On İkinci Söz, İkinci Esas`ı Açıklar mısınız?

advertisement
Sorularlarisale.com
On İkinci Söz, İkinci Esas'ı Açıklar mısınız?
"İKİNCİ ESAS"
"Kur'ân-ı Hakîmin hikmeti, hayat-ı şahsiyeye verdiği terbiye-i
ahlâkiye ve hikmet-i felsefenin verdiği dersin muvazenesi:"
"Felsefenin halis bir tilmizi, bir firavundur. Fakat menfaati için en
hasis şeye ibadet eden bir firavun-u zelildir. Her menfaatli şeyi
kendine rab tanır. Hem o dinsiz şakirt, mütemerrid ve muanniddir.
Fakat bir lezzet için nihayet zilleti kabul eden miskin bir
mütemerriddir. Şeytan gibi şahısların, bir menfaat-i hasise için
ayağını öpmekle zillet gösterir denî bir muanniddir. Hem o dinsiz
şakirt, cebbar bir mağrurdur. Fakat kalbinde nokta-i istinat
bulmadığı için, zatında gayet acz ile âciz bir cebbâr-ı hodfuruştur.
Hem o şakirt, menfaatperest hodendiştir ki, gaye-i himmeti, nefis
ve batnın ve fercin hevesatını tatmin ve menfaat-i şahsiyesini bazı
menfaat-i kavmiye içinde arayan dessas bir hodgâmdır."
Felsefe terbiyesi ile yetişmiş bir insan, Firavun gibi kendi nefsini ve hevasını
ilah yerine koyar. Yani Allah’ı iman ve ibadet ile tanımaz, kendinde küçük bir ilahlık
tasavvur eder. Lakin karşısına dünyanın adi ve basit bir menfaati çıkarsa, ona tapar
derecede alçalır. Kendinde tasavvur ettiği ilahlık manası gider, yerine bayağı bir
menfaat köpekliği gelir. Dünyadaki bütün menfaatleri kendisine ilah edinir. Ebedi
alemi inkar ettiği için, bütün sermayesi ve eğlencesi dünyanın sönük ve bayağı
lezzetleridir.
Hem felsefenin dinsiz şakirdi olan bu adam, hakka teslim olmak noktasında inatçı ve
ısrarlıdır. Fakat bu inadı dünyanın süfli lezzetleri karşısında eriyip gider. Adeta dünya
nimetleri karşısında adi bir dilenci gibidir. Dilenci olmasının sebebi; nimeti
sebeplerden ve tesadüften bilmesindendir. Allah’a karşı meydan okurken
menfaati olduğu şeytan gibi adamlar karşısında ayağını öpecek kadar aşağılıktır.
Felsefe terbiyesi ile yetişmiş bir insan, hem zorba hem de mağrurdur; fakat
kalbinde Allah’a dayanacak bir iman olmadığı için, bazen küçük bir mikroptan,
bazen de acaba yıldız dünyamıza çarpar mı diyerek her şeyden her hadiseden
korkar ve titrer. Cesaretin kaynağı iman olduğu gibi, korkaklığın kaynağı da inkar ve
küfürdür. Bu felsefe talebesinin hayatta en büyük hedefi ve gayesi menfaattir ve
hevasını tatmin etmektir. Bütün çaba ve gayreti midesini doldurmak ve cinselliğin
peşinde koşmaktır. Zira ahiret inancı olmadığı için dünyadan ne koparırsa onu
page 1 / 2
kendisine kar sayıyor. Böyle bir hedefsiz adamın insanlık için, millet için gayret
etmesi düşünülemez. Milletten dem vuruyor ise mutlaka şahsi menfaatini milliyet
adı altında yutturmak içindir. Yani şahsi menfaatini kavminin menfaatinde arıyor.
Kendinden başka kimseyi sevmez, sevse de menfaati için sever bir mahiyettedir.
"Amma hikmet-i Kur'ân'ın halis tilmizi ise, bir abddir. Fakat âzam
mahlûkata da ibadete tenezzül etmez. Hem Cennet gibi âzam
menfaat olan bir şeyi gaye-i ibadet kabul etmez bir abd-i azizdir.
Hem tilmizi mütevazidir, selim, halimdir. Fakat Fâtırının gayrına,
daire-i izni haricinde ihtiyarıyla tezellüle tenezzül etmez. Hem fakir
ve zayıftır, fakr ve zaafını bilir. Fakat onun Mâlik-i Kerîmi ona
iddihar ettiği uhrevî servetle müstağnîdir ve Seyyidinin nihayetsiz
kudretine istinad ettiği için kavîdir. Hem yalnız livechillâh, rıza-i
İlâhî için, fazilet için amel eder, çalışır. İşte, iki hikmetin verdiği
terbiye, iki tilmizin muvazenesiyle anlaşılır."(1)
Ama Kur'an’ın halis bir talebesi ise, yani Kur'an terbiyesi ile yetişmiş bir
Müslüman ise; Allah’a bir kuldur. Allah’a kul olduğu için bütün kainat verilse
tenezzül etmez. Hatta öyle aziz bir kuldur ki; amelinde ve ibadetinde cennet gibi
büyük bir nimeti bile gaye ve niyetine sızdırmaz. Hem kendisini insanların en altında
bilir bir alçak gönüllüdür. İnsanlara karşı zorba ve kaba değil, yumuşak ve selimdir.
Fakat imanın verdiği izzet ile Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk yapmaz ve tenezzül
etmez.
Hem kendi nefsinde bir güç ve kudret görmez, her şeyin yaratıcısı ve
yardımcısı olarak Allah’ı bilir. Sadece Allah’tan istediği için başka kimseye ihtiyaç
bildirmeyecek kadar da zengindir ve minnetsizdir. Allah’ın kudretine dayandığı için
kendinde nihayetsiz bir güç bulur.
Dünyada hedefi ve gayesi ise, yalnız Allah’ın rızasını kazanmak ve insanlara
ivazsız hizmet etmektir. İşte vahyin talebesi ile felsefenin talebesi arasında böyle
azim bir fark var. Üstad Hazretleri burada buna işaret ediyor.
Hazreti Ebu Bekir (ra) Kur’an’ın hakiki ve somut bir temsili iken, Ebucehil de
felsefenin hakiki ve somut bir temsilidir. Hiçbir şey bilinmese bile bu timsallerin
haline dikkat ile bakmak yeterlidir, aradaki fark gayet açık ve zahirdir.
(1) bk. Sözler, On İkinci Söz.
page 2 / 2
Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Download