niçin, kimin için ve nasıl globalleşme?

advertisement
Ekonomik Yaklaşım
Cilt: 4, Sayı: 9, 1993
NİÇİN, KİMİN İÇİN VE NASIL GLOBALLEŞME?
Tezer ÖÇAL*
Demokrasilerde daima tüketici, bazen de vatandaş olarak iki yüze
sahibiz. Her iki durumda da insanlık olayın aktörüdür. Çok eski tarihlere
dayanan globalleşme, bu aktörün politik iktisadının daha iyi yazılmasına
neden olmuştur.
7 Mayıs 1945'de Almanya’nın şartsız teslimini müteakip Monnet ve
Marshall planlarının uygulamalarıyla Batı Avrupa ülkelerinde başlayan
ekonomik serbestliğin, ve kapitalist ekonominin, pre-kapitalist, kapitalist ve
para-kapitalist sektörleri ile işleyişinin hızla yaygınlaştığını görüyoruz. Ka­
pitalist ekonominin bu işleyişi, elektronik alandaki devrimler ve globalleşme
ile zamanla alt üst olmuştur.
Üye ülke yaşayanlarına dahi iyi ekonomik koşullar sağlama amacı da
olan 25 Mart 1957 Roma Antlaşması, globalleşmede başka bir adım olarak
karşımıza çıkıyor. 1991 Ocağında aynı amaçla ilgilenen 12 ulusun Ortak Pa­
zar ekonomisinde daha kazançlı olma ümidiyle müşterek bir çabayı başlat­
tıklarını görüyoruz.
Sovyetler Birliği’nin 1989'da Demokratik Almanya Cumhuriyeti ve
Merkezi Avrupa’daki Cumhuriyetler’e; Çekoslavakya, Macaristan, Romanya
ve Bulgaristan’a serbestlik vermesi, bu ulusları ekonomik yazgılarını yeniden
gözden geçirmeye götürmüştür. Batı Avrupa’ya göre bu toplumlarda ekono­
mik fikir ve olaylarda geçmiştekine benzemeyen dönüşler cereyan etmekte­
dir.
Sovyetler Birliği ekonomisinin 1990'da tartışmasız çöküşü, bu toplu­
mu, ekonomik kararlarda yeni yapı arayışına götürmüştür. Eski Sovyetler
Birliği’nin dağılması sonucu, yeni bağımsız devletlerin kuruluşu, bu arayışı,
bu yeni devletler için de zorunlu kılmıştır.
Buraya kadar, 1945 yılından 1993 yılma kadarki bu zaman diliminde,
çağdaş ekonomi fikir ve olaylarında sapmanın ana noktalarını belirttik. Fi­
kirler ve olaylardaki değişmeler politik, ekonomik, sosyal ya da kültürel kö­
kenli davranışların baskısıyla ortaya çıkmıştır.
(*)
Prof. Dr. Gazi Üniv., 1IBF, İktisat Bölümü Başkanı.
6
Tezer ÖÇAL
Çeşitli baskılarla ortaya çıkan değişme ve gelişmenin sonuçları “kimin
için”dir? Bizim içindir. Ekonomik aktivitenin sonuçlarından insanlar yarar­
lanacaktır. Mal ve hizmet satın alan tüketiciler için birinci plandaki amaç,
tekrar satmayı ilk anda düşünmeksizin mal ve hizmetlerden faydalanmaktır.
1990 yılı Sovyetler Birliği’ndeki gibi yokluk ekonomisi aktörleri için sorun,
fizyolojik ihtiyaçların tatminidir. Bolluk içindeki ekonominin aktörleri için
ise sorun, her gün sayısı artan yeni isteklerin tahmini psikolojik yönlendirme
ve bunlara karşı oluşan psikolojik tepkilerden kaynaklanmaktadır.
Bu süreç yüzyıllardır devam edegelmiştir. Ancak son yıllarda değişi­
min daha da hızlandığını ve globalleşme ile, ihtiyaçların tatmininin daha
rasyonelleştiğini görmekteyiz. 20. yüzyıl büyük değişime sahne olmuştur: 19.
yüzyıl büyük üniteler kapitalizmi, dev gruplar kapitalizmine dönüşmüş,
Sovyet Bloğu kökenliler monolitik birliğini kaybetmiştir. Sanayi toplumları
mensupları o zamana kadar asla ulaşamadıkları bir yaşam düzeyinden ya­
rarlanır hale gelmişlerdir. Tarım toplumları ise, kalkınarak, toplumsal olu­
şumun sınavından geçecekler, kimliklerini araştıracaklardır.
Bu değişme sürecinde, savaşlar katalizör gibi rol oynamışlar ve yeni
toplumlarm doğuşunda ebelik yapmışlardır. 20. yüzyılın iki büyük savaşı,
1914 ve 1939 Dünya Savaşları, doğrudan ve dolaylı sonuçlarıyla dünyamız
insanlarının tümünü etkilemiştir. Bu etkiyle fikirler, adetler ve toprağa bağlı
insan yaşamına nüfuz edilmiş, bunlar parçalanmıştır.
'
20. yüzyılın ikinci yarısında globalleşme eğiliminde farklılaşma göz­
lenmektedir. İlk yanda politik alanda gerçekleşen globalleşme, yüzyılın
ikinci yarısında ekonomik ve sosyal alana kaymıştır.
Tarihi gelişim içinde 1945-1992 arası 47 yıl, ekonomik ve sosyal glo­
balleşmenin ağırlık kazandığı dönemdir. Bu sürede ahlaki, maddi ve siyasi
krizler belirmiş, çıkar düzenlemeleri insanlığı az daha yıkacak duruma ge­
tirmiştir. Çeşitli kaynaklardan doğan meydan okumalar hatta bilinçsizliği­
mizden ya da tutarsızlıklarımızdan doğan unsurlar düşüncelerimizi, planla­
rımızı ve yönlenmemizi bozmuştur. Karamsar biçimde yaşamı sürdürme, 20.
yüzyıl ikinci yarısının başlangıçlarında, budalalıklarımızın sonucu sonuncu­
su olmuştur.
Niçin 1945 ve 1992? Çünkü, 7 Mayıs 1945'de General Jodl ve General
Eisenhower, Reims’de Almanya’nın koşulsuz teslim olmasını imza altına al­
dılar. 6 Ağustos 1945 tarihinde Japonya’ya ilk atom bombası Birleşik Dev­
letlerce atıldı ve Hiroşima yıkıldı. 15 Ağustosta da Japonya teslim oldu.
Böylece İkinci Dünya Savaşı sona erdi.
31 Aralık 1992’de ise İngiltere’nin bazı engellemelerine karşın, “Büyük
Avrupa İç Pazarı” oluştu.
İkinci Dünya Savaşı’mn bitimiyle Avrupalı savaşan ülkeler arasındaki
düşmanlıkların sona ermesi, hem yenen, hem de yenilenler için bunun geçerli
olması, politik, demografik, iktisadi, sosyal ve mali durumu dokunaklı hale
getirdi. Ingiltere ve Fransa 1939'da Polonya ve Danzig’i kurtarmak için savaş
Ekonomik Yaklaşım
7
ilan etmişlerdi. Halbuki “Yalta” Doğu Avrupa’yı komünizme bıraktı. 1949'da,
yani Savaş ilanından on yıl sonra komünizm yeni bir blok oluşturdu. Kapi­
talizmden uzak bu Blok, globalleşmenin o yöre ve yönde gelişmesini engelle­
di. Globalleşmenin kapitalist düzenin ürünü olması globalleşmenin hızlan­
ması için Doğu Bloğu’nda 1989'da başlayan çözülmeyi beklemeyi gerektir­
miştir.
İkinci Savaşın ölü sayısı konusundaki tahminler 40 ila 52 milyon kişi
arasında değişmektedir. 40 milyon kadar insan Avrupa’da ölmüştür. Bu sa­
vaşın toplam kaybı 1914-1918 Savaşının toplam kaybından dört defa daha
fazladır. İkinci Dünya Savaşı’nm ekonomik yıkıntısı da çok fazladır. Maddi
kayıplar tahmin ölçülerini aşmıştır. Üstelik, bazı ülkelerin ekonomileri düş­
man işgalinden ciddi biçimde etkilenmiştir. Bu ülkelerde stoklar, her türlü
araç, gereç ve yiyecekler tüketilmiş, talan edilmiştir. Savaşan diğer ülkelerde
de, işgale uğramadıkları halde, durum farklı değildir. Her yerde hem tarım­
sal, hem sınaî üretim azalmış, bu azalma bazen Savaş öncesi üretiminin %
50'sinden fazla olmuştur.
Aynı şekilde iletişim sistemi tahrip edilmiştir. Büyük miktarlarda nü­
fusun yer değiştirmesi beslenme sorunlarını ağırlaştırmış, çoğu zaman ye­
terli yiyecek sağlanamamıştır. Ayrıca, Enflasyon tehdidi, döviz rezervlerinin
tükenmesi, tasarrufların fevkalade azlığı, yatırımlardaki düşüş ve diğer mali
sorunları da yukarıda belirttiğimiz olumsuzluklara katmamız gerekmekte­
dir. Birinci Dünya Savaşı deneyimi, savaşın zararlarının beklenilen ve dü­
şünülenden daha çabuk, hızla telafi edilebileceğini şüphesiz göstermiştir.
1945'de durum ilk harbe göre daha vahimdir. İktisadi mekanizmadaki sayısız
bozukluklar ve organizasyon yoksunluğu her yere hakimdi. Sanayileşmiş ül­
keler ile gıda maddeleri üreticisi ülkeler klasik ayırımı ağırlığını hissettir­
meye başlamıştı. Amerika’nın öncelik üstünlüğü düzensizliğin hakim faktö­
rüydü. ABD’nin 1947 ihracatı, 1938'in % 225'i düzeyinde idi. Ticaret dengesi
fazlası önemli boyuttaydı. Diğer ülkelerde ise dolar kıtlığından bahsediliyor,
dolar açığından endişe duyuluyordu.
Bu kötü manzara karşısında yaşam biçimi karamsar olan insanların
hayat görüşleri, 20. yüzyılın ikinci yarısında değişime uğramıştır. Yukarıda
da belirttiğimiz gibi 20. yüzyıl büyük değişmelere sahne olmuştur. Bu deği­
şim sürecinde “globalleşme” daha hissedilir hale gelmiştir.
Oldukça eskilere dayanan globalleşme olayı son elli yıldan beri ger­
çekten hissedilmektedir (1). Dünya ekonomisi adlandırılmasına uygun düş­
mesi ile globalleşme, sınırları aşan, çok boyutlu bir olaydır.
Globalleşme siyasal, iktisadi, toplumsal ve kültürel (2) karışımlı fak­
törlerin bir sentezidir. Tepki ve karşı tepkili sibernetik sürecine yer veren,
hem ürün ve hem üretim faktörleri, hem de insan davranışları ve kültürel
olaylarla ilgili bir gerçekliktir. Nitekim, globalleşme tüccarın ufkunun ge­
nişlemesine neden olduğu gibi sanayii serpiştirerek ve karar mekanizmasını
dağıtarak üretim ufkunu da genişletir.
8
Tezer ÖÇAL
Bugün hiçbir ülke ekonomik gelişmesinin tamamına hakim sayılmaz.
Tüm uluslar, bundan böyle, dünya esasına dayalı bir ekonomiye aittirler.
Dünya ekonomisinin gelişimi ulusal politikaların seçiminin doğasını ve sını­
rını belirler. Dünya ekonomisinin analizi, ülke içi iktisat politikasıyla ilgili
tüm kararların alınmasında zorunlu bir öncü unsurdur. Girişimler, devletler
ve uluslararası organizasyonların üçlü etkisi altında, dünya ekonomisinin
bütünleşmesini düşünenler dikkate değer ölçüde çoğalmıştır. Büyüklükleri,
kalkınma düzeyleri, siyasal rejimleri gibi unsurları her bakımdan uyumsuz
uluslardan oluşan bir dünya, siyasal yakınlık ve mübadele ve üretim ilişki­
leriyle birbirlerine bağlanmış çok fazla uluslu bir dünyaya dönüşmüştür. Bu
yeni dünya yapısında üreticiler şüphesiz ne dünün ne de yarının üreticileri­
dir. Ülke sınırları içinde dünya ekonomisi sıkı bir biçimde örnek alınmakta
ve ticaret her an gelişmektedir. Tabiatıyla, bir yüzyıldan diğerine, bir on
yıldan diğer on yıla daima aynı ürünler ön planda değildir. Örneğin, pamuk.
1814'de dünyada kullanılan tekstilin % 4unü pamuklu temsil ederken,
1900'a doğru bu oran % 74 olmuştur. 1890 yılma kadar yıllık üretimi anlamlı
bir miktarda değilken, 1890'da 11 milyon tona, 1913'de 53 milyon tona,
1929'da 205 milyon tonu, 1990'da 3 milyar tonun üzerine çıkmıştır. Bu süreç
içinde dünya ticareti şeklini değiştirmiştir. Yeni doğal kaynaklardan yarar­
lanmaya da yapay tekstil, plastik maddeler, polyester gibi sentetik ürünlerin
kullanımının yaygınlaşması da dünya ticaretinin görünüşünü değiştirmeye
devam edecektir.
Tarihi gelişim içinde büyük miktarlarda mal arzedenler de değişmiştir.
1815'e kadar buğday, özellikle Avrupa’da üretilirken, günümüzün dev üreti­
cileri Amerika ve Avusturalya’dır. 200 yıl önce İspanya önemli ölçüde yön
sağlarken, 1815'den sonra Merkezî Avrupa Ön plana geçmiş, 1900'lerde güney
yarımküre ülkeleri olaya hakim olmuşlardır. Japonya 1905'ten sonra ipekte
Çin’i geçmiş, Uzak Doğu, Akdeniz ülkelerini geride bırakmıştır.
Bir bölümü de eski kolonilerden oluşan yeni devletlerin doğuşu, sana­
yinin ve karar merkezlerinin dağıtılmasını ve yaygınlaşmasını kendisinin
peşi sıra sürüklemiştir. Elli yıl önce dünya sanayi kapasitesi, başlıcaları Batı
Avrupa ve Kuzey Amerika olmak üzere, az sayıda ülkede toplanmıştı. Gü­
nümüzde dünyanın değişik üretim merkezlerinde yoğunlaşma yönünde bir
gidiş vardır. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın yanısıra dünyanın diğer
bölgelerinde de sınai üretim kalbi oluşmuştur. Japonya bunun parlak bir ör­
neğidir. Fakat Japonya tek bir örnek değildir, Tayvan, Güney Kore gibi çeşitli
ülkeleri de buna katmak gerekir. Ayrıca, gerek sermaye ve kalifiye ve ucuz
emek bolluğu, gerekse daha iyi yaşam düzeyi sağlama şansı ve çok yeni ka­
zanılan etkinliklerini tamamlama yolunun sanayi olduğu biçimindeki devlet
iradesi, bu yayılmayı devam ettirecektir.
Her ulusun uluslararası mübadeleye katılmasındaki artış, İkinci Dün­
ya Savaşı sonundan beri kesilmeden sürmüştür. Bu olay o şekilde gelişmiştir
ki, dünya ekonomisine entegrasyon tüm iktisadi faaliyetin ana amacı olarak
günümüzde karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir gidişin hızı ve biçimi farklılaşsa
ya da gecikse, bazen geçici gerilemeler, engeller ortaya çıkarsa bile, malların,
Ekonomik Yaklaşım
9
insanların, hayallerin ve fikirlerin dolaşımı ile giderek bütünleşen bir dünya
oluşacağından şüphe etmemek gerekir.
“Kapitalizmin” bu alanda temel rolü oynayacağına işaret etmeliyiz.
Kapitalizmin dışsal dinamiğinde, kapitalist ekonomiler siyasal ve do­
ğal sınırları kaderleri gereği aşacaklardır. Daha açık bir ekonomi, kendi öz
kalkınmaları için diğer ulusların mallarına, emeğine daha çok ihtiyaç duyma
kaçınılmaz bir eğilimdir. Bu süreçle, Batı girişimlerinin itişiyle gerçekleşmiş
ve yaygınlaşmış sanayi devrimi yoluyla, kıyışız bir dünyaya doğru gidiyoruz
diyebiliriz.
Bu gelişme üç ana dönemlidir. Birinci dönem 1914'te sona ermiştir. Bu
dönem, İngiliz ekonomisinin itmesi ve yönetiminde üretim ve mübadele sü­
recinin ağır, fakat düzenli biçimde uluslararasılaşması dönemidir. İkinci dö­
nemimizi iki Dünya Savaşı arasındaki zaman dilimi oluşturmaktadır. Bu
dönemde gelişme iyice ağırlaşmış, hatta durmuştur. Üçüncü dönem çağdaş
dönemdir ve 1950'den günümüze kadarki süreyi kapsar.
Ulusal ekonomilerin globalleşme düzeylerini belirlemek için ulusal
ekonomileri çözümlememiz gereklidir. Yazımızın konusu ve amacıda bu ala­
na girilmesini öngörmektedir. Ancak, yazının konusu globalleşmenin dışsal
ve içsel faktörlerini araştırmamızı da gerektiriyor.
Acaba globalleşmenin dışsal faktörleri nelerdir? Siyasal ve kurumsal
faktörler, dünyanın bütünleşmesinde daima temel unsurlar olmuşlardır.
Hatta bunlar iktisadi unsurların da önünde gelmişlerdir. Üçyüzyıldan beri
oluşan modern devletlerin egemenlik hakkı dünyayı ulusal sınırları ile böl­
müştür. Devleti belirleyen sınırlar, hem bir engel, hem de ulusların çevre ile
karşılıklı mübadele noktasıdır. Ülkeyle ilgili sınırlamalar arttıkça devletin
etkinliği artmakta, ekonomik ufkun genişlemesi, ulusu ticarete ve mübade­
leye açmaktadır.
Uzun zamandır gözlenen globalleşme olgusu, devletlerin politikaları­
nın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu yolla, çok geniş iktisadi ufuk­
lara ve yeni iktisadi politikalara doğru gidiş ortaya çıkmıştır. Uzun bir tarihi
dönem içinde “korumacılık” genel uygulamayı ifade ederken, serbest müba­
dele ve dış ticaret, istisnai hal olarak görülmektedir. 20. yüzyılın büyük
krizleri uluslararası ekonomik ilişkileri bozarak, korumacılığın zafer kazan­
masına neden olmuştur. Ancak, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra akılcı ve
serbest dış ticaret, gerek uluslararası ve kurumsal antlaşmaların yapılması,
gerekse gümrük birliklerinin oluşması yollarıyla, yeniden hayat bulmuştur.
Daha önce de kısmen belirttiğimiz gibi, dünya ekonomisi 1950-1973
arası, dikkate değer bir ilerleme ve genişleme göstermiştir. Bu dönem esna­
sında uluslararası mübadele büyüme hızı, zaman zaman ekonomik büyüme
hızını aşmıştır. 1960-1974 döneminde dünya üretim hacmi iki katma çıkar­
ken, ihracat üç katı artmıştır.
Tüm ülkelerde canlı bir nüfus artışı olmuştur. Öte yandan, 1913-1938
arasında teknik ilerlemede duraklama gözlenirken, 1945'teıı sonraki yeni­
10
Tezer ÖÇAL
likler, özellikle nükleer alanmdakiler sanayide büyük bir hareket ve üretim
yaratmıştır.
Uluslararası işbirliğinin dünya ekonomisinin yapılanmasında fevkala­
de önemli bir role sahip olduğunu da unutmamak gerekir. Birinci Dünya
Savaşı sonrasında uluslararası parasal sistem birliğini yeniden oluşturma
çabaları ve uluslararası ticareti geliştirme hareketleri 1928 yılından sonra
aniden yön değişirmiştir. 1929 Krizi, uluslararası politik durumun endişe
verici hal alması, 1925'li yıllara doğru gösterilen çabaları zamanından önce
azaltmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası gelişme ise farklıdır. Batı ve Doğu
Blokları arasındaki düşmanlığa rağmen, dönemin başlıca ülkelerinin ulus­
lararası para sisteminin yeniden oluşumu ve dış ticaretin geliştirilmesi yö­
nündeki çabaları oldukça başarıya ulaşmıştır. Bu çalışma da,
—
ticaretin serbestleştirilmesi,
—
paraların konvertibilitesi,
amaçları doğrultusunda gelişmiştir.
Bu çerçeve içinde, uluslararası statüdeki özel kuruluşların oluşumu ve
yardımı uluslararası ekonomik bütünleşmede etkili olmuştur. Bu konuda
Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa
Serbest Mübadele Birliği gibi kuruluşları zikredebiliriz. Öte yandan, devlet­
lerin aralarında mütabakatla oluşan uluslararası teşkilatlar ve özellikle
Birleşmiş Milletler kompleksi hukuki ve teknik kuralların dünya ölçüsünde
unifîkasyonunu için bazı faaliyetleri ya da sorumlulukları zorunlu kılarak
(Dünya Sağlık Teşkilatı gibi), ekonomik faaliyetleri geliştirerek (Dünya
Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi), özel sosyal sorunları çözerek (Ulus­
lararası Çalışma Örgütü gibi) globalleşmenin dışsal faktörlerini oluşturmuş­
lardır.
Doğası dışsal olan politik faktörler tek başına globalleşme olayını
açıklamaz. Ülke içinde, hatta ekonomik yapıda rol alan içsel faktörler dünya
entegras3'onunun oluşum ve gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Bunun
için çok uluslu büyük girişimlerin faaliyetini bilmek gerekecektir.
Dünyanın entegrasyonu, ilk bakışta, ulus-devletlerin politik oyunu ile
belirlenmiş gibi görünmektedir. Bu süreçte girişimlerin rolü az değildir.
Gerçekte, ulus ile girişimlerarası ilişkiler oldukça karmaşıktır. Devlet, ara­
zisi üzerinde faaliyette olan girişimlerin bütününe, bağımsızlıklarını tama­
men yok edinceye kadar müdahalede bulunabilir. Bu uç hal, ulusallaştırma
olarak karşımıza çıkar. Öte yandan, büyük girişimlerden kaynaklanan dünya
ölçeğindeki yayılmanın boyut ve etkilerindeki artış silahlı anlaşmazlıklara
da neden olabilmektedir. Ancak, girişimlerin yaklaşımları genellikle barışçı
tarzda olmuştur diyebiliriz. Burada, devlet yönünden faaliyetin karmaşıklığı
ve zorlukları olduğunu unutmamalıyız. Nitekim, dünyanın bütünleşmesi,
amaçları aynı olmayıp, bununla beraber, birlikte büyüyecek olan farklı iki tip
örgütü ortaya çıkarmıştır. Sert ilişkilerden sıyrılıp yaşayan ve yaşarken bü­
yüyen girişimler ve uluslarüstü çok boyutluluğa ulaşma olanağı olmayan
devletler.
Ekonomik Yaklaşım
11
Dünya bütünleşmesinin, öncelikle ulusların sonuçları seçme imkanı
farklılıklarına, sonra da devlet-girişim ilişkilerine bağlı olduğu görülmekte­
dir. Nitekim, ulusal girişimleri bünyesinde bulunduran devletin genişlemesi
nedensel ilişkileri olan girişimleri de sürükler. Böyle bir nedensel ilişkiyi ki­
min başlattığını ortaya koymak zordur. Olay devletin olduğu kadar girişim­
lerin de menfaatinedir. Ayrıca, özellikle yabancı girişimlerin vekaletinden
doğan iticiliği bu ilişkide gözönüne almak gerekir.
Kimilerine göre, entegrasyon “insanlığın asla bitmediği dünya daya­
nışmasıdır. Her şeyden önce bütün ekonomilerde görülen artan orandaki bir
ihracatın sonucudur, ileri derecede sanayileşmiş ülkelerin ihracatı ulusal
üretimlerinden çok daha hızlı artmıştır. Nitekim, dünyanın genelinde ihracat
büyümesi 1968-1970 döneminde yılda % 13.1 iken, aynı dönemde gayrı safî
milli hasıla yılda % 5,6 oranında artmıştır. (3) İhracat artışına, üretken faali­
yetlerin delokalizayoııunun giderek artışını da ilave etmek gerekir. Burada
olaya çok uluslu büyük girişimler girmektedir. Çok uluslu girişimler görev­
lerin uluslararasmda dağılımını ve dünyada yapılanma sürecini gerçekleş­
tirmişlerdir. Çok uluslu girişimlerin büyük bölümü, kökenleri olan ulusla­
rından desteklenmişlerdir. Çok uluslu girişimlerin % 55'i A.B.D., % ll'i Ja­
ponya, % 9,4 u İngiltere, % 7'si Almanya kökenli ve desteklidir. Böylece dört
ülke dünya ekonomisi ve ufkunun temelini oluşturan çok uluslu şirketlerin
tek başına % 80'inden fazlasını oluşturmuştur(4).
Bu yeni tür girişimler, yani çok uluslu şirketler, çağdaş kapitalizmin
“grup dinamiği”ni oluşturarak globalleşmenin endojen faktörü olarak karşı­
mıza çıkarlar.
DİPNOTLAR
(1)
J. Plassart, “La restauration e l’ordre economique internationale”, Annales d’Economie
Politique Session 1988-1989. F. Perroux, L’Europe sans Rivages, Paris, 1954. La Coexistance Pacifique, 3 cilt, PUF, 1958. L’Economie deXXe Siecle, Paris, 1961. W.M.
Courcier, L’Economie Mondiale en trois Dimensions, Calmann-Levy, 1981. A. Sauvy,
Monde en marche, Calmann,Levy, 1982.
(2)
Örneğin "moda”da görülen gelişmeler ve bazı boş zamanlan değerlendirme biçimleri he­
men hemen tüm uluslarda benzer şekildedir. Jean ve coca-cola gibi bazı ürünlerin; Western gibi bazı tür Amerikan filmleri; Dallas, Hanedan, Yalan Rüzgarı gibi bazı TV dizileri,
Red-Kit, Asterbc gibi bazı çizgi roman kahramanları; Surf, Flipper gibi bazı mekanik eğ­
lence şekilleri dünyanın her yerinde sükse yapmıştır ve tüm bunlar dünya çapında kültü­
rel elemanlardır.
(3)
A. Colta, la grande transition, PUF, 1979.
(4)
F. Bouquerel, Cinquante ans d’economie contemporain, SPI, 1991. s. 56.
Download