi, Dünya’nın ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden
örnekler verilerek açıklanmıştır.
3.2 - ABD ve AB Ülkelerinde Tarım Sigortaları Programları
Günümüzde tarımsal üretimi tehdit eden doğal risklerin oluşturduğu “verim” kayıplarından sonra ekonomik risklerin
oluşturduğu “gelir” kayıpları da sigorta sistemleri içerisinde transfer edilebilmektedir. Tarım işletmesindeki malları
(bitkisel ürünler, çiftlik hayvanları, tesis ve barınaklar ile tarım makineleri) ve canları (çiftçi, ailesi ve üçüncü
şahıslar) tehdit eden risklerin etkileri devletin ve ülke ekonomisinin üzerinden alınıp, sigorta sistemlerine transfer
edilmektedir. Tarım sektörünün gelişmiş ülkelerde kredilendirme ve sigortalama işlevleri entegre bir şekilde ele
alınarak hem üreticilere hem de kredi sağlayan kuruluşlara karşılıklı ekonomik avantajlar sağlanarak, ürün ve diğer
mal sigortalarında gelişmeler elde edilip, üretimin istikrarlı bir şekilde sürdürülmesi gerçekleştirilmektedir. (Çetin,
2003)
Çok geniş kapsamlarla verilen tarım sigortaları teminatlarının genelde bitkisel ürünlerin ve çiftlik hayvanlarının
sigortalarıyla tanındığı da bilinmektedir. Bu çerçevede, dünya genelinde elde edilen 7 milyar ABD dolarının tarım
sigortaları primlerinin alt branşlarına göre dağılımı şu şekildedir:
•
•
•
•
•
•
Birden Çok Riske Karşı Ürün Sigortası (Multiple Peril Crop Insurance-MPCI); %49
Dolu Sigortası; %22
Çiftlik Paket Sigortası; %8
Çiftlik Hayvanları Sigortaları; %12
At Sigortası; %5
Diğerleri; %2
Tarım sigortaları prim üretiminin kıtalar bazında dağılımına baktığımızda ise; prim üretiminin yarıdan fazlasının
ABD ve Kanada’yı içine alan Kuzey Amerika’dan elde edildiği görülmektedir. Diğer kıtaların prim dağılımı şu
şekildedir;
•
•
•
•
•
•
Kuzey Amerika; %58
Avrupa; %31
Asya; %4
Güney Amerika; %3
Afrika; %2
Avustralya ve Yeni Zelanda; %2
(Kasten, 2004)
Dünyada “Crop Insurance” olarak bilinen “Bitkisel Ürün Sigortaları” uygulamaları ürünlerin tek riske (genellikle
dolu tehlikesine) karşı sigorta edilmesiyle başlamış, daha sonra diğer riskler de (don, kuraklık ve sel) sigorta teminatı
altına alınarak ürünlere birden fazla risk karşısında sigorta güvencesi verilmiştir.
Dolu, farklı zamanlarda daha çok yöresel bazda etkili bir risk olduğu için sigorta şirketleri tek başlarına bu riski
üstlenebilmekte ve çiftçiler de küçük primler ödeyerek dolu sigortası yaptırabilmektedirler. Ancak, katastrofik
olarak belirlenen kuraklık, don, sel gibi riskler geniş alanlarda ve büyük hasarlara neden olduğu için hem primleri
yüksektir, hem de sigorta şirketleri bu riskleri tek başlarına üstlenememektedir. Bu nedenle birden çok riskin
sigortalandığı ülkelerde çiftçinin sigorta yaptırabilmesi için devlet ürün sigortası priminin en az %50’sini
desteklemekte ve bu uygulama “Tarımda Devlet Destekli Ürün Sigortası” olarak tanımlanmaktadır. Devletin prim
desteği sağlamadığı ülkelerde dolunun dışındaki risklere reasürans şirketleri de teminat vermemektedir. (Dinler,
2000).
3.3 - ABD, Kanada ve Japonya’da ki Tarım Sigortaları Uygulamaları
3.3.1 - ABD’de ki Tarım Sigortası Uygulamaları
ABD’nde elde edilen tarım sigortaları prim tutarı; 3 milyar ABD dolarına ulaşmış durumdadır. Bu primin 1,8 milyar
ABD doları devlet tarafından karşılanmakta, yani devlet, primin %60’ını sübvanse etmektedir. ABD mali
kaynakları, MPCI ve diğer sigorta programlarının getireceği yükü karşılayabilecek düzeydedir. Diğer taraftan, ABD
26
çiftçisinin gelir düzeyi gelişmekte olan ülkelerde kendi geçimini güçlükle sağlayabilen çiftçilerle
karşılaştırılamayacak kadar yüksek düzeydedir. Bununla birlikte, çiftçiler de politik olarak iyi örgütlenmiş olmaları
nedeni ile kendi çıkarlarını koruyabilmektedir (Akçaöz ve Kızılay, 2004)
3.3.2 – ABD Ürün Sigortası Sistemi
Devlet ile özel sigorta şirketlerinin işbirliğine dayanmaktadır. Devlet, sigorta kapsamı ile teminat düzeylerini
belirlemekte, sigorta şirketleri ise poliçeleri pazarlamakta ve sattıkları poliçelerle ilgili hizmetleri sağlamaktadırlar.
(Akçaöz ve Kızılay, 2004)
3.3.3 - ABD’nde Tarım Ürünleri Sigortasının Gelişimi
Tarım Bakanlığı’nın doğrudan poliçe satması ve satılan poliçeden oluşan riskin tamamıyla üstlenilmesi şeklindeki
eski yöntemin terk edilerek, Tarım Bakanlığı’nın sistemi yürütmesi, prim ve poliçe satışını desteklemesi, reasürans
sağlaması ve bunun özel sektörle paylaşılması yönündeki sisteme geçiş şeklinde olmuştur.
2000 yılı itibariyle 17 sigorta şirketi tarım ürünleri sigortası poliçesi düzenlemektedir. Ülke genelinde bulunan
yaklaşık 18.000 adet bağımsız acente birden fazla şirketin poliçesini pazarlamaktadırlar. Devlet desteği ile yürütülen
ve birden çok riske karşı sigorta olarak bilinen MPCI ABD’nde uygulanan geleneksel ve en yaygın sigorta
sistemidir. Bu uygulamada hasar tespitleri, bireysel ve işletme bazında belirlendikten sonra, hasar ödemeleri çiftçiye,
üretimin belirli bir miktarın altına düşmesi durumunda yapılır. Ödemelerin hesaplanması, gerçekleştirilen verim ile
önceden belirlenmiş bir fiyattan hesaplanarak garanti edilen verim arasındaki farkın alınması esasına dayanır
(Akçaöz ve Kızılay, 2004).
ABD’nde ürün sigortaları uygulamaları içerisinde verime bağlı sigortaların yanı sıra ağırlıklı olarak, verim + gelir
ve sadece geliri esas alan ürün sigorta programlarının geliştiği de görülmektedir.
Ürün sigortaları içerisinde yer alan “gelir sigortaları” programları 2001 yılında toplam sigortalanan ekili alanların
%43’ünü oluşturmuştur. Sigorta programlarına katılım, ürün çeşitlenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi yönündeki
gelişmeler ve özellikle çok düşük maliyetli katastrofik ürün sigorta programları (CAT)’nın sisteme eklenmesiyle
ekili alanların %70’inden fazlası ürün sigortası kapsamına alınmıştır. 1980 yılında sadece 26 milyon hektar alanı
kapsayan tarım ürün sigortaları 2000 yılında 200 milyon hektarın üzerine çıkmıştır. Yani, yaklaşık 8 kat bir artış
göstermiştir. 2000 yılından sonra hızla rekabete açılan ürün sigortaları için devletin prim desteğinin yanı sıra özel
sigorta şirketlerinin masraflarının %24,5’ini de karşıladığı da ortaya çıkmaktadır. Devletin bazı yıllarda prim
desteğinden daha fazla tutan yönetim giderlerinin azaltılması yönündeki projelerinin içinde yer alan Crop 1 Projesi
sonucunda %3,5 oranında bir tasarruf sağlandığı bilinmektedir. Çiftçilerin interneti kullanarak sigorta temin etmeleri
ve reklâm şeklindeki gelişmelerin etkili olduğu görülmektedir. Bu arada ABD’nin sigorta şirketleri ve acentelerinin
prim fiyatları konusunda rekabete alışık olmadıkları bilinmektedir. (Leach, 2003).
Ayrıca, toprak yapısı ve ürün verimi aynı kabul edilen ve çok büyük alanlarda üretimi yapılan aynı çeşit ürünler için
grup sigortaları uygulanmaktadır. Grup sigortasında çiftliklerin değil, bölgelerin verimleri esas kabul edilmekte,
hasar olduğunda hasar tespiti yapılmadan riske ilişkin endeksler esas alınarak hasar ödemesi yapıldığı için sigorta
maliyetleri daha düşük olmaktadır. ABD’nde ürün sigortaları yanı sıra çiftlik hayvanları sigortalarında da dünya
genelindeki son olumsuz gelişmeler (BSE, şarbon) çiftlik hayvanları sigortalarına daha fazla önem verilmesi
gerektiğini göstermiştir. ABD 2000 yılından sonra değiştirdiği yönetmelikler ile çiftlik hayvanlarını hayvan
üreticileriyle beraber sigortalamaya yönelik çalışmalara başlamıştır. (Dinler, 2005)
3.4 - Kanada’da ki Tarım Sigortası Uygulamaları
1959 yılında Ürün Sigorta Programı (Crop Insurance Programme-CIP) uygulamaya konulmuştur. Hükümetin ve
üreticilerin program maliyetlerinin paylaşımı, gönüllü katılım, eyalete ait katılım söz konusuydu. Bu program
kuraklık, don, sel, dolu, aşırı nem, kontrol edilemeyen hastalık ve zararlılarda uygulandı.
Net Geliri Dengede Tutma Hesabı (Net Income Stabilization Account) (NISA) İşletme Gelirini Koruma
Hareketi’nin (Farm Income Security Act.) bir bölümü olarak 1991’degeliştirilmiştir.
Üreticiler, hükümet ve katılan eyaletler arasında ortaklaşa geliştirilen gönüllü bir programdır. Bu program uzun
dönem işletme gelirini dengede tutabilmek amacıyla üreticilere yardım etmek için planlanmıştır. Tarımsal Gelir Afet
Yardımı (Agricultural Income Disaster Assistance-AIDA), gelir azalmalarıyla karşı karşıya kalan üreticilere yardım
etme amacı taşımaktadır. Kişilere, çiftçi birliklerine, kooperatiflere bilgi sağlar. Tüm ürünleri kapsamına alır. Brüt
gelir esasına dayanır. (Anonim, 2001)
3.5 - Japonya’da ki Tarım Sigortası Uygulamaları
27
Tarımsal sigorta sisteminde özel sigorta şirketleri yoktur. Çok yönlü kamu sistemi vardır. Bu sistem altı programdan
oluşur. Program; sebzeler, çiçekler, kümes hayvanları hariç hemen hemen tüm ürünleri ve hayvanları kapsar. Bu
programlar; pirinç, buğday ve arpa sigortası (zorunlu katılım), ipekböcekçiliği sigortası (zorunlu katılım), hayvan
sigortası, meyve ve meyve ağacı sigortası, alan ürün sigortası ve sera sigortasıdır.
Tarım sigortası, Tarımsal Karşılıklı Yardım Birliği (Agricultural Mutual Relief Associations) tarafından organize
edilir. Hükümet çiftçilerin primlerini ve sigortacıların yönetim harcamalarının bir kısmını destekler. Pirinç İşletme
Gelirini Dengede Tutma Programı (Rice Farm Income Stabilization Programme), pirinç fiyatında, bundan önceki
üç yılda ortalama fiyata kıyasla gerileme olursa uygulanmaktadır. (Akçaöz ve Kızılay. 2004)
3.6 - AB Ülkelerindeki Tarım Sigortaları Uygulamalarına Genel Bakış
AB’nde; üreticilerin OTP kapsamındaki politikalarla hem afet hem de sosyal sigorta politikaları yardımı ile
risklerden korundukları bilinmektedir. Bu üreticilerin üretim riskleri çiftlik bazında ele alındığında “Risk Yönetim
Stratejileri” ile “Risk Paylaşım Stratejileri’’nin birbirinden ayrı olarak değerlendirildiği de görülmektedir. (Kıymaz,
2002)
3.6.1- AB Ülkelerinin Risk Yönetimi ve Risk Paylaşımı Stratejileri
Kısa sürede pazar bulacak, yüksek verimli, fakat düşük risk taşıyan ürünlerin seçimi yönünde geliştirilmektedir.
Sözleşmeli üretim ve pazarlamayı, türev piyasalarında risk dağıtmayı, kişisel fonları ve sigortayı içermektedir.
(Kıymaz, 2002)
AB’nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına uygun bir yapılaşmayı izlediği, aynı zamanda tarım sigortalarında
çok farklı uygulamalara sahip olan birlik üyelerinin tarımdaki risklerinin aynı esaslarla transferini sağlayacak ve
geliştirecek koordinasyonu yürütmeye başladığı bilinmektedir. (Dinler, 2004a)
AB ülkelerinin, devletin prim desteği verdiği birkaç ülke dışında tarım ürün sigortaları uygulamalarında bugüne
kadar ağırlıklı olarak dolu sigortası üzerinde yoğunlaştıkları ve MPCI (Birden Çok Riske Karşı Ürün Sigortası)
için alt yapı çalışmaları yaptığı bilinmektedir. Yani, AB’nde verime bağlı bir ürün sigortası uygulaması vardır.
Üretim ve geliri kapsayan “gelir sigortası” uygulamaları giderek yaygınlaşma eğilimi göstermektedir. Bitkisel
ürünlerin yanı sıra, çiftlik hayvanları sigortalarının da “AB Ortak Tarım Politikası’nda’’ ne şekilde yer alacağı
yönündeki çalışmalar, Avrupa tarımında “Gelir Sigortasının” ağırlık kazanacağını göstermektedir. (Kıymaz, 2002)
AB uygulamaları değerlendirildiğinde, uzun yıllardan beri dolu sigortalarının yaygın bir şekilde uygulandığı ortaya
çıkmaktadır. AB ülkeleri her şeyden önce; sağlıklı bir dolu sigortası alt yapısının kurulması, ondan sonra devlet
desteği ile diğer teminatların verilmesi yönündeki, uygulama esaslarını aynen uygulamaktadır. Bunun yanı sıra, bazı
ülkelerde diğer katastrofik özellikteki don, sel, kuraklık, fırtına gibi risklerin de sigorta edildiği ve bunların prim
veya hasarlarına devletin destek olduğu bilinmektedir. Bazı ülkelerden örnek vermek gerekirse; Portekiz’de 6’sı
kamuya ait olmak üzere, yetkilendirilen 15 sigorta şirketi tarafından yürütülen havuz sisteminde, devlet oluşturulan
fonun %60’ını finanse etmekte ve %50’ye kadar prim desteğinde bulunmaktadır. Ayrıca, %125’in üzerindeki
hasarlar için, “hasar fazlası ödemesi” yapılmaktadır. (Akçaöz ve Kızılay, 2004)
AB’nin tarım sigortaları uygulamalarında, ABD’nin deneyimlerinden yararlanarak çok daha sağlıklı bir sistemi
kurmayı başaran İspanya’nın modeli, kontrollü devlet desteğinin özel sigorta şirketleriyle başarılı bir şekilde
yürütebileceğini de göstermiştir. Bu çerçevede, devletin sisteme prim desteğinin yanı sıra reasürans desteği
vermesinin bir müdahale şekli olmadığı, aksine bugüne kadar yapılan doğal afet yardımlarının bir parçası olarak
görülmesi gerektiği, daha önce afete maruz kalıp, karşılıksız yardım alanların sigorta sayesinde riske ortak
olmalarının sağlandığı yönündeki görüşler ağırlık kazanmıştır. AB ülkelerinde son gelişmelere paralel olarak, ortak
korumacılık yapısını tarım sigortaları konusunda daha da hissettirecek şekilde özellikle ürün gelir sigortası
sisteminin özel sektör tarafından yönetilecek biçimde kurulması, prim ve reasüransa kamu desteğinin sağlanması
fakat prensip olarak kamu müdahalesinin olmaması tercih edilmektedir.
Kamu müdahalelerinin sadece düşük olasılıklı olmasına rağmen, yüksek riskli doğal afetlerin oluşturacağı pazar
tıkanıklığında ve çiftçilerin kaynaklarının uygun değerde kullanılması, oluşan verim kayıplarının önlenmesi
yönünde müdahale olabileceği düşünülmektedir. Mevcut reasürans kapasitesinin üzerindeki kaynak ihtiyacının
karşılanması için, bulunması İspanya örneğinde olduğu gibi sermaye piyasaları yeterince gelişene kadar kamu
katkısının yapılması gerekmektedir (Kıymaz, 2002; Dinler ve ark. 2002)
3.7 – Türkiye’de Devlet Destekli Tarım Sigortalarına (TARSİM) Geçiş Süreci
1995 yılına gelindiğinde, o güne kadar sürdürülen mevcut dolu sigortalarının geliştirilmesi, daha sonra devlet desteği
sağlanarak, “ Birden Çok Riske Karşı Ürün Sigortaları - MPCI ” uygulamalarına geçilmesi için uygun modelin
“Tarım Sigortaları Havuzu ” olduğu görüşüyle dolu sigortaları altyapı çalışmaları başlatılmıştır. Bu çerçevede,
28
öncelikle dolu sigortaları uygulamalarındaki sorunların giderilmesi, Türkiye’de tarım sigortalarının geliştirilmesi ve
uygun sistemlerin kurularak bazı faaliyetlerin bağımsız bir merkezden yürütülmesi amacıyla, 1995 yılında Tarım
Sigortaları Vakfı (TSV) kurulmuştur.
Tarım Sigortaları branşında faaliyet gösteren resmi ve özel tüm sigorta ve reasürans şirketlerinin Tarım Sigortaları
Vakfı'na üye olmasından sonra özellikle, tarım ürünleri hasar tespitinin aynı teknik bilgilerle bağımsız uzmanlar
tarafından belirlenmesi sağlanarak, çiftçinin hasarlarını gerçek değerlerle ödeme amacıyla ortak hizmet veren
bağımsız bir hasar havuzu oluşturulmuştur. (Anonim, 2006)
Diğer taraftan vakıf sigortalı olanların yanı sıra, sigortasız ürün ve risklere ait bütün istatistiksel veriler, ayrıca bilgi
bankası şeklindeki bir veri havuzunda toplanmakta ve değerlendirilmektedir. Tüm veriler GIS (Coğrafi Bilgi
Sistemleri) içerisinde ayrı ayrı analiz edilmekte ve prim fiyatlarına esas teşkil edecek aktüeryal çalışmalar
yapılmaktadır. (Güngör, 2006)
Tarım sigortasının ülkemizde önemi anlaşılmaya başlanmasıyla birlikte, konu kalkınma planlarında da ele alınmaya
başlanmıştır. Tarım sigortasına, 1985–1989 yıllarını kapsayan Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda 172. Madde
‘de, Tarımsal Destekleme Politikası başlığı altında, "Tabii şartlardan doğan gelir istikrarsızlığına karşı tarım ürün
sigortası kurulması için çalışmalar yapılacaktır" şeklinde yer verilmiştir. (Anonim, 1989)
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda 1282. Madde, "Çiftçi Kayıt Sistemi, Tapu Kadastro Sistemi, Coğrafi Bilgi
Sistemi ve Çiftlik Muhasebe Veri Ağının Geliştirilmesi sağlanacaktır. Tarımsal veri tabanını kullanan Tarım Bilgi
Sistemi kurulacaktır", 1283. Madde ise "Üreticiyi ve üretim düzeyini risklere karşı korumak amacıyla Risk Yönetimi
araçları geliştirilecektir. Bu çerçevede; tarım ürünlerine yönelik sigorta sistemi, vadeli işlemler borsası, sözleşmeli
tarım ve stok yönetimi araçlarının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve etkin şekilde uygulamaya konulması
sağlanacaktır" ifadeleriyle düzenlenmiştir. (Anonim, 2005)
2000 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığının başlattığı ‘‘Tarım Reformu Uygulama Projesi’’ (Agricultural Reform
Implementation Project - ARIP) çerçevesinde tarımda devlet destekli doğal afet sigortalarının başlaması
öngörülmüştür. 2001 yılında program çerçevesinde tarım sigortalarını engelleyen iki yasadan biri olan 5254 Sayılı
Yasa yürürlükten kaldırılmıştır. 2090 Sayılı diğer yasa yürürlükte olmasına rağmen hasar ödemelerine ilişkin fon
iptal edildiği için uygulamada aktif değildir. Bugün için devletin doğal afetler karşısında çiftçiye karşılıksız
yardımları yapmasını sağlayan uygulamaların tamamı kaldırılmış durumdadır. Ancak, çiftçiye güvence sağlayacak,
"Tarımda Doğal Afet Sigortaları Yasası" da çıkarılmamıştır. 2001 yılında bir taraftan,
‘‘Tarım
Reformu Uygulama Projesinin’’ Dünya Bankası kredisi ile desteklenmesi için bir ön çalışma başlatılmış, diğer
taraftan yasal düzenlemelere ilişkin alt yapı çalışmaları yürütülmüştür. 58. ve 59. Hükümetler, Acil Eylem
Planları'nda tarım sigortasının geliştirilmesini ve tarım sigortası primlerine devlet desteğinin verilmesini hedef
olarak belirlemişlerdir Bu hedefler doğrultusunda yapılan alışmalar sonucunda 5363 sayılı Tarım Sigortaları
Kanunu, 14.06.2005 tarihinde kabul edilmiştir. (Güngör, 2006)
5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanununun 21. Haziran. 2005 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmasıyla Tarım
Sigortaları Havuzu ve buna bağlı olarak kurulan Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş. faaliyete geçmiştir. Bu
kanunla birlikte tarım sigortalarında bir milat yaşanmış ve birçok tarım sigortacısının beklediği olmuş ve tarım
sigortalarında havuz sisteme geçilmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, Hazine Müsteşarlığına,
Sigortacılık Genel Müdürlüğü ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ortak çalışmaları sonucunda, ikincil
mevzuatlar süratle hazırlanmış ve sistemin iyi bir şekilde çalışması için gerekli altyapı tamamlanmıştır. Alt
yapının temeli ilk etapta tarım sigortaları vakfından alınmış ve bunun üzerine inşa edilmiştir. Ancak daha sonra
yapısal değişikliklere gidilmiştir. Bu kapsamda, işlevsel bir bilgi işlem altyapısı oluşturulmuş ve risk inceleme
ve hasar tespit işlemlerinde, modern yöntemler uygulamaya konulmuştur.
Yeni sistemle birlikte, bir yandan çiftçinin ödeyeceği sigorta primine Devlet Desteği verilmesi sağlanırken, diğer
yandan sigortacılık uygulamalarının yeknesak hale getirilmesi, teminat kapsamının aşamalı olarak genişletilmesi
ve çeşitlendirilmesi, tazminat ödemelerinin en kısa sürede yapılması, tarım sigortalarının ülke genelinde
geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması hedeflenmiştir. Bu çerçevede; özellikle bitkisel üretimde, geçmişte kısıtlı
olarak sunulmakta olan dolu teminatının yanı sıra, don riski dâhil pek çok risk kapsama alınmıştır. Bu sürecin
tamamlanmasından sonra 01.06. 2006 tarihide TARSİM devreye girmiş ve poliçe kesme işlemlerine başlamıştır.
TARSİM başlangıçta 13 sigorta şirketinin havuza eşit paylarla üye olmasıyla yola çıkmıştır. Bugün havuzda 23
sigorta şirketi ortaktır. Bu şirketlerden 5 tanesi aynı zamanda retrosesyonerdir. Devlet destekli tarım sigortaları
uygulamaları için 5683 sayılı kanunda bir organizasyon yapısı oluşturulmuş, devlet primlerin %50’sini karşılama
yoluna gitmiştir. Sistemin işleyişi de şu şekilde düzenlenmiştir.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından, TZOB, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği
ve Havuz İşletici Şirketten 1 olmak üzere, toplam 7 üyeli bir havuz yönetim kurulu oluşturulmuştur.
29
Havuzunun iş ve işlemlerini yönetim kurulu adına ‘‘Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş.’’ yürütmektedir.
Devletin prim desteğini sağlayacak şekilde diğer ilgili kurumlarda sistemde yer almışlardır. Prim toplama, reasürans
sağlama ve hasar ödeme görevleri Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş. tarafından yürütülmektedir. 5363 sayılı
Tarım Sigortaları Kanununda belirtildiği şekilde Devletten; prim, hasar fazlası ve reasürans desteği sağlamıştır.
Tarım Sigortaları Havuzu İşletmesi A.Ş. ilk etapta 13 Sigorta Şirketi tarafından kurulmuş, akabinde bu sayı bu gün
24 sigorta şirketine yükselmiştir. Tarım Sigortaları Havuzu, DASK benzeri bir kurum değildir. Düzenlenen
poliçeler, şirketlerin kendi adına düzenlenmektedir.
Bugün TARSİM’ de sekiz Ana Branşta sigorta yapılmaktadır. Bunlar;
•
•
•
•
•
•
•
•
Bitkisel Ürün Sigortası
İlçe Bazlı Kuraklık Verim Sigortası
Sera Sigortası
Büyük Baş Hayvan Hayat Sigortası
Küçük Baş Hayvan Hayat Sigortası
Kümes Hayvanları Hayat Sigortası
Su Ürünleri Hayat Sigortası
Arıcılık (Arılı Kovan) Sigortası
4. TARTIŞMA
Bu çalışmanın amacı; dünyadaki tarım sigortalarının gelişim süreçlerini ve süreç içinde ki gelişmelerinden yola
çıkarak, ülkemizde 2005 yılında faaliyete geçen TARSİM’in incelenmesiyle, ortaya bir veri sentezi çıkarmaktır.
Çıkarılan bu verilerden yola çıkarak da, tarım sigortaları havuzunun getirdiklerini, tarım sektörü açısından bir analizi
yapılarak, ülkemizde uygulanan devlet destekli tarım sigortalarının dünya genelinde uygulanan benzer
uygulamalarla ne kadar uyum sağladığını tespit etmeye yönelik bir çalışmayı ortaya koymaktır.
Ancak, bunun için öncelikle tarım sigortalarının gelişimine ve bu gelişmelerinin nedenlerine de bakmamız
gerekmektedir.
Dünya genelinde, tarım sigortalarının gelişim sürecine bakıldığında, teknolojik gelişmelerle paralel olarak bir
büyüme gösterdiğini görmekteyiz. Teknolojik gelişmelerdeki çeşitlilik arttıkça da, güvence altına alınan risklerin
çeşitlendiğini görmekteyiz. Özellikle uzay ve uydu teknolojilerinin gelişmesiyle, iklimsel olayların önceden
öngörülebilir olması ve risklerin önceden büyük bir doğrulukla belirlenebilmesini sağlamıştır.
Bu da; tarım sigortasındaki risklerin daha çok katastrofik olması ve dar bir alandan ziyade geniş bir alanda etkili
olmasıdır ki bu da sigortacılığın bu dalındaki risk faktörünün nedenli büyük olduğunun göstergesidir. Ayrıca ortaya
çıkacak olan hasarların da şirketlerin tek başlarına karşılayamayacak olmalarının da, devletler tarafından anlaşılması
ile bu dalın gelişmesinde, sigorta şirketlerinin finansal desteğe ihtiyaçları olduğu gerçeğinin de net bir biçimde
anlaşılmasını sağlamıştır.
Diğer bir neden ise, artan dünya nüfusu ve bunun sonucu olarak da artan kaliteli beslenme ihtiyacıdır. Başta da
belirttiğimiz gibi tarım sektöründeki en büyük sorun risklerin katastrofik olması ve bu risklerin de, geniş bir alanı
kapsamasıdır. Durum bu olunca da tarım işiyle uğraşan nüfusun gelir düzeyinde ciddi düşüler oluşmakta ve ekim
dikim yapacak alanların olmasına rağmen, çiftçilikle geçimini sağlayan nüfusun yeterli gelir düzeyi sağlayamadığı
için buraların atıl bir biçimde kaldığı ve çoğu kişinin çiftçilik yapmaktan kaçındığı gözlemlenmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında da, sigortanın bu dalının gelişmesi ve beslenme kaynaklarında devamlılığın sağlanarak, beslenme
sıkıntı çekilmemesi için, devlet desteğinin şart olduğu net bir biçimde ortaya çıkmıştır.
Bu nedenleri tespit ettikten sonra, şimdi tarım sigortalarının gelişimini bu veriler ışığında incelemeye başlayabiliriz
Dünya genelinde, teknolojik gelişmelerin yeterli düzeye gelmesinden sonra, tarım ürünleri öncelikle dolu riskine
karşı sigorta edilmeye başlamış, daha sonra teknolojik gelişmelerin çeşitlenmesi ve gelişimine bağlı olarak da don,
sel, kuraklık, fırtına, yangın gibi riskler de sigorta kapsamına alınmışlardır. Daha sonra ise, bitkisel risklere ek olarak
hayvan hayat sigortaları da risk kapsamına alınıp sigortalanmaya başlamış be bu dalda da çeşitlilik arttırılmıştır
Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki, dünyada uygulanan tarım sigortalarının çeşitleri, sigortalanma şekilleri ve
poliçelerin kapsamları, ülkelerin ekonomik gelişmişliklerine, nüfus sayılarına bağlı olarak, beslenme ihtiyaçlarının
karşılanması açısından ürettikleri tarım ürünlerine, ülkelerin ekonomileri içinde, tarım gelirlerinin yeri ve önemine
bağlı olarak değişmektedir. Bu durumda ülkeler, uygulamada hangi sistemi benimsemiş olurlarsa olsunlar, dünyada
tarım sigortaları gelişimi, başta belirttiğimiz özellikle beslenme ve devlet bütçelerinde tarım gelirlerinin
büyüklüğüne bağlı olarak da, gelişme göstermeyi sürdürmüştür. Dünyada, 2005-2008 dönemine bakıldığında, tarım
30
sigortalarında önemli bir prim gelişmesi görülmektedir. Tarım sigortaları için ödenen primler, 2005 yılında yaklaşık
8 milyar $ iken 2008 yılında yaklaşık 18.5 milyar $’ a yükselmiştir. Bu da çok ciddi bir artış olduğunun kanıtıdır.
Bununla birlikte; bugün için, tarım sigortalarının sürdürülebilir bir uygulamanın alt yapının oturtulması açısından
dünyada ve ülkemizde MPCI (Birden Çok Riske Karşı Ürün Sigortası) uygulanmakta ya da alt yapısının
kurulması için çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Ancak bu sistemin sağlıklı bir biçimde işlemesi, ülkelerinin
ekonomi büyüklüğü ve doğacak olan giderleri karşılayabilme oranı ile doğru orantılıdır. Örneğin ABD’nin
ekonomik yapısı bu sistemin işlemesi için yeterlilik gösterirken, az gelişmiş olan ülkelerde bu sistemin sağlıklı bir
biçimde uygulanmasında büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bunun sebeplerinden biri, ülke ekonomilerinin büyüklüğü
olsa da, diğer bir sorun ise güçlü çiftçi birliklerinin ve alt yapılarının tam olarak kurulamamış olmasıdır.
Bu gelişme döneminde de, ülkemizde tarım sigortalarında gelişmeler olmuş ve 2005 yılında çıkartılan Tarım
Kanununa istinaden 2006 yılının Tarım Sigortaları Havuzu ve buna bağlı olarak kurulan Tarım Sigortaları Havuz
İşletmesi A.Ş. faaliyete geçmiştir. 01.06. 2006 tarihide TARSİM devreye girmiş ve poliçe kesme işlemlerine
başlamıştır. Başlangıçta 13 şirketle işe başlayan havuz, bugün 24 şirketin havuza dâhil olmasıyla daha da
büyümüştür.
Ancak her sistem değişikliğinde kendini gösteren rahatsızlıklar ortaya çıkmıştır. Sistemin alt yapısı Tarım Sigortaları
Vakıfı’ndan (TSV) devralındığı için alt yapı sorunsuz bir biçimde işlese de uygulamada sorunların ortaya çıktığı
gözlemlenmiştir.
Bunlardan ilki sigorta şirketleri tarafındadır. Sistem hayata geçirildikten sonra, havuza dâhil olan sigorta
şirketlerinin ayrı bir Tarım Sigortaları Bölümü olmadığıdır. Bu durumda sisteme dâhil olan sigorta şirketlerinin
birçoğunun bir acente gibi davranarak, sadece karını düşünerek üretim yaptığı ve bu yüzden de çok riskli poliçelerin
sisteme girildiği ve bu da, sistemde aynı zamanda retrosesyoner olarak bulunan şirketlerin, kazançlarını düşürdüğü
bir durumu ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, sistemin devreye girdiği ilk dönemlerde, tarım sigortaları için kesilen poliçe
sayında ve poliçe gelirlerin de umulan düzeyde bir artış olmadığı da, bu da şirketlerde nitelikli eleman istihdamı
sağlanmasında güçlük yarattığını ve de ayrı bir tarım servisi kurmasının da önünü tıkadığı sektör çalışanları
tarafından ifade edilmiştir. Bu durumun halen devam etmekte olduğu yönünde fikir birli olduğu da gözlemlenmiştir.
Yine uygulamaya konulan sistem de, tahsilat yapılanmasının doğru yapılandırılmamasından dolayı, tahsilatların
yapılamasından kaynaklı olarak bir süre sonra poliçe üretimlerinde ciddi düşüşlerden edişe edildiği, sektör
çalışanları tarafından ifade edilmiştir. TARSİM tarafından yayınlanan faaliyet raporlarında üretimin her yıl artarak
devam ettiği gösterilmiş olsa da, sektörde ki şirketlerin bu artışların yeterli gelir sağlamada, yeterli olmayacağı
düşüncesi hala sektörde hâkim düşüncedir.
Diğer bir uygulamada, yine TARSİM tarafından Geleneksel Tarım Sigortası poliçesinin ÇKS sistemine kayıtlı olan
çiftçilere kesilmesinin yasaklanmış olmasıdır. Bu yasak, ÇKS sistemine kayıtlı hiçbir çiftçiye, TARSİM poliçesi
haricinde bir poliçe düzenlenememesidir, Ayrıca, hasar olduğunda hasara bakacak olan bağımsız olması kanun
gereği olan hasar eksperinin TARSİM için çalışıyor olmasıdır. Bu uygulamanın dünyada bir benzeri daha
yoktur kanaatindeyim.
Tarım Sigortası sektörünün bugün ki durumun da, poliçeyi oluşturan kurum da hasarı tespit eden ve bağımsız
olması gereken ekperin TARSİM’e bağlı olarak çalışmasıdır. Bu durum sektör içinde ciddi bazı sorunlara yol
açabilmektedir. Bu iki işlemin bir kuruluş tarafından yapılıyor olması, kurumun iş yükünü çoğalttığından özellikle
hasar ekspertizlerinin ve hasar ödeme zamanlarının uzamasına yol açabilmektedir ki bu da çiftçilerin mağdur
etmektedir. Ayrıca çiftçilerin istenilen düzeyde poliçe yaptırmamalarında da büyük bir payı vardır.
Sistemin değişmesinden sonra, sektörde oluşan sorunlardan biri olarak ortaya çıkan konu da, ayrı bir tarım sigortaları
bölümü olmayan şirketlerin elemanları ve onlara bağlı olan ve tarım sigortası poliçesi düzenleyen sigorta acenteleri,
yeni sisteme geçen tarım sigortası konusunda, konuya tam olarak hâkim olamamışlardır. Bu durumun; sistemin yeni
oluşundan ve şirketlerin daha önceden bu sigorta dalına yeterli ilgiyi göstermeyerek, çalışanlarına ve bağlı
acentelerine gerekli olabilecek olan temel eğitimi vermemiş olmasından kaynaklandığı belirtilmiştir. Bu durum
TARSİM’n ilk yıllarında ortaya çıkan bir sorun olmakla birlikte hala çözüme kavuşturulamamıştır. Bu da, TARSİ’e
hem poliçe hem de pirim üretimi şeklinde yansımaktadır. Ayrıca, sistemden faydalanacak olan çiftçilerin de sisteme
soğuk durmalarına ve yapılacak olan yeni poliçe sayısını bir hayli aşağı çeken bir durum oluşturmakta olduğu
yapılan görüşmeler sonucu tespit edilmiştir.
31
5. ÖNERİLER
Yapılan bu çalışma neticesinde, ülkemizde uygulana Devlet Destekli Tarım Sigortalarının (TARSİM) içeriğinin ve
kapsamının dünyada uygulana sistemlerden çok büyük farklar taşımadığı yönündedir. Uygulanan sistemler her
ülkenin tarımsal ürün çeşitliliğine ve koruma gereksinmelerine göre belirlenmektedir. Bu gereksinimin
belirlenmesinde uygulanan ölçütler; ülkelerin ekonomik gücüne bağlı olarak sistemin devamlılığını sağlayacak
finansal kaynakların sektöre sağlanmasına, beslenmede ihtiyaç duyacakları temel besinlere, tarımsal alanda yapılan
ihracata ve buna bağlı olarak sağlanan gelirin, ülkenin bütçe kalemlerindeki büyüklüğüne bağlı olarak
belirlenmektedir. Ülkemizde de bu kıstaslar göz önüne alınarak sistem yapılandırılmış olup, ihtiyaca göre
şekillendirilmektedir. Ancak, bizim sistemimizdeki sorun, yapısaldır. Yani, sistemin işleyişi için gerekli olan yapısal
düzenlemelerin, zamanında yapılaması ve bilinen ana sorunların giderilmesi ya da en azından iyileştirilmesi için
yapılan çalışmaların çok yapılması ya da göz ardı edilerek çözümsüz bırakılmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum
genellikle sistem içinde olan kişilerin ya yetkisiz olmasından ya da şahsi nedenlerinden dolayı çözümsüz kalması
durumudur.
Yukarıda belirtiğimiz pek çok sorunun çözümü olsa da, 2006 yılında faaliyete geçmiş olan TARSİM sisteminin de,
hala sorun olarak durmakta ve hala çözülememekte ya da çözülmemektedir. Bu durumda, sistem için belirlenen pek
çok hedefin gerçekleşmesini zorlaştırmakta, istenilen hedeflere varılmasında engel teşkil etmektedir. Bu gün
itibariyle, başlangıçta belirlenen hedeflere bakıldığında, hepsinde geri kalındığını görmekteyiz. Poliçe ve prim
üretimi yetersiz kalmaktadır. Yapılan poliçe sayısı her yıl artmakta olsa bile, bugün için kesilen poliçe sayısını,
ülkenin tarım yapılan alanlarıyla karşılaştığımızda, sigortalı alanın ancak %15 veya %20 olduğunu görmekteyiz ki
bu dünyada gelişmiş ülkelerdeki rakamlarla karşılaştırıldığında çok düşük bir yüzeye tekabül etmektedir. Keza
hayvan hayat sigortalarında da durum farklı değildir.
Bu durumda, yapılması gereken öncelikli ilk iş sistemde, sistemi tıkayan, yavaş ilerlemesini sağlayan ya da tıkayan
tüm sorunlar için bir yenilenmeye gidilmeli ve istemin aksamasını sağlayan tüm parçalar ki, buna sistem içindeki
alt, orta ve üst düzey yöneticilerde dâhildir, sistemden çıkarılmalıdır. Tahsilat sistemi, hasar ekspertiz sistemi,
poliçelerde uygulanan muafiyet sisteminin hasar ödemedeki hesaplamada ortaya çıkan sorunlar ivedilikle
çözümlenmelidir. Poliçelerin bu kısımlarında yenilenmeye gidilmeli ve aksayan bu yönler için yeni çözümler
üretilmelidir.
Yine, sistemde olan ve çalışan tüm oyuncular (TARSİM çalışanları, sigorta şirketi çalışanları, acenteler, eğitmenler
ve de akademisyenler) sıkı bir bilgilendirme eğitimden geçirilmeli. Keza ürünün kullanıcısı olan çiftçilere sistem
doğru anlatılabilmesi ve sigorta bilincinin arttırabilmesi için sık sık eğitim seminerleri düzenlenmeli ve bu
seminerlerde basit, anlaşılır bir dil kullanılmalı ve bu eğitimlerin eylenerek öğrenme metotlarına göre hazırlanması
sağlanmalıdır. Özellikle ülkemizde tarımsal üretimin yoğun olan bölgelerinde, bu eğitimler ilköğretim ve üniversite
seviyelerinde okuyan öğrencilerin almasını sağlamalı ve akademik anlamda ilgili bölümlerin ders müfredatlarına
Tarım Sigortaları dersi konulması için üniversite yönetimleriyle irtibata geçilerek konu hakkında farkındalık
yaratılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda bu dersleri verecek olan öğretmen ve akademisyenler de ‘’ Eğitimcilerin
Eğitimi’’ seminerlerine alınarak en güncel bilgilerin ve uygulamaların aktarılması sağlanmalıdır.
Bu değişimler yapıldığında, tarım sigortaları (TARSİM) sistemindeki aksaklıklar büyük ölçüde azalma gösterecek,
poliçe üretimi ve pirim tahsilatı bazında büyüme eğiliminin artmasında ve istenilen hedeflerin yakalanmasında ve
dünyada gelişmiş ülkelerin uyguladığı sistemlerin, ülkelerinin ekonomisi için ürettikleri sigorta katma değerlerine
yaklaşılarak, onlarla daha iyi şartlarda rekabet edilmesine olanak sağlayacak büyük bir ilerleme kaydedilecektir.
KAYNAKÇA
Anonim, (2001) Risk Management Tools for EU Agriculture , European Commission Agriculture DirectorateGeneral, Working Document
Anonim, (2004) “Tarım İstatistikleri Özeti”, DİE, Ankara, 2004
Akçaöz, H, Kızılay H., (2004) ‘’Çeşitli Ülkelerde Tarım Sigortası Uygulamaları’’ TSV, 2004
Çetin, B., (2003) ‘‘Tarımsal Sigorta İşletmeciliği’’ Öztan Matbaası, Bursa
Demir, A. (2003) "Tarım Sigortası", Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü, TEAE-Bakış, Sayı 4, Nüsha 2,
Eylül 2003
Dinler, T., (2000) Tarımda Risk Yönetimi ve Türkiye’de Tarım Sigortaları Uygulamaları, TMMOB Ziraat
Mühendisleri Odası 5. Teknik Kongresi , Ankara
Dinler, T., (2004a) Dünya’da ve Türkiye’de Tarım Sigortaları Uygulamaları.
32
Dinler, Tanfer, Yaltırık A. (2005) "Tarımda Risk Yönetimi ve Tarım Sigortaları", ZMO, VI. Tekn. Kong. Bild.
Notu, TSV, (05.01.2005)
DPT, Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1985–1989, Yayın No: Dpt:1974.
DPT, Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1985–1989, Yayın No: Dpt:1974.
DPT, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1996–2000, Yayın No: Dpt:1996.
DPT, Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 2001- 2005,
http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/viii/plan8str.pdf. E.T. (15.10.2007)
DPT, Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 2001- 2005,
http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/viii/plan8str.pdf. E.T. (15.10.2007)
DPT, (2009) Tarım Sektöründe Çalışan Nüfus ve GSMH Oranı http://www.dpt.gov.tr/DPT. portal E.T.
(10.08.2009)
Güngör M. (2006) Türkiye’de Tarım Sigortası Uygulamaları ve Devlet Destekli Tarım Sigortası Yüksek Lisans
Tezi, Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü Sigortacılık Anabilim Dalı, İstanbul, 2006
Güvel, E., Güvel, A., (2002) ‘‘Sigortacılık’’ Seçkin Yayınları, ss, 64-66 , Ankara, 2007
Kasten, E., (2004) Agriculture Insurance: Untapped Business Opportunities, Focus
Kıymaz, T., (2002) Tarım Sigortaları ve Dünya’daki Gelişmeler, TSV Tarım Sigortaları Sektörü Değerlendirme
Toplantısı İstanbul
Kıymaz, T., Dinler, T., Saner, G., Akçaöz, H., (2002) Agricultural Insurance in Turkey. Risk Management in
Mediterranean Agriculture: Agricultural Insurance Seminar in Zaragoza, Spain
Leach, B.M., (2003) U.S. Risk Management Program: Building on Experience: New Insurance Solutions on
the Horizon, European Conference Natural Risk and Insurance in the Agricultural Sector, Perspectives in the
Europe of 25 Greece
33
KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK
SİGORTASINDA HASAR ORANLARININ HESAPLANMASI VE HASAR
ORANLARININ TAHMİNİ EMEKLİER SİGORTA ÖRNEĞİ
N. Aycan EMEKLİER1
Şeref HOŞGÖR2
ÖZET
Türk sigortacılık sektörünün gelişmesinde önemli bir yeri olan Trafik Sigortasının,
serbest tarifeyle belirlenen primleri son zamanlarda sigortalılar için ödenebilir rakamlar
olmaktan uzaklaşırken, sigorta şirketlerinin de teminat kapsamı dahilinde meydana gelen
hasar tazminatlarını ödeme güçlerini zorlayan bir sigorta branşı haline gelmiştir. Özellikle 1
Haziran 2015 tarihinde yürürlüğe giren, trafik sigortası teminat kapsamındaki değişiklikler
motorlu araç işletenlerin hak ve yükümlülüklerini arttırmıştır.
Trafik sigortası insanların kaza sonucu 3. Şahıslara vermiş oldukları maddi ve bedeni
zararları temin etmekle beraber, öncesinde getirmiş olduğu prim ödeme zorunluluğu son
zamanlarda insanların maddi olarak karşılık ayıramama probleminden kaynaklanmasından
dolayı bu durum trafikte sigortasız dolaşan araç sayısının beş milyona kadar çıkmasına sebep
olmuştur.
Bu çalışmada sigortacılık sektörü, Trafik Sigortası branşında mevzuat açısından
incelenmiş, son on yıldaki gelişimi; hasar prim oranları baz alınarak karşılaştırılmıştır.
Karşılaşılan problemler odaklı olarak ilerlenen sürecin sonunda da sektörün içinde aktif olarak
faaliyet gösteren Emeklier Sigorta acentesinin özel bir sigorta şirketinden kesilmiş trafik
poliçeleri verileri kullanılarak, sigorta şirketlerinin risk prim hesaplama yöntemlerinde acente
kanallarının sahip olduğu risk faktörlerini de bir etken olarak göz önünde bulundurabilmesi
gerekliliği üzerinde durulmuştur.
Aynı zamanda trafik sigortası denetim ve yaptırım sisteminde eksiklikler olduğu, bu
durum devam ettiği sürece trafik sigortası branşında, hem ekonominin önemli bir istihdam ve
fon akışının sağlandığı sigorta sektöründen olumsuz yönde etkileneceği hem sigorta
şirketlerinin yüksek prim gelirlerine rağmen zarar etmeye devam edecekleri, hem de
Türkiye’de yaşamakta olan vatandaşların, günden güne artmakta olan policesiz dolaşan taşıt
sayısının doğuracağı sigorta prim artışı gibi sonuçlara katlanmak zorunda oldukları bir
ortamın doğacağı sonucuna varılmıştır.
Anahtar Sözcükler: Sigorta, Risk, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, Trafik Sigortası, Hasar Sıklık Oranı
1.GİRİŞ
İnsanlar doğduğu günden itibaren başlayıp hayatta kaldıkları sürece her zaman bir takım risklerle karşı karşıyadır.
Bu risklerin bir kısmı bireyin malına yönelik olup; para ile ölçülebilir menfaat iken bir kısmı ise para ile ölçülebilir
bir menfaat olmayıp bireyin hayatını tehdit eden veya tehdit altına sokabilecek risklerdir. Sigortanın doğuşu,
bireylerin öncelikle kendilerini düşünerek, karşı karşıya kalabilecekleri bir risk sonucunda var olan mal varlıklarının
ve hayati değerlerinin karşılaşabilecekleri tehlikeler sonucunda altından kalkamayacakları zararlara sebebiyet
vermesinden kaçınmalarıyla başlamıştır. Günümüzde sigorta sektörü, dünya ekonomisinin önemli bir kısmını
oluşturan ekonomik açıdan güçlü bir sektör haline gelmiştir.
Tablo 1 : 2015 Yılı Sektördeki Şirket Sayısı
2015
1
2
HAYAT DIŞI
36
HAYAT
4
HAYAT/EMEKLİLİK
19
REASÜRANS
1
TOPLAM
60
N.Aycan EMEKLİER, < [email protected]> , Şirket Müdürü, Emeklier Sigorta
Şeref HOŞGÖR, [email protected], Yrd.Doç.Dr, Başkent Üniversitesi
34
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu, Türkiye’de Sigorta ve Bireysel Emeklilik
Faaliyetleri Hakkında Rapor ,2015
Tablo 1 de görüldüğü üzere 2015 yılı sonu itibariyle Türkiye’de faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin 36’sı
hayat dışı, 19’u hayat ve emeklilik, 4’ü hayat ve 1 tanesi reasürans şirketidir. Mal sigorta branşında da hizmet veren
bu 36 hayat dışı sigorta şirketleri hazine müsteşarlığınca her sene yayınlanan istatiksel verilere göre incelendiğinde,
Türk sigorta şirketlerinin prim portföyünde % 50 gibi önemli bir paya sahip olan oto kasko ve Trafik sigortalarındaki
teknik kar ve zarar sonuçları, sigorta şirketlerinin ciddi seviyede kar veya zarar durumunu etkileyebilecek derecede
bir öneme sahiptir. Bu nedenle sigorta şirketleri, söz konusu branşlardaki iş kabullerini, özellikle bu aşırı rekabet
ortamında çok dikkatli yapmak durumuyla karşı karşıyadırlar.
Türk sigortacılık sektörünün gelişmesinde önemli bir yeri olan Trafik Sigortası branşında sigorta
şirketlerininin ve sigortalıların son yıllarda artan problemleri çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır.
1.1. Türkiyede Trafik Sigorta Branşının Son Yıllar İçerisinde Gelişimi
Trafik sigortasının 2006 yılından 2015 yılına kadar gelişimi dolar döviz kuru cinsinden incelendiğinde
Tablo 2’den anlaşılacağı üzere sigorta şirketlerinin, 2011 ve 2014 yılları dışında genel olarak prim üretiminde artış
görülmüştür. Diğer yandan sigorta şirketleri tarafından trafik sigortası branşında ki, 2014 yılına kadar ödenen
tazminat tutarının prim artışına paralel şekilde artış gösterdiği ancak 2015 yılında ödenen tazminat tutarında düşüş
yaşandığı görülmüştür.
Tablo 2’den görüldüğü üzere 2014 yılı prim üretimindeki azalışa karşılık ödenen hasar tutarındaki artış, aynı yıl
içerisinde sigorta şirketlerinin bu branşta zarara uğramalarına neden olmuştur.
2015 yılındaki verilere bakıldığında ise yine Kara Araçları Sorumluluk Branşında düzenlenen poliçelerin
%74’ ünün Trafik Sigortasına ait olduğu görülmektedir. Kara Araçları Sorumluluk Branşında, Trafik sigortasının
direkt prim ve ödenen tazminattaki payı ise sırasıyla %92 ve %97’dir. Bununla birlikte, 2015 yılında, gerçekleşen
tazminat tutarında meydana gelen yaklaşık %46 oranındaki artışa paralel oluşan teknik zararın, bir önceki yıla göre
önemli ölçüde artması anlamına gelmektedir (Sigortacılık Sektörü Piyasa Analiz Raporu, 2015).
Tablo 2: Trafik Sigortası Branşında Prim Üretimi ve Tazminat (2006-2015)
Direkt Prim($)
Ödenen Tazminat($)
2006
928.582
604.160
2007
1.187.162
831,396
2008
1.335.700
1,036,655
2009
1.258.809
1,067,988
2010
1.498.201
1.188.926
2011
1.355.700
1.319.222
2012
1.961.560
1.359.364
2013
2.562.395
1.377.644
2014
2.278.753
1.605.344
2015
2.510.478
1.584.182
Kaynak: Türkiye Sigorta Birliği, Motorlu Taşıtlar İstatistikleri, Trsfik, 2006-2015 Yılları
Trafik sigortasında 2014 de prim gelirindeki küçük hacimli artışın ardından 1 Haziran 2015 tarihinden
itibaren geçerli olan zorunlu trafik sigortası alanındaki düzenlemeler sigorta şirketlerinin hasar kalemlerinden dolayı
uğramış oldukları zararı esas alarak primlerin alışılmışın dışında, sigortalılarının bütçelerini ciddi anlamda etkileyen
rakamlara ulaşmasına neden olmuştur.Sigortalılar açısından, trafik sigortalarında yaşanılan problemler , sigortalının
bir aracı kurumdan satın almak için talebinde bulunduğu trafik poliçesi priminin ekonomik açıdan karşılanamayacak
35
kadar yüksek olmasıdır. Bunun sebebi de daha önceki bölümlerde bahsedilmiş olan, prim üretimini etkileyen en
temel faktörlerden ikisi olan poliçe fiyatı ve kişinin ekonomik durumudur.
Yukarıdaki bölümlerde bahsedilen, prim üretimini etkileyen faktörlerden olan fiyat ve kişinin ekonomik
gücünün durumuyla birlikte kişinin riske bakış açısının da getirmiş olduğu sonuçlar doğrultusunda, primlerin
yükselmesiyle ortaya çıkan sonuç, ruhsat sahiplerinin trafik sigortası yaptırmadan trafiğe çıkmaları olmuştur. Trafik
sigortası yaptırmayan araç sayısının 2006-2016 yılları arasındaki dağılımı Tablo 3’da verilmiştir. Bu tablodan
görüldüğü üzere trafik sigortası olmayan araç sayısında önemli bir artış vardır.
Tablo 3 : Motorlu Kara Taşıt Araçları Sigortalanma Oranları(2006-2016)
Yıllar
Sigortalı
Araç Sayısı
Trafiğe
Kayıtlı Araç Sayısı
Trafikte Sigortasız Dolaşan
Araç Sayısı
2006
2007
2008
2009
2010
2011
8.726.799
10.368.324
10.268.300
10.673.440
11.745.633
12.942.474
12.227.393
13.022.945
13.765.395
14.316.700
15.095.603
16.089.528
3.500.594
2.654.621
3.497.095
3.643.260
3.353.970
3.147.054
2012
2013
2014
13.862.901
14.111.306
15.062.936
17.033.413
17.939.447
18.828.721
3.170.512
3.828.141
3.765.785
2015
15.522.432
19.994.472
4.472.040
2016
14.774.401
20.098.994
5.324.593
Kaynak: TÜİK, Haber bülteni, Yıllara göre trafiğe kayıtlı motorlu kara taşıtları sayısı
Kaynak: Türkiye Sigorta Birliği, Trafik Sigortası Resmi İstatistikler
Bireylerin riske bakış açısı incelendiğinde görünen, bireylerin karşılaşabilecekleri risklerin doğuracakları
sonuçlara karşı herhangi bir önlem almadığı, her ne kadar poliçe zorunlu ve yaptırılmadığı taktirde büyük
yaptırımlara sahip olsa da sigortasız trafiğe çıkan araç sayısı yıllar bazında incelendiğinde miktarları yok
sayılamayacak kadar fazla olduğudur. Özellikle 2013 yılından sonra kırılma noktası yaşayan sigortasız dolaşan araç
sayısı yıldan yıla artarak ilerlemiştir. Normalde beklenilen durum ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle, o ülkenin
vatandaşlarında var olan sigorta bilincinin arasında paralel bir ilişki olmasıdır. Bu ilişki gözönünde bulundurulduğu
zamanda, devlet tarafından zorunlu kılınan trafik poliçesinin yapılma oranının artışı beklenmektedir. Ancak
görüldüğü üzere bu oran 2006 yılından günümüze kadar düşüş yaşamış, trafikte sigortasız dolaşan araç sayısı 2016
Ocak ayı itibariyle yaklaşık olarak 5 buçuk milyona s ulaşmıştır.
Yıllar arasındaki bu göz ardı edilemeyecek kadar büyük farkın sebebi ise Trafik sigortasında yapılan
teminat ve prim düzenlemeleridir. 1 Temmuz 2014 tarihinde yapılan prim düzenlemelerine olan tepki ise vatandaşlar
tarafından trafik sigortası yaptırmadan trafiğe çıkılarak gösterilmiştir.
3.YÖNTEM
Bu çalışmada ele alınan Emeklier Sigorta örneğinde acentenin özel bir şirketten kesilmiş olan trafik
poliçeleri incelenmiştir. Emeklier sigortanın 1 Ocak 2015 – 31 Aralık 2015 tarihleri arasında satmış olduğu 2099
adet trafik poliçesi sigortalının yaşı ve aracın sınıfına (aile-lüks) göre kategorilere ayrılmıştır. Sigortalının yaş
sınıfında belirleyici özellikler 30 yaş altı ve 30 yaş üstü olurken, araç sınıfında 60 bin TL’nin altındakiler aile
arabası, 60 bin TL’nin üstündekiler ise lüks araç olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca 2015 yılı içinde elde edilen 2099
adet poliçenin hepsinin araç türünün otomobil olduğu gözlemlenmiştir. 1 Ocak 2015 - 31 Aralık 2015 tarihleri
arasında incelenen 2099 adet poliçenin 169’u için hasar bildirildiği tespit edilmiş ve bu hasarlar aynı risk faktörleri
için gruplara ayrılmıştır. Daha sonra sırasıyla;
•
Emeklier Sigorta aracılığıyla sigorta şirketinin kazandığı net prim, Emeklier Sigortanın kazandığı
komisyon tutarı ve net prim üzerinden yapılan kesintiler 2011-2016 yıllarına göre hesaplanmış ve
karşılaştırılmıştır.
•
2015 döneminde gerçekleşen 169 hasar için 2015 yılında riske maruz kalma sayısı ve bu yıl için %95 güven
aralığında hasar sıklık oran aralığı hesaplanmıştır.
36
•
Emeklier Sigortanın 2015 yılında gerçekleşen hasarlar risk faktörlerine göre ayrılarak, her grup için risk
primi bulunmuştur.
•
Emeklier Sigortanın 2011-2016 yılları arasındaki hasar büyüklüğü tablosu oluşturularak, yıllara göre
gerçekleşen hasar sayısı, ödenen tazminat ve ortalama tazminat tutarları karşılaştırılmıştır.
•
2015 yılında gerçekleşen hasarların standart sapması hesaplanmıştır.
•
2015 yılı içinde hasar tahmin methodları uygulanarak Emeklier Sigorta hasar tahmin modelleri
oluşturulmuştur.
3.BULGULAR (EMEKLİER SİGORTA ÖRNEĞİ )
3.1 Portföy Dağılımı
Grafik 1’den görüldüğü gibi Emeklier sigorta Türkiye’de faaliyet gösteren diğer acenteler gibi, portföy
dağılımının yaklaşık %35’i trafik sigortası branşından oluşan bir sigorta acentesidir.
Kasko
Trafik
Yangın
Hayat
Dask
Diğer Kaza
Grafik 1: Emeklier Sigorta Portföy Dağılım Grafiği (2011-2016)
Emeklier sigortanın X şirketinden kesilen poliçe sayısının son beş yıl içerisindeki durumu Tablo 4’de
incelendiğinde poliçe sayısının yıllar bazında değişkenlik gösterdiği söylenebilir. 2011 yılında ikibindokuz adet
poliçe sayısında 2012 ve 2013 yıllarında artış gözlemlenirken, 2014 ve 2015 yıllarında aksine azalış göstermiştir.
Trafikte dolaşan motorlu kara taşıt sayısında büyük bir oranda artış olmasına rağmen Emeklier Sigorta yapılması
zorunlu kılınan trafik poliçesi branşında hızlı bir yükseliş elde edememiştir. Çalışmanın bu bölümünde ele alınan
Emeklier sigortanın 2015 yılı içerisinde satış yapmış olduğu 2099 adet poliçenin bir takım risk faktörleri ve poliçe
sınıfları içerisinde incelemeye alınmıştır.
Tablo 4 : Emeklier Sigorta Gelir-Gider Tablosu (2011-2016)
TAKVİM YILI
ALINAN PRİM($)
POLİÇE SAYISI
2011
2012
2013
2014
2015
2016(01.01.201630.11.2016)
272,049
375.656
460.977
286.587
270.280
320.635
2009
2396
2407
1913
2099
1364
ALINAN
KOMİSYON($)
46,243
61,111
74.248
50.900
43.005
47.553
ÖDENEN
HASAR(TL)
146.381
222.489
167.406
158.368
331.448
355.764
Emeklier Sigortanın 2011-2016 seneleri arasında kesmiş olduğu trafik poliçelerinin gelir ve giderleri dolar
döviz kuru cinsinden incelendiğinde Tablo 4 den anlaşılacağı üzere sigorta şirketinin prim geliri ve acentenin
komisyonu ilk üç sene artış göstermiş ancak ondan sonraki seneler olan 2013-2016 yılları arasında prim ve komisyon
gelirlerinde büyük oranda düşüş yaşanmıştır. Diğer yandan ödenen hasarlara bakıldığıında ise 2011 yılından 2012’ye
37
geçişte %50 oranında bir artış yaşanmış sonraki sene içinde bu oran yaklaşık aynı değerlerde azalmıştır ancak 2015
ve 2016 yıllarına gelindiğinde ise 2013 yılına göre yaklaşık %120 oranında hasar artışı görülmüştür.
3.2. 2015 Yılı Trafik Sigortası Branşında Riske Maruz Kalma ve Hasar Sıklık Oranının Hesaplanması
Çalışmada örnek olarak seçilen Emeklier Sigorta tarafından 01.01.2015- 31.12.2015 dönemleri arasında
kesilen trafik poliçeleri ele alınmış ve 2015 yılındaki riske maruz kalma oranının hesaplanabilmesi için şirkete ait
veriler incelenmiştir. 2015 yılına ait incelemeler sonucunda 1 Ocak 2015-31 Aralık 2015 dönemi içerisinde kesilen
2099 adet trafik poliçesi teker teker incelenmiş ve bu incelemeler sonucunda bu poliçelerde 169 tanesinin hasarlı
olduğu anlaşılmıştır. Bu 169 tane hasar sekizlik kuralına göre incelenmiştir. Sekizlik kuralına göre tüm poliçelerin
bir tam yıl boyunca yürürlükte kaldığı varsayımıyla 2015 yılındaki hasara maruz kalma miktarını bulabilmek için
sona erdirilen yani hasar alan poliçeler de hesaba katılmıştır. Başlangıçta sona erdirilen poliçeler için sekizlik
kuralına göre yapılan hesaplamalarda 2015 yılı içinde riske maruz kalma oluşturmaları söz konusudur. Bu
poliçelerin riske maruz kalma oluşturup oluşturmadıkları sona erdirilme ve sözleşmenin yapıldığı tarihler dikkate
alınarak hesaplanmıştır.
Dolayısıyla diğer hasar alan poliçelerde bu şekilde incelendiğinde Tablo 14’den çıkarılan sonuca göre
toplam 24.206 günlük fazla riske maruz kalma hesaplandığı görülmektedir. 2015 yılı için riske maruz kalma süresi
hesaplanırken bu süre yıl olarak hesaplanıp, sekizlik kuralına göre hesaplanan süreden çıkarılmıştır.
Tablo 5: Emeklier Sigorta Satılan Trafik Poliçe
Sayısı
2015 ' in
1. çeyreğindeki poliçeler; 1/8 yıl
2. çeyreğindeki poliçeler; 2/8 yıl
3. çeyreğindeki poliçeler; 3/8 yıl
4. çeyreğindeki poliçeler; 4/8 yıl
2015 YILI
SATILAN
VEYA
YENİLENEN POLİÇE
1 Ocak - 31 Mart
542
1 Nisan - 30 Haziran
549
1Temmuz – 31 Ekim
476
1Kasım – 31 Aralık
532
Hasar sıklık oran=2015 Yılındaki hasar sayısı / 2015 Yılındaki toplam riske maruz kalma
2015 Yılındaki toplam riske maruz kalma ; Riske maruz kalmadaki indirimi hesaplandıktan sonra Tablo 5’ de
verilmiş olan poliçelerin 2015 yılı içinde yürürlükte kaldıkları sürelere göre yıllık maruz kalma miktarı 2015 yılı
için aşağıdaki şekilde hesaplanır.
= [(542*1/8) + (549*3/8) + (476*5/8) + (532*7/8)]- [(24.206/365)]
= 67,75 + 205,87 + 297,5 + 465,5 - 66,32 = 970,31
Hasar sıklık oranı = 169 / 970,31=0,174 olarak bulunur.
%95’lik güven aralığını bulabilmek için öncelikle 169 hasar sayısının 322,9q parametresi ile bir Poisson rastsal
değişkeni olduğu belirtilmelidir. Bu durumda standart hale getirilen rastsal değişken;
x – 322,9q
__________ >>>> yaklaşık normal dağılıma sahip olur ve ;
√322,9q
x=169 hasar için %95 güven aralığı,
38
169- 322,9q / √322,9q= (+,-) 1,96 eşitlğinin çözümü ile bulunur.
(169-322,9q)²/ (√322,9)² = 1,96²
Bu eşitliğin kökleri olan q=0,015 ve q=0,085 değerleri 2015 yılı Emeklier Sigorta hasar sıklık oranı için %95 güven
aralığını oluşturmaktadır.
3.3. Risk Primi Hesaplanması
Emeklier Sigorta 1 Ocak 2015 – 31 Aralık 2015 yılı içinde toplam 2099 adet trafik poliçesi kesmiş, bu
poliçelerin 169 tanesi için hasar almış ve poliçelerin kesildiği şirket tarafından tazminat ödenmiştir. Tablo 6’de 2015
yılı içerisinde kesilen bu poliçeler için inceleme yapılmış ve iki risk faktörüne göre sınıflandırılma yapılmıştır. Bu
risk faktörleri, sigortalının yaşı (-30, + 30) ve araç türünün sınıfıdır.(aile, lüks)
Tablo 6: 2015 yılı hasara yol açan poliçelerin, risk faktörlerine göre dağılımı
Yaş Grubu
30 Altı
30 Altı
30 Üstü
30 Üstü
Toplam
Araç Türü
Poliçe Sayısı
n
hasardaki
poliçe
sayısı
Aile
127
109
18
0
0
0
Lüks
25
25
0
0
0
0
Aile
1732
1598
84
25
0
0
Lüks
215
198
17
0
0
0
2099
1930
119
25
0
0
18
0
134
17
169
0
0
6.126
821.000
2.611
44.400
5.334
901.540
n=0
n=1
n=2
n=3
n=4
n hasar sayısı
Ortalama Tazminat(TL) 2.007
Ödenen
36.140
Tazminat
Tutarı(TL)
2015 Yilinda Toplam Ödenen Hasar 901.540 TL
Ortalama Hasar: 5.334 TL
Risk faktörleri dikkate alınmaz ise;
Risk primi= (Toplam hasar/toplam poliçe) * ortalama hasar
= (169/2099)*5.334=429,46 TL
Risk faktörleri dikkate alınır ise;
30 yaş altı aile arabaları için, Risk primi (A,-30) = 18/127 * 2007=284,45 TL
30 yaş altı lüks arabaları için Risk prim ( L,-30)=0
30 yaş üstü aile arabaları için, Risk prim (A, +30 ) =134/1732*6126=473,95 TL
30 yaş üstü lüks arabaları için Risk primi (L,+30)=17/215*2611=206,45 TL
Risk faktörleri dikkate alınmadığı zaman Emeklier sigorta için risk primin 429,46 TL çıktığı görülmektedir.
Yaş ve araç türü risk faktörlerinin dikkate alınması durumunda ise Emeklier Sigorta için çıkan tablo
farklılaşmaktadır. Risk faktörlerinin dahil edilmesiyle birlikte, Emeklier Sigorta için trafik sigortasında en riskli
grup, çıkan 473,95 TL risk primine göre, 30 yaş üstü aile arabaları olduğu söylenebilir. İkinci riskli grubumuz ise
çıkan 284,45 TL risk primiyle 30 yaş altı aile arabaları olurken, üçüncü riskli grubumuz 30 yaş üstü lüks arabalar
grubu olmaktadır. En az ve hatta Emeklier sigorta için hiç bir risk taşımayan grup ise 2015 yılı içinde hiç hasar
almayan ve yapılan poliçe sayısı minimum olan 30 yaş altı lüks arabalardır.
39
Çıkan sonuçlara göre ortalama risk primi 429,46 TL’dir. Ancak risk faktörleri açısından
değerlendirildiğinde Emeklier Sigortanın asıl risk grubu ortalamanın üstünde kalarak 30 yaş üstü aile arabaları
olmuştur.
3.4. Emeklier Sigortanın 2015 Yılındaki Hasar Standart Sapması
Emeklier sigortanın çalışmış olduğu trafik branşındaki 2015 yılında ortaya çıkan hasarlar tablo 7’de
verilmiştir. 2099 adet hasardan 1930 tane poliçe yıl içinde hiç hasar almamış, 119 tanesi yıl içinde bir kez hasar
almış, 25 tanesi ise yıl içinde iki kez hasar alarak buna göre poliçelerin kesildiği şirket tarafından tazminat
ödemesinde bulunulmuştur. Bu verilere göre Emeklier Sigortanın 2015 yılında hasar standart sapması 0,375
bulunmuştur.
Tablo 7 : Emeklier sigorta 2015 yılı n sayıdaki hasar tablosu
Hasar Sayısı
2015 yıl içinde hasara yola açan sigortalı sayısı
0
1930
1
119
2
50
3
0
Toplam
2099
3.5. Emeklier Sigorta Hasar Tahmin Modellerinin Oluşturuması
Tablo 8 : Emeklier Sigorta Risk Faktörlerine Göre Poliçe ve Hasar Sayıları
YAŞ
GRUBU
POLİÇE
SAYISI
AİLE ARABASI
LÜKS
SINIFI
HASAR
ADEDİ
AİLE
ARABASI
LÜKS
SINIFI
30 ÜSTÜ
1732
215
134
17
127
25
18
0
30 ALTI
3.5.1. En Küçük Kareler Yöntemiyle Hasar Sıklık Oranının Tahmini
Çalışmada dikkate alınan ölçütlerden biri olan sigortalıların yaşı (+30,-30) ve araç sınıfı(aile, lüks)
kategorilerine ayrılarak trafik sigortasında faaliyet gösteren şirketin 2015 yılına ait poliçeleri ve hasarları Tablo
8’de görüldüğü gibidir.
Tablo 9 : Hasar frekansı 0,0805 olması durumunda tahmini hasar tablosu
YAŞ GRUBU
AİLE
LÜKS
30+
139,46
17,30
30-
10,22
2,01
Toplam hasar sayısı/Toplam poliçe sayısı
169/2099=0,0805
Eğer dört sınıftaki poliçe sahipleri arasında hasar frekans oranında farklılıklar olmasaydı en iyi oran tahmini
gerçekleşen toplam hasar sayısının, toplam poliçe sayısına oranı yani 0,0805’dir. Bu durumda da dört sınıf için
oluşturulan hasar frekansı oranı ile poliçe adetlerinin çarpılması neticesinde bulunan hasar adetleri Tablo 9 da
verilmiştir.
40
Tablo 10 : En Küçük Kareler Metodu İle Emeklier Sigorta 2015 Tahmin Edilen Hasar Modeli
Yaş Grubu
30+
30-
Lüks
16,98 (ƒ12)
3,56 (ƒ22)
Aile
134,23 (ƒ11)
17,907 (ƒ21)
Çıkan frekans oranlarıyla Emeklier Sigorta için sınıf sınıf ayrılan poliçe sayılarını çarparak tahmin
tablosu oluşturulduğunda Tablo 10 elde edilmektedir. Çıkan değerlere göre En küçük kareler metodu gerçekleşen
hasar miktarlarına en yakın tabloyu bize sunarak Emeklier Sigorta için iyi bir tahmin edici olduğu söylenebilir.
3.5.2. Çoklu Çarpım Modeli ile Emeklier Sigorta 2015 tahmin edilen hasar modeli
Tablo 11: Çoklu Çarpım Metodu İle Emeklier Sigorta 2015 Tahmin Edilen Hasar Modeli
Yaş Grubu
30+
30-
Lüks
17,79
2,16
Aile
129,16
10,34
Bu çıkan frekans oranlarıyla Emeklier Sigorta için sınıf sınıf ayrılan poliçe sayılarını çarparak Tablo
11’de görüldüğü üzere yeni değerler bulunmuştur.
Emeklier Sigorta örneğinde çıkan değerlere göre çoklu çarpım modelinin çıkarmış olduğu sayılara
bakıldığında, gerçek değerlere en küçük kareler yöntemine göre daha uzak kaldığı, acente için en küçük karaler
yöntemiyle hasar tahmininin daha başarılı olduğu görülmektedir.
4.SONUÇ VE ÖNERİLER
Türkiye’de sigortacılık sektörü görüldüğü üzere geçmişten bugüne çok yol katetmiş, kişi başına düşen gelir
düzeyinin artışıyla sigorta sektörüne olan talebin artışı paralellik göstererek sektörün büyümesine yol açmıştır.
Ancak bu artış branş bazında farklılık göstermiş, sigorta sektörü her branşta istediği başarıyı elde edememiştir.
Üretim ve doyum noktası konularında istenilen noktaya gelinemeyen branşın Trafik sigortası olduğu sigorta
şirketlerinin geçmişten bugüne teknik gelir-gider tablolarından anlaşılmıştır.
Trafik sigortasında karşılaşılan temel sorunlar sigorta sözleşmesinin her iki tarafı ve aracıları açısından ayrı
ayrı ele alınmış olmasıyla istenilen başarının bu branşda elde edilememiş olması daha anlaşılır bir hal kazanmıştır.
Devlet tarafından zorunlu kılınan trafik sigortası, sigortalılar tarafından ele alındığında karşılaşılan en büyük
problemin kişilerin ekonomik gücünün yetersiz kalması, bütçelerinde araçlarının trafik sigortası için karşılık
ayıracak bir pay bırakmamaları olmuştur. Özellikle 2014 yılından sonra, insanların trafik sigortası konusunda
bilinçsizlikleri, poliçenin önem ve ehemmiyetin farkında olmadan trafikte sigortasız dolaşmalarının sebebi, yüksek
prim argümanına dayandırılmıştır. Bunun en büyük sebeplerinden biri 2014 yılında geçilen serbest tarife dönemi
öncesinde ödenilen düşük prim tutarları sigortalılar için poliçe kapsamı ve teminatlarının getirdiği faydaların
anlaşılmasından uzak kalıp, tamamıyla devlet tarafından zorunlu kılınan bir görevi yerine getirme bilinciyle sigorta
şirketine ödenmiş, poliçe satın alınmış olmasıdır.
. 1 Temmuz 2014 tarihinden sonra ödenecek prim oranlarında keskin bir artışın yaşanmasıyla da bireylerin
alacakları poliçeleri daha çok sorgular hale gelip, 1 sene önce üçte biri oranında ücret ödediği aynı poliçeyi satın
almaktan kaçınarak, tepkisini ortaya koymuştur.
Sigorta şirkelerinin almış oldukları brüt prim üzerinden yapmış oldukları ödemeler ise sigorta şirketlerinin
kar/zarar kalemlerini önemli oranda etkileyen bir diğer etken olduğu Emeklier Sigorta verilerinde de görülmüştür.
Net prim üzerinden yapmış oldukları %10 vergi, %17 komisyon( şirketler arasında değişkenlik gösterebilir) ve 2012
yılından sonraki sağlık giderleri teminat sorumluluğunun SGK kurumuna devrinden sonraki dönemler için %10 sgk
prim ödemeleri sigorta şirketlerinin, kendi şirket bünyesindeki teknik giderlerle birlikte tazminatları karşılamadığı,
bunun nedeninin ise net priminden esas olan risk faktörleri prim oranlarının yetersiz ve gerçeği yansıtmayan
hesaplamalarla uygulamaya konulduğunu düşündürmektedir.
41
Bunun yanı sıra acenteler, primlerin artışıyla birlikte portföyünün önemli bir yüzdelik kısmını oluşturan
trafik sigortasında poliçeyi satmakla mesleki faaliyetlerini gerçekleştirirken, sigorta şirketleri arasında büyük
değişkenlik gösterebilen prim farklılıklarından kaynaklı, fiyat odaklı müşteri memnuniyetinin sağlanması amacıyla
teklif arayışına girerek, eskiden çok kısa zaman diliminde sattıkları poliçeler için, serbest tarifeye geçişle zaman ve
eforlarının büyük bir kısmını sadece trafik branşına odaklamak mecburiyetinde kalmışlardır. Aynı zamanda bazı
sigorta şirketleri, mali güçlerinin trafik sigortası hasar karşılıkları için yetersiz kalması nedeniyle acentelere
ödenecek komisyon oranlarını azaltarak masraflarını minimize etmeye çalışmaları, acentenin trafik sigortası
branşındaki gelirini etkilemiştir.
Özel bir sigorta şirketinden kesilen poliçelerin oluşturduğu portföyün trafik sigortası verilerinin risk
ölçümünün amaçlandığı çalışmanın sonucunda hasar tutarları modellenmiş ve hasar tahmin yöntemleri kullanılarak
hangi sınıfın trafik sigortası branşında daha fazla risk taşıdığı sonucuna varılmıştır. Eş değişkenlerimiz sigortalının
yaşı ve aracın değerine göre aile ve lüks sınıfına ayrılmıştır. Model sonuçlarına göre beklenen hasar şiddetinin en
yüksek olduğu yaş grubu 30-55 yaş aralığında aile arabasına sahip sınıfında gerçekleştiği görülürken, 30 yaş altı
lüks araç sınıfında poliçe sayısındaki azlığa bağlı olarak gerçekleşen hiçbir hasar olmaması sonucunda çıkan risk
priminin ortalama risk priminin altında kalması bu sınıfa uygulanacak prim tutarı hakkında da fikir sahibi olmamıza
yardımcı olmaktadır.
Buradan çıkartabilecek bir öneri olarak da trafik sigortası prim hesabındaki yaş ve araç sınıfının önemli bir etken
olduğu, h/p oranını ciddi rakamlarda değiştirebilecek bir risk faktörü olduğundan şirketlerin prim belirleme
politikalarını acente kanallarının istatiksel verilerini kullanarak ve yıllar içindeki müşteri sınıfının ele alınarak
çıkartılan primlerin tekrar revize etmeleri her iki sözleşme tarafı için fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Ayrıca Emeklier Sigorta üzerinde uygulanan en küçük kareler yöntemiyle gerçekleşen hasar tahmin
yöntemi gerçek rakamlara en yakın sayıları vererek, diğer metodlarla karşılaştırıldığında en iyi hasar tahmin yöntemi
olması sigorta şirketlerinin gelecek zamanlarda hasar kalemlerine karşılık ayırabilmeleri için kullanabilecekleri bir
yöntem olabileceğide çalışmanın önemli bir çıktısıdır.
Çalışma sonucunda farkına varılan bir diğer önemli eksikliğin ise trafik sigortası denetimi ve
yaptırımındaki düzenlemelerden kaynaklı olduğu görülmektedir. Trafik sigortası olmadan trafikte seyireden araçlar
için varolan trafik cezası ve aracın parka çekilmesi gibi yaptırımların yıllar bazında trafikte poliçesiz dolaşan araç
sayısının artışına bakıldığında yetersiz kaldığı, caydırıcı bir yöntem olmadığı görülmektedir. Sigortalının kendini bu
poliçeye mecbur hissetmesinin tek yolu bir kazaya karışmasından önce kamu görevlileri tarafından uygulanacak
güçlü denetim ve yaptırımlardan geçmekte olduğu anlaşılmıştır. Aksi taktirde varılan nokta sektörel açıdan da,
Türkiye sınırları içinde yaşayan vatandaşlar açısından da kötü sonuçlar doğuracaktır.
Yapılan çalışmanın tüm sigorta acenteleri tarafından yapılması halinde sektörde daha homojen ve rasyonel
prim hesabı yapılmasına ve sektörde ki gerekli planlamaların uygulamaya konulmasında bir yol gösterici olması
dileğiyle.
KAYNAKÇA
Akdoğan M. (2001). ‘’Veri Zarflama Analizi Tekniği ile Sigorta Şirketlerinin Etkinlik Ölçümü” Hacettepe
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara.
Alpay T. (2015) ‘‘ Trafik kazalarında tedavi masrafları ve bakım giderleri’’, Sigortacı Gazetesi
Ancombe, F.S - AUMANN R.S, (1992) ‘‘ A Definition of Subjective Probability, Annals of Mathematical Statistic,
Jerusalem’’
ARASAN, O. ‘‘BISTECH Geçişinin Varantlara Getirdiği Yenilikler ve Varant Yatırımcılarının Deneyimleri’’
Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2016.
Çelik A. (2008) ‘‘Karayoluyla Yolcu Taşıma Taşımacının ve Sigortacının Sorumluluğu.’’
Legal Yayıncılık
s. 467 İstanbul:
Eşdur E.(1998) ‘‘Özel Sigortacılık Sektörünün Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri’’, Hazine Müsteşarlığı Uzmanlık
Tezi, Ankara
Furedi F. (2016), ‘‘ Korku Kültürü: Risk Almamanın Riskleri’’ Çeviren: BARIŞ Yıldırım, Ayrıntı Yayınları İstanbul
3.baskı, s.113
42
Hazine Müsteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu, Türkiye’de Sigorta ve Bireysel Emeklilik Faaliyetleri Hakkında
Rapor, Ankara, Hazine Müsteşarlığı Matbaası, 2014, s.9
Hazine Müsteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu, Türkiye’de Sigorta ve Bireysel Emeklilik Faaliyetleri Hakkında
Rapor, Ankara, Hazine Müsteşarlığı Matbaası, 2015, s. 9
https://www.hazine.gov.tr/tr-TR/Rapor-Sunum-Sayfasi?mid=247&cid=28&nm=43
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/05/20150514-5-1.pdf
http://tsb.org.tr/default.aspx?pageID=654&yid=193
http://www.sigortacigazetesi.com.tr/trafik-kazalarinda- tedavi-masraflari- ve-bakim- giderleri/
http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1051
Hosgör, Ş. Başkent Üniversitesi, Sigorta İstatistiği Ders Notları
Hosgör, Ş. Başkent Üniversitesi, Araştırma Teknikleri Ders Notları
Gyartas M.(2001). ‘‘Pareto Improving Transition From a Pay – as – you- go to a fully funded pension system in a
model of endogenous growth” journal of population Economics Springer-Verlag, s.445
Kuşcu S.(1996) , ‘‘Sigorta Talep Teorisi ve Türkiye Uygulaması’’, s.72
Keller M. Peter (2000), “Pension Reform, Private Saving, and the current account in a small Open Economy IMF
WP /00 /171/October 200, JEL Classification numbers :HSS,E13,E20’’
Kender R. (1979) ‘‘Türkiyede Hususi Sigorta Hukuku’’ 2. Baskı İstanbul Fakülteler Matbaası, s.5
Nomer,E.Yıldız (2000) ‘‘Trafik Sigortasında Garanti Fonu’’ 1. Basım, Beta Yayıncılık, s.23
Ulaş I. (2002) ‘‘Uygulamalı Can Sigortası Hukuku–Hayat ve Kişisel Kaza Sigortaları’’ 2. Baskı, Turhan Kitap Evi,
Ankara, s.28
ABSTRACT
Third party motor liability (traffic) insurance which is obligatory, has significant part
in the development of the Turkish insurance sector. In these days, Third party motor liability’s
premiums which is determined by free tariff system aren’t affordable for the most of
policyholders who are living in Turkey and it’s claims settlement forces to solvency margin of
insurance companies. Especially, changes of third party motor liability’s coverage which has
increased to insured’s claims and liabilities after 01.06.2016. For these reasons, Five millions of
people who are in Turkey has used to their motor vehicles without policy although it is
obligatory.
In this study, insurance sector has been examined in terms of legislation in the third
party motor liability insurance branch and has been compared in terms of loss ratios its
developments over the last ten years. At the end of the problem-focused process, Emeklier
Agent’s policies are had from a private insurance company have used and they are grouped
according to risk factors. As a result of this findings, It is emphasized that risk factors of
insurance agents are very important issue for insurance companies when risk premiums are
calculated. On the other hand, Inspections and penalties of traffic insurance aren’t enough for
the holder of motor vehicles who are driving to car without policy and as long as this situation
continues, it is estimated that both insurance sector which are very important part of the economy
about employment and fund flow, insurance companies will be damaged and citizens in Turkey
will have to endure to premium increases.
Keywords: Insurance, Third Party Motor Liability Insurance, Trafic Insurance, Loss Ratio, Risk,
43
MAKİNE KIRILMASI SİGORTALARINDA RİSK TESPİTİ, FİYATLANDIRMA VE
HASAR UYGULAMALARI
Ayten PIRPATA
Başkent Üniversitesi Sigortacılık ve Risk Yönetimi Bölümü 2017 Mezunu1
Abdullah Buğra SOYLU
Başkent Üniversitesi Sigortacılık ve Risk Yönetimi Bölümü Araştırma Görevlisi 2
ÖZ
Sigorta sektörü, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyini gösteren önemli sektörlerden biridir. Ülkedeki yatırımların
devamlılığının sağlanması, ekonomiye yeni kaynaklar yaratılması gibi çok önemli fonksiyonları üstlenmektedir. Bu
çerçevede mühendislik sigortaları da sigorta sektöründe hayat dışı branşlar içinde yer alan ve giderek önemi artan
sigorta branşlarından biridir.
Mühendislik sigortaları 19.yüzyıl ortalarında, Sanayi Devrimi’nin yaşandığı dönemde ortaya çıkan bir sigorta
türüdür. Sanayi devrimi ile endüstrinin gelişmesi ve sanayi ile ilgili alanların öne çıkması mühendislik sigortalarına
duyulan ihtiyacı arttırmıştır. Teknolojik gelişmelerle beraber makineler, sanayinin en önemli aktörleri haline
gelmiştir. Bu dönemde makineler iş hayatı içinde yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmış olup mühendislik
sigortalarının da öneminin artmasına neden olmuştur.
Mühendislik sigortaları teminat biçimlerine göre dört farklı branşa ayrılmaktadır. Bunlar:
•
•
•
•
İnşaat Sigortaları,
Montaj Sigortaları,
Makine Kırılması Sigortaları ve
Elektronik Cihaz Sigortalarıdır.
Bu çalışmada Mühendislik sigortaları genel olarak anlatıldıktan sonra mühendislik sigortalarının her bir alt branşı
için yıllar bazında prim ve hasar verileri incelenmiş ve yıllar bazında farklılıklar yorumlanmıştır. Ancak,
mühendislik sigortalarının Türk Sigorta Sektörü içerisindeki durumunu daha açık ve net ortaya koymak amacıyla
temel sigortacılık rasyolarından hasar/prim oranı, net hasar/prim oranı, tazminat tediye oranı ve muallak tazminat
oranlarından faydalanarak çıkan sonuçlar yorumlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Sigorta, Risk, Mühendislik, Hasar, Prim,
1
Adres: Kapaklı mahallesi No:172 Akhisar/MANİSA
Telefon: 0545 685 07 49 / Elektronik Posta: [email protected]
2
Adres: Akpınar mahallesi 858.cadde 24/20 Dikmen/ANKARA
Telefon: 0507 809 35 42 / Faks: 0312 246 66 99 / Elektronik Posta: [email protected]
44
1.
GİRİŞ
Sanayi devriminden sonra endüstrilerin giderek makineleşmesi sonucu yeni riskler ortaya çıkmıştır. Mühendislik
sigortaları da bu nedenle 19. Yüzyıl ortalarından itibaren giderek önemi artan bir sigorta branşı haline gelmiştir.
Mühendislik sigortaları kapsamıında Makine Kırılması Sigortası, Elektronik Cihaz Sigortası, İnşaat Bütün Riskler
Sigortası ve Montaj Bütün Riskler Sigortası yer almaktadır.
Mühendislik sigortaları ilk olarak buhar kazanlarının kullanılmaya başlamasının ardından ortaya çıkmıştır. 19.
yüzyılda, sanayi devrimi sırasında İngiltere’de ciddi maddi hasara ve can kaybına neden olan patlamaların sık
görülmesi, bu tür tehlikelere karşı koruma önlemleri alınması düşüncesini doğurmuştur. 1854 yılında, buhar
makineleri ile ilgili en bilgili mühendisler tarafından Manchester Buhar Kullanıcıları Birliği kurulmuştur. Üyeler,
birlik tarafından çalıştırılan müfettişlerin hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptiler. Söz konusu birlik, üyelerine
yalnızca patlamaları önleme konusunda tavsiye vermekle kalmayıp, aynı zamanda buhar makinelerini en avantajlı
ve ekonomik biçimde nasıl kullanabilecekleri konusunda da bilgi paylaşımı sağlamayı amaçlamıştır.(Swiss Re,
1997, s.6)
Manchester Buhar Kullanıcıları Birliği, değerli hizmetler vermesine karşın bir sigorta şirketi değildi. Bununla
birlikte, 1858 yılında birliğin bazı üyeleri tarafından ilk mühendislik sigortası şirketi olan Buhar Kazanı Sigorta
Şirketi (The Stean Boiler Assurance Company) kurulmuştur. Bu gelişmeyi, benzer sigorta şirketlerinin kuruluşları
takip etmiştir. 1866 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde özel demiryollarındaki lokomotifler için Hartford Buhar
Kazanı Denetim ve Sigorta Şirketi (Hartford Steam Boiler Inspection and Insurance Company) kurulmuştur. 19.
Yüzyılın başlarında başlayan hızlı sanayileşme buna uygun sigorta korumasını da geliştirmiştir.(Swiss Re, 1997,
s.7)
Yirminci yüzyılın başında, makine arızasını takiben kâr kaybı için ilk sigorta poliçeleri kesilmeye başlanmıştır. Aynı
zamanda inşaat sigortası (yerinde montaj ve makinelerin montajını kapsayan) ortaya çıkmıştır. Poliçeler “Peril” ismi
ile ortaya çıkmakla birlikte, küçük ve orta boy montaj projeleri için makul bir koruma sağlamaktaydı.
1920-1930 yılları arasında, bazı Alman ve İngiliz şirketleri tarafından, inşaat projeleri süresi boyunca teminat veren
inşaat poliçeleri kesmeye başlandı. Bu poliçelere dayanarak, İnşaat Tüm Riskler Sigortası ve Montaj Tüm Riskler
Sigortasının temelleri atıldı ve geliştirildi. Ancak inşaat ve montaj tüm riskler sigortalarında en büyük gelişme hiç
şüphesiz, II. Dünya Savaşı sonrasında yeniden yapılanma ve kalkınma sürecinde meydana gelmiştir.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte elektronik üniteleri fazla olan cihazlar üretilmeye başlandı. 1923 yılında düşük
voltajlı sistemler sigortalanabilir oldu. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde transistörün ve yarı iletken
teknolojinin bulunmasıyla; günümüzde bilgisayar ve telekomünikasyon teknolojisinin gelişmesi ile elektronik cihaz
sigortasının önemi daha da artmıştır. Zamanla elektronik aletlerin yaygınlaşması ile birlikte, elektronik cihaz
sigortalarının kapsamı da giderek gelişmiştir. (Swiss Re,1997, s.7)
Günümüzde, özellikle Avrupa’daki gelişmelerin ışığında, yeni mühendislik sigortası ürünleri üretilmeye
çalışılmaktadır. Prototip cihazlar, sözleşmelerden doğan yükümlülükler ve bazı politik riskler açısından yeni sigorta
ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır. Bu ihtiyaçlar aynı zamanda mühendislik sigortaları ile ilgili pek çok yeni projelerin
yapılmasını da mümkün kılmaktadır.
Bu çalışmada, Türkiye sigorta sektöründe mühendislik sigortalarının gelişim süreci teknik rasyolar yardımıyla ele
alınmıştır.
2.
YÖNTEM
Bu çalışmada ele alınan mühendislik sigortaları branşına ilişkin 2006-2016 yılları arasında yazılan primler ve hasar
ödemeleri incelenmiştir. Veriler, Türkiye Sigorta Birliği resmi web sitesinden “Resmi İstatistikler” bölümünden
elde edilmiştir. Oradan elde edilemeyen bazı veriler için ise Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü ile
elektronik posta yolu ile iletişime geçilerek, eksik veriler tamamlanmıştır. Sonuçlar grafikler yardımıyla
karşılaştırmalı olarak açıklanmıştır.
İkinci aşamada ise “Sigporta ve Reasürans Şirketleri ile Emeklilik Şirketlerinin Teknik Karşılıklarına ve Bu
Karşılıkların Yatırılacağı Varlıklara İlişkin Yönetmelik”te yer alan rasyolar mühendislik sigortalarına uygulanmış
ve yorumlanmıştır.
•
Hasar/Prim oranı: En temel anlamda gerçekleşen hasarların kazanışmış primlere bölünmesi ile
hesaplanır.
𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟
Ö𝑑𝑒𝑛𝑒𝑛 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟 + 𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟 − 𝐷𝑒𝑣𝑟𝑒𝑑𝑒𝑛 𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤
𝑂𝑟𝑎𝑛𝚤:
𝑌𝑎𝑧𝚤𝑙𝑎𝑛 𝑃𝑟𝑖𝑚𝑙𝑒𝑟 + 𝐾𝑎𝑧𝑎𝑛𝚤𝑙𝑚𝑎𝑚𝚤ş 𝑃𝑟𝑖𝑚𝑙𝑒𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤 −
𝑃𝑟𝑖𝑚
𝐷𝑒𝑣𝑟𝑒𝑑𝑒𝑛 𝐾𝑎𝑧𝑎𝑛𝚤𝑙𝑚𝑎𝑚𝚤ş 𝑃𝑟𝑖𝑚𝑙𝑒𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤
45
(1)
•
Net Hasar/Prim oranı: Söz konusu prim ve hasar hesaplarından reasürör paylarının düşülmesi sonucu
elde edilen orandır.
𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟
𝑁𝑒𝑡
𝑂𝑟𝑎𝑛𝚤:
𝑃𝑟𝑖𝑚
•
(Ö𝑑𝑒𝑛𝑒𝑛 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟 − 𝑅𝑒𝑎𝑠. 𝑃𝑎𝑦𝚤) + (𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤 − 𝑅𝑒𝑎𝑠. 𝑃𝑎𝑦𝚤)
−(𝐷𝑒𝑣𝑟𝑒𝑑𝑒𝑛 𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤 − 𝑅𝑒𝑎𝑠. 𝑃𝑎𝑦𝚤)
(𝑌𝑎𝑧𝚤𝑙𝑎𝑛 𝑃𝑟𝑖𝑚𝑙𝑒𝑟 − 𝑅𝑒𝑎𝑠ü𝑟ö𝑟𝑒 𝐷𝑒𝑣𝑟𝑒𝑑𝑖𝑙𝑒𝑛 𝑃𝑟𝑖𝑚𝑙𝑒𝑟) + (𝐾𝑎𝑧𝑎𝑛𝚤𝑙𝑚𝑎𝑚𝚤ş
𝑃𝑟𝑖𝑚𝑙𝑒𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤 − 𝑅𝑒𝑎𝑠. 𝑃𝑎𝑦𝚤) − (𝐷𝑒𝑣𝑟𝑒𝑑𝑒𝑛 𝐾𝑎𝑧𝑎𝑛𝚤𝑙𝑚𝑎𝑚𝚤ş 𝑃𝑟𝑖𝑚𝑙𝑒𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤 −
𝑅𝑒𝑎𝑠. 𝑃𝑎𝑦𝚤)
Tazminat Tediye Oranı: Gerçekleşen ve sigorta şirketine ihbar edilen hasarların ödenme oranını verir.
Hasarların ödenme hızını ve bekleyen hasar miktarını ölçmede kullanılır.
𝑇𝑎𝑧𝑚𝑖𝑛𝑎𝑡 𝑇𝑒𝑑𝑖𝑦𝑒 𝑂𝑟𝑎𝑛𝚤:
•
(2)
Ö𝑑𝑒𝑛𝑒𝑛 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟
Ö𝑑𝑒𝑛𝑒𝑛 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟 + 𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤
(3)
Muallak Tazminat Oranı: Gerçekleşen ve sigorta şirketine ihbar edilen hasarlarda muallak hasar olarak
ayrılanların oranını verir.
𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝑇𝑎𝑧𝑚𝑖𝑛𝑎𝑡 𝑂𝑟𝑎𝑛𝚤:
𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤
Ö𝑑𝑒𝑛𝑒𝑛 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟 + 𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝐻𝑎𝑠𝑎𝑟 𝐾𝑎𝑟ş𝚤𝑙𝚤ğ𝚤
(4)
Yukarıdaki denklemlerden yola çıkarak tazminat tediye oranı ve muallak tazminat oranı arasındaki ilişki aşağıdaki
şekilde de ifade edilebilir:
𝑀𝑢𝑎𝑙𝑙𝑎𝑘 𝑇𝑎𝑧𝑚𝑖𝑛𝑎𝑡 𝑂𝑟𝑎𝑛𝚤 = 1 − 𝑇𝑎𝑧𝑚𝑖𝑛𝑎𝑡 𝑇𝑒𝑑𝑖𝑦𝑒 𝑂𝑟𝑎𝑛𝚤
İlk olarak mühendislik sigortalarında yukarıdaki rasyoların hesaplanabilmesi için gerekli değişkenler Türkiye
Sigorta Birliği resmi internet sayfasının resmi istatistikler bölümündeki gelir tablolarından yararlanılarak elde
edilmiştir. Ancak, gelir tablolarında mühendislik sigortaları ayrımı 2011 senesinden itibaren bulunmaktadır. Bu
nedenle söz konusu rasyoların yıllara bağlı değişimlerinin analiz edilmesi ve yorumlanması yalnızca 2011-2016
yılları için yapılabilmiştir.
46
3. BULGULAR
3.1. Mühendislik Sigortalarında Yıllara İlişkin Prim Üretimleri
Tablo1. 2006-2016 Yıllarına İlişkin Mühendislik Sigortalarında Brüt Prim Üretimi
Yıllar
Makine Kırılması
Montaj
İnşaat
Elektronik Cihaz
Mühendislik Toplam
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
178.752.757,57 TRY
217.238.672,03 TRY
228.917.625,00 TRY
240.596.577,73 TRY
282.803.333,60 TRY
282.803.333,60 TRY
428.634.451,49 TRY
537.830.030,76 TRY
618.069.717,24 TRY
677.413.282,53 TRY
726.927.377,18 TRY
42.066.639,98 TRY
50.831.653,83 TRY
64.937.073,00 TRY
79.042.492,40 TRY
41.315.022,58 TRY
41.315.022,58 TRY
62.175.209,49 TRY
90.602.559,93 TRY
96.123.683,00 TRY
80.974.267,86 TRY
62.887.929,74 TRY
111.226.816,76 TRY
147.475.299,54 TRY
169.961.214,00 TRY
192.447.128,56 TRY
150.168.151,24 TRY
150.168.151,24 TRY
286.734.025,13 TRY
435.759.585,64 TRY
276.460.105,30 TRY
374.948.931,44 TRY
340.156.069,56 TRY
98.469.013,14 TRY
107.810.856,78 TRY
109.807.804,00 TRY
111.804.750,26 TRY
108.250.163,25 TRY
108.250.163,25 TRY
163.770.236,71 TRY
197.919.760,19 TRY
230.564.144,37 TRY
296.086.371,30 TRY
352.677.906,31 TRY
430.515.227,45 TRY
523.356.482,18 TRY
573.623.716,00 TRY
623.890.948,95 TRY
582.538.680,67 TRY
582.538.681,67 TRY
941.315.934,82 TRY
1.262.113.949,52 TRY
1.221.219.663,91 TRY
1.429.424.868,13 TRY
1.482.651.298,79 TRY
Tablo 1’de görüldüğü üzere mühendislik sigortalarının brüt prim üretimlerinde yıllara bağlı artış görülmektedir.
2006 yılında mühendislik branşı toplam brüt prim üretimi 430 milyon lira iken 2016 yılında bu rakam 1 milyar 482
milyon liraya yükselmiştir.
800000000
700000000
600000000
500000000
400000000
300000000
200000000
100000000
0
2006
Yıllar
2007
2008
2009
Makine Kırılması
2010
2011
Montaj
2012
2013
İnşaat
2014
2015
2016
Elektronik Cihaz
Şekil 1. Mühendislik Sigortalarında Yıllara Göre Brüt Prim Üretimi Çizgi Grafik
Şekil 1 incelendiğinde daha net görülmektedir ki, yıllara göre mühendislik sigortalarıdn brüt prim üretimi giderek
artmaktadır. Makine kırılması sigortasındaki prim üretiminin özellik 2011 yılından itibaren büyük ölçüde arttığı
görülmektedir. 2016 senesinde ise zirve noktasına ulaşmıştır. İnşaat sigortalarında 2013 yılından sonra görülen
keskin düşüşün nedeni olarak 2013 yılından itibaren inşaat sektöründeki büyümenin azalması gösterilebilir (Türk
Yapı Sektörü Raporu, 2015; s.25) .
Şekil 1’deki grafik, oran bazında incelendiği zaman, mühendislik sigortaları yıllık brüt prim üretiminde makine
kırılması sigortalarının neredeyse %50’ye varan oranlarla en büyük yüzdeye sahip olduğu görülmektedir. Makine
47
kırılması sigortasından sonra inşaat sigortası en yüksek paya sahipken, son yıllarda elektronik cihaz sigortası ile
aynı seviyede olduğu görülmüştür. Mühendislik sigortaları içerisindeki en düşük pay montaj sigortalarına aittir.
3.2. Mühendislik Sigortaların Yıllara İlişkin Ödenen Hasarlar
Yıllar
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
Tablo 2. Mühendislik Sigortalarında Yıllara İlişkin Ödenen Hasarlar
Makine Kırılması
Montaj
İnşaat
Elektronik Cihaz
Mühendislik Toplam
-98.266.715 TRY
-9.730.948 TRY
-14.954.775 TRY
-40.945.103 TRY
-163.897.541 TRY
-121.992.229 TRY -15.136.590 TRY
-26.152.593 TRY
-46.979.331 TRY
-210.260.743 TRY
-135.104.165 TRY -12.425.487 TRY
-30.449.019 TRY
-54.322.484 TRY
-232.301.155 TRY
-171.701.067 TRY -18.867.917 TRY
-41.190.120 TRY
-70.925.054 TRY
-302.684.158 TRY
-196.223.596 TRY -14.214.246 TRY
-56.142.274 TRY
-69.776.902 TRY
-336.357.018 TRY
-239.014.812 TRY
-9.719.489 TRY
-46.136.219 TRY
-78.368.452 TRY
-373.238.973 TRY
-268.902.360 TRY -46.420.498 TRY
-88.297.910 TRY
-82.382.613 TRY
-486.003.380 TRY
-265.571.133 TRY -71.380.428 TRY
-71.811.352 TRY
-91.959.832 TRY
-500.722.745 TRY
-308.962.622 TRY -14.242.003 TRY
-87.308.224 TRY
-134.272.893 TRY
-544.785.742 TRY
-359.594.348 TRY -58.746.087 TRY -124.078.318 TRY
-153.553.571 TRY
-695.972.325 TRY
-401.925.889 TRY -14.186.680 TRY -179.585.406 TRY
-175.193.130 TRY
-770.891.105 TRY
Tablo 2’de görüldüğü gibi mühendislik sigortalarının branşlarına ilişkin yıllar bazında ödenen brüt hasarlar tabloda
gösterilmektedir. Buna göre, ödenen hasarların yıllara göre giderek arttığı gözlemlenmektedir. Daha ayrıntılı
incelemek amacıyla aşağıdaki şekilden faydalanılmıştır.
-450,000,000 TRY
-400,000,000 TRY
-350,000,000 TRY
-300,000,000 TRY
-250,000,000 TRY
-200,000,000 TRY
-150,000,000 TRY
-100,000,000 TRY
-50,000,000 TRY
0 TRY
2006
2007
2008
Makine Kırılması
2009
2010
Montaj
2011
İnşaat
2012
2013
2014
2015
2016
Elektronik Cihaz
Şekil 2. Mühendislik Sigortalarında Yıllara İlişkin Ödenen Hasarlar
Şekil 3 incelendiğinde, makine kırılması sigortasında ödenen hasarların, prim üretiminde olduğu gibi en yüksek
paydaya sahip olduğu görülmektedir. Ancak elektronik cihaz sigortası, prim üretimi grafiğinin aksine burada inşaat
sigortasının üstünde seyretmektedir. İnşaat sigortaları, prim üretimlerine göre hasarlarda daha düşük oranlarda
seyretmektedir. Montaj sigortasında ise durum biraz daha farklıdır. Prim üretimi grafiğinde montaj sigortası diğer
branşlara oranla oldukça geriden seyretmekte idi. Yukarıdaki grafikte montaj branşı hasarlarının özellikle bazı
noktalarda inşaat ve elektronik cihaz branşlarına daha yakın seyrettiği, yani hasar oranlarının yüksek olabileceği
söylenebilir.
3.3. Mühendislik Sigortalarına İlişkin Teknik Rasyoların Hesaplanması ve Karşılaştırılması
Bu bölümde, mühendislik sigortalarına ilişkin teknik rasyoların sonuçları hesaplanacak ve yorumlanacaktır. Teknik
rasyolara ilişkin bilgiler yöntem kısmında verilmişti. Veri seti olarak Türkiye Sigortalar birliği resmi internet
sayfasından gelir tablolarından mühendislik sigortalarına için gerekli veriler alınmıştır ve Tablo 3’te görüldüğü
48
gibidir. Söz konusu verilerden yararlanarak mühendislik sigortalarına ilişkin rasyoların hesaplamaları ve sonuçları
aşağıdaki gibidir.
Tablo 3. Mühendislik Sigortalarına İlişkin Gelir Tablolarında Yıllara Göre Prim ve Hasar
Miktarları
2011
Yazılan Primler (Brüt)
Reasüröre Devredilen Primler
(-)
Kazanılmamış Primler Karşılığı
(Brüt) (-)
b.) Kazanılmamış Primler
Karşılığı (Reas.Payı)
Devreden Kazanılmamış
Primler Karşılığı (Brüt)
Devreden Kazanılmamış
Primler Karşılığı (Reas.Payı)(-)
Ödenen Hasarlar (Brüt) (-)
Ödenen Hasarlar (Reas. Payı)
Muallak Hasarlar Karşılığı
(Brüt) (-)
Muallak Hasarlar Karşılığı
(Reas. Payı)
Devreden Muallak Hasarlar
Karşılığı (Brüt)
Devreden Muallak Hasarlar
Karşılığı (Reas.Payı) (-)
2012
2013
2014
2015
2016
801.660.030
941.812.294
1.261.982.705
1.248.557.890
1.459.184.959
1.512.255.516
-570.089.450
-683.935.548
-946.186.050
-928.497.515
-1.042.879.555
-1.043.142.933
-559.325.517
-689.651.761
-933.717.870
-1.029.713.708
-1.226.913.881
-1.335.538.816
379.677.101
474.504.781
653.204.374
732.569.255
877.006.175
966.801.977
418.395.724
559.325.519
691.464.025
933.717.893
1.029.207.323
1.226.913.880
-286.663.509
-379.770.236
-475.351.912
-658.366.339
-732.298.782
-877.006.176
-373.239.137
-486.004.136
-500.723.057
-544.785.742
-695.022.187
-770.891.105
232.462.906
339.597.330
355.627.630
373.594.581
486.461.104
522.442.665
-436.447.651
-542.650.360
-554.416.360
-613.763.751
-883.154.852
-878.940.739
328.939.050
435.649.457
447.526.810
496.180.740
740.566.314
702.201.924
332.277.054
436.447.651
542.650.359
554.417.193
612.805.299
876.959.544
-249.990.200
-328.549.844
-435.649.456
-447.526.806
-495.393.593
-736.062.982
Tablodaki verilere göre hasar/prim oranları, net hasar/prim oranları, tazminat tediye oranları ve muallak tazminat
oranları her bir yıl için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Buna göre elde edilen yüzdeler aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.
Tablo 4. Mühendislik Sigortalarında Yıllara Göre Teknik Rasyolara İlişkin Sonuçlar
2011
2012
2013
2014
2015
2016
Hasar/Prim Oranı
64,18%
66,88%
55,34%
53,33%
58,97%
62,01%
Net Hasar/Prim Oranı
60,88%
55,37%
44,19%
44,33%
44,07%
47,66%
Tazminat Tediye Oranı
46,10%
47,25%
47,46%
47,02%
44,04%
46,73%
Muallak Tazminat Oranı
53,90%
52,75%
52,54%
52,98%
55,96%
53,27%
Tablo 4 incelendiğinde, mühendislik sigortaların 2011-2016 yılları arasında hasar/prim oranlarının %60 civarında
olduğu görülmektedir. Yani bir dönem Türk sigortacılık sektöründe mühendislik branşında boyunca yazılan her 100
liralık primin için 60 liralık bir hasar ödemesi gerçekleştirilmektedir.
Net hasar/prim oranlarında durumun daha farklı olduğu görülmektedir. Zira net hasar/prim oranlarında reasürörlerin
payları düşüldükten sonra net rakamlar üzerinden oranlama yapılmaktadır. Bu nedenle elde edilen oran Türk
Sigortacılık Sektörü’nün gerçek hasar/prim oranını göstermektedir. Burada oranlar özellikle son dört yılda giderek
azalarak %44’lere kadar düştüğü gözlemlenmiştir.
Tazminat tediye oranı – yani hasar ödeme hızı – bir dönem boyunca sigorta şirketlerine gelen hasarların ödenme
yüzdesini göstermektedir. Buna göre tablo 4 incelendiğinde, tazminat tediye oranının %50’nin altında kaldığı ve bir
dönem boyunca gerçekleşen hasarların yarısından çoğunun muallak hasar karşılığı olarak ayrıldığı görülmektedir.
49
Bunun nedenleri arasında sigortalı-sigortacı arasındaki anlaşmazlıklar, hasarın tespit edilememesi, hasarın
ödenmemesi veya eksik ödenmesi gibi nedenler yatabilir. Zira bu gibi durumlarda devam eden mahkemeler
sonuçlanıncaya kadar sigorta şirketiler muallak hasar karşılığı ayırmak zorundadırlar
4.
TARTIŞMA VE ÖNERİLER
Sigortacılık sektörünün ülkemizde her geçen yıl önemi daha da artmaktadır. Bununla birlikte büyüyen ekonomi,
gelişen teknoloji ve diğer piyasalar ile pek çok yeni sigorta ihtiyacı da gelecekte karşımıza çıkacaktır. Bu nedenle,
içerisinde inşaat tüm riskler, montaj tüm riskler, elektronik cihaz ve makine kırılması sigortaları bulunan
mühendislik sigortalarının seneler içerisinde nasıl bir seyir halinde olduğunu incelemek amacıyla bir araştırma
yapılmıştır.
Elde edilen sonuçlara göre prim üretimleri yıllara göre artış göstermiştir. Ancak bununla birlikte ödenen hasarlarda
da yıllara göre artış olduğu görülmüştür. Mühendislik sigortaları içinde prim üretimi ve ödenen hasar bazında en
büyük paya sahip olan branş makine kırılması sigortasıdır.
Hasar/prim oranları incelendiğinde mühendislik sigortalarının ortalama olarak %60 civarında seyrettiği
görülmüştür. Ancak bunlardan reasürör payları düşüldüğünde elde edilen net hasar/prim oranlarına baktığımızda,
%50’nin altında seyrettiği ve %44’lere kadar düştüğü görülmüştür. Bu oranların sigortacılık tekniğinde hedeflenen
ve karlı oranlar olduğu söylenebilir. Özellikle net hasar/prim oranlarına bakıldığında, şirketlerin bu branşlardan elde
ettikleri gelirlerin büyük kısmını kar olarak yazdıkları düşünülebilir.
KAYNAKÇA
Hazine Müsteşarlığı (2008), 5684 Sayılı Sigortacılık Kanuna İstinaden Çıkarılan Sermaye Yeterliliği Teknik
Karşılıklar ve Finansal Raporlamaya İlişkin Yönetmelikler ile İlgili Sorulara İlişkin Sektör Duyurusu, 2008/24.
Hazine Müsteşarlığı, Sigorta Denetleme Kurumu (2013), Hasar ve Tazminat İşlemleri Denetim Rehberi Taslağı,
Ankara.
Hazine Müsteşarlığı, Sigorta Denetleme Kurumu (2016), Teknik Karşılıklar Denetim Rehberi, Ocak 2016, Ankara.
Hazine Müsteşarlığı, Sigorta Denetleme Kurumu (2016), Sermaye Yeterlilik ve Teminat Denetim Rehberi, Ocak
2016, Ankara.
Türkiye Sigorta Birliği (TSB), Resmi İstatistikler, Genel Sigorta Verileri (www.tsb.org.tr)
Türkiye Sigorta Birliği (TSB), Teknik ve Mali Gelir Tabloları. (www.tsb.org.tr)
Sigorta ve Reasürans ile Emeklilik Şirketlerinin Teknik Karşılıklarına ve Bu Karşılıkların Yatırılacağı Varlıklara
İlişkin Yönetmelik, Yayınlanan Resmi Gazete 26606, 7 Ağustos 2007.
Swiss Re (1997), Engineering Insurance and Reinsurance – An Introduction, Expertise Publication.
50
BANKALARDA UYGULANAN HAYAT SİGORTALARI İÇİN KALİTE FONKSİYON
GÖÇERİM YÖNTEMİ
Gizem Dinçer1, Yrd. Doç. Dr. Banu Özgürel2
Yaşar Üniversitesi
Öz
Kalite fonksiyon göçerimi (KFG), müşteri memnuniyetini sağlamak için, müşterilerin beklentileri, istekleri ve henüz
algılanmayan ihtiyaçları doğrultusunda, işletmelerin mevcut ürün ve/veya hizmetlerinin tasarlama, geliştirme ve
üretim süreçlerine yön vermesi faaliyetidir. Bu çalışmada bankalardaki kredilere yönelik hayat sigortaları
uygulamaları için Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) yöntemi kullanılarak, müşteri ve lehtarlar açısından, bankalar
tarafından sunulan hayat sigortası hizmetinin kalitesinin nasıl olduğu ve müşteri istekleri doğrultusunda bu kalitenin
nasıl arttırılabileceği araştırılmıştır.
Anahtar Kelimeler
Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG), Kalite Evi, Bankalardaki Hayat Sigortaları, Hayat Sigortaları, Analitik Hiyerarşi
Süreci (AHS)
1. Giriş
Kalite fonksiyon göçerimi (KFG), müşteri memnuniyetini sağlamak amacıyla, müşterilerin beklentileri, istekleri ve
henüz algılanmayan ihtiyaçları doğrultusunda, işletmelerin mevcut ürün ve/veya hizmetlerinin tasarlama, geliştirme
ve üretim süreçlerine yön verme faaliyetlerinde kullandığı bir yöntemdir. İşletmeler bu yöntem sayesinde müşteri
taleplerine göre ürün ve hizmetlerini geliştirerek, müşteri memnuniyeti ve tatminini maksimize etmeye çalışır. Zira
günümüz piyasalarındaki rekabet koşulları gereği ve pazar göstergelerindeki hızlı değişimler, maliyet kontrolü ve
ürün/kalite geliştirme stratejilerini yetersiz kılmaktadır. Bu yüzdendir ki işletmeler elinde hâlihazırda bulunan ve en
birincil kaynaktan sağlanan verileri en etkin şekilde kullanma yollarına gitmektedirler. KFG yöntemi de bu süreçte
gerek müşteri duygularını yansıtmak açısından, gerekse işletme maliyetleri ve ürün geliştirme başarıları açısından
olsun, ekipleri en verimli sonuçlara ulaştıran ve takım çalışmasını disiplin haline getirmeyi sağlayan bir tekniktir.
1.1. Problem
Günümüzde bankacılık sektörü gün geçtikçe gelişirken, bankalara olan talepte her geçen gün artmaya devam
etmektedir. Bankaların varlık amaçları, topladığı mevduatları krediye dönüştürerek finansal döngüye katkıda
bulunmaktır. Günümüzde hemen her banka kredi faaliyetini sürdürmeye devam ederken, zorunlu olmamak ile
birlikte bu kredilerle eş zamanlı hayat sigortası satışı da gerçekleştirmektedir. Ancak birçok banka kredilerin geri
dönüş güvencesi olarak gördüğü hayat sigortasını, kredi faizlerini avantajlı kılarak zorunlu hale getirerek
satmaktadır. Ülkemizde bankacılık sektöründe tahsis edilmiş tüm krediler ve her kredinin yanında poliçeleştirilmiş
hayat sigortaları düşünüldüğünde, üretilen hayat sigortası sayısının yadsınamaz büyüklükte olduğu görülmektedir.
Kredi talebi ile bankaya başvuran potansiyel hayat sigortası müşteri sayısı da düşünüldüğünde hemen her bankanın
iştirakinin olduğu bir sigorta şirketi olması haksız görülmemektedir. Bunun yanında piyasada birçok sigorta şirketi
gerek hayat sigortası branşında gerekse diğer sigorta branşlarında faaliyet göstererek oldukça büyük rekabet içinde
satışlarını sürdürmektedir. Hayat sigortası şirketleri, hizmet standardında fark yaratarak, bu rekabet ortamında
sigorta şirketleri içinde en çok tercih edilen şirket olma çabası içindelerdir.
1.2. Amaç
Bu çalışmada Kalite Fonksiyon Göçerim yöntemi ile bankalarda yapılan hayat sigortalarının teknik özellikleri ve
müşteri sesinin karşılaştırması hedeflenmektedir. Bu amaçla kalite evi aşama aşama oluşturularak incelenmektedir.
1.3. Önem
Bu çalışma bankalarda yapılan hayat sigortasını satın alan müşteri grubunun beklentilerinin maksimize edilebilmesi
için aracı kurum olarak bankaların dikkat etmesi ve geliştirmesi gereken teknik özelliklerin neler olması gerektiği
tespit edilmiştir. Burada hem müşteri grubunun bir hayat sigortası planı ve sigorta şirketinden beklentileri üzerinde
durulmuş, hem de uzmanlardan alınan bilgiler yardımıyla, firma teknik özellikleriyle ilişkisi incelenmiştir.
1.4. Sınırlıklar
Bu çalışma, İzmir ilinde yaşayan, bir bankadan kredi kullanan ve hayat sigortası poliçesi satın alan bir grup müşteri
ile gerçekleştirilmiştir.
1.5. Sayıltılar
Bu çalışmada bankalardan kredi kullanan müşterilerin, bu kredi ile birlikte yapılan hayat sigortalarının
gerekliliklerini ve genel şartlarını tam olarak bildiği varsayılmıştır.
1.6.Tanımlar
1
2
Yaşar Üniversitesi Aktüerya Bilimleri Bölümü. İletişim: [email protected] Tel: +90544 451 30 60
Yaşar Üniversitesi Aktüerya Bilimleri Bölümü. İletişim: banu.özgü[email protected] Tel: +90539 698 69 27
51
Kalite fonksiyon göçerimi (KFG), müşteri memnuniyetini sağlamak amacıyla, müşterilerin beklentileri, istekleri ve
henüz algılanmayan ihtiyaçları doğrultusunda, işletmelerin mevcut ürün ve/veya hizmetlerinin tasarlama, geliştirme
ve üretim süreçlerine yön verme faaliyetlerinde kullandığı bir yöntemdir. Hayat sigortası, “İnsanların kişisel olarak,
dikkat ve gayretleriyle önlemekte güçlük çektiği veya tümüyle yetersiz kaldığı ölüm, maluliyet gibi olaylar
karşısında ve sigorta süresi sonunda sigortalıya ve yakınlarına, sigorta priminin belli bir süre içinde ödenmesi
karşılığında tazminat veya gelir sağlayan sigorta şeklidir” olarak tanımlanmaktadır. Hayat sigortaları
sözleşmelerindeki tarafları; sigorta sözleşmesi yapılan kişiye “sigortalı”, sigortalının menfaatini prim ödemek
şartıyla sigortacı nezdinde sigortalayan kişiye “sigorta ettiren” ve sigorta sözleşmesinde taraf olarak bulunmayan
ancak sigorta sözleşmesinin onun lehine yapıldığı ve herhangi bir riskin gerçekleşmesi durumunda tazminat
ödemesini sigortacıdan isteme hakkına sahip olan kişiye de “lehtar” denir.
2. Yöntem
2.1. Model
Kalite fonksiyon göçerimi, temel olarak işletme ve müşterilerin aynı dili konuşmasını sağlamaktadır. KFG’nin ana
başlangıcı ürün geliştirme ve üretimin her bir kademesi için müşteri ihtiyaç ve beklentilerinin (NELER’in), uygun
teknik özelliklere (NASILLAR’a) çevrilmesidir. Öncelikle müşteri gereksinimleri sonra da bu gereksinimlerin nasıl
karşılanacağı sistematik bir şekilde belirlenmektedir. Bu süreç KALİTE EVİ olarak adlandırılan bir matris ile takip
edilir. KFG süreci, Planlama, “Müşteri Sesi”nin toparlanması, Kalite evinin belirlenmesi ve Sonuçların analiz edilip,
yorumlanması, olmak üzere 4 aşamadan oluşur. İlk aşama 0 ile gösterilmektedir. Bu aşamada KFG yönteminin
uygulaması için gereken hazırlıklar yapılır. Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra KFG yönteminin uygulamasına
geçilir.
Aşama 0: Planlama
Aşama 1: “Müşterinin Sesi”nin Toplanması
Aşama 2: Kalite Evinin Oluşturulması
Aşama 3: Sonuçların Analizi ve Yorumlanması
2.2. Örneklem/Çalışma Grubu
Bu çalışma, İzmir ilinde ikamet eden, bir bankada çalışan uzman kişiler ile kredi ve hayat sigortası poliçesi satın
alan bir grup müşteri ile gerçekleştirilmiştir.
2.3. Veri Toplama Araçları
Bu çalışmanın tüm verileri, eklerde sunulan anketlerin, bir bankada çalışan uzman kişiler ile kredi ve hayat sigortası
poliçesi satın alan müşterilere uygulanması ile elde edilmiştir.
2.4. Verilerin Toplanması
Bu çalışmada kullanılan ve analizi yapılan veriler, eklerde sunulan anketlerin, bir bankada çalışan uzman kişiler ile
kredi ve hayat sigortası poliçesi satın alan müşterilere yüzyüze ve elektronik posta aracılığı ile uygulanması ile
toplanmıştır.
2.5. Verilerin Çözümlenmesi
Bu çalışmadaki veriler Kalite Fonksiyon Göçerim Yöntemi ve Analitik Hiyerarşi Yöntemleri yardımı ilke Microsoft
Excel yardımı ile çözümlenmiştir.
2.5.1.Kalite Fonksiyon Göçerim Yöntemi
Aşama1: “Müşterinin Sesi”nin Toplanması
KFG uygulamalarındaki en kritik aşama, geliştirme ve tasarım çalışmasının ilk aşaması olan müşteri ihtiyaçlarının
belirlenmesi aşamasıdır. Bu süreçteki temel veri, müşteri istek ve ihtiyaçlarından oluşur. Bu verilere sistematik bir
müşteri iletişim çalışması sonucunda ulaşılır ve “Müşterinin Sesi” kavramıyla ifade edilir.
KFG’de müşterinin sesinin farklı iki şekilde toplanması mümkündür. İlk olarak müşterilerin bizzat kendilerinden
elde edilen bilgiler kullanılır. Bu bilgiler telefon hattı, tüketici testleri, alan araştırmaları, ticari testler, ürün satın
alma araştırmaları, müşteri değerlendirmeleri gibi birçok yöntem aracılığı ile elde edilebilir. İkinci olarak da
müşterilerden dolaylı şekilde elde edilen bilgiler kullanılır. Bu bilgiler de satış elemanları, toplantılar, eğitim
programları, ticari fuarlar, ticari dergiler, akademik çevre, firma çalışanları aracılığı ile elde edilebilir.
İşletmeler çeşitli yollarla müşterilerin ihtiyaçlarını ve ne istediklerini belirlemeye çalışırlar. Ancak müşterilere soru
sorarak bu ihtiyaçları tam anlamıyla ortaya koyamazlar. Müşterilerin düşünceleri ile ilgili çalışmaların bazı önemli
hususları aşağıdaki gibi sıralanabilir.
•
“Temel isteklerin saptanması,”
•
“Müşteri tarafından ifade edilen hiçbir şeyin kaçırılmaması,”
•
“Düşüncelerin gerektiği ölçüde kısaltılması” ve
•
“Düşüncelerin birleştirilmesi.”
a. Müşteri İhtiyaçlarının Tanımlanması
Müşteri ihtiyaçları tanımlanırken iki model kullanılır. Bunlardan biri GEMBA analizi, diğeri ise KANO modelidir.
Gemba Analizi ürünün kullanıldığı yerde, müşterinin ihtiyaçlarını anlamak için yapılan bir analiz yöntemidir. Bir
diğer deyişle müşteriyi ürünü veya hizmeti alırken yapılan izleme yöntemidir. Bu yöntem ile ürün kullanımı
gözlenerek, müşterilerin kendilerinin de farkında olmadığı ihtiyaçları ortaya çıkarılmaya çalışılır.
Müşteri ihtiyaçlarını belirleme de kullanılan diğer bir yöntem ise Kano Modelidir. İşletmelerin tüketici tatmini ile
müşteri istek ve beklentilerini karşılayabilme derecesi arasındaki ilişkiyi anlatan bir modeldir.
b. Müşteri İhtiyaçlarının Yapılandırılması
52
Müşteri beklenti ve ihtiyaçlarının yönetilmesi için, bunların bir hiyerarşi içinde ekip çalışması ile yapılandırılması
gerekmektedir. Müşteriler gerçek talepleri yerine bu talepleri karşılayacak kalite özelliklerini belirttiklerinde,
müşterilere kendileri için bunun neden önem arz ettiği sorulmalıdır. Müşteri beklentilerini karşılayan bir takım
ihtiyaçlar bu nedenlerin sonunda ortaya çıkar. Müşterilere sorulan sorulara alınan yanıtlarla oluşturulan işlenmemiş
veriler; ürün karakteristikleri, beklenti ve aynı zamanda çözümden oluşmaktadır. Müşteriyi anlamanın ilk şartı
olarak bu süreç görülebilir. Dolayısı ile bu yolla farklı şekillerde dile getirilmiş müşteri talepleri derlenir.
Müşterilerden elde edilen veriler organize bir halde değildir. Bundan dolayı oluşturulan grupların ayrı ayrı
sınıflandırılması gerekir. Müşteri taleplerinin bu şekilde yapılandırılması oluşturulacak kalite evinin girdisini
oluşturur.
c. Müşteri İhtiyaçlarının Önceliklendirilmesi
KFG takımı tarafından, müşterilerin her bir ihtiyaç için verdiği önem dereceleri hangi ihtiyacın ne düzeyde önemli
olduğu konusunda bir fikir sahibi olmasını sağlar. Müşterilerin işletmenin sunduğu ürün/hizmetlere yönelik yapmış
oldukları önceliklendirmeler onların bu ürünleri bir yelpaze üzerinde kaçıncı sıralamada gördüklerini anlamasını
sağlar. Daha sonra ise bu bilgiler ışığında işletmenin rakiplerinin ürünlerini de müşterilerin kaçıncı sırada gördükleri
bu yelpaze yardımıyla ortaya çıkar. Müşteri ihtiyaçlarının önceliklendirilmesi, elde edilen verilerin 5,7,9 gibi
ölçekler yardımıyla sayısal hale getirilmesi anlamına gelmektedir. Elde edilen verilerin sayısal hale dönüştürülmesi,
KFG takımına önemli düzeyde bir girdi kaynağının oluşmasına yardımcı olmaktadır. Daha ayrıntılı ağırlıklandırma
çalışmalarında Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) veya 10’lu ölçek yönteminden yararlanılır. Her bir aktivitenin
ağırlıklandırılması yapıldıktan sonra ikişerli şekilde karşılaştırılır. Müşteri ihtiyaçlarının ağırlıklandırılması ile
müşteri ihtiyaçlarının belirlenmesi aşaması son bulur. Bundan sonraki aşamada, müşteri ihtiyaçları teknik
karakteristiklere dönüştürülerek “göçerim” başlamış olacaktır.
Aşama 2: Kalite Evinin Oluşturulması
Kalite evi dört farklı bilginin kullanılarak elde edilmesinden oluşur. Bu bilgiler bazı soruların cevaplarından oluşur.
- “Müşteriler için önemli olan nedir?”
- “Müşteriler için önemli faktörler nasıl sağlanır?”
- “Neler ile nasıllar arasında ilişki var mıdır, var ise gücü nedir?”
- “Müşteriyi tatmin etmek için nasıllardan ne kadar kullanılmalıdır?”
Bu sorulara verilecek cevaplara göre kalite evi dört kısımdan oluşmaktadır. Bunlardan birincisi “Ne” kısmı, ikincisi
“Nasıl” kısmı, üçüncüsü “İlişkiler” kısmı ve dördüncüsü “Ne kadar” kısmı. Buna göre kalite evi oluşurken belli
aşamalardan geçilmektedir. Bunlar;
1Müşteri istekleri kısmının oluşturulması
2Planlama matrisinin oluşturulması ve analizinin yapılması
3Kalite karakteristiklerinin belirlenmesi ve analizinin yapılması
4İlişki matrisinin oluşturulması ve analizinin yapılması
5Teknik korelasyonların belirlenmesi ve analizinin yapılması
6Teknik korelasyonların belirlenmesi ve analizinin yapılması
7Sonuçlara dayalı olarak geliştirme projesinin planlanması
Kalite evi oluşturulurken iki kısıma dikkat çekilmelidir. Bunlardan ilki yatay eksende bulunan ve müşterilerle ilgili
bilgilerin yer aldığı müşteri kısmı, diğeri ise dikey eksende bulunan ve müşteri bilgilerine cevap veren teknik
kısımdır. Müşteri Kısmı; bu bölüm müşterilerden elde edilen bilgilerle oluşturulur. Müşteri fikirleri ana girdiyi
oluşturmaktadır. Müşteri kısmında ise bu ana girdinin işletmenin dilindeki hali yer alır. Teknik Kısım; Ana girdi
olan müşteri istek ve ihtiyaçlarına, işletmenin vermiş olduğu cevapların yer aldığı bölümdür. Bu bölümde müşteri
ihtiyaçları teknik ihtiyaçlara yani işletmenin göstermiş olduğu çabaya dönüşecektir.
7.ÇATI
4.İLİŞKİLER MATRİSİ
6.HEDEFLER
Şekil 2.1. Kalite Evi
53
5.PLANLAMA
MATRİSİ
2.AĞIRLIKLAR
1.MÜŞTERİNİN SESİ
3.TEKNİK KARAKTERİSTİKLER
a. Müşteri İstekleri Kısmının Oluşturulması Ve Analiz Edilmesi
Kalite evi, müşteri ihtiyaçları ile başlamaktadır. Müşteri ihtiyaçları, çeşitli yöntemlerle belirlenir. Bunlardan bazıları,
anketler, müşteri ziyaretleri, yüz yüze görüşmeler, vs.’dir. Bu bölüm, müşteri istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda
ürünün taşıması gereken özelliklerin ortaya konulduğu bölümdür. Müşteri ihtiyaçları belli sınıflandırmalara göre
belirlenir. Müşteri isteklerine, yine müşteriden alınan bilgilerle, her birine ayrı ayrı önem derecesi belirlenir. Önem
derecesi, müşteri isteklerinin önem derecesini gösterdiği gibi, kalite evi matrisinde ağırlık faktörü olarak da görev
yapar.
b. Planlama Matrisinin Oluşturulması Ve Analizinin Yapılması
Kalite evinin oluşumunda yer alan bir diğer bölümde Planlama matrisidir. Planlama matrisinde işletmenin kendi
ürünü ile rakip ürünler arasında karşılaştırma yapılabilme imkânı sağlanmış olur. Bu bölüm, işletmenin kendi ürünün
piyasadaki yerini görmesi açısından oldukça büyük önem taşır. “Kalite evinin sağ tarafında yer alan bu matriste,
işletme hem kendisinin hem de rakiplerinin ürünlerinin müşteri ihtiyaçlarını karşılama durumunu değerlendirebilir”
(Savaş ve Ay, 2005:87). Planlama matrisinde “Bugün” sütunu; işletmenin ürününün, her bir müşteri isteği ile ilgili
olarak, müşteriler tarafından nasıl algılandığını göstermektedir. “Rakip A” ve “Rakip B” sütunları; aynı ürünü üreten
pazardaki en iyi rakiplerin müşteriler tarafından nasıl algılandığını göstermektedir. “Hedef” sütunu; “işletmenin
bugünkü durumuna ve rakiplerin müşteriler tarafından nasıl algılandığına bağlı olarak, firmanın kendisini nasıl
algılamasını istediğiyle ilgili olarak belirlediği bir hedeftir” (Yenginol, 2000:60). Hedef belirlenirken, “Önem
Derecesi” sütunu aracılığı ile müşterinin ilgili müşteri isteğine verdiği önemin puanı dikkate alınır. Hedef
sütunundaki değerin, bugün sütunundaki değere bölümü ile “İlerleme Oranı” hesaplanır. “Satış Noktası” sütununda,
“satırlardaki müşteri isteklerinde bir ilerleme olmasının, satışlarda herhangi bir ilerleme meydana getirip
getirmeyeceği görülür” (Yenginol, 2000:61). “Önem Puanı” sütunu; önem derecesi, satış noktası ve ilerleme oranı
puanlarının çarpımıyla oluşur. “Yüzde Önem Derecesi” sütunu ise, “her bir müşteri isteğine ait önem puanı, önem
puanı sütunu toplamına bölünerek elde edilir. Böylece müşteri istekleri içindeki yüzde önemleri hesaplanmış olur”
(Yenginol, 2000:62). Planlama matrisinde müşteri istekleri ve önem derecelerinin yanı sıra şikâyetler ve rakip
firmalarla kıyaslamalar da vardır.
c. Kalite Karakteristiklerinin Belirlenmesi Ve Analizinin Yapılması
Kalite evinin amacı müşteri isteklerini, taleplerini karşılayacak tasarımlar yapmak veya mevcut tasarımları
değiştirmektir. Bu aşamada en önemli nokta, müşteri taleplerinin teknik tanımlara dönüştürülmesidir. Müşteri
taleplerinin tam anlamıyla karşılanması teknik tanımların doğru yapılmasıyla doğrudan ilişkilidir. “ “NASIL”lar
süreçlerden, kişilerden, fonksiyonlardan, tesislerden ya da yöntemlerden oluşabilir. Ancak bunların belirlenmesinde
tüm işletmenin katılımına ihtiyaç vardır. Çünkü sorunların çözümü için farklı fikirler ve deneyimlere gereksinim
duyulur” (Guinta ve Praizler, 1993:67).
d. İlişki Matrisinin Oluşturulması Ve Analizinin Yapılması
Her bir müşteri isteği ile yapılan her bir teknik tanımlama arasındaki ilişki derecesi bu aşamada belirlenir. Bu yapılan
işleme teknik tanımlamaların müşteri isteklerine ne kadar katkıda bulunacağının sayısallaştırılması denebilir.
“Kalite evinde ilişki matrisini oluşturmaktaki amaç; her bir müşteri ihtiyacını karşılayacak olan önemli teknik
tanımlamaların yapılması ve bir sonraki aşamada yüksek öneme sahip tüketici ihtiyaçlarını üretime taşımak için
kuvvetli ilişkiye sahip teknik tasarımlardan faydalanmaktır” (Savaş ve Ay, 2005:86. Teknik tanımlamaları müşteri
talep ve istekleri doğrultusunda geliştirebilmek için, teknik önem derecesi puanının her bir teknik tanıma ait olarak
ayrı ayrı hesaplanması gerekir. Teknik önem derecesi, her teknik tanım için, planlama matrisinde hesaplanan “yüzde
önem “ değeri ile ilişki puanlarının çarpımlarını toplayarak hesaplanır. Bu şekilde her sütunun teknik önem
dereceleri hesaplandığında ve toplamları bulunarak normalize edildiğinde ilişki matrisi ortaya çıkmış olur. Teknik
önem dereceleri diğerlerine göre yüksek çıkan teknik tanımlar, müşteri istekleri doğrultusunda geliştirilmesine
öncelik verilecek teknik tanımlardır.
e. Teknik Korelasyonların Belirlenmesi Ve Analizinin Yapılması
Müşteri isteklerini karşılamak için yapılmış olan teknik tanımlamaların kendi aralarında olumlu ya da olumsuz
etkileşimler olabilir. Yani bir teknik tanımlamanın olumlu yönde geliştirilmesi, diğer bir teknik tanımlamayı
olumsuz yönde etkileyebilir. Bu tarz etkileşimlerin ortaya çıkması için kalite evini koruyan “Çatı Matrisi” veya diğer
adıyla “Korelasyon Matrisi” kullanılır. Bu matriste her bir hücre; iki ayrı teknik tanım arasındaki korelasyonu
göstermektedir.
Tablo 2.1. Korelasyon Derecesi Sembol ve Anlamları
Korelasyon Derecesi
Sembol ile
Sayı ile
Güçlü
Ө
9
Orta
O
3
Zayıf
∆
1
Bu semboller kullanılarak teknik tanımların arasındaki ilişkinin yönü belirlenmiş olur. Belirlenen ilişki seviyesi
olumsuz ya da güçlü ise, KFG ekibinin bu teknik tanımlamanın geliştirilmesi ile ilgili ekstra çalışma yapması
54
gereklidir. Bu bölümde tespit edilen olumsuz ilişkiler genellikle “aynı anda birbirine zıt iki fiziksel durumun
gerçekleşmesi gerekliliği” şeklinde ortaya çıkar.
f. Teknik Kıyaslamaların Yapılması Ve Hedeflerin Belirlenmesi
Teknik kıyaslamalar aşamasında oluşturulan matriste, teknik tanımlamaların piyasadaki çeşitli ürünler üzerindeki
etkilerinin incelenmesi sağlanır. Kalite evi matrisinin bu kısmında teknik tanımlamaların rakip ürünlerle
kıyaslanması, kendi aralarında önceliklendirilmesi ve hedef belirlemede veri elde edilmesi mümkün olur. Teknik
kıyaslamalar kalite evinin giriş kısmında yer alır. Herhangi bir teknik tanımın özellikleri açısından şirket tarafından
bakıldığında iyi olarak düşünülse bile, müşteri beklentileri ve istekleri bakımından müşteri firmayı kötü
değerlendiriyor olabilir. Böyle bir durum kalite evinde kolayca tespit edilir ve firmanın düzeltmesine olanak sağlar.
g. Sonuçlara Dayalı Olarak Geliştirme Projesinin Planlanması
Tüm bu aşamaların sonunda nihai kalite evi ortaya çıkmış olur. Sektörel özellikler, ürün için kritik önem taşıyan
veriler kalite evine eklenebilir.
Aşama 3: Sonuçların Analizi Ve Yorumlanması
Tüm bu analizler sonucunda oluşan çıktının iki yönü vardır. Bunlardan ilki müşteri düşünceleri ve talepleri
doğrultusunda firma tarafından rekabete yönelik hedefler oluşturulur. İkincisi ise, firma tarafından öncelikli ve
geliştirilmesi gereken konular seçilmiştir. Bu aşamada test ve kontroller için gerekli düzenlemeler yapılır. Böylelikle
hem iyileştirilmesi gereken yönler ortaya çıkmış olur, hem de rakiplere göre üstün ya da zayıf taraflar tespit edilmiş
olur.
a. Analitik Hiyerarşi Süreci
Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) karar verme problemlerinde ve süreçlerde kullanılmak üzere tasarlanmış bir
yöntemdir. Karar verme, birden fazla seçenek arasından en az bir amaca hizmet edecek şekilde en uygun seçeneği
seçme sürecidir. AHS ise bu süreçte mevcut seçenekler arasından en doğru ve uygun olanı seçmek için
kullanılmaktadır. Bu yöntem gerek karmaşıklığı gerekse zaman kaybını önleyerek en doğru ve en uygun kararı
vermeyi sağlamaktadır. Bu süreçte sonuca ulaşırken birkaç aşama takip edilmektedir.
Aşama 1: Problemin tanımlanması
Bu aşamada karar verilecek ihtiyacın veya sorunun tanımlanması yapılmaktadır. Bu ihtiyaç veya sorun tespit edilir.
Karar noktaları belirlenir. Tespit edilen bu sorun alt parçalarına ayrılarak temel öğeleri belirlenir. Karar noktalarının
sayısı m ile ifade edilirken, karar noktalarına etki eden faktörlerin sayısı ise n ile ifade edilmektedir.
Aşama 2: İkili Karşılaştırma Matrisinin Oluşturulması
Bu aşamada, ilk aşamada tespit edilen sorun ve belirlenen alt öğelerden oluşturulan hiyerarşik yapı ile karşılaştırma
matrisi oluşturulur. Bu karşılaştırma matrisini nxn ölçülerinde bir matris olarak betimleyebiliriz. Karşılaştırma
matrisinin köşegenleri üzerindeki matris bileşenlerine, karşılaştırma yapılan faktörler 1 değerini aldığından, 1 değeri
yazılmaktadır. Bu matris aşağıdaki şekilde gösterilmektedir. Faktörlerin birbiriyle olan karşılaştırmaları önem
derecelerine göre yapılmaktadır. Örneğin, ikinci faktörle üçüncü faktörün karşılaştırıldığı ve ikinci faktörün üçüncü
faktörden daha üstün olduğu düşünülürse karşılaştırma matrisinin ikinci satır üçüncü sütun (i=2, j=3), 3 değerini
almaktadır. Eğer bu karşılaştırmada üçüncü faktörün ikinci faktörden daha üstün olduğu düşünülürse de ikinci satır
üçüncü sütun 1/3 değerini almaktadır. Üçüncü bir ihtimale göre bu karşılaştırmada ikinci faktörle üçüncü faktörün
aynı derecede öneme sahip olduğu düşünülürse matris bileşeni 1 değerini almaktadır. Bu durumda matrisin
köşegenleri üzerindeki değerler zaten 1 değerini aldığından karşılaştırmalar kalan değerler için yapılmaktadır.
Matris köşegeni üzerinde kalan bileşenlerin değerleri aşağıdaki formül kullanılarak hesaplanmaktadır.
Aşama 3: Kriterlerin Ağırlıklarının Belirlenmesi
Karşılaştırma matrisinde faktörlerin birbirine göre önem dereceleri gösterilir. Her bir faktörün tüm matris içindeki
önem dağılımını bulmak için, karşılaştırma matrisindeki sütun vektörlerinden faydalanılır. Böylelikle aşağıdaki gibi
n tane ve n bileşenli B sütun vektörü elde edilir. A karşılaştırma matrisi ise değerlendirme faktörlerinin birbirleriyle
olan karşılaştırmalarını ifade etmektedir. A karşılaştırma matrisi tanımlanarak bir sonraki adım olarak B vektörü
hesaplanmaktadır
Aşama 4: Kriterler Arasındaki Tutarlılıkların Ölçülmesi
Analitik Hiyerarşi Sürecinde sonuçların gerçekçiliği kadar faktörler arasında yapılan karşılaştırmanın tutarlılığı da
önem taşımaktadır. Bu tutarlılığı ölçebilmek için tutarlılık oranı adı verilen bir oran hesaplanmaktadır. Bu Tutarlılık
Oranı (CR) ile öncelik vektörünün ve diğer faktörler arasında ikili olarak yapılan karşılaştırmaların tutarlılığı
ölçülebilmektedir. CR hesaplanırken faktör sayısı ve Temel Değer (λ) adı verilen bir katsayı karşılaştırılmaktadır.
Temel Değer (λ) bulunur. Tutarlılık Göstergesi (CI), λ hesaplanmasından sonra hesaplanmaktadır. Tutarlılık Değeri
(CR), son adım olarak hesaplanmaktadır. Tüm bu adımlar sonucunda bulunan CR değerinin 0,10 değerinden düşük
olması, yapılan karşılaştırmaların tutarlılığını göstermektedir. Eğer bulunan CR değeri 0,10 değerinden daha yüksek
55
bir değer çıkmış ise, bu AHS’ de yapılan bir hata olduğunu veya karşılaştırmada bir tutarsızlık bulunduğunu
göstermektedir (Saaty,1980:179).
Aşama 5: Karar Noktasındaki Yüzde Önem Dağılımlarının Bulunması
Bu
aşamada ikili olarak yapılmış karşılaştırmalar ve matris işlemleri faktör sayısı olan n defa
tekrarlanmaktadır. Faktörlerin her biri için karar noktalarında yararlanılacak olan G karşılaştırma matrisinin boyutu
mxm olacaktır. Karşılaştırma işleminin her birinden sonra S sütun vektörü hesaplanmaktadır. Bu vektör aşağıda
gösterildiği gibi mx1 boyutlu olup değerlendirilen faktörün yüzde dağılımlarını karar noktalarına bakarak
göstermektedir.
Aşama 6: Sonuçların Bütünleştirmesi ve Kararın verilmesi
Son olarak bu adımda mx1 boyutlu S sütun vektöründen mxn boyutlu K karar matrisi elde edilmektedir. K karar
matrisi ile W öncelik vektörü aşağıdaki gibi çarpılarak m elemanlı L sütun vektörü hesaplanmaktadır. Karar
noktalarının yüzde dağılımı L sütun vektörü ile gösterilmektedir. Vektörün elemanlarının toplamı 1 değerini
almaktadır. Karar noktalarının önem sırası da bu dağılım ile gösterilmektedir.
3. Bulgular
Kalite evinde ilk adım, müşteri beklentilerinin önem düzeyidir. Önem düzeyleri ağırlıklar sütununda verilmiştir.
Müşteriler açısından “Poliçe Fiyatı”nın hayat sigortası için en çok önem verilen özellik olduğu görülmektedir.
“Tazminat Ödeme Hızı”, “Marka Bilinirliği” ve “Ek Teminatlar” eşit önem, “Firma Güvenilirliği” ise en düşük
önem düzeyine sahiptir. Planlama matrisi baz alındığında, müşteriler yine aynı beklentiler açısından belirlenen üç
işletmeyi incelediklerinde, sigorta şirketlerine daha çok güvenirken, “Tazminat Ödeme Hızı” konusunda bankaları
daha üstün görmektedir. Bunların yanında yapılan kıyaslamalarda “Firma Güvenilirliği” ve “Ek Teminatlar”
açısından banka, sigorta şirketleri ve acentelerin aynı derece değerlendirildikleri görülmektedir. Benzer şekilde,
planlama matrisinde yer alan “Mutlak Ağırlık” sütununda “Marka Bilinirliği” ve “Firma Güvenilirliği”nin 7,5 olan
değeri nedeniyle düşük değerli çıktığı tespit edilmiştir. Teknik karakteristikler açısından üç işletmeyi
değerlendirdiğimizde, işletmeler ile ilgili bilgilerden ulaşılabilenler için şu yorumlar yapılabilir; Çalışanların eğitim
düzeyi bakımından; bankalar ve sigorta şirketlerinde eğitim düzeyi en az üniversite iken, acentelerde lisedir. Şube
sayısı bakımından acenteler liderliği ellerinde tutmalarına rağmen, banka ve sigorta şirketleri bu konuda daha az
hizmet ağı ile faaliyet göstermektedir. Hayat sigortaları fiyat açısından üç işletme bakımından değerlendirildiğinde
bankalar yüksek poliçe fiyatı, acenteler orta düzey poliçe fiyatı sigorta şirketleri ise düşük poliçe fiyatı vermektedir.
Banka ve acentelerde, sigorta şirketlerine göre yüksek poliçe fiyatı verilmesinin sebebi sigorta şirketlerine ödenen
komisyon maliyetleridir. Bankalar prim tahsilat yöntemi olarak yıllık tahsilatı tercih ederken, sigorta şirketi ve
acenteler hem aylık hem yıllık prim tahsilatı yapabilmektedirler. Sigorta şirketleri ve acenteler hizmet içi eğitimleri
periyodik olarak gerçekleştirmelerine rağmen, bankalar hizmet içi eğitim anlamında yetersiz kalmaktadırlar. Teknik
karakteristikler ile müşteri beklentilerinin kesiştiği ve ilişkilerin incelendiği bölümde yapılan hesaplamalar
sonucunda, gelişmeye açık en önemli teknik karakteristiğin %16’lık pay ile “Güvenilirlik”in , “Fiyat” teknik
karakteristiğinden bir adım öne çıktığı tespit edilmiştir. Geçmiş yıllarda hayat sigortaları ile ilgili yaşanan olumsuz
tecrübeler sebebiyle uzmanlar bu konuda “Güvenilirlik” karakteristiğinin ön planda olduğunu vurgulamaktadırlar.
%15 ile “Fiyat” teknik karakteristiği ikinci sırada yer alırken, “Şube Sayısı” teknik karakteristiği %13 ile üçüncü
olmuştur.
Teknik karakteristikler için normalize sıralama puanı ve AHS yöntemi ile elde edilen ağırlıklar karşılaştırıldığında,
“Çalışanların Eğitim Düzeyi”, “Fiyat” ve “Bilgi Teknolojileri” aynı önem düzeyi ile değerlendirilmektedir. “Prim
Tahsilat Yöntemleri” ve “Fon Performansı” müşteri görüşleri dahil edildiğinde önemsiz görünürken, uzman
görüşleri ile birlikte değerlendirme yapıldığında önemli hale gelmektedir. “Şube Sayısı”, “Hayat Sigortaları
Tecrübesi”, ”Müşteri İlişkileri”, ”Hizmet İçi Eğitim” ve “Güvenilirlik” müşteri görüşleri dahil edildiğinde önemli
görünürken, uzman görüşleri ile birlikte değerlendirme yapıldığında önemsiz hale geldiği görülmektedir. Kalite
evinin çatı kısmında teknik karakteristikler arasındaki ilişkiler incelenmektedir. Bu incelemeler sonucunda teknik
karakteristikler arasında güçlü ilişki olanlar kalite evinin çatı kısmında “+”, zayıf ilişki olanlar ise “-” sembolüyle
gösterilmiştir.
Aralarında güçlü ilişki olan teknik karakteristikler;
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Hayat Sigortaları Tecrübesi
• Fiyat ile Güvenilirlik
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Güvenilirlik
• Fiyat ile Müşteri İlişkileri
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Müşteri İlişkileri
• Fiyat ile Hizmet İçi Eğitim
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Hizmet İçi Eğitim
• Fiyat ile Ödeme Yöntemleri
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Fon Performansı
• Fiyat ile Fon Performansı
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Bilgi Teknolojileri
• Fiyat ile Bilgi Teknolojileri
• Şube Sayısı ile Hayat Sigortaları Tecrübesi
• Güvenilirlik ile Müşteri İlişkileri
• Şube Sayısı ile Fiyat
• Güvenilirlik Hizmet İçi Eğitim
• Şube Sayısı ile Güvenilirlik
• Güvenilirlik ile Ödeme Yöntemleri
• Şube Sayısı ile Müşteri İlişkileri
• Güvenilirlik ile Fon Performansı
• Şube Sayısı ile Ödeme Yöntemleri
• Güvenilirlik ile Bilgi Teknolojileri
• Şube Sayısı ile Hizmet İçi Eğitim
• Müşteri İlişkileri ile Hizmet İçi Eğitim
56
• Şube Sayısı ile Bilgi Teknolojileri
• Müşteri İlişkileri ile Fon Performansı
• Hayat Sigortaları Tecrübesi ile Güvenilirlik
• Müşteri İlişkileri ile Bilgi Teknolojileri
• Hayat Sigortaları Tecrübesi ile Müşteri İlişkileri
• Ödeme Yöntemleri ile Hizmet İçi Eğitim
• Hayat Sigortaları Tecrübesi ile Hizmet İçi Eğitim
• Ödeme Yöntemleri ile Fon Performansı
• Hayat Sigortaları Tecrübesi ile Fon Performansı
•Ödeme Yöntemleri ile Bilgi Teknolojileri
• Hayat Sigortaları Tecrübesi ile Bilgi Teknolojileri
• Hizmet İçi Eğitim Fon Performansı
• Fon Performansı ile Bilgi Teknolojileri
• Hizmet İçi Eğitim Bilgi Teknolojileri
Aralarında zayıf ilişki olan teknik karakteristikler;
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Şube Sayısı
• Müşteri İlişkileri ile Ödeme Yöntemleri
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Ödeme Yöntemleri
• Güvenilirlik ile Ödeme Yöntemleri
• Çalışanların Eğitim Düzeyi ile Fiyat
• Hayat Sigortaları Tecrübesi ile Fiyat
• Hayat Sigortaları Tecrübesi ile Ödeme Yöntemleri
• Şube Sayısı ile Fon Performansı
olarak bulunmuştur.
4. Tartışma
Bu çalışmada tartışmaya açık bulunan husus; ilk etapta müşteri beklentileri ve talepleri doğrultusunda yapılan
analizlerde elde edilen sonuçlar ile hem müşteri hem de salt uzman görüşleri birlikte dikkate alınarak yapılan analiz
sonuçları arasındaki farklılık oluştuğudur. Bu nedenle çalışmamızda vurgulanmak istenen konu, müşteri beklentileri
ile salt uzman görüşleri birlikte değerlendirilerek ortak paydada buluşmak ve elde edilen sonuçlarla bankaların kredi
bağlantılı hayat sigortaları uygulamalarında dikkat etmesi ve geliştirmesi gereken noktaları tespit etmek olmuştur.
Bu görüşe dayanarak, planlama matrisinin “Hedef Değer” sütunundaki sonuçlardan yola çıkarak hayat sigortası için
yapılması planlanan değişikliğin “Poliçe Fiyatı” konusunda olması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bankalar, bu noktada
hayat sigortasını üreten sigorta şirketleri ile temasa geçerek poliçe fiyatları konusunda yeni bir yapılandırma
önermelidirler. Benzer şekilde, planlama matrisinde yer alan “Mutlak Ağırlık” sütununda “Marka Bilinirliği” ve
“Firma Güvenilirliği”nin 7,5 olan değeri nedeniyle düşük değerli çıktığı tespit edilmiştir. Müşteri farkındalığı
yaratılması gerektiği gözlemlenmiştir. Bu nedenle bankalar “Firma Güvenilirliği” ve “Marka Bilinirliği”ni artırıcı
pazarlama ve reklam faaliyetleri konusunda etkinliğini arttırması gerektiği tespit edilmiştir. Sigorta şirketleri ve
acenteler hizmet içi eğitimleri periyodik olarak gerçekleştirmelerine rağmen, bankalar hizmet içi eğitim anlamında
yetersiz kalmaktadırlar. Bu nedenle bankalarda hayat sigortaları konusunda hizmet içi eğitimlerin arttırılması
önerilmektedir. “Prim Tahsilat Yöntemleri” ve “Fon Performansı” müşteri görüşleri dahil edildiğinde önemsiz
görünürken, uzman görüşleri ile birlikte değerlendirme yapıldığında önemli hale gelmektedir. Bu sonuca bakılarak,
alternatif prim tahsilat yöntemlerinin çeşitlendirilmesi ile fon performansının tazminat ödemesindeki önemi ve
etkilerinin müşteriye aktarılması konusunda çalışmalar yapılmalıdır. “Şube Sayısı”, “Hayat Sigortaları Tecrübesi”,
”Müşteri İlişkileri”, ”Hizmet İçi Eğitim” ve “Güvenilirlik” müşteri görüşleri dahil edildiğinde önemli görünürken,
uzman görüşleri ile birlikte değerlendirme yapıldığında önemsiz hale geldiği görülmektedir. Bu nedenle ise daha
fazla ulaşılabilir olmak için şube sayısını arttırılmalı, müşteri ilişkileri konusunda daha hassas davranıp ve hizmet
içi eğitim sayısını arttırmalıdır.
5. Öneriler
Sonuç olarak, hayat sigortalarında aracı kurum olarak faaliyet gösteren bankalar acil olarak fiyat düzenlemesine
gitmeli, firma güvenilirliği ve marka bilinirliğini arttırıcı pazarlama ve reklam faaliyetleri konusunda etkinliklerini,
hizmet içi eğitimlerini, daha fazla ulaşılabilir olmak için şube sayısını arttırmalı, prim tahsilat yöntemlerini
çeşitlendirmeli ve müşteri ilişkileri konusunda daha hassas davranmalıdır.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Kaynakça
Acar, N. (1996). Kalite Fonksiyon Göçerimi – Kalite Evi. Verimlilik Dergisi Toplam Kalite Özel Sayı. Milli
Prodüktivite Merkezi Yayını. (2.Basım). Ankara.
Akao, Y. (1990) Quality Function Deployment-Integrating Customer Requirement In To Product Design.
Productivity Press. Massachusetts.
Albayrak, Y.E. ve Erkut, H. (2005). Banka Performans Değerlendirmede Analitik Hiyerarşi Süreç Yaklaşımı.
İstanbul Teknik Üniversitesi.
Bozdoğan, T. Akyüz, Y. Ve Hantekin, E. (2013). Analitik Hiyerarşi Süreciyle Mali Performansın
değerlendirilmesi: Bankacılık Sektöründe Bir Uygulama, Ekonomik Mali Yayınlar San. Ve Tic. AŞ.
Doğan, O. (2014). Yeni Ürün Geliştirmede Kalite Fonksiyon Göçerimi Kullanılarak Zeki Karar Destek sistemi
Yaklaşımı, İTÜ, Fen Bilimleri Enstitüsü (Endüstri Mühendisliği Bölümü) yüksek Lisans Tezi
Doğan İpekgil, Ö. Ve Arıcan Işık, R. (2008). İlaç Sektöründe Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) Matrisinin
Oluşturulması, Dokuz Eylül Üniversitesi.
Doğu, E. Ve Özgürel, B. (2008). Kalite Fonksiyon Göçerimi ile Bireysel Emeklilik Sistemi Pazarlayan Sigorta
Şirketlerinin Teknik Özelliklerinin İncelenmesi Üzerine Bir Çalışma. Dokuz Eylül Üniversitesi
Ersen, M. (2015). Kalite Fonksiyon Göçerimi ile Kasko Poliçesi Pazarlayan Sigorta Şirketlerinin Teknik
Özelliklerinin İncelenmesi Üzerine Bir Çalışma. İzmir.
Ertuğrul, İ. Ve Aytaç, E. (2007) Kalite Fonksiyon Göçeriminde Markov Zincirleri: Otomotiv Sektörü Örneği.
Dokuz Eylül Üniversitesi.
57
•
•
Gökşen, Yılmaz, Vasif, Abasov, (2002). Kalite Fonksiyon Göçerimi ve Bir Tekstil İşletmesinde Uygulanması.
1.Ulusal Kalite Fonksiyon Göçerimi Sempozyumu. İzmir.
Karabaş H.T. (2007). Problem Çözmede Altı Sigma Yaklaşımı ve Bir Uygulama. İstanbul.
Khoo, L.P. (1996). Framework of a Fuzzy QFD System. Introduction Journal of Production Research. No.2.
Saaty, T.L.(1980). Hierarchical – Multiobjective Systems. Control – Theory and Advanced Technology. Vol:4.
Sarsılmaz, M. (1999). Kalite Fonksiyon Yayılımı ve Bir İşletmede Uygulama Denemesi. Balıkesir.
Savaş, H. Ay, M. (2005). Üniversite Kütüphanesi Tasarımında Kalite Fonksiyon Göçerimi Uygulaması, Dokuz
Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. Cilt 7. Sayı 3. 81 – 87.
Taşkın, A. Ve Eren, T. (2016). UEFA Şampiyonlar Liginde Forvet Oyuncularının Performanslarının Çok
Ölçütlü Karar Verme Yöntemleri İle Değerlendirilmesi. Celal Bayar Üniversitesi.
Yapraklı, T. Şükrü, Güzel, Dilşad, (2009). Sağlık Sektöründe Bir Kalite Fonksiyon Göçerimi Uygulaması. SÜ
İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi.
Yenginol, F. (2000). Yeni Ürün Geliştirmede Müşteri İstek ve İhtiyaçlarını Teknik Karakteristiklere
Dönüştürmeyi Sağlayan Bir yöntem: Kalite Fonksiyon Göçerimi. İzmir. 60 – 62.
Yenginol, F. (2008). Neden Kalite Fonksiyon Göçerimi? . Dokuz Eylül Üniversitesi.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
www.aktuerlerdernegi.org
www.anadoluhayat.com.tr
www.dergipark.ulakbim.gov.tr
www.garantiemeklilik.com.tr
www.iibf.deu.edu.tr
www.segem.org.tr
www.tsrsb.org.tr
www.vakifemeklilik.com
www.ziraatbank.com.tr
www.ziraatemeklilik.com.tr
•
•
•
•
•
•
•
•
İnternet Kaynakça
Müşteri
beklentileri
Ağırlıklar
Çalışanların Eğitim
Düzeyi
Şube Sayısı
Hayat Sigortaları
Tecrübesi
Fiyat
Güvenilirlik
Müşteri İlişkileri
Prim Tahsilat
Yöntemleri
Hizmet İçi Eğitim
Fon Performansı
Bilgi Teknolojileri
Banka
Sigorta Şirketi
Acente
Önem Değeri
Hedef Değeri
Ölçek Faktörü
Satış Noktası
Mutlak Ağırlık
Ek 1: Kalite Evi ve Matris Bileşenleri
0,2468
0
3
0
5
1
0
3
1
0
3
2
5
3
10
2
0,20
1,50
3,00
0,1981
0
3
3
0
5
5
0
1
1
5
5
3
3
7
5
0,71
1,20
6,00
0,1981
1
5
3
5
5
5
1
5
3
1
5
5
3
8
5
0,63
1,50
7,50
0,1590
5
5
5
3
5
5
0
5
3
1
5
5
5
8
5
0,63
1,50
7,50
0,1981
0
0
3
5
5
1
0
3
1
0
5
5
5
5
5
1,00
1,00
5,00
0,99
3,12
2,58
3,69
4,01
2,97
0,94
2,82 1,47
2,09
0,04
0,13
0,10
0,15
0,16
0,12
0,04
0,11
0,06
0,08
0,03
0,06
0,04
0,13
0,10
0,08
0,24
0,08
0,17
0,08
ÖLÇEK
Mezuniyet
Adet
Yıl
Düşük
Orta
Yüksek
Var/
Yok
Aylık/
Yıllık
Var/
Yok
Var/
Yok
Banka
Üniversite
1.783
10
Yüksek
Var
Yıllık
Yok
Var
Var
Yıllık +
Aylık
Var
Var
Var
Yıllık +
Aylık
Var
Var
Poliçe Fiyatı
Tazminat Ödeme Hızı
Marka Bilinirliği
Firmanın Güvenilirliği
Ek Teminatlar
Sıralama Puanı
Normalize Sıralama
Puanı
Ağırlıklar
Sigorta Şirketi
Acente
Üniversite
Lise
23
20.000
43
Düşük
Orta
58
SİGORTA SEKTÖRÜNDE İLİŞKİ PAZARLAMASI: SİSTEMATİK LİTERATÜR ANALİZİ
Arş. Gör. Gülay Erol-Boyacı1
Öz
Bu çalışmada sistematik literatür analizi yapılarak ilişki pazarlamasının sigorta sektöründeki yerini ortaya koymak
amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, ilişki pazarlamasının sigorta sektörü açısından ele alındığı
İngilizce ve Türkçe araştırmalara EBSCOhost, Emerald, ScienceDirect, Google Akademik üzerinden ulaşılmaya
çalışılmıştır. Taramada kullanılmak üzere belirlenen İngilizce ve Türkçe anahtar kelimeler; ilişki
pazarlaması/relationship marketing, sigorta/insurance olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler, makalelerin
başlığında, özetinde, anahtar kelimeler listesinde ve/veya metin içerisinde aranmıştır. Tarama sonucunda bu
çalışmanın amacına uygun araştırmaların içerik analizi yapılarak sonuçlar bir tablo ile özetlenmiştir. Yapılan
analizler ile ilişki pazarlamasının sigorta firmaları açısından avantaj yaratan bir pazarlama stratejisi olduğu sonucuna
varılmıştır. Konu ile ilgili ulaşılabilen çalışmalarda sınırlılıklar olduğu gözlenmiştir. Gelecek çalışmalarda
literatürde tespit edilen boşluğun kapatılması önerilmektedir.
Anahtar Kelimeler
İlişki pazarlaması, sigorta sektörü, sigortacılık
1. Giriş
Pazarlama yaklaşımda, ürün odaklılıktan ilişki temelli hizmet odaklılığa doğru bir değişim yaşanmıştır (Agariya &
Singh, 2011: 203-237). Bu değişim ilişki pazarlaması kavramını doğurmuştur. İlişki pazarlaması kavramı ilk olarak
Berry (1983) tarafından “müşteriler ile ilişki geliştirme, bu ilişkileri koruma, arttırma ve ticarileştirme odaklı hareket
ederek tarafların amaçlarına ulaşılması” olarak tanımlanmıştır (Berry, 1995: 236-245). İlişki pazarlaması, firmanın
müşterileri, tedarikçileri ve diğer iş ortakları ile pazarlama faaliyetleri sayesinde karşılıklı etkileşimde bulunur hale
gelmesini amaçlamaktadır (Sheth & Parvatiyar, 1995: 397-418).
Son yıllarda ilişki pazarlaması, uygulayıcılar ve akademisyenler tarafından ilgi gören konular arasında yer alır hale
gelmiş ve birçok çalışmaya konu olmuştur (Palmatier & diğerleri, 2006: 136-153). Ancak, halen gelişmekte olan bir
teoriye sahip olması nedeniyle araştırmaya devam edilmesi gereken bir kavram olarak ele alınmaktadır
(Gummesson, 2002: 585-589).
İlişki pazarlaması kavramının mevcut literatürdeki yerinin sistematik olarak incelendiği bir çalışmada (Das, 2009:
326-363) kavramın, analiz edilen çalışmalar arasında en çok finans hizmetleri alanında ele alındığı gözlenmiştir. Bir
diğer çalışmada (Agariya & Singh, 2011: 203-237) ilişki pazarlaması kavramının temel boyutlarının sektörler
arasında farklılaştığı belirtilmiştir. Bu çalışmada ise sistematik literatür analizi yapılarak ilişki pazarlamasının
sigorta sektöründeki yerini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda önce ilişki pazarlaması
kavramı incelenmiş, ardından yöntem açıklanmış ve son olarak da bulgular tartışılmıştır.
2. İlişki Pazarlaması Kavramı
Literatürde, ilişki pazarlamasına ilişkin birçok çalışmada farklı tanımlamalar ortaya konmuştur (Das, 2009: 326363). Yapılan tanımlamaların ortak noktası “bir firma ile paydaşları arasındaki ilişki” şeklindedir (Agariya & Singh,
2011: 203-237). Bir başka ifade ile ilişki pazarlaması, firmanın müşterilerinin yanı sıra çalışanları, tedarik zinciri
üyeleri ve ilişki içerisinde olduğu tüm kişi ve kuruluşlar ile uzun süreli ilişkiler kurmasını sağlamaktadır (ŞentürkÖzer & Yücel, 2004: 125-146).
Öte yandan, literatürde bazı çalışmalarda ilişki pazarlaması ve müşteri ilişkileri yönetimi kavramlarının aynı
anlamda kullanıldığı gözlenmiştir. Sin ve diğerleri (2005: 1264-1290) ilişki pazarlaması ile müşteri ilişkileri
yönetimi kavramlarının firma açısından aynı anlama geldiğini ifade etmiştir. Oysaki, bu iki kavram arasında
farklılıklar bulunmaktadır. Das (2009: 326-363) kavramlar arasındaki farkı şöyle özetlemiştir:  ilişki pazarlaması
stratejik bir yapıya sahipken, müşteri ilişkileri yönetimi taktiksel bir yapıya sahiptir;  ilişki pazarlaması firmanın
yalnızca müşterileri ile değil tüm paydaşları ile ilişkilerini ele alırken, müşteri ilişkileri yönetimi yalnızca karlılığı
yüksek müşteriler ile ilişkileri ele almaktadır. Agariya ve Singh (2011: 203-237) ise müşteri ilişkileri yönetiminin,
ilişki pazarlaması stratejisinin uygulama araçlarından biri olduğunu ancak bu konuda literatürde bir birlik olmadığını
belirtmiştir. Bu çalışmada ise müşteri ilişkileri yönetimi, ilişki pazarlamasının uygulama biçimlerinden biri olarak
ele alınmıştır.
İlişki pazarlaması literatüründe bu stratejinin amaçları, tanımlayıcı yapıları ve uygulama araçları açısından
incelenmiş ve bazı ortak sonuçlara varılmıştır (Lindgreen, 2001: 75-85; Agariya & Singh, 2011: 203-237). Tablo
1’de görüldüğü üzere, Lindgreen (2001: 75-85) ilişki pazarlamasının başlıca amaçlarını şöyle sıralamıştır: müşteri
1
Bağlıca Kampüsü, Ticari Bilimler Fakültesi, Uluslararası Ticaret Bölümü
E-mail: [email protected] Tel: +90 553 265 40 96
59
tatmini, memnuniyeti, payı, sadakati ve devamlılığı. Bu noktada, ilişki pazarlamasının yalnızca yeni müşteriler
odaklı bir yaklaşım olmadığını, aksine mevcut müşterilere yönelimin ağırlıklı olduğunu belirtmek gerekmektedir.
Berry (2002: 59-77) yalnızca yeni müşteri çekmeye yönelik bir ilişki pazarlaması uygulamasının firmalara yarar
sağlamak yerine onların zarara uğrayabileceklerini vurgulamıştır.
İlişki pazarlamasının tanımlayıcı yapıları; güven, bağlılık, iletişim ilişki kalitesi ve yakınlık gibi temel kavramlardan
oluşmaktadır. İlişki pazarlamasının uygulama araçlarına gelindiğinde ise önde gelen yöntemler arasında doğrudan
pazarlama, veritabanı pazarlaması ve müşteri ilişkileri yönetimi gibi yöntemler bulunmaktadır. İlişki pazarlaması
uygulamalarında karşılaşılan sorunların başında ise kişisel bilgilerin gizliliğinin sağlanması gelmektedir.
Son olarak, sektörel uygulamalar açısından da ilişki pazarlaması literatürünü sınıflandırmak mümkündür. Agariya
ve Singh (2011: 203-237) ilişki pazarlaması alanında yapılan araştırmaları bankacılık, sigorta ve sağlık sistemi
sektörlerine yönelik sınıflandırarak incelediklerinde, literatürde kavramın tanımlayıcı yapılarının bu üç sektör
arasında farklılaştığını gözlenmiştir. Bu noktadan hareketle bu çalışmanın konusunu oluşturan sigorta sektörü odaklı
ilişki pazarlaması araştırmaları incelenmiştir.
Tablo 1: İlişki Pazarlaması Literatürünün Sınıflandırılması
İlişki Pazarlamasının Amaçları
İlişki Pazarlamasının
Tanımlayıcı Yapıları
İlişki Pazarlaması
Uygulama Araçları
İlişki Pazarlaması Sorunları
İlişki Pazarlamasına Dair
Sektörel Uygulamalar
•
•
•
•
•
Müşteri tatmini
Müşteri memnuniyeti
Müşteri payı
Sadakat
Müşteri devamlılığı (mevcut müşterinin korunması)
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Güven
Bağlılık
İşbirliği
İletişim
Paylaşılan değerler
Çatışma
Güç
Avantaj odaklı olmayan davranışlar
Karşılıklı bağlılık
İlişki kalitesi
Yakınlık
•
•
•
•
•
•
Doğrudan pazarlama
Veri tabanı pazarlaması
Kalite yönetimi
Hizmet pazarlaması
Müşteri işbirliği
Müşteri ilişkileri yönetimi
•
•
•
•
Gizlilik (privacy)
Kültürel etki
Cinsiyet etkisi
Toplumsal (societal) pazarlamanın etkisi
•
•
Sektörel uyarlamalar
Program kullanımları
Kaynak: Lindgreen (2001: 75-85) ve Agariya & Singh (2011: 203-237)
3. Yöntem
Sistematik literatür analizi ile literatürde belirli bir konuda oluşan birikimin, derlenerek güvenilir bir bilgi tabanı
oluşturulması sağlanmaktadır (Hemsley‐Brown & Oplatka, 2006: 316-338). Bu çalışmada da sistematik literatür
analizi yapılarak sigorta sektörüne yönelik ilişki pazarlaması araştırmaları ele alınmıştır. Bu doğrultuda, ilişki
pazarlamasının sigorta sektörü açısından ele alındığı İngilizce ve Türkçe dergi makalelerine ve kongre bildirilerine
online veri tabanları aracılığıyla ulaşılmaya çalışılmıştır. Tarama, EBSCOhost, Emerald, ScienceDirect, Google
Akademik üzerinden yapılmıştır. Literatür taramasında kullanılmak üzere “ilişki pazarlaması/relationship
60
marketing” ve “sigorta/insurance” anahtar kelimeleri belirlenmiştir. Bu kelimeler, makalelerin başlığında, özetinde,
anahtar kelimeler listesinde ve/veya metin içerisinde aranmıştır.
Tarama sonucunda 37 çalışma incelemeye alınmıştır. Çalışmalar öncelikle konusunun ilişki pazarlaması, uygulama
alanının ise sigorta sektörü olması açısından incelenmiştir. İlk incelemeler sonucunda 14 çalışmanın her iki koşulu
birden sağlamadığı görülmüştür. Bu çalışmaların bir kısmı sigorta sektörü tek başına ele alınmadığı ve sonuçlar
birden fazla sektör üzerinden yorumlandığı için analiz dışında bırakılmıştır. Diğerleri ise ilişki pazarlaması ile
ilişkilendirilememiştir. Aranan koşulları sağlayan çalışmaların analizleri esnasında, 4 çalışma yöntem ve örneklem
bilgilerinin açık olmaması nedeniyle analiz dışında bırakılmıştır. Sonuç olarak 19 çalışma, standart bir prosedür ile
analiz edilmiştir. Her bir araştırma; temel bakış açısı, amacı, araştırma tasarımı ve araştırılan kavramlar açısından
incelenmiştir. Bu çalışmaların önemli noktaları Tablo 2’de özetlenmiştir.
4. Bulgular
Bu çalışmada incelenen 19 ampirik araştırma, Tablo 2’de kronolojik sırayla sunulmuştur. Bu araştırmalar; bakış
açıları, yöntemleri, örneklemleri ve örneklem özellikleri açısından farklılaşmaktadır. Araştırmalar açısından yapılan
ilk ayrım çalışmanın bakış açısı üzerine olmuştur. Tablo 2’de firma ve/veya tüketici bakış açılı araştırmalar
işaretlenmiştir. Burada firma bakış açısına sahip olan araştırmalar, firmalar arası ilişkilerin (business-to-business)
veya firma içindeki paydaşlar ile ilişkilerin incelendiği çalışmalardır. Tüketici bakış açılı araştırmalar ise ilişki
pazarlamasının müşteriler (business-to-customers) üzerindeki etkisinin ve/veya bu etkinin firma üzerindeki
sonuçlarının incelendiği çalışmalardır.
Araştırmalar arasında yalnızca üç tanesinde boylamsal analiz uygulamıştır (Crosby & Stephens, 1987; Verhoef &
diğerleri, 2001; Verhoef, 2003). Kesit analizi uygulanan çalışmaların on üç tanesi kantitatif araştırma olup, veri
toplama yöntemi olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Anket yöntemi ile toplanan verilerin yanı sıra iki araştırmada
(Verhoef & Donkers, 2001; Verhoef & diğerleri, 2001) ikincil veri olarak firma veri tabanı kullanılmıştır. Öte
yandan, kalitatif araştırmaların iki tanesi vaka incelemesi (Stone & diğerleri, 1997; Constantin, 2009), bir tanesi
(Loots & Grobler, 2014) ise derinlemesine görüşme yöntemini kullanarak veri elde etmiştir.
Çalışmaların örneklemleri çoğunlukla sigorta firmalarının bireysel müşterilerinden oluşmakta ve örneklem
büyüklükleri 100 ile 2311 arasında değişmektedir (Crosby & Stephens, 1987; Yurdakul & Dalkılıç, 2006;
Venugopal & Priya, 2015). Örneklemi firma sahibi veya yöneticilerinden oluşan üç çalışma bulunmaktadır (Coulter
& Coulter, 2003; Beloucif & diğerleri, 2004; Mutlu & Taş , 2012). Firma çalışanları üzerine yapılan çalışma sayısı
ise yalnızca ikidir (Roh & diğerleri, 2005; Zboja & Hartline, 2012).
Çalışmaların örneklemlerinin ait olduğu ülkeler incelendiğinde on iki farklı ülkeye rastlanmaktadır: Amerika
Birleşik Devletleri (Crosby & diğerleri, 1990; Coulter & Coulter, 2003; Zboja & Hartline, 2012), Tayvan (Chen &
Mau, 2009; Chen & diğerleri, 2011; Yu & Tung, 2013), Almanya (Verhoef & diğerleri, 2001; Verhoef, 2003),
Türkiye (Yurdakul & Dalkılıç, 2006; Mutlu & Taş , 2012), Birleşik Krallık (Stone & diğerleri, 1997), Hollanda
(Verhoef & Donkers, 2001), Kore (Roh & diğerleri, 2005), İskoçya (Beloucif & diğerleri, 2004), Romanya
(Constantin, 2009), Güney Afrika (Loots & Grobler, 2014), Hindistan (Venugopal & Priya, 2015) ve İran (Agariya
& Singh, 2011). Bir çalışmada ise verinin toplandiği örneklemin ülke bilgisi paylaşılmamıştır (Crosby & Stephens,
1987).
İncelenen çalışmalarda araştırılan kavramlar, Tablo 1’de yer alan sınıflandırma ile paralellik göstermektedir:
 İlişki pazarlamasının amaçları;
 Müşteri tatmini (Crosby & Stephens, 1987; Crosby & diğerleri, 1990; Verhoef & diğerleri, 2001)
 Müşteri sadakati (Chen & Mau, 2009; Mutlu & Taş , 2012; Yu & Tung, 2013; Ansari & Riasi, 2016)
 Mevcut müşterinin korunması (Verhoef & diğerleri, 2001; Verhoef, 2003; Loots & Grobler, 2014)
 İlişki pazarlamasının tanımlayıcı yapıları;
 Güven (Crosby & diğerleri, 1990; Coulter & Coulter, 2003; Beloucif & diğerleri, 2004; Yurdakul &
Dalkılıç, 2006; Chen & Mau, 2009; Chen & diğerleri, 2011; Mutlu & Taş , 2012; Yu & Tung, 2013;
Ansari & Riasi, 2016)
 Bağlılık (Chen & diğerleri, 2011; Zboja & Hartline, 2012; Yu & Tung, 2013; Ansari & Riasi, 2016)
 İlişki kalitesi (Crosby & diğerleri, 1990; Beloucif & diğerleri, 2004; Yu & Tung, 2013;
 Hizmet kalitesi (Beloucif & diğerleri, 2004; Yurdakul & Dalkılıç, 2006; Yu & Tung, 2013; Venugopal
& Priya, 2015; Ansari & Riasi, 2016)
61
Tablo 2: Sigorta Sektörü Odaklı İlişki Pazarlaması Literatürü
Araştırmanı
n Bakış
Açısı
Araştırma Firm Tüke
cı(lar)
a
tici
Crosby &
Stephens
(1987)
Crosby &
diğerleri
(1990)
Stone &
diğerleri
(1997)
✓
Verhoef &
Donkers
(2001)
Verhoef &
diğerleri
(2001)
Coulter &
Coulter
(2003)
Verhoef
(2003)
Araştırmanın Tasarımı
Yöntem
Örneklem
Araştırılan Kavramlar
✓
Kantitatif
Araştırma
(Boylams
al Analiz)
Anket
• t0'da 2311 hayat
sigortası müşterisi
• t1'de 983 hayat
sigortası müşterisi
• Ülke belirtilmemiş
• Müşteri tatmini: satış elemanına,
sunulan hizmete ve firmaya yönelik
• Hizmet hatası: şahıs ve firma
kaynaklı
• Firmanın pazarlama faaliyetleri:
doğrudan ve dolaylı iletişim
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
Anket
• 151 hayat sigortası
müşterisi
• Amerika Birleşik
Devletleri
• İlişki kalitesi: müşteri tatmini ve
güveni
• Hizmet alanındaki tecrübe
• İlişki odaklı satış
✓
Kalitatif
Vaka
Araştırma
incelemes
(Kesit
i
Analizi)
• Bir sigorta firması
• Birleşik Krallık
• İlişki pazarlamasına yönelik model
incelemesi
✓
Kantitatif
Anket
Araştırma Firmanın
(Kesit
veri
Analizi)
tabanı
• Bir sigorta
firmasının 1612
müşterisi
• Hollanda
• Mevcut müşterilerin potansiyel
değerine yönelik bir model
incelemesi
✓
Anket
Firmanın
veri
tabanı (1
yıllık
zaman
dilimi)
• Bir sigorta
firmasının 1986
müşterisi
• Almanya
• Çapraz satış
• Müşteri tatmini: mevcut firmaya ve
rakip firmaya yönelik
• Mevcut firma ile müşterinin ilişki
süresi
Anket
• 327 küçük firma
sahibi
• Amerika Birleşik
Devletleri
Anket
• Bir sigorta
firmasının
müşterileri
• t0'da 1986 müşteri
• t1'de 1128 müşteri
• Almanya
Desen
Kantitatif
Araştırma
(Boylams
al Analiz)
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
✓
✓
Kantitatif
Araştırma
(Boylams
al Analiz)
• Güven
• Müşterinin hizmet alanı ile ilgili
bilgisi
• Satış elemanın kişisel özellikleri
• Satış elemanın performansı ile ilgili
özellikler
• Müşteri bağlılığı
• Mevcut müşteriyi koruma
• Müşteri tatmini
• Doğrudan iletişim (e-posta
aracılığıyla)
• Sadakat programı üyeliği
Tablo 2: Sigorta Sektörü Odaklı İlişki Pazarlaması Literatürü (Devamı)
Araştırmanı
n Bakış
Açısı
Araştırma Firm Tüke
cı(lar)
a
tici
Araştırmanın Tasarımı
Desen
Yöntem
Örneklem
62
Araştırılan Kavramlar
Beloucif &
diğerleri
(2004)
Roh &
diğerleri
(2005)
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
Yurdakul
& Dalkılıç
(2006)
Chen &
Mau
(2009)
Constantin
(2009)
✓
Chen &
diğerleri
(2011)
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
Anket
Anket
• 118 yönetici
(Yöneticilerin
bulunduğu
firmaların cirosu
30.000 £ ile
8.000.000 £
aralığında ve işçi
sayısı 2 ile 250
arasındadır.)
• İskoçya
• 253 çalışan
(Çalışanlar 2 ila 5
yıldır MİY
uygulayan 14 farklı
sigorta firmasından
seçilmiştir.)
• Kore
•
•
•
•
•
•
Güven
Hizmet kalitesi
Müşteri bağlılığı
İlişkinin kalitesi
Müşteri tatmini
İletişim etkililiği
• Müşteri ilişkileri yönetimi (MİY):
süreç uyumu, müşteri bilgilerinin
kalitesi, sistem desteği
• Firmanın içsel başarısı: verimlilik,
müşteri tatmini
• Firmanın dışsal başarısı: karlılık
•
•
•
•
•
•
•
•
Müşteri bağlılığı
Hizmet kalitesi
Güven
Satış elemanının davranışları
Satış sonrası hizmetler
Hizmetin özelleştirilmesi
İletişimin sürekliliği
Hizmet çeşitliliği, süresi, zamanında
karşılanması
Anket
• Bir ilde yer alan
sigorta firmalarının
248 müşterisi
• Türkiye
Anket
• Bir sigorta
firmasının 243
müşterisi
(Müşteriler 11 farklı
bölgeden
seçilmiştir.)
• Tayvan
• Güven: satış elemanına ve firmaya
yönelik
• Satış elemanının etik davranışları
• Müşteri sadakati
✓
Kalitatif
Vaka
Araştırma
incelemes
(Kesit
i
Analizi)
• 4 farklı sigorta
firması
• Romanya
• İlişki pazarlamasının uygulama
aracı olarak çok aşamalı
pazarlamanın incelemesi
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
• 10 farklı sigorta
firmasının 262
müşterisi
• Tayvan
•
•
•
•
•
Anket
Satış elemanının uzmanlığı
Müşteri tarafından algılanan destek
Güven
Bağlılık
Bilgi paylaşımı
Tablo 2: Sigorta Sektörü Odaklı İlişki Pazarlaması Literatürü (Devamı)
Araştırmanı
n Bakış
Açısı
Araştırma Firm Tüke
cı(lar)
a
tici
Mutlu &
Taş (2012)
✓
Araştırmanın Tasarımı
Desen
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
Yöntem
Anket
Örneklem
• 816 acente sahibi
veya yöneticisi
• Türkiye
63
Araştırılan Kavramlar
•
•
•
•
Güven
Sadakat
Müşteri tatmini
Sigorta şirketinin işlem bazlı
yatırımları
• Algılanan değer
• Firma itibarı
Zboja &
Hartline
(2012)
Yu & Tung
(2013)
Loots &
Grobler
(2014)
Venugopal
& Priya
(2015)
Ansari &
Riasi
(2016)
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
✓
Anket
• 225 acente çalışanı
(Çalışanlar 119
farklı acenteden
seçilmiştir.)
• Amerika Birleşik
Devletleri
•
•
•
•
•
Anket
• 8 farklı sigorta
firmasının 480
müşterisi
• Tayvan
• Hizmet kalitesi: etkileşim kalitesi,
fiziksel çevre, ek hizmetler
• İlişki kalitesi: güven, tatmin,
bağlılık
• Müşteri sadakati: davranışsal
sadakat, ağızdan-ağıza iletişim
Çapraz satış sıklığı
Çapraz satış teşviki
Çapraz satıştaki rol netliği
Çalışma grubuna bağlılık
Çapraz satış öz-yeterliliği
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
✓
Derinlem
esine
Kalitatif
görüşme
Araştırma
(Yarı
(Kesit
yapılandı
Analizi)
rılmış yüz
yüze)
• 9 görüşme
(7 görüşme kısa
süreli sigorta firması
müşterisi ile 2
görüşme ise kısa
süreli sigorta
sağlayıcısıyla
yapılmıştır.)
• Güney Afrika
• Mevcut müşteriyi koruma
• Müşteri ilişkileri yönetimi
• Halkla ilişkiler çalışmaları
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
Anket
• Bir sigorta
firmasının 100
müşterisi
• Hindistan
• Hizmet kalitesi
• Müşteri ilişkileri yönetimi
Anket
• 10 farklı sigorta
firmasının 389
müşterisi
(5 yaşından küçük
firmaların
müşterileri
seçilmiştir.)
• İran
•
•
•
•
•
•
✓
Kantitatif
Araştırma
(Kesit
Analizi)
Sadakat
Algılanan değer
Müşteri tatmini
Güven
Bağlılık
Algılanan kalite
 İletişim (Beloucif & diğerleri, 2004; Yurdakul & Dalkılıç, 2006)
 Bilgi paylaşımı (Chen & diğerleri, 2011)
 Algılanan değer (Mutlu & Taş , 2012; Ansari & Riasi, 2016)
 İlişki pazarlamasının uygulama araçları;
 Doğrudan pazarlama (Crosby & Stephens, 1987; Verhoef, 2003;
 Müşteri ilişkileri yönetimi (Roh & diğerleri, 2005; Loots & Grobler, 2014; Venugopal & Priya, 2015)
Lindgreen (2001: 75-85) ile Agariya ve Singh (2011: 203-237) tarafından yapılan literatür analizlerine kıyasla, bu
çalışma sonucunda ilişki pazarlamasının amaçlarına ve uygulama araçlarına dair farklı bazı kavramlara rastlanmıştır.
Roh ve diğerleri (2005) tarafından yapılan araştırmada, verimlilik ve karlılık ilişki pazarlaması sonucunda ulaşılması
hedeflenen amaçlar konumundadır. Bir diğer farklı yaklaşım ilişki pazarlaması uygulama aracı olarak ortaya konan;
çapraz satış (Verhoef & diğerleri, 2001; Zboja & Hartline, 2012) ve satış sonrası hizmetlerdir (Yurdakul & Dalkılıç,
2006). Buna ek olarak, Constantin (2009) ilişki pazarlaması uygulamalarına ilişkin çok aşamalı pazarlama modeli
önerisi ortaya koymuştur.
5. Tartışma ve Öneriler
Yapılan analizler ile ilişki pazarlamasının sigorta firmaları açısından avantaj yaratan bir pazarlama stratejisi olduğu
sonucuna varılmıştır (Bazini & diğerleri, 2012: 155-162; Beloucif & diğerleri, 2004: 327–342; Coulter & Coulter,
2003: 31-43). İlişki pazarlamasının sigorta sektörü odaklı incelenmesi sebebiyle bu alandaki uygulayıcılara bu
pazarlama stratejisinin uygulanma şekilleri, uygulamanın yaratacağı avantajlar ve sonucunda ulaşılacak amaçlar
ortaya konmuştur.
64
Öte yandan, literatürde sigorta sektörü özelinde ilişki pazarlaması sorunlarına odaklanan bir çalışmaya
rastlanmamıştır. Lindgreen (2001: 75-85) tarafından ortaya konan bilgi gizliliği ihlali, kültüre ve cinsiyete dayalı
oluşabilecek sorunlar, gelecek çalışmalarda araştırılabilecek konular olarak görülmektedir. Gelecek çalışmalarda
literatürde tespit edilen boşluğun kapatılması önerilmektedir.
Ele alınan araştırmalara, zaman kısıtı ve maddi olanaksızlıklar nedeniyle yalnızca online veri tabanları kullanılarak
ulaşılmıştır. Konu ile ilgili online veri tabanları aracılığıyla ulaşılamayan makale ve kongre bildirileri bulunabilir.
Bu nedenle, yapılan sistematik literatür analizinin sınırlılıkları bulunmaktadır. Gelecekte yapılacak benzer
çalışmalar ile bu sınırlılıklar ortadan kaldırılabilir.
Son olarak, konu ile ilgili ulaşılabilen çalışmalar arasında Türkiye’de yapılmış araştırma sayısının sınırlı olduğu
gözlenmiştir. Türkiye’de ilişki pazarlaması sorunlarına odaklanan çalışmalar ortaya konabilir.
Kaynakça
Agariya, A. K., & Singh, D. (2011). What Really Defines Relationship Marketing? A Review of Definitions and
General and Sector-Specific Defining Constructs. Journal of Relationship Marketing, 10(4), 203-237.
Bazini, E., Elmazi, L., & Sinanaj, S. (2012). Importance of relationship marketing management in the insurance
business in Albania. XI International Conference. 44, s. 155-162. Ohrid: Procedia - Social and
Behavioral Sciences.
Beloucif, A., Donaldson, B., & Kazanci, U. (2004). Insurance broker-client relationships: An assessment of quality
and duration. Journal of Financial Services Marketing, 8(4), 327–342.
Berry, L. (1995). Relationship Marketing of Services-Growing Interest, Emerging Perspectives. Journal of the
Academy of Marketing Science, 23(4), 236-245.
Berry, L. L. (2002). Relationship Marketing of Services Perspectives from 1983 and 2000. Journal of Relationship
Marketing, 1(1), 59-77.
Chen, M.-F., & Mau, L.-H. (2009). The impacts of ethical sales behaviour on customer loyalty in the life insurance
industry. The Service Industries, 29(1), 59-74.
Chen, T.-Y., Yeh, T.-L., & Yeh, H.-C. (2011). Trust-Building Mechanisms and Relationship Capital. Journal of
Relationship Marketing, 10(3), 113-144.
Constantin, C. (2009). Multi-Level Marketing - A Tool of Relationship Marketing. Bulletin of the Transilvania
University of Braş ov, 2(51), 31-36.
Coulter, K. S., & Coulter, R. A. (2003). The effects of industry knowledge on the development of trust in service
relationships. International Journal of Research in Marketing, 20, 31-43.
Crosby, L. A., & Stephens, N. (1987). Effects of Relationship Marketing on Satisfaction, Retention, and Prices in
the Life Insurance Industry. Journal of Marketing Research, 24(4), 404-411.
Crosby, L. A., Evans, K. R., & Cowles, D. (1990). Relationship Quality in Services Selling: An Interpersonal
Influence Perspective. Journal of Marketing, 54(3), 68-81.
Das, K. (2009). Relationship marketing research (1994-2006): An academic literature review and classification.
Marketing Intelligence & Planning, 27(3), 326-363.
Gummesson, E. (2002). Relationship marketing and a new economy: it’s time for de‐programming. Journal of
Services Marketing, 16(7), 585-589.
Hemsley‐Brown, J., & Oplatka, I. (2006). Universities in a competitive global marketplace A systematic review of
the literature on higher education marketing. International Journal of Public Sector Management, 19(4),
316-338.
Lindgreen, A. (2001). A framework for studying relationship marketing dyads. Qualitative Market Research: An
International Journal, 4(2), 75-88.
Loots, H., & Grobler, A. (2014). Applying marketing management and communication management theories to
increase client retention in the short-term insurance industry. Public Relations Review, 40, 328-337.
Mutlu, H. M., & Taş , I. (2012). Antecedents of Insurance Agents’ Loyalty for Different Forms of TransactionSpecific Investments in the Turkish Insurance Sector. Journal of Relationship Marketing, 11(4), 215-232.
65
Palmatier, R. W., Dant, R. P., Grewal, D., & Evans, K. R. (2006). Factors Influencing the Effectiveness of
Relationship Marketing: A Meta-Analysis. Journal of Marketing, 70, 136-153.
Roh, T. H., Ahn, C. K., & Han, I. (2005). The priority factor model for customer relationship management system
success. Expert Systems with Applications, 28, 641-654.
Sheth, J. N., & Parvatiyar, A. (1995). The Evolution of Relationship Marketing. International Business Review,
4(4), 397-418.
Sin, L. Y., Tse, A. C., & Yim, F. H. (2005). CRM: conceptualization and scale development. European Journal of
Marketing, 39(11/12), 1264-1290.
Stone, M., Foss, B., & Machtyger, L. (1997). The UK Consumer Direct Insurance Industry: a Role Model for
Relationship Management? Long Range Planning, 30(3), 353-363.
Şentürk-Özer, L., & Yücel, N. (2004). Pazarlama Anlayışları ile İlişki Pazarlaması Uygulamaları Arasındaki İlişki.
H.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 22(2), 125-146.
Venugopal, P., & Priya, A. (2015). The Impact of Customer Service on Customer Relationship Management. Sona
Global Management Review, 10(1), 139-152.
Verhoef, P. C. (2003). Understanding the Effect of Customer Relationship Management Efforts on Customer
Retention and Customer Share Development. Journal of Marketing, 67, 30-45.
Verhoef, P. C., & Donkers, B. (2001). Predicting customer potential value an application in the insurance industry.
Decision Support Systems, 32, 189-199.
Verhoef, P. C., Franses, P. H., & Hoekstra, J. C. (2001). The impact of satisfaction and payment equity on crossbuying: A dynamic model for a multi-service provider. Journal of Retailing, 77, 359-378.
Yu, T.‐W., & Tung, F.‐C. (2013). Investigating effects of relationship marketing types in life insurers in Taiwan.
Managing Service Quality: An International Journal, 23(2), 111-130.
Yurdakul, M., & Dalkılıç, N. (2006). Đliş kisel Pazarlama Anlayış ının Sigorta Müş terilerinin Bağlılığı Üzerindeki
Etkisi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 16, 255-270.
Zboja, J. J., & Hartline, M. D. (2012). An Examination of High-Frequency Cross-Selling. Journal of Relationship
Marketing, 11(1), 41-55.
66
BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNDE MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ: ANKARA
İLİNDE BİR UYGULAMA
Münevver BAYAR1
Gelişim Üniversitesi
Reyhan Nuran VARIŞLI2
Gelişim Üniversitesi
Özet
Dünyada emekli insan sayısındaki hızlı artışa paralel olarak, iş hayatı içerisindeyken yakalanan yaşam
standardını ve kalitesini devem ettirmek amacıyla çeşitli programlar oluşturulmasını mecbur kılmıştır. Bu kapsamda
en çok tercih edilen ürün bireysel emeklilik olmuştur. Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) aracılığıyla kişi, emekli
olduktan sonra aldığı ikinci emekli maaşı ile gelirini yükseltebilmekte, yaşam standardını iyileştirmekte ve
ekonomik refahını sağlamaktadır.
Sistem Türkiye’de 27 Ekim 2003 tarihinde uygulamaya başlanmıştır. Emekliliği hak eden kişilere emeklilik
hayatlarında ek gelir sağlamayı ve ekonomik düzeylerini yükseltmeyi amaçlayan özel emeklilik kurumları, bireysel
emeklilik sisteminin teşvik edilmesi ile ön plana çıkmıştır. Bu kurumlar tarafından katılımcılarından alınan primler,
çeşitli finansal enstrümanlar ile değerlendirilerek hem katılımcıya hem de şirkete kazanç sağlamaktadır. Bu sayede
ülke ekonomisi de bireysel emeklilik kurumlarının gerçekleştirdikleri bu fon temini ile yeni kaynaklar
sağlayabilmektedir.
Toplanan fonların oldukça yüksek meblağlara varması nedeniyle özel emeklilik fonlarının dünyada,
kurumsal yatırımcıların ilgisi açısından ilk sıralarda olduğu görülmektedir. Bu fonların geri ödemesi uzun vadeli
olduğundan ekonomiye maliyeti düşük ve geri ödemede sıkıntı yaşatmayan kaynak sağlanmakta ve sermaye
piyasalarında işlem görmesi sonucu da piyasa gelişmekte, büyümekte ve derinleşmektedir.
Katkı temelinde ve gönüllü katılma şeklinde gerçekleşen sistemin, ister çalışsın ister çalışmasın
katılımcılarına uzun vadede tasarruf imkânı ve ek emekli aylığı sağlamakla birlikte, Türkiye’de tutar açısından hayli
az olan iç tasarrufun arttırılması ve sağlanan kaynakla sermaye piyasasının gelişmesine de önemli katkıda bulunması
beklenmektedir.
Bu çalışmada Bireysel Emeklilik Sistemi’nin özelliklerin açıklanması ve sistemden faydalanmakta olan
müşterilerin memnuniyetlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesine çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler
Bireysel Emeklilik Sistemi, Emeklilik Fonları, Müşteri Memnuniyeti
1. Giriş
Bireysel emeklilik sisteminin temelinde iki önemli hedef vardır. Bunlardan birincisi bireysel emeklilikten
faydalanan kişilerin yaşlılık dönemlerinde güven sağlayan bir tasarruf yapma imkanı sağlaması, ikincisi de bu
tasarrufları yönetme, düzenleme ve teşviklendirmedir. Ayrıca tasarrufların güvenli bir ortamda bulunaraksürekli bir
emeklilik maaşı ve toplu para olarak geri alabilmekonusunda düzenleme ve denetleme sağlamaktır.
Bireysel emeklilik sisteminde fonlar fon yöneticileri tarafından yönetilse de kişiler her zaman karlı
çıkamayabilmektedir. Bireysel emeklilik fonlarının çeşitliliğinin fazla olması ve repo, hisse senedi, devlet tahvili
bono gibi yatırım alternatiflerinin olması nedeniyle getirileri kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir.
Katılımcılarla bireysel emeklilik sisteminden ayrılmamaları için anlaşma yapılmakta, 10 yıl boyunca çıkış
yapılmayacağınadair maddeler koyulmaktadır.
Eğer katılımcı 10 yıldan önce çıkmak isterse devlet tarafından katılımcıya stopaj kesintisi uygulanmaktadır.
Sistemden faydalanmakta iken 10 yıldan az süreyle katkı payı ile ayrılanlar dan %15, 10 yıl süreyle katkı payı
ödemekle birlikte emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlardan %10, emeklilik, vefat, maluliyet nedeniyle
ayrılanlardan %5 olmak üzere hak kazanılan devlet katkısı getirisi üzerinden yapılacak stopaj kesintisi
yapılmaktadır.
BES’in yürütümü ve tanıtımında şirketlerin müşteri ilişkileri yönetimi büyük önem taşımaktadır. Müşteri
İlişkileri Yönetimi(MİY) belirlemiş olduğu stratejiler yoluyla müşteriler ile olan ilişkilerde ortaya çıkan problemleri
Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalı Doktora Öğrencisi. Görevli Olduğu
Kurum: Sosyal Güvenlik Kurumu Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Unvan: Merkez Müdürü İletişim:
[email protected],[email protected] Tel: +90312 658 04 68 Cep Tel. 0505 566 13 52
2
Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalı Doktora Öğrencisi. Görevli Olduğu
Kurum: Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Özel Kalem İletişim: [email protected] Tel: +90312 658
04 68 Cep Tel. 0505 368 06 93
1
67
çözmektedir. Bu stratejileri destekleyen araçlar, şirket çalışanlarını gereksiz ve angarya işlerden kurtarmaktadır.
Verilerin sınıflandırılması, veri kontrolünün kolaylaştırılması, ortak çalışma platformları ve mobil uygulamalar gibi
ürünler sayesinde şirket çalışanları en güncel bilgilere anında erişim sağlar ve zamanı daha önemli işlere ayırırlar.
Bu da şirketlerin müşterilerine daha kaliteli hizmet vermelerini sağlar.
Türkiye’de, son dönemde yapılan reform çalışmaları ile sosyal güvenlik açıklarının ve kayıt dışı istihdamın
azaltılması ile ilgili politikalar benimsemiş olsa da, kayıt dışılık tamamenönlenememiştir. Yüksek miktardaki kayıt
dışı istihdam nedeniyle sosyal güvenlik açıkları artmış ve sosyal güvenlik sistemi güvenini kaybetme tehlikesi ile
karşılaşmıştır. Bundan dolayı sosyal güvenlik açıkları ve kayıt dışı istihdam ile ilgili önemli adımlar atılmıştır.
Atılan önemli adımlardan biri SGK’ ya bağlı Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Daire Başkanlığı kurulması
ve ALO 170 İhbar ve Şikâyet hattının uygulamaya konmasıdır. Bu uygulamalar sayesinde kayıt dışı istihdamda
önceki dönemlere nazaran % 1-2 puanlık gerilemekaydedilmiştir. Bu bağlamda TÜİK’ in “Ocak2016-Haber
Bülteni’nde yer verilen rakamlar dikkat çekicidir. Türkiye’de 2016 yılı ocak ayı itibariyle herhangi bir sosyal
güvenlik kuruluşunda kaydı olmaksızın çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,6 puan azalmış ve
%31,8 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu dönemde, bir önceki yılın aynı dönemime göre tarım sektöründe oran
%82,4’ten %80,5’e, tarım dışı sektörlerde %23,7’den %21,6’ya düşmüştür. Sosyal güvenliği olmayan ücretli ve
yevmiyeli çalışan oranı ise bir önceki yılın aynı dönemime göre 2,8 puan azalış göstermiş ve %18,9 olmuştur. Yine
de tüm bu önlemlere rağmen tarım sektörü başta olmak üzere birçok sektörde kayıt dışı çalışan sayısı
azaltılamamıştır.
1.1. Problem
Bireysel emeklilik sistemi katılımcılarının müşteri ilişkileri yönetimi açısından beklentileri nelerdir ve bu
beklentiler bireylere göre farklılık göstermekte midir?
1.2. Amaç
Araştırmada bireysel emeklilik üyelerinin müşteri ilişkileri yönetimi açısından beklentilerini tespitini ve bu
beklentilerin bireylere göre farklılık gösterip göstermediklerini belirlemeyi hedeflenmektedir. Araştırmada veri
toplama yöntemi olarak anket formu kullanılacaktır ve bu anketler Ankara ilinde sisteme dahil katılımcılara
uygulanacaktır. Araştırma neticesinde, sistem işleyişi ve ürünler hususunda bireylerin memnuniyet durumları
incelenecektir.
1.3. Önem
BES, bireylerin emekliliklerinde rahat etmeleri için, çalışma dönemleri boyunca düzenli olarak tasarrufta
bulunmalarını sağlayan, sosyal güvenlik sistemini tamamlayan, yasayla düzenlenmiş ve yatırımcılarına vergi
avantajları tanınarak özendirilmiş bir geleceğe yatırım sistemidir.
Çalışanların gelecekte huzur ve refah içinde yaşayabilmeleri için emekliliklerini planlamaları ve
tasarruflarına doğru şekilde yön vermeleri gerekmektedir. Özellikle yaşlılık döneminde bireylerin, sağlık ve bakım
masraflarının artması kaçınılmazdır. Eurostat tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2060 yılında Avrupa
Birliği’nde 65 yaş ve üstü kişiler nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturacak ve 65 yaş ve üstü her bir kişiye karşılık
çalışan iki kişi olacaktır. Bu durumun ekonomi ve sosyal güvenlik sistemi üzerinde büyük bir yük getireceği
düşünülmektedir.
Sistemin ülke ekonomisine olan yararlarının sürdürülebilir olması için bireylerin mensubu oldukları BES’
ten memnun olmaları oldukça önemlidir. Şirketlerin müşteri memnuniyetini sağlamaları ve bunu sürekli hale
getirmeleri yukarıda sayılan yararların sürekli olmasını sağlayacaktır. Çalışmanın bireysel emeklilik firmalarına,
bireylerin memnuniyetleri hakkında fikir vereceği, bireylerin hangi durumlardan daha fazla memnun, hangi
durumlardan daha az memnun olduklarını ortaya koyacağı düşünülmüştür. Bu durumun da şirketlere müşteri
memnuniyetini artırma konusunda yardımcı olacağı değerlendirilmiştir.
1.4. Sınırlıklar
Bu araştırmanın ana kütlesini BES katılımcıları oluşturmaktadır. Ancak zaman, maliyet ve emek dikkate
alınarak araştırma Ankara’da yaşayan BES katılımcılarıyla sınırlandırılmıştır.
1.5. Sayıltılar
Araştırma % 95 güven sınırında ve BES katılımcılarının % 50’sinin bu sisteme dahil oldukları varsayımı
altında Ankara’da yapılmış ve 2017 yılı Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre Ankara nüfusunun 5.346.518 kişi
olduğu da göz önüne alınarak örnek hacmi 260 olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda araştırmanın evreni BES hizmeti
kullanıcıları, örneklem ise Ankara il merkeziden ki BES hizmet kullanıcısı olan 260 kişidir.
1.6.Tanımlar
Müşteri İlişkileri Yönetimi: Müşteri İlişkileri Yönetimi (MİY), müşteri beğenilerini ve beğenilere bağlı
olarak oluşturulan müşteri memnuniyetini kâr fazlalığına dönüştürmek ve istediği müşteriyle, müşterinin
isteyebileceği her türlü faaliyetigerçekleştirebilecek kurum felsefesi, amaca ulaşmak için gerekli insan (çalışanlar),
işlem (süreç) ve teknoloji ürünlerinden oluşan bir yapılanma olarak ifade edilebilir (Erk, 2009: 12).
68
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) kişilerin aktif çalışma yaşamları süresince birikimlerini uzun vadeli
yatırıma yönlendirerek emeklilik dönemlerinde, yaşam standartlarını koruyabilecekleri ve bir gelir elde etmelerini
sağlayan özel bir emeklilik sistemidir. Kişiler bu sisteme gönüllü katılarak, sosyal güvenlik sisteminin sağladığı
emeklilik gelirine ek bir gelir sağlayabilmektedir (Akpınar, 2007: 75).
BES yasayla düzenlenmiş, güvenliği devlet tarafından sağlanan, emeklilik için önemli vergi avantajları ile
tasarruf yapmayı ve bu tasarrufların yatırıma çevrilmesini sağlayan, özel sektörce yönetilen bir sistemdir. Bireysel
Emeklilik; SSK, BAĞ-KUR veya Emekli Sandığı gibi sosyal güvenlik sistemlerinin alternatifi değil,
tamamlayıcısıdır. Bu kurumlara üye olunsa bile BES’ekatılınabilir, emeklilikte ek gelir sahibi olunabilir
(Ergenekon, 2006: 6)
BES’in temel iki amacı vardır. Birincisi; bireylerin yaşlılık zamanlarında kullanmaları için güvenli bir
tasarruf imkanı sağlamak, bu tasarrufları yönetmek, düzenlemek ve teşvik etmektir. İkincisi ise bu tasarrufların
güvenli bir şekilde ömür boyu emeklilik maaşı veya toplu para şeklinde geri ödenmesine ilişkin düzenleme ve
denetimlerin yapılmasınısağlamaktır. Tüketim ve tasarruf açısından incelendiğinde birinci amaç tüketim seviyesinin
üstünde kalan, ikinci amaç ise tüketim seviyesinin altında kalan kısımlardır (Demirpehlivan, 2010: 92).
BES’in genel hedef kitlesini; ücretli çalışanlar, emeklilik maaşlarının yeterli olacağına inanmayan ve
yaşlandığında rahat etmek isteyenler, ücretle çalışmayan, sosyal güvencesi olmayan ancak ailesinin geliri yüksek
olanlar, herhangi bir risk primi ödemeksizin büyük ölçüde uzun süreli tasarruf yapmak amacında olan yatırımcılar,
çalışanlarını motive etmek ve şirkete bağlılıklarını artırmak amacıyla çalışanlarına toplu olarak bireysel emeklilik
sözleşmesi satın almayı düşünen şirketler, geliri yüksek olan, sosyal güvenlik ve hayat sigortası ile birlikte üçüncü
bir güvenceden de yararlanmak isteyenler oluşturmaktadır.(Gaygısız, 2010: 11).
2. Yöntem
Bu araştırma, bireysel emeklilik üyeliği bulunan kişilerin, çalıştıkları şirket ve şirket uygulamaları
hakkındaki memnuniyetleri belirlendiği için tanımlayıcı bir araştırmadır. Tanımlayıcı araştırma modellerinin temel
amacı, inceleme konusu olan durum veya olayın, bu durum veya olayın değişkenlerini ve bu değişkenler arasındaki
ilişkileri tanımlamak ve bu tanımlamalara dayanarak ileriye dönük tahminler yapabilmektir. Bu tür araştırmalarda
amaç değişkenler arası ilişkileri saptamak ve ana kütleye yönelik tanımlamaları gerçekleştirebilmektir.
2.1. Model
Çalışmanın amacı, tüketicilerin müşteri ilişki yönetiminden beklentilerini tespit etmektir. Ayrıca farklı
tüketicilerin müşteri ilişkileri yönetiminde farklı beklentileri olup olmadığı da belirlenmiştir. İlgili model aşağıdaki
şekildedir.
Şekil 1 : Araştırma Modeli
TÜKETİCİLERİN
TERCİHLERİNİ
ETKİLEYEN
FAKTÖRLER
MÜŞTERİ
MEMNUNİYETİ
TÜKETİCİLERİN
KİŞİSEL
ÖZELLİKLERİ
Bu model göz önüne alınarak geliştirilen hipotezler aşağıdadır:
H1: BES katılımcılarının MİY uygulamalarından beklentileri farklıdır.
H2: BES katılımcılarının MİY uygulamalarından beklentileri, katılımcıların demografik özelliklerine bağlı
olarak değişmektedir.
2.2. Örneklem/Çalışma Grubu
Araştırmada anketler şahıslara yüz yüze anket yöntemi kullanılarak uygulanmıştır. Anket formu, toplamda
sekiz sorudan oluşmaktadır. Anket formunun ilk sorusu cevaplayıcının bireysel emeklilik sahibi olup olmadığıyla
ilgilidir. Bu soruya hayır cevabı verenlere “ankete devam etmeyin” ibaresi eklenmiştir. İkinci soru BES
katılımcılarının beklentilerini belirlemek amacıyla oluşturulan 41 ifade içermektedir. Bu ifadeler “5-Kesinlikle
Katılıyorum, 4-Katılıyorum, 3-Ne Katılıyorum Ne Katılmıyorum, 2-Katılmıyorum, 1-Kesinlikle Katılmıyorum”
şeklinde likert tipi ölçek ile değerlendirilmiştir. Bu soruda yer alan ifadeler, bireylere sunulan anket formları dikkate
alınarak oluşturulmuştur. Anket formunun son soru grubunda demografik özellikler ile ilgili soruların yer aldığı
bölümdür. Bu bölümde adaylara cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim durumu, meslek ve çalışma sektörleri ile alakalı
sorular yöneltilmiştir. Anket uygulamasına başlamadan form 40 katılımcıda denenmiştir. Anketler2017 yılı Eylül
ayı içerisinde yapılmıştır. Toplam 260 BES katılımcısıyla görüşülmüştür.
2.3. Veri Analiz Yöntemi ve Veri Toplama Aracı
Verilerin analizinde SPSS 22 programı kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel
metotlarının yanı sıra faktör analizi ve varyans analizi teknikleri uygulanmıştır. Faktör analizi, birbirleriyle ilişkili
çok sayıdaki değişkeni az sayıda, anlamlı ve birbirinden bağımsız faktörler haline getiren ve yaygın olarak kullanılan
çok değişkenli istatistik tekniklerinden biridir.
69
2.3.1. Bireysel Emeklilik Sistemine Bakış Açısını Değerlendirme Anket Formu
Araştırmada veri toplama aracı olarak bu çalışma için hazırlana “Bireysel Emeklilik Sistemine Bakış
Açısını Değerlendirme Anket Formu” kullanılmıştır. Verilerin toplanması amacıyla literatür taraması yapılmış ve
bireysel emeklilik sistemi ile ilgili mevzuata dayalı geliştirilmiş olan anket (Korkmaz ve diğ. 2007) ve “Bireysel
Emeklilik Sistemi ve Genç Tüketicilerin Algı ve Tutumları Üzerine Bir Araştırma” (Orhan, 2015) isimli yüksek
lisans tezinde kullanılan anket formundan yola çıkılarak hazırlanmıştır.
Anket formu, toplamda sekiz sorudan oluşmaktadır. Anket formunun ilk sorusu cevaplayıcının bireysel
emeklilik sahibi olup olmadığıyla ilgilidir. Bu soruya hayır cevabı verenlere “ankete devam etmeyin” ibaresi
eklenmiştir. İkinci soru BES katılımcılarının beklentilerini belirlemek amacıyla oluşturulan 41 ifade içermektedir.
Bu ifadeler “5-Kesinlikle Katılıyorum, 4-Katılıyorum, 3-Ne Katılıyorum Ne Katılmıyorum, 2-Katılmıyorum, 1Kesinlikle Katılmıyorum” şeklinde likert tipi ölçek ile değerlendirilmiştir. Bu soruda yer alan ifadeler, bireylere
sunulan anket formları dikkate alınarak oluşturulmuştur. Anket formunun son 6 soru grubunda demografik özellikler
ile ilgili soruların yer aldığı bölümdür. Bu bölümde adaylara cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim durumu, meslek
ve çalışma sektörleri ile alakalı sorular yöneltilmiştir.
2.4. Verilerin Toplanması
Faktör analizi temel olarak değişken arasındaki ilişkiler esas alarak onları anlamlı şeklide gruplamayı ve
böylece veri indirgemesi sağlamayı amaçlar. Faktör analizinin amacı esas olarak değişkenler arasındaki karşılıklı
bağımlılığın kökenini araştırmaktır. Bu ilişkilere dayanılarak verilerin daha anlamlı ve özet bir biçimde sunulması
sağlanır. Veri indirgemesi sonucu oluşacak yeni veri grupları daha sonra yapılacak analizlerde araştırmacıya
kolaylık sağlayacaktır.
2.5. Verilerin Çözümlenmesi
Kullanılan diğer bir analiz, Çok Değişkenli Varyans Analizi (Multivariate Analysis of VarianceMANOVA)’dir. Bu analiz, en az iki ayrı kütlenin herhangi bir özelliği itibariyle aralarında fark olup olmadığını
tespit etmek için kullanılmaktadır. Varyans analizinin amacı, faktörlerin çeşitli düzeylerinin bağımlı değişken
üzerindeki etki derecelerini ortaya çıkarmaktır. Bu analizde modelin geçerliliğini ölçmek için Hotelling T2 testini
kullanılmıştır. Hotelling T2 testi, çok değişkenli normal dağılım varsayımına göre kurulan çok değişkenli
hipotezlerin test edilmesini sağlayan bir yöntemdir. Hotelling T2 testi sonuçlarının anlamlı çıkması, bir bütün olarak
modelin geçerli olduğunu gösterir. Daha sonrada bağımlı değişkenlerin tek tek durumları incelenir. Yani, gruplar
arasındaki bu farkın ortaya çıktığı daha çok hangi değişkenden kaynaklandığı bulunur. Bunlardan sonra ise “En
küçük anlamlı fark analizi” kullanılır. Daha sonra bu analiz için ortalamalara bakılır (Nakip, 2003, s.368).
3. Bulgular
Ankete cevap veren BES katılımcılarının MİY uygulamalarının beklentilerinin araştırıldığı bu çalışmada
elde edilen sonuçlar aşağıdadır.
Cinsiyet
Tablo 1: Demografik Bilgiler İle İlgili Bulgular
Frekans
Yüzde
Erkek
Kadın
Eğitim Durumu
İlköğretim
Lise
Üniversite
Medeni Durumu
123
137
47.6
52.4
2
21
237
0.2
26.2
73.6
Evli
Bekar
Çalışılan Sektör
Serbest Meslek
Kamu sektörü
Özel Sektör
Bankacılık sektörü
Eğitim Sektörü
Çalışmıyor
Toplam
136
124
52.2
47.8
52
55
69
34
45
5
260
20
21.1
26.6
13.2
17.4
1.7
100.0
70
Ankete katılanların % 47,6’sı erkeklerden, % 52,4’ü ise kadınlardan oluşmaktadır. Araştırmaya katılanların
% 0,2’si ilköğretim, % 26,2’si lise, % 73,6’sı üniversite mezunudur ve frekans analizine bakıldığında katılımcıların
eğitim seviyesinin yüksek olduğunu görülmektedir. Katılımcıların medeni durumuna bakıldığında ise % 52,2’si evli
% 47,8’ si bekârdır.
Serbest meslek sahibi katılımcı sayısı 52 olup grubun % 20’sine, kamu sektöründe çalışanların sayısı 55
olup grubun % 21,1’ine, bankacılık sektörü çalışanlarının sayısı 34 olup grubun % 13,2’sine, eğitim sektörü
çalışanlarının sayısı 45 olup grubun % 17,4’üne, çalışmayanların sayısı 5 olup grubun % 1,7’sine denk gelmektedir.
3.1. Müşteri İlişkileri Yönetiminden Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) Katılımcılarının Beklentileri
BES katılımcılarının bireysel emeklilik şirketlerinden MİY bağlamında beklentilerinin ne olduğunu
belirlemek amacıyla sorulan 41 ifadeyle ilgili değerlendirmeleri aşağıdadır.
Kesinlikle
Katılıyorum
Katılıyorum
Kararsızım
Katılmıyorum
İFADELER
Kesinlikle
Katılmıyorum
Tablo 2: BES Müşterilerinin Müşteri İlişkileri Yönetimine Katılma Dereceleri
Sigorta şirketim piyasadaki en iyi şirkettir.
(%19,1)
(%16,9)
(%21,1)
(%24,7)
(%18,2)
Sigorta şirketim fon işletim, üye aidatı
gibi masraf almamaktadır.
Şirket, ürünleri ve fiyatları hakkında
doğru bilgi vermektedir.
Sigorta şirketim, bana özel indirim
uygulamaktadır.
(%16,7)
(%24,2)
(%20)
(%17,3)
(%21,8)
(%19,1)
(%20,2)
(%20,4)
(%19,3)
(%20,9)
(%20,9)
(%19,8)
(%20,4)
0 (%20)
(%18,9)
Sigorta şirketim, problemlerimin
çözümünde bana yardımcı olmaktadır.
(%17,6)
(%20,4)
(%20)
(%22,2)
(%19,8)
Sigorta şirketim yeni ürünler hakkında
beni bilgilendirmektedir.
(%17,8)
(%18,4)
(%21,1)
(%21,3)
(%21,3)
Çalıştığım sigorta şirketinin bölge
müdürlüğüne rahat ulaşıyorum.
Şirketin verdiği şifreyle fonlarımı internet
üzerinden rahatlıkla takip edebiliyorum.
Sigorta şirketinin online işlemler
güvenirliği yüksektir.
(%20,7)
(%23,1)
(%20,2)
(%14,2)
(%21,8)
(%20,7)
(%20)
(%19,1)
(%20)
(%20,2)
(%22,2)
(%18,4)
(%17,6)
(%18,9)
(%22,9)
Sigorta şirketim, yaptırdığım bireysel
emeklilik için bana hediye vermektedir.
Sigorta şirketim piyasada iyi bir üne
sahiptir.
Sigorta şirketinin ismi, bana prestij
sağlamaktadır.
Çalıştığım bu sigorta şirketini
çevremdekilere tavsiye ederim.
Sigorta şirketinin personeli yeterli bilgiye
sahiptir.
Fìnansal güvence danışmamın güler yüzlü
ve samimidir.
Şirket tarafından yeterince
bilgilendirildiğimi düşünmüyorum.
igorta danışmanıma istediğim zaman
rahatça ulaşabilirim.
Çalıştığım şirkette ayrıcalıklı olduğumu
düşünüyorum.
(%18,2)
(%17,6)
(%19,3)
(%25,3)
(%19,6)
(%21,3)
%19,8)
(%17,3)
(%22,4)
(%19,1)
(%20,9)
(%20,4)
(%20,7)
(%16,9)
(%21,1)
(%18)
(%17,8)
(%20,2)
(%20,9)
(%23,1)
(%20,9)
(%22,2)
(%18,7)
(%20,9)
(%17,3)
(%18,7)
(%21,8)
(%18,9)
(%21,6)
(%19,1)
(%18,7)
(%18,7)
(%22,2)
(%21,1)
(%19,3)
(%20,2)
(%20,2)
(%18,2)
(%19,8)
(%21,6)
(%20,7)
0 (%20)
(%17,6)
(%22,2)
(%19,6)
(%19,3)
(%18,4)
(%24,4)
(%20,4)
(%17,3)
(%20,2)
(%17,1)
(%19,8)
(%21,3)
(%21,6)
(%21,6)
(%17,1)
(%21,6)
(%19,8)
0 (%20)
Sigorta şirketinin personeli birçok alanda
yetersiz olduğunu düşünüyorum.
Çalıştığım sigorta şirketinin web sayfası
yeterlidir.
Personel sigorta yaptırdıktan sonra ilgisiz
davranmaktadır.
71
Sigorta şirketimle çalışmaya devam
etmeyi düşünüyorum.
(%17,3)
(%22,4)
(%20,4)
(%16,2)
(%23,6)
Şirketin çalışma şeklini düşündüğümde
müşterinin ön planda olduğunu
görüyorum.
(%22,2)
(%19,3)
(%20,7)
(%18,7)
(%19,1)
Çalıştığım sigorta şirketi ile iletişime
geçtiğimde kendimi değerli hissediyorum
Sigorta şirketi müşteri ile iyi ilişki
kurmaktadır.
Çalıştığım sigorta şirketi özel günlerde
beni hatırlar.
(%19,6)
9 (%22)
(%20,9)
(%17,1)
(%20,4)
(%21,8)
(%20,7)
(%17,6)
(%20)
(%20)
(%21,1)
(%16)
(%24,4)
(%18,7)
(%19,8)
Sigorta şirketime oldukça güvenirim.
Poliçe sözleşmesinde yeterli bilgi
bulunmaktadır.
(%20,7)
(%19,1)
(%19,6)
(%21,3)
(%19,3)
(%16,9)
(%23,1)
(%20,9)
(%21,3)
(%17,8)
(%22)
(%18,2)
(%22,4)
(%19,8)
(%17,6)
Finansal güvence danışmanımın bana
karsı tutumundan memnunum.
Finansal güvence danışmanımın
isteklerime alternatif çözümler
bulabiliyor.
(%17,8)
(%21,6)
(%20)
(%19,6)
(%21,1)
(%19,8)
(%17,8)
(%19,1)
(%21,8)
(%21,6)
Çalıştığım sigorta şirketinden dekontlarım
zamanında gönderilmektedir.
Sigorta şirketi söz verdiği taahhütlere
uymaktadır.
Finansal güvence danışmanım beni
sıklıkla ziyaret eder.
Çalıştığım sigorta şirketinin reklam ve
tanıtımları yeterlidir.
(%19,8)
(%19,8)
(%18,4)
(%19,1)
(%22,9)
(%21,6)
(%20)
(%19,8)
(%19,8)
(%18,9)
(%22)
(%19,1)
(%18,4)
(%20,7)
(%19,8)
(%20,4)
(%23,6)
(%18,4)
(%18,7)
(%18,9)
Finansal güvence danışmanımın istediğim
zaman rahatlıkla ulaşabilirim.
Şirket, kişisel bilgilerin saklanmasına
özen gösterir.
(%19,3)
(%22,9)
(%16,4)
(%22,9)
(%18,4)
(%21,8)
(%21,3)
(%21,8)
(%15,6)
(%19,6)
Sigorta şirketimin müşteri ihtiyacına göre
ürün çıkardığını düşünüyorum.
(%21,8)
(%19,3)
(%20,7)
(%21,1)
(%17,1)
Sigorta şirketimin müşteri menfaatini ön
planda tutan fonlar yönetmektedir.
(%21,8)
(%22,7)
0 (%20)
(%15,1)
(%20,4)
Bu şirketin gelecekte de çok iyi yerde
olacağını öngörüyorum.
Şirket, sigorta yaptırdıktan sonra benimle
ilgilenmemiştir.
(%20,9)
(%19,1)
(%17,6)
(%24,7)
(%17,8)
(%17,1)
(%22,4)
(%22,2)
(%17,8)
(%20,4)
Poliçem zamanında elime ulaşır.
Araştırmaya katılan katılımcıların ölçek sorularına verdikleri cevapların sıklıkları incelendiğinde oran
bazında en fazla katılımın “Sigorta şirketim, yaptırdığım bireysel emeklilik için bana hediye vermektedir.” sorusuna
olduğu görülmektedir. % 25,3 oranında katılıyorum cevabı verilmiştir. En fazla kesinlikle katılıyorum cevabı %
23,6 ile “Sigorta şirketimle çalışmaya devam etmeyi düşünüyorum.” sorusu olmuştur.
En fazla kesinlikle katılmıyorum cevabı verilen soru ise “Sigorta şirketinin online işlemler güvenirliği
yüksektir ve şirketin çalışma şeklini düşündüğümde müşterinin ön planda olduğunu görüyorum. ” (% 22,2) soruları
olmuştur. Aynı sorulara %18,4 ve %19,3 oranlarında katılmıyorum cevabı verilmiştir. Toplandığında % 42,6 ve
%41,5 gibi yüzdelikler ortaya çıkmaktadır. Bu sonuç ise katılımcıların yarıya yakınının şirketin çalışma şeklince
müşterinin ön planda olmadığı sonucunu ortaya koymuştur.
Katılımcıların bu ifadelerle ilgili verdikleri cevaplarının ortalamaları ve standart sapmaları aşağıda tabloda yer
almaktadır.
Tablo 3: Verilen Cevapların Ortalaması ve Standart Sapması
Sigorta şirketim piyasadaki en iyi şirkettir.
Ortalama
3,06
Standart Sapma
1,382
Sigorta şirketim fon işletim, üye aidati gibi masraf almamaktadır.
3,03
1,399
72
Şirket, ürünleri ve fiyatları hakkında doğru bilgi vermektedir.
3,03
1,414
Sigorta şirketim, bana özel indirim uygulamaktadır.
2,96
1,411
Sigorta şirketim, problemlerimin çözümünde bana yardımcı olmaktadır.
3,06
1,386
Sigorta şirketim yeni ürünler hakkında beni bilgilendirmektedir.
3,10
1,399
Çalıştığım sigorta şirketinin bölge müdürlüğüne rahat ulaşıyorum.
2,93
1,439
Şirketin verdiği şifreyle fonlarımı internet üzerinden rahatlıkla takip edebiliyorum. 2,99
1,428
Sigorta şirketinin online işlemler güvenirliği yüksektir.
3,02
1,477
Sigorta şirketim, yaptırdığım bireysel emeklilik için bana hediye vermektedir.
3,10
1,390
Sigorta şirketim piyasada iyi bir üne sahiptir.
2,98
1,430
Sigorta şirketinin ismi, bana prestij sağlamaktadır.
2,97
1,434
Çalıştığım bu sigorta şirketini çevremdekilere tavsiye ederim.
3,13
1,420
Sigorta şirketinin personeli yeterli bilgiye sahiptir.
2,92
1,399
Fìnansal güvence danışmamın güler yüzlü ve samimidir.
3,01
1,396
Şirket tarafından yeterince bilgilendirildiğimi düşünmüyorum.
3,04
1,386
Sigorta danışmanıma istediğim zaman rahatça ulaşabilirim.
3,02
1,441
Çalıştığım şirkette ayrıcalıklı olduğumu düşünüyorum.
3,00
1,427
Sigorta şirketinin personeli birçok alanda yetersiz olduğunu düşünüyorum.
2,98
1,364
Çalıştığım sigorta şirketinin web sayfası yeterlidir.
3,07
1,434
Personel sigorta yaptırdıktan sonra ilgisiz davranmaktadır.
3,00
1,427
Sigorta şirketimle çalışmaya devam etmeyi düşünüyorum.
2,98
1,364
Şirketin çalışma şeklini düşündüğümde müşterinin ön planda olduğunu
3,07
görüyorum.
1,434
Çalıştığım sigorta şirketi ile iletişime geçtiğimde kendimi değerli hissediyorum.
3,00
1,427
Sigorta şirketi müşteri ile iyi ilişki kurmaktadır.
3,06
1,422
Çalıştığım sigorta şirketi özel günlerde beni hatırlar.
2,93
1,426
Sigorta şirketime oldukça güvenirim.
2,97
1,412
Poliçe sözleşmesinde yeterli bilgi bulunmaktadır.
2,96
1,442
Poliçem zamanında elime ulaşır.
3,00
1,409
Finansal güvence danışmanımın bana karsı tutumundan memnunum.
3,00
1,417
Finansal güvence danışmanımın isteklerime alternatif çözümler bulabiliyorum.
3,00
1,355
Çalıştığım sigorta şirketinden dekontlarım zamanında gönderilmektedir.
2,93
1,400
Sigorta şirketi söz verdiği taahhütlere uymaktadır.
3,05
1,403
Finansal güvence danışmanım beni sıklıkla ziyaret eder.
3,08
1,431
Çalıştığım sigorta şirketinin reklam ve tanıtımları yeterlidir.
3,06
1,448
Finansal güvence danışmanımın istediğim zaman rahatlıkla ulaşabilirim.
2,94
1,420
Şirket, kişisel bilgilerin saklanmasına özen gösterir.
2,97
1,440
Sigorta şirketimin müşteri ihtiyacına göre ürün çıkardığını düşünüyorum.
2,92
1,412
Sigorta şirketimin müşteri menfaatini ön planda tutan fonlar yönetmektedir.
2,90
1,436
Bu şirketin gelecekte de çok iyi yerde olacağını öngörüyorum.
2,99
1,410
Şirket, sigorta yaptırdıktan sonra benimle ilgilenmemiştir.
3,02
1,381
Bireylerin memnuniyet sorularına verdikleri cevapların ortalama ve standart sapmalarını yorumlayacak
olursak tüketicilerin değerlendirmelerinin orta düzeyde olduğu görülmektedir. 2 değeri katılmıyorum, 3 değeri
kararsızım ve 4 değeri katılıyorum ifadelerini göstermektedir. Ortalamaların hemen hemen hepsi 3 civarındadır. Bu
sonuca göre bireylerin genel olarak bakış açılarında ve değerlendirmelerinde kararsız oldukları, sistem ve ürünler
ile ilgili olarak kesin bir memnuniyetin söz konusu olmadığı görülmüştür.
Bireysel emeklilik üyesi olan katılımcıların çalıştıkları şirket ve şirket uygulamalarının MIY
uygulamalarından beklentilerini belirlemek amacıyla ayrıntılı bilgi verilen 41 ifadeye faktör analizi yapılmıştır.
Faktör analizi, verilerin yapısını tanımlamak, özetlemek, sayılarını yönetilebilir ve üzerinde çalışılabilir, makul bir
73
sayıya düşürmek için yapılmaktadır. Ancak verilerin kendi içinde iç tutarlılığının olup olmadığını belirlemek için
de faktör analizi yapılacak ifadelerin güvenilirlik analizi yapılmıştır. Güvenilirlik kavramı yapılan araştırmanın
bulgularıyla ilgili bir kavram olup; güvenilirlik temel olarak, bir araştırmanın tekrarlanması durumunda aynı
sonuçların elde edilip edilemeyeceğinin, katılımcıların durumlarında bir değişiklik olmadığı sürece aynı cevapları
verip vermeyeceklerinin göstergesidir ( Gegez, 2007, s.212). Bununla birlikte bir ölçekte, tüm değişkenlerin birbiri
ile tutarlılığını ve iç uyumunu ortaya koyan bir kavramdır. Cronbach’s Alfa katsayısı, ölçekte yer alan tüm
değişkenlerin varyanslarının genel ölçek toplam varyansına oranlanması ile bulunur. Cronbach’s Alfa katsayısı 0
(sıfır) ve 1 (bir) değerleri arasında değişmektedir. Cronbach’s Alfa değerinin % 70 olması istenmekle beraber,
keşfedici araştırmalarda bu sınır % 60'a kadar çekilebilir (Kurtuluş, 2010, s. 184).
Yapılan ilk güvenilirlik analizi sonucunda Alfa katsayısı 0.884 çıkmıştır. Madde faktör yükü 0,60 ‘ın
altında olan altı ifade tespit edilmiştir. Bu ifadeler çıkarıldıktan sonra ikinci kez güvenilirlik analizi yapılmıştır.
Yapılan ikinci analiz sonucunda Alfa katsayısı 0,931 çıkmıştır. Toplam istatistiklere bakıldığında madde faktör yükü
0,60 ‘ın altında olan üç ifade daha olduğu görülmüş ve bu maddeler de çıkarıldıktan sonra yapılan üçüncü
güvenilirlik analizi neticesinde Alfa katsayısı 0,934 olmuştur. Toplam istatistiklere bakıldığında artık bu değerin
üstünde bir değer yoktur. Yani iç tutarsızlığı olumsuz etkileyen herhangi bir ifade kalmamıştır.
Bu işlemlerden sonra faktör analizine geçilmiş ve bu analizin uygun olup olmadığını test etmek amacıyla
Bartlett testi ve Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) ölçeklerine bakılmıştır.
Bartlett testi ana kütlenin bütünlüğünü test eden Bartlett tarafından geliştirilen bir testtir. Yapılan analiz
sonucunda küresellik test değeri; 859,392 olarak verilmektedir. Bu değer 0.03 anlamlılık düzeyinde geçerlidir Yani
ana kütle içindeki değişkenler arasında bir ilişkinin var olduğunu gösterir.
Faktör analizinin geçerliliğini baştan gösteren bir diğer test iseKaiser-Meyer-Olkin (KMO) testidir. KMO,
bir oran olup, % 60’ın üstünde olması arzulanır (Nakip, 2003, s. 409). KMO testinin sonucu ise % 71,3 olarak
gösterilmektedir. Bu korelasyon da ilişkinin nispeten güçlü olduğunu göstermektedir. Bu iki sonuç verilerin faktör
analizine uygun olduğunu göstermektedir (Bknz.Tablo: 3).
Faktörlerin varyansı açıklama düzeyi SPSS’de yapılan faktör analizi sonuçları aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Bu varyansı açıklama tablosu incelendiğinde özdeğeri 1’den büyük olan faktörlerin varyansı açıklama oranının
kümülatif olarak % 53.483 olduğu görülmüştür. Faktör analizine göre bu oran, öz değeri 1’den büyük olan bu
faktörlerin varyansı açıklama düzeyini ifade eder. Bu oranın minimum % 50 olması gerektiği göz önüne alındığında
bu oranınvaryansı açıklama düzeyi bakımından yeterlidir.
Faktör analizi sonuçlarına göre değişkenler altı başlık altında toplanmıştır.
1.
Şirket İtibar Faktörü (i1, i13, i40, i37, i9, i11, i23, i3, i27, i30)
2.
Müşteri İlişkileri Faktörü (i20, i22, i17, i25, i14, i31)
3.
Şirket Güvenilirliği Faktörü (i39, i33, i32, i15)
4.
İletişim Kalitesi Faktörü (i6, i36, i24, i5, i29)
5.
Ayrıcalıklı Müşteri Faktörü (i34, i18, i35, i38)
6.
Müşteriye Sosyal Yaklaşım Faktörü (i7, i26, i4)
Bu faktörlerin ilki “Şirket itibar faktörü” dür. Bu faktör toplam varyansın % 12,31’ini açıklamaktadır.
Şirket faktöründe tüketiciler, şirketin bizzat kendisi ile ilgili görüşlerini belirtmişlerdir.
İkinci faktör ise “Müşteri ilişkileri faktörü” dür. Bu faktör toplam varyansın % 9.89’unu açıklamaktadır.
Müşteri İlişkileri faktöründe tüketiciler, şirketin müşterilerine olan yaklaşımlarını, müşterinin problemlerine
yaklaşımı ve müşteri danışmanlarının yetkinliğine değinmişlerdir.
Üçüncü faktör ise “Şirket güvenilirliği faktörü” dür. Bu faktör toplam varyansın % 8.667’sini
açıklamaktadır. Güvence faktöründe tüketiciler, şirketin verdiği taahhütlere uyup uymadıkları konusunda fikir beyan
etmişlerdir.
Dördüncü faktör “İletişim kalitesi faktörü” dür. Bu faktör toplam varyansın % 8.664’ünü açıklamaktadır.
İletişim faktöründe tüketiciler şirketin müşterileri ile ne kadar kaliteli iletişim kurduğuna değinmişlerdir.
Beşinci faktör “Ayrıcalıklı müşteri faktörü” dür. Bu faktör toplam varyansın % 7,513’ ini açıklamaktadır.
Müşterinin diğer firmaları seçmek yerine bu firmayla çalışmayı seçmesinden memnun olmasını sağlayıp
sağlamadığı, müşteriyi ayrıcalıklı hissettirip hissettirmediği ölçülmektedir.
Altıncı faktör “Müşteriye sosyal yaklaşım faktörü” dür. Bu faktör toplam varyansın % 6,431’ sini
açıklamaktadır. Şirketin müşteriye özel uygulamaları ölçülmektedir.
Faktörlere verilen isimler ve her faktörün güvenirlik katsayısı aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
3.3. Müşteri İlişkileri Yönetiminden Farklı Özelliklere Sahip BES Katılımcılarının Farklı Beklentileri
Araştırmanın ikinci hipotezi olan “BES katılımcılarının MİY uygulamalarından beklentileri, katılımcıların
demografik özelliklerine bağlı olarak değişmektedir”i test etmek amacıyla faktör analizi sonucu saptanan
beklentilerin kişilere göre farklı olup olmadığını belirlemek üzereMultivarite Analysis of Variance (MANOVA)
testi uygulanmış ve bu analiz ile ilgili sonuçlar Tablo 4’de verilmiştir.
74
Tablo 4: Katılımcılarla İle İlgili MANOVA Analizi Sonuçları
DEĞİŞKENLER
Hotelling’s T² Testinin F Değeri
Anlamlılık Düzeyi
Cinsiyet
6,521
.562
Medeni Durum
5,201
.510
Yaş
14.321
.759
Eğitim Durumu
2.107
.523
Meslek
1,728
.620
Çalışılan Sektör
2.05
.540
Tablodaki sonuçlar incelendiği takdirde farklı demografik özellikler taşıyan BES katılımcıların farklı
beklentiler içinde olmadığı yorumu yapılabilir. Çünkü anlamlılık düzeyi 0.05’den küçük değildir. Bu durumda H2
hipotezi reddedilmektedir. Yani ankete cevap veren BES katılımcıları demografik özellikler bakımından (yaş,
medeni durum vb.) farklı özellikler taşımasına rağmen MİY uygulamalarından farklı beklenti içine
girmemektedirler. Bu durumda faktör analizi sonucu belirlenen beklentiler genel BES katılımcıları için geçerlidir
diyebiliriz.
4. Tartışma
Müşteri İlişkileri Yönetimi, işletme ile müşteri arasında ömür sürebilecek bir faydayı en üst düzeye
çıkarmayı ve sonuçta müşteri kaybını en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada müşteri ilişkileri yönetimi
stratejisinin günümüzde oldukça ön plana çıkan bireysel emeklilik sisteminde uygulanması incelenmiştir.
Literatür taramasında öncelikle BES ile ilgili çalışmalar incelenmiştir. Özer ve Çınar (2012), bir vakıf
üniversitesinin akademik personelinin BES’e bakış açısının değerlendirilmesi ile ilgili bir çalışma yapmıştır. Özer
ve Gürel (2014), Türkiye’de BES bilgi düzeyi ve BES’e katılımda devlet katkısının etkisi üzerine bir araştırma
yapmışlarıdır. Erdoğan (2015), farklı meslek gruplarının hayat sigortasına bakışı ve bireysel emeklilik sigortasının
geleceği üzerinde durmuştur. Germir (2015) BES katılımcılarının İzmir ve Manisa illeri bazında karşılaştırılması
üzerine bir araştırma yapmıştır.
İkinci olarak ise doğrudan veya dolaylı olarak BES’te memnuniyet ile ilgili çalışmalar taranmıştır. Taşkın
ve Bengül (2014), Sigorta Sektöründe İlişkisel Pazarlama Uygulamalarının Müşteri Bağlılığı Üzerindeki Etkisini
Ölçmeye Yönelik Bir Araştırma yapmışlardır. Bu araştırma ile birçok sigorta ürünü ile birlikte BES’i de incelemiştir.
Araştırmada sigortacılık sektörü açısından müşteri-satıcı diyalogunun oldukça önemli olduğu, pazarlamada yakın
ilişki kurulmasının müşteri memnuniyeti sağladığı, memnun müşterinin, bağlılığını getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Araştırma kapsamında bankaların bireysel emeklilik ürünlerinin müşteri memnuniyetlerini ölçmüşlerdir.
Katılımcıların ölçek soruları için vermiş oldukları cevaplara bakıldığında katılımcılar en yüksek oranda
sigorta şirketlerinden memnuniyetlerini dile getirerek çalışmaya devam etmek isteklerini göstermişlerdir. Bu durum
sigorta şirketlerinin uygulamalarının başarılı olduğunu ve sürdürülmesi gerektiğini ifade eder. Aynı zamanda
katılımcıların daha ziyade sigorta şirketleri tarafından sunulan promosyon malzemelerinden memnuniyet duydukları
anlaşılmaktadır. Bu saptama ise reklam ve tanıtımda promosyonun önemini ifade etmesi açısından dikkat çekicidir.
Emeklilik hizmeti sunan kurum ve kuruluşlar promosyonla rekabet avantajı sağlayacaklarını bilmelidir.
Memnuniyet sorularına verilen cevapların ortalamalarına bakacak olursak bireysel emeklilik sistemine dâhil
kişilerin çalışanlar ve sigorta şirketlerinden memnun olma noktasında ve sistemin işleyişi ve ürünler konusunda
memnun oldukları kesin bir şekilde gözlenmemiş ve müşterilerde genel olarak bir karasızlığın hâkim olduğu
görülmüştür. Bireysel emeklilik hizmet sağlayıcılarının sistemlerinin yapısına, işleyişine ve müşteriye sundukları
ürün yelpazesine inovatif müdahalelerle müşterinin tam olarak memnuniyetini sağlamalıdır.
5. Öneriler
Araştırmada yapılan analizlere göre BES katılımcılarının müşteri ilişkileri yönetimi açısından altı temel
beklenti içinde olduğu görülmüştür. Bunlar: Şirket İtibarı, Müşteriyle İlişki Kurma, Şirketin Güvenilirliği,
Kendileriyle İletişim Kurulması, Ayrıcalıklı Davranılması ve Birebir İlişkidir.
Öncelikle katılımcılar sigorta yaptıracakları şirketin itibarının ve kalitesinin sağlam olmasını
istemektedirler. Bu durum şirketin itibarınısadece kurucuları için değil bireysel emeklilik sistemi müşterileri için de
önemli bir ölçüt olduğu ortaya çıkmaktadır. Özellikle finansal işlemlerin gerçekleştiği piyasalarda müşteri çekmenin
püf noktaları arasında itibar sahibi olma ve kaliteli hizmet verme ön plana çıkmaktadır. Bu çerçevede müşterinin
gözündeki itibar artırılırsa iş hacmi de artırılabilir.
Müşterilerin dikkat ettikleri bir diğer nokta ise sigorta yaptıracakları şirket konusunda karar verirken
müşteri ile ilişkilerdir. Müşterilerin, kendisini istediği gibi karşılayan ve kendisiyle birebir ilişkiyi tesis eden
çalışanların olduğu şirketleri daha fazla tercih ettikleri görülmüştür. Bu kapsamda ilk izlenimin önemini kavrayan
işletmeler müşterilerinin zihninde doğru etkiyiyaratabilmektedir. Ayrıca şirketin güvenilir olmasının da şirket
75
tercihinde önemli bir etken olduğu ve müşteri tercihlerini önemli ölçüde etkilediği görülmüştür. Finansal işlem
yapan kurum ve kuruluşlar açısından müşterinin güvenini sağlamada firma itibarı kadar güvenirlik de çok önemlidir.
Bu nedenle müşterinin istediği bilgiler hizmet sağlayıcı tarafından kolay ulaşılabilecek şekilde sunulmalı, istenilen
güven ortamı oluşturulmasına gayret edilmelidir. Genel müşteri profilinde ayrıcalıklı olmak, şirketten başkalarına
yapılmayan kişiye özel uygulamaları kendisi için istemek eğilimi vardır. Yapılan analiz sonuçlarında da görülmüştür
ki bireysel emeklilik müşterileri ayrıcalıklı muameleye önem vermekte, ayrıcalık uygulayan sigorta şirketlerini
diğerlerine tercih etmektedir. Kişiler kendilerini farklı hissettiren markalara daha çok aidiyet hissederler.
Bununla birlikte bireysel emeklilik müşterilerinin beklentileri demografik özelliklere göre farklılık
göstermemektedir. Diğer bir deyişle bireylerin dikkat ettiği ve önemsediği altı temel faktörü sağlayan sigorta
firmaları bulunduğu iş sahasında başarılı olacak ve devamlı hale gelecektir.
Sonuç olarak bireysel emeklilik sisteminin genel itibariyle katılımcılar açısından çabuk kabul gördüğü ve
genel olarak sistemin varoluşundan, işleyişinden ve mantığından memnuniyetin yüksek olmadığı ve genel olarak
kararsızlığın var olduğu görülmüştür. Bu sebepten dolayı şirketlerinin sistemi katılımcılar için daha uygun bir yapıya
kavuşturarak müşterilerin ilgisini çekerek memnuniyet arttırıcı uygulamalara ağırlık vermeleri ve bu yönde yeni
girişimlerin hayata geçirilmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile MİY bir sektöre
uygulanmış ve müşterilerin beklentilerinin bu strateji ile uyumlu olduğu görülmüştür.
Kaynakça
Akpınar, O. (2007). Bireysel Emeklilik Sistemi ve Türkiye’deki Emeklilik Yatırım Fonlarının Performans
Çözümlemesi. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli.
Demirpehlevan, B. (2010). Avrupa Birliği Ülkeleri ve Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi. (Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Ergenekon, Ç. (2006). Milli Reasürans Sigortacılık Sektörü Bilimsel Çalışma Yarışması. İstanbul: Milli Reasürans
Türk Anonim Şirketi.
Erk, Ç. (2009). Müşteri İçin Değer Yaratma, Müşteri Sadakati Oluşum Süreci Ve Şirket Performansına Etkileri
Üzerine Araştırma. (Yüksek Lisans Tezi), Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edirne.
Gaygısız, H. (2010). Emeklilik Şirketlerinde Risk Yönetimi ve Türkiye Örneği. (Yüksek Lisans Tezi), Kadir Has
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Germir, H. N., (2015), Bireysel emeklilik sistemi katılımcılarının İzmir ve Manisa illeri bazında karşılaştırılması
üzerine bir araştırma. Uluslararası Hakemli Beşeri ve Akademik Bilimler Dergisi, 2015; 4, 12, 73 – 113.
Özer, A. C. ve Gürel, H., (2014), Türkiye’de bireysel emeklilik sistemi ve BES’e katılımda devlet katkısının etkisi
üzerine bir araştırma. Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2014; 11, 25, 159 – 166.
Özer, Ö. ve Çınar, E., (2012 ), Bir Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Bireysel Emeklilik Sistemine Bakış
Açısının Değerlendirilmesi, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9, 19, 75 – 88.
Taşkın, E.,Bengül, S., (2014), Sigorta Sektöründe İlişkisel Pazarlama Uygulamalarının Müşteri Bağlılığı Üzerindeki
Etkisini Ölçmeye Yönelik Bir Araştırma ve Model Önerisi, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi EYİ
2013 Özel Sayısı
TÜİK, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=21570,(Erişim Tarihi: 03 09 2017).
Ekler
Anket Çalışması
1.
Bireysel Emekliliğiniz var mı? □ Evet
□ Hayır (Cevap Hayır ise lütfen ankete devam etmeyiniz)
2.
Aşağıdaki ifadeler bireysel emeklilik ile ilgili çalıştığınız sigorta şirketi ile ilgilidir. Lütfen bu ifadeleri “Kesinlikle
Katılmıyorum”, “Katılmıyorum”, Fikrim yok”, “Katılıyorum” ve “Kesinlikle Katılıyorum” seçeneklerinden size en
76
Katılıyorum
Kesinlikle
Katılıyorum
Kararsızım
Katılmıyorum
İFADELER
Katılmıyorum
Kesinlikle
uygun olanı X işaretleyerek belirtiniz.
Sigorta şirketim piyasadaki en iyi şirkettir.
Sigorta şirketim fon işletim, üye aidatı gibi masraf almamaktadır.
Şirket, ürünleri ve fiyatları hakkında doğru bilgi vermektedir.
Sigorta şirketim, bana özel indirim uygulamaktadır.
Sigorta şirketim, problemlerimin çözümünde bana yardımcı
olmaktadır.
Sigorta şirketim yeni ürünler hakkında beni bilgilendirmektedir.
Çalıştığım sigorta şirketinin bölge müdürlüğüne rahat ulaşıyorum.
Şirketin verdiği şifreyle fonlarımı internet üzerinden rahatlıkla
takip edebiliyorum.
Sigorta şirketinin çevrimiçi işlemler güvenirliği yüksektir.
Sigorta şirketim, yaptırdığım bireysel emeklilik için bana hediye
vermektedir.
Sigorta şirketim piyasada iyi bir üne sahiptir.
Sigorta şirketinin ismi, bana prestij sağlamaktadır.
Çalıştığım bu sigorta şirketini çevremdekilere tavsiye ederim.
Sigorta şirketinin personeli yeterli bilgiye sahiptir.
Finansal güvence danışmamın güler yüzlü ve samimidir.
Şirket tarafından yeterince bilgilendirildiğimi düşünmüyorum.
Sigorta danışmanıma istediğim zaman rahatça ulaşabilirim.
Çalıştığım şirkette ayrıcalıklı olduğumu düşünüyorum.
Sigorta şirketinin personeli birçok alanda yetersiz olduğunu
düşünüyorum.
Çalıştığım sigorta şirketinin web sayfası yeterlidir.
Personel sigorta yaptırdıktan sonra ilgisiz davranmaktadır.
Sigorta şirketimle çalışmaya devam etmeyi düşünüyorum.
Şirketin çalışma şeklini düşündüğümde müşterinin ön planda
olduğunu görüyorum.
Çalıştığım sigorta şirketi ile iletişime geçtiğimde kendimi değerli
hissediyorum.
Sigorta şirketi müşteri ile iyi ilişki kurmaktadır.
Çalıştığım sigorta şirketi özel günlerde beni hatırlar.
Sigorta şirketime oldukça güvenirim.
Poliçe sözleşmesinde yeterli bilgi bulunmaktadır.
Poliçem zamanında elime ulaşır.
Finansal
güvence
danışmanımın
bana
karsı
tutumundan
memnunum.
Finansal güvence danışmanımın isteklerime alternatif çözümler
bulabiliyorum.
Çalıştığım
sigorta
şirketinden
dekontlarım
zamanında
gönderilmektedir.
77
Sigorta şirketi söz verdiği taahhütlere uymaktadır.
Finansal güvence danışmanım beni sıklıkla ziyaret eder.
Çalıştığım sigorta şirketinin reklam ve tanıtımları yeterlidir.
Finansal güvence danışmanımın istediğim zaman rahatlıkla
ulaşabilirim.
Şirket, kişisel bilgilerin saklanmasına özen gösterir.
Sigorta şirketimin müşteri ihtiyacına göre ürün çıkardığını
düşünüyorum.
Sigorta şirketimin müşteri menfaatini ön planda tutan fonlar
yönetmektedir.
Bu şirketin gelecekte de çok iyi yerde olacağını öngörüyorum.
Şirket, sigorta yaptırdıktan sonra benimle ilgilenmemiştir.
□ Kadın
□ Erkek
3.
Cinsiyetiniz
4.
Medeni Durumunuz
5.
Yaşınız (Lütfen Yazınız)………………..
6.
Eğitim Durumunuz □ İlköğretim
7.
Mesleğiniz (Lütfen Yazınız)………………..
8.
Çalışma Sektörünüz (Lütfen Yazınız)………………..
□ Evli
□ Bekâr
□ Lise
□ Üniversite
78
TÜRKİYE’DE GERÇEKLEŞEN DEPREMLERİN SİGORTA YAPMA EĞİLİMİNE
ETKİSİNİN İSTATİKSEL OLARAK ANALİZİ

Yrd.Doç.Dr.Özgür AKPINAR
Özet
Marmara Bölgesi’nde 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen ve büyük can ve mal kaybına neden olan Marmara
Depremi’nden sonra kamu otoritesi, deprem zararlarının en aza indirilmesi amacıyla çeşitli tedbirler almıştır. Bu
tedbirlerin en önemlilerinden birisi de Zorunlu Deprem Sigortası’na ilişkin yapılan düzenlemedir. Meydana gelen
depremlerden sonra 2000 yılında Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kurulmuş ve akabinde Zorunlu Deprem
Sigortası (ZDS) yapılmaya başlanmıştır. Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) verilerine göre ülkemizde yaklaşık
olarak 17 milyon civarında konut bulunmaktadır. Zorunlu deprem sigortası kapsamında, 2016 yılsonu itibariyle
sigortalı konut sayısı 7,6 milyon adet, sigortalılık oranı ise % 43 olarak gerçekleşmiştir. Buradan hareketle
ülkemizde mevcut konutların yaklaşık % 57’sinin henüz zorunlu deprem sigortasına sahip olmadığı sonucuna
ulaşmaktayız. Deprem, en önemli doğal afetlerden biridir. Sadece Marmara Bölgesi’nde değil, diğer bölgelerde de
deprem riski oldukça yüksektir. Konut sayısının yüksekliği ve deprem riskinin etkileme alanları göz önüne
alındığında sigortalı konut sayısının görece olarak düşük kaldığı söylenebilir. Bu bağlamda çalışmanın amacı,
zorunlu deprem sigortası sistemi kurulduğundan bugüne kadar yıllar itibariyle gerçekleşen depremlerin, kişilerin
sigortaya sahip olma eğilimine etkisini istatiksel olarak incelemektir.
Anahtar Kelimeler: Kamu otoritesi, zorunlu sigorta, deprem, doğal afet, sigortalılık oranı.
Abstract
After the Marmara earthquake that took place on 17 August 1999 in Marmara Region and caused great loss of life
and property, the public authority took various measures in order to minimize earthquake damages. One of the most
important of these measures is the regulation on the Compulsory Earthquake Insurance. Natural Disaster Insurance
Institution (DASK) was established in 2000 after the earthquakes that came to the plaza and then the Compulsory
Earthquake Insurance (ZDS) was started to be done. According to the Natural Disaster Insurance Institution
(DASK), there are approximately 17 million houses in our country. Under the compulsory earthquake insurance, as
of the end of 2016, the number of insured housing was 7.6 million, and the insurance rate was 43%. From this point
of view, we reach the result that approximately 57% of the existing houses in our country do not yet have compulsory
earthquake insurance. Earthquake is one of the most important natural disasters. Not only in the Marmara Region,
but also in other regions, earthquake risk is quite high. Considering the high number of houses and the areas affected
by the earthquake risk, it can be said that the number of insured housing remained relatively low. The purpose of
the study in this context is to examine statistically the effect of the earthquakes that have occurred over the years
since the establishment of the compulsory earthquake insurance system, to the tendency of people to have insurance.
Keywords: Public authority, compulsory insurance, earthquake, natural disaster, insurance rate.
1.
Giriş
Topraklarının büyük bir kısmı deprem riski ile karşı karşıya bulunan ülkemizde, 1999 yılında meydana gelen iki
büyük deprem, büyük can ve mal kaybı yaşanmasına neden olmuştur. Depremler, başta depremin meydana geldiği
bölgeler olmak üzere tüm ülke çapında etkisini göstermekte ve bu nedenle ülkede yaşayan tüm kişiler depremin
sonuçlarından belirli bir ölçüde de olsa etkilenmektedir. Depremler sonucunda ortaya çıkan maddi zararların telafi
edilmesi, depremlerin olduğu bölgelerde normal hayata dönülebilmesi, acil yardıma ihtiyaç duyan kimselerin bu
ihtiyaçlarının giderilmesi ve benzeri için yapılan harcamalar ülke ekonomisine ciddi bir mali yük getirmektedir.
Depremler, ülkemiz için uzun yıllar boyunca çok ciddi bir risk unsuru olmuş doğal afetlerdir. Yakın geçmişte
meydana gelen depremlerden sonra ortaya çıkan kayıplar göz önünde bulundurulduğunda deprem riskine karşı
sigorta en etkili çözüm yollarından biridir.
Zorunlu deprem sigortası temel olarak, kapsamdaki bütün konutlara, makul ve ödenebilir bir prim karşılığında asgari
bir sigorta güvencesi sağlamak, yurtiçinde risk paylaşımını sağlamak, aynı zamanda deprem hasarlarının neden
olacağı maddi kayıpları sigorta sistemi ile uluslararası reasürans piyasalarına dağıtmak, devletin depremlerden
kaynaklanan mali yükünü azaltmak, sigorta sisteminden güvenli yapı stoku oluşturmada aracı olarak faydalanmak,
deprem hasarlarının karşılanmasında uzun vadeli kaynak birikimini sağlamak, toplumda sigorta bilincinin
yerleşmesine katkıda bulunmak amacıyla oluşturulmuş bir sistemdir.
Çalışmanın amacı Türkiye’de gerçekleşen depremlerin sigorta yapma eğilimine etkisinin olup olmadığını incelemek
ve istatiksel olarak böyle bir ilişkinin varlığını tespit etmektir. Çalışmada kullanılacak veriler için T.C. Başbakanlık
Hazine Müsteşarlığı tarafından her yıl yayınlanan Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Sektörleri Faaliyet
Raporları’ndan yararlanılmıştır. Faaliyet raporlarından elde edilen veriler, istatiksel analiz yöntemleri kullanılarak

Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokul, Göztepe Yerleşkesi 34722
Kadıköy – İstanbul, T:216 414 99 89 – 1132, F:216 347 50 86, [email protected]
79
değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde deprem kavramı ve Zorunlu Deprem Sigortası ile
ilgili bilgiler yer almaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türkiye’de gerçekleşen depremlerin kişi açısından
sigorta yapma eğilimin etkisi istatiksel olarak incelenmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bulgular
değerlendirilmiş ve bazı öneriler sunulmuştur.
2.
Deprem Kavramı
Deprem, yer kabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak
geçtikleri bölgeleri ve yer yüzeyini sarsma olayı olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir ifade ile deprem, kişilerin
durağan olarak gördüğü ve güvenle ayağını bastığı yerin de oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar
görüp,
can
kaybına
uğrayacak
şekilde
yıkılabileceklerini
gösteren
bir
doğa
olayıdır
(http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/Personel/comoglu/depremnedir/index.htm, 25.08.2017). Başka bir tanıma
göre ise deprem, yer kabuğunda depolanan enerjinin sismik dalgalar vasıtasıyla aniden serbest bırakılması sonucu
ortaya çıkan bir doğa olayıdır (https://www.sciencedaily.com/terms/earthquake.htm, 23.08.2017). Amerika Birleşik
Devletleri Jeoloji Araştırma Kurumu’na (USGS) göre ise deprem, dünyada yer alan iki kıta bloğunun (levha) aniden
birbirlerine doğru hareket etmeleri sonucunda ortaya çıkan fiziki durum olarak tanımlanmaktadır (Wald,
https://earthquake.usgs.gov/learn/kids/eqscience.php, 23.08.2017).
Gerçekleşme nedenlerine göre depremler farklı türlerde olabilmektedir. Dünyada olan depremlerin büyük bir kısmı
levhalar arasında hareketten kaynaklı olmakla beraber, düşük frekanslı olsa da farklı doğal sebeplerden kaynaklanan
deprem türleri de bilinmektedir. Yoğun olarak gerçekleşen ve levhaların hareketi sonucu ortaya depremler
literatürde “tektonik” depremler olarak ifade edilmektedir. Dünya genelinde gerçekleşen depremlerin yaklaşık %90'ı
tektonik depremlerdir. Ülkemizde olan depremlerin de büyük bir kısmı tektonik depremler olarak
gerçekleşmektedir. Diğer tür depremler ise “volkanik” depremler olarak adlandırılmaktadır. Bu tür depremler
volkanların püskürmesi sonucunda oluşmaktadır. Genel olarak bu tip depremler, yeryüzünün derinliklerinde ergimiş
halde bulunan maddelerin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar neticesinde ortaya çıkan gazların
yapmış oldukları patlamalarla gerçekleşmektedir. Volkanik depremler yanardağlarla ilgili olduklarından genellikle
yereldir ve zarar verme potansiyelleri düşüktür. Japonya ve İtalya'da meydana gelen depremlerin bir kısmı bu tür
depremlerdir. Ülkemizde ise aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler gerçekleşmemektedir
(http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/Personel/comoglu/depremnedir/index.htm, 25.08.2017). Diğer bir tür
depremlerde “çöküntü” olarak tanımlanan depremlerdir. Bu depremler yer altındaki boşlukların (mağara), kömür
ocaklarında galerilerin, tuzlu arazilerde erime sonucu oluşan boşluklarda tavan blokunun çökmesi ile meydana
gelmektedir. Genellikle hissedilme alanları yereldir ve enerjileri azdır. Bu nedenle zarar verme kapasiteleri de
düşüktür. Deniz depremi olarak da bilinen derin deniz depremlerinden sonra, kıyılara kadar oluşan ve bazen
kıyılarda büyük zararlara sebep dalgalar oluşmaktadır. Bu dalgalara “tsunami” denmektedir. Açık denizlerde
meydana gelen depremlerde genelde ilk anda tsunami uyarısı yapılmaktadır. Sonrasında dalga yüksekliklerine göre
bu uyarılar iptal edilmektedir. Tsunaminin daha çok görüldüğü yerlerden biri olan Japonya'da 1896 yılında 30.000
hayatını kaybetmiştir (http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/Personel/comoglu/depremnedir/index.htm, 25.08.2017).
3.
Zorunlu Deprem Sigortası İle İlgili Bilgiler
Marmara Bölgesi’nde 1999 yılında meydana gelen depremlerden sonra deprem zararlarının en aza indirilmesi
amacıyla ülkemizde Zorunlu Deprem Sigortasına ilişkin düzenleme yapılmıştır. 27 Mayıs 1999 tarihli ve 4452 sayılı
Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan 587 sayılı "Zorunlu Deprem Sigortasına Dair Kanun Hükmünde
Kararname" 27 Aralık 1999 tarihli ve 23919 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu Kanun Hükmünde Kararname ile 27 Eylül 2000 tarihinden itibaren kapsamdaki meskenler için deprem
sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmiş olup, bu sigortayı sunmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz Doğal Afet
Sigortaları Kurumu (DASK) kurulmuş ve aynı tarihte faaliyete başlamıştır. 587 Sayılı Zorunlu Deprem Sigortasına
Dair Kanun Hükmünde Kararname, 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu yürürlüğe girmesiyle birlikte 18.08.2012
tarihinde yürürlükten kalkmıştır. 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu gereğince, “634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu
kapsamındaki bağımsız bölümler, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tabi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa
edilmiş binalar, bu binalar içinde yer alan ticarethane, büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile
doğal afetler nedeniyle devlet tarafından yaptırılan veya verilen kredi ile yapılan meskenler Zorunlu Deprem
Sigortası’na tabidir.” (6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu). Zorunlu Deprem Sigortası, konutlarda depremin neden
olacağı maddi zararların tazmin edilmesini sağlamak amacıyla oluşturulan yeni bir sigorta sistemidir (Güngör,
2011:1). Zorunlu Deprem Sigortası ile depremin ve deprem sonucu meydana gelen yangın, infilak, tsunami ve yer
kaymasının doğrudan neden olacağı maddi zararları, poliçede belirtilmiş limitler dahilinde nakit olarak karşılayan
bir sigorta türüdür. Zorunlu Deprem Sigortası, DASK nam ve hesabına sözleşme yapmaya yetkili sigorta şirketleri
ve bu şirketlerin acenteleri tarafından yapılmaktadır. Bu sigorta kapsamında 2017 yılı için her bir meskene
verilebilecek
azami
teminat
tutarı
yapı
tarzı
ayrımına
bakılmaksızın
170
bin
TL’dir
(https://www.dask.gov.tr/mevzuat-tarife.html, 26.08.2017).
4.
Zorunlu Deprem Sigortası İle İlgili Sayısal Veriler
Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) verilerine göre ülkemizde yaklaşık olarak 17 milyon civarında konut
bulunmaktadır. Zorunlu deprem sigortası kapsamında, 2016 yılsonu itibariyle sigortalı konut sayısı 7,6 milyon adet,
80
sigortalılık oranı ise % 43 olarak gerçekleşmiştir. Buradan hareketle ülkemizde mevcut konutların yaklaşık %
57’sinin
henüz
zorunlu
deprem
sigortasına
sahip
olmadığı
sonucuna
ulaşılmaktadır
(https://www.dask.gov.tr/zorunlu-deprem-sigortasi-istatistikler.html, 26.08.2017). Yıllar itibariyle ZDS
yaptıranlarda artış söz konusu olmakla birlikte, toplam konut sayısına oranladığımızda halen sigortalı sayısı, diğer
bir ifadeyle sigortalılık oranı düşük kalmaktadır. Ülkemizde deprem yoğunluğu karşısında mevcut konut stokunun
yapısına bakıldığında sigorta yaptırmanın ne denli önem arz ettiği ortadadır. Yapılan tahminler doğrultusunda,
zamanı kestirilemese de uzak olmayan bir gelecekte Marmara Denizi’nde ve muhtemelen İstanbul ve çevresinde
ağır hasara sebebiyet verecek bir deprem ihtimali üzerinde durmaktadır. Tarihsel veriler ışığında gerçekleşecek
depremde ekonomik kaybın boyutlarının da yüksek olacağı tahmin edilmektedir. (Gürlek, 2006:ix) Bu nedenle
ülkemizdeki konutlar için ZDS önemi açıktır. Aşağıda ZDS ile ilgili bazı sayısal veriler yer almaktadır.
Tablo 1- Bölgeler Bazında Konut Sayısı ve Sigortalılık Oranı
Bölgeler
Marmara
İç Anadolu
Ege
Akdeniz
Karadeniz
Doğu Anadolu
Güneydoğu Anadolu
Toplam
Konut Sayısı
6.062.630
3.332.500
2.616.350
2.146.360
1.645.700
777.020
1.081.130
17.661.690
Sigortalı Konut
Sayısı
3.222.694
1.413.367
1.061.890
792.839
556.915
252.098
328.527
7.628.330
Poliçe
Dağılımı
42,25%
18,53%
13,92%
10,39%
7,30%
3,30%
4,31%
100%
Sigortalılık
Oranı
53,16%
42,41%
40,59%
36,94%
33,84%
32,44%
30,39%
43,19%
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Sektörleri Faaliyet Raporu, 2016, s. 66.
Bölgeler bazında konut sayısı ve sigortalılık oranı dağılımı Tablo-1’de yer almaktadır. 2016 yılı sonu itibariyle ZDS
yaptırmış olan konut sayısı toplam konutların yaklaşık % 43’ü oranındadır. Konut sayısının ve sigortalılık oranının
en yüksek olduğu bölge Marmara Bölgesi’dir. Marmara Bölgesi’nde sigortalılık oranı Türkiye ortalamasının
üzerindedir. Onu sırasıyla İç Anadolu ve Ege Bölgesi izlemektedir. Tablodan da görüleceği üzere konut sayısının
ve sigortalılık oranının en düşük olduğu iki bölge Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi’dir (Hazine
Müsteşarlığı, 2016:65).
Tablo 2- Yıllar İtibariyle Poliçe Adetleri ve Prim Tutarları (2000-2016)
Yıl
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
Poliçe Adedi
Prim Tutarı
159.324
2.427.840
2.127.980
2.022.470
2.089.569
2.417.176
2.554.709
2.617.974
2.843.608
3.435.861
3.316.256
3.725.884
4.797.863
6.029.118
6.808.406
7.230.559
7.628.330
Ortalama Prim
Tutarı
1.681.195
40.942.237
65.605.100
86.305.345
126.208.384
159.094.714
205.815.940
234.623.318
272.622.834
322.115.380
319.461.360
378.843.496
509.800.910
674.184.378
753.924.266
786.100.469
876.159.450
11
17
31
43
60
66
81
90
96
94
96
102
106
112
111
109
115
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Sektörleri Faaliyet Raporu, 2016, s. 66.
Ülkemizde ZDS uygulaması başladığı yıldan bu yana yıllar itibariyle üretilen poliçe adetleri, prim tutarları ve
ortalama prim tutarları Tablo-2’de yer almaktadır. Tablo-2’de genel olarak ZDS poliçe adetleri ve prim tutarlarında
yıllar itibariyle bazı farklılıklar olduğu görülmektedir. Özellikle 2005 yılında meydana gelen deprem sayısındaki
artış nedeniyle (Bingöl-Karlıova, Çorum, Tokat-Reşadiye, Ankara-Bala, vb.) bu yıldan itibaren sigortalılık oranında
genel bir artış durumu söz konusu olmuştur. Sonrasında 2010 yılında poliçe sayısında nispi olarak küçük bir azalma
81
yaşanmış, ancak 2011 ve 2014 yılları arasında poliçe sayılarında yaklaşık %10 oranında artışlar söz konusu olmuştur
(Hazine Müsteşarlığı, 2016:66). Ülkemizde 23 Ekim 2011 günü meydana gelen Van-Erciş merkezli 7.2
büyüklüğündeki ve 9 Kasım 2011 günü meydana gelen Van-Edremit merkezli 5.2 büyüklüğündeki depremlerin
kişilerin
ZDS
yaptırma
eğilimine
etkisi
de
dikkat
edilmesi
gereken
bir
husustur
(https://www.afad.gov.tr/tr/2385/Van-Depremi-Hakkinda, 05.09.2017). Ülkemizde yıllar itibariyle meydana gelen
depremler ve ödenen tazminat tutarları Tablo-3’te yer almaktadır.
Tablo 3- Yıllar İtibariyle Meydana Gelen Depremler ve Ödenen Tazminatlar (2000-2016)
Depremin
Oluş Yılı
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
2016
Toplam
Deprem Sayısı
1
17
21
20
31
41
23
42
45
37
37
42
56
23
37
32
18
523
Dosya Sayısı
6
336
1.558
2.504
587
3.488
500
995
481
268
457
7.889
1.666
175
836
292
131
22.169
Ödenen Tazminat
Ortalama Tazminat
23.022
126.052
2.284.835
5.203.990
768.927
8.119.871
1.303.673
1.381.599
558.849
525.174
739.768
139.037.776
5.709.169
763.735
2.345.947
945.416
777.153
170.614.956
3.837
375
1.467
2.078
1.310
2.328
2.607
1.389
1.162
1.960
1.619
17.624
3.427
4.364
2.806
3.238
59.332
7.696
Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Sektörleri Faaliyet Raporu, 2016, s. 67.
Tablo-3’te yıllar itibariyle gerçekleşen depremler ve ödenen tazminat tutarları yer almaktadır. Tablodan da
görüleceği üzere 2000 yılından bu yana ZDS kapsamında yaklaşık 171 milyon TL tazminat ödemesi
gerçekleştirilmiştir. Bu tazminat tutarının yaklaşık %82’si ise 2011 yılında meydana gelen depremlere, özellikle
Van’da meydana gelen depremlere ilişkindir. Benzer şekilde 2005 yılında da tazminat ödemeleri diğer yılların
üzerinde seyretmiştir (Hazine Müsteşarlığı, 2016:67).
5. Araştırmanın Yöntemi
Çalışmada, 2016 yılına ait Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyetleri Hakkında Raporu’nda
yer alan, aynı zamanda yukarıda da tablolar şeklinde gösterilen verilerden faydalanılmıştır. Doğal Afet Sigortaları
Kurumu (DASK)’nun www.dask.gov.tr. internet adresinde güncel veriler yayınlanmaktadır. Ancak çalışmanın
bütünlüğü ve 2016 yılının sonuna kadar verilerin tamamının olması sebebiyle Faaliyet Raporu tercih edilmiştir.
Yöntem olarak korelasyon analizinin tercih edilmesinin nedeni ise iki ve daha çok değişken arasındaki ilişkinin
gösteren bir analiz olmasıdır. Veriler SPSS isimli paket programdan faydalanılarak değerlendirilmiş ve çeşitli
bulgulara ulaşılmıştır.
6. Araştırma Bulguları
Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ve değerlendirmeler aşağıda yer almaktadır.
6.1. Meydana Gelen Deprem Sayısı ile Dosya Sayısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
82
Meydana gelen deprem sayıları ile ZDS üzerinden açılan hasar talebi dosyaları arasında %50,8 ile p=0,05 düzeyinde
anlamlı, orta dereceli korelasyon bulunmaktadır. İlişki düzeyinin daha yüksek olması beklentisi söz konusu olmakla
birlikte, buradan deprem sayısı ile dosya sayısı arasında bir bağlantı olmasına rağmen bu ilişki beklenen kadar güçlü
değildir şeklinde bir yorum çıkabilir. Bunun nedeni olarak ise ülkemizde oluşan depremlerin sayısından ziyade
şiddeti, bir başka deyişle yıkıcı bir deprem olup olmamasının önemli olduğu sonucuna varılabilir. Elimizde
depremlerin şiddetini içeren bir veri seti bulunmadığından dolayı, deprem şiddeti ile açılan dosya sayısı arasındaki
korelasyon değerlendirilememiştir.
6.2. Deprem Sayıları ile Bir Sonraki Yıl Yapılan Poliçe Sayılarının Karşılaştırılması
Yıllar itibariyle meydana gelmiş deprem sayılarının bir sonraki yıl yapılan ZDS poliçe sayısı ile ilişkisi
incelenmiştir. Beklenen iki değişken arasında ilişki olmasıdır. Deprem sayısı ile poliçe sayısı arasında p=0,05 anlam
düzeyinde %55 oranında, orta dereceli bir ilişki vardır denilebilir. Bir önceki yılda oluşmuş depremler insanların bir
sonraki yıl yaptırdığı ZDS poliçeleri arasında bir ilişki tespit edilmiştir.
6.3. Deprem Sayısı ile Ödenen Tazminatlar Arasındaki İlişki
Ülkemizde meydana gelen deprem sayıları ile ödenen tazminatlar arasındaki ilişki incelendiğinde ise anlamlı bir
ilişki bulunamamıştır (0,05 anlam düzeyinde). Bu sonuç ilginç olmakla beraber ülkemizin deprem kuşağında olması
nedeniyle, verilerden de görüleceği üzere, her yıl belli sayıda deprem meydana gelmektedir. Fakat depremlerin
sayısından ziyade şiddetinin (gücünün) ve yıkıcılığının tazminat ödemelerinde belirleyici olduğu düşünülebilir.
Bunu inceleyecek bir veri elimizde bulunmamaktadır. Yine de veriler incelendiğinde 2011 yılında gerçekleşen Van
Depremi’nden sonra tazminat taleplerinde ve ödenen tazminatlardaki artış bize bu konuda ipucu vermektedir.
7.
Sonuç ve Öneriler
Deprem, hasar potansiyeli ve sonuçları açısından en önemli risklerden biridir. Ülkemiz 1999 yılında deprem riskini
en gerçek haliyle yaşamış, birçok insan hayatını kaybetmiş ve ekonomi olarak önemli derecede etkilenmiştir.
Ülkemiz, topraklarının büyük kısmında aktif fay hatları olan ve deprem hareketliliği açısından da son derece aktif
bir konumda yer almaktadır. Bu nedenle deprem ile ilgili yapısal önlemler ve olası bir depremden sonra hayatın bir
an önce olağan akışına dönmesine yardımcı olması açısından sigorta güvencesi oldukça önemlidir. Ayrıca
depremlerin ekonomik etkileri de göz önünde bulundurulduğunda sigortanın önemi ön plana çıkmaktadır.
Yapılan istatiksel analizler sonucunda; meydana gelen deprem sayıları ile ZDS üzerinden açılan hasar talebi
dosyaları arasında anlamlı ve orta dereceli bir ilişki söz konusu olduğu, meydana gelmiş deprem sayılarının bir
sonraki yıl yapılan ZDS poliçe sayısı arasında orta dereceli bir ilişki bulunduğu ve ülkemizde meydana gelen deprem
sayıları ile ödenen tazminatlar arasındaki ilişki incelendiğinde ise anlamlı bir ilişki bulunamadığı sonuçlarına
83
ulaşılmıştır. Özellikle meydana gelen depremler ile sigorta yapma eğilimi arasında orta dereceli bir ilişki olması
ilginç bir durumdur. Genel olarak beklenen durum ise bu ilişkinin güçlü olması gerektiği yönündedir. Ülkemizde
ZDS ile ilgili sigortalılık oranı yaklaşık olarak % 45-50 civarındadır. Bina sayısı ve depremlerin etkileme alanları
göz önünde bulundurulduğunda ve bu sigortanın zorunlu bir sigorta olduğu da dikkate alınırsa, bu oran düşük olarak
değerlendirilebilir. Ekonomik açısından önemli bir konumda bulunan Marmara Bölgesi’nde de sigortalılık oranı %
55 civarında olup, bu oran ülke ortalamasının biraz üzerindedir.
Genel olarak yaklaşık 17,5 milyon konutun 7,5-8 milyonluk kısmında ZDS poliçesi bulunmaktadır. Sigortalı konut
sayısını arttırmak için poliçe yaptırılmasının zorunlu tutulması önemli bir yaklaşımdır. Kamu otoritesi yasal
düzenleme ile sigorta yaptırılmasını zorunlu bir hale getirse de, uygulamada zorunlu sigorta etkisi fazlaca
hissedilmemektedir. Çünkü zorunluluğu destekleyen yaptırımlar poliçe olmadığı takdirde tapu dairelerinde işlem
yapılaması ile elektrik, su, telefon, doğal gaz gibi alt yapı hizmetleri için sözleşme yaparken ZDS poliçesi
istenmesidir. Genelde de kredi bağlantısı yoksa tapu işlemleri ve diğer sözleşmeler için yaptırılan poliçeler sonunda
tekrar yenilenmemektedir. Bazı yeni yaptırımlara ile örneğin emlak vergisi öderken, gayrimenkul kira sözleşmesi
düzenlerken, ikamet değişiklikleri kayıtları değiştirirken ZDS istenmesi sigortalılık oranını arttırıcı etki yapabilir.
Ancak temelde kişilerin sigorta bilincini arttırmaya yönelik uygulamaların daha faydalı olacağı düşünülmektedir.
Kaynakça
Alpay, T. (2001). Temel Sigortacılık Bilgileri ve Uygulamalı Hasar Yönetimi. İstanbul: Yüce Yayımları.
Athavale, M., and S.M. Avila. (2011), “An Analysis of the Demand for Earthquake Insurance,” Risk Management
and Insurance Review, Vol. 14, No. 2, pp. 233–246.
Baştürk, F. H. (2013). Hayat Dışı Sigortalar, A. Afşar (ed.), Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.
Bolin, R., and L. Stanford. 1(998), “The Northridge Earthquake: Community-based Approaches to Unmet Recovery
Needs,” Disasters, Vol. 22, No. 1, pp. 21–38.
Marshall, D. (2017. The California Earthquake Authority. Discussion Paper. Wharton University.
Güngör, İ. (2011). Zorunlu Deprem Sigortası Uygulaması. 1. Türkiye Deprem Mühendisliği ve Sismoloji
Konferansı. ODTÜ, Ankara, 11-14 Ekim.
Gürlek, Y. (2006). Türkiye’de ve Dünyada Deprem Sigortacılığı. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul
Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.
Okura, M., Nozaki, H. And Iwase, K. (2014), “Observations on the Segmentation of Earthquake Insurance in Japan”,
International Journal Of Business, 19(4), pp. 312-321.
Petseti, A. And Nektarios, M. (2012), “Proposal for a National Earthquake Insurance Programme for Greece”, The
Geneva Paper, 37, pp. 377-400.
Yunak, H. (2002). Zorunlu Sigorta Türleri. Milli Reasürans T.A.Ş., İstanbul.
Hazine Müsteşarlığı (2015). Türkiye’de Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Sistemi Hakkında Rapor. Ankara.
Hazine Müsteşarlığı (2016). Türkiye’de Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Sistemi Hakkında Rapor. Ankara.
6305 Sayılı Afet Sigortaları Kanunu, http://www.dask.gov.tr/mevzuat-587Sayili-kanun.html, 23.08.2017
Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları, https://www.dask.gov.tr/mevzuat-genel-sartlar.html, 24.08.2017
Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği, http://www.dask.gov.tr/mevzuat-tarife.html, 24.08.2017
https://www.sciencedaily.com/terms/earthquake.htm, 23.08.2017
http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/Personel/comoglu/depremnedir/index.htm, 25.08.2017
Lisa Wald, https://earthquake.usgs.gov/learn/kids/eqscience.php, 23.08.2017
https://www.afad.gov.tr/tr/2385/Van-Depremi-Hakkinda, 05.09.2017
www.dask.gov.tr
www.tsb.org.tr
84
GENEL SAĞLIK SİSTEMLERİ VE ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI
UYGULAMALARI
M elte m B a l ka nl ı
Ax a Si go r ta A. Ş.
Pro f. Dr. S e rp il C ula
B aş ke n t Ü ni ver s ite s i
Öz
Toplumun sağlıklı bireylere sahip olması, toplumların gelişmesinde en önemli konu olduğu için sosyal
güvenlik kavramı içerisinde sunulan sağlık hizmetleri uygulamaları önemli yer tutmaktadır. Sağlık hizmetleri ciddi
bir finans kaynağı da gerektirdiği için birçok yönü ile ele alınması gereken konular arasındadır. Çalışmamızda sosyal
güvenlik kapsamında ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerine yer verilmiş ve Dünya’daki örnekler ile uygulama
farklılıkları aktarılmıştır. Sağlık sigortasında kamu uygulamaları yanı sıra özel sağlık sigortacılığı da ele alınarak,
her iki sigortanın ayrı ya da birlikte kullanım durumları incelenmiştir. Özel sağlık sigortacılığında uygulamalar; risk
kabul durumları, teminat tanım ve içerikleri ile iletilmiştir. Türkiye’deki sigorta şirketlerinden prim üretim
sıralamasında ilk dörtte olan sigorta şirketlerinin özel şartları ile sektör uygulamaları da aktarılarak genel ve özel
sağlık sigortası kullanıcılarına ve meslek olarak sigortacılığı seçmiş olup sağlık sigortası satışı yapan kişilere genel
hatlarıyla ürün, sistem ve içerik hakkında bilgi verilmektedir.Çalışmamızın sonucu olarak; genel sağlık sisteminin,
özel tamamlayıcı sağlık sigortaları ile kapsamının genişletilebileceği ile ülke modellerinin, sağlık finansmanlarına
ve sağlık bütçelerine göre belirlemelerinin gerekliliği belirtilmiştir. Sağlık sigortaları bir bütün olduğu için bu
konuda çalışmalar yapılırken sosyal sağlık sistemi, özel sağlık sigortacılığı ve dünya örnekleri detaylı incelenmeli
ve sağlık reformlarına açık olmaları ifade edilmektedir.
Anahtar Kelimeler
Sosyal Güvenlik, Özel Sağlık Sigortası, Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, Sağlık Sistemleri, Katılım Payı, Teminat
1 .G ir iş
Tarih boyunca insanlar, kendilerini ve ailelerini yaşamlarında karşılaşacakları olası risklere karşı güvence altına
alma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu istekleri sosyal güvenlik kavramını geliştirmiş ve insanlara sunulacak sosyal hakları
gündeme getirmiştir. Her toplumda devletler vatandaşlarının temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik uygulamalar
bütünlüğü oluşturmaktadır. Sosyal güvenlik kavramı, kişilerin doğumundan ölümüne kadar sağlık giderleri ile ilgili
her türlü haklarından, çalıştıkları ve emekli oldukları dönemlerdeki haklarına kadar birçok uygulamayı içinde
barındırmaktadır. Toplumun sağlıklı bireylere sahip olması, toplumların gelişmesinde en önemli konu olduğu için,
sunulan sağlık hakları da sosyal güvenlik içerisinde birinci sırayı almaktadır. Ülkeler sundukları sağlık hizmetlerinde
çok iyi planlamalar yapmalıdır. Sağlık hizmetleri ciddi bir finans kaynağı da gerektirdiği için toplumlar
incelendiğinde, ilk günden bugüne kadar sürekli sağlık ihtiyaçlarının karşılanması konusunda kendisini
geliştirmekte, reformlar yapmakta, diğer ülke model uygulamalarını denemektedirler.
Ülkemizde de sağlık hizmetleri incelenerek, hizmetlerin finansman nedeniyle yetersizliği, koruyucu sağlık
hizmetleri için uygulamaların istenilen seviyede olmaması, hizmetlerin sunumunda problemler olması nedeniyle,
sorunların giderilmesi için Genel Sağlık Sigortası (GSS) modeli oluşturulmuştur. Bu model ile amaç, kişilerin daha
kaliteli hizmet almalarını sağlamak, aile hekimliği uygulamaları getirilerek kişilerin sağlıklarını denetim altında
tutmak ve gereksiz sağlık harcamalarının önüne geçmek ve finansman yetersizliğini azaltabilmektir. Ancak her ne
kadar iyileştirmeler olsa da, finansman konusu ciddi bir konu olduğu için yetersiz kaldığı noktalar devam etmektedir.
Bu sebeple diğer ülke uygulamalarında olduğu gibi kamu ve özel sektör birlikte hareket etmeleri gündeme gelmiştir.
Özel sektör sağlık sigortası sunucuları, Hazine Müsteşarlığı’nın genel çerçevesini belirlemiş olduğu şartla, GSS’
tamamlayıcı olarak, yeni ürünler geliştirmişlerdir. Bu ürünler ile amaç, kişilerin daha konforlu hizmet almalarını ve
devlet hastaneleri yanı sıra özel hastanelerin de tüm bireylere hizmet sunabilmesine imkan sağlamaktır. GSS’nin
özel hastanelerde kullanılması durumunda alınan fark ücretlerinin, özel sağlık sigorta şirketleri tarafından sunulan
Tamamlayıcı Sağlık Sigortaları (TSS) ile karşılanması sayesinde, orta gelirli kişiler tarafından da özel hastaneler
tercih edilmeye başlanmıştır.
Hiçbir sosyal sigorta sistemi, tüm sağlık risklerini karşılama durumunda olamamaktadır. Böyle bir durumda kişiler
karşılanmamış kısımlar için ya kendi imkanları ile ödemeleri yaparak risklerinin finansmanını sağlamakta ya da
riski paylaşarak özel sigorta yoluyla sağlık riskleri için oluşan giderleri en üst düzeyde teminata almaktadırlar. Kimi
TSS uygulamaları tamamen GSS’nin karşılamadığı durumlarda teminat veriyorken, kimi uygulamalar ise oluşan
85
fark faturaları için teminat vermektedir. Her ülkenin, sigorta sektörü gelişmişliği, sosyal güvenlik sistemi
uygulamalarına göre bu durum değişiklik göstermektedir.
TSS uygulamasının tüm ülkelerin GSS modelinde yer alması, GSS sisteminin devamlılığı için önem arz etmektedir.
Tamamlayıcı sigortalar olmaz ise, özel hastanelerde fiyatların yüksekliği nedeniyle tercih edilemeyecek ve devlet
hastanelerindeki yığılmalar devam edecek, bu yığılmaların etkisi ile hizmet kalitesi olumsuz etkilenerek sağlık
sisteminde ileriye gidiş olamayacaktır. Bu sebeple kamu ve özel sektör birlikteliği önem arz etmektedir. Ancak
kamu ve özel sektör birlikteliği için, doğru ürünler sunulması ve ürünlere alan kişilere aktarımların doğru yapılması,
memnuniyet ve beklentileri karşılaması için çok önemlidir. GSS ve TSS detaylı olarak incelenip, içeriklere hâkim
olunmalıdır.
2 .Yö nt e m
Konu araştırma literatür taraması ile yapılmıştır. Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin sunduğu sağlık hizmetleri,
özel sağlık sigortacılığı ve Dünya’daki genel sağlık uygulamaları hakkında bilgi verilmesi adına yazılı kaynaklar
taranmıştır. Bilgiler elektronik kaynak taraması yapılarak, konu hakkında yazılan tezler, kitaplar, makaleler, ilgili
yönetmelikler ve resmi istatistiki datalar okunarak toplandı.
3. Bulgular
Sosyal güvenlik; gelirleri faklı kişilere belirli sosyal riskler (iş kazası, hastalık, analık, malullük, yaşlılık, ölüm,
işsizlik) karşısında, gelir ve sağlık güvencesi sağlama görevini yerine getiren uygulamalar topluluğudur.1
Türkiye’de Sosyal Güvenlik Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından organize
edilmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu amaçlarını; değişen sosyal güvenlik ihtiyaç ve risklerine karşı toplumu
güvence altına alarak güvenilir, kaliteli ve yenilikçi bir anlayışla sürdürülebilir sosyal güvenlik hizmeti sunmak
olarak açıklamaktadır. Sosyal Güvenlik Hizmetlerinden en önemlilerinden biri toplumun tüm bireylerine sunulan
Genel Sağlık Sigortasıdır. “Genel sağlık sigortası (GSS) kişilerin ekonomik gücüne ve isteğine bakılmaksızın, ortaya
çıkacak hastalık riskine karşı, toplumun bütün fertlerinin sağlık hizmetlerinden eşit, ulaşılabilir ve etkin bir şekilde
faydalanmasını sağlayan sağlık sigortasıdır” (T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu, 2013). GSS sistemi, primli ve primsiz
herkesin dahil olduğu zorunlu bir sistemdir. Mevcut çalışan sigortalılar, gelir/aylık alanlar, hak sahipleri ve
bakmakla yükümlü olunan kişiler GSS kapsamında değerlendirilmektedir. Çalışanlar, özel sektör de ya da kendi
adına bağımsız olarak ya da kamu görevlisi olarak çalışsın, çalışmaya başladıktan sonra çalışan kişi adına 30 gün
prim bildirimi ve ödemesinden sonra sağlık yardımı almaya hak kazanmaktadır. Ancak kendi adına çalışan
sigortalıların 60 gün ve daha fazla prim borcu varsa bu borcu ödemeleri ya da borçlarını tecil ve taksitlendirmelidir.
Aksi durumda sağlık güvencesinden faydalanamazlar. Kız çocukları, evleninceye kadar bakılmak durumunda
oldukları için anne ve babalarından sağlık yardımı almaya devam edeceklerdir. Erkek çocuklarında ise 18 yaşını,
lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış ve evli
olmayan çocukları anne ve babalarından sağlık yardımı almaya devam edeceklerdir. Ayrıca çalışma gücünü en az
% 60 oranında yitirdiği kurum sağlık kurulu tarafından tespit edilen evli olmayan çocuklar, yaşına bakılmaksızın
anne ve babalarından sağlık yardımı almaya devam edeceklerdir. GSS, sigortalıların ve bakmakla yükümlü oldukları
kişilerin hastalanmaları durumunda sağlıklarına kavuşmaları, iş kazası ve meslek hastalığına yakalanmaları
durumunda tedavi edilmelerinde gereken tüm sağlık hizmetlerinin karşılanması için sağlanan tüm hizmetler GSS
kapsamını oluşturmaktadır. Koruyucu sağlık hizmetleri, bir hastalığın teşhis ve tedavisi için hekim tarafından gerekli
görülen sağlık hizmetleri, analık haline ilişkin sağlık hizmetleri, ağız ve diş sağlığına ilişkin sağlık hizmetleri, acil
sağlık hizmetleri, tüp bebek tedavisi, teşhis ve tedaviler için gerekli olan kullanılacak ilaç, tıbbi malzeme, kan ve
kan ürünleri, kemik iliği ve aşılar, yurt dışı tedaviler, trafik kazalarına ilişkin sağlık hizmetleri GSS kapsamında olan
hizmetlerdir. Bu hizmetlerin yanı sıra, estetik amaçlı yapılan her türlü sağlık hizmetleri, Sağlık Bakanlığınca izin
veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmetleri, Sağlık Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık
hizmetleri gibi karşılamadığı hizmetlerde bulunmaktadır.
GSS kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu, ayakta ve yatarak tedavi hizmeti veren resmi ve özel sağlık hizmeti
sunucuları, serbest eczaneler, Optisyenlik müesseseleri ile sözleşme yapmaktadır. Sözleşme yapılmış olan her
kurum sigortalılara hizmet vermek durumundadır. Acil durumda sözleşmesiz bir sağlık merkezine gidildiğinde, eğer
acil durum SGK tarafından da acil olarak kabul ediliyorsa, SGK tarafından masraflar ödenir. Acil durumlarda
sözleşmeli ya da sözleşmesiz tüm kurumlar kişilerden hiçbir fark ücreti talep edemezler.
Kişilerin gereksiz sağlık hizmetleri kullanımını engellemek için katılım payı uygulanmaktadır. GSS kapsamında,
ayakta tedaviler, diş hekim muayeneleri, ayakta tedavide kullanılan ilaçlar, tüp bebek tedavisi ve vücut dışında
kullanılan ortez, protezler için katılım payı uygulaması vardır. Örneğin; Tablo 3.1.’de görüleceği üzere, katılım
payları özel ve resmi kurumlara göre farklılık göstermektedir.
1
İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuat-Bilgi-Kültür-Haber Platformu Ekim 2016. http://www.isvesosyalguvenlik.com/sosyalguvenlik-ne-demektir/›.
86
Tablo 3.1. SGK Muayene Katılım Payları Tablosu
Ayakta Muayene Katılım
Payı
Resmi Kurum
6 TL
Özel Kurum
15 TL
10 gün içinde aynı branşta
farklı hizmet sunucusuna
başvuru durumunda
katılım payı
11 TL (katılım payına 5 TL
ekleniyor)
20 TL (katılım payına 5 TL
ekleniyor)
İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve Hollanda’da Genel Sağlık Sigortası uygulamaları hakkında kısaca bilgi
verilebilir. İngiltere Sosyal Güvenlik ve Sağlık Hizmetleri finansmanını “Genel Vergiler ve Genel Bütçe”den
karşılamaktadır. Bu sisteme Beveridge sistemi denilmektedir. Sistemin amacı tüm vatandaşlarını sosyal sağlık
kapsamına almaktır. Bunun üzerine İngiltere’de National Health Services ( NSH ) ( Ulusal Sağlık Hizmetleri )
teşkilatı kurulmuştur. Bu kuruluşla birlikte İngiltere sağlık hizmetlerinin bir çoğunu vatandaşlarına ücretsiz olarak
sunabilmekte ve tüm vatandaşları NHS kapsamına girmektedir. Kişiler acil durumları dışında kayıtlı oldukları aile
hekimlerinden sevkleri olmadığı sürece ikinci ve üçüncü sağlık merkezlerinden faydalanamamaktadırlar. Sağlık
harcamaları finansmanının %76’sı genel vergilerden, %18’lik bölümü ise çalışanlardan alınan ulusal sigorta katkı
payından oluşmaktadır.
Fransa sağlık sistemi vergilerle ve isteğe bağlı tamamlayıcı hastalık sigortaları (özel, vakıf) ile desteklenen ulusal
sosyal sigorta sistemi üzerine kuruludur. Kişiler prim ödemelerini yaparak sisteme dahil olmaktadırlar ancak maddi
imkanları yetersiz olanlar için prim ödeme zorunluluğu bulunmamaktadır. Fransa sosyal sigorta sistemi,
İngiltere'deki Beveridge sisteminde olduğu gibi herkesin benzer haklardan yararlanmasını amaçlayan bir sistemdir.
Hizmet sunumu kamu ve özel sektör tarafından sağlanmaktadır. Hizmetler hekimler, dispanserler ve hastanelerden
alınmaktadır. Hastaneler ya kamuya kar amacı gütmeyen kuruluşlara ya da özel sektöre aittir. Belçika’da sağlık
sisteminin temelini sosyal sigorta fonları ile desteklenen sosyal güvenlik kapsamında sunulan sağlık sigortası
oluşturmaktadır. Toplumun yüzde 100’e yakını bu sigorta kapsamındadır. Belçika’da çalışan herkesin gelirinin belli
bir kısmı sosyal güvenlik fonuna aktarılmaktadır. Devlet tarafından sunulan sağlık hizmetleri kar amacı gütmeyen
mutual olarak adlandırılan kuruluşlar tarafından organize edilmektedir. Bireyler sağlık hizmetleri için öncelikli
olarak pratisyen hekimlere başvurmaktadırlar. Rahatsızlık konuları için pratisyen hekim yetersiz kalıyorsa, hekimin
sevk etmesi ile uzman doktor ya da hastaneye gidebilmektedirler.
Almanya’da sağlık hizmetleri temel olarak Yasal Sağlık Sigortası (GKV) ve Özel Sağlık Sigortası (PKV) sistemleri
ile ikili sistemin etkisindedir. Tamamen karma bir sistem uygulanmaktadır. GKV yardımlaşma prensibi üzerine
kurulmuştur. Tüm sigortalılar gelirlerine göre aynı oranda katkı payı ödemektedirler. Bu sistem içerisinde hastalık
sigorta fonları devletin dışında, bağımsız organizasyonlar tarafından da takip edilmektedir. Almanya’da Bismarck
Modeli Sağlık Sigortası vardır. Sistemin finansmanı esas olarak sigorta primleridir. Zorunlu katkı payları alınır,
sigorta kurumlarında toplanır. Nüfusun yüzde 90’ı sosyal sağlık güvencesi altındadır. Nüfusun bir kısmı ise ya
sadece özel sigorta ya da kamu sigortasına ek olarak özel sigorta altındadır.
Hollanda’da 2006 yılında yapılan sağlık reformları ile özel olarak düzenlenmiş bir sağlık sistemi bulunmaktadır.
Nüfusun yaklaşık yüzde 100’ü sosyal sağlık hizmetinden faydalanmaktadır. Reformlar ile sosyal güvenlik
kapsamında sunulan sağlık sigortaları ve özel sağlık sigortaları biraraya getirildi. Hollanda’da özel sosyal sağlık
sigortası kavramı oluşturuldu. Tamamlayıcı ve uzun süreli bakım sigortaları ile üç farklı sigorta türü oluşmuştur.
Genel Sağlık Sigortaları yanı sıra isteğe bağlı alınabilen Özel Sağlık Sigortaları da bulunmaktadır. Özel sağlık
sigortası bireylerin isteğe bağlı olarak sigorta şirketlerinden belirli prim karşılığı, olası hastalık risklerini teminat
altına almak için aldıkları sigorta türüdür. Sağlık sigortaları 1 yıllık olarak düzenlenir. Poliçe teminatı, sözleşmede
aksine hüküm yoksa sağlık sigortası genel şartlarında belirtildiği gibi öğlen saat 12.00 da başlayıp, öğlen saat 12.00
da bitmektedir.
Özel Sağlık Sigortaları yatarak veya yatarak + ayakta tedavi teminatlı olarak satın alınabilmektedir. Yatarak tedavi
teminatı ana teminattır. Bu sebeple sigortalılar yatarak tedavi teminatlı poliçeleri ya da yatarak + ayakta tedavi
teminatlı poliçeleri alabilirler. Sadece ayakta tedavi alma seçenekleri bulunmamaktadır. Her sigorta şirketinin
kendine özgü, genel şartlara aykırı olmamak üzere, bireysel sağlık sigortaları için teminat plan ve şartları
bulunmaktadır. Poliçeler sigorta şirketlerinin anlaşmalı olduğu kurumlarda geçerli olduğu gibi, anlaşmasız olduğu
kurumlarda da belli ödeme oranları ile kullanılabilmektedir. Limitsiz olan teminatlar için; anlaşmasız kurum/doktor
ödemeleri belli oran ve limit dahilinde karşılanmaktadır. Bu tutarlar için şirketler TTB (Türk Tabibler Birliği) birim
fiyatları üzerinden ödeme koşullarını belirtirler ( örnek : TTB*1; TTB*2 gibi ).
Her sigorta branşında olduğu gibi, özel sağlık sigortalarında da risk primi hesabı önem arz etmektedir. Serbest tarife
ile her sigorta şirketi primlerini kendileri belirleyebilmektedirler. Primler sigortalıların yaş, cinsiyet, ikamet ettikleri
87
il, meslek sınıflarına göre hesaplanırken, sigorta şirketleri kendi portföy büyüklükleri ve portföylerindeki risk
dağılımlarına göre değişiklik göstermektedir. Sigortalıların yaş, cinsiyet, meslek, ikamet ettikleri il gibi dış
faktörlere bakılarak objektif rizikolar belirlenir. Objektif rizikolar içerisinde prime en etkisi olanlardan birisi yaş’dır.
Sigortalanacak kişi ne kadar yaşlı olursa, hastalanma riski de o kadar artmaktadır. Bu sebeple yaş arttıkça primlerin
arttığı görülmektedir.
Sağlık sigortaları beyana dayalı bir ürün olduğu için doğru bilgilendirme önem arz etmektedir. Sigortalılar tarafından
eksik/yanlış bilgi verildiği tespit edilirse sigorta şirketinin sözleşmeyi feshetme, ara dönemde rahatsızlık konusu için
muafiyet koyma hakkı bulunmaktadır (bkz. Sağlık sigortası genel şartları Madde 6)
Objektif riskler yanı sıra sübjektif riskler de önem arzetmektedir. Sigorta şirketleri sübjektif risklerin
değerlendirmesi için sigortalı adaylarından başvuru formu doldurulmasını istemektedirler. Formlarda, kişilerin boy
kilo bilgileri, alkol sigara kullanım durumları,, herhangi bir rahatsızlıkları olup olmadığı, ailesinde genetik bir
rahatsızlık olup olmadığı gibi durumlar sorgulanmaktadır. Soruların cevaplarına göre risk değerlendirmesi
yapılarak, sigorta şirketi kişileri poliçe kabul koşullarını iletmektedir.
Poliçe iptalleri; 23.10.2013 tarihli “Özel Sağlık Sigortaları” yönetmeliğinde belirtildiği üzere, sigorta ettiren ve
sigortalı, sözleşme tanzim tarihinden itibaren otuz gün içerisinde iptali talep edebilir. Bu süre zarfında, sigortalı
herhangi bir tazminat ödemesi almadı ise, poliçe primi şirket tarafından beş iş günü içerisinde sigortalıya iade
edilmektedir. Otuz günden sonra talep edilirse, prim iadesi, şirketin hak etmediği prim gün esaslı hesaplanarak iade
edilir. Sigorta ettirenin vefatı durumunda kanuni varislerin vereceği muvafakatname ile sigorta ettiren değiştirilerek
sözleşme devam ettirilebilir. Kanuni varislerin sözleşmenin devamını kabul etmediği durumda, şirketin hak etmediği
prim sözleşme özel şartlarına göre kanuni varislere iade edilir ve sigortalıya konu hakkında yazılı veya elektronik
bilgilendirme yapılır. Sigortalının vefatı, tedavi aşamasında olursa, sigorta şirketi poliçe şartlarına göre, teminat
limitleri dahilinde, vefat eden sigortalının tazminat ödemesini hastaneye ya da kanuni varislerine yapmaktadır.
Sigorta süresinin sona ermesinden sonra devam eden tedaviler varsa, yine aynı yönetmelikte belirtildiği gibi
sigortanın sona erme tarihinden önce sigortacı tarafından kabul edilen yatarak tedavi teminatı, sözleşme süresinin
sona ermesi ve yeni bir sözleşmenin yapılmaması durumunda, asgari on gün olmak üzere özel şartlarda belirtilen
süreyi ve teminat limitini aşmamak kaydıyla devam etmektedir.
Sağlık tazminat ödemeleri, gelen tazminat taleplerine göre; provizyon işlemleri, anlaşmalı kurum ödemeleri ve
anlaşmasız kurumlarda yapılan harcamalar nedeniyle elden hasar ödemeleri olarak gruplandırılabilmektedir.
Özel sağlık sigortası; kaliteli sağlık kurumlarından hizmet alımı, sağlık hizmeti almak için uzun sıralar
beklenmemesi, kullanılan teknoloji ve ekipmanın yeni olması, doktor ve hastane seçiminin sigortalıya ait olması,
hastane personelinin özel olarak hasta ve yakınları ile ilgilenmesi gibi durumlardan dolayı tercih edilmektedir.
Sosyal Güvenlik Sistemlerinde sağlık uygulamaları hakkında ilgi verilen ülkelerin, özel sağlık sigortalı sayısının
nüfusa oranı tablo 3.2. deki gibidir. Sosyal güvenlik sisteminde sağlıktan faydalanan kişilerin nüfusa oranı yüzde
100 olan İngiltere’de özel sağlık sigortalıların nüfusa oranının ortalama 11’ler civarında olduğu görülmektedir .
Tablo 3.2. Özel Sağlık Sigortalı Sayısı ve Nüfusa Oranı ( Private Health Insurance ) Tablosu
Yıl
Türkiye
Sigortalı
sayısı
*1000
2010
Almanya
%
Sigortalı
sayısı
*1000
2049
2,8
2011
3419
2012
2013
2014
Belçika
%
Sigortalı
sayısı
*1000
25409
31,1
4,6
26116
4131
5,5
4304
5,6
4483
5,8
Fransa
%
Sigortalı
sayısı
*1000
8641
78,9
62027
32,5
8788
79,6
26505
33
8843
79,7
26615
33
9067
81,3
27346
33,8
9212
82,2
62095
63247
Hollanda
%
Sigortalı
sayısı
*1000
95,8
95
95,5
İngiltere
%
Sigortalı
sayısı
*1000
%
14788
89
7000
11,1
14923
89
6800
10,8
14783
88
6900
10,8
14423
85,7
6800
10,7
14281
84,5
6800
10,5
Kaynak : OECD Healthcare Coverage Statistics http://stats.oecd.org/Index.aspx?DatasetCode=INSIND#
Özel sağlık sigortasının bir çeşidi olan Tamamlayıcı ve Destekleyici Sağlık Sigortaları, GSS’nin temel teminat
paketi içerisinde yer almayan, yer alıp kısmen karşılanan ya da bireylerin daha yüksek standartlarda sağlık hizmeti
talep ettiği durumlarda devreye giren özel sağlık sigortası türü olarak tanımlanabilir. Genel sağlık sigortalıları ve
bakmakla yükümlü oldukları kişiler, TSS ürününü sunan sigorta şirketlerinden prim ödemesi yaparak bu özel sağlık
sigortasını alabilir ve GSS kapsamında olan ancak ilave ücret istenilen durumlarda bu ücreti sigorta şirketinden
karşılanmasını sağlayabilirler. Tamamlayıcı Sigorta ile ilgili usul ve esaslar Hazine Müsteşarlığı tarafından
belirlenmektedir. Bu sigorta ile ilgili olarak, 5510 sayılı Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında, sağlık
hizmetlerinden yararlananların ödemekle yükümlü oldukları katılım payları özel sigorta şirketleri tarafından
ödemeye konu olamamaktadır. Özel sigorta şirketleri, kurumca finansmanı sağlanamayan sağlık hizmetlerine ait
bedelleri, ilave talep edilen ücretleri, otelcilik gibi hastadan alınabilecek tutarları, Sağlık Uygulama Tebliğ fiyatları
88
üzerinde kalan tutarları TSS konusu yapabilirler. Tamamlayıcı ve destekleyici özel sağlık sigortası ürünleri 23 Ekim
2013 tarihinde Hazine Müsteşarlığı tarafından yayınlanan Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği’nin 18. Maddesine
göre düzenlenmektedir.
Türkiye’de TSS, 28 Haziran 2012 tarihli 2012 / 25 Genelge ile içeriğinin neler olacağı belirlenmesi sonrasında,
sigorta şirketlerince ürün oluşturulmaya başlanmıştır. Genelge’de GSS’nin temel paketi içerisinde yer almayan
sağlık tazminat taleplerinin de ürün içeriğinde olabileceği ancak, sigorta şirketleri henüz yeni olan bu üründe belki
riskleri görebilmek adına ürün özel şartlarında, bu taleplerin karşılanmayacağını belirtmektedir. Halihazırda sigorta
şirketleri bu ürün ile SGK ile anlaşmalı özel kurumlarda hizmet almak isteyen sigortalıların, SGK’sını kullanması
durumunda hastanelerin talep ettikleri ilave ücretler için teminat vermektedir. SGK kullanımı sonrası devreye giren
ürün olduğu için, sigorta şirketlerinden TSS alacak olan kişilerin, SGK’da sağlık güvencesini kullanabiliyor olması
önemlidir. Aksi durumda bu özel TSS kullanılamamaktadır. Ürünü kullanabilmenin diğer önemli iki şartı ise, hizmet
alınan sağlık kurumunun SGK ile anlaşması olması ve SGK ile anlaşması olan kurumların sigorta şirketi ile bu ürün
özelinde de anlaşması olması gerekmektedir. TSS poliçeleri 1 yıllık olarak düzenlenmektedir. Poliçede yazılı olan
başlangıç ve bitiş tarihleri arasındaki zamanı kapsamaktadır. TSS teminatları da diğer özel sağlık sigortaları gibi
yatarak tedavi teminatlı ya da ayakta + yatarak tedavi teminatlı olmaktadır. Yatarak tedavi teminatı; cerrahi ve
dahili yatışlar, yoğun bakım, radyoterapi, kemoterapi, diyaliz, küçük müdahale, evde bakım, suni uzuv, koroner
anjiografi gibi teminatları içermektedir. Ayakta tedavi teminatı ise; doktor muayene, laboratuvar hizmetleri,
görüntüleme ve tanı yöntemleri, ileri tanı yöntemleri ve fizik tedavi teminatlarından oluşmaktadır. Teminatların
kullanılabilmesi için; sigortalının SGK ile anlaşmalı olan kuruma gitmesi, hastanede işlem görülecek olan doktorun
da SGK ile anlaşması olması, SGK ile anlaşmalı olan kurumun sigorta şirketi ile TSS’de ve tedavi görülecek branşda
anlaşmalı olması gerekmektedir.
Poliçe kullanımı Türkiye sınırları içerisinde geçerlidir. SGK ile birlikte devreye giren ürün olduğu ve kurumların
SGK ve sigorta şirketi ile de anlaşmalı olması gerektiği için Yurtdışı teminatı bulunmamaktadır.
Örnek olarak, İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve Hollanda’daki tamamlayıcı ve destekleyici özel sağlık
sigortaları hakkında da bilgi verilmektedir. İngiltere’de Tamamlayıcı ve destekleyici sağlık sigortası terimleri
kullanılmamaktadır. Tamamlayıcı ürüne benzer poliçeler özel sağlık sigortası olarak sunulmaktadır. İngiltere’de,
NHS sisteminde vatandaşların sağlık harcamaları karşılanmaktadır. Ancak NHS tarafından karşılanmayan ya da
karşılanmasına rağmen bir kısmı için ilave ücret alınan tedaviler vardır. Bu durumlar için sigortalılar özel sağlık
sigortası tercih edebilmektedir.İngiltere’de tamamlayıcı niteliğinde olan özel sigortalar, NHS sisteminin
karşılamadığı giderleri teminat altına alabilmektedir.
Fransa’da TSS yaygın şekilde kullanılmaktadır. Fransa da tercih edilmesinin nedeni, ilave ücretlerin yüksekliği
olarak görülmektedir.Fransa sağlık sisteminde, kar amacı gütmeyen sigorta şirketleri, emeklilik poliçelerini
yönetmek amacıyla kurulan tasarruf sandıkları, özel sigorta şirketleri TSS ürünü sunmaktadır. Fransa sağlık sistemi
bir çok masrafları karşılamasına rağmen, fark ücretleri almaları ve özellikle koruyucu sağlık hizmetlerinin tamamı
karşılanmadığı için sigortalılar tamamlayıcı sigortayı almayı tercih etmektedirler.
Belçika’da özel sağlık sigortaları, sosyal güvenlik kapsamında olmayan ya da kısmen karşıladığı hizmetler için
tamamlayıcı sigorta sunmaktadırlar. Bireysel sağlık sigortaları yıllık değil ömür boyu kapsayıcılık şartı ile
yapılmaktadır. Genç yaşda daha yüksek prim ödenerek, yaşlılık dönemi primler için karşılık ayrılmakta ve her yıl
prim artışları tüketici fiyat endeksi oranlarında arttırılmaktadır. TSS’ler maliyetin ve kapsamın tamamlanması için
tercih edilmektedir. Sigorta şirketleri rekabet için sosyal sigortanın kapsamında olmayan ya da dar kapsamlı olan
teminatlar için ürünler geliştirmektedirler. Belçika’da sigortalıların geçmişden gelen rahatsızlıkları varsa sigorta
şirketi poliçe yapamayacağını söyleyememektedir, prim hesabını yaparak teminat sağlamak durumundadırlar.
Almanya’da özel sağlık sigortaları tamamlayıcı destekleyici ve ikame edici role sahiptr. TSS sosyal güvenlik
kapsamında olmayan masraflar için, destekleyici ise sosyal güvenlik kapsamında olup da ilave ücret alınan ya da
tek kişilik oda gibi ayrıcalıkların sağlanmasını sağlayan durumlarda devreye girer. İkame edici sağlık sigortaları ise
sosyal güvenlik kapsamında değerlendirilmeyen kişilere sunulan sigortalardır.
Hollanda da tamamlayıcı adı altında değil, ek sağlık sigortası bulunmaktadır. Bu sağlık sigortaları özel sosyal sağlık
sigortası kapsamında yer almayan sağlık hizmetlerini kapsamakta olduğu için ek sağlık sigortasına girmektedir. Özel
sosyal sağlık sigortasının kapsamadığı bu hizmetlere diş tedavilerini, estetik operasyonları örnek gösterebiliriz. Ek
sağlık sigortalarında risk analizi yapılmakta, yaşa, cinsiyete ve rahatsızlık konularına göre sigorta şirketleri
primlerini belirleyebilmektedirler. Başvuruda bulunan kişilere sigorta yapma zorunlulukları yoktur. Plan ve
içeriklerini belirleyebilmektedirler.
4. Tartışma
Toplumların sağlıklı bireylere sahip olması, toplumların gelişmesinde en önemli konu olduğu için, bireylere
maksimum sağlık hizmet sunumu devletler tarafından planlanması gereken en önemli politikaları olmalıdır.
Bireyler, doğumundan ölümüne kadar olan süreç boyunca sağlık hizmetleri alma ihtiyacındadırlar. Sağlık hizmetleri
89
devletlerin kısıtlama getiremeyecekleri ciddi bir maliyeti oluşturmaktadır. Bu sebeple uygulanan sağlık politikalar
için doğru analizler yapılmalıdır. Her ülke toplumunu iyi analiz etmelidir. Ortalama yaşam sürelerini belirlemeli,
oluşan sağlık risklerinin istatistiklerini tutmalı, yaş gruplarına ve cinsiyetlerine göre ihtiyaçları belirlemelidir. Sağlık
konusu toplumların gelişiminde en önemli konu olduğuna göre, sağlık riski oluşmasını engellemek için koruyucu
sağlık hizmetleri sunumu sağlanmalıdır. Koruyucu hizmetler hastalık risklerini azaltacağı için, hem sağlık
risklerindeki maliyetlerin azalmasını hem de olası risklerin önceden tespiti olacağı için önlemlerin alınmasını
sağlayacaktır.
Türkiye’de ve örnek olarak alınan ülkelerdeki sosyal sağlık politikalarına bakıldığında; her birinin sosyal güvenlik
sistemlerine ihtiyaçlara göre reformlara gittikleri, aile hekimliği, koruyucu sağlık hizmetleri gibi sunumları
belirledikleri görülmektedir. Aile hekimliği ve koruyucu sağlık hizmetleri uygulamaları ile sigortalıların ya da
bakmakla yükümlü oldukları kişilerin, hastalanmalarını önlemek için önceden önlem alınması sağlanmaktadır.
Türkiye’de ve çalışmaya konu olan Hollanda, Belçika, Almanya, İngiltere ve Fransa’da tüm bireylere bu hizmetler
ücretsiz sunulmaktadır.
Sağlık hizmetleri finansmanı, vergilerden, sigorta fonlarından, genel bütçeden karşılanmaktadır. Ülkeler sağlık
hizmetleri finansmanlarını doğru belirlemelidir. Türkiye’de vergiler ve kişilerden alınan primler ile finansman
sağlanmakta, İngiltere’de ise genel vergiler ve genel bütçe den karşılamaktadır. İngiltere’de sağlık finansmanı ile
tüm vatandaşlarını sosyal sağlık kapsamına alınabilmektedir. Ancak Türkiye’de çalışanlardan ve işverenlerden
alınan primler ile sağlık hizmetleri finansmanı sağlandığı için, prim ödemesi yapanlara sağlık hizmetleri
sunulabilmekte, prim ödemesi yapamayan ya da yapamayacak durumda olanlara kısıtlı olarak sağlık hizmetleri
sunulabilmektedir. Fransa sağlık sistemi vergilerle ve isteğe bağlı tamamlayıcı hastalık sigortaları (özel, vakıf) ile
desteklenen ulusal sosyal sigorta sistemi üzerine kuruludur. Fransa’da da kişiler prim ödemelerini yaparak sisteme
dahil olmaktadırlar ancak maddi imkanları yetersiz olanlar için prim ödeme zorunluluğu bulunmamaktadır. Fransa
sosyal sigorta sistemi, İngiltere'deki Beveridge sisteminde olduğu gibi herkesin benzer haklardan yararlanmasını
amaçlayan bir sistemdir. Belçika’da sağlık sisteminin temelini sosyal sigorta fonları ile desteklenen sosyal güvenlik
kapsamında sunulan sağlık sigortası oluşturmaktadır. Nüfusun tamamının sisteme dahil olması hedeflenmektedir.
Almanya’da sistemin finansmanı esas olarak sigorta primleridir. Zorunlu katkı payları alınır, sigorta kurumlarında
toplanır. Nüfusun yüzde 90’ı sosyal sağlık güvencesi altındadır. Hollanda’da 2006 yılında yapılan sağlık reformları
ile özel olarak düzenlenmiş bir sağlık sistemi bulunmaktadır. Nüfusun nerdeyse yüzde 100 ü sosyal sağlık
hizmetinden faydalanmaktadır.
Ülkelerdeki sağlık finansmanı konusu incelendiğinde, finansmanın genel bütçe ve genel vergilerden sağlanması,
tüm bireylere sağlık hizmetlerin sunumunda daha etkili olduğu görülmektedir. Sağlık primleri çalışanlardan ve
işverenlerden alınmaya devam edebilir ancak devletler genel bütçe ve genel vergi hesaplamalarında sağlık
harcamalarını da ele alırlarsa, tüm vatandaşlarına hizmet sunumunda başarılı olacaklardır. İngiltere örneğinden de
yola çıkarak bu durum doğrulanabilir.
Ülkelerin genel bütçeleri, sağlık finansmanına yeterli olamıyor ya da her sağlık harcamasının karşılanmasını
sağlayamıyorsa, kamu – özel sağlık sunucuları birlikte hizmet vermeleri doğru olacaktır. TÜİK tarafından açıklanan
2015 yılı Türkiye Sağlık Harcamaları raporunda, toplam harcamaların 104 milyar 568 milyon olduğu görülmektedir.
Cari sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasındaki payı yüzde 92,6’dır. Sağlık harcamalarının yüzde 78,5’i
devlet tarafından, yüzde 16,6’sı hane halkları, kalanı ise özel sağlık sunucuları tarafından karşılanmıştır. Devlet
tarafından karşılanmamış olan yaklaşık yüzde 22’lik kısım az bir oran değildir. Bu harcamalarda devletin
karşılamadığı kısımlar olduğu gibi, özel hizmet almak istedikleri için kendi imkanları ile sağlık hizmeti almayı tercih
edenlerin harcamaları oluşturmaktadır. Buradan yola çıkacak olursak; kamu ve özel işbirlikteliği ile devletin
karşılamadığı sağlık harcamalarının kapsama alınması sağlanabilirken özel hizmet almayı tercih edenlerin, tercih
etme nedenleri olan, sağlık hizmeti almak için uzun sıralar beklememek, kaliteli sağlık kurumlarından hizmet
alabilmek, hastane seçiminin hastaya kalması sağlanabilmektedir.
Dünya uygulamalarında bakıldığında, kamu ve özel sağlık sunucularının birlikte kullanımında ülkelere göre değişen,
destekleyici (duplicate), tamamlayıcı (complementary), birincil (primary) ve ek (supplementary) özel sağlık
sigortası modelleri bulunmaktadır. Bu modellerin bir arada kullanımı yüzde yüz sağlık hizmetlerinde kapsamda
olmayı sağlayabilir. Ancak ülkelerin gelişmişlikleri ve ekonomik durumlarına göre bireylerin özel sağlık
sunucularından hizmet alma talepleri değişiklik gösterdiği için her ülkede yüzde yüz tüm sağlık harcamalarının
kapsamda olma olanağı zordur. Örneğin, Belçika, Fransa, İngiltere, Almanya ve Türkiye’de, kamunun kapsamadığı
durumlar için sunulan destekleyici model vardır ancak bu model içerisinde, özel sağlık sunucuları, kamunun
sunmadığı her hizmet için değil, yine kendi risk kabullerine göre kamunun sunmadığı hizmetlerden neleri
sunabileceklerini belirlemektedirler. Örneğin, Türkiye’de SGK tarafından karşılanmayan özel oda farkı ödemesi bu
ürünler ile karşılanırken, diş tedavisi için hizmet teminatta bulunmamaktadır ancak İngiltere’de yüzde 100 sağlık
hizmeti sunumu olduğu için, destekleyici modelde gerçek anlamda sosyal sağlık sisteminde kapsamda olmayan
durumlar için teminat verilebilmektedir. Türkiye, Fransa ve Almanya’da sigortalıların üzerinde kalan sağlık
risklerini, gerek teminat kapsamı ve gerekse teminat yüzdeleri açısından çeşitli paketlerle üzerine alan özel
tamamlayıcı sağlık sigortaları kamu sağlık sistemini tamamlayıcı nitelik de yer almaktadır.
90
Genel bütçe içerisinden sağlık finansmanının tamamının sağlanması zor oluyor ise sosyal sağlık hizmetleri
sunumunun devamlılığı için özel sunucular ile iş birlikteliği yapılması gerekmektedir. TSS ile devlet üzerinden olan
yük alınabilmektedir. Devlet politikalarında tüm vatandaşları için TSS’yi zorunlu kılabilirse, riski dağıtabilecek, bu
durumda özel sağlık sunucularının daha makul fiyatlar ile ürünlerini sunabilmelerine imkan sağlayabileceklerdir.
Kimi ülkelerde, ilave ücretlerin yüksekliği nedeniyle tamamlayıcı sigortalar tercih ediliyorken, kimi ülkelerde ise
sosyal sağlık hizmetleri tarafından karşılanmayan riskler için teminat verildiğinden tercih edilmektedir.
Devletler sağlık politikalarını belirlerken, diğer ülke uygulamalarını da araştırarak reformlara gidebilirler. Türkiye
için sağlık finansmanı bir İngiltere’de olduğu gibi genel bütçe ve genel vergilerden karşılanamayacak ise, sunduğu
sağlık hizmetlerinde özel sunucuları da dahil etmesi gerekecektir. Sosyal güvenlik sisteminin devamlılığı önem arz
ettiğinden, uzun vadeli aktüeryal hesaplamalar ile finansman boyutu çıkartılmalı, devlet üzerindeki riski ve hizmet
verme yükümlülüğünü özel sektör ile paylaşmalıdır. Belçika örneğinde olduğu gibi özel sağlık sunucularından
hizmet alımı, yıllık değil ömür boyu kapsayıcılık şartı ile sunulabilir. Genç yaşta herkesin özel sunuculardan prim
ödeyerek teminat alması sağlanmalıdır. Yaş arttıkça riskler arttığı için haklı olarak özel sağlık sunucuları yaşlı
dönemde yüksek primler ile teminat sunabilmektedirler. Bireyler için yaşlı dönemde prim ödeme imkanları çalışma
dönemlerine göre daha az olabildiği için, yaşlılık dönemlerinde yüksek primli poliçeleri alamamaktadırlar. Bu
sebeple Belçika örneği alınarak, genç yaşta sisteme dahil edilip, daha yüksek primler ödenerek yaşlılık dönemi
primleri için karşılık ayrılabilir. Prim hesaplarında, bir sonraki yıl artış oranı için tüketici fiyat endeksi ya da sağlık
enflasyonu dikkate alınabilir.
5. Öneriler
Sosyal Güvenlik Sisteminde, sağlık hizmetleri sunumu, ulaşılabilirliği ve kapsamı sağlıklı toplumları oluşturmak
için çok önemli olduğundan, özel sağlık sunucuları ile birlikte hareket edilerek TSS modelleri geliştirilmelidir. Genel
hatlarıyla sağlık sistemleri ve uygulamalar hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Sosyal güvenlik sistemi
devamlılığı açısından özel TSS’nin gerekliliği bir sonraki çalışmamızda irdelenecektir.
Dünya örnekleri ile zenginleştirilerek, Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi, özel sağlık sigortası ve TSS özellik ve
uygulamaları aktarılan bu çalışmada, genel sağlık sisteminin özel TSS ile kapsamının genişletilebileceği
belirtilmektedir. Ülkelerin sağlık finansmanlarına ve sağlık bütçelerine göre modelleri belirlemelerinin gerekliliği
ve sağlık sigortaları bir bütün olduğu için çalışmalar yapılırken, sosyal sağlık sistemi, özel sağlık sigortacılığı ve
dünya örnekleri ile detaylı incelemeler sonrası, ülkelerin kendilerine uygun modelleri geliştirmeleri ve sağlık
reformlarına açık olmaları ifade edilmektedir.
Kaynakça
Giray, B. (2010). ‘’Sosyal Güvenlik Sistemine Destek Amaçlı Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Modeli ” Marmara
Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Tapan, B. (2008). ‘’Genel Sağlık Sigortası’nın Sürdürülebilirliliği İçin Tamamlayıcı Sağlık Sağlık Sigortası’nın
Gerekliliği ” Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, İstanbul.
Tapan, B., Alıcı, S., Yıldırım, N. ve Gayef, A. “Özel Sağlık Sigorta Şirketlerinin Genel Sağlık Sigortasının
Sürdürülebilirliği İçin Tamamlayıcı Sağlık Sigortasının Gerekliliği Konusundaki Görüşlerinin Değerlendirilmesi”
FNG & Bilim Tıp Dergisi 2015;1(2):77-86
Tunç, O. Ve Kıyak, M.,“Türkiye ve Avrupa’da Özel Sağlık Sigortaları” Journal of Economics, Finance and
Accounting, 2015, 2(3), 409-425.
Orhaner, M. (2006) “Türkiye’de Sağlık Hizmetleri Finansmanı ve Genel Sağlık Sigortası Finansmanı ve Genel
Sağlık Sigortası” ,Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi Yıl: 2006 Sayı: 1, 1-22.
MEB (2011), Pazarlama ve Perakende, Sağlık Sigortası Modülü, 343FBS006, Ankara 2011
Deloitte (2015), Türkiye ve Sigorta Birliği, Tamamlayıcı Özel Sağlık Sigortası, Dünya Uygulamalarından
Örneklerin İncelenmesi ve Türkiye için Öneriler Raporu , Haziran 2015
Türkiye Sigorta Reasürans Birliği Resmi İstatistik Raporları;
<http://www.tsb.org.tr/Document/istatistikler/4%20Police%20Adetleri%202013-12.xls>
Hazine Müsteşarlığı Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği_(23.10.2013_-_28800)
<https://www.hazine.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fSigortac%c4%b1l%>
91
1995 YILI TÜRKİYE ŞEHİR NÜFUSU HAYAT TABLOSUNUN CİNSİYETLER
AYRIMINDA BRASS LOGIT HAYAT TABLOSU YÖNTEMİ İLE HESAPLANMASI
Deniz ÖZCAN1
Şeref HOŞGÖR2
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, Brass logit hayat tablosu sistemini kullanarak, 1995 yılı
Türkiye şehir nüfusunun hayat tablosunu cinsiyetler ayrımında hesaplamaktır. Bu
amaçla veri olarak, 1990 ve 2000 yıllarının genel nüfus sayımları ve 1995 yılının ölüm
istatistikleri kullanılmıştır. İlk önce, 1995 yılı Türkiye şehir nüfusu ve 1995 yılı ölüm
sayıları kullanılarak, Reed-Merrell yöntemi ile 1995 yılı Türkiye şehir nüfusu hayat
tablosu hesaplanmıştır. Sonra, 1990 ve 2000 yılı Türkiye şehir nüfusları kullanılarak,
Preston-Bennett yöntemi ile iki nüfus sayımı arası yani 1995 yılı Türkiye şehir nüfusu
hayat tablosu tahmin edilmiştir. Daha sonra ise, Coale ve Demeny bölgesel model hayat
tablolarının Batı modeli kullanılarak interpolasyon yapılmak suretiyle, Preston-Bennett
yöntemi ile tahmin edilmiş olan 1995 yılı Türkiye şehir nüfusu hayat tablosu interpole
edilmiştir. Böylece, Brass logit hayat tablosu sistemini uygulayabilmek için gerekli olan
veriler elde edilmiştir. Buna göre, tahmin edilmiş hayat tablosu olarak Reed-Merrell
yöntemi ile hesaplanan hayat tablosu, standart hayat tablosu olarak da Preston-Bennett
yöntemi ile hesaplanan hayat tablosunun interpole edilmiş şekli seçilerek, Brass logit
hayat tablosu sistemi ile 1995 yılı düzgünleştirilmiş Türkiye şehir nüfusu hayat tablosu
oluşturulmuştur.
Sonuç olarak, ülkemizde nüfus sayımlarından elde edilen verilerle yapılan
ölümlülük hesaplamalarında erken yaşlarda hatalar ve sapmalar olduğu, ileri yaşların
(erkeklerde 35, kadınlarda 45 yaş ve üzeri) ölümlülük seviyesini daha iyi temsil ettiği
ve Brass logit hayat tablosu sisteminin, uygun model ve seviyesi (Coale-Demeny,
Birleşmiş Milletler, genel standart, vb.) seçildiği takdirde doğruya yakın düzeltme
yaptığı söylenebilir.
Anahtar Kelimeler: Genel nüfus sayımı, ölüm istatistikleri, Reed-Merrell yöntemi, Preston-Bennett yöntemi, Brass
logit hayat tablosu sistemi
1
2
Deniz ÖZCAN, [email protected],Sigorta Eksperi, Ada Sigorta Ekspertiz Hizmetleri
Şeref HOŞGÖR, [email protected], Yrd.Doç. Dr, Başkent Üniversitesi
92
I.GİRİŞ
Mortalite tabloları, diğer adıyla hayat tabloları, herhangi bir nüfus topluluğunun gözlem altında tutulması
sonucunda oluşturulan yaşama ve ölüm istatistiklerine göre elde edilen sonuçlardan, her bir yaşta bir yıl içerisinde
kaç kişinin hayatta kalacağının ve kaç kişinin öleceğinin öngörüldüğü tablolar olarak tanımlanır (Hayat Grubu
Sigortaları Yönetmeliği, 2012). Hayat tabloları, demografi öğretisinin final analizlerinden birisidir. Sonuçta bir
ülkede gerek doğumda gerekse diğer yaşlarda yaşama ümidinin kaç yıl olduğunu veren bu tablolar, ülkeler arası
gelişmişlik düzeyinin de bir göstergesi olarak kabul edilmektedirler. Gelişmiş ülkelerdeki doğuştaki hayat ümidi,
gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığı zaman çok daha yüksektir (Hoşgör, 2014). Gelişmiş ülkelerde, kendi
demografik yapılarına göre hazırlanmış hayat tabloları kullanılmaktadır.
Türkiye'de, uygun bulgularla hayat tablosu oluşturmak için yapılan çalışmalar 1950'li yıllarda başlamıştır.
Wiesler (1951), Gürtan (1966), Alpay (1969), Oral (1969), Shorter (1969, 1971, 1983), Özsoy (1970), Özkan (1971),
Öcal (1974), Macura (1983), Demirci (1987), Hancıoğlu (1991), Hoşgör (1992, 1997), Duransoy (1993),
Türkyılmaz (1998, 2003), Toros (2000), Ataman (2002), Coşkun (2002) ve Kırkbeşoğlu (2006) gibi araştırmacılar
konuyla ilgili önemli çalışmalar yapmışlardır.
Ülkemizde, 2010 yılına kadar, hayat sigortası sektöründe faaliyet gösteren çeşitli sigorta şirketleri
tarafından Commissioners Standard Ordinary (CSO) (1953-1958), Commissioners Standard Ordinary (CSO) 1980,
Swiss Male (SM) (1948-1953) ve Allgemeine Deutsche Sterbetafel Tabelle (ADST) General German (1949-1951)
hayat tabloları kullanılmaktaydı (Duransoy, 1993; Ataman, 2002).
Bu tablolar, başka ülkelere ait nüfus ve ölüm verileri kullanılarak oluşturulduğu için ülkemizin ölümlülük
yapısını yeterince temsil etmiyor ve bu nedenle, hayat sigortası primleri, olması gerekenden daha yüksek çıkıyordu.
Bu duruma çözüm olarak başlatılan, T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'nın 2009-2013 dönemi stratejik planında
yer alan "Türkiye Hayat ve Hayat Annüite Tablolarının Oluşturulması" isimli proje, 2010 yılı Haziran ayında
tamamlanmıştır. Bu proje kapsamında, Türk akademisyenler tarafından ülkemize ait veriler kullanılarak Türkiye
Kadın Erkek Hayat (TRH 2010), Türkiye Kadın Erkek Sigortalı Hayat (TRSH 2010), Türkiye Kadın Erkek Hayat
Annüite (TRHA 2010) ve Sosyal Güvenlik Kurumu Kadın Erkek Hayat (SGK 2008) tabloları oluşturulmuştur ve
bu tarihten itibaren, ülkemizde hayat sigortası sektöründe bu tablolar kullanılmaktadır.1
Sigorta primleri, yalnızca hayat tabloları vasıtasıyla hesaplanabildiğinden, ülkenin ölüm hızını temsil eden
hayat tablolarının oluşturulmasına ihtiyaç duyulmaktadır (Hoşgör ve diğerleri, 2014).
Bu çalışma ile Brass logit hayat tablosu yöntemini kullanarak, 1995 yılı Türkiye şehir nüfusu hayat
tablosunun cinsiyetler ayrımında hesaplanması ve böylece başta Türkiye hayat sigortası sektörü için olmak üzere,
ülkemizde, yukarıda bahsedilen konularda yapılacak olan araştırmalarda yararlanılabilecek güvenilir bir hayat
tablosu oluşturma yönteminin sunulması amaçlanmaktadır.
Bu güne kadar, Türkiye nüfusu için çeşitli yöntemlerle hesaplanmış hayat tabloları bulunmakla birlikte,
yapılan literatür taraması sonucunda, bu çalışmada uygulanan Brass logit hayat tablosu yöntemini kullanarak
oluşturulmuş bir hayat tablosunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, ilk defa uygulanan bir yöntem olması
nedeniyle, bu çalışmanın yeni bir bakış açısı sunacağı ve mevcut literatüre katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
I I. YÖNTEM
Türkiye'de ölümlülük çalışmaları konusunda en önemli veri kaynakları genel nüfus sayımlarıdır (Hoşgör, 1992).
Demografik (nüfusla ilgili) ölümlülük hesaplamalarında kullanılacak olan verilerin doğruluğu ve tamlığı, aynı
oranda sonuçların doğruluğunu ve dolayısıyla güvenilirliğini etkilemektedir. Birçok demograf tarafından da
belirtildiği gibi, bu konuda en doğru ve güvenilir veri ise nüfus sayımlarından elde edilebilmektedir. Ülkemizde
hâlihazırda uygulanmakta olan ADNKS, sadece sisteme kayıtlı kişileri kapsadığından bu yolla elde edilen
verilerde kapsam eksikliği vardır. TNSA'da ise veriler örnekleme yoluyla elde edildiğinden, başta örneklemenin
standart hatası olmak üzere bir takım hatalara sahiptir. Nüfus sayımında ise tam sayım yöntemi uygulandığından,
yani milli sınırlarımız içerisinde yaşayan her birey teker teker sayıldığından, elde edilen veriler çok daha düşük
hata payı içermektedir. Bu nedenle, bu çalışmada kullanılacak temel veri olarak, TÜİK tarafından gerçekleştirilen
en son sayımlar olan 1990 ve 2000 genel nüfus sayımları ve derlenen 1995 ölüm istatistikleri seçilmiştir.
Hesaplamalar sırasında ilk olarak, yaş grubu ve cinsiyete göre sınıflandırılmış 1995 yılı Türkiye şehir
nüfusu ve 1995 yılı ölüm sayıları kullanılarak, Reed-Merrell yöntemi ile 1995 yılı Türkiye şehir nüfusu hayat tablosu
her iki cinsiyet için ayrı olarak hesaplanmıştır. Sonra, yaş grubu ve cinsiyete göre sınıflandırılmış 1990 ve 2000 yılı
Türkiye şehir nüfusları kullanılarak, Preston-Bennett yöntemi ile iki nüfus sayımı arası yani 1995 yılı Türkiye şehir
nüfusu hayat tablosu her iki cinsiyet için ayrı olarak tahmin edilmiştir. Daha sonra ise, Coale ve Demeny bölgesel
1
Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi. Nisan 2015. ˂http://www.sbm.org.tr/tr/Sayfalar/MortaliteTablosu.aspx˃.
93
model hayat tablolarının Batı modeli kullanılarak interpolasyon yapılmak suretiyle, Preston-Bennett yöntemi ile
tahmin edilmiş olan 1995 yılı Türkiye şehir nüfusu hayat tablosu interpole edilmiştir. Böylece, Brass logit hayat
tablosu yöntemini uygulayabilmek için gerekli olan veriler elde edilmiştir. Buna göre, tahmin edilmiş hayat tablosu
olarak Reed-Merrell yöntemi ile hesaplanan hayat tablosu, standart hayat tablosu olarak da Preston-Bennett yöntemi
ile hesaplanan hayat tablosunun interpole edilmiş şekli seçilerek, Brass logit hayat tablosu yöntemi ile 1995 yılı
düzgünleştirilmiş Türkiye şehir nüfusu hayat tablosu her iki cinsiyet için ayrı olarak oluşturulmuştur
2.1. 1995 Yılı Türkiye Şehir Nüfusu Hayat Tablosunun Brass Logit Hayat Tablosu Yöntemi ile Hesaplanması
2.1.1. Eksik/Tamamlanmamış Bir Dizi Hayatta Kalma Olasılıklarının Düzgünleştirilmesi ve Ara Değerlerinin
Bulunması
2.1.1.1. Yöntemin Temeli ve Mantığı
l(x) değerlerinin bir serisi arasında düzgünleştirme ve ara değer bulma için en kolay teknik muhtemelen
logit sistemiyle1 sağlanır. Aynı logit sistemine ait olan bütün hayat tablosu l(x) fonksiyonları logit ölçeğinde
doğrusal olarak ilişkili olduğu için, gözlenen l(x) değerlerini düzgünleştirmenin bir yolu, bazı standart hayat tablosu
logit dönüşümlerine karşı l(x) değerlerinin logit dönüşümlerinin grafiğini çizmek olabilir. Eğer tahmin edilmiş hayat
tablosu, bu standart ile oluşturulmuş logit sistemine uyarsa, çizilen noktalar β eğimi ve α sabiti ile oldukça düz bir
çizgi şeklini almalıdır; o zaman, bu parametrelerin gerçek değerlerini tahmin etmek için çizgi-uydurma
yöntemlerinden herhangi biri kullanılabilir. Ancak, çizilen noktalar düz bir çizgiden saptığı zaman, en iyi uyumu
seçme sorunu daha zor çözülebilir. Eğer doğrusallıktan gözlenen sapmalar, örneğin, yaş arttıkça veya azaldıkça
sapmaların büyümesi veya grafiğin kararlı bir şekilde eğrisel olması gibi sistematikse, farklı bir standardın kullanımı
düşünülmelidir. Diğer taraftan, eğer doğrusal bir eğilimden sapmaların rastgele olduğu yapısı gereği görünüyorsa,
kalan noktalara bir çizgi oturtulmadan/uydurulmadan önce noktaların bazılarının çıkarılması gerekebilir. Böyle bir
durumda, veriyi etkileyen hatalarda bir miktar homojenlik olduğunu varsayan uydurma tekniklerinin kullanımı
(regresyon gibi) garanti edilemez, çünkü, ilgili hataların farklı noktalarda farklı varyanslara sahip olması
muhtemeldir ve bu varyanslar genellikle mevcut veriden tahmin edilemez. Bundan dolayı, sapmaların çoğunlukla
hatalar yüzünden olduğu genel kaba doğrusallık durumlarında, en güvenilir noktaların akıllıca seçimi ile
uygulanacak tercihen basit uydurma teknikleri (the mean line ve the robust line gibi), muhtemelen izlenecek en
makul yöntemdir.
2.1.1.2. Gerekli Veri
Bu yöntem için gerekli veriler aşağıda sıralanmıştır.
a) Direkt olarak gözlenen veriden veya uygun yöntemlerden herhangi birini kullanarak tahmin edilmiş bir
dizi l(x) değeri. 5 yıllık aralıklardaki değerler (5, 10, 15, 20 ve benzeri) yeterlidir, fakat 0'dan 80 ya da 85'e kadar
tüm aralığın kapsanmasına gerek yoktur.
b) Coale-Demeny modelleri, Birleşmiş Milletler'in gelişmekte olan ülkeler için modelleri, genel standart
veya üzerinde çalışılan nüfusun ölümlülük modeline yakın olacağı düşünülen herhangi bir güvenilir hayat
tablosundan seçilebilecek bir standart hayat tablosu.
Hesaplamalarda, tahmin edilmiş hayat tablosu olarak Reed-Merrell yöntemi ile hesaplanan 1995 yılı Türkiye şehir
nüfusu hayat tablosu, standart hayat tablosu olarak ise Preston-Bennett yöntemi ile hesaplanan 1995 yılı Türkiye
şehir nüfusu hayat tablosunun Coale ve Demeny bölgesel model hayat tablolarının Batı modeline göre interpole
edilmiş şekli, dolayısıyla Coale ve Demeny bölgesel model hayat tablolarının Batı modeli seçilmiştir.
2.1.1.3. Hesaplama Yöntemi
Hesaplama yönteminin adımları aşağıda açıklanmıştır.
Adım 1. Tahmin edilmiş ve standart hayatta kalma olasılıklarının logit dönüşümlerinin hesaplanması:
Adım 2. Tahmin edilmiş hayat tablosunun logit dönüşümüne karşı standart hayat tablosunun logit
dönüşümünün grafiğinin çizilmesi: Üzerinde çalışılan nüfusun hayat tablosu için l(x) değerlerinin logit
dönüşümlerine karşı standart hayat tablosunun l(x) değerlerinin logit dönüşümlerinin grafiği çizilmelidir. Eğer ilişki
doğrusalsa (ya da yaklaşık olarak doğrusalsa, sistematik sapmalar olmadan), parametre değerleri α ve β tahmin
edilebilir. Eğer sistematik sapmalar belirginse, doğrusallıktan sapmalar uygun olmayan bir standardın kullanımından
ziyade gözlenen l(x) değerlerindeki hatalardan kaynaklanabilmesine rağmen, farklı bir standart kullanılmalıdır.
Adım 3. Parametre değerlerinin tahmin edilmesi: Eğer Adım 2'deki grafik yaklaşık olarak doğrusal bir
ilişki gösteriyorsa, parametre değerleri α ve β'nın (sabit terim ve bu ilişkiyi gösteren çizginin eğimi) tahminleri, ya
1
Brass Logit Life-Table System. Bu yöntem hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız United Nations (1983) Bölüm I, Alt bölüm B.4,
Sayfa 17.
94
en küçük kareler ya da "the mean line" veya "the robust line" yöntemleri 1 gibi hemen hemen herhangi bir çizgiuydurma yöntemiyle elde edilebilir. Eğer l(x) değerlerinin belli gruplarının diğerlerinden daha güvenilir olduğu
düşünülüyorsa, bir çizgi oturturken/uydururken yalnızca o değerler kullanılmalıdır.
Adım 4. Düzgünleştirilmiş hayat tablosu değerlerinin hesaplanması: α ve β parametrelerinin tahminleri
bulunduğunda, düzgünleştirilmiş hayat tablosu değerleri aşağıdaki şekilde elde edilir.
l∗ (x) Değerlerinin tamamı hesaplandıktan sonra ( l∗ (85 +) = 0 ), hayat tablosunun diğer sütunları, ReedMerrell yönteminde kullanılan hayat tablosu formülasyonları uygulanarak elde edilmiştir.
BÖLÜM II. BULGULAR
Erkek nüfusu için Adım 2'de çizilen grafik incelendiğinde (bknz Şekil 1), [λs (x), λ(x)] noktalarının büyük
bir çoğunluğunu oluşturan 35-80 yaşları arasındaki noktaların oldukça düz bir çizgi şeklini aldığı, yani açık bir
şekilde doğrusal bir trend izlediği, 5-30 yaşları arasındaki noktaların ise bu doğrusal trendden saptığı görüldüğünden,
α ve β parametreleri tahmin edilirken, 5-30 yaşları arasındaki noktalar atılarak, yalnızca en güvenilir noktalar olarak
seçilen 35-80 yaşları arasındaki noktalar kullanılmıştır. Buna göre, yapılan hesaplamalar sonucunda, α = 0,12914
ve β = 0,88694 olarak hesaplanmıştır.
Kadın nüfusu için Adım 2'de çizilen grafik incelendiğinde ise (bknz Şekil 2), 45-80 yaşları arasındaki
[λs (x), λ(x)] noktaları ile 5-45 yaşları arasındaki [λs (x), λ(x)] noktalarının yaklaşık olarak eşit sayıda oldukları ve
bu iki grup noktanın, birbirlerinden farklı olarak kendi içlerinde oldukça düz birer çizgi şeklini aldıkları, yani açık
bir şekilde ayrı iki doğrusal trend izledikleri görülmüştür. Bu nedenle α ve β parametreleri tahmin edilirken, ilk
olarak 5-40 yaşları arasındaki noktalar atılarak, yalnızca en güvenilir noktalar olarak seçilen 45-80 yaşları arasındaki
noktalar kullanılmış, daha sonra ise 50-80 yaşları arasındaki noktalar atılarak, yalnızca en güvenilir noktalar olarak
seçilen 5-45 yaşları arasındaki noktalar kullanılmıştır.
Böylece, her iki alternatif için de α ve β parametrelerinin değerleri ayrı ayrı tahmin edilmiştir. Buna göre,
yapılan hesaplamalar sonucunda;
1) En güvenilir noktalar olarak seçilen 45-80 yaşları arasındaki noktalar kullanıldığında, α = 0,05180 ve β
= 0,75544 olarak,
2) En güvenilir noktalar olarak seçilen 5-45 yaşları arasındaki noktalar kullanıldığında, α = -1,0249 ve β =
0,22066 olarak hesaplanmıştır.
Brass logit hayat tablosu yöntemini uygularken, grafikte çizilen noktaların dağılımının dikkatli bir şekilde
analiz edilmesi ve buna bağlı olarak α ve β parametrelerini hesaplamak için kullanılacak noktaların seçimi, son
derece önemlidir. Çünkü seçilecek olan noktalara göre, α ve β parametrelerinin hesaplanan değerleri değişmekte ve
α ve β değerlerine bağlı olarak da sonuç olarak hesaplanmak istenilen düzgünleştirilmiş hayat tablosu değerleri
[l∗ (x)] değişmektedir.
Şekil 1. Erkek Nüfusu için Tahmin Edilmiş Hayat Tablosunun Logit Dönüşümüne Karşı Standart Hayat
Tablosunun Logit Dönüşümünün Grafiği
1
0.5
𝝀s(x)
0
-3
-2.5
-2
-1.5
-1
-0.5
0
0.5
1
-0.5
-1
𝝀(x)
-1.5
-2
-2.5
[λs(x), λ(x)] Noktaları
Ortalama Noktalar (35-80)
1
Uygun Çizgi (35‐80)
Brass Growth Balance Method yönteminde uygun olan en iyi çizgiyi seçmek için kullanılan "The Mean Line" ve "The Robust
Line" yöntemleri hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız United Nations (1983) Bölüm V, Alt bölüm C.3, Sayfa 142.
95
Şekil 2. Kadın Nüfusu için Tahmin Edilmiş Hayat Tablosunun Logit Dönüşümüne Karşı Standart Hayat
Tablosunun Logit Dönüşümünün Grafiği
0.5
𝝀s(x)
0
-4.5
-4
-3.5
-3
-2.5
-2
-1.5
-1
-0.5
0
0.5
1
-0.5
-1
𝝀(x)
-1.5
-2
-2.5
[λs(x), λ(x)] Noktaları
Ortalama Noktalar (45-80)
Uygun Çizgi (45‐80)
Uygun Çizgi (5‐45)
Ortalama Noktalar (5-45)
Şekil 3. Erkek Nüfusu için Reed-Merrell, Preston-Bennett ve Brass Logit Hayat Tablosu Yöntemi ile
Hesaplanan Hayat Tablolarının Yaşam Ümitleri
80.00
70.00
60.00
50.00
ex
40.00
30.00
20.00
10.00
0.00
Yaş Grubu
Reed-Merrell
Preston-Bennett
Brass (35-80)
Erkek nüfusu için Şekil 3 'te gösterilen yaşam ümitlerinin grafiği incelendiğinde, 35-80 yaşları arasındaki
[λs (x), λ(x)] noktaları kullanılarak Brass logit hayat tablosu yöntemi ile hesaplanan yaşam ümitlerinin, ReedMerrell ve Preston-Bennett yöntemleri ile hesaplanan yaşam ümitlerinden daha düşük olduğu görülmektedir.
96
Şekil 4.1. Kadın Nüfusu için Reed-Merrell, Preston-Bennett ve Brass Logit Hayat Tablosu Yöntemi ile
Hesaplanan Hayat Tablolarının Yaşam Ümitleri
80.00
70.00
60.00
ex
50.00
40.00
30.00
20.00
10.00
0.00
Yaş Grubu
Reed-Merrell
Preston-Bennett
Brass (35-80)
Şekil 4.2. Kadın Nüfusu için Reed-Merrell, Preston-Bennett ve Brass Logit Hayat Tablosu Yöntemi ile
Hesaplanan Hayat Tablolarının Yaşam Ümitleri
90.00
80.00
70.00
60.00
ex
50.00
40.00
30.00
20.00
10.00
0.00
Yaş Grubu
Reed-Merrell
Preston-Bennett
Brass (45-80)
97
Brass (5-45)
Kadın nüfusu için Şekil 4.2'de gösterilen yaşam ümitlerinin grafiği incelendiğinde;
1) 45-80 yaşları arasındaki [λs (x), λ(x)] noktaları kullanılarak Brass logit hayat tablosu yöntemi ile
hesaplanan yaşam ümitlerinin, erkek nüfusunda olduğu gibi, Reed-Merrell ve Preston-Bennett yöntemleri ile
hesaplanan yaşam ümitlerinden daha düşük olduğu,
2) 5-45 yaşları arasındaki [λs (x), λ(x)] noktaları kullanılarak Brass logit hayat tablosu yöntemi ile
hesaplanan yaşam ümitlerinin; 70 yaşına kadar, Reed-Merrell yöntemi ile hesaplanan yaşam ümitlerinden daha
yüksek, 70 yaşından sonra daha düşük olduğu, 75 yaşına kadar, Preston-Bennett yöntemi ile hesaplanan yaşam
ümitlerinden daha yüksek, 75 yaşından sonra ise daha düşük olduğu görülmektedir.
BÖLÜM III. SONUÇ VE ÖNERİLER
Yapılan çalışmadan elde edilen sonuç ve öneriler, aşağıda spotlar halinde belirtilmiştir:
- Bu çalışma sırasında yapılan literatür taramasında, daha önce birçok araştırmacı tarafından Türkiye şehir nüfusu
ile ilgili yapılan ölümlülük çalışmalarında, 2000+ nüfusun içerisindeki il ve ilçe merkezi olmayıp nüfusu 2000'den
fazla olan yerleşim yerlerinin nüfuslarının 2000+ nüfustan çıkarılmadığı ve çalışılan yıllar arasında meydana gelen
köyden şehre göç dönüşümünün yapılmadığı, dolayısıyla paydadaki nüfusun (exposure), olması gerektiğinden daha
fazla olması nedeniyle ölüm oranlarının düşük çıktığı gözlemlenmiştir.
- Ülkemizde 1995 yılında, şehir nüfusu için bebek ölüm hızı; erkekler için ‰ 30,57, kadınlar için ‰ 25,62 olarak
tahmin edilmiştir.
- Ülkemizde 1995 yılında, şehir nüfusu için kaba ölüm hızı; erkekler için ‰ 4,97, kadınlar için ‰ 3,91 olarak tahmin
edilmiştir.
- Ülkemizde 1995 yılında, şehirde doğan bir erkek çocuk için doğuştaki yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle
70,01 yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 72,36 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 69,01 yıl olarak tahmin
edilmiştir.
Ülkemizde 1995 yılında, şehirde yaşayan 20 yaşındaki bir erkek birey için yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle
52,70 yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 53,07 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 50,46 yıl olarak tahmin
edilmiştir.
Ülkemizde 1995 yılında, şehirde yaşayan 45 yaşındaki bir erkek birey için yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle
29,14 yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 29,34 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 27,52 yıl olarak tahmin
edilmiştir.
Ülkemizde 1995 yılında, şehirde yaşayan 65 yaşındaki bir erkek birey için yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle
14,22 yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 12,99 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 12,15 yıl olarak tahmin
edilmiştir.
- Ülkemizde 1995 yılında, şehirde doğan bir kız çocuk için doğuştaki yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle 75,72
yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 77,39 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 73,89 yıl olarak tahmin edilmiştir.
Ülkemizde 1995 yılında, şehirde yaşayan 20 yaşındaki bir kadın birey için yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle
58,12 yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 57,56 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 54,68 yıl olarak tahmin
edilmiştir.
Ülkemizde 1995 yılında, şehirde yaşayan 45 yaşındaki bir kadın birey için yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle
33,95 yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 33,05 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 30,96 yıl olarak tahmin
edilmiştir.
Ülkemizde 1995 yılında, şehirde yaşayan 65 yaşındaki bir kadın birey için yaşam ümidi; Reed-Merrell yöntemiyle
16,87 yıl, Preston-Bennett yöntemiyle 14,98 yıl, Brass logit hayat tablosu yöntemiyle 13,97 yıl olarak tahmin
edilmiştir.
- Sonuç olarak, ülkemizde nüfus sayımlarından elde edilen verilerle yapılan ölümlülük hesaplamalarında erken
yaşlarda hatalar ve sapmalar olduğu, ileri yaşların (erkeklerde 35, kadınlarda 45 yaş ve üzeri) ölümlülük seviyesini
daha iyi temsil ettiği ve Brass logit hayat tablosu yönteminin, uygun model ve seviyesi (Coale-Demeny, Birleşmiş
Milletler, genel standart, vb.) seçildiği takdirde doğruya yakın düzeltme yaptığı söylenebilir.
Yapılan çalışmanın, bundan sonra Brass logit hayat tablosu tekniğiyle yapılacak çalışmalara ışık tutması
dileğiyle.
KAYNAKÇA
Akmut, Ö. 1980. Hayat Sigortası: Teori ve Türkiye'deki Uygulama. Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi Yayınları, No: 447.
Ataman, Y. E. 2002. Çoklu Hayat Tabloları ve Türkiye'ye Yönelik Bir Uygulama. Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi. Hacettepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. Ankara.
Barclay, G. W. 1958. Techniques of Population Analysis. New York: John Wiley & Sons.
98
Bennett, N. G. and Horiuchi, S. 1981. Estimating the Completeness of Death Registration in a Closed Population.
Population Index, 47, No.2: 207-221.
Bernstein, P. L. 2008. Tanrılara Karşı: Riskin Olağanüstü Tarihi. C. Feyyat (Çev.). İstanbul: Scala Yayıncılık.
Brass, W. 1975. Methods for Estimating Fertility and Mortality from Limited and Defective Data. North Carolina:
University of North Carolina, Laboratories for Population Statistics.
Coale, A. J. and Demeny, P. 1966. Regional Model Life Tables and Stable Populations. New Jersey: Princeton
University Press.
Coşkun, Y. 2002. Estimation of Adult Mortality by Using the Orphanhood Method from the 1993 and 1998
Turkish Demographic and Health Surveys. Unpublished Master Thesis. Hacettepe University Institute
of Population Studies. Ankara.
Devlet İstatistik Enstitüsü. 1993. 1990 Genel Nüfus Sayımı. Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, TÜRKİYE.
Ankara: Yayın No: 1616.
Devlet İstatistik Enstitüsü. 1993. 1990 Genel Nüfus Sayımı. Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, 67 İL.
Duransoy, M. L. 1993. Türk Mortalite Tablosu (1980-1990). Yayınlanmamış Doktora Tezi. Mimar Sinan
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. İstanbul.
Gürtan, K. 1966. Türkiye'de Nüfus Problemi ve İktisadi Kalkınma ile İlgisi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi
Yayınları.
Hayat Grubu Sigortaları Yönetmeliği, 2012. Resmi Gazete. Yayım Tarihi: 10 Ekim 2012, Sayı: 28437.
˂http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/10/20121010-22.htm˃. Alınma Tarihi: 06.04.2015.
Hoşgör, Ş. 1992. Estimation of Post-Childhood Life Tables Using Age and Sex Distributions and Intercensal
Growth Rates Turkey, (1930-1990). Unpublished Master Thesis. Hacettepe University Institute of
Population Studies. Ankara.
Hoşgör, Ş. 1997. Estimation of Post-Childhood Life Tables of Provinces and Regions in Turkey, by Using Age
and Sex Distributions and Intercensal Growth Rates, (1985-1990). Unpublished Doctoral Dissertation.
Hacettepe University Institute of Population Studies. Ankara.
Hoşgör, Ş. 2014. Nüfus Bilim Matematiği. Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sigortacılık ve Risk
Yönetimi Bölümü Yüksek Lisans Programı, Basılmamış Ders Notu.
Hoşgör, Ş., Akpınar, Ö. ve Kırkbeşoğlu, E. 2014. Hayat Sigortaları. E. Kırkbeşoğlu (Der.), Risk Yönetimi ve
Sigortacılık: 381-396. Ankara: Gazi Kitabevi.
Kırkbeşoğlu, E. 2006. Construction of Mortality Tables for Life Insurance Sector from the 2003 Turkey
Demographic and Health Survey. Unpublished Master Thesis. Hacettepe University Institute of
Population Studies. Ankara.
Kırkbeşoğlu, E. and Koç, İ. 2010-11. Mortality Table Problems in the Life Insurance Sector: An Advisory
Alternative Solution for Turkey. The Turkish Journal of Population Studies, 32-33: 5-30.
Nomer, C. ve Yunak, H. 2000. Sigortanın Genel Prensipleri. İstanbul: Ceyma Matbaacılık.
Özsoy, A. 1970. Türkiye için Ölüm Tabloları. Ankara: Ordu Yardımlaşma Kurumu Yayınları.
Preston, S. H. and Bennett, N. G. 1983. A Census-Based Method for Estimating Adult Mortality. Population
Studies, 37, No.1: 91-104.
Shryock, H. S. and Siegel, J. S. 1973. The Methods and Materials of Demography. Washington: United States
Department of Commerce Publication.
Türkiye İstatistik Kurumu. 2005. 2000 Genel Nüfus Sayımı. Göç İstatistikleri. Ankara: Yayın No: 2976.
United Nations. 1967. Manual IV: Methods of Estimating Basic Demographic Measures from Incomplete Data.
New York: United Nations Publication, No: 42.
United Nations. 1983. Manual X: Indirect Techniques for Demographic Estimation. New York: United Nations
Publication, No: 81.
ABSTRACT
The thesis aims to compute the life table of the urban population in Turkey of the
year 1995 with the gender differentiation by using Brass logit life table system. To achieve
this goal, the censuses of population of the years of 1990 and 2000 and the death statistics of
the year 1995 are used as the data. First of all, the life table of the urban population in Turkey
of the year 1995 is computed with the data of the urban population in Turkey and the death
statistics of the year 1995 by using the Reed-Merrell method. Moreover, with the data of the
urban population in Turkey of the years 1990 and 2000, the life table of the urban population
in Turkey is estimated for the intercensal period, i.e. the year of 1995, by using the PrestonBennett method. Furthermore, the life table of the urban population in Turkey of the year
1995, previously estimated by using Preston-Bennett method, is interpolated by using the
West model of Coale and Demeny regional model life tables. By this way, the data is obtained
to apply the Brass logit life table system. Finally, the smoothed life table of the urban
population in Turkey of the year 1995 is constructed by using the Brass logit life table system,
99
for which two life tables are chosen: the first one is the estimated life table, which is
computed by Reed-Merrell method, and the second is the standard life table, which is the
interpolated version of the one computed by Preston-Bennett method.
In conclusion, it can be stated that for mortality computations, that is performed by
using the data obtained from the censuses of population in our country, it happens errors and
deviations for early ages, yet later ages (35 and over for males, 45 and over for females)
represent the mortality level better. Additionally, it can be said that if a proper model and its
level (Coale-Demeny, United Nations, general standard etc.) are chosen, the Brass logit life
table system smooths the results close to the correct ones.
Keywords: Census of population, death statistics, Reed-Merrell method, Preston-Bennett method, Brass logit life
table system
100
SİBER SİGORTALAR: SON GELİŞMELER, UYGULAMALAR VE SORUNLAR
Eda ALTUNTAŞ
Başkent Üniversitesi, Yüksek Lisans Öğrencisi
Emine KARA
Başkent Üniversitesi, Yüksek Lisans Öğrencisi
Araş.Gör. Abdullah Buğra SOYLU
Başkent Üniversitesi1
Doç.Dr. Erdem KIRKBEŞOĞLU
Başkent Üniversitesi2
1. GİRİŞ
Günümüzde teknoloji, hemen her kesim tarafından yaşantımızın vazgeçilmezi olarak kabul edilmektedir.
Teknolojinin önemi sadece insanlar için değil kurum ve kuruluşların tüm faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak
görülmektedir. Fayda sağlayan birçok durumun olumlu yanlarının olabileceği gibi kötüye kullanım sonucu birçok
zararı da beraberinde getireceği bilinmektedir. Bilgi ve teknoloji hayatımızın en büyük kurtarıcısı gibi görünse de
kötü niyetli kişi ve kuruluşların kendi menfaatleri uğruna yaptıkları birçok işin sonucu beklenmeyen zararlar
oluşabilir. Dolayısıyla teknolojik sistemlerin kullanımı, gerek işletmeleri gerekse de bireyleri siber risklerle karşı
karşıya bırakmaktadır.
Türkiye gibi gelişmekte olan sigorta piyasalarında siber risklere karşı güvence sağlamadaki tecrübe eksikliği önemli
bir sorun olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı Avrupa Birliği’ne uyum sürecini takip eden
ve 2007 yılından bugüne bu süreci başarıyla yöneten Türk sigortacılık sisteminin, siber risklere güvence sağlama
konusundaki etkinliğini sınamaktır. Daha açık bir ifadeyle, Avrupa Birliğine tam uyum politikasıyla hareket eden
devlet politikası, siber riskler gibi spesifik rizikolara karşı ne derece teminat sağlamada etkin çalıştığı
sorgulanacaktır. Bu soruya cevap bulabilmek adına Avrupa Birliği Ağ ve Bilgi Güvenliği Ajansı tarafından 2016
yılında gerçekleştirilen “Siber Sigortalar: Son Gelişmeler, Uygulamalar ve Sorunlar” isimli proje baz alınmıştır.
İlgili projede kullanılan yöntem ve soru formu birebir paralel olarak Türkiye’de de araştırma ekibimizce
uygulanmıştır. Bu kapsamda Türkiye’de siber riskler konusunda aktif olarak çalışan şirket yöneticileriyle yarı
yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak siber riskle mücadelenin etkinliğini sınayacak sorular yöneltilmiştir.
Görüşmeler neticesinde elde edilen bulgular, AB raporundakilerle karşılaştırılarak, Türk sigortacılık sisteminin
etkinliği ve farklılığı çalışma sonunda ortaya konulmuştur.
2.
SİBER RİSKLER VE SİGORTALAR
Gerek bilginin hızlı bir şekilde yayılımı gerekse de teknolojinin gelişimi risklerin çeşitliliğini de artırmaktadır.
Yıllara göre risklerin çeşitlendiğini gözlemlediğimizde farklı risk gruplarıyla karşılaşmak mümkündür. 2017 yılının
ön planda olan risklerini sıralayacak olursak terör, siber saldırılar, doğal afetler, göç, bölgesel çatışmalar ve iklim
değişikliği gibi risk unsurlarının yer aldığı görülmektedir. Bu risk unsurlarından bir tanesi olan siber saldırılar göz
ardı edilemeyecek kadar birçok tehlikenin de başlangıcını oluşturmaktadır. Siber saldırı sonucu olası riskler bu
tehditlerin en önemlileri olarak kabul edilmektedir. KOBİ'lerden çok uluslu şirketlere kadar tüm ticari kuruluşlar
finansal kayıplarla sonuçlanabilecek siber risklerin tehdidi altında bulunmaktadır. Türkiye en çok siber saldırıya
uğrayan ülkeler arasında 9. Sırada yer alırken, Dünyada yılda 556 milyon siber saldırı gerçekleşmektedir (Milliyet
1
2
[email protected], Başkent Üniversitesi, Ticari Bilimler Fakültesi
[email protected], Başkent Üniversitesi, Ticari Bilimler Fakültesi
101
Gazetesi, 2016). Siber saldırıların her yıl yüzde 50 oranında arttığı ifade edilmektedir. Ayrıca siber suçların global
ekonomiye maliyeti yıllık 445 milyar doları bulmaktadır (Habertürk, 2016). Türkiye'de ise yılda 10 milyondan fazla
kişinin mağdur olduğu ve bunun toplam net maliyetinin 556 milyon doları bulduğu tahmin edilmektedir. (Sigorta
gündem, 2016)
Siber saldırılar bugün o noktaya gelmiştir ki, gerek kamu kuruluşlarının gerekse özel şirketlerin en büyük kabusu
olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde bu yılın ilk üç ayında gerçekleşen siber saldırı sayısı, geçen yılın
ilk üç ayına göre yüzde 50 artmış durumdadır (Sigorta.com.tr İnternet Sitesi, 01.09.2017). Ülkemizde günde
ortalama 75 bin siber saldırı gerçekleşmektedir ve bu sayı artan oranda yükselmektedir. Siber atak sayısında Türkiye,
dünyada 5’inci, Avrupa’da 4’üncü sıradadır (Hürriyet Gazetesi, 21.05.2017). Yapılan siber saldırıların çeşitlerine
bakıldığında ise, veri sızdırma teşebbüsleri yüzde 40, Truva atı saldırıları ise yüzde 30 civarındadır. En fazla siber
saldırıların nereye yapıldığına bakıldığında da Üniversiteler ve Milli Eğitim Bakanlığı başı çekiyor (Sigorta.com.tr
internet sitesi, 01.09.2017). Bu ciddi rakamlar aslında siber risklerin önemini daha da dikkate değer hale getiriyor.
İnsanlar doğumlarından ölümlerine kadar çok sayıda ve değişik türlerde risk ile karşı karşıyadır. Bu riskler yalnız
gerçek kişiler için değil tüzel kişiler ve organizasyonlar için de söz konusudur. Yaşanılan riskleri koruma altına
almak adına hepimiz sigorta güvencesinden yararlanıyoruz.
Sigorta şirketlerinin gündeminde yer alan siber risk sigortası kurumları ve sigortalıyı siber saldırılardan oluşan
kayıplara karşı korumayı hedeflemiştir. Bu koruma yönteminin geliştirilmesi ve piyasanın daha iyi anlaşılması siber
risk sigortasındaki bazı soru işaretlerinin de ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Bu ürünü sunan birçok sigorta şirketi,
ürünün piyasada yaygınlaştırılmasında sorunlar yaşamaktadır. Bunun en önemli nedeni, poliçenin hangi amaca
yönelik olduğuna dair yeterli farkındalığın ve bilgi birikiminin henüz sağlanamamış olmasıdır. Siber risk sigortası
için Mesleki Sorumluluk Genel Şartları geçerlidir.
Şirketler bu verilerin ne derecede değerli olduğu ve nasıl korunması gerektiği hakkında; dahası bu verilerin
kaybolması ya da çalınması gibi durumlarda oluşabilecek tazminat talepleri hakkında yeterli bilgi ve tecrübeye sahip
olmadıkları gözlemlenmiştir. Şirketler bu konu da bilgisiz olması ve sigorta yaptıracak kişiyi yönlendirememesi
sebebiyle muhtemel sigorta müşterileri, ihtiyaçlarına yönelik bir sigorta ürününün varlığından haberdar
olamamaktadır. Bu sorun aslında siber risk sigortanın gelişmemesindeki en büyük etkendir.
Bütün bunların aksine siber sigortanın piyasadaki yerini, önemini ve katkısının neler olduğunu bilen uluslararası
şirketler de mevcuttur. Siber risk sigortası kişisel ve kurumsal verilere zarar verilmesi, verilerin çalınması, hırsızlık,
dolandırıcılık ve fidye gibi tehlikelerin artış göstermesiyle popüler olmaya başlamıştır. Bu tehditlerin artış
göstermesiyle oluşabilecek zararları önleme adına sigortaya olan talep, özellikle gelişmiş ülkelerde artmıştır.
Siber risk sigortasını diğer sigorta branşlarından ayıran en önemli özellik verinin silinmesi kaybolması ya da
çalınması değildir. Çünkü siber risk sigortasında zarar görecek veri sigortalanmaz. Siber risk sigortasında verinin
maddi bir değeri yoktur. Sigortalanan verinin kaybolmasından kaynaklı 3. Şahısların talebi sigortalanır.
Siber risk sigortasını diğer sigorta türlerinden farklı kılan bir diğer özellik ise, gerçekleşen riskin etki olarak
kestirilebilmesinin güçlüğüdür. Çünkü zarar oluştuğunda bu zararı ölçmek çok zordur. Bütün bu karmaşık ve zor
belirlemelerden dolayı sigortacıların bu alandaki ürünlerini kolay bir şekilde yaygınlaştırmaları ve uygun fiyatlı
102
poliçelerini müşterilerine sunmaları hiç de kolay değildir. Siber risk sigortasında belirlenmiş paket bir poliçe yoktur.
Bu yüzden her sigortalının talep ve ihtiyaçlarına göre ek teminat içeren poliçeler düzenlenmektedir.
Siber sorumluluk poliçeleri, elektronik veri ve internet kullanımıyla ilişkili birçok riski kapsamaktadır.
Birinci Şahıs Riskleri
•
Hırsızlık ve dolandırıcılık;
•
Adli soruşturma;
•
İş kesintisi;
•
Bilgisayar veri kaybı ve restorasyonu;
Üçüncü Şahıs Riskleri
•
Dava tazminatları
•
Bildirim maliyetleri
•
Kriz yönetimi
•
Kredi izleme
•
Medya sorumluluğu
•
Gizlilik yükümlülüğü
3.UYGULAMA & YÖNTEM
Çalışmanın amacı, Avrupa Birliği’ne uyum sürecini takip eden ve 2007 yılından bugüne bu süreci başarıyla yöneten
Türk sigortacılık sisteminin, siber risklere güvence sağlama konusundaki etkinliğini sınamaktır. Bu soruya cevap
bulabilmek adına Avrupa Birliği Ağ ve Bilgi Güvenliği Ajansı tarafından 2016 yılında gerçekleştirilen “Siber
Sigortalar: Son Gelişmeler, Uygulamalar ve Sorunlar” isimli proje baz alınmıştır. İlgili projede kullanılan yöntem
ve soru formu birebir paralel olarak Türkiye’de de araştırma ekibimizce uygulanmıştır. Bu kapsamda Türkiye’de
siber riskler konusunda aktif olarak çalışan şirket yöneticileriyle yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak
siber riskle mücadelenin etkinliğini sınayacak sorular yöneltilmiştir.
Türkiye Uygulaması
Görüşme tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği
yapılandırılmış görüşme tekniğine göre daha esnektir. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği sahip olduğu belirli
düzeyde standartlık ve aynı zamanda esneklik nedeni ile eğitim bilim araştırmalarında daha uygun bir teknik
görünümü vermektedir (Çetin, 2012). Çalışmanın amacına ulaşmak adına üç şirket ile niteliksel görüşmeler
gerçekleştirilmiştir. Bu şirketlerin her birinin sermaye yapısı birbirlerine göre farklıdır. Sermaye yapılarına göre
görüşmeler; sigorta şirketi, brokerlik ve acente olarak sınıflandırılmıştır. Görüşme de öğrenmek istediğimiz öncelikli
bilgiler sigorta şirketlerinin, brokerliklerin ve acente kanallarının siber risk sigortasının Türkiye’deki yeri ve önemini
tespit etmektir. Bu nedenle her üçayaktan da yalnızca siber risk sigortası teminatı sunmuş veya buna aracılık etmiş
kişiler seçilmiştir. Dolayısıyla görüşmenin gerçekleştirildiği kişiler Türkiye’de siber risk sigortası konusunda
gelişkin bilgiye sahip sınırlı sayıdaki kişilerdir.
Görüşmeciler:
1.
Elementer Sigorta Şirketi
103
2.
Marsh Brokerlik
3.
ERN Sigorta Aracılık Hizmetleri
Avrupa Birliği Uygulaması
Çalışmada referans alınan kaynak, Avrupa Birliği Ağ ve Bilgi Güvenliği Ajansı (ENISA) tarafından hazırlanan ve
2016 yılında tamamlanan “Siber Sigortalar: Güncel Gelişmeler, İyi Uygulamalar ve Sorunlar” isimli projedir.
ENISA’nın raporu iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda siber risklerin sigortacılar tarafından yönetilmesi
sürecinde başarılı uygulamalar tespit edilmeye çalışılırken ikinci kısımda yine aynı süreçteki zorluklar tespit
edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla ajans, siber sigortalar konusunda faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin yetkin
temsilcileriyle yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanarak görüşmeler gerçekleştirmiştir.
4.
ANALİZ VE BULGULAR
4.1. İyi Uygulamalar
Avrupa Birliği Ağ ve Bilgi Güvenliği Ajansı’nın Siber Risk araştırması (2016) sonuçlarına göre AB sigorta şirketleri
müşterilerin riskini değerlendirirken, genel olarak aşağıdaki ana kategorilere odaklanması gerektiği sonucuna
ulaşmıştır. Aşağıda tanımlanan bu unsurlar gerek sigortacıların riski ölçmede gerekse de siber sigorta satın almak
isteyen işletmelerin riski yönetmede sahip olması gereken özellikleri göstermektedir.
•
Gözetim Mekanizması: Şirket bünyelerinde yer alan Bilgi Güvenliği Sorumluları (Chief Information
Security Officer), diğer çalışanların rutin iş tempolarında bilgi güvenliğine ayırmak zorunda oldukları
zamanı telafi etmektedir.
•
Bilgi Güvenliği Politikaları ve Prosedürleri: Sigortacılar önceleri şirketlerin bilgi güvenliği ile ilgili
yazılı politika ve prosedürleri genel hatlarıyla dikkate alırken, günümüzde bu politikaların ne şekilde
olduğu detaylarıyla sorgulanmaktadır.
•
Çalışan Farkındalığı: İnsan faktörü, bir örgüt içerisinde önemli bir risk oluşturabilirken, doğru eğitimle,
değerli bir savunma mekanizması ve risk yönetimi aracı haline gelebilmektedir.
•
Olay Tepkisi: Olay tepkisi, bir güvenlik ihlalinin veya siber saldırının sonrasını ele almak ve yönetmek
için önceden geliştirilmiş risk yönetimi programıdır.
•
Güvenlik Ölçümleri: Şirketlerin düzenli olarak sahip oldukları bilişim risklerine yönelik güvenlik
açıklarını izlemeleri önemlidir.
•
Tedarikçi (Dış Kaynak) Kontrolü: çok sayıda firmanın üçüncü şahıslardan aldıkları tedarik hizmeti (mal
veya hizmet şeklinde olabilir) neticesinde siber risklerle karşı karşıya kalma ihtimalleri bulunmaktadır.
•
Üst Yönetim Farkındalığı: Önemli bilgi güvenliği konularıyla ilgili yönetim kurulunun farkındalığı riski
ele almak için atılan ilk adımdır.
4.2. Sorunlar
104
•
Sigortacılar için en büyük zorluk, risk değerlendirmesini destekleyen siber güvenlik olayı verilerinin henüz
büyük sayılar kanunu destekleyecek boyutta olmamasıdır.
•
Avrupa sigortacılarının özellikle dikkat çektikleri bir diğer sorun, günümüz işletmeler dünyasında birleşme
ve satın almaların sayısının artması neticesinde ortaya çıkan siber risklerdir.
•
Siber risklere yönelik bir diğer sorun ise bulut bilişim ile ilgilidir.
Gerek Avrupa gerekse de Türk sigortacılarının daha az sıklıkta olsa da müşteri farkındalığının olmamasını, siber
risklere ilişkin işletme içindeki plan ve politikaların tüm çalışanlarca aynı şekilde anlaşılamamış olmasını ve yeterli
sayıda teknik beceri gerektiren personelin istihdam edilmiyor olmasını siber riskle mücadelede sorun olarak ortak
paydada değerlendirdikleri tespit edilmiştir.
Özetle çalışmamızda her iki bağlamda gerçekleştirilen paralel uygulamalar neticesinde birbirine benzer veya farklı
seyreden iyi uygulamalar ve sorunlar yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle karşılaştırma yapılabilir boyuta
indirgenmiştir. Yukarıda anlatılanları bir tablo altında özetlemek, bulguların anlaşılırlığına katkı sağlayacaktır. Buna
göre siber risklerin sigortacılar tarafından yönetilmesi noktasında, iyi uygulamalar ve sorunları şu şekilde
özetleyebiliriz:
Tablo 1. Siber Risklere İlişkin Risk Analizi Sürecinde Karşılaşılan Başarılı Uygulamalar & Sorunlar
Avrupa Birliği
Türkiye
Başarılı Uygulamalar
Gözetim Mekanizması
Bilgi Güvenliği Politikaları ve Prosedürleri
Çalışan Farkındalığı
Olay Tepkisi
Güvenlik Ölçümleri
Tedarikçi (Dış Kaynak) Kontrolü
Üst Yönetim Farkındalığı
✓
✓
✓
✓
✓
✓
✓
X
✓
✓
✓
✓
✓
X
Sorunlar
Yetersiz Veri
Birleşme Ve Satın Almalar
Bulut Bilişim Kullanımı
Zayıf Müşteri Farkındalığı
İşletme İçinde Farkındalığı Genele Yayamama
Teknik Beceriye Sahip Personel Eksikliği
✓
✓
✓
✓
✓
✓
✓
X
✓
✓
✓
✓
5.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Her iki bağlamda gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış mülakatlar neticesinde Türkiye ve AB sigortacılarının risk
algıları ve riski değerlendirme bakış açıları arasında çok büyük farklılıklar olmadığı gözlemlenmiştir. Ancak
Türkiye’deki siber risklerin yaratacağı olası sorunlara ilişkin işletmelerin farkındalığı AB’den farklılık
göstermektedir. Ülkemizde siber uygulamaların gelişimi her ne kadar gelişmiş ülkelerle paralel seyretse de bu siber
uygulamalar neticesinde ortaya çıkacak risklere ilişkin farkındalık ve risk algısı henüz düşük düzeyde seyrettiği
gözlemlenmiştir. Ülkemizdeki bireysel risk algısının görece düşük olmasından siber risklerin de payını aldığı
söylenebilir. Risk algısının düşük olması, sigortacıların bu tür risklere teminat sunmasında bir takım kısıtlar
yaratacağı da açıktır. Riskin yönetimi veya olası zararlardan korunmak ve tedbir almak öncelikle sigortalı bilincinin
ve risk farkındalığının gelişkin olmasına bağlıdır. Bu nedenle toplumsal olarak risk farkındalığı yaratılamadığı
sürece, sigortacılar için siber sigortaların sürdürülebilir olması da zorlaşacaktır. Zira ülkemizde siber sigorta ürününe
105
sahip sigorta şirketi sayısı 2 iken, bu sayı 2017 yılı içerisinde bu şirketlerden birinin başka bir sigorta şirketi
tarafından satın alınması neticesinde 1’e düşmüştür. Daha açık bir ifadeyle siber sigorta satışı ülkemizde yaygın bir
uygulama olmaktan uzaktır. Gerçekleştirilen mülakat gösteriyor ki, sigortacılar gerek işletmeler içerisinde yeterli
teknik beceriye sahip personel eksikliğinden gerekse de üst yönetim ve diğer çalışanların farkındalığının yetersiz
olmasından bu sigorta ürünün satmaktan çekinmektedirler. Oysaki Avrupa Birliği ülkelerinin büyük bir kısmında
bu sigorta ürünü popülerliğini artırmaktadır. Dolayısıyla ülkemizdeki olumlu çabaların henüz karşılığını bulduğu
söylenememektedir.
Türkiye uygulamasından elde edilen sonuçlar özellikle risk analizinin, sigortacının soru formuyla başladığını ve
işletme sahiplerine yöneltilen sorularla risklerin ortaya çıkarılmaya çalışıldığı bir durumu ortaya koymaktadır. Bu
konuda yakalanacak açıkların sabit kıymetlerinde, sorumluluklarında özellikle kar kaybında yaratacağı hasarların
sigortacılar tarafından işletme sahiplerine raporlanarak önlerine konması şeklinde risk farkındalığı yaratılmaktadır.
Bunun en zayıf tarafı, farkındalık analizinin müşterinin izin verdiği ölçüde gerçekleşebiliyor olmasıdır. Ancak
tersine AB sigortacılık sistemi özellikle siber riske maruz kalacak işletmelerin hali hazırda bir risk yönetimi
sistemine, politika ve prosedürlerine sahip olunmasını zorunlu kılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle sigorta satın alma
ihtiyacı olan bir işletmenin öncelikle risk yönetimi ve politikasına sahip olmasını zorunlu tutmaktadır.
Her ne kadar risk analizi sürecinde başarılı uygulamalar farklılaşsa da sorunlar düzeyinde AB ile Türkiye arasında
benzerlikler dikkati çekmektedir. Ancak bu ortak sorunların ne düzeyde gerçekleştiği ileriki çalışmalarda nicel
yöntemler yardımıyla daha da netleştirilebilir ve düzeyleri ve etkileri daha somut ortaya konabilir.
KAYNAKÇA
http://blog.trendmicro.com.tr/turkiyede-en-cok-karsilasilan-bes-siber-saldiri-cesidi/
http://www.millire.com/dergi/SAYI_91.pdf
http://www.nart.com/siber-riskler-nart-guvencesinde/
http://www.pwc.com.tr/tr/risk-surec-teknoloji-hizmetleri/bilgi-guvenligi-ve-siber-guvenlik-yayinlari/siber-risklersigortalanirken-nelere-dikkat-edilmeli-pwc.pdf
http://www.sigortacigazetesi.com.tr/siber-riskler-dogru-analiz-edilmeli/
http://www.sigortagundem.com/haber/siber-saldirilara-karsi-sigorta-teminati-geldi/1125704
https://blog.kaspersky.com.tr/ransomware-for-dummies/2713/
https://www.mcguirewoods.com/Client-Resources/Alerts/2013/10/Buyers-Guide-to-Cyber-Insurance.aspx
106
SİGORTA ACENTELERİNİN TEMEL SORUNLARI VE BU SORUNLARIN
SINIFLANDIRILMASINA YÖNELİK BİR ÖNERİ
(MARMARA BÖLGESİ ÖRNEĞİ)
Öğr.Gör.Erdinç CESUR1
Sakarya Üniversitesi
ÖZET
Sigorta sektöründe faaliyet gösteren sigorta şirketleri ürünlerini çeşitli dağıtım kanalları aracılığıyla müşterilerine
sunmaktadır. Bu dağıtım kanallarından en önemlilerinden biri de sigorta acenteleridir. Son 10 yılda sigorta ürünlerinin
satışlarının hangi kanaldan yapıldığına dair yayınlanan istatistikler incelendiğinde, sigorta acentelerinin payının yıldan
yıla önemli oranda azaldığı görülmektedir. Ülkemizde yapılanması halen devam etmekte olan sigortacılık sektöründe,
2007 yılında kabul edilen 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu ve buna bağlı olarak 2008 yılında yürürlüğe giren “Sigorta
Acenteleri Yönetmeliği” ile önemli gelişmeler elde edilmiştir. Ancak 2008 yılında yayınlanan ilk yönetmelik ve
sonrasında yayınlanan yönetmelikler sigorta acentelerinin sorunlarına çare olamadığı gibi, yıllık prim üretiminde
acentelerin payı halen azalmaya devam etmektedir.
Bu çalışmada ele alınan temel problem, hangi sorun ya da sorunların sigorta acentelerinin pazar payının daralmasına
etki ettiğidir. Sigorta acentelerinin sorunları çeşitli açılardan ele alınarak çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılması
yeni bir araştırma alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışma ile amaçlanan, sigorta acentelerinin temel sorunları ve bu
sorunların sınıflandırılmasına yönelik bir öneri sunmaktır. Başka bir ifadeyle çalışmanın amacı, sigorta acentelerinin
karşılaştıkları sorunları betimleyip kategorize ederek bunların çözüm süreçlerini kolaylaştıracak bir öneri sunmaktır.
Bu bağlamda, nitel bir yöntemle yürütülen çalışmada Marmara Bölgesinde bulunan Sakarya, Kocaeli, Yalova, Bursa,
Bilecik, Balıkesir ve İstanbul illerindeki sigorta acenteleri ile yüz-yüze görüşmeler yapılarak birincil veriler
toplanmıştır. Önceden planlanmış görüşme ve gözlem tekniği ile sağlanan verilerin betimsel ve içerik analizleri ile
acentelerin sorunları belirlenmiş, benzer ve farklı sorunlar kategorize edilip sınıflandırılmıştır.
Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde; sigorta acentelerinin birbirine benzeyen ve farklılık arz eden çok sayıda
sorunlarının olduğu tespit edilmiştir. Acentelerin karşı karşıya kaldığı nitelik ve nicelik sorunlarının çözümünde bu
sınıflandırma ile hem daha sistematik ve sonuç odaklı iyileştirmelerin yapılabileceği, hem de acentelerin sorunlarına
ilişkin akademik öneriler ile üniversite-sektör işbirliğinin daha da güçleneceği düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler
Sigorta, Sigorta Acenteleri, Sorunların Sınıflandırılması, Sigorta Dağıtım Kanalları
1. Giriş
Sigorta sistemi, özelde ekonomik, genelde toplumsal yaşam içinde, değişik önemlere sahip birçok işlevi yerine
getirmektedir (Nomer ve Yunak, 2000:15). Bundan dolayıdır ki hem dünya hem de ülke ekonomisi için sigorta
sektörü vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Sigorta, ileride ortaya çıkması muhtemel risklerin oluşturabileceği
ekonomik kayıpların giderilmesi için oluşturulan bir organizasyondur (Güvel ve Güvel 2008). İnsanların yaşamlarını
sürdürebilmesi için “kendilerini güvende hissetme ihtiyacının” bir yansıması olarak sigorta önemli bir ihtiyacı
karşılamaktadır. Sigorta sözleşmeleri, sigortanın tarafları arasında yapılan sigorta anlaşmasının yazılı halidir.
Nitekim, Türk Ticaret Kanunu 6.Kitabının 1401.Maddesinde bunun hukuksal bir akit olduğu belirtilmektedir.
Sigorta poliçesi, sigortacının sigortalı ve/veya sigorta ettirene vermiş olduğu sigorta anlaşmasının bir kanıt
vesikasıdır. Sigorta poliçeleri sigorta şirketleri tarafından üretilerek sigortalı ve/veya sigorta ettirene satışları yapılır.
Sigorta şirketleri bunu kendi merkez ya da bölge müdürlükleri aracığıyla yapabileceği gibi, Sigorta aracıları
vasıtasıyla da yapabilmektedirler. En önemli sigorta aracılarından bir olan sigorta acenteleri yıllık üretilen sigorta
priminin genel toplam bazında yaklaşık %50-%60’lar seviyesinde karşılamaktadırlar. İkici sırada yer alan bankalar
yıllık üretilen sigorta priminin %20-%25’ni, üçüncü sırada olan brokerler ise yaklaşık %10’nu karşılamaktadır
(Türkiye Sigorta Birliği, 2017).
Türkiye Sigorta Birliği’nin “satış kanallarının prim üretimindeki payı” verileri incelendiğinde 2007 yılından
günümüze, sigorta acentelerinin payında azalmalar dikkat çekmektedir. Örneğin Temmuz 2007’de sigorta
acentelerinin hayat dışı payı %68,79 iken, Temmuz 2017’ %65,1’ gerilemiştir. Sigorta acentelerinin Temmuz 2007
de hayat branşında payı %32,30’dan, Temmuz 2017 de %5,3’e gerilemiştir (Türkiye Sigorta Birliği, 2017).
Sakarya Üniversitesi, Sapanca Meslek Yüksekokulu, Finans-Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü. İletişim:
[email protected] Cep Tel: 0 535 861 87 87
1
107
Hazine Müsteşarlığının 25.07.2017 tarihinde yayınlamış olduğu faaliyet raporuna göre; 2016 yılı sonu itibariyle
ülkemizde 37’si hayat dışı, 18’i hayat ve emeklilik, 4’ü hayat ve ikisi reasürans alanında olmak üzere toplam 61
sigorta, reasürans ve emeklilik şirketi faaliyet göstermektedir. Yine aynı rapordan edinilen verilere göre; Toplam
prim üretiminin 35,5 milyar TL’lik kısmı hayat dışı sigortalarda, 5 milyar TL’lik kısmı ise hayat sigortalarında
gerçekleştirilmiştir. Prim üretiminde hayat dışı branşların payı %88 iken hayat dalının payı %12 düzeyindedir
(Hazine Müsteşarlığı, 2017).
“Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik sektörleri 2016 Faaliyet Raporu Özet Bilgiler” incelendiğinde, sigortacılık ve
bireysel emeklilik sektörlerinin ülke ekonomilerine katkı sağladığı alanlardan biri de kuşkusuz istihdamdır.
Ülkemizde sigorta, reasürans ve bireysel emeklilik şirketlerinde 2016 yılı sonu itibariyle toplam 19.511 personel
çalışmaktadır. Sektörde 15.575 adet sigorta acentesinin (gerçek / tüzel kişi) ve 39.680 adet bireysel emeklilik
aracısının, 1.265 adet sigorta eksperinin, 134 adet sigorta ve reasürans brokerinin (gerçek / tüzel kişi) ile 40 adet
aktüerin (sözleşmeli / kadrolu) görev yapmakta olduğu dikkate alındığında, sigortacılık ve bireysel emeklilik
sektörlerinin 80 binden fazla kişiye doğrudan istihdam sağladığı görülmektedir (Hazine Müsteşarlığı, 2017).
1.1. Problem
Sigorta ürünlerinin satışlarının hangi kanaldan yapıldığına dair son on yıldaki yayınlanan istatistikler incelendiğinde
(Tablo.1), sigorta acentelerinin payının yıldan yıla önemli oranda azaldığı görülmektedir. Bu çalışmada ele alınan
temel problem, hangi sorun ya da sorunların sigorta acentelerinin pazar payının daralmasına etki ettiğinin
araştırılması ve sigorta acentelerinin faaliyetlerini sürdürürken başarısız olmalarına neden olan sorunların neler
olduğunun belirlenmesidir.
Tablo.1:Satış Kanalı Bazında Prim Üretim Oranlarının Karşılaştırılması (2007-2017)
Satış Kanalı Bazında Prim Üretim Oranları (1.1.2007-30.06.2007)
Merkez
Acente
Banka
Broker
Diğer
Toplam
Hayat
Dışı
Toplam
Hayat Toplam
Genel Toplam
10,81%
68,79%
9,95%
10,45%
20,25%
32,30%
46,26%
1,19%
12,04%
64,04%
14,67%
9,25%
-
100,0%
-
100,0%
-
100,0%
Satış Kanalı Bazında Prim Üretim Oranları (1.1.2017-31.07.2017)
Merkez
Acente
Banka
Broker
Diğer
Toplam
Hayat
Dışı
Toplam
Hayat Toplam
5,6%
65,1%
15,3%
12,3%
1,7%
100,0%
7,5%
5,3%
82,5%
4,7%
0,0%
100,0%
Genel Toplam
5,9%
56,3%
25,2%
11,2%
1,4%
100,0%
Kaynak: Türkiye Sigorta Birliği, 2017
1.2. Amaç
Sigorta Sektöründe yer alan satış kanalından biri olan sigorta acentelerinin faaliyetlerini sürdürürken hangi
sorunlarla karşılaşmaktadırlar? Bu sorunların tespit edilip doğru yöntem ve metotlarla çözüme kavuşturulması
gerekmektedir. Ancak bu şekilde sağlıklı işleyen bir sigortacılık sistemi ülke ekonomisine ve toplumu oluşturan
bireylere önemli kazanımlar sağlayabilir. Çalışmamızın en temel amacı sigorta acentelerinin mevcut sorunlarının
tespit edilerek, bunların bir sınıflandırmaya tabi tutulmasıdır.
1.3. Önem
Yapılan çalışmalarda sigorta acentelerinin birbirine benzeyen ve farklılık arz eden çok sayıda sorunlarının olduğu
tespit edilmiştir. Sigorta acentelerin karşı karşıya kaldığı nitelik ve nicelik sorunlarının çözümünde yapılacak
sınıflandırma ile hem daha sistematik ve sonuç odaklı iyileştirmelerin yapılabileceği, hem de acentelerin sorunlarına
ilişkin akademik öneriler ile üniversite-sektör işbirliğinin daha da güçleneceği düşünülmektedir.
1.4. Sınırlılıklar
Çalışmanın konusu ülkemiz sigorta acenteleridir. Bu acentelerin tamamına ulaşmak beraberinde önemli zorlukları
getirmektedir. Bir diğer önemli sınırlılık ise, acentelerin sorunlarının tespit edilmesi için yapılan görüşme, mülakat
ve analizlerde mahremiyet içeren konuların açıkça ifade edilememesidir.
1.5. Sayıltılar
Ülkemizde, Eylül 2017 tarihi itibariyle15.575 adet sigorta acentesi (gerçek / tüzel kişi) bulunmaktadır (TOBB,
Sigortacılık Müdürlüğü 2017). Bunlardan Marmara bölgesinde 6141 sigorta acentesi bulunmaktadır (Tablo.2)
Araştırma çerçevesinde 390 sigorta acentesinde, 311 acente sahibi ve 573 acente çalışanı ile görüşme yapılmıştır
(Tablo.3).
108
Tablo.2:Marmara Bölgesinde İller İtibariyle Yer alan Acente Sayıları
MARMARA BÖLGESİNDE İLLER İTİBARİYLE YER ALAN ACENTE SAYILARI
İstanbul
Bursa
Kocaeli
Balıkesir
Tekirdağ
Sakarya
Çanakkale
Kırklareli
Edirne
Yalova
Bilecik
Toplam
Kaynak:TOBB, Sigortacılık Müdürlüğü, 2017
4277
671
332
227
171
151
100
73
69
43
27
6141
Tablo.3: Marmara Bölgesinde Araştırma Çerçevesinde Görüşme Yapılan Acente, Acente Sahibi ve Çalışan
Sayıları
Marmara Bölgesinde Araştırma Çerçevesinde Görüşme Yapılan
Acente Sayıları
İstanbul
Bursa
Kocaeli
Balıkesir
Tekirdağ
Sakarya
Çanakkale
Kırklareli
Edirne
Yalova
Bilecik
Toplam
122
45
85
7
108
14
9
390 Acente
Görüşme Yapılan Acente
Sahipleri Sayısı
82
35
78
6
92
9
9
311 Acente Sahibi
Görüşme Yapılan Acente
Çalışan Sayısı
161
72
104
13
190
18
15
573 Çalışan
1.6.Tanımlar
Sigorta: Aynı rizikonun tehdidi altında bulunan bir topluluğun bir araya gelerek doğabilecek hasarlara karşı birlikte
karşı koymasıdır (Güvel ve Güvel, 2008:25).
Sigorta Sözleşmesi: Sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan
tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri
sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı
yükümlendiği sözleşmedir (Türk Ticaret Kanunu 6.Kitap, 1401.Madde).
Sigorta Poliçesi: Sigortacı ile sigortalı ve/veya sigorta ettiren tarafından yapılan sigorta sözleşmesinin yazılı halidir.
İçeriği müsteşarlık tarafından belirlenmiş olup, sigorta anlaşmasına ilişkin bilgilerin yazılı olduğu kanıt belgesidir
(Sigorta Acenteleri Yönetmeliği, 2017).
Sigorta Acentesi: Ticarî mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir
sözleşmeye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette sigorta şirketlerinin nam ve hesabına
sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin
akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan
kişidir (5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu).
Sigorta Şirketi: Türkiye’de kurulmuş sigorta şirketi ile yurt dışında kurulmuş sigorta şirketinin Türkiye’deki
teşkilâtıdır (5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu).
Çevre: İşletmenin dışında kalan, fakat kendisiyle doğrudan ve/veya dolaylı olarak ilgili faktörleri ifade eder. İşletme
hayatını sürdürebilmek için ihtiyacı olan her türlü kaynak ve enerjiyi çevresinden alır ve buna karşılık, onun istek
ve ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışır (Dinçer, 2004:71)
Çevre Analizi: Kendi iş çevresi ve genel dış çevrelerin işletmeye sunduğu fırsat ve tehlikeleri araştırma, gözleme
ve yorumlama sürecidir (aktaran Dinçer, 2004:74).
109
2. Yöntem
2.1. Model
Sigorta Acentelerinin, sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta poliçesi hazırlayıp, satışı gerçekleştirmek için
kurulan iktisadi ve sosyal kuruluşlar olduğu söylenebilir. Bundan dolayıdır ki, diğer işletmeler gibi iç ve dış çevre
tarafından birçok faktör tarafından etki altındadırlar. Çalışmamızın modellenmesinde Stratejik yönetim yazınında
yer alan işletme ve çevresi, çevre analizi (Dinçer, 2008) hakkında yapılan analiz çalışmalarından faydalanılmıştır.
Diğer yandan sigorta acenteleri hem aracığının yaptığı sigorta şirketi ile hem de iç ve dış çevredeki diğer kurum ve
kuruluşlarla entegre bir şekilde faaliyetleri vardır. Bu kurum ve kuruluşlarla ekonomik, sosyal, politik, yasal bağlar
söz konusudur (Uralcan,2006:264). Buna göre, bir sigorta acentesinin iç çevre, yakın çevre ve dış çevresinin analiz
edilerek, hangi sorun ya da sorunların mevcut olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.
2.2. Örneklem/Çalışma Grubu
Ülkemizde, Eylül 2017 tarihi itibariyle15.575 adet sigorta acentesi (gerçek / tüzel kişi) bulunmaktadır. Marmara
Bölgesinde ise 6 141 acente bulunmaktadır (TOBB, Sigortacılık Müdürlüğü 2017). Çalışmamız, başta Sakarya
olmak üzere, Kocaeli, İstanbul, Yalova, Bursa, Bilecik ve Balıkesir illerinden toplam 390 sigorta acentesinde, 311
acente sahibi ve 573 acente çalışanı ile yüz yüze görüşme ve mülakatlar yapılarak gerçekleştirilmiştir.
2.3. Veri Toplama Araçları, Verilerin Toplanması ve Verilerin Çözümlenmesi
Nitel bir yöntemle yürütülen çalışmada Marmara Bölgesinde bulunan Sakarya, Kocaeli, Yalova, Bursa, Bilecik,
Balıkesir ve İstanbul illerindeki 390 sigorta acentesinde, 311 acente sahibi ve 573 acente çalışanı ile yüz yüze
görüşme ve mülakatlar yapılarak birincil veriler toplanmıştır. Önceden planlanmış görüşme ve gözlem tekniği ile
sağlanan verilerin betimsel ve içerik analizleri ile acentelerin sorunları belirlenmiş, benzer ve farklı sorunlar
kategorize edilip sınıflandırılmıştır.
3. Bulgular
Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre, sigorta acentelerinin birbirine benzer ve farklı sorunları olduğu tespit
edilmiştir. Bu sonuçların hangi ya da hangilerinin pazar payında azalmaya neden olduğunun tespit edilebilmesi,
hangilerinin sigorta acentelerinde başarısızlığa etki ettiğinin belirlenmesi için her bir sorunun ayrı ayrı ve birlikte
değerlendirilmesi gerekmektedir.
4. Tartışma
Çalışmamızda elde edilen bulgular çerçevesinde öncelikli tartışılması gereken soru “Sigorta Acentelerinin en önemli
sorunları iç ve dış çevresinden kaynaklanan sorunlar mıdır?” Bir diğer tartışma sorusu, “Sigorta Acentelerinin
örgütsel ve yönetsel sorunları mı onları başarısızlığa yönlendirmektedir?” Bir diğer soru da “Sigorta Acentelerinin
Öz değerlendirme yapma eksikliğinden kaynaklanan sorunlar mı onları başarısız yapmaktadır?” Tartışılacak soru
sayısını arttırmak mümkün olabilir. Belki de bütün sorulara birlikte cevap aramak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Buradaki sorunların her birini birbirinden bağımsız düşünmemek gerekir. Her bir sorunun bir diğerini etkilediğini
de göz ardı etmemek gerekir. Diğer yandan Sigorta acentelerinin ülkemiz sınırları içerisinde nasıl faaliyette
bulunacağı yasal olarak yönetmeliklerle belirlendiğini unutmamak gerekir.
5. Öneriler
Tartışma bölümünde de ele alındığı üzere çalışmamızda elde edilen bulgulara göre; sigorta acentelerinin başta pazar
kayıplarına yol açan, diğer yandan onları başarısızlığa yönelten birden fazla sorun olduğu tespit edilmiştir. Bu
sorunların belli bir düzen ve hiyerarşi içinde sınıflandırılarak birlikte değerlendirilmesinin bu sorunların çözümünde
önemli bir katkı yapacağı düşünülmektedir. Böylelikle acentelerin karşı karşıya kaldığı nitelik ve nicelik
sorunlarının çözümünde bu sınıflandırma ile hem daha sistematik ve sonuç odaklı iyileştirmelerin yapılabileceği,
hem de acentelerin sorunlarına ilişkin akademik öneriler ile üniversite-sektör işbirliğinin daha da güçleneceği
düşünülmektedir.
“Sigorta Acentelerinin Temel Sorunları ve Bu Sorunların Sınıflandırılmasına Yönelik Bir Öneri”
(Marmara Bölgesi Örneği)
A-Sigorta Acentelerinin Dış Çevresinden Kaynaklanan Sorunları
1.Ekonomik çevreden kaynaklanan sorunlar
2.Doğal çevreden kaynaklanan sorunlar
3.Sosyo-Kültürel çevreden kaynaklanan sorunlar
4.Politik çevreden kaynaklanan sorunlar
5.Teknolojik koşullardan kaynaklanan sorunlar
6.Uluslararası çevre faktörlerinden kaynaklanan sorunlar
B-Acentelerin Yakın Çevresinden Kaynaklanan Sorunları
1.Tüketici pazarından kaynaklanan sorunlar
2.Üretici pazarından kaynaklanan sorunlar
110
3.Rakiplerden kaynaklanan sorunlar
4.Aracı kurumlardan kaynaklanan sorunlar
5.Toplumsal faktörlerden kaynaklanan sorunlar
C-Acentelerin İç Çevresinden Kaynaklanan Sorunları
1.Örgütsel faktörlerden kaynaklanan sorunlar
1.1.Acentenin büyüklüğünden kaynaklanan sorunlar
1.2.Örgütsel yapıdan kaynaklanan sorunlar
1.3.Çalışanların (Personelin) yetkinliklerinden kaynaklanan sorunlar
1.4.İşin özelliğinden kaynaklanan sorunlar
1.5.İşletmenin hayat safhasından kaynaklanan sorunlar
2. Yönetsel Faktörlerden kaynaklanan sorunlar
2.1.Planlama fonksiyonundan kaynaklanan sorunlar
2.2.Örgütleme fonksiyonundan kaynaklanan sorunlar
2.3.Yürütme fonksiyonundan kaynaklanan sorunlar
2.4.Eşgüdüm (Koordinasyon) fonksiyonundan kaynaklanan sorunlar
2.5.Denetim fonksiyonundan kaynaklanan sorunlar
D-Diğer Sorunlar
1.Özdeğerlendirme yapma eksikliğinden kaynaklanan sorunlar
2.Sorunların farkına varamama ya da sorunu kabul etmemekten kaynaklanan sorunlar
3.İtibar ve yönetimi konusunda etkin olamamaktan kaynaklanan sorunlar
4.Kurumsal yönetim ilkelerine uymamaktan kaynaklanan sorunlar
5.Özel, kişisel sorunlar
Kaynakça
İnternet kaynakları
Satış Kanalı Bazında Prim Dağılımları, TSB web sayfası, https://www.tsb.org.tr/resmiistatistikler.aspx?pageID=909 (erişim tarihi 09.09.2017).
Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Sektörleri 2016 Faaliyet Raporu Özet Bilgiler, Hazine Müsteşarlığı web
sayfası, https://www.hazine.gov.tr/tr-TR/Rapor-Sunum-Sayfasi?mid=247&cid=28&nm=43 (erişim tarihi
09.09.2017).
TOBB Sigortacılık Müdürlüğü web sayfası, Sigorta Acenteleri Sayfası,
https://www.tobb.org.tr/SigortacilikMudurlugu/SigortaAcenteleri/Sayfalar/Levhaya-Kayitli-Acente-SorguSayfasi.php (erişim tarihi 09.09.2017).
Kitap
Dinçer, Ö. (2004). Stratejik Yönetim Ve İşletme Politikası, 7. Baskı. İstanbul:Beta Yayıncılık
Güvel, E. Alper ve Afitap Öndas Güvel (2008). Sigortacılık, 4.Baskı, Ankara:Seçkin Yayıncılık
Nomer, C ve Hüseyin Yunak (2000).Sigortanın Genel Prensipleri, İstanbul:Ceyma Matbaacılık
Uralcan, Ş. (2006). Temel Sigorta Bilgileri ve Sigorta Sektörünün Yapısal Analizi, 2.Baskı. İstanbul:Bilyay
Yayıncılık
Kanun ve Yönetmelikler
5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu
Sigorta Acenteleri Yönetmeliği
Türk Ticaret Kanunu 6.Kitap- Sigorta Hukuku
111
BAĞIMSIZ DENETİM RAPORU'NUN SİGORTACILIK SEKTÖRÜNDE FAALİYET
GÖSTEREN HALKA AÇIK ŞİRKETLERİN HİSSE SENEDİ FİYATI
VOLATİLİTESİNE ETKİSİ
Doç. Dr. Şenol BABUŞCU 1
Başkent Üniversitesi
Doç.Dr. Adalet HAZAR 2
Başkent Üniversitesi
Arş. Gör. Bade EKİM KOCAMAN3
Başkent Üniversitesi
ÖZET
Yatırım kararlarında önemli bir unsur olan volatilite (oynaklık) risk ile ilişkilidir. Bu nedenle, hisse senedi piyasası
ile ilgilenen yatırımcılar hisse senedi oynaklığı üzerinde önemle durmaktadırlar. Volatiliteyi etkileyen pek çok sebep
bulunmakla birlikte bu çalışmanın amacı bağımsız denetim raporu açıklanma dönemlerinin hisse senedi değeriyle
olan ilişkisini belirlemektir. Sigorta sektöründe faaliyet gösteren halka açık şirketler araştırmanın evrenini
oluşturmaktadır. Örneklem evrenin tamamıdır. Araştırmada BİST sigorta sektöründe faaliyet gösteren 7 şirkete ait
hisse senetlerinin 02.01.2012-31.12.2016 dönemine ait günlük ağırlıklı ortalama fiyatlarının ortalaması ve standart
sapmaları iki ayrı periyod dikkate alınarak hesaplanmış ve analizde kullanılmıştır. Dönemlerden birisini bağımsız
denetim raporunun açıklandığı gün dahil takip eden günleri içeren 5 günlük periyot, diğerini ise bunun dışında kalan
her dönem aralığındaki işlem günleri oluşturmaktadır. Dönemler bazında yapılan analiz sonucunda yedi adet hisse
senedinden altısının fiyat hareketinin bağımsız denetim raporunun açıklanma dönemi ile ilişkisi olduğu tespit
edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Hisse Senedi Değeri, Volatilite, Sigorta Sektörü, Bağımsız Denetim Raporu, Halka Açıklık
1.Giriş
Pay piyasasında karar verilirken en fazla dikkat edilen ve göz önüne alınan hususlardan birisi hisse senetlerinin
fiyatlarıdır. Bu kapsamda, hisse senetlerinin fiyatlarını etkileyen unsurlar yatırımcıların bilgi sahibi olmak istediği
konuların başında gelmektedir. Zira, hisse senetleri risk içeren yatırım araçları oldukları için riskten korunma ve
daha fazla getiri elde edebilme noktasında hisse senedinin değerini etkileyen değişkenler önem arz etmektedir.
Firmalar ile ilgili elde edilen bilginin türü ve bilginin hisse senedinin fiyatına etkisine bağlı olarak kazanç ve kayıp
miktarları değişmekte olduğundan, bilginin önemi bu noktada daha da artmaktadır (Ayaydın ve Dağlı, 2012: 46).
Hisse senetlerinin fiyatını belirleyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu nedenle, yatırım kararları verilirken söz
konusu faktörler dikkate alınmaktadır. Zira, yatırımcılar yatırım yaptıkları hisse senetlerinden en yüksek getiriyi
elde etmek isterler (İpekten vd., 2014: 384). Sigortacılık sektörü gelişmiş ülkelerde finansal piyasaların en önemli
aktörlerinden biri konumundadır. Ülkemizde ise sigortacılık sektörünün finans sektörü içindeki payı %3
seviyesindedir. Bu çerçevede, gelişim açısından sigortacılık sektörünün ilerleyeceği önemli mesafe bulunmaktadır.
Sermaye piyasası yatırımcıları yatırım kararı alırken hisse senedinin getiri performansının yanı sıra, sektörün
özelliklerini de dikkate almaktadır. Ülkemizde hisse senetleri BİST’de işlem gören yedi adet sigorta şirketi
bulunmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Borsa İstanbul (BİST)’da faaliyet gösteren sigorta işletmelerinin
bağımsız denetim raporlarının yayınlanması ile hisse senedi fiyatları arasında ilişki olup olmadığını tespit etmektir.
Çalışma kapsamında, BİST’de hisse senetleri işlem gören sigorta şirketlerinin bağımsız denetim raporlarının
açıklanma tarihlerinin hisse senetlerinin değerini etkileyebilme olasılığından yola çıkılarak analiz yapılmıştır. Halka
açık şirketlerin şeffaflık ve kamuyu aydınlatma temel ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri etkinliklerden birisi
bağımsız denetim uygulamasıdır. Bağımsız denetim hem firmalar, hem de firmalarla ilişkide bulunan taraflar
açısından büyük önem taşımaktadır. Denetim raporları profesyonel taraflarca standart formatlarla firmanın geçmiş
faaliyetleri hakkında bilgi sunarken, gelecek stratejilerinin gözden geçirilmesi açısından da önemli veri kaynağı
Ticari Bilimler Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü. İletişim: [email protected], Tel: +90 312 246 66 66-1691 Faks:
+90 312 246 66 99
2 Ticari Bilimler Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü. İletişim: [email protected], Tel: +90 312 246 66 66-1690
Faks:
+90 312 246 66 99
3 Ticari Bilimler Fakültesi, Bankacılık ve Finans Bölümü. İletişim: [email protected], Tel: +90 312 246 66 66-1726
Faks: +90 312 246 66 99
1
112
oluşturmaktadır. Zira, halka açık şirketlerin hisselerinin satın alım kararında şirketlere ilişkin geçmiş, güncel
bilgilerin yanısıra gelecek beklentileri de etkili olmaktadır.
2.Literatür
Maulis (1983) çalışmasında, hisse senedi getirilerinin sermaye yapısındaki değişimlerden nasıl etkilendiğini ortaya
koymaya çalışmıştır. 1963-1978 yılları arasında NYSE endeksindeki şirketlerin verileri ile kurulan modelde hisse
senedi fiyatlarının kaldıraç oranındaki değişimden pozitif yönlü etkilendiği ve firma değerinin borç yükü ile pozitif
yönlü korelasyona sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, firmanın borcundaki 1 dolarlık bir değişmenin firma
değerini 0.23 ile 0.45 aralığında etkilediği bulunmuştur.
Barbee, Mukherji ve Raines (1996), çalışmalarında şirketlerin hisse değerini en iyi açıklayan değişkenleri saptamaya
çalışmışlardır. Bu kapsamda, 1979-1991 dönemi için uyguladıkları korelasyon ve regresyon analizlerinde farklı
modeller geliştirmişlerdir. Analizler sonucunda, hisse başına yıllık satışlar/hisse fiyatı oranı ve defter değeri / piyasa
değeri oranı değişkenlerinin modellerde anlamlı katasayılara sahip olduğu ve hisse senedi getirilerini açıklama
gücüne sahip oldukları tespit edilmiştir.
Demir (2001), çalışmasında hisse senedi fiyatlarını belirleyen işletme düzeyindeki faktörleri incelemiştir. Bu
kapsamda, 1991-2000 döneminde BİST’de yer alan 16 adet mali kurumun verilerini çoklu regresyon analizi ile
incelemeye tabi tutmuştur. Analiz sonucunda, mali sektörün hisse senedi fiyatını etkileyen en önemli değişkenin
piyasa değeri / defter değeri (PD/DD) olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, modele dahil edilen diğer değişkenlerden
temettü ödeme oranının Emek Sigorta’nın hisse senetlerini küçük bir oranda etkilediği tespit edilmiştir.
Maysami vd. (2004) seçilmiş makroekonomik değişkenlerle Singapur Borsa Endeksi arasındaki uzun dönem denge
ilişkisini araştırmışlardır. Yapılan kointegrasyon analizinin sonuçlarına göre Singapur Borsası ve emlak endeksinde
bütün makroekonomik değişkenlerle (faiz oranı, enflasyon, döviz kurları, sanayi üretimi ve para arzı) istatistiksel
olarak anlamlı bir ilişki sağlarken, finans ve otel endeksleri bazı seçilmiş değişkenlerle anlamlı ilişki sağlamıştır.
Ege ve Bayrakdaroğlu (2008) BİST’de 2000-2004 yılları arasında faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin çeyreklik
dönem mali tabloları üzerinden yaptıkları çalışmada sermaye yapılarının şirketlerin mevcut değer ve verimliliklerine
üzerine etkisini araştırmışlardır. Bu kapsamda, yapılan çoklu regresyon analizlerinde sermaye yapısı ile firmanın
cari değeri (tutar bazında) arasında anlamlı bir ilişki bulunamamış, sermaye değeri ile verimlilik (net kar/özlaynak)
arasında ters yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Karaca ve Başcı (2011) hisse senetlerinin getirilerini belirleyen faktörlerin tespiti amacıyla BİST 30 Endeksi’nde
2001-2009 yılları arasında faaliyet gösteren 14 firmanın verilerine panel veri analizi yapılmıştır. Yıllık mali tablolar
ve aynı tarihler için hisse senedi kapanış fiyatlarından yararlanılarak yapılan analiz sonucunda, net kar marjı, esas
faaliyet kar marjı, varlıkların devir hızı ve özsermayenin devir hızı rasyolarının anlamlı olarak hisse senedi getirisini
açıkladıkları görülmüştür.
Almajali vd. (2012) yaptıkları çalışmada Ürdün sigorta şirketlerinin finansal performanslarını etkileyen önemli
faktörleri tespit etmeye çalışmışlardır. Bu kapsamda, Amman menkul Kıymetler Borsası’nda (ASE) yer alan 25
sigorta şirketinin 2002-2007 yılları arasındaki verileri T-testi ve çoklu regresyona tabi tutulmuştur. Analiz
sonuçlarına göre, kaldıraç, likidite, büyüklük, yönetim yeterliliği indeksinin sigorta şirketlerinin performansı
üzerinde pozitif yönlü anlamlı etkilerine rastlanılmıştır.
Kayalıdere (2013) BİST’te faaliyet gösteren mali sektör firmaları için muhasebesel bilgilerin ne derece önemli
olduğunu araştırmıştır. Yazar, mali sektör firmalarını bankalar ve özel finans kurumları, finansal kiralama ve
faktoring şirketleri, holdingler ve yatırım şirketleri, gayrimenkul yatırım ortaklıkları şirketleri, menkul kıymet
yatırım ortaklıkları ve sigorta şirketleri olarak gruplandırmıştır. Şirketlere ait muhasebe bilgileri ile hisse senedi
değeri ilişkisi hem sektörler bazında hem de kümülatif olarak değerlendirmeye alınmıştır. Ohlson modeli ile 20052011 yılları için yapılan analizlerde, bağımsız değişkenlerin Aralık ayı sonu, bağımlı değişkenin ise Nisan ayı sonu
değerleri kullanılmıştır. Hisse Başına Kazancın (HBK) tek başına bağımsız değişken olarak yer aldığı modeller
genel itibariyle anlamlı bulunurken, hisse başına defter değerinin (HBDD) yer aldığı modelde, sigorta şirketlerinde
istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilememiştir.
İpekten vd. (2014) çalışmalarında BİST’te işlem gören banka ve sigorta şirketlerinin hisse senedi fiyatları üzerinde
çeşitli muhasebe ve şirket özellikleri değişkenlerinin etkisini araştırmışlardır. 2008-2012 yılları arasında altı aylık
dönemler itibariyle 21 banka ve sigorta şirketi seçilerek panel veri yöntemiyle analiz yapılmıştır. Analiz sonucunda
sermaye oranı, faaliyet sonucu yaratılan kaynağın toplam aktiflere oranı, hisse senedinin bir önceki dönem fiyatı,
şirket boyutu ve şirketin faaliyet dönemi değişkenlerinin hisse senedi fiyatını anlamlı bir şekilde etkilediği tespit
edilmiştir.
113
Kaya (2014) tez çalışmasında BİST’de işlem gören sigorta şirketlerinin hisse senedi getirilerinin sermaye yeterliliği,
likidite, faaliyet ve karlılık oranları ile ilgili ilişkisini incelemiştir. Bu kapsamda, 2009-2013 yılları arasında Borsaya
kote olan 6 sigorta şirketinin verileri panel veri analizine tabi tutulmuş ve sigorta şirketlerinin hisse senedi getirilerini
etkileyen en önemli finansal oran grubunun sermaye yeterliğine ilişkin oranlar olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
3.Veri Ve Yöntem
3.1. Veri Seti
Çalışmada BİST sigortacılık sektöründe 2012-2016 yıllarında faaliyet göstermiş 7 sigorta şirketinin verileri
kullanılmıştır. Bu kapsamda, sigorta şirketlerinin 02.01.2012-31.12.2016 dönemine ait günlük ağırlıklı ortalama
fiyat bilgileri kullanılmıştır. AvivaSA’nın 13.11.2014 yılında halka arz edilmiş olması nedeniyle veri setine 2014/3.
çeyrekten itibaren, Halk Sigorta ise 29.05.2012 tarihinde BİST’de işlem görmeye başlaması nedeniyle 2012/3.
çeyrek döneminden itibaren dahil edilmiştir. Veriler BİST’den temin edilmiş, analiz aşamasında tarafımızca çeşitli
hesaplamalara tabi tutulmuştur.
Bu konuda yapılan benzer çalışmalarda bağımsız denetim raporunun kullanıldığı analize rastlanılmamıştır. Bu
anlamda kamuoyuna açıklanan bağımsız denetim raporlarının hisse senedi fiyat değişkenliklerine etkisi olup
olmayacağı konusunda da farklı bakış açısı sunulması hedeflenmiştir.
3.2. Metodoloji
Elde edilen veriler çerçevesinde hisse senetlerinin volatilitesinin bağımsız denetim raporu açıklanma tarihlerine göre
değişimlerini tespit edebilmek için dönem bazında hesaplamalar yapılmıştır. Bir yatırım aracının fiyatındaki değişim
anlamına gelen volatilite, aynı zamanda risk ölçüm göstergesidir. Finansal ürünün risk ölçümü ise genellikle,
belirlenen zaman aralığındaki fiyat değişimlerinin standart sapma ölçümüyle gerçekleşir.
Bu kapsamda, her bir şirket bazında yapılan işlemler şöyledir:
✓
✓
✓
✓
✓
BİST sigorta şirketlerine ait hisse senetlerinin 02.01.2012-31.12.2016 tarihleri arasında her bir rapor
açıklama dönemine kadar olan süreye ilişkin günlük ağırlıklı ortalama fiyatlarının ortalamasının alınması.
Bağımsız denetim raporunun açıklandığı güne kadar hisse senedi fiyat ortalamalarının standart
sapmalarının hesaplanması.
Bağımsız denetim raporunun açıklandığı gün ve sonraki 4 işgünü için hisse senedi fiyatlarının standart
sapmalarının hesaplanması (Buradaki standart sapma hesaplamasında kullanılan ortalama fiyat, denetim
rapor açıklanmadan önceki döneme ait fiyatların ortalamasıdır).
Elde edilen iki farklı standart sapma değerleri karşılaştırılarak açıklama sonrası değerlerin açıklama öncesi
değerlerden farklarının alınması.
Fark sonucunda büyük ve küçük çıkan sonuçların ortalamaların alınarak karşılaştırılması.
S: Standart Sapma
N : Dizinin Eleman Sayısı
Xi : Dizinin X. elemanı.
X : Dizideki Sayıların Aritmetik Ortalaması
Yukarıda bahsedilen işlemler şirketler ve 3’er aylık dönemler (bağımsız denetim raporunun açıklandığı her dönem)
bazında tekrarlanmıştır. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından 2016 / Aralık ayında yayınlanan Borsa Trendleri
Raporu’nda yerli yatırımcıların hisse senetleri elde tutma süreleri BİST tüm için 42 gün olarak belirtilmiştir. Söz
konusu raporun geçmiş dönem istatistiklerine bakıldığında yatırımcıların hisse senedi elde tutma sürelerinin
trendinde önemli bir değişiklik olmadığı görülmüştür. Bu doğrultuda, sürenin göreceli olarak kısa olması nedeniyle
her bir açıklama dönemi arasındaki hisse senedi fiyat değişimlerinin incelenmesi uygun görülmüştür.
4. Bulgular
Yatrımcılar, finansal piyasalarda yatırım kararı verirken hisse senetlerinin oynaklığını göz önünde
bulundurmaktadırlar. Hisse senetlerinin fiyatlarını etkileyen pek çok unsur bulunduğundan çalışmamızda ceteris
114
paribus varsayımı altında bağımsız denetim raporunun hisse senedi fiyat değişkenliğine etkisi tespit edilmeye
çalışılmıştır. Zira, hisse senedi piyasası ile ilgilenen yatırımcılar hisse senedi fiyatlarının oynaklığı üzerinde önemle
durmaktadırlar. Volatilite ile risk arasındaki ilişki nedeniyle yatırımcılar zaman içerisinde hisse senedi fiyat
oynaklığı üzerindeki değişimi görmeye ve tahmin etmeye çalışmaktadırlar. Hisse senedi fiyat oynaklığının yüksek
olması o hisse senedi fiyatının oldukça yükselebileceği gibi oldukça da düşebileceğine işaret eder. Yüksek oynaklığa
sahip bir hisse senedine yatırım yapan yatırımcılar fiyat artışlarından oldukça büyük kazançlar elde edebileceği gibi,
fiyat düşüşlerinde ise oldukça büyük kayıplar ile karşı karşıya kalabilirler (Aygören, 2005:200).
Yapılan analizler kapsamında 7 sigorta şirketine ilişkin dönem bazında hisse senedi fiyat ortalamalarına ilişkin
standart sapma bilgilerine bağımsız denetim raporu açıklama dönemi öncesi ve sonrası olarak detaylı olarak ekte
yer alan tablolarda yer verilmiştir. Ekte yer alan tabloların özeti mahiyetindeki şirket bazındaki özet tablolar ise
aşağıda yer almaktadır:
Volatilite
Toplam Volatilite
Yön
Dönem Sayısı
Farkı
BÜYÜK
12
0,6094
KÜÇÜK
8
-0,2177
* Toplam Volatilite/İlgili Dönem Sayısı
Şirket 1
Ort. Volatilite
Farkı*
0,0508
-0,0311
Şirket 1’e ait özet tablo incelendiğinde, incelemeye tabi tutulan dönemlerin yarısından fazlasında bağımsız denetim
raporunun açıklama sonrası hesaplanan standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar
açıklama sonrası lehine “BÜYÜK” çıkmıştır. Tersi olarak, 8 açıklama dönemi için bağımsız denetim raporunun
açıklama sonrası hesaplanan standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar “KÜÇÜK”
çıkmıştır.
Bu kapsamda, her iki durumda da volatilite farkları toplanıp, ortalaması alındığında “BÜYÜK” Standart sapmaların
mutlak değer olarak daha yüksek olması; bağımsız denetim raporunu açıklama günü ve takip eden 4 iş gününü
kapsayan dönem için volatilitede etki olduğu ve volatilitenin açıklama sonrasında yüksek olduğunu ortaya
koymuştur.
Volatilite
Yön
Dönem Sayısı
BÜYÜK
12
KÜÇÜK
8
* Toplam Volatilite/İlgili Dönem Sayısı
Şirket 2
Toplam
Volatilite Farkı
0,1850
-0,1245
Ort. Volatilite
Farkı *
0,0154
-0,0156
Şirket 2’ye ait özet tablo incelendiğinde, incelemeye tabi tutulan dönemlerin yarısından fazlasında bağımsız denetim
raporunun açıklama sonrası hesaplanan standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar
açıklama sonrası lehine “BÜYÜK” çıkmıştır. Tersi olarak, 8 açıklama dönemi için bağımsız denetim raporunun
açıklama sonrası hesaplanan standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar “KÜÇÜK”
çıkmıştır. Ancak, her iki durumda da volatilite farkları toplanıp, ortalaması alındığında değerler birbirine yakın
sonuç vermiştir. Yani, bağımsız denetim raporunu açıklama günü ve takip eden 4 iş gününü kapsayan dönem için
volatilitede etkinin sınırlı olduğu ve açıklama sonrasında volatilitede değişiklik olmadığı sonucunu ortaya
koymuştur.
Volatilite
Yön
Dönem Sayısı
BÜYÜK
14
KÜÇÜK
6
* Toplam Volatilite/İlgili Dönem Sayısı
Şirket 3
Toplam
Volatilite Farkı
1,4855
-0,2138
Ort. Volatilite
Farkı *
0,1061
-0,0356
İncelemeye tabi tutulan 20 dönem içerisinde 14 dönemde bağımsız denetim raporunun açıklama sonrası hesaplanan
standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar açıklama sonrası lehine “BÜYÜK”
çıkmıştır. Tersi olarak, 6 dönemde ise bağımsız denetim raporunun açıklama sonrası hesaplanan standart sapması
ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar “KÜÇÜK” çıkmıştır.
Bu kapsamda, her iki durumda da volatilite farkları toplanıp, ortalaması alındığında “BÜYÜK” Standart sapmaların
mutlak değer olarak daha yüksek olması; bağımsız denetim raporunu açıklama günü ve takip eden 4 iş gününü
kapsayan dönem için volatilitede etki olduğu ve volatilitenin açıklama sonrasında yüksek olduğunu ortaya
115
koymuştur. 2016 yıl sonu itibariyle aktif büyüklüğü bakımından payları BİST’de işlem gören sigorta şirketleri
içerisinde ilk sırada yer alan Şirket 3, denetim raporu açıklama sonrası volatilitenin dönem sayısı açısından en
yüksek olduğu şirkettir. Bu doğrultuda, denetim raporları açıklamalarının fiyat hareketlerini etkileyerek aşağı veya
yukarı yönlü olarak daha fazla oynaklık yarattığı ve yatırımcıların yatırım kararlarında bağımsız denetim raporları
açıklama dönemlerinin önem teşkil ettiği söylenebilir.
Şirket 4
Volatilite
Yön
Dönem Sayısı
BÜYÜK
7
KÜÇÜK
2
* Toplam Volatilite/İlgili Dönem Sayısı
Toplam
Volatilite Farkı
4,1267
-0,8123
Ort. Volatilite
Farkı *
0,5895
-0,4062
Şirket 4 ele alındığında, halka arz tarihinin 2014/Kasım olması nedeniyle incelemeye konu olan dönemler 9 ile sınırlı
kalmıştır. Ancak, yine sektörün genel eğilimine paralel olarak incelenen dönemlerin yarısından fazlasında bağımsız
denetim raporunun açıklama sonrası hesaplanan standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki
farklar açıklama sonrası lehine “BÜYÜK” çıkmıştır. Tersi olarak, 2 dönemde ise bağımsız denetim raporunun
açıklama sonrası hesaplanan standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar “KÜÇÜK”
çıkmıştır.
Bu kapsamda, her iki durumda da volatilite farkları toplanıp, ortalaması alındığında “BÜYÜK” Standart sapmaların
mutlak değer olarak daha yüksek olması; bağımsız denetim raporunu açıklama günü ve takip eden 4 iş gününü
kapsayan dönem için volatilitede etki olduğu ve volatilitenin açıklama sonrasında yüksek olduğunu ortaya
koymuştur. Şirket 4, 2016 yıl sonu itibariyle aktif büyüklüğü bakımından payları BİST’de işlem gören sigorta
şirketleri içerisinde ikinci sırada yer almaktadır. Volatilite farklarının ortalaması karşılaştırıldığında, göreceli olarak
hacmi daha büyük olan şirketlerin bağımsız denetim raporu açıklaması sonrası fiyat değişimlerinin daha fazla olduğu
görülmüştür. Bu doğrultuda, sektör içerisinde yüksek paya sahip olan şirketlere yatırım yapanlar açısından bağımsız
denetim raporunun açıklama tarihini takip eden 4 iş günü içerisinde hisse senedi fiyatlarının dalgalanma seviyesi
yüksektir.
Şirket 5
Yön
Volatilite
Toplam Volatilite
Dönem Sayısı
Farkı
BÜYÜK
Ort. Volatilite
Farkı *
12
0,9481
0,0790
KÜÇÜK
8
* Toplam Volatilite/İlgili Dönem Sayısı
-0,2086
-0,0261
İncelemeye tabi tutulan 20 dönem içerisinde 12 dönemde bağımsız denetim raporunun açıklama sonrası hesaplanan
standart sapması ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar açıklama sonrası lehine “BÜYÜK”
çıkmıştır. Tersi olarak, 8 dönemde ise bağımsız denetim raporunun açıklama sonrası hesaplanan standart sapması
ile açıklama öncesi standart sapması arasındaki farklar “KÜÇÜK” çıkmıştır.
Bu kapsamda, açıklama öncesi ve açıklama sonrası volatilite farklarının ortalamaları karşılaştırıldığında, mutlak
değer olarak “BÜYÜK” Standart sapmaların daha yüksek olması; bağımsız denetim raporunu açıklama günü ve
takip eden 4 iş gününü kapsayan dönem için volatilitede etkinin olduğunu ve dalgalanma seviyesinin açıklama
sonrasında yüksek olduğunu ortaya koymuştur.
Volatilite
Şirket 6
Yön
Dönem Sayısı
BÜYÜK
Toplam
Volatilite Farkı
Ort. Volatilite
Farkı *
10
1,1478
0,1148
KÜÇÜK
8
* Toplam Volatilite/İlgili Dönem Sayısı
-0,6032
-0,0754
Volatilite
Yön
Dönem Sayısı
BÜYÜK
10
KÜÇÜK
10
* Toplam Volatilite/İlgili Dönem Sayısı
Toplam Vol.
Farkı
0,3160
-0,1054
Ort. Volatilite
Farkı *
0,0316
-0,0105
Şirket 7
116
Şirket 6 ve şirket 7 aktif büyüklüğü bakımından 7 şirket içerisinde en küçük hacime sahip 2 şirkettir. Bu kapsamda,
gerek etkilenen dönem sayısı gerekse volatilite farklarının ortalamasına ilişkin standart sapmalar dikkate
alındığında, bağımsız denetim raporunun açıklanmasının volatiliteye ilişkin etki yarattığı ancak sektördeki diğer
şirketler kadar yüksek bir etkinin olmadığını ortaya koymaktadır. Bu durumda, şirketin hacimsel olarak daha küçük
olmasının bağımsız denetim raporunun hisse senedi fiyatlarında yarattığı dalgalanma seviyesi sınırlı düzeyde
kalmasına neden olmaktadır. (Şirket 6’nın 2012/Mayıs ayında halka arz edilmiş olması, söz konusu şirket için
incelenen dönem sayısının 18 olarak gerçekleşmesine neden olmuştur.)
5. Sonuç
Finans sektörüne sağladıkları fonlar ve risk yönetim aracı olmaları bakımından sigorta şirketleri finans dünyasında
önemli bir konuma sahiptir. Bu çalışmada BİST’de sigortacılık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin bağımsız
denetim raporlarının yayınlanma dönemleri ile hisse senedi fiyatı (değeri) arasında bir ilişkinin varlığının olup
olmadığının incelenmesi hedeflenmiştir. Yapılan araştırmalarda sigortacılık sektöründe bu yönlü bir bakış açısı ve
çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu çalışmanın diğer çalışmalardan farkı sadece bağımsız denetim raporundaki
bilgilerin sigorta sektörüne ait hisse senedi yatırımcısının kararlarına etkisinin analiz edilmesidir.
Çalışmamızın konusu dahilinde bağımsız denetim raporlarının yayınlanma tarihinden önceki döneme ilişkin hisse
senedi fiyat ortalamaları ile denetim raporunun ilan edildiği gün ve onu takip eden 4 iş günündeki fiyat hareketleri
incelenerek finansal yapıya ilişkin bilgi açıklamalarının sigorta sektöründeki hisselerin fiyat değişkenliğine etkisi
araştırılmıştır. Bağımsız denetim raporunun açıklanmasını takip eden gün sayısının uzun seçilmemesinin nedeni,
uzun aralıkların istatistiksel olarak çalışmanın gücünü azaltabilmesi ve olayın anlamlılığı hakkında yanlış
değerlendirmelere neden olabilmesidir (Kothari ve Warner, 2007: 8). Bu kapsamda veri setinde volatiliteyi
ölçebilmek için hisse senedi değişimlerinin standart sapması kullanılmıştır. Klasik standart sapma hesaplamalarında
varyansın zaman içerisinde değişkenlik göstermediği varsayılmıştır (Atakan, 2009: 49). Standart sapmaların
bağımsız denetim raporunun açıklanmasının öncesi ve sonrası olmak üzere analizi yapılarak, volatilitenin
belirlenmesine çalışılmış ve sigorta hisselerine yatırım yapan yatırımcıların davranışları üzerinde fikir edinilmiştir.
Finans sektörü içerisinde toplam aktif büyüklüğü ile %3’lük paya sahip olmasına karşın, risk yönetimi aracı olması
bakımından sigortacılık sektörü günümüzde finans sektörün önemli bir parçası haline gelmiştir. Bu kapsamda, halka
açık sigorta şirketleri yatırımcılar tarafından ilgi gören yatırım araçları olmaktadır. Ancak, ülkemizde yaşanan
finansal dalgalanmalar ve sektörün kendisinde yaşanan dalgalanmalar sigorta şirketlerine ait hisse senedi
fiyatlarında volatilitenin yüksek olmasına yol açmaktadır. Çalışmamızda BİST’de işlem gören sigorta şirketlerinin
2012-2016 yıllarına ait çeyreklik dönemleri itibariyle açıklamış oldukları bağımsız denetim raporunun hisse
senetlerinin volatilitesi üzerine etkisi bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere
BİST’de işlem gören sigorta şirketlerinin hisse senetlerinin volatilitesi açıklama yapılan dönemlerde ağırlıklı olarak
hisse senedi fiyat dalgalanmalarına neden olmaktadır. Açıklanma dönemi sonrasındaki standart sapmaların
açıklanma öncesi standart sapmalardan büyük olması ve bu farkın toplamlarının, tersi durumdan daha fazla olması
açıklamaların volatiliteyi artırdığı bulgusunu destekler niteliktedir.
Şirket bazında elde edilen sonuçlar bir arada değerlendirildiğinde, payları BİST’de işlem gören sigorta şirketleri
için aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.
Volatilite
Sektör
Toplam
Volatilite Farkı
Ort. Volatilite
Farkı *
Yön
Dönem Sayısı
BÜYÜK
11
1,2598
0,1410
KÜÇÜK
7
-0,3265
-0,0858
Sonuç olarak, dönemler bazında yapılan analiz sonucunda yedi adet hisse senedinden altısının fiyat hareketinin
bağımsız denetim raporunun açıklanma dönemi ile ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. İlişki tespit edilemeyen bir
şirketin (şirket 2) ise 2012-2016 yılları arasında net kar beyan etmesine karşılık sadece 2015 yılında kar dağıtımı
yaptığı belirlenmiştir. Bu kapsamda, ilgili şirketin hisse senetlerine yatırım yapan yatırımcıların şirketin kar dağıtımı
yapmamasını göz önüne alarak, fiyat hareketlerinde oynaklığın artmadığı söylenebilir. Zira, diğer altı şirket
incelenen dönemlerde geçmiş yıl zararlarını mahsup ettikleri dönemler haricinde ortaklarına temettü dağıtımına
gitmişlerdir.
Genel olarak ise, BİST’de payları işlem gören sigorta şirketlerine yatırım yapan yatırımcılar şirketlere ait detaylı
finansal bilgilere ulaşabildikleri ve geleceğe yönelik tahmin yapmalarını kolaylaştıran bağımsız denetim
raporundaki bilgilerden yatırım kararları etkilenmektedir.
117
KAYNAKÇA
Almajali, A. Y., Alamro, S. A. ve Al-Soub, Y. Z. (2012). Factors affecting the financial performance of Jordanian
insurance companies listed at Amman Stock Exchange. Journal of Management Research, 4(2), 266.
Atakan, T. (2009). İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında Değişkenliğin (Volatilitenin) ARCH-GARCH
Yöntemleri İle Modellenmesi. Yönetim Dergisi, 62, 48-61.
Ayaydın, H. ve Dağlı, H. (2012). Gelişen Piyasalarda Hisse Senedi Getirisini Etkileyen Makroekonomik
Değişkenler Üzerine Bir İnceleme: Panel Veri Analizi. Atatürk Üniversitesi İİBF Dergisi, 26 (3-4): 45-65.
Aygören, H. (2005). İMKB'de Oynaklik Tahmini Üzerine Bir Çalisma. Muhasebe ve Finansman Dergisi, (25), 200206.
Barbee Jr, W. C., Mukherji, S. ve Raines, G. A. (1996). Do Sales–Price and Debt–Equity Explain Stock Returns
Better than Book–Market and Firm Size?. Financial Analysts Journal, 52(2), 56-60.
Demir, Y. (2001). Hisse Senedi Fiyatını Etkileyen İşletme Düzeyindeki Faktörler ve Mali Sektör Üzerine İMKB'de
Bir Uygulama. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 6(2)., 109-130.
Ege, İ. ve Bayrakdaroğlu, A. (2008). Sermaye Yapısının Cari Değer Ve Verimlilik Üzerine Etkisi: Türk Sigortacılık
Sektöründe Bir Uygulama. Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 22(2).
İpekten, O. B., Aghapour, K. ve Shahinpour, A. (2014). Muhasebe ve Şirket Özelliklerinin BIST’de İşlem Gören
Banka ve Sigorta Şirketleri Hisse Senedi Fiyatları Üzerindeki Etkileri. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi, 18(3), 383-398.
Karaca, S. S. ve Başcı, E. S. (2011). Hisse Senedi Performansını Etkileyen Rasyolar ve İMKB 30 Endeksinde 20012009 Dönemi Panel Veri Analizi. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 16(3),
337-347.
Kaya, M. (2014). Sigortacılıkta Sermaye Yeterliliği Düzenlemeleri Çerçevesinde Finansal Oranların Hisse Senedi
Getirisine Etkisi: Bist’te Bir Uygulama. Yayınlanmış Doktora Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Isparta.
Kayalıdere, K. (2013). Hisse Senedi Piyasasında Muhasebe Bilgilerinin Rolü: İMKB-Mali Sektör Üzerine Bir
Uygulama. İşletme Araştırmaları Dergisi, 5(1), 130-151.
Kothari, S.P. ve Warner, J.B. (2007). Econometrics Of Event Studies. Handbook Of Corporate Finance: Empirical
Corporate Finance, 1(1), Elsevier/North-Holland, Handbooks in Finance Series.
Masulis, R. W. (1983). The impact of capital structure change on firm value: Some estimates. The Journal of
Finance, 38(1), 107-126.
Maysami, R. C., Howe, L. C. ve Rahmat, M. A. (2004). Relationship between macroeconomic variables and stock
market indices: Cointegration evidence from stock exchange of Singapore's All-S sector indices. Jurnal Pengurusan
(UKM Journal of Management), 24.
http://www.borsaistanbul.com/
https://www.kap.org.tr/tr/
https://www.tbb.org.tr/Content/Upload/istatistikiraporlar/ekler/808/Bankalarimiz_2016.pdf
15.08.2017)
(erişim
tarihi:
https://www.mkk.com.tr/project/MKK/file/content/Bilgi%20Merkezi%20Dosyalar%C4%B1%2FBorsa
%20Trendleri%20Raporu%2FBorsa%20Trendleri%20Raporu%20XIX (erişim tarihi: 28.08.2017)
118
EKLER
Tablo 1: Şirket 1’e ait Standart Sapma Değerlerinin Bağımsız Denetim Raporu Öncesi ve Sonrası
Karşılaştırılması
ŞİRKET 1
Dönemler
SS(sonra)*
SS(önce)**
SS Farkı
14.03.2012
0,1540
0,0807
0,0733
27.04.2012
0,0130
0,0255
-0,0125
14.08.2012
0,0257
0,0438
-0,0181
31.10.2012
0,0728
0,0304
0,0424
18.02.2013
0,0628
0,0937
-0,0309
29.04.2013
0,0767
0,0378
0,0390
31.07.2013
0,0739
0,1235
-0,0497
30.10.2013
0,2013
0,1938
0,0075
17.02.2014
0,0739
0,0907
-0,0169
29.04.2014
0,1999
0,1165
0,0834
25.07.2014
0,2219
0,0604
0,1615
30.10.2014
0,0824
0,0798
0,0026
30.04.2015
0,0847
0,1593
-0,0745
31.07.2015
0,1666
0,0891
0,0775
30.10.2015
0,1223
0,0701
0,0522
12.02.2016
0,1123
0,0815
0,0309
21.04.2016
0,1601
0,1546
0,0054
4.08.2016
0,0324
0,0475
-0,0151
19.10.2016
0,1038
0,0698
0,0339
Sonuç
BÜYÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
* SS(sonra): Bağımsız Denetim Raporu’nun açıklandığı gün ve takip eden 4 işgününün ortalama fiyata göre standart
sapması
** SS (önce) : Bağımsız Denetim Raporu açıklanmadan önceki döneme ait ortalama fiyatın standart sapması
Tablo 2: Şirket 2’ye ait Standart Sapma Değerlerinin Bağımsız Denetim Raporu Öncesi ve Sonrası
Karşılaştırılması
ŞİRKET 2
Dönemler
6.03.2012
30.04.2012
9.08.2012
31.10.2012
28.02.2013
30.04.2013
31.07.2013
30.10.2013
5.02.2014
30.04.2014
4.08.2014
28.10.2014
29.01.2015
28.04.2015
29.07.2015
27.10.2015
28.01.2016
28.04.2016
28.07.2016
26.10.2016
SS(sonra)*
SS(önce)**
SS Farkı
Sonuç
0,0098
0,0384
-0,0286 KÜÇÜK
0,0264
0,0325
-0,0061 KÜÇÜK
0,0591
0,0596
-0,0006 KÜÇÜK
0,0203
0,0099
0,0104 BÜYÜK
0,1204
0,1516
-0,0313 KÜÇÜK
0,0762
0,0314
0,0448 BÜYÜK
0,0160
0,0464
-0,0305 KÜÇÜK
0,0523
0,0479
0,0043 BÜYÜK
0,0751
0,0455
0,0295 BÜYÜK
0,0230
0,0203
0,0027 BÜYÜK
0,0224
0,0216
0,0007 BÜYÜK
0,0120
0,0252
-0,0132 KÜÇÜK
0,0101
0,0183
-0,0082 KÜÇÜK
0,0357
0,0197
0,0159 BÜYÜK
0,0295
0,0134
0,0161 BÜYÜK
0,0525
0,0587
-0,0062 KÜÇÜK
0,0265
0,0240
0,0025 BÜYÜK
0,0792
0,0503
0,0288 BÜYÜK
0,0204
0,0152
0,0051 BÜYÜK
0,0308
0,0068
0,0240 BÜYÜK
119
* SS (sonra) : Bağımsız Denetim Raporu’nun açıklandığı gün ve takip eden 4 işgününün ortalama fiyata göre
standart sapması
** SS (önce) : Bağımsız Denetim Raporu açıklanmadan önceki döneme ait ortalama fiyatın standart sapması
Tablo 3: Şirket 3’e ait Standart Sapma Değerlerinin Bağımsız Denetim Raporu Öncesi ve Sonrası
Karşılaştırılması
ŞİRKET 3
Dönemler
SS(sonra)
SS(önce)
2.03.2012
0,2392
30.04.2012
0,2022
3.08.2012
0,4061
31.10.2012
0,0420
28.02.2013
0,6453
30.04.2013
0,0402
30.07.2013
0,5004
30.10.2013
0,4327
5.02.2014
0,1580
29.04.2014
0,1531
4.08.2014
0,2490
28.10.2014
0,1638
29.01.2015
0,3410
28.04.2015
0,3090
28.07.2015
0,0631
27.10.2015
0,1249
28.01.2016
0,0661
28.04.2016
0,1696
26.07.2016
0,0706
26.10.2016
0,0623
0,2187
0,0850
0,2023
0,0765
0,3000
0,0307
0,3574
0,2917
0,1096
0,1104
0,2308
0,1757
0,1705
0,1069
0,0985
0,1342
0,1612
0,1602
0,0981
0,0486
SS Farkı
0,0206
0,1172
0,2038
-0,0345
0,3454
0,0095
0,1431
0,1410
0,0484
0,0427
0,0183
-0,0120
0,1705
0,2021
-0,0354
-0,0093
-0,0951
0,0094
-0,0276
0,0138
Sonuç
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
* SS (sonra) : Bağımsız Denetim Raporu’nun açıklandığı gün ve takip eden 4 işgününün ortalama fiyata göre
standart sapması
** SS (önce) : Bağımsız Denetim Raporu açıklanmadan önceki döneme ait ortalama fiyatın standart sapması
Tablo 4: Şirket 4’e ait Standart Sapma Değerlerinin Bağımsız Denetim Raporu Öncesi ve Sonrası
Karşılaştırılması
ŞİRKET 4
Dönemler
SS(sonra)
SS(önce)
SS Farkı
Sonuç
28.11.2014
0,0898
0,0806
0,0092 BÜYÜK
24.02.2015
0,4768
0,8740
-0,3972 KÜÇÜK
29.04.2015
1,6153
0,5669
1,0483 BÜYÜK
3.08.2015
0,6978
0,4762
0,2216 BÜYÜK
28.10.2015
0,6500
0,5477
0,1024 BÜYÜK
24.02.2016
2,4325
1,2003
1,2322 BÜYÜK
28.04.2016
0,3678
0,3187
0,0490 BÜYÜK
9.08.2016
0,0622
0,4773
-0,4151 KÜÇÜK
26.10.2016
1,8707
0,4068
1,4640 BÜYÜK
* SS (sonra) : Bağımsız Denetim Raporu’nun açıklandığı gün ve takip eden 4 işgününün ortalama fiyata göre
standart sapması
** SS (önce) : Bağımsız Denetim Raporu açıklanmadan önceki döneme ait ortalama fiyatın standart sapması
Not: Şirket 4’ün halka arz tarihi 13.11.2014’tür.
120
Tablo 5: Şirket 5’e ait Standart Sapma Değerlerinin Bağımsız Denetim Raporu Öncesi ve Sonrası
Karşılaştırılması
ŞİRKET 5
Dönemler
SS(sonra)
14.03.2012
30.04.2012
1.08.2012
23.10.2012
27.02.2013
30.04.2013
2.08.2013
30.10.2013
19.02.2014
25.04.2014
8.08.2014
30.10.2014
20.02.2015
30.04.2015
5.08.2015
30.10.2015
22.02.2016
2.05.2016
5.08.2016
31.10.2016
0,2268
0,1017
0,1223
0,0205
0,0551
0,0158
0,1119
0,0398
0,0346
0,1269
0,0694
0,0620
0,5306
0,2418
0,1040
0,0738
0,3477
0,0810
0,2275
0,1027
SS(önce)
SS Farkı
0,1152
0,1116
0,0665
0,0352
0,1107
0,0116
0,0352
-0,0147
0,0864
-0,0314
0,0415
-0,0257
0,1179
-0,0060
0,0548
-0,0149
0,0875
-0,0529
0,0304
0,0965
0,0973
-0,0280
0,0613
0,0007
0,1954
0,3352
0,1405
0,1013
0,1390
-0,0350
0,0616
0,0122
0,2479
0,0998
0,0644
0,0166
0,1298
0,0976
0,0729
0,0297
Sonuç
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
BÜYÜK
* SS (sonra) : Bağımsız Denetim Raporu’nun açıklandığı gün ve takip eden 4 işgününün ortalama fiyata göre
standart sapması
** SS (önce) : Bağımsız Denetim Raporu açıklanmadan önceki döneme ait ortalama fiyatın standart sapması
Tablo 7: Şirket ’ya ait Standart Sapma Değerlerinin Bağımsız Denetim Raporu Öncesi ve Sonrası
Karşılaştırılması
ŞİRKET 7
Dönemler
SS(sonra)
SS(önce)
SS Farkı
Sonuç
14.03.2012
0,1618
0,0536
0,1082 BÜYÜK
30.04.2012
0,0617
0,0724
-0,0107 KÜÇÜK
14.08.2012
0,0389
0,0504
-0,0116 KÜÇÜK
31.10.2012
0,0742
0,0333
0,0409 BÜYÜK
4.03.2013
0,0354
0,0581
-0,0227 KÜÇÜK
29.04.2013
0,0617
0,0133
0,0485 BÜYÜK
5.08.2013
0,0393
0,0562
-0,0169 KÜÇÜK
30.10.2013
0,0286
0,0461
-0,0174 KÜÇÜK
28.02.2014
0,0665
0,0619
0,0047 BÜYÜK
25.04.2014
0,0321
0,0294
0,0026 BÜYÜK
11.08.2014
0,0531
0,0185
0,0346 BÜYÜK
28.10.2014
0,0362
0,0368
-0,0006 KÜÇÜK
24.02.2015
0,1061
0,0563
0,0498 BÜYÜK
30.04.2015
0,0193
0,0191
0,0001 BÜYÜK
10.08.2015
0,0225
0,0247
-0,0023 KÜÇÜK
27.10.2015
0,0080
0,0245
-0,0165 KÜÇÜK
25.02.2016
0,0097
0,0107
-0,0010 KÜÇÜK
121
2.05.2016
9.08.2016
31.10.2016
0,0333
0,0117
0,0371
0,0232
0,0174
0,0207
0,0102 BÜYÜK
-0,0058 KÜÇÜK
0,0165 BÜYÜK
* SS (sonra) : Bağımsız Denetim Raporu’nun açıklandığı gün ve takip eden 4 işgününün ortalama fiyata göre
standart sapması
** SS (önce) : Bağımsız Denetim Raporu açıklanmadan önceki döneme ait ortalama fiyatın standart sapması
122
SİGORTACILIK SEKTÖRÜNDE STAJ: KÜTAHYA ÖRNEĞİ
Doç. Dr. Nilüfer DALKILIÇ1
Dumlupınar Üniversitesi
Öğr. Gör. Hüseyin Feyyaz EBEOĞLUGİL2
Dumlupınar Üniversitesi
Öz
Çalışmanın konusu sigortacılık öğrencilerinin stajlarıdır. Sigortacılık mesleği staj ile öğrenilebilecek bir meslektir.
Öğrenciler staj yaparak uygulamayı öğrenebilir, deneyim kazanabilir ve sektör hakkında bilgi sahibi olabilirler.
Sigortacılık sektörü çok hızlı değişim gösteren bir yapıya sahip olduğu için öğrencilerin sigortacılık konusundaki
güncel bilgi ve birikimi staj ile artacaktır. Öğrenciler için kariyerlerinde kazandıkları eğitim ve çabalar ile elde
ettikleri bilgi ve beceriler önem kazanmaktadır. Bilgi ve beceri kazanmadaki en önemli adım staj olarak
nitelendirilebilir. Bu çalışma Dumlupınar Üniversitesi’nde Bilimsel Araştırma Projesi olarak 1 yıl süre ile
gerçekleştirilen ve sonuçlandırılan bilimsel projeye dayanmaktadır. Çalışma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk
aşamada üniversite sanayi işbirliği çalışması ile Kütahya acentelerinin İŞKUR işbaşı eğitim programında işveren
olması için girişimlerde bulunulmuş ve “Kütahya Sigortacılık Stajyeri Kariyer Havuzu” oluşturulmuştur. İkinci
aşamada öğrencilerin ve işverenlerin anket yöntemiyle ile değerlendirilmesi yapılarak staj öncesi ile staj sonrası
durum tespiti gerçekleştirilmiştir ve sonuçları değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar yorumlanmış,
gelecek çalışmalar için izlenimlerde bulunulmuştur.
Anahtar Kelimeler
Staj, İş başında Eğitim, İstihdam
1.Giriş
Gelişmeler stajın önemini arttırmıştır. Sektörlerde alanında eğitim almış nitelikli insan gücü ihtiyaçları doğmuştur.
Bu durumda mesleki eğitim önem kazanarak eğitimde staj gerekliliği ortaya çıkmıştır (Mankan, 2015: 735). Staj
öğrencileri çalışacakları sektöre alışma işlevini yerine getirmektedir. Öğrenciler stajla sektörle ilk karşılaştıkları bir
dönem geçirmekte ve ileride mesleklerini yapıp yapmayacaklarına ilişkin görüşlerini geliştirmektedirler. İş
hayatında nelerin beklediğini deneyimleme fırsatı kazanmaktadırlar (Emir ve diğerleri, 2008: 276). Staj
uygulamaları öğrencilerin deneyim kazanmalarına, uygulama ve teori bilgilerini karşılaştırmalarına olanak
sağlamaktadır. Staj yapan öğrenciler iş yaşamını zorluklarına ilişkin hazırlıklı olmalarını sağlamaktadır (Karacan ve
Karacan, 2008: 168). Stajlar istidam olanaklarının geliştirilmesinde, stajyerlerin gerçekçi beklenti oluşturmaları
konularında faydalar sunmaktadır (Knouse ve Fontenot, 2008: 61). Staj öğrencilere daha fazla deneyim kazanmasını
ve literatürü deneyimlemesini sağlamaktadır. Öğrencilerin kişisel becerilerini, kendine güvenlerini ve iletişim
becerilerini geliştirmektedir (Albert ve diğerleri, 2009: 37). Stajın başarılı olması için uzman öğretim üyeleri ile
denetimi olması gerekmektedir. Staj öğrenim hayatının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Staj konusunda yapılan
araştırmalar hangi derslerin daha yararlı olduğu konusunda bilgi alışverişi sunmaktadır (Karaman ve diğerleri, 2017:
107). Staj öğrenmenin temelini oluşturmaktadır. Öğrenme davranışı olumlu yönde etkilediğinden staja gereken
önem verilmelidir. Uygulamalı eğitimde teori ders ile verilirken, işbaşı eğitim ile staj uygulaması verilmektedir
(Olcay ve diğerleri, 2015: 325). Öğrenciler açısından stajın verimli ve eğitici olmasında öğrencilerin bilinçli bir
şekilde stajlarını yerine getirmesi arasında yakın ilişki bulunmaktadır (Güler, 2016: 191).
Bu çalışma 25.03.2016/25.03.2017 döneminde yürütülen sonuçlandırılmış “Kütahya Sigortacılık Stajyeri Kariyer
Havuzu” isimli Dumlupınar Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesine dayanmaktadır. Projede üniversite sanayi
işbirliği çalışması ile Kütahya acentelerinin İŞKUR işbaşı eğitim programında işveren olması için girişimlerde
bulunulmuş ve Dumlupınar Üniversitesi Sigortacılık ve Risk Yönetimi bölümü öğrencileri ile “Kütahya Sigortacılık
Stajyeri Kariyer Havuzu” oluşturulmuştur. Projenin Kütahya sigortacılık alanında örgütsel ve insan kaynakları
sorunlarına çözüm getirmesi amaçlanmıştır. Projenin amacı İŞKUR ile Kütahya acentelerini bir araya getirerek
öğrencilere staj ve istihdam olanaklarını sağlamaktır. Projede gerçekleştirilen adımlar acentelerin belirlenmesi,
acenteler ile görüşmeler, öğrencilere proje hakkında bilgi verilmesi, öğrencilerin İŞKUR işbaşı eğitim programına
Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Yerleşkesi Tavşanlı Yolu 10. KM KÜTAHYA İletişim:
[email protected] Tel: +90274 265 2031/4661, Faks: +90274 265 2155
2
Dumlupınar Üniversitesi Prof. Dr. Güner ÖNCE Caddesi Şaphane / KÜTAHYA, Şaphane Meslek Yüksekokulu,
İletişim: [email protected] Tel: 0 (274) 551 27 64, Faks: 0 (274) 551 27 65
1
123
başlatılması şeklinde sıralanmaktadır. Projede yer alan acente sayısı 5 ve projeden yararlanan öğrenci sayısı 10’dur.
Öğrenciler İŞKUR işbaşı eğitim programı ile 6 ay acentelerde çalışmışlardır. Çalışmada acentelere ve öğrencilere
işbaşı eğitim programının değerlendirilmesine yönelik olarak görüşmeler gerçekleştirilerek anket uygulaması
yapılmıştır. Yapılan anket uygulamasında, acentelerin ve öğrencilerin proje hakkındaki değerlendirmeleri
yorumlanmıştır. Değerlendirmede işbaşı eğitim programının acenteler ile öğrenciler açısından uzun süreli stajlar
yardımıyla işe alım süreçleri, uygun işe uygun personel alımı ve nitelikli işgücünün desteklenmesine katkı sağladığı
görülmüştür.
2.Değerlendirme
Çalışmada anket yöntemi kullanılmıştır. İşbaşında eğitim programında yer alan acentelerle ve staj yapan öğrencilerle
birebir görüşme yapılarak soruların yanıtları alınmıştır. Görüşme gerçekleştirilirken sigorta acentelerinin ayrı,
öğrencilerin ayrı görüşleri alınmış olup, bu görüşmeler ve anketler yapılırken aynı ortamda olunmaması ve görüş
sahiplerinin birbirinden etkilenmemesi sağlanmıştır. Gelişmeler ve değerlendirmeler öncelikle yazılı bir biçimde kağıt
üzerinden takip edilmiştir. Sorular ile proje kapsamındaki acente ve öğrencilerin projeyi değerlendirmesi sağlanmış,
görüş ve önerileri alınmıştır. Görüşme sırasında acentelere yöneltilen sorularında ulaşılması istenen temel amaç,
öğrenciler ile acentelerin arasındaki iletişimi ve öğrenciye aktarılan bilginin düzeyini ölçmek, öğrencilerin
acentelerdeki istihdam koşullarını öğrenmektir. Değerlendirme formu kapsamında elde edilen sonuçlar deşifre
edildikten sonra özet şeklinde Tablo 1’de sunulmuş olup acente bilgileri aşağıdadır:
Tablo 1: Acenteler Görüşme Deşifresi
Görüşmeci No:
1. Görüşmeci
2. Görüşmeci
3. Görüşmeci
4. Görüşmeci
5.
Görüşmeci
Sizin
öğrencimize
uyum sağlama
konusunda
desteklerinizi
anlatabilir
misiniz?
Çalışanlar olarak
sıcak, samimi bir
ortamımız
mevcuttur. Bu
yüzden bizle
çalışmaya
başlayan
arkadaşlar uyum
konusunda
sıkıntı
yaşamamaktadır.
Çalışma ortamı,
sigortacılık bilgisi
hakkında detaylı
bilgilendirme
yapıldı, tecrübeler
ve risk analizinin
nasıl yapıldığı
anlatılmıştır.
Kendileri zaten
sıcakkanlıydı bir
sıkıntı yaşamadık.
Acentenizde
istihdam
ettiğiniz
öğrencilerimizin
hangi konuda
bilgilerini
arttırmaları
gerekir?
Bilgilerini ve
eksikliklerini
tamamlamaları
gerekmekte,
karşılıklı iletişim
sürecini
geliştirmeleri
gerekmektedir.
Teorideki
öğrenilen
bilgilerin pratikte
nasıl
uygulanacağı
bilgisine sahip
olmalılar, gerekli
deneyimi
kazanmaları
gerekir.
Acentenizde
istihdam
ettiğiniz
öğrencimize
hangi bilgileri
aktarmayı
Kendileriyle
bildiğimiz
bütün ekran
bilgilerimizi ve
iş
tecrübelerimizi
paylaştık. Tüm
Teorideki
öğrenilen
bilgilerin pratikte
nasıl olacağını
anlattık,
elementer ve
sağlık alanında
124
Samimi oluşu
ve çalışkan
yapısı şirket
çalışanları
tarafından kısa
sürede algılandı
devamında da
geçici olarak
çalışmasına
rağmen devamlı
çalışacak
personel gibi
davranıldı.
Bunun
sonucunda da
çalışma süresi
içinde tam
verim alındı.
Trafik branşı
harici
branşlarda
kendilerini
geliştirmeleri
gerekiyor.
Rahat ve
sıkılmayacağı
çalışma ortamı
sağladık.
Uyum sağlama
problememiz
olmadı.
Programlar
anlatıldı.
Kontrollü
olarak
sigorta
poliçesi
kestirildi.
Müşterilerle
iletişimini
sağladık,
yabancılık
çekmedi
bizden biri
oldu.
Tüm branşlarda
pratik yapmaya
ihtiyaçları var.
Güncel kanun
ve
yönetmeliklerin
öğretilmesi
gerekir.
Yönetmelikler
sürekli
değişiyor.
Müşterilere
güler yüzlü
olunması
gerektiği,
şirketlerin
ekranlarını,
müşterilerin
Acentemizin
ağırlıklı olarak
çalıştığı sigorta
branşlarında
eksiklerini
tamamladık.
Pazarlama
Genelde
bizim işimiz
trafiklerle
ilgili ama
mesela
konut
sigortası
konusunda
yeterli
bilgileri
yoktu ve
bunları
arttırmaları
gerekir.
Biz gelen
her
öğrencilere
ekranların
hepsini
öğretiyoruz,
trafikte
uygun
gördünüz?
branşları
kendilerine
öğrettik.
detaylı bilgi
paylaşımı yapıldı.
kişisel
bilgilerini ikinci
kişilerle
paylaşılmaması
gerektiğini
öğrettik.
alanından çok
poliçe ve teklif
hazırlama
kısmında yer
aldı.
Öğrencilerimiz
acentenizde
insanlar ile
sigorta
konusunda
pazarlama
iletişimi
kuracak
pozisyonda
mıydı yoksa işin
üretim
kısmında mı yer
aldı? Neden?
Öğrencimizden
memnun
kaldınız mı?
Neden?
Her
iki
pozisyonda da
çalıştılar.
Müşterilerle içli
dışlıda oldular,
üretim kısmında
da yer aldılar.
Pazarlamada yer
aldı, bu noktada
kendisini
geliştirmesini
gerekli gördük
çünkü acentelik
potansiyeli
sağlıyordu.
Arka plandaydı.
Pazarlama
yapmadan önce
işi öğrenmeleri
gerekiyor. İşi
öğrenene kadar
da İşbaşı eğitim
süreleri doluyor.
Üretim
kısmında yer
aldı. Poliçe ve
teklif hazırlama
konusunda
birçok bilgi
verdik.
Çok memnun
kaldık.
Evet memnun
kaldık. Kendi
personelim kadar
ilgiliydi.
Memnun kaldık.
Saygılı, dürüst
ve girişken biri
olduğu için.
Proje ve
ekibimizden
memnun
kaldınız mı?
Neden?
Çok
memnunduk.
Proje gayet
başarılı ve
devam etmeli.
Evet ilgili bir ekip
çalışmaların
öğrencilere
faydalı olacağını
düşünüyoruz.
Bizleri her zaman
desteklediler.
Projemiz
hakkındaki
düşüncelerinizi
almak istesek ne
derdiniz?
Proje gayet
başarılı ve
öğrencileri
teşvik edecek
derecede güzel
bir proje,
başarılarınızın
ve projenizin
devamını dileriz.
Proje gerçekten
teorinin pratiğe
uygulanması için
çok yararlı bir
uygulama,
yaygınlaştırılmalı.
Memnun kaldık.
Çünkü sürekli
öğrencileri
denetime
geliyorlar. Bir
sıkıntı olup
olmadığını
soruyorlar.
Proje hem
öğrencilere hem
de bize fayda
sağlıyor. Biz
tekrar öğrenci
almak istiyoruz.
Öğrenciler hem
iş öğreniyorlar
hem de ileride
bu mesleğe
devam edip
etmeyeceklerine
karar veriyorlar.
Memnun
kaldık, bizim
çalışma
şartlarımıza ve
ortamımıza
çabuk uyum
sağladı.
Her birinden
memnun
kaldık. Ekip
proje öncesi
bilgilendirme
ve devamında
da bize çok
yardımcı oldu.
İşyeri içinde
çalışan içinde
faydalı
olduğunu
düşünüyorum.
Personel
giderleri
açısından
tasarruf
etmemizi
sağladı, çalışan
için ise
gelecekte
yapacağı
meslek
hakkında bilgi
ve tecrübe
sahibi oldu.
Projelerin
bütün eğitim
yılına yayılması
gerektiğini
düşünüyorum,
özellikle mezun
olmaya yakın
Şirket yapımız
olarak
İŞKUR’dan
aldığımız
çalışanların,
öğrenci olması
ilk hedefimiz
Bize anketimiz
dışında
öğrencimizle
veya projemizle
ilgili iletmek
istediğiniz öneri
veya
125
derine
girilmiyor
fakat
konutta
derine
girmeye
çalıştık,
DASK vs.
öğrettik.
Çok aktif
olduğundan
dolayı satış
bölümünde
görev aldı.
Çalışkan bir
öğrenci
olduğu için
memnun
kaldık.
Evet. Güzel
bir proje
memnun
kaldık.
Öğrenci
açısından,
işyeri sahibi
açısından
faydalı bir
proje bence
devam
etmeli.
İşbaşı
eğitim
süresi keşke
3 aya
düşmeseydi.
6 ay
olduğunda
şikayetleriniz
varsa lütfen
belirtiniz?
-
sizlerin de
yönlendirmesi
ile bugüne
kadar 3
öğrencimiz
şirketimizde
çalıştı,
hepsinden
memnun kaldık.
-
öğrencilerin
vaktinin
%80’inin
acentelerde
gerektiğini ve
daha önceki ve
şimdiki
istihdam
ettiğimiz
öğrenciler ile
alakalı güncel
bilgilere uzak
olduğunu ve
üniversitede
uygulamadan
kaldırılmış
kanunları
öğrettiklerini
gördük.
daha fazla
deneyim
sahibi
oluyorlardı.
Acenteler çaba göstererek öğrencilerin uyum sağladıklarını ve öğrencilerin sigorta konusundaki bilgilerini
geliştirmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Acenteler öğrencilere şirketlerin ekranlarını ve uygulamadaki sigorta
bilgilerini öğrettiklerini ve öğrencilerin üretim ve pazarlama pozisyonlarında yer aldığını iletmişlerdir. Acenteler
öğrencilerden ve proje ekibinden memnun olduklarını belirtmişlerdir. Projenin başarılı bir proje ve devam etmesi
gerektiğini aktarmışlardır.
Çalışma kapsamındaki Sigortacılık ve Risk Yönetimi öğrencilerine ise 5 adet yorumlama gerektiren sorular
sorulmuştur. Öğrencilere yöneltilen yorumlama sorularının seçilmesindeki temel amaç ise, istihdam edildikleri
acentedeki pozisyonlarını öğrenmek, edindikleri bilgi birikimini, kazanımlarını ve deneyimlerini değerlendirmektir.
Değerlendirme formu kapsamında elde edilen sonuçlar deşifre edildikten sonra özet şeklinde Tablo 3’de
sunulmuştur.
Tablo 3: Öğrenciler Görüşme Deşifresi
Katılımcı
No:
1.
Katılımc
ı
2.
Katılımc
ı
3.
Katılımc
ı
4.
Katılımc
ı
5.Katılı
mcı
6.
Katılımc
ı
7.
Katılımc
ı
8.
Katılımc
ı
9.
Katılımc
ı
10.
Katılımcı
Çalıştığın
ız
acentede
hangi
pozisyon
da
(üretim,
müşteri
ile
ilişkisel
pazarlam
a vs.)
çalıştınız
? Hangi
pozisyon
da
çalışmak
isterdiniz
? Neden?
Üretim
pozisyon
unda
çalıştım.
Okuldak
i
bilgilerle
, poliçe
üretimi
nasıl
olduğun
u merak
ettiğim
için
üretim
pozisyon
unda
çalışmak
istedim.
Acenteni
n
şubeleri
ne fiyat
ve ürün
hakkınd
a
yardımcı
oldum.
Örneğin
şubenin
ekranınd
a vs.
sıkıntı
olduğun
da fiyat
araştırm
alarını
yaptım.
Birebir
Üretim,
pazarla
ma
alanların
da
çalıştım.
Üretimd
e
çalıştım.
Üretimd
e
çalıştım.
Üretim,
müşteri
ilişkileri
ve
pazarla
ma
birimleri
nde
çalıştım.
Ayrım
olsaydı
müşteri
ilişkileri
ni
seçerdim
.
Pazarla
ma
bölümün
de
çalıştım
ve bu
bölümde
de
çalışmak
isterdim,
kendime
uygun
bir
bölümde
çalıştığı
mı
düşünüy
orum.
Satış
alanında
çalıştım.
Üretimd
e
çalıştım.
Operasyon
ve satışta
çalıştım,
başka
pozisyon
istemezdi
m.
126
müşteril
erle
iletişime
geçtim.
Acenteni
n size
aktardığı
bilgiler
ve
deneyiml
er
nelerdir?
Lütfen
birkaç
kelime ile
açıklayan
ız.
Sigorta
şirketleri
nin
ekranları
ndan
fiyat
araştırıl
masını
öğrendi
m.
Müşteril
er ile
konuşma
deneyim
ini
kazandı
m.
Branşlar
hakkınd
a detaylı
bilgiler
öğrendi
m.
Ekran
kullanm
a,
müşteriy
le
iletişim
konusun
da
deneyim
kazandı
m.
Çok iyi
bir
acentede
çalıştım
ve kısa
sürede
bana işi
öğrettile
r.
Ekran
bilgisi
kendini
ifade
etme,
müşteril
eri ikna
etme
konusun
da
kendimi
geliştirdi
m.
Acentede
n
memnun
kaldınız
mı?
Neden?
Acented
en
memnun
kaldım.
Sadece
iş odaklı
değil
çalışanla
rına her
yönden
yardımcı
olmaya
çalışıyor
.
Acented
en
memnun
kaldım.
Çünkü
her
konuda
yardımcı
ve
destekçi
olundu.
Evet,
memnun
kaldım.
Mesleği
m
hakkınd
a bana
çok şey
kattılar.
Evet çok
memnun
kaldım.
Proje
hakkında
ki
düşüncel
erinizi
almak
istesek ne
derdiniz?
Proje
benim
için
deneyim
oldu.
Sigorta
sektörün
ün iş
ortamını
tanımış
oldum.
Sistemin
nasıl
çalıştığı
nı
inceledi
m,
geleceği
m
hakkınd
Proje
dahilind
e
acentede
çalışma
imkanı
buldum.
Bana
projenin
fazlasıyl
a katkısı
oldu.
Bana
hem iş
olanağı
sağladı
hemde
mesleği
mle
ilgili
beni
geliştirdi
. Çok
yararlı
olduğun
u
düşünüy
orum.
Olumlu
etkileri
oldu.
Sigorta
şirketleri
nin
ekranları
nda
kendimi
geliştirdi
m.
Ekran
konusun
daki
bilgiler,
pazarla
ma ve
müşteri
ilişkileri
nde
deneyim
kazanma
mı
sağladıla
r.
İş
deneyim
i ve
müşteri
ilişkileri
konusun
da
bilgiler
aktardı.
Ekran
bilgisi,
kendini
ifade
etme
konusun
da
geliştirdi
m.
Sigorta
ekranlarını
kullanma
ve müşteri
ilişkilerind
e katkısı
oldu.
İyi
yönleri
de vardı
fakat
ilişki
yönlerin
de
kendileri
ni
geliştirm
eliler.
Memnun
kaldım.
Sınav
haftasın
da
sınavlara
öncelik
vermemi
sağladıla
r.
Evet. İş
deneyim
i sağladı.
Evet
memnun
kaldım.
Evet.
Güzel
çalışma
ortamı var
ve acente
müdürü
alanında
iyi ve
sektöre
hakimdi.
Proje
öğrencin
in hem
gelir
hem de
deneyim
kazanma
sı için
iyi ve
başarılı
bir
projedir.
Proje
öğrencil
eri iş
hayatına
hazırlıyo
r. İlk
işdeneyi
mimi bu
proje ile
yaşadım.
Okuldak
i ders
saatleri
me
uyum
sağlamal
arı ve
adapte
olmam
konusun
da çok
yardımcı
oldular
çalıştığı
m
acentede
n
memnun
dum.
Kesinlik
le
projenin
devam
etmesini
diğer
arkadaşl
arımın
da
faydalan
masını
isterim.
Başarılı
bir
proje.
Teşekkü
r ederim.
Proje güzel
ve
yararlıydı
devamı
gelirse
öğrenciler
için yarar
sağlayacak
bir proje
olduğuna
inanıyoru
m.
127
a yararlı
düşüncel
ere sahip
oldum.
İletmek
istediğini
z öneri
veya
şikayetler
iniz varsa
lütfen
belirtiniz.
-
-
-
-
Acentele
r ekran
bilgisine
ve ürün
bilgisine
sahip
kişileri
tercih
ediyor.
Acentele
r
öğrencil
eri ucuz
işgücü
olarak
görmem
eli.
Öğrencil
er tek bir
acenteye
bağlı
kalmam
alı.
-
-
-
-
Öğrenciler acentede istedikleri pozisyonda çalıştıklarını belirtmişlerdir. Öğrenciler acenteden ekranı
kullanma, müşteri ilişkileri, satış, üretim ve fiyat konularında bilgi sahibi olduklarını belirtmişlerdir. Öğrenciler
acentelerden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Öğrenciler projeyi deneyim kazanma, gelir elde etme ve birçok
katkı sağladığını vurgulayarak başarılı bulmuşlardır.
3.Sonuç
Çalışmada acentelerle yapılan görüşmelerde ilk soruda acentelerin, öğrencilerin uyum sağlaması konusundaki
destekleri sorgulanmak istenmiştir. Bunun sonucunda her acentenin öğrencilere adaptasyon konusunda yardımcı
olduğu ve sıcakkanlı davranış sergilediği gözlemlenmiştir. İkinci soruda acentelere, öğrencilerin bilgi konusundaki
tutumları sorulmuştur. İki acente trafik branşı dışındaki branşlarda kendilerini geliştirmeleri kanaatine varmış,
diğerleri ise teorinin pratiğe aktarılması ve iletişim konusunda bilgilerinin aktarılması gerektiğini savunmuştur.
Üçüncü soruda acentelerden, katılımcılara aktardıkları bilgilerin özetlenmesi istenmiştir. Acenteler genellikle ekran
bilgilerini, iş tecrübelerini ve müşteri ilişkilerini aktardıklarını paylaşmıştır. Dördüncü soruda öğrencilerin hangi
konumda istihdam edildikleri öğrenilmiştir. Üç acente üretim kısmında yer aldığını söylerken, iki acente üretim ve
pazarlama gibi her iki alanda yer aldığını iletmiştir. Acentelerin projemiz hakkında iletmek istedikleri ise projenin
başarılı olduğu, yaygınlaştırılması gerektiği ve öğrencilerin iş sahasında deneyim sahibi olmaları açısından yararlı
olduğu vurgulanmıştır. Öğrencilerle yapılan görüşmelerde ise ilk soruda acentelerde hangi pozisyonda çalıştıkları
ve aslında hangi pozisyonda çalışmak istedikleri sorgulanmıştır. Üç öğrenci üretim diğer iki öğrenci ise üretim ve
pazarlama alanında istihdam edildiği öğrenilmiştir. İkinci soruda öğrencilerin, acentelerden aldıkları bilgiler ve
deneyimler konusunda bilgi edinilmek istenmiştir. Öğrenciler, ekran bilgileri, fiyat araştırması konusunda bilgi
aldıklarını ve müşteri ilişkileri konusunda ise deneyim kazandıklarını iletmişlerdir. Çalışmada acentelere Kütahya
sigortacılık iş gücü piyasasına olumlu katkılar sunduğu ve öğrencilerde kariyer olanakları arttırıldığı sonuçlarına
ulaşılmıştır. İş başında eğitim ile öğrenciler kariyerlerine daha uygun hale geldiklerini belirtmişlerdir. Çalışma ulusal
ekonomimiz açısından istihdama katkıda bulunma ve işveren ile potansiyel iş arayanların daha uzun deneme
süreçlerinin test edilmesine katkı sağlaması açısından diğer sektörlere de uygulanabilir özelliktedir.
4.Kaynakça
ALPERT Frank, Joo-Gim HEANEY ve Kerri-Ann L. KUHN (2009), Internships in Marketing: Goals, Structures
And Assessment – Student, Company and Academic Perspectives, Australasian Marketing Journal, 17, 36–45.
128
-
Emir, O., Arslan S. & Kılıçkaya Ş. (2008), Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Programı Öğrencilerinin Staj
Uygulamaları Hakkındaki Görüşlerinin Değerlendirilmesi: Afyon Kocatepe Üniversitesi Örneği, Afyon Kocatepe
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 10 (2), 273-291.
Güler, Z. (2016), Yaşantısal Öğrenme Kuramının Eskişehir Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Stajları İle
İlişkilendirilmesi Sorunlar-Öneriler, 3 (8), 171-196.
Karacan, S. & Karacan, E. (2008), Meslek Yüksekokullarında (MYO) Yapılan Staj Uygulamalarına İlişkin Bir
Araştırma: Kalite ve Verimlilik İçin İş Yerleri – MYO İşbirliğinin Gereği, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi 8 (2), 168-184.
Karaman, A., Metin, A.E., Güven Ş. (2017), Ormancılık ve Orman Ürünleri Programı Öğrencilerinin Staj Yapma
Eğilimlerinin Belirlenmesi: Uşak Üniversitesi Örneği, Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7
(1), 101-114.
Knouse, S. B. & Fontenot, G. (2008), Benefits of the Business College Internship: A Research Review, Journal of
Employment Counseling, 45 (2), 61-66.
Mankan E., (2015), Mesleki Önlisans Proğramlarında Staj Eğitiminin Önemi: Bülent Ecevit Üniversitesi Çaycuma
Meslek Yüksekokulu Örneği, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3 (10), 734-741.
Olcay, A., Yıldırım, İ, Sürme, M., (2015), Turizm Eğitimi Alan Öğrencilerin Staj Eğitimi Hakkında Görüşleri:
Gaziantep İli Örneği, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 5 (3), 324-334
129
TÜRKİYE’DE FAALİYET GÖSTEREN EMEKLİLİK ŞİRKETLERİNİN
PERFORMANSLARININ TEMEL BİLEŞENLER ANALİZİ VE KÜMELEME ANALİZİ
İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Arş Gör. Murat KIRKAĞAÇ1, Doç. Dr. Nilüfer DALKILIÇ2
Dumlupınar Üniversitesi, Dumlupınar Üniversitesi
Öz
Bireysel Emeklilik Sistemi, kişilerin aktif çalışma yaşamları süresince yaptıkları tasarrufları uzun vadeli yatırıma
yönlendirerek emeklilik dönemlerinde, yaşam standartlarını koruyabilecekleri bir gelir elde etmelerini sağlayan özel
bir emeklilik sistemidir. Ülkemizde Bireysel Emeklilik Sistemi’nin önemi son yıllarda oldukça artmıştır. 2016 yılı
sonu itibarı ile Bireysel Emeklilik Sistemi’nde 7.789.431 sözleşme yürürlüktedir. Katılımcı sayısı ise bir önceki yıl
sonuna göre yaklaşık %10 artarak 6,6 milyona ulaşmıştır. 1 Ocak 2017'den itibaren Bireysel Emeklilik Sistemi’ne
otomatik katılım da yürürlüğe girmiştir.
Bu çalışmanın amacı, 2012-2016 yılları arasında Türkiye’de faaliyet gösteren on beş tane emeklik şirketini finansal
performanslarına göre karşılaştırmaktır. Bu amaçla istatistiksel analizlerde sıklıkla kullanılan Temel bileşenler
analizi ve kümeleme analizi kullanılmıştır. Temel bileşenler analizi, birbirleriyle ilişkili çok sayıda değişkeni az
sayıda, anlamlı ve birbirinden bağımısız faktörler haline getiren ve yaygın olarak kullanılan; kümeleme analizi ise,
gruplanmış verileri benzerliklerine göre sınıflandırmada sıklıkla kullanılan çok değişkenli istatistiksel yöntemlerdir.
Analizde değişkenler olarak Emeklilik Gözetim Merkezi’nden elde edilen Bireysel Emeklilik Sistemi temel
göstergeleri ve Hazine Müsteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan Sigortacılık ve Bireysel
Emeklilik Faaliyetleri Hakkında Raporlardan elde edilen başlıca finansal göstergeler kullanılmıştır. Çalışma
sonucunda her iki yöntemle elde edilen sonuçlar incelenmiş ve bu iki yönteme göre elde edilen sonuçların birbiriyle
tutarlı olduğu gözlemlenmiştir.
Anahtar Kelimeler
Bireysel Emeklilik Sistemi, Temel Bileşenler Analizi, Kümeleme Analizi.
1. Giriş
Dünyada emeklilik sistemleri ulusal tamamlayıcı emeklilik planları, sosyal güvenlik sistemi ve özel emeklilik fonları
şeklinde üç ayaklı bir yapıya sahiptir. Bireysel Emeklilik Sistemi, üç ayaklı bu yapının üçüncü ayağını
oluşturmaktadır.
Bireysel Emeklilik Sistemi, herhangi bir zorlama olmaksızın bireylerin kazançları kadar geleceklerini güvence altına
alan tasarruf ya da fonlama sistemi olarak tanımlanabilir. Bireysel Emeklilik Sistemi’nde temel olan gönüllü
katılımdır. Gönüllü katılım ve katkısı belirli planların temelini, bireylerin gelecekteki endişelerini azaltmak,
emeklilik dönemlerini planlamak üzere gönüllü ve bireylerin gelirlerine göre birikim yapmak ve birikimleri etkili
bir şekilde değerlendirmek oluşturmaktadır (Erol & Yıldırım, 2003).
Bireysel Emeklilik Sistemi’nin amaç ve kapsamı 4632 sayılı “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi
Kanunu’nun 1. Maddesinde hükme bağlanmış bulunmaktadır:
Bu kanuna göre sistemin amacı: “kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak, bireylerin emekliliğe
yönelik tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesi ile emeklilik döneminde ek bir gelir sağlanarak refah düzeylerinin
yükseltilmesi, ekonomiye uzun vadeli kaynak yaratarak istihdamın artırılması ve ekonomik kalkınmaya katkıda
bulunulmasını teminen, gönüllü katılıma dayalı ve belirlenmiş katkı esasına göre oluşturulan Bireysel Emeklilik
Sistemi’nin düzenlenmesi ve denetlenmesidir.”
Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Yerleşkesi Tavşanlı Yolu 10. KM KÜTAHYA
İletişim: [email protected] Tel: +90274 265 2031/4640, Faks: +90274 265 2155
2
Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Yerleşkesi Tavşanlı Yolu 10. KM KÜTAHYA
İletişim: [email protected] Tel: +90274 265 2031/4661, Faks: +90274 265 2155
1
130
Bireysel Emeklilik Sistemi’nin kapsamı ise: “emeklilik şirketlerinin kuruluş, çalışma, yönetim ve denetimine,
kişilerin sisteme katılma, ayrılma ve emeklilik koşullarına, emeklilik yatırım fonlarının kuruluşuna, katkıların bu
fonlarda toplanmasına ve değerlendirilmesine, aracılık hizmetlerine, kamuya açıklanacak bilgilerin kapsamına ve
bireysel emeklilikle ilgili diğer hususlara ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.”
Bireysel Emeklilik Sistemi’nin işleyişine ilişkin esaslar, 4632 Sayılı Kanun ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan
yönetmelikler ile düzenlenmiştir. Bireysel Emeklilik Sistemi dört aşamada incelenebilir. Bu aşamalar:
• Bireysel Katılım
• Katkıların Yatırıma Yönlendirilmesi
• Emeklilik
• Denetim ve Gözetim
biçimindedir (Özbolat, 2004).
1 Ocak 2013 tarihinden itibaren her bir katılımcıların ödediği katkı paylarının %25’i oranında devlet katkısı
yapılmaya başlanmıştır. Katılımcı tarafından bir senede alınabilecek devlet katkısı tutarı, ilgili yıla ilişkin brüt asgari
ücret miktarının %25’ini geçmemekte ve bu miktarın hesaplanması katılımcı bazında yapılmaktadır. 1 Ocak
2017'den itibaren ise Bireysel Emeklilik Sistemi’ne otomatik katılım da yürürlüğe girmiştir
Yapılan devlet katkısı ve otomatik katılımın yürürlüğe girmesi ile Bireysel Emeklilik Sistemi’nin önemi özellikle
son yıllarda daha da artmıştır.
EGM tarafından 08.09.2017 tarihinde açıklanan güncel verilere göre:
Katılımcıların Fon Tutarı
: 63.264,9 milyon TL
Devlet Katkısı Fon Tutarı
: 9.445,9 milyon TL
Katkı Payı Tutarı
: 49.642,2 milyon TL
Yatırıma Yönlendirilen Tutar
: 48.928,8 milyon TL,
Şirketlerin Katılımcılarının Toplamı
: 6.829.997 kişi,
Faaliyet gösteren şirket sayısı
: 18 tanedir.
Bireysel Emeklilik Sistemi’nde faaliyet gösteren şirketlerin performansları gerek Hazine Müsteşarlığı, gerekse
denetim şirketleri tarafından denetlenmektedir. Bu performanslarının ölçülmesi, birbirleriyle karşılaştırılması
denetim bakımından olduğu gibi şirket seçecek katılımcı için de önemli bir konudur. Bu çalışmanın amacı,
Türkiye’de faaliyet gösteren emeklik şirketlerini finansal performanslarına göre karşılaştırmaktır. Bu karşılaştırma
2012-2016 yılları arasında, son beş yılı kapsayacak şekilde yapılmış ve çalışmaya son beş yılda da faaliyet gösteren
on beş tane emeklilik şirketi dahil edilmiştir.
Sigorta şirketlerinin performanslarının ölçülmesi ve karşılaştırılması için çok değişkenli istatistiksel analizlerde
sıklıkla kullanılan temel bileşenler analizi ve kümeleme analizi kullanılmıştır. Temel bileşenler analizi, çok sayıdaki
bağımlı değişkeni, anlamlı ve birbirinden farklı az sayıda faktörler haline getiren ve oldukça sık kullanılan bir
yöntemdir. Kümeleme analizi ise, çok değişkenli bir yöntem olup gruplanmış verileri benzerliklerine göre
sınıflandırmada sıklıkla kullanılan bir yöntemdir (Kalaycı, 2016).
Literatür taraması yapıldığında temel bileşenler analizi ve kümeleme analizinin tıptan, mühendisliğe; sosyal
bilimlerden, fen bilimlerine uzanan geniş bir uygulama alanı olduğu gibi sigorta ve aktüerya alanında da yaygın bir
kullanıma sahip olduğu görülmektedir.
Maitra ve Yan (2008), temel bileşenler analizi ve kısmi en küçük kareler algoritmaları tanımlamış ve çok değişkenli
regresyonda bu yöntemleri, gerçek sigorta verisi kullanarak karşılaştırmıştır.
Asar (2014), model belirlenirken kullanılacak değişkenlerin belirlenmesi sürecinde, temel bileşenler analizinin, veri
zarflama analizi sürecine dâhil edilmesinin yararları ve sigorta şirketlerinin etkinlik incelemesi üzerinde çalışmıştır.
Elde edilen sonuçlara göre, Türkiye’de faaliyet gösteren hayat dışı sigorta şirketlerinden 2012 pazar payının %80‟ini
elinde bulunduran şirketlerin etkin olan ve olmayan sigorta şirketlerine karar verilmiştir.
Kleinow (2015), çoklu nüfusun ölümlülük oranları için bir model geliştirmiştir. Bu modeli oluşturmak için, farklı
ülkelerin ölümlükleri arasındaki ortak yaş etkisinin ne olduğu araştırılmış ve çoklu nüfustaki ortak yaşı bulabilmek
için temel bileşenler analizi kullanmıştır.
Huber & diğerleri (2015), hayat sigortalarında fiyatın tüketici davranışlarını nasıl etkilediğini incelemişlerdir.
Deneyim faktörünü, yatıştırma değişkenini ve fiyat algı faktörünü göstermek için temel bileşenler analizini
kullanmışlardır.
Bu çalışmada ise temel bileşenler analizi ve kümeleme analizi Türkiye’de faaliyet gösteren emeklilik şirketlerinin
performanslarının ölçülmesi ve karşılaştırılması amacıyla kullanılmıştır.
Çalışmanın geri kalanı şu şekilde oluşmaktadır: İkinci bölümde kullanılan yöntemler olan temel bileşenler analizi
ile kümeleme analizi ile ilgili bilgi verilmiş ve uygulamada kullanılan veri tanıtılmış, üçüncü bölümde bulgular
analiz edilmiş, dördüncü bölümde sonuçlar yorumlanmış, beşinci ve son bölümde ise öneriler verilmiştir.
131
2. Yöntem
2.1. Temel Bileşenler Analizi
Temel bileşenler analizi ilk kez 1900’lü yılların başlarında Karl Pearson tarafından tanımlanmıştır. Ardından 1933
yılında Hotelling ve 1964 yılında Rao tarafından temel bileşenler analizinin daha geniş bir uygulama alanında
kullanımını sağlamışlardır (Timm, 2002).
Çok değişkenli istatistiksel analizlerde n sayıdaki nesne için p sayıda değişken incelenir. Bu değişkenlerin çok sayıda
olması ve bağımlı olmaları uygulamada problem yaratmaktadır. Fakat değişken sayısının çok olması, değişkenlerin
bağımsızlığı kuralını zedelemektedir, ayrıca işlem yükünü artırması ve elde edilecek sonuçların yorumlanmasının
zorlu olmasından dolayı istenmeyen bir durumdur. Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte, işlem yükü bir
sorun olarak görülmemekle birlikte değişkenlere ilişkin analiz sonuçlarını yorumlamak ve özetlemek güç
olabilmektedir. Bu durumlarda yararlanılan yöntemlerin en önemlisi temel bileşenler analizidir. Temel bileşenler
analizi genelde çok değişkenler arasında bağımlılığın yok edilmesi veya boyut azaltmak için kullanılsa da diğer
analizler için verinin düzenlenmesi için de kullanılmaktadır (Tatlıdil,2002).
Temel bileşenler analizi, dikgen dönüşüm kullanarak birbirleriyle ilişkili verileri birbirleriyle ilişkili bileşenlere
dönüştürür ve bu sayede veriler daha düşük boyutlu olur. Yöntem matematiksel olarak doğrusal bir dikgen dönüşüm
olarak tanımlanmaktadır ayrıca veri kümesine ait fazlalıkların en az, farklılıkların ise en çok olmasını sağlamaktadır
(Çatalbaş,2014).
Temel bileşenler analizinde, n sayıdaki gözlem ve p sayıdaki değişkenden oluşan veri matrisinin X’in p boyutlu
uzaydaki durumu düşünüldüğünde, çok sayıda noktadan oluştuğu söylenebilir. Bu matriste eğer ham veri kullanılmış
ise varyans-kovaryans matrisi, standartlaştırılmış veri kullanılmış ise korelasyon matrisi kullanılır. Bu seçimde
ölçüt, verilerin ölçü birimleridir. Eğer değişkenlerin ölçü birimleri aynıysa varyans-kovaryans matrisinden, değil ise
korelasyon matrisinden yararlanılması önerilmektedir (Tatlıdil,2002).
Bu çalışmada yapılan temel bileşenler analizinde, kullanılan değişkenlerin hepsinin ölçüsü aynı olmadığından dolayı
korelasyon matrisi kullanılmıştır.
2.2. Kümeleme Analizi
Kümeleme analizinin genel amacı, gruplandırılmış olan verileri benzerliklerine göre sınıflandırmak ve uygun,
yararlı, özet bilgiler elde edilmesini sağlamaktır. Kümeleme analizi temelde sahip olunan verileri gruplara ayırma
işlemidir. Kümeleme analizinde sınıflar önceden belirli değildir. Verilerin hangi kümelere kaç değişik ayrılacağına
verilerin birbirine olan benzerliğine göre karar verilir (Tatlıdil,2002).
Kümelemenin matematiksel tanımı ise şu şekilde yapılabilir:
Toplam 𝐷 = {𝑋1 , 𝑋2 , … , 𝑋𝑛 }, 𝑛 = 1,2, … , 𝑚 veri tabanı olsun, her bir Xn bir kaydı temsil etsin. 𝑋 =
{𝑥1 , 𝑥2 , … , 𝑥𝑖 }, 𝑖 = 1,2, … , 𝑚 her bir xi, ad, soyad, yaş ve gelir gibi özellikler olsun. Kümelemedeki amaç D veri
tabanını, j adet K kümesine bölmek ve 𝐾𝑗 ⊆ 𝐷 koşulunun sağlanmasıdır. (Silahtaroğlu, 2013)
2.3. Kullanılan Veri
Analizde kullanılan açıklayıcı değişkenler Emeklilik Gözetim Merkezi’nden elde edilen Bireysel Emeklilik Sistemi
temel göstergeleri ve Hazine Müsteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan sigortacılık ve bireysel
emeklilik faaliyetleri hakkında raporlardan elde edilen başlıca finansal göstergelerdir. Analizlerde kullanılmak üzere
toplamda dokuz tane açıklayıcı değişken seçilmiş, bu değişkenler seçilirken değişkenler arasında yüksek korelasyon
bulunmamasına dikkat edilmiştir. Analizde kullanılan açıklayıcı değişkenler şunlardır:
• tpu: Toplam prim ve katkı payı üretimi
• ttk: Toplam teknik kar
• ns: Nominal sermaye
• tö: Toplam özsermaye
• ks: Katılımcı sayısı
• ft: Fon tutarı
• ta: Toplam aktifler
• vök: Vergi öncesi kar
• mg: Mali gelir
Analizler 2012-2016 yılları arasında son beş yılın verileri kullanılarak yapılmış ve son beş yılda da faaliyet gösteren
on beş tane emeklilik şirketi çalışmaya dahil edilmiştir.
3. Bulgular
Tablo 1’de analizde kullanılan açıklayıcı değişkenlerin gözlem süresinin başı olan 2012 yılındaki ve gözlem
süresinin sonu olan 2016 yılındaki ortalama ve standart sapma değerleri gösterilmektedir:
Tablo 1: Kullanılan Değişkenlere İlişkin Tanımlayıcı İstatistikler
132
Değişken Adı
tpü (*1000 TL)
ttk(*1000 TL)
ns(*1000 TL)
tö(*1000 TL)
ks
ft(*1000 TL)
ta(*1000 TL)
vök(*1000 TL)
mg(*1000 TL)
Yıl
2012
2016
2012
2016
2012
2016
2012
2016
2012
2016
2012
2016
2012
2016
2012
2016
2012
2016
Ortalama
181.882
345.255
20.452
66.789
132.730
160.788
219.578
354.058
203.848
419.726
1.344.784
3.486.530
2.068.681
4.937.453
40.852
104.716
28.227
55.647
Standart Sapma
143.673
3.637.864
39.288
80.131
151.784
160.293
181.694
349.190
215.527
382.026
1.577.881
251.583
2.094.684
4.712.121
54.085
116.461
26.468
53.116
Tablo 1’de görüldüğü gibi bütün açıklayıcı değişkenlerin ortalama değerlerinin yıllar itibarıyla arttığı görülmektedir.
Bu durum Bireysel Emeklilik Sistemi’ne olan talebin yıllar ilerledikçe arttığını, buna bağlı olarak da emeklilik
şirketlerinin büyüdüğünü göstermektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri de %25 devlet katkısıdır.
Tablo 2’de temel bileşenler analizi için önemli olan veri ile temel bileşenler analizi uyumu testi sonuçları
görülmektedir:
Tablo 2: Veri-Temel Bileşenler Analizi Uyumu Testi
Yıl
2012
2013
KMO
Measure
of
0,553
0,531
Sampling Adequacy
Sig.
0,000
0,000
2014
0,616
2015
0,630
2016
0,601
0,000
0,000
0,000
Kaiser-Meyer-Olkin Measure of Sampling Adequacy değeri, değişkenler tarafından açıklanan ortak varyans
değeridir. Bu değer 1’e yakın ise veri temel bileşenler analizi yapmaya oldukça uygun, 0,50’nin altında ise bu veri
ile temel bileşenler analizi yapmak uygun değildir.
Bartlett’s Test of Sphericity değeri ve onun anlamlılığı ise değişkenlerin birbirleri ile korelasyon gösterip
göstermediklerini ölçer. Bu değerin anlamlılığını gösteren Sig. değeri 0,10 ve daha üzerinde ise bu veri seti ile temel
bileşenler analizi yapmak uygun değildir.
Tablo 2’den görüldüğü üzere tüm yıllar için iki değer de kullanılan veri setinin temel bileşenler analizi için uygun
olduğunu göstermektedir.
Tablo 3’te ölçülmek istenen değişkenin varyansının % kaçının ortaya çıkarılabilidği görülmektedir:
Tablo 3: Açıklanan Varyans
Bileşen
2012(%)
1
57,04
2
18,38
3
15,30
Toplam
90,72
2013(%)
56,52
20,20
14,70
91,42
2014(%)
62,58
16,32
13,56
92,46
2015(%)
66,27
13,49
12,70
92,46
2016(%)
65,61
15,92
11,71
93,24
Yapılan analizler sonucunda 2012-2016 arasında beş yılda da özdeğeri birin üzerinde olan üç tane bileşen olduğu
saptanmıştır. Örnekle açıklamak gerekirse 2012 yılı için birinci bileşen bu ölçekle ölçülmeye çalışılan özelliğin
%57,04’ünü açıklarken, ikinci bileşen %18,38’ini, üçüncü bileşen ise %15,30’unu açıklamaktadır. Toplamda bu
ölçek, ölçülmeye çalışılan özelliğin %90,72’sini açıklamaktadır. Açıklayıcı değişken sayısı olan dokuz boyuttan üç
boyuta inildiğinde %9,28’lik bir varyans kaybı yaşanmıştır. Bu değer diğer yıllar için %91,42, %92,46, %92,46 ve
%93,24’tür. Bu değerin çok düşük olmaması beklenir. Çünkü açıklanan varyans ne kadar küçük ise o ölçekten
edinilen bilginin de de o kadar az olduğu söylenebilir. Çoğu kaynağa göre bu kümülatif varyans değeri %50’nin
altına düşmemelidir.
Tablo 4’te son beş yıl için temek bileşenler analizi sonucu elde edilen faktör değerleri verilmiştir:
133
Tablo 4: Şirketlerin Toplam Faktör Puanları
Faktör Puanları
Şirket Adı
2012
2013
Aegon
-0,6497
-0,75326
Allianz Hayat
-0,39549
-0,53166
Allianz Yaşam
0,548001
0,149679
Anadolu
1,279722
0,793032
Avivasa
0,607894
-0,00558
Axa
-0,53373
-0,38322
BNP
-0,18622
-0,37299
Cigna
-0,40179
-0,25404
Garanti
1,201331
1,043005
Groupama
-0,3512
-0,43406
Halk
-0,30405
0,183048
Metlife
0,020015
0,293447
NN
-0,4101
-0,83599
Vakıf
-0,08501
-0,03908
Ziraat
-0,33966
1,147686
2014
-0,64551
-0,53687
0,402221
0,613936
-0,08915
-0,5819
-0,40977
-0,1808
1,133288
-0,43675
0,259722
0,366796
-1,00251
-0,17633
1,283608
2015
-0,62365
-0,57416
0,756756
0,707623
-0,371
-0,71636
-0,43256
-0,29954
1,031736
-0,44015
0,401681
0,56622
-0,85723
-0,3003
1,150904
2016
-0,57559
-0,6711
0,362186
0,67441
-0,42247
-0,70265
-0,38457
-0,36153
1,071464
-0,45875
0,457982
0,595281
-0,71258
-0,17431
1,302228
Temel bileşenler analizi sonuçlarına göre dokuz tane açıklayıcı değişkenden üç tane boyut elde edilmiş ve üç
boyutun faktörleri açıklanan varyans katsayıları ile çarpılarak tek bir faktör değeri elde edilmiştir. Elde edilen faktör
puanlarına göre şirketlerin sıralaması Tablo 5’te gösterilmektedir:
Tablo 5: Şirketlerin Sıralamaları
Şirketler
Sıralama
2012
1
Anadolu
2
Garanti
3
Avivasa
4
Allianz Yaşam
5
Metlife
6
Vakıf
7
BNP
8
Halk
9
Ziraat
10
Groupama
11
Allianz Hayat
12
Cigna
13
NN
14
Axa
15
Aegon
2013
Ziraat
Garanti
Anadolu
Metlife
Halk
Allianz Yaşam
Avivasa
Vakıf
Cigna
BNP
Axa
Groupama
Allianz Hayat
Aegon
NN
2014
Ziraat
Garanti
Anadolu
Allianz Yaşam
Metlife
Halk
Avivasa
Vakıf
Cigna
BNP
Groupama
Allianz Hayat
Axa
Aegon
NN
2015
Ziraat
Garanti
Allianz Yaşam
Anadolu
Metlife
Halk
Cigna
Vakıf
Avivasa
BNP
Groupama
Allianz Hayat
Aegon
Axa
NN
2016
Ziraat
Garanti
Anadolu
Metlife
Halk
Allianz Yaşam
Vakıf
Cigna
BNP
Avivasa
Groupama
Aegon
Allianz Hayat
Axa
NN
Tablo 5’ten görüldüğü gibi, kullanılan değişkenler ve temel bileşenler analizi sonucunda 2012 yılında en iyi
performans gösteren şirket Anadolu Hayat Emeklilik’tir. Anadolu Hayat Emeklilik diğer yıllarda da ilk dört şirket
arasında yer almıştır. Ziraat Emeklilik 2012 yılında dokuzuncu sırada iken diğer yıllarda birinci sıradadır. Garanti
Emeklilik tüm yıllarda ikinci sırada bulunurken, sektörde pazar payı yüksek olan diğer şirketler Avivasa Emeklilik
ve Allianz Yaşam ve Emeklilik da üst sıralarda yer almıştır. Yapılan analizler sonucu sektörde pazar payı diğer
şirketlere göre daha küçük olan NN Emeklilik, Axa Emeklilik ve Aegon Emeklilik son sıralarda yer almışlardır.
Temel bileşenler analizinden elde edilen bulgular yorumlandıktan sonra çalışmaya kümeleme analizi ile devam
edilmiştir. Kümeleme analizi yapılırken de sonuçların tutarlılığı açısından aynı değişkenler kullanılmıştır. Yöntem
olarak hiyerarşik olmayan kümeleme analizi seçilmiş ve küme sayısı 2 ve 3 alınarak sonuçlar elde edilmiştir.
Tablo 6’da küme sayısının 2 olması durumunda şirketlerin hangi kümelerde bulunduğu gösterilmektedir:
134
Tablo 6: Küme Sayısı İki Olarak Alındığında Şirketlerin Ait Oldukları Kümeler
1. Küme
2. Küme
Aegon
Allianz Yaşam
Allianz Hayat
Anadolu
Axa
Avivasa
BNP
Garanti
Cigna
Groupama
Halk
Metlife
NN
Vakıf
Ziraat
Kümeleme analizi 2012-2016 yılları arasındaki beş yıl için de ayrı ayrı yapılmış ve tüm yıllarda şirketlerin ait
oldukları kümeler aynı elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, temel bileşenler analizinden de faktör puanları
yüksek olan Allianz Yaşam ve Emeklilik, Anadolu Hayat Emeklilik, Avivasa Emeklilik ve Garanti Emeklilik bir
kümede bulunurken diğer dokuz şirket ayrı bir kümede yer almışlardır. Sonuçlar bu anlamda temel bileşenler
analizinden elde edilen sonuçlar ile tutarlıdır. Fakat Ziraat Emeklilik temel bileşenler analizinde 2013-2016 yılları
arasında ilk sırada yer almışken, kümeleme analizinde düşük faktör puanlı şirketler ile aynı kümede yer almıştır.
Tablo 7’de küme sayısının 2 olması durumunda şirketlerin hangi kümelerde bulunduğu gösterilmektedir:
Tablo 7: Küme Sayısı Üç Olarak Alındığında Şirketlerin Ait Oldukları Kümeler
Ait Olunan Küme
Şirket Adı
2012
2013
2014
Aegon
1
1
1
Allianz Hayat
1
1
1
Allianz Yaşam
3
3
3
Anadolu
2
2
2
Avivasa
3
3
3
Axa
1
1
1
BNP
1
1
1
Cigna
1
1
1
Garanti
3
3
3
Groupama
1
1
1
Halk
1
1
1
Metlife
1
1
1
NN
1
1
1
Vakıf
1
1
1
Ziraat
1
1
1
2015
1
1
2
2
2
1
1
1
2
1
1
1
1
3
3
2016
1
1
2
2
2
1
1
1
2
1
1
1
1
3
1
Tablo 7’den de görüldüğü üzere, 2012-2014 yılları arasında Anadolu Hayat Emeklilik ayrı bir küme, Allianz Yaşam
ve Emeklilik, Avivasa Emeklilik ve Garanti Emeklilik bir diğer küme, diğer dokuz şirket ise ayrı bir kümede yer
almıştır. Bu sonuçlar küme sayısının 2 olduğu durum ile oldukça benzerdir, tek fark küme sayısı üç olduğunda
sadece Anadolu Hayat Emeklilik’in ayrı bir küme olarak yer almasıdır. Allianz Yaşam ve Emeklilik, Anadolu Hayat
Emeklilik, Avivasa Emeklilik ve Garanti Emeklilik 2015-2016 yıllarında da aynı kümede iken 2015’de Vakıf
Emeklilik ve Ziraat Emeklilik, 2016’da ise sadece Vakıf Emeklilik ayrı bir kümede yer almıştır.
4. Tartışma
Bu çalışmada Türkiye’de 2012-2016 yılları arasındaki beş yılda da faaliyet gösteren on beş tane emeklilik şirketinin
finansal performansları temel bileşenler analizi ve kümeleme analizi kullanılarak belirlenmiş ve birbirleriyle
karşılaştırılmıştır. Analizde kullanılan açıklayıcı değişkenler; toplam prim ve katkı payı üretimi, toplam teknik kar,
nominal sermaye, toplam özsermaye, katılımcı sayısı, fon tutarı, toplam aktifler, vergi öncesi kar, mali gelir olmak
üzere dokuz tane olup bu veriler Emeklilik Gözetim Merkezi tarafından hazırlanan bireysel emeklilik sistemi temel
göstergeleri ve Hazine Müsteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan Sigortacılık ve Bireysel
Emeklilik Faaliyetleri Hakkında Raporlardan elde edilmiştir.
Kullanılan verinin hem temel bileşenler analizi hem de kümeleme analizi yapılmaya uygun olduğu görüldükten
sonra analizler yapılmış; Temel Bileşenler Analizi sonucunda 2012 yılında en iyi performans gösteren şirketin
Anadolu Hayat Emeklilik olduğu, Anadolu Hayat Emeklilik’in diğer yıllarda da ilk dört şirket arasında yer aldığı,
Ziraat Emekllilk’in 2012 yılında dokuzuncu sırada iken diğer yıllarda birinci sırada olduğu, Garanti Emeklilik’in
tüm yıllarda iki sırada bulunduğu, Avivasa Emeklilik ve Allianz Yaşam ve Emeklilik’in de üst sıralarda yer aldığı
135
görülmüştür. Ayrıca sektörde pazar payı diğer şirketlere göre daha küçük olan NN Emeklilik, Axa Emeklilik ve
Aegon Emeklilik şirketlerinin temel bileşenler analizi sonucu elde edilen faktör puanlarının diğer şirketlere göre
daha düşük olduğu görülmüştür.
Kümeleme analizi sonucunda ise; temel bileşenler analizinden elde edilen bulgular ile tutarlı olarak daha yüksek
faktör puanına sahip şirketlerin ayrı bir grup, daha düşük faktör puanına sahip olan şirketlerin de ayrı bir grupta yer
aldığı gözlemlenmiştir. Bu tutarlılığı bozan tek şirketin Ziraat Emeklilik olduğu görülmüştür.
5. Öneriler
Sigortacılık ve aktüerya alanında genellikle çok değişkenli ve yüksek boyutlu verilerle çalışıldığı için çok değişkenli
istatistiksel analiz yöntemleri önem kazanmaktadır. Temel bileşenler analizi ve kümeleme analizi de sıklıkla
kullanılan çok değişkenli istatistiksel analiz yöntemlerindendir. Bu çalışma sonucunda temel bileşenler analizi ve
kümeleme analizi ile elde edilen bileşenlere diğer çok değişkenli analizler olan; kanonik korelasyon analizi,
diskriminant analizi, lojistik regresyon analizi gibi yöntemler uygulanıp elde edilen sonuçlar genelleştirilebilir, daha
farklı sonuçlar elde edilebilir.
Emeklilik şirketlerinin büyüklük bakımından karşılaştırdığı böyle bir çalışmanın arkasından, etkinlik koşulları
belirlenip hangi emeklilik şirketlerinin etkin olduğunu, etkin olmayan şirketlerin hangi koşullarda etkin olabileceğini
araştırmak için veri zarflama analizi yapılabilir.
Emeklilik şirketlerine uygulanan bu çalışma sigorta şirketlerine de uygulanabilir, sigorta şirketlerinin de büyüklük
bakımında karşılaştırmaları yapılabilir. Ayrıca bu çalışma farklı tip sigorta branşları üzerine de uygulanabilir.
Kaynakça
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Asar, S.S. (2014). Veri zarflama analizinde temel bileşenler analizinin kullanımı, Yayımlanmamış Yükse
lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara, Türkiye.
Çatalbaş, M.C. (2014). Temel bileşenler analizi ve kanonik korelasyon analizi ile imge tanıma ve
sınıflandırma, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü,
Ankara, Türkiye.
Erol, A. & Yıldırım A.E. (2003). Tüm yönleriyle bireysel emeklilik sistemi. Ankara: Yaklaşım Yayıncılık.
Huber, C. Gatzerd, N. & Schmeiser, H. (2015). How does prıce presentatıon ınfluence consumer choıce?
the case of lıfe ınsurance products, The Journal of Risk and Insurance, 82(2), 401-431.
Kalaycı, Ş. (2016). SPSS uygulamalı çok değişkenli istatistik teknikleri. Ankara: Asil Yayın Dağıtım.
Kleinow, T. (2015). A common age effect model for the mortality of multiple populations, Insurance
Mathematics and Economics, 63, 147-152.
Maitra S. & Yan, J. (2008). Principle component analysis and partial least squares: two dimension
reduction techniques for regression, Casualty Actuarial Society, Discussion Paper Program.
Özbolat, M. (2004). Türkiye’de hayat sigortaları ve bireysel emeklilik sistemi. Ankara: Detay Yayıncılık.
Silahtaroğlu, G. (2013). Veri madenciliği, İstanbul: Papatya Yayınları.
Tatlıdil, H. (2002). Uygulamalı çok değişkenli istatistiksel analiz, Ankara: Akademi Matbaası.
Timm, N.H. (2002). Applied multivariate analysis. USA: Springer.
136
DEMİR – ÇELİK SEKTÖRÜNDE MEYDANA GELEN İŞ KAZALARININ VERİ
MADENCİLİĞİ KULLANILARAK ANALİZİ
Esra Yadigar TOZAK1
Karabük Üniversitesi Endüstri Mühendisliği
Yrd. Doç. Dr. Taner ERSÖZ2
Karabük Üniversitesi Aktüerya ve Risk Yönetimi
Prof. Dr. Filiz ERSÖZ3
Karabük Üniversitesi Endüstri Mühendisliği
ÖZET
Günümüzün artan rekabet koşullarında firmalar varlıklarını sürdürebilmek için verimliliklerini arttırmak
zorundadır. Verimlilik artışını sağlayabilecek en önemli unsurlardan birisi ise insandır. Sektördeki tecrübeli
çalışanların iş kazaları sonucu çalışma hayatlarından uzak kalmaları veya çalışma hayatlarına son vermeleri
verimlilik düşüşüne sebep olmaktadır. İş kazaları ülke ekonomisini doğrudan etkilerken, işverenlerin ve
çalışanların maddi ve manevi kayıplarına neden olmaktadır. Demir çelik sektöründe meydana gelen, iş kazaları
sonucu oluşan iş gücü kayıplarını en çok etkileyen bağımsız değişkenlerin belirlenerek iş gücü kayıplarının en aza
indirilmesini amaçlayan bu çalışmada, demir çelik tesislerinin yoğun olduğu bir ilde meydana gelen 1557 kişiye
ait iş kazası verisi, veri madenciliği yöntemlerinden karar ağacı algoritmaları kullanılarak analiz edilmiştir.
Anahtar Kelimeler
Demir Çelik Sektörü, İş kazaları, Veri Madenciliği, Karar Ağacı, Chaid Algoritması, CRT Algoritması
1. Giriş
İş kazasının farklı tanımları yapılmaktadır. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) iş kazasını “önceden
planlanmamış, çoğu zaman yaralanmalara, makina ve teçhizatın zarara uğramasına veya üretimin bir süre durmasına
yol açan olay” şeklinde tanımlarken, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş kazasını "belirli bir zarar veya
yaralanmaya yol açan, önceden planlanmamış beklenmedik bir olay" olarak tanımlamaktadır [1].
İş kazaları toplumda önemli sorunlara neden olmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 'ne göre, her
yıl dünyada yaklaşık 360.000 ölümcül ve 337 milyon ölümcül olmayan iş kazası meydana gelmektedir. Sadece
büyük iş kazalarının tahmini maliyeti, dünya çapında 5 milyar ABD doları olarak tahmin edilmektedir. Ayrıca bu
kazalar işçiler ve aileleri için tarifsiz acılara neden olmaktadır [2].
Türkiye’de ise Sosyal Güvenlik Kurumu yıllık istatistiklerine göre 2015 yılında toplam 241.547 iş kazası
meydana gelmiştir. Bunlardan 1.252 ‘si ölümle sonuçlanmıştır. Türkiye'de her 100 çalışandan 1,52’si iş kazası
geçirmektedir. Aynı zamanda 2015 yılı istatistiklerine göre Türkiye ’de toplam 510 kişi meslek hastalığına
yakalanmıştır [3]. Dünyada olduğu gibi Türkiye’ de de iş kazası sonucun da meydana gelen mağduriyetler nedeniyle
tüm işçi ve aileleri yasalar ile koruma altına alınmıştır [4].
Türkiye 2013 yılı itibarıyla Dünyanın 8’inci, Avrupa’nın ise 2’inci en büyük çelik üreticisi konumundadır
ve 34 milyon ton çelik üretim kapasitesine sahiptir. 2013 yılı itibariyle elde edilen istihdam verilerine göre
Türkiye’de ham çelikten mamul üreten kuruluşlarda, 37.129 kişiye doğrudan istihdam sağlanmıştır. Diğer çelik
kuruluşları ve dolaylı istihdam ile birlikte, sektörün toplam istihdamının 200 bin kişi civarında olduğu tahmin
edilmektedir [5]. 2014 yılında Türkiye’deki iş kazalarının %44,1’i,ölümlerin ise %71’i belirli sektörlerde meydana
gelmiştir. Bunlar madencilik, metal/makine, inşaat ve kara taşımacılığı işkollarıdır. Metal/makine sektöründeki en
yüksek ölüm ve kaza hızları demir-çelik ve döküm işkollarını içine alan ana metal sanayi grubunda gerçekleşmiştir
[6].
Türkiye’de demir-çelik sektörü 200 bin civarında kişiye istihdam sağlarken meydana gelen iş kazalarının
oranını büyük ölçüde arttırmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada Türkiye’de demir-çelik tesislerinin yoğun olduğu bir
ilde meydana gelen iş kazaları incelenerek, kazaları etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır.
2. Literatür
İş kazalarının oluşmasında iş yerindeki üretim teknolojisi, üretim araçları ve çevre koşullarının yanı sıra
çalışanların sosyolojik, psikolojik ve fizyolojik durumları da etkili olmaktadır. Fakat iş kazalarının oluşmasına neden
olan durumların tümü temel iki etkene indirgenebilir. Bu etkenlerden birincisi iş yerlerindeki güvensiz çalışma
ortamları ve ikincisi ise çalışanların yaptığı güvensiz davranışlardır [7].
Tablo 1. Yıllara göre Türkiye’de meydana gelen iş kazaları
Yıllar
İş Kazası Sıklık Hızı (100 Kişide)
2011
0,60
İş Kazası Sayısı
69.227
Karabük Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü.
İletişim: [email protected]
2
Karabük Üniversitesi, İşletme Fakültesi, Aktüerya ve Risk Yönetimi Bölümü.
İletişim: [email protected]
3
Karabük Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü.
İletişim: [email protected]
1
137
Ölüm Sayısı
1700
2012
2013
2014
2015
0,60
1,46
1,42
1,52
74.871
191.389
221.366
241.547
744
1360
1626
1252
Türkiye’de meydana gelen iş kazalarının son beş yıllık gelişimi Tablo 1’de gösterilmiştir[3]. Tabloda
görüldüğü gibi ülkemizde iş kazalarının sıklık hızı ve iş kazası sayısı her geçen yıl artmaktadır ve iş kazası sonucu
meydana gelen ölüm sayısı da oldukça fazladır.
Ülkemizde ve Dünyada meydana gelen iş kazalarının sebeplerini belirlemek ve böylece bu kazaları
mümkün olduğunca azaltmak için pek çok çalışma mevcuttur. Bu çalışmalardan bazıları aşağıdaki tabloda
verilmiştir.
Tablo 2. Literatür Çalışması
Yazar
1
Selahattin Kanten.
2
Özlem Özkan, Zehra
Koçyiğit, Ünzile Şen.
3
Haluk Tanrıverdi, Orhan
Akova, Emel Yıldırım.
4
Matilde Delmina da Silva
Martins, Norberto Anibal
Pires da Silva, Teresa
Isaltina Gomes Correia.
5
Noora Nenonen.
6
Hüseyin Ceylan.
7
8
9
10
Buket Gulhan,
Mustafa N. Ilhan,
E. Fusun Civil.
Susana García-Herrero,
M.A. Mariscal ,
Javier G. Rodríguez,
Dale O. Ritzel.
Kogler Robert ,
Quendler Elisabeth,
Boxberger Josef.
Emilia Molinero-Ruiz,
Silvia Pitarque, Yvonne
Fondevila-McDonald,
Mayte Martin-Bustamante.
Laura Marica ,
Sabina Irimie ,
Virginia Baleanu.
Çalışma Başlığı
Çalışma Koşullarının Fiziksel – Psikolojik
Sağlık Belirtileri ve İş Kazaları ile İlişkisi:
Mermer Çalışanları Örneği
Özel Hastanelerde Çalışan Hemşirelerin
Algılanan İş ve Gelir Güvencesizliği ile
Çalışma Koşulları
İş
Kazaları
Etkenlerinin
Koruyucu
Kullanma Ve İş Kazaları Yönetim
Yaklaşımı Düzeyi İle İlişkisi: Ameliyathane
Ünitelerinde Çalışan Sağlık Personeli
Üzerine Bir Araştırma
Accidents at Work and Its Impact on a
Hospital in Northern Portugal
Analiz Tekniği
Veriler faktör analizi, korelasyon
analizi ve regresyon analizi vasıtasıyla
analiz edilmiştir [8].
Verilerin analizinde yüzde, aritmetik
ortalama ve ki kare önemlilik testi
kullanılmıştır [9].
Veriler korelasyon analizi ve sıklık
tabloları, merkezi-yaygınlık ölçütleri ile
analiz edilmiştir [10].
Veriler Kolmogorov-Smirnov testi, KiKare testi ve Fisher's Exact testi ile
analiz edilmiştir [11].
Analysing Factors Related To Slipping,
Stumbling, and Falling Accidents at Work:
Application of Data Mining Methods to
Finnish Occupational Accidents and
Diseases Statistics Database
Analysis of Occupational Accidents
According to The Sectors in Turkey
Verilerin analizinde veri madenciliği
yöntemlerinden
karar
ağacı
ve
ilişkilendirme kuralları kullanılmıştır
[12].
Veriler istatistiksel
incelenmiştir [13].
analizler
Occupational accidents and affecting factors
of metal industry in a factory in Ankara
İstatistiksel analizde
kullanılmıştır [14].
Ki-kare
Working
Conditions,
Psychological/Physical Symptoms and
Occupational Accidents. Bayesian Network
Models
Analysis of occupational accidents with
agricultural machinery in the period 2008–
2010 in Austria
How Reliable and Valid is The Coding of
The Variables of The European Statistics on
Accidents At Work (ESAW)? A Need to
Improve Preventive Public Policies
Çalışmayı gerçekleştirmek için, Bayes
ağlarını kullanarak bir olasılık modeli
oluşturulmuştur [15].
ile
testi
Analitik test yöntemi olarak ki-kare testi
ve odds ratio analizi kullanılmıştır [16].
Veriler Kappa
edilmiştir [17].
indeksi
ile
analiz
12
Ismael Cruz,
Raul Huerta-Mercado
Occupational Safety and Health in Peru
13
Kirsten Jørgensen
Prevention of ‘‘Simple Accidents at Work’’
With Major Consequences
14
Emilia Irzmańska
Protective Footwear And The Risk Of
Slipping In Older Workers – Definitions,
Achievements, Recommendations
Morbidite
istatistiklerinin
ana
göstergelerinin
gelişimi
analiz
edilmiştir [18].
İşçilerin güvenliği ve sağlığını korumak
için yapılan düzenlemeler incelenmiştir
[19].
Büyük kazalar için oluşturulan önleme
veya güvenlik yöntemlerinin ne ölçüde
basit kazalar için geçerli olduğu analiz
edilmiştir [20].
İşyerinde kayma ile ilgili kazaların
istatistikleri ve koruyucu önlemler
analiz edilmiştir [21].
15
Muhammet Gul,
Ali Fuat Guneri,
Fatih Yilmaz,
Oguzhan Celebi
Analysis of The Relation Between The
Characteristics
of
Workers
and
Occupational Accidents Using Data Mining
Veriler Weka yazılımının k-means
kümeleme algoritması kullanılarak
analiz edilmiştir [22].
11
Aspects of Occupational Morbidity in The
Mining Sector
138
Veri madenciliği yöntemlerinin kullanımı birçok alanda yaygınlaşmıştır. Bununla birlikte, mesleki kaza
analizinde bu yöntemler hala nadiren kullanılmaktadır. Nenonen (2012), çalışmasında, 2006-2007 yılları arasında
işyerinde kayma, tökezleme ve düşme kazalarıyla ilgili faktörleri analiz etmek için veri madenciliği yöntemlerini
(karar ağacı ve ilişkilendirme kuralları) kullanmıştır. Veriler Finlandiya ulusal meslek kazaları ve hastalık
istatistikleri veri tabanından alınmıştır. İşyerinde meydana gelen kayma, tökezleme ve düşme kazaları,
Finlandiya'daki tüm kazaların büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Analiz sonuçları daha önceki araştırmalarla
uyumlu olarak bulunmuş ve büyük bir veri kümesini ve değişkenler arasındaki ilişkileri kolayca göstermek için veri
madenciliği yöntemleri, iş kazası verilerini analiz etmede yararlı bir tamamlayıcı yöntem olarak görülmüştür [12].
Birkaç sanayide meydana gelen iş kazaları sıklıkla büyük kayıplara neden olur. İş kazalarının ana nedenleri
genellikle analiz gerektiren güvenlik yönetimi problemlerinden kaynaklanmaktadır. Veri madenciliği teknikleri
birçok alanda yaygın olarak uygulanmaktadır. Bununla birlikte, bu yöntemler nadiren mesleki sağlık ve güvenlik
(İSG) konularında kullanılmaktadır. Gul vd. (2016), çalışmalarında Weka yazılımının k-means kümeleme
algoritmasını kullanarak Türkiye'deki farklı sektörlerden 234 örnek içeren mesleki kaza verilerine ilişkin iki noktaya
dikkat çekmişlerdir. Bunlardan birincisi, işçilerin yatırım özelliklerini iş verimliliğini en üst düzeye çıkararak
işçilere ve iş kazalarına dayalı olarak nasıl yöneteceğini ve ikincisi, işçilerin nitelikleri ile meslek kazaları arasında
herhangi bir ilişki olup olmadığıdır. Bu çalışmanın sonuçları, İSG' de veri madenciliği tekniklerinin kullanılmasının
iş kazalarını azaltmak ve işçileri bu kazalardan korumak için iyileştirme politikaları sunduğunu göstermektedir [22].
3. Materyal ve Metot
Bu çalışma Türkiye’de iş kazalarının sayısını büyük ölçüde arttıran demir çelik sektöründe meydana gelen
iş kazalarını incelemek amacıyla, demir çelik tesislerinin yoğun olduğu bir ilde gerçekleştirilmiştir. Bu ilde demir
çelik tesislerinde meydana gelen iş kazaları veri madenciliği algoritmaları kullanılarak analiz edilmiştir.
İş kazaları sonucu oluşan iş gücü kaybı bağımlı değişken olarak belirlenirken; kazanın oluş şekli, yaralanan
bölge, kaza geçiren çalışanın görevi, tecrübesi, fabrikası ve yaşı ise bağımsız değişken olarak belirlenmiştir.
Fabrikalarda iş kazalarını etkileyen bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkilerin yönünün, önem sırasının
görselleştirmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi için veri madenciliği paket programı yardımıyla karar ağaçları
algoritmalarından CRT ve CHAID yöntemleri kullanılmıştır.
CRT, karar ağacı algoritmalarının içinde en fazla kullanılanlardan biri olup, sınıflandırma ve regresyon
analizi için kullanılan bir algoritmadır. CRT bağımlı değişken kategorik iken sınıflandırma modeli, sürekli iken ise
tahminleme modeli kuran bir algoritmadır. CHAID algoritması, sürekli ve kategorik tüm değişken tipleri ile
çalışabilmesi nedeni ile yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu algoritmada tahmin değişkenleri hedef değişkene uyan
bir çiftin içinde istatistiki olarak anlamlı bir fark kalmayıncaya kadar birleştirilmesiyle en iyi sınıfın hesaplanması
tekniğine dayanır [23].
3.1 Veri Madenciliği
Veri Madenciliği; “büyük miktarda veri içerisinden, teknolojiyi, istatistiksel ve matematiksel teknikleri
kullanarak anlamlı (değerli-gizli) ve kullanılabilir bilgilerin açığa çıkarılması” olarak tanımlanmaktadır. Veri
Madenciliği altı aşamada incelenebilir. Bu aşamalar: Veri Tabanlarında Bilgi Keşfi, Proje Amacının Belirlenmesi,
Verilerin Hazırlanması, Modelleme, Değerlendirme ve Uygulamadır [24].
Veri madenciliğinin amacı, geçmiş faaliyetlerin analizini temel alarak gelecekteki davranışların tahminine
yönelik karar verme modelleri oluşturmaktır. Veri madenciliğinde farklı amaçlarla kullanılan çeşitli yöntemler
bulunmaktadır. Bu çalışmada sınıflandırma ve regresyon modellerinde kullanılan başlıca yöntemlerden biri olan
karar ağaçları kullanılmıştır. Karar ağaçları, ağaca benzeyen yapısı ile kökünden yapraklarına doğru kurallar dizini
içeren bir akış diyagramıdır. Karar ağaçlarının anlaşılabilir kurallar üretebilmesi, aşırı hesaplamaya gerek kalmadan
sınıflandırma yapabilmesi, tüm değişken tipleri için uygun olması, sınıflandırma ve tahmin için hangi alanların en
önemli olduğunu açık bir şekilde gösterebilmesi güçlü yönleri olarak bilinmektedir [23].
CRT Algoritması, C4.5 Algoritması, C5.0 Algoritması, CHAID Algoritması, QUEST Algoritması ve SLIQ
Algoritması literatürde yaygın olarak kullanılan karar ağacı algoritmalarıdır.
3.1.1 Problemin Tanımlanması
Bu çalışmanın yapılmasına neden olan problem, Türkiye’de demir çelik sektöründe meydana gelen iş
kazalarında hangi değişkenlerin ne kadar etkiye sahip olduğunun belirlenmesidir.
Bunun için ilk olarak iş kazalarının analizinde kullanılacak olan bağımlı ve bağımsız değişkenler
belirlenmiştir. Daha sonra ise kaza geçiren çalışanın görevi, çalıştığı fabrika, tecrübesi, yaşı, iş kazası sonucu oluşan
iş gücü kaybı, kazanın oluş şekli ve yaralanan bölge arasındaki ilişkiler ortaya konmaya çalışılmıştır.
3.1.2 Verilerin Hazırlanması
Tanımlanan problem için gerekli olan veriler bir ilde bulanan entegre demir çelik tesislerinden ve
haddehanelerden elde edilmiştir. Çalışmaya başlamadan önce veri setindeki veriler analiz edilerek çalışmada
kullanılabilecek veriler tespit edilmiştir. Kullanılacak veriler; görev, fabrika, tecrübe, yaş, iş gücü kaybı, kazanın
oluş şekli ve yaralanan bölge olmak üzere yedi değişkenden oluşmaktadır.
Entegre demir çelik tesislerinden ve haddehanelerden elde edilen iş kazası verileri veri madenciliği paket
programına tanıtıldıktan sonra veri kalitesi incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda veri setindeki eksik veriler
temizlenmiştir. Yapılan düzenlemeler sonucu 1557 kişiye ait iş kazası verisi analiz için uygun hale getirilmiştir.
139
Analiz için hazırlanan verilerden girdi ve çıktı değişkenleri belirlendikten sonra, çıktı değişkeninin her bir girdi
değişkeni ile arasındaki ilişki incelenmiştir.
3.1.3 Modelleme
Elde edilen veri seti düzenlendikten sonra model kurulması için veriler hazır hale getirilmiştir. Çalışma için
kullanılan yedi değişkenden iş gücü kaybı çıktı değişkeni olarak belirlenirken; kazanın oluş şekli, yaralanan bölge,
kaza geçiren çalışanın görevi, fabrikası, tecrübesi ve yaşı ise girdi değişkeni olarak belirlenmiştir ve çıktı değişkeni
ile girdi değişkenleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyan model oluşturulmuştur. Bu model kurulurken ve istatistiksel
analizler için paket programlar kullanılmıştır.
İşletmede meydana gelen iş kazaları, kazanın oluş şekline göre 10 alt kategoriye ayrılmıştır. Kaza sonucu
yaralanan bölge değişkeni de alt kategorilere ayrılmaktadır. Kaza geçiren çalışanın görevi sekiz alt kategoriye
ayrılmıştır. Çalışanın yaş aralığı ise beş alt kategoriye ayrılmıştır.
Tablo 3. İş Kazası Verilerinin Kategorilere göre Dağılımları
Ana
Alt Kategoriler
% Dağılım
Kategoriler
İncinme
9,6
Çapak Yaralanmaları
10,8
Çarpma Sonucu Yaralanmalar
17,9
Düşerek Yaralanmalar
8,5
Üzerine Cisim Düşerek Yaralanma
8,4
Kazanın
Oluş Şekli
Sıkışma
10,1
Yanma
7,0
Burkulma
4,4
Kesilme
2,5
Diğer Yaralanmalar
20,8
Ana
Alt Kategoriler
% Dağılım
Kategoriler
İşçi
78,2
Hadde İşçisi
5,7
Saha İşçisi
,8
Tornacı
1,9
Çalışanın
Görevi
Kaynakçı
2,6
Elektrikçi
0,6
Taşlamacı
0,2
Diğer
10,0
Ana
Kategoriler
Göz
Bel
Bacak
Ayak
Omuz
Vücut
Parmak
El
Kol
Diğer
Yaralanan
Bölge
Ana
Kategoriler
Çalışanın
Yaşı
Alt Kategoriler
% Dağılım
14,1
10,4
4,4
23,6
1,0
2,8
10,9
12,7
5,8
14,2
Alt Kategoriler
<20
20-29 yaş arası
30-39 yaş arası
40-49 yaş arası
>=50
% Dağılım
0,8
32,8
48,7
16,8
0,9
Tanımlayıcı İstatistikler: İş kazaları veri setindeki değişkenler sayısal değişkenler ve kategorik değişkenler olarak
ikiye ayrılmışlardır ve bu değişkenler üzerine tanımlayıcı istatistikler her iki grup için ayrı ayrı uygulanmıştır.
Tablo 4. Tanımlayıcı İstatistik Tablosu
Değişkenler
Çalışanın Tecrübesi (Yıl Cinsinden)
Kazanın Neden Olduğu İş Gücü Kaybı (Gün Cinsinden)
N
1557
1557
Ortalama
3,81
11,70
Minimum
0
1
Maximum
43
132
Veri setindeki sayısal değişkenler çalışanın tecrübesi ve iş kazası sonucu oluşan iş gücü kaybıdır. Tabloda
görüldüğü gibi veri setindeki örneklem sayısı (N) 1557’dir ve veri setinde eksik değer bulunmamaktadır. Kaza
geçiren çalışanın tecrübesi için minimum değer 0 yıl iken maksimum değer 43 yıldır ve ortalama tecrübe yılı 3,81
yıldır. Veri setindeki iş gücü kaybı gün cinsinden verilmiştir. Minimum iş gücü kaybı 1 gün iken, maksimum iş gücü
kaybı 132 gündür ve iş kazaları sonucu ortalama 11,7 gün iş gücü kaybı yaşanmaktadır.
İş kazalarına ilişkin kategorik değişkenler Tablo 5’de verilmiştir.
Tablo 5. Tanımlayıcı İstatistik Tablosu (Kategorik Değişkenler)
Değişkenler
N
Tepe Değer (Mod)
Kaza Yapan Çalışanın Görevi
1557
1
Kaza Yapan Çalışanın Ait Olduğu Fabrika
1557
1
Çalışanın Yaşı
1557
3
Kazanın Oluş Şekli
1557
10
Vücutta Hasar Verdiği Yer
1557
4
Veri setindeki kategorik değişkenler çalışanın görevi, çalıştığı fabrika, çalışanın yaşı, kazanın oluş şekli ve
kaza sonucu vücutta yaralanan bölgedir. Tabloda görüldüğü gibi veri setindeki örneklem sayısı (N) 1557’dir ve veri
setinde eksik değer bulunmamaktadır. Kategorik verilerin mod (tepe) değerleri incelenmiştir. Kaza yapan
çalışanların görevleri için tepe değeri 1’dir ve bu değer en çok görevi 1 olanların kaza yaptığını ifade eder (1=“işçi”).
En çok kaza geçirilen fabrika 1 değeri ile ifade edilen entegre bir demir çelik fabrikasıdır. Çalışanların yaş
140
değişkenleri incelendiği zaman en çok kazayı 3 değeri ile ifade edilen 30-39 yaş arası çalışanların geçirdiği
görülmektedir. Kazanın oluş şeklinde 10 değeri diğer yaralanmalar grubunu ifade ederken, kazanın vücutta hasar
verdiği yer (yaralanan bölge) için 4 değeri ayak yaralanmalarını ifade eder.
Korelasyon Analizi:
İş kazalarına ilişkin değişkenler arasındaki ilişkinin derecesi ve yönünü incelemek için korelasyon analizinden
yararlanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçları Tablo 6’da verilmiştir.
Tablo 6. Korelasyon Tablosu
Korelasyon
İş Gücü
Katsayısı
Kaybı
İş Gücü Kaybı
1,000
Oluş Şekli
0,104**
Çalışanın Yaşı
0,128**
Yaralanan Bölge
0,210**
Fabrika
0,097**
Tecrübe
-0,019
Çalışanın Görevi
0,020
Oluş Şekli
0,104**
1,000
0,002
0,309**
-0,110**
0,105**
-0,025
Çalışanın
Yaşı
0,128**
0,002
1,000
0,077**
0,070*
0,191**
0,073**
Yaralanan
Bölge
0,210**
0,309**
0,077**
1,000
0,000
0,027
-0,049
Fabrika
Tecrübe
0,097**
-0,110**
0,070**
0,000
1,000
-0,524**
0,125**
-0,019
0,105**
0,191**
0,027
-0,524**
1,000
-0,038
Çalışanın
Görevi
0,020
-0,025
0,073**
-0,049
0,125**
-0,038
1,000
Karar Ağaçları Algoritmalarının Analizi: Bir ilde demir çelik tesislerinde meydana gelen, iş kazaları sonucu
oluşan iş gücü kayıplarına etki eden değişkenler karar ağacı algoritmalarından CRT ve Chaid yöntemleri ile analiz
edilmiştir.
a. CHAID Yöntemi
Chaid yöntemi kullanılarak yapılan analizin sonucunda bağımlı değişken olan iş gücü kaybına etki eden en
önemli bağımsız değişken yaralanan bölge çıkmıştır.
Kurulan modelde bağımlı değişken olan iş gücü kaybının tahmini sonuçları şöyledir:
✓ İş kazası sonucu yaralanan bölge, 1 değeri ile ifade edilen göz yaralanmaları ve 2 değeri ile ifade bel ise; tahmini
iş gücü kaybı 8 gündür.
✓ İş kazası sonucu yaralanan bölge, 3 değeri ile ifade edilen bacak yaralanmaları ve 10 değeri ile ifade edilen
diğer yaralanmalar ise; tahmini iş gücü kaybı 11 gündür.
✓ İş kazası sonucu yaralanan bölge, 4 değeri ile ifade edilen ayak yaralanmaları, 5 değeri ile ifade edilen omuz
yaralanmaları, 6 değeri ile ifade edilen vücut yaralanmaları, 7 değeri ile ifade edilen parmak yaralanmaları, 8
değeri ile ifade edilen el yaralanmaları ve 9 değeri ile ifade edilen kol yaralanmaları ise; tahmini iş gücü kaybı
13 gündür.
Chaid yöntemi kullanılarak elde edilen karar ağacının düğümleri aşağıda gösterilmiştir.
Şekil 1. Tahmini İş Gücü Kaybı Chaid Karar Ağacı
b. CRT Yöntemi
CRT yöntemi kullanılarak yapılan analizin sonucunda bağımlı değişken olan iş gücü kaybına etki eden en
önemli bağımsız değişkenin yaralanan bölge daha sonra çalışanın yaşı ve daha sonra ise kazanın oluş şekli olduğu
görülmektedir.
CRT yöntemi kullanılarak elde edilen karar ağacının düğümleri aşağıda gösterilmiştir.
Şekil 2. Tahmini İş Gücü Kaybı Karar Ağacı Düğüm 0
✓ İş gücü kaybına etki eden faktörler incelendiği zaman; iş gücü kaybına etki eden en önemli faktörün yaralanan
bölge (vücutta hasar verdiği yer) olduğu gözlenmiştir.
141
Şekil 3. Tahmini İş Gücü Kaybı Karar Ağacı Düğümleri
✓ İş kazası sonucu yaralanan bölge bacak, ayak, omuz, vücut, parmak, el, kol ve diğer bölümler ise iş gücü
kaybının tahmini değerinin 13 gün olduğu görülmektedir.
✓ Yaralanan bölge göz ve bel; çalışanın yaşı 40-49 yaş aralığında ise tahmini iş gücü kaybının 12 gün olduğu
görülmektedir.
✓ Yaralanan bölge göz ve bel; çalışanın yaşı 20’den küçük, 20-29 yaş aralığında, 30-39 yaş aralığında ve 50
yaşından büyük ise tahmini iş gücü kaybının 8 gün olduğu görülmektedir.
Şekil 4. Tahmini İş Gücü Kaybı Karar Ağacı Düğümleri
✓ Yaralanan bölge göz; kazanın oluş şekli çapak yaralanmaları; çalışanın yaşı 20 den küçük ve 20-29 yaş
aralığında ise tahmini iş gücü kaybının 7 gün olduğu görülmektedir.
✓ Yaralanan bölge göz; kazanın oluş şekli çapak yaralanmaları; çalışanın yaşı 30-39 yaş aralığında ise tahmini iş
gücü kaybının 7 gün olduğu görülmektedir.
✓ Yaralanan bölge göz; kazanın oluş şekli çarpma sonucu yaralanmalar, üzerine cisim düşerek yaralanma, yanma
✓
✓
✓
✓
ve diğer yaralanmalar; çalışanın yaşı 30-39 yaş aralığında ve 50 yaş üzeri ise tahmini iş gücü kaybının 6 gün
olduğu görülmektedir.
Yaralanan bölge göz; kazanın oluş şekli çarpma sonucu yaralanmalar, üzerine cisim düşerek yaralanma, yanma
ve diğer yaralanmalar; çalışanın yaşı 20-29 yaş aralığında ise tahmini iş gücü kaybının 4 gün olduğu
görülmektedir.
Yaralanan bölge bel; çalışanın yaşı 20-29 yaş aralığında ise tahmini iş gücü kaybının 8 gün olduğu
görülmektedir.
Yaralanan bölge bel; çalışanın yaşı 30-39 yaş aralığında; kazanın oluş şekli incinme ve çarpma sonucu
yaralanmalar ise tahmini iş gücü kaybının 10 gün olduğu görülmektedir.
Yaralanan bölge bel; çalışanın yaşı 30-39 yaş aralığında; kazanın oluş şekli diğer yaralanmalar ise tahmini iş
gücü kaybının 9 gün olduğu görülmektedir.
142
4. Sonuç ve Değerlendirme
Günümüzde gelişen teknoloji ve artan makineleşme ile birlikte iş kazaları ve dolayısıyla iş gücü kayıpları
meydana gelmektedir. Türkiye’de Demir – Çelik Endüstrisi insanlara büyük istihdamlar sağlamaktadır ve ülkedeki
sanayi ekonomisinin merkezindedir. Bu nedenle Demir – Çelik Endüstrisinde meydana gelen iş kazaları ülke
ekonomisini doğrudan etkilerken, işverenlerin ve çalışanların maddi ve manevi kayıplarına neden olmaktadır.
Demir çelik sektöründe meydana gelen iş kazaları sonucu oluşan iş gücü kayıplarını en çok etkileyen
bağımsız değişkenlerin belirlenerek iş gücü kayıplarının en aza indirilmesini amaçlayan bu çalışmada, demir çelik
tesislerinin yoğun olduğu bir ilde meydana gelen 1557 kişiye ait iş kazası verisi, veri madenciliği algoritmaları
kullanılarak analiz edilmiştir.
Analiz edilen veri setindeki bağımlı değişken olan iş gücü kaybının tahmini sonuçlarına ilişkin modeller
geliştirilmiştir. Bunun için korelasyon analizi ve karar ağaçları algoritmalarından da CHAID ve CRT yöntemleri
kullanılmıştır.
Kullanılan modellerin analiz sonuçlarına bakıldığı zaman, iş gücü kaybını etkileyen en önemli bağımsız
değişkenler sırasıyla:
✓ Korelasyon analizi için yaralanan bölge, çalışanın yaşı, kazanın oluş şekli ve fabrika çıkmıştır.
✓ Chaid yöntemi için en önemli bağımsız değişken yaralanan bölge çıkmıştır.
✓ CRT yöntemi için yaralanan bölge daha sonra çalışanın yaşı ve daha sonra ise kazanın oluş şekli çıkmıştır.
Veri madenciliği teknikleri kullanılarak yapılan analizlerin sonuçları aynı zamanda konu ile ilgili alınması
gereken önlemleri de ifade etmektedir. Bu çalışmanın sonuçları:
✓ 20 yaşından küçük, 20-29 yaş aralığında ve 30-39 yaş aralığındaki çalışanların, göz yaralanmalarının büyük
çoğunluğunun göze çapak kaçmaları sonucunda olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle çalışanların koruyucu
donanım kullanmaları gerekmektedir.
✓ 30-39 yaş aralığında çalışanların, bel bölgesinde geçirdiği yaralanmaların daha çok incinme ve çarpma sonucu
olduğu görülmektedir. Çalışanlar bu konuda uyarılarak daha dikkatli çalışmalarını sağlamak ve koruyucu
önlemler almak gerekmektedir.
✓ İş gücü kaybına yaralanan bölgelerden ayak, parmak, el ve kol yaralanmalarının daha fazla etki ettiği
görülmüştür. Buna sebep olan kazalarında sıkışma, çarpma ve düşmeler olduğu tespit edilmiştir. Bu tür
yaralanmaların azaltılması için gerekli tedbirlerin alınması ve çalışanların koruyucu donanımlarını kullanmaları
konusunda uyarılmaları gerekmektedir.
✓ En çok 30-39 yaş arasındaki çalışanların iş kazası geçirdiği gözlenmiştir. Bu yaş aralığındaki işçiler için bazı
önlemler alınması gerekmektedir.
Kaynaklar
[1] ÖZKILIÇ, Ö. (2005). İş Sağlığı Ve Güvenliği, Yönetim Sistemleri Ve Risk Değerlendirme Metodolojileri.
Ankara: Türkiye İş Veren Sendikaları Konfederasyonu
[2] Ajslev, J., Dastjerdi, E.L., Dyreborg, J., Kines, P., Jeschke, K. C., Sundstrup, E., Jakobsen, M., Fallentin, N.,
Andersen, L. L. (2016). Safety Climate and Accidents at Work: Cross-Sectional Study among 15,000 Workers of
the General Working Population. Safety Science, 91: 320–325.
[3] http://www.sgk.gov.tr/wps/portal/sgk/tr/kurumsal/istatistik/sgk_istatistik_yilliklari (erişim tarihi:21.04.2017)
[4] Melez, D. O. , Büyük, Y. , Esen Melez, İ. , Şahin, M. F. , Şahin, E. , Gürler, A. S. , Eyisoy, O.(2013). Tuzla
Tersaneler Bölgesinde 2003-2011 Yılları Arasında İş Kazalarına Bağlı Ölümler. Turkiye Klinikleri Journal of
Medical Sciences, Volume: 33, Issue: 4.
[5] Demir Çelik Sektör Raporu (2014). Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye: Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı
(DOĞAKA).
[6] Üçüncü, K. (2015). 2014 Yılı SGK İş Kazası İstatistiklerinin Analizi.
[7] Şimşek, M. G.(2015). Tekstil Sektöründe Meydana Gelen Meslek Hastalıkları ve İş Kazalarına Yönelik Bir
Araştırma. (Yüksek Lisans Tezi). Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
[8] Kanten, S. (2012). Çalışma Koşullarının Fiziksel – Psikolojik Sağlık Belirtileri ve İş Kazaları ile İlişkisi: Mermer
Çalışanları Örneği. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 7, Sayfa: 155167.
[9] Özkan, Ö., Koçyiğit, Z., Şen, Ü. (2013) Özel Hastanelerde Çalışan Hemşirelerin Algılanan İş ve Gelir
Güvencesizliği ile Çalışma Koşulları. Cumhuriyet Hemşirelik Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 1, Sayfa:15-25.
[10] Tanrıverdi, H. , Akova, O. , Yıldırım, E.(2015). İş Kazaları Etkenlerinin Koruyucu Kullanma Ve İş Kazaları
Yönetim Yaklaşımı Düzeyi İle İlişkisi: Ameliyathane Ünitelerinde Çalışan Sağlık Personeli Üzerine Bir Araştırma.
KAÜ İİBF (Kafkas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi) Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 10.
[11] Silva Martins, M.D., Silva, N.A.P., Correia, T.I.G. (2012). Accidents at Work and Its Impact on a Hospital in
Northern Portugal. Revista Latino-Americana de Enfermagem, Vol: 20, No: 2. http://dx.doi.org/10.1590/S010411692012000200002
[12] Nenonen, N. (2012). Analysing Factors Related To Slipping, Stumbling, and Falling Accidents at Work:
Application of Data Mining Methods to Finnish Occupational Accidents and Diseases Statistics Database. Applied
Ergonomics, 44: 215-224.
143
[13] Ceylan, H. (2012). Analysis of Occupational Accidents According to the Sectors in Turkey. Gazi University
Journal of Science, 25(4):909-918.
[14] Gulhan, B., Ilhan, M.N., Civil, E.F. (2012). Occupational Accidents and Affecting Factors of Metal Industry in
a Factory in Ankara. Turkish Journal of Public Health, 10(2): 76-85.
[15] Herrero, S., Mariscal, M.A., Rodríguez, J., Ritzel, D. O. (2012). Working Conditions, Psychological/Physical
Symptoms and Occupational Accidents. Bayesian Network Models. Safety Science, 50: 1760-1774.
[16] Robert, K., Elisabeth, Q., Josef, B. (2014). Analysis of Occupational Accidents with Agricultural Machinery
in the Period 2008–2010 in Austria. Safety Science, 72: 319–328.
[17] Molinero-Ruiz, E., Pitarque, S., Fondevila-McDonald, Y., Martin-Bustamante, M. (2015). How Reliable and
Valid is The Coding of The Variables of The European Statistics on Accidents at Work (ESAW)? A Need to Improve
Preventive Public Policies. Safety Science, 79: 72–79.
[18] Marica, L., Irimie, S., Baleanu, V. (2015). Aspects of Occupational Morbidity in the Mining Sector. Procedia
Economics and Finance, 23: 146 – 151.
[19] Cruz, I., Huerta-Mercado, R. (2015). Occupational Safety and Health in Peru. Annals of Global Health, Vol:
81, No: 4, P: 568 –575. http:// dx.doi.org/ 10.1016/ j.aogh.2015.08.027
[20] Jørgensen, K. (2015). Prevention of ‘‘Simple Accidents at Work’’ With Major Consequences. Safety Science,
81: 46–58.
[21] Irzmańska, E. (2015). Protective Footwear and the Risk of Slipping in Older Workers – Definitions,
Achievements, Recommendations. AUTEX Research Journal, Vol: 15, No: 3. DOI: 10.1515/aut-2015-0009 ©
AUTEX
[22] Gul, M., Guneri, A.F., Yilmaz, F., Celebi, O. (2016). Analysis of the Relation between the Characteristics of
Workers and Occupational Accidents Using Data Mining. The Turkish Journal of Occupational / Environmental
Medicine and Safety, Vol: 1, No: 4.
[23] Ersöz, F. (2017).Veri Madenciliği Teknikleri ve Uygulamaları. Ankara:72 Tasarım
[24] Kaygın, C., Tazegül, A., Yazarkan, H. (2016). İşletmelerin Finansal Başarılı ve Başarısız Olma Durumlarının
Veri Madenciliği ve Lojistik Regresyon Analizi İle Tahmin Edilebilirliği. Ege Akademik Bakış, Cilt:16, Sayı:1,
Sayfa:147-159.
144
KARABÜK İLİ TRAFİK KAZALARINDA RİSK ANALİZİ VE VERİ MADENCİLİĞİ
UYGULAMASI
Yrd. Doç. Dr. Taner ERSÖZ1
Karabük Üniversitesi, Aktüerya ve Risk Yönetimi
Davut ALTAN2
Karabük Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği
Prof. Dr. Filiz ERSÖZ3
Karabük Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği
ÖZET
Trafik kazaları birçok etkenin bileşkesi sonucu meydana gelen, karmaşık ve analizi zor bir konudur. Şehir içi ve
şehir dışı ulaşım ağlarında trafik kazalarının azaltılması için birçok çalışma yapılmakla beraber, kaynağında insan
ve çevre faktörünü barındıran trafik kazalarının tam olarak önlenebilmesi mümkün değildir. Trafik kazalarının ve
kazaların sonucunda oluşan maddi ve manevi kayıpların önlenebilmesi, bu doğrultuda gerekli tedbirlerin
alınabilmesi için trafik kazalarının ve kazalara neden olan unsurların detaylı bir şekilde analiz edilmesi
gerekmektedir.
Bu çalışmanın amacı, kazalara neden olan faktörlerin kaza riski ve kazanın doğuracağı sonuçlar üzerindeki
etkilerinin ve bunlar arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve ayrıca Karabük ilinde trafik kazalarına neden olan
faktörlerin trafik kazasının oluşması ve kazanın sonuçları üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışma
Karabük ili sınırları içerisinde meydana gelen trafik kazaları incelenmiştir. Karabük Emniyet Genel Müdürlüğü,
Bölge Trafik Şube Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı’ndan elde edilen 2012-2016 yıllarına ait ölümlü,
yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanakları ve trafik kaza tespit tutanaklarının içerdiği bilgiler
doğrultusunda oluşturulan veri setinden, karar ağacı ile sınıflandırma modeli yapılmıştır. Elde edilen veriler
ışığında Fine-Kinney metodu kullanılarak risk derecelendirmesine göre veri madenciliği yapılmıştır.
Veri madenciliği analiz yöntemlerinin kullanıldığı bu uygulamada, elde edilen veriler ışığında ölümlü trafik
kazaları mağdurlarına ait özellikleri sınıflayabilmek ve ölümlü trafik kazalarını azaltmaya ya da önlemeye yönelik
çözüm önerilerine ulaşmak amaçlanmıştır.
Anahtar Kelimeler
Trafik Kazaları, Fine-Kinney Metodu, Risk Analizi, Veri Madenciliği, Chaid Algoritması
Giriş
Günümüzde artan araç sayısına bağlı olarak trafik kaza sayıları da artmaktadır. Trafik kazaları sonucu her yıl
binlerce insan hayatını kaybetmekte veya hayatının geri kalanına engelli olarak devam etmektedir. Türkiye’de her
saat 50 trafik kazası meydana gelmekte ve bu kazalar sonucunda ortalama bir kişi ölmekte, 12 kişi de
yaralanmaktadır. Günümüzde trafik kazaları, savaşlar ve depremlerdeki kadar insanın ölüm ve yaralanmasına neden
olmakta, aynı zamanda bu olaylar nedeniyle doğan maddi zararlar da yıldan yıla artmaktadır [6]. Teknolojik
gelişmeler doğrultusunda, motorlu araçların sürat, konfor, kalite gibi unsurlarında her geçen gün birtakım
yeniliklerin ortaya çıkması ve kapıdan kapıya hizmet, karayolu taşımacılığının cazibesini artırmaktadır.
2015 yılı TÜİK kaza istatistikleri incelendiğinde ölümlü yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 210 bin 498
kusura bakıldığında kusurların %89,3'ünün sürücü, %8,8'inin yaya, %0,9'unun yol, %0,6'sının taşıt ve %0,4'ünün
yolcu kaynaklı olduğu görülmektedir [4]. Trafik kazaları bir halk sağlığı sorunudur ve trafik kazalarına bağlı
yaralanma ve ölümlerin engellenebilmesi için risk faktörlerinin belirlenmesi gerekir. Birçok çalışma ve Dünya
Sağlık Örgütü (WHO) tarafından trafik kazalarının risk faktörleri belirlenmiştir. Ancak ülkemizde trafik kazalarının
nedenlerini ve risk faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmış yeterli sayıda çalışma yoktur [7]. Doğru bilgiye
ulaşılabilmesi için, söz konusu bilginin uygun şekilde tasnifi ve arşivlenmesinin yanı sıra bu bilgiye ulaşımın
sistematik bir yapıda olması da gerekmektedir. Kaza sonrası oluşturulan kaza raporlarının eksiksiz ve doğru olması
gerekmektedir. 2015 yılı TÜİK istatistik verilerine göre Karabük ilinde 2015 yılında 3.291 kaza meydana gelmiştir.
Türkiye’de ise 2015 yılında toplam 1.313.359 kaza meydana gelmiştir [4]. Karabük’te meydana gelen kaza sayılarını
Türkiye geneline oranladığımızda %0,25’lik bir oran ortaya çıkmaktadır.
Karabük Üniversitesi, İşletme Fakültesi, Aktüerya ve Risk Yönetimi Bölümü
İletişim: [email protected]
2
Karabük Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü
İletişim: [email protected]
3
Karabük Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü
İletişim: [email protected]
1
145
Karabük Emniyet Genel Müdürlüğü, Bölge Trafik Şube Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı’ ndan elde edilen
2012-2016 yıllarına ait ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanakları ve trafik kaza tespit
tutanaklarının içerdiği bilgiler doğrultusunda oluşturulan veri setinden karar ağacı ile sınıflandırma modeli
yapılmıştır. Çalışmaya dâhil edilen kazaların sayısı, yerleşim yeri veya dışında meydana gelmesi, sürücülerin
cinsiyeti, yaşı, kazanın meydana geldiği bölge, kazaların meydana geliş saatleri ve gece ile gündüz ayırımları gibi
demografik bilgiler bilgisayar tabanlı kaynağından alınarak SPSS programına kaydedilmiştir. Elde edilen trafik kaza
sayıları risk analizi metotlarından Fine-Kinney metodu kullanılarak risk derecelendirmesi yapılmıştır. Bu yönteme
göre her bir trafik kazasının risk değeri belirlenmiştir. Risk değerlerinin belirlenmesi ile doğru analiz sonuçlarının
elde edilmesi sağlanmıştır. Trafik kazası, karayolu üzerinde bulunan, hareket halinde olan ya da duran, bir ya da
birden fazla aracın ya da insanın karıştığı ölüm, yaralanma ve zararla sonuçlanmış olaylardır [9].
Bir olayın trafik kazası olarak değerlendirilebilmesi için aşağıdaki unsurların bulunması gerekir;
• Bir veya daha fazla araç karışmalı,
• Araçlar karayolu üzerinde olmalı, (Belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular
üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımları da karayolu sayılır.)
• Araç ya da araçlardan biri hareket halinde olmalı,
• Olay sonucunda kişiye veya eşyaya zarar gelmeli,
• Olayın meydana gelmesinde kasıt olmamalı,
• Ölüm, yaralanma veya zarar meydana gelmeli,
Bu unsurlardan herhangi biri meydana gelmediği takdirde olay, trafik kazası olarak değerlendirilmemelidir [5].
Trafik kazaları yolcu ve yük taşınmasının olumsuz sonuçlarından birisidir. Şehir içi ve şehirlerarası yolcu ve yük
taşımasında, ülke şartlarına uygun genel bir denge sağlanamadığı sürece kazalardan kurtulmanın zor olacağı açıktır
[10]. 2015 verilerine göre ülke içinde yolcu taşımacılığının %89,2'si karayolu, %9,1’i havayolu ile yapılmaktadır.
Bu oran ABD'de %89, AB ülkelerinde ise %79 oranlarında seyretmektedir. Yük taşımacılığı alanında karayolu
kullanım oranı ülkemizde %89,8, denizyolu yük taşımacılığı ise %6,3 civarındadır. Bu oran ABD'de %69,5, AB
ülkelerinde ise yaklaşık %45’tir [14]. TÜİK Kasım ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı toplam 21 milyon 3 bin 368
adet taşıtın %53,6’sını otomobil, %16,3’ünü kamyonet, %14,3'ünü motosiklet, %8,4’ünü traktör, %3,9’unu kamyon,
%2,2’sini minibüs, %1,1’ini otobüs, %0,2’sini ise özel amaçlı taşıtlar oluşturmaktadır [2]. Emniyet Genel
Müdürlüğü (EGM) Trafik Hizmetleri Başkanlığı verilerine göre 2015 sonu itibarıyla, toplam 27 milyon 489 bin 150
sürücü bulunmaktadır. Sürücülerin %76,2’sini erkek sürücüler, %23,8’ini kadın sürücüler oluşturmaktadır [1].
Karabük’te 2015 nüfus sayım verilerine göre toplam 236 bin 978 kişi yaşamaktadır. Bu nüfus, 119 bin 332 erkek ve
117 bin 646 kadından oluşmaktadır. Yüzde olarak ise: %50,36 erkek, %49,64 kadındır. Karabük nüfusu bir önceki
yıla göre (5.645) %2,44 artış göstermiştir [3]. 2015 yılı TÜİK kaza istatistikleri incelendiğinde ölümlü yaralanmalı
trafik kazasına neden olan toplam 210 bin 498 kusura bakıldığında kusurların %89,3'ünün sürücü, %8,8'inin yaya,
%0,9'unun yol, %0,6'sının taşıt ve %0,4'ünün yolcu kaynaklı olduğu görülmektedir [4]. Tüm dünyaya paralel olarak
ülkemizde nüfusun hızlı bir şekilde artması, kırsal kesimlerden şehirlere olan göç, ileriye yönelik bir plan
yapılmadan meydana gelen şehirleşme, teknolojiye bağlı olarak ortaya çıkan taşıt sayısındaki artışlar sebebiyle
ulaşım ve trafik sorunları kendini göstermiştir. Trafik kazalarının sebeplerinin başında insan, taşıt, çevre, yol,
denetim ve uygulama gelmektedir. Bu unsurların birinde meydana gelen olumsuz bir sonuç diğer unsurları da
etkileyerek trafik sorunlarının oluşmasına sebep olmaktadır. Böylelikle de trafik kazalarının önüne
geçilememektedir. Bu kazalarda maddi ve manevi birçok kayıplar oluşmaktadır [11].
Trafik kazalarının maddi ve manevi kayıpların büyüklüğü ile ülkemizde sürekli olarak gündemde kalan sorunlardan
biridir.
Türkiye’de meydana gelen trafik kaza sayıları ve sonuçları Tablo-1’de verilmektedir [4]. Tablo-1 incelendiğinde
son yılda ortalama olarak bir günde meydana gelen 3.648’ den fazla kazada ortalama 20 kişinin ölmesi ve 845’e
yakın kişinin yaralanmasının yanında ülke ekonomisine yaptığı etki konunun önemini ortaya koymaktadır.
Tablo-1: Yıllara Göre Trafik Kaza Sayıları ve Sonuçları
Toplam Taşıt
Yıllar
Kaza Sayısı
Ölü Sayısı
Sayısı
2002
8 655 170
439 777
4 093
146
Yaralı Sayısı
116 412
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
8 903 843
10 236 357
11 145 826
12 227 393
13 022 945
13 765 395
14 316 700
15 095 603
16 089 528
17 033 413
17 939 447
18 828 721
19 994 472
455 637
537 352
620 789
728 755
825 561
950 120
1 053 346
1 106 201
1 228 928
1 296 634
1 207 354
1 199 010
1 313 359
3 946
4 427
4 505
4 633
5 007
4 236
4 324
4 045
3 835
3 750
3 685
3 524
7 350
118 214
136 437
154 086
169 080
189 057
184 468
201 380
211 496
238 074
268 079
274 829
285 059
304 421
Trafik kazalarına neden olan unsurlar aşağıda verilen maddeler halinde gruplandırılabilir: sürücü, yaya, yolcu, yol,
ve taşıt.
TÜİK, Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri 2015 verilerine göre, 2011-2015 yıllarında trafik kazalarına neden olan
unsurlar ve kusur oranları Tablo-2’de verilmiştir.
Tablo-2: Trafik Kazalarına Neden Olan Unsurlar ve Kusur Oranları
Yıl
2011
2012
2013
2014
2015
Toplam
kusur
174 605
181 266
183 030
193 215
210 498
(%)
100
100
100
100
100
Sürücü
kusuru
157 494
161 076
162 327
171 236
187 980
(%)
90,2
88,9
88,7
88,6
89,3
Yolcu
kusuru
677
797
774
901
915
(%)
0,4
0,4
0,4
0,5
0,4
Yaya
kusuru
14 860
17 672
16 458
18 115
18 522
(%)
8,5
9,7
9,0
9,4
8,8
Yol
kusuru
1 044
1 124
1 913
1 841
1 916
(%)
0,6
0,6
1,0
1,0
0,9
Taşıt
kusuru
530
597
1 558
1 122
1 165
(%)
0,3
0,3
0,9
0,6
0,6
Risk, kurumun stratejik, mali ve operasyonel hedeflerini gerçekleştirmesini engelleyecek, her türlü olayın
gerçekleşme olasılığıdır [58]. Fine-Kinney metodu risklerin derecelendirilmesi sonuçlarına göre hangi işlere öncelik
verilmesi ve kaynakların öncelikli olarak nereye aktarılması gerektiğini gösteren bir yöntemdir. Risklerin ağırlık
oranlarını hesaplayarak derecelendirme yapılır ve önlemlerin alınıp alınmamasına karar verilir. Yöntem işyerinin
istatistiklerini kullanma imkânı sağlaması doğrultusunda daha gerçekçi sonuçlar vermektedir [15].
Fine-Kinney risk değerlendirme yöntemi; R = İ x F x Ş olarak hesaplanır. Burada;
İ = İhtimal, F = Frekans, Ş = Şiddet derecesi, R = Verilerinden meydana gelmiş olup, sonucu risk derecesidir.
İhtimal (olasılık): Zarar ya da hasarın zaman içerisinde gerçekleşme olasılığıdır (0,2 ile 10 arasındadır) [15]. İhtimal
skalası Tablo-3’te verilmektedir [15].
Tablo-3: İhtimal Değeri
Kategori
Pratik olarak imkânsız
Zayıf ihtimal
Düşük ihtimal
Nadir fakat olabilir
Kuvvetle ihtimal
Çok güçlü ihtimal
Değer
0,2
0,5
1
3
6
10
Frekans: Zaman içerisinde tehlikeye maruz kalma tekrarıdır. (0,5 ile 10 arasındadır). Frekans skalası Tablo-4’te
verilmektedir [15].
Tablo-4: Frekans Derecesi
Kategori
Çok nadir (yılda bir veya birkaç yılda bir)
Oldukça nadir (yılda bir veya birkaç kez)
Nadir (ayda bir veya birkaç kez)
Ara sıra (haftada bir veya birkaç kez)
Sıklıkla (günde bir veya birkaç kez)
Sürekli (bir Saat’te veya bir kaç Saat’te bir)
Değer
0,5
0,1
2
3
6
10
Şiddet: Tehlikenin insan veya çevre üzerinde yaratacağı tahmini zarardır. Şiddet skalası Tablo-5’da verilmektedir
[15].
Tablo-5: Şiddet Derecesi
Kategori
Birden fazla ölümlü kaza, çevre felaketi
Ölümlü kaza, ciddi çevresel problem
Değer
100
40
147
Kalıcı hasar, yaralanma, iş kaybı, çevresel engel oluşturma
Önemli hasar, yaralanma, dış ilk yardım, arazi sınırları dışında çevresel zarar
Küçük hasar, yaralanma, dahili ilk yardım, arazi sınırları içerisinde çevresel zarar
Ucuz atlatma, çevresel zarar bulunmamaktadır
15
7
3
1
Risk düzeyine göre önleyici düzeltici faaliyetlere karar verilecektir. Bu faaliyetler şiddet ve frekansı etkilemez,
etkileyeceği tek etken olasılıktır. Risk değerlendirme skalası Tablo-6’da verilmektedir.
Tablo-6: Risk Değerlendirme Sonucu
Risk Değeri
Risk Değerlendirme Sonucu
400<R
Tolerans gösterilemez risk (derhal gerekli önlemler alınmalı veya iş durdurulmalıdır)
200<R<400
Esaslı risk (kısa dönemde iyileştirme yapılmalıdır – birkaç ay)
70<R<200
Önemli risk (uzun dönemde iyileştirilmelidir- yıl içerisinde)
20<R<70
Olası risk (gözetim altında uygulanmalıdır)
R<20
Önemsiz risk (önlem öncelikli değildir)
Risk değerlendirilmesinin önemli adımlarından biri olan bu adımda risk kontrol önlemlerinin neler olacağını ve bu
kontrol önlemlerinin belirlenmesinde ne tür bir öncelik kullanacağına karar verilir. Önleyici tedbirler ihtimali,
koruyucu tedbirler ise şiddeti azaltıcı tedbirlerdir.
Materyal ve Metot
1.1. Materyal
Çalışma Karabük ilinde 2012 -2016 yılları arasında meydana gelen trafik kazalarının analizinin yapılması amacıyla,
İl Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), İl Jandarma Komutanlığı (İJK) ve Bölge Trafik Şube Müdürlüğü (BTŞM)
’den trafik kaza istatistikleri alınmıştır. Elde edilen verilere göre; JGK bölgesinde 445, EGM bölgesinde 861, BTŞM
bölgesinde ise 610 tane kaza bulunmaktadır. JGK bölgesinde; yol sınıfı, kaplama cinsi, tarih, gün, saat, ışık durumu,
aydınlatma durumu, hava durumu, yolun yüzeyi ve risk değeri gibi demografik değişkenler bulunmaktadır. Bölge
alanında meydana gelen trafik kazalarının 27’si ölümlü 418’i yaralanmalıdır. EGM bölgesinde; tarih, gün, saat, kaza
noktası, sürücü yaşı, eğitim düzeyi, yolun yüzeyi, kaza türü ve risk değeri gibi demografik değişkenler
bulunmaktadır. Bölge alanında meydana kazaların 5’i ölümlü 856’sı yaralanmalıdır. BTŞM bölgesinde ise; yolun
tipi, kaplama cinsi, yol sınıfı, tarih gün, yolun yüzeyi, yaya yolu, banket, yol şerit çizgisi, trafik işaret levhası, trafik
lambası, aydınlatma, trafik görevlisi, görüşe engel cisim, yolda çalışma, yatay ve düşey güzergâh kavşak, geçitler,
kaza türü ve risk değeri gibi demografik değişkenler bulunmaktadır. Bölge alanında meydana gelen kazaların 25’i
ölümlü 585’i yaralanmalıdır.
1.2. Metot
Karabük İl Emniyet Genel Müdürlüğü, Bölge Trafik Şube Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı’ndan elde edilen
2012-2016 yıllarına ait kazaların Fine-kinney metodu kullanılarak risk derecelendirmesi yapılmıştır. Fine-Kinney
risk hesaplanması; Risk=olasılık*frekans*etki formülünden yararlanılarak bulunmuştur. Gruplandırılmış trafik
kazaları için risk değerleri formüle göre hesaplanmıştır. JGK bölgesinde meydana gelen 445 tane trafik kazası FineKinney metoduna göre ölü ve yaralı sayıları; «birden çok ölümlü», «bir ölümlü», «17-32 yaralı» ve «1-16 yaralı»
olmak üzere 4 sınıfa ayrılmıştır.
• Birden çok ölümlünün olduğu trafik kazasının etki değeri 100, olasılığı 0,5 ve frekansı 1 olarak,
• bir ölümlünün olduğu trafik kazalarının etki değeri 40, olasılığı 1 ve frekansı 1 olarak,
• 17-32 yaralının olduğu kazaların etki değeri 15, olasılığı 6 ve frekansı 2 olarak,
• 1-16 yaralının olduğu trafik kazalarının etki değeri 7, olasılığı 10 ve frekansı 3 olarak belirlenmiştir.
Fine-kinney metodu ile yapılan risk derecelendirmesinde İl Jandarma Komutanlığı bölgesine ait trafik kazalarının
risk değerleri Tablo-7’de verilmiştir.
Tablo-7: JGK Bölgesine Ait Trafik Kazalarının Risk Değerleri
Olasılık
Frekans
Birden fazla ölümlü
Şiddet
Risk değeri
Karar
0,5
1
100
50
Kesin risk
1
1
40
40
Kesin risk
17-32 yaralı
6
2
15
180
Önemli risk
1-16 yaralı
10
3
7
210
Yüksek risk
Bir ölümlü
İl BTŞM bölgesinde meydana gelen 610 tane trafik kazası Fine-Kinney metoduna göre ölü ve yaralı sayıları;
«Birden çok ölümlü», «bir ölümlü», «11-51 yaralı» ve «1-10 yaralı» olmak üzere 4 sınıfa ayrılmıştır.
• Birden çok ölümlünün olduğu trafik kazasının etki değeri 100, olasılığı 0,5 ve frekansı 1 olarak,
• Bir ölümlünün olduğu trafik kazalarının etki değeri 40, olasılığı 1 ve frekansı 1 olarak,
• 11-51 yaralının olduğu kazaların etki değeri 15, olasılığı 6 ve frekansı 2 olarak,
• 1-10 yaralının olduğu trafik kazalarının etki değeri 7, olasılığı 10 ve frekansı 3 olarak belirlenmiştir.
Fine-kinney metodu ile yapılan risk derecelendirmesinde İl Bölge Trafik Şube Müdürlüğü bölgesine ait trafik
kazalarının risk değerleri Tablo-8’deki gibidir.
148
Tablo-8: BTŞM Bölgesine Ait Trafik Kazalarının Risk Değerleri
Olasılık
Frekans
Birden fazla ölümlü
Şiddet
Risk değeri
Karar
Kesin risk
0,5
1
100
50
Bir ölümlü
1
1
40
40
Kesin risk
11-51 yaralı
6
2
15
180
Önemli risk
1-10 yaralı
10
3
7
210
Yüksek risk
EMG bölgesinde meydana gelen 861 tane trafik kazası Fine-Kinney metoduna göre ölü ve yaralı sayıları;
«birden çok ölümlü», «bir ölümlü», «7-15 yaralı», «2-6 yaralı» ve «bir yaralı» olmak üzere 5 sınıfa ayrılmıştır.
• Birden çok ölümlünün olduğu trafik kazasının etki değeri 100, olasılığı 0,5 ve frekansı 0,5 olarak,
• Bir ölümlünün olduğu trafik kazalarının etki değeri 40, olasılığı 1 ve frekansı 1 olarak,
• 7-15 yaralının olduğu kazaların etki değeri 15, olasılığı 3 ve frekansı 1 olarak,
• 2-6 yaralının olduğu trafik kazalarının etki değeri 7, olasılığı 6 ve frekansı 2,
• Bir yaralının olduğu kazaların etki değeri 7, olasılığı 10 ve frekansı 3 olarak belirlenmiştir.
Fine-kinney metodu ile yapılan risk derecelendirmesinde İl Emniyet Genel Müdürlüğü bölgesine ait trafik
kazalarının risk değerleri Tablo-9’deki gibidir.
Tablo-9: EMG Bölgesine Ait Trafik Kazalarının Risk Değerleri
Olasılık
Frekans
Şiddet
Risk değeri
Karar
Birden fazla ölümlü
0,5
0,5
100
25
Kesin risk
Bir ölümlü
1
1
40
40
Kesin risk
7-15 yaralı
3
1
15
45
Kesin risk
2-6 yaralı
6
2
7
84
Önemli risk
Bir yaralı
10
3
7
210
Yüksek risk
Fine-Kinney metodu ile edilen risk değerleri sınıflama algoritmalarının kullanıldığı analizde hedef değişken olarak
kullanılmıştır. Analiz için SPSS MODELER paket programı kullanılmıştır. JGK bölgesi için analizde kullanılan
demografik değişkenler; yol sınıfı, kaplama, tarih, gün, saat, ışık durumu, hava durumu, aydınlatma durumu, yolun
yüzeyi ve risk değeridir. BTŞM bölgesi için analizde kullanılan demografik değişkenler; kaplama cinsi, gün durumu,
hava durumu, tarih, gün, yolun yüzeyi, trafik ışık lambası, aydınlatma durumu, yatay güzergâh, kavşak, geçitler,
diğer özellik, oluşuna göre kaza türü ve risk değeridir. EGM bölgesi için analizde kullanılan demografik değişkenler;
tarih, gün, saat ve sürücü yaşıdır.
Son yıllarda, bilgi ve iletişim teknolojilerinde (BT) meydana gelen gelişmelere paralel olarak, işletmelerin
topladıkları veri miktarının artması ve bu verileri analiz etme araçlarının gelişmesi, firmaların topladıkları veriyi
analiz etmeye yönelik ilgilerini artırmıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda gerek akademik alanda gerekse iş
dünyasında veri madenciliği uygulamalarının yaygınlaştığı görülmektedir [12].
Veri madenciliğinin en bilinen işlevi sınıflamadır. Girdilerin çeşitli niteliklere göre bir sınıflayıcı model tarafından
sınıflara atanması sürecidir. Eldeki nesnelerin bir sınıfa atanıp atanmayacağının ya da sınıflardan hangisine
atanacağının belirlenmesidir. Başka bir ifade ile nesneler veya durumlar için uygun sınıf tahmin edilmesidir.
Sınıflama girdileri, her biri bir sınıf etiketi ile etiketlenecek gözlem veya örneklerden oluşan bir eğitim kümesidir.
Çıktı ise modelin her bir gözleme niteliklere dayalı olarak atadığı sınıf etiketidir [13]. Veri madenciliği, geniş veri
tabanlarından daha önceden bilinmeyen, anlaşılabilir ve kullanılabilir bilgi çıkarsama ve bu bilgiyi kritik karar almak
için kullanma sürecidir [8].
3. Bulgular
İl Jandarma Komutanlığı Analiz Sonuçları; Araştırmada kullanılan veriler model için hazırlanmış, aykırı ve uç
değerler temizlenmiştir. Tanımlayıcı istatistiklere göre Karabük JGK bölgesinde trafik kazaları en çok; PAZAR
günü olduğu, Yol sınıfında «KÖY YOLU» olduğu, Kaplamada «ASFALT» olduğu, Saati «08:00-16:00 ARASI»
olduğu, Işık durumunun «YOK» olduğu, Aydınlatma durumunun «YOK» olduğu, Hava durumunun «AÇIK»
olduğu, Yolun yüzeyinin «SEL-SU BİRİKİNTİLİ» olduğu gözlenmiştir. Araştırma sonucunda Fine-Kinney risk
yöntemi ile bulunan üç risk derecesi hedef değişkeni olarak kullanılmış ve veri madenciliği ile risk etkileyen
sonuçlar ortaya konulmuştur. Veri madenciliği karar ağaçlarından Chaid algoritması en iyi model sonucunu
vermiştir. Model sonucu Tablo-10’da verilmiştir.
Tablo-10: Chaid Algoritması Sonucu (JGK)
Chaid karar ağacı algoritmasına göre ortaya çıkan modelin doğruluk oranı %93,05’dir. Veri madenciliği ile bulunan
karar kuralı görsel olarak aşağıda Şekil-3’te verilmiştir. Karar ağacı sonucuna göre; Karabük JGK bölgesinde trafik
149
kazalarının %93.258’i «Yüksek risk» sınıfında bulunmuştur. Trafik kazalarında riski etkileyen en önemli değişken
«Aydınlatma durumu», daha sonra «Yol sınıfı» olmuştur. Analizde bulunan karar kuralına göre; risk değerini
etkileyen en önemli değişken aydınlatma durumu olup, aydınlatma olduğunda, yüksek risk derecesi %85,85’dir.
Aydınlatma durumu olmadığında ya da bozuk olduğunda, yüksek risk derecesi %95 olmuştur. Aydınlatma durumu
olmadığında ya da bozuk olduğunda, yol sınıfı da «orman yolu» olduğunda, yüksek risk derecesi %90,91 olup, diğer
yol durumlarında yüksek risk derecesi %95,12 olmuştur.
İl Bölge Trafik Şube Müdürlüğü’ne ilişkin analiz sonuçlarına göre; BTŞM bölgesinde trafik kazaları en çok;
CUMARTESİ günü olduğu, Kaplama cinsinde «ASFALT» olduğu, Gün durumunda «GÜNDÜZ» olduğu, Hava
durumunda «AÇIK» olduğu, Aylardan «AĞUSTOS» olduğu, Yol yüzeyi durumunda «KURU» olduğu, Trafik ışık
lambası durumunda «VAR(BOZUK)» olduğu, Aydınlatmada «VAR (BOZUK)» olduğu, Kavşak durumunda
«KAVŞAK YOK» olduğu, Geçit durumunda «GEÇİT YOK» olduğu, Diğer özellikte «HİÇBİRİ» olduğu, Kaza
türünde «YANDAN ÇARPMA» olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma sonucunda Fine-Kinney risk yöntemi ile
bulunan üç risk derecesi hedef değişkeni olarak kullanılmış ve veri madenciliği ile risk etkileyen sonuçlar ortaya
konulmuştur. Veri madenciliği karar ağaçlarından Chaid algoritması en iyi model sonucunu vermiştir. Model sonucu
Tablo 26’da verilmiştir. Chaid karar ağacı algoritmasına göre ortaya çıkan modelin doğruluk oranı %95,41’dir. Veri
madenciliği ile bulunan karar kuralı görsel olarak aşağıda Şekil-1’te verilmiştir.
Şekil-1: Chaid Algoritması Karar ağacı Sonucu (BTŞM)
Karar ağacı sonucuna göre; Karabük BTŞM bölgesinde trafik kazalarının %95.410’u «Yüksek risk» sınıfında
bulunmuştur. Trafik kazalarında riski etkileyen en önemli değişken «Hava durumu» daha sonra «Kaplama cinsi» ve
«Kavşak» olmuştur. Analizde bulunan karar kuralına göre; risk değerini etkileyen en önemli değişken hava durumu
olup, hava durumu «Açık, Sis/Duman» olduğunda, yüksek risk derecesi %96,436’dır. Hava durumu «Yağmur, Kar,
Sulu Sepken» olduğunda yüksek risk derecesi %90,476 olmuştur. Hava durumu «Açık, Sis/Duman» olduğunda;
kaplama cinsi de «Asfalt» olduğunda yüksek risk derecesi %97,872 olup, kaplama cinsi «Sathi kaplama» olduğunda
yüksek risk derecesi %92,248 olmuştur. Hava durumu «Yağmur, Kar, Sulu sepken» olduğunda; kavşak da «Üç
yönlü(T), Dönel kavşak, diğer kavşak çeşidi» olduğunda yüksek risk derecesi %72,222 olup, kavşak durumu «Dört
yönlü, Köprülü kavşak, Kavşak yok» olduğunda yüksek risk derecesi %94,253 olmuştur.
İl Emniyet Genel Müdürlüğü Analiz Sonuçları Tablo-11’de verilmiştir.
Tablo-11: Tanımlayıcı İstatistikler (EGM)
150
Tanımlayıcı istatistiklere göre Karabük EGM bölgesinde trafik kazaları en çok; CUMA günü olduğu, Aylardan
«KASIM» olduğu, Saati «16:00-00:00 ARASI» olduğu, Sürücü yaşının «21-40 YAŞ» olduğu, Eğitim durumunun
«LİSE» olduğu, Yol yüzeyinin «KURU» olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma sonucunda Fine-Kinney risk yöntemi
ile bulunan üç risk derecesi hedef değişkeni olarak kullanılmış ve veri madenciliği ile risk etkileyen sonuçlar ortaya
konulmuştur. Veri madenciliği karar ağaçlarından C&R TREE algoritması en iyi model sonucunu vermiştir. Model
sonucu Tablo-12’de verilmiştir.
Tablo-12: C&R TREE Algoritması Sonucu(EGM)
C&R TREE karar ağacı algoritmasına göre ortaya çıkan modelin doğruluk oranı %71,08’dir. Şekil-2’ de C&R TREE
Algoritması Karar ağacı Sonucu (EGM) sonucu verilmiştir.
Şekil-2: C&R TREE Algoritması Karar ağacı Sonucu (EGM)
Karar ağacı sonucuna göre; Karabük EGM bölgesinde trafik kazalarının %63,647’si «Yüksek risk» sınıfında
bulunmuştur. Trafik kazalarında riski etkileyen en önemli değişken «Gün» daha sonra «Tarih» ve «Saat» olmuştur.
Analizde bulunan karar kuralına göre; risk değerini etkileyen en önemli değişken gün olup, günlerden «Pazar»
olduğunda, yüksek risk derecesi %49,593’tür. Diğer günlerde yüksek risk derecesi %65,989 olmuştur. Günlerden
«Pazar» olduğunda; aylardan «Nisan, Ağustos, Ocak, Temmuz, Mart, Mayıs ve Ekim» olduğunda, yüksek risk
derecesi %39,394 olup, eğitimi de «İlkokul, İlköğretim ve Lise» olduğunda yüksek risk derecesi %35,417 olmuştur.
Eğitimi «Yüksekokul, Üniversite» olduğunda ise bu oran %50 olmuştur. Günlerden «Cuma, Cumartesi, Pazartesi,
Salı, Çarşamba, Perşembe» olduğunda; saati «00:00-08:00, 16:00-00» olduğunda yüksek risk derecesi %61,659
olup, aylardan da «Ocak, Temmuz, Haziran, Mart, Mayıs, Kasım» olduğunda yüksek risk derecesi %70,192
olmuştur. Diğer aylarda ise bu oran %54,202 olmuştur. Günlerden «Cuma, Cumartesi, Pazartesi, Salı, Çarşamba,
Perşembe» olduğunda, aylardan «Şubat, Nisan, Ağustos, Eylül, Ekim, Aralık» olduğunda, saati «00:00-08:00»
olduğunda yüksek risk derecesi %36,364 olup, sürücü yaşı da «0-20, 21-40» olduğunda yüksek risk derecesi
%23,529 olmuştur. Sürücü yaşı «41-60» olduğunda ise bu oran %80 olmuştur.
151
4. Sonuç ve Değerlendirme
Trafik kazalarının oluşumuna birçok farklı faktör tek başına ya da eş zamanlı olarak yol açabilmektedir. Bu nedenle
trafik kazalarına neden olan etken ve koşulların analiz edilmesi gerekir. Karabük ili trafik kazalarında ortaya çıkan
risk dereceleri ve sonuçları, Karabük eylem planına alınmalı ve dikkatle izlenmelidir.
Kaynakça
[1] Http://Www.Trafik.Gov.Tr/Sayfalar/Istatistikler/Aracsurucu2.Aspx
[2] Http://Www.İha.Com.Tr/Haber-Trafige-Kayitli-Arac-Sayisi-Kasimda-21-Milyonu-Asti-615790/
[3]Http://Www.Nufusu.Com/İl/Karabuk-Nufusu
[4]Http://Www.Tuik.Gov.Tr/Prehaberbultenleri.Do?İd=21611/
[5] Bilim, A. (2006). Konya Şehir İçinde Meydana Gelen Trafik Kazalarının Analizi ve Kritik Noktaların
Belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya.
[6] Özkanlı Ç. (2008) Samsun İlinde Trafik Kazası Sonucu Meydana Gelen Ölümlerin İncelenmesi. Ondokuz Mayıs
Üniversitesi Tıp Fakültesi/Adli Tıp Anabilim Dalı. Eylül – 2008.
[7] Eken, C., Görmez, H., Başhekim, M., Akyürek, S., Kartal, M., Tıp, A. Ü. T. F. A., & Amirliği, V. E. B. (2005).
Motorlu Taşıt Kazaları ve Risk Faktörleri: Antalya İlinde Meydana Gelen 12185 Trafik Kazasının Analizi. Türkiye
Acil Tıp Dergisi, 5(4), 175-80.
[8] Atılgan, E. (2011). Karayollarında Meydana Gelen Trafik Kazalarının Karar Ağaçları ve Birliktelik Analizi İle
İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi İstatistik Anabilim dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
[9] Http://Www.Trafikkurallari.Net/Trafik_Kazasi_Nedir.Php
[10] Şehirli A. (2000). Türkiye’deki Trafik Kazalarında Risk Faktörleri ve Ölümlerin Analizi, Yüksek Lisans Tezi,
Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
[11] Karacasu, M., Bilgiç, Ş., (2000). Türkiye' De Trafik Kazalarının Meydana Geliş Sebeplerinin Genel
Değerlendirilmesi, Uygulamaya Yönelik Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Trafik 2000 Sempozyumu, Samsun.
[12] Seyrek H. İ., Ata H. A. (2010). Veri Zarflama Analizi ve Veri Madenciliği İle Mevduat Bankalarında Etkinlik
Ölçümü. Gaziantep Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi. BDDK Bankacılık ve Finansal Piyasalar Cilt:4,
Sayı:2, 2010.
[13] Ersöz F. Veri Madenciliği ve Uygulamaları, 72 Dijital tasarım Basımevi, Şubat, 2015.
[14] Http://Www.Kgm.Gov.Tr/Sitecollectiondocuments/Kgmdocuments/Trafik/Trafikkazalariozeti2015.Pdf
[15] Erzurumluoğlu K., Köksal K. N., Gerek İ. H. İnşaat Sektöründe Fine-Kinney Metodu Kullanılarak Risk Analizi
Yapılması. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası. 5. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sempozyumu. Adana Bilim ve
Teknoloji Üniversitesi, İş Sağlığı ve Güvenliği ABD, Adana.
152
HASAR KARŞILIĞININ BORNHUETTER-FERGUSON VE KEP KOD
YÖNTEMLERİ İLE AKTÜERYAL HESAPLANMASI
Ph.D. Afet HASANOVA1
ÖZET
Bu çalışmanın amacı bir sigorta şirketinin ödeme ihtimali olan ancak henüz ödenmemiş hasarlarına karşılık ayırdığı
teknik karşılığını ayırma yöntemleri ile aktüeryal hesaplamaktır. Öncelikle hasar karşılığı yöntemlerinin teorik kısmı
ele alınarak Azerbaycan sigorta şirketi (Standard İnsurance) örneğinde bu yöntemler ve hesaplamaları yapılmıştır.
Bornhuetter-Ferguson ve Kep kod yöntemleri, hasarla (loss) sigorta primleri arasında ilişkiyi farklı yönlerden
hesaplayan deterministik yöntemlerdir. Bu klasik yöntemlerin ortak özelliği eldeki verileri üçgen tablo bünyesinde
gruplamaktır. Önceki yıllarda ödenmiş olan hasarların göstergesi üçgenlerin üst kısmında iken bu göstergelerin yine
bu yöntemlerle kullanılarak sonraki yıllar için bilinmeyen alt kısımdaki göstergeleri tahmin edilir. Bu tahminler,
Bornhuetter-Ferguson yönteminde kazanılmış primlerle hasar oranı, kep kod yönteminde kazanılmış primlerle hasar
oranı arasındaki oranın dengelenmesini ve bu sayede sigorta şirketlerinin ödeme gücünün korunmasını sağlar.
Kep kod yöntemin Bornhuetter-Ferguson yöntemden avantajı önceki yıllarda hata ve ya tesadüfen oluşan göstergeni
pürüzsüzleştirerek, gelecek yıllara tahmin edilen hasarların doğru tahmin yapmasını etkiler.
Anahtar Kelimeler: Aktüeryal yöntemleri, Bornhuetter-Ferguson yöntemi , Kep kod yöntemi, hasar
karşılığı, teknik karşılğı
1. Giriş
Sigorta şirketin amacı, teminat verdiği riskler için toplanan primler ile hasar taleplerini karşılamak ve kalan
tutardan üretim maliyetlerini düşerek uygun bir kar oranı yakalamaktır.
Hasar karşılıkları, faaliyet döneminde meydana gelmesine karşın henüz ödenmemiş bulunan hasarları
ifade etmektedir. Hasar ortaya çıkmasına karşın çeşitli nedenlerden ötürü sigorta şirketleri ödeme
yapamayabilmektedir. Sözgelimi, hasara ilişkin formaliteler tamamlanmamış olabileceği gibi, taraflar arasında
anlaşmazlık ortaya çıkmış ve konu mahkemeye ya da hakeme intikal etmiş olabilir. Bir başka olasılık da
hasar ortaya çıkmasına karşılık henüz tazminat talebinde bulunulmamış olabilir. Buna benzer bir çok nedenle hasar
ortaya çıkmasına rağmen bunun tazmin edilmemiş olması, bu olası ödemeler için bir karşılık ayırma gereğini
doğurmaktadır.
Hasar karşılığı sigorta şirketlerinin finansal tablolarındaki en önemli kalemdir. Hasar karşılıklarını yeterli olarak
ayırmayan sigorta şirketleri ileride gerçekleşen riskler sonucu sigortalıya karşı yükümlülüklerini karşılayamama,
sermayeyi kaybetme ve iflas ile karşılaşabilirler.
Hasar karşılıklar sigortacının sigortalılar ile sigorta sözleşmelerinden yararlanan diğer kişilere olan
yükümlülüğünü göstermektedir. Bu nedenle hasar karşılıklara aynı zamanda hasar rezervler de denilmektedir.
Sigorta işi, esası güven olan bir ilişkiye dayanır. Bu nedenle teknik karşılıkların her koşulda sigorta şirketinin
yükümlülüklerini karşılaması gerekir. Sigortacı her zaman yükümlülüklerini karşılamak zorundadır. Teknik
karşılıkların bir kısmı yükümlülüğü esas alırken bazıları da tahakkuk esası uygulamak amacıyla primi ilgili yıllara
dağıtmaktadır(Karacan, 1999).
Sigorta sözleşmeleri gelecekte gerçekleşmesi kesin olmayan bir sigortalıyı olumsuz bir şekilde etkilemesi
halinde sigortalıya tazminat ödemeyi kabul ederek bir tarafın diğer taraftan önemli bir sigorta riskini kabul ettiği
sözleşmelerdir. Sigortacı sigortalılara karşı taahhüt ettiği sigorta tazminatlarını risk gerçekleştiği zaman
ödeyebilmek için gerekli karşılıkları ayırması gerekmektedir.
Hasar karşılıkların tutarı sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan yükümlülükleri karşılayabilmelidir.
1.1. Çalışmanın amacı
Sigorta şirketi prim ve hasar arasındakı dengesi için hasar karşılık ayırmasının önemliyini ve Bornhutter-Ferguson,
Kep Kod yöntemlerle aktüeryal hesablamalar yapılmakla değerlendirilmesidir.
1.2. Hasar süreci ve hasar karşılığına etkisi
Aktüeryal çalışmalarda, eksiksiz bilgiyle oluşturulmuş bir veri setine ulaşmak oldukça zordur. Ayrıca; veriler,
farklı kaynaklar tarafından farklı ölçütlere göre sınıflandırıldığından veri yapısının anlaşılmaması gibi problemler
ile karşılaşılmaktadır. Bu nedenle, kullanılan veriyi anlayıp çalışmayı veri bilgisine göre sürdürmek gerekmektedir.
Standard İnsurance Sigorta Şirketi,Yetkili Aktüer,
Ekonomi Bakanlığı Ekonomik Reformlar Bilimsel Araştırmalar Enstitüti, PhD (doktora öğrencisi)
İletişim: [email protected] /Azerbaycan; Tel: +994 50 540 52 59
1
153
Hasar verisi sınıflandırılırken kullanılan temel ölçütlerden biri, hasara neden olan olayların kronolojik
sıralamasıdır. Sigortalarda rezerv hesaplanırken olayların gerçekleştiği farklı tarihlere göre yapılan analizlerde
farklı sonuçlar elde edildiğinden, hasar verisi incelemesinde olayların tarihleri önem taşımaktadır.
Bir hasarın zaman çizelgesinin oluşturulmasında göz önüne alınan tarihler ve hasarın ortaya çıkışından
kapatılana kadar geçtiği süreçler Şekil 2.1.’de verilmiştir
Kaza
Hasar ödemeleri
Bildirilme
Tekrar Açılma
Kapatılma
Kapatılma
Hasar ödemesi
Şekil 1. Bir hasarın zaman çizelgesi
Şekil 1.’de 𝑡1 hasarın meydana gelme tarihini yani hasara yol açan olayın ortaya çıktığı tarihi, 𝑡2 ise sigortacıya
hasar ihbarının yapıldığı tarihi göstermektedir. Genel olarak tazminatlar derhal ödenmemektedir. Sigortacı
tarafından 𝑡3 , 𝑡4 , 𝑡5 zaman aralığında ödemeler yapılmaktadır. Birkaç hasar ödemesi yapıldıktan sonra sigorta şirketi
hasarla ilgili sürecin tamamlandığını düşünerek 𝑡6 tarihinde dosyayı kapatmaktadır. Bazı durumlarda hasara ilişkin
kapatılma kararı yanlış bulunduğundan 𝑡7 tarihinde hasar dosyası yeniden açılmakta, 𝑡8 tarihinde başka ödemeler
de yapılmakta ve süreç tamamlanarak 𝑡9 tarihinde hasar nihai olarak kapatılmaktadır (Taylor, 2000).
Ödenmiş hasarların birikimli ve aşamalı olması farklı hesaplamalar gerektirmektedir. Birikimli ödenmiş hasarları,
değerleme tarihi boyunca ödenen bütün hasarların toplamı; aşamalı hasar ödemelerini ise belirlenmiş bir zaman
aralığı boyunca ödenen bütün hasarların toplamı olarak ifade etmiştir. Öngörüsü yapılmış nihai hasarlar ile gerçek
ödenen hasarlar arasındaki fark ödenmemiş hasar tahminini vermektedir. Kaza yılı verisi kullanıldığında, toplam
ödenmemiş hasar; muallak hasar ve meydana gelmiş ancak bildirilmemiş (IBNR-İncurred But Not Reported)
hasardan oluşmaktadır (Friedland, 2009).
Hasar verisinin sınıflandırılmasında, bir hasarın tahmin edilene kadar hangi süreçlerden geçtiğini ve hasar
sürecinde kullanılan verinin çeşidini iyi anlamak; doğru rezerv tahmini yapılması açısından önem taşımaktadır.
Örneğin; bir veri sınıfına büyük bir hasar dahil edilmişse, ‘karşılık fazla ayrılmış hasarlar’ ve ‘karşılık az
ayrılmış hasarlar’ birbirlerini dengelemekte ve nihai rezerv tahminlerinde sapma olmadığı müddetçe rezerv
tahmini doğru olmaktadır (Skurnick, 1973).
1.3 Hasar gelişim üçgeni
Hasar verisini özetlemek ve analiz etmek için yaygın olarak kullanılan ve birçok hasar tahmin yönteminin önemli
bir parçası olan hasar gelişim üçgeni hasara ilişkin çeşitli veri gruplarının değerinin zaman içerisindeki değişimlerini
gösteren bir tablo olarak tanımlanmıştır. Gelişim ise veri gruplarından herhangi biri için, hasar tutarı ya da hasar
sayısı değerinin zaman içerisindeki değişimini ifade etmektedir.
Hasar rezervinde kullanılan farklı yöntemlerin karşılaştırılmasında ‘büyüyen üçgen’ tekniğini tanımlamıştır.
Büyüyen üçgen tekniğinde gözlemlenebilir hasar verisinin bulunduğu sol-üst üçgen daha küçük alt üçgenlere
ayrılmaktadır. En küçük parçadaki hasar verisi kullanılarak gerçekte değeri bilinen hasarlar tahmin edilmekte
ve böylece kullanılan rezerv yönteminin gerçek hasar değerlerine ne kadar yakın tahmin değerleri ürettiği
gözlemlenmektedir (Choy et. al., 2007).
Bir hasar gelişim üçgeninde kullanılan hasar verisi aşamalı ya da birikimli hasarlardan oluşmaktadır
Çizelge 1. Aşamalı hasar üçgeni
Gelişim yılları
Olay yılı
0
1
…
k
… n-i
…
n-1
n
0
𝒁𝟎,𝟎
𝒁𝟎,𝟏 … 𝒁𝟎,𝒌
… 𝒁𝟎,𝒏−𝒊 … 𝒁𝟎,𝒏−𝟏
𝒁𝟎,𝒏
1
𝒁𝟏,𝟎
𝒁𝟏,𝟏 … 𝒁𝟏,𝒌
… 𝒁𝟏,𝒏−𝒊 … 𝒁𝟏,𝒏−𝟏
:
:
:
:
:
:
:
i
𝒁𝒊,𝟎
𝒁𝒊,𝟏
... 𝒁𝒊,𝒌
… 𝒁𝒊,𝒏−𝒊
:
:
:
:
:
n-k
𝒁𝒏−𝒌,𝟎 𝒁𝒏−𝒌,𝟏 … 𝒁𝒏−𝒌,𝒌
:
:
:
n-1
𝒁𝒏−𝟏,𝟎
𝒁𝒏−𝟏,𝟏
n
𝒁𝒏,𝟎
Kaynak: Hossack, I.B., Pollard, J.H., Zehnwirth, Introductory Statistics with
Applications in General Insurance. Cambridge University Press, 1999, USA
154
Burada,
i : zarar gerçekleştiği esas alınan dönem (yıl), (i = 0,1, ..., n)
k: Zarar gerçekleşme yılını takip eden, bildirim zamanına kadar geçen gelişim süreci (j = 0,1,.., n)
𝑍𝑖,𝑘 : i. dönemde oluşmuş ve k. dönem sonrası ihbar edilmiş birikimli zarar toplamı olarak ifade edilir (Hossack &
Pollard, 1999).
𝒁𝒊,𝒌 - aşamalı hasarların ödemelerinde takvim yılınde i+k≤n; Tahmin edilen yıllarda i+k>n,cari yıllarda
i+k = n; nihaide k=n –dir.
𝑺𝒊,𝒌 – olay yılının birikimli hasarlar ödemeleri, k- gelişim yılı, 𝑆𝑖,𝑛−𝑖 – cari n takvim yılının birikimli hasar
ödemeleri, 𝑆𝑖,𝑛 - nihai birikimli hasar ödemesidir.
Çizelge 2. Birikimli hasar ödemesi üçgeni
Gelişim yılı
Olay yılı
0
1
…
k
… n-i
…
n-1
n
0
𝑺𝟎,𝟎
𝑺𝟎,𝟏 … 𝑺𝟎,𝒌 … 𝑺𝟎,𝒏−𝒊 … 𝑺𝟎,𝒏−𝟏 𝑺𝟎,𝒏
1
𝑺𝟏,𝟎
𝑺𝟏,𝟏 … 𝑺𝟏,𝒌
… 𝑺𝟏,𝒏−𝒊 … 𝑺𝟏,𝒏−𝟏
:
:
:
:
:
:
i
𝑺𝒊,𝟎
𝑺𝒊,𝟏
... 𝑺𝒊,𝒌
… 𝑺𝒊,𝒏−𝒊
:
:
:
:
:
n-k
𝑺𝒏−𝒌,𝟎 𝑺𝒏−𝒌,𝟏 … 𝑺𝒏−𝒌,𝒌
:
:
:
n-1
𝑺𝒏−𝟏,𝟎
𝑺𝒏−𝟏,𝟏
n
𝑺𝒏,𝟎
Kaynak: Hossack, I.B., Pollard, J.H., Zehnwirth, Introductory Statistics with
Applications in General Insurance. Cambridge University Press, 1999, USA
2.
Yöntem
2.1. Bornhutter-Ferguson yöntemi
Bornhuetter-Ferguson yöntemi kazanılmış primleri 𝜋𝑖 , hasar oranı 𝜅𝑖 , hasar gelişim kotası gösgelerine
esasen hesaplanılır (Schmidt & Zocher, 2008).
𝑅𝑖 = 𝑆𝑖,𝑛 - 𝑆𝑖,𝑛−𝑖
Beklenen rezerv model denklemini tamamlayır:
E[𝑅𝑖 ] = (1- 𝛾𝑛−𝑖 ) E[𝑆𝑖,𝑛 ]
̂𝑖 = (1-𝛾̂𝐶𝐿
Bornhuetter –Ferguson’da öngörülen reservler 𝑅
) 𝜋𝑖 𝑘̂ 𝑖
𝑛−𝑖
𝐶𝐿
𝛾̂ 𝑛−𝑖 – güncel zincir merdiven (CL) kotası
Nihai rezervlerin 𝑆𝑖,𝑛 belirlenmesine dönüşmesi
𝐶𝐿
𝑆̂ 𝑖,𝑛 = 𝑆𝑖,𝑛−𝑖 + (1- 𝛾̂ 𝑛−𝑖 ) 𝜋𝑖 𝑘̂ 𝑖
Gelecekteki toplam hasarları dönüştürmek
𝐶𝐿
𝐶𝐿
𝑆̂ 𝑖,𝑘 = 𝑆𝑖,𝑛−𝑖 + (𝛾̂ 𝑘 − 𝛾̂ 𝑛−𝑖 ) 𝜋𝑖 𝑘̂ 𝑖
2.2. Kep Kod yöntemi
Kep Kod yönteminde mevcut parametreler 𝛾0 , 𝛾1 , … , 𝛾𝑛 ile 𝛾𝑛 =1 varsayımına dayanarak ölçülür (Schmidt,
2006).
(E[𝑆𝑖,𝑘 ] = 𝛾𝑘 ∗ E[𝑆𝑖,𝑘 ] i,k 𝜖 {0,1, …, n}
Hasar gelişim faktörü:
𝜑𝑘 =𝑆𝑖,𝑘 /𝑆𝑖,𝑘−1
Hasar gelişim kotası:
𝛾
𝛾𝑛 =1 şartı dahilinde
𝛾𝑛−1 = 𝑛
𝜑𝑛
Kap Kod yönteminde i+k≥ 𝑛 𝑖𝑙ə 𝑆𝑖,𝑘 birikimli hasarları tercih ederek belirler:
155
𝑘̂
𝐶𝐶
=
∑𝑛𝑗=0 𝑆𝐽,𝑛−𝑗
∑𝑛𝑗=0 𝛾̂𝑛−𝑗 𝜋𝑖
𝐶𝐶
𝑆̂ 𝑖,𝑘 = 𝑆𝑖,𝑛−𝑖 + (𝛾̂ 𝑘 − 𝛾̂ 𝑛−𝑖 ) 𝜋𝑖 𝑘̂ 𝐶𝐶
Önceki yıllarda herhangi bir tesadüfi olay sırasında fazla ödemenin olması sonucu gelecek yıllara daha çok
reserv ayrılmak, bu Kep Kod yönteminin avantajı da odur ki, önceki yıllarda esas ödemeni öteki yıllara oranla
pürüzsüzleştirir. Sapma nicel pürüzsüzleştirilmesi:
̂𝑆𝐶𝐶
̂𝑛−𝑖 𝑘̂ 𝐶𝐶 𝜋𝑖
𝑖,𝑛−𝑖 = 𝛾
3.
Ampirik Sonuçlar
3.1. Bornhuetter-Ferguson yöntemi ile tahmin edilen hasar karşılığın üçgen şekilinde aktüeryal
hesaplanması
Bornhuetter-Ferguson yöntemin amacı yıl sonuna önceki yılların göstergilerden doğru kullanılmasıtır.
Aktüer hasar gelişimi üçgenindeki her olay yılı satırı için, ulaşılabilir olan bugüne kadar ödenmemiş hasar ve
fiyatlama için kullanılan veriler gibi bilgileri kullanarak, bu olay yılı için beklenen azami hasar oranını kestirmeye
çalışır. Tahmin edilen hasar oranını ve kazanılmış preimleri kullanarak olay yılı için tahmin edilmiş azami hsar
hesaplar. Daha sonra ödenilmiş öncek yıllardan elde edilen hasar gelişimi faktörelerini kullanılarak, yıldan yla kesin
katsayıları hesaplar. Bu bu katsayılar olgunlaşmamış bugüne hasar ödenen hasarların tam anlamıyla olgun seviyye
geliştitilmesi için kullanılır.
Çizelge 3. Bornhuetter Ferguson yöntemi ile hasar karşılığın hesaplanması
Yılla Kazaılmamı Beklenen
İndirimli gelecekteki ödemeler
r
ş primler
hasar
Beklenen
Hasar
oranı
azami hasar karşılığı
0
1
2
3
4
5
tutarı
2008 10100
0.68
6868
6868 2009 11200
0.71
7924
7952
7952
28
2010 12500
0.72
8872
8969
9000
9000
128
2011 13800
0.72
9494
9795
9901
9936
9936
442
2012 15200
0.72
9696
10457 10788 10906 10944
10944
1248
2013 16800
0.72
9029 10716 11558 11924 12054 12096
12096
3067
Toplam hasar rezervi
4913
Beklenen azami hasar tutarı= Beklenen hasar oranı*Kazanılmış hasar tutarı
olarak hesaplanmaktadır. Sonra beklenen azami hasar tutarından bugüne kadar yapılan hasar ödemleri çıkartılarak
karşılığı bulunur.
Beklenen Hasar karşılığı =Beklenen Azami hasar tutarı – bugüne kadar ödenmiş hasarlar.
2008. yılında 5 yıl (2013. yıla) sonraya beklenen azami hasar tutarı 6868=10100*0.68
2009. yılında 5 yıl (2014.yıla) sonraya beklenen azami hasar tutarı 7952=11200*0.71
Diğer yıllarda yukardakı gibi hesaplanmaktadır.
Çizelge 4: Üçgenin hasar gelişim faktörü
1/0
2/1
3/2
4/3
5/4
1.18647932
1.078528189
1.031676906
1.010881234
1.003507234
Geçmiş yıllardaki ödemeler, her yıl sonuna kadar olan azami zararların gelişim faktörlerine göre bölünmesiyle
hesaplanmaktadır. Oranlar cari döneme getirilir. Cari yıllar üçgenin köşegenini oluşturuyor.
2013. yılın 5. sütunda 12054= 12096 / 1.003507234 , 4. sütunda 11924 = 12054/1.010881234, 3. sütunda 11558 =
11924/1.031676906, 2. sütunda 10716 = 11558/1.078528189 , 1. sütunda 9029 = 10716 / 1.186847932 beklenen
azamihasarı geriye götürerek, yıllar üzre hasarlar öngörülür. Diğer yıllarda bu hesaplama uygulanarak,üçgenin alt
kısmı doldurulur.
Beklenen azami hasardan köşegen boyunca hasarlar çıkılarak,beklenen hasar rezervleri bulunur:
2008. yıl üzre 0 = 6868 - 6868 beklenen azami hasar tutarı 2013. Yılla Üstüste düştüğünden rezervler
ayrılmıyor.
28 = 7952 – 7924 2009. yılda olay olmuş 2012.yıldan sonra ödenilecek ödemelere esasen ayrılan hasar
rezervidir. Diğer yıllarda yukardakı gibi hesaplanmaktadır.
Sonda toplam hasar rezervleri – o yıllar üzre rezervlerin toplamıdır
(4913 = 28+128+442+1248+3067). 4913 miktarı 2013 yıldan 2017.yıla kadar öngörülün hasar rezervlerinin
toplamıdır.
3.2. Kep Kod yöntemi ile tahmin edilen hasar karşılığın üçgen şekilinde aktüeryal hesaplanması
156
Kep Kod yöntemin Additiv yönteminden farklı olarak önceki yıllarda ödenmiş hasarların birikimli hasar
şeklinde değil de, her yıl oluşan ve ödenilmiş hasarlara göre aşamalı şekilde hesaplanılır. Kep Kod yöntemi
ödenilmiş hasarlarla ile elde edilen sigorta primlerine esasen hesaplanılır.
Çizelge 5. Kep Kod yöntemi ile hasar faktörü ve kotası hesaplanması
Hasar yılları için hasar faktörü ve kotası hesaplanması
Olay yılları
0
1
2
3
4
5
Elde edilen sigorta
primleri(𝜋𝑖 )
2008
2009
2010
2011
2012
2013
1001
1113
1265
1490
1725
1889
1855
2103
2433
2873
3261
2423
2774
3233
3880
2988
3422
3977
3335
3844
3483
4000
4500
5300
6000
6900
8200
1.899
0.522
1.329
0.694
1.232
0.855
1.12
0.958
1.044
1
𝜑𝑘
𝛾𝑘
0.275
Hasar gelişim faktörü 𝜑𝑘 - gelişim yılının 1. sütundakı ödenişlerin toplamını 0. sütunun ödemelerinin toplamına
1855+2103+2433+2873+3261
olan oranı ile hesaplanılır. Yani, 1.899=(1001+1113+1265+1490+1725)
Gelişim yılının 5. sütundaki ödemesi 4. sütundaki ödemesine olan oranı ile ifade edilir. (1.044 =
3483
3335
)
Hasarların gelişim kotası 𝛾𝑘 – n-1 hesaplamak için n yılındakı hasar gelişim kotasına bölünür. 𝛾𝑘 – n birime (1)
eşit
olur.
Gelişim
yılının
4.
sütundakı
𝛾4 =
𝛾5
𝜑5
=
1
1.044
=0.958 ....... 𝛾0 =
𝛾1
𝜑1
=
0.522
1.899
=0.275
Çizelge 6. Gelişim kotasına esasen diğer yılların tahmin edilen hasarları ve hasar reservlerinin hesaplanması
Hasar yılları için tahmin hasar ödemeleri ve hasar reservleri
Gelişim yılı
Olay 0
1
2
3
4
5
Elde edilen
Yıllara
Yıllara
ili
sigorta
göre hasar
göre reserv
tahmini
primleri(𝜋𝑖 ) tahmini
2008
2009
2010
2011
2012
2013
1001
1113
1265
1490
1725
1889
𝜑𝑘
𝛾𝑘
0.275
1855
2103
2433
2873
3261
3690
2423
2774
3233
3880
4316
4943
2988
3422
3977
4739
5304
6117
3335
3844
4462
5288
5935
6868
3483
4012
4660
5512
6193
7174
1.899
1.329
1.232
1.12
1.044
0.522
0.694
0.855
0.958
1
Toplam hasar reserv tahmini
4000
4500
5300
6000
6900
8200
3483
4012
4660
5512
6193
7174
168
198
224
258
306
1154
Genel çizelge üzere kaza kotası köşegen üzere ödemelerin toplamanın gelişim faktörünün uygun yılda elde edilen
sigorta
primlerinin
çarpımının
oranı
gibi
hesaplanılır.
1889+3261+3880+3977+3844+3483
𝜅𝐶𝐶 =
= 0.88937
0.27∗8200+0.522∗6900+0.694∗6000+0.855∗5300+0.958∗4500+1∗4000
2013 yılın 1. sütundakı, yani 2014 yılına tahmin edilen hasar ödemelerinin 2013 yılın 0. sütundakı hasarın üzerine
aynı yılın 1. sütundakı hasarın gelişim kotasından 0. sütundakı hasar gelişim kotası çıkılmakla, aynı yılın elde edilen
sigorta primleri ile kaza kotasına çarpılır.
3690= 1889+(0.522-0.275)*8200*0.88937
2013 yılın 5. sütundakı yani 2018 yılına tahmin edilen hasar ödemelerinin 2013 yılının 4. sütundakı hasarın üzerine
aynı yılın 5. sütundakı hasar gelişim kotasınından 4. sütundakı hasar gelişim kotası çıkılmakla, aynı yılın elde edilen
sigorta primleri ile kaza kotasına çarpılır.
157
7174 =68068+(1-0.958)*8200*0.88937
Çizelgenin tahmin edilen alt kısımı yukardakı hesaplama şeklinde hesaplanılır.
Kep Kod yöntemin Bornhutter-Ferguson yöntemden avantajı önceki yıllarda hata ve ya tesadüfen oluşan göstergeni
pürüzsüzleştirerek gelecek yıllara tahmin edilen hasarların doğru tahmin yapmasını etkiler.
Doğru olmayan ve ya her yıl oluşmayan olaydan belli bir yılın göstergesini Kep Kod yöntemi ile pürüzsüzleştirmek
olur. Sapma nicel pürüzsüzleştirilmesi için yayınan nicelin uygun yılın gelişim kotasını kaza kotasına çarpımı ile
yayınan yılın elde edilen sigorta primlerinine çarpılır:
𝑆𝑖,𝑛−𝑖 = 𝛾𝑛−𝑖 * 𝑘𝑐𝑐 * 𝜋𝑖
4.
Sonuç ve Öneriler
Hasar karşılıklarının sigorta şirketlerinde dikkate alınarak olabildiğince doğru tahmin edilmesi gerekir. Bunun
iyi bir tahmini, faaliyet karının doğru tespiti, prim düzeyinin doğru belirlenmesi ve uygun işletme kararlarının
alınması açısından önem taşımaktadır.
Hasar karşılığını hesaplamak için bir çok deterministik yöntemler olması analiz yapılması gereken şirketin işini
kolaylaştırır. Yani bu yöntemlerin her biri farklı göstergeler üzere aktüeryal hesaplamaları ile tahmin hasar
reservleri (karşılıkları)ayrılır, böylece şirketlerin ödemeli olduğu zamana göre ayrıca reserv a yırdığı için bu an
rahatlıkla sigortacı tarafından sigortaliya ödemeler edilir. Böyle ki, çalışma esasında elde edilen sonuç ve öneriler
aşağıdaki yöntemler üzre toparlanmıştır:
➢ Bornhutter-Ferguson yönteminde beklenen hasar oranı ile kazanılmış primlerden beklenen azami hasar
oranı belirlenir, gelişim hasar faktörü ile önceki yıllara hasar öngörülerek, cari yılın hasarları üçgen
köşegeninde oluşturuldukdan sonra gelecek yıllara hasar öngörülüsü hesaplanarak, nihai hasar rezervi
oluşturuldu.
➢ Kep Kod yöntemde gelişim faktörü üçgende köşegen üzere ödemelerin toplamının elde edilen sigorta
primlerine toplamının oranı gibi hesaplanıldı. Diğer yöntemden farklı olarak bu yönteminde hasar gelişim
kotası ve kaza kotasıda hesaplanıldı. Gelişim kotası gelişim faktörüne olan oranı ile, kaza kotası ise köşegen
üzere ödemelerin toplamının her yıl üzere gelişim kotası aynı ile uygun sigorta primlerine çarpmasının
toplamının oranı gibi hesaplanıldı. Aynı zamanda Kep Kod yöntemi aracılığı ile yayınan nicelin
pürüzsüzleştirilir, yani önceki yıllarda sadece bir yılda herhangi bir sorundan dolayı fazla hasar ödemeleri
olmuş ve vu ödemeler diğer yıllarda ödeme olmamışsa onda bu yöntemle aynı yılın yayınan niceli
pürüzsüzleştirmek için kaza kotasını gelişim kotasına ve pürüzsüzleştirilen yılın elde edilen sigorta
primlerine çarpması ile aynı yıla pürüzsüzleştirilmiş tutar hesaplanılır ve bu tür hesaplama sonuçunda
gelecekde yanlış olacak tahminlerin karşısı alınarak, doğru tahmin yapılır.
Kaynakça
Choy S.T.B., Chan J. S. K., Makov U.E. (2007), Model Selection for Loss Reserves: The Growing Triangle
Technique, Life & Pensions
Friedland J. (2009), Estimating Unpaid Claims Using Basic Techniques, CAS-FCAS, KPMG LLP, Version II
Hossack, I.B., Pollard, J.H., Zehnwirth, Introductory Statistics with Applications in General Insurance. Cambridge
University Press, 1999, USA, pp.206-241
Karacan, Ali İhsan. Sigortacılık ve Sigorta Şirketleri, Bağlam Yayınevi, İstanbul, 1994, s. 124-125
Klaus D. Schmidt & Mathias Zocher, “Bornhuetter-Ferguson as a general principle of loss reserving”, Casuality
Actuarial Society, 2008, Volume 2/ İSSUE 1, pp. 99-100
Klaus D. Schmidt “Metods and models of loss reseving based on run-off traingles: a unifying survey”, Casualty
Actuarial Societry Forum, Fall 2006, pp. 289-290
Skurnick D. (1973), A Survey of Loss Reserving Methods, CAS Proceedings May 1973, Vol. 60, pp.16
Taylor G. C. (2000), Loss Reserving: An Actuarial Perspective, Boston-Dordrecht-London: Kluwer
158
İçindekiler
Kongre Koordinasyon, Yürütme ve Bilim Kurulları
Kongre Tarihçesi
3.Ulusal Sigorta ve Aktüerya Kongresinin Ardından
ii
iii
iv
Bildiriler
Yazarlar
Prof. Dr. Serpil ERGÜN BÜLBÜL,
Arş. Gör. Kemal Burak BAYKAL
Doç. Dr. Ali KÖSE ,
Arş. Gör. Uğur TÜRKEL
Yrd. Doç. Dr. Burcu GÜROL,
Doç. Dr. Adalet HAZAR
Öğr. Gör. Mehmet İSEL
N. Aycan EMEKLİER,
Yrd. Doç. Dr. Şeref HOŞGÖR
Ayten PIRPATA,
Abdullah Buğra SOYLU
Gizem DİNÇER,
Yrd. Doç. Dr. Banu ÖZGÜREL
Arş. Gör. Gülay EROL-BOYACI
Münevver BAYAR,
Reyhan Nuran VARIŞLI
Yrd. Doç. Dr. Özgür AKPINAR
Meltem BALKANLI,
Prof. Dr. Serpil CULA
Deniz ÖZCAN,
Yrd. Doç. Dr. Şeref HOŞGÖR
Eda ALTUNTAŞ,
Emine KARA,
Arş. Gör. Abdullah Buğra SOYLU,
Doç. Dr. Erdem KIRKBEŞOĞLU
Öğr. Gör. Erdinç CESUR
Doç. Dr. Şenol BABUŞCU,
Doç. Dr. Adalet HAZAR,
Arş. Gör. Bade EKİM KOCAMAN
Doç. Dr. Nilüfer DALKILIÇ,
Öğr. Gör. Hüseyin Feyyaz
EBEOĞLUGİL
Arş. Gör. Murat KIRKAĞAÇ,
Doç. Dr. Nilüfer DALKILIÇ
Esra Yadigar TOZAK ,
Yrd. Doç. Dr. Taner ERSÖZ ,
Prof. Dr. Filiz ERSÖZ
Yrd. Doç. Dr. Taner ERSÖZ,
Davut ALTAN,
Prof. Dr. Filiz ERSÖZ
Ph. D. Afet HASANOVA
Konu
HAYAT DIŞI BRANŞLARDA FAALİYET GÖSTEREN TÜRK
SİGORTA ŞİRKETLERİNİN FİNANSAL PERFORMANS ANALİZİ:
VIKOR YÖNTEMİ
GRİ İLİŞKİSEL ANALİZ YÖNTEMİ İLE HAYAT DIŞI
BRANŞLARDA TÜRK SİGORTA SEKTÖRÜNÜN
DEĞERLENDİRMESİ
TÜRKİYE’DE FAALİYET GÖSTEREN HAYAT DIŞI VE HAYAT
EMEKLİLİK SİGORTA ŞİRKETLERİNİN PERFORMANSLARININ
KARŞILAŞTIRILMASI
DEVLET DESTEKLİ TARIM SİGORTALARININ DÜNYADAKİ
UYGULAMALARI ve TARSİM İLE KARŞILAŞTIRILMASI
KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ
SORUMLULUK SİGORTASINDA HASAR ORANLARININ
HESAPLANMASI VE HASAR ORANLARININ TAHMİNİ
EMEKLİER SİGORTA ÖRNEĞİ
MAKİNE KIRILMASI SİGORTALARINDA RİSK TESPİTİ,
FİYATLANDIRMA VE HASAR UYGULAMALARI
BANKALARDA UYGULANAN HAYAT SİGORTALARI İÇİN
KALİTE FONKSİYON GÖÇERİM YÖNTEMİ
SİGORTA SEKTÖRÜNDE İLİŞKİ PAZARLAMASI: SİSTEMATİK
LİTERATÜR ANALİZİ
BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNDE MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ:
ANKARA İLİNDE BİR UYGULAMA
TÜRKİYE’DE GERÇEKLEŞEN DEPREMLERİN SİGORTA YAPMA
EĞİLİMİNE ETKİSİNİN İSTATİKSEL OLARAK ANALİZİ
GENEL SAĞLIK SİSTEMLERİ VE ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI
UYGULAMALARI
1995 YILI TÜRKİYE ŞEHİR NÜFUSU HAYAT TABLOSUNUN
CİNSİYETLER AYRIMINDA BRASS LOGIT HAYAT TABLOSU
YÖNTEMİ İLE HESAPLANMASI
SİBER SİGORTALAR: SON GELİŞMELER, UYGULAMALAR VE
SORUNLAR
SİGORTA ACENTELERİNİN TEMEL SORUNLARI VE BU
SORUNLARIN SINIFLANDIRILMASINA YÖNELİK BİR ÖNERİ
(MARMARA BÖLGESİ ÖRNEĞİ)
BAĞIMSIZ DENETİM RAPORU'NUN SİGORTACILIK
SEKTÖRÜNDE FAALİYET GÖSTEREN HALKA AÇIK
ŞİRKETLERİN HİSSE SENEDİ FİYATI VOLATİLİTESİNE ETKİSİ
SİGORTACILIK SEKTÖRÜNDE STAJ: KÜTAHYA ÖRNEĞİ
TÜRKİYE’DE FAALİYET GÖSTEREN EMEKLİLİK
ŞİRKETLERİNİN PERFORMANSLARININ TEMEL BİLEŞENLER
ANALİZİ VE KÜMELEME ANALİZİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI
DEMİR – ÇELİK SEKTÖRÜNDE MEYDANA GELEN İŞ
KAZALARININ VERİ MADENCİLİĞİ KULLANILARAK ANALİZİ
Sayfa
1
10
17
23
34
44
51
59
67
79
85
92
101
107
112
123
130
137
KARABÜK İLİ TRAFİK KAZALARINDA RİSK ANALİZİ VE VERİ
MADENCİLİĞİ UYGULAMASI
145
HASAR KARŞILIĞININ BORNHUETTER-FERGUSON VE KEP KOD
YÖNTEMLERİ İLE AKTÜERYAL HESAPLANMASI
153
159
Download