dı egıtımı

advertisement
•
.
\af
..
•
•
· . DI EGITIMI
ARAŞTIRMALARI
•
•
DERGISI
İSLAMiYET'İN EGİTİME GETİRDİGİ DEGERLER
(Eğitimle İlgili Bazı Ayetlerin Yorumu)
Doç. Dr. Halis AYHAN
M.Ü. İHihiyat Fakültesi
Din Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesı
Kur'an'ın getirdiği değerleri, her alandaki hak ve hürriyetler açısın­
dan yorumlamak, bu alanda araştırma ve çalışmalar yapmak yerindedir.
Ancak, bu çalışmalar içinde daha önemli ve daha kalıcı olanı, eğitim ve
öğretinıle ilgili ayetleri, fert, toplum ve kültürel değişmeler ve gelişmeleri
göz önüne alarak araştırmak, bu konulardaki Kur'an'a dayanan İslami
değerleri doğru anlamak olsa gerektir.
Kur'an'ın getirdiği eğitim
ve öğretirole ilgili değerleri, eğitim psikolojisi, eğitim sosyolojisi, eğitim felsefesi, öğretim metotları ilimlerinin
ulaştığı bilgileri dikkate alarak yorumlamak, oldukça ilgi çekici ve yol
göstericidir. Ayrıca eğitim tarihimiz boyunca eğitimin müfredatı, öğretim
metotları ve eğitim kurumlarındaki değişmelerin, dinimizin ilimle, düşünmeyle, araştırınayla ilgili olarak ortaya koyduğu kuralların doğru ve
yanlış aniaşılmasıyla yakından ilgilidir. Tarihi olayları, eğitim tarihi açısın­
dan problematik olarak ele alarak incelemek, günümüzün İslam ülkelerinin içinde bulunduğu, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik şartların
doğru anlaşılması ve çözümüne önemli ölçüde katkıda bulunacaktır.
Tarih boyunca ahlak, hukuk, estetik, ekonomi alanlarında insanlığın
olduğu ve ürettiği bütün gerçek, hakikat ve değer hükümlerinin
oluşmasında en etkili kuralları din koymuştur. Ayrıca din, bütün sosyal ve
psikolojik olguların, fiziko-şimik olayların, mantığa göre doğru-yanlış,
ahlaka göre iyi-kötü, estetiğe göre güzel-çirkin, hukuka göre suç ve ceza
anlayışlarının, dine göre haram-helal gibi değer yargıianna ulaşmasını, fert
ve toplum hayatındaki her türlü tutum, tavır, düşünce ve eylemietin ölçüsahip
DiN EÖtriM:t ARAŞTIRMALARI
58
lerini ve temel motivasyonunu sağlamaktadır. İnsanlarda din duygusu o
kadar köklü ve o kadar devamlı bir şeydir ki, en ağır dinsizlik ortamı ve
baskıları bile bu duyguyu büsbütün söküp atamaz. Dalıası var, kendilerinin dinsiz olduğunu resmen ilan edenler bile, haklkatte yok edemedikleri
bu duygunun etkisi altındadırlar. Yaratılışın sım karşısında hayret ve huşu
duymayan bir akıl sahibi bulunamaz. İnsanlar bu sırrı bazen sanatta, bazen ilimde, bazen başka alanlarda arayabilirler; ancak hiçbir alanda dinin
verdiği cevapları bulamazlar.
eden sorular ezeli ve ebedi sorulardır. Bir
gün bunların cevaplarının bulunacağını ve dolayısıyla dine ihtiyaç kalmayacağını kimse söyleyemez. Dinden uzaklaşanlar bu sorulardan vazgeçmiş veya cevabını bulmuş değillerdir, sadece susuzluklarını başka kaynaklardan gidermeye çalışmaktadırlar 1 • J. J. Rousseau (1712-1778): "Bütün
hayatında kalbi, içinde Tanrı yoktur diyenler varsa, ya yalancı ya da mecnundurlar"2 diyor. Din, teknik gibi insanın yalnız aklını; sanat gibi yalnız
gönlünü saran bir şuur değildir. Din, insanın bütün benliğini saran şuur­
dur. Kansız yaşanamayacağı gibi, dinsiz de yaşanamaz 3 . I. Hakkı
Baltacıoğlu'nun ifadesiyle dincil deneme, denemelerin en son, en tüm, en
mutlak, en içten alanıdır. Din kişiliği olmadan, milli kişilik olmuyor. Din,
dil, sanat kalkınması olmadıkça, toplum kalkınması da olmaz. Tarih, elde·
ettiğimiz bu sonucun doğruluğunu göstermektedir4. Bütün bunların fertlere ve topluı:plara kazandırılması da eğitim ve öğretimin işidir.
Dinin konusunu
teşkil
Eğitim, fert ve toplum açısından en önemli çalışmaların adı olduğu
gibi, kültürün de geliştirilerek, nesillerden nesillere intikalini sağlamaktır.
Fert açısından insanın doğuştan getirdiği bütün yeteneklerini geliştirmek,
eğilimlerini yönlendirmek; toplum açısından ise, en yakın çevresinden
başlamak üzere insanın içinde yaşadığı sosyal çevreyle ahenkle bütünleş­
mesini sağlamaktır. Kültür ve medeniyet açısından ise, yüzyıllardır insanlığın müşterek ürünü olarak ortaya çıkan, her alandaki maddi ve manevi
kültür değerlerini geliştirerek ve güncelleştirerek, kalkınmaya mani olmayanlarını yetişmekte olan nesillere kazandırmak için yapılan çalışmaların
tamamını ifade etmektedir. Bu anlamda eğitim, insanda fiziksel, entellektüel, ahlaki hallerin uyandırılması, geliştirÜmesi faaliyetidir. "Eğitim, ruhu
ve karakteri yapıyor, ferde ve millete. bütün değerleri kazandırıyor"5.
l.Erol Güngör, Islam'ın Bugünkü Meseleleri, İstanbul 1981, s.137.
2.1. 1. Rousseau, Emile, İstanbul 1966, s.243.
3.I. Hakkı Baltacıoğlu, "D ine Doğru", A. tl. fldlıiydt Fakültesi Dergisi, 1957, I-IV, s.4460.
4.1. Hakkı Baltacıoğlu, agm, s.58.
5.Hilmi Ziya Ülken, Eğitim Felsefesi, İstanbul 1967, s.2.
İSLAMiYEriN EÖİTİME GETİRDİGİ DEÖERLER
Doğu'da, Batı'da eğitim
nn
birleştiği
noktalar
59
ve öğretim hakkında yapılan bütün tanırola­
şunlardır:
a- Kişide beden ve ruh kabiliyetlerini uyandırmak, geliştirmek, ona
birtakım
bilgi ve becerileri
kazandırarak başanlı
ve mutlu
kılmak,
b- Yetişmekte olan nesillere yeteneklerini sonuna kadar geliştirerek,
içinde yaşadığı topluma içtenlikle katılarak, kişiliğinin özel yönünü koruyarak, ictimai hayatı geliştirici çalışmalara büyük bir özveriyle katılmak,
c- Kültür alanında daha önceki nesillerden devralınan mirasın ilerlemeye engel olmayanlannı gelecek nesillere aktarmak; böylece toplumun milli varlığını koruyup, geliştirmek. Eğitim bu anlamda hem bir oluş
(process), hem de bir sonuçtur 1•
Farabi'ye (870-950) göre fertlerin ve toplumların bu dünyada ve
ahirette mutluluğunu sağlayacak tutum ve davranışlar dört türlüdür: 1)
. Nazari erdemler, 2) Düşünce erdemleri, 3) Ahlaki erdemler, 4) Arneli sanatlar. Bütün bunlar ise eğitim ve öğretimle kazanılır. Öğretim, fert ve
toplum hayatında nazari erdemleri var etmek demektir. Eğitim ise ahlaki
erdemleri, iş ve sanatlan var etme çalışmasıdır2 • Farabi'nin bu anlayışı, günümüzdeki eğitim ve öğretim amaç ve anlayışına uygun düşmektedir.
İslamiyet'in
fert, toplum ve kültür alanlarında insanlığın eğitim ve
bir şekilde tespit edebilmek
için, İslamiyet'in gelmesinden önceki eğitim ve öğretim anlayışını kısaca
özetlemek yerinde olacaktır.
öğretim anlayışına getirdiği değerleri doğru
İSLAMiYET'TEN ÖNCE EGİTİM ANLAYIŞI VE BU
ALANDAKi GELİŞMELER
İlkçağ filozoflannın
her alandaki görüşleri gibi, eğitim alanındaki
derinden etkilemiştir. Hristiyanlık öncesi eği­
tim hakkındaki görüşlere genel olarak bakıldığında, ortak bir nokta bulunabilir. Hepsinde insan temel alınmış ve bu insanın, kendisi ya da içinde
yaşadığı toplum için yetiştirilmesi düşünülmüştür. Ancak bu dönemde
yalnız hür insanlar (köleler hariç) dikkate alınarak bir cemaatin, bir devletin üyesi, vatandaşı olarak ele alınmakta ve hepsinde dünyalık bir varlık
olarak görülmektedir. Bilgi ve erdeme ulaşmak -özellikle ilkçağ filozoflannın açtığı çığırda- akıl öncülüğünde, kozmik (kevni) ve içtimal düzene
uygun insan yetiştirmek, eğitimin başlıca amacı olmuştur.
görüşleri
de bütün
insanlığı
l.Halis Ayhan, Eğitim Bilimine Giriş, İstanbul 1995, s.18.
2.Farab1, Tahsflü's-Safıdet, çev. Hüseyin Atay, Ankara 1974, s.3; aynca bk. Bayraktar
Bayraklı, Farabi'de Devlet Felsefesi, İstanbul 1993, s.l43; Farabl, Tahsflü's-Sa'adet,
neşr. Ca'fer al-i Yasin, Beyrut 1985, s.49,78.
DİN EÖiT1M1 ARAŞTIRMALARI
. 60
Ortaçağda ilk defa Hz. İsa iledir ki, Batı'da insanın Tanrı'yla ilişkisi
bütün erdemierin başı olarak kabul edilmekte ve
diğer bütün çalışmalar ve erdemler buna dayandırılmaktadır. Ayrıca bütün
insanların Tanrı huzurunda eşitliği, kadınlara tanınan sosyal statü ve üniversal bir ilkeyi benimsemiş olmasıyla Hristiyanlığın eğitim ve öğretim
anlayışı, Antik Çağ'daki Grek ve Roma anlayışından çok ileride ve yenilikçi bir karakter göstermektedir.
esas
alınmakta, dindarlık
Bütün bu yenilikçi ve ileri eğitim anlayışına rağmen Hristiyanlık
kültürü, müesseseleştikçe, zamanla insana değer vermemiş ve geri plana
itmiştir. Hatta ilk günah teorisi yoluyla insanı doğuştan günahkar bir varlık mertebesine düşürmüştür. Ayrıca yalnız öbür dünyayı esas alarak bu
dünyayı ve buradaki hayatı değersiz görmüştür. Bu çağda eğitimin başlıca
gayesi, üstün bir alana hazırlanmak ve bunun için mümkün olduğu ölçüde dünyadan vazgeçmekti. Bu ise, ruh eğitimi ile mümkün olacaktı.
Manastırlarda, havralarda, kiliselerde, insanlara iç dünyasını ve yaratıcısını
tanımasının eğitimi ve öğretimi yapılmaktaydı. Bu anlayış yalnız Batı'da
olmayıp, Uzakdoğu Budist anlayışında da geçerli idi.
Rönesans döneminin genel özelliği, hümanist anlayışta bir eğitimi
öne çıkararak, daha önceki anlayışıara tepki oluşturmasıdır. Amacı ise, her
yönüyle gelişmiş bir insan (homo universal) yetiştirmek olmuştur. Fakat
böyle bir eğitim anlayışı, aynı zamanda zorunlu olarak aristokratik bir karakter kazanmaktadır. Çünkü bu eğitim, okullarda çocuklara kazandırıla­
cak bir şey olmaktan çıkmakta, ancak edebiyatçılar ve sanatçılara hitap
etmektedir. Bu hümanist ve seçkinler eğitimi, halk tabakalarının eğitimine
tamamen yabancı, hatta onlara zıt bir tutum göstermektedir1•
Bu çağda -yalnız Batı'da olmak üzere- ideal insanın, hürriyetini arayan insan olduğu ileri sürülmüş; herşeye karşı hür ve bağımsız insan yetiştirme amacı hedeflenmiştir. Skolastik anlayışa şiddetle karşı gelinmiş,
kilise ve müesseselerine yöneltilen hücumlar, giderek dinin esasına ve
Tanrı'ya yönelmiştir. Fakat bu yıkıcı anlayış, müspet ve yapıcı bir insan tipini ortaya koyamanuş, bunun eğitim ve öğretimini temellendirememişti.
Aydınlanma
ise (18-20. yüzyıl) çocuk .ve
insan daha yakından tanınmaya çalışılnuş, beden ve ruh gelişmesi, duygu,
irade, zeka, heyecan· ve hayili yönleri ve gelişmeleri göz önünde tutularak
eğitim ve öğretim yapılması arayışına girilmiştir. Bu devrin temelindeki
anlayış, akla dönüşü geliştirmek ve her alanda akıl ve tecrübenin egemenliğine dayanmaktır. Ayrıca eğitimin ve kültürün halk yığınlarına yayılması
teşebbüsü de bu yüzyıllarda öncelik taşıyordu.
LKemal Aytaç, Avrupa
ve
sanayileşme çağında
Eğitim
Tarihi, s. 79-100. ·
tSLAMiYET1N EÖ1T1ME GETiR.DİÖİ DEÖERLER
61
Fransız ihtilali'yle birlikte bütün ülkelerde monarşilerin sarsılmasın­
dan sonra millet ve demokrasi kavramları herşeyin önüne geçti. Bu dönemde eğitim, hürriyet ve bireysellik üzerine temellendirildi. Fakat demokrasi anlayışı, yorumu ve uygulanması kendi içinde parçalandı.
Hürriyetçilerle eşitçiler, liberaller ve sosyalistler olarak ayrıldılar.
Zamanla bu iki grup gerginliği çok ileri götürerek hürriyeti inkar
eden eşitçilerle (totaliterler), eşitliği ink§.r eden, ferdi hürriyeti ve farklılığı
savunan hürriyetçiler olarak ortaya çıktılar. Sosyal ve kültürel alandaki
her konuda ·olduğu gibi, eğitimi de bu ideale göre düzenlemeye çalıştılar.
Demokrasinin böyle zıt bir biçimde yorumlanması sonucu ortaya
çıkan bu iki anlayış, eğitimi çıkınaza götümiektedir. Çocuklan ve gençleri
hür ve rakip vatandaşlar olarak mı, yoksa eşitlik arayan insanlar olarak mı
yetiştirmeliyiz? Her iki anlayışta da eğitim buhrana sürükleniyor. Birinci
halde çocuklar ve gençler her alanda amansız ve acımasız bir müdideleye
itiliyor. İlkokul sıralarından itibaren ferdiyetçi bir yarışa zorlanıyor.
Başarılı olmak için her türlü yolu meşru görüyor. Çünkü onun idealine
göre güçlü ve başanlı olana hayat hakkı tanınıyor. Bu Darwinci, amansız,
acımasız müca.deleye göre insanı hayata hazırlamak, eğitimin bir çıkmazı­
dır. Alman filozofu Nietzche'ye (1844-1900) göre, insanlarda acımanın ve
yardırnlaşmanın yeri olmayacaktır. Kişi, acıma duyduğunda gücünden yitirir; acıma, gelişmenin yararını büyük ölçüde etkisiz kılar 1 •
İkinci
halde ise, .çocuklarda kardeşlik, adalet ve eşitlik duyguları
hürriyetsiz ve dıştan baskılarla kazandırılmış eşitlik ve disiplin içinde, bir ölçüde dinlerin öğrettiği ahlak anlayışına yaklaşan, ama müeyyidesini dinden almayan laikleşmiş bir ahlaka göre yetiştirilecek ve hayata o şekilde hazırlanacaktır2 • Böyle bir eğitim anlayışı da insan fıtratına,
insan ruhunun ihtiyacına ve gelişimine uygun değildir.
geliştirilecek,
Bütün toplumlar ve bütün fertler için genel geçerli bir tek eğitim
sistemi olduğunu, bunun bütün ülkelerde uygulanması gerektiğini savunanlara göre ise, eğitimin amacı şöyle belirtiliyor: "İnsanlara, Batı uygarlıklan topluluğu içinde birkaç bin yılda oluşan insancıl değerler sistemine
olabildiğince bağlı bir zihin habitusu (alışkanlık, itiyat, tavır) vermek, aynı
zamanda bu sistemin tarihsel bir gelişme ile oluştuğunu ve mutlak bir değer olduğu bilincini kazandırmaktır.
Batılı olmayan evren bu eğitimle yetişrnek istiyorsa, herşeyden önce
toplumun yaşamından sınırlı ve kalıplaşmış üstyapı öğelerini, toplumun
I.F. Nietzche, DeccalHristiyanlığa Lanet, çev. O. Arıoba, İstanbul 1987, s.l5.
2.H. Ziya Ülken, Eğitim Felsefesi, s.228.
DİN EÖ1TtM1 ARAŞTIRMALARI
62
zihninden ve gönlünden mümkün olmasa da, hiç olmazsa toplumsal ve
siyasal kurumlardan söküp atmak zorundadır" 1 •
Herşeyi Batı
kültür ve uygarlığında gören hümanist anlayıştaki Türk
göre müslümanlık, "1400 yıl önce Arabistan çölünün şartla­
rına uygun olarak meydana gelen dini ve sosyal bir teşkflattır. Hele sonradan bozulmuş şekliyle, çağdaş hayatın icaplarına uyamazdı. Bu yüzden
çağın icaplarına düşman olmuştur" 2 • Batı kültür ve medeniyetinin köklerini de eski Yunan ve Latin kültürüne bağlayan hümanistler, bu kültürün
unsurlarını da dünyaya dönüklük, akılcılık, hürriyet ve laiklik olduğunu
söylerler. Onlara göre: "Bu unsurlar, diğer kültür ve zihniyetierde bulunmaz. Bizim gerimizde hep kötü ve kötülük var, Yunan ve Roma'nın
gerisinde hep iyi ve aydınlık var. Eskiden düşünülmüş olan hür ve akılcı
düşünce, yepyeni tecrübelerle yeniden düşünülür ve verimli olur. Fakat
İslam düşüncesi bir zaman yaşanan düşünce olsa da, onun yeniden düşü­
nülmesi, onu mezardan çıkarmak gibidir. Orada dogmatik kuralların demir kafesi bulunur. Batı dünyasının dışında, düşüncenin hayatından değil,
ölümünden söz etmek yerindedir" 3 .
aydınlarına
Dinlerin, özellikle İslam Dini'nin akla ve hür düşüneeye inıkan
böylece her türlü gelişmeyi engellediğini, onun için de dine,
din eğitim ve öğretimine taviz vermenin doğru olamayacağını iddia edenler4, fert, toplum, tarihi gelişim, din ve özellikle İslam Dini'nin bütün bu
alanlarda ge~irdiği değer hükümlerini doğru tanımıyor ve doğru analizler
yapamıyorlar. Bu düşüncede olan aydınlar, Cemil Meriç'in tespitiyle:
"Türk düşünce tarihi ve ülkesiyle göbek bağını koparan, vatanında garip
bir aydın dramı, alkışlayıcısı da azınlıklar ve Avrupa'dır. Türk kültürünü
Eski Yunan'a bağlamak, ummanı ırınağa bağlamak olur" 5 •
vermediğini,
"'-
Unesco'nun her milletin, her kültürün evrensel olana katkıda buluve bu yolda zenginleştirilmesi gerektiği hakkındaki görüşünü,
Türk hümanisti reddederek, Yunanlı'dan daha Yunanlı, Avrupalı'dan daha
Avrupalı olduğunu ortaya koymuştur6.
nacağı
Yukarıda kısaca
çıkınaza
özetlemeye çalıştığımız her üç anlayış da eğitimi
ve buhrana sürüklemektedir. İnsanı, toplumu ve kültürel değer-
!.Suat Sinanoğlu, Türk Hümaniwıi, Ankara 1988, s.l90-197.
2.Yunus Nadi, "Hukuk-i Medeni", Cumhuriyet Gazetesi 28 Şubat 1926'dan naklen bk.
Nuray Mert, Laiklik TartıŞmasma Kavramsal Bir Bakış, s. 85.
3.S. Sinanoğlu, age, s.72,86,87.
4.Mete Tuncay, "Türk Siyasal Düşüncesinin Son Yüzyılında Üç Ana Yöntemin Ortak
Çıkınazı Doğmatizm", Felsefe Kurumu Semineri, Ankara 1977, s.31; aynca bk.
Muzaffer Sencer, Diııin Türk Toplumuna Etkileri, İstanbul 1967, s.274; a.mlf.
Osmanlılarda Din ve Devlet, s.21 O.
5.Cemil Meriç, Bu Ülke, İstanbul 1976, s.55, 59.
6.Yümni Sezen, Hümanizm ve Atatürk Devrimleri, İstanbul 1997, s.194.
iSLAMiYETİN EÖiTIME GETİRDİÖİ DEÖERLER
63
leri birlikte ve yerli yerinde dikkate almayıp, tek yönlü ele almaktadır.
Halbuki insan, rı1hl çöküntüleri ve düzensiz gelişmeler dışında daima hem
gelişme yetenekleri doğrultusunda kemale ulaşma, hem de genişleme,
paylaşma, dayanışma ve birlikte olma arayışındadır. Öyle ise bu ritme uygun olarak eğitim idealinde, fert, toplum ve kültürel değerlerin geliştirile­
rek aktarıl~asını birlikte düşünmek esas olmalıdır. Eğitimle ferdin yarışma, hürriyet içinde yükselme ve gelişme, kendine iyilik, kendine yardım, kendini gerçekleştirme, kendini tanıma, kemale erme gibi konularda
yetenek ve eğilimleri doğrultusunda ulaşabileceği en yüksek noktalara
ulaşmasına yardım edilmelidir. Eğitimin ferdi amaçları bakırnından bütün
bunlar gerçekleştirilirken, yardımlaşma, paylaşma, dayanışma, birlikte
olma, kardeşlik ortamı, adalet ve liyakat ölçüleri içinde dayanışma içinde
olacak bir şekilde eğitim çalışmaları yapmak, eğitimin sosyal amacını ger~ekleştirir. Bir yandan da başka milletierin kültürlerini taklit ederek değil
de, kendi kültürel değerlerini bilip tanıyarak, koruyup geliştirerek bütün
insanlığın kültür ve medeniyetine katkıda bulunmak gerekir.
İslamiyet'in eğitime getirdiği değerleri doğru ania-yarak uygula-
maya aktarmak için öncelikle, çağdaşlaşma ve ilerlemenin en temel şartı
olan metotlu çalışmalara dayanarak bilim ve teknolojide gelişirken, mill!
ve manevi değerlerimizin de gücünü dikkate almak gerekir. Bunun gerçekieşebilmesi için öncelikle aydınlarımızın dünya görüşü, eşya ve olayları
algılama tarzı, eğitim ve öğretim anlayıŞları önemlidir. Ancak her alanda
yetişmiş aydınlarımız, Batı hilmiyle Batı kişiliğini ve değerlerini birbirine
karıştırmış olmalarının sonucu, kişilik ve değer buhranına düşmüşlerdir.
Bunun sonucu aydınlar, kendi aralarında maddi ve manevi kalkınma konularında, insan, toplum ve kültürel değerlerimizin gücü ve eğitim-öğre­
tirnle yetişmekte olan nesillere kazandırılması meselelerinde görüş birliğine varamamışlardır. İslam ülkelerinde görülen bu durum, içinde bulunduğumuz şartları açıklayan başlıca sebeptir 1•
Tarih boyunca bütün felsefe sistemlerinde ve dinlerde en temel
konu, insanın varlığı ve çevresiyle karşılıklı ilişkileri ve tesirleri olmuştur.
Epistemolojik (bilginin kaynağı ve değeri), antolajik (varlık ve oluş), etik
(ahlak) ve estetik konuları altında tartışılan meselelerio başlangıç ve nihai
noktalarını, insanın ruh ve beden özellikleriyle, içinde yaşadığı fizik! ve
sosyal çevresiyle karşılıklı tesirleri ve bütün bu ilişkilerde insanın hürriyeti
ve sorumluluğu konuları oluşturmuştur. İnsanın varlık hali ve geleceği,
tarih boyunca tartışıldığı gibi, günümüzde ve gelecekte tartışılmakla bitecek bir mesele değildir. Eğitim ve öğretimin amacı, müfdedatı ve hatta
metotları bu temel anlayışa bağlıdır.
!.Halis Ayhan, "Eğitim ve Öğretİrnde Batılılaşma", T.D. V. Islam Ansiklopedisi, V,l62.
DiN EG1Ti:M1 ARAŞTIRMALARI
64
İsH1m 'ın İnsan Hürriyeti ve Soruıniuluğuna V erdiği Önem ve
Eğitime Getirdiği Kurallar
İslam,
kendi açısından insanın esas ve değişmez gerçeğini, ruh ve
beden özelliklerini, yakın ve uzak geleceğini, bütünüyle insan varlığını
dikkate almakta, girdiği ve gireceği her türlü ilişkilerde uyumlu düzenlemeler yapmaktadır. İnsanı yalnız beden ve ruh özellikleriyle, fiziki ve sosyal çevresindeki ilişkileriyle açıklamakla kalmayarak, Yaratıcısını, benüstü
alemi, Allah'ı doğru tanımasının yolunu öğretmekte, ölüm sonrası hayat
hakkında insanın gönlünü tatmin eden bilgiler vererek, kendini, kendi dı­
şındaki çevresini, kendi üstündeki Rabbini, ölümden sonraki alemi, kendi
ötesini bir bütünlük ve tutarlılık içinde açıklamaktadır.
İnsanın konumu, yaratılış özellikleri, hem bu dünyadaki durumu,
ve olaylar arasındaki yeri, hem de dünya ötesi haliyle Allah'a karşı
nasıl bir tutum ve davranış içinde bulunması gerektiği hakkındaki eğitim
ve öğretim anlayışıyla İslam, bütün insanlık için temel hareket noktalarını
göstermiştir. Bütün mesele, İslamiyet'i doğru anlamak ve insanın yaratılış
özelliklerini ve gelişimini doğru tanımaya bağlıdır. Bu anlamda eğitim ve
öğretirole ilgili ayetleri -nazil oluş sırasını da dikkate alarak- şu bölümlerde incelemek mümkündür:
eşya
a- Okuma-yazma ve kalemden bahseden ayetler.
b - İnsan bilgisinin kaynağı ve değeriyle ilgili ayetler.
c - İnsanın yetiştirilmesiyle, fıtrat özelliklerinin eğitimi ve öğreti­
miyle ilgili ayetler.
d- Bilim, ilim ve tefekkürden bahseden ayetler.
e - Toplumdan, geçmiş milletierin özelliklerinden, hayat tarzların­
dan ve örflerinden bahseden ayetler.
Kur' an-ı Kerim' e bir bütünlük içinde bakıldığında, özellikle eğitim
ilgili ayetlerde görülüyor ki, insanın doğuştan getirdiği temel özellikleri, cemiyet içinde kazandığı tutum ve davranışları, tarih boyunca insanlığın geçirmiş olduğu kültür ve medeniyet gelişimi, yer
ve gökler hakkında (insanın fiziki çevresi) nazari ve arneli olarak doğru ve
yeterli bilgiler verilerek, eğitim ve öğretimin alanına giren bütün konular,
hiçbirisi ihmal edilmeden dikkate alınmıştır. İbn Rüşd'ün ifades~yle:
"Tekv1n1, teşri'! ve tenzlll kanunların kaynağı aynı olduğu için aralarında
tam anlamıyla bir uyum söz konusudur" 1•
ve
öğretirole doğrudan
İçinde bulunduğumuz şartları, eğitim açısından şu şekilde açıkla­
yabiliriz. İnsanın fıtratı ve gelişimi doğru tanınmadığı, toplumun değişimi
ve gelişimi doğru algılanamadığı ve Kur'an'a dayanan İslam doğru bilil.İbn Rüşd, Faslu'l-Makiil,
çev. Nevzad Ayasbeyoğlu, Ankara 1955, s.8.
iSLAMiYETİN EÖİTİME GETiRDlGi DEÖERLER
65
nemediği
için, İslam ülkelerinin içinde bulunduğu başarısızlık ve mutsuzluk ortaya çıkmaktadır. Bütün mesele, dini doğru anlamak, ferdin ve toplumun ihtiyacı ve gelişimine uygun bir biçimde öğretim müfredatını belirlemek ve özel öğretim metotlarına uygun olarak, genel öğretim içinde din
eğitim ve öğretimi yapmaktır.
Eğitimin
nitelik ve nicelik bakımından en önemli alanını öğretim
zeka, düşünce eğitimi) teşkil eder. Eşya ve olaylar hakkında doğru
bilgiler edinmek, zamanı gelince bu bilgileri yerli yerinde kullanarak kavramlar oluşturmak (tecrit ve tamlm ederek eşyayı tanımak), önermeler
yapmak, önermeler arasında doğru ilişkiler kurarak mantık bakımından
tutarlı ve doğru sonuçlara ulaşmak, akıl yürütmek, insanın bütün varlıklar­
dan üstün olduğunun en belirgin özelliğidir. Aslında bu, insandan başka
hiçbir varlıkta olmayan bir özelliktir. (Kur'an'ın ifadesiyle meleklerde de
~öyle bir özellik yoktur.) Kur'an'daki birçok ayet bunu açıklar.
(akıl,
Okuma-Yazma ve Kalemden Bahseden Ayetler
Hz. İsa'dan 610 sene sonra Hz. Muhammed'in şahsında Allah'ın insanlığa ilk emri "Oku"dur. Son İlahi kitabın, kıyamete kadar devam edecek İlahi kuralların böyle başlamasında çok derin manalar olsa gerektir.
İnsanlığın başarı ve saadetinin sırrı bu kuralları doğru anlamakta saklıdır.
Hem fert ve toplum olarak başarılı ve mutlu olması, hem de tabiata hakim
olması ve üstünlüğünün gerçekleşmesi, okumasına ve bilgisine bağlıdır.
İslam'ın
okumaya, öğrenmeye, araştırmaya verdiği önemi ilk nazil
olan ayetlerin ışığında düşünmek, bize şu temel bilgileri veriyor: "Yaratan
Rabb'inin adı ile oku. O insanı kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabb'in niha- ·
yetsiz kerem sahibidir ki, O kalemle yazı yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini O öğretti. (Okumamaktan) sakın! Çünkü insanoğlu kendini
müstağnl sayarak azgınlık eder (' Alak Süresi, 96/1-5).
temel ve ilk görev olduğunu, vazgeçilolunamayacak bir faaliyet olduğunu, ayrıca neleri
nasıl öğreneceğini açıkça belirtiyor. Bu ayetlere göre İslam'da öğretimin
şu esaslara dayandığını söyleyebiliriz:
Kur'an
insanlığa, öğretimin
mezliğini, müstağnl
a- Okumak. (Ancak bu okumak, zahiri anlamda basit ve kuru bir
bilgiyle yetinmeyerek, varlığını, beden ve ruh özelliklerini bilmek, bütün
benliğini ve benliği üstündeki yaratıcısını düşünerek okumaktır. Rabbin
adıyla okuması, kendini ve Rabbini bilmesi isteniyor.)
b- Yaratılışı düşünmek. (Özellikle insanın kendi yaratılışına dikkat
çekiliyor. Biyolojik açıdan insanın kendini, özelliklerini bilmesi, bunun
düşünülmesi ve araştınıması isteniyor.)
DiN EÖİTİMİ ARAŞTIRMALARI
66
c-
Yazıya
ulaşılacak
önem vermek. (Yalnız okumakla yetinmeyip, kalemle
bilgilerin yazılmasının önemi vurgulanıyor.)
suretiyle ve Allah'ın da yardımıyla bilmediklerini
öğrenebilir. Öğrenim esnasında, her zaman ve her işte Allah'ın keremine
güvenerek bilmediklerini öğrenmeye yönelmelidir.
d-
İnsan, çalışmak
e- Bütün bunlar yapılmazsa, yani insan yeterince öğrenim görmez,
kendini yetiştirmez, yeteneklerini geliştirmezse, eğitim ve öğretimden
kendini müstağni sayarsa ve Allah'ın bu işaret ve ikazına uymazsa, yaniış­
Iara düşerek başarı ve mutluluğa ulaşamaz.
Kur'an-ı
Kerim'in ilk nazil olan ayetlerinin böyle akll, sem'l, tekvini, teşri'! emirlerle oku, oku diyerek ve kıraatın, kitabetin önemini ihtar
ederek gelmesi elbette çok ehemmiyetli, çok şiiyan-ı dikkattir. Bu suretle
ümmet, okuyup yazmaya teşvik ve tergib olunmuştur ı.
İlk n azil olan ayetlerden başka Kur'' an'ın okumaktan, kitaptan
('Alak Süresi, 97/6-7; A'riif Süresi, 7/203; İsra Süresi, 17/13-14; Hakka
Süresi, 69/19-21), hakka ile kalemden (Kalem Süresi, 68/1-2) ve yazmaktan doğrudan ve dalaylı olarak bahseden pek çok ayetlerini, aralanndaki
bağlantıya göre düşündüğümüzde çıkacak bilgileri şöyle sıralayabiliriz:
a- Kur'an'ın müslümanlara yüklediği ilk mükellefiyet emri,
okuma-yazma hakkındadır. Böylece okuma-yazma, ibadet olarak İslam'ın
amel yönünden temellerinden biridir.
b- Okuma-yazma da diğer arneller gibi bir gaye değil, dünyada ve
ahirette saadete götüren en önemli bir vasıtadır. Özellikle Allah'a in-anmaya bağlıdır. Onun için her işe olduğu gibi, okuma-:yazmaya da Allah'ın
adıyla başlamak esastır.
işe
c- Okuma-yazma sadece dünya
yarayan bir araçtır.
hayatında değil,
ahiret
hayatında
da
Kur' an'a göre insanı diğer varlıklardan üstün kılan temel özelliği,
ruhi kabiliyetleri, yani aklı ve bilgisidir. Yeryüzünde bedeni özellikleri
bakımından birçok varlık insandan daha güçlü ve daha yeteneklidir.
Ancak bilgisiyle insan en üstün varlıktır. İlk insanın yaratılışından bahseden ayetlerde insanın bu özelliğine açıkça dikkat çekilmektedir. "Rabbin
meleklere, ben yeryüzünde bir halife var edeceğim, demişti. (Meleklerin,
insanoğlunun bir özelliğine işaret ederek verdikleri cevap üzerine) Allah,
ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim, dedi ve Adem'e bütün isimleri
öğretti. Sonra eşyayı meleklere gösterdi. Eğer sözünüzde samimi iseniz
bunların isimlerini bana söyleyin, dedi. Cevap verdiler: Sen müiıezzehsin,
l.Elmalılı
Harndi
Yazır,
Hak Dfni
Kıır'fın
Dili, 1962, VII,5952.
isLAMlYETiN EGiTiME GETİRDİGİ DEGERLER
67
öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Allah, ey Adem onlara
isimlerini söyle! dedi. Adem, isimlerini söyledi" (Bakara Süresi, 2/30-34).
Bu ayete göre insanlar, eşyayı tanımak -yalnız kendine gösterilen eşyayı
değil, onun dışındakileri de tecrit ve tamim yoluyla tanı!llak- eşya ve
olaylar hakkında müşahhas ve mücerret kavramlara, bu kavrarnlara dayanarak önerm~lere, mantık bakımından ulaştığı doğru önermeleri kullanarak, akıl yürütüp bildiklerinden hareket ederek bilmediklerine ulaşmak
gücüne sahiptir. Böyle bir ruhsal güç, akıl yürüterek doğru bilgilere
ulaşma gücü, yalnız insanlara has temel bir özelliktir. Melekler dahil hiç-·
bir varlıkta böyle bir gücün olmadığı belirtiliyor. Melekler ancak nass ile
bilgiye ulaşır ve onunla amel eder. İnsan ise istinbat ve kıyas kuvvetine
maliktir. İnsanlar, peygamberler vasıtasıyla vahiy ışığında nasiara ulaşır ve
bu bilgileri alarak eşya ve olayları tanır, buna ilaveten kendi bilgisini, düşüpme ve araştırma gücünü ve bildiklerini dikkate alarak bilmediklerine
ulaşma, hipotezlerinde isabetli olabilme gücüne maliktir 1 • İnsan bu kabiliyetleri kullanarak, geliştirerek, başanlara ve yeryüzündeki herşeyin üstündeki yerine· ulaşır. Buna işaretle Allah, Kur' an'da: "Yerde olanların
hepsini sizin için yaratan O'dur" (Bakara Süresi, 2/29) buyurmaktadır.
İnsanın öğrenme gücü şu esaslara dayanmaktadır:
a- Eşya hakkında kavramlar edinmek, bunu söze aktararak terimler
yapmak, eşya ve olaylar hakkında tecrit ve tamimle bilgilere ulaşmak.
b- Kavramları sözlü ya da yazılı delaletiere kavuşturmak, eşyaya
isimler koymak, onları çeşitli kategorilere ayırarak ve aralarındaki benzerlikleri ve farkları belirleyerek tanımlar ve tasnifler yapabilmek.
c- Kavramların birbirleri ile olan
rak önermeler .yapmak.
ilişkilerini doğru
bir
şekilde
kura-
d- Önermeleri doğru bir şekilde kullanarak akıl yürütmek, kıyas
(tümdengelim), analoji (temsil), endüksiyon (istikra, tümevarım) yapmak;
ayrıca araştırma metotlarını geliştirerek gözlem hipotez ve deneylerde
bulunmak (deney metodunu kullanarak keşif ve icatlara ulaşmak).
e- Bütün bu yollarla elde ettiği bilgiyi yeri gelince hatırlamak ve
uygulamaya aktarabilmek, bunu yaparken yeni yeni bilgilere ulaşmak.
"İnsan bu kabiliyeti ve öğrenme gücüyle, yeryüzünde İlahi bilimin hallfesi, mümessili olmuştur" 2 • Kısaca belirtmeye çalıştığımız bu özellikler ve
faaliyetler, yalnız insanlara mahsustur. ·
l.Elmalılı,
Hak Dini Kur'an Dili, 1,314, a.mlf., Metfılib ve Mezfılıib, İstanbul 1341,
s.18-21.
2.Nevzat Ayasbeyoğlu, İslamiyet'in Eğitime Getirdiği Değerler, İstanbul 1968, s.39.
DİN EGİTİMİ ARAŞTIRMALARI
68
Kur'an'ı Kerim'de Hz. Adem'in diğer varlıklara üstünlüğü bu şe­
kilde açıklanmış, insanların kendi aralanndaki üstünlük ve başanlan da
ilim ve öğrenmeye bağlanmıştır. Irk, soy, sop, bölgesel ve ekonomik
farklılıklar sebebiyle insaniann birbirinden üstün olmalan uygun görülmezken, objektif ve subjektif hayatla ilgili iki değer ölçüsü konulmuştur:
a- Objektif ve dünya şartlannda geçerli olmak üzere ilim ve aklı
yeterince kullanma ölçüsü. Nitekim Kur'an'da şöyle ifade edilir: "Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt
alırlar" (Zümer Süresi, 39/9).
b- Takva ölçüsü, yani kişinin niyetine ve ihHtsına bağlı olarak gerçek durumunu, ancak kişinin kendisinin ve Allah'ın bileceği (subjektif
değer ölçüsü) ve ahiret hayatında tam anlamıyla anlaşılabilecek bir değer
ölçüsü. Nitekim bu husus Kur'an'da şöyle açıklanır: "Allah katında en
değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır" (Hucurat Süresi,
49114). Bu tutum ve davranışlan, düşünce ve eylemleri, iman, amel ve ahlaki bütün davranışları açıklayan değer ölçüleri getirilerek, objektif ve
subjektif hayat, bir bütünlük içinde ahenkli bir şekilde tanzim edilmiştir.
Takva ölçüsünü Kur' an ve hadislerle ortaya koyan değer ölçüleri,
konumuzun dışında kalıyorsa da, gelişim psikolojisinin ve eğitimin temel
konulanndan olan kişiliğin (şahsiyet) teşekkülü ve eğitiminde, insanın
benliğinin ve kişiliğinin bilinmesi önem taşımaktadır. Kişilik, insanın tutumlannın, yeteneklerinin, dış görünüşünün, çevresindeki her çeşit olumlu
ve olumsuz olaylara düşünce ve eylem açısından katılımının ve alışkal!-lık­
lannın toplamına denilmektedir. Bir başka ifadeyle, bir insanın duyuş, düşünüş, davranış tarzlarını etkileyen tüm faktörlerin kendine has bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır ki, insanın kendine ve çevresine uyumlu
olarak ortaya koyduğu tutum ve davranışlar bütünüdür1•
Şahsiyetli
insan, hem kendinin diğer insanlardan müstakil ruhi ve
bedeni kabiliyederiyle ayrı bir takım özellikler taşıyan bir varlık olduğunu
şuurlu bir şekilde bilen, benliğini (ene hürriyetini) tanıyan, hem de şahsi
çıkarları peşinde koşan, bencillik duygulanyla dolan, diğer insanlara yukandan bakan, gurur, kibir duygularını geliştirerek egoizmini tatmin eden
bir insan olmayarak, içinde yaşadığı cemiyete içten gelerek tam manasiyla
intibak gösteren insan demektir. Şahsiyet denilince, bütün manevi ve ruhi
evsafın öyle bir vahdeti anlaşılır ki, o vasıta ile insan kendini hem diğer insanlardan müstakil ve bununla beraber yine kendini insanlığın mahiyetine
l.L. Munn Norman, Psikoloji, çev. Nahid Tender,
Başaran, Eğitim
Psikolojisi, Ankara 1971, s.179.
İstanbul
1975, II,497;
İ.
Ethem
1SLAM1YET1N EGİTİME GE'I1RD1Ö1 DEÖERLER
69
bağlı görecektir 1• Bütün bunların gerçekleştirmesinde, yani yalnız Allah'a
kul, onun dışında herşeye karşı ene hürriyetini duyan, yaptığı ve yapacağı
her işte niyet planında yalnız O'nun nzasını öne alan bir tutunıla arnellerini
yapan, eşya ve olaylan doğru tanıyarak, olumlu eylemleri yapmanın ve
olumsuz eylemlerden kaçınmanın yolarını gösteren bir ilimle, topluma intibak edecek bir kişiliğin oluşmasında İslam'ın anlattığı takva ve ilim ölçüsü, fert ve toplum için en temel değerleri oluşturmaktadır.
İnsanın ene (benlik) hürriyeti, yaratılışı, beden ve ruhtan meydana
gelmesini ve özellikle ruhsal yönüyle bütün yaratıklardan üstün olmasını
sağlayan ilim, takva ve salih amel (iyi, doğru, güzel ya da hayır olan bütün davranışlar) gibi düşünce ve eylem alanındaki değer ölçüleri, insanın
hürriyet içinde kendini tanıması, kendini gerçekleştirmesi, Rabbini bilmesi
v~ kemale ermesinin terbiyevi bütün yolları Kur'an'da gösterilmiştir.
Muhammed İkbal'in ifadesiyle: "İnsan benliğinin hakiki şahsiyeti bir şey
değil, bir aıneldir.
Benliğin tecrübesi ise sadece mütekabilen birbirine delalet eden,
sevk ve idare edici bir maksadın vahdeti ile bir arada duran bir arneller
silsilesinden ibarettir. Bütün hakikatin, insanı!} sevk ve idare edici
davranışlarında saklı olduğudur. İkbai bu görüşünü, Kur'an-ı Kerim'deki
şu ayetin beyanında görür: "Sana ruhun ne olduğunu sorarlar. De ki ruh,
Rabbimin emrindendir" (İs ra Süresi, 17/85). Emr kelimesinin manasını
anlamak için Kur'an-ı Kerim'de "Emr" ve "Halk" kelimeleri arasında
beyan edilen farkı hatırda tutmamiz gerekir. Allah'la insan arasındaki
ilişkiyi yalnız halk kelimesiyle değil, aynı zamanda emr kelimesiyle, de
açıklamak daha doğru olacaktır. Kur'an'da buyurolduğu gibi, "Halk ve
emr O'na mahsustur (A'raf Süresi, 7/54). Her ne kadar İlahi emrin ene
vahdetleri halinde ne şekilde işlediğini bilemez isek de, İsra Süresi'ndeki
ayet-i kerimeden, ruhun hakiki mahiyetinin sevk ve idare edici olduğunu,
çünkü Allah'ın sevk ve idare edici kudretiyle yaratıldığını biliyoruz.
"Rabbi" kelimesindeki şahıs zamiri, enenin mahiyet ve davranışını biraz
daha aydınlatmaktadır. ifade ettiği mana da şudur: Ruh, vahdetinin
vüs'ati, tevazünü ve müessiriyetindeki bütün tahavvülleri ile beraber
münferİt ve muayyen bir vücüd olarak anlaşılmalıdır. "De ki herkes
yaratılışına göre davranır. Kimin doğru· yolda olduğunu Rabbiniz bilir"
(İsra, 17/84). Buna göre insanı, mekanda bir eşya ve yahut zaman nizarnı
ölçüleri içinde bir takım tecrübeler gibi idrak edemeyiz. İnsanı hükümleriyle, iradi davranışlarıyla, maksat ve arnelleriyle idrak ve takdir etmeli-
l.H. Ziya Ülken, Insani Vatanperverlik, İstanbul 1933, s.167; Hali-s Ayhan, Eğitime
Giriş ve Islamiyel'in Eğitime Getirdiği Değerler, İstanbul 1988, s.138.
DiN EGİTİMİ ARAŞTIRMALARI
70
yizı. İnsan benliğinin
zaman ve mekan içinde algılanması konumuzun dı­
ancak Kur'an bu konuyu da aydınlatmaktadır (Mü'rninı1n,
23/12,15 ve insanın yaratılış rnerhalelerini anlatan diğer ayetler).
şındadır;
İkbal'in açıklarnaları doğrultusunda düşündüğümüz zaman, bizim
ruhumuzun kaynağı olan emr, insanın gerçek rnahiyetini ve onun görevini belirtmiş oluyor. İnsanın asıl vatanı burada, dünyada değil fakat ötede
aranmalıdır. İnsanın yeryüzündeki misyonu, kendi nefsinin pasını silerek
herşeyi başlangıçtaki aşkın kaynağına döndürrnek ve böylece kemale errnektir. İnsan bu alanda hürriyet içinde ilerler, bilgi ile kendini kuvvetlendirir, aşk içinde serpilip gelişir. Zira onda olan ruh, emr alernindendir.
Yani hürriyet, bilgi ve aşktan meydana gelmiş bir illernden çıkmıştır.
İslarn'ın, insanın esas ve değişmez gerçeği, hem bu dünyadaki -fert
ve cemiyet olarak, ruh ve beden olarak- durumu, hem de öbür dünyadaki
durumu hakkında, yani yakın ve uzak geleceği hakkında ortaya koyduğu
bilgiler, insanı bütünüyle kavrarnaktadır. İnsanın ruh ve beden yönlerini
açıklarken birbirinden farklı, fakat aynı zamanda birbirine sıkı sıkıya bağlı
bu iki yönünü gerektiği gibi ve özelliklerine göre açıklar. İnsanın kendi
nihai kaderini gerçekleştirmesi için gerekli yetenekleri gösterip, gerekli
vasıtaları kullanarak hürriyet içinde başarılı ve mutlu olmasını ister.
_,
J
;~
İnsan şahsiyeti,
zihin hürriyetini gerektirir ve bu da bizim tekarnülümüze bir ~ana kazandıraral<. bütün faaliyet alanırnızı düzenler. Batı'da
öyle yaygın bir f~kir vardır ki, varlığın gelişmesi için esas olan hürriyet
prensibi, kaderci bir karakteri olan İslam'da yoktur2 • Bütün bu iddialar,
insanın Kur'an'da nasıl ele alındığını yeterince dikkate almamaktan ileri
gelmektedir. Kur'an, insanın ferdiyet ve yeganeliğini önemle belirtir; bir
ferdin başkasının yükünü taşıyarnayacağını, ferdi sorurnluluğun esas olduğunu belirterek insanın hürriyetini açıkça ortaya koyar.
Kur'an'a dayanan eğitim ve öğretim ilkeleri nazan olarak ele alın­
dığında, yalnız müslümanlar için değil, bütün insanlık için bir anlaşma, bir
birleşme ve ilerleme ufku açılmış olur. Ancak İslam kültür ve medeniyetinin dayandığı eğitim ilkeleri zarnanımızda gereği gibi ortaya konulursa,
eğitim sistemlerinin dayanacağı teorinin içinde ahenkle, dengeyle yer
alırsa, onun ilerletici gücünden toplumun her kesimi faydalanabilir.
İslam'ın eğitim için ortaya koyduğu değerleri, öncelikle müslümanlann,
teoride ve uygulamada yeterli seviyede başariyla göstermeleri gerekiyor.
!.Muhammed İkbill, Islam'da Dfnf Tefekkürün Yeniden Teşekkülü, çev. Söfı Huri, İstanbul
1964, s.ll7, 119.
2.0sman Yahya, Islam ve Insan, çev. Erol Güngör, Islam'ın Bugünkü Meseleleri) İstanbul
1981, s. 248.
. .
iSLAMiYETİN EGİTİME GEfİRDİGİ DEÖERLER
71
İnsan Bilgisinin Kaynağı ve Değerinden Bahseden Ayetler
Kur'an'da mutlak ilmin Allah'ta olduğunu, insan bilgisinin de bu
kaynaktan çıktığını, bilginin insandaki duygu, akıl, sezgi gibi bütün yetenekleri kullanarak elde edildiğini, ancak bu bilginin de izafi olduğunu ve
derecelere ayrıldığını görüyoruz. "Bilmediğin şeyin ardına düşme, doğ­
rusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur" (İsra
Sılres i, 17/37). Bu ayetlerde insan bilgisinin duyulara dayandığını ve duyulann sınırlanna göre izafi olduğunu açıkça görüyoruz. Ayrıca Yusuf
Sılresi'nde (12177): "Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur". Bu
ayet de insanlar arasında bilgi yönünden fark bulunduğunu, ilmin derece
derece yükseldiğini gösterir. "De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur
mu? Doğrusu ancak akıl salıipleri öğüt alırlar" (Zümer Sılresi, 39/9).
Burada hukuk yönünden eşitlikten bahsedilmiyor, anlayış, bilgi ve aklı
kullanmak açısından objektif bir ölçü ortaya konuluyor.
İnsanlar, kendilerini yetiştiren Allah'ın vahiy yoluyla gönderdiği
bilgileri, akıl ve sezgilerini kullanarak, deney yoluyla, kendilerini, fiziki
çevrelerini, doğru anlamaya çalışmalıdır. Ancak bütün ulaştığı bilgiler, genel anlamda geçediği olsa bile izafidir, sınırlıdır, mutlak değildir. İnsan
kendini yetiştiren mutlak ilim sahibi karşısında sorumludur.
İnsanın Y etiştirilınesiyle, Fıtrat Özelliklerinin Eğitimi ve
Öğretimiyle İlgili Ayetler
Kur' an'da, insanın beden ve ruh özelliklerinin. yanında, içinde bufiziki ve sosyal çevresi dikkate alınarak, eğitim ve öğretimlerinin
metotlan gösterilmiştir. "Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır,
onlarla en güzel şekilde tartış" (Nahl Sılresi, 16/125).
lunduğu
Kur'an'da yer alan bu ayetten anlıyoruz ki, hikmet, güzel öğüt ve
en güzel tartışma ile davet edilen Allah yolu, hak din, bir öğrenme ve öğ­
retme, yetişme ve yetiştirme yoludur. Bir eğitim ve öğretim metodudur.
Türlü seviyedeki insanlara, yeteneklerine, anlayış ve yaklaşımlarına göre
İslam Dini'nin hakikatleri anlatılacaktır. Kur'an'da gösterilen bu üç yol
için açık ve öğretici misaller vardır. Peygamberimiz'in tebliğ hayatında
bunun nasıl uygulandığının açık örneklerini görmekteyiz.
Anlatılanları,
hikmetle
(eşyanın
ve
olayların anlamını derinliğine
kavrayış ile, derinliğine bir bilgi 1. ile), güzel ve ikna edici konuşmalarla
yapılacak davete uymayanlar, hatta karşı çıkanlara, davet edenleri cezalandırmaya kalkışanlara karşı
gibi,
da misliyle mukabelede bulunulabilineceği
vermenin daha hayırlı olacağı, aynı ayetlerin devaaçıklanmaktadır. Bütün bu bilgiler bize şunu göstermektedir:
sabırla karşılık
mında
l.Seyyid Şerif Cürcanl, Ta 'rif/it, 1283, s.63, Hikmet maddesi.
72
DİN EÖİTİMİ ARAŞTIRMALARI
Kur'an'ın eğitim ve öğretim için ortaya koyduğu metot, hem e ği tirnci
hem de eğitime konu olan insan için nazari ve arneli anlamda fıtrata ve
sosyo-psikolojik şartlara uygundur.
Arapça'da isim ve sıfat olarak kullanılan (Rab) kelimesi, çeşitli şekil­
lerde Kur'an'da Allah isminden sonra en çok geçen kelimedir. Yetiştirici,
gözetip koruyucu, ayrıca itaat olunan efendi, herhangi bir durumu düzelten kimse, bir şeyin malikil manalarında kullanılıyor. İslam'da ise bu kelime, "benzeri olmayan efendi, verdiği nimetlerle malıluklarının durumlarını düzelten, yaratma ve emretmenin sahibi" anlamlarını kazanmıştır.
Rab kelimesinin bu manası anlaşıldıktan sonra Peygamberimiz:
"Hizmetçiler ·sahibine Rabbim değil, seyyidim desin" diyerek, insanların
Rab olarak yalnız Allah'ı tanımalarını, yalnız O'na bu şekilde hitap etmelerini emrediyor2 • Rab kelimesinin Kur'an'da bu şekilde kullanılması, sadece mürebbi manasma değil, terbiye gibi olan istila, teklif, emir ve nehiy,
tergib ve terhib, taltif, takdir gibi eğitimin bütün unsurlarını ifade etmektedir. Allah için kullanılan Rab kelimesinde, sahip ve malik manaları da
bulunmaktadır. Terbiye, bir şeyi kademe kademe tedriç ile kemaline ulaş­
tırmaktır ki, bunun eseri istifa ve tekamül olur3 .
·'~··
~:
Kur'an'ın ilk n azil olan ayetlerinde, namazın her rekatında okunan
ilk süresi olan Fatiha'da ve birçok yerde geçen Rab kelimesinin, yalnız
manası üzerinde düşünmek bile İslam'ın eğitime nitelik ve nicelik bakı,.
ınından nasıl bir önem verdiğini göstermektedir.
Kur'an'da ve hadislerde insanların Rab olarak yalnız Allah'ı tanıma­
O'na ibadet edip yalnız O'ndan yardım istemeleri, kişi hürriyetinin en temel göstergesidir. Bu inanç, bu dünya görüşü insanları yüceltirken, başka varlıkları Rab olarak tanımanın ise insanları aşağılayacağını
görüyoruz. "Sizin için yeri duralc, göğü bina eden, size şekil verip de
şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır. İşte
Rabbiniz olan Allah budur. Alemlerio Rabbi olan Allah ne yücedir. O
diridir: O'ndan başka ilah yoktur. Dini yalnız O'na has kılarak O'na yalvarın. Hamd alemierin Rabbi Allah içindir"(Mü'min Süresi, 40/64,65).
ları, yalnız
: Kur'an'ın ilk süresinde Allah: "Hamd (her türlü övgü), alemierin
(1\trenlerin) yetiştiricisi olan. ölçüye sığmaz genişlik ve ineelikle yargıla­
y,cı, din (karşılık, ceza) gününün maliki olan Allah içindir" (Fatiha Süresi,
ıl~-3). Kur'an'da alem kelimesinin çoğulunun "avalim" olarak değil de,
"alemin" olarak gelmesine dikkat çeken müfessirler, evrenin içinde akıllı
!.İbn Manzur, Lis{mu'l-Arab, 1,399.
2.Müslim, Salıilı, K. Elfiiz, IV,l4,15.
3.Elmalılı, Hak Dfni Kur'an Dili, 1,64,65.
tSLAMiYErl:N EGİTİME GETİRDİGİ DEGERLER
73
varlıkların eğitimine öncelik verilmesine dikkat çekildiğini söylüyorlar1•
Bu ayetlerden, Allah'ın canlı-cansız, akıllı-akılsız bütün cins ve türleriyle
evrenin yaratıcısı, yetiştiricisi ve eğiticisi olduğu anlaşılmaktadır.
SONUÇ
Kur'an'daki eğitim ve öğretirole ilgili ayetleri birlikte düşündüğü­
müzde, insanın bio-psikolojik özelliklerini, içgüdülerini, nefs isteklerini ve
eğitimini, kişinin fıtratına uygun bir şekilde ele almak, yeteneklerini tam
bir hürriyet içinde çıkabileceği en yüksek noktaya çıkarmak, eğitimlerini
de kendine, fiziki ve sosyal çevresine zarar vermeyecek şekilde yönlendirmek esastır. Böylece kişinin kendine iyilik, kendine yardım ve kendini
gerçekleştirmek için kendini her yönden aktüel hale getirici öğretim faaliyetlerinde bulunması, kendini kemale erdirmesi ve böylece· hürriyet
i'çinde değişme ve gelişme alanlannda yapacağı her türlü faaliyet, İslam
tarafından teşvik edilmiştir.
Günümüzdeki eğitim çalışmalarında, insanın yetenekleri ve eğilim­
lerinin doğru bir şekilde bilinmesi esastır. Ancak bu bilgilere dayanılarak
başarılı bir eğitim yapılabilir. İnsanın bilgi kazanma gücünü, hırsını, tatm1n
ya da tatm1nsizlik sebeplerini, heyecanlarını, sevincini, ümit ve beklentilerini, endişe ve korkusunu vb. isteklerini ve bunları gerçekleştirebilme
şartlarını, psikoloji araştırmaları ışığında dikkate almak esastır.
Ayrıca insanın
psiko-sosyal yönden tüm
dikkate alortaya çıkı­
Tutum ve davranışlarının oluşumunda, kişiliğinin
kanaatlerin, bilgilerin ve estetik değer yargılannın kabı1lünde, ferdin içinde yaşadığı cemiyetin etkileri olduğu önemle dikkate
alınmalıdır. Günümüzün her alandaki eğitimcisi, ferdin doğuştan getir~iği
nefs istekleriyle, sonradan cemiyet içinde kazandığı nefs isteklerini birIil-ete dikkate almak durumundadır.
mak
şarttır.
gelişmelerini
şında, inançların,
Motivasyonun sebepleri hakkındaki başlıca teorilerin (maddeci ve
ruhçu) tartışmalarından çok günümüzdeki bilimsel açıklamalara, yani biyoloji, psikoloji ve sosyolojinin açıklamalanna dayanarak eğitim yapmak
esas olmalıdır. insanda birçok fizyolojik güdüler ve birçok refleksler vardır. Bunlar da doğuştandır. Fakat insanda bütün bu istekler karmaşık bir
tarzda ortaya çıkar. İstekierin hepsi değilse bile çoğu öğrenilmiştir.
İnsanların davranışları, sosyal tesirlerle, eğitim ve öğretirnle sınırlannuş ve
bir istikamete doğru sevk edilmiştir. İnsandaki davranışların· ne kadarının
içgüdüler sonucu olduğu çok önemli değildir. Zira insan, haklkatte içgüdüleri ile değil, öğrenmiş olduğu alışkanlıkları ile yaşamaktadır2.
l.Elrnalılı, Hak Dfni Kur' tın Dili, 1,63.
2.L.Munn Norrnan, age, II,35.
DiN EÖiTiMl ARAŞTIRı\1ALARI
74
İslam eğitim anlayışında, doğuştan getirilen içgüdülerin hepsi
-hiçbirisi dışlanmadan- geliştirilmiş ve yönlendirilmiştir. Ayrıca cemiyet
içinde ortaya çıkan bütün nefs istekleri; bir arada olma, kazanç, itibar, iktidar, diğergamlık, tecessüs vb. ictimai menşeli olan nefs istekleri de, kişi,­
nin kendine ve içinde yaşadığı toplumun sağlığına uygun düşecek tarzda
geliştirilmiş ve yönlendirilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de nefs ile ilgili ayetleri
bu bakımdan yorumlamaya girmeksizin, yalnız bir tek ayetin anlamı bu
konudaki düşüncelerimize ışık tutmak için yeterlidir: "Ey huzur içinde
olan can (nefs-i mutma'inne)! O senden razı, sen de O'ndan razı olarak
Rabbine dön" (Fecr Süresi, 89/28,29). İnsanın kötülüklerden kaçınması
yanında, elde ettiği iyiliği sürekli ve devamlı bir hale getirmesi esastır.
insanda ister doğuştan gelmiş olsun, isterse sonradan kazanılmış olsun her türlü isteklecin doğuşu, gelişimi, yönlendirilmesi ve söz konusu
isteklerdeki hedeflerin değiştirilmesi, tamamen eğitim ve öğretirole ilgilidir. Uyanan bir isteğin meşru bir ortamda tatı:nlni, tatrrıln edilemeyecekse,
niçin tatmin edilemeyeceğini kişinin kendi nefsine açıklamasını ve iç
kontrol gücünü kullanarak bu isteğinden vazgeçmesini veya yönlendirmesini öğretmeliyiz. İsteklerinden vazgeçmeyen yahut vazgeçemeyen insanlar, başka insanlara ve içinde yaşadığı topluma ters düşen, cemiyetine
uyum gösteremeyen insanlar olurlar. Bu gibi insanlar pek çok kötü alış­
kanlıklara düşebileceği gibi, suç da işieyebilirler ya da ruh hastası olabilirler. Eğitim, jnsanları bu noktalara getirmeden çarelerini bulup göstermeli,
ruh ve beden özelliğine ve içinde yaşadığı toplumun değer yargıianna
göre tatmin şekillerini öğretmelidir. İnsan, fıtratına uygun bir biçimde,
kendisini .ve evreni yaratan Allah'ın Kur'an'da bildirdiği gibi güzel örneklerle eğitilirse, başarılı ve mutlu olacak yeteneklerle donatılrnıştır 1 •
i.
Hakkı Erzurumlu'nun da dediği gibi:
Mu 'in etti bu manayı l:iüccet ve burhan,
Ki zübde-i cihandır hazret-i insan.
Bin kerre bu sözü sana söyledim inan,
Ki kendi kadrini bil, ey bulasa-i devran.
Bilinse meşreb-i irfan, hayatı can bulur,
Ki ayn-ı ab-ı hayat oldu meşreb-i irfan. ,
Cihan bağında ey akıl, budur makbul-i ins ü cin,
Ne kimse senden incinsin, ne sen kimseden incin.
Kim ki, hikmetle insana kıldı nazar,
Her işi zatı gereği sezer2.
l.Halis Ayhan, Din Eğitimi ve Öğretimi, s.62, a.mlf, Eğitim Bilimine Giriş, İstanbu
1995, s.175.
2.İ. Hakkı Erzurumlu, Marifetnô.me, İstanbul 1980, s.329.
Download