sb göztepe eğitim ve araştırma hastanesi endoskopi ünitesinde

advertisement
T.C.
SAĞLIK BAKANLIĞI
GÖZTEPE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ
AİLE HEKİMLİĞİ KOORDİNATÖRLÜĞÜ
PROF. DR. AYTEKİN OĞUZ
S.B. GÖZTEPE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ
ENDOSKOPİ ÜNİTESİNDE YAPILMIŞ OLAN BEŞ YILLIK
KOLONOSKOPİ UYGULAMALARININ ENDİKASYON
VE
SONUÇ İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
DR.SAFFET ERCAN
UZMANLIK TEZİ
Tez Danışmanı: UZM. DR. ŞAFAK KIZILTAŞ
İSTANBUL – 2008
TEŞEKKÜR
Eğitimim boyunca sunduğu imkanlardan ötürü başhekimimiz Prof. Dr. Hamit Okur’a
ve eski başhekimimiz Doç. Dr. Rafet Yiğitbaşı’na
Uzmanlık eğitimim süresince bilgi ve deneyimlerini bizlerden esirgemeyen değerli
hocam Prof. Dr. Aytekin Oğuz’a,
Sağladığı kolaylıkla çalışmamı sürdürebilmeme katkı sunan hocam Doç. Dr. İlyas
Tuncer’e,
Tezimin hazırlanmasında birlikte çalıştığımız tez danışmanım Uzm. Dr. Şafak
Kızıltaş’a
Her konuda yardımlarından dolayı aile hekimliği koordinatör yardımcımız Uzm. Dr.
Arzu Akalın’a,
Hastanemiz endoskopi ünitesinde çalışmamıza konu olan kolonoskopik uygulamaları
gerçekleştiren gastroenteroloji uzmanı Doç. Dr. İlyas Tuncer, Dr. Şafak Kızıltaş, Dr. Firuze
Yılmaz Enç, Dr. Güralp Taşan, Dr. Celal Ulaşoğlu’na,
Rotasyonlarımız süresince birlikte çalıştığım ve birçok şeyi paylaştığım değerli
meslektaşlarıma,
Endoskopi ünitesinde görev yapmakta olan hemşire ve personel arkadaşlarıma,
Her zaman olduğu gibi tezimi yaparken de yanımda olduklarını hissettiren ve
varlıklarından gurur duyduğum kıymetli aileme, güzel dostlarıma teşekkür ederim.
Dr. Saffet Ercan
1
İÇİNDEKİLER
1) GİRİŞ VE AMAÇ..........................................................................................................1
2) GENEL BİLGİLER .......................................................................................................2
a)Kolonun anatomisi ve yapısal özellikleri ...............................................................2
b)Kolonoskopik incelemenin kullanıldığı bazı kolorektal patolojiler .......................3
c)Kolonun incelenmesinde kullanılan görüntüleme yöntemleri..............................20
d)Alt gastrointestinal sistemin endoskopik incelenmesi..........................................25
3) GEREÇ VE YÖNTEM ...............................................................................................30
4) BULGULAR ...............................................................................................................32
5) TARTIŞMA ................................................................................................................45
6) SONUÇ .......................................................................................................................50
7) KAYNAKLAR ...........................................................................................................51
2
GİRİŞ VE AMAÇ
Gastrointestinal sistem hastalıkları dünyada ve ülkemizde morbidite ve mortalite
olarak hemen her yaş grubunu ilgilendiren ve yaygın olarak rastlanan hastalıklar grubudur. Bu
hastalık grubunda morbidite ve mortalitesi düşük klinik antitelerden, yaşamsal olarak ağır
klinik tablolara varan birçok klinik antite yer almaktadır.
Bütün hastalıklarda olduğu gibi gastrointestinal sistem hastalıklarına da doğru tanı
koyma ve uygun tedavi yaklaşımını göstermek için anamnez ve fizik muayene ile birlikte son
yıllarda giderek önemi artan laboratuar incelemelerinden (vücut sıvılarının incelenmesi,
görüntüleme teknikleri vb) faydalanıyoruz. Tanı ve tedavide başvurduğumuz laboratuar
incelemelerinin, özellikle gün geçtikçe gelişen teknolojik olanakların da etkisiyle hekimlik
pratiğinde giderek artan rolü tartışılmaz bir gerçek olarak kabul görmektedir. Günümüzde alt
gastrointestinal sistem endoskopi uygulamaları, başta inflamatuar barsak hastalıklarının tanısı
ve kolon kanserlerinin erken tanı ve tedavisi olmak üzere birçok gastroenterolojik patolojide
sağladığı kolaylıkla gastroenteroloji kliniklerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu
çalışmayla fleksibl sigmoidoskopi ve kolonoskopinin kolorektal hastalıkların tanı ve
tedavisindeki rolünün ortaya konulması ve bu uygulamaların endikasyonlarıyla sonuçları
arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla hastanemiz endoskopi
ünitesinde iki yıl süresince (2003 ve 2004) yapılmış olan fleksibl sigmoidoskopi ve üç yıllık
(2005, 2006 ve 2007) kolonoskopi işlemleri taranarak elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır.
3
GENEL BİLGİLER
KOLON ANATOMİSİ VE YAPISAL ÖZELLİKLERİ
İleoçekal valv ile anüs arasında uzanan tubuler bir yapı olan kolon, doğumda 30-40 cm
iken erişkinde 90-150 cm arasında değişen bir uzunluğa erişir. Terminal ileum ileoçekal
valvül yoluyla posteromedial kenardan çekuma bağlanır. Çekum yaklaşık 8 cm çaplı geniş,
kör bir torba gibidir. Çekumdan itibaren çıkan, transvers, inen ve sigmoid kolon
segmentleriyle uzanan kolon rektumla sona erer. Çıkan ve inen kolonla rektum, periton
boşluğunun dışındadır. Kolonun çapı çekumdan sigmoide doğru gittikçe küçülür. Sigmoid 2,5
cm çapıyla kolonun en dar yeridir. Rektum 12-15 cm boyundadır, sakrumun hemen önünde
uzanır ve anal kanala bağlanır. Rektumun son 3 cm’lik kısmı ve anal kanalda Morgagni
kolonları diye adlandırılan, anal papillada sonlanan longitudinal pili kabarıklıkları gözlenir.
Anal kanalda içten dışa doğru internal (düz kas) ve eksternal (çizgili kas) anal sfinkterler
yerleşmiştir. Linea dentatanın 1,5 cm üzerinde anal sfinkter kompleksinin üst hududunun
palpe edildiği yere anorektal halka, anal ve perianal derinin birleşme yerine anal verge denir.
Cerrahi anal kanal, anal vergeden anorektal halkaya kadar uzanır (1, 2).
Çekum, çıkan ve transvers kolon süperior mezenterik arterden; inen ve sigmoid
kolonla rektum inferior mezenterik arterden beslenir. Çekum, çıkan ve transvers kolonun kanı
süperior mezenterik vene boşalır. Üst ve orta rektum, süperior rektal ven ve inferior
mezenterik ven aracılığıyla portal vene drene olur. Alt rektum ve üst anal kanal ise orta rektal
venle internal ileak venlere ve orada alt vena kavaya boşalır. Anal kanalın alt kısmının kanı da
pudental venler vasıtasıyla kaval sisteme dökülür. Linea dentata üzerinde yerleşmiş üç
internal hemoroidal kompleks mevcuttur ve süperior rektal vene drene olurlar. Eksternal
hemoroidler ise linea dentatanın altına yerleşirler ve drenajları pudental venleredir. İnternal ve
eksternal venler arasında anatomik iştirakler vardır, bunlar şişerse internal-eksternal mikst
hemoroidler meydana gelir. Kolon mukozası damardan zengin olmasına rağmen lenfatikleri
içermez. Lenfatik kapillerler submukozadan başlarlar ve epikolik, parakolik lenf düğümleri ile
mezenterik arterlerin ana kökleri ve dalları civarındaki lenf düğümlerine uzanırlar. Perianal
bölgenin lenfi ise inguinal lenf düğümlerine gider. Kolonun parasempatik sinirleri iki
kaynaktan gelir, sağ kolonunki vagustan, sol kolon ve rektumunki pelvik liflerden. Alt torasik
sempatik lifler sağ kolonu, lumbar sempatikler de sol kolon ve rektumu innerve eder (1 , 2, 3).
Kolon duvarı içten dışa doğru mukoza,submukoza, iç sirküler adele, dış longitudinal
adele ve seroza olmak üzere beş tabakadır. Kolon mukozası villusları olmayan ince barsak
mukozasına benzer. Mukoza yüzeyinde birbirine çok yakın 0,5 mm uzunluğunda tubuler
4
kriptler yapan basit kolumnar epitel yer alır. Kolonik kriptlerde müsin salgılayan goblet
hücrelerinden bolca bulunur. Arada nöroendokrin hücreler de yer alır. Submukozada yumuşak
bir konnektif doku ile çevrili damar ve lenfatikler yer alır. İçteki sirküler adele, kolon boyunca
uzanan devamlı bir tabaka yaparken, dıştaki longitudinal adele lifleri haustra yapılarını
oluştururlar. Seroza mesotelyal kaynaklı hücrelerden ibaret bir tabakadır ve kolonun peritona
bakan yüzünü örter (1, 2).
KOLONOSKOPİK İNCELEMENİN KULLANILDIĞI BAZI
KOLOREKTAL PATOLOJİLER
İRRİTABL BARSAK SENDROMU (İBS)
Organik bir hastalık olmaksızın barsak alışkanlığında değişiklik, karında rahatsızlık
ve ağrı hissinin (dispepsi) ana yakınmaları oluşturduğu bir sendromdur (4, 5, 6). Kuzey
Amerika ve Avrupa’da genel popülasyonun %10’unu etkilemektedir. Hastalar daha çok genç
yaştaki kadınlardır (5, 7, 8, 9).
Tanı konulmasındaki güçlükler ve kesin sınırlamaların olmaması nedeniyle kesin bir
değer vermek mümkün olmasa da yapılan bazı araştırmalarda gastroenteroloji polikliniklerine başvuran tüm hastaların %20-50’sini oluşturdukları düşünülen İBS’nin nedeni yeterince
anlaşılamamıştır (4, 5, 8).
Spastik kolon, spastik kolit, sinirsel barsak hastalığı gibi değişik isimler altında
tanınır. Terminolojideki bu karışıklık kafaları bulandırmakta, bu hastalığın hiçbir ilgisi
olmadığı halde iltihabi barsak hastalıkları olan Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı’yla
karışmasına neden olmaktadır. Hastalık semptomlar zemininde tanınır ve tanıda sofistike
yöntemler gerekmez. Tanıda kullanılan Manning Kriterleri ve Roma II kriterleri fonksiyonel
bir barsak hastalığı olan İBS’yi organik nedenli barsak hastalıklarından
ayırmada yardımcı olur (5, 6, 7, 9, 10, 11).
İBS’de Roma II Tanı Kriterleri (4, 5, 6, 9, 10):
-Geçen 12 ay boyunca 3 ay süreyle (birbirini izleyen 3 ay olması gerekmez) karında
rahatsızlık veya ağrı ile birlikte aşağıdakilerden en az ikisi:
-Defekasyonla geçmesi
-Defekasyon sıklığında değişme
-Gaita şeklinde (görünümünde) değişme
5
Klinisyenler barsak fonksiyonundaki primer değişikliğe dayanarak hastalığı
subjektif olarak diyare baskın, konstipasyon baskın ve alterne form İBS olarak kategorize
etmektedirler (9).
Birinci basamak hizmetleri açısından en önemli nokta hangi olguların
gastroenteroloji kliniğine sevk edileceği kararının verilmesidir. Bu yüzden organik barsak
hastalığının alarm semptomlarının bilinmesi önem taşır. İBS tanısı konulurken önemli olan
nokta organik patolojinin göz ardı edilmemesidir.
Organik barsak hastalığının alarm semptomları (5, 6, 9, 10, 11):
-Semptomların 45 yaşından sonra ortaya çıkması
-Barsak alışkanlığında ortaya çıkan ani değişmeler
-Semptomların tedaviye karşın sürekli kötüleşmesi
-Rektal kanama
-Kilo kaybı
-Geceleri ortaya çıkan yakınmalar
-Anemi veya lökositoz
-Steatore
-CRP/Sedimentasyon yüksekliği
-Ailede malignite anamnezi
İrritabl Barsak Hastalığı (İBS)’nin tanı aşamasında özellikle hemogram,
sedimentasyon, dışkıda gizli kan ve parazit bakılmalı, kolonoskopik inceleme yapılarak
organik patolojiler dışlanmalıdır (4, 5, 6)
KOLONUN DİVERTİKÜLER HASTALIĞI
Gerçek divertikül kolonun tüm tabakalarının eşlik ettiği ve kolon duvarının bir
kısmının lümenin dış tarafına çıkıntı yapması halidir. Kolonun muskuler tabakasının eşlik
etmediği, ancak mukoza ve serozanın kolon lümeninin dışına doğru yaptığı (aslında bunlar
psödodivertiküldür) çıkıntılar divertiküler hastalık olarak tanımlanmaktadır. Divertikülozis;
kolonda çok sayıda psödodivertiküllerin varlığıdır, bunların iltihaplanmalarına ise divertikülit
denmektedir (12, 13, 14, 15, 16).
6
Divertiküler hastalık yaşla birlikte artış göstermektedir. 40 yaş altında nadir görülen
ve 90 yaş üzerinde %50 olguda görülen bu hastalık gençliğinde irritabl barsak sendromu
bulunanlarda daha sıktır. %80 sigmoid ve inen kolonda yerleşir ve genellikle multipldir.
Asemptomatik bir hastalıktır. Başka bir sebeple yapılan baryumlu incelemede rastlanabilir.
Bazen de kanama veya infeksiyon gibi komplikasyonların gelişmesiyle fark edilir. Özellikle
katı dışkı ile birlikte divertikül içinde tıkalı kalan bakteriler bir süre sonra bu bölgede
inflamasyon oluşturarak divertikülite yol açarlar. Sonuçta basit bir inflamasyondan,
perikolonik abse, fistül, peritonit ve kanama gibi durumlarla ölüme kadar gidebilen durumlar
meydana gelebilir (10, 12, 13, 14, 15).
Divertikülitler ikiye ayrılır (12, 14, 15):
1) Basit (Asemptomatik)
2) Komplike (abse, obstrüksiyon, perforasyon, kanama ile birliktelik)
Asemptomatik divertiküler hastalık saptanan bir olguda komplikasyon gelişme
olasılığı %25-40’dır (10). Divertikülit gelişme oranı ise %10-20’dir (14).
Divertiküler kanama anjiyodisplaziyle birlikte 60 yaş üstü rektal kanamaların en sık
nedenidir (14, 16, 17). Genellikle aniden ve ağrısız olarak başlar. Kanama varken divertikülit
bulguları genellikle yoktur. Divertiküler kanamalar daha çok sağ kolondaki divertiküllerden
olur ve miktarı değişkendir (12, 14). Bu kanamaların çoğu minör kanamalar olup klinik
açıdan önemsizdir, sadece %5 olguda masif kanama gerçekleşmektedir (18)
Asemptomatik divertiküler hastalıkta tanı tesadüfen konulur ve tüm divertiküler
hastalık olgularının %80-85’ini oluştururlar. Genellikle kolonoskopi, rektoskopi, kolon grafisi
veya bilgisayarlı tomografi incelemelerinde saptanabilir. Komplike divertikülitte ise sol alt
kadranda ağrı, lokal hassasiyet, defekasyon düzensizlikleri, ateş, ele kütle gelmesi sık
saptanan semptom ve bulgulardır. Ancak gelişen komplikasyonlara göre yaygın ağrı ve
peritonit bulguları, sepsis, bulantı, kusma, rektal kanama gibi tablolara yol açabilir.Tanı kolon
grafisi veya kolonoskopiyle konur. Ancak anamnez ve fizik muayene sonrasında divertikülit
düşünülen olgularda perforasyon riskine karşı kolonoskopi veya baryumlu kolon grafileri
yerine bilgisayarlı tomografi tercih edilmelidir. Aktif dönem geçtikten sonra kolonoskopi, tanı
ve takip işleminde yardımcı olur, kolonoskopik inceleme rektal kanamanın ayırıcı tanısında
ve kanama odağının saptanmasında önemli rol oynar (10, 12, 14, 15, 16).
7
İNFLAMATUAR BARSAK HASTALIĞI (İBH)
Kolitis Ülseroza (Ülseratif Kolit) ve Crohn Hastalığı gastrointestinal traktüsün
kronik, idiopatik inflamatuar hastalıklarıdır. Etyoloji ve patogenezi henüz açıklanamayan bu
iki hastalık arasında önemli farklar yanında benzer yanlar da bulunduğundan aynı isim altında
(İltihabi Barsak Hastalığı) sunulmaları uygun olmaktadır. Her iki hastalıkta da sistemik ve
lokal inflamatuar durum ve genetik predispozisyon olduğu ise bilinmektedir. Kolitis Ülseroza
primer olarak kolonu atake eder, mukoza ve submukozaya sınırlı kalır ve gerektiğinde cerrahi
olarak tedavi edilebilir. Halbuki Crohn Hastalığı potansiyel olarak gastrointestinal traktüsün
herhangi bir segmentini atake edebilir, barsağın tüm tabakaları hastalığa katılır ve cerrahi
tedavi sadece komplikasyonların giderilmesinde geçerlidir (11, 19, 20, 21, 22).
Beyaz ırkta siyah ve sarı ırka göre daha sık gözlenen İBH özellikle Museviler’de
daha sıktır. Amerika’da insidensi her yüz bin kişide Kolitis Ülseroza için 11, Crohn Hastalığı
için 7 olarak verilmektedir (11, 22).
Kolitis Ülseroza ve Crohn Hastalığı’nın kendilerine özgü patolojik özellikleri vardır
fakat bazı olgularda birbirinden ayırdedilmesi veya bunlarla infeksiyöz kolit veya iskemik
kolit gibi başka nedenlere bağlı kolitler arasında ayırıcı tanı yapmak zor olabilir. Patolojik
bulguları hastalığın aktivite durumuna göre değişir (10).
İBH gelişimi açısından en büyük risk faktörü aile öyküsüdür. İBH olan hastaların
1.derece akrabalarında yaklaşık %15 oranında İBH izlenir (22).
KOLİTİS ÜLSEROZA (ÜLSERATİF KOLİT)
İlk olarak 1870’de tanımlanan ülseratif kolit kolon mukozasının inflamasyonu ile
karakterize, kronik seyirli, alevlenme ve remisyonlarla seyreden, ekstraintestinal bulgulara yol
açabilen nedeni bilinmeyen bir hastalıktır. Başlıca genç erişkinleri etkiler (20-40 yaş), ancak
her yaşta görülebilir. Erkek kadın oranı eşittir (11, 21, 23, 24).
Primer olarak mukozayı etkiler ve genellikle rektumdan başlar, bazen kolonun diğer
segmentlerine yayılabilir. Hastaların 1/4 kadarında sadece rektum, 1/4-1/2 kadarında rektum
ve sigmoid veya inen kolonu etkiler. Rektum her olguda hastalığa katılır. Genellikle en
şiddetli tutulan kısım da rektumdur. Lezyonun başladığı ve bittiği yer arasında sağlam alan
bulunmaz (kontinüdür). 1/5 olguda pankolit görülebilir. Pankolit inflamasyonda terminal
ileumda inflamasyon gelişebilir ve bu duruma “backwash ileit” denir (11, 19, 21, 22, 24).
8
Klinik :
Hastalığın şiddeti kolonda tutulan bölümün uzunluğu ve inflamasyonun ağırlık
derecesiyle orantılıdır. Kanlı diyare, diyare ve karın ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir.
Diyareye yol açabilecek şiddetteki ülseratif kolitte dışkı hemen daima makroskopik olarak
kan içerir. Eğer diyare kan içermiyorsa ülseratif kolit tanısından şüphelenilmelidir. Karın
ağrısı hastaların çoğunda baskın olan semptom değildir ve daha çok kramp şeklindedir, kronik
ağrı seyrek olarak görülür. Şiddetli olgularda ek olarak sistemik hastalık belirtileri görülür;
ateş, gece terlemesi, halsizlik ve artraljiye sık rastlanır. Ateş, taşikardi, bulantı-kusma ve
abdominal distansiyon durumunda toksik megakolon akla gelmelidir (11, 19, 21, 22, 23, 24).
Hastalığın ciddiyetini tayinde günlük defekasyon sayısı, içinde kan bulunup
bulunmadığı, kan varsa miktarı ve karın ağrısı önemlidir. Fizik muayenede ateş, volüm kaybı
bulguları, karın hassasiyeti araştırılmalıdır. Laboratuar bulgusu olarak anemi, hipoalbuminemi,
sedimentasyon araştırılmalıdır. Bu parametrelere göre hastalık hafif, orta ve ciddi diye
kategorize edilir (21, 22, 24).
Ülseratif kolitli hastaların %80’inde hastalık aralıklı ataklar tarzında seyreder.
Ataklar arasındaki remisyonların süresi birkaç haftadan yıllara kadar değişebilir ( intermittan
seyir ). Hastaların %10-15’inde hastalık kronik devamlı bir seyir gösterir. Kalan hastalarda
hastalık acil kolektomi gerektirecek kadar şiddetli seyreder (fulminan seyir) (11, 21, 23).
Ülseratif kolitli hastaların %5’inde primer sklerozan kolanjit bulunur.
Diğer
yandan primer sklerozan kolanjitli olguların yaklaşık %75’inde ülseratif kolit mevcuttur.
(23, 24).
Komplikasyonlar (11, 19, 21, 22, 23, 24):
Perianal lezyonlar(anal fissür, perianal abse, hemoroid)
Perforasyon
Striktür
Toksik megakolon
Kolon kanseri
Masif kanama
Psödopolipler
Uzun süren ülseratif kolitli olgularda kolon kanseri gelişimi riski belirgin olarak
artmıştır. Risk özellikle total veya yaygın kolitli olgularda ve 10 yılı geçen olgularda
belirgindir. Yaygın koliti olan hastalarda kümülatif kanser riski 20 yılda %7,2 (%5)’dir.
Malignitenin habercisi olan displazinin kolonoskopik takip programlarıyla araştırılması
malignite gelişmeden tedbir alınmasını sağlayabilir. Pankolitli hastalarda 8-10 yıldan, sol
kolon kolitlilerde 12-15 yıldan sonra 1-2 yıllık aralarla kolonoskopik inceleme ve farklı
9
seviyelerden multipl biyopsi yapılarak displazi varlığı araştırılır. Biyopsi remisyon evresinde
yapılmalıdır çünkü hastalığın aktif dönemindeki bulgular displaziyle karışabilmektedir.
Displazi saptandığında kolektomi kararı verilir (11, 21, 22, 23, 24, 25, 26).
.
CROHN HASTALIĞI
İlk olarak Crohn tarafından 1930’da tanımlanmıştır ve terminal ileit olarak
isimlendirilmiştir. Batılı ülkelerde prevalansı yüzbinde 26-198’dir (27). Kolitis
Ülserozadan farklı olarak gastrointestinal traktusun özafagustan anüse kadar herhangi bir
segmentini veya segmentlerini atake edebilir. Aynı Kolitis Ülseroza gibi remisyon ve
alevlenmelerle seyreder. En sık olarak terminal ileum ve sağ kolon hastalanır %30-40
hastada sadece ince barsak tutulmuştur. Hastalık olguların %50’sinden fazlasında
ileoçekal veya ileokolonik tutulum gösterirken 2/3 olguda kolon etkilenir ve yine olguların
%20’sinde kolon tek başına hastalığa yakalanır. Kolitis Ülseroza’nın aksine %50 hastada
rektum korunur %35-45 hastada anal kanalda derin fissürler ve perianal fistüllere rastlanır
ve bu Crohn Hastalığı’nı Kolitis Ülseroza’dan ayıran önemli özelliktir. İnflamatuar
değişiklikler transmural olup barsak duvarının kalınlaşmasına ve lümenin daralmasına
neden olur. Kolitis Ülseroza’da kolondaki lezyonun kesintisiz olmasına karşın Crohn
Hastalığı’nda lezyon segmenterdir, hasta segmentler arasında sağlam alanlar bulunabilir
(skip areas) (11, 19, 21, 22, 28, 29).
Granülomatöz enterit, regional veya terminal ileit adları ile de anılmış olan Crohn
Hastalığı adelosan ve genç erişkin yaş dönemi ile 50-80 yaşları arasında daha fazla
görülmektedir (21, 22, 28, 29)
Klinik:
Klinik belirti ve bulgular hastalığın şiddeti, yaygınlık derecesi ve atake olan organa
göre değişir. En sık tutulan ileumdur ve tipik olarak sağ alt kadran ağrısı ve diyare ile
karakterizedir. Ağrı oldukça sık görülür, kramp şeklinde defekasyondan önce belirir,
defekasyonla geçer. Ateş ve kilo kaybı Crohn’da görülen temel sistemik semptomlardır.
Genellikle hafif olan ateş, komplikasyonlar geliştiğinde daha da yükselir. Gece terlemeleri
olabilir, kilo kaybı Crohn Hastalığı’nda Kolitis Ülseroza’ya göre daha belirgindir ve
iştahsızlık ve yemek yemeden korkmaya bağlıdır. Crohn’da dışkıda gizli kanama olmasına
karşın, rektal kanama Kolitis Ülseroza’ya göre çok daha az izlenir. Bu özellik hastalığın
tanısının geç konulmasına neden olmaktadır. Artralji olabilir (19, 21, 22, 28, 29).
10
Komplikasyonlar (11, 19, 21, 22, 26, 28, 29):
Fistül: Crohn Hastalığı’nın en önemli ve önde gelen bulgusu olabilirler. Fistül
prevalansı %20-40 arasındadır. Hastaların %15-20’sinde abseler meydana gelir. Bu abseler
ayrıca ileopsoas, retroperitoneal, hepatik ve splenik bölgelerde de oluşabileceği gibi
anastomoz bölgeleri de lokalizasyon yerleri olabilir. Fistüller en sık ileoileal, ileoçekal,
ileosigmoid arasında görülür ve bunlar genellikle semptom oluşturmazlar, baryumlu filmlerde
veya cerrahide tesadüfen saptanırlar. Daha az görülen ancak ciddi sonuçları olabilen fistüller
ise kolon ile mide ve duedonum arasında gelişenlerdir.
Obstrüksiyon: Crohn Hastalığının önemli bir özelliğidir. Hastalığın erken
dönemlerinde barsak duvarının ödemi, spazmı, aralıklarla obstrüktif bulgular oluşmasına yol
açar. Yıllar içinde bu inflamasyon tedrici olarak fibrozis gelişimi sonucu stenoza ve striktür
gelişimine yol açar. Bu durumda ishal azalır. Giderek konstipasyon ve kronik barsak
obstrüksiyonuna ilerler. Bu kronik tablo üzerine tekrarlayan akut barsak tıkanıklıkları eklenir.
Perianal Hastalık: Crohn hastalarının yarıya yakınında görülür. Ciddiyeti basit bir
anal fissürden, sfinkter fonksiyonlarının kaybıyla sonuçlanan multipl-yaygın fistül ve abselere
kadar değişebilir.
Diğerleri: Toksik megakolon ve perforasyon nadirdir. Masif kanama sık görülmez.
Kolorektal kanser gelişimi Kolitis Ülseroza’da olduğu kadar olmasa da artmıştır.
İLTİHABİ BARSAK HASTALIĞINDA EKSTRAİNTESTİNAL
MANİFESTASYONLAR
İltihabi barsak hastalığında gastrointestinal sistem dışındaki sistemlerde de
bozukluklar görülmektedir (Tablo I). Bunlar başlıca iki gruba ayrılır: Gastrointestinal hastalık
komplikasyonları ve iltihabi barsak hastalığıyla birlikte olanlar. En sık görülen
komplikasyonlar nütrisyonel ve metabolik bozukluklardır. Bunlar kronik infeksiyon, yeterince
besin alamama, maldigesyon ve malabsorbsiyona bağlıdır. Ayrıca kan ve protein kaybının da
rolü vardır (11, 19, 21, 22, 23, 24, 28, 29).
Tablo I: İnflamatuar Barsak Hastalığında Ekstraintestinal Manifestasyonlar
Nutrisyonel ve metabolik bozukluklar
Kilo kaybı, çocuklarda gelişme geriliği
Hipoalbüminemi ,protein kaybettirici enteropati
Vitamin eksikliği*
Kalsiyum,magnezyum,çinko eksikliği
11
Hematolojik Bozukluklar
Anemi, folat,vitamin B12* eksikliği
Lökositoz, trombositoz
Deri ve müköz membranlar (%15)
Piyoderma gangrenozum
Eritema nodozum
Stomatit ve multipl aftöz ülserler
Kas-iskelet sistemi (%15-20)
Ankilozan spondilit
Büyük eklemlerin periferik artriti
Osteoporoz
Osteomalazi
Karaciğer ve safra yolları
Yağlı karaciğer
Perikolanjit
Sklerozan kolanjit
Safra taşları*
Safra yolları kanseri
Böbrek komplikasyonları
Böbrek taşları
Üriner sisteme fistül
Amiloidoz
Göz komplikasyonları (%5)
Konjunktivit, episklerit
Üveit
*Yalnızca Crohn Hastalığında görülür
İLTİHABİ BARSAK HASTALIĞINDA TANI
İltihabi barsak hastalığı tanısını koymak her zaman kolay olmamaktadır. Crohn
Hastalığı’nda bir yandan kanlı diyarenin çoğu kez bulunmaması, öte yandan hastalığın çoğu
kez rektosigmoidoskopi alanının dışında kalması tanıyı güçleştirir. Ülseratif kolitin klinik,
endoskopik ve histolojik bulgularını taklit edebilen pek çok barsak hastalığı vardır. Örneğin
hiç karışmaması gereken bir hastalık irritabl barsak hastalığıdır (spastik kolon). İltihabi barsak
hastalığında feçes muayenesinde lökosit ve eritrosit görülmesi, rektal kanama veya kanlı
12
diyare, ateş, zayıflama, iltihabi barsak hastalığının ekstra- intestinal belirtilerinin varlığı
spastik kolondan ayıredilmesine yardımcı olurlar (19).
Fizik muayene ve laboratuar incelemeleri tanıya yardımcı olsa da kesin tanı
koyabilmek için endoskopik inceleme gereklidir. Ancak radyasyon koliti ve inektif kolitte de
ülseratif kolit gibi kolonoskopik incelemede mukozada yaygın ülserler vardır. Kanlı ishal ile
başvuran ve İBH düşünülen hastaların üçte birinde enfeksiyöz bir etyoloji vardır ve bunların
kolonoskopik görünümü İBH’dan ayırt edilemez. Ülseratif kolitten infektif kolitin (Shigella ,
Yersinia, Campylobacter, Entemoeba) ayrılması rektosigmoidoskopik incelemeye karşın
mümkün olmayabilir, biyopsi alınıp histolojik inceleme yapılması zorunludur (19, 23).
İBH’da hastalığın aktivitesini ve tedaviye yanıtını laboratuar incelemeleriyle
belirlemek zordur. Ancak yine de günümüzde hemoglobin, lökosit, trombosit, sedimentasyon,
serum albumin düzeyi ve CRP, orosomukoid( alfa-1 glikoprotein ) gibi akut faz reaktanları
kullanılmaktadır. Orosomukoid, sedimentasyon ve CRP hastalık aktivitesiyle iyi korele iken
CRP’nin tedaviye yanıtı izlemede değerli olduğu gösterilmiştir (21, 29)
Kolonoskopi İBH’nın tanısının konulmasını, diğer hastalıklardan ayırıcı tanısının
yapılmasını, eşlik eden veya sonradan eklenen hastalıkların saptanmasını, histolojik
örnekleme için doku örnekleri elde edilmesini, hastalığın şiddeti ve tuttuğu bölgelerin
saptanmasını sağlar, ayrıca kolorektal kanser gelişiminin takibi için başlıca takip yöntemidir.
Crohn
Hastalığı’nda
ayrıca
gastroskopi
yapılarak
üst
gastrointestinal
sistem
de
değerlendirilmelidir (11, 19, 21, 22, 23, 24, 29).
Ülseratif Kolit’te toksik megakolon ve perforasyon düz karın grafisinde tanınabilir.
Baryumlu grafide ise mukoza düzensizlikleri, kolon cidarının belirsizleşmesi, haustra kaybı
(kurşun boru) görülebilir (11, 21, 22, 23, 24).
Krohn Hastalığı’nda baryumlu çalışmalar mukozal patolojileri gösterirken BT,
MRG ve USG gibi kesitsel görüntüleme yöntemleri ekstralüminal patolojileri de saptamamıza
olanak sağlayarak birbirini tamamlarlar. Kolonun radyolojik incelemesinde radyoopak
maddenin terminal ileuma reflü olduğu veya ince barsak pasaj grafisinde terminal ileumun
klasik “string sign ( ip belirtisi )” adı verilen daralmış durumu saptanır. Nodülarite ve fistül
saptanabilir. Derin lineer veya transvers ülserlerin oluşturduğu “kaldırım taşı” manzarası
görülebilir. Crohn’da karın içi abse-fistül gibi komplikasyoları göstermek için BT en iyi
yöntemdir (11, 19, 21, 22, 28, 29).
İnce barsak pasaj grafisiyle birlikte son yıllarda geliştirilmiş olan kapsül
endoskopi, enteroklizis (entero-BT) ve çift balon enteroskop yöntemleri ince barsak tutulumlu
Crohn vakalarının tanınmasına olanak vermektedir (29).
13
Tablo II’ de gösterilen birçok farklı özelliğine karşın yine de Crohn Hastalığı ile
Ülseratif Kolit arasında hastaların %10-15’inde ayırım yapılamayabilir (İndeterminate Kolit)
(22, 29).
Tablo II: Crohn Hastalığı ile Ülseratif Kolitin özelliklerinin kıyaslanması (19, 21, 22)
Crohn
Ülseratif
Hastalığı
Kolit
Klinik
Sigara tiryakisi
++
+/-
Kırıklık, ateş
++
+
Rektal kanama
++
+++
Karın duyarlılığı
+++
+
Karında kitle
++
+
Karın ağrısı
+++
+
Perianal abse
+++
-
+
+++
Endoskopik
Rektal hastalık
Crohn
Hastalığı
Ülseratif
Kolit
Klinik
Diffüz, kronik, simetrik tutulum
+
+++
Aftöz veya lineer ülserler
+++
-
Kaldırım taşı görünümü
++
-
Friabilite
++
+++
Radyolojik
Kronik hastalık
+
+++
İleum tutulumu
++
-
Asimetri
+++
-
Darlık
++
+
Fistül
++
+
14
KOLOREKTAL POLİPLER
Mukoza veya submukozadan köken alan ve barsak lümeni içine uzanan doku
kütlesine polip denir. Gastrointestinal polipler saplı veya sapsız (sesil), tek veya birden fazla
sayıda, mukozayla aynı veya farklı renkte olabilirler. Sıklıkla multipl olup en fazla rektum ve
sigmoidde oluşurlar ve çekuma doğru görülme sıklıkları azalır. Poliplerin çoğu
asemptomatiktir. En önemli klinik belirtileri rektal kanamadır. Bazen demir eksikliği anemisi
sebebi araştırılırken sağ kolon yerleşimli ve dışkıda gizli kanama yapan polip
saptanabilmektedir. Büyük poliplerde; kabızlık, gaita çapında incelme, karın ağrısı, barsak
obstrüksiyonu ve özellikle villöz poliplerde hipokalemi ve hipoalbüminemi ile karakterize
sekretuar tipte ishal seyrek de olsa tanımlanmıştır (25, 26, 30, 31).
Bazı poliplerin kanserleşme riski olduğundan tespit edilen polip kolonoskopiyle
çıkarılarak histopatolojik
incelemesi
yapılmalıdır.
Makroskopik olarak
birbirleriyle
karışabilmektedirler (26, 30, 31, 32, 33). Kolonoskopi poliplerin tanısı ve çıkarılmasında
geçerli bir yöntem olmasına karşın yanlış negatiflik oranı %20’nin üzerindedir (34).
Poliplerin tipleri
1) Nonneoplazik Polipler
A-Hiperplazik( metaplazik )
i)
Geniş tip
ii)
Adenom alanları içeren tip
iii)
Mikst hiperplazik-adenomatöz tip( Sarrated Adenom )
B-Hamartomatöz
iv)
Peutz Jeghers
v)
Cowden Hastalığı
vi)
Juvenil polip
vii)
Ganglionöromatozis
C-İltihabi
viii)
Basit (iltihabi) Polip
ix)
İltihabi, lenfoid, fibroid, granülomatöz stromalı
x)
Lenfoid polip
2) Neoplazik Polipler
A- Benign (Adenom)
i)
Tubuler
ii)
Tubulovillöz
15
iii)
Villöz
B- Malign
i)
Noninvaziv karsinom (karsinoma insutu ve intramukozal karsinom)
ii)
İnvaziv karsinom (muskularis mukozayı geçmiş)
Adenomlar tüm kolon poliplerinin 2/3’ünü oluştururlar ve malignite riski taşırlar.
ABD’de 50 yaş ve üzerindeki genel popülasyonda %25-40 oranında adenomatöz polip
görülmektedir. Ancak bu kişilerin 1/3’ünde saptanmış olan adenomlar çoğu kolorektal
kanser riski minimal olan 1 veya 2 adet 1 cm’den küçük tubuler adenom özelliğindedir. Bu
poliplerin %1’inden azı maligndir. Makroskobik ve mikroskobik olarak üç morfolojik tipe
ayrılırlar: Tubuler (%80), tubulovillöz (%15) ve villöz (%5) adenom. Adenomlar displazi
derecesine göre hafif, orta ve ağır displazili (karsinoma insutu) olmak üzere tanımlanırlar.
Adenomun çapı, villöz komponenti
ve displazi derecesi arttıkça kanser gelişim riski
artmaktadır (25, 26, 30, 31, 32, 33, 35, 36).
POLİPOZİS SENDROMLARI
Gastrointestinal polipozis sendromları kalıtsal olarak geçen ve gastrointestinal
kanalda binlerce polipin oluşmasıyla karakterize, özellikle adenomatöz grubunda kanser
riskinin çok fazla arttığı hastalıklar topluluğudur (30).
A) ADENOMATÖZ POLİPOZİS SENDROMLAR
1) Familyal Adenomatöz Polipozis (FAP):
Otozomal dominant geçişlidir. Kolonda bazen tüm kolonu kaplayacak kadar çok
sayıda adenömatöz polip mevcuttur. 5.kromozomun uzun kolunda ayıt edilen APC genindeki
mutasyonlar sorumludur. Hastalığa tutulan ailelerin %80’inde bu mutasyon saptanır. Hastalar
puberteye kadar asemptomatiktirler. Semptomatik hastalarda özellikle çocuklarda zaman
zaman ortaya çıkan ishal, karın ağrısı, raktal kanama, rektal poliplere bağlı tenezm, anemi ve
zayıflama ile erken yaşlarda hastalığı başlayanlarda gelişme geriliği saptanır. Poliplerin
başlama yaşı ortalama olarak 15-25, semptomların başlama yaşı 33, kanser görülme yaşı 39
ve kanserden ölüm yaşı 42 olarak bulunmuştur. Tüm kolon kanserlerinin %1’i bu hastalık
sonucudur. Genç hastalarda polip sayısı başlangıçta az iken, son süratle artarak bütün kolon
mukozası poliple kaplı hale gelir. Hastalarda ortalama 1000-5000 polip görülür. Eğer
koruyucu olarak total kolektomi yapılmazsa kolorektal kanser gelişimi kaçınılmazdır (25, 26,
30, 33).
16
2) Gardner Sendromu:
Kolonda adenomatöz polipozisle birlikte sert ve yumuşak dokularda tümörlerinin
görülmesidir. Kafa, mandibula ve uzun kemiklerde osteomalar, fazla sayıda diş, deri ve
testislerde yumuşak doku tümörleri, lipoma, fibroma, dermoid tümörler, epidermoid kistler ve
retinanın konjenital hipertrofisi görülür. Hastalıkta kolon poliplerinden kanser gelişme riski
%95’in üzerindedir (25, 26, 30, 33).
3) Turcot Sendromu:
Kolonda adenomatöz polipozisle birlikte merkezi sistem tümörlerinin bulunmasıdır.
Otozomal resesif olarak geçer (25, 26, 30, 33).
B) NONADENOMATÖZ POLİPOZİS SENDROMLAR
1) Peutz-Jeghers Sendromu:
Özellikle ince barsaklarda olmak üzere tüm gasrointestinal kanal boyunca
hamartomatöz polipler ve vücudun değişik bölgelerinde mukokutanöz pigmentler (daha çok
deri ve ağız içi mukozasında) ile birlikte olan otozomal dominant geçişli familyal hastalıktır.
Gastrointestinal kanser riski %2-3’tür. Kanserler genellikle birlikte bulunabilen adenomatöz
poliplerden doğarlar. Peutz-Jeghers poliplerinde displastik değişiklikler,in situ ve erken
kanser çok nadirdir (25, 26, 30, 32).
2) Familyal Juvenil Polipozis:
Gastrointestinal sistemde özellikle kolon ve rektumda 10’dan fazla yani multipl
juvenil hamartomatöz poliplerle karakterize bir hastalıktır. Olguların %25’i otozomal geçişli
familyal kalıtım özelliği gösterir. Polipler mide ve ince barsakta da görülürler. Kanserleşme
riski çok azdır. Kanserler birlikte bulunabilen adenomatöz poliplerden veya mikst poliplerden
çıkar. Barsaklarda malformasyon, inmemiş testisler, hidrosefali, konjenital kalp anomalileri
birlikteliği sıktır (25, 30, 32).
3) Cronkhite-Kanada Sendromu:
Gastrointestinal kanalda juvenil poliplerin bulunduğu, alopesi, tırnak distrofisi ve
deride hiperpigmentasyon gibi ekstraintestinal bulgularla birlikte olan bir hastalıktır (25, 26,
30).
17
4) Cowden’s Hastalığı:
Fasial trikilemmomalar, akral keratozis, oral mukozal polipler, selim ve malign
meme ve tiroid neoplazmlarıyla birliktedir. Otozomal dominant geçişlidir. Multipl küçük
polipler (2-3 mm çaplı), özellikle rektosigmoid bölgede lokalizedir. Polipler hamartomatöz
özellikte olup üst gastrointestinal sistemde de görülürler (25, 26, 30, 32).
KOLOREKTAL KANSERLER
Kolorektal kanserleri günümüzde organ kanserleri içinde sıklık bakımından her iki
cinste de üçüncü sırayı, bazı batı ülkelerinde ikinci sırayı alırlar. ABD’de ölümle sonuçlanan
kanserler arasında ikinci sıklıktayken diğer gelişmiş ülkelerde ise üçüncü sıklıktadır (26, 32,
33, 37, 38, 39, 40).
Kolorektal kanserlerde tanı yaşı ortalama 60 dır, ancak görülme sıklığı 40 yaşından
sonra artmaktadır ve yaş ilerledikçe risk oranı yükselmektedir (25, 26, 32, 39).
Kolon tümörleri yavaş büyürler ve bu nedenle karakteristik semptomlar genellikle
çok geç dönemde görülürler bu yüzden kolorektal kanserlerde erken tanı çok önemlidir. Uzun
yaşam süresi sağlamanın anahtarı erken tanıdır. Genel olarak klinik bulgu ve belirtiler ortaya
çıktığında hastalık ileri evrededir. Asemptomatik hastada kanser tanınabilmelidir, bunun için
de toplumu bilgilendirmek ve tarama programları uygulamak gereklidir. Tarama sonucu
küçük ve erken evre tümörü saptama olasılığı fazladır. Asemptomatik hastalarda 15 yıllık
yaşam süresi semptomatiklerden %90 fazladır. Tarama özellikle, kanser riski olan hastalarda
daha anlamlı ve yararlıdır. Yapılan çalışmalar tarama ve izlemin kolorektal kanser
mortalitesini azalttığı gösterilmiştir (26, 32). Kolonoskopide senkronize lezyon insidansı %50
olduğundan tüm kolon dikkatlice incelenmelidir (41)
Kolorektal kanser olgularının çoğu sporadiktir ve İBH zemininde gelişenler
dışındaki tüm olgular adenomatöz poliplerden kaynaklanırlar (25, 26, 42), ancak %6-10 hasta
herediter karakter taşır. Herediter kolorektal kanserler polipoz sendromlarla ilişkili olan
Herediter Polipozis Kolorektal Kanserler ve Lynch Sendromu olarak da adlandırılan
Herediter Nonpolipozis Kolorektal Kanserler (HNPKK) olmak üzere ikiye ayrılırlar (32).
Hastalığın doğal seyrine bakıldığında erken evre lokalize hastalıkta beş yıllık sağ
kalım %90, çevresel lenf bezlerine metastaz yapmış ve barsak serozasını aşarak çevre
dokulara invazyon yapmış tümörlerde %64, uzak metastaz yapmış vakalarda ise %8
oranındadır.
Ancak
kolorektal
kanser
tanısı
alanların
bulunmamaktadır. Kolorektal kanser tanısı alanların %40’ı
%80’inde
organ metastazı
erken evre lokalize hastalık
evresindedir (39, 40, 43).
18
KOLOREKTAL KANSER TARAMASI
Orta Risk Grubu (25, 26, 33, 37, 42, 44, 45): Asemptomatik, 50 yaş üzeri, başka risk faktörü
olmayan bireyler
- Her yıl gaitada gizli kan bakılması ve her 5 yılda bir flexibl sigmoidoskopik muayene veya
- Her 5-10 yılda bir çift kontrastlı baryum grafisi veya
- Her 10 yılda bir kolonoskopik muayene
Yüksek Risk Grubu (25, 26, 33, 37, 42, 44, 45):
-Yakın akrabalarında kolorektal kanser veya adenomatöz polibi olanlar: Orta risk grubu
gibi tarama yapılır ancak tarama 40 yaşında başlar.
-Aile öyküsünde familyal adenomatöz polipozis olanlar: Genetik danışmanlık verilmeli ve
gen taşıyıcısı olup olmadıklarını belirlemek için genetik test yapılmalıdır. Negatif genetik test
durumunda, önceden hastalıktan etkilenmiş bir aile üyesinde mutasyon saptanmışsa FAP
ekarte edilir. Gen taşıyıcıları ve ortada olan vakalarda puberteden başlayarak her yıl flexbl
sigmoidoskopi yapılır.
-Aile öyküsünde herediter nonpolipozis kolorektal kanser olanlar: Çok sayıda, birkaç
nesil boyunca özellikle de genç yaşta kolorektal kanser gelişmiş akrabaları olanlarda genetik
danışmanlık verilmeli ve HNPKK için genetik test düşünülmelidir. 20-30 yaşları arasında her
1 ya da 2 yılda bir, 40 yaşından sonra her yıl kolon muayene edilmelidir.
-Adenomatöz polip öyküsü olanlar: Kolonoskopide 1cm’den büyük ya da adenomatöz
polipleri olan hastalarda ilk muayeneden 3 yıl sonra kolon tekrar tetkik edilir, bir sonraki
muayene aralığı saptanan poliplerin tipine bağlıdır. İlk takipte kolon normal bulunursa veya
yalnızca tek, küçük bir tubuler adenom saptanırsa daha sonraki muayene 5 yıl içinde olabilir.
Özel durumlarda ara daha kısa tutulabilir.
-Kolorektal
kanser
öyküsü
olanlar:
Küratif
amaçlı
rezeksiyon
uygulananlarda
operasyondan önce total kolonoskopik tetkik yapılmamışsa rezeksiyondan sonraki 1 yıl içinde
tüm kolon muayene edilmelidir; normal bulunursa ya da preoperatif evrede normal
bulunmuşsa bir sonraki muayene 3 yıl sonra yapılır, bu da normalse her 5 yılda bir yapılır.
-İltihabi barsak hastalığı olanlar: Pankoliti olanlarda hastalığın 8 yılından sonra, sadece sol
kolonu tutan koliti olanlarda 15 yıldan sonra başlamak üzere her 1-2 yılda bir kolonoskopi.
Hastada yüksek dereceli displazi bulunursa total kolektomiye verilir.
Kolorektal kanserlerde tarama testi olarak rektal tuşe, gaitada gizli kan, rijit ve
fleksibl sigmoidoskopi, çift kontrastlı kolon incelemeleri ve kolonoskopi kullanılmaktadır (32,
33, 45, 46).
19
Alt gastrointestinal sistem kanamalarının en sık sebebi hemoroidler ve anal
fissürler olmasına rağmen bu şikayetle başvuran her hastada rektal tuşe yapmak çok
önemlidir. Rektum tümörlerinin yaklaşık 1/3’ü tuşe mesafesinde olduğundan özellikle 40 yaş
üzerindeki hastalarda rektal tuşe mutlaka yapılmalıdır (17, 25, 32, 33).
-Gaitada Gizli Kan: Kolorektal kanserler ve adenomlar aralıklı olarak kanayabildikleri
için bir örnekte yalancı negatiflik yüksektir. İdeal olarak üç gün üst üste alınan dışkı
örneklerinin herbirinin farklı kısımlarından iki örnek hazırlanarak test yapılmalıdır.Testten 3
gün önce ve test sırasında yanlış pozitif sonuç verecek kırmızı et, peroksidaz içeren sebze ve
meyveler (karnıbahar, şalgam, kavun, turp vb), topikal iyot, üst gastrointestinal kanamaya yol
açacak aspirin-nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlardan ve yanlış negatif sonuca yol açacak
vitamin C alımından kaçınılmalıdır (25, 26). GGK pozitif olanların %2-10’unda kanser ve
%20-30’unda adenom bulunmaktadır (46). Son yıllarda insan hemoglobinine hassas olan test
yöntemleri ile yanlış pozitif sonuçları elimine etmek olası hale gelmiştir (47).
KOLOREKTAL KANSER İÇİN RİSK VE KORUYUCU FAKTÖRLER
Güçlü risk faktörleri (32, 39):
1) İleri yaş (50 yaş üzeri)
2) Doğum yeri (Kuzey Amerika, Kuzey Avrupa, Asya, Afrika)
3) Familyal Polipozis/Gardner Sendromu
4) Herediter nonpolipöz kolorektal kanser
5) Uzun süreli Ülseratif Kolit
Orta derecede risk faktörleri (32, 39):
1) Yüksek kırmızı et içeren diyet
2) Daha önce adenom
3) Pelvik radyoterapi
Zayıf risk faktörleri:
1) Yüksek yağ içeren diyet
2) Alkol
3) Sigara
4) Obezite
5) Uzun boy
6) Kolesistektomi
7) Yüksek sükroz tüketimi
20
Koruyuculuk değeri az olan faktörler:
1) Yüksek sebze ve meyve içeren diyet
2) Yüksek fiber içeren diyet
3) Yüksek folat ve metiyonon alımı
4) Post menapozal hormon replasman tedavisi
Koruyuculuk değeri orta derecede olan faktörler:
1) Yüksek fiziksel aktivite
2) Aspirin ve nonsteroidler
KOLOREKTAL KANSER KLİNİĞİ
Çoğu kez tümör büyük boyutlara ulaşana kadar semptom vermez. Semptomlar
tümörün lokalizasyonuyla ilişkilidir. Sağ kolon tümörleri anemi ve melena, sol kolon
tümörleri ise obstrüksiyon, tenezm, konstipasyon, rektal kanama, dışkılama alışkanlığında
değişim ile bulgu verirler. Halsizlik, iştahsızlık ve sağ üst kadran ağrısı karaciğer metastazının
habercisidir. Aşağıda kolorektal kanserli olgulardaki sık görülen belirti ve bulgular
sıralanmıştır (25, 26, 33, 32, 39):
- Dışkılama alışkanlığındaki değişiklik: kabızlık, ishal veya kabızlık-ishal dönemleri
- Kanama: Belirgin veya gizli ve buna bağlı anemi semptomları
- Müküslü dışkılama
- Sabah diyareleri
- Tenezm
- Dışkı çapında değişiklik
- Fena kokulu gaz
- Karın ağrısı ve anoraktal ağrı
- Kitlenin ele gelmesi
- Kilo kaybı
- Diğerleri: Barsak delinmesi, akut appandisit kliniği, metastatik belirtiler,fistüller
21
KOLONUN İNCELENMESİNDE KULLANILAN
GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ
Gastrointestinal sistemin tanısal amaçlı görüntülemesi klasik olarak direkt grafiler
ve baryum kullanımına dayalı kontrastlı radyogramlarla yapılmaktadır. Ancak
görüntüleme teknolojisinde son yıllarda geliştirilen endoskopik
yöntemler ile tanıda,
tümörlerin evrelendirilmesinde, tedaviye yanıtın değerlendirilmesi ve izlemde artık
inceleme algoritmaları birçok değişikliğe uğramış bulunmaktadır (48, 49).
DİREKT KARIN GRAFİLERİ
En çok yatar pozisyonda çekilir. Karın içinde hava,kalsifikasyonlar, sıvı, yabancı
cisim, organomegali, kitle ve barsak gaz görünümü değerlendirilmelidir. Ayakta direkt
batın grafisi barsak tıkanmasında faydalıdır (ileus). Sol lateral dekübitis pozisyonu ise
pnömoperitoneum için kullanılır ve ayakta grafi çekilemediği zaman tercih edilir.
Pnömoperitoneum diyafram altında serbest hava varlığıdır ve genellikle cerrahiden sonra
görülür. Diğer pnömoperiteneum sebepleri peptik ülser perforasyonu, gastrointestinal
sistem tümör veya divertikül perforasyonu, perfore apendix, grafi veya endoskopiyi
takiben iatrojenik veya travmatik perforasyondur (44).
Normalde rektum ve kolonun değişik lokalizasyonlarında, ince barsaklarda az
miktarda az miktarda hava görülebilir. Bazen hava intraluminal lezyonların çevresinde
kontrast oluşturarak belirgin hale gelmelerine yardımcı olabilir. Submukozal kan, sıvı ve
inflamatuar hücrelerin toplanması barsak lümenine protuze olarak değerli ipuçları
verebilir (iskemik kolit, inflamatuar barsak hastalıkları, lenfoma). İnce barsak ve kolonda
dilatasyon barsak tıkanması ve ileusu düşündürür. Toksik megakolonda belirgin dilate (6
cm’den geniş) ve haustrasyonu kaybolmuş transvers kolon görülür. İleusta yine
barsaklarda ayakta ve lateral dekübütis pozisyonunda hava-sıvı seviyeleri görülür. Bazen
de karın organlarının büyümelerinde veya kitlelerinde itilme nedeniyle barsak lupları o
bölgede izlenemez. Nadiren de skrotum içinde hava dolu barsak lupları görülebilir ki bu
inguinal fıtığa işaret eder (44, 50).
22
BARYUMLU İNCELEMELER
Birkaç gün önceden başlayarak barsak temizliği yapılır (sıvı, diyet, katartik ilaç).
Acil şartlarda, inflamatuar hastalıklarda veya tıkanmalarda kolon hazırlığı yetersiz veya sınırlı
olabilir. Önce düz karın filmi çekilmelidir. Barsak gaz görünümü tıkanma için yardımcı
olabilir. Toksik megakolon şüphesi varsa kontrastlı grafi kontraendikedir (44, 50).
Tümüyle etkileşimsiz bir madde olan ve mukozal yüzeyin incelenmesine olanak
veren baryum sülfat halen yaygın olarak kullanılan bir kontrast maddedir. Bu incelemenin
temel ilkesi verilen kontrast madde aracılığıyla intestinal kanalın luminal yapısını
görüntülemek, komşu yapılarla sistemin ilşkisini ortaya koymaktır. Baryumun lümende dolma
eksikliği ya da fazlalığı gösterip göstermediği, pasaj süresi, mukozal yapının nasıl bir özellik
gösterdiği irdelenir. İncelemenin çift kontrastlı olarak yapılması tanı duyarlılığını önemli
ölçüde artırır (48).
Tek Kontrast: Baryumlu incelemelerin yaklaşık %15’i tek kontrastlı çalışmalardır.
Düşük dansiteli baryum rektumdan verilirken kolon fluoroskopik olarak takip edilir.
Dikkatle hafif baskılar uygulanarak grafiler alınır. Tek kontrastlı inceleme barsak tıkanma
şüphesi, divertikülit, çok genç veya yaşlılarda, debillerde veya çift kontrastlı incelemeye
koopere olamayanlarda kullanılır. Crohn hastalığında kolonun fistülleri ve sinüs traktı
özellikle tek kontrast teknikle iyi gösterilir. Küçük lezyonların tayininde ve mukoza
değerlendirilmesinde kullanılmaz (44). 1 cm’den büyük poliplerin çoğu çift kontrastlı grafide
saptanabilirken tek kontrastlı grafide görülememektedir (36).
Çift Kontrastlı Grafi: Yüksek dansiteli baryum rektumdan verilir, sonra rektumdan kolon
içine hava verilerek incelenir. Hava kontrastlı baryumlu inceleme olarak isimlendirilir.
Mukozal detayların incelenmesi için önerilir. Poliplerin,tümörlerin ve kolonun erken
enflamatuar hastalıklarının araştırılmasında kullanılır. 10 mm’den büyük poliplerde
hassasiyeti kolonoskopiye yakınken 7 mm’den küçük poliplerde kolonoskopi daha hassastır
(44).
Kontrendikasyonları: Toksik megakolon, aktif iltihabi barsak hastalığı,kolon perforasyonu
şüphesi ve endoskopik biyopsi sonrası komplikasyon düşünenlerde baryumlu incelemeler
kontrendikedir (44).
Endoskopinin yaygınlık kazanmasıyla baryumlu incelemelerin sayısında belirli bir
azalma olmuştur. Endoskopinin mukozayı doğrudan gözlemek ve biyopsi alarak tanıyı
doğrulamak gibi üstünlükleri bulunmasına karşın; toleransı güç bir tetkik olması, pahalı
olması, iyatrojenik komplikasyonlara yol açması, değerlendiriciye bağlı duyarlılığı
23
bulunması gibi sorunları bulunmaktadır, ayrıca cerrahi girişimlere ikincil kanal anatomisinin
bozulduğu durumlarda, fistül ya da striktür varsa yöntem başarısız olabilmektedir. Yine
kolonoskopilerin yaklaşık %5’inde çekuma ulaşılamaması baryumlu incelemeleri söz konusu
durumlarda tercih nedeni yapabilmektedir (44, 48).
BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ ( BT )
Bu yöntem baryumlu çalışmalarla değerlendirilmesi mümkün olmayan batın
boşlukları, mezenterik alanlar, barsak duvarı ve komşuluklarının incelenmesinde yararlıdır.
Gastrointestinal sistem tümörlerinin bölgesel ve uzak lenf nodu metastazları bu yöntemle
büyük bir doğrulukla gösterilebilmektedir. Özafagustan rektuma uzanan barsak
kanalında BT birinci basamak tanı aracı olarak seçilmemelidir. Yöntemin evrelemedeki
etkinliği nedeniyle tümör tanısı almış olgularda kullanılması uygundur. Ancak son yıllarda
barsak duvarını etkileyen patolojilerin tanısında BT’den yararlanılması yaygınlık kazanmıştır.
Bu patolojilerden Krohn hastalığında intestinal duvardaki kalınlaşma, mezenterik inflamatuar
değişiklikler ve mezenterik lenfadenopatiler BT ile büyük bir duyarlılıkla saptanabilir (48).
Çekimden önce 4-6 saatlik açlık yeterlidir. Hastaya incelemeden 1 saat önce
kontrast madde içirilir. Eğer İV kontrast verilecekse serum kreatinin değerlerine bakılmalıdır
(44).
Tanısal amaçlar yanında ince-iğne biyopsilerinde ve kateter yerleştirmek için
rehberlik amacı ile de kullanılmaktadır (44, 50).
BT’nin geliştirilmesiyle oluşturulmuş olan Spiral BT tekniğinde ise solunum
hareketlerine bağlı görüntü artefaktları elimine edilir ve İV kontrast madde miktarının
azalması sağlanır. Daire şeklinde vücudun büyük bir bölgesinin devamlı taranmasını sağlar
(44).
Yine son yıllarda üç boyutlu görüntü işleminin gelişimiyle birlikte BT’nin bu
sistemde başka bir kullanımı ortaya çıkmıştır; sanal endoskopi de denilen bir teknikle barsak
lümeni hava veya kontrast maddeyle doldurulduktan sonra endoskopi kullanmaksızın aksiyal
kesitlerin bilgisayarda ardışık işlemiyle hacim kazandırılması sonucu görüntülenebilir hale
gelmiştir (48).
24
MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME ( MRG )
MRG barsak peristaltizminin yol açtığı artefaktlardan dolayı başlangıçta
gastrointestinal sistemin incelemelerinde yaygın bir kullanım alanı bulamamışken son yıllarda
gerek oral MRG kontrastlarının geliştirilmesi gerekse de hızlı görüntüleme teknikleriyle bu
sorun önemli oranda aşılmıştır. Endorektal sinyal alıcılar ile duvar katmanlarının
gösterilebilmesi özellikle rektum kanseri evrelemesinde duyarlı sonuçlar verebilmektedir (48).
MRG, daha çok BT ile lokalize edilen lezyonların karakterizasyonu amacıyla
kullanılmaktadır. En sık karaciğer tümörleri, hepatik venöz ve portal ven tıkanmalarında
tercih edilir. Diğer karın içi organ hastalıklarında BT, MRG’den daha üstündür (50).
Pacemakeri, intraoküler metalik parçacıkları, intrakranyal anevrizma klipleri,
koklear implantları, ritm düzensizlikleri, implantlı metalik hardware’i olan hastalarda
kontrendikedir (44).
ULTRASONOGRAFİ
Organ ve yapıların ses dalgalarıyla incelenmesi esasına dayanır. Ucuz ve kolay
uygulanır olması ve hiçbir kontrendikasyonunun olmaması nedeniyle yaygın kullanım alanı
bulmuştur (44, 50).
Ancak hava içeren yapıların bu yöntemle görüntülenememesi nedeniyle kolorektal
alanda kullanımı oldukça sınırlıdır. Trans rektal ultrasonografi ile rektal bölgenin duvar
katmanları ve perirektal yağ dokusunun incelenmesinde yararlanılmaktadır. Yöntemin bu
yetersizliği son yıllarda geliştirilen endoskopik ultrasonografiyle aşılmış ve böylelikle
özellikle tümöral lezyonların invazyon derinliğini preoperatif dönemde saptanmasında bu
yöntem yardımcı olabilmektedir (44, 48).
RADYONÜKLİD GÖRÜNTÜLEME
Gastrointestinal sistemin orijini bulunamayan kanamalarını belirlemek için iki
değişik radyonüklid inceleme yöntemi geliştirilmiştir: Verilen ajanın ekstravaze olmasına
dayanan yöntemlerin ilkinde teknesyum 99 sülfür kolloid, diğerinde teknesyumla işaretlenmiş
eritrositler ve lökositler kullanılır. Küçük miktarlardaki kanamayı belirlemekte, İBH’de
inflamasyonlu bölgeyi belirlemekte faydalı olabilen yöntemlerdir (48, 49, 50).
25
POZİTRON EMİSYON TOMOGRAFİSİ (PET)
Özellikle onkolojik görüntülemelerde kullanılan hücresel görüntüleme tekniğidir.
Çok yaygın kullanılan bir radyofarmasötik flor-18 ile işaretli fluoro-2-deoxy-D-glucose
(FDG), bir glukoz analoğudur. Bu radyofarmasötik ile yapılan PET çalışmalarında invivo
glukoz kullanımı ve dağılımı ölçülebilmektedir. FDG, glukoz gibi hücre membranındaki
glukoz taşıyıcı moleküller tarafından hücre içine alınır ve heksokinaz ile FDG-6 fosfata
dönüştürülür. Ancak FDG-6 fosfat, glikolizin bundan sonraki aşamalarına girmez ve hücre
içerisinde birikir. Çoğu malign tümörlerde olduğu gibi epitelyal gastrointestinal tümörlerin
büyük kısmında belirgin glikoliz artışı olduğu için FDG normal dokuya göre daha yüksek
konsantrasyonda tutulur ve bu tümörler PET görüntülerinde kolayca tespit edilebilir.
Kolorektal karsinomlarda metastaz belirlenmesinde PET, konvansiyonel BT ve MRG’den çok
hassastır, ancak henüz rutin kullanıma girmiş değildir (44, 49).
KOMPUTERIZE TOMOGRAFİ KOLONOSKOPİ (CTC)
Kolonoskopiye göre noninvaziv yöntem olan CTC, son on yılda yapılan
görüntüleme alanındaki yoğun çalışmalar sonucu geliştirilmiştir. CTC helikal ince kesitler
elde edilebilen bir CT ile elde edilen görüntülerin bilgisayar teknolojisi yardımıyla iki
veya üç boyutlu imajlara dönüştürülmesiyle gerçekleştirilir. .Kolonoskopiye göre teorik
birçok avantajı vardır; hızlıca uygulanabilir, sedasyon gerektirmez, işlem öncesi hazırlık
daha kolaydır. Ayrıca uygulama esnasında kolon dışı patolojileri de tespit etme imkanı
verir (51).
Yapılan çalışmalarda CTC için verilen sensivite ve spesifite rakamları farklılık
göstermektedir. Kolonoskopi gibi küçük lezyonların, flat adenomların saptanmasında
sensivitesi daha düşüktür (51).
MR KOLONGRAFİ (MRC)
Bu yöntemde önce kolon lümeninin su veya su bazlı solüsyonla doldurulması
suretiyle T1 ağırlıklı görüntülerde kolon lümeninin karanlık bir alan olarak görünmesi
sağlanır. Daha sonra intra venöz verilen gadalinium bazlı kontrast maddeyi tutan kolon
lezyonlarının T1 ağırlıklı görüntülerde parlaması esasına dayanır. Kolon duvarı verilen
kontrast maddeyle parlamasıyla kolon lümeninden ayırdedilebilir (52).
26
ALT GASTROİNTESTİNAL SİSTEMİN ENDOSKOPİK
İNCELENMESİ
İlk geliştirilen endoskopiler 19 yy da kullanılmaya başlanmıştır, ancak yapı olarak
oldukça rijit özellikteydiler. 1921’de ilk semifleksbl gastroskop Rudolf Schindler tarafından
kullanılmaya başlanmıştır. 1958’de ise Basil tarafından fleksibl fiberoptik gastroskop icad
edilmiştir (37, 42, 53).
REKTOSİGMOİDOSKOPİ
Rijit rektosigmoidoskop 25-35 cm boyunda metal bir borudan yapılmıştır. Son
yıllarda tek kullanımlık plastik şekilleri piyasaya çıkmıştır. Bunlarla anal kanaldan itibaren
ortalama 20 cm’lik bir alan incelenebilir (53).
Poliplerin 1/3 ila 1/4’ü bu yöntemle saptanabilir (46) ve kolorektal tümörlerin büyük
çoğunluğu anal vergeden 25 cm uzaklık içersinde bulunduğundan rektosigmoidoskopi tarama
testi olarak deneyimli kişiler elinde güvenle uygulanabilir (32).
FLEKSİBL SİGMOİDOSKOPİ
Fleksibl sigmoidoskop 60-65 cm uzunluğunda olup hastalar tarafından iyi tolere
edilirler. Hemen daima sedasyonsuz yapılırlar. Rektum ve sol kolonun bazı kısımları tetkik
edilebilir. Kolorektal kanserlerin %60’ı inen kolon ve rektosigmoid bölgede olduğundan
fleksibl sigmoidoskopla ulaşılabilecek düzeydedir (25, 42, 49, 53). Poliplerin de 2/3 ila 3/4’ü
bu yöntemle saptanabilmektedir (46).
Bu muayene için tüm kolonun temizlenmesi gerekmez, sadece lavman yapmak
yeterlidir. İnceleme sırasında görülen lezyonlardan biyopsi alınabilir ve kolonoskopide olduğu
gibi standart elektrokoagülasyon yöntemi ile polipektomi uygulanabilir .Yine tedavi amaçlı
olarak hemoroid tedavisi , sigmoid volvulusun tedavisi ve rektal kanserinde lazer tedavisi
veya stentleme amacıyla da kullanılır (37, 53).
Fleksibl sigmoidoskopi endikasyonları içersinde %40 ile kolon ca taraması ve %20
ile hematokazya etyolojisinin araştırılması ilk sırada yer almaktadır. Bilinen hemoroidi olan
genç hasta bir defekasyon sonrası rektal kanamayla başvurduğunda fleksibl sigmoidoskopi
araştırma için yeterli olabilir, ancak 40 yaş üzerinde hematokezya ile başvuran hastada
kolonoskopi mutlaka kullanılmalıdır (17, 37).
27
KOLONOSKOPİ
Fleksibl kolonoskopi ilk 1958’de yapılmıştır. 1969’da total kolonoskopi tanı ve
tedavide kullanılmaya başlamıştır. Günümüzde modern video kolonoskop, kolon ve terminal
ileumun direkt olarak incelenmesini sağlamaktadır. Tanı ve tedavi yeteneğinden dolayı kolon
mukozasının incelenmesinde kullanılan yöntemler arasında altın standart yöntem olarak kabul
edilen kolonoskopi yöntemiyle tanı amacıyla kolonun değişik segmentlerinden biyopsi
alındığı gibi, tedavi amacıyla polipektomi ve kolondaki kanayan lezyonlara müdahele
yapılabilir (37, 42, 44, 52, 53, 54).
Alt gastrointestinal sistemin incelenmesinde en yaygın kullanılan inceleme yöntemi
olan kolonoskopi yapı olarak gastroskopiye benzer, ancak çapı daha kalın ve boyu 130-180
cm olmak üzere daha uzundur, kalınlıkları da 1,1-1,3 cm arasındadır. Yapanın becerisi
işlemin başarısında önemlidir. İşlem sırasında yardımcı tarafından karına kompresyon
uygulanabilir, hastaya pozisyon verilebilir. İnceleme sol lateral pozisyonda yapılır. Geçirilmiş
cerrahi girişimler ve divertikülozis sigmoid kolonu fikse edip, bükülmeler nedeniyle
incelemeyi güçleştirebilir. Dikkatli inceleme 10 dakika sürer (44, 53). Barclay L.Robert ve
arkadaşlarının yapmış olduğu bir çalışmada 7882 kolonoskopi işleminde 6 dakikadan daha
kısa ve 6 dakikadan uzun süren incelemeler karşılaştırıldığında lezyon saptama oranları
arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur (55).
Prosedüre uygun yapılmış kolonoskopilerde splenik fleksuraya %95, çekum ve
terminal ileuma ise %85-95 oranında ulaşılmaktadır. Rutin uygulamalarda çekuma 30 dk
içinde ulaşılamamışsa aşırı gaz distansiyonu nedeniyle hastada rahatsızlık oluşacağında
uygulama başka bir seansta yenilenmelidir (41).
Kolonoskopi hazırlığı:
İşlem öncesi hazırlığın iyi yapılması ve tam bir barsak temizliği gerekmektedir,kötü
yapılmış bir hazırlık işlemi çok güçleştirmekte bazen de yapılmasını engellemektedir. Demir
ilaçları 7 gün önceden kesilir, kabızlık yapan ilaçlardan kaçınılır. Düşük doz aspirin
kullanımının polipektomi sonrası kanama yaratma riski yoktur, ancak hasta oral antikoagülan
kullanıyorsa kolonoskopiden 3-4 gün önce kesilerek işlem sonrası yeniden başlanmalıdır.
Eğer hastada yüksek riskli prostetik matal kapak varsa hastanede gözlem altında heparine
dönülmeli ve işlemde 3 saat önce heparin durdurulmalıdır (36, 41, 44, 54).
Hastalara iki gün önceden az posalı yiyecekler önerilir. Birçok barsak hazırlığı
rejimi olmasına rağmen tüm hastalar için ideal rejim yoktur. Kuvvetli oral laksatifler
kolonoskopiden bir gün önce verilir. Barsak temizliği için poliethylene glycol –balanced
28
electrolyte solüsyonu (PEG-ELS) ve sodyum fosfat(phoshpo-soda) yaygın olarak kullanılır.
PEG-ELS solüsyonunun barsak temizliği için çok miktarda kullanılmasının gerekmesi ve
tadının kötü oluşu dezavantajlarıdır. Phoshpo-soda oldukça osmotik katartik etkilidir, hastalar
tarafından iyi tolere edilir (44, 53).
Kolonoskopi sedasyonsuz ve az sedasyonla yapılabildiği gibi bazen daha uzun
sürdüğü ve rahatsızlık verdiği için analjezi ve sedasyon gerekir, bunun için iv
diazem/midazolam ve meperidin uygulanır. Ağrı kolonoskopi sırasında her zaman hava ile
aşırı distansiyondan kolon mezosunun gerilmesine bağlıdır. Bu nedenle işlem sırasında fazla
hava verilmemelidir (44, 49, 53, 56).
Kolonoskopi sırasında gelişen bakteriyemi riskli olgularda endokardite yol
açabileceğinden Amerikan Kalp Derneği işlem öncesi riskli grupta proflaktik antibiotik
uygulaması önermektedir (56).
KOLONOSKOPİ ENDİKASYONLARI
Kolonoskopi endikasyonları kriterlerinin çoğu tüm kaynaklarda aynı olmasına rağmen
bazı kriterlerde kaynaklar arasında farklılıklar bulunmaktadır. ASGE (American Society of
Gastroenteroloji)’nin en son 2000 yılında yayınlamış olduğu
klavuzda kolonoskopi
endikasyon kriterleri şöyle sıralanmaktadır (57, 58):
1) Baryum enemadaki anormalliğin değerlendirilmesi
2) Hematokezyanın değerlendirilmesi
3) Üst gastrointestinal sistemden kaynaklanmadığı bilinen melenanın
değerlendirilmesi
4) Gaitada gizli kan pozitifliğinin değerlendirilmesi
5) Açıklanamayan demir eksikliği anemisi
6) Kolorektal kanserlarde rezeksiyon sonrası 3 yıl içinde takip amaçlı
7) Kolon poliplerinde rezeksiyon sonrası 3-5 yıllık aralarla takip amaçlı
8) Herediter nonpolipöz kolorektal kanserli ailelerin 1-2 yıllık aralarla
değerlendirilmesi
9) Sporadik polipli ailelerin 3-5 yıllık aralarla değerlendirilmesi
10) Ülseratif kolitin 1-2 yıllık aralarla değerlendirilmesi
11) İltihabi barsak hastalığının ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi
12) Kaynağı açıklanamayan klinik olarak anlamlı diyarenin değerlendirilmesi
13) Adenomatöz polip rezeksiyonu gibi terpötik amaçlı
14) Diğerleri; intraoperatif kolonoskopi
29
EPAGE
(European
Panel
on
the
Appropriateness
of
Gastrointestinal
Endoscopy)’nin 2003 yılında yayınladığı kolonoskopi endikasyon kriterleri ise şöyledir (59):
1) Demir eksikliği anemisi
2) Rektal kanama
3) İki ay ve daha uzun süren alt karın ağrısı
4) İki ay ve daha uzun süren barsak alışkanlığındaki değşiklik
5) Bilinen ülseratif kolitli hastaların değerlendirilmesi
6) Bilinen krohn hastalarının değerlendirilmesi
7) Ülseratif kolitli hastalarda kolorektal kanser taraması
8) Opere kolorektal kanserli veya polipektomi yapılmış olguların takibi
9) Asemptomatik hastalarda kolorektal kanser taraması
Kolonoskopi Kontrendikasyonları (41, 50, 53, 60, 61):
1) Organ perforasyon şüphesi
2) Hastada şok tablosu bulunması
3) Şuuru kapalı veya uyumsuz hasta
4) Şiddetli inflamatuar barsak hastalığı
5) Toksik megakolon
6) Yeni geçirilmiş akut miyokard infarktüsü ve pulmoner emboli öyküsü (56)
7) Yakınlarda geçirilmiş pelvik veya kolonik operasyon (62)
8) Gebeliğin son dönemleri (62)
9) Belirgin koagülopati (62)
10) Peritonit (62)
Akut divertikülit ve nötropeni relatif kontrendikasyonlar olarak kabul edilir (56)
30
Kolonoskopi Komplikasyonları (41, 42, 44, 50, 53, 54, 56, 62):
Tanısal işlemlerde komplikasyon sık değildir,ciddi komplikasyonların çoğu tedavi
ile ilişkilidir (polipektomi ve dilatasyon gibi). Yapılan bir çalışmada kolonoskopi
komplikasyonları
diagnostik
kolonoskopilerde
%0,4,
polipektomi
uygulanan
kolonoskopilerde ise %1,8 bulunmuştur
1) Organ perforasyonu
2) Kanama
3) Kardiak aritmi
4) Medikasyona bağlı reaksiyon
5) Vazovagal reaksiyon
6) Kolonoskopi hazırlığı sırasında aşırı sıvı yüklenmesine bağlı sekonder kalp
yetmezliği veya aşırı sıvı kaybına bağlı hipotansiyon
7) Retroperitoneal abse
8) Retroperitoneal ve mediastinal amfizem
9) Bakteriyemi ve infeksiyonlar
10) Volvulus
11) Pnömotoraks
12) Post polipektomi koagülasyon sendromu
13) Distansiyon
14) Adinamik ileus
15) Pnömosistoides İntestinalis
Kanama; polipektomilerden sonra %1-2 oranında ve işlemden 14 gün sonrasına kadar
görülmektedir. Perforasyon ise polipektomilerin %0.5-1’inden azında görülür, polipektomi
sonrası
önemli
kanama,
ateş
ve
ciddi
karın
ağrısı
durumunda
perforasyondan
şüphelenilmelidir.
31
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çalışmada S.B.Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Endoskopi
ünitesinde Ocak 2003-Aralık 2007 tarihleri arasında alt GİS endoskopisi uygulanan 2923
hastaya ait beş yıllık sonuçlar retrospektif olarak değerlendirildi.
Hastaların ünitedeki hasta protokol defterinde tutulmuş kayıtlarına göre; yaş, cinsiyet,
endikasyon ve sonuç parametrelerini içeren bilgiler bilgisayara kaydedildi. Kayıt bilgilerinde
bu 4 parametreden herhangi birinde eksiklik bulunan 741 kişi çalışmaya dahil edilmedi.
Ayrıca yeterli kolon temizliği yapılmadığı için 205 kişi ve endoskopik işlemi tolere
edemeyen 38 kişi de çalışmaya dahil edilmediğinden toplam 2923 hastanın 1939’u (yaş
ortalaması 53 ± 16 olan 992 kadın ve 947 erkek hasta) bu çalışmaya dahil edildi.
1939 toplam olgunun 129’unu Ocak 2003 ve Aralık 2004 tarihleri arasındaki fleksibl
sigmoidoskopi ve 1810’unu Nisan 2005-Aralık 2007 tarihleri arasındaki kolonoskopi
uygulamaları oluşturuyordu. (Ocak 2005 –Nisan 2005 tarihleri arasındaki boşluğun nedeni
endoskopi ünitesinin tadilatta oluşuydu).
Hasta kayıtlarındaki endikasyonlara ait bilgiler ASGE (American Society of
Gastrointestinal Endoscopy)’nin en son 2000 yılında yayınlamış olduğu kolonoskopi
endikasyon kriterleri ve EPAGE (European Panel on the Appropriateness of Gastrointestinal
Endoscopy)’nin 2002 kriterleri kılavuz alınarak sınıflandırıldı.
-
Açıklanamayan alt gastrointestinal kanama: Hematokezya, üst gastrointestinal
sistemden kaynaklanmadığı bilinen melena ve gaitada gizli kan pozitifliği olarak kayıt edilmiş
olan endikasyonlar bu başlık altında toplandı
-
Sebebi bilinmeyen diyare: Kanlı diyare,mukuslu diyare ve kronik diyare olarak kayıt
edilmiş olan endikasyonlar bu başlık altında toplandı
-
Görüntüleme yöntemleriyle saptanmış anormalliğin değerlendirilmesi: Direkt
grafi,bilgisayarlı tomografi,baryumlu grafi gibi incelemelerle saptanmış kolon patolojileri
nedeniyle yapılan kolonoskopilerin endikasyonu bu başlık altında toplandı
-
Kolorektal kanser taraması: Aile öyküsü pozitif olan ve aile öyküsü olmayan
kolorektal kanser şüphesi olan hastalara yapılan kolonoskopik inceleme
-
Kolorektal kanser izlemi: Bu başlık altında ise opere olmuş kolorektal kanserli
hastaların takibi için yapılan kolonoskopiler toplandı
-
İltihabi Barsak Hastalığı (İBH) : Bu başlık altında İBH şüphesi olan ve bilinen
İBH’si olan hastaların takibi için yapılan kolonoskopiler toplandı
32
-
Demir eksikliği anemisi: GIS dışı nedenlere bağlanamayan demir eksikliği anemisi
nedeniyle kolonoskopi uygulanan olgular.
-
Barsak alışkanlığındaki değişiklikler: Dışkılama pattern değişikliği nedeniyle
kolonoskopi uygulanan bütün olgular.
-
Karın ağrısı: Bu kılavuzda yer almayan ancak bazı başka kaynaklarda rastladığımız
kronik karın ağrısı da bir endikasyon kriteri olarak çalışmaya dahil edilerek sonuçları
değerlendirildi.
-
Terapötik amaçlı: Bu başlık altında bilinen kolorektal polibi olan hastalara polip
eksizyonu amacıyla yapılan kolonoskopiler toplandı.
-
Diğerleri: Sınıflandırılamayan veya az görülen endikasyonlara bağlı olarak uygulanan
kolonoskopi olguları bu başlık altında toplandı .
Bu ünitedeki kolonoskopi incelemeleri gastroenteroloji uzmanları tarafından, Fujinon
EC 450 WL ve EC 250 WL marka kolonoskopi cihazlarıyla gerçekleştirilmişti.
Kolonoskopi uygulanan hastaların barsak temizliği standart hazırlık protokolleriyle
yapılmış ve hastalara işlem bilgilendirme ve onay formları imzalatılmıştı.
33
BULGULAR
Bu çalışmada S.B.Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endoskopi ünitesinde Ocak
2003 ve Aralık 2007 tarihleri arasında yapılmış 1939 alt gastrointestinal sistem endoskopi
kayıtları retrospektif olarak incelendi.
Çalışmaya alınan 1939 olgunun 947’si (% 48,8) erkek ve 992’si (% 51,2) kadındı.
Olguların yaşları 15 ile 92 arasında ve yaş ortalaması 53,03±16,18 saptandı. Erkeklerin yaş
ortalaması 54,5 ±15,95, kadınların yaş ortalaması ise 51,6 ±16,29 bulundu. (Tablo I ve II ‘de
olguların demografik özellikleri gösterilmiştir.).
Tablo I: Olguların yaş ortalaması
N
1939
Yaş
Min.
15,00
Maxi.
92,00
Ort
53,034
SS
16,18
Tablo II: Olguların cinsiyet ve cinsiyetlerin yaş ortalaması dağılımı
Cinsiyet
Erkek
Kadın
Yaş
N
947
992
%
48,8
51,2
Ort
54,50
51,63
SS
15,95
16,29
Olguların yaşları kolorektal kanser için kritik sınır teşkil eden 50 yaşa göre
gruplandırıldığında 1106 (% 57) olgunun 50 yaş ve üzerinde, 833 (% 43) olgunun ise 50 yaşın
altında olduğu görülmektedir. 50 yaş üzerindekilerin yaş ortalaması 64,61±9,2, 50 yaş
altındakilerin ise 37,66 ±9,06’dır (Tablo III).
Tablo III:Olguların 50 yaş üzeri ve altı dağılımı
<50 Yaş
>50 Yaş
N
833
1106
%
43
57
Ort
37,6615
64,6130
SS
9,0667
9,2209
34
Olguların kolonoskopi endikasyonlarındaki dağılımına baktığımızda 490 kişi (%25,3)
ile en çok açıklanamayan alt gastrointestinal kanama (AGIK) nedeniyle kolonoskopinin
yapıldığı , bunu demir eksikliği anemisi (DEA) (n=270 , % 13.9) , kolorektal kanser taraması
(KKT), (n=246 , %12.7) barsak alışkanlığındaki değişiklik (BAD) (n=196, %10.1) ile İltihabi
Barsak Hastalığı (İBH) ön tanısı ve izleminin (n=193 , %10) izlediği görülmekteydi. Kolon
polip başlığı altında polip izlemi ( n=72,%3.7) ve polip terapötik amaçlı( n=84, %4.3) olarak
toplam 156 (%8)olgu toplanmaktaydı. Sebebi bilinmeyen diyare (SBD) (n=151, %7.8), karın
ağrısı ( KA ) (n=95, %4.9 ), görüntüleme yöntemi ile saptanan anormalliğin değerlendirilmesi
( GYSA ) (n=74,%3.8), kolorektal kanser izlemi ( KKİ ) (n=48 ,%2.5 ) ve diğerleri (n=20,%1)
sıralamada yer almaktaydı. Diğerleri başlığı altında amiloidoz tanısı için biopsi alınması
gereken olgular, anal inkontinans, delici alet yaralanması, kolostomi kontrolü uygulanan
olgular toplandı (Tablo IV ve Grafik I ).
Tablo IV: Olguların endikasyonlara göre dağılımı
Endikasyon
Hasta Sayısı
Açıklanamayan Alt Gastrointestinal Kanama
490
Demir Eksikliği Anemisi
270
Barsak Alışkanlığındaki Değişiklikler
196
Kolorektal Kanser Taraması
246
İltihabi Barsak Hastalığı
193
Polip
156
Sebebi Bilinmeyen Diyare
151
Karın Ağrısı
95
Görüntüleme Yöntemiyle Saptanmış Anormalliğin Değerlendirilmesi
74
Kolorektal Kanser İzlemi
48
Diğerleri
20
%
25,3
13,9
10,1
12.7
10
8
7,8
4,9
3,8
2,5
1
35
Grafik I: Olguların endikasyonlara göre dağılımı
Endikasyon
30
25
20
% 15
10
5
0
AGIK
DEA
KKT
BAD
İBH
Polip
SBD
KA
GYSA
KKİ
Diğer
Açıklanamayan alt gastrointestinal kanama (AGİK) endikasyonuyla kolonoskopi
yapılan 490 olgunun 240’ını (%49) erkekler ve 250’sini (%51) kadınlar oluşturmaktadır ve bu
olguların 233’ü (%47,5) 50 yaşın altında 257’si ise (%52,5) 50 yaş ve üzerindedir (Tablo V
ve VI).
Tablo V: AGIK olgularının cinsiyet dağılımı
Tablo VI: AGIK olgularının yaş dağılımı
Cins
N
%
Yaş
N
%
Kadın
250
51
<50
233
47.5
Erkek
240
49
>50
257
52.5
Toplam
490
100
Toplam
490
100
AGIK endikasyonuyla yapılan kolonoskopi olgularının
sonuçlarında hemoroid
tanısı(n=252, %51,3) ilk sıradadır . Bunu sırasıyla polip (n=79, %16,1), normal (n=59, %12 ),
iltihabi barsak hastalığı ( n=36, %7,3 ), divertiküler hastalık ( n=35, %7,1 ), anal fissür ( n=27,
%5,4 ), kolorektal kanser (n=26, %5,3), soliter rektal ülser (n=10, %2) ve diğerleri (n=15, %3)
izlenmektedir.Diğerleri başlığı altında anjiyodisplazi, parazitoz toplanmaktaydı (Tablo VII ve
Grafik II ).
36
Tablo VII: AGIK olgularının kolonoskopi sonuçları
Sonuçlar
Hasta sayısı
%
Hemoroid
252
51,3
Polip
79
16,1
Normal
59
12
İltihabi barsak hastalığı
36
7,3
Divertiküler hastalık
35
7,1
Anal fissür
27
5,4
Kolorektal kanser
26
5,3
Soliter rektal ülser
10
2
Diğerleri
15
3
Grafik II: AGIK olgularının kolonoskopi sonuçları
Açıklanamayan Alt Gastrointestinal Kanama
60%
50%
40%
30%
20%
10%
0%
Hemoroid
Polip
Normal
İBH
DH
KK
Anal Fissür
Diğer
37
Demir eksikliği anemisi (DEA) endikasyonuyla kolonoskopi yapılan 270 olgunun
179’unu (% 66) kadınlar 91’ini (% 34) erkekler oluşturmaktadır ve bu olguların 112’si (% 42)
50 yaş altında, 158’si (% 58) 50 yaş ve üzerindedir (Tablo VIII).
Tablo VIII : DEA olgularının cinsiyet dağılımı
Cins
N
%
Kadın
179
66
Erkek
91
34
Toplam
270
100
Tablo IX : DEA olgularının yaş dağılımı
N
%
<50
112
42
>50
158
58
Toplam
270
100
Yaş
DEA endikasyonuyla yapılan kolonoskopi sonuçlarında ilk sırada (n=120, %44,4)
herhangi bir patolojinin saptanmadığı olgular yer almaktadır. Daha sonra sırasıyla hemoroid
(n=57, %21,1), polip (n=54, %19,9), divertiküler hastalık (n=22, %8,1), kolorektal kanser
(n=12, %4,4),iltihabi barsak hastalığı (n=12, %4,4), anal fissür (n=3, %1,1) ve diğerleri (n=4,
%1,1) gelmektedir. Diğerleri başlığı altında anjiyodisplazi, soliter rektal ülser yer almaktadır
(Tablo X ve Grafik III).
Tablo X: DEA olgularının kolonoskopi sonuçları
Sonuçlar
Hasta sayısı
%
Normal
120
44,4
Hemoroid
57
21,1
Polip
54
19,9
Divertiküler hastalık
22
8,1
Kolorektal kanser
12
4,4
İltihabi barsak hastalığı
12
4,4
Anal fissür
3
1,1
Diğerleri
4
1,1
38
Grafik III : DEA olgularının kolonoskopi sonuçları
Demir Eksikliği Anemisi
45%
40%
35%
30%
25%
20%
15%
10%
5%
0%
Normal
Hemoroid
Polip
DH
KK
İBH
AF
Barsak alışkanlığındaki değişiklik (BAD) endikasyonuyla kolonoskopi yapılan 196
olgunun 106’sını (% 54) kadınlar ve 90’ını (% 46) erkekler oluşturmaktadır Bu olguların
72’si (%36) 50 yaş altında, 124’ü (% 64) 50 yaş ve üzerindedir (Tablo XI ve XII).
Tablo XI: BAD olgularının cinsiyet dağılımı
Cins
Tablo XII: BAD olgularının yaş dağılımı
N
%
Yaş
N
%
Kadın
106
54
<50
72
36
Erkek
90
46
>50
124
64
Toplam
196
100
Toplam
196
100
BAD endikasyonuyla yapılan kolonoskopi olgularının sonuçlarına baktığımızda ilk
sırada (n=86, %43,9) herhangi bir patolojinin görülmediği olgular görülmektedir. Daha sonra
sırasıyla polip (n=46, %23,4), hemoroid (n=42, %21,4),divertiküler hastalık (n=14, %7,2),
iltihabi barsak hastalığı (n=10, %5,1), anal fissür (n=5, %2,5), kolorektal kanser (n=3, %1,5)
ve diğer (n=1, %0,5) gelmektedir (Tablo XIII ve Grafik IV)
39
Tablo XIII: BAD olgularının kolonoskopi sonuçları
Sonuçlar
Hasta sayısı
%
Normal
86
43,9
Polip
46
23,4
Hemoroid
42
21,4
Divertiküler hastalık
14
7,2
İltihabi barsak hastalığı
10
5,1
Anal fissür
5
2,5
Kolorektal kanser
3
1,5
Diğer
1
0,5
Grafik IV: BAD olgularının kolonoskopi sonuçları
Barsak Alışkanlığındaki Değişiklikler
50%
40%
30%
20%
10%
0%
Normal
Polip
Hemoroid
İBH
DH
Anal Fissür
KK
Sebebi bilinmeyen diyare (SBD) endikasyonuyla kolonoskopi yapılan 151 olgunun
70’ini (%46) kadınlar 81’ini (%54) erkekler oluşturmaktadır. Bu olguların 86’sı (%56) 50 yaş
altında, 65’i (%44) 50 yaş ve üzerindedir (Tablo XIV ve Tablo XV).
Tablo XIV: SBD olgularının cinsiyet dağılımı
Cins
N
%
Kadın
70
46
Erkek
81
54
Toplam
151
100
Tablo XV: SBD olgularının yaş dağılımı
Yaş
<50
>50
Toplam
N
72
124
196
%
36
64
100
40
SBD endikasyonuyla yapılan kolonoskopi olgularının sonuçlarına baktığımızda ilk
sırada (n=61, %40,4) herhangi bir patolojinin görülmediği olguların yer aldığı görülmektedir.
Daha sonra sırasıyla iltihabi barsak hastalığı (n=44, %29), polip (n=16, %10,6), hemoroid
(n=12, %8), divertiküler hastalık (n=6, %4), kolorektal kanser (n=4, %2,6), soliter rektal ülser
(n=4, %2,6), anal fissür (n=2, %1,3) ve diğerleri (n=5, %3,2) gelmektedir.Diğerleri başlığı
altında doligokolon, kolit toplanmaktadır (Tablo XVI ve Grafik V).
Tablo XVI: SBD olgularının kolonoskopi sonuçları
Sonuçlar
Hasta sayısı
%
Normal
61
40,4
İltihabi barsak hastalığı
44
29
Polip
16
10,6
Hemoroid
12
8
Divertiküler hastalık
6
4
Kolorektal kanser
4
2,6
Soliter rektal ülser
4
2,6
Anal fissür
2
1,3
Diğerleri
5
3,2
Grafik V: SBD olgularının kolonoskopi sonuçları
Sebebi Bilinmeyen Diyare
45%
40%
35%
30%
25%
20%
15%
10%
5%
0%
Normal
İBH
Polip
Hemoroid
KK
SRÜ
DH
AF
41
Karın ağrısı endikasyonuyla kolonoskopi yapılan 95 olgunun 55’ini (%57) kadınlar ve
40’ını (%43) erkekler oluşturmaktadır. Bu olguların 39’u (%41) 50 yaş altında, 56’sı (%59)
50 yaş ve üzerindedir (Tablo XVII ve XVIII).
Tablo XVII: Karın ağrısı olgularının
Tablo XVIII: Karın ağrısı
cinsiyet dağılıımı
olgularının yaş dağılımı
Cins
N
%
Yaş
N
%
Kadın
55
57
<50
39
41
Erkek
40
43
>50
56
59
Toplam
95
100
Toplam
95
100
Karın ağrısı endikasyonuyla yapılan kolonoskopi olgularının sonuçlarına baktığımızda
ilk sırada (n=49, %51,6) herhangi bir patolojinin görülmediği olguları görmekteyiz.Daha
sonra sırasıyla polip (n=16, %16,9), iltihabi barsak hastalığı (n=9, %9,5), hemoroid (n=9,
%9,5), divertiküler hastalık (n=5, %5,3), kolorektal kanser (n=4, %4,2), anal fissür (n=3,
%3,2), soliter rektal ülser (n=2, %2,1) ve diğer (n=1, %1,1) gelmektedir (Tablo IXX ve Grafik
VI).
Tablo IXX: Karın ağrısı olgularının kolonoskopi sonuçları
Sonuçlar
Hasta sayısı
%
Normal
49
51,6
Polip
16
16,9
İltihabi barsak hastalığı
9
9,5
Hemoroid
9
9,5
Divertiküler hastalık
5
5,3
Kolorektal kanser
4
4,2
Anal fissür
3
3,2
Soliter rektal ülser
2
2,1
Diğer
1
1,1
42
Grafik VI: Karın ağrısı olgularının kolonoskopi sonuçları
Karın Ağrısı
60%
50%
40%
30%
20%
10%
0%
Normal
Polip
İBH
Hemoroid
DH
KK
SRÜ
A.displazi
AF
Olguların kolonoskopi sonuçlarının dağılımında en büyük grubu (n=589, %30.4)
herhangi bir patoloji saptanmayan olgular oluşturmaktadır. Daha sonra sırasıyla hemoroid
(n=447, %30,4), polip (n=361, %18,8), iltihabi barsak hastalığı (n=213, %11,1), kolorektal
kanser (n=120, %6,3), divertiküler hastalık (n=112. %5,9), terapötik eksizyon (n=84, %4,3),
anal fissür (n=46, %2,5), soliter rektal ülser (n=24, %1,2) ve diğerleri (n=39, %3)
görülmektedir (Tablo XX ve Grafik VII)
Tablo XX: Kolonoskopi sonuçlarının dağılımı
Sonuç
Hasta Sayısı
589
Normal
447
Hemoroid
361
Polip
213
İltihabi Barsak Hastalığı
120
Kolorektal Kanser
112
Divertiküler Hastalık
84
Terapötik Eksizyon
46
Anal Fissür
24
Soliter Rektal Ülser
39
Diğerleri
%
30,4
23,2
18,8
11,1
6,3
5,9
4,3
2,5
1,2
3
43
Grafik VII: Kolonoskopi sonuçlarının dağılımı
Sonuç
35
30
25
20
15
10
5
0
Normal
Hemoroid
Polip
İBH
KK
TE
DH
SRÜ
AF
Diğer
Olguların yaş gruplarına göre kolonoskopi sonuçları değerlendirildiğinde 50 yaş ve
üzeri olguların kolonoskopi sonuçlarında sırasıyla normal (n=283, %25,6), polip
(n=270,%24,4), hemoroid (n=232,%20,9), divertiküler hastalık (n=106,%9,6), kolorektal
kanser (n=96.%8,7), iltihabi barsak hastalığı (n=67,%6,1), anal fissür (n=22,%2) ve soliter
rektal ülser (n=10,%0,9) olarak bulunmuştur. Polibi olduğu bilinen 64 olguya da (%5,8)
polipektomi amacıyla kolonoskopi uygulanmıştır. 50 yaş altı olguların kolonoskopi sonuçları
ise sırasıyla normal (n=306,%36,7), hemoroid (n=215,%25,7), iltihabi barsak hastalığı
(n=146,%17,5), polip (n=91,%10,8), kolorektal kanser (n=24.%2,8), anal fissür (n=24,%2,8),
divertiküler hastalık (n=6,%0,7) ve soliter rektal ülser (n=14,%1,7) olarak tespit edilmiştir.
Polibi olduğu bilinen 20 olguya da (%2,4 ) polipektomi uygulama amacıyla kolonoskopi
yapılmıştır (Tablo XXI).
44
Tablo XXI: Kolonoskopi sonuçlarının yaş gruplarına göre dağılımı
Sonuç
<50
>50
Normal
%36,7
%25,6
Hemoroid
%25,7
%20,9
Polip
%10,8
%24,4
İBH
%17,5
%6,1
Divertikül
%0,7
%9,6
Kolorektal kanser
%2,8
%8,7
Anal fissür
%2,8
%2
Soliter rektal ülser
%1,7
%0,9
Kolonoskopi uygulanan tüm olguların (1939 olgu)
120’sinde (%6,4) saptanan
kolorektal kanser olgularının 58’ini (%48) kadınlar, 62’sini (%52) erkekler oluşturmaktadır.
Bu olguların 24’ü (%20) 50 yaş altında, 96’sı (%80) ise 50 yaş ve üzerindedir (Tablo XXII ve
XXIII).
Tablo XXII: Kolorektal kanser
olgularının cinsiyet dağılımı
Cins
Tablo XXIII: Kolorektal kanser
olgularının yaş dağılımı
N
%
Yaş
N
%
Kadın
58
48
<50
24
20
Erkek
62
52
>50
96
80
Toplam
120
100
Toplam
120
100
Kolonoskopi sonucu kolorektal kanser bulunan olguların endikasyonları arasında en
sık (n=50,%41,6) kolorektal kanser taraması nedeniyle kolonoskopi yapılan olgular görülmektedir. Daha sonra sırasıyla açıklanamayan alt gastrointestinal kanama (AGİK) (n=26,
%16,9), demir eksikliği anemisi (DEA) (n=12, %10), görüntüleme yöntemiyle saptanmış
anormalliğin değerlendirilmesi (GYSA) (n=8, %6,6), kolorektal kanser izlemi (KKİ) (n=7,
%5,8 ), karın ağrısı (KA) (n=4, %3,3), sebebi bilinmeyen diyare (SBD) (n=4. %3,3), iltihabi
barsak hastalığı ön tanısı ve izlemi (İBH) (n=4, %3,3), barsak alışkanlığındaki değişiklik
(BAD) (n=3, %2), polip (n=2, %1,6) endikasyonları görülmektedir (Tablo XXIV ve Grafik
VIII).
45
Tablo XXIV: Kolonoskopi sonucu kolorektal kanser çıkan olguların endikasyonları
Endikasyonlar
Hasta sayısı
%
KKT
50
41,6
AGIK
26
16,9
DEA
12
10
GYSA
8
6,6
KKİ
7
5,8
KA
4
3,3
SBD
4
3,3
İBH
4
3,3
BAD
3
2
POLİP
2
1,6
Grafik VIII: Kolonoskopi sonucu kolorektal kanser çıkan olguların endikasyonları
Kolorektal Kanser
45
40
35
30
25
20
15
10
5
0
KKT
AGIK
DEA
GYSAD
KKİ
KA
SBD
İBH
BAD
Polip
46
TARTIŞMA
Kolonoskopi; gastrointestinal sistem hastalıklarını tanımlama ve bazı durumlarda
tedavi etmek amacıyla sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Herhangi bir endikasyonla yapılan
kolonoskopi girişimi sonucunda organik bir patoloji saptanamama olasılığı tüm endoskopi
üniteleri için geçerli olan bir durumdur. Ancak bu durum yine de hekime yol gösterici
olabilen bir tanımlamadır. Her çalışma grubunun bir normal oranı vardır. Bizim çalışmamızda
normal kolonoskopi sonucu %30,4 olarak bulunmuştur, bu sonucun Tamer A ve
arkadaşlarının ve Bersani G ve ark. nın yapmış oldukları çalışmayla (57, 63) uyumlu olduğu
görülmektedir (%29,2 ve %29) (Bazı çalışma gruplarında ise bu oranın %49,7 ve %63 gibi
yüksek düzeylerde olduğu görülmektedir (64, 65).
Polip tespit edilen olgu oranı bizim çalışmamızda %18,8 oranıyla tüm olgular arasında
üçüncü sıklıkta bulunmuştur. Tamer A ve ark.nın çalışmasında polip saptanma oranı %14,1,
Bahçeciğolu İ H ve ark.ait çalışmada %7, İzbul T ve Akalın M’ye ait çalışmada %5,9, Yılmaz
Ş ve ark.nın şalışmasında ise polip saptanma oranı %14,9 olarak bulunmuştur. Bersani ve
ark.’nın çalışmasında polip saptanma oranının %14,5 olduğunu görmekteyiz (57, 63, 64, 65,
66).
İltihabi Barsak Hastalığı (İBH) oranı bizim çalışmamızda
kolonoskopi
sonuçları arasında %11,1 ile dördüncü sıklıktaydı. Yılmaz Ş ve ark.nın çalışmasında bu oran
%11,4, Bersani ve ark.ait çalışmada ise İBH oranı %3,7 olarak bulunmuştur (57, 64). İBH
olgularının cinsiyet ve yaş dağılımına baktığımızda %44 kadınlardan ve %56 erkeklerden
oluştuğunu; %68 olgunun 50 yaş altında, %32 olgunun ise 50 yaş ve üzerinde olduğunu
görmekteyiz. İBH’nin başlıca genç erişkinleri etkilemesi ve görülme sıklığının cinsiyet farkı
göstermemesi bizim çalışmamızda da tespit edilmiştir (11, 23, 21, 22, 24, 29).
Bu çalışmada saptanan kolorektal kanser oranın (%6,4), diğer çalışma gruplarıyla
benzer olduğu gözlendi (57, 63, 64, 65, 66).
Kolorektal kanser olgularını yaş gruplarına göre değerlendirdiğimizde; kolonoskopi
uygulanan tüm olguların (1939 olgu) 120’sinde (%6,4) saptanan kolorektal kanser olgularının
58’ini (%48) kadınlar, 62’sini (%52) erkekler oluşturmaktadır. Bu olguların 24’ü (%20) 50
yaş altında, 96’sı (%80) ise 50 yaş ve üzerindedir. Kolorektal kanserlerde tanı yaşı ortalama
60’dır, ancak görülme sıklığı 40 yaşından sonra artmaktadır ve yaş ilerledikçe risk oranı
yükselmektedir. Erkeklerde görülme sıkılığı biraz daha sık olmakla birlikte cinsiyet açısında
önemli farklılıklar yoktur (25, 26, 32, 39). Bizim çalışmamızdaki sonuçların uyumlu olduğu
görülmüştür.
47
Saptadığımız divertiküler hastalık ve soliter rektal görülme oranlarının literatürle
uyumlu olmadığı görülmüştür. Divertiküler hastalık daha düşük oranda ( %5,9 ), soliter rektal
ülser oranı ise daha yüksek oranda (%1,2) saptanmıştır (57).
Perianal hastalıklardan anal fissür (%2,5) ve hemoroid (%23,2) oranının literatürle
uyumlu olduğu görülmektedir (64).
Polibi olduğu bilinen ve polipektomi amacıyla kolonoskopi uygulanan 84 olgu da
kolonoskopi sonuçları arasında %4,3 oranıyla yer almaktadır ve diğerleri başlığı altında
topladığımız 39 olgunun oranı da %3 olarak tespit edilmiştir.
Olguların yaş gruplarına göre kolonoskopi sonuçları değerlendirildiğinde 50 yaş ve
üzeri olguların kolonoskopi sonuçlarında sırasıyla normal (n=283, %25,6), polip (n=270,
%24,4), hemoroid (n=232, %20,9), divertiküler hastalık (n=106, %9,6), kolorektal kanser
(n=96, %8,7), iltihabi barsak hastalığı (n=67, %6,1), anal fissür (n=22, %2) ve soliter rektal
ülser (n=10, %0,9)
olarak bulunurken, 50 yaş altı olguların kolonoskopi sonuçları ise
sırasıyla normal (n=306, %36,7), hemoroid (n=215, %25,7), iltihabi barsak hastalığı (n=146,
%17,5), polip (n=91, %10,8), kolorektal kanser (n=24, %2,8), anal fissür (n=24, %2,8),
divertiküler hastalık (n=6, %0,7) ve soliter rektal ülser (n=14, %1,7) olarak tespit edilmiştir.
Kolorektal kanser ve divertiküler hastalık ileri yaşlarda görülme sıklığı artan hastalıklardır.
Bizim çalışmamızda da 50 yaş üzerindeki olgularda bu hastalıklara rastlanma oranının daha
fazla olduğu görülmektedir. Aynı şekilde daha çok genç erişkinleri etkileyen İBH’nin bizim
sonuçlarımızda 50 yaş altındaki olgularda görülme sıklığının daha fazla olduğunu
görmekteyiz (10, 12, 14, 25, 26, 30, 31, 32, 39).
Bugüne kadar kolonoskopik uygulamanın hangi durumlarda yapılacağına dair birçok
kılavuz yayınlanmıştır ve tüm dünyada kolonoskopi uygulamaları bu kılavuzlar eşliğinde
yürütülmektedir.Bizim çalışmamızda da olgular EPAGE ve ASGE endikasyon kriterlerine
göre gruplandırılarak analiz edilmiştir. Olguların kolonoskopi uygulama endikasyonları
arasında en sık (n=490, %25,3) açıklanamayan alt gastrointestinal kanamanın (AGİK)
olduğunu görmekteyiz. Bersani ve ark.ait çalışmada AGİK endikasyonuyla kolonoskopi
uygulanan olguların oranı ise kolonoskopi yapılan tüm olguların %26,3’üdür (57).
AGİK’ya neden olan hastalıklar arasında tüm dünyada anorektal hastalıklar ( özellikle
hemoroid ), divertiküler hastalık ve anjiyodisplazi en yaygın olanlarıdır (17, 67, 68, 69).
Bizim çalışmamızda AGİK endikasyonuyla kolonoskopi yapılan olguların kolonoskopi
sonuçları arasında en sık (%51,3) hemoroid tespit edilmiştir. Shennak M ve ark.ait çalışmada
hemoroid sıklığı %44,6, Chaudry V ve ark.nın çalışmasında ise %14 olarak bulunmuştur (70,
71).
48
AGİK endikasyonuyla yapılan kolonoskopilerin sonuçlarında bizim çalışmamızda
polip %16,1 olarak ikinci sıklıkta bulunmuştur. Shennak M ve ark.nın çalışmasında bu oran
%16,5, Bersani ve ark. ait çalışmada ise %15,3 olarak bulunmuştur (57, 70).
Çalışmamızda AGİK endikasyonuyla yapılan kolonoskopi sonuçlarında İBH %7,3
olarak bulunmuştur. Shennak M ve ark.nın çalışmasında İBH %21,1, Bersani ve ark.nın
yaptığı çalışmada İBH %2 olarak bulunmuştur (57, 70).
AGİK endikasyonuyla kolonoskopi uygulanan olgularda divertiküler hastalık
sonucu bizim çalışmamızda %7,1 olarak bulunmuştur. Chaudry V ve ark.nın yaptığı
çalışmada ise bu oran %20’dir (71). Yaşla birlikte sıklığı artan divertiküler hastalık 40 yaşın
altında nadir olarak görülürken 90 yaşın üzerindeki kişilerin %50’sinde görülmektedir (10, 12,
13, 14, 15). Divertiküler hastalık olgularının bizim çalışmamızdaki yaş grubuna baktığımızda
50 yaş ve üzeri olguların oranı %95, 50 yaş altı olguların oranı ise %5 olarak bulunmuştur.
Çalışmamızdaki sonuçlarla uyumlu olduğu görülmektedir.
Buna karşın AGİK’li olgularda divertiküler hastalık görülme sıklığı yurt dışı
çalışmalarda ve literatürlerde %20-33 arasında değişmektedir, bizim sonucumuza göre
oldukça farklı olan bu durumun nedeni ülkemiz koşullarında kolonoskopi uygulama
koşullarının güçlüğü ve AGİK tanısıyla uygulanan kolonoskopik incelemenin birçok hastada
gecikmeli olarak gerçekleştirilebildiğinden divertiküler hastalığa ait aktif kanama odağının
tespit edilememesidir (67, 68, 69, 71).
AGİK nedeniyle kolonoskopi uygulanan olgularda kolorektal kanser görülme oranı
bizim çalışmamızdaki sonuçlar arasında %5,3 (n=26) olarak bulunurken, Shennak M ve ark.a
ait çalışmada %4,1, Bersani ve ark.nın çalışmasında %8 olarak bulunmuştur (57, 70). Bu
olguların cinsiyet ve yaş gruplarına baktığımızda %46’sının kadınlardan ve %54’ünün
erkeklerden oluştuğunu; %96’sının (n=25) 50 yaş ve üzerinde, %4’ünün (n=1) ise 50 yaş
altında olduğunu görmekteyiz. Kolorektal kanserin ileri yaşlarda görülme sıklığının arttığı bu
sonuçlarda bir kez daha görülmektedir.
Herhangi bir patolojinin görülmediği kolonoskopi sonucu bizim çalışmamızda AGİK
endikasyonuyla yapılan kolonoskopilerin %12’sini oluşturmaktadır.
AGİK endikasyonuyla kolonoskopi uygulanan olgular yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde Shennak ve ark.nın çalışmasında 50 yaş ve üzerindeki olgularda kolonoskopi sonuçları sırasıyla hemoroid, polip, divertikülozis, kolorektal kanser,ülseratif kolit ve arteriovenöz malformasyonlar bulunmuştur (70). Bizim çalışmamızda 50 yaş ve üzeri olgu- larda
sırasıyla hemoroid, polip, divertiküler hastalık, kolorektal kanser ve İBH sonuçları görülmektedir. 50 yaş altındaki olgularda ise bizim çalışmamızda en sık hemoroid, daha sonra
sırasıyla, İBH, polip, anal fissür ve soliter rektal görülmektedir.
49
Demir eksikliği anemisi endikasyonuyla kolonoskopi uygulanan olguların sayısı tüm
olgular arasında ikinci sıklıktadır (n= 270, %13,9 ). Bersani ve ark.nın çalışmasında ise bu
oran %4,4 olarak bulunmuştur. Bu olgulara uygulanan kolonoskopi sonuçları arasında bizim
çalışmamızda normal sonucu %44,4 olarak bulunmuştur. Kendir M ve ark.nın yaptığı
çalışmada bu oran %55,6’dır. Polip oranı bizim çalışmamızda %19,9, Kendir M ve ark.na ait
çalışmada %19, Bersani ve ark. ait çalışmada ise %8 olarak bulunmuştur. Divertiküler
hastalık oranı bizim çalışmamızda %8,1, Kendir M ve ark.nın çalışmasında %13,2’dir.
Kolorektal kanser sonucu bizim çalışmamızda %4,4, Kendir M ve ark.a ait çalışmada %2,4,
Bersani ve ark.nın çalışmasında ise %8’dir. Çalışmamızda tespit edilen diğer sonuçlar ise
sırasıyla hemoroid (%21,1), İBH (%4,4), anal fissür (%1,1) ve diğerleri (%4) olarak
bulunmuştur (57, 72).
Barsak alışkanlığındaki değişiklik endikasyonuyla kolonoskopi uygulanan olguların
sayısı tüm olgular arasında üçüncü sıklıktadır (n=196, %10,1). Bersani ve ark.a ait çalışmada
bu oran %6,8’dir. Bu endikasyon ASGE (American Society of Gastrointestinal Endoscopy)
kolonoskopi endikasyon kriterlerinde yer almazken EPAGE (European Panel on the
Appropriatenes) kılavuzunda bulunmaktadır (57, 58, 59). Bu olguların kolonoskopi
sonuçlarında bizim çalışmamızda en sık (%43,9) normal sonucu bulunmuştur. İkinci sıklıkta
ise %23,4 ile polip gelmektedir, Bersani ve ark.ait çalışmada ise polip oranı %17,7’dir.
Hemoroid %21,4 ile üçüncü sıklıktadır. Dördüncü sıklıkta %7,2 ile divertiküler hastalık
gelmektedir. İBH oranı %5,1 olarak beşinci sıklıktadır. Anal fissür %2,5 ile altıncı sıklıktadır.
Bizim çalışmamızda kolorektal kanser oranı %1,5 olarak bulunurken Bersani ve ark.ait
çalışmada ise %1,3’dür (57). Barsak alışkanlığındaki değişikliği endikasyonuyla uygulanan
kolonoskopilerin sonuçları arasında %23,4 polip, %5,1 İBH ve %1,5 koloraktal kanser
saptanması ve toplamda %30’luk kolorektal patoloji saptanması nedeniyle bu endikasyonun
iyi bir kolonoskopi endikasyonu olduğu görülmektedir.
Sebebi bilinmeyen diyare endikasyonuyla kolonoskopi uygulanan olguların sayısı tüm
olgular arasında yedinci sıklıktadır (n=151, %7,8). Bersani ve ark nın çalışmasında ise
%6,8’dir. Bu olguların sonuçları arasında en çok (%40,4) normal sonucu bulunmuştur. İBH
görülme oranı %29 ile ikinci sıklıktadır. Bersani ve ark. ait çalışmada ise İBH oranı %9,2
olarak tespit edilmiştir. Bizim çalışmamızda polip %10,6 ile üçüncü sırada gelmektedir.
Bersani ve ark.nın çalışmasında ise polip oranı %12’dir. Dördüncü sırada %8 ile hemoroid
gelmektedir. Divertiküler hastalık oranı %4’dür ve beşinci sıklıktadır. Altıncı sırada
kolorektal kanser %2,6 oranıyla tespit edilmiştir ve bu oran Bersani ve ark.a ait çalışmayla
aynıdır. Daha sonra ise sırasıyla soliter rektal ülser (%2,6), anal fissür (%1,3) ve diğerleri
(%3,2) başlığı altında topladığımız sonuçlar gelmektedir (57).
50
Bizim çalışmamızda karın ağrısı endikasyonuyla kolonoskopi uygulanan olguların
sayısı tüm olgular arasında sekizinci sıklıktadır (n=95, %4,9). Bersani ve ark. ait çalışmada
ise bu oran %13,3’dür. Bu endikasyon da barsak alışkanlığında değişiklik endikasyonu gibi
ASGE (American Society of Gastrointestinal Endoscopy) kolonoskopi endikasyon
kriterlerinde yer almazken EPAGE (European Panel on the Appropriatenes) klavuzunda
bulunmaktadır (57, 58, 59). Çalışmamızda normal kolonoskopi oranı %51,6 ile birinci
sıklıktadır. İkinci sıklıkta ise %16,9 ile polip görülmektedir. Bersani ve ark. ait çalışmada
polip %11,7 olarak bulunmuştur. Üçüncü sıklıkta İBH (%9,5) bulunmuştur. Bersani ve
ark.nın çalışmasında İBH oranı %1,3’dür. Daha sonra %9,5 oranıyla hemoroid, %5,3 oranıyla
divertiküler hastalık tespit edilmiştir. Kolorektal kanser oranı bizim çalışmamızda %4,2 ile
altıncı sıklıktadır, Bersani ve ark.ait çalışmada ise %1,3 olarak bulunmuştur. Anal fissür
(%3,2), soliter rektal ülser (%2,1) ve anjiyodisplazi (%1,1) diğer tespit edilen sonuçlardır (57).
Bu çalışmada saptanan İBH ve kolorektal kanser oranı diğer çalışma gruplarına göre yüksek
bulunmuştur. Kolonoskopi endikasyon kılavuzlarında tartışmalı olan bu endikasyonun %9,5
oranında İBH ve %4,2 oranında kolorektal kanser saptanması nedeniyle kılavuzlarda yer
alması gereken doğru bir endikasyon olduğunu düşündürmektedir.
51
SONUÇ
Gasrointestinal sistem hastalıklarının tanısında ve bazı durumlarda tedavisinde
endoskopik uygulamalar önemli yer tutarlar. Bu çalışmada incelediğimiz
hastanemiz
gastroenteroloji endoskopi ünitesinde yapılmış olan 1939 olguya ait beş yıllık sigmoidoskopi
ve kolonoskopi uygulamalarının sonuçları da bunu göstermektedir. Bu olguların sonuçlarına
baktığımızda
en çok (n=589, %30,4) normal sonucunu bulmuş olsak da diğer olgulara
hemoroid (n=447, %23,2), polip (n=361, %18,8), iltihabi barsak hastalığı (n=213, %11,1),
kolorektal kanser (n=120, %6,4), divertiküler hastalık (n=112, %5,9), soliter rektal ülser
(n=24,%1,2), anal fissür (n=46, %2,5) ve diğerleri (n=39, %3) tanılarının konulması ve
kolorektal polibi olan olgulara (n=84, %4,3) terapötik eksizyon yapılması sigmoidoskopinin
ve kolonoskopinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Kolorektal kanser saptanan olguların 50 yaş üzerindeki olgu grubunda daha yoğun
olması , 50 yaş altındaki grupta İBH sıklığının yüksek olması , divertiküler hastalığın ileri
yaşta sıklığının artmış olduğunun gözlenmesi , sebebi bilinmeyen diyare endikasyonuyla
yapılan kolonoskopi sonuçlarında İBH nın yüksek oranda bulunması , sonuçlarımızın literatür
bilgileriyle uyumlu olduğunu göstermektedir.
Klasik kolonoskopi endikasyon kılavuzlarında tartışmalı endikasyonlar olan barsak
alışkanlığındaki değişiklik ve karın ağrısı gibi endikasyonlar nedeniyle kolonoskopi
uygulanan olgularımızda İBH, kolorektal kanser ve polip gibi önemli kolorektal patolojilerin
saptanmış olması halen tartışmalı olan bu endikasyonların geçerli endikasyonlar olduğunu
düşündürmektedir.
AGİK endikasyonuyla kolonoskopi uygulanan olgu grubumuzda divertiküler hastalık
ve anjiyodisplazi saptama oranımızın literatüre göre düşük bulunması endoskopi ünitemizde
akut alt gastrointestinal kanamalı olgulara acil olarak kolonoskopi uygulayabilme koşullarının
her zaman yeterli olmamasına bağlanabilir.
Hastanemiz endoskopi ünitesinde kolonoskopi uygulanan büyükçe bir olgu grubunun
belirli bir döneme ait kayıtlarının yetersiz olması nedeniyle çalışmaya dahil edilememesi
istatistiki veri elde etmede kayıt sisteminin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.
Sonuç olarak, bu bulgular göstermektedir ki doğru endikasyonla yapılan kolonoskopik
incelemede pozitif sonuç elde etme oranımız tanı ve tedavi açısından kritik önem taşır.
Endikasyonun doğru olması negatif sonuç oranını azaltmakta ve tanıya gidişteki maliyet
oranını düşürmektedir.
52
KAYNAKLAR
1) Kaymakoğlu, S. Kolon: Anatomi ve yapısal özellikleri. Büyüköztürk K, Atamer T,
Dilmener M, Erzengin F, Kaysı A, Ökten A, editörler. İç Hastalıkları. Nobel Tıp
Kitabevleri 2007. Cilt-1 s. 881
2) Akarsu M. Kolon anatomisi ve anomalileri. Tözün N, Şimşek H,Özkan H, Şimşek İ,
Gören A, editörler. Klinik Gastroenteroloji ve Hepatoloji. Medikal&Nobel
Yayıncılık. 2007 s. 705-710
3) Gönen Ö, Okan A. Barsakların vasküler hastalıkları. İliçin G, Biberoğlu K,
Süleymanlar G, Ünal S, editörler.Temel İç Hastalıkları. Güneş Kitabevi. 2005 s.
1592-1601
4) Gülten M. İrritabl barsak sendromu. Dolar E, editör. İç Hastalıkları. Nobel&Güneş
Yayınları. 2005 s. 383-385
5) Şimşek İ, Şengül B. İrritabl barsak sendromu. Tözün N, Şimşek H, Özkan H, Şimşek
İ, Gören A, editörler. Klinik Gastraoenteroloji ve Hepatoloji. Medikal&Nobel
Yayıncılık. 2007 s. 1001-1008
6) Owyang C. Irrıtabl bowel syndrome. In: Eugene B, Anthony S F, Dennıs L K,
Hauser S L, Longo D L, Jameson J L, editors. Harrison’s Principles of Internal
Medicine 2005 p.1789-1793
7) Brung-Strang C, Dapoigny M, Lafuma A, Wainsten J P, Fagnani F. Irritabl bowel
syndrome in France: Quality of life, medical management and costs. European
Journal of Gastroenterology&Hepatology . 2007; 19(12): 1097-1103
8) Ansari R, Attari F, Raziouyan H, Etemadi A, Amjadi H, Merat S, Malekzadeh R.
Ulserative colits and irrıtabl bowel syndrome: Relationships with qualitiy of life.
European Journal of Gastroenterology&Hepatology. 2008 Jan; 20(1): 46-50
9) Kaymakoğlu S. Kolon:İrritabl barsak sendromu. Büyüköztürk K, Atamer T,
Dilmener M, Erzengin F, Kaysı A, Ökten A, editörler. İç Hastalıkları. Nobel Tıp
Kitabevleri 2007. Cilt-1 s. 915-918
10) Bor S, Çavşoğlu H. Gastrointestinal motilite bozuklukları. İlçin G, Biberoğlu K,
Süleymanlar G, Ünal S, editörler. Temel İç Hastalıkları. Güneş Kitabevi. 2005 s.
1542-1559
11) Uzunismail H. İnflamatuar barsak hastalığı. Yazıcı H, Hamuryudan V, Sonsuz A,
editörler. Cerrahpaşa İç Hastalıkları. Medikal Yayıncılık. 2007 s. 819-820
12) Gülten M. Divertiküler hastalık. In: Dolar E., editör. İç Hastalıkları. Nobel&Güneş
Yayınları. 2005 s. 388-389
13) Yurdakul İ. Sindirim kanalı divertikülleri. Yazıcı H, Hamuryudan V, Sonsuz A,
editörler. Cerrahpaşa İç Hastalıkları. Medikal Yayıncılık. 2007 s. 839-842
53
14) Buğra D. Kolonun divertiküler hastalığı. Tözün N, Şimşek H, Özkan H, Şimşek İ,
Gören A, editörler. Klinik Gastraoenteroloji ve Hepatoloji. Medikal&Nobel
Yayıncılık. 2007 s. 907-919
15) Kaymakoğlu S. Divertiküler hastalık: Tanı ve tedavi. Büyüköztürk K, Atamer T,
Dilmener M, Erzengin F, Kaysı A, Ökten A, editörler. İç Hastalıkları. Nobel Tıp
Kitabevleri 2007. Cilt-1 s. 901-903
16) Gearhart J S, Bulkley G. Common diseases of the colon and anorectum and
mesenteric vascular insufficiency. In: Eugene B, Anthony S F, Dennıs L K, Hauser
S L, Longo D L, Jameson J L, editors. Harrison’s Principles of Internal Medicine
2005 p. 1795-1803
17) Laine L. Gastrointestinal bleeding. In: Eugene B, Anthony S F, Dennıs L K, Hauser
S L, Longo D L, Jameson J L, editors. Harrison’s Principles of Internal Medicine
2005 p. 235-238
18) Simmang L C, Shires G T. Diverticular disease of the colon. In: Feldman M,
Scharschmidt B, Sleisenger M, editors. Gastrointestinal and Liver Disease
Pathophisyology Diagnosis Management. 1998 2 p. 1788-1798
19) Çavuşoğlu H. İnflamatuar barsak hastalığı. İlçin G, Biberoğlu K, Süleymanlar G,
Ünal S, editörler. Temel İç Hastalıkları.Güneş Kitabevi. 2005 s. 1577-1591
20) Saibeni S, Spina L, Virgilio T, Falcioni A, Borsi G, Franchis R, Cugno M, Vecchi
M. European Journal of Gastroenterology&Hepatology. 2007 Nov; 19(11): 976-981
21) Kaymakoğlu S. İltihabi barsak hastalığı. Büyüköztürk K, Atamer T, Dilmener M,
Erzengin F, Kaysı A, Ökten A, editörler. İç Hastalıkları. Nobel Tıp Kitabevleri
2007. Cilt-1 s. 885-901
22) Freidman S, Blumberg R. Inflamatory bowel disease. In: Eugene B, Anthony S F,
Dennıs L K, Hauser S L, Longo D L, Jameson J L, editors. Harrison’s Principles of
Internal Medicine 2005 p. 1776-1789
23) Nak S G. Ülseratif kolit. Dolar E, editör. İç Hastalıkları. Nobel&Güneş Yayınları.
2005 s. 389-394
24) Osmanoğlu N. Kolitis ülseroza. Tözün N, Şimşek H, Özkan H, Şimşek İ, Gören A,
editörler. Klinik Gastraoenteroloji ve Hepatoloji. Medikal&Nobel Yayıncılık. 2007 s.
847-855
25) Gönen Ö, Okan A. Kolon ve ince barsak tümörleri. İlçin G, Biberoğlu K,
Süleymanlar G, Ünal S, editörler. Temel İç Hastalıkları.Güneş Kitabevi. 2005 s.
1601-1608
26) Göral V. Kolorektal polipler ve polipozis Sendromları. Tözün N, Şimşek H, Özkan
H, Şimşek İ, Gören A, editörler. Klinik Gastraoenteroloji ve Hepatoloji.
Medikal&Nobel Yayıncılık. 2007 s. 963-970
27) Onnie C M, Fisher S, Prescot N, Mirza M, Green P, Sanderson J, Forbes, A, Lewis
C, Mathew C. Divers effects of the CARDIS and IBDS location on cliniccal
54
phenotype in 630 patients with chron’s disease. European Journal
Gastroenterology&Hepatology. 2008 ; 20(1): 37-45
of
28) Nak S G. Crohn hastalığı. Dolar E, editör. İç Hastalıkları. Nobel&Güneş Yayınları.
2005 s. 394-399
29) Akpınar H. Crohn hastalığı. Tözün N, Şimşek H, Özkan H, Şimşek İ, Gören A,
editörler. Klinik Gastraoenteroloji ve Hepatoloji. Medikal&Nobel Yayıncılık. 2007 s.
829-848
30) Yurdakul İ. Sindirim sisteminin selim tümörleri. Yazıcı H, Hamuryudan V, Sonsuz
A, editörler. Cerrahpaşa İç Hastalıkları. Medikal Yayıncılık. 2007 s. 843-847
31) Kaymakoğlu S. Kolorektal polipler. Büyüköztürk K, Atamer T, Dilmener M,
Erzengin F, Kaysı A, Ökten A, editörler. İç Hastalıkları. Nobel Tıp Kitabevleri
2007. Cilt-1 s.833-884
32) Dolar E. Kolorektal tümörler. Dolar E, editör. İç Hastalıkları. Nobel&Güneş
Yayınları. 2005 s. 400-408
33) Mayer JR. Gastrointestinal tract canser. In: Eugene B, Anthony S F, Dennıs L K,
Hauser S L, Longo D L, Jameson J L, editors. Harrison’s Principles of Internal
Medicine 2005 p. 523-533
34) Hafner M. Conventional colonoscopy: Technique, indications, limits. European
Journal of Radiolgy 2007;61: 409-414
35) Pauline A M, Brown L M, Klabunde N C, Ransohoff F D. Are physicians doing too
much colonoscopy? A national survey of colorectal surveillance after polipectomy.
Annals of Internal Medicine. 2004; 141(4): 264-271
36) Aaron S F. Endoscopy. In: Zinner M J, Schwartz I S, Ellis H, editors. Maingot’s
Abdominal Operations 1997 p. 189-237
37) Cappell M S, Friedel D. The role of sigmoidoscopy and colonoscopy in the
diagnosis and management of lower gastrointestinal disorders: Technique,
indications and contraindications. The Medical Clinics of North America. 2002
1217-1252
38) Kurome M, Kato J, Nawa, T, Fujimoto T, Yamamoto H, Shiode J et al. Risk factors
for high grade displasia or carsinoma in colorectal adenoma cases treated with
endoscopic polypectomy. European Journal of Gastroenterology&Hepatology. 2008
Feb; 20(2): 111-117
39) Demir G. Gastrointestinal sistem kanserleri. Yazıcı H, Hamuryudan V, Sonsuz A,
editörler. Cerrahpaşa İç Hastalıkları. Medikal Yayıncılık. 2007 s. 98-104
40) Bressler B, Lo C, Amar J, Whittaker S, Chaun H, Halparin L, Enns R. Prospective
evaluation of screening colonoscopy: Who is being screened? Gastrointestinal
Endoscopy. 2004; 60(4): 921-926
55
41) Schrock T R. Fiberoptic colonoscopy. In: Sleisenger H M, Fordtran S J, editors.
Gastrointestinal Disease Pathophysıology Diagnosis Management 1983 p. 16171627
42) Topazian M. Gastrointestinal endoscopy. In: Eugene B, Anthony S F, Dennıs L K,
Hauser S L, Longo D L, Jameson J L, editors. Harrison’s Principles of Internal
Medicine 2005 p. 1730-1739
43) Alter E, Phelip J M, Guiılhot J N, Matysiak M, Vermorel M, Roblin, X. Adjuvant
chemotherapy for stage II colon canser; İnfluence of care structures characteristics
on
a
controversial
clinical
practice.
European
Journal
of
Gastroenterology&Hepatology. 2007; 19(11) : 995-1001
44) Bal K. Gastroenterolojide tanısal işlemler Yazıcı H, Hamuryudan V, Sonsuz A,
editörler. Cerrahpaşa İç Hastalıkları. Medikal Yayıncılık. 2007 s. 717-741
45) Demir G. Kanser tarama testleri. Yazıcı H, Hamuryudan V, Sonsuz A, editörler.
Cerrahpaşa İç Hastalıkları. Medikal Yayıncılık. 2007 s. 66-68
46) Otıs W B, Barnett S K. Prevention and early detection of cancer. In: Eugene B,
Anthony S F, Dennıs L K, Hauser S L, Longo D L, Jameson J L, editors. Harrison’s
Principles of Internal Medicine 2005 p. 441-447
47) Tietz W N. General clinical tests. In: Tietz W N, editor. Clinical Guide to
Laboratory Tests. 1995 p. 70
48) Dicle O. Gastrointestinal sistemde tanısal görüntüleme yöntemleri. İlçin G,
Biberoğlu K, Süleymanlar G, Ünal S, editörler. Temel İç Hastalıkları.Güneş
Kitabevi. 2005 s. 1481-1487
49) Mungan Z. Gastrointestinal sistem hastalıklarına yaklaşım. Büyüköztürk K, Atamer
T, Dilmener M, Erzengin F, Kaysı A, Ökten A, editörler. İç Hastalıkları. Nobel
Tıp Kitabevleri 2007. Cilt-1 s.785-793
50) Dolar E. Sindirim sistemi hastalıklarında klinik değerlendirme ve tanı. Dolar E,
editör. İç Hastalıkları. Nobel&Güneş Yayınları. 2005 s. 322-326
51) American Gastroenterological Association(AGA) Instıtute. Will screening
colonoscopy disappear and transform gastroenterology practice? Threats to clinical
practice and recommendations to reduce their impact: Report of a consensus
conference by the AGA Institute future trends committe. Gastroenterology 2006;
131: 1287-1312
52) Ajaj W, Goyen M. MR imaging of the colon: Technique, indications and limitations.
European Journal of Radiology 2007; 61: 415-423
53) İlter T. Gastrointestinal sistem endoskopisi. İliçin G, Biberoğlu K, Süleymanlar G,
Ünal S, editörler. Temel İç Hastalıkları. Güneş Kitabevi. 2005 s. 1487-1491
54) Marwin L. Evaluation and diagnostic techniques. In: Corman M L, editor. Colon
and Rectal Surgery. 1993 p. 1-53
56
55) Barclay L R, Vicari J J, Doughty S A, Johanson F J, Greenlaw L R. Colonoscopic
withdrawal times and adenoma detection during screening colonoscopy. The New
England Journal of Medicine. 2006; 355: 2533-2541.
56) Waye J D. Colonoscopy and proctosigmoidoscopy. In: Haubrich, Schafner, Berk,
editors. Bockus Gastroenterology 1995 p:316-330
57) Bersani G, Rossi A, Ricci G, Pollino V, Defabritis G, Suzzi A. Do ASGE guidelines
for the appropriate use of colonoscopy enhance the probability of finding relevant
pathologies in an open access service. Digestive and Liver Disease. 2005; 37: 609614
58) Bennato R, Balzano A. The corner of the gastroenterologist: What colonoscopy can
do, what to ask to radiologist. European Journal of Radiology. 2007;61: 378-381
59) Terraz O, Wietlisbach V, Jeannot J G, Burnand B et al. The EPAGE internet
guideline as a decision support tool for determining the appropriateness of
colonoscopy. Digestion. 2005; 71: 72-77
60) Nivatvongs S. Diagnosis. In: Gordon P H, Nivatnogs S, editors. Principles and
Practice of Surgery for the Colon,Rectum and Anus. 1999 p. 87-129
61) Palmer K R, Hayes P C. Endoscopy. In: Shearman D J, Finlayson N, Camilleri M,
Carter D, editors. Disease of the Gastrointestinal Tract and Liver. 1997 p. 97-137
62) Kovacs T O. Endoscopic studies of the small intestine and colon. In: Gitnick G,
Hollander D, Samloff M, Schoenfield L, Vierling J, editors. Principles and Practice
of Gastroenterology and Hepatology. 1994 p. 433-443
63) Tamer A, Korkut E, Korkmaz U, Akcan Y. Alt gastrointestinal endoskopi
sonuçlarımız: Düzce bölgesi. Kocatepe Tıp Dergisi 2005; 6(1): 29-31
64) Yılmaz Ş, Bayan K, Tüzün Y, Canoruç F. Kolonoskopik lezyonlar ve histopatolojik
sonuçları. 322 hastanın değerlendirilmesi. Akademik Gastroenteroloji Dergisi 2006;
5(3): 184-187
65) Bahçecioğlu, Güzel Z, Çelebi H, Karaoğlu A, Dönder E. 1990-1995 yılları arasında
kliniğimizde yapılan rektoskopi ve kolonoskopi sonuçlarının değerlendirilmesi.
Gastroenteroloji 1996;7:107
66) İzbul T, Akalın M. The evaluation of diagnostic rectosigmoidoscopic examinations
in Turkish Republic of Northern Cyprus. The Turkish Journal of Gastroenterology
1999; 10(3): 268-271
67) Savides T J, Jensen D M. Evaluation and endoscopic treatment of severe lower
gastrointestinal bleeding. Techniques in Gastrointestinal Endoscopy. 2003; 5: 148154
68) Raquel E, Elizabeth R. ASGE guideline : The role of endoscopy in the patient with
lower gastrointestinal bleeding. Gastrointestinal Endoscopy. 2005; 62: 656-660
57
69) Zuckermann G, Drakash C. Accute lower intestinal bleeding. Part II: Etiology,
therapy, and outcomes. Gastrointestinal Endoscopy 1999; 49: 228
70) Shennak M, Tarawneh M. Pattern of colonic disease in lower gastrointestinal
bleeding in jordian patients. Dis Colon Rectum 1997; 40: 208-214
71) Chaudry V, Hyser M, Gracias V, Gau F C. Colonoscopy:The initial test for the acut
lower gastrointestinal bleeding. American Surgery 1998; 64: 723-728
72) Kendir M, Karaali Z, Baysal B. Anemi nedeniyle tetkik edilen hastalarda
kolonoskopide anjiyodisplazi görülme sıklığı. Akademik Gastroenteroloji Dergisi
2004; 3(1): 24-27
58
Download