akşam gazetesi,bariatrik

advertisement
BAŞARILI
OLMAK
DİYETİNİZE SOSYAL
ORTAK EDİN!
İÇİN
MEDYAYI
Obezite, bütün dünyada yarım milyardan daha fazla obez
yetişkin ile, küresel bir sağlık krizi haline geldi. Obezite
hastalığı, kardiovasküler hastalıklar ve diyabet gibi kronik
hastalıklar riskini bütün dünyada hızla artırıyor.
Çevrimiçi kilo yönetimi programları çok sayıda insana nasıl
kilo vereceklerini anlatabilir. Oysa
toplulukların etkisi fazla bilinmiyor.
bu
çevrimiçi
Yeni bir araştırmaya göre, kilo vermeye çalışan kişilerin
kendileri gibi benzer öyküyü yaşayan kişilerle daha fazla
bağlantıları varsa, kilo vermekte daha başarılı oldukları
belirtildi.
Araştırmacılara göre bu bulgu; sosyal ağların obezite ile
mücadeleye katkısının yadsınamaz olduğu yönünde.
Çalışmada, bilim insanları uluslararası bir çevrimiçi kilo
yönetimi programına katılan 22,400 kişiyi incelediler.
Programa en az altı ay süreyle katılan ve çalışma süresince
kilo verirken kaydettikleri aşamayı en az iki kere ilan eden
yaklaşık 5,400 kişi üzerinde yoğunlaştılar.
Araştırmacılar, kişinin kilo vermesiyle bağlantılıen önemli
faktörün kişinin sosyal ağlara katılım seviyesi olduğunu
anladılar. Altı aydan sonra, çevrimiçi toplulukta hiç arkadaşı
olmayan kişiler, vücut ağırlıklarında yüzde 4.1 azalma
gördüler. Diğer yandan, iki ila dokuz arkadaştan oluşan
gruplar vücut ağırlıklarında yüzde 5.2 azalma gördüler. Ağdaki
yaklaşık 1500 üyeden meydana gelen ve en büyük gruplarda olan
kişiler, vücut ağırlıklarında yüzde 6.8 azalma gördüler.
Sosyal ağ ile derin bağlantıları olanlar “sadece çok sayıda
arkadaşı olmakla kalmayıp, her birinin arkadaşının da çok
sayıda arkadaşı olan kişiler” vücut ağırlıklarında yüzde 8.3
bir azalma yaşadılar.
Tarragona İspanya’daki Rovira i Virgili Üniversitesinde
bilgisayımsal yöntemleri kullanarak sosyal sistemleri
araştıran önde gelen bir araştırmacı yazar olan Julia PoncelaCasasnovas “sosyal bağlılığın insanların ulaşmak istedikleri
herhangi bir hedefle ilgili olması çok mantıklı” diyor. “Bir
tür sosyal desteğiniz varsa, bu davranış değiştiren çabalardan
herhangi birinin başarıya ulaşma şansını da arttırmaktadır.”
Bir süredir kişilerin bir araya geldikleri destek gruplarının
ve müdahalelerin obezite sorununa yardımcı olduğu biliniyordu,
ama bir çevrimiçi sistemin neler başarabildiği daha önce hiç
kanıtlanmamıştı.
Kilo kaybı ile ilgili mücadelenize sosyal medyayı ortak edip,
çevrimiçi destek alarak ilerlemek yalnız olmadığınızı
hissettirecek, moral ve motivasyonunuza direk katkıda
bulunacak ve sizi başarıya daha sağlam adımlarla taşıyacaktır.
Doç. Dr. Halil Coşkun
OBEZİTEYİ ANLAMAK! – AKŞAM
GAZETESİ
Obezite aşırı vücut yağı ile nitelendirilen bir hastalıktır
ancak obezite tarafından etkilenen kişiler, genellikle diyet
ile kontrol edilmesi zor olan davranışsal, genetik ve çevresel
faktörlerden de etkilenirler. Elbette obezite yaşam kalitenizi
etkileyebilecek ve yaşam sürenizi azaltabilecek olan bazı
hastalıklar ve diğer sağlıkla ilgili sorunların ortaya çıkma
ihtimalini de artırır. Obez kişiler sağlık risklerinin de
ötesinde engellerle karşılaşırlar. Duygusal acılar obezitenin
en acı veren yönlerinden biridir. Toplum sık sık fiziksel
görünümün önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak obeziteden
etkilenen kişiler, sık sık iş piyasasında, okulda ve sosyal
ortamlarda ön yargı veya ayrımcılıkla karşılaşırlar.
Obezite ile ilişkilendirilen olumsuz etiket yüzünden, obez
çalışanlara iş arkadaşları ve işverenler genellikle yetersiz,
daha tembel ve öz disiplini olmayan kişiler olarak bakarlar.
Genellikle olumsuz davranışlar, obeziteden etkilenen
çalışanların maaşlarını, terfilerini ve iş konumlarını da
olumsuz etkiler. İş bulmak da çok zor bir şey olabilir.
Araştırmalar obeziteden etkilenen kişilerin, daha zayıf
başvuru sahiplerine kıyasla, tamamen aynı niteliklere sahip
olmalarına rağmen
işe alınma olasılıklarının daha düşük
olduğunu göstermiştir. Mahkemelerde, kiloları yüzünden,
görevlerini yapmaya yeterli oldukları halde işten çıkartılan
çalışanların açtıkları davalarda artık görülmüştür. Eğitim
ortamında da ayrımcı durum ihtimali vardır.
Çocukluğunda obez olan çocuklar, kendi yaşıtlarından rahatsız
edilme, taciz, alay ve reddedilmeden öğretmenlerinin ön
yargılı davranışlarına kadar çok sayıda engelle karşılaşırlar.
Genç yaşta çocuklar obezitenin olumsuz etkilerine maruz
kalırlar. Çocuklarında çocukluk obezitesinden etkilenen
çocuklar bazen mutsuz, tembel, acımasız ve çok arkadaşı
olmayan çocuklar olarak nitelendirilirler.
Obeziteden etkilenen hastalar hakkındaki olumsuz davranışlar
sağlık hizmetleri ortamında da mevcuttur. Bu hastalar
genellikle sağlık hizmeti almaya çekinir, önemli önleyici
sağlık hizmeti almayı erteleme eğilimindedir ve doktor
randevularını daha sık ertelerler. Tıbbi hizmetleri ertelemek,
diyabet veya kardiyovasküler hastalıklar gibi eşzamanlı
hastalıkların teşhis veya tedavisini de ertelerken, bu
hastalıklar
gelebilir.
fiziksel
olarak
daha
da
zarar
verici
hale
Doç.Dr.Halil Coşkun
02 Nisan 2015 AKŞAM Gazetesi makalesidir.
http://www.aksam.com.tr/saglik/obeziteyi-anlamak/haber-394779
BARİATRİK
CERRAHİDE
PSİKİYATRİ: YRD. DOÇ. DR.
GÜZİN ELBÜKEN SEVİNÇER
Bu alanda yapılmış araştırmaların azlığı göz önüne
alındığında, bariatrik cerrahi hastalarının psikiyatrik
değerlendirmelerinde bir standart oluşturmak, uzman uzlaşısı
sağlamak ya da standart protokoller ve algoritmler oluşturmak
henüz mümkün gözükmemektedir. Ancak yaygınlaşan bariatrik
cerrahi uygulamaları bu konudaki klinik uygulamaları ve
özelinde de psikiyatrik ve psikososyal etmenlerle içiçeliğini
daha yakından bilmeyi gerekli kılmaktadır. Obezitenin
multifaktoriyel etiyolojik zeminde geliştiği göz önüne
alınacak
olursa,
bariatrik
cerrahi
hastalarının
multidisipliner değerlendirilmesinin gereği aşikardır. Bu
bağlamda Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü cerrahiye hasta
seçiminin içinde bir psikiyatri hekimine ulaşımın da olduğu
multidisipliner bir ekip tarafından yapılmasını önermiştir.
Yakın zamanda aynı enstitü psikiyatrik değerlendirmenin rutin
olarak yapılmasına gerek olmadığı, ancak gerektiğinde
yapılabilir olmasının sağlanmasını da karara bağlamıştır.
Fakat pek çok ülkede sigorta şirketleri ise ameliyat öncesi
psikiyatrik değerlendirmeyi şart koşmuştur. Ameliyat öncesi
psikiyatrik değerlendirmeyi gerekli kılan mantıklı pek çok
sebep vardır. Çoğu çalışmada genel popülasyonda normal
ağırlıklı bireylerle karşılaştırıldığında obez bireylerde yeme
bozuklukları, anksiyete bozuklukları, kişilik bozuklukları ve
özellikle duygudurum bozukluklarının daha sık olduğu
gösterilmiştir. Bu fark tedavi arayışında olan obez bireylerde
daha da belirgin hale gelmektedir.
Bariatrik cerrahiye aday hastaların büyük çoğunluğunda da
psikiyatrik bozukluk bulunduğunu gösteren pek çok çalışma
mevcuttur. Kalarchian ve ark.’ının yaptığı araştırmada
bariatrik cerrahi aday hastalarının yaklaşık % 66’sının en az
bir yaşam boyu, % 38’inin halen bir Eksen I tanısı olduğu, %
29’unun ise Eksen II tanısı bulunduğunu göstermiştir.
Bariatrik cerrahi öncesi psikiyatrik değerlendirmede en sık
rastlanan tanılar sırasıyla; anksiyete bozuklukları,
duygudurum bozuklukları, tıkınırcasına yeme bozukluğu ve
kişilik bozukluklarıdır. Kişilik bozukluklarından en sık
saptananı kaçıngan kişilik bozukluğudur. Ayrıca bu hastalarda
gece yeme sendromu, beden algısı bozukluğu ve çocukluk çağında
istismar öyküsünün de sık olduğu bildirilmiştir. Yaşam boyu
alkol ve madde kullanım bozuklukları % 32.6 civarında olsa da
sadece % 1.7’sinde halen mevcut alkol ve madde kullanım
bozukluğu saptanmıştır. Bariatrik cerrahi arayışında olan
hastalarda psikotrop ilaç kullanımı da sıktır. Freedman ve
ark.’ı yaptığı araştırmada bariatrik cerrahi hastalarının %
16’sının değerlendirme sırasında bir ruh sağlığı uzmanına da
gözükmekte olduğunu ve bunların %41’inin psikiyatrik ilaç
kullandığını göstermiştir. Bu grupta antidepresanlar en sık
kullanılan psikiyatrik ilaçlar olup, anksiyolitik ve
antipsikotik ilaç kullanımına da rastlanılmıştır.
Psikiyatrik bozuklukların ve psikososyal problemlerin
sıklığına rağmen bu bozuklukların cerrahi sonuçlarına etkisi,
mevcut çalışmaların metodolojik sınırlılığı ve uzunlamasına
izlem çalışmalarının azlığı nedeniyle tartışmalıdır. Bununla
birlikte genel olarak bakıldığında psikososyal problemlerin
cerrahi sonrası kilo verme üzerine olumsuz etkisini net olarak
ortaya koymuş bir çalışma da yoktur. Psikiyatrik bozukluk
mevcudiyeti
bariatrik
cerrahi
yapılmasına
engel
değildir! Ancak bariatrik cerrahi adayının cerrahinin
komplikasyonlarıyla baş edebilir olması, ameliyat sonrası
uygulaması gereken ve yaşam boyu sürecek olan diyet, egzersiz
ve yaşam tarzı düzenlemesi gibi önerilere uyabilir nitelikte
olmasının sağlanması gereklidir. Bariatrik cerrahi sonrası
gerekirlikler ve aşırı kilo kaybının getirdiği yaşam
değişikliklerini de göz önüne alarak düşündüğümüzde hastanın
ameliyatla ilgili beklentilerinin tartışılması, bireysel
hedeflerin belirlenmesi ve sosyal destek sistemlerinin
değerlendirilmesi de önemli konulardır. Çünkü hastalar kilo
vermek bakımından gerçek dışı beklentilere sahip olabilirler.
Bir çok hastanın ameliyat sonrası beden imajıyla ilgili
sıkıntısı azalsa da bazı hastalar aşırı kilo vermeye bağlı
olarak oluşan deri sarkmalarından şikayetçi olabilirler.
Çok az sayıda psikososyal etken kilo vermeyi öngörmede işe
yaramaktadır. Ameliyat öncesi psikiyatrik bozukluğun
bulunmasından daha ziyade hastalığın şiddetinin öngörücü
değeri olduğu bildirilmiştir. B kümesi kişilik bozuklukları ve
tekrarlı yatışı gerektiren psikiyatrik hastalığı olan hastalar
hem verdikleri kilo ile ilgili daha memnuniyetsiz olup hem de
psikiyatrik durumlarının olumsuz seyrettiği gösterilmiştir.
Bahsedilen
bu
hasta
değerlendirilmeli, uygun
uygulanmalıdır.
grupları
ameliyat
öncesi
farmakoterapi ve psikoterapi
Obez hastaların ameliyattan sonra depresyon, anksiyete
bozukluğu gibi eksen I tanılarında iyileşmenin yanında sosyal
ilişkilerinde düzelme, iş bulmada zorlanma ve iş yerinden sık
izin alma gibi olumsuz durumlarının da azaldığı saptanmıştır.
Fakat psikososyal değişkenlerdeki bu düzelmenin geçici olduğu,
bazı hastaların ameliyattan 2-3 yıl sonra başlangıç
işlevsellik düzeyine döndükleri bildirilmiştir. Bu durumun
kişilik özellikleri nedeniyle mi yoksa bu süreç içinde eklenen
olumsuz yaşam olayları nedeniyle mi açıklanacağı konusu
muğlaktır.
Ameliyat sonrası iyileşme aynı zamanda kişinin kendini iyi
hissetme hali, yakın ilişki, cinsellik ve sosyal etkileşim
alanlarında da gözlenmektedir. Fakat bariatrik cerrahi ile
kilo verme, tek başına psikososyal problemleri çözmez. Örneğin
kişinin öyküsünde cinsel tacizin olması kilo kaybıyla ilişkili
korkulara yol açabilir veya kişinin yakın ilişkilerindeki
kayıplar diğer ilişkilerini de problemli hale getirebilir.
Yani bazı hastalarda ameliyat sonrası psikososyal problemler
ve ailevi çatışmalar düzelmediği gibi kötüye de
gidebilmektedir.
Önemli sorulardan bir tanesi ameliyat öncesi mevcut
tıkınırcasına yeme bozukluğu ya da tatlı düşkünlüğü gibi yeme
alışkanlıkları olan hastaların bariatrik cerrahi için
kontrendikasyon teşkil edip etmediğidir. Eğer bu tip durumlar
mevcutsa bunların cerrahi öncesi tedavi edilmesi gerekliliği
tartışılan bir konudur. Bu noktada tıkınırcasına yeme
bozukluğu olan hastalarda medikal komplikasyonların daha sık
olduğuna dikkat çekilmiştir. Baritrik cerrahiye aday
hastaların geçmişte ya da halen kendine zarar verici davranış
ya da suisid girişimi/düşüncesi olup olmadığının dikkatle
sorgulanması önerilmektedir. Ayrıca intihar düşüncesinin,
yapılacak cerrahi müdahale ile karşılıklı ilişkisi ve
seçilecek obezite tedavi biçiminin de buna göre
değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bariatrik cerrahi
için kontrendikasyon teşkil edip etmediği tartışılan iki
önemli psikiyatrik tanı; mevcut psikotik bozukluk ve zeka
geriliğidir. Bu durumlar hastanın cerrahi sonrası uyum
yapabilmesindeki zorluklar nedeniyle önemlidir. Kullanılması
gerekli psikotrop ilaçların bariatrik cerrahi sonrası
gelişecek emilim problemleri ile ilişkili durumları cerrahi
öncesi dikkate alınması gereken bir diğer konudur.
Cerrahi
öncesi
kapsamlı
psikiyatrik
ve
psikososyal
değerlendirme, cerrahinin kontrendike olduğu durumları
saptamaktan ziyade bu hastaların eğitimi ve cerrahi sonrası
uyumları için elzemdir. Ayrıca cerrahi öncesi psikiyatrik
değerlendirme hastanın beklentilerini gerçekçi zemine oturtma,
sorunlu psikososyal konuları saptama ve bu konuların takip
etme bakımından da önemlidir. Özetle cerrahi öncesi yapılan
dikkatli psikiyatrik ve psikososyal inceleme bariatrik
cerrahinin sağlayacağı başarının en üst düzeye çıkması ve
kalıcılığı açısından büyük önem taşımaktadır.
Bariatrik cerrahi öncesi psikiyatrik ve psikososyal
değerlendirme yanında hastanın daha önceki kiloları ve diyet
ile ilgili alışkanlıklarının bilinmesi morbid obeziteye giden
yolun anlaşılması için psikolojik, davranışsal ve fizyolojik
değişimlerin hangilerinin katkıda bulunduğunun anlaşılması ile
ilgili değerli bilgiler sağlayabilir.
Morbid obez hastaların cerrahi dışı diyet gibi yöntemlerden
fayda sağlamadığı, varsa bile çok az bir fayda sağladığı
bilinmektedir. Yine de cerrahi adayı hastaların daha önceki
kilo verme mücadelelerinde kilo almasını ve vermesini
kolaylaştıran/zorlaştıran beslenme alışkanlıkları ve yaşam
tarzı ile ilgili bilgilerin bilinmesi cerrahi sonrasını da
yönetmede işe yaraması açısından önemlidir. Zaman içinde ve
çeşitli durumlar karşısında yeme davranışlarının izini sürmek
bu konularda değerli bilgiler sunar. Hastanın stresli hayat
olayları veya tatil gibi farklı ortamlarda sergilediği yeme
tutumlarının bilinmesi bariatrik cerrahi sonrasında gelişen
yeme problemlerini ayrıştırmak ve bu durumlarla baş edebilmek
açısından önemlidir.
Yrd. Doç. Dr. Güzin Elbüken Sevinçer
Neuropsychiatric Research Institute, Fargo, North Dakota, ABD
* Bu makale Güzin Sevinçer ve ark. tarafından Psikiyatride
Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2014;
6(1):32-44 dergisinde yayımlanmış ve buradan alıntı
yapılmıştır.
OBEZİTE CERRAHİSİ SONRASI
ÇAPRAZ BAĞIMLILIK NEDİR?
Çapraz bağımlılık; bağımlılık geçişi (addiction transfer)
olarak da adlandırılan bir durum olup dürtüsel bir davranışın
ortadan kaldırılması durumunda başka bir dürtüsel davranışın
ortaya çıkmasıdır. Alkol ve madde bağımlılığında daha fazla
konu edinilen bu durumun yeme bağımlılığı ve obezite ile de
ilişkili olabileceğini işaret eden bazı yayınlar medyada daha
sık yer almaya başlamıştır. Obezite cerrahisi geçiren
hastaların yeme ile ilgili bağımlılıklarının ameliyat
sonrasında, diğer bağımlılık yapan maddeler ya da bağımlılık
eşdeğeri davranışlarla yer değiştirdiğini gösteren bilimsel
çalışmalar da mevcuttur. Amerikan Bariatrik Cerrahi Derneği
obezite cerrahisi hastalarının %5’inde cerrahi sonrasında yeni
bağımlılık türlerinin oluştuğunu söylerken, başka yayınlarda
bu oranın %20-30’lara yükselebildiği ifade edilmiştir. Bu
konuda günümüze kadar yapılmış bilimsel çalışmaların azlığı
nedeniyle, bildirilen oranlardaki bu farklılıklar bu konuyu
hala sağlık çevrelerinde tartışılır kılmaktadır. Obezite
cerrahisi öncesi yeme bağımlılığı olan kişilerde cerrahi
sonrasında arttığı ileri sürülen dürtüsel-bağımlılık türündeki
davranışlar şunlardır;
sigaraya başlama ya da mevcut
arttırma
kahve tüketiminde artış
alkol tüketiminde artış
ağrı kesici kullanımında artış
sigara
tüketiminde
kumar, egzersiz, seks ve dini uğraşlar gibi davranışsal
bağımlılıklarda artış.
Yapılan çalışmalar çapraz bağımlılığı olan kişilerin beyin
görüntüleme yöntemlerinde beynin ödül mekanizmasından sorumlu
bölgelerinde dopamin adı verilen bir kimyasal maddenin
miktarının azaldığını göstermektedir. Bu durum madde
bağımlılığı olan bireylerin beyinlerinde olan durumla birebir
örtüşmektedir. Bu benzeşme aşırı yeme davranışı olan kişilerin
leziz gıdalara yönelmesinin bir çeşit bağımlılık olarak
kavramsallaştırılabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca vücut
kitle indeksi (VKİ) ile dopamin düzeylerinin arasında ters bir
ilişki varlığı da ortaya konmuştur. Yani VKİ ne kadar yüksekse
dopamin düzeyi o kadar düşüktür. Bu durumda da düşük dopamin
düzeyleri kişileri aynı hazzı alabilmek için daha fazla yemeye
yöneltmektedir. Alkol ve madde bağımlılığı ve diğer dürtüsel
davranışlar
obezite
cerrahisine
hasta
seçiminde
değerlendirilmekte ve bu durumların varlığı obezite cerrahisi
uygulanmasında dikkate alınmalıdır. Ameliyat öncesi bir
bağımlılığın mevcudiyeti ameliyat sonrasında çapraz bağımlılık
açısından ayrıca bir risk oluşturmaktadır.
Yeme bağımlılığı nedir?
Yağ ve şekerden zengin gıdayla beslenmeye maruz bırakılan
hayvanların davranışlarında bazı değişimler gözlenmiştir.
Örneğin, sıçanlara aralıklı olarak yüksek şeker ihtiva eden
gıdalar verildiğinde insanlarda gözlenene benzeyen
tıkınırcasına yeme davranışları ortaya çıkmış, sınırlı zamanda
büyük miktarda yiyecek tüketimine yönelmişlerdir. Şeker
verilmediğinde ise sıçanlar alkol ve madde bağımlılığında
olduğu gibi yoksunluk belirtileri göstermişlerdir. Bu durum
yeme bağımlılığı denen durumun varlığına işaret etmektedir.
Ayrıca çalışmalar şeker bağımlılığı gelişen sıçanların alkol
madde bağımlılığına da daha yatkın olduğunu göstermektedir.
İnsanlarda yapılan bir çalışmada ise yeme bağımlılığı olan
bireylerde depresyon ve dikkat eksikliği-hiperaktivite
bozukluğu gibi bağımlılık davranışıyla ilişkili diğer
psikiyatrik hastalıkların daha sık olduğu da gösterilmiştir.
Bağımlılık davranışları bazen stresli ve sıkıntılı duygusal
durumlarla baş etme aracı olarak kullanılmaktadır. Bunu
ispatlar şekilde alkol bağımlılarının %10 ila 25’i olumsuz
duygularını rahatlatmak için içki içtiklerini söylemişlerdir.
Sigarayı bırakmayı takiben tekrarlayan sigaraya başlamalar ve
başka bağımlılık davranışı geliştiren kişilerde de sıkıntıyı
tolere edebilme ve olumsuz duygulanıma dayanabilme
becerilerinin daha düşük olduğu gösterilmiştir. Duygusal aşırı
yeme, sıkıntıyı tolere edebilme becerisiyle ters yönde
ilişkilidir, yani bir kişinin stres toleransı ne kadar düşük
ise olumsuz duygusal durumlara cevap olarak aşırı yeme
davranışı gösterme ihtimali o kadar fazladır. Bu sebeplerle
sıkıntı toleransının düşüklüğü ve yeme bağımlılığı obezite
cerrahisi yapılan hastalarda değerlendirilmesi gereken önemli
kavramlardır. Çünkü bu özellikleri olan bireylerde ameliyat
sonrası aşırı yeme davranışı madde kötüye kullanımı ile yer
değiştirebilmektedir. Gerginlik, stres, depresyon veya
herhangi bir duygusal zorlanma ile karşılaştığında düşük
sıkıntı toleransı olan kişiler ameliyat öncesinde aşırı yeme
davranışı ile yaşadıkları rahatlama hissini elde edebilmek
için ameliyat sonrası dönemde bağımlılık veya dürtüsel
davranışlar geliştirebilirler. Nitekim obezite cerrahisi
hastalarında ameliyattan 2 yıl sonrasında ameliyat öncesi
durumla karşılaştırıldığında bağımlılık yapıcı madde
kullanımında artış olduğunu gösteren araştırmalar mevcuttur.
Bir çalışmada madde bağımlılığı sebebiyle yatırılarak tedavi
edilen obezite cerrahisi hastalarına “neden madde bağımlılığı
geliştirmiş olduğunuzu düşünüyorsunuz?” sorusu sorulmuş ve bu
hastaların %75 i madde ve alkol bağımlılığının gelişmesini
çözülmemiş çatışmalarına bağlamışlardır. Bu gurubun %83’ü ise
durumlarını bir bağımlılıktan başka bir bağımlılığa geçiş
olarak nitelendirmişlerdir.
Bu bulguların ışığında, obezite cerrahisi hastalarında
ameliyat öncesinde kişilerin yeme bağımlılığı ve düşük sıkıntı
toleransı bakımından değerlendirilmesi faydalı olacaktır.
Ayrıca hastalar obezite cerrahisine eşlik edebilen psikolojik
risklerle ilgili bilgilendirilmeli ve ilerleyen zamanda
gelişebilecek çapraz bağımlılıktan korunmak için hastalara
terapötik destek sağlanmalıdır.
Çapraz Bağımlılık için sağlıklı yollar
Hem hastaların hem de doktorların çapraz bağımlılık riskinin
yanı sıra yeme ile elde edilen ödülün yerine geçebilecek
sağlıklı yolların da var olduğunun bilinmesi önemli bir
noktadır. Bu konuda en önemli örnek egzersizdir. Egzersiz ödül
döngüsü ile ilgili beyin bölgelerinde kurabiye ve pasta gibi
gıdaların aşırı alınmasıyla sağlanan durumdakine benzer bir
etkiyle dopamin salınımında artışa sebep olmaktadır. Keza
vücudun tabii morfini olan endorfinlerin salınımı da
egzersizle artmaktadır. Egzersiz yeni başlayanlarda ilk planda
ağrılıdır ödül hissi yaşanmaz ancak zamanla bedenimiz
alıştıkça fiziksel aktivite kişileri iyi hissettirmeye başlar.
Ancak aşırı yapıldığında zarar verici de olabileceği
unutulmamalıdır. Örneğin anoreksiya nervosa ve bulimia nevroza
gibi yeme bozukluğu olan bazı vakalarda aşırı egzersiz
davranışı görülebilmektedir.
Egzersiz dışında Adsız Alkolik programlarında uygulandığı
üzere yeni kişilerarası ilişkiler geliştirme ve bu yolla
süpervizyon altında bulunma ve destek gruplarına katılma gibi
davranışsal
boyutların
da
çapraz
bağımlılığı
yönlendirebileceğimiz sağlıklı kanallar olduğu bilinmelidir.
Ancak kazalara yol açacak ve bunu umursamayacak düzeyde
egzersiz bağımlılığı ya da yeni ilişkiler sonucunda ortaya
çıkan romantik
ilişki ile ilgili kişisel bağımlılıkların
gelişebileceği de akılda tutulmalıdır.
Sonuç olarak; çapraz bağımlılık kavramının potansiyel olumsuz
sonuçları göz önüne alındığında obezite cerrahisi öncesi
yapılan kapsamlı psikolojik değerlendirmenin dürtüsel
davranışlar ve bağımlılık karakteristiklerinin incelenmesini
de içermesi gerektiği aşikardır.
Yrd. Doç. Dr. Güzin M. Sevinçer
Doç. Dr. Halil Coşkun
(Psikiyatri Uzm)
Download