Kanser İlacının Yeni Keşfedilen Etkisi, İlacın Kullanım Süresini

advertisement
Kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemek için ilk önce tasarlanmış ilacın ikinci bir etkisi var:
Vücudun tümöre saldırmasını aşağıya çeken bağışıklık hücrelerini, onu çoğaltan türe
dönüştürür. Bu bir NYU Langone Tıp Merkezi araştırmacıları tarafından yürütülmüş bir
çalışmanın bulgusudur ve yakın zamanda Cancer Immunology Research dergisinde
yayınlanmıştır.
Fareler üzerindeki deneylere göre, makrofajlar – tümörlerdeki bağışıklık hücreleri – ilacı
protein bağlı paklitakseller (nab-paklitaksel) içine alırlar. Çalışma yazarlarına göre, bu
hücrelere girdikten sonra, ilaç onları agresif bir anti-tümör bağışıklık cevabı sinyali verecek
şekilde değiştirir.
‘’Çalışmamız tümör immünolojisindeki nab-paklitakselin daha önceden kabul edilmemiş bir
rolünü ortaya çıkarıyor.’’ diyor NYU Langone’da Bilim ve Baş Bilim Görevlisi Dekan
Yardımcısı Dr. Dafna Bar-Sagi. ‘’Böyle yaparak, ilacın ve yeni kombinasyon tedavilerine
dahil edilmesini öneriyor.’’
Nab-paklitaksel, albümin (nab) proteinin nanopartiküllerinin, yıllardan beri var olan kanser
ilacı paklitaksel ile kombinasyonundan oluşmuştur. Paklitaksel tek başına pankreas
kanserine karşı yeterli değildir, fakat Nab-paklitaksel hastalığın tedavisinde önemli bir
tedavi şeklidi. Bu konuyla ilgili neden albümin-bağlı yapıların daha iyi çalıştığı önemli bir
soru olmuştur.
İnovatif Kimya Dergisi kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.
Paklitaksel kanser hücrelerindeki mikrotübüller olarak bilinen yapıların parçalanmasını
önler. Anormal bir büyümenin parçası olarak çoğalmak için gerekli bir basamaktır.
Alanındaki pek çok kişi nab-paklitakselin, albüminin ilaca yardım etmesiyle hücrelerin içine
girerek ve birkaç toksik yan etkiyle beraber, kanser hücrelerindeki mikrotübülleri birincil
olarak hedef aldığını varsaymıştır.
Yeni bulguların önerisine göre, kanser hücrelerindeki herhangi bir etkinin üstünde, nabpaklitakselin etkililiğinin, kan dolaşımını hızlandıran ve birçok tümörde biriken makrofajlar
üstündeki etkisinden ilerleyebilir.
Çalışma sonuçları, makrofajlara benzer hücrelerin bakteriye veya diğer istilacı bir mikroba
karşı büyük bir saldırıyı tetiklediği bağışıklık sistemi etrafında dönüyor. Bu sistem ayrıca
kanser hücrelerini hatırlar ve onlara saldırır. Tümör hücrelerince saklanan faktörler, yine
de, bağışıklık tepkisini kısmen makrofajları bağışıklık-uyarıcı duruşlarından M1 olarak
değiştirerek, bağışıklık işlevini bastıran bir M2 moduna geçirerek etkisiz hale getirirler.
Makrofaj hücre çizgilerindeki deneylerde, çalışma yazarları nab-paklitakselin paklitakselden
kısmen daha etkili olduğunu bulmuşlardır. Çünkü albüminler makrofajları, makropinositoz
diye bilinen doğal bir süreç boyunca ilacı almasını sağlar.
Bir kereye mahsus,pankreatik hücreli farelerle yapılan deneylere dayanarak, makrofajların
içindeki nab-paklitaksel, makrofajları, bağışıklık-baskılayan M2 hücrelerini kanser
hücrelerini yok etmek için vücudun eforunu arttıran M1 hücreleriyle geri yer değiştirtir.
Önceki çalışmalar paklitakselin, makrofaj aktivasyonunu tetikleyen bakterilerce verilen
maddelerle aynı yapıya sahip olduğunu bulmuştur. Çalışma yazarları aynı yolun pankreatik
tümörle ilişkili makrofajlardaki nab-paklitaksel tarafından uyarılmış olduğunu
göstermişlerdir.
‘’Bulgularımız seçime bağlı olan hedef makrofajların, bağışıklık aktifleyici ajanlarla
albüminleri birleştirmesiyle daha fazla tedavi yönetiminin olabilirliğini ileri sürüyor.’’ diyor
Bar-Sagi’nin laboratuarında doktora öğrencisi baş yazar Jane Cullis. ‘’ Ayrıca albüminin
yapısını, ona bağlı olan ilaçların makrofajlarda daha uzun süre kalacağı şekilde
ayarlayabiliriz veya nab-paklitakseli daha etkili tedavi edici etkiler için T-hücresi tedavileri
ile kombine edebiliriz. Prensipte, pek çok tedavi yöntemi makrofajlar sayesinde filtre
edilmemiş çoğu tümör tiplerine karşı kullanışlı olabilir.’’
Kaynak : eurekalert.org
Yorumlar
İnovatif Kimya Dergisi kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.
Download