tip - Prof. Dr. Halil Coşkun

advertisement
OBEZİTEYİ ANLAMAK! FAZLA KİLO
İLE OBEZİTE ARASINDAKİ FARK
NEDİR?
Obezite aşırı vücut yağı ile nitelendirilen bir hastalıktır.
Obezite tarafından etkilenen kişiler, genellikle diyet ile
kontrol edilmesi zor olan davranışsal, genetik ve çevresel
faktörlerden de etkilenirler. Obezite yaşam kalitenizi
etkileyebilecek ve yaşam sürenizi azaltabilecek olan bazı
hastalıklar ve diğer sağlıkla ilgili sorunların ortaya çıkma
ihtimalini de artırır.
Kim etkilenir?
Obezite her dört kişiden birini etkileyen son derece ciddi bir
hastalıktır.
“Fazla Kilo” ve “Obezite” – Aradaki fark nedir?
Kilo aşamaları vücut kitle endeksi (VKİ) ile tanımlanır. VKİ
25 ila 29.9 arasında olan bir kişi klinik olarak “fazla
kilolu” olarak tanımlanabilir. 30 veya daha fazla VKİ
“obezite” olarak sınıflandırılır.
Aşırı kilodan etkilenen kişiler, aynı zamanda kalp hastalığı,
felç, diyabet, bazı türde kanserler, gut (aşırı ürik asitin
sebep olduğu eklem ağrısı) ve safra kesesi hastalığı gibi
sağlık sorunları da yaşama riski altındadırlar. Aşırı kilo
uyku aynı zamanda uyku apnesi (uyku sırasında solunumun
kesilmesi) ve osteoartirite (eklemlerin aşınması) sebep
olabilir.
Kilo vererek aşırı kilonun zararlı etkileri de azaltılabilir.
Bununla birlikte, aşırı kilodan etkilenen bir çok kişinin
tekrar sağlıklı vücut ağırlıklarına dönebilme sorunları
vardır.
Vücut Kitle Endeksi (VKİ)
VKİ kişinin kilogram olarak ağırlığının metre kare olarak
boyuna (kg/m2) bölünmesidir. Obezitenin belirlenmesinde VKİ
kullanılır.
Obezite en çok VKİ kullanılarak hesaplanır. VKİ 30 veya daha
fazla olan bir yetişkin klinik olarak obezdir.
VKİ kişinin gerçek vücut yağı yüzdesini belirlemek için
kullanılmaz, ama neyin sağlıklı olup neyin olmadığı açısından
ağırlığı sınıflandırırken iyi bir göstergedir.
Obezite ile ilgili sağlık riskleri nelerdir?
Obezite ile ilgili 40′dan fazla medikal durum vardır. Obez
olan kişiler, sağlıklarının bozulmasına veya daha ciddi
durumlarda erken ölümlere sebep olan bu ciddi medikal
durumlardan bir veya birden fazlasına yakalanma riskiyle karşı
karşıyadırlar. Yılda 112,000′den daha fazla ölüm obezite ile
bağlantılıdır. En çok görülen obezite ile ilgili hastalıklara
şunlar dahildir:
Tip 2 diyabet
Yüksek tansiyon
Yüksek kolesterol
Kalp hastalığı
Felç
Safra kesesi hastalığı
Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD)
Osteoartirit
Uyku apnesi ve solunum sorunları
Bazı kanserler
Obeziteye ne sebep olur?
Kişinin uzun sürede yaktığından daha fazla kaloriyi alması
obeziteye sebep olur. Bu “fazla” kaloriler yağ olarak
depolanır. Obez kişilerde bu enerji dengesizliği ile
sonuçlanan birden fazla faktör olmasına rağmen, asıl katkıda
bulunan faktörler davranış, çevre ve genetiktir.
Davranış: Günümüzün hızlı tempolu ortamında sağlıksız
davranışları benimsemek son derece kolaydır. Davranış obezite
halinde, yiyecek seçimleri, fiziksel aktivite miktarı ve
sağlığınızı sürdürme çabasıdır. Yiyecek seçimlerine dayanarak
çoğu kişi artık kalori yönünden zengin ama besin yönünden
zayıf yiyecekleri seçiyorlar. Bu davranış sorunu aynı zamanda
evde ve dışarıda yemek yerken porsiyonlardaki artışla da
ilgilidir.
Ortam: Ortam kişinin yaşam tarzı ve huylarını şekillendirmekte
kilit bir rol oynuyor. Sağlık kararlarınız etkileyebilen pek
çok çevresel etki vardır. Günümüz toplumu daha hareketsiz bir
hayatı benimsemiştir.
Yürümenin yerini otomobil kullanmak,
temel fiziksel aktivitenin yerini teknoloji almış ve beslenme
de çabuk yemeklere yenik düşmüştür.
Genetik: Bilim genetiğin obezitede rol oynadığını
göstermiştir. Genler obezite ile sonuçlanan bazı hastalıklara
sebep olabilir. Bununla birlikte, bu durum obez olma ihtimali
bulunan bütün bireylerin obeziteden etkileneceği anlamına
gelmemektedir.
Günümüzde hangi genlerin en çok obeziteye
katkıda
bulunduğunu
belirlemek
için
araştırmalar
yapılmaktadır.
Obezitenin sosyal etkileri nelerdir?
Obez kişiler sağlık risklerinin de ötesinde engellerle
karşılaşırlar. Duygusal acılar obezitenin en acı veren
yönlerinden biridir. Toplum sık sık fiziksel görünümün önemini
vurgulamaktadır. Sonuç olarak obeziteden etkilenen kişiler,
sık sık iş piyasasında, okulda ve sosyal ortamlarda ön yargı
veya ayrımcılıkla karşılaşırlar.
İş Yerindeki Etkileri: Obezite ile ilişkilendirilen olumsuz
etiket yüzünden, obez çalışanlara iş arkadaşları ve işverenler
genellikle yetersiz, daha tembel ve öz disiplini olmayan
kişiler olarak bakarlar. Genellikle olumsuz davranışlar,
obeziteden etkilenen çalışanların maaşlarını, terfilerini ve
iş konumlarını da olumsuz etkiler.
İş bulmak da çok zor bir şey olabilir. Araştırmalar obeziteden
etkilenen kişilerin, daha zayıf başvuru sahiplerine kıyasla,
tamamen aynı niteliklere sahip olmalarına rağmen işe alınma
olasılıklarının
daha
düşük
olduğunu
göstermiştir.
Mahkemelerde, kiloları yüzünden, görevlerini yapmaya yeterli
oldukları halde işten çıkartılan çalışanların açtıkları
davalarda artık görülmüştür.
Okuldaki Etkileri: Eğitim ortamında da ayrımcı durum ihtimali
vardır. Çocukluğunda obez olan çocuklar, kendi yaşıtlarından
rahatsız edilme, taciz, alay ve reddedilmeden öğretmenlerinin
ön yargılı davranışlarına kadar çok sayıda engelle
karşılaşırlar. Genç yaşta çocuklar obezitenin olumsuz
etkilerine maruz kalırlar. Çocuklarında çocukluk obezitesinden
etkilenen çocuklar bazen mutsuz, tembel, acımasız ve çok
arkadaşı olmayan çocuklar olarak nitelendirilirler.
Sağlık hizmetleri ortamında: Obeziteden etkilenen hastalar
hakkındaki olumsuz davranışlar sağlık hizmetleri ortamında da
mevcuttur. Bu hastalar genellikle sağlık hizmeti almaya
çekinir, önemli önleyici sağlık hizmeti almayı erteleme
eğilimindedir ve doktor randevularını daha sık ertelerler.
Tıbbi hizmetleri ertelemek, diyabet veya kardiyovasküler
hastalıklar gibi eşzamanlı hastalıkların teşhis veya
tedavisini de ertelerken, bu hastalıklar fiziksel olarak daha
da zarar verici hale gelebilir .
Bu ayrımcılığın sonuçlarının kişinin yaşam kalitesinde ciddi
bir etkisi olabileceği gibi obezite ile ilişkilendirilen
olumsuzlukların daha da artmasına sebep olabilir.
Obezite için hangi tedaviler mevcuttur?
Obezite tedavisi stratejileri kişiden kişiye değişir. Tedaviye
erken başlamak başarının temel bir parçasıdır ve herhangi bir
kilo verme programına başlamadan önce doktorunuzla görüşmeniz
çok önemlidir. Obeziteyi tedavi için çeşitli yöntemler vardır:
davranış değiştirme, fiziksel aktivite, klinik olmayan kilo
yönetim programları, medikal kilo yönetimi, ilaçlar ve
bariatrik operasyon.
Davranış Değiştirme: Davranış obezitede önemli bir rol oynar.
Obezitenin gelişmesine katkıda bulunan davranışları
değiştirmek, hastalığı ya tek başına ya da diğer yöntemler ile
birlikte tedavi etmenin bir yoludur. Önerilen davranış
değişikliklerinden bazıları şunlardır: yeme alışkanlıklarını
değiştirmek, fiziksel aktiviteyi artırmak, vücudumuz ve nasıl
doğru beslenmesi gerektiği hakkında eğitim almak ve bir destek
grubuna veya okul dışı bir aktiviteye katılmak ve gerçekçi
ağırlık yönetimi hedefleri belirlemek.
Fiziksel Aktivite: Bir fiziksel aktivite programı başlatmak
veya olanı artırmak da obeziteyi yönetmenin önemli bir
yönüdür. Günümüz toplumu daha hareketsiz bir hayatı
benimsemiştir ve rutin fiziksel aktivite sağlığı önemli ölçüde
olumlu yönde etkiler. Aşırı kilolu veya obez olan kişiler
herhangi bir egzersiz programına başlamadan önce doktorlarına
danışmalıdırlar.
Klinik Olmayan Kilo Yönetimi Programları: Klinik olmayan
programlara katılmak da obezitenin başka bir şeklidir. Bazı
programlar, özel bir kilo verme zinciri, şok diyetler takibi
gibi, ticari olarak işletilirler. Klinik olmayan kilo verme
programları ile ilgili çok sayıda danışmanlar, kitaplar,
İnternet siteleri veya destek grubu bulunmaktadır.
Tıbbi Kilo Yönetimi: Tıbbi Kilo Yönetimi klinik ortamda bir
obezite tıp doktoru tarafından gerçekleştirilir. Hemşire
pratisyenler, doktor asistanları, hemşireler, kayıtlı
diyetisyenler ve psikologlar da programın bir parçası
olabilirler. Bu programlar genel olarak beslenme konusunda
danışmanlık, fiziksel aktivite ve davranış terapisi gibi
hizmetler sunarlar. Bu programlar genellikle obezite
tedavisinde toplam yemek replasman planları veya reçeteli ve
onaylı ilaçları kullanırlar.
Bunların hepsi kalorisi azaltılmış bir diyet, egzersiz ve
davranış değiştirme ile birlikte kullanılacaktır. Bütün
terapilerde olduğu gibi, ilaç ile kilo yönetimine de
odaklanmış bir tedavi planı ile yaklaşılması gerekir.
Bariatrik Operasyon (Obezite Cerrahisi): Obezitenin operasyon
ile tedavisi, “ciddi obez” olarak sınıflandırılan kişiler için
bir seçenektir. VKİ 35 veya daha fazla olan kişiler veya ideal
vücut ağırlığının 50 kilo üstünde olan kişiler ciddi derecede
obez olarak tanımlanır.
Bariatrik operasyondan sonra, kişiler yine de yaşam tarzlarını
ve huylarını değiştirmeli, diyetlerini ayarlamalı ve fiziksel
aktivitelerini artırmalıdırlar.
Laparoskopik Roux-en-Y Gastrik Bypass, Mini Gastrik Bypass,
Sleeve Gastrektomi, Duodenal Switch ile Biliopankreatik
Diversiyon ve Nöromodülasyon (VBLOC®) gibi farklı bariatrik
operasyonlar vardır.
* Bu makale “obesityaction.org”dan alıntılanıp düzenlenmiştir.
Doç. Dr. Halil Coşkun
METABOLİK CERRAHİ KAVRAMI VE
GELİŞİMİ NEDİR?
Obezite Cerrahisinin Morbid Obezite ve bununla ilgili
durumlarda en etkin ve en uzun süreli tedavi yöntemi olduğu
bilinmektedir. Ancak günümüzde giderek artan veriler bu
yöntemin Tip 2 diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı ve obstrüktif uyku apne gibi
farklı metabolik hastalıklar ve durumlar için mevcut en etkili
tedavi yöntemlerinden biri olduğunu düşündürmektedir.
UCSF-Fresno cerrahi bölümü profesörlerinden ve yeni adıyla
American Society for Metabolic & Bariatric Surgery (ASMBS)
(Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği) başkanı Dr.
Kelvin Higa “Ciddi obezite için uygulanan cerrahi kilo
kaybının ötesinde yarar sağlamaktadır. Bu cerrahi çoğu hastada
Tip 2 diyabet ve diğer hayatı tehdit edici hastalıklarda ciddi
iyileşme ya da tam remisyona neden olmaktadır. Derneğin yeni
ismi ve misyonu cerrahinin genişleyen ve evrimleşen yönünü
yansıtmaktadır” dedi. “İnsanlar genellikle cerrahiyi diyabet
veya yüksek tansiyonun tedavisi olarak düşünmemektedir, ancak
aslında öyledir ve biz bu hastalıklara yaklaşımda metabolik
cerrahinin rolünün giderek artmasını beklemekteyiz.”
ASMBS daha önce American Society for Bariatric Surgery
[Amerikan Bariatrik (Obezite) Derneği] olarak bilinmekteydi.
İsim değişikliği derneğin kuruluşundan yaklaşık 25 yıl sonra
gerçekleşti. Derneğin cerrahlar, hemşireler, bariatrisyenler,
psikologlar, diyetisyenler ve diğer sağlık personelini içeren
yaklaşık 3000 üyesi bulunmaktadır.;Metabolizma vücudun
gıdaları hücresel düzeyde enerjiye dönüştürme işlemidir. En
sık görülen metabolik hastalık Tip 2 diyabettir, vücutta
insülin eksikliği veya üretilen insüline vücudun cevap
verememesine bağlı olarak kan şekerinin yeterince regüle veya
metabolize edilemediği durumlarda ortaya çıkar.
American Diabetes Association (Amerikan Diyabet Birliği)’a
göre ABD’de yaklaşık 21 milyon kişide Tip 2 diyabet ve 54
milyon
kişide
diyabet
başlangıcı
(pre-diyabet)
bulunmaktadır.;Vücut yağının artması metabolik hastalıklar
için riski arttırmaktadır. CDC National Center for Health
Statistics tarafından yürütülen National Health and Nutrition
Examination Survey 1999-2002 NHANES’e göre diyabetik
hastaların yarısından fazlasında (%51) Vücut Kitle İndeksi
(VKİ) 30 veya üzerinde iken, VKİ 35 ve üzerinde olanların
yaklaşık yüzde 80’inde bir ya da daha fazla metabolik hastalık
bulunmaktadır. Yeni çalışmalar metabolik cerrahinin insülin
rezistansını ve sekresyonunu, muhtemelen gastrointestinal
hormonal değişikliklere bağlı olarak, kilo kaybından bağımsız
mekanizmalar ile düzeltebileceğini öne sürmektedir. Birçok
hastada metabolik cerrahiyi takip eden günler içerisinde,
anlamlı kilo kaybı oluşmasından uzun süre önce, Tip 2 diyabet
tam remisyona girmektedir. Bu bilgiler metabolik cerrahinin
normal kiloda ya da hafif kilolu diabetik bireyler için uygun
olabileceği fikrini doğurmuştur.;
East Carolina Üniversitesi’nde cerrahi ve biyokimya profesörü
olan ASMBS’nin eski başkanı Dr. Walter Pories obezite
cerrahisinin Tip 2 diyabet üzerindeki etkilerini inceleyerek
1992 yılında Annals of Surgery’de çığır açan yayınını
bildirdi. Yayın “Tip II Diabetes Mellitus (NIDDM) Cerrahi Bir
Hastalıkmıdır?” başlığı ile gastrik bypass sonrası Tip 2
Diyabetin remisyonunu bildirmekteydi.;Obezite Cerrahi
merkezlerini mükemmellik açısından denetleyen, kar amacı
olmayan bir kuruluş olan Surgical Review Cooperation başkanı
Dr. Pories “ Yirmibeş yıl önce cerrahinin Tip 2 diyabet
üzerindeki küratif etkisi ile büyülenmiştik” dedi. “Günümüzde
ise cerrahi geçiren hastalar için ana nedenlerden biri ve
metabolik cerrahide yapılan yeni araştırmalar sayesinde ciddi
ilerlemeler sağlanacağından eminim.”;Metabolik ve Obezite
Cerrahisinde yürütülen araştırmaların çoğu 45 kilogram ve
üzeri kilo fazlası (VKİ 40 veya üzeri) veya 35 kilogram ve
üzeri kilo fazlası (VKİ 35 ve üzeri) ile birlikte obezite ile
ilişkili Tip 2 diyabet gibi ek hastalığı olan morbid obez
hastalar ile sınırlanmaktadır.;Journal of the American Medical
Association (JAMA)’da 2004 yılında yayınlanan ve dönüm noktası
olarak kabul edilen çalışmaya göre, obezite cerrahisi
hastaları
aşağıdaki
metabolik
durumlarda
düzelme
göstermektedirler:;
· Hastaların %76.8’sında Tip 2 diyabet remisyonu ve %86’sında
ciddi düzelme sağlandı.· Hastaların %61.7’sinde hipertansiyon
elimine edildi ve %78.5’inde ciddi düzelme sağlandı.
· Hastaların
düşürüldü.
%70’inden
fazlasında
yüksek
kolesterol
· Hastaların %85.7’sinde uyku apne elimine edildi.;
Benzer şekilde eklem hastalıkları, astım ve infertilite ya
tamamen iyileşti ya da ciddi ölçüde düzeldi. Çalışma cerrahi
hastalarının fazla kilolarının %62 ile %75’ini kaybettiklerini
gösterdi.;
Bu yılın başlarında, 25 uluslararası tıbbi organizasyon ile
ASMBS, ADA, NAASO-Obezite Derneği ve The European Association
for the Study of Diabetes (EASD) dahil olmak üzere diyabet ve
metabolik hastalıklar konusunda önde gelen 60 kadar uzman,
gastrointestinal ameliyatların diyabet üzerine etkileri ile
ilgili tıbbi verileri değerlendirmek üzere Roma- İtalya’da bir
konsensus toplantısı gerçekleştirdi. Grubun Tip 2 diyabet
tedavisinde metabolik cerrahinin yeri ile ilgili bulgularını
yıl sonunda açıklaması beklenmektedir.;
ASMBS’nin bir önceki başkanı, Cleveland Kliniği Bariatric
(Obezite) ve Metabolik Enstitüsü yöneticisi ve Roma
toplantısının organizatörlerinden biri olan Prof. Dr. Philip
Schauer “Kanıtlar yaygın. Çoğu çalışma uygun hastalarda
göreceli olarak düşük oranda risk ile uygulanan ameliyatların
sonrasında Tip 2 diyabette önleme, düzelme veya remisyon
sağlandığını göstermektedir” dedi. “Metabolik Cerrahi, obezite
ve diyabet epidemik ikizleri ile savaşmak için anahtar rol
oynayabilir, ve bu cerrahi giderek daha güvenli hale
gelmektedir”.;
Agency for Healthcare Research and Quality (AHRQ) tarafından
yapılmış yeni bir çalışmaya göre, obezite cerrahisi ile
ilişkili mortalite 1998’de yüzde 0.89 düzeyinden 2004’te yüzde
0.19’a düşerek çarpıcı bir oran ile (%78.7) azalmıştır.
2004’te Annals of Surgery’de yayınlanan bir çalışmaya göre
morbid obezitenin mortalitesi obezite veya metabolik
cerrahinin kullanılması ile %89 azalmıştır.;
ASMBS 2006 yılında ABD’de tahminen 177.600 kişinin obezite
cerrahisi geçirdiğini bildirdi. Cerrahi kriterlerini dolduran
hastaların yüzde birinden azı ameliyat olmaktadır. ABD’de 15
milyon ya da 50’de 1 yetişkinde morbid obezite bulunmaktadır
ki bunlar Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, uyku apne,
hipertansiyon, astım, kanser, eklem sorunları ve infertilite
dahil 30’u aşkın diğer hastalık durumu ile ilişkilidir.
Obezitenin sağlık sistemi üzerine direk ve indirek maliyeti
yıllık yaklaşık 117 milyar dolardır.;
En sık uygulanan cerrahi işlemler gastrik by-pass,
ayarlanabilir gastrik bandlama ve duodenal switch ile
biliopankreatik diversiyondur.
Doç. Dr. Halil Coşkun
TİP 2 DİYABETİN TEDAVİSİNDE
MİNİMAL İNVAZİV CERRAHİ
Obezite, kandaki yüksek şeker düzeyleri ile karakterize olan
ve ömür boyu süren Tip 2 Diyabetin gelişmesindeki en önemli
faktörlerden birisidir. Bu hastalık, vücudumuzda pankreas
tarafından salgılanan bir hormon olan insüline doğru bir
şekilde yanıt vermediğinde ortaya çıkmaktadır. Hafif obez bir
kişinin diyabete yakalanma riski normal bir insana göre iki
kat iken, ağır obez bir kişi 10 kat riske sahiptir. Tip 2
Diyabet riski yaş, aile öyküsü ve daha çok karın bölgesine
lokalize obezite (merkezi obezite) ile artmaktadır. Yağ ve
karbonhidrat oranı yüksek besinler tüketmek kanda daha fazla
yağlı aside ve karaciğer ile iskelet kaslarında lipid
birikimine yol açarak insüline karşı direnç oluşmasına ve
sonunda da diyabete neden olmaktadır. Zaman içinde diyabet
genellikle kötüye gider ve pankreas tarafından üretilen
insülin miktarı çarpıcı şekilde azalır.
Geleneksel Tip 2 Diyabet tedavisi yeterli değilse?
Kandaki şeker düzeylerini iyileştirerek normale döndürmek ve
böylelikle göz ve böbrek hastalığı gibi uzun süreli
komplikasyonlarla sinirlere ve kan damarlarına zarar gelmesini
önlemek amacıyla diyabetin tedavi edilmesi gerekmektedir.
Normalize kan şeker düzeyleri ölüm, inme, kalp yetmezliği ve
diğer komplikasyonların riskini azaltmaktadır.
Kanda glikosilatlı hemoglobin (HbA1c) düzeylerini belirlemek
amacıyla yapılan testler kişinin uzun dönem komplikasyon
riskini belirleyebilmektedir. Bu test, kırmızı kan hücreleri
ile diğer hücrelere yapışan glükoz miktarını ölçmektedir.
HbA1c düzeyini %1 oranında düşürmek bile komplikasyon riskini
%25 azaltmaktadır.
Tip 2 Diyabet tedavisinde ilk hedef, kan şeker düzeylerinin
normale döndürülmesi yoluyla semptomların iyileştirilmesidir.
Sonrasındaki hedefler ise göz ve böbrek hastalığı gibi uzun
süreli komplikasyonlarla sinirlere ve kan damarlarına zarar
gelmesini önlemektir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, kan
şekerinin sıkı bir şekilde kontrol edilmesinin göz, böbrek ve
sinir hasarı gibi çeşitli uzun dönemli komplikasyonları
azaltabileceğini göstermektedir.
Tip 2 Diyabetin ilk adım tedavisi diyet ve egzersizdir. Bunlar
normal kan şekeri düzeylerinin korunmasında yeterli değilse
pankreasın daha fazla insülin üretmesini tetikleyen, insülinin
daha çok işe yaramasına yardımcı olan, karbonhidratların
barsakta emilimini azaltan ya da karaciğerdeki şeker üretimini
azaltan ilaçlar almanız gerekebilir. Yaşam tarzı
değişiklikleri ve ilaçlara rağmen kan şekeri kontrolünüz
yetersiz ise insülin almanız gerekecektir.
Tip 2 Diyabet bulunan bazı insanlar diyetten sonra ilaçları
bırakabilmektedir, ancak sağlıklı bir kiloya ulaşmak ve bunu
sürdürmek bazen oldukça zorlayıcıdır. Çeşitli diyetler
deneyerek başarısız olmuşsanız obezite cerrahisinde uygulanan
yöntemler Tip 2 Diyabet tedavisi için kalıcı bir çözüm
oluşturabilir!
Kanıtlanmış Prosedürler
Obezite Cerrahisinin en yaygın formları Laparoskopik Tüp Mide
ve Gastrik Bypass ameliyatlarıdır. Hangi prosedürün size uygun
olduğunu belirlemek amacıyla cerrahınız tarafından muayne
edilmeniz gerekmektedir.
Minimal İnvaziv Teknikler
Doç. Dr. Halil Coşkun tarafından uygulanan tüm prosedürlerin
%95’ten fazlası minimal invaziv (laparoskopik) teknikleri
kullanarak yapılmaktadır. Minimal invaziv ameliyat; hızlı bir
iyileşme sürecine katkıda bulunan daha hızlı operasyonlar,
daha az anestezi, çok daha ufak kesiler ve daha az yara izi
demektir.
Neyi kaybetmeyi… ya da kazanmayı bekleyebilirsiniz?
Hastaların çoğu ameliyattan 18 ila 24 ay sonra fazla
kilolarının %50 ile %85’ini kaybederler. Ulaştığınız kilo
kaybını ancak diyet değişiklikleri ve düzenli egzersizle
sürdürebilirsiniz. Diyabetin daha iyi kontrolü ya da
gerilemesi eğilimi önemli miktarda kilo kaybı oluşmadan önce
bile söz konusudur.
Ameliyatın kan şekeri düzeyleri, tansiyon ve kolesterol
üzerindeki etkileri
Obezite Cerrahisinden hemen sonra kan şekeri düzeyleri hızla
iyileşerek ilacın azaltılmasına ya da kesilmesine imkan
sağlar. Yeni çalışmalar obezite ameliyatını takiben yağ dokusu
kaybının insülin direncinin iyileşmesine yol açtığını
göstermektedir.
Laparoskopik Gastrik Bypass ameliyatı diyabetin kontrol altına
alınmasında oldukça etkilidir. Hastaların yaklaşık üçte
birinde ameliyattan sonra diyabet ilacı gerekmemekte, %85’inde
ise ameliyattan sonraki iki yıl içinde diyabetleri tamamen
düzelmektedir.
Diyabetin daha hafif formu (diyetle kontrol altında tutulan)
bulunan hastalar, beş yıldan az bir süredir diyabet hastası
olanlar ve ameliyattan sonra daha fazla kilo kaybedenlerde
diyabetin tamamen gerileme olasılığı daha fazladır. Diyabet
hastalarının pek çoğunda kalp krizi ve inme riskini önemli
ölçüde artıran yüksek tansiyon ve kolesterol problemleri
bulunmaktadır. Obezite Cerrahisi yüksek tansiyonla kolesterolü
iyileştirerek bu riskleri azaltmaktadır.
İyileşme ve Ameliyat Sonrası İzlem
Obezite ameliyatı düşünen hastalar en çok başarısız olmaktan
korkmaktadır; başarı için gerekli yaşam tarzı değişikliklerine
bağlı kalamayacaklarından korkarlar. Bu nedenle obezite
cerrahisi hastaları yaşam boyu izlemden ve sağlam bir destek
ağından yarar görmektedir.
Ameliyattan sonra erken dönemde cerrahla yapılan vizitler
potansiyel
komplikasyonlarla
diyet
değişikliklerine
odaklanılmasını sağlar. Hekim danışmanlığında beslenme durumu,
ilk ay boyunca progresif bir şekilde sıvı gıdalardan katı
gıdalara doğru ilerler. Geç dönem vizitlerinde ise psikolojik
destek, beslenme değerlendirmesi, vitamin takviyesi
egzersiz programları üzerinde odaklanılmaktadır.
ve
Ameliyat için uygun musunuz?
Obezite ameliyatı önemli bir ameliyat olup, yalnızca medikal
tedavi ile diyabet tedavileri başarısız olduğu durumda
düşünülmelidir. Eğer kilo kaybı ameliyatı düşünüyorsanız,
yaşam tarzınızdaki ömür boyu sürecek değişikliklere ve obezite
cerrahisi ekibiyle yapacağınız vizitlere bağlı kalmayı ciddi
bir şekilde göz önüne almalısınız.
Tip 2 diyabet ya da fazla kiloyla ilişkili başka hastalıklarla
birlikte VKİ 35 kg/m2 ya da üzerinde ise ve normal açlık kan
şekerine (ortalama 125 mg/dl ya da HbA1C %7) ulaşamıyorsanız,
muhtemelen diyabet cerrahisi adayısınız demektir. Kontrolü
yetersiz diyabet gibi bazı durumlarda hastalar, VKİ 35
kg/m2’nin altında ise bile obezite ameliyatı için uygundur.
Merkezimiz, bazı istisnalarla beraber 12 ila 70 yaş arası
adayları kabul etmektedir.
Her ameliyatın riskleri vardır
Cerrahi prosedürlerin tümünün, yararlarıyla tartılması gereken
bir takım riskleri söz konusudur. Cerrahınız, bilinçli bir
karara ulaşmanız amacıyla ameliyatın potansiyel risklerini
sizinle görüşecektir.
Doç. Dr. Halil Coşkun
TİP
2
DİYABETTE
TEDAVİNİN
YERİ:
GAZETESİ
CERRAHİ
AKŞAM
Son dönemde bu konuyla ilgili gerek yazılı basında gerekse
görsel basında birçok haber çıkmaya başlamıştır. Haber
başlıkları ise “Tip2 diyabet (T2DM) cerrahi yöntem ile tedavi
edilebilmektedir”. Bu son derece çarpıcı iddia gerçekte ne
kadar doğrudur ve bu nasıl olmaktadır? Bu konuyu çok detaya
girmeden mümkün olduğunca yalın bir dille açıklamaya
çalışacağım.
Bugün için artık obezite cerrahisi ameliyatlarının ağır obez
hastalarda T2DM’un uzun süreli iyileşme ya da gerilemeyle
sonuçlandığını gösteren önemli miktarda bilimsel veri
bulunmaktadır. Ancak burada önemli olan nokta T2DM’un önemli
kilo kaybı oluşmadan çok daha önce, tipik olarak günler ya da
haftalar içinde gerilemesidir. Artmakta olan bulgular bu
ameliyatların anti-diyabetik etkilerinin, tek başına gıda
alımı ve kilo üzerine etkileriyle açıklanamayacağını
düşündürmektedir.
Obezite cerrahisi ameliyatlarından olan Tüp Mide ve Gastrik
By-pass da ağır obez ve T2DM olan olguların %70-85’in den
fazlası ameliyattan 24 saat sonra kan şekeri düzeylerinde
önemli gerileme olduğu hatta normale geldiği bilinmektedir.
Buna benzer şekilde emilimi engelleyici Duedonal Switch gibi
ameliyatlarda da %85-95 oranında kan şekerinde gerileme ile
T2DM düzeldiği gözlenmiştir. Tüm bu veriler sindirim
sisteminde yapılacak buna benzer bir ameliyatın kilo kaybı
olmadan non-obez (normal kilolu) olgularda da T2DM tedavi
edilip edilemeyeceğini gündeme getirmiştir.
Bugün için yukarıda tariflenen ameliyat tipleri obezite ve
T2DM’un tedavisinde en etkili cerrahi yöntemleri olarak
görünmektedir. Ancak bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar
halen çok sınırlıdır, orta ve uzun dönem sonuçlarıyla ilgili
halen yeterli veri bulunmamaktadır.
Diyabet cerrahisindeki bu hızlı gelişmeler sonucunda 2007
yılında Roma/İtalya da “International Conference on
Gastrointestinal Surgery to Treat Type 2 Diabetes” toplantısı
yapılmıştır. 2011 yılında ise benim de katıldığım bir toplantı
olan “2nd World Congress Interventional Therapies for Type 2
Diabetes” kongresi New York/ABD’de düzenlenmiştir.
Sonuç olarak, obezite+T2DM olan olgularda mevcut obezite
ameliyatları T2DM çözmekle birlikte normal kilolu kişilerde
diyabete yönelik bu 2 ameliyatın rutine girmesi için henüz
erken görünmektedir. İlerleyen yıllarda yapılacak olan
prospektif randomize çalışmaların sonuçları bu konuda daha net
bilgileri ortaya koyacaktır.
Doç. Dr. Halil Coşkun
12/02/2015 AKŞAM Gazetesi makalesidir.
http://www.aksam.com.tr/yasam/tip-2-diyabette-cerrahi-tedavini
n-yeri/haber-381083
METABOLİK CERRAHİ İLE TİP 2
DİYABET NASIL TEDAVİ EDİLİR?
(VİDEO)
http://www.obezitecerrahisi.com/wp-content/uplo
ads/2014/09/Metabolik-cerrahi-ile-tip-2diyabet-seker-hastaligi-nasil-tedaviedilir_qtp1.mp4
GASTRİK BYPASS NEDİR? NASIL
KİLO KAYBEDİLİR?
http://www.youtube.com/watch?v=v_LdjT-ch7s
Download