Layout 4

advertisement
YAŞAM’IN PORTRESİ
Türkiye’de yaşamını
sürdüren dünyaca
ünlü piyanist ve
besteci Anjelika
Akbar’ın müzik
yeteneği küçükken
keşfedildi. Bugüne
kadar 400’den fazla
beste ve film müziği
yapan Akbar,
kitabının filme
çekilmesi için
çalışıyor. Bu filmle
aktristliğe de adım
atarak kendisini
oynayacak.
Müziğin
harika çocuğu
kendini
oynayacak
30 İSMMMO YAŞAM
MART-NİSAN 2011
SEHER KARATAŞ
MART-NİSAN 2011
dular, dikkatlice beni izleyerek akmam gereken
yere doğru bana yol açtılar.
Dört yaşında ‘mutlak kulak’ yeteneğinizin keşfedildiği belirtiliyor. Mutlak
kulak yeteneği nedir? Bu tip yeteneklerin
genlerle ilgisi var mıdır?
Mutlak kulak yeteneği genetik değil.
Dünyadaki müzisyenlerin yaklaşık yüzde 3’ünde
doğuştan gelen bu yetenek bulunmaktadır. Yani
aslında bir anlamda fiziksel ve işitsel, ayrıca hafıza ile ilgili bir özelliktir. Eğer ‘mutlak kulağınız’
varsa, o zaman her yerde duyduğunuz herhangi bir müziğin tam olarak o anda hangi notalardan
oluştuğunu net, hemen bilirsiniz ve bunun için bir
referans sese ihtiyacınız olmaz. Mutlak kulağı olmayan bir müzisyen, duyduğu müziğin notalarını anlamak için öncesinde kendisine tanıtılacak
bir referans sese ihtiyaç duyar. Sonrasında diğer
sesleri kıyaslama metodu ile anlayabilir. Fakat mutlak kulağa sahip olanların ille de iyi müzisyen olacağını söyleyemeyiz. Aynı zamanda iyi müzisyenlerin illaki mutlak kulağa sahibi olması gerektiğini de.
Küçükken piyano sizin için ne ifade
ediyordu?
Benim için bir bayramdı. Neden piyano?
Çünkü evimizde benim gözüme en çok batan en
büyük objeydi. Annem veya babam çaldığı zaman içinden inanılmaz, sihirli sesler çıkıyordu. Sanırım ilk dokunuşum ile sonraki dokunuşlarım ara-
YA Ş A M ’ I N P O R T R E S İ
Anjelika Akbar… Rus asıllı Türk besteci ve piyanist. İlk bestesini 4.5 yaşında yaptı; ilk kişisel konserini beş yaşında verdi.
1990’da UNESCO’nun bir projesi için geldiği İstanbul’a aşık olan Akbar, o gün bugündür İstanbul’da yaşıyor. 1993’de Türk vatandaşı da oldu. Bugüne kadar 400’den fazla beste ve film müziğine imza atan Akbar’ın
yeni planları arasında oyunculuk da var. Türkçe kaleme aldığı ilk kitabı ‘İçimdeki Türkiyem’in filme çekilmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Akbar, filmde kendisini oynayacak.
Filmin müziğini de besteleyecek olan Akbar, şu
aralar üzerinde çalıştığı tiyatral müzikal ‘Üç Cemre Projesi’nin de gelecek yıl sahneleneceğini söylüyor. En son yaptığı ‘Beni Unutma’ adlı filmin müziği ile de dikkatleri üzerine çeken Akbar’a göre,
film müziği yapmak ayrı ustalık isteyen çok ince
bir alan. Ama Akbar bu alana özel bir ilgi duyuyor.
‘“Senaryoyu beğenmezsem, film üzerinde çalışmam” diyecek kadar da iddialı. Türkiye’de dinlemekten keyif aldığı müzisyenlerin başında
Erkan Oğur’un geldiğini belirten Akbar, “Türk müziğinin benim üzerimdeki etkisi çok net, çok büyük” diyor. Akbar’la çocukluğunda memleketi Kazakistan’da başlayan ve Türkiye’de devam eden
müzik serüvenini ve gelecek planlarını konuştuk.
Müzisyen bir aileden geliyorsunuz?
Bunun bu konuma gelmenizde katkısı ne
oldu?
Annem ve babam son derece bilinçli insanlardı. Benim daha birkaç aylıkken müziğe gösterdiğim inanılmaz ilgi onlara yol gösterici oldu.
Yeteneklerimi tespit etmek, başka uzmanlar tarafından onları doğrulamak için belli bir yol izlediler. Hepsi ben 4 yaşına gelene kadar sürdü.
2.5 yaşından itibaren notaların yazılışını, piyano üzerindeki yerlerini ve isimlerini biliyordum.
Doğaçlama çalıyordum ve ilk ciddi bestelerimi 4.5
yaşındayken yaptım. İlk kişisel konserimi 5 yaşındayken verdim. Kısacası annemle babam
bana hayatımın ilk adımlarında yol gösterici ol-
sında hiçbir fark yoktu, aynı bayram, aynı
coşku. Aynı aşk. Piyano yanında her
enstrümandan etkilenirim. Enstrümanlar
yıldızlar gibi kıyaslanamazlar; hepsi güzel.
Klasik müzik dışında dünya müzikleri ilgimi çeker. Türkiye’de dinlemekten keyif
aldığım müzisyen olarak ilk aklıma gelen
ise Erkan Oğur.
Kazakistan’da değil de Türkiye’de dünyaya gelip, burada müzik
yapsaydınız aynı yere gelir miydiniz?
Bilmiyorum, yaşamadığım şey hakkında bir şey söyleyemem. Ama şunu biliyorum, eğer Türkiye’de maddi imkanı olmayan bir ailede doğmuş olsaydım ve ücretli, pahalı olan müzik eğitimi için harika çocuk bursunu almamış olsaydım, işim gerçekten neredeyse imkansız olurdu. Türkiye’de müzik eğitimi neredeyse lüks sayılıyor, piyanolar ve eğitim pahalı.
Hatta konservatuvarlarda bile çoğu zaman iyi kalitede piyanolar her zaman bulunamıyor. Üzülerek,
Sovyetler Birliği’nde aldığım eğitim Türkiye’ye göre
çok büyük lükstür diyebilirim.
Türkiye’ye ilk ne zaman geldiniz, nasıl yerleşme kararı aldınız?
Buraya UNESCO üyesi olarak uluslararası bir film çekimi için eski eşimle birlikte geldim.
O, filmin senaristi, bense bestecisiydim. Fakat hamileydim ve büyük oğlum Yürek, İstanbul’da doğdu. Sonra SSCB dağıldı, bir müddet dönemedik.
Sonra da aslında buradan hiçbir yere gitmek istemediğimi anladım. Buraya aşık oldum ve kaldım. Bunları ve başka birçok detayı ‘İçimdeki Türkiyem’ adlı kitabımda anlatıyorum.
Türkiye’de klasik müziğe ilgiyi nasıl görüyorsunuz?
İlgi gösterilmiyor çok fazla ama bu da doğal. Çünkü Batı tarzı klasik müziğin Türkiye’deki geçmişi sadece 70-80 yıl. Avrupa, Rusya hatta Amerika ile bile kıyaslanamaz. Onun için insanlar bu müzik diline hemen alışamaz, çok doğal. Bu tarz müziği “nasılsa anlamam” diye kategorize edip, dinlememeye çalışıyorlar genellikle.
Diğer yandan çok da meraklıları var ve gençler
İSMMMO YAŞAM 31
ÜSTÜN YETENEKLİLER
OKULUNDA OKUDU
YAŞAM’IN PORTRESİ
Kazakistan'da, müzisyen ve felsefeci bir baba ile müzisyen bir
anneye sahip olarak dünyaya gelen Anjelika Akbar, dört yaşında Moskova Tchaikovsky Devlet Konservatuarı öğretim üyelerinin dikkatini çekti ve konservatuar bünyesindeki harika çocukların okuduğu okula kabul edildi. Eğitimine okulun Taşkent şubesinde devam etti.
Burada eğitimini tamamladıktan sonra Taşkent Devlet Konservatuarı’nda beş yıllık eğitimini tamamladı. Rusya Besteciler Kurulu, Anjelika Akbar’ı ‘En İyi Genç Besteci’ olarak seçti. Bestecilik ve Orkestra
Şefliği yüksek lisansını Türkiye’de Hacettepe Devlet Konservatuar’ında yaptı. ‘Senfoni No.1’ ile tamamlayarak ‘Sanatta Yeterlilik Derecesi’ almaya hak kazandı. Ayrıca Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın ilk kurucu öğretim üyesi oldu.
1993 yılında Türk Vatandaşlığına geçen Anjelika Akbar’ın 1999
yılında kendi prelütlerinden oluşan ilk albümü ‘Su’ çıktı. 2002 yılında
çıkan Vivaldi’nin ‘Dört Mevsim’ keman konçertolarının dünyada ilk kez
solo piyano uyarlaması Sony Music International etiketiyle çıktı.
Pek çok ulusal ve uluslararası ödülün de sahibi olan Akbar’ın,
besteci ve yorumcu kimliği dışında, yazar kimliğiyle ortaya çıkardığı
ve Türkçe olarak kaleme aldığı ‘İçimdeki Türkiyem’ adlı kitabı, 2011
yılında yayımlandı.
arasında gittikçe yaygınlaşıyor. Türkiye’de müzik eğitimi veren okullar da
maalesef eksik. Bence bu devletin tek başına çözeceği bir sorun değil, özel
sektörün desteği gerekiyor.
Türk müziğiyle ilgili gelişim ve değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Buraya yerleşmeden önce Türk müziği konusunda bilgim hiç yoktu. Özbekistan’dan kalan makamsal müzik ile ilgili biraz kulak dolgunluğum vardı. Ama hepsi çok yüzeysel, bilgi bile denemeyecek bilgilerdi. Ve
o Türk değil, Özbek müziğiydi. Her ne kadar köken aynı olsa da şimdi anlıyorum ki Türk müziği başka bir olgudur. Yaşadıkça dinledim, sevdim, özellikle halk müziği ve ilahiler nefesler bana çok hitap ediyor.
Türk müziğinin çalışmalarınıza nasıl bir katkısı oldu?
Türk müziğinin benim üzerimdeki etkisi çok net, çok büyük. Gerek
kullandığım bazı Türk müziği çalgı aletleri, gerek manevi etkisi, duygusal
ve melodik etkisi çok büyük. Rusya’da veya Avrupa’da müziğimi dinledikleri
zaman Türk müziği etkisini benden bile çok daha fazla fark ediyorlar. Tür-
32 İSMMMO YAŞAM
kiye’de dünya müzik piyasasında isim yapabilecek potansiyele sahip müzisyenler var. Türk insanlarının müzik kalitesi ve yeteneği muazzam.
Müziğin insan psikolojisi üzerinde ‘iyileştirici’ bir etkisi olduğu söyleniyor…
Müzik terapisine kesinlikle inanıyorum ve bunu her fırsatta dile getiriyorum. Hatta ilginç örnek vermek istiyorum. Benim kahramanım olan
İbn’i Sina’nın onlarca değerli kitabı arasından yazdığı kitaplardan en çok
değer verdiği ‘Kurtuluş’ adlı kitaptır ve bu kitap müzik terapisi ile ilgilidir.
Batı tıbbı İbn’i Sina’yı tıbbın babası kabul ediyor fakat müzik terapisi konusuna soğuk bakıyorlar.
Klasik müzik ve çocuklarla ilgili neler söylemek istersiniz?
Neden klasik müzik, çocuklar için önemli?
Klasik müzik kanıtlanmış bir şekilde özel bir bilinç organizasyon yeteneğine sahiptir. Çocuklar bu müziği dinlediklerinde hayal dünyası genişliyor,
algıları hassaslaşıyor; daha huzurlu, daha disiplinli oluyorlar. Klasik müzik çocukların beyin fonksiyonlarını geliştiren bir müzik türüdür.
MART-NİSAN 2011
İKİ OĞLUNUN DA
MÜZİK YETENEĞİ VAR
İki oğlunuz var. Onlar da müzikle uğraşıyor mu?
Büyük oğlum Yürek’in müthiş bir müzik kulağı var. Ama o
video, fotoğraf alanını seçti. Gerçi çektiği videolarda kusursuz olarak her tür müziği kullanıyor, hatta benim klibimi de çekti. Belki
ses mühendisliği alanında yüksek lisans yapar. Bir de doğaçlama
piyano çalıyor. Dört yaşındaki oğlum Timur ise şimdiden nota biliyor, doğaçlama piyano çalıyor, çello dersleri alıyor. Ama müziğe
benden dolayı bir tepkisi var, piyano onun için bir rakip şimdilik.
Hem seviyor, hem de kızıyor. Çünkü piyanonun beni ondan çaldığını düşünüyor. Bu yüzden açılamasın diye yapışkan bir bantla piyanonun kapağını yapıştırdı. Timur’un da şimdiden sevdiği eserler var. Mozart’tan, Beethoven, Bach ve Çaykovski’den hoşlanıyor.
MART-NİSAN 2011
jelerden biri. Tiyatral ve müzikal bir sahne performansı olan bu
proje, inşallah seneye hayata geçecek. Bunun dışında bol bol film müzikleri yapmak istiyorum.
Piyanist ve besteci kimliğinize bir
de yazarlık kimliğini eklediniz. Kitap yazmaya ne zaman başladınız?
Okulda hep yazıyordum. Şiirlerim Rusya’da daha ben 16-17 yaşındayken edebiyat
dergilerinde basılıyordu. Senaryolar ve hikayelerim çok seviliyordu. Türkiye’de Türkçe
olarak kendimi yeteri kadar ifade edebileceğimi hissettiğimde yine yazmaya başladım.
‘İçimdeki Türkiyem’ kitabından
sonra yeni kitap, beste ve albüm projeniz
var mı?
‘İçimdeki Türkiyem’ kitabının filme çekilmesi için çalışmalar sürüyor. Filmde Anjelika’yı kendim oynayıp, filmin müziğini de
besteleyeceğim inşallah. Bunu çok istiyorum,
umarım olur. Müzisyen olmasaydım ya sinema
yönetmeni olurdum ya da aktris. Ya da ikisini birden yapardım.
‘ETNİK CAZ’I DA
SEVERİM
Caz müziği seviyor musunuz? Son yıllarda Türkiye’de caz konusunda çok iyi atılımlar var. Bu konudaki görüşleriniz nedir?
Benim babam gerçek bir caz hastasıdır. Çocukluğumdan beri klasik müzik dışında caz ile ilgili de çok fazla bilgi verdi bana. 15 yaşıma kadar caz çalmıştım, ama sonra aniden vazgeçtim.
Caz bana çok dar geldi. Her ne kadar sonsuz özgürlük var gibi görünse de, her şey çok net ve benim için gittikçe sıkıcı sınırlar içinde dönmesi beni
cazdan soğutmuştu. Dinlerim elbette, ama çalmam;
1-2 sevdiğim parça hariç. Ama aynı şeyi etnik caz
ile ilgili söyleyemem. Etnik müzik caza girince, işte
asıl serüven ve bilinmezlik heyecanı başlıyor. Etnik cazı severim. Ve elbette en eski klasik caz örneklerini de.
YAŞAM’IN PORTRESİ
Beni Unutma’da olduğu gibi film
müziği de yapıyorsunuz. Film müziği yapmakla normal beste yapmak arasında
size göre nasıl bir fark var?
Film müziği çok başka bir müzik dalı. Yönetmen, senarist, aktör, her şey olmak zorundasınız. Çünkü somut olanı, müzik ve duygu diline tercüme etmeniz gerekiyor ve yaptığınız müzik hassas olmalı. Sadece müzik değil, müzik arasındaki sessizlikleri de saniye saniye duygusal olarak içinizde bulup doğru yerlere koymalısınız. Film müziği ince iş, psikolojik
ve hassas bir alan. Aşık olduğum başka bir alan.
Müziğini yaptığınız filmin hikayesi sizin için ne kadar önemli? Hoşunuza
gitmeyen bir hikayenin müziğini yapmaktan vazgeçer misiniz?
Kesinlikle senaryoyu beğenmezsem,
film üzerinde çalışmam. Zaten Türkiye’de o yüzden şimdiye kadar bu dalda pek çalışmadım,
belgeseller hariç, çünkü gelen senaryolar kalbime tam olarak dokunmadı.
Müzikle ilgili hayata geçirmek istediğiniz farklı projeler ve çalışmalardan
söz edebilir misiniz?
Şu an üzerinde çalıştığım ‘Üç Cemre Projesi’ mutlaka hayata geçirmek istediğim pro-
İSMMMO YAŞAM 33
Download