El-Kaide Kimdir? Fitneleri Nelerdir? (1998)

advertisement
El-Kaide Fitnesi (1998):
Usame bin Ladin bin dokuz yüz yetmişli yılların sonlarında O zamanki cihad çağrılarına
icabet ederek Afganistan’a giden zengin bir gençtir. Çünkü Afganlar Sovyet işgaline karşı
cihad ediyorlardı.
Usame bin Ladin ne ilmiyle tanınan ne de ulemadan ilim alan biri idi. Fakat serveti ona
şöhret ve itibar kazandırdı.
Bin Ladin Afganistan topraklarında tekfir düşüncesinden etkilendi. Tekfirciler burada.
Özellikle bazı rejimlerin zulmünden kaçan kimseler sebebiyle verimli bir arazi ve
düşüncelerini yaymak İçin uygun bir ortam buldular.
Bu fitnenin ortaya çıkmasında ve onun için uygun bir atmosferin hazırlanmasında
Kutupçuluk düşüncesinin veya selefilikle hiçbir ilgisi olmadığı halde selefilik kisvesine
bürünen “Surûrilik” akımının payı vardır. Çünkü bunlar açık a tevhide davet ettikleri,
Allah’ın isimlerini ve sıfatlarım Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’ın yöntemine göre ispat ettikleri
için bazı selefi gençleri yavaş yavaş etkilemeye muvaffak olmuşlardır. Davetleriyle bazı
gençleri kandırmışlar ve devrime çağıran ve İslam toplumlarım cahiliyet toplumu olarak
nitelendiren Seyyid Kutub’un fikirlerinden satışını yaptıkları fikirlerin peşine takmışlardır.
Kutupçular toplumun iki temelini ve istikrar merkezlerinden iki ana merkezi yıkmaya
muvaffak olmuşlardır. Bunlar alimler ve yöneticilerdir. Onlar alimlerin gerçeği
anlamadıklarım, siyaseti bilmediklerini ve benzeri şeyleri söyleyerek insanların âlimlere olan
sevgi ve rağbetlerini kırmak için yoğunlaşmaya başladılar. Böylece insanların alimlerine
olan güvenlerini kaybettirdiler. Sonra bazı yöneticilerin kötülüklerini ve kusurlarını
araştırdılar. Bunları abarttılar, büyüttüler; yaymaya, ilan etmeye ve meclislerinde bunların
etrafında dedikodu etmeye başladılar. Sonunda halklar ile yöneticileri arasında bir
yabancılık meydana geldi.
1990 yılında birinci Körfez krizi meydana geldiği ve ilimde derinleşmiş alimler, iki
kötülükten daha büyük olanın daha küçük olanıyla defetmek babından hıristiyanlara yardım
etmenin cevazına fetva verdikleri zaman Kutupçular daha önce söyledikleri şeyleri
pekiştirmek İçin bunu istismar ettiler, insanların alimlere olan sevgisini kırmak için bu olayı
büyük bir fırsat olarak gördüler.
Birçok yalanlar ve dedikodular uydurdular. Londra’da bir islam Merkezi kurmaya ve -kendi
iddialarınca- “Mecelletüs-Sünne” isimli bir dergi çıkartmaya (neşredildiği yeri iyi düşün:
kâfirlerin kucağında, onların gözetimi ve himayesi altında.) muvaffak oldular. Halbuki bu
dergi -bir sünnet dergisi değil- büyük ölçüde iki temeli ve iki diregi yani alimleri ve
Bu dosya www.tevhidvesirk.com sitesinden indirilmiştir.
yöneticileri yıkmaya çalışan bir fitne ve bid’at dergisi idi.
İnsanların mutlaka bir öndere ve örneğe ihtiyaçları olduğu için Kutupçular da uyanışın
şeyhleri diye adlandırdıkları bazı kimseleri ön plana çıkardılar. Gençleri onlara doğru
yönlendirdiler. Onları bol bol şişirdiler, büyüttüler; yüzde birine bile ulaşamayacakları
vasıflarla vasıflandırdılar ve allame, zamanının İbn Teymiye’si gibi koca koca lakapları onlar
hakkında kullandılar.
Bin Ladin ve yandaşları da kendi hârici düşüncesini yaymak için hazır şartlarını ve ortamını
buldu. Gençlerden büyük bir topluluğun kalplerini bu gibi fikirleri kabule hazır buldu.
Kafirlerin müslümanların ülkelerine hükümran olmaları da bu konuda onlara yardım etti.
Afganistan topraklarına gelen herkesin yanında davetini yaymaya başladı.
Amerika’nın Irak’ı bombaladığı 1998 yılındaki ikinci Körfez savaşından sonra yahudiler ve
hıristiyanlarla cihad için evrensel İslâmî cephe anlamındaki
“el-Cebhetü’l- İslamiyye li cihâdi’l-Yahûdi’ve’n-Nesâra” isimli teşkilat kuruldu. Bu teşkilat
daha sonra kısaca “el-Kaide” adıyla anıldı. Bu kuruluş şu üyelerden oluşuyordu:
1- Bin Ladin ve yandaşları.
2- Eymen Zevahiri ve Rufaî Taha (Ebu Yasir)’nın temsil ettiği Mısır İslam Cemaati.
3- Fazlurrahman’ın temsil ettiği Bengaldeş’teki Cihad örgütü.
4- Emir Hamza’nın temsil ettiği Pakistan daki Cemaatü’l Ulema.
Kurucular bazı basın ve yayın organlarında da yayınlanan kuruluş beyannamesini
imzaladılar. Bu beyannamede şunlar vardı:
“Biz bu teşkilatın kurucuları olarak ve Allah’ın emrine uyarak bütün müslümanlara aşağıdaki
fetvayı veriyoruz:
www.tevhidvesirk.com
Sivil olsun asker olsun Amerikalıları ve müttefiklerini öldürmek (1) buna imkân bulan her
müslümamn üzerine ve imkân bulduğu her yerde farz-ı ayındır. Bu fetva Mescid-i Aksa ve
Mescid-i Haram’ın onların ellerinden kurtarılışına kadar geçerlidir… -Devamında şunları
söylediler:Allah’ın izniyle biz Allah’a iman eden ve O’nun sevabını isteyen her müslümanı Amerikalıları
Bu dosya www.tevhidvesirk.com sitesinden indirilmiştir.
öldürerek, onları nerede bulurlarsa bulsunlar imkan buldukları her zaman(2) onların
mallarını gasp ederek Allah’ın emrine uymaya davet ediyoruz. Aynı şekilde müslümanların
alimlerini, liderlerini, gençlerini ve askerlerini Amerikan askerlerine ve şeytanın
yardımcıları olan onların müttefiklerine(3) karşı saldırılar düzenlemeye ve belki ibret alırlar
diye arkalarından onları kovmaya davet ediyoruz.”
Nayrobi deki Amerikan elçiliğinin havaya uçurulması, Yemen deki USS Cole isimli Amerikan
gemisinin havaya uçurulması, İslam ülkelerindeki bazı bombalamalar, sonra Newyork
olayları ve onun peşinden çeşitli yerlerdeki bombalamalar bu sapık cemaatin
eylemlerindendir. Bu güne kadar hep bu Hârici cemaatin eylemlerinin sıkıntısını çektik.
Bu fitnenin sonuçları:
Birincisi: Patlamalar sonucunda müslümanların kanının dökülmüş olması, meskûn binaların
yıkılması, güvenlik içinde olanların korkutulması ve yeryüzünde fitne ve fesadın
çıkmasıdır.(4)
İkincisi: Kâfirlerin terörizmle mücadele mazeretiyle istediklerini yapabilecekleri bir
bahaneyi ellerine vermeleriyle müslümanların ülkelerine hükmetmeleridir. Bu da
müslümanların ülkelerinin mahvına ve binlerce müslümanın öldürülmesine sebep olan
şeylerdendir.
Üçüncüsü: Müslümanların zayıflaması ve parçalanmasıdır.
Dördüncüsü: Büyük İslam imajının bozulmasıdır. Hatta İslam insanların gözünde bir
barbarlık ve terör dini haline gelmiştir.(5)
Beşincisi: Dinleriyle kaçarak küfür beldelerinde yaşamak mecburiyetinde kalan zayıf
müslümanlara baskı yapılmasıdır.
Altıncısı: Dünyadaki hayır, yardım ve davet faaliyetlerine karşı bir çekingenliğin oluşması
ve bu faaliyetlerin baskı altına alınmasıdır.
Yedincisi: Yeryüzünde tekfir düşüncesinin, yıkım ve bozulmanın ortaya çıkması ve bunun
müslümanlar arasında yayılmasıdır.
Sekizincisi: İslam ülkelerinde güvenlik ve istikrarın sarsılmasıdır. Davetin ertelenmesinde
pay sahibi olan şeylerden birisi de budur.
Dokuzuncusu: Yalan ve iftira ile selefi yöntemden sapan bu kişilere intisabı istismar eden
Bu dosya www.tevhidvesirk.com sitesinden indirilmiştir.
sofilik ve rafizilik gibi sapık fırkaların ortaya çıkmasıdır. Bunlar selefiliğe saldırmaya
başladılar. Her türlü sapık itikadî, fikrî, laik, liberal ve anarşist fırkalar el-Kaide fitnesiyle
mutlu oldular.
____________________________
(1) Onların sivilleri de öldürmeye hükmetmelerini iyi düşün. Çünkü iddialarına göre onların
ahdi ve emanı yoktur. Çünkü onların nazarında bütün İslam ülkeleri küfür diyarıdır. Nitekim
Hâriciler de kendi yaşadıkları beldeleri İslam beldesi, başkalarının beldelerini de küfür
beldeleri diye isimlendirirlerdi.
(2) Bunun sebebi, yukarıda da zikrettiğimiz gibi, onların kendilerinin bulunduğu yerden
başka hiçbir yeri İslam beldesi olarak görmemeleridir. Bin Ladin Newyork (İkiz kule) olayları
meydana geldiği zaman bunu açıkça söylemiştir: “İnsanlar iki çadırda toplandılar:
Münafıklığın olmadığı iman çadırı ve imanın olmadığı küfür çadırı. Bu şu anlama gelir:
Newyork olaylarında bizi destekleyen herkes mümin, bize karşı çıkan herkes de kafirdir. Bu
tekfirin ötesinde başka bir küfür yoktur. Bu sözden sonra insan Bin Ladin’in bugün
Haricilerin başı olduğundan nasıl şüphe eder?
(3) Bununla müslümanların yöneticilerini ve onlara itaat eden askerleri, polisleri, hatta
halktan onlara razı olan kimseleri kast ediyor. Bu bir toptan tekfirdir.
(4) Onların davetlerinin müslümanların kanlarının üzerine kurulduğunu, sonra
müslümanların kanlarını ilk dökenlerin onlar olduğunu düşün.
(5) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanların nazarında İslam’ın imajı bozulmasın
diye hak edenlere had cezasının infazını terk ederdi. Nitekim Abdullah b. Ubeyy ibn Selûl ve
Zü’l-Huveysıra’nın cezasını uygulamayı terk etmişti. Hatta Kâbe’nin yeniden yapılması ve
müşriklerin onun yapısına sonradan yaptıkları şeyin izlerini silmek gibi şer’i maslahat olan
şeyleri bile bu maksatla terk etmiştir. Halbuki o, saygın Beytullah’tır. Bütün bunlar
insanların kalplerinin bu dinden uzaklaşmaması içindir. Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem’in yaptığıyla bunların yaptığını mukayese et.
3,559 total views, 1 views today
Bu dosya www.tevhidvesirk.com sitesinden indirilmiştir.
Download