KLÂSİK MÜZİĞİMİZİN NERESİNDEYİZ? Timuçin ÇEVİKOĞLU

advertisement
KLÂSĐK MÜZĐĞĐMĐZĐN NERESĐNDEYĐZ?
Timuçin ÇEVĐKOĞLU
Bundan birkaç yıl kadar önce konservatuarda verdiğimiz bir Klâsik Türk Müziği konserini
izleyen piyano hocası Âzerî profesör, konserde neden bağlama, kabak kemâne gibi sazlara yer
vermediğimi sormuştu. Yapılan konserin bir Klâsik Türk Müziği konseri olduğunu, bağlama,
kabak kemâne gibi sazların ise Türk Mûsikîsinin folklorik kısmına ait sazlar olduğunu
söylediğimde çok şaşırmış ve “Klâsik Türk Müziği olmaz; Klâsik Müzik, Batı Müziğidir”
demişti. Hatta tam anlamadığımı düşünerek bir de açıklama eklemişti: “Yani Bach, Mozart,
Beethoven müziği…”
Asında bizler, yani Klâsik Türk Müziği mensûpları, müzikte “klâsik” olma niteliğini yalnız
Batı Müziğine lâyık gören zihniyete hiç yabancı değilizdir. Klâsik Türk Müziğini “klâsik”liğe
lâyık görmemek şöyle dursun, ona “Türk Müziği” bile dememek için Enderûn Mûsikîsi,
Dîvan Mûsikîsi, Edvâr Mûsikîsi, Saray Mûsikîsi, Meyhâne Mûsikîsi, Alaturka, Teksesli
Mûsikî, Modal Teksesli Müzik gibi isimler üretip, bu isimlerle ananlar hâlâ var. Günümüzde
Klâsik Türk Müziği yerine yaygın olarak kullanılan, “Türk Sanat Müziği” ya da “Geleneksel
Türk Sanat Müziği” adlarını da, yine ona “klâsik” olma özelliğini yakıştıramayanlar bulmuş
olsalar gerek…
20. asrın en büyük müzikologlarından Mahmud Râgıb Gâzimihâl (1900-1961) Batı ve Güney
Türklerinin halk müziğinden başka bir de klâsik müziğe sahip oluşlarını şöyle anlatıyor:
“Türklerin Đç Asya’ya hâkimken Uzak Doğu mûsikîsini, Anadolu’ya doğru indikçe de Yakın
Doğu mûsikî kültürünü işlemiş oldukları açıktır ve millî motifler olarak yeni tekniğe
getirdikleri ezgilerin Uzak Doğu yâdigârlarından olduğuna şüphe yoktur. Kazan, kısmen
Başkırd ve en şimâl Kırgızların mûsikîsinde gördüğümüz pentatonik türküler, onların Đç Asya
mûsikî kültürüne şimdiye kadar bağlı kaldıklarını gösteriyor. Klâsik ve âlimce mâhiyette
ikinci bir zümre mûsikîleri yoktur. Hâlbuki cenup ve garp Türklerinde halk mûsikîsinden
başka bir de klâsik zümre mûsikîsi vardır ki beşiğini Horasan topraklarında aramalıdır.
Horasan mûsikîsi Selçukî Türkleriyle Anadolu’nun büyük şehirlerine gelmiş, Konya’dan
sonra Bursa, Edirne ve nihâyet Đstanbul’da merkez tutmuştur. Âlimâne, ciddî ve üstaddan
öğrenilir (bir kelime ile : klâsik) bir sanat olduğu için iç şehir ve kasabalarda yer bulmuş
olmasına imkân yoktu. Okumuşlar ve ârifler zümresinin sanatı idi.”
Aynı kökten uzanan askerî, dînî, folklorik ve klâsik dallarıyla ihtişamlı bir bütün oluşturan
Türk Mûsikîsi’nin folklorik kısmına “Türk Halk Müziği”, klâsik kısmına “Saray Mûsikîsi”
adını vermenin amacı bu iki sanatı birbirinden ayrı göstermek, hatta karşı karşıya getirmektir.
“Halk müziği gerçek Türk müziğidir, saray müziği ise Arap, Acem veya Bizanslılardan
alınmadır” iddiaları da bu amaca yöneliktir. Klâsik Türk Müziği hiçbir zaman saraya ait bir
müzik olmamış ama diğer tüm yüksek sanatlar gibi her zaman sarayın himâyesinde
bulunmuştur.
Cinuçen Tanrıkorur (1938-2000)’un bu konudaki düşünceleri şöyledir:
“Saray (Hun sarayından Cumhurbaşkanlığı Köşküne, Augustus’un sarayından Beyaz Saray’a
kadar), Doğuda da, Batıda da daima klâsik sanatı ve sanatçıları koruyup desteklemiştir.
Bugün Doğuda da, Batıda da adları bilinen büyük sanatçılar (Bach, Haendel, Haydn, Mozart,
Beethoven, Schubert ve Liszt gibi Itrî, Zaharya, Dede, Zekâî, Ârif, Cemil ve Kaynak), saray
mensubu oldukları için büyük değil, büyük oldukları için saraydadırlar. Tıpkı
Cumhuriyetimizin “Đdil Kanunu” gibi kanunlarla himayesine alıp aileleriyle birlikte
yurtdışına eğitime gönderdiği “harika çocuk”larımızla “devlet sanatçısı” payesiyle yücelttiği
üstün nitelikli müzisyenlerimiz gibi.”
Tanrıkorur’un yazısında söz ettiği, özel kanunla yurtdışında eğitim gören Devlet Sanatçısı
payesi almış harika çocuklardan biri olan kemancı Suna Kan ve eşi Cumhurbaşkanlığı
Senfoni Orkestrası’nın viyolacılarından Faruk Güvenç’in 22 ve 23 Aralık 1971 tarihlerinde
Ankara’da, CSO Konser Salonunda verilecek “Itrî Konseri”ne karşı gösterdikleri tepkiler
üzücü ve düşündürücüdür.
I. Nihat Erim Erim hükûmetinde ilk kez oluşturulan Kültür Bakanlığı’na Talat S. Halman
getirilmiştir. Klâsik Türk Müziği’nin son dönemdeki önemli şahsiyetlerinden biri olan Đsmâil
Bahâ Sürelsan yönetiminde, bir grup sanatçı tarafından açıklamalı “Itrî Konseri”
düzenlenecektir.
Konserden 5 ay kadar önce (3 ve 4 Ağustos günlerinde) Bakan Halman’la görüşmeler
yapılmış ve hazırlıklara başlanmıştır. Ancak konser günü yaklaştıkça tepkiler ve konserin
iptali için Bakana yapılan baskılar artarak şiddetlenir. Bakan Halman her türlü baskıya karşı
koyarak sanatçılardan çalışmalara devam etmelerini istemekte, konserin her türlü baskıya
rağmen yapılacağı yönündeki kararlılığını göstermektedir.
Faruk Güvenç’in, 18 Kasım günü, Başbakan Erim’e konuya ilişkin yazdığı mektup
şaşırtıcıdır:
Ankara, 18 Kasım 1971
Muhterem Nihad Bey,
Size bu mektubu Atatürk Devrimlerinin ürünü olan yüzlerce Türk müzikçisinin adına, Kültür
Bakanınızdan şikâyet etmek için yazıyorum. Sayın Talat Halman
1. Đş başına gelir gelmez Topkapı Sarayında alaturka konser düzenlemiştir.
2. Turist mevsiminde Galata Mevlevîhanesini açıp haftada iki ayin yaptıracağını
müjdelemiştir.
3. Đngiliz Kraliçesinin karşısına Atatürk Türkiye’sinde sanat temsilcisi olarak divan
müziği örnekleri ile, başında kavuk, Münir Nurettin Selçuk’u çıkarmıştır.
4. “Devlet” Konser Salonunda 22 ve 23 aralık tarihlerinde “Itrî Gecesi” tertiplemiştir.
5. Alaturkanın öğretileceği bir “Devlet Konservatuarı” açacağını beyan etmiştir.
Böyle bir Bakanı bünyesinde bulunduran hükûmetin “reform” değil de olsa olsa “deform”
yapabileceği ve Atatürk çizgisinden saptığı inancındayız ve sizin şahsınızda güvenilir bir
melce arıyoruz. Önümüzdeki günlerde kemalist müzikçilerin çeşitli tepkileri patlak vermeden
size durumu arzetmeyi görev saydım. Bu vesile ile hastalığım sırasında göstermiş olduğunuz
ilgi için sonsuz minnet duygularımı tekrarlamak isterim.
Saygılarımla…
Faruk Güvenç
26 Kasım 1971 tarihinde Başbakan tarafından Sn. Halman’a havâle edilen bu mektuptan 1
gün sonra, bu kez Devlet Sanatçısı Suna Kan bir mektup yazar Başbakan’a…
Ankara, 27.XI.1971
Sayın Erim,
Binbir meseleniz arasında belki teferruat gibi, küçük bir şey gibi görünen başka bir problemle
vaktinizi aldığım için çok üzgünüm.
Ama iş ne Itrî meselesidir, ne “Devlet” konser salonunda alaturka konser vermek meselesidir.
Kökünden Atatürk devrimleriyle sıkı sıkıya ilgilidir.
Onun için ilişikteki yazımı okumanızı, tartmanızı ve bu konuya ağırlığınızı koymanızı rica
etmeye kendimde cesaret buldum.
Saygılarımla
Suna Kan
Bu mektubun üzerinde ise Başbakanın kendi el yazısıyla 28 Kasım 1971 tarihinde düştüğü iki
not var:
1. Telefonla teşekkür ve ilgilendiğimizi
2. Halman’a beni görmesini söyleyin
Tepkiler sürerken konser tarihinden 10 gün kadar önce, 13 Aralık günü I. Erim hükûmeti
istifâ eder. Hemen ardından kurulan II. Erim hükûmetinde Kültür Bakanlığı lağv edilmiş ve
bu bakanlığın işleri Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır, konser gerçekleşemez.
Osmanlı’nın son dönemindeki batılılaşma hareketleri ile başlayan kültürel yabancılaşma ve bu
yabancılaşmanın doğurduğu aşağılık kompleksinden en çok mûsikî sanatımızın etkilendiği
muhakkaktır. Cumhuriyet Dönemini de kapsayan bu süreçte Klâsik Türk Müziğinin var olan
öğretim ve icrâ kurumları kapatılmış, araştırma ve üzerinde ilmî çalışma yapma imkânları yok
edilmiş, zarar verici unsurlar engellenmek bir yana desteklenmiş, bir ara yayınlanması
yasaklanmış hattâ adına bile tahammül edilememiştir.
Son dönemin büyük fikir adamı Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962)’ın bu husustaki
görüşleri çarpıcıdır:
“Hâlbuki Türk Mûsikîsi böyle bir âkıbete hiç de lâyık değildi. O, büyük bir cemiyetin, çok
sıhhatli bir hayat aşkının ve derin, huzursuz, her an ebediyetin muammasını çözmek için
sabırsızlanan bir rûhun mahsûlüydü. Onu asırlar boyunca bütün bir zevk, hayatı bizden başka
zâviyelerle (açılarla) gören, fakat her san’atın gayesi olan büyük zirveleri hedef olarak
seçmiş, incelmiş, emsâlsiz bir mücevher gibi yontulmuş, nâdide bir zevk vücuda getirmişti.”
“Hakîkatte eski mûsikîmiz belki bizim en öz olan san’atımızdır. Türk rûhu hiçbir san’atta bu
kadar serbest sûrette kendi kendisi olmamış, bu kadar derin ve yüksek bir kemâle mutlak bir
hamle ile erişmemiştir. O ne büyük ibda’dır (îcâddır); o ne zenginliktir!”
“Eski mûsikîmiz bir medeniyetin zinde tarafının mahsûlü, bugünkü mahsûller ise içinden
sıyrıldığımız bir âlemin çürümüş taraflarının son filizleridir. Birisi öbürünün yerini elbette ki
tutamaz.”
Bir toplumun dinlediği müzik, o toplumun özelliklerini ve düzeyini bir ayna gibi yansıtır. Bu
yalnız toplum için değil, birey için de aynen geçerlidir. Đnsanlar nasıl bir müzik dinliyorlarsa
ona paralel kitapları okuyor, ona paralel olgulara ilgi duyuyor, öyle düşünüyor, öyle
konuşuyor, öyle giyiniyor, öyle yiyip içiyor, öyle yaşıyorlar. O halde, yarına yetiştirmek
istediğimiz insanın nasıl bir insan olması gerektiğini, yarının Türk toplumunun nasıl bir
toplum olması gerektiğini ortaya koymalı, bu amaca ulaşmak için yapacağımız eğitim
programında mutlaka müziğe önemle yer vermeliyiz. Büyük Dede Efendi (1778-1846),
“mûsikî, ahlâk-ı beşeri tasfiye eden bir ilm-i şerîftir - müzik, insan ahlâkını arındıran kutsal
bir ilimdir” derken, hiç şüphe yok ki müziğin (ve tabii ki özellikle Klâsik Türk Müziği’nin)
bu amaçla kullanılmasının önemine işâret ediyordu.
Ancak bu noktadan bugün çok uzaktayız. Müzik sadece bir eğlence vasıtası olarak
görülmekte ve gösterilmekte; Klâsik Türk Müziği okul müzik eğitiminde yer almamakta;
radyo, televizyon ve diğer yayınlarda yer alan niteliksiz müzikler, birbirleriyle adeta
seviyesizlik yarışına girmektedirler.
Çeşitli engellemelere rağmen bin bir mücadele ile kurulmuş olan devletin resmi sanat
kurumlarının da işlevsel oldukları söylenemez. Kuruluş amacına uygun hareket edemez hâle
getirilen yüksek istihdamlı bu sanat kurumlarının bir çoğu Klâsik Türk Müziği icrâ etme
arzusunda ve edebilme yeterliliğinde değildir.
Yüzlerce sanatçıyı bünyesinde bulunduran bu kurumlar nitelikli ve kalıcı eserler
bırakamamış, bu yüksek sanatı gereği gibi icrâ etmek sûretiyle tanıtıp, sevdirememiştir.
Üzülerek kabûl edilmeli ki, Klâsik Müziğimizin çok uzağında ve çok gerisindeyiz…
KAYNAKLAR:
Gazimihal, Mahmud Ragıb, “Asırlar Boyunca Tarihî Türk Mûsikîsi”, Gökbörü 1942, no.7.
Halman, Talat S., “Aklın Yolu Bindir”, T.Đş Bankası Kültür Yay., Mayıs 2003, Đstanbul.
Senyücel, Mustafa, “Bakanlık Itrî Gecesi Afişlerinin…”, Tercüman Đnci, 12 Ocak 1972, yıl 2
sayı 573.
Tanpınar, Ahmet Hamdi, “Đstanbul Konservatuarı ve Mûsikîmiz”, Tasvîr-i Efkâr, 17 Mart
1941.
Tanrıkorur, Cinuçen, “Türk Halk Mûsikîsi ve Klâsik Türk Mûsikîsi”, Erdem 1985, cilt 1 sayı
2.
Mostar Dergisinin 14. sayısında (Nisan 2006) yayınlanmıştır.
Download