tc çukurova üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü iktisat anabilimdalı

advertisement
T.C.
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İKTİSAT ANABİLİMDALI
KAMU AÇIKLARININ EKONOMİK ETKİLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Melek AKDOĞAN GEDİK
Danışman: Prof. Dr. Erhan YILDIRIM
DOKTORA TEZİ
ADANA/ 2007
ii
ÖZET
KAMU AÇIKLARININ EKONOMİK ETKİLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Melek AKDOĞAN GEDİK
Doktora Tezi, İktisat Anabilim Dalı
Danışman: Prof. Dr. Erhan YILDIRIM
Kasım 2007, 172 sayfa
Kamu açıkları, ülkelerin ekonomik yapılarının değerlendirilmesinde önemli bir
gösterge olma özelliği taşımaktadır. Kamu açıkları ve bu açıkların finanse edilmesinde
kullanılan para ve maliye politikası araçlarının, makro iktisadi değişkenler üzerinde
yarattığı etkiler farklılık arz edebilmektedir. Konu iktisadi düşünce okulları arasında da
geniş bir tartışma alanına sahip olma özelliği taşımaktadır.
Bu çalışmada, kamu açıklarına ilişkin maliye politikası uygulamaların makro
değişkenler ve sektörel değerler üzerindeki etkileri, Türkiye ekonomisi için
değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bu amaçla, makro iktisadi değişikliklerin ve dışsal
şokların ekonominin geneli üzerinde yarattığı etkinin incelenebilmesine analitik bir
zemin hazırlayan ve aynı zamanda kurala dayalı politika uygulamaları açısından,
ekonomik sistemi genel denge içerisinde değerlendiren “Hesaplanabilir Genel Denge
Modelleri”nden yararlanılmaktadır. Türkiye ekonomisi için oluşturulan genel denge
modeli, statik reel sektör modeli olma özelliği taşımaktadır.
Kamu açıklarına ilişkin maliye politikaları senaryo uygulamaları sonucunda
büyüme, refah düzeyi, dış ticaret ve birincil kamu dengesi değerleri arasındaki
iyileştirme bir tercih sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu açıkları ve dış ticaret
açıkları Türkiye ekonomisinin karşı karşıya kaldığı iki önemli dengesizliktir. Türkiye
ekonomisinde bu iki açık söz konusu olduğu sürece makro iktisadi ve sektörel anlamda
ciddi sorunların yaşanabileceği beklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Kamu Açıkları, Maliye Politikaları, Hesaplanabilir Genel Denge
Modelleri
iii
ABSTRACT
THE ECONOMIC EFFECTS OF FISCAL DEFICITS AND
RECOMMENDATION
Melek AKDOĞAN GEDİK
Doctorate Thesis, Department of Economics
Supervisor : Prof. Dr Erhan YILDIRIM
November, 2007, 172 pages
Fiscal deficits play an important role in evaluations of the country economies.
Such fiscal deficits and the financial policy tools used in financing these deficits might
have discrete structures. On the other hand, the effects of these money and financial
policy tools on macro economy variables might have discrepancies. This issue has an
outstanding place in arguments among the economic conception schools.
In this study, the evaluations of the effects of expanding and rigid financial
policy applications pertaining to the fiscal deficits on the macro-variables and sectoral
values will be argued for Turkish economy. For this reason, “Computable General
Equilibrium Models” which setup an analytic basis for considering the effect of macro
variables and external shocks on the economy and, at the same time, which evaluate the
economic system in terms of rule-based political applications in a general balance basis
are made used of. This General Equilibrium Model created for Turkish economy is
specialized as a static real sector model.
As a result of fiscal policy scenario applications pertaining to the fiscal deficits,
we face with a betterment among the development, prosperity, foreign trade and
primary public equilibrium values as a matter of preference. Public deficits and foreign
trade deficits are the two major imbalances Turkish economy is confronted with. It is
estimated to experience serious problems in macro economical and sectoral sense as
long as Turkish economy has these two major deficits.
Keywords: Fiscal Deficit, Fiscal Policy, Computable General Equilibrium
Models
iv
ÖNSÖZ
Kamu açıklarının iktisadi etkileri ve bu açıkların finansmanına yönelik
politikalar teorik ve uygulamalı araştırmalarda geniş bir tartışma alanına sahip olma
özelliği taşımaktadır.
Bu
çalışmada,
hesaplanabilir
genel
denge
analizinden
yararlanılarak Türkiye ekonomisi için kamu açıklarının finansmanına yönelik maliye
politikalarının iktisadi etkileri makro ve sektörel düzeyde değerlendirilmeye
çalışılacaktır.
Tez çalışmama
ilgi, destek ve birikimlerini esirgemeyerek katkıda bulunan
Prof.Dr. Erinç YELDAN, Doç.Dr. Metin Karadağ ve tez danışmanım Prof. Dr. Erhan
YILDIRIM’a teşekkürü bir borç bilirim.
Bu süreçte güzel paylaşımlarını benden esirgemeyerek yanımda olan tüm
arkadaş ve dostlarıma teşekkür ederim.
Çekilmez olduğum her an bana güzel kalbini uzatan
sevgili eşim Hasan
GEDİK’e, sonsuz sabır ve anlayışla desteklerini esirgemeyen Nimet-İsmail-Tahsin
AKDOĞAN’a, Seyhan-Ulvi-Gülin GEDİK’e ve Sıdıka Zafer ÖZDAL’ a sonsuz minnet
ve şükranlarımı sunarım.
İİBF 2004 D7 proje numarası ile çalışmamı destekleyen
Çukurova
Üniversitesi Araştırma Fonuna ve Sosyal Bilimler Enstitüsü çalışanlarına teşekkür
ederim.
Melek AKDOĞAN GEDİK
Adana, Kasım 2007
v
İÇİNDEKİLER
Özet ………………………………………………………………………………..
ii
Abstract……………………………………………………………………………..
iii
Önsöz…………………………………………………………………………………
iv
Tablolar Listesi……………………………………………………………………...
viii
Şekiller Listesi……………………………………………………………………….
x
Ekler Listesi………………………………………………………………………….
xi
Kısaltmalar Listesi……………………………………………………...
xii
Giriş…………………………………………………………………………………..
1
BÖLÜM I
KAMU AÇIKLARINA İLİŞKİN BAZI TEMEL YAKLAŞIM VE
TANIMLAMALAR
1.1 Kamu Açıkları ve Kamu Açıklarının Tanımlanmasına İlişkin
................
Yaklaşımlar…………………………………………………............................
6
1.1.1Geleneksel Açık………………………….………………………......
6
1.1.2 Birincil Açık…………………………………………………………….
7
1.1.3 İşlemsel Açık……………………………………………………………
8
1. 1.4 Cari Açık………………………………................................................
10
1.1.5 Yurt içi Açık………… ………………………………………………...
11
1.1.6 Nominal Açık- Reel Açık…………………………………………….
11
1.1.7 Yapısal Açık- Dönemsel (Konjonktürel ) Açık………………………..
12
1.1.8 Nakit Esası ve Tahakkuk Esası Açığı………………………………….
12
1.2 Kamu Açıklarının Tanımlamasına İlişkin İktisadi Görüşler ……………..
14
1.2.1 Kamu Açıklarına İlişkin Klasik Yaklaşım……………………………
14
1.2.2 Kamu Açıklarına İlişkin Ricardocu Yaklaşım……………………….
15
1.2.3.Kamu Açıklarına İlişkin Keynesyen Yaklaşım……………………...
22
1.3 Kamu Açıklarının İktisadi Etkileri…………………………………………
24
1.3.1 Kamu Açıklarının Tasarruf ve Yatırım Kararları Üzerindeki
Etkileri………………………………...……… ………………………
24
vi
1.3.2 Kamu Açıklarının Fiyatlar Genel Seviyesi Üzerindeki
33
Etkileri…………………………………………………………………...
1.3.3. Kamu Açıklarının Büyüme Üzerindeki Etkileri……………………..
40
1.3.4 Kamu Açıklarının Ödemeler Dengesi Üzerindeki
Etkileri….………………………………………………………………...
46
BÖLÜM II
HESAPLANABİLİR GENEL DENGE MODELLERİ
ve SOSYAL
HESAPLAR MATRİSİ
2.1.Hesaplanabilir Genel Denge Modelleri………………………………………
49
2.1.1 Hesaplanabilir Genel Denge Modellerinin Gelişimi…… …………….
49
2.1.2 Hesaplanabilir Genel Denge Modellerinin Girdi-Çıktı ve Doğrusal
Programlama Modelleri ile Olan İlişkisi……………………………..
51
2.1.3 Hesaplanabilir Genel Denge Modelinin Oluşturulması………………
53
2.1.4 Hesaplanabilir Genel Denge Modellerinin Güçlü ve Zayıf Yönleri
63
2.2 Sosyal Hesaplar Matrisi………………………………………………………. 68
2.3 1998 Türkiye Sosyal Hesaplar Matrisi ……………………………………... 77
2.4 Türkiye İçin Bir Hesaplanabilir Genel Denge Modeli …………………….. 82
2.4.1.Fiyat Denklikleri………………………………………………………...
83
2.4.2 Miktar Denklikleri………………………………………………………
84
2.4.3. Gelir Denklikleri………………………………………………………..
87
2.4.4. Yatırım Tasarruf Dengesi…………………………….………………..
88
2.4.5.Piyasa Açıklık Koşulları ve Makro Ekonomik Denge………………...
90
BÖLÜM III
KAMU AÇIKLARINA İLİŞKİN POLİTİKA UYGULAMALARI
3.1 Politika Senaryoları…………………................................................................
91
3.2 Politika Senaryolarının Uygulanması ve Sonuçların Değerlendirilmesi …..
95
3.2.1 Makro İktisadi Değerler Üzerindeki Etkilerin Karşılaştırılması ........
95
3.2.2 Sektörel Değerler Üzerindeki Etkilerin Karşılaştırılması …………
106
SONUÇ…………………………………………………………………………….
130
vii
KAYNAKÇA………………………………………………………………..……..
135
EKLER……………………………………………………………………………..
150
ÖZGEÇMİŞ………………………………………………………...........................
170
viii
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 1 :
Makro Sistem Kısıtları İçin Alternatif Kapama Kuralları……………
58
Tablo 2 :
Sektörel Sınıflandırma…………………………………………………...
78
Tablo 3:
Türkiye Ekonomisi İçin Şematik Sosyal Hesaplar Matrisi……………
80
Tablo 4:
Türkiye 1998 Yılı Sosyal Hesaplar Matrisin Sayısal Değeri…………...
81
Tablo 5:
Politika Senaryoları………………………………………………………
91
Tablo 6:
Temel Alınan 1998 Yılı İçin Makro İktisadi Değerler (Milyar TL)…..
93
Tablo 7:
Temel Alınan 1998 Yılı İçin Kamu Kesimi Denge Değerleri (Milyar
TL)…………………………………………………………………………
93
Tablo 8:
1998 Yılına İlişkin Sektörel Değerler (Milyar TL)……………………..
94
Tablo 9:
Ekonominin Makro Dengesi ve Politika Uygulamaları Sonucu
Beklenen Değişimler……………………………………………………...
Tablo 10:
Politika Senaryosu 1A’ya Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu
Kesimi Değişim Değerleri ………………………………………………..
Tablo 11:
108
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Yurt İçi Satışlar
Üzerine Etkileri………………………………………………………….
Tablo 19:
105
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Toplam Arz Üzerine
Etkileri…………………………………………………………………….
Tablo 18:
104
Politika Senaryosu 3’e Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri…………………………………………………………
Tablo 17:
103
Politika Senaryosu 2C’ye Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu
Kesimi Değişim Değerleri………………………………………………..
Tablo 16:
102
Politika Senaryosu 2B’ye Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu
Kesimi Değişim Değerleri………………………………………………...
Tablo 15:
100
Politika Senaryosu 2A’ya Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu
Kesimi Değişim Değerleri………………………………………………
Tablo14:
98
Politika Senaryosu 1C’ya bağlı Temel Makro İktisadi ve Kamu
Kesimi Değişim Değerleri………………………………………………...
Tablo 13:
97
Politika Senaryosu 1B’ya bağlı Temel Makro İktisadi ve Kamu
Kesimi Değişim Değerleri………………………………………………...
Tablo 12:
96
110
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Toplam Talep
Üzerine Etkileri…………………………………………………………...
112
ix
Tablo 20:
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Ara Malı Girdi
Değerleri Üzerine Etkileri……………………………………………….
Tablo 21:
114
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının İhracat Üzerine
Etkileri…………………………………………………………………...... 116
Tablo 22:
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının İthalat Üzerine
Etkileri…………………………………………………………………….. 117
Tablo 23:
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Özel Tüketim
Üzerine Etkileri…………………………………………………………...
Tablo 24:
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Kamu Tüketimi
Üzerine Etkileri…………………………………………………………...
Tablo 25:
122
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Toplam
Çıktı Fiyatı Üzerine Etkileri…………………………………………….
Tablo 27:
121
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Sermaye
Getirisi Üzerine Etkileri………………………………………………….
Tablo 26:
119
124
Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Karma Mal
Fiyatı Üzerine Etkileri…………………………………………………...
125
Tablo 28: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Yurt İçi
Fiyatlar Üzerine Etkileri………………………………………………..
126
Tablo 29: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Katma
Değer Fiyatları
Üzerine Etkileri……………………………………….
Tablo 30: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel İhracat
127
128
Fiyatlarının Yurt İçi Fiyatlara Oranları Üzerine Etkileri…………...
Tablo 31: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel İthalat
Fiyatlarının Yurt İçi Fiyatlara Oranları Üzerine Etkileri…………...
129
Tablo 32: Kamu Kesimi Genel Dengesi…………………………………………….. 150
Tablo 33: SGKlar ve Bazı Alt Kalemler…………………………………………..
151
Tablo 34: Dış Denge………………………………………………………………….
152
Tablo 35: Milli Gelir Hesapları……………………………………………………...
153
Tablo 36
Genel Denge Tablosu……………………………………………………..
154
Tablo 37: Gayri Safi Milli Hasıla……………………………………………………
155
Tablo 38: Konsolide Bütçe Dengesi…………………………………………………
156
Tablo 39: Toplam Vergi Yükü………………………………………………….......
157
Tablo 40: Ödemeler Dengesi………………………………………………………...
158
x
ŞEKİLLER LİSTESİ
Şekil 1: HGD Modellerinin Oluşturulması ve Kullanımı İle İlgili şamalar……….55
Şekil 2: SHM Veri Kaynakları…………………………………………………….…75
Şekil 3: Açık Bir Ekonomide Gelir Akımı………………..………………………….76
xi
EKLER LİSTESİ
Ek 1: Kurumlardan Sağlanan Veriler………………………………………….… 150
Ek 2: 1998 yılına ait Girdi Çıktı Tablosu…………………………………….…... 160
Ek 3: 1998 Yılı için Detaylandırılmış Sosyal Hesaplar Matrisi…………..………164
Ek 4: Dış Ticaret Fonksiyonunda Yer Alan İkame Esneklikleri …………….… 170
xii
KISALTMALAR LİSTESİ
HGD
: Hesaplanabilir Genel Denge
SHM
: Sosyal Hesaplar Matrisi
GAMS
: General Algebric Modelling System
CES
: Sabit İkame Esnekliği
CET
: Sabit Dönüşüm Esnekliği
protax (i )
: Sektörel Üretim Vergisi Oranı
saltax (i )
: Satış Vergisi Oranı
pindex
: Genel Fiyat Düzeyi Tanımlaması
prvinc
: Özel Gelir
sstax
: Sosyal Güvenlik Vergileri
corptax
: Kurumlar Vergisi ve Kamu Faktör Geliri
govtrans
: Kamu Transferleri
npfi
: Dış Alemden Gelen Net Özel Faktör Geliri
npfe
: Dış Aleme Giden Net Özel Faktör Ödemeleri
grev
: Kamu Gelirleri
totprotax
: Toplam Üretim Vergileri
totsaltax
: Toplam Satış Vergileri
tariff
: Tarife Gelirleri
totsstax
: Toplam Sosyal Güvenlik Vergi Gelirleri
totcorptax
: Toplam Kurumlar Vergisi
tothhtax
: Toplam Gelir Vergisi
extax
: Toplam İhracat Vergisi
govcon
: Kamu Tüketimi
htax
: Dolaysız Gelir Vergisi Oranı
y
: Gelir
gles (i )
: Sektörel Kamu Tüketim Oranı
cles (i )
: Sektörel Özel Tüketim Oranı
mps
: Marjinal Tasarruf Eğilimi
gdp
: Gayrisafi Yurt İçi Hasıla
prsav
: Özel Tasarruf Düzeyi
govsav
: Kamu Tasarruf Düzeyi
gfint
: Kamu Dış Borç Faiz Ödemeleri
xiii
int rsrat
: Kamu Transferleri İçinde Yurt İçi Bankalara
Yapılan Faiz Ödemeleri
prinv
: Özel Yatırım Düzeyi
ginv
: Kamu Yatırım Düzeyi
ϕ
: Özel Yatırım Parametresi
XS
pm
i
pe
i
c
pi
d
pi
x
pi
e
dc
: Mal Arzı
: Sektörel Yurt içi İthalat Fiyatları
: Sektörel Yurt İçi İhracat Fiyatları
: Sektörel Yurt İçi Satış Değeri
: Sektörel Yurt İçinde Üretilen Malın Fiyatı
: Sektörel Çıktı Değeri
: İhracat
: Yurt İçi Satışlar
m
: İthalat
Ci
: Sektörel Karma Mallar
v
pi
a ji
: Sektörel Firma Düzeyinde Katma Değer
(Üretici Fiyatlarıyla)
: j. Sektörde Bir Birim Mal Üretmek İçin i.
Sektörden Kullanılan Mal Miktarı
pwts i
: Sektörel Fiyat Ağırlıkları
pci
: Karma Mal Fiyatı
ai
: Üretim Fonk. Sabit Katsayısı
αi
: Cobb-Douglas Üretim Fonksiyonu Oran
Parametresi
li
: i Sektörünün İşgücü Kullanımı
ki
: i Sektörünün Sermaye Kullanımı
pvai
: Sektörel Net Fiyatı
wdist i
: Sektörel Ücret Katsayısı
rkdist i
: Sektörel Kar Oranı Katsayısı
rk
w
l sup
: Kar Oranı
: Ücret Oranı
: İşgücü Arzı
xiv
k sup
: Sermaye Arzı
at i
: CET Fonksiyon Sabit Katsayısı
τi
: CET Fonksiyon Oran Parametresi
θi
: CET Fonksiyon Üssel Katsayısı
σi
: Armington Fonksiyon Üssel Katsayısı
bi
: Armington Fonksiyon Sabit Katsayısı
δi
: Armington Fonksiyon Sabit Katsayısı
tei
: Sektörel ihracat Vergisi Oranı
gd i
: Sektörel Kamu Tüketim Miktarı
cd i
: Sektörel Özel Tüketim Miktarı
int i
: i Sektörünün Kullandığı Ara Malı Girdi Miktarı
1
GİRİŞ
Kamu açıkları ve kamu açıklarının finansman yöntemleri, hem gelişmiş hem de
gelişmekte olan ülkeler açısından önem arz etmektedir. Makro iktisadi değişkenler ile
kamu açıkları arasındaki ilişki birçok iktisatçının ilgisini çeken, oldukça geniş araştırma
yelpazesine sahip bir konu olma özelliği taşımaktadır Kamu açıklarının finansmanında
kullanılan yöntemler farklı etkiye sahip olabilmektedir. İktisat literatüründe bu konu ile
ilgili farklı görüşler mevcuttur.
Kamu açıklarına ilişkin iktisadi tartışma Klasik, Keynesyen ve Ricardocu görüş
çerçevesinde şekillenmiştir. Klasik İktisadi yaklaşım, ekonomide kısa ve uzun dönem
ayrımı yapmaksızın tam rekabet koşullarının geçerli olduğu piyasa sistemi içerisinde
faktör fiyatlarının esnekliğine bağlı tam istihdam varsayımı altında analizlerini
değerlendirmektedir. Bu varsayıma bağlı olarak bireylerin sonsuz ömre sahip olmadığı
gerçeği varsayımı altında, bireylerin tüketimi zamanlar arası bir optimizasyon sorunudur
ve piyasalar dengededir. Klasik İktisat Teorisi kamu gelirlerinin kamu harcamalarını
karşılaması gerektiği görüşünü savunmaktadır. Bu bağlamda, Klasik İktisat teorisinde
maliye politikası devletin fonksiyonlarının sınırlı tutulması(adalet, güvenlik, savunma
gibi), vergilerin tarafsız olması ve bütçenin denk olması gibi temel prensiplere
dayandırılmaktadır.
Neo klasik modelde, ileri görüşlü bireyler tüketimlerini uzun dönemli olarak
planlarlar. Bütçe açıkları, vergileri arkadan gelen nesile kaydırarak toplam ömür boyu
tüketimi artırır. Eğer ekonomik kaynaklar tam olarak kullanılıyorsa, tüketim artışı
zorunlu olarak tasarruflarda azalmaya neden olacaktır.
Bu da, faiz oranlarında
yükselmeye yol açacak, sermaye piyasalarını yeni bir dengeye oturtacaktır. Faizlerdeki
bu yükselme, yatırımların dışlama etkisiyle azalmasına ve uzun dönemde üretken
sermaye stokunun küçülmesine yol açacaktır ( Barro, 1989:38, Aktaran Soylu: 2001).
Kamu harcamalarını finansmanında vergileme karşısında borçlanma tercihinin
bir ekonomide gerçek faaliyet düzeyi ile ilişkisi olmadığını ilk olarak savunan iktisatçı
19. yüzyıl İngiliz ekonomisti David Ricardo’dan ismini alan ve “Ricardian Denge”
olarak isimlendirilen bu yaklaşımın temel düşüncesi bir ekonomide ekonomik birimlerin
2
tüketim ve tasarruf kararlarını verirken tüm yaşam boyu gelirlerini dikkate aldıklarıdır.
Bu durumda, bütçe açığının borçlanma ile finansmanı, bu birimlerin yaşamları boyunca
ödedikleri vergilerin yalnızca yeniden dağılımı olarak düşünülerek ve gelecekte daha
fazla vergi ödeyeceklerini bilen iktisadi birimler bugün harcamak yerine tasarruf
edeceklerdir. Artan tasarruflara bağlı olarak faiz oranlarında herhangi bir artış eğilimi
olmayacak, yatırımlar ise dışlanmamış olacaktır (Ataç 2002: 203). Barro (1989)
tarafından önerilen Ricardo Denkliği yaklaşımına göre,
kamu harcamalarına bağlı
olarak artan kamu açıkları bugün yapılan bir vergi indiriminin gelecekte uygulanacak
olan vergide bir artışa neden olacağı görüşünü savunur.
Barro (1990,1991), içsel büyüme modellerini kullanarak vergi ile finanse edilen
kamu hizmetlerinin yatırım ve çıktı üzerindeki etkisini incelemiştir. Hükümetin, tüketim
harcamalarının reel gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının büyüme ve yatırım ile negatif
ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. Hükümet harcamalarının, özel sektörün verimliliği
üzerinde etkisinin olmadığı çerçevesinde tartışma şekillenmesine rağmen vergi ve kamu
harcamalarının bozucu etkisi sonucu tasarruf oranı ve büyüme hızı azalır.
Keynesyen iktisat yaklaşımında dikkatler istikrarsızlıkla mücadelede maliye
politikası araçlarına çekilmektedir. Klasik iktisat teorisi maliye politikasına bağlı olarak
“özel sektörü dışlama etkisi”nin söz konusu olabileceğini savunmaktaydı. Keynesyen
teoride ise dışlama etkisinin her zaman söz konusu olmayacağı vurgulanmaktadır.
“Likidite tuzağı” içinde olan bir ekonomide, faiz oranı maliye politikasından hiç
etkilenmeyeceğinden, maliye politikasının etkisini azaltıcı veya yok edici sonuçlar
oluşmayabilir. Uygulanan maliye politikası, bazen faiz oranlarının yükselmesine ve özel
sektör yatırımlarının azalmasına da neden olabilir. Ancak bu uygulama sonuçlarının
yaratacağı olumlu etki, özel sektörü dışlama etkisinden çok daha fazla olabilir.
Dolayısıyla, Keynesyen Teoride maliye politikasının etkinliği tam etkinlik ile sıfır
etkinlik arasında değişebilir. Kamu harcamaları ve kamu gelirlerinin iktisadi
konjonktüre uygun olarak düzenlenmesiyle toplam talep üzerinde yaratacağı etki, üretim
ve istihdam hacmini de etkileyecektir. Örneğin, Keynesyen ekonomi, işsizlik, enflasyon
gibi temel makro ekonomik problemlerle karşı karşıya kalındığında toplam talebi
uyaracak harcama ve vergi gibi politika değişkenleri ile ekonomiye müdahale ederek
sorunun üstesinden gelinebileceğini ileri sürer. Toplam talep üzerinde, vergilere göre
3
kamu harcamalarının doğrudan etkisinin daha çok olduğu savunulmaktadır (Eker
1997:66).
Hükümetin seçtiği mali araç, ülkenin servet düzeyini etkileyebilme gücüne
sahiptir. Hükümetin, mali araçlarla net serveti ve cari dengeyi etkileyebilmesi harcama
düzeyine bağlıdır. Ball ve Mankiv (1995) uzun dönemde ekonomideki çıktının kısmen
sermaye stoğuna bağlı üretken kapasite ile ölçülebileceğini vurgular. Kamu açıkları
yatırımları azalttığından sermaye stoğu daha yavaş büyür. Dışlama etkisi sermaye stoğu
üzerinde göz ardı edilemeyecek bir etkiye sahiptir. Açıkların uzun yıllar devam etmesi
ekonominin mal ve hizmet üretme kapasitesini azaltır. Ulusal tasarruf düzeyinin
azalması sonucu yatırım ve net ihracat düzeyi azalır. Dolayısıyla ulusal gelir düzeyi
üzerinde negatif bir etki oluşacaktır.
Kamu açıklarının ekonomi üzerinde yarattığı en belirgin etki fiyatlar genel
düzeyinde gözlemlenmektedir. Friedman (1968) para otoritesinin uzun dönemde para
arzını kontrol ederek fiyat istikarının sağlanabileceği görüşünü savunmaktadır. Kamu
açıkları para arzı ile finanse edildiği takdirde enflasyona neden olur. Para arzı ile finanse
edilen kamu açıkları enflasyonist etkiye sahipken, bono arzı ile finanse edilen açıklar
enflasyonist etkiye sahip olmayabilir. Bono arzı ile finanse edilen kamu açıklarının
enflasyonist olup olmaması, para otoritesinin faiz oranlarına bağlı mevcut politikasına
bağlıdır.
Sargent ve Wallace (1981) kamu açıklarının merkez bankası tarafından para
arzı ile finanse edilmesi gerektiği önerisini desteklemektedirler. Bu şekilde
gerçekleşecek kamu açığı finansmanı uzun dönemde enflasyon oranının yükselmesine
neden olacaktır. Miller (1983), kamu açıklarının hangi politika aracı ile finanse
edilmeye çalışılırsa çalışılsın enflasyonist etkiye sahip olduğu görüşünü savunmaktadır.
Bu çalışma, Hesaplanabilir Genel Denge (HGD) modeli yardımıyla, Türkiye
ekonomisine ilişkin, kamu açıkları ile mücadelede kullanılan sıkı ve genişleyici maliye
politikası uygulamalarının makro iktisadi etkileri ve bu etkilerin mevcut literatürdeki
tartışma ile tutarlılığını incelemektedir.
4
HGD modelleri, makro iktisadi değişikliklerin ve dışsal şokların ekonominin
geneli üzerinde yarattığı etkilerin değerlendirilmesi için analitik bir zemin
hazırlamaktadır.
İktisadi
sorunların
çözümlenmesinde kullanılan
yöntemlerinin
yetersizliği nedeniyle hesaplanabilir genel denge modellerinin avantajları geniş ölçüde
kabul edilmektedir. Bu modeller kurala dayalı politika uygulamaları açısından
ekonomik sistemi genel denge içinde değerlendiren çözümlemeler sağlamaktadırlar.
HGD modellemesi yöntemi farklı veri kaynaklarından verilerin toplanması ve
işletilmesi ile başlar. HGD modellemesi iktisaden baz alınan yıla ait geniş sayıda veri
gerektirmektedir. Bu veri tabanı ulusal hesapları, hane halkı geliri ve harcamalarını,
girdi-çıktı katsayılarını, vergi verilerini, ticari ve ödemeler dengesi verilerini
içermektedir. Farklı düzeylerde farklı kaynaklardan toplanan veri setleri arasında
tutarsızlıklar
olabilmektedir.
Bu
nedenle,
ilk
veri seti karşılıklı tutarlılığın
sağlanabilmesi amacıyla tekrar düzenlenebilir. Analizimiz sırasında 1998 yılına ait
bileşenler Sosyal Hesaplar Matrisi (Social Accounting Matrix- SAM) formunda
derlenmiştir. Türkiye ekonomisi için oluştulan HGD modeli statik reel sektör modeli
olma özelliği taşıdığından, finansal sektöre ilişkin bilgi sağlayabilme yeterliliğinde
değildir.
Çalışmanın birinci bölümü, konuya teorik bir bakış açısı sunmaktadır. Ülkeler
arasındaki kamu açığı karşılaştırmalarını güçleştiren farklı açık tanımlamalarına ilişkin
bilgiler yer almaktadır. Kamu açıkları, açıkların finansmanına ilişkin kullanılan politika
araçları, makro iktisadi etkileri iktisadi düşünde öğretileri arasında değerlendirilmesi
geniş bir bakış açısıyla ele alınmaktadır.
İkinci bölümde, HGD modelleri ve Sosyal Hesaplar Matrisi (SHM) ile ilgili
detaylı bilgi verilmeye çalışılmıştır. HGD modellerinin gelişimi, girdi çıktı ve doğrusal
programlama modelleri ile olan ilişkisi, oluşturulurken izlenmesi gereken aşamalar,
güçlü ve zayıf yönleri, SHM, veri kaynakları bu bölümde yer alan bazı konu
başlıklarıdır. 1998 yılı için Türkiye ekonomisi SHM oluşturulmaya çalışılmıştır.
Türkiye ekonomisi için oluşturmuş 21 sektörlü HGD modeline ait denklikler ve bu
denkliklere ilişkin bilgiler bu bölümde yer almaktadır.
5
Çalışmanın üçüncü bölümünde HGD modeli yardımı ile Türkiye ekonomisi için
kamu açıkları ile mücadelede önerilen sıkı ve genişleyici farklı politika senaryoları ve
bu senaryoların makro iktisadi değişkenler ve reel ekonomi üzerindeki etkileri yer
almaktadır. Sonuç bölümü, analiz bulgularına ilişkin değerlendirmeleri içermektedir.
6
BÖLÜM I
KAMU AÇIKLARINA İLİŞKİN BAZI TEMEL YAKLAŞIM
VE
TANIMLAMALAR
1.1 Kamu Açıkları ve Kamu Açıklarının Tanımlanmasına İlişkin Yaklaşımlar
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler yazınında kamu açıkları, mali açıklar ve
bütçe açıkları kavramları sık sık birbirinin yerine kullanılabilmektedir. Bu kavramlara
ilişkin yapılan ölçümler ve tanımlamalar farklılık arz etmektedir. Bu farklılıklardan
kaynaklanan kavram karmaşasına bağlı olarak ampirik çalışmalarda maliye ve iktisat
politikasına ilişkin analizlerinin yanlış sonuçlanmasına neden olabilecek zorluklar
yaşanmaktadır. Dolayısıyla uygulanan politika sonucunun analiz edilebilmesi için
“açık”ın net bir şekil tanımlanması gerekmektedir.
Diğer yandan, net bir tanımlamanın ve standart hesaplama yönteminin
olmamasına bağlı olarak ülkeler arasında açıklara ilişkin karşılaştırma yapabilmek
güçleşmektedir.
Politikacılar zaman zaman yatırım, ithalat harcamaları borç servisi gibi bütçesel
işlemlerin tasarruflar, ödemeler dengesi ve enflasyon gibi makro iktisadi değişkenler
üzerinde yarattığı etkilere dikkat çekmek amacıyla alternatif kamu açıkları
tanımlamışlardır.(Blejer ve Cheasty, 1991, 1650).
Mali açığın tanımlanmasında ve etkisinin belirlenmesinde dikkat edilmesi
gereken başlıca faktörler, kamu kesimi kapsamında ölçüme konu olacak açık tipi, kamu
kesiminin hacim ve bileşimi ve zaman boyutu olarak ayrılabilir(Egeli,2002,30).
1.1.1 Geleneksel Açık
Geleneksel anlamda kamu açığı ölçüsü kamu gelir ve giderleri arasındaki farkı
nakit para tabanlı olarak tanımlamaktadır.
7
Harcamalar
-
Gelirler
___________________
Finansman
Bu iki kalem arasındaki fark “Kamu Kesimi Borçlanma Gereği” olarak da
tanımlanabilmektedir.
Kamu gelirlerini kamu harcamalarından ayıran iki ayrı kriter söz konusudur.
Bunlar kamu borcu kriteri ve maliye politikası kriteri olarak anılmaktadırlar. Kamu
borcu kriterine göre, kamu açığını etkileyen ve yükümlülük yapısında herhangi bir
değişikliğe neden olmayan harcamalar çizgini üst kısmına, yükümlülük yapısını
değiştiren harcamalar çizginin alt kısmına yazılmaktadır. Örneğin borç faiz ödemeleri
çizginin üst kısmına, ana para ödemeleri ise çizginin alt kısmına yazılmaktadır. Net
kamu harcama düzeyi toplam talep yapısını etkilerken borcun geri ödenmesi varlık
sahipleri için gelir yaratan unsur olmadığından talep yapısını etkilemektedir. Maliye
politikası kriteri ise devletin hangi amaçla borçlandığı göz önüne alınarak
tanımlanmaktadır. Hükümetler kamu gelir ve giderleri arasındaki açığın finansmanının
yanı sıra kamu sektörü likidite yönetimine bağlı bir politika olarak borçlanmayı tercih
edebilir. Kamu çok farklı kaynaklardan (merkez bankası, ticari bankalar, özel sektör ve
dış kaynak) borçlanırken en az maliyete dayalı bir likidite tercihi sıralamasında bulunur.
Diğer bir deyişle, devlet finansal bir aracı olma rolünün yanı sıra, vergilendirerek,
sübvanse ederek veya iktisaden etkin düzenlemelerde bulunarak kamu politikası
kriterine bağlı çizgi altı ve çizgi üstü işlemlerin ne olması gerektiği konusunda bir ayrım
sağlamaktadır.(Blejer ve Cheasty, 1991, 1646-1647).
1.1.2 Birincil Açık
Bütçe harcamaları içine faiz ödemeleri de dahil edildiği zaman ortaya çıkan
bütçe açıkları kamu otoritesinden bağımsız, daha önceki bütçe açıkları tarafından
belirlenen bütçe açıklarıdır. Dolayısıyla, bütçe açıklarından faiz ödemeleri çıkarıldıktan
sonra kalan “birincil açık”, hükümetin bütçenin kontrol edebileceği kısmını ifade
etmektedir. Ayrıca, birincil açık, kamu açıklarının sürdürülebilirliğinin tespitinde
8
önemli bir gösterge olma niteliğini taşımaktadır. Kamu bütçesine dahil uzun süreli bir
birincil açık ülke ekonomisi açısından söz konusu olamaz. Faiz ödemeleri
gerçekleştirilmelidir. Salt maliye politikasını etkilerini görmek açısından, birincil bütçe
açığı göstergesi para politikasındaki değişimlere bağlı faiz ödemelerinde meydana gelen
etkileri yok edecektir(Önder ve Kirmanoğlu,1994, 38).
Kamu harcamaları toplamından faiz ödemelerinin çıkarılması ile elde edilen
birincil kamu harcamalarının, olağan kamu giderleri ile karşılanması ve faiz
ödemelerinde kullanılmak üzere birincil bütçe fazlasının oluşması, borçların geri
ödenmesi açısından önem arz etmektedir. Herhangi dönemdeki borcun ana para
ödemesinin tekrar borçlanılarak finanse edilmesi mümkün olmakla beraber, faiz
ödemesi, birincil bütçe fazlası ile ödenebilmektedir. Birincil bütçe fazlası ile borca bağlı
oluşan faiz yükü birbirini karşılayamaz ise, hem eski borcun hem de borca bağlı faizin
ödenmesi için de yeniden borçlanılabilir. Bu durum kamu borcunun daha da artmasına
neden olur(Blejer, Cheasty, 1991,1657).
1.1.3 İşlemsel Açık
Geleneksel anlamda kamu açığı ölçüsü kamu gelir ve giderleri arasındaki farkı
nakit para tabanlı tanımlamaktadır. Böylelikle kamu borç hizmetine dayalı tüm
harcamalar kamu açığı ölçümü içinde yer almamaktadır. Faiz ödemeleri harcamalara
eklenirken, amortizasyon ödemeleri bu harcamaların dışında tutulmaktadır. Diğer
taraftan cari gelirler kamu geliri olarak değerlendirilirken borçlanmadan elde edilen
gelirler, kamu gelirlerine dahil edilmemektedir. Bu anlamda, kamu açıkları merkez
bankasından doğrudan borçlanmaları içerecek şekilde açığı kapatacak net kamu
borçlanmasını yansıtmalıdır. Bu şekilde tanımlanan bir kamu açığı ölçümü,
amortizasyon finansmanı için gerekli borçlanmaya bağlı kredi piyasaları üzerindeki
kamu baskısını içermediğinden parasal genişleme ölçüsünü yansıtmamaktadır(Tanzi vd.
1987, 5).
Mali açıkların ölçümünde enflasyonist etkinin geleneksel ölçümün güvenilirliği
üzerine yarattığı soru işareti ilgi çekmektedir. Enflasyon, kamu gelir ve harcamalarını
özellikle
kamu
açığının
büyüklüğünü
değiştirerek,
çok
farklı
yollarla
etkileyebilmektedir. Örneğin faiz gelirleri, sermaye kazançları, karlar, bazı vergi
9
tabanları gibi bazı hesaplanan ve yasal ölçümler arasında farklılıklara ve bozucu etkilere
neden olabilmektedir. Çoğu vergiler, önemli bazı gecikmeler ile toplanmaktadır. Gelir
ve servet vergileri gibi bazı vergiler mali sürüklenmeye neden olabilecek şekilde artan
oranlı bir yapıya sahiptirler. Döviz kuru çoğu zaman enflasyona uyarlanmadığından
ithalat
ve
ihracat
vergileri
üzerindeki
enflasyonist
sürece
bağlı
reel
etki
değişebilmektedir. Tüm bu etkilerin yanı sıra ekonominin kendi yapısal özelliklerinden
kaynaklanan enflasyonist sürece bağlı bir takım değişiklikler söz konusu olabilmektedir
(Tanzi vd. 1987, 1).
Özet olarak, Önder ve Kirmanoğlu(1994, 39) işlemsel açığı şu şekilde
tanımlamaktadırlar; “İşlemsel açık, bütçe açığından, birincil açıkta olduğu gibi faiz
ödemelerinin çıkarılması ile değil, sadece enflasyon etkisi ile aşınmaya uğrayan
kısmının çıkartılması ile bulunur. Diğer bir deyişle, işlemsel açık birincil açık ile faiz
ödemelerinin reel toplamı olarak tanımlanabilir. Enflasyon karşısında nominal faiz
oranlarında enflasyon oranı kadar meydana gelen artış enflasyonun ana para üzerinde
meydana getirdiği aşınmayı telafi eder. Ancak nominal faiz oranları enflasyondan daha
fazla artıyorsa, devletin borç senetlerini sahip olanlara doğru reel bir kaynak transferi
var demektir. Sadece enflasyondan arınmayı karşılayan kısmına borç amortizasyonu
denilmektedir”.
İşlemsel Açık = Birincil Açık + Faiz Ödemeleri
Enflasyonun geleneksel kamu açığı üzerinde bozucu etkisi olduğundan, bu
bozucu etki çoğu zaman faiz ödemelerinin amortizasyonu içereceği gerçeği ile
ilişkilendirilmektedir. Enflasyon oranı yükseldikçe, faiz ödemeleri o kadar yüksek
oranda dolaylı amortizasyonun unsuru içerecektir. Reel anlamda enflasyon, kamuya
borçlarını amortize etmesi yönünde baskı unsuru oluşturmaktadır. Geleneksel açık
genellikle kamu açığının talep etkisini kötüleştirirken, işlemsel açık bu etkiyi en aza
indirmektedir (Tanzi vd. 1987, 1).
10
1.1.4 Cari Açık
İktisadi kriterlere göre cari harcamalar, yatırım harcamaları ve transferler kamu
harcamalarını oluşturan kalemlerdir. Cari harcamalar ve yatırım harcamaları üretim
faktörü kullanıp milli gelire katkı sağladığından gelir yaratıcı harcamalar olarak
anılmaktadırlar( Önder vd.,1995, 13).
Cari Açık, sermaye dışı gelirler ile harcamalar arasındaki farkı ifade etmektedir.
Cari Açık = Kamu Tasarrufu = Toplam Cari Gelirler- Toplam Cari Harcamalar
Yatırım harcamaları ve sermaye gelirleri bütçe ölçümleri içinde yer
almamaktadır.
Cari açık, ulusal tasarruflardan oluşan kamu tasarruflarının ölçümüdür. Bu
değer pozitif olduğunda, kamunun tüketimini gelirleri ile finanse edebildiği
anlaşılmaktadır. Endüstrilere, firmalara, çeşitli kuruluşlara, vs. ayrılan fonlardan oluşan
sermaye harcamaları uygun kullanım şartlarında bütçeye gelir yaratabilecek, kar
sağlayan bazı mal ve hizmetlere transfer edilmelidir. Maliye politikasının bir amacı da
cari harcamalar ve sermaye harcamaları arasında uygun oranı sağlamaktır. Sermaye
harcamaları kimi zaman üretken olmadığı gibi, büyüme üzerinde de olumlu etkiye sahip
olmayabilir. Diğer taraftan sağlık ve eğitim harcamaları gibi cari harcamalar üretken ve
uzun dönemde sermaye oluşumuna neden olabilecek yapıya sahip olabilmektedirler.
Dolayısıyla yatırım ve cari harcamaları birbirinden ayırt edebilmek güçleşmektedir
(Legeida,2000, 17).
Cari açık ölçüsü, maliye politikalarının ödemeler dengesi ve büyüme üzerindeki
etkilerinin belirlenmesinde sağlıklı sonuçlara ulaşmayı zorlaştırdığından, kamu
açıklarının ölçümünde fazla bir anlam taşımamaktadır. Cari açık ölçümü ile kamu
kesiminde oluşturulan tasarrufları tahmin etmek amaçlanmaktadır. Cari açık bir bütçe
kavramından çok sosyal muhasebe kavramı olması itibariyle, uzun dönem
değerlendirmeleri açısından uygun bir ölçüt olmasına karşın, talep tahmini gibi kısa
11
dönemli analizler ya da gelişmiş ülkelere yönelik mali analizler açısından o kadar uygun
bir ölçüt olmayabilir(Egeli, 2002, 36).
1.1.5 Yurt içi Açık
Yurt içi açık ölçüsü, yurtiçinde yapılan işlemleri hesaplamalara dahil ederken,
doğrudan ödemeler dengesi üzerinde etkisi olan işlemleri hesaplamaların dışında
tutmaktadır.
Yurt İçi Açık= Geleneksel Açık- Ödemeler Dengesi İşlemleri
Çoğu yurt içi açık ölçümü, petrol ihraç eden ülkeler için geliştirilmiştir. Petrol
gelirlerinin parasal etkisi arındırılmadıkça, harcamaların finansmanında kullanımı
genişletici etkiye sahipken geleneksel açık ölçümünde açık ölçümünde bu genişleyici
etki göz ardı edilebilmektedir. Benzer şekilde yurt dışı kaynaklı ödenek ve yardımların
büyüklüğü durumda da genişleyici etki göz ardı edilebilmektedir(Blejer ve Cheasty,
1991, 1653).
Kamu kesimi, uluslararası ticaret ve sermaye akımlarına yönelik faaliyetlerini
arttırdığında, geleneksel açık ölçüsü yanıltıcı sonuçlara yol açabilir. Eğer hükümet
tarafından gerçekleştirilen ithalat ve dış borç ödemesi büyükse, maliye politikasının
genişletici yönde kullanılmasına neden olacak, olası bir devalüasyon bütçe açığının
artmasına neden olabilir (Egeli, 2002, 37).
1.1.6 Nominal Açık- Reel Açık
Kamu kesimi dışında kalan özel kesim finansal varlık ve yükümlülüklerinde
ortaya çıkan değişmeler arasında denge sağlayan nominal açık, nominal faiz
oranlarındaki değişmelere rağmen, mevcut finansal varlıkların ve yükümlülüklerin
nominal piyasa değerindeki ve fiyatlar genel seviyesindeki değişmeler karşısında reel
olarak ortaya çıkan değişmeler
net
kamu
borçlanmasının gerçek değerinin
belirlenmesine yardımcı olan göstergelerdir. Bu göstergelere faiz ve fiyat etkileri dahil
edildiğinde bütçe fazlaları ortaya çıkmaktadır. Reel açık nominal açığın faiz oranları ve
fiyat etkisinden arındırılmış halidir. Buna göre reel açık, bir fiyat deflatörüne bölünmüş
12
nominal açıkların tamamını kapsamayan, net kamu borçlanmasının gerçek değerinde
meydana gelen artış olarak tanımlanabilmektedir(Egeli,2002, 37).
1.1.7 Yapısal Açık- Dönemsel (Konjonktürel ) Açık
Yapısal açık tanımlaması, literatürde dönemsel(konjonktürel) açık, tam istihdam
açığı, çevrimsel açık gibi farklı isimlerle karşımıza çıkabilmektedir.
Maliye politikasının gelir seviyesini nasıl etkilediğinin tespitinde ekonominin
canlanma ve gerileme dönemlerinden bağımsız bir ölçüye ihtiyaç duyulmaktadır.
Yapısal açık bu tür bir ölçü sağlamaktadır. Yapısal açık tam istihdam gelir düzeyindeki
ya da potansiyel çıktı düzeyindeki bütçe açığını ifade etmektedir. Fiili bütçe ile tam
istihdam bütçesi arasındaki fark, bütçeye ait dönemsel bir nitelik taşımaktadır.
Ekonomide bir gerileme olduğu taktirde açık gösterme eğilimi taşımaktadır(Dornbusch
ve Fisher,1998, 80-81).
1.1.8 Nakit Esası ve Tahakkuk Esası Açığı
Bütçe
gelirlerinden,
faiz
ödemeleri
çıkarıldığında
bütçe
giderlerini
karşılamıyorsa, bu durumda faiz dışı fazla değil, faiz dışı açık vardır ki böyle bir
ekonominin sıklıkla krizlere ve tıkanıklıklara maruz kalması olasılığı çok yüksektir
(Çepni,2005,107).
Nakit Dengesi= Bütçe Dengesi- Avanslar + Bütçe Emanetleri
Her hangi bir ekonomi incelenirken kamunun büyüklüğü hakkında bilgi sahibi
olmak önemlidir. Harcamalar gibi kamusal diğer bazı göstergeler kamunun ekonomide
ne ile ilgilendiği veya ne tip bir rol aldığı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar. En
basit haliyle kamu gelir gider dengesizliğinin ortaya çıkardığı kamu açığının
ölçülmesine ilişkin çalışmalar kamu sektörünün büyüklüğü ile ilgili bilgi vermesinin
yanı sıra maliye politikası ve ekonomi arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılmasını
sağlamaktadır(Legeida,2000,51).
13
Maliye politikalarının etkinliğinin belirlenmesinde ve belirli hedeflere ulaşmada
en geçerli ve sağlıklı açık ölçüsüne nasıl ulaşılabileceği literatürde dikkat çeken bir
tartışma alanına sahiptir. Geleneksel açığın maliye politikalarının etkinliğini ölçmedeki
yetersizliği tartışmaların temelini oluşturmaktadır. Egeli (2002,39) bunu üç temel
nedene bağlayarak açıklamaktadır. Bunlar, i) özelleştirme gelirlerine bağlı nakit
getirinin yanı sıra, satılan ya da devredilen kuruluşların yüksek el değiştirme
maliyetlerine bağlı olarak mali açığın yükselmesi ii) gelecekte yapılacak olan
harcamaların finansmanında sosyal güvenlik kuruluşları gibi kamu kurumlarından
sağlanan gelirlerin kullanılması iii) makro ekonomik değişkenlerden (toplam talep,
enflasyon, dış ticaret hadleri gibi) etkilenmesine rağmen, devletin alacak ve
borçlarındaki değer değişimlerini yansıtmaması şeklinde özetlenebilir.
Kamu dengesi makro iktisadi analizlerle merkezi rol alırken aynı zamanda
sayısız ekonometrik çalışma kamu açıklarına ilişkin veriler üzerine inşa edilmektedir.
Kapsamlı
“kamu
açığı”
tanımlaması,
kullanım
alanının
sorgulandığı,
tanım
belirsizlikleri anlaşmazlıklarını içermektedir. Bütçe istatistikleri yayınlanmadan önce bu
sorunlar çözümlenmelidir. Kamu açığının ölçümünün öncelikli bir sorun olmadığı
açıktır ancak aynı zamanda politika açısından önemli anlamlar içermektedir. Gerçekten,
nasıl ölçüldüğüne ve zamanın hangi periyodunu içerdiğine bağlı olarak kamu açıklarının
dikkati çeken farklı şekilleri olabileceği gibi, farklı politika uygulamalarını da
gerektirmektedir. Benzer şekilde, kamu sektörünün tanımlanması ve içerdiği işlem
tipleri plan, yürütme ve makro iktisadi paketin gözlenmesinde önemlidir. Diğer yandan,
ülkeler arasındaki mukayeseler ülkelere özgü iktisadi karakteristikler ve hesaplama
anlaşmalarına göre düzenlemeler yapılmadığı taktirde aşırı derecede aldatıcı olabilir.
Dahası veri ülke için zaman eğilimli çalışmalar kavramların iktisadi koşullara göre
değişebilen gelişimini gerektirmektedir. Sadece mali hesaplamanın saf akım kavramına
güvenmek mali analizler için yanıltıcı ve yetersiz olabilir. Literatür standart akım
ölçümlerinin kamu finansal ve reel varlıklarındaki değişim gibi bazı stok değişim
kavramları ile eksikliklerinin giderilmiş, kimi durumlarda değiştirilmiş olabileceğini
önermektedir. İktisat politikası hedeflerine ulaşmada her açık ölçüsü tekniğinden aynı
derecede verim sağlamak için söz konusu açık ölçülerinin geleneksel açığın net
değerindeki değişimleri ortaya koyabilen bir nitelikte olması gerekmektedir. Geçici
14
hükümet bilançoları bir araya getirilerek ve dönemler arası bağlantılar dikkate alınarak
farklı açık ölçüleri tanımlanmıştır. Kamu açıklarının net değeri belirlenmesine bağlı
olarak kamu açığının tanımlanmasına ilişkin belirsizlikler devam edecektir. (Blejer ve
Cheasty,1991,1675,Egeli 2002,39).
1.2. Kamu Açıklarının Tanımlanmasına İlişkin İktisadi Görüşler
1.2.1 Kamu Açıklarına İlişkin Klasik Yaklaşım
18. yüzyılın sonlarında başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde yeni
üretim teknolojilerinin kullanılmasıyla birlikte Sanayi Devrimi gerçekleşmiştir. Sanayi
devriminin gerçekleşmesi üretimin gerçekleşmesine öncülük eden burjuva sınıf ile bu
üretimin gerçekleşmesinde üretim faktörü olarak yer alan işçi sınıfın doğmasına neden
olmuştur.
Sanayi devriminin başlaması ile Fizyokratların savunduğu iktisadi görüşler
geçerliliğini korurken, Klasik İktisadi düşünce 1776’da yayınlanan A. Smith’in
“Ulusların Zenginliğinin Niteliğinin ve Nedenleri Hakkında Bir Araştırma” isimli
eseriyle işlerlik kazanmaya başlamıştır. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”
öğretisine dayalı Klasik İktisat düşüncesi tam rekabet şartlarına dayalı bir piyasa sistemi
içerisinde faktör fiyatlarının esnekliğine ve miktar teorisinin geçerliliğine bağlı olarak
her arzın kendi talebini yaratacağı görüşünü savunmaktadır. Dolayısıyla bu şartlar
sağlandığı takdirde ekonomiye herhangi bir müdahale gerekmeksizin iktisadi denge
kendiliğinden oluşacaktır(Savaş,1998,259).
Klasik İktisadi yaklaşım, ekonomide kısa ve uzun dönem ayrımı yapmaksızın
tam rekabet koşullarının geçerli olduğu piyasa sistemi içerisinde faktör fiyatlarının
esnekliğine bağlı tam istihdam varsayımı altında analizlerini değerlendirmektedir. Bu
varsayıma bağlı olarak bireylerin sonsuz ömre sahip olmadığı gerçeği varsayımı altında,
bireylerin tüketimi zamanlar arası bir optimizasyon sorunudur ve piyasalar dengededir.
İktisadi dengenin gerçekleşmesine bağlı olarak benzer durum maliye politikası
için de geçerlidir. Klasik İktisat Teorisi kamu gelirlerinin kamu harcamalarını
karşılaması gerektiği görüşünü savunmaktadır. Bu bağlamda, Klasik İktisat teorisinde
15
maliye politikası devletin fonksiyonlarının sınırlı tutulması(adalet, güvenlik, savunma
gibi), vergilerin tarafsız olması ve bütçenin denk olması gibi temel prensiplere
dayandırılmaktadır.
Kamu gelirlerinin kamu harcamalarını karşılayamadığı durumda bütçe açık
verecektir. Devlet kamu açığını finanse edebilmek için borçlanma, para basma veya
vergilerin artırılması yollarından birisini tercih edecektir. Devletin para basmayı tercih
ettiği durumda herhangi bir mal veya hizmet üretmeden ekonomideki para miktarı
artacak, fiyatlar genel seviyesi yükselerek enflasyona neden olacaktır. Diğer taraftan
devlet para basmak yerine kamu açıklarını borçlanmayı tercih ederek finanse etme
yoluna gitmiş olduğu durumda, borcun vadesi geldiğinde borcunu ve borç faizini
ödeyebilmek için tekrar borçlanmaya gerek duyacaktır. Bu da iktisaden birçok olumsuz
sonucu beraberinde getirecek bir durumdur. Tam istihdam varsayımı altında kamu
açıklarının vergileme veya borçlanma yoluyla finanse edildiği her iki durumda da özel
kesim kullanılabilir fonları kamuya aktarılacaktır. Böylelikle özel kesim harcama ve
yatırım düzeyi düşecektir. Bunun anlamı Klasik sistemde devlet harcamalarının faiz
oranlarının yükselmesine neden olacağından özel sektör yatırımları üzerinde “tam bir
dışlama etkisi” (full crowding out) doğuracağıdır(Saleh,2003,4).
Diğer taraftan Klasik İktisat teorisine göre devlet bütçesinin fazla vermesi de
istenmeyen bir durumdur. Bütçenin fazla verdiği durumda devlet gereksiz kamu
harcamalarında bulunarak israfta bulunabilmektedir.
1.2.2 Kamu Açıklarına İlişkin Ricardocu Yaklaşım
Ricardocu Denklik Kuramı özünde, kamu açıklarının vergileme veya borçlanma
yoluyla finanse edilmesinin Robert J. Barro tarafından sistematik bir şekilde ifade
edilerek, temel iktisadi değişkenler üzerinde önemli bir etki yaratmayacağı görüşüne
dayanmaktadır. Daha önce Ricardo Denkliği ile ilgili araştırmalar yapılmış olmasına
rağmen ilk kez J. Barro’nun 1974 yılında “Journal of Political Economy”de yayınlanan
“Are Government Bonds Net Wealth ?” başlıklı makalesi ile ilgi uyandırarak günümüze
kadar birçok araştırmanın temelini oluşturmuştur.
16
Ricardo Denklik teoremi bir takım varsayımlara ihtiyaç duymaktadır. Bu
varsayımlar şu şekilde özetlenebilir(Bernheim, 1987, 4, Ataç,2007,203, O,Driscroll
1977, 208 );
-
Kamu Harcamaları düzeyi sabittir, iktisadi değer yaratmaz.
-
Sermaye piyasaları mükemmel bir işleyişe sahiptirler.
-
Tüketiciler rasyonel ve ileri görüşlüdür.
-
Bireyler sonsuz zaman ufkunda yaşıyormuş gibi karar alırlar.
-
Başarılı kuşaklar alturistik (diğer gam) bir biçimde güdülenen transferlerle
motive edilirler.
-
Tüm vergiler götürü usuldedir ve ilk dönemlerdeki kamusal borçlar daha
sonraki dönemlerde salınan vergilerle ödenecektir.
-
Ertelenen vergiler dolayısıyla kaynakların kuşaklar arasında yeniden
dağılımı söz konusu değildir.
-
İktisadi birimler tüketim ve tasarruf kararlarını verirken tüm yaşam boyu
gelirlerini dikkate almaktadırlar.
-
Vergiler bozucu etkiye sahip değildirler.
-
Mali araç olarak açık finansmanının uygunluğu maliye politikasını
etkilemez.
Barro(1974), çalışmasının birinci bölümünde devlet bonosunun etkileri
sorununu kuşaklar arası sermaye oluşumu ve sonlu zaman ufkunda bireysel servet
üzerindeki etkisi çerçevesinde incelemektedir. Modelde “sermaye piyasasının
mükemmel” olduğuna dair hiçbir argüman yer almamaktadır. Buradaki anahtar bulgu
kuşaklar arasında etkin bir transferin olduğu (kuşaklar arası hediye ve miraslar) ancak
net servet ve toplam talep etkisinin olmadığı ve kamu borcunun marjinal değişimi
üzerinde faiz oranı etkisinin söz konusu olmadığıdır. Mevcut kuşak sonsuz ömre
sahipmiş gibi davranarak ve gelecek kuşakla arasında etkin bir zincir sağlayarak transfer
zinciri oluşturur. Çalışma kamu borcundaki bir artışın hane halkı servet düzeyindeki bir
artışla devam edip etmeyeceği sorusu üzerinde odaklanır. Ekonominin ard arda gelen
kuşaklar modeli(Over Lapping Generation Model– OLG ) açısından sonlu hayat
ufkunun etkileri incelenmiştir. Hane halkının sonsuz ömre sahiplermiş gibi hareket
17
ettikleri gösterilmiştir. Böylelikle gelecek nesli bugünkü nesile bağlayan etkin bir
transfer zinciri mevcut oldukça hazine (kamu – devlet) bonolarının marjinal net servet
etkisi olmayacaktır. Mükemmel olmayan özel sermaye piyasaları ve likidite
hizmetlerinin üretimine sahip devlet monopolü ile ilişkilendirilen net servet etkileri
devletin daha etkin olduğu varsayımına dayanmaktadır.
Diğer yandan, mükemmel olmayan sermaye piyasaları ve likidite hizmetlerinin
kamu tekelinde olduğu ile ilişkilendirilen net servet etkileri kamunun daha etkin olduğu
varsayımına dayanmaktadır. Dahası, bono ihracında ve vergi toplamada devletin
transfer maliyetleri hazine bonolarının negatif net servet etkisine sahip olabileceğini
vurgulayabilmektedir. Sonuçta, kamu borçlarının risk özelliği ve bu borçlanmanın
finansmanı için toplanan vergiler hazine bonolarındaki artışın hane halkı ödemeler
dengesindeki toplam riski artıracağını önerir. Bununla birlikte bu etkiler vergi
sisteminin
doğasına
ve
transfer
maliyetlerinin
özel
sigorta
düzenlemesine
dayanmaktadır. Temel sonuç kamu borçlarının hane halkı servetini oluşturan bir
argüman olduğuna dair ikna edici net bir teorik durum söz konusu değildir. Negatif
servet etkisi tartışması öncelikli olarak tartışmanın pozitif etkiye sahip olduğu
konusunda inandırıcıdır. Bu nedenle kamu bonolarının marjinal net servet etkilerinin
sıfırla bir arasında olduğu ortak iddiası ve genelde pozitif ara değere sahip olmadığıdır.
Gerçekte marjinal net servet etkisi göz ardı edilebilirse mali ve parasal analizler için
uygulamalara ulaşılamaz (Barro,1974,1097).
Romer(2001, s.538)’e göre bireyin ömrü sonlu olmasına rağmen yeteri kadar
uzundur. Ekonomiye yeni bireyler girdiğinde yeni bono basımı ile ilişkili gelecek
dönem vergilerinin bir kısmı, bonolar arz edildiğinde hayatta olmayan bireylere
yüklenecektir. Nihayetinde hala yaşayan bireyler için piyasaya sunulan bonolar servet
niteliği taşımaktadır ve bu durum bireylerin davranışlarını etkilemektedir. Bu olasılık
Diomand(1965)’un ard arda gelen nesiller modeli olarak temsil edilmektedir.
Sonlu ufuk kamu açıklarının arzulanan ulusal tasarruf düzeyini azalttığı standart
sonucunu oluşturuyor gibi görünmektedir. Bu düzenleme tipik bir bireyin kamu
harcamalarından doğan vergi yükünü torunlarına yansıttığında kendini daha iyi
18
hissetmesiyle etkin olur. Birey alturist bir davranış şekli sergilerse bu görüş
savunulamaz. Önemli nokta kuşaklar arası transferler arasındaki ağ (ilişki) tipik bir
bireyi ardardına gelen bir aile içinde belirsizliğe sürüklediğidir. Bu durumda, hane
halkları beklenen gelecek dönem vergi düzeyini kapitalize eder ve böylelikle sonsuz
ufukta etkin bir planlama gerçekleştirirler. Diğer bir deyişle, sonsuz ufka sahipmiş gibi
görünen Ricardocu sonuçlar sonlu zaman aralığına sahip modeller içinde geçerliliğini
korur (Barro, 1988).
Bernheim (1989)’a göre birçok yazar başarılı kuşakların gönüllü transferlerle
bağlarını garantileyebilmek için katı kurallar gerektiğini vurgulamaktadır. Eğer
ekonomi yavaş büyüyorsa, aileler çocuklarına servet vasiyet edebilirler ve eğer ekonomi
hızla büyüyorsa çocuklar ailelerine hediye verebilirler. Bununla birlikte, transferlerin
hiçbir yönde akmadığı durumda genel bir büyüme oranı mevcuttur. Dahası, ailelerin
servet düzeyinin çocukların servet düzeyine oranı büyük ölçüde nüfusa bağlı olarak
değişir. Bazı durumlarda, kaynakların aile bireyleri arasında yeniden dağılımı özel
transferlerle karşılanmaz. Sonuçta, eğer bireyler gelecek dönem gelirleri hakkında
belirsizliğe sahiplerse, kuşaklar arası yeniden dağılımın genelde reel etkileri söz
konusudur. Ricardocular genellikle bu tartışmayı, teori nicel önem arz etmediği için,
ihmal ederler ve bunun tüketiciler transferde bulunsun veya bulunmasın ampirik bir
sorun olduğu görüşündedirler.
Kamu açıklarının finansmanına yönelik bu görüş, çoğu kez iktisadi literatürde
Barro-Ricardo Denklik Teoremi, Barro Ricardo Denklik önermesi veya Ricardo
Özdeşlik Teoremi gibi farklı isimlerle karşımıza çıkmasına rağmen Buchanan(1976),
Barro’nun Ricardo Denkliğine herhangi bir katkı getirmediğini ve Ricardo Denkliği ile
ilgili daha önce yapılan araştırmaları çalışmasında ihmal ettiğini vurgulamaktadır. Şöyle
ki, Barro’nun en önemli vurgusu makul koşullar altında ardı ardına gelen ve sonlu ömre
sahip kuşakların kamu borcuna bağlı gelecek dönem sorumluluklarını kapitalize
ettikleridir. Bu kapitalizasyonun boyutuna bağlı olarak devlet bonoları net servet olarak
algılanmaz. Bu noktadan hareketle Barro borçlanmanın vergi yerine ikame edilmesinin
toplam harcamalar üzerinde hiç bir genişletici etkisi olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Burada iki soru akla gelmektedir. Gelecek dönemde ortaya çıkabilecek vergi
19
yükümlülüğü tamamen kapitalize edilebilir mi?
Eğer kapitalize edilebilirse maliye
politikasındaki değişimin toplam harcama üzerinde hiçbir etkisi olmadığı anlamına mı
gelir?
İkinci
sonuca
ulaşabilmek
için
gelecek
dönem
oluşabilecek
vergi
yükümlülüklerinin kapitilizasyon sorunundan ayrı olarak, vergileme ve borçlanmanın
farklı sonuçlarını incelemek gerekmektedir. Barro iki mali aracın mukayesesine dayalı
analizi tamamen ihmal ettiğinden politika bakımından önerisinin bir önemi
kalmamaktadır.
Özetle, Barro-Ricardo Denklik Teoremi, kamu açıklarının finansmanında
vergileme yerine borçlanma yöntemi ile finansmanının tercih edilmesinin, belli
varsayımlar çerçevesinde, bireylerin servet düzeyinde bir farklılık yaratmayacağını
öngörmektedir. Bireyler sahip oldukları bonoları servet olarak değerlendirmediklerinden
tüketim düzeylerinde herhangi bir değişiklik meydana gelmez. Diğer yandan,
hanehalkları sahip oldukları bonoların devlet tarafından bir sonraki dönemde ana para
ve faiz ödemelerini gerçekleştireceğini bildiklerinden, tasarruf düzeylerini bu ana para
ve faiz ödemelerini karşılayacak düzeyde artıracaklardır. Hane halkının mallara olan
talebi beklenen bugünkü vergi oranlarına bağlıdır. Her bir hane halkı gelir düzeyine
bağlı olarak servet pozisyonunu belirler. Daha sonra maliye politikası toplam tüketici
talebini beklenen vergi oranlarının bugünkü değerine bağlı olarak etkiler. Ancak mevcut
tartışma vergilerin bugünkü değerinin harcamaların bugünkü değeri değişmedikçe
değişmediğidir. Böylelikle kamu açıklarının mevcut vergilerle ikame edilmesinin mallar
için olan toplam talep üzerinde etkisinin olmadığıdır Dolayısıyla vergileme veya
borçlanmanın kamu açıklarının finansmanında tercih edilmesinin iktisadi açıdan
değerlendirilmesinde bir fark söz konusu değildir(Dornbusch ve Fisher,1998, s.319,598,
Barro, 1996, 4).
Kamu açıklarının finansmanına ilişkin vergileme veya borçlanma arasında bir
tercih yapılmasının bireylerin servet düzeyine etkileri ile ilgili görüşler. Klasik ve
Keynesyen iktisatçılar arasında farklılık arz etmektedir. Klasik iktisatçılar, bugünkü
vergileme yerine borçlanmanın tercih edilmesi sonucunda, bireylerin bir sonraki
dönemde borçların ödenebilmesi için vergilemeye gidileceğinin farkında olmaları
sonucu devlet tahvillerinin bireylerin servet düzeyinde bir değişiklik yaratmayacağı
20
görüşünü savunmaktadırlar. Bireyler, bugünkü borçlanma düzeyini bir sonraki nesilin
vergi olarak ödeyeceğinin farkındadırlar. Keynesyen iktisatçılar, bireylerin bir sonraki
dönem hakkında öngörü sahibi olmadıklarını, dolayısıyla bugünkü vergileme yerine
borçlanmanın tercih edilmesi sonucunda, bireylerin sahip oldukları devlet tahvillerini
servet olarak değerlendirdikleri görüşüne sahiptirler.
Diğer taraftan Barro (1988)’e göre bazı iktisatçılar bireylerin gelecek dönemdeki
vergiler hakkındaki belirsizlikleri veya gelecek dönem vergilerini tahmin etmede
yaşadıkları karmaşanın ileriki dönemde oluşacak sorumlulukları kapitalize ederken
karşılaşacakları daha yüksek iskonto oranını vurgulamaktadır. Bu durumda mevcut
vergilerin kamu açığı ile finanse edilmesi serveti artırır. Çünkü gelecekte beklenen
yüksek oranlı vergilerin bugünkü değeri mevcut vergi indirimi nedeniyle azalır. Kamu
açıkları toplam tüketici talebini artırır ve arzulanan ulusal tasarrufları düşürür.
Belirsizlikle ilgili konuyu ele alış biçimi farklı sonuçlara neden olur. Götürü verginin
hane halkları arasında etkin dağılımı sağladığı bilinir. Bununla birlikte kamu borçlarının
gelecek dönem ödemelerinin reel değeri ve gelecek dönem toplam vergileri belirsizlik
kısıtı altındadır. Bu durumda açık finansmanına ilişkin vergi indiriminin reel etkisi söz
konusu değildir. Bireyler fazladan borcun belli bir kısmını ellerinde tutmaya devam
eder, çünkü borç belirsiz gelecek dönem vergileri için mükemmel bir sınır oluşturur.
Şimdi gelecekteki vergilerin götürü vergiler olduğunu ancak bireyler arasında belirsiz
bir şekilde yansıdığını düşünelim. Dahası, göreli vergi riskine karşın sigorta piyasaları
olmasın. Daha sonra kamu açığı her bir bireyin gelecek dönem tüketilebilir gelirinin ne
olacağı hakkında belirsizliğin oluşmasına neden olur. Sonuçta, gelecek dönem daha
yüksek ortalama vergi gelirleri ile ilgili belirsizlik bireyin gelecekte oluşabilecek
tüketilebilir vergi gelirinde belirsizlikle ilişkilendirilir. Arzulanan ulusal tasarruf düzeyi
belirsizlik artıkça kamu açığıyla birlikte artma eğilimindedir.
G.P. O’Driscoll (1977) Ricardocu Denklik Teorisinin bizzat Ricardo tarafından
yanlış adlandırıldığını, “Ricardo Denk Olmayış (Dengesizlik) Teoremi” olması
gerektiğini öne sürmüştür. Gerçekte, Ricardo kamu açıklarının finansmanında vergileme
veya kamu borçlanması arasında bir tercih yapılmasının etkileri bakımından eşit
sonuçlar doğurduğunu reddetmektedir. Ricardo savaş harcamalarının finansmanında
21
iktisadi açıdan iki önemli tercihin (borçlanma veya vergileme) denk olduğunu algılamış
olmasına rağmen vergi ödeyenlerin “mali yanılsama” olarak adlandırılan sorunla karşı
karşıya kaldıklarını fark etmiştir. Ricardo tarafından 1951 yılında yayınlanan “Funding
System” adlı eserinde tanımlanan Ricardo Denklik Teoremi, savaş vergisinin “ulusal
sermaye miktarını azaltmadan” bireyin tasarruf düzeyi üzerinde muhtemel bir etki
doğuracağını savunmuştur(Barro, 1996,5). Ancak yapılan savaş harcamalarının
finansmanında kamu borcu üzerine yüklenen yıllık faiz ulusal sermayeyi miktar olarak
azaltır. Sonuç olarak, Ricardo’nun tanımlaması Buchanan tarafından tanımlanan
Ricardo Denkliğinin tam tersidir.
Barro(1988), Ricardo Denklik Teorisine karşı geliştirilen itirazları şu şekilde
özetlemektedir;
-
Bireyler sonsuza kadar yaşamazlar böylelikle vergi yükü bireyler öldükten
sonra bireylerin üzerinde kalmaz.
-
Özel sermaye piyasaları mükemmel bir yapıya sahip değildirler.
-
Gelecek dönem vergileri ve gelir düzeyi belirsizdir.
-
Vergiler götürü vergiler değildirler, gelir, harcama, servet, vs. üzerinden
alınırlar.
Bernheim(1989), konuyu “Say Kanunu” ile ilişkilendirerek açıklık getirmeye
çalışmıştır. Bonolara olan talep her zaman için kamu borçlanmasını yakalayacak bir
artış gerektirir. Vergi zamanlaması bireyin yaşamı boyunca bütçe kısıtını etkilemediği
sürece tüketim kararlarını etkilemez. Sonuçta, bütçe açıklarının (hem sürekli hem
geçici) reel etkileri söz konusu değildir. Bu mantığın hiçbir şekilde kaynakların tam
istihdamda olduğuna dayanmadığına dikkat edilmelidir.
Ricardocu Analiz kamu açıkları ve vergilerdeki kaymaları veri kamu
harcamaları düzeni içinde değerlendirir. Yaklaşım kamu harcamaları, kamu hizmet
düzeyi veya bu hizmet ve harcama zamanlamasına bağlı reel etkilerle kısmen tutarlıdır.
Ricardocu görüşün sağlamlığını kabul etmenin yanı sıra alternatif sonuçları da
araştırmak önemlidir. Birçok iktisatçı kurallara bağlı Ricardocu Denkliğini geçersiz
kılabilecek noktalara dikkatleri çekmiştir. Dikkat çekilen bu noktalar alternatif bakış
22
açısını destekler niteliktedir. Ancak genellikle standart görüş kamu açıklarının ulusal
tasarrufu azalttığı ve reel faiz oranını yükselttiği veya cari hesaplar açığı oluşturduğu
yönündedir. Ricardocu görüşe getirilen birçok eleştiri bu standart bakış açısı ile de
tutarsızlık arz edebilmektedir(Barro, 1988).
1.2.3 Kamu Açıklarına İlişkin Keynesyen Yaklaşım
1929 yılında yaşanan büyük iktisadi buhranla birlikte işsizlik olgusu iktisaden
önem kazanmıştır. 1936 yılında Keynes “ İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı
eserinde işsizliğin talep yetersizliğine bağlı olduğu, ücretlerin azalma yönünde esnek
olmadığı ve ekonominin de her zaman için tam istihdam dengesinde olamayacağını
ileri sürmüştür. Dolayısıyla devletin ekonomiye müdahalesi gerekliliği görüşü
savunulmaktadır. Devlet talep yetersizliğine bağlı olarak oluşan işsizlik sorunu ile
mücadele edebilmek amacıyla kamu harcamalarında bulunur. Kamu harcamalarındaki
artışa bağlı olarak gerçekleşen, çarpan etkisi yardımıyla gelir yaratılarak istihdam,
tüketim ve yatırım düzeylerinin olumlu yönde değişim sağlanacağı görüşü
savunulmaktadır. Aynı zamanda, Keynes ekonominin işsizlik ve durgunluk içerinde
olduğu dönemlerde devletin açık finansman politikası izleyebileceği görüşünü
savunmaktadır.
Eksik istihdam denge seviyesini oluşturan unsur efektif talepteki yetersizliktir.
Belli bir dönemde meydana gelen tüketim ve yatırım harcamaları efektif talebi
belirlediğinden, özel kesim tüketim ve yatırım harcamalarındaki eksiklik tam istihdam
denge seviyesini etkilemektedir. Kamunun görevi yapacağı harcamalarla tüketim ve
yatırıma bağlı efektif talebi artırmaktır. Keynesin vurguladığı nokta, toplumu oluşturan
bireylerin enflasyon ve eksik istihdamın yarattığı olumsuz koşullardan, devletin
uygulayacağı harcama ve vergi politikaları ile korunacağıdır (Bulut,2002,s.10).
İstihdam düzeyindeki azalmaya bağlı olarak gelir seviyesinde gözlenen bir
azalma yalnızca birey ve kurumların finansal kaynaklara olan ihtiyacını değil, aynı
zamanda kamunun bütçe açığı ve istihdam seviyesindeki azalmayı telafi edecek
dışarıdan borçlanma yolunu tercih etmesine neden olacaktır. İstihdam düzeyi düştüğü
taktirde kamu politikasına ve bireylerin davranışsal tepkilerine bağlı olarak toplam
23
tüketim reel gelir düzeyindeki azalmadan daha az düzeyde azalmaktadır. Sonuçta ılımlı
bir dalgalanma ile yeni denge durumuna ulaşılır. Aksi taktirde, istihdam ve gelir düzeyi
ileri uçlara kayabilir( Keynes,1936,98).
Geleneksel Keynesyen görüşün, standart Neo klasik yaklaşımdan ayrıldığı
noktalar şu şekilde özetlenebilir. Keynesyen görüş, bazı ekonomik kaynaklarım tam
kullanılmadığını, ekonominin eksik istihdam seviyesinde olduğunu, bireylerin büyük bir
kısmının geleceği tam olarak kestiremedikleri (miyop oldukları) veya likidite kısıtı
altında bulunduklarını varsaymaktadır. Likidite kısıtı altında olan bireylerin, toplam
tüketim harcamaları harcanabilir gelirlerindeki değişmelere duyarlıdır. Miyop veya
likidite kısıtı altında bulunan toplumdaki bireylerin marjinal tüketim eğilimi birden
büyüktür. Ekonomide oluşan kamu açığı geçici bir vergi indirimine bağlı ise, vergi
indirimi toplam talebi hızla ve önemli derecede artıracaktır. Eğer ekonomi eksik
istihdam seviyesine sahipse, vergi indirimi milli geliri yükseltecek ve iyi bilinen
Keynesyen çarpan mekanizmasıyla da ikinci tur etki başlayacaktır. Kamu açıkları hem
tüketim, hem milli gelir üzerinde çarpan etkisi yaratacağından tasarruflar ve sermaye
birikimi üzerinde olumsuz etkisi söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla uygun zamanda
ortaya çıkan kamu açıkları ekonomi üzerinde pozitif yönlü etkilere sahip olabilecektir.
(Soylu,2001, s.36).
Klasik İktisat öğretisinin tam aksine, çoğu Keynesyen iktisatçı kamu açıklarının
özel yatırımları dışlamayacağı görüşüne sahiptirler. Şu nedenle, kamu açığına toplam
talebi artırarak özel yatırımların karlılığını artırmakta ve veri bir faiz oranında daha
yüksek yatırım düzeyinin gerçekleşmesine neden olabilmektedir. Buna bağlı olarak,
ekonomide beklenmeyen bir para politikası uygulanmadığı sürece, kamu açıkları, eksik
istihdam koşulu altında, faiz oranlarının yükselmesi gerçeğine karşın, hem nominal hem
de reel talebi tam istihdam düzeyine doğru artırarak, toplam tasarrufu ve yatırımları
uyarıcı özelliğe sahip olabilmektedir.
tüketimin
yatırımların
karlılığını
Faiz oranlarındaki yükselmeye karşın artan
artırmasına
bağlı
olarak
dışlama
etkisi
oluşmamaktadır. Fiyatlar genel seviyesi ancak tam istihdama ulaşıldıktan sonra
artmaktadır. Dolayısıyla,tam istihdama ulaşıldıktan sonra tüketimde bir artış ve
yatırımlarda azalma söz konusu olmayabilir. Tam istihdam durumunda enflasyon
24
vergisi, reel kamu açıklarının artış oranını milli gelir artış oranına eşitlediğinde yalnızca
enflasyon artmaktadır. Ancak sıkı para politikası ve faiz oranının artırılması
durumunda, dışlama etkisi söz konusu olmaktadır (Ataç 2002,201).
1.3. Kamu Açıklarının İktisadi Etkileri
1.3.1 Kamu Açıklarının Tasarruf ve Yatırım Kararları Üzerindeki Etkileri
Kamu harcamalarının yatırım ve tasarruf kararlarını etkileyen davranışlar
üzerindeki etkileri geniş bir tartışma alanına sahiptir. Bu konudaki fikir ayrılıkları daha
önceki bölümde yer alan iktisadi düşünce okullarının sahip oldukları görüşler
çerçevesinde şekillenmektedir. Bir grup görüşe göre kamu harcamalarındaki artış,
hükümetin borçlanma ihtiyacını artırdığı için özel yatırımların yerine geçebilmektedir.
Kamu harcamalarının yatırım ve tasarruf kararları üzerindeki etkileri faiz oranlarındaki
değişime bağlı olarak gerçekleştiğinden literatürde kamu açıkları ve faiz oranı
değişimleri arasındaki ilişkiyi değerlendiren çalışmalara sıklıkla rastlamaktadır.
İktisadi kaynakların tam istihdam seviyesinde olduğunu savunan Klasik görüşe
göre; fon talebinin artması sonucu faiz oranlarında gözlenen artış, artan kamu
harcamalarına bağlı olarak oluşan kamu açıklarının borçlanma yoluyla finanse edilmesi
tercih edildiği durumda ortaya çıkabilmektedir. Yatırımlar ve özel sermaye oluşumu
artan faiz oranından olumsuz yönde etkilenebilecektir. Genişleyici maliye politikası
sonucunda faiz oranında yaşanan yükselme eğilimi özel harcamaları, özellikle de
yatırımları azaltarak “dışlama etkisi” (crowding out effect ) olarak adlandırılan etkinin
ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Dışlama etkisindeki değişim faiz oranında
gerçekleşen değişime duyarlıdır (Dornbusch ve Fisher ,1998,31, Rosen,1998,.467,
Musgrave ve Musgrave 1989,7). Diğer taraftan Keynesyen iktisadi görüşe göre iktisadi
kaynaklar tam istihdam seviyesinin altında olduğundan dışlama etkisi söz konusu
olmayacaktır.
Neo Klasik iktisadi görüşe göre kamu harcamalarındaki artışın, özel yatırım
kararları üzerindeki etkisi belirsiz olabilir. Bu belirsizlik farklı nedenlere bağlı olarak
ortaya çıkabilmektedir. Bunlardan birisi, kamu sermaye harcamaları özel yatırım
kararları için uyarıcı bir niteliğe sahip olduğunda, daha yüksek kamu harcamalarına
25
bağlı özel yatırımları dışlaması gerekmemektedir. Bir diğer neden, kamu ve özel
sermaye arasındaki ikamenin boyutu ne kadar fazla ise, kamuda özel yatırımların yerini
alacak ikamesi, o kadar fazla olacaktır. Yani, kamu ve özel sermaye arasındaki ikame
oranı arttıkça dışlama etkisi de artacaktır. Maliye politikasına bağlı olarak gerçekleşen
bir iktisadi genişlemenin ardından faiz oranları yükselmesine rağmen, gelir de
yükselmekte, bu da sırayla özel yatırımların yükselmesini engellemeden finanse
edilebilen harcamalardan yapılan tasarruf düzeyini artırabilmektedir. Diğer yandan,
parasal politikalara maliye politikaları eşlik ettiği taktirde dışlama etkisi söz konusu
olmayabilir.
Kamu
yükselmesi
ve
açıklarının
yatırımların
parasallaştırılması
engellenmesi
sonucunda,
olasılığı
faiz
ortadan
oranlarının
kalkmaktadır
(Şimşek,2003:6).
Bir başka görüş ise daha önceki bölümde üzerinde detaylı bir şekilde bilgi
verilmeye çalışılan Ricardo Denklik Teoremi yaklaşımıdır. Kamu açıklarının
finansmanında vergileme yerine borçlanmanın tercih edilmesi sonucunda rasyonel
bireyler bugünkü vergi indiriminin gelecek dönem vergi artışı anlamına geldiğini fark
ederek bugünkü tüketim düzeylerini değiştiremeyecekleri ve tasarruf düzeylerini
arttıracakları görüşüdür. Bunun sonucu olarak kamu açıklarının faiz oranlarına bağlı
olarak özel yatırımlar üzerinde herhangi bir etkisi söz konusu olmayacaktır.
Arzulanan ulusal tasarruf düzeyi değişmedikçe kapalı bir ekonomide ulusal
tasarruf ve yatırım talebi dengesini sağlamak için faiz oranı artma eğilimi
göstermeyecektir. Açık ekonomi durumunda da benzer durum gözlemlenir. Ödemeler
dengesi üzerinde herhangi bir olumsuz etki olmaması amacıyla yurtdışı borçlanmayı
engelleyecek şekilde özel tasarrufların artırılması arzulanır (Barro, 1988,4).
Geleneksel analizde mali politika uygulamaları ulusal tasarrufu, yatırımı ve faiz
oranını (i) bütçe fazlası veya kamu tasarrufunu değiştirerek (ii) özel tasarrufu
farklılaştırarak etkiler. Kamu tüketimindeki bir artış ulusal tasarruf düzeyini etkiler.
Vergi kesintisi veya transfer ödemelerindeki bir artışa karşın, kamu tüketimindeki artış
harcanabilir geliri değiştirmez, tüketim harcamaları ve özel tasarruf düzeyi aynı kalır.
Ulusal tasarruf mal ve hizmetlere olan toplam talebe bağlı olarak azalır. Bu durumda,
26
toplam talepteki artış hükümete aitse de, daha önce özel tüketim harcamalarındaki
politika değişiminden kaynaklanmaktadır. Daha önce, faiz oranları yükselme eğiliminde
olmasına rağmen özel tasarruf artarken, tüketim ve yatırım harcamaları azalır. Diğer
taraftan vergi ile finanse edilen kamu harcamaları veri faiz oranında ve GSMH’da özel
tasarrufları azaltır. Yüksek vergiler; harcanabilir gelirle birlikte tüketim harcamalarını
ve özel tasarrufları azaltma eğilimindedir. Özel tasarruflardaki azalma ise vergi
artışlarından daha azdır. Çünkü mal ve hizmet alımları için yapılan harcamalar da
azalacaktır. Herhangi bir mali politika ile kamu açıkları değişmediğinde ulusal tasarruf
düzeyindeki azalma özel tasarruftaki azalmaya eşittir. Özel ve ulusal tasarruflardaki
azalma mal ve hizmetlere olan toplam talepte bir azalmayı vurgular. Vergi ile finanse
edilen transfer ödemelerinin mal ve hizmetlere olan toplam talebe veya ulusal
tasarruflara, kamu açıkları ve harcanabilir gelir düzeyi aynı kaldığı sürece hiçbir etkisi
söz konusu değildir (Tatom:1985,9).
Seater(1993)’ın “Journal of Economic Literature”de yer alan “Ricardian
Equivalence” başlıklı makalesinde Ricardonun kamu açıkları sonucu oluşan yüksek faiz
oranlarının neden olduğu dışlama etkisini şu şekilde özetlemektedir. Tasarruf
harcanabilir gelirle tüketim arasındaki farka eşittir. Tüketim bireylerin optimal harcama
planıyla belirlenirken, tasarruf kalan artık tarafından belirlenmektedir. Bireyin optimal
çözümünü belirleyen faktörler vergi ödemesi zamanlamasından etkilenmezse, bireyin
tüketim tercihi de etkilenmez. Gayri safi gelir ve tüketimin zaman patikası
değişmediğinde, vergi ödemesi tarihlendirmesindeki değişim harcanabilir gelirin zaman
patikasını ve bu nedenle tasarrufu etkilemelidir. Genelde, cari vergiler düşükse bireyler
daha fazla tasarruf eder, vergiler yüksekse tasarruftan kaçınma yüksek olacaktır.
Hükümet cari vergileri indirip devlet borç senedi çıkarırsa, bireyler, anapara ve faiz
ödemelerinin gelecekte vergiler artırılarak ödeneceğini düşünerek, bu vergi indirimini,
anapara geri ödemesi ve faiz kazançlarının kişinin gelecekteki vergi yükümlülüklerini
güvence altına aldığı için yeni çıkarılmış hükümet bonolarını satın almak için
kullanabilirler. Sonuçta, tasarruf varlıkları için özel talep kamu borçlanma arzındaki
değişim nedeniyle birinden diğer birine hareket eder ve böylece faiz oranı değişmez, bu
nedenle de IS-LM analizinden aşina olunan özel talebin dışlanması etkisi gerçekleşmez.
27
Buchanan(1986)’a göre veri herhangi bir kamu açığının borç ile finanse
edilmesinin, faiz oranları üzerindeki etkisi ödünç verilebilir fon arzına bağlı olarak
tespit edilebilecektir. Eğer yabancı yatırımcılar, yurt içi piyasalar için para arz ederse,
faiz oranları, bu yabancı yatırım fonları kullanılabilir olduğundaki faiz oranlarından
daha düşük olacaktır. Yabancıların, özel veya devlet tahvili almaları arasında hiçbir fark
yoktur (Çeviren Sarılı, 1986, 4) .
Ricardocu Denklik Teoreminin anahtar özelliği mevcut vergi oranlarındaki veya
kamu harcamalarındaki değişim işaretlerinin bireyler tarafından gelecekteki olası
değişim olarak algılanmasıdır. Daha biçimsel bir ifadeyle, herhangi, bir mali değişime
karşı bireyler ödeyecekleri vergilerin dağılımını ve hayatlarının geri kalan kısmını
düzenleyerek tepki verirler. Mali beklentilere bağlı vergi değişimlerinin “kalıcı” veya
“geçici” olması sıra dışı veya fazla basitleştirilmiş bir örneği temsil etmektedir. Mali
değişime karşı oluşturulan tepki genelde geçici veya kalıcı olarak sınıflandırılarak
değerlendirilemeyeceğinden Feldstein(1980) ihtiyari mali politika değişiminin etkilerini
vurgulamaktadır. Birey iktisadi dalgalanmalara bağlı beklentiler çerçevesinde bu
dalgalanmaların gelirine doğrudan ve vergi oranları ile de diğer değişkenlere dolaylı
etkisine bağlı olarak hareket edecektir. Birey iktisadi değişime bağlı beklentilerini mali
kurallar çerçevesinde oluşturacaktır. Örneğin, işsizlikteki bir artış vergi oranlarında
önemli bir azalmaya neden oluyorsa, birey beklenen işsizliğe karşın harcamalarını mali
kurallarla olması gerekenin üzerine çıkarır. Bu bağlamda, mali kurallar toplam talebi
etkilemektedir.
Maliye politikası ile yatırım ve tasarruf kararları arasındaki ilişkinin test
edilmesinde kritik problem faiz oranının tahmin edilen kamu harcaması ve/veya kamu
açığına tepki gösterdiği ve genellikle bu tahminlerin gözlenemez olduğu gerçeğidir.
Konu ile ilgili literatürde yer alan çalışmaların bulguları farklılık arz etmektedir.
Ricardo Denkliği Teorisine göre, bireyler, hükümetin borçlanma senedi
çıkarması karşısında, bunun bir gelecek vergi yükümlülüğü doğuracağını düşünerek,
düşündükleri bu yükümlülüğe istinaden hükümetin bono arzı artışına karşılık eşit
miktarda bono talebi artışı yaratarak faiz oranının değişmemesini sağlarlar. Bu durumun
28
saptanması için kamu borçlanma politikası karşısında faiz hareketliliğinin ne olduğuna
dair testler yapılmıştır. Bu çalışmaların bir kısmı Ricardo Denkliğini desteklerken, bir
kısmı ise reddetmektedir. İlginç bir durum ise faiz oranı testlerinin, Ricardo Denkliğini
desteklemesi durumu belirsizken, hükümet borçlanması ile faiz oranı arasında pozitif bir
ilişkiyi öngören geleneksel görüşle uyumsuzluğu belirgindir. Faiz oranı ile hükümet
borçlanması arasında nötr bir durumun tespit edildiği testlerde Ricardo Denkliğinin
reddedilmesi yanlışlanmaktadır. Ancak faiz oranı ile hükümet borçlanması arasında
negatif bir durumun tespit edildiği testlerde Ricardo Denkliği ile birlikte Geleneksel
görüşle de uygunsuzluk ortaya çıkmaktadır. Faiz oranı ile hükümet borçlanması
arasında pozitif bir ilişkiyi gösteren test sonuçlarına ise son dönem çalışmalarında
rastlanmamaktadır Ampirik başarısı ve analitik basitliği, Ricardo Denkliğini ekonomik
aktivite üzerindeki kamu borçlanmasının etkilerini açıklayan cazip bir model
yapmaktadır.(Seater,1993,143,182).
Feldstein(1980) kamu harcamasında meydana gelen bir değişimin toplam talep
üzerinde önemli etkileri olduğunu vurgulamaktadır. Parasal geri bildirimler mali
uyarıcıların çıktılarını sınırlandırsa da, kamu borçlanmasına karşı tüketicilerin
oluşturduğu herhangi bir “dışlama” (crowding out) etkisi söz konusu değildir.
Elmendorf(1996), reel faiz oranlarındaki değişime odaklanırken aynı zamanda
nominal faiz oranı ve döviz kuru oranlarındaki değişimi de inceler. Aynı zamanda reel
faiz oranı doğrudan gözlemlenemezken nominal faiz oranındaki, döviz kurundaki, mal
fiyatlarındaki ve stok fiyatlarındaki hareketliliğin reel faiz oranlarına etkisini
göstermeye çalışmıştır. Çalışma Ricardocu Denge önermesinin geçerliliğini destekler
nitelikte bir kanıt sunamamaktadır.
Evans(1985) Birleşik Devletler tarihinde İç Savaş, I. ve II. Dünya Savaşları,
Savaş sonrası olmak üzere dört ayrı örneklem dönemi için yaptığı çalışmasında
geleneksel paradigmanın aksi yönde bulgulara ulaşmıştır. Evans en küçük kareler
yöntemi kullandığı ve kamu açıkları ile faiz oranı arasında pozitif ilişki tespit edemediği
bu çalışmasında tüm örneklemlerinde dönemler için kamu harcamalarını sabit tutarak,
29
kamu açıklarını artırmanın (ortalama ve marjinal vergi oranlarını azaltarak) genelde
istatistiksel olarak anlamlı düzeyde faiz oranını düşüreceği bulgusuna ulaşamamıştır.
Evans(1987)’ın benzer nitelikteki bir diğer çalışması, faiz oranlarının, bugünkü
ve geçmişte oluşan kamu açıklarından çok gelecekte oluşabilecek kamu açığı
beklentisine bağlı olarak arttığını savunan görüşü destekler nitelikte herhangi bir
bulguya ulaşamamıştır. Dolayısıyla kamu açıkları, tasarruf ve yatırım kararları arasında
herhangi bir ilişkinin varlığı tespit edilememektedir.
Devletin bugünkü ve gelecek dönem uygulayacağı maliye politikasını özel
sektörün algılaması tamamen rasyonel değildir. Kısmen kişisel harcanabilir gelire bağlı
temel tüketim ve kamu borçlanmasını içeren servet kavramı, dolaylı varsayımlar özel
sektörün kamu harcamalarının faydalarını göz ardı ettiğini ve kamu borçlanmasının
gelecek dönem vergileri üzerindeki etkilerini hesaba katmamaktadır.
Gale ve Orzsag (2003), genellikle artan kamu açıklarını ve kamu borçlanmasını
göz önüne alırken ekonomik büyümeyi etkileyen maliye politikası araçlarından vergi
indirimleri ve harcama programlarının da göz önüne alınması gerekliliğini
vurgulamaktadırlar. İktisadi performansı ve faiz oranını etkileyen maliye politikası
sadece kamu açığına değil aynı zamanda bu açığın oluşmasına neden olan bir takım
etkilere bağlıdır. Ampirik bulgular açıkların ulusal tasarruf düzeyini düşürdüğünü
gelecek dönem gelirini azalttığını ve uzun dönem faiz oranını artırdığını göstermektedir.
Öncelikle, hem faiz oranı hem de tüketim sonuçları Ricardocu görüşü reddeder.
Tüketim sonuçlarının sadece kısa dönemli vergi uygulamalarındaki zamanlama
değişiminden kaynaklandığı tartışılabilir, ancak vergi zamanlamasındaki bu değişim
ulusal tasarruf düzeyini etkilememektedir.
Laubach(2003) uzun dönemli beklenen kamu borçlanması ve kamu açıkları ile
uzun dönemli beklenen faiz oranları arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Tahmin edilen
kamu borçlanması ve kamu açıklarının faiz oranı üzerindeki etkisi istatistiki olarak
önemlidir. Beklenen kamu açıklarının GSYİH’ ya oranındaki yüzde 1’lik bir artışın, faiz
oranında yaklaşık % 25’lik bir artışa neden olacağı ileri sürülmüştür. Laubach(2003)
30
rasyonel varsayımlar altında bu tahminlerin Neo Klasik büyüme modeli ile tutarlılık
gösterdiğini vurgulamaktadır
Al-saji(1993) İngiltere ekonomisi için 1960:1 -1990:2 arası dönemi kapsayan 6
aylık verilerle kamu açıklarının nominal ve önceden tahmin edilen uzun dönem reel
faiz oranlarına etkisini açık ve kapalı ekonomi varsayımı altında
IS-LM modeli
çerçevesinde incelemektedir. Analiz sonucunda elde edilen ampirik bulgular İngiltere
ekonomisi için kamu açıklarının nominal ve önceden tahmin edilen uzun dönem reel
faiz oranı üzerinde önemli artışa neden olduğunu vurgulamaktadır. Yüksek düzeyde
kamu açıklarına bağlı olarak artan nominal ve önceden tahmin edilen uzun dönem reel
faiz oranları özel yatırımı dışlarken, sermaye oluşumunu ve uzun dönemli ekonomik
büyümeyi etkilemektedir.
Domenech vd(1997) ikinci petrol krizini takip eden dönemde (1979-1985)
OECD ülkeleri için yüksek faiz oranları ile düşük tasarruf ve yatırım düzeyini ampirik
bulgulara dayalı olarak analiz etmeye çalışmışlardır. Analiz sırasında, Ricardocu
Denklik Teoremini test etmek için GSYİH’nın bir oranı şeklinde ulusal tasarruf ve
kamu açıklarını içeren yapısal VAR modeli kullanılmıştır. Analiz sonucunda Ricardocu
Denklik Teorisinin OECD ülkeleri için uygun olmadığı, 1980 ve 1990 lı yıllardaki
mevcut kamu açıklarının faiz oranı artışlarında önemli rolü olduğunu destekleyen
bulgulara ulaşmışlardır..
Kalulumia(2002), Johansen ekonometrik hata düzeltme modelinde önerilen bir
dizi nedensellik testi kullanarak kamu borçlanmasının faiz oranı üzerindeki etkisini
ABD, Almanya, İngiltere ve Kanada için incelemektedir. 1957:1 -1993:4 arası üç aylık
mevsimsel uyarlanmamış veriler kullanılarak yapılan doğrudan ve dolaylı analizler
sonucunda, kamu borcu ve faiz oranı arasında nedensel bir ilişkinin olmadığı ve kamu
borçlanmasının faiz oranı üzerindeki etkisinin yansız olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Dolaylı testler kamu borçlanmasının döviz kuru ve para talebi üzerindeki etkisinden
hareketle borçlanmanın faiz oranı üzerindeki etkisini araştırmıştır. Yalnızca ABD için
ulaşılan uzun dönemli kamu borçlanması ve faiz oranı arasındaki pozitif yönlü bulgu
geleneksel borçlanma teorileri ile ters düşmektedir. Almanya ekonomisi verileri ile
31
yapılan analiz sonucunda kamu borçlanması ve faiz oranı arasında para talebi ve döviz
kurunda olduğu gibi kısa dönemli nedensel bir ilişki söz konusudur. Genel olarak analiz
sonucunda elde edilen bulgular daha önce yapılan Ricardocu Denklik Teoremini
destekler nitelikteki çalışmalarla tutarlılık göstermektedir.
.
Naqvi(2003), Pakistan ekonomisi için, 1965-2000 dönemine ait yıllık verileri
kapsayan çalışmasında, farklı büyüme süreçleri varsayımı altında, özel sermaye ve
kamu sermayesinin göreli performansını incelemektedir. Pakistan ekonomisi için elde
edilen bulgular, teknoloji değerlendirmesine bağlı olarak, uzun dönemli kamu sermayesi
ve özel sermayenin farklılık gösterdiği yönündedir. Eğer teknolojinin dışsal olduğu
düşünülecek olursa, getiri oranları birbirine çok benzer bir seyir izleyecektir. Diğer
taraftan teknoloji sermaye oluşumunda içsel olarak değerlendirilirse esneklik tahminleri
farklılık gösterecektir. Sonuçlar, teknolojinin dışsal olduğu varsayımı altında kamu
sermayesinin de en az özel sermaye kadar verimli olduğunu vurgulamaktadır.
Teknolojinin içsel olduğu varsayımı altında kamu sermayesi, dışsal sermaye
oluşumunda önemli düzeyde özel sermayeden daha verimli bir hal almaktadır.
Felstein ve Eckstein(1970) ABD için 1954:1 ve 1969:2 arası dönemi kapsayan 6
aylık verileri içeren analizlerinde dört faklı tip değişken (likidite, enflasyon, kamu borcu
ve kısa dönemli beklentiler) çerçevesinde uzun dönem faiz oranını açıklayan farklı
denklikler geliştirerek tahminlerde bulunmuşlardır. Keynesyen likidite tercihi teorisi ve
Fisher’in önceden tahmin edilen enflasyonun rolüne dayalı modellerin tahmini
sonucunda kamu borcu ve buna bağlı olarak gelecekte oluşacak faiz oranı
değişimlerinin, yatırımcıların beklentileri üzerinde göz ardı edilemeyecek düzeyde
etkisi olduğu sonucuna ulaşmışlardır.
Mehra(1992), ABD için 1959-1990 arası dönemine ait yıllık verileri kapsayan
analizinde, kamu açıkları ve uzun dönem nominal faiz oranı arasındaki ilişkiyi
enflasyon tahminleri çerçevesinde incelemektedir. Bir dönem sonraki enflasyon
tahmininin kullanıldığı analizlerde uzun dönemli faiz oranı ve kamu açıkları arasında
ilişki olduğu gözlemlenmektedir. Ancak daha uzun dönemli (2-4 yıl) enflasyon
tahminlerinin kullanıldığı analizlerde bu ilişki ortadan kalkmaktadır.
32
Cebula(1988)’nın ABD ekonomisi için yapmış olduğu çalışmada, daha önceki
çalışmalardan farklı olarak, kamunun mal ve hizmet satın alımları değişkeni analizde
açıklayıcı değişken olarak yer almaktadır. Kamu açıkları parasal açık (dışsal) ve
devresel (dışsal olmayan) açık olmak üzere iki ayrı bileşene ayrılmıştır. Kamu
açıklarının
hazineye ait
bono
faizleri üzerinde pozitif ve anlamlı etkileri
gözlemlenmiştir. Ampirik bulgular “dışlama”(crowding out) etkisinin varlığını destekler
niteliktedir.
Cebula(1991), ABD 1971:1 – 1985:4 dönemini kapsayan 3 aylık verilerle
yapmış olduğu bir diğer çalışmada, daha önce kamu açıkları ve faiz oranı ilişkisini
inceleyen çalışmalara katkı getirmesi bakımından, reel faiz oranının dönemsel yapısını
incelemiştir. Analiz IS-LM çatısı altında oluşturulmuştur. Sonuçlar kamu açıklarının
mevcut eğrinin eğimini artırdığını vurgulamaktadır. ABD’de özel sektör sermaye
oluşumu, uzun dönemli büyüme oranına duyarlıdır. Kamu açıkları özel yatırımlar
üzerinde dışlama etkisine sahipken uzun dönemli büyüme oranını olumsuz
etkilemektedir.
Cebula’nın, kamu açıkları ve faiz oranı üzerindeki etkilerini inceleyen
çalışmaları 1980’li yılları göz ardı etmesi nedeniyle eleştirilmektedir. Bu nedenle
Cebula(2000) çalışmasında 1973 Bretton Woods sisteminin sonlandığı yıllardan
başlayarak 1980’li yılları da kapsayacak şekilde 1995 yılına kadar süren 22 yıllık bir
zaman aralığındaki verileri analize dahil etmiştir. Analiz sonucunda kamu açıklarının
uzun dönemli beklenen reel faiz oranı üzerinde pozitif ve önemli etkisi olduğu tespit
edilmiştir. Bu etkiye bağlı olarak özel sermaye oluşumu faiz oranına duyarlı
olduğundan elde edilen bulgular “dışlama” (crowding out) olasılığını vurgulamaktadır.
Yıldırım(1995) Türkiye ekonomisi 1986:1 -1994:10 arası dönemi aylık verilerini
kapsayan çalışmasında, kamu açıkları ve faiz oranı arasındaki ilişkiyi vektör otoregresiv
(VAR) yöntemi kullanarak analiz etmiştir. Analiz sonucunda klasik makro ekonomik
hipotezin reddedildiği, buna karşın Barro-Ricardo Denklik teoremin bir anlamda kabul
33
edildiği, kamu açıkları ile faiz oranları arasında ve dolayısıyla yatırım ve tasarruf
kararları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Şimşek(2003)’in 1970-2001 yılları arasında Türkiye verilerini kullanarak
yaptığı ekonometrik analiz sonucunda kamu sermaye harcamaları, özel yatırımları bazı
durumlarda uyarırken bazı durumlarda da baskı altına aldığı gözlemlenmiştir. İktisadi
bulgular kamu harcamalarının özel yatırımları dışladığını göstermektedir. Ülkedeki
toplam çıktı üzerinde kamu ve özel yatırımların etkinliğini belirlemek için CobbDouglas fonksiyonu kullanılarak oluşturulan modelde, kamu sermayesinin özel
sermayeden daha verimli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Analiz sonucunda kamu
harcama grupları ayrımına göre “dışlama” etkisinin ortaya çıkabildiği sonucuna
ulaşılmaktadır. Örneğin kamu alt yapı yatırım harcamaları (eğitim ve sağlık) ve ağırlıklı
olarak faizlerin yer aldığı diğer kamu harcamalarının özel yatırımları anlamlı bir şekilde
azalttığı görülüyor. Genel kamu hizmetleri için yapılan harcamaların etkisi de anlamlı
olmamakla birlikte negatiftir. Buna karşılık sosyal güvenlik harcamalarındaki artışın,
özel yatırımlara etkisi olumludur. GSMH daki artış özel yatırımları pozitif yönde
etkileyerek istikrarına katkıda bulunmaktadır.
1.3.2 Kamu Açıklarının Fiyatlar Genel Seviyesi Üzerindeki Etkileri
Kamu açıklarının enflasyon üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalar Friedman
(1968)’ın “The American Economic Review”de yer alan ve fiyatlar genel seviyesi ile
kamu açıkları arasında ciddi bir bağlantı olduğuna dikkat çeken “The Role of Monetary
Policy” başlıklı çalışmasını temel almaktadırlar.
Friedman bu çalışmasında, kamu açıklarının finansmanında uzun dönemde para
arzı ile ilişkili bir politikanın, enflasyonist etkiler oluşabileceğini vurgulamaktadır. Para
arzı ile finanse edilen kamu açıkları enflasyonist etkiye sahip olabilirken, bono arzı ile
finanse edilen kamu açıklarında aynı tip etki söz konusu olmayabilir. Eğer faiz oranları
sınırlandırılmışsa bono ile finanse edilen kamu açıkları enflasyonist olma özelliğine
sahip olabilir. Bono satışları faiz oranı üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken bono
fiyatlarını düşürmektedir. Para otoriteleri faiz oranını stabilize ettiğinden bu, fiyatlar
genel seviyesinde artışa neden olarak para arzında bir artışa neden olmaktadır (Saleh
34
2003:11 , Ahking ve Miller 1985 :447). Diğer yandan, Barro(1977,1978) para arzındaki
beklenen ve beklenmeyen değişimlerin çıktı düzeyi ve enflasyon gibi reel iktisadi
değişkenleri etkileyeceği görüşünü savunmaktadır.
Literatürde kamu açıkları ve fiyatlar genel seviyesi arasındaki ilişkiye ait çok
farklı bakış açıları mevcuttur. Sargent ve Wallace(1981), kamu açıklarının borçlanma
yoluyla finansmanının, uzun dönemde parasal finansmana nazaran daha enflasyonist
olabileceğini vurgulamaktadırlar.
Sargent ve Wallace’a göre, sürekli bütçe açıklarının söz konusu olduğu durumda
para otoritesinin kamu açığını parasallaştırma tercihi, para veya maliye politikasının
belirlenmesinde hangi otoritenin hakim olduğu konusu çerçevesinde şekillenmektedir.
Mali otoritenin baskın olduğu durumda kamu açığının finansmanında kamunun
borçlanması Merkez Bankası’nın para basmasından daha önce gerçekleşecektir. Özel
sektörün satın aldığı hükümet borçlanma senetlerinin Merkez Bankası’nın para basması
sonucu artacak olan parasal tabandan daha hızlı artmasına neden olacaktır. Özel
sektörün bu artan borcu karşılayabilmesi için faiz oranları yükselmelidir. Ancak bu
uygulamanın uzun dönemli sürdürülebilirliği söz konusu değildir. Çünkü, bu politika
sonucunda faiz oranları çok yükselecek ya da hükümet borç senetlerine herhangi bir
talep söz konusu olmayacaktır. Bu noktada para ve maliye politikasının ihtiyacı
karşılayacak borcu enflasyonist etkiye sahip olabilecek para arzı artırılarak
karşılanmalıdır. Diğer yandan, Merkez Bankasının üstünlüğü söz konusu ise uzun
dönemde enflasyon kontrol edilebilir bir hal alır. Bu durumda mali otorite özel sektör
hükümet borçlanmasını daha hızlı artmayacak şekilde, gelir ve harcama kalıplarını
Merkez Bankası’nın politikaları ile uyumlu hale getirmekle yükümlüdür. Merkez
Bankasının enflasyonu kontrol edebilme imkanı ancak ve ancak, özel sektörün hükümet
borç senetlerine talebi veri iken, kamuya ait borçlanma düzeyinin baz paradan daha
fazla artmamasına bağlıdır(Soylu, 2001, s.40).
Miller(1983) kamu açıklarının para arzı ile finanse edilsin veya edilmesin
enflasyonist etkilere sahip olduğunu, kamu açıkları ile mücadelede politika
35
değişimlerinin enflasyonu parasal uyum, dışlama ve borcun özel sektör tarafından
parasallaştırılması gibi üç yolla etkileyebileceğini öne sürmektedir.
Kamu açığı ile enflasyon arasındaki ilişki iki yönü etkileşim gösterebilmektedir.
Kamu açıklarının para ve beklentiler üzerindeki etkisi enflasyonist bir baskı
doğururken, aynı zamanda yüksek enflasyonun kamu açığı üzerinde besleyici bir etkisi
söz konusudur(Barro, 1979).
Temelde bu süreç önemli düzeyde vergi toplamadaki gecikmelerden
kaynaklanmaktadır. Gerçekte sorun, vergi sorumluluklarının zamanının daha sonraki
ödeme zamanına rastlamasından dolayı oluşur. Bu bakış açısıyla, verginin
toplanmasında yaşanan gecikmeler ve yüksek enflasyon, reel vergi yükünün azalmasına
neden olabilmektedir. Diğer yandan, kamu açıklarının varlığı reel vergi gelirini azaltan
enflasyonu desteklemektedir. Reel vergi gelirinde gözlenen bu azalma, bütçe açığınında
artışını beraberinde getirir. Bu etki literatürde Olivera-Tanzi etkisi olarak anılmaktadır
(Piontkivsky vd. 2001: 10).
Kamu açıklarının döviz kuru üzerinde yarattığı etkiye benzer bir etki fiyatlar
genel seviyesi için de söz konusudur. Devlet elde ettiği gelirden daha fazlasını harcadığı
taktirde hazine açığı finanse etmek için özel piyasalara, devlete ait menkul kıymet
satarak borçlanır. Finansal piyasalarda kredi talebindeki artış kredi arzında bir artış
sağlamazsa doğal olarak piyasa faiz oranında yukarı yönlü bir baskı oluşturur. Para
otoriteleri faiz oranındaki bu artışı engelleyecek uygulama arayışına girer. Bunu
gerçekleştirebilmek için merkez bankası devlete ait menkul kıymetler satın alacaktır. Bu
rezerv düzeyini artırarak kamu borcunun bir kısmını monetize etmek (parasallaştırmak)
anlamına gelmektedir. Banka rezervlerindeki artış para stoğunun genişlemesi ile
sonuçlanacaktır. Diğer koşulların sabit olduğu düşünüldüğünde bunu daha yüksek
enflasyon oranı takip edecektir. Sonuç olarak, kamu açıklarının enflasyon oranını
etkilediği dolaylı bir etki söz konusu olabilmektedir(Hein 1981:3).
Enflasyon temelde parasal bir olgu olarak değerlendirilmesine rağmen
enflasyonla mücadele politikası belirlenirken maliye politikasının rolü de önem arz
36
etmektedir. İktisadi karar birimleri para politikası ile ilgilenirken maliye politikasını da
göz önünde bulundururlar. Bu iki makro ekonomik politika arasındaki tercih iki ayrı
sava dayanmaktadır. Birincisi, maliye politikasının, enflasyonun belirlenmesiyle ilgili
sanıldığından daha az bir öneme sahip olduğudur. İkincisi, para politikasının kamu
bütçesi üzerinde çok az bir etkisi söz konusudur (Woodford,2001,670).
Woodford(2001,723), bu önermelerden hiç birisinin doğru olmadığını öne
sürmektedir. Para politikasının mali etkisi, sanayileşmiş ülkeler tarafından, para
politikası tercihlerinde önemsenmez. Çünkü senyoraj gelirleri bu tip ülkelerde toplam
devlet gelirleri içinde çok az bir öneme sahiptir. Ancak böyle bir hesaplama para
politikasının mali etkisi açısından değerlendirildiğinde çok önemli bir kanalı ihmal
etmektedir. Şöyle ki, para politikasının ödenmemiş kamu borcunun reel değeri
üzerindeki etkisi fiyat düzeyi, bono fiyatları ve reel borç servisi üzerindeki etkileri
aracılığıyla gözlenebilmektedir. Merkez Bankası maliye politikasından farklı olmayacak
şekilde fiyat istikrarını sağlamakla görevlendirilmiştir. Taylor Kuralı gibi antienflasyonist bir para politikası kuralı kendi başına fiyat istikrarını sağlamada başarılı
olamayabilir. Her şeyden önce istikrarlı bir fiyat düzeyiyle tutarlı olmayan mali
beklentiler bu sonucun oluşumunu engellemektedir. Bu sonuç genelde Merkez Bankası
politikası ile mali otorite arasındaki tutarsızlığa dayandırılmaktadır. Bununla birlikte
gündeme Merkez Bankasının bağımsızlığı sorunu gelmektedir.
Fiyatlar genel düzeyinin belirlenmesinde Ricardocu ve Ricardo karşıtı görüşler
dikkat çekmektedir. Fiyat düzeyinin yer alabileceği herhangi bir patikada mali ödeme
gücünü garanti edebilmek için eğer birincil açık otomatik olarak hareket ederse para arzı
ve talebine bağlı olarak fiyat düzeyi geleneksel şekilde belirlenecektir. Birincil fazlalar
keyfi bir süreç izlerse fiyatların denge patikası mali ödeme gücü gereklerine göre
belirlenir. Bu fiyat düzeyinin bütçe kısıtı mevcut değerini karşılayabilmesi için
“sıçraması” gerekmektedir. Bu görüş Ricardo karşıtı olarak adlandırılmaktadır. Gerek
maliye politikası gerek para politikası olsun her iki yaklaşımda ekonomi için nominal
bir çıpa sağlamalıdır. Ricardo karşıtı görüşte maliye politikası nominal çıpa rolü
oynarken, Ricardo yaklaşımda para politikası nominal çıpa rolü oynamaktadır. Diğer
taraftan, Ricardocu yaklaşımlarda, likidite talebi zaman içindeki fiyat belirlenmesi
37
gelişiminde önemlidir. Ricardo karşıtı rejimlerde problem parasal taban ve devlet
bonolarından oluşan toplam varlık arzına dayalı olmasıdır (Canzoneri vd. 2001,12211222).
Kamu açıklarının ve enflasyon arasındaki ilişki araştırılırken para ve maliye
politikalarının etkilerinin birbirinden ayrıştırılması güçleşmektedir. Para politikasının
gerek harcamalarla gerekse kamu açıklarıyla ölçülen maliye politikası üzerindeki güçlü
etkileri söz konusu olabilmektedir ( Hamburger ve Zwick , 1981).
Maliye politikasının para politikasını etkileyebileceği iki olası geçiş söz konusu
olabilmektedir. Kamu açıkları faiz oranı üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Bu
durum daha hızlı parasal büyümeye yol açan parasal tabanın özel yükümlülükler veya
uluslararası parasal varlıklar gibi kontrol edilemeyen kısmında otomatik artışa neden
olabilmektedir.. Diğer olası bağlantı daha düzenli parasal büyümeye yol açacak olan
merkez bankasının parasal tabanın kontrol edilebilen kısmını artırarak yüksek oranlı faiz
oranını engelleyebileceğidir (Dewald 1982: 17).
Catao ve Terrones(2001), 1970-2000 yılları arası dönemi kapsayan 23 ülke
verileri ile yapmış oldukları ekonometrik analizde, farklı kamu açıkları ölçümleri
kullanarak, kamu açıklarıyla enflasyon arasında istatistiksel olarak anlamlı ve uzun
dönemde pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Diğer taraftan çalışma, kamu
açıklarının GSYİH’ya olan oranı ve enflasyon arasındaki ilişkinin doğrusal olmadığını
vurgulayan diğer çalışmaları da doğrulamaktadır.
Kamu açıkları ve enflasyon arasındaki ilişki ampirik olarak değerlendirilirken
uzun dönemli zaman serilerine ve dinamik ilişkiyi yakalayacak ekonometrik tekniklere
ihtiyaç duyulmaktadır. Teori, ülkeler arasındaki farklı enflasyon düzeylerine ve vergi
tabanına bağlı, olarak enflasyon–kamu açığı elastikiyetinin değişeceğini önermektedir.
Bu nedenle, uygun model bu tip doğrusal olmayan farklılıklarla baş edebilme özelliğine
sahip olmalıdır. Etkinin güçlülüğü ülkenin sahip olduğu finansal piyasaların gelişmişlik
düzeyine ve enflasyonu düşürecek politika vaatlerine dayanmaktadır. Gelişmiş
ülkelerdeki derin finansal piyasalar ve daha güvenilir merkez bankaları borç stoğunun
38
azaltılmasını kolaylaştırmaktadır. Teorinin ampirik olarak test edilmesinde bu tip
farklılıkları göz önünde bulundurmak önemlidir. Catao ve Terrones (2005), her bir
soruna ayrı ayrı yaklaştığı 1960-2001 yılları arasında, 107 ülkeyi kapsayan bir diğer
çalışmalarında kamu açıkları ve enflasyon arasında yüksek enflasyona sahip gelişmekte
olan ülkelerde pozitif ve güçlü bir ilişkiyi gösterirken, düşük enflasyona sahip gelişmiş
ülkelerde böyle bir ilişkinin olmadığını tespit etmişlerdir.
Piontkivsky vd.(2001)’nin, Ukrayna ekonomisi için 1995-2000 yılları arası
dönemi kapsayan aylık veriler ile VAR yöntemi kullanarak yapmış oldukları çalışmada
kamu açıklarının, enflasyon için önemini değerlendirmektedirler. Diğer parasal
faktörlerden ayrı olarak, mali dengesizliklerin enflasyon düzeyinin belirlenmesinde
etkili olduğunu tespit etmişlerdir. Bütçe açığının GSYİH’ya olan oranında, aylık %1’lik
azalmanın yıllık enflasyonda %0,8’lik bir azalmaya neden olduğu sonucuna
ulaşmışlardır. Kamu açığının parasallaşmayan kısmı göz ardı edildiği taktirde, yıllık
enflasyon %0,4’lük bir azalma gösterecektir. Parasal faktörlere göre kamu açıklarının
bertaraf edilmesi daha enflasyonist bir etki yaratmaktadır. Dolayısıyla, bütçe politikası
önemli düzeyde enflasyonist bir faktör olduğu sürece bağımsız para politikasının sınırlı
kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Click(1998)’in, çalışması senyorajı belirleyen etkenleri 90 ülkelik bir havuz
çerçevesinde araştırmaktadır. Öncelikli odak noktası tipik optimum vergi uygulamaları
modellerinin farklı ülke uygulamaları olan ancak kamu finansmanında senyorajın farklı
yönlerini incelemek amacıyla sınırlandırılan çalışmada farklı sonuçlara ulaşılmıştır.
Senyoraj yükseldikçe etkinlik kaybı azalacaktır ve muhtemelen etkinlik kaybı
geleneksel vergilemeden daha yüksek olacaktır. Bununla birlikte, kamu harcamaları
düzeyinin yüksek olduğu durumda senyoraj yüksek görünmeyecektir. Ayrıca, geçici
kamu
açıkları
senyorajdaki
bazı
ek
değişimleri
açıklayabilmektedir.
Kamu
harcamalarındaki standart sapma daha yüksek oldukça senyoraj daha yüksek
olabilmektedir, ülkenin kredi koşullarına bağlı ticari göstergelerde ayrıca önemlidir.
Geçici harcamalar kötü kredi derecelendirmesine sahip ülkeler kredi kısıtlarıyla karşı
karşıya kalabilirken, senyoraja başvurarak geçici harcamalarını finanse ederken, kredi
derecelendirmesi iyi olan ülkelerin geçici harcamalarının finansmanında senyorajdan
39
ziyade borçlanmayı tercih ettikleri gözlenmektedir. Bununla birlikte, yurt içi
borçlanmanın çıktıya olan oranı ampirik olarak senyorajın önemli bir belirleyici
değildir. Senyoraj, geleneksel vergi gelirleri tamamen katı olduğundan borçlanmanın
kısıtlı olduğu durumda geçici kamu harcamalarını finanse etmek için özel bir araçtır. Bu
nedenle, senyoraj özellikle geçici harcamaların finansmanı için kullanılırken geleneksel
vergi gelirleri özel olarak sürekli harcamaların finansmanında kullanılmaktadır. Bir
diğer sonuç,
merkez bankasının bağımsızlığı ve politik istikrar senyorajdaki
ülkelerarası farklılıkları açıklamaya yardımcı olmaktadır. Merkez bankası yöneticisinin
iş hacmi ( devrilme) yüksek oldukça, senyorajda yüksektir.
Metin(1995,1998), Türkiye için 1950-1987 yılları arası dönemi kapsayan kapalı
ve açık ekonomide kamu finansman yaklaşımı varsayımı ve genelleştirilmiş sektörel
ilişkiler çatısı altında, eşbütünleşme analizinden yaralanarak enflasyon düzeyini
incelemiştir. Türkiye’de kamu açıklarının (aynı zamanda reel gelir büyümesi ve borç
monetizasyonunun) önemli düzeyde enflasyonu etkilediği sonucuna ulaşmıştır.
Çavuşoğlu (2003) , 1985-2001 dönemine ait zaman serilerinde eş bütünleşme
analizine dayanan çalışmasında, artan kamu açıklarına bağlı iç borçlanma gereğindeki
yükselmenin parasal dinamikler üzerinde mali etkilerinin olduğuna dikkat çekmektedir..
İçsel para hipotezi ile tutarlı bir şekilde para otoritesinin, uzun dönemde dışsal olarak
para arzını artırabileceği ancak azaltamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Banka rezervlerini
azaltma girişimi para yaratma sürecini yavaşlatmamakta çünkü banka parası arzı
tamamen özel ve kamu sektöründen kredi talebine göre belirlenmektedir.
Türkiye ekonomisi için kamu açıkları ve enflasyon arasındaki ilişkiyi inceleyen
Akçay vd.(1996, 2001)’ın bir diğer çalışması, 1970- 2000 yılları arasındaki dönemde
Borç/GSYİH oranının durağan olmadığını vurgulamaktadır. Kamu açıkları, enflasyon
oranı ve reel çıktı büyüme oranı arasındaki eş bütünleşme analizine dayalı bulgular iki
tip önemli sonuç öngörmektedir. Birincisi konsolide bütçe açıklarının enflasyon oranı
üzerinde sürekli bir etkisinin olmadığıdır. Diğer taraftan kamu kesimi borçlanma gereği
enflasyonun uzun dönemli bir bileşenidir ve enflasyonla bütünleşiktir. Kamu kesimi
borçlanma gereğindeki değişim enflasyon oranı üzerinde kalıcı etkiye neden olur.
40
Konsolide bütçe açıkları ile karşılaştırıldığında kamu kesimi borçlanma gereğinin daha
iyi bir gösterge olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Özatay (1997), Türkiye açısından kamu kesimi borçlanma gereğinin GSYİH
düzeyinin % 1,5’ini geçmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Koru ve Özmen (2003)’in Johansen eş bütünleşme analizi kullanarak yapmış
olduğu bir başka çalışma, Sargent ve Wallace (1981)’ın çalışması ile tutarlı bir şekilde
bütçe açıklarının dışsal olarak parasal büyümeyi belirlediği sonucunu destekler
niteliktedir. Parasal büyüme ve enflasyon arasında içsel bir bağlantı söz konusudur.
Türkiye
ekonomisinde
kısıtlayıcı
para
politikası
kamu
açıklarının
sürdürülebilirliğinde etkinsiz bir rol alır. Çünkü sıkı para politikası yurt içi borç
finansman maliyetini arttırmaktadır. Bu bankacılık sistemi ile finanse edilen yüksek
düzeyli kamu açıklarının, Türkiye ekonomisinde kısıtlayıcı para politikası uygulaması
olasılığını azaltacağını vurgulamaktadır. Bu tip koşullar altında mali politikalar
rehberlik etmediği sürece toplam para miktarını kontrol etme girişimi etkin
olmayacaktır (Çavuşoğlu 2003:124).
1.3.3. Kamu Açıklarının Büyüme Üzerindeki Etkileri
Bir önceki bölümde de tartışıldığı üzere, kamu açıklarının finansmanında parasal
büyüme, fiyatlar genel seviyesinde bir artışa neden olabilmektedir. Fiyatlar genel
seviyesinde gözlemlenen bu artışın kaynak dağılımı, faktör piyasası, yatırım, tasarruf ve
iktisadi kararlar üzerindeki olumsuz etkileri iktisadi büyüme üzerinde de negatif etki
yaratabilmektedir.
İktisatçılar genellikle iktisadi refah düzeyini belirlerken en kısa yoldan GSMH
düzeyini kullanma eğilimindedirler. Kamu açıkları öncelikli olarak GSMH düzeyini
etkilemez, ancak uzun dönemde GSYİH azaltır. Kamu açıklarının GSMH düzeyine
dayalı bu analizi yanıltıcı olabilmektedir. İktisadi refah GSMH’dan çok tüketime
dayanmaktadır. Kamu açığı, GSMH’yı artırmazken kısa dönemde hane halkı vergi
yükünü azaltarak hane halkının tüketim düzeyinin artmasına neden olabilmektedir.
41
Eğer iktisadi refahın ölçütü olarak tüketim üzerine odaklanılırsa kamu açığı kısmen
gelir dağılım politikası haline gelir. Yeniden dağılım vergileme zamanındaki farklılık ve
faktör fiyatlarındaki değişim sonucu oluşur(Ball ve Mankiw 1995: 19). Bu bölümde
kamu açıkları ve iktisadi büyüme arasındaki ilişki incelenmeye çalışılacaktır. Bu amaçla
öncelikle temel iktisadi büyüme modelleri ile ilgili kısa bilgi vermekte yarar görüyoruz.
Yatırımların, potansiyel gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH)
düzeyini
yükseltirken, büyüme oranı üzerinde de aynı etkiyi yaratıp yaratmayacağı sorusu akla
gelir. Yatırım oranlarındaki yükselmenin neden olacağı GSYİH büyümesinin veya
sadece çıktı seviyesinde yaratacağı artışta iki önemli farklılık mevcuttur. Harrod-Domar
modelinde çıktı doğrudan sermaye stoğu ile ilgilidir. Böylece tasarruf oranında artış
potansiyel GSYİH düzeyinde artışa neden olur. Basitliğine bağlı olarak Harrod-Domar
modeli yoğun olarak kamu yönetiminde görev alan iktisatçılar tarafından ve Dünya
Bankası, IMF gibi uluslararası organizasyonlarda kullanılmaktadır. Neo-Klasik Solow–
Swan modelinde GSYİH sermaye stoğunun bir fonksiyonudur. İşgücü girdisi ve toplam
faktör verimliliği sermaye ve işgücünün azalan getirisi ile ilgilenir. Sermaye fiziksel
sermayeyi ve çoğu modelde beşeri sermayeyi içermektedir. Toplam faktör verimliliği
sermaye ve işgücünün en iyi çıktıyı nasıl üreteceğini belirleyen teknolojik,
organizasyonel, demografik, kültürel ve politik faktörleri içermektedir. Bu modelde
ekonominin yeni durağan denge durumuna yakınsadığı düşünülerek yatırım düzeyinde
bir artış büyüme oranında geçici bir artışa neden olmaktadır(Cata ,2004,. 3 ).
Diğer bir deyişle, tasarruf oranındaki artış kişi başına çıktı ve sermaye işgücü
oranında artışa neden olur. Durağan durumda, sermaye başına GSYİH büyümesindeki
süreklilik toplam faktör verimliliğindeki artışın sonucudur. Bu sonuç çoğu teorisyen
tarafından tatmin edici bulunmamıştır. Çünkü uzun dönemli büyüme dışsal olarak
belirlenmektedir. Bu gelişme içsel büyüme teorisinin gelişimine imkan sağlamaktadır.
Diğer taraftan gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, değişkenlerle toplam faktör
verimliliği ile ilgili çıktı arasındaki bu önemli bağlantıyı sağlayan ekonometrik
literatürün oluşumunu sağlamıştır. AK modeli olarak bilinen Romer’in içsel büyüme
modelinin çıkış noktası Horrad–Domar modeli gibi çıktı sermaye stoğu arasındaki
ilişkidir. Ancak Romer’in modeli işgücü ve çıktı arasındaki ayrı bir ilişkiyi
42
içermemektedir. Romer modelinde Harrod Domar modelinde olduğu gibi yatırımlarda
artış büyümede sürekli bir atışa neden olur. İktisatçılar, yatırım oranındaki artışın
büyümeyi ve kişi başına çıktı oranını artırıp artırmadığına dayalı olarak Neo Klasik ve
İçsel Büyüme okulları arasında fikir ayrılığına düşmektedirler(Cata , 2004, 4).
İktisadi büyümeye ilişkin mevcut modeller uzun dönemli büyüme modellerini
teknoloji ve nüfustaki dışsal değişimlere dayandırmaktadırlar. Bu modellerin genel
özelliği faktörlerin sabit veya artan getiriye sahip olmasıdır. İçsel büyümeyle ilgili
literatürün bir kısmı özel ve sosyal getiriye sahip yatırım ayrımına giden modellerle ile
ilgilenmektedirler. Bu tip gruplandırmada ölçeğe göre özel getiri azalan, ancak sosyal
getiri sabit bir seyir izleyebilmektedir(Barro: 1990).
Uzun dönemde ekonominin sahip olduğu çıktı miktarı sermaye stoğuna bağlı
üretim kapasitesi tarafından belirlenir. Kamu açıkları yatırım düzeyini azalttığı taktirde
sermaye stoğu çok yavaş büyür. Kısa dönemde yatırımın dışlama etkisi sermaye stoğu
üzerinde hissedilir etkiye sahip olur. Uzun dönemde kamu açıkları devam ederse
ekonominin mal ve hizmet üretme kapasitesini azaltır. Benzer şekilde varlık akımı da
kamu açıklarından etkilenir. Yabancılar yurt içi bono, reel varlık ve öz sermaye sahibi
oldukça gelir; yatırım, kira ve kar payından elde edilir. Yabancıların yurtiçi varlıklardan
elde ettikleri gelir artıkça ulusal gelirde azalma gözlemlenir(Ball ve Mankiw 1995: 10).
Diamond(1965), kamu borçlanmasının büyüme modelindeki uzun dönem
rekabetçi denge üzerindeki etkisini ortaya koyan bir model geliştirmiştir. Faiz
ödemelerini karşılayabilmek için vergi toplayan ve borçlanan bir devlet dahil
edildiğinde tüketim kararlarının bireysel olarak yapıldığı, borçlanmayı finanse
edebilmek için vergilerin dahil edildiği, artan çıktıdaki değişimin sermaye stoğundaki
değişimden kaynaklandığı modelde dış borçlanma uzun dönem dengesinde yaşayan
bireyin faydasını azaltır. Şaşırtıcı bir şekilde, iç borçlanma bu fayda düzeyinde daha
fazla bir azalmaya neden olur. Dış borçlanmayı finanse edebilmek için vergi ödeyen
bireyin yaşam boyu tüketiminde azalma gözlemlenir. Buna bağlı olarak, bireyin
harcanabilir gelirini azaltarak vergiler tasarruflarını ve böylelikle sermaye stoğunu
azaltır. İç borçlanma ise bu iki tip etkiye de sahiptir. Bireyin portfoyünde ki fiziksel
43
sermaye için kamu borçlanmasının ikame edilmesine bağlı sermaye stoğunda azalma
gerçekleşebilir.
Kamu açıkları ulusal tasarrufları düşürürken aynı zamanda yatırımları veya net
ihracatı düşürür. Sonuç olarak küçük sermaye stoğu ve daha büyük yabancı ortaklıklı
yurtiçi varlıklara neden olur. Bu hangi etkinin daha büyük olduğu sorusunu akla getirir.
Eğer kamu açığı sermaye oluşumunu üzerinde olumsuz etkiye sahip olursa, ulusal gelir
daha az üretim sonucu azalma eğilimi göstermektedir. Kamu açıkları aynı zamanda
faktör fiyatlarını (ücret ve kar) etkilemektedir. İşgücünün marjinal verimliliği reel ücreti
belirlerken sermayenin marjinal verimliliği kar oranını etkilemektedir. Kamu açıkları
sermaye stoğunu azaltırsa işgücünün marjinal üretimi düşer, aynı zamanda sermayenin
marjinal ürünü artarsa sermaye kıtlığı nedeniyle her bir birim marjinal sermaye daha
değerli hal alır (Ball ve Mankiw 1995: 10).
Devereux ve Love (1995:233 )’un, kamu açıkları ve büyüme arasındaki ilişkiyi
inceleyen fiziki ve beşeri sermaye modeline dayalı araştırma bulguları şu şekilde
özetlenebilir;
(i) Götürü vergi ile finanse edilen gelir içerisinde kamu harcamalarının payında
meydana gelen sürekli bir artış sosyal refahı azaltmasına rağmen, hem faiz oranını hem
de uzun dönemli büyüme oranını artırmaktadır.
(ii) Kamu harcamaları gelir vergisi ile finanse edildiği taktirde harcamalardaki
sürekli artışın uzun dönemli büyüme oranı üzerinde negatif yönlü etkisi söz konusudur.
Benzer sonuca harcamalardaki artış ücrete dayalı gelir vergisi ile finanse edildiğinde de
başvurulur.
(iii) Kamu harcamalarındaki geçici bir artış çıktıyı artırır, ancak çıktı etkisi bu
sürekli artıştan daha fazla veya daha az olabilir.
(iv) Harcamalardaki geçici bir artışın uzun dönemli büyüme oranı üzerinde bir
etkisi yoktur ancak çıktı patikasını harcama değişiminin olmadığı durumdan sürekli
daha yüksek veya sürekli daha az bir durumda bırakabilir.
44
Kamu açıklarının beşeri sermaye birikimine ve büyümeye olan etkilerini
inceleyen bir diğer araştırmada, Prunera (2000)’nun beşeri sermaye birikimi ve kamu
açıkları arasında negatif bir ilişki olduğunu tespit ettiği çalışmasıdır. 1975 -1985 yılları
arasında geniş ülke gruplarından elde edilen verilerle yapılan araştırmada kamu açıkları
beşeri sermaye oluşumunu ve buna bağlı olarak da iktisadi büyümeyi yavaşlatmaktadır.
Bir önceki bölümdeki tartışmaya benzer şekilde kamu açıklarının finansmanında
tercih edilen yöntemin büyüme oranının belirlenmesi üzerinde önemli etkileri söz
konusudur. Miller ve Russek(1993), harcamalardaki artışa bağlı borç finansmanı
büyümeyi yavaşlatırken, vergi ile finanse edilen kamu açıklarının büyüme üzerindeki
etkisi harcamanın eğitim, savunma, transfer ve sermaye harcamaları gibi niteliğine göre
farklılık arz etmektedir. Bose vd.(2003) kamu açıklarının büyüme üzerindeki etkileri
araştırılırken bütçe kısıtının da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamaktadır.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde devletin yapmış olduğu harcamalar, bu
harcamalara dayalı vergilendirmeler ve Gayri Safi Yurt İçi Hasıla üzerindeki etkileri
konuyla ilgili birçok tartışmanın merkezini oluşturmaktadır. Engen ve Skinner(1992),
çıktı büyüme modeli içerisinde hükümet harcamalarını ve vergilemenin içsel etkisini bir
araya getirecek teorik bir yaklaşım geliştirmişlerdir. 1970 ve 1985 yılları arasında 107
ülkeden
alınan
verilerle
yaptıkları
çalışmalarında
kamu
harcamalarının
ve
vergilendirmenin çıktı büyüme oranı üzerinde negatif etkileri olabileceği konusunda
güçlü bulgulara ulaşılamamıştır. Kamu harcamalarının vergilendirilmesine oluşacak
%10’luk bir artışın çıktı büyümesini % 1.4 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Edinilen
davranışsal parametreler göstermiştir ki, faktörler girdilerinin toplanması sektörler arası
vergi bozulmasına duyarlıdır.
King ve Rebelo(1990)’nın ülkeler arası eşitsizliklere bağlı mikro ekonomik
literatürde beşeri sermaye oluşumuna dayalı iki sektörlü kalibre edilmiş içsel büyüme
modeline dayalı araştırma bulguları verginin uzun dönem büyüme oranını etkilediği
üzerinde durmaktadır. Vergilerin iktisadi büyüme oranı üzerinde önemli refah etkileri
söz konusudur; temel içsel büyüme modellerinde, gelir vergisi oranındaki refah maliyeti
temel Neo-Klasik modelden daha büyük olabilmektedir. Kamu politikasındaki değişim
45
durgunluk dönemlerini veya yüksek iktisadi büyümeyi açıklayan açıklama potansiyeline
sahiptir. Kamu politikası sermaye mobilitesine sahip küçük açık ekonomileri kısmen
etkileme gücüne sahiptir. Bu tip ekonomiler için vergiler kolaylıkla büyüme sürecini
durdurabilir. Durgunluk veya uzun dönemli regresyon yaşayan ekonomilerde “kalkınma
tuzaklarına” neden olabilmektedir. Açık ve kapalı ekonomilerde, vergi oranlarında
göreli olarak küçük bir değişim ülkelerin uzun dönemli durgunluklarına veya
gerilemelerine neden olabilir.
Kweka ve Morrissey(1999)’in, Tanzanya ekonomisi için 32 yıllık zaman serileri
verileri ile yapmış oldukları çalışma kamu harcamalarını verimli ve verimsiz harcamalar
olarak sınıflandırmaktadır. Araştırma bulgularına göre verimli harcamalarındaki artışlar
düşük büyüme oranlarıyla ilişkilendirilmektedir.
Kamu açıklarının vergileme veya borçlanma ile finansmanı, gelişmiş ve
gelişmekte olan ülke ayrımı, verimli ve verimsiz kamu harcamalarının yanı sıra devletin
büyüklüğünün iktisadi performans ve büyümeye olan etkileri üzerinde durmak
önemlidir. Teorik olarak Rom(1986,s.191)’un görüşüne göre devletin büyüklüğünün
geniş olması iktisadi etkinliğe ve büyümeye zarar vermektedir. Rom, bu görüşünü şu
şekilde özetlemektedir;
(i)
Devletin faaliyetleri genellikle etkin olmayan şekilde yönetilmektedir
(ii)
Düzenleyici süreç genelde iktisadi sistem üzerinde aşırı yük oluşturmaktadır
(iii)
Çoğu hükümetin uyguladığı para ve maliye politikası iktisadi güdüyü bozma ve
sistemin verimliliğini azaltma eğilimindedir.
Diğer taraftan, iktisadi gelişim süreci içerisinde devlete büyük rol düşer.
Devletin büyüklüğü iktisadi kalkınmanın güçlü bir motoru olma niteliğindedir. Rom,
115 ülkeyi içeren kapsamlı çalışmasında tüm durumlarda devletin büyüklüğünün
iktisadi büyüme üzerindeki etkisinin pozitif olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Ayrıca,
devletin büyüklüğünün “dışsallık” etkisi genelde pozitiftir.
46
Kuştepeli (2003), cari hükümet açıkları ve enflasyon, enflasyon ve reel
GSMH’daki büyüme arasındaki iki bağlantıyı birleştirerek ve Türkiye ekonomisinde
cari hükümet açıklarının ekonomik büyümeye etkilerini araştırdığı çalışmasına dayalı eş
bütünleşme ve nedensellik testleri sonuçları, Türkiye’de 1950- 2001 yılları arasında cari
hükümet açıklarının sadece kısa dönemde parasal tabanda artışlara yol açarak, hem kısa
hem de uzun dönemde enflasyona neden olduğunu sonucuna ulaşmıştır. Enflasyonun
reel Gayri Safi Milli Hasıla büyümesine etkisi ise zayıf ve ters yönlü olarak tespit
edilmiştir.
1.3.4 Kamu Açıklarının Ödemeler Dengesi Üzerindeki Etkileri
Kamu açıkları ve ticari denge arasındaki ilişki Keynesyen açık ekonomi modeli
çerçevesinde gösterilmektedir. Açık bir ekonomide toplam yurt içi üretim Y, özel
tüketim harcamaları C, toplam yurt içi özel yatırım harcamaları I, kamu harcamaları G
ve ihracat X ve İthalat M harcamaları toplamından oluşmaktadır.
Y= C+I+G+X-M (1)
Y= C+S+T
(2)
(X-M) = (S-I) +(T-G) (3)
(3) nolu eşitlik net ihracatın özel ve kamu tasarrufuyla eşitlendiğini
önermektedir. Dengelenmiş bir kamu açığı [(T-G)=0] ve ticari denge [(X-M)=0]
varsayarsak (3) nolu eşitlik özel yurt içi yatırımlara eşit olduğunu önermektedir. Bu
durum yurt içi yatırımların yurt içi tasarruflarla kısıtlandığı kapalı ekonomiler için
muhakkaktır. Bununla birlikte açık bir ekonomide, böyle bir ilişki her zaman geçerli
olmayabilir. Yabancı sektöre sahip bir ekonomi uluslararası finansal piyasalara giriş
imkanına sahiptir. İkiz açıklar olarak adlandırılan kamu açıkları ile ticari açıklara
arasındaki ilişki genelde bu temele dayalı olarak ilerlemektedir. Kamu açıklarındaki
artışın ticari açıkları artırdığı görüşü Mundell-Fleming modelini takip etmektedir. Açık
ekonomideki Mundell-Fleming Modeli IS-LM modelinin uzantısı olduğu dikkat
çekicidir(Saleh, 2003,13). Diğer taraftan kamu açıkları ve ticari açıklar arasındaki ilişki
ülkenin dışa açıklık düzeyi hakkında da bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır.
47
Geleneksel görüşün kamu açıkları ile ticari açık arasında pozitif bir ilişki olduğu
savunulmasına rağmen Ricardocu Denklik Teoremi böyle bir ilişkinin olmadığını iddia
etmektedir.
Yatırım ve ticari açık arasındaki düşük tasarruflar bazı anahtar parametrelere ve
dış çevresel koşullardaki değişime dayanmaktadır. Diğer tüm koşullar eşit olduğunda
yatırımlar faiz oranına daha az duyarlıysa, döviz kuru faiz oranına ve ticaret döviz
kuruna duyarlıysa yatırımlardaki düşüş ulusal tasarruflardaki azalmadan çok az düzeyde
etkilenir(Feldstein, 1992 , 5).
Reel kamu açıkları reel faiz oranını artırmaktadır, böylelikle reel döviz kuru
artarak reel dış ticaret açığı artar. Bu zincirleme etki literatürde “Feldstein Zinciri”
olarak adlandırılmaktadır (Niskanen 1988, 514). Bu hipotezle ilgili problem güçlü
yapıya sahip olmasına rağmen her bir bağlantı için zincirin zayıf olduğudur.
Normandin (1994) ardı ardına gelen nesiller modelini kullanarak kamu açıkları
ve dış ticaret açıkları arasındaki nedensel ilişkiyi tespit etmeye çalışmıştır. Bu model
ikiz açık hipotezini ve Ricardocu Denklik Teoremini içermektedir. Tüketicileri her iki
açıkla ilgili tarihsel gelişimi kullanarak gelecek dönem bütçe açıklarını tahmin ettikleri
vurgulanmaktadır. Bu uygulama tüketicilerin planlama ufku için test edilebilir zaman
serileri
kısıtlamalarının
kullanımını
sağlamaktadır.
Ampirik
olarak,
Kanadalı
tüketicilerin zaman ufku ve mevcut Kanada kamu açığı düzeyi istatistiksel olarak pozitif
yanıtlar üretirken, ABD tüketicilerin zaman ufku ve ABD kamu açığı düzeyi
istatistiksel olarak anlamlı değildir. Kamu açığını azaltmak için vergileri artırmak gibi
bir politika dolaylı olarak vergi sonrası geliri azalttığından ithalatın azalmasına neden
olacak ve dolayısıyla dış ticaret açığı azalacaktır.
Diğer taraftan, Ricardocu Denklik Teoremini savunan iktisatçılar, vergilerdeki
artışın dış ticareti değiştirmeyeceği görüşünü savunmaktadırlar. İktisaden toplam ticari
dengesizlik gözlemlenirken, bireyler daha fazla zaman ufkuna sahip oldukça, bütçe
açığı ve cari açık arasındaki ilişki zayıf olabilecektir. Çünkü bütçe açığı ekonomiyi
tamamen vergi zamanlamasına bağlı olarak etkilemektedir(Kasa,1994).
48
Endersve Lee(1990) sonsuz ömre sahip bireylerin, kamu borçlanmasını gelecek
dönem vergi sorumluluğu olarak algıladıkları iki ülkeli model geliştirmiştir. ABD için
kısıtlanmamış VAR analizi, kamu harcamalarının cari açığa neden olduğu teorik sonucu
ile tutarlılık göstermektedir. Ricardocu Denklik Teoremi ile tutarsız gibi görünen
borçlanma değişikliği; kamu borçlanmasında pozitif bir değişim (vergilerde negatif
değişim) tüketim harcamasında ve cari açıklarda bir artışla ilişkilendirilir. Dolayısıyla
mevcut ABD verileriyle kısıtlanmamış VAR, Ricardocu Denklik Teoremi ile tutarsız
bazı sonuçlar vermektedir.
Fountas ve Tsoukis(2000) savaş sonrası dönemde uluslararası sermaye
hareketlerini, endüstrileşmiş 7 ülke için incelemişlerdir. Cari işlemler oranı, bütçe
fazlası ve reel faiz oranı arasındaki etkileşim, sadece yatırım tasarruf arasındaki ilişkinin
incelenmesinden çok daha geniş bilgi elde edilmesini sağlamaktadır. “İkiz Açıklar
Hipotezi” bütçe açığı ve dış ticaret arasında nedensel bir ilişkiyi vurgularken, “cari
işlemler hedefleme hipotezi” dış ticaret uyarlamalarının maliye politikası üzerinden
gerçekleştiğini tartışmaktadırlar. Bu hipotezler ülkenin finansal açıklık ve uluslararası
finansal piyasalara entegre olma derecesi hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır.
Feldstein zincirinin Türkiye için geçerliliğini araştıran Kuştepeli(2001), bu
zincir etkisi için yeterli kanıt bulamamıştır. Reel cari işlemler açığının, kısa dönemde
reel döviz kuru ve reel faiz oranlarını üzerinde yarattığı etki Feldstein Zinciri açısından
önem arz etmemektedir. Diğer taraftan, reel hükümet açıklarından reel cari işlemler
açığına doğru bir nedensellik ilişkisi bulunamamıştır.
Akbostancı ve Tunç(2001), 1987- 2001 yılları arası üç aylık verileri ile Türkiye
ekonomisi için ticaret açığı ve bütçe açığı arasındaki ilişkiyi eş bütünleşme ve hata
düzeltme methodu kullanarak araştırmışlardır. Analiz sonucunda bu iki açık arasındaki
ilişkinin
Mundell-Fleming
vurgulanmaktadır.
modelinde
açıklandığı
üzere
ikiz
olabileceği
49
BÖLÜM II
HESAPLANABİLİR GENEL DENGE MODELLERİ ve SOSYAL
HESAPLAR MATRİSİ
2.1.Hesaplanabilir Genel Denge Modelleri
2.1.1 Hesaplanabilir Genel Denge Modellerinin Gelişimi
Hesaplanabilir genel denge analizlerinin bugünkü haliyle araştırmalarda
kullanılmasının temelinde “iktisadi denge” kuramı yer almaktır.
İktisadi literatürde Denge, “bütün tüketicilerin bütçe olanakları içinde en çok
doyuma ulaştıkları, bütün üreticilerin maksimum kar sağladıkları üretim ve kaynaklarla
talebin
tamamen
karşılandığı
bir
durumu
gerçekleştiren
bir
fiyat
düzeyi”(Bulutay,1979,71) olarak tanımlanmaktadır.
Mikro iktisatın, konusu itibariyle tek bir piyasanın diğer piyasalarla olan
ilişkisini değerlendirdiği ve kısmi denge çözümlemeleri üzerine yoğunlaştığı
gözlemlenmektedir.
Ekonominin
bir
bütün
olarak
değerlendirildiği
durumda
değişkenlerin birbirleri üzerinde yarattığı etkinin boyutu ilgi çekici bir nitelik arz
etmektedir. Kısmi denge analizi diğer değişkenler sabit kalmak üzere iki değişken
arasındaki ilişkiyi değerlendirmektedir. Diğer koşullar sabitken varsayımı, altında
Marshall, piyasa şartlarındaki değişmeye bağlı piyasa dengesini, bu piyasada yer alan
tüketici ve üreticilerin davranışlarına dayandırmaktadır. Diğer taraftan, Walrasyan
analiz ise ekonomiyi bir bütün olarak değerlendirmekte, piyasalar arasında karşılıklı
etkileşime bağlı olarak tüketici ve üretici davranışlarını ve dolayısıyla iktisadi dengeyi
incelemektedir. Walrasyan denge modeli, ampirik makro modellerin aktaramadığı,
kaynak dağılımında politika değişiminin etkisini ve bu etki sonucu oluşacak kazanç ve
kayıpların belirlenmesinde ideal bir temel oluşturmaktadır(Bulutay,1979,71, Shoven ve
Whalley, 1984,1007, Ölmezoğulları vd.,1999,12).
Uygulamalı genel denge analizi, politika değerlendirmesi için sayısal olarak
tanımlanmış genel denge modelleri ile ilgilenmektedirler. Bununla birlikte modern
50
ekonomilerde geniş ölçüde kullanılan “genel denge” terimi genellikle tam anlamıyla
tanımlanmamaktadır. Tüm piyasaların dengede olduğu üzerinde herkesin hem fikirmiş
gibi göründüğü genel denge modelinde, denge formülasyonunun altında yatan yapının
unsurları hakkında fikir birliği oluşturulamamıştır. Literatürde kullanılan “Genel denge”
tanımı Arrow-Debreu1 Modeline karşılık gelmektedir. Arrow–Debreu modelinde
tüketici sayısı tanımlanmaktadır. Her bir tüketicinin talep fonksiyonunda yer alan (n)
mala karşı tercihi ve ihtiyacı vardır. Piyasa talebi her bir tüketicinin talep toplamından
oluşmaktadır. Mal piyasası talepleri piyasadaki tüm fiyatlara dayanmaktadır, süreklidir,
negatif değildir, sıfırıncı dereceden homojendir ve Walras kanununu sağlamaktadır.
Üretim tarafında teknoloji azalan ölçek üretim fonksiyonu varsayımı altında
tanımlanmıştır. Üreticiler karlarını maksimize etmektedirler. Talep fonksiyonunun
sıfırıncı dereceden homojen olması ve fiyatlardaki karın doğrusal homojenliği bu tip
modellerdeki göreli fiyatların önemini vurgulamaktadır. Mutlak (kesin) fiyat düzeyinin
denge üzerinde hiçbir etkisi söz konusu değildir (Shoven and Whalley 1984, 1009,
1992,3).
Robinson (1989; 887) ve Bandara (1991,9) Hesaplanabilir Genel Denge
(Computable General Equilibrium – CGE) modellerini, içsel çıktı ve fiyat sistemi,
üretim
ve
talepte
davranışlarının
neo-klasik
optimizasyonu
ikame
ve
edilebilirlik,
ekonomideki
bireysel
gelir
iktisadi
akımlarının
ajanların
tamamen
değerlendirilmesiyle girdi-çıktı modellerinin ve doğrusal programlama modellerinin
genişletilmiş hali olarak tanımlanmaktadırlar. Wing’e(2004:2) göre Hesaplanabilir
Genel Denge (HGD) modelleri, Arrow ve Debreu tarafından formulize edilen özet genel
denge yapısı belirlenmiş piyasalar arasında dengeyi sağlayan arz, talep ve fiyat
düzeyleri sayısal çözümü için iktisadi veri ile birleştiren simülasyonlar olarak
tanımlanmaktadır.
1
Bkz . Arrow, K.J., ve F.H. Hahn (1971) General Competitive Analysis, San Francisco: Holden –Day
51
2.1.2 Hesaplanabilir Genel Denge Modellerinin Girdi-Çıktı ve Doğrusal
Programlama Modelleri ile Olan İlişkisi
Hesaplanabilir genel denge modelleri kısmi denge modellerinin iktisadi
sorunlara cevap vermede yetersiz kaldığı noktada girdi-çıktı ve doğrusal programlama
modelleri ile birlikte ekonominin geneli için bilgi sağlayabilen bir nitelik kazanmıştır.
Bu bölümde HGD modellerinin, girdi çıktı modelleri ve doğrusal programlama
modelleri ile benzerlikleri, birbirlerine karşı güçlü ve zayıf yönleri değerlendirilmeye
çalışılacaktır2.
Girdi–Çıktı analizlerinin temel yapısı 1920’li yıllarda Wassily Leontief
tarafından oluşturulmaya çalışılmıştır. İlk kez 1936 yılında Leontief3 tarafından
yayınlanan “Quantitative Input-Output Relations in the Economic System of The United
States” başlıklı makale girdi-çıktı modellerinin temelini oluşturmaktadır. İlk başlarda
matematik bilgisi gerektirdiğinden ilgi çekmeyen bu teknik ABD’de II. Dünya savaşı
sırasında askeri üretim endüstrisinde artan talep artışlarına karşın nasıl tedbir alınması
gerektiği sorusuna cevap aranması ile birlikte önem kazanmıştır. 1950’li yıllardan
itibaren öncelikle kalkınma planlaması olmak üzere bir çok alanda kullanılmıştır.
McCarthy ve Taylor (1980:177) üretim sürecinde sektörler arasındaki girdi-çıktı
bağlantısına
dayalı olarak fiyat düzeyinin tespit edilmesinde Leontief modelini
kullanmaktadır.
Girdi çıktı modelleri basit ve kolay uygulanabilir olmasına rağmen bir takım
eksikliklere sahiptir. Bandara (1991,6-7) bu eksiklikleri aşırı talep yönlendirmesi ve
uluslarararası ticaretin tatmin etmeyen şekilde değerlendirmesi olarak tanımlamaktadır.
Diğer yandan girdi–çıktı modelleri fiyat düzeyini içermemektedirler.
Girdi–çıktı modellerinin en önemli varsayımı teknoloji katsayısının sabit
olmasıdır. Dolayısıyla girdi düzeyindeki artma veya azalma, çıktı düzeyinde aynı
2
Bu bölümün hazırlanmasında Aydemir (2002), Bandara(1991), Aydoğmuş(1999), Robinson (1989)
kaynakları yoğun olarak kullanılmıştır.
3
Leontief, W (1936) “Quanitative Input-Output Relations in the Economic System of The United States”
The Review of Economics and Statistics XVIII SF.105-125
52
oranda etki yaratmaktadır. Girdi–çıktı modelleri talep ile ilgilenirken ikame olanaklarını
ve arz yanını ihmal etmektedir. Endüstri çıktı düzeyi dışsal olarak verilen nihai talebin,
basit lineer bir fonksiyonudur. Böylelikle girdi-çıktı modellerinde nihai talebin
bileşenlerinin dışsal olarak kararlaştırılması endüstri çıktı ve birincil faktör istihdam
düzeylerinin belirlenmesinde yeterlidir. Model birincil faktör kısıtını göz ardı
etmektedir. Bu tip modellerde genellikle arz üzerinde herhangi bir kısıtın olmadığı
varsayılmaktadır. Bu arz eğrisinin yatay ve faktör fiyatlarının sabit olduğu anlamına
gelmektedir.
Girdi-çıktı modellerinin dış ticareti değerlendirme biçimi modelle ilgili bir çok
soru işaretinin oluşumuna neden olmaktadır. Bu modellerde yurt içi üretim düzeyini
belirleyen ihracat ve yurt içi talep miktarı dışsaldır. İthal edilen mal ile ihraç edilen mal
arasında herhangi bir ikame ilişkisinin olmadığı varsayılmaktadır. İthalat ve ihracat
düzeyi göreli fiyatlara dayanmamaktadır.
Girdi–çıktı modellerinden hesaplanabilir genel denge modellerine uzanan yolda
II. Dünya savaşını takip eden yıllarda doğrusal programlama modelleri önem
kazanmaya başlamıştır. Doğrusal programlama modelleri optimizasyon problemi ile
ilgilenmişlerdir. Girdi-çıktı modelleri tek bir üretim tekniği ile yürütülmesi söz konusu
iken doğrusal programlama modellerinde böyle bir sınırlandırma yoktur. Doğrusal
programlama
modelleri
değerlendirilebilmektedir.
girdi-çıktı
Her
iki
modellerinin
modelleme
de
geliştirilmiş
etkinlik
hali
olarak
değerlendirmesinde
kullanılabilmektedir.
1960’lı yılların başında doğrusal programlama modellerinin gelişimi bir diğer
çok sektörlü modeller sınıfını sağlamıştır. Doğrusal programlama modelleri birincil
faktör kısıtlarını ve analize açıkça fiyatların dahil edilme imkanını sağlayarak daha
önceki
girdi-çıktı
modellerinde
karşılaşılan
eksikliklerin
üstesinden
gelmeyi
planlamaktadır. Bu modellerde bazı doğrusal kısıtlar altında açık bir amaç fonksiyonu
sunulmaktadır.
53
Doğrusal Programlama (DP) modellerinin çözümü için etkin bilgisayar
programlarındaki gelişme, politika modellerine optimizasyon ve seçim sağlama
konusunda yeni bir yol açarken aynı zamanda fiyatların bu analize dahil edilmesi
olasılığını da sağlamaktadır. Gelişmekte olan ülkelere ait akademik çalışmalarda yaygın
olarak kullanılmasına rağmen, hem teorik hem de uygulamalı sınırlandırmalar
nedeniyle, az gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılamamaktadır. Temel teorik
zorluğun altında yatan gerçek, doğrusal programlama modelinin, iyi tanımlanmış bir
refah fonksiyonunu, tüm toplum için çözümlediğinde mikro düzeyde davranışların
tanımlaması ile ilgilendiğidir. Bu noktada, doğrusal programlama modellerinin birincil
faktör ve ticari kısıtlamaları içermesine rağmen, bu durumlarda yeterli ve gerçekçi bir
yolla baş edebilmede başarılı olmadıkları gözlemlenmiştir.
Girdi-çıktı ve Doğrusal programlama modelleriyle ilgili ilk çalışmalar,
yatırımların sektörel dağılımı, uluslararası ticaret ve ortadan uzun vadeye farklı gelişme
stratejileri uygulamalarına ait sorunlar ile ilgilenmektedir. Esas odak, dış ticaret ve
üretimdeki büyüme ve yapısal değişim ile gerekli iç ve dış yatırımdaki ölçek ve
zamanlamadaydı. Bununla beraber, bu modeller farklı iktisadi aktörler ve piyasa
mekanizmalarının, kaynak tahsislerini belirlediği, bağımsız kararların alındığı karışık
piyasa ekonomilerini analiz etmek için tam uygun değillerdi. Doğrusal programlama ve
Girdi-Çıktı modelleri, vergi, sübvansiyon gibi ekonomiyi etkileyen teşvik araçları
vasıtasıyla piyasa mekanizmalarını yakalamada yetersiz kalmaktadır. Kendi içinde, çok
değerli olan, tutarlı bir ekonomik sistem sağlarken, çözüm değişkenlerinin gerçek
politika kararlarına ilişkilendirileceği bir yol ortaya koyamamaktadır (Robinson 1989;
890).
2.1.3 Hesaplanabilir Genel Denge Modelinin Oluşturulması
Hesaplanabilir genel denge modellerinin oluşturulması ilk aşamadan son
aşamaya kadar titiz ve dikkatli bir süreci gerektirmektedir. Modelin oluşturulması
sırasında gösterilecek bu özen analizin kolay uygulanabilir ve anlaşılabilir sonuçlara
ulaşılmasını sağlayacaktır.
54
Şekil 1, HGD modellerinin oluşturulması ve kullanımı ile ilgili yazında yaygın
olarak kullanılan (Böhringer ve Löschel, 2003:2)’in özetlediği beş temel aşamayı
göstermektedir. Bu aşamalar açıklanırken özellikle modelin, fonksiyonel formların,
parametre değerlerinin seçimi ve modelin kapatılması konusunda detaylı bilgi verilmeye
çalışılacaktır.
Hesaplanabilir genel denge modellerinin temelinde politika analizleri yer
almaktadır. Dolayısıyla araştırmacı, modeli oluştururken modelin analize konu edilmek
istenen politikaya uygun olmasına özen göstermelidir. İktisadi politika, kullanılan
anahtar değişkenler ve teori arasında tutarlılık olmalıdır. Bir sonraki model
formülasyonu aşaması, daha önceki politika alt yapısı ve anahtar mekanizmaların teorik
temeli aşamalarına göre daha detaylı bir yapıya sahiptir. Veri işleme, model formüle
etme ve uygulama sayısal politika analizi için temel çerçeveyi oluşturmaktadır. Politika
simülasyonlarının sonuçlarının belirlenmesinde fonksiyonel formların parametre
şeklinde ifade edilmesi ve tercihi önemlidir.
Modelin,
fonksiyonel formların, parametre değerlerinin seçimi ve modelin
kapatılması konusunu içeren bu kısım literatürde en kabul görmüş Shoven ve Whalley
(1984,1992)’nin çalışmalarından yararlanılarak değerlendirmeye çalışılacaktır.
Sermaye ve işgücünden başka girdiler, birleşik üretim imkanları gibi daha genel
tanımlamalar yapmak mümkünken, uygulamalı çalışmalarda bu iki faktörlü yapının
kullanılmasının nedenini Shoven and Whalley (1984: 1016) üç başlık altında ifade
etmektedir. Birincisi, çoğu politik sorun bu çerçevede kullanılarak analiz edilmektedir.
Eğer sayısal çalışmanın temel katkısı niteliksel analizden niceliksel analize ilerlemeyse
aynı teorik temel yapıyı hatırda tutmak çok doğaldır. Bu yolla araştırmacılar teorik
çalışmalardan sezgisel bilgi toplayarak politika seçeneklerinin sayısal araştırmalarında
rehberlik edecek unsurlar sağlamaktadırlar. İkincisi, sayısal tanımlamalara dayalı çoğu
veri iki faktörlü modellerle tutarlıdır. Böylelikle milli muhasebe verileri işlem
fazlalarını (operating surpluses), ücret ve gelirleri temel maliyet bileşenleri olarak
tanımlamaktadır. Bu tip model de girdileri sermaye ve işgücü olarak önermektedir.
Girdi ve çıktı verisi, katma değerin benzer şekilde analiz edildiği ara işlem verisi
55
sağlamaktadırlar. Son olarak, mallar ve faktörler arasındaki oran hesaplamasını
basitleştirmek ve tekrarlanan çözüm maliyetlerini azaltmak için uygulamalı modellerde
kullanılabilir. Bu maliyetleri içeren mal fiyatlarını oluşturmak, tüketici talebini
hesaplamak ve faktörlere olan türetilmiş talebin değerlendirilmesi için faktör fiyatları
kullanılarak gerçekleştirilmektedir(Bu miktarlar tüketici talebini karşılamalıdır).
Şekil 1: HGD Modellerinin Oluşturulması ve Kullanımı İle İlgili Aşamalar
Kaynak : (Böhringer ve Löschel 2003:3)
Bu yolla model geniş sayıda veriye sahip olsa dahi sadece aşırı faktör talebi
sistemi ile çözülebilmektedir. Bu basitleştirme sadece modelin çözümündeki uygulama
maliyetlerini azaltmakla kalmamakta aynı zamanda hane halkları ve malların ele
alınışında daha detaylı bileşimlerin sağlanmasını daha uygun hale getirmektedir.
56
Diğer taraftan model tercihi dış ticaret işlemlerinin ele alınış şeklini de
ilgilendirmektedir. Çok ülkeli ticaret modellerinde ortak yaklaşım benzer ürünlerin
farklı ülkelerde farklı ürünmüş gibi üretildiğini düşünen “Armington” formülasyonudur.
Armington formülasyonu ülkeler arasında ürünlerin homojen olarak varsayıldığı teorik
Hecksher–Ohlin modellerinden farklılık arz etmektedirler. Diğer nedenlerin arasında,
Armington formülasyonu aynı malı ihraç ve ithal eden ülkelere aynı olguyu sağlamak
için uyarlanmaktadır(Shoven and Whaley 1984 ,1017).
Modelin oluşturulması aşamasında bir çok veri setinden yararlanılmaktadır.
Girdi-çıktı tablosu, sosyal hesaplar, vergi gelirleri, gelir ve harcama verileri, literatürden
elde edilen bazı katsayı değerleri bunların başında gelir.
Teorik yaklaşım ve analitik açıdan tutarlı olması gerekliliği tüm uygulamalı
modellerin karşı karşıya kaldığı en önemli kısıttır. Böylelikle, Walras Kanununun
önerdiği kısıtları ve modeli dengeye getirecek tek bir fiyat vektörüne bağlı arz ve talep
yapısının değerlendirilmesini sağlayacak Cobb-Douglass, Sabit İkame Esnekliği (CES),
Doğrusal Harcama Sistemi (LES), İkame esneklikleri sabit oranı, vs. gibi fonksiyonel
formlar seçilmektedir. Fonksiyonel formların4 nasıl seçileceğini belirleyen bir diğer
unsur
elastikiyetlerin
modelde
nasıl
kullanıldığıdır.
Cobb-Douglas
fayda
fonksiyonlarından türetilen taleplerle çalışmak kolaydır ancak, bölünemeyen gelir
dengesiz fiyat esneklikleri kısıtlamalarına sahiptir.
Politika simülasyon sonuçlarının
belirlenmesinde
fonksiyonel
formların
parametre değerleri önem arz etmektedir. Parametre değerlerinin tercihinde kullanılan
en genel yöntem kalibrasyon yöntemi olarak bilinmektedir (Mansur ve Whaley 1984)5.
Modelin denge çözümünü yeniden oluşturacak şekilde parametre değerleri seçilir.
4
Bkz. Fonksiyonel formların seçimi. Böhringer ,Christoph, Thomas F. Rutherford ve Wofgang Wiegard
(2003), “ Computable General equilibrium Analysis” Opening a Black Box” ZEW Zentrum Für
Europaische Wirtschaftsforschung GmbH Centre For European Economic Research, Discussion Paper No
. 03-56
http://bibserv7.bib.uni_mannheim.de/madoc/voltexte/2004/363/pdf/dp0356.pdf
5
Bkz. Mansur ,A.H., ve J. Whalley (1984) “Numerical Specification Of Applied General Equilibrium
Models : Estimation , Calibration and Data” In H.E Scarf and J.B. Shoven (eds.) Applied General
Equilibrium Analysis.Cambridge : Cambridge University Press
57
Modelde sabit ikame esnekliği ve doğrusal harcama sistemi fonksiyonel formları
kullanıldığı taktirde literatür tahminlerine dayalı, dışsal olarak tanımlanmış esneklik
değerlerinden yararlanılır. Araştırmaya konu olan ülke ekonomisinin dengede olduğu
varsayılır ve bu denge değeri “eşik değer” (benchmark) dengesi olarak anılır. Modelin
parametre değerleri modelin bu veri setini denge çözümü yeniden oluşturacak şekilde
seçilir. Oluşturulan parametre değerleri herhangi değiştirilmiş politika rejimi ile ilişkili
alternatif denge içinde çözülebilir.
Kalibrasyon yöntemi tek başına modeldeki bütün parametreleri belirlemektedir.
Bu yaklaşıma istatistiksel testler eşlik etmediğinden biraz tartışmalıdır. Jorgenson6
(1984)’a göre, bu yaklaşımdaki varsayılan fonksiyonel formlar çok kısıtlayıcıdır ve sık
sık daha az fonksiyonel formlar kullanan istatistiksel testler tarafından reddedilir.
Kalibrasyon yönteminin açık eksikliklerinin üstesinden gelebilmek için, Jorgenson ve
onu takip edenler, arz ve talep yanı için ekonometrik olarak tahmin edilen esnek
fonksiyonel formlara dayalı HGD modelleri geliştirmişlerdir. Bu yaklaşım kalibrasyon
yaklaşımına karşılık, ekonometrik yaklaşım olarak bilinmektedir. Ekonometrik
yaklaşımın bazı açık avantajları olmasına rağmen, kısmen az gelişmiş ülkeler ile ilgili
bazı dezavantajları söz konusudur. Birincisi, bu yaklaşım için zaman serileri verilerine
ihtiyaç duyulmaktadır. İkincisi, esnek fonksiyonel formlara iyi değerlendirmemiş
olabilir ve nihayet ekonometrik yaklaşımın geniş sayıda sektörün modele dahil edildiği
durumda artan sektör sayısı ile birlikte ihtiyaç duyulan parametre sayısı arttığından
uygulanabilirliği yoktur. Bu kısıtlamalara bağlı olarak az gelişmiş ekonomilerde çoğu
HGD modelleri kalibrasyon yöntemini takip etmektedir (Bandara,1991,18).
Hesaplanabilir genel denge modellerinin oluşturulmasındaki en son aşama
modeli dengeleyecek şekilde sınırlandırmaların geliştirildiği ve varsayımlara bağlı
kalınan “modelin kapatılma” aşamasıdır.
6
Jorgenson, Dale W. (1984) “Econometric Methods for Applied General Equilibrium Analysis”
Presented in NBER conference on Applied General Equilibrium San Diego, C.A Aug. 24-28 1981 and to
Appear in Applied General Equilibrium Analysis, Eds. Herbert Scarf and John B.Shoven , NY:
Cambridge U.Press 1984
58
İçsel ve dışsal değişkenlerin ayrıntılı şekilde tanımlandığı kapatılma aşaması,
çözümün nasıl gerçekleşeceğine dair detaylı bilgi mevcutsa gerçekleşir. Modeller
arasında niteliksel olarak farklılıklar söz konusu olduğundan, HGD modeline ait birden
fazla kapama kuralı mevcuttur. Kapama kuralının tercihi HGD modelleyicisine bağlıdır.
HGD modeli, kamu dengesi, ödemeler dengesi, yatırım – tasarruf dengesi olmak
üzere üç makro ekonomik dengeyi içermektedir. Brooke, Kendrick ve Meeraus(1998)
tarafından geliştirilen General Algebraic Modelling System (GAMS) kodlamasında,
kullanıcı bu dengeler için geniş sayıdaki programlardan birini kapama kuralı tercihinde
seçer. Bu tercih temel simülasyon için sonuç üzerinde hiçbir etkiye sahip değilken tipik
bir şekilde diğer simülasyonlar için sonuçları etkiler. Kapama kuralları Löfgren vd.
(2002:13) tarafından oluşturulan ve aşağıda yer alan tabloda özetlenmektedir.
.
Tablo 1: Makro Sistem Kısıtları İçin Alternatif Kapama Kuralları
Devlet
Dış Alem
Tasarruf –Yatırım
DEV 1
DIS 1
SI 1
-Esnek Kamu Tasarrufları
-Sabit Yabancı Tasarruflar
-Sabit Sermaye Oluşumu
-Sabit Dolaysız Vergi Oranları
-Esnek Reel Döviz Kuru
- Seçilmiş Kuruluşlar İçin
Değişmeyen tek bir Marjinal
Tasarruf Eğilimi
DEV 2
DIS 2
SI 2
-Sabit Devlet Tasarrufları
-Esnek Yabancı Tasarruflar
-Sabit Sermaye Oluşumu
-Seçili Kuruluşlar İçin
-Sabit Reel Döviz Kuru
-Seçilmiş Kuruluşlar İçin
Değişmeyen Dolaysız Vergi
Derecelendirilmiş Marjinal
Oranları
Tasarruf Eğilimi
DEV 3
SI 3
-Sabit Devlet Tasarrufları
-Esnek Sermaye oluşumu
-Seçilmiş Kuruluşlar İçin
- Sabit Marjinal tasarruf eğilimi
Derecelendirilmiş Dolaysız
tüm seçilmiş kuruluşlar için
Vergi Oranları
59
SI 4
-Sabit Yatırım ve Kamu
Tüketim Oranları ( esnek
miktarlar)
-Seçilmiş Kuruluşlar için tek bir
Marjinal tasarruf eğilimi
SI 5
-Sabit Yatırım ve Kamu
Not: Tanımlanmamış kapama
Tüketim Oranları (esnek
kuralları için üç kısıttan birisinin
miktarlar)
tercih edilmesi diğer iki kısıtın
- Seçilmiş Kuruluşlar için
tercih edilmesinde kısıt
derecelendirilmiş Marjinal
oluşturmaz.
Tasarruf eğilimi
Kaynak: Löfgren vd. (2002 ,13)
Kamu dengesi için varsayılan kapama (DEV 1), kamu gelirleri ve kamu
harcamaları arasındaki farktan doğan kamu tasarruflarının tüm vergi oranları sabitken
esnek bir artık olduğudur. İki alternatif kamu kapama kuralı altında, yurt içi kuruluşlara
(hane halkı ve girişimciler)uygulanan dolaysız vergi oranlarının, sabit kamu
tasarruflarını oluşturabilmek için içsel olarak uyarlandığıdır. Bu alternatif kapama
kurallarının birincisi için (DEV 2), seçilmiş kamu dışı yurt içi kuruluşların (hanehalkları
ve girişimciler) temel yıl dolaysız vergi oranları aynı oranda içsel olarak uyarlanır.
İkincisi için (DEV 3) seçilmiş kuruluşların dolaysız vergi oranları esnek bir ölçü ile
çarpılır. Bu üç tip kapama kuralı için kamu tüketimi sabittir. Diğer bir deyişle kamu
tasarruflarının ve dolaysız vergi oranlarının her ikisinin de sabit olduğu ve kamu
tüketiminin
değişken
olarak
uyarlandığı
durumda
bir
kapama
kuralı
tanımlanamamaktadır (Löfgren 2002,14).
Döviz kuruna dayalı dış denge için kapama kuralı varsayımı (DIS 1) yabancı
tasarruflar (cari açık) sabitken reel döviz kuru esnektir. Veri tüm değişkenler ile birlikte
(yurt içi kuruluşlar ve dış alemden transferler) ticaret dengesi de sabittir. “Ceteris
paribus” koşullar altında, eğer yurt dışı tasarruflar dışsal düzeyin altında ise reel döviz
kuru oranındaki değer kaybetme bu durumu eşanlı olarak düzeltecektir.
60
(i)
ithalata yönelik harcamayı azaltarak (sabit dünya fiyatlarından ithalat
miktarında azalma)
(ii)
ihracattan elde edilen kazançta artış (sabit dünya fiyatlarından ihracat
miktarında artış)
Alternatif kapama kuralı (DIS 2) altında, reel döviz kuru (modelde numeriare olarak
indekslenen) yurt dışı tasarruf düzeyi (ve ticari denge) esnekken sabittir(Löfgren 2001 :
17).
Yatırım–tasarruf dengesi için, kapama kuralları yatırım tasarruf kaynaklı veya
yalnızca tasarruf kaynaklıdır. SI-1 varsayımı için yatırım-tasarruf dengesi kapama kuralı
yatırım kaynaklıdır. Reel yatırım miktarları sabittir. Yatırım maliyetine eşit tasarruf
düzeyini oluşturabilmek için, kamu hariç diğer seçilen kuruluşların temel alınan yıl için
aynı oranda düzenlenir. Dolaylı olarak, hükümetin sabit reel yatırım miktarını finanse
edebilmek amacıyla gerekli özel tasarrufları oluşturacak politika uygulayacağı
varsayılmaktadır.
Ayrıca dört ek kapama kuralı daha tanımlanmaktadır. İlk alternatif ( SI-2 )
yatırımdan türetilmiştir. Diğer varsayımlardan farkı temel alınan yılın tasarruf
oranlarının sabit bir oranda uyarlanmasının yanı sıra, seçilen kurumlar için oranlar belli
bir çizelge oranıyla çarpılır. İkinci bir alternatif (SI-3), tasarruflardan türetilmiştir. Tüm
kamu dışı tasarruf oranları sabittir. Yatırım içinde yer alan her bir mal miktarı yatırım
maliyetlerini tasarruf değerine eşitleyecek esnek bir sayısal değerle çarpılır. Son iki
alternatif (SI-4) ve (SI-5) dengeli kapama kuralı kamu tüketiminin uyarlanmasını
gerektiren yatırım kaynaklı kapama kuralının bir diğer şeklidir. Bu kapama kuralları
altında uyarlamalar hane halkı, tüketim, yatırım ve kamu tüketimi gibi bileşenleri
arasında dağılır. SI1 ile karşılaştırıldığında SI4 dengeli kapama kuralında seçilen
kuruluşlar için tasarruf oranı benzer oranda uyarlanmaktadır. SI5 kapama kuralı için
yatırımları finanse etmek için gerekli tasarruf düzeyinin sağlanabilmesi için seçilen
kuruluşlar için tasarruf oranları ölçeklendirilir ( Löfgren 2001,17,18).
61
Analiz kapsamına göre uygun makro ekonomik kapama kuralının seçimi
değişmektedir. Tek dönemli model veri ise, kapama kuralı sabit yabancı tasarrufları,
sabit reel yatırımı ve sabit reel kamu tüketimini birleştiren alternatif politika
tercihlerinin denge refah düzeyi üzerindeki etkilerinin incelenmesinde simülasyon
uygulaması için tercih edilebilir. Tablo 1 deki kurallar çerçevesinde bu kapama DIS 1
ile SI 1 veya SI 2 veya herhangi bir kamu kapama kuralı ile bileştirilebilir. Makro
kapama kuralları literatüründe bu kapama kuralı, “Johansen Kapama” olarak
bilinmektedir. Johansen Kapama kuralında yatırımlar dışsaldır. Bu tüketimin içsel
olarak uyarlanacağı anlamına gelmektedir. Bu durumda modelleyiciler, tasarruf
planlarını veri yatırımlara dışsal olarak eşitleyecek mali politika varsayımları
yapmalıdırlar. Bu kapama kuralı özel tüketim uyarlamaları yoluyla ifade edilen tam
istihdam dengesini dikkate almaktadır. Bu tip bir kapama kuralı, hanehalklarını, tek
modelli simülasyon modelinde oluşabilecek yabancı tasarruflar ve reel yatırım
değişimine bağlı refah düzeyinde meydana gelebilecek etkilerden korur. Diğer koşullar
sabitken, simüle edilen dönem için dış tasarruf düzeyindeki artış ve yatırım düzeyindeki
azalma hane halkı refahının azalmasına neden olur ( Löfgren 2001:17,18).
Bir başka makro kapama kuralı yatırımın özel, kamu ve yabancı tasarruflar
toplamından oluşan tasarruflardan türetilen “Neo Klasik” kapama kuralıdır. Klasik
kapama kuralında reel yatırım düzeyi içseldir ve toplam tasarrufları uyarlamaktadır. Bu
durumda
modelleyicilerin,
modelin
dışında
yatırım
ve
tasarruf
piyasalarını
dengeleyecek faiz oranı uyarlayıcı mekanizması varsaymaları gerekmektedir. Johansen
kapama kuralından farkı SI-1 ve SI-2 yerine SI-3’ü kullanmasıdır. Hem tasarruflara
dayalı Neo Klasik kapama kuralının, hem de yatırımlara dayalı Johansen kapama
kuralının, ülkelerin makro şoklara karşı uyarlamaları tarihsel olarak incelendiğinde, uçta
yer alan kapama kuralları oldukları gözlemlenmektedir. Eğer analizin amacı içsel şok ve
politika değişimlerine karşı mücadele ise bu üç bileşeni reel dünyaya uygun bir şekilde
ve tamamlayıcı politika olarak kullanmak tercih edilebilmektedir. Bu koşullar altında
makro senaryo dengeli bir kapama kuralının (Tablo 1 de SI 4 veya SI 5) daha uygun
olacağı görüşündedir (Löfgren 2001,18, Bandara 1991:17).
62
Johansen, Neo Klasik ve dengeli kapama kuralları, makro ekonomik değişkenler
ile toplam istihdam arasında hiçbir bağın olmadığını varsaymaktadırlar. Faktör
piyasasında tam istihdam düzeyi varsayıldığında, bu kapama kurallarının toplam gayri
safi yurt içi hasıla düzeyi üzerinde çok az veya hiç etkisi olmazken, toplam talep
kompozisyonu üzerinde farklı etkilere neden olabilmektedir.
Standart modelde, toplam istihdam düzeyini Keynesyen çarpan süreci ile makro
değişkenleri ilişkilendiren “Keynesyen Kapama” kuralı olarak tanımlamaktadır.
Keynesyen kapama kuralı, işsizliğe ve sabit nominal ücrete izin vermektedir. Bu
kapama kuralı altında istihdam düzeyi, toplam talep ve geleneksel Keynesyen tarzda
reel ücretlerdeki azalmaya bağlı olarak artabilir. Yatırım düzeyi reel terimlerle sabittir.
Reel ücretlerde bir uyarlama firmanın, işgücü talebini ve istihdam düzeyini gelir ve
tasarruf düzeyini reel sabit yatırım miktarını finanse edecek bir uyarlama yapmasına
neden olur. Bu modelde dışsal reel yatırımlardaki (veya reel kamu yatırımlarındaki)
artış ücretlerin düşmesine, istihdamın artmasına, gelirin artmasına ve artan yatırımları
finanse edecek tasarruf düzeyinin artmasına yol açar. Diğer taraftan Kaldorian kapama
tipik olarak tam istihdam koşulunu kullanmakta ve ücret- marjinal işgücü verimliliği
ilişkisini göz ardı etmektedir. Bu kapama kuralı altında işgücü piyasasında nominal
ücret, tam istihdam düzeyini sağlayabilmek için esnektir (Löfgren 2001:18, Bandara
1991:17).
Dış ticaret dahil olduğunda, döviz kurunun dalgalı veya reel terimlerle sabit
olduğu bu dört makro ekonomik kapama tercihi arasında tercih yapılması
gerekmektedir. Bu gereklilik sabit nominal döviz kuru rejiminde ortadan kalkmaktadır
(Decaluwe ve Martens 1988: 547).
Yukarıda detaylı bir şekilde tanımlanmaya çalışılan kapama kuralları arasında
literatürde en çok kullanılan 4 makro ekonomik kapama kuralı şu sekilde özetlenebilir.
Keynesyen kapama kuralına ait uyarlama mekanizması sabit nominal ücrete sahipken,
ekonomide işsizlik sözkonusu olabileceği varsayımına dayanmaktadır. Keynesyen
kapama kuralında istihdamın, reel ücret düzeyindeki azalmaya dayalı toplam talep
artışıyla birlikte arttığı varsayılmaktadır. Kaldorian tipi kapama kuralı uyarlama
63
mekanizması, tam istihdamı sağlayacak esnek nominal ücret ve bu ücret düzeyinin
tespitini sağlayacak
emeğin marjinal üretkenliği varsayımı yapmaktadır. Johansen
kapama kuralı uyarlama mekanizması, ekonomide tüketimin uyarlayıcı bir rol
oynayarak tam istihdamı sağladığını ve yatırımların dışsal olduğunu varsaymaktadır.
Klasik kapama kuralı tam istihdamın esnek reel ücret düzeyine göre belirleneceğini,
içsel yatırım düzeyini ve tasarruf kaynaklı uyarlama mekanizmasını varsaymaktadır.
Hesaplanabilir genel denge modelleyicileri arasında kapama kuralının tercihi
hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kapama kuralının tercihi iktisadi düşünce okuluna göre
değişmektedir (Bandara 1991,17, Declauwe ve Martens 1988 ,547).
Kapama Kuralı konusunda Löfgren (2001), Bandara (1991), McCarthy ve
Taylor (1980) Decaluwe ve Martens(1988)’in de aralarında yer aldığı geniş bir literatür
mevcutken
Robinson
(2003:19),
literatürden
çıkarılacak
dersleri
şu
şekilde
özetlemektedir. Faktör piyasalarının dengede olduğu varsayılan HGD modelleri tam
istihdam düzeyini sağlayacaktır. Böyle bir HGD modeli ile bağlantılı herhangi bir
makro modelin birleştirme etkisi sözkonusudur. Şöyleki, makro etkiler nihai talebin
bileşenlerini (tüketim, yatırım, kamu harcaması gibi) etkilerken, istihdam ve gayri safi
yurt içi hasıla üzerinde herhangi bir etkisi söz konusu değildir. HGD modellerine
toplam istihdam etkilerini dahil edebilmek için HGD modelindeki Walrasyan
paradigmanın altında yatan, faktör pazarlarındaki bazı neo klasik dengesizlik
özelliklerine ihtiyaç duyulmaktadır.
2.1.4 Hesaplanabilir Genel Denge Modellerinin Güçlü ve Zayıf Yönleri
Politika değişimlerinin, iç ve dış şokların, makro ekonomik değişkenler ve
gelişmekte olan ülkenin endüstriyel yapısı üzerindeki etkilerinin araştırılmasında HGD
analizi kullanılabilmektedir (Bandara 1991: 5) .HGD modelleri aynı zamanda, birden
fazla eşanlı politika değişiminin etkilerini birleştirebilme özelliğine sahiptir. HGD
modelleri az gelişmiş ülkelerde, içsel ve dışsal şokların eşanlı analiz edilmesine olanak
sağlamaktadır. Herhangi bir vergi değişimi gibi bir politikanın istihdam, gelir düzeyi,
ticari denge, endüstriyel çıktı, vs. tamamı üzerinde yaratacağı etkinin tespit edilmesinde
kısmi denge analizi yetersiz kalmaktadır.
64
HGD modelleri politika değişimi sonucunda kimin ne kadar kazandığının veya
kaybettiğinin değerlendirmesini yaptığından, eğer sonuçları kullanan politika analizcisi
politika değişimlerinin detaylı etkileri ile ilgileniyorsa, tek bir özet ölçümün seçilmesine
ihtiyaç duyulmaktadır. Gelir dağılım etkileri Lorenz eğrisi, Gini katsayısı veya diğer
ölçüm yöntemleri kullanılarak incelenebilir. Dağılım etkileri farklı alternatif gelir
kavramları (net vergi, toplam vergi gibi) kullanılarak incelenebilir. Göreli fiyatlardaki
değişim de ayrıca incelenebilmektedir. Uluslararası ticaret modellerinde değişimler, her
bir ülkenin ticari koşullarına bağlı olarak hesaplanmaktadır. Endüstriler arası üretim
faktörleri kullanım değişimleri ve tüketici taleplerinin ürün kompozisyonundaki
değişimler bazı politika değerlendirmelerinde önem arz etmektedirler ve ayrıca denge
hesaplamalarından çıkarılabilir (Shoven and Whaley,1984,1022).
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke uygulamaları içeren çok sayıda HGD
modelleri mevcuttur. Tüm bu modeller şu ortak özelliklere sahiptirler: Öncelikle
ekonominin reel yanına odaklanır. İkincisi arz ve talep fonksiyonları açıkça tüketicilerin
faydalarını, üreticilerin karlarını en çoklama davranışını yansıtmaktadır. Nihayet bu
modellerde, hem miktar hem de göreli fiyatlar içsel (kaynak dağılım biçimi bu faktörler
tarafından belirlendiğinden), yüksek düzeyde Walrasyan genel denge niteliği
taşımaktadır.
HGD modelleri 1970’den beri politika analizcileri tarafından, karma
ekonomilerde geçici politika sorunlarını adres göstermede, geniş ölçüde kullanılmıştır.
Doğrusal programlama ve girdi- çıkı modelleri ile yapılan daha önceki çalışmalar,
yatırım dağılımı sorununu vurgulamaktadırlar. Merkezi planlamaya sahip ekonomiler
için bu modeller, planlayıcının yatırım dağılımını kontrol gücü olduğundan geniş ölçüde
başarılı olmaktadırlar. Bununla birlikte, karma ekonomi kapsamında, kaynak
dağılımının piyasa mekanizması ve bağımsız karar birimleri tarafından belirlendiği
durumda, bu tip modellerin uygulanabilirliği tartışmalıdır. Karma ekonomilerde vergi
ve sübvansiyonlar gibi kamu politikası değişkenleri içeren analitik çerçeveye ihtiyaç
duyulmaktadır. Diğer taraftan 1970’lerin başında az gelişmiş ülkelerde temel ihtiyaçlar
ve gelir dağılımı politika uygulamalarının odak noktası olmuştur. İlk petrol krizinden
sonra yapısal uyarlamalar ve istikrarın sağlanması bu ülkelerde önem arz etmektedir. Bu
65
tip politikanın öncelikli olduğu örnekte HGD modellemesi daha iyi bir analitik çerçeve
olarak görünür ve daha geniş problemlerin üstesinden gelebilecek yetenektedir
(Bandara,1991,10).
HGD modellerine, simulasyon sonuçları çoğu zaman önceden tahmin
edilemediğinden, iktisat ve politika çevrelerinde “kara kutu” (black box) nitelendirmesi
yapılarak şüpheyle yaklaşılmıştır. Değişkenler arasındaki çoğu karşılıklı bağımlılık ve
geri bildirim, simülasyon sonucunun nasıl olacağının belirlenmesini güçleştirmektedir.
Bu bazı iktisatçıların sonuca bir “kara kutu” gözüyle bakmalarına neden olmaktadır.
HGD modelleri, veri seti, girdi parametreleri, matematiksel yapı ve çözüm yöntemine
bağlı kısmi özellikleri incelemektedir. Bu tip eleştiriler HGD modellerinin çok sayıda
değişken ve parametre kullandıkları, karmaşık bir yapıya sahip oldukları varsayımına
dayanmaktadır. Esas eleştiri HGD modellerinden elde edilen sonuçların, politikacılara
açıklanmasındaki zorluktur. Çoğu az gelişmiş ülke üzerine uygulama yapan iktisatçı ve
politikacı karmaşık matematiksel yapı ve çözüm tekniği ile modelden elde edilen
sonuçlardan ikna olmamışlardır. Bu tip modellerin arkasındaki sağlam teorik yapı,
ipuçlarını takip etmeyi kolaylaştırmaktadır ve simulasyon sonuçlarına bağlı olarak,
hangi faktörlerin açıklayıcı olduğunu göstermektedir.
Bu sorundan kaçınmak için
modeli oluşturan kişi, sonuçların nasıl elde edileceğine dair detaylı açıklama yapmalıdır.
Kapsamlı teori, sonuçların kontrol edilmesini sağlamaktadır (Bandara 1991,31,Wing
2004, 2, Borges,1986,16).
HGD modellerinin güvenilirliğine yönelik bazı eleştiriler, tam rekabet piyasaları
ve ölçeğe göre sabit getiri gibi bazı gerçekçi olmayan varsayımların kullanılmasına
dayandırılmaktadır. Bazı basitleştirilmiş varsayımlar dahil edilerek, bu sorunun
üstesinden gelinebilir. Piyasadaki katılık ve ekonominin diğer yapısal yönleri de HGD
modellerinde birleştirilmiştir. Çoğu HGD modeli, kısmi politika sorunlarına cevap
ararken tüm sorunları içerecek özelliğe sahip bir yapıya sahip modeller olamayabilirler
(Bandara 1991,29).
Bir diğer eleştiri paranın rolünün modellere dahil edilmemesidir. Çoğu açıdan
HGD modelleri, sadece göreli fiyatların rol oynadığı, ekonominin reel yanının dengesini
66
tanımlamaktadır. Bu tip HGD modellerinde, ekonominin para arzını para otoritesinin
uyarladığı
dolaylı
olarak
varsayılmaktadır.
Uzun
dönemli
kalkınma
süreci
modellemesinde kullanılan kısmi yöntemler de eleştiri alındadır. Bazı çalışmalarda,
HGD modellerine dinamikler dahil edilmektedir. Diğer taraftan, Mansur ve Whalley
(1984) az gelişmiş ülkelerde verilerin gerçekliliği, güvenilirliği ve yeterliliğine dair
sorunlara dikkat çekmiştir (Bandara 1991, 30).
HGD modellerinin en güçlü özelliği sağlam bir mikro iktisadi temel üzerine
oluşturulmasıdır. Tipik bir HGD modeli, geniş ölçüde optimizasyon ve tercih ilkeleri
çerçevesinde, tüm iktisadi karar birimlerinin davranışlarını tanımlamaktadır. Modelin
rolü, piyasaların nasıl dengeye geldiğini tanımlayacak şekilde, sistematik bir yolla tüm
bu karar birimlerinin davranışlarını bütünleştirmektir. Mevcut teorik bilgiye dayalı
olarak genel denge modeli, değişkenler arasındaki ilişkiyi tanımlamak için standart
metodları kullanmaktadır. Tutarlı teorik temele sahip olan HGD modellerinin bir diğer
güçlü yönü içsel tutarlılığa sahip olmalarıdır. Model, öncelikle çalışmanın kapsamına
dahil çeşitli fartörleri sağlaması nedeniyle, politika sorunları tartışmalarında yer
almaktadır.. Hiçbir model, modelde oluşturulanın ötesinde sonuçlar üretemez. Aynı
durum HGD modelleri için de söz konusudur. Modeller karmaşık içsel ilişkilerin
simulasyonuna olanak sağlamaktadır. Çözüm algoritmalarının esnekliği, yüksek
düzeyde ayrıştırılmış modellerin gelişimine imkan sağlamaktadır. Çoğu politika
faaliyetlerinin veya dışsal şokların ekonomik yapı üzerinde daha ayrıntılı etkiler
yarattığı bilinmektedir. Ayrıştırma düzeyinin olması, HGD modellerinin bir diğer
faydalı yönünü oluşturmaktadır. Ekonomiyi detaylı bir şekilde tanımlayan bu modeller,
bozulma ve piyasa başarısızlıklarına karşılık gelecek bazı olası yapısal yönlerin dahil
edilmesini sağlamaktadır. HGD modellerinin cazibesini artıran bir diğer özellik, bu tip
modellerin analitik olarak değil sayısal olarak çözümlenmeleridir. HGD modellerinin
araştırmacılar açısından kısmen ama politikacılar açısından çok önemli bir diğer olumlu
yönü, politika uygulaması sonucunda oluşabilecek refah kayıp ve kazançlarının
ölçülebilme olasılığıdır. Çoğu zaman politika kararlarının refah etkileri gelir veya
GSMH gibi mükemmel olmayan ölçütlere bakılarak değerlendirilmektedir. Özellikle
dağılımsal sorunların önemli olduğu durumlarda, bu tip ölçütler yetersiz kalmaktadır
(Bandara,1991,31,Robinson,1989,892).
67
HGD modellerinin en çok karşılaşılan zayıf yönü modellerin ampirik
geçerlilikten yoksun olmasıdır. Modelin verilere karşılık geldiğine veya tarihi
gerekliliği izlediğine dair ölçü yoktur. Genel denge modelleri, geniş sayıda ve kapsamlı
parametreler içerdiğinden, karmaşık bir yapıya sahiptir. Ekonometrik olarak tahmin
edilemezler. Yalnızca Jorgenson’un modeli, birbirinden bağımsız alt modellerden elde
edilen parametre değerlerini tahmin etmektedir. Çoğu zaman piyasalarda eş anlı olarak
gözlemlenen genel iktisadi denge varsayımına bağlı olarak ancak ekonominin etrafında
dalgalandığı uzun dönemli eğilimleri vurguladığını işaret etmektedir. Bu zayıflığın
üstesinden gelebilmek için modelleyicilerin, fonksiyonel formun seçimine gösterdikleri
özeni, parametre seçimlerine de göstermeleri gerekmektedir. Açıkça genel denge
yaklaşımı, istikrar politikası ile ilgili makro iktisadi sorunları tartışmak için uygun
değildir. Yaklaşım, piyasa dengeye gelmediği zaman, bazı bakış açıları sağlamaktadır.
HGD modellerine ilişkin bir başka zayıf yön, metodoloji ile değil, geliştirilen model
tipleri ile ilgilidir. İlk problem dönemler arası değerlendirme ve beklentilerin
değerlendirilmesidir. Genel denge yaklaşımı, ancak kısa dönemli durumlar ve dışsal
şoklara cevap bulmada yeterli olmayıp, uzun dönemli sorulara cevap bulmak için
yönlendirilmiştir. Bu nedenle geleneksel genel denge modelleri, uyarlama süreçleri ve
ilgili maliyetlerle ilgilenmezler. Uyarlama maliyetlerini model yapısı içine dahil emek
mümkündür.
Nadiren
ilgilenilen
bir
diğer
sorunda
teknolojik
ilerlemenin
değerlendirilmesidir. Bu tahminin güçlüğünden dolayı en basit şekliyle modele dahil
edilmektedir. Tüm iktisadi ajanların gelirlerini giderlerine eşitleyecek bütçe kısıtı ile
karşı karşıya oldukları, genel denge modellerinin ilk oluşumunda standart varsayımdır.
Burada vurgulanan finansal fazlanın ve açığın olmadığıdır. Tüketici tasarrufu söz
konusu olduğunda, her zaman sermaye mallarının tamamının tüketildiği varsayılır ve
böylece tüm tüketiciler gelirlerini harcarlar. Bu yaklaşımın en önemli sonucu hükümetin
denk bütçeye sahip olduğu ve uluslararası cari açığın olmadığıdır. Bu sınırlandırıcı
varsayımı hafifletici teşebbüslerde bulunulsa da, çoğu model denk bütçe ve denk (sıfır)
açık varsayımını kullanmaktadır. Böylece genel denge kapsamında araştırılması gereken
bir dizi soru aniden bertaraf edilir. Gelirin tamamı harcanıp tasarruf edilmediğinden
finansal piyasalara ihtiyaç duyulmaz. Bu nedenle, modeller para ve parasal varlıkları
içermez. Diğer yandan, modeller kaynak dağılımı sorunu ile ilgilenirken, para veya
68
maliye politikası sorunlarıyla ilgilenmezler. Son olarak, var olan, HGD modellerinin
çoğu, yabancı sektörü ve buna bağlı olarak net ticari akımları yeteri kadar
değerlendirememektedir. Bu modeller ilk oluşturulurken, yabancı sektör çok basit bir
şekilde değerlendirilmiştir. İhracatın ithalata eşit olduğu, ithalat ve ihracat fiyat
esnekliğinin “1” olduğu varsayılmıştır. Bu açıkça çok basitleştirici bir varsayımdır.
HGD modellerini uygulama alanının genişlemesi ile birlikte yabancı sektör önem
kazanmaya başlamıştır. Daha sonraki modellerde dış ticaret ithalat ve ihracat fiyat
esneklikleri, olarak içsel döviz kuru oranları ile değerlendirilmiştir. Alternatif olarak
“küçük açık ekonomi” varsayımı kullanılmaktadır. Bu varsayım ithalat fiyatlarının
dünya piyasalarında ve ihracat fiyatlarının yerel üretim maliyetlerine bağlı olarak
belirlendiğini varsaymaktadır(Bandara1991:32, Shoven ve Whalley 1984:1044, Hwang
20003,49) .
Güçlü ve zayıf yönlerine rağmen HGD modelleri yaygın uygulama alanına
sahiptir. Capros(1993), Capros ve Karadeloglu (1993), Chemingui ve Lofgren(2004),
Conrad( 2002), Corkburn (2001), De Santis (2000), Shoven ve Whalley (1972,1973),
Declauwe vd.( 1998,1999), Deverajan vd.( 1999), Devarajan ve Benjamin(1985),
Deverajan ve Rodrik (1989), Goulder ve Summers (1987), Islam (1999), Kehoe(2003),
O’Ryan vd. (2003),Qiang (1999)ve Sadahiroa ve Shimasawab (2002), farklı politika
uyarlamaları için yapmış oldukları çalışmalar literatürde yer alan HGD model
uygulamaları arasında yer almaktadır.
2.2 Sosyal Hesaplar Matrisi
Sosyal Hesaplar Matrisi (SHM), ekonominin bütününe ilişkin parçaların
birleştirildiği, çeşitli hesap grupları arasındaki farklılığı uyumlaştıran ve ekonominin
geneline ilişkin bilgi sahibi olmamızı sağlayan hesaplama sistemidir. Aynı zamanda,
SHM iktisadi politika ve araştırmalara konu olabilecek modellere veri sağlama
niteliğine de sahiptir.
69
20. yy. da sosyal hesaplar yoğunlukla Kuznets (1937)7’in ulusal gelir
hesaplamaları ve Leontief (1941)8’in çalışmalarından etkilenmiştir. SHM’nin bugünkü
haliyle kullanımının gelişimi Meade ve Stone’un (1941)9 ilk mantıksal çift kayıtlı gelir
hesaplama yöntemini İngiliz Bakanlar kuruluna hazırlamasıyla başlamıştır (Kehoe
1996: 1). Matris hesaplamasının temeli çok gerilere gitse de ilk olarak SHM, 1960
yılında, Sir Richard Stone’un öncülüğünde İngiltere ve diğer bazı endüstrileşmiş
ülkelere dayalı çalışmayı esas almaktadır(Round,2003,2, Özhan, 1988,26). Sir Richard
Stone ve ekibi tarafından yapılan çalışma çok sektörlü iktisadi modeli destekler
nitelikte, Cambridge büyüme projesi için oluşturulmuştur. Bu öncelikli çalışmadan
sonra, bir çok iktisadi kuruluş bu fikri geliştirmeye çalışmışlardır. Uluslararası
Kalkınma Bölümü ile Warwick Üniversitesi işbirliği yaparak bazı ülkeler için (İsviçre,
Kenya, Botswana, Fiji) SHM oluşturmaya çalışmışlardır(Allen, 2001). Sri Lanka
(Narapalasingan; 1970), İsviçre (Webster; 1971-1972), Botswana (Greenfield ;19741975), Tunus (Salem;1996), Tanzanya (Wobst ; 1992), Mozambik (Arndt vd.; 19941995), Vietnam (Nielsen; 1996-1997, Tarp vd. ; 2000,), Zimbabwe (Thomas ve Bautista
;1991), Malawi (Chulu ve Wobst; 1998), Tayland (Chunh-Li; 1998), Bangladeş
(Fontana ve Wobst; 1993-1994), vs. literatürde yer alan ülke uygulamalarından
bazılarıdır.
Robinson vd. (1999; 6) SHM’ni ekonomide yerleşmiş iki modelin sentezi olarak
tanımlamaktadırlar. İlki, SHM ekonomide endüstriler arası ilişkiler sistemini sergileyen
girdi-çıktı biçiminden elde edilebilmektedir. Bir sektör tarafından yapılan ara girdi satın
alımı, bir başka sektördeki aynı girdinin satışını temsil etmektedir. Bu işlem, girdi çıktı
hesabında tek hücreye girilirken, geleneksel çift kayıt muhasebesi kullanan iki farklı
sektör hesaplarında ortaya çıkmaktadır. SHM, bir sektörün satın alımlarının diğer bir
sektörün satışı olduğu girdi-çıktı mantığını sadece endüstriler arası akışı değil, aynı
7
8
Kuznets , S (1937), Natural Income and Capital Formation 1919-1935. New York National Bureau of Economic Research
Leontief, W. W. (1941) , The Structure of American Economy , 1919-1929: An Empirical Application of Equilibrium Analysis.
Cambridge , Mass.: Harvard University Pres
9
Meade, J.E., and Stone , J. R.N (1941), “The Construction of Tables of National Income , Expenditure , Savings and Investment”
Economic Journal 51, 216-233
70
zamanda ekonomideki tüm işlemleri içerecek şekilde genellemektedir. Hane halkından
üretici bir sektöre, o sektör çıktısının satın alımının hane halkı tarafından yapıldığını
temsil eden para akışını veya hane halkından hükümete vergi ödemeleri şeklinde bir
para akımı varsayalım. Bu akım SHM’nde bir aktör için sütuna, diğer bir aktör için de
satıra kaydedilir. SHM’ne yüklenen ikinci konu ulusal gelir muhasebesinden türetilen
gelirin
her zaman harcamaya eşit
olduğudur. Ekonominin
geneli itibariyle
değerlendirildiğinde doğru olmasına rağmen, SHM ekonomideki her faktör hesabının
dengelenmesini gerektirmektedir. Örneğin, tarım sektöründeki satışlardan elde edilen
gelir, ara girdilerdeki işçilik, ithalat ve sermaye hizmetlerindeki bütün harcamalara eşit
olmalıdır. Geleneksel olarak, muhasebe kayıtlarındaki iki tarafın eşitliği gerekliliğine
bağlı olarak, çift kayıtlı muhasebe tutulmaktadır. SHM’nde gelirler satırlarda,
harcamalar sütunlarda yazılır, böylece bütçe kısıtı satır toplamıyla (gelir), sütun
toplamının (harcama) eşit olmasını gerektirmektedir.
Sosyal Hesaplar Matrisinin iki temel amacı mevcuttur. Birincisi bilginin
düzenlenmesi ile ilgilidir. Genellikle herhangi bir zaman kesiti içinde, bir yılda, bir
ülkeye, ülkenin herhangi bir bölgesine veya şehrine ait uygun bilgi keyfi olabilmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik ve sosyal verilerin güvenilirliğine ilişkin şikayetler
sıradan bir hal almıştır. Bu şikayetler için haklı gerekçeler olsa dahi, bu sorunun
çözümünü oluşturmamaktadır. Parçalar halinde veya dağınık bir şekilde, çerçevenin
oluşumunda kullanılmayan bilgiler mevcuttur. Daha büyük yanlış yapılmamaya özen
gösterilerek, dikkat çeken boşlukların ve tutarsızlıkların tam olarak yeri saptanmaya
çalışılmaktadır. Belirli bir yıla ait, belirli bir ülkenin verileri SHM formunda
düzenlendiğinde ülkenin daha çok iktisadi yapısını açığa vuran statik bir görüntüsü
sunulmaktadır. Bu görüntü anlıktır. Ekonominin nasıl çalıştığını analiz edebilmek ve
politika müdahalelerinin etkilerini tahmin edebilmek için statik bir görüntüden daha
fazlasına ihtiyaç duyulmaktadır. Örneğin, ekonominin bir modeli oluşturularak
müdahalenin etkilerini tahmin edebilmek mümkün olabilmektedir. İşte bu noktada
SHM’nin ikinci amacı ortaya çıkmaktadır. Bu amaç , SHM kabul edilebilir bir model
için istatistiksel bir temel sağlamaktadır. (King 1985: 17).
71
SHM, genel ekonomi hakkında kapsamlı bir bakış açısı sağlamaktadır. Milli
gelir hesaplarında yer almayan farklı iktisadi karar birimleri arasındaki ilişkiyi ortaya
koymaktadır. SHM bir çok veriyi farklı kaynaklardan toplayarak tutarlı bir şekilde
bütünleyen bir yapıya sahiptir. Ulusal makro iktisadi veri tabanını oluşturabilmek için
önemli bir araçtır. SHM, katsayıların durağan olduğunu varsaydığından model olarak
kullanılmaya elverişli değildir. Daha da önemlisi SHM veri çatısı karmaşık olan çok
sektörlü iktisadi modellerin temelini oluşturmaktadır(Allen, 1998,88). SHM, genelde
gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme stratejileri, gelir dağılımı,
ulusal ve bölgesel
düzeyde maliye politikası ve döngüsel gelir akımına ışık tutacak faaliyet çarpanlarının
ayrıştırılması gibi konulara ilişkin çalışmalarda kullanılmaktadır (Roland-Holst
vd.1995,362). Daha popüler kullanım alanı HGD modellerinin oluşturulması için
gerekli verileri sağlamaktadır(Kehoe,1996,1).
SHM’nin gelişimini sağlayan üç temel motivasyonu Round (2003, 2) şu şekilde
özetlemektedir. Birincisi SHM’nin oluşturulmasıyla birlikte, ekonominin yapısal
karakteristiğini yorumlamaya yardımcı olacak farklı kaynaklardan veriler bir araya
getirilmektedir. Ayrıca SHM tahmin kalitesi ve hesap dizininin geliştirilmesine, veri
ihtiyacını ve anahtar boşlukları tanımlayarak olumlu etkide bulunmaktadır. İkincisi,
bilgi sağlanması açısından, SHM makro ve mikro düzeyde iktisaden yapısal
bağımsızlığı basit ve aydınlatıcı bir şekilde göstermektedir. SHM gelir dağılımı ve
iktisadi yapı arasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır. Üçüncüsü, modelleme
açısından kullanılışlı bir analitik çatı sağlamaktadır. Model için doğrudan girdi
sağlamakta, sabit fiyat çarpanı içermekte ve ayrıca hesaplanabilir genel dengenin
kalibrasyonu için dizin veri seti sağlamaktadır.
Sosyal Hesaplar ve Ulusal Hesaplar arasında yakın bir ilişki söz konusudur.
Her iki temel çatı veya sistem, veri bir yılda bir ekonomi içindeki her bir satın alım,
satış, ödeme, gelir, transfer (gönüllü veya gönülsüz) gibi işlemleri içerir. Ulusal hesaplar
ve sosyal hesaplar arasındaki fark önem arz etmektedir. Bu noktada, ulusal hesapların
öncelikli ilgi alanı genellikle mal ve hizmetlerin üretiminin analiz edilmesi, nihai ve ara
malı tüketimi için kullanılması, ihraç edilmesi ve üretim sürecinde kullanılmasıdır
(Allen 1998 , 52).
72
Sosyal Hesaplar matrisinin oluşturulmasında bir takım aşamalar takip
edilmektedir. Allen (1998, 87) uygulamada SHM’nin oluşturulması için gerekli
aşamaları şu şekilde özetlemiştir;
1)
Öncelikle sosyo- iktisadi ve iktisadi veri kaynaklarına bakarak hangilerinin
ulaşılabilir olduğunu tespit etmek,
2)
Muhtemel kullanıcıların SHM’ne neden ihtiyaç duyduklarını ve hangi amaçla
kullanacaklarını öğrenmek,
3)
Kullanıcılarla SHM’nin bileşenleri ile ilgili sınıflandırma hakkında hem fikir
olmak,
4)
Veri kaynaklarına bir başka bakış açısı sağlaması açısından; idari kayıtlar ve
özel sektör verilerinin değerlendirilmesi,
5)
2. ve 3. aşamaya geri dönerek veri uygunluğunu ve kullanıcının ihtiyacını
karşılayabilen, ancak gecikmeye neden olabilecek yeni veri toplama
olasılığını içeren uyuşma sağlanması,
6)
Tablolama planının hazırlanması,
7)
İlk tahminlerin hazırlanması ve girilmesi: Veriler, uygulamada hemen hemen
tutarsız olabilecek, çok çeşitli kaynaklardan toplanmaktadır. Belli bir hücre
için birden fazla tahmin söz konusu olabilmektedir. Ayrıştırılmış veri üzerine
güvenilir bilgi olmadığından eksiklikler olabilir. Esas kontrol, aynı işleve ait
satır ve sütunların karşılıklı dengelenmesidir,
8)
Daha sonra düzeltme ve uyumlaştırma süreci başlar. İlk yöntem karardır.
Yaklaşım bilimsel değildir ancak bir çok durumda, gerekli kopyalamaya
(replication) izin vermesi ve açıkça gerekçeleri dile getirmesi nedeniyle
geçerlidir,
9)
Hala tutarsızlıklar olabilir. Bu tutarsızlıklar küçükse ve doğru satır – sütun
toplamı biliniyorsa matris RAS yöntemi kullanılarak dengelenebilir. RAS
yöntemi bileşen hücrelerin büyüklüklerine göre farkları bölen iteratif bir
yöntemdir,
73
10)
Belirli hücrelerdeki tahminlerin güvenilirlik dereceleri temel alınarak,
uygulanan belirli kısıtlarla, RAS10 yöntemi değiştirilebilir,
11)
Bu yöntemler tamamıyla tahmin edici veya bazı durumlarda imkan dahilinde
olmayabilir. Örneğin satır ve sütun toplamları kesin olarak bilinmeyebilir.
Hücre tahminlerinin varyans tahminlerine dayalı ve tahmin grupları üzerinde
lineer kısıtlar gerektiren bir çok yöntem tanımlanmıştır.
Çalışmanın organizasyonu, katı bir metodolojinin yanı sıra, SHM’nin
oluşturulması sürecinde önemli rol oynamaktadır. SHM oluşturulmaya çalışılırken
veriler, Merkez Bankası, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Devlet
İstatistik Enstitisü ve Bakanlıklar gibi çeşitli kuruluşlardan sağlanmaya çalışılır. Matris
oluşturulmaya çalışılırken, farklı meslek gruplarından kişiler farklı safhalarla ilgilenirler.
SHM planlamanın çeşitli aşamalarında ve sosyo-ekonomik politikaların belirlenmesinde
önemli bir araç olma özelliğine sahiptir. Dolayısıyla, sadece istatistikçiler tarafından
derlenmemektedir.
Politikacı
ve
planlamacıların
sağladığı
veri,
ihtiyaçların
karşılanabilmesi için SHM de temin edilmektedir. İktisatçılara, sonuçları değerlendirmek
açısından ihtiyaç duyulmaktadır. Açıkça SHM oluşturulmasında, her safhadaki kapsamla
herkes ilgilenemez. Örneğin sınıflandırmanın tanımlanması, birçok taraftan veri
gerektirmektedir; ancak en iyi tablolama planını hazırlanması istatistikçiler tarafından
gerçekleştirilebilir(Keuning ve Ruijter 1988,93).
SHM’nin ne kadar ayrıştırıldığı, uygun veri sınırlandırmasına ve modeli
oluşturan kişinin motivasyonuna bağlıdır. Ayrıca SHM’nin yapısı HGD modelinde
incelecek politika sorununa göre değişiklik arz etmektedir. Dolayısıyla tüm amaçlara
hizmet edebilecek standart bir SHM mevcut değildir (Hwang 2003, 44). Keuning ve
Ruijter (1988) standardize edilmiş bir SHM oluşturmaya yönelik tartışma ortamı
yaratmaya çalışmışlardır. Ayrıntılı bir tasarıyı, hiçbir zaman gerçekleştirmemesine
rağmen ülkelere özel yapıları içermesi açısından önemi itibariyle tüm SHM’leri için
benzer yol izlenmesi yönünde önerilerde bulunmuşlardır. Bunun yanı sıra SHM
oluşturulmaya çalışılırken karşılaşılan sorunlar benzer özelliklere sahip olabilmektedir.
10
Robichaud, Veronique(2000) , “Example of the RAS Technique”
http://www.crefa.ecn.ulaval.ca/develop/MemoontheRAStechnique.pdf
74
Byron (1978,1996) tutarlı ve dengeli bir SHM oluşturulması yönünde teknikler
geliştirmiştir.
Tamamlanmış bir SHM, düşünce olarak her bir hücrenin sadece bir tek değere
sahip olması nedeniyle, deterministik bir yapıya sahiptir. Daha önce de bahsedildiği
üzere, SHM farklı veri setleri üzerine inşa edilmiştir. Bu verilerden bazıları
araştırmalara dayalı olarak oluşturulmaktadır. Diğer istatistiki kaynaklar (ulusal gelir
hesapları ve ödemeler dengesi verileri gibi) ölçüm hataları kısıtı altındadır. SHM,
deterministik bir yapıya sahip olmasına rağmen, örneklendirme ve/veya ölçüm hataları
içeren geniş bir veri yelpazesini, tutarlı ve dengeli bir SHM uzlaştırma süreci çoğu kez
uzman görüşleri ile birleşen stokastik kavramlara dayanmaktadır. Bazen ekonomistler
tarafından getirilen eleştiri, deterministik bir matris olarak sunulan SHM’nin her bir
hücresinin, gerçekte örnekleme ve ölçme hatalarına sahip verilerden üretilen tahminler
olduğudur (Thorbecke,2001).
SHM
matrisi
oluşturulurken
çok
farklı
kaynak
ve
kuruluştan
veri
sağlanmaktadır. Şekil -2’de SHM oluşturulurken veri sağlayan hesaplar şekil yardımıyla
gösterilmektedir.
Ulusal gelir hesapları, cari dönemde üretim ve gelir arasında bölüşüm ve talep
ilişkilerine bağlı çift taraflı döngüsel ilişkileri; fon akım tablosu, ekonomideki tüm para
ve kredi hareketleri ile çeşitli kurumların varlık ve borçlarındaki değişimleri; ödemeler
dengesi, dış dünya ile olan her türlü mal ve hizmet değişimleri ile borç ve alacak
ilişkilerini; milli bilanço cetveli, ekonominin net reel ve parasal varlıklarını ve bunların
dağılımını göstermektedir(Köse ve Yeldan 1996: 61). Girdi-çıktı tablosu, endüstriler
arası mal ve hizmet akımlarını toplu olarak gösteren tablodur. Tabloda, sütunlar bir
sanayinin üretimi için gerekli girdileri ve katma değer unsurlarına yapılan ödemeleri,
satırlar ise, sanayi tarafından üretilen ürünlerin hangi sanayiler ve nihai talep unsurları
tarafından kullanıldığını gösterir. (http://www.die.gov.tr/veriKatologu.htm). Eğer girdiçıktı tablosu, aynı yıl için ulusal hesapları içermiyorsa ve aynı değişkenler için
tahminler değişiklik gösteriyorsa, daha detaylı bir girdi-çıktı tablosu oluşturuluncaya
kadar mevcut tabloya güvenmek eğilimi doğrudur.
75
Araştırma kapsamına dayalı olarak özel nüfus incelemesi veya sayımına ihtiyaç
duyulabilmektedir. Bu bilgiye ulaşılamadığı, takdirde hane halkı bütçe araştırmasından
veya diğer bazı çok amaçlı hane halkı incelemelerinden elde edilebilmektedir(Keuning
ve Ruijter 1988:83).
Input –Output
(Üretim)
Tabloları
Sosyal
Hesaplar
Matrisi
Kamu Hesapları
Ödemeler Dengesi
DİE Sayım
ve
Anketleri
Milli Gelir
Hesapları
Sosyal Güvenlik
Hesapları
Şekil 2: SHM Veri Kaynakları
Kaynak: Telli, Çağatay, (2004) “Sosyal Hesaplar Matrisi Üretme Yöntemi ve Türkiye
Uygulaması” Devlet Planlama Teşkilatı Yıllık Programlar ve Konjonktür Değerlendirme Genel
Müdürlüğü, Planlama Uzmanlık Tezi, Ankara
SHM girdi-çıktı tablolarının uzantısı niteliğindedir. Eğer girdi-çıktı tablosu
mevcutsa, SHM için yeniden düzenlenmeli veya güncellenmelidir. Ancak input- output
tablosu zaman alıcıdır. Eğer girdi-çıktı tablosu mevcutsa geriye şunlar kalır (Keuning ve
Ruijter 1988:79);
-
birincil gelirler ile nihai talebi birleştirmek (faktör gelirlerini, hane halkı
gelirlerini planlamak, hane halkı gelirlerini transferler için düzelttikten sonra
tüketim harcamaları için düzenlemek)
76
-
Birincil gelirlerive kısmen nihai talebi, hane halkı tüketim harcamaları ve sabit
sermaye oluşumu altında ayrıştırmak.
-
Tasarruflar, kurumlar arasındaki transferler ( vergiler, kamu sübvansiyonları, kar
payları, özel kuruluşlara aktarılan ödenekler, hane halkı grupları ve benzerleri
arasındaki transferler)
-
ticari dengede gösterilmeyen diğer ülkeler ile yapılan cari işlemler ve fon
akımları hakkında ek bilgi toplamak.
Şekil 3: Açık Bir Ekonomide Gelir Akımı
Chung –Li , Jennifer (2002) , “ A Social Accounting Matrix ( SAM ) for Thailand” TMD Discussion Paper No: 95 Trade
and Macro Economic Division International Food Policy Research Institute Washington , U.S.A
Hanehalkları, devlet, firmalar, tasarruf –yatırım, arz edenler, dış alem, mal
piyasası ve faktör piyasasından oluşan dışa açık bir ekonomide birimler arası gelir
akımları söz konusudur. Bu akımlar Şekil 3’de yer almaktadır. Şekilde yer alan akımlar
SHM içinde hücrelere karşılık gelmektedir. Döngüsel akım şemasına göre hane halkları
faktör piyasalarından faktör geliri, devletten transfer geliri elde etmektedirler. Hane
halkı elde ettiği gelirin bir kısmını devlete vergi olarak öderken, tasarruflarını ise
tasarruf yatırım hesabına aktarmaktadır. Benzer şekilde firma ve devlet tasarrufları da
tasarruf yatırım hesabına aktarılmaktadır. Dış alem ile mal piyasası arasındaki ilişki
ihracat ve ithalat aracılığı ile gerçekleştirilir. Devlet, arz edenlerden dolaylı vergi geliri,
77
ithalat üzerinden tarife (gümrük) geliri elde etmektedir. Arz edenlerden mal piyasasına
ara girdi, mal piyasasından arz edenlere satışlar şeklinde transferler söz konusudur. Arz
edenler faktör piyasasına yarattıkları katma değeri transfer etmektedirler. Ulusal Gelir
Hesaplarında yer alan harcama akımları sosyal hesaplar matrisinin sütunlarında, gelir
akımları ise satırlarında yer almaktadır.
2.3 1998 Türkiye Sosyal Hesaplar Matrisi
Bu bölümde 1998 yılı için Türkiye Sosyal Hesaplar Matrisi oluşturulmaya
çalışılacaktır. SHM’nin oluşturulabilmesi için farklı veri kaynaklarından veriler
toplanarak,
bu
veriler
arasındaki
tutarsızlıklar
tarafımızca
uyumlaştırılmaya
çalışılmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü, Maliye Bakanlığı, Dış Ticaret ve Hazine
Müsteşarlığı, Merkez Bankası ve Devlet Planlama Teşkilatından sağlanan veriler EK
1’de sunulmuştur.
1998 yılı için 97x97 matris formunda olan girdi-çıktı tablosu 21 sektör içerecek
şekilde tarafımızca toplulaştırılarak 21x21 formunda EK1’ de sunulmuştur. Bu sektörler
Devlet İstatistik Enstitüsü ara tüketim sektörleri ayrıştırılmalarına bağlı kalınarak
toplulaştırılmıştır. Toplulaştırılmış girdi–çıktı tablosunda yer alan sektörler şunlardır;
78
Tablo 2: Sektörel Sınıflandırma
Sektörler
Sınıflandırma
Tarım
(1-7)
Madencilik
(8-12)
Gıda Sanayi
(13-22)
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
(23-25)
Tekstil Ürünleri Sanayi
(26-30)
Deri Ürünleri Sanayi
(31-32)
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
(33-34 ve 67)
Kağıt ve Basım Sanayi
(35-37)
Petrol Ürünleri Sanayi
(38)
Kimya Ürünleri Sanayi
(39-43)
Lastik ve Plastik Sanayi
(44-45 ve 68)
Metal Olmayan Mineral Ürünler
(46-49)
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
(50-52)
Metal Eşya Sanayi
(53-54)
Elektriksiz Makine Sanayi
(55-58)
Elektrikli Makine Sanayi
(59-61)
Ulaşım Araçları
(62-66)
Elektrik, Gaz , Su
(69-71)
İnşaat
(72)
Ulaştırma ve Haberleşme
(78-83)
Hizmetler
(73-77 ile 84-97)
Türkiye ekonomisi için 1998 yılı verilerini kullanarak oluşturmaya çalıştığımız
Sosyal Hesaplar Matrisi faaliyetler, mallar, işgücü, sermaye, özel hanehalkı, kamu
kesimi, özel tasarruf, kamu tasarrufu ve dış dünya hesaplarından oluşmaktadır. Bu
hesaplar, sosyal hesaplar matrisinin yapısı ve sayısal değeri Tablo 3 ve Tablo 4’de yer
almaktadır. Hesabın gelir satırında yer alan kalemler her bir sütunda harcama olarak
gösterilmektedir. Ülke ekonomisinin belli bir yıla ait üretimini gösteren faaliyet
79
hesabının sütununda yer alan kalemler, bu üretimin gerçekleştirilmesi için yapılan
ödemeleri, satırı ise gerçekleşen bu üretim miktarının ne kadarının yurt içi piyasalara ne
kadarlık bölümünün yurt dışı piyasalara arz edildiğini göstermektedir. Bir başka hesap
türü olan mal hesabının sütunu kaynaklarını yurt içi üretim, ithalat ve satış vergilerinin
oluşturduğu yurt içi piyasalara birleşik mal arzını, satırı ise ara malı talebi, kamu
tüketimi, özel tüketim, özel yatırım ve kamu yatırımından oluşan toplam talep miktarını
temsil etmektedir.
SHM’ nde yer almakta olan işgücü hesabının kısmında ücret gelirleri yer alırken,
sütununda ücret gelirleri toplamını oluşturan toplam prim ödemeleri ve işgücü gelirleri
yer almaktadır. Kar gelirlerini temsil eden sermaye hesabı satırı, bu gelirlere karşılık
gelen ve sermaye sütununda yer alan kamu ve özel sermaye gelirleri toplamından
oluşmaktadır.
Oluşturulmaya çalışılan SHM’de gelir dağılımı etkileri incelenmediğinden bir
tek hane halkı yer almaktadır. Özel hane halkı satırında yer alan işgücü gelirleri,
sermaye hesabından aktarılan sermaye gelirleri, kamu sektöründen hane halkına yapılan
transferler, dış alemden hane halklarına aktarılan işgücü döviz gelirlerini de içeren
toplam hane halkı gelirlerini oluştururken, hane halkı sütununda yer alan özel tüketim,
dolaysız vergiler ve özel tasarruf, yatırım – tasarruf farkı toplamı hane halkı
harcamalarını oluşturmaktadır. Kamunun hane halkına yapmış olduğu transferler sosyal
güvenlik açıklarına yapılan ödemeleri ve iç borç faiz ödemelerini içermektedir.
80
Tablo 3: Türkiye Ekonomisi İçin Şematik Sosyal Hesaplar Matrisi
Faaliyetler
İşgücü
Sermaye
Sermaye
Ara Malı
Talebi
Ücret
Kar
Üretim
Vergileri
Satış
Vergileri
(KDV+İthalat
vergileri)
İşgücü
Gelirleri
Prim
Ödemeleri
Sermaye
Gelirleri
Kurumlar
Vergisi
Özel
Tasarruf
Kamu
Tasarrufu
Kamu
Sektörü
Özel
Tasarruf
Kamu
Tasarrufu
Kamu
Tüketimi
Özel
Yatırım
Transferler
Gelir
Vergisi +
Vergi Dışı
Normal
Gelirleri
Özel
Tasarruf
İthalat
Toplam
Ödemeler
Toplam
Kaynak
Ücretler
Net Faktör
Ödemeleri
Karlar
Özel
Hanehalkı
Harcama
Dış Dünya
Toplam
İhracat
Toplam
Satışlar
Toplam Yurt
İçi Talep
İşgücü Geliri
Sermaye
Geliri
Özel Hane
Halkı Geliri
Kamu
Yatırımı
Transferler
Kamu Geliri
Kamu
Tasarrufu
Transferler
Dış Dünya
Toplam
Özel Hane
Halkı
Özel
Tüketim
Hanehalkı
Devlet
İşgücü
Yurt İçi
Satışlar
Faaliyetler
Mallar
Mallar
Dış Kaynak
Dış Borç
Faizleri
Kamu
Harcama
Özel
Yatırım
Harcamaları
Kamu
Yatırım
Harcamaları
Döviz
Harcamaları
Özel
Tasarruf
Kamu
Tasarrufu
Döviz
Gelirleri
81
Tablo 4 : Türkiye 1998 Yılı Sosyal Hesaplar Matrisin Sayısal Değeri (Milyar TL)
Faaliyetler
Mallar
İşgücü
Sermaye
Faaliyetler
76,273,705,876
Mallar
40,160,988,379
İşgücü
13,297,030,743
Sermaye 32,802,339,539
HaneHalkı
Devlet
2,726,647,375
3,398,927,473
Hanehalkı
Devlet
35,986,031,367 5,922,674,458
Özel Tasarruf
8,537,830,387
Kamu
Tasarrufu
Dış Dünya
Toplam
12,713,300,160
88,987,006,036
3,638,333,000
94,245,857,591
13,297,030,743
32,802,339,539
10,930,054,743
28,230,335,671
2,366,976,000
3,944,008,331
Özel
Tasarruf
Kamu
Tasarrufu
Dış Dünya
14,573,224,242
Toplam 88,987,006,036 94,245,857,591 13,297,030,743
11,436,535,472
53,172,582,770
17,042,153,329
8,537,830,387
8,537,830,387
4,043,126,866
627,995,537
2,575,656,884
4,605,594,150
-974,337,137
569,543,271
657,280,536
32,802,339,539 53,172,582,770 17,042,153,329
3,638,333,000
15,858,500,315
8,537,830,387
3,638,333,000
15,858,500,315
82
Benzer şekilde üretim vergileri, satış vergileri, sosyal güvenlik prim ödemeleri,
kurumlar vergisi, dolaysız vergiler, dış alemden gerçekleştirilen transfer kamu kesimi
gelirlerini oluştururken, kamu tüketimi, hane halkına, firmalara ve dış dünyaya
aktarılan transferler ile kamu tasarrufu toplamı kamu sektörünün harcama kalemlerini
oluşturmaktadır.
Özel tasarruf hesabının gelir satırında yer alan özel tasarruf toplamı, ilgili
hesabın harcama kalemini oluşturan özel yatırım toplamını karşılayacak şekilde
düzenlenmiştir. Kamu tasarrufunun hesabının satırında kamu sektöründen aktarılan
tasarruflar, yabancı tasarruflar ve özel tasarruf hesabından aktarılan özel tasarruf yatırım
boşluğu yer alırken, bu hesaptan elde edilen gelirler aynı hesabın sütununda yer alan
kamu yatırımlarına aktarılmaktadır.
SHM’nde yer alan son hesap dış aleme yapılan transferler ve dış alem gelirlerini
temsil etmektedir. İlgili hesabın sütununda yer alan kalemler, dış alemden mal hesabına
yapmış olduğu ihracat ödemelerini, hane halklarına yapmış olduğu işçi dövizlerini de
içeren transferleri, kamuya aktarılan transferleri ve yabancı tasarruflardan oluşmaktadır.
Satırda yer alan ithalat, özel sektörünün dış aleme yapmış olduğu net faktör ödemeleri
ve kamu dış borç faiz ödemeleri dış alem gelirlerini oluşturmaktadır. Böylelikle, dış
alem hesabında yer alan satır ve sütun toplamını temsil eden yabancı döviz harcamaları
ve yabancı döviz gelirleri birbirlerini karşılamaktadırlar.
Modelde yer alan SHM değerlerinin yanı sıra diğer birçok kaynaktan
yararlanarak elde edilen ve modelin kalibrasyonu sırasında kullanılacak parametre
değerleri ve veri seti EK 3’te sunulmuştur.
2.4 Türkiye İçin Bir Hesaplanabilir Genel Denge Modeli
Robinson vd.(1999) ve Lofgren vd. (2002)’in çalışmaları statik genel denge
modellerinin temelini oluşturacak niteliktedirler. Hwang (2003), Derviş vd. (1982),
Çelebi(1998) , Voyvoda (2003), Karadağ (1998,1999) Köse (1998)’nin, Yeldan vd.
(2005a,b,c,2006),Sayan (1994,2002) çalışmaları Türkiye için oluşturulan Hesaplanabilir
Genel Denge Modellerinin bazılarıdır. Aşağıda Yeldan vd.(2005c), Devlet Planlama
83
Teşkilatı için oluşturdukları standart HGD modeli kullanılan fiyat, miktar, harcama,
gelir ve genel denge denklikleri yer almaktadır.
2.3.1.Fiyat Denklikleri
(1) pim = pwim (1 + t im )
(2) pie = pwie (1 − t ie )
(3) pic =
(4) pix =
( pid .dci + pim .mi ) * (1 + saltax i )
Ci
pid .dc i + pie .ei
xs
i
(5) piv = pix (1 − protax (i )) − ∑ p qj .a ji
j
(6)
∑
pwts i * pc (i) = pindex
i
Yukarıda genel denge modeli hesaplamalarında kullanılan çeşitli fiyat
denklikleri yer almaktadır. pm ithal malların yurtiçi fiyatları, pe ihracat fiyatları, pq, px, q
ve x malı fiyat düzeyini, pv net fiyatı, pk birim sermaye fiyatını göstermektedir. Bu fiyat
denklikleri modelde içsel olarak tanımlanmaktadır. Küçük ülke varsayımından hareketle
dünya ithalat fiyatı (pwm) ve dünya ihracat fiyatı (pwe) dışsal olarak belirlenmektedir.
Literatürde, denklik (1) ve (2)de, ithalat mallarının yurt içi fiyatları (pm) ve
ihracat fiyatları (pe) dünya fiyatları ile döviz kurunun çarpılması sonucu elde edilen
model örneklerine sıklıkla rastlanmaktadır. Modelimiz bir reel ekonomi modeli olması
niteliği taşıması itibariyle ve finansal sektörün modelde yer almamasına bağlı olarak
döviz kuru değeri modele dahil edilmemiştir.
Denklik (3) ve (4), q ve x karma malları için oluşabilecek fiyatları
tanımlamaktadır. E ihracat piyasasına arz edilen malları, M ise yurtiçi piyasada satışa
sunulan malları temsil etmektedir. C sektörel ithalat ve yurt içi piyasaya arz edilen yurt
içi malların CES ( Constant Elasticity of Substitution) toplamını tanımlamaktadır. X ise
ihracat piyasasına sunulan (e) ve yurt içi piyasaya sunulan (d) malların CET ( Constant
84
Elasticity of Transformation) toplamından oluşan toplam sektörel çıktı miktarını
göstermektedir. Yurt içinde satışa sunulan karma malın fiyatı satış vergilerinden
etkilenmektedir.
Denklik (5) katma değer sektörel fiyatı veya çıktı fiyatı aij girdi-çıktı
bileşenlerine dayalı, üretim vergileri (protax) arasındaki fark ile ara malı birim maliyeti
şeklinde tanımlanan “net” fiyatı (Pv ) göstermektedir.
Son olarak, denklik (6) toplam fiyat düzeyini yurt içi fiyatların (pd) ağırlıklı
ortalaması cinsinden tanımlamaktadır. Sektörel ağırlık (pwts), ağırlıkları toplamı 1’e
eşit olacak şekilde( ∑ pwts i = 1 ) temel alınan yıl sektörel çıktıları ile tanımlanmaktadır.
i
2.3.2 Miktar Denklikleri
Bu bölümde modelin arz yanını tanımlayan denklemler hakkında bilgi verilmeye
çalışılacaktır. Genel denge teorisinin kısıtlarını sağlayan fonksiyonel formlar seçilmiştir.
Denklik (7)’den denklik (11)’a kadar üretim teknoloji ve faktörlere olan talep
tanımlanmıştır. Denklik (8) de üretim faktörleri işgücü (l) ve sermaye (k) den oluşan
Cobb-Douglass Üretim fonksiyonu tanımlanmaktadır.
Çıktı, reel katma değerin ve ara mallarının sabit katsayı fonksiyonu şeklinde
ifade edilmektedir. Reel katma değer Cobb-Douglas üretim fonksiyonu biçiminde ifade
edilmektedir. Sermaye girdisi toplam sermaye mallarının sabit katsayısıdır.
Bu
denklemlerdeki
üretim
teknolojisi
ve
faktör
talebi
tanımlamaları
hesaplanabilir genel denge modelleri için yararlı bir basitleştirme sağlar. Modelin
tamamlanabilmesi için, denklik (7)’deki üretim fonksiyonunun işgücü ve sermaye gibi
üretim faktörlerini içermesi gerekmektedir. Dolayısıyla işgücü ve sermaye gibi birincil
faktörler çerçevesinde üretim fonksiyonunu tanımlamaktadır. Denklik (8) ara mallarına
olan girdi talebini göstermektedir.
Denklik (9) ve denklik (10) rekabetçi piyasa koşulları altında, kar
maksimizasyonu için birinci derece koşul olan faktör talebini göstermektedir. Denklik
85
birincil faktörlere (işgücü ve sermaye), sektörlerden bağımsız olarak aynı ortalama
bedelin veya ücretin ödendiğini varsaymaktadır. Modeller faktör piyasasındaki
bozulmaya izin vermektedirler. Her bir üretim faktörü için ekonomi genelinde ortalama
getiriden ayrılan üretim faktörünün sahip olduğu sektörel marjinal ürün geliri boyutunu
ölçen sektörel wdisti ve rkdisti parametreleri ile temsil edilmektedir. Eğer faktör
piyasasında herhangi bir bozulma söz konusu değilse bu parametreler tüm sekörler için
1’e eşittir. Aynı zamanda, gelişmiş ülkelerde sektörel parametre faktör piyasasındaki
bozulma için kullanılmaktadır (Robinson vd.1999,12).
Üretim teknolojilerinin ve faktör taleplerinin modelde yer alması genelde HGD
modelleri açısından kolaylık sağlamaktadır. Denklik (7) de yer alan üretim fonksiyonu
tüm girdileri içermelidir. Böylelikle, Denklik (9 ) ve denklik (10) da yer alan faktör
talep koşulları, f tüm faktör girdilerini göstermek üzere şu şekilde yazılabilir;
Faktör Fiyatı = Marjinal Ürün Geliri = (1 − t x ). p x .
∂x
∂f
Denklik (11) çıktı üretimi için işgücü arzını göstermektedir. Diğer yandan
denklik (12) sermaye arzını göstermektedir.
α
1−α i
(7)
XS i = ai k i i li
(8)
int i = ∑ aij * xs j
j
i
(9)
pvai * ∂xs i (1 − α i ) = wdist i * ld i * w
(10)
pvai * ∂xs i (1 − α i ) = rkdist i * k i * rk
(11)
l sup = ∑ ld i
i
(12)
k sup = ∑ k i
i
θ
(13) xi = at i {τ i ei i + (1 − τ i )dc θ i }1 / θ i
.
86
1 / −1
(14) ei / dci = ( pei / pd i ).((1 − τ i ) / τ i ) θ i
(15) ci = bi {δ i mi−σ i + (1 − δ i )dci−σ i }−1 / σ i
(16) mi / dci = ( pd i / pmi )δ i /(1 − δ i ))1 / 1+σ i
Denklik (14)’ de toplam yurt içi üretim (x) , yurt içi (d) veya yurt dışı (e)
piyasalara arz edilmektedir. Ayrıca bu üç mal grubu (x,d,e) aynı sektörel
sınıflandırmaya sahip olsalar dahi farklı fiyat uygulamalarına tabi olabilmektedirler ve
ithalat (m) ve yurt içi mallar (d) karma mallardan farklı sektörel fiyatlara sahip olmaları
itibariyle ayrılırlar. Model gelişmekte olan ülkelerde, ampirik gerçekliği yansıtacak
şekilde sektörel düzeyde iki yönlü ticarete (eş anlı ithalat ve ihracat) izin vermektedir.
İthalat ve ihracatın bu şekilde değerlendirilmesinin altında yatan gerçek sektörel
ikamesi olan malları dünya fiyatlarındaki değişimden yurt içi fiyat sistemini yalıtmaktır.
İkame esnekliklerinin seçimi, CET ve CES fonksiyonları sektörel düzeyde ticaretin
sürekliliğini sağlamaktadır. Bu değerlendirme analitik ticaret modellerinde ortak olarak
yer alan ticarete konu olan mallarla, ticarete konu olmayan mallar arasındaki aşırı
dikotomiden daha gerçekçi bir durum arz etmektedir. Sektörel düzeyde ihracat ve
ithalatın yurt içi satışlarla oranlanması göreli fiyatlara dayanmaktadır, üretimde faktör
girdileri için talep ihracat oranına dayanmaktadır.
Denklik (15) göreli fiyatlara dayalı ihracat arz fonksiyonunu göstermektedir.
Diğer yandan, denklik (15) göreli fiyatlara dayalı (Pe / Pd) ihracat arz fonksiyonu
sağlar. Denklik (16) ekonominin piyasa güçlü olduğu varsayılan bazı sektörler için
dünya ihracat talep fonksiyonunu verir. Denklik ( 15) ve denklik (16) ihracat ve ithalat
talep
fonksiyonlarının
tanımlamaktadır.
göreli
fiyatlara
göre
belirlendiği
CES
fonksiyonunu
87
2.3.3. Gelir Denklikleri
Bu kısımda hanehalkı ve kamuya ait gelir, tasarruf ve vergi denklikleri
tanımlanmaya çalışılacaktır.
Denklik (17),özel hane halkı gelirini tanımlamaktadır. Özel hane halkı geliri
işgücünün elde etmiş olduğu ücret gelirleri, sermaye hesabından hane halkına aktarılan
kısımi kamunun özel kesime aktardığı transferler, sosyal güvenlik kuruluşları açıklarına
yaptığı ödemeler, iç borç faiz ödemeleri ve dış alemden elde edilen net faktör gelirleri
ile dış aleme yapılan net faktör ödemeleri arasındaki farkın toplamı olarak ifade
edilmektedir.
Denklik (18), kamu gelirlerini tanımlamaktadır. Bu denkliğe göre kamu gelirleri,
toplam üretim vergileri, toplam satış vergileri, tarife gelirleri, toplam sosyal güvenlik
prim ödemeleri, toplam kurumlar vergisi, özel kesimden elde edilen dolaysız vergi
gelirlerinden oluşmaktadır.
Denklik (19), denklik (20) denklik (21), denklik (22), denklik (23), denklik(24),
denklik (25) de sırasıyla toplam üretim, toplam satış vergileri, tarife gelirleri, sosyal
güvenlik prim ödemelerinden elde edilen gelirler, kurumlar vergisi gelirleri, özel hane
halkından elde edilen dolaysız vergi gelirleri ve ihracat vergileri tanımlanmaktadır.
(17)
(18)
prvinc = ∑ (1 − sstax ) * w * wdist (i ) * li + (1 − corptax ) * rk * rkdist i * k (i))
i
+ govtrans + npfi − npfe
gr = totprotax + totsaltax + tariff + totsstax + totcorptax+tothhtax+extax
(19) totprotax = ∑ protax i * pxi * xs i
i
(20) totsaltax = ∑ saltax i * ( pd i * dci + pmi * mi )
i
88
(21) tariff = ∑ pwim .mi .t im
İ
(22) totsstax = ∑ sstax i * w * wdist i + ld i
i
(23) totcorptax = ∑ corptax i * rk * rkdist i + k i
i
(24) tothhtax = htax * y
(25) extax = ∑ tei * pwe i * ei
i
(26) pci * gd i = gles i * govcon
(27) pci * cd i = clesi * (1 − mps ) *y*(1-htax)
( 28) gdp = ∑ ( pc i * (cd i + gd i + gid i + id i ) + pwe i * ei − pwm i * mi )
i
Denklik (25)’da nihai mallar için sektörel hükümet talebi (gd) toplam reel
harcamaların sabit bir oranı (gles) ile toplam kamu tüketim harcamalarının (govcon)
çarpılması sonucu elde edilmektedir. Özel tüketim miktarı (cd), denklik (26)’da sabit
harcama oranları(cles) kullanılarak hane halkı talep toplamından oluşmaktadır. Denklik
(27) ara mallarına olan girdi talebi gösterir.
Denklik (28)’da GSYİH tanımlanmaktadır. GSYİH sektörel özel tüketim kamu
tüketimi, özel yatırım ve kamu yatırımı toplamını ile dış ticaret dengesi toplamı şeklinde
ifade edilmektedir.
Gelir denklemleri üç önemli makro dengeyi oluşturmaktadır; tasarruf-yatırım,
kamu açığı ve cari hesaplar dengesi. Hanehalkları gelirlerinin sabit oranını (mps)
tasarruf ederler. Model, Walras Kuralı çerçevesinde makro ekonomik denge düzeyinde
bu üç denge özelliğini sağlamalıdır.
2.3.4.Yatırım Tasarruf Dengesi
Bu kısımda ekonomideki akımı sağlayan yatırım ve tasarruf denklikleri yer
almaktadır. Özel tasarruflar denklik (29) hane halkı gelirinden dolaysız vergileri
çıkarıldıktan sonra marjinal tasarruf katsayısı ile çarpılması sonucu elde edilmektedir.
89
Denklik(30),
kamu
tasarruflarını
kamu
gelirlerinden,
kamu
tüketim
harcamalarının, kamu transferlerinin ve dış borç faiz ödemelerinin çıkarıldıktan sonra
geriye kalan kısım şeklinde tanımlamaktadır.
Kamu yatırım tasarruf boşluğu denklik (31), kamu yatırımlarından kamu
tasarruflarını çıkarılması sonucunda elde edilmektedir. Kamu yatırım düzeyi denklik
(32), GSYİH ile kamu yatırım oranının çarpılması sonucu elde edilmektedir. Kamu
birincil denge değeri denklik (33)’de kamu geliri, kamu tüketimi, kamu yatırımı ve
kamunun iç borç faiz ödemeleri arasındaki fark olarak tanımlanmaktadır.
(29) prsav = mps * y * (1 − htax )
(30) gsav = grev − govcon − govtrans − gf int
(31) pisb = ginv − govsav
(32) ginv = gir * gdp
(33) gprbal = grev − govcon − ginv − int rsrat * govtrans
(34) pci * id i = idlesi * prinv
(35) pci * gid i = gidles i * ginv
(36) prsav + gsav + fsav = prinv + ginv
(37) prinv = ϕ * k sup + β * ginv
Denklik (34) ve denklik (35) da tanımlanan özel tüketim ve kamu tüketim
miktarları, özel ve kamu yatırım miktarlarının, özel ve kamu yatırım talebi oranları ile
çarpılması sonucunda elde edilmektedir.
Denklik (36) de özel tasarruflar, kamu tasarrufları ve yabancı tasarrufların
toplamı değerinin özel ve kamu yatırımları toplamına eşit olması gerekliliği
vurgulanmaktadır.
Denklik (37) de tanımlanan özel yatırım miktarı sermaye arzının ve kamu
yatırımın özel yatırım parametre katsayı ile çarpılması sonucu elde edilmektedir
90
2.3.5.Piyasa Açıklık Koşulları ve Makro Ekonomik Denge
Ekonominin sağlaması gereken sistem kısıtlarını tanımlayan denklemler bu
bölümde yer almaktadır. Modelin genel denge sistemi içinde olduğu göz önünde
bulundurulursa tüm içsel değişkenler dengeleyici değişkenler olma özelliğine sahiptir.
Rekabetçi bir piyasada bu denge koşulları piyasayı açıklayan fiyat uyarlamaları ile
sağlanmaktadır.
(38) cci = int i + cd i + gd i + id i + gid i i
(39) ∑ pwim .mi + npfe + gf int = ∑ pwie .ei + fsav + npfi
Piyasa denge koşulu, denklik (39) de gözlemlendiği üzere piyasa arzının piyasa
talebine eşit olması gerektiğini vurgulamaktadır. (39) nolu denklik için dengeleyici
değişkenler sektörel fiyatlardır.
Ödemeler dengesi ve tasarruf yatırım dengesi, makro ekonomik denge
koşullarını tanımlar. Bu denkliklerin sağlanması model kuran araştırmacı için dengeyi
sağlayacak
değişkenleri
ve
diğer
değişkenlerin
dışsal
olarak
kısıtlanmasını
gerektirmektedir.
Denklik (39)’da ödemeler dengesi basit
ve anlaşılabilir bir formda
tanımlanmıştır: Yurtdışı tasarruf (fsav), toplam ithalat ve toplam ihracat arasındaki
farktır. Dengeye, ithalat ve ihracat fiyatlarının yurtiçi fiyatlara olan oranındaki
hareketlilik dolayısıyla ulaşılır. İhracat arz ve ithalat talep fonksiyonlarının veri olduğu
durumda ihracat daha artacak ithalat daha da azalacaktır. İlk dengeden hareketle yurtdışı
tasarruflardaki bir azalma yeni dengede daha yüksek düzeyde bir fiyata neden olacaktır.
Dış ticaret dengesi toplam ihracat değeri, dış borç faiz ödemeleri ve dış dünyaya yapılan
özel faktör ödemeleri toplamının dış dünyadan gelen özel faktör gelirleri, yabancı
tasarruflar ve toplam ithalat değerine eşit olması gerektiğini vurgulamaktadır.
91
BÖLÜM III
KAMU AÇIKLARINA İLİŞKİN POLİTİKA UYGULAMALARI
3.1 Politika Senaryoları
Bu bölümde, Türkiye Ekonomisi için daha önceki bölümde tanımlanan HGD
modeli çerçevesinde kamu açıklarının iktisadi değişkenler üzerinde oluşturduğu etki
değerlendirilmeye çalışılacaktır. Politika senaryolarının ulusal ekonomi üzerindeki
etkileri, modelin çözümlenmesi sonucu elde edilen değer ile temel alınan başlangıç yılı
değerlerinin karşılaştırması sonucu elde edilmektedir.
Kamu açıklarına ilişkin Türkiye için oluşturulan HGD modelinin politika
uygulamaları 1998 yılı referans alınarak üç farklı senaryo etrafında oluşturulmaya
çalışılmıştır. Satış vergileri, üretim vergileri ve kamu transfer harcamaları senaryoların
uygulanmasında politika değişkenleri olarak kullanılmaktadır. Bu senaryolara ilişkin
varsayımlar Tablo 5’de yer almaktadır;
Tablo 5: Politika Senaryoları
Senaryo 1
Senaryo2
A
B
C
Satış ve
Kamu Transfer
Kurumlar
Harcamalarının
Senaryo 3
A
B
C
Birincil Kamu
- Satış ve Kurumlar
Satış ve
Vergisi Oranlarının
Kurumlar
Kamu Transfer
Satış ve
Dengesinin
Harcamalarının
Kurumlar
GSYİH’ya
Düşürülmesi
Vergisi
Vergisi
olan oranının
Oranlarının
-Kamu Transfer
Oranlarının
Oranlarının
%6.5
Düşürülmesi
Harcamalarının
Artırılması
Arttırılması
Düzeyinde
-Kamu
Tutulması
Vergisi
Arttırılması
Artırılması
Azaltıması
Transfer
Harcamalarının
Azaltılması
Politika Senaryosu 1: Çalışmanın birinci bölümünde kamu açıklarının oluşmasına neden
olan düşük düzeyli kamu gelirleri ve yüksek düzeyli kamu harcamalarının makro
iktisadi ve sektörel etkilerinin kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilmesi,
92
Senaryo 1A: Satış ve kurumlar vergisi oranlarının % 5 düşürülmesi
Senaryo 1B: Kamu Transfer Harcamalarının % 10 oranında arttırılması
Senaryo 1C: Satış ve kurumlar vergisi oranları % 5 düşürülürken, aynı zamanda
kamu transfer harcamaları % 10 oranında artırılması
Politika Senaryosu 2: Kamu Açıklarının azaltılmasına yönelik politika uygulamalarının
makro iktisadi ve sektörel etkilerinin değerlendirilmesi
Senaryo 2A: Satış ve kurumlar vergisi oranlarının % 5 oranında arttırılması
Senaryo 2B: Kamu Transfer Harcamalarının % 10 oranında azaltılması
Senaryo 2C: Satış ve kurumlar vergisi oranlarının % 5 oranında arttırılırken,
aynı zamanda kamu transfer harcamalarının % 10 oranında azaltılması
Politika Senaryosu 3: IMF’in ön gördüğü birincil kamu dengesinin gayrisafi yurtiçi
hasılaya olan oranının % 6.5 düzeyinde tutulması sonucunda makro iktisadi ve sektörel
etkilerinin değerlendirilmesi
IMF’in önerdiği politika dışında diğer politika senaryolarında kullanılan oranlar
keyfi gibi görünse dahi anlamlıdırlar. HGD modellerine ilişkin uygulama sonuçları
değişimin yönü hakkında bilgi verirken, gerçekleşen değişimin miktarı ile ilgilenmezler.
Dolayısıyla,
değişimin
yönü
politika
senaryosuna
bağlı
yorum
yapılmasını
sağlamaktadır.
Politika senaryoları analizine geçmeden önce modelin çözümü sonucu elde
edilen makro denge değerleri ve sektörel çıktı, ihracat, ithalat, kamu tüketimi, özel
tüketim, yatırım işgücü ve sermaye gelirleri değerleri tablo 6, tablo 7, ve tablo 8 de yer
almaktadır.
Modelin
doğru
kalibrasyon
ve
çözümleme
yapıp
yapmadığının
değerlendirilebilmesi açısından bu değerlerin 1998 SHM değerleri ile benzer sonuçlara
sahip olması gerekmektedir.
93
Tablo 6 : Temel Alınan 1998 Yılı İçin Makro İktisadi Değerler (Milyar TL)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla (Nominal)
52224.945
Gayri safi Yurt İçi Hasıla (Reel)
52224.945
Gayri safi Yurt İçi Hasıla (Faktör Fiyatıyla)
46099.370
Dış Kaynak
569.543
Kamu Tüketimi
5922.674
Özel Tüketim
35986.031
Kamu Tasarrufu
-974.337
Kamu Yatırımı
3638.333
Özel Yatırım
8537.830
Toplam İhracat
12713.300
Toplam İthalat
14573.224
Tablo 7: Temel Alınan 1998 Yılı İçin Kamu Kesimi Denge Değerleri (Milyar TL)
Kamu Geliri
Üretim Vergileri
2726.647
Satış Vergileri
3183.912
Tarife Gelirleri
215.015
Hane HalklarındanVergi Gelirleri
4605.594
Kurumlar Vergisi
3944.008
Yurt İçi Faktör Gelirleri
6410.102
Kamu Harcamaları
Kamu Tüketimi
5922.674
Özel Kesime Transferler
11436.535
Dış Borç Faiz Ödemeleri
657.280
Kamu Tasarrufu
-974.337
94
Tablo 8: 1998 Yılına İlişkin Sektörel Değerler (Milyar TL)
Çıktı
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Özel Tüketim
Kamu
Tüketimi
İhracat
İthalat
Yatırım
İşgücü
Gelirleri
Sermaye
Gelirleri
6797.349
5526.455
178.586
546.570
548.689
1420.880
752.233
2132.583
1666.641
83.073
4.383
70.763
922.739
22.402
163.236
1176.075
5456.181
3998.221
38.913
527.175
451.494
972.498
371.548
939.808
1022.596
744.428
1.144
118.978
48.631
177.321
89.297
291.374
5996.031
866.838
48.580
2239.827
643.111
235.504
514.482
2420.222
445.815
145.938
5.966
139.866
106.185
38.290
35.115
59.534
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
1204.303
445.500
0.743
107.099
85.498
106.153
79.389
160.681
Kağıt ve Basım Sanayi
1145.284
407.337
30.463
54.938
254.847
115.356
88.245
354.778
1456.546
448.229
182.662
195.644
299.864
218.554
35.110
360.660
2644.146
1162.972
32.934
291.731
1802.335
296.151
213.700
875.434
1844.661
1296.590
26.617
356.482
413.993
323.972
118.886
494.896
2107.353
166.543
4.404
189.404
122.922
42.219
168.181
1079.390
3011.387
0.000
1.946
418.892
1429.437
1.195
187.433
987.559
1477.639
297.783
2.540
115.266
230.483
72.211
131.569
365.963
2018.357
1009.593
13.952
234.442
2216.165
248.101
203.708
629.035
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
1387.268
686.424
25.739
335.604
1345.026
178.669
158.186
391.206
Ulaşım Araçları
1978.187
1047.620
16.633
293.795
1369.832
258.770
170.286
782.701
Elektrik, Gaz, Su
2056.762
436.250
104.691
3.690
27.009
167.815
239.841
974.331
İnşaat
5858.578
0.000
25.413
606.235
47.910
15.611
1366.682
439.906
Ulaştırma ve Haberleşme
8956.950
4619.484
175.653
2984.491
1068.859
1203.896
1108.295
3527.061
30454.975
12596.751
5000.713
2882.408
1138.196
6060.597
7101.610
14359.143
Hizmetler
95
3.2 Politika Senaryolarının Uygulanması ve Sonuçların Değerlendirilmesi
Kamu açıklarını oluşturan ve bu açıkların azaltılmasına yönelik politika
senaryoları bir önceki bölümde tanımlanmıştır. Modelin politika senaryolarına ait
uygulamaları ve bu uygulamalara ilişkin sonuçlar bu bölümde yer almaktadır. Kamu
açıkları ve bu açıkların azaltılmasına yönelik uygulanan politika senaryolarının etkileri
makro ve sektörel büyüklükler açısından değerlendirilmeye çalışılacaktır.
3.2.1 Makro İktisadi Değerler Üzerindeki Etkilerin Karşılaştırılması
Kamu açıklarına ilişkin politika uygulamaları sonucu beklenen değişimler ve
ekonominin kamu kesimini de içeren makro dengesi Tablo 9’da yer almaktadır.
Bulgulara ilişkin değerlendirmeler yüzde cinsinden ifade edilirken, bu değişim
değerlerine ilişkin sayısal gerçekleşmeler tablo 10’da yer almaktadır.
Senaryo 1A’da kurumlar vergisi ve satış vergi oranlarının azaltılmasına bağlı
olarak ilk etki faktör fiyatlarıyla GSYİH değerlerinde iyileşme olarak karşımıza
çıkarken nominal ve reel GSYİH hasıla değerlerinde bir değişim gözlenmemektedir.
Faktör fiyatlarıyla GSYİH % 0.3 oranında artmaktadır. Vergi gelirlerinde gözlenen
değişime bağlı olarak toplam kamu gelirlerinin % 1.8 düzeyinde azaldığı
gözlenmektedir. GSYİH değeri artarken kamu gelirlerinin azalması sonucunda kamu
gelirlerinin GSYİH’ya oranı gerilemektedir.
Toplam satış ve kurumlar vergisi oranları azalırken hane halklarından elde
edilen dolaysız vergi gelirleri % 0.1, üretim vergileri % 0.4 tarife gelirleri % 0.3
oranında artmaktadır. Tarife gelirlerindeki artış ithalat düzeyinin % 0.3 oranında
artmasıyla ilişkilendirilebilir. Diğer taraftan sosyal güvenlik prim ödemelerinden elde
edilen parafiskal gelir % 0.3 oranında artış göstermektedir. Sosyal güvenlik prim
ödemeleri, dolaysız vergi gelirleri tarife gelirleri ve üretim vergilerindeki artış kurumlar
ve satış vergileri gelirlerindeki azalmayı karşılayacak düzeyde değildir.Dolayısıyla
kamu gelirleri % 1.8 oranında azalmaktadır.
96
Tablo 9: Ekonominin Makro Dengesi ve Politika Uygulamaları Sonucu Beklenen Değişimler
GSYİH ( Faktör Fiyatlarıyla)
Nominal GSYİH
Reel GSYİH
Dış Kaynak
Ortalama Ücret Düzeyi
Ortalama Sermaye Geliri
Hane halkı Harcanabilir Gelir Düzeyi
Özel Tüketim
Özel Tasarruf
Özel Yatırım
Dolaysız Vergi Gelirleri
Toplam Satış Vergileri
Tarife Gelirleri
Üretim Vergileri
Kurumlar Vergisi
Sosyal Güvenlik Prim Ödemeleri
Kamu Gelirleri
Kamu Tüketimi
Kamu Tasarrufu
Kamu Yatırımları
Kamu Transferleri
Kamu Birincil Denge
Kamu Gelirleri/GSYİH
İthalat
İhracat
1998
46099.370
52224.945
52224.945
569.543
622.119
1.000
48566.989
35986.031
12580.957
8537.830
4605.594
3183.912
215.015
2726.647
3944.008
2366.976
17042.153
5922.674
-974.337
3638.333
11436.535
1625.640
0.326
14573.224
12713.300
Senaryo 1A
0.3
0.0
0.0
-43.4
0.4
0.3
0.1
0.1
0.1
0.0
0.1
-5.0
0.3
0.4
-5.0
0.3
-1.8
0.8
-24.3
0.0
-5.0
0.0
0.32
0.3
-0,2
Senaryo 1B
-0.2
-0.1
-0.1
46.1
0.5
0.2
1.5
1.5
1.5
0.0
1.5
0.2
0.6
1.3
-0.2
-0.4
0.6
-10.0
46.7
-0.1
10.0
-0.1
0.329
0.3
0.2
Senaryo 1C
0.0
-0.2
-0.2
27.0
1.1
0.0
2.4
2.4
2.4
0.1
2.4
-5.0
1.2
2.4
-5,0
-0,2
-1.0
14.3
46.9
-0.2
10.0
-0.2
0.324
0.8
0.1
Senaryo 2A
-0.3
0.0
0.0
43.2
-0.4
-0.3
-0.1
-0.1
-0.1
0.0
-0.1
5.0
-0.3
-0.4
5.0
-0.3
1.8
-0.8
24.2
0.0
5.2
0.0
0.332
-0.3
0.2
Senaryo2B
0.2
0.1
0,2
-46.2
-0.5
0.2
-1.5
-1.5
-1.5
0.0
-1.5
-0.2
-0.6
-1.3
-0.2
0.4
-0.6
10.0
-46.7
0.1
-10.0
-0.1
0.324
-0.3
-0.2
Senaryo 2C
0.0
0.2
0.2
-27.0
-1.1
0.0
-1.1
-2.4
-2.4
-2.4
-0.1
4.4
-1.2
-2.4
4.9
0.2
0.9
14.3
-46.9
0.2
-10.0
0,2
0.329
-0.8
-0.1
Senaryo 3
-1.7
-0.9
-1.1
27.4
3.6
-1.3
11.6
11.6
11.6
0.4
11.6
1.8
4.4
9.9
-1.3
-2.7
4.4
-75.6
165.9
-0.9
59.9
108.9
0.344
2.5
1.7
97
Kamu yatırımları ve kamu tüketimi sabitken, kamu transferlerinde % 0.5 ve
kamu gelirlerinde % 1.8’lik azalma birincil denge değerinin aynı düzeyde kalmasına
neden olmaktadır. Dış borç faiz ödemelerinin sabit varsayıldığı modelimizde kamu
tüketiminde herhangi bir değişim olmazken, kamu gelirlerindeki düşüşe karşın kamu
transferlerindeki büyük ölçekli düşüş nedeniyle kamu tasarrufları olumlu yönde
etkilenmektedir.
Tablo 10: Politika Senaryosu 1A’ya Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri
1998(Milyar TL)
Senaryo 1A
Üretim Vergileri
2726.647
2736.902
52218.949
Satış Vergileri
3183.912
3032.569
46099.370
46250.896
Tarife Gelirleri
215.015
215.680
569.543
322.593
4605.594
4609.393
Kamu Tüketim
Özel Tüketim
5922.674
35986.031
5922.674
36015.778
Hanehalklarından
Vergi Gelirleri
Kurumlar Vergisi
Özel Kesime
Transferler
3944.008
11436.535
3758.895
10837.458
Kamu Tasarrufu
Kamu Yatırımı
Özel Yatırım
-974.337
3638.333
8537.830
-737.757
3639.106
8537.065
Toplam İhracat
Toplam İthalat
12713.300
14573.224
12688.082
14615.491
Gayri safi Yurt İçi
Hasıla(Nominal)
Gayri safi Yurt İçi
Hasıla(Reel)
Gayri safi Yurt İçi
Hasıla(Faktör Fiyatıyla)
Dış Kaynak
1998(Milyar TL)
Senaryo 1A
52224.945
52236.047
52 52224.945
Vergi oranlarının düşürülmesi sonucunda özel yatırımların artması beklenirken
böyle bir etki gerçekleşmemektedir. Vergi oranlarının düşürülmesinin özel yatırım
kararlarını kısa dönemden çok, orta ve uzun dönemde uyaracağı beklenmektedir.
Vergi oranlarındaki azalmanın, özel tasarruf ve özel tüketim harcamaları
üzerinde uyarıcı bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Bireyler artan harcanabilir gelir
düzeyleri ( % 0.1) ile birlikte özel tüketim (% 0.1) ve özel tasarruf( % 0.1) düzeylerini
artırmaktadırlar.
Senaryo 1A’ya ilişkin en dikkat çekici etki, ekonominin sağladığı dış
kaynaklardaki yaklaşık % 43 düzeyindeki gerilemedir. Sermaye akımlarında yaşanan
gerilemeye bağlı olarak iktisadi teorinin ön gördüğü üzere TL değerinde bir düşüş
beklenebilir. TL değerinde gözlemlenen bu düşüş ihracatı teşvik ederken ithalatın
gerilemesine neden olur. Bu nokta da vergi oranlarındaki azalmaya bağlı sermaye
akımındaki azalma ithalat değerinde
% 0.3 artış etkisi yaratmaktadır. Bu durum,
98
ihracatın % 0.2 oranında gerilemesine neden olurken, dış ticaret dengesinde yaklaşık %
3.5 gibi bir bozulma ile beklenen etki gerçekleşmemektedir. Bu etki vergi indirimlerinin
GSYİH değeri üzerinde yarattığı sınırlı etki ile ilişkilendirilebilir. Üretimin
sağlanamadığı durumda ihracat yapabilme kapasitesi oluşamamakdır.
Vergi oranlarındaki düşüş sonrası kamu tasarrufu artmaktadır. Çünkü özel
kesime aktarılan transfer harcamaları azalmaktadır. Böylelikle kamu kesiminin daha az
borçlanması söz konusudur.
Kamu transfer harcamalarında % 10’luk bir artışa bağlı senaryo 1B politika
sonuçları dikkat çekici bir niteliğe sahiptir. İktisat teorisinde kamu transfer
harcamalarının ülke ekonomisini canlandıracağı yönünde temel kanı hakimdir.
Beklenenin tam aksine senaryo 1B sonucunda faktör fiyatlarıyla GSYİH % 0.2, nominal
GSYİH % 0.1 ve reel GSYİH % 0.1 oranında azalmaktadır11.
Tablo 11: Politika Senaryosu 1B’ya bağlı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri
1998(Milyar TL)
Senaryo 1B
1998(Milyar
TL)
2726.647
3183.912
215.015
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Nominal)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Reel)
52
Gayri safi Yurt İçi Hasıla
(Faktör Fiyatıyla)
Dış Kaynak
52224.945
52224.945
46099.370
52163.497
52146.624
45993.652
Üretim Vergileri
Satış Vergileri
Tarife Gelirleri
2762.274
3191.325
216.246
569.543
832.312
Hanehalklarından
Vergi Gelirleri
Kurumlar Vergisi
ÖzelKesime
Transferler
4605.594
4675.898
Kamu Tüketim
Özel Tüketim
5922.674
35986.031
5333.025
36535.355
3944.008
11436.535
3936.96
12580.189
Kamu Tasarrufu
Kamu Yatırımı
Özel Yatırım
-974.337
3638.333
8537.830
-1429.199
3634.052
8542.065
Toplam İhracat
Toplam İthalat
12713.300
14573.224
12740.8
14621.798
Senaryo 1B
Kamu transfer harcamalarındaki artış kamu tüketiminde % 10, kamu
yatırımlarında ise % 0.1 oranında düşüşe neden olmaktadır. Kamu transfer
harcamalarını büyük bir kısmını iç borç faiz ödemelerinin oluşturulduğu düşünülecek
olursa bu sonuç şaşırtıcı değildir. Kamu kaynaklarını iç borç faiz ödemelerine
11
Sayısal değişimler için bkz. Tablo 11
99
yönlendirdiğinde kamu tüketimini finanse edebileceği kaynak kısıtı ile karşı karşıya
kalabilecektir.
İç borç faiz ödemelerindeki artış hane halkı harcanabilir gelir düzeyini,
dolayısıyla özel tüketim ve özel tasarruf kararlarını (% 1.5 oranında) artıracaktır. Diğer
yandan ortalama ücret gelirlerindeki artış ile birlikte hane halkı refahında iyileşme söz
konusu olabilecektir. Özel tüketim de yaşanan artışa bağlı olarak dolaysız vergi (%1.5)
ve satış vergileri gelirleri artmaktadır. Diğer yandan üretim vergileri (%1.3) ve tarife
gelirlerindeki (%0.6) artış ile birlikte kamu gelirleri % 0.6 düzeyinde sınırlı bir artış
göstermektedir. Kamu gelirlerinde gerçekleşen bu sınırlı artışa karşın kamu tüketim
harcamalarındaki gerileme ve kamu transfer harcamalarındaki artış kamu tasarruf
düzeyinin azalmasına neden olmaktadır.
Diğer yandan iç borç faiz ödemelerindeki artışa bağlı, kamu birincil denge
değerinde sınırlı da olsa kötüleşme yönünde etki söz konusudur.
Senaryo 1B’nin dış kaynak üzerinde oluşturduğu etki incelecek olursa % 46’lik
bir artış ile karşılaşılmaktadır. Sermaye akımlarında yaşanan canlanmayla TL değerinde
artış beklenebilir. TL değerindeki artış uluslararası piyasalarda rekabet edebilme gücünü
etkilemektedir. TL değerindeki artış sonucu ihracat azalırken, ithalatın artması
beklenmektedir.
İthalat % 0.3 oranında artarken ihracat oranı % 0.2 ile ithalatın
gerisinde kalmaktadır. Dolayısıyla dış ticaret açığı % 1.1 oranında artmaktadır.TL.’nin
değerlenmesine karşılık ihracatın artmasının en önemli neden Türkiye’nin ara malları ve
girdi ithalatının ucuzlaması ve giderek yabancı girdi ve ara malı kullanımının artması
gösterilebilir.
Kamu transfer harcamalarının artırırken, vergi oranlarının düşürülmesine bağlı
genişleyici maliye politikası senaryo 1C bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır.
100
Genişleyici maliye politikaları sonucunda ekonomide canlanma beklenmektedir. Ancak
analiz bulguları GSYİH değerlerinde ( reel ve nominal GSYİH % 0.2) azalmanın
gerçekleştiğini göstermektedir12.
Senaryo 1C’ye bağlı göre dış kaynak düzeyi yaklaşık % 27 düzeyinde artış
göstermektedir. Bu etki senaryo 1B’de elde elden bulgulara göre daha düşük
düzeydedir. Bu noktada yabancı sermaye miktarındaki artışa bağlı olarak TL’nin değer
kazanacağı tahmin edilebilir. TL. deki değer artışı sonucu ithalat % 0.8 oranında
artarken, ihracat
% 0.1 oranında sınırlı düzeyde artış göstermektedir. Dış ticaret
açığının başlangıç denge düzeyine göre % 5.3 oranında gerilediği söylenebilir.
Kamu transfer harcamalarının %10 oranında artırılırken aynı zamanda vergi
oranlarında gerçekleşen düşüş, kamunun gelir ve tüketim imkanları üzerinde baskı
oluşturmaktadır. Kamu borcunun geri ödenmesine bağlı kamu kaynakları üzerinde ki
sınırlayıcı etki üretim olanaklarının daralmasına neden olmaktadır.
Diğer yandan iç borç piyasa faizlerinin geri ödenmesi ve azalan vergi oranları
sonucu hane halkı harcanabilir gelir düzeyi yaklaşık %2.4 düzeyinde artmaktadır. Aynı
etki özel tüketim ve özel tasarruf kararlarına da yansımaktadır. Artan ortalama ücret
düzeyi, azalan sosyal güvenlik prim ödemeleri ve vergi oranları hane halkı refahının
artması yönünde etkili olduğu söylenebilir.
Tablo 12: Politika Senaryosu 1C’ya bağlı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri
1998(Milyar TL)
Senaryo 1C
Gayri safi Yurt İçi
Hasıla(Nominal)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Reel) 52
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Faktör
Fiyatıyla)
Dış Kaynak
52224.945
52141.73
52224.945
46099.370
52 52100.22
46089.57
569.543
723.247
Kamu Tüketim
Özel Tüketim
5922.674
35986.031
5073.085
36852.35
Kamu Tasarrufu
Kamu Yatırımı
Özel Yatırım
-974.337
3638.333
8537.830
-1430.94
3632.536
8542.065
12
Sayısal değişimler için bkz. Tablo 12
1998(Milyar TL)
Senaryo 1C
Üretim Vergileri
2726.647
2791.285
Satış Vergileri
Tarife Gelirleri
3183.912
215.015
3043.314
217.561
Hanehalklarından
Vergi Gelirleri
Kurumlar Vergisi
Özel Kesime
Transferler
4605.594
4716.456
3944.008
11436.535
3748.677
12580.190
Toplam İhracat
Toplam İthalat
12713.300
14573.224
12729..88
14689.6
101
Hane halkından elde edilen dolaysız vergi gelirleri % 2.4 , tarife gelirleri % 0.6,
üretim vergileri % 2.4 artarken, satış ve kurumlar vergisi gelirlerindeki % 5’lik
azalmanın kamu gelirleri üzerindeki etkisi % 0.1’lik değer kaybı olarak karşımıza
çıkmaktadır. Kamu tasarruf düzeyinde ise % 47 seviyesinde azalma söz konusudur.
Azalan kamu gelirleri ve kamu sabit tüketim harcamaları ile artan kamu transferleri
kamu tasarrufunun azalmasına neden olmaktadır. Diğer yandan kamu transferlerinin
içinde yer alan iç borç faiz ödemelerindeki artışa bağlı olarak kamu birincil denge
değerinin azaldığı söylenebilir.
Senaryo 1 çerçevesinde farklı politika değişkenleri kullanılarak genişleyici
maliye politikasının etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Senaryo 2’de ise tam tersine aynı
politika değişkenleri, vergi oranlarının artırıldığı kamu harcamalarının azaltıldığı sıkı
maliye politikası hedeflemesinde kullanılarak, etkileri değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Senaryo 2A sıkı maliye politikasına bağlı yalnızca vergi oranlarının artırılması
yönünde bir politika senaryosu üzerine kurgulanmıştır. Satış ve kurumlar vergisi
oranlarındaki artış diğer vergi gelirleri düşerken toplam kamu gelirlerinin % 1.8
oranında artmasını sağlamaktadır13. Kamu transferlerinde % 5.2’lik artış olmasına
rağmen hane halkı harcanabilir gelir düzeyi ve üretim üzerinde gerçekleşmeyen olumlu
etki, kamunun tranferleri içinde yer alan sosyal güvenlik açıklarına yapılan ödemelerin
oransal artışı ile ilişkilendirilebilir. Hane halkı harcanabilir gelir seviyesindeki %0.1 lik
azalma aynı oranda özel tüketim ve özel yatırım kararlarını da etkilerken, hane
halklarından elde edilen dolaysız vergi gelirleri de azalmaktadır.
Kamu gelirleri % 1.8, kamu transferleri % 0.5 artarken kamu tüketiminde %
0.8’lik azalma kamu tasarruflarının azalmasına neden olmaktadır. Kamu gelirlerinin
GSYİH olan oranında artış gerçekleştiği söylenebilir.
13
Sayısal değişimler için bkz. Tablo 13
102
Tablo 13: Politika Senaryosu 2A’ya Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri
1998(Milyar TL)
Senaryo 2A
Gayri safi Yurt İçi
52224.945
Hasıla(Nominal)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Reel) 52 5224.945
52213.709
Üretim Vergileri
2726.647
2716.537
52230.891
Satış Vergileri
3183.912
3334.469
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Faktör
Fiyatıyla)
Dış Kaynak
46099.370
45948.348
Tarife Gelirleri
215.015
214.355
569.543
815.545
4605.594
4601.837
Kamu Tüketim
5922.674
5873.435
Hanehalklarından
Vergi Gelirleri
Kurumlar Vergisi
3944.008
4127.896
Özel Tüketim
35986.031
35956.736
Özel Kesime
Transferler
11436.535
12033.236
Kamu Tasarrufu
Kamu Yatırımı
-974.337
3638.333
-1209.993
3637.55
Toplam İhracat
12713.300
12738.672
Özel Yatırım
8537.830
8538.605
Toplam İthalat
14573.224
14531.226
1998 (Milyar TL)
Senaryo 2A
Senaryo 2A açısından en dikkat çekici sonuç dış kaynak düzeyindeki %43’lük
artışa rağmen ekonomide beklenen etkinin gerçekleşememesidir. Böyle bir durum söz
konusuyken özel yatırım kararlarında artışın olmaması, ülkeye gelen kaynağın kısa
süreli ve spekülatif özellikli olması ihtimalini güçlendirmektedir.
Diğer yandan dış kaynaklardaki artış ile ithalat ve ihracat rakamları da ters yönlü
bir ilişki sergilemektedir. Dış kaynağın arttığı durumda ithalatın artması ihracatın
azalması beklenirken, ithalat % 0.3 oranında gerilerken, ihracat % 0.2 artmaktadır.
Böylelikle dış ticaret açığında % 3.7 oranında iyileşme söz konusudur. Bu etki şu
şekilde açıklanabilir, ekonomide gözlenen daralmaya bağlı olarak üretim kapasitesi
yaratılamadığı gibi harcanabilir gelir seviyesi de azalmaktadır. Düşük gelir düzeyi
ithalat talebini daralmasına neden olmaktadır. Diğer yandan ara malı girdi ithal eden
sektörlerin yatırım kapasitelerinde yaşanan daralma benzer şekilde ithalat talebini
daraltmaktadır. Yurt içi talepteki daralma ihracattaki artış ile kısmen giderilmektedir.
Kamu transfer harcamalarının azaltılması politikasının uygulanması, senaryo 2B
ile gerçekleştirilmeye çalışılan sıkı maliye politikası sonucunda faktör fiyatlarıyla
GSYİH % 0.2, nominal GSYİH % 0.1, reel GSYİH ise % 0.2 oranında artmaktadır14.
14
Sayısal değişimler için bkz. Tablo 14
103
Kamu transfer harcamalarındaki azalma hane halkı harcanabilir gelir düzeyinin
de azalmasına neden olmaktadır. Hane halkı harcanabilir gelir düzeyindeki % 1.5 lik
azalmaya neden olurken, aynı etki özel tüketim ve tasarruf kararları üzerinde de
gözlenmektedir.
Kamu transferlerinde yaşanan azalma, kamu birincil denge değerinin artmasına
neden olurken, senaryo 2B açısından en dikkat çekici durum kamu transfer harcamaları
azalırken (% 10) ,kamu gelirlerindeki azalmayla (% 0.6) birlikte, kamu tüketim
harcamalarındaki artışa bağlı olarak kamu tasarrufların da yaşanan ( % 53) artış
etkisidir. Kamu gelir yaratamazken, üzerindeki tüketim baskısına rağmen tasarruf
rakamlarındaki artış, kamu tasarrufların en önemli belirleyicisinin kamu transfer
harcamalarındaki değişim olduğu söylenebilir. Kamu transferleri ile kamu tasarrufları
arasında ters yönlü ilişki söz konusu olabilmektedir.
Tablo 14: Politika Senaryosu 2B’ye Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri
1998(Milyar TL)
Senaryo 2B
Gayri safi Yurt İçi
52224.945
Hasıla(Nominal)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Reel) 52 5224.945
1998 (Milyar TL)
52213.709
Senaryo 2B
Üretim Vergileri
2726.647
2691.01
52304.04
Satış Vergileri
3183.912
3176.521
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Faktör
Fiyatıyla)
Dış Kaynak
46099.370
46205.45
Tarife Gelirleri
215.015
213.786
569.543
306.69
4605.594
4535.311
Kamu Tüketim
5922.674
6512.376
Hanehalklarından
Vergi Gelirleri
Kurumlar Vergisi
3944.008
3951.089
Özel Tüketim
35986.031
35436.87
Özel Kesime
Transferler
11436.535
10292.88
Kamu Tasarrufu
-974.337
-519.446
Kamu Yatırımı
3638.333
3642.64
Toplam İhracat
12713.300
12686.02
Özel Yatırım
8537.830
8533.57
Toplam İthalat
14573.224
14524.7
Ekonomide ki dış kaynak düzeyi yaklaşık % 49 oranında azalma göstermektedir.
Yabancı sermayede ki azalma TL.’nin değer kaybetmesine ve buna bağlı olarak yerli
üretimin uluslararası piyasalarda rekabet edebilirliğinin artmasına neden olmaktadır.
Ancak analiz sonucu elde edilen bulgular bu teoriyi destekler nitelikte değildir. İthalat
% 0.3 , ihracat seviyesi ise % 0.2 düzeyinde azalmaktadır. Başlangıç denge değerine
göre dış ticaret açığının % 1.1 oranında iyileşmektedir.
104
Tamamen sıkı maliye politikasının uyarlandığı Senaryo 2C, nominal ve reel
GSYİH değerlerinde yaklaşık % 0.2 oranında değer artışına neden olmaktadır. Kamu
transferlerinin azaltılması, vergi oranlarının artırılması politika senaryosu kamu
transferleri içinde en büyük paya sahip olan iç borç faiz ödemelerinin de azalacağının
göstergesi olabilir. Böylelikle düşük faiz oranında sermaye çıkışları (yaklaşık % 27
oranında ) söz konusu olabilecektir15.
Tablo 15: Politika Senaryosu 2C’ye Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Nominal)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Reel)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla
(Faktör Fiyatıyla)
Dış Kaynak
1998(Milyar TL)
Senaryo 2C
52224.945
46109.54
52 5224.945
46099.370
1998 (Milyar TL)
Senaryo 2C
Üretim Vergileri
2726.647
2662.4
52351.87
Satış Vergileri
3183.912
3322.674
52307.1
Tarife Gelirleri
215.015
212.49
Hanehalklarından
Vergi Gelirleri
Kurumlar Vergisi
4605.594
4494.815
3944.008
4139.193
Özel Kesime
Transferler
11436.535
10292.88
569.543
Kamu Tüketim
5922.674
415.696
6770.855
Özel Tüketim
35986.031
35120.54
Kamu Tasarrufu
-974.337
-517.817
Kamu Yatırımı
3638.333
3644.057
Toplam İhracat
12713.300
12697.05
Özel Yatırım
8537.830
8532.168
Toplam İthalat
14573.224
14457.48
Sermaye
edebilirliğimizi
çıkışlarını
artıracaktır.
TL
değerindeki
Dolayısıyla
azalma
ihracatın
ile
artması,
uluslararası
rekabet
ithalatın
azalması
beklenmektedir. Model sonuçları ihracat düzeyinde % 0.1, ithalat düzeyinde % 0.8
oranında azalma gerçekleştiğini vurgulamaktadır. Ancak bu gelişme ödemeler
dengesinde % 5 oranında bir iyileşmeye neden olmaktadır. Hane halkı harcanabilir gelir
düzeyinde gözlenen yaklaşık % 1.1 oranındaki azalma, özel tüketim ve özel tasarruf
kararlarının % 2.5 oranında azalmasına neden olmaktadır.
1998 yılı için hesaplanan kamu birincil denge değeri GSYİH değerinin yaklaşık
olarak % 3’ü düzeyinde seyretmektedir Senaryo 3 IMF in öngördüğü kamu tüketim
harcamaları ve vergi gelirleri gibi politika değişkenlerinden bağımsız, birincil kamu
15
Sayısal değişimler için bkz. Tablo 15
105
açığı değerinin GSYİH ya olan oranını % 6.5 seviyesinde tutulmasına bağlı etkiler ile
ilgilenmektedir. Senaryo 3 sonuçları Tablo 9’da Senaryo 3 başlığı altında yer
almaktadır. İlk etki GSYİH değerlerinde kötüleşme
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Faktör fiyatlarıyla GSYİH % 1.7, reel GSYİH % 1.1 ve nominal GSYİH % 0.9
oranında azalmaktadır. Kamu birincil denge değerinin baskı altına alınması sonucunda
toplam kamu gelirleri % 4.4 oranında , kamu transferleri % 59.9 oranında artarken,
kamu tüketim harcamaları % 75.6 oranında azalmaktadır. Diğer yandan kamunun
tasarruf düzeyi üzerinde olumlu etki oluşamamaktadır16.
Tablo 16: Politika Senaryosu 3’e Dayalı Temel Makro İktisadi ve Kamu Kesimi
Değişim Değerleri
1998(Milyar
TL)
52224.945
Gayri safi Yurt İçi
Hasıla(Nominal)
Gayri safi Yurt İçi Hasıla(Reel)52 52224.945
Gayri safi Yurt İçi
46099.370
Hasıla(Faktör Fiyatıyla)
Dış Kaynak
569.543
Senaryo 3
1998(Milyar TL)
Senaryo 3
52442,58
Üretim Vergileri
2726.647
2997,070
51648,884
45305,033
Satış Vergileri
Tarife Gelirleri
3183.912
215.015
3240,765
224,399
Hanehalkılarından
Vergi Gelirleri
Kurumlar Vergisi
Özel Kesime
Transferler
4605.594
5140,248
3944.008
11436.535
3891,254
18287,251
Toplam İhracat
Toplam İthalat
12713.300
14573.224
12927,602
14943,563
Kamu Tüketim
Özel Tüketim
5922.674
35986.031
725,580
1443,832
40163,731
Kamu Tasarrufu
Kamu Yatırımı
Özel Yatırım
-974.337
3638.333
8537.830
-2591,217
3606,448
8569,371
Kamu transferlerindeki artış bir yandan kamu iç borç faiz ödemelerindeki artış
ve azalan iç borç faiz oranları ile ilişkilendirilebilir. Diğer yandan kamu transferleri
içinde yer alan özel kesime aktarılan transferler hane halkı harcanabilir gelir düzeyinin
% 11.6 oranın da artmasına neden olurken, ortalama ücret düzeyindeki % 3.6’lık artış
özel tüketim ve özel tasarruf kararlarında bir artışa neden olmaktadır. Ortalama sermaye
gelirinde % 0.4 oranında artış olmasına rağmen özel yatırım kararlarını bir dönem sonra
etkilemesi beklenmektedir.
Senaryo 3’e ilişkin bir diğer bulgu dış kaynaklardaki yaklaşık % 27.4
düzeyindeki artıştır. Sermaye akımlarında yaşanan artışa bağlı TL. değerinde artış söz
konusu olabilir. TL değerinde gözlemlenen bu artış ithalatın armasına ihracatın
gerilemesine neden olmaktadır. İthalat % 2.5 oranında artarken, ihracat değeri % 1.7
16
Sayısal değişimler için bkz. Tablo 16
106
oranında gerilemektedir. Bu durum dış ticaret dengesinin daha fazla açık vermesine
neden olmaktadır.
Artan yurt içi satışlar ve ithalat miktarına bağlı olarak satış vergileri % 0.6
oranında artmaktadır. Hane halkı harcanabilir gelir seviyesinde ki artış dolaysız vergi
gelirlerinde % 11.6 oranında artış sağlamaktadır. Diğer yandan sosyal güvenlik prim
ödemelerinden elde edilen gelir % 2.7 düzeyinde azalmaktadır.
IMF güdümlü maliye politikası sonucunda GSYİH değerinde ki azalma ile
birlikte dış ticaret dengesi üzerinde yarattığı olumsuz etki yadsınamaz boyuttadır.
Uluslararası piyasalardan sağlanan dış kaynağın yatırım üzerinde beklenen etkiyi
yaratmadığı ve daha çok sıcak para şeklinde olduğu tahmin edilmektedir. Ülke
ekonomisine olumlu katkısı olmayan spekülatif bir yapıya sahip bu tip verimsiz kaynak
artışı önem arz etmektedir. Diğer yandan dış ticaret dengesindeki kötüleşme ülkenin
mevcut dış borç rakamlarının artmasına neden olabilmektedir.
3.2.2 Sektörel Değerler Üzerindeki Etkilerin Karşılaştırılması
Kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının reel ekonomi üzerindeki etkileri
yurt içi göreli fiyatlar, üretim, talep ve dış ticaret bağlamında bu bölümde
değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Makro
ekonomik
açıdan
yapılan
değerlendirmelerin
sektörel düzeyde
incelenmesi, ekonominin kaynak dağılımı üzerindeki etkilerin değerlendirilmesi
açısından önemlidir. Tablo 17 – Tablo 31 politika senaryolarının sektörel çerçevede
değerlendirilmesinde yardımcı olacak tablolar olarak hazırlanmıştır.
Tablo 17, kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının toplam arz üzerine
etkilerinin değerlendirilmesi için hazırlanmıştır. Modelin deneylerinden olan Senaryo
1A sonuçları vergi indirimine bağlı olarak nominal ve reel GSYİH sabit kalırken ,
faktör fiyatlarıyla GSYİH da % 0.3’luk, ithalat değerinde % 0.3 artışa rağmen ihracat
değerinde % 0.2 lik bir düşüşün dış ticaret dengesi üzerinde iyileştirici bir etki
yaratabileceğini ortaya koymaktadır. Tarım (% 0,2), deri ürünleri sanayi ( % 0,2), ağaç
107
ve mantar ürünleri sanayi (% 0,3), kağıt ve basım sanayi (% 0,1) ve lastik ve plastik
sanayi (% 0,1) toplam arz düzeyinde artış yaşayan sektörlerdir. Toplam arz düzeyinin
en fazla artmasına neden olan senaryo 1C bulgularına göre 15 sektörün toplam arzın
artmasında etkisi söz konusudur. İlginç olan sonuç, senaryo 1B uygulamasına göre
toplam arz da çok fazla değişme olmamakla birlikte hemen hemen her sektörde az
düzeyde de olsa toplam arz artışı yaşanırken yalnızca petrol ürünleri, metal olmayan
mineral ürünler, elektrik, gaz, su gibi çoğunluğu devlet girişimciliğinin yaygın olduğu
sektörlerde daralma söz konusudur. Toplama arzdaki en fazla değişim % 2,6 oranı ile
tarım sektöründe senaryo 1C ya bağlı olarak yaşanmaktadır.
108
Tablo 17: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Toplam Arz Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Fabrikasyon Metal Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
Toplam Arz
Senaryo 1A Senaryo 1B Senaryo 1C Senaryo 2A Senaryo 2B
Senaryo 2C
6797.348726
0.2
1.6
2.6
-0.2
-1.6
1666.640947
-0,1
0.1
-0.1
0.1
0.0
5456.181465
0,2
1.1
1.9
-0.2
-1.1
1022.595949
0.0
1.0
1.4
0.0
-1.0
5996.030645
-0.4
0.6
0.5
0.4
-0.6
445.8150501
0.2
0.6
1.1
-0.2
-0.6
1204.302771
0.3
0.7
1.4
-0.3
-0.7
1145.283731
0.1
0.0
0.1
-0.1
0.0
1456.546495
0.0
-0.1
-0.2
0.0
0.1
2644.145885
0.0
0.7
1.0
0.0
-0.7
1844.660565
0.1
1.1
1.7
-0.1
-1.1
2107.35279
-0.1
-0.1
-0.2
0.1
0.1
3011.387103
0.0
0,2
0.4
0.0
-0.2
1477.638516
0.0
0.4
0.6
0.0
-0.4
2018.356826
-0.1
0.4
0.5
0.1
-0.4
1387.268287
-0.1
0.3
0.4
0.1
-0.3
1978.186615
-0.2
0.6
0.8
0.2
-0.6
2056.761716
0.0
-0.3
-0.4
0.0
0.3
5858.57781
-0.1
-0.4
-0.7
0.1
0.4
8956.949549
-0.1
0.7
1.0
0.1
-0.7
30454.97459
0.0
-1.1
-1.7
0.0
1.1
-2.6
0.1
-1.8
-1.4
-0.5
-1.1
-1.4
-0.1
0.2
-1.0
-1.7
0.2
-0.4
-0.6
-0.5
-0.4
-0.8
0.4
0.7
-1.0
1.7
Senaryo 3
12.4
0.0
8.3
7.4
4.3
4.3
5.4
0.4
-0.8
5.0
8.0
-0.5
1.8
3.0
2.8
2.6
4.9
-2.2
-3.2
5.2
-8.5
109
Daha önce model kısmında da tanımlandığı üzere toplam arz yurt içi satışlar ve ihracat
toplamından oluşmaktadır. Maliye politikalarının sektörel yurt içi arz üzerine etkileri
değerlendirildikten sonra bu etkilerin ihracat ve yurt içi satışlar ile olan ilişkisinin tespit
edilmesi önemlidir. Tablo 18, kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının yurt içi satışlar
üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Yurtiçi satışlardaki değişim
toplam arz değerlerindeki değişim ile aynı yönde bir seyir izlemektedir.
Kamu açıklarının artırılmasına yönelik genişleyici maliye politika senaryolarının
tamamı yurt içi satışlar üzerinde genişleyici bir etki yaratmaktadır. Senaryo 1C bulguları
üzerinden bir değerlendirme yapılacak olursa, toplam arz değerlerine benzer şekilde yurt içi
satışların en fazla artış gösterdiği sektörler tarım (% 2.6), gıda sanayi (% 1.9), alkollü içkiler
ve tütün sanayi (% 1.5), tekstil ürünleri sanayi (% 0.5), deri ürünleri sanayi ( % 1.1), ağaç ve
mantar ürünleri sanayi (% 1.4), kağıt ve basım sanayi (% 0.1) lastik ve plastik sanayi (% 1.7),
metal demir ve çelik sanayi (% 0.4), metal eşya sanayi (% 0.6) elektriksiz makine sanayi( %
0.5), elektrikli makine sanayi ( % 0.4), ulaşım araçları ( % 0.8) ulaştırma ve haberleşme ( %
0.1) olarak gerçekleşmektedir.
Kamu transfer harcamalarının azaltıldığı senaryo 2B, yurt içi satışlar genel düzeyi
üzerinde en fazla baskı oluşturan maliye politikası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu baskıyı
en fazla hisseden sektörler ise senaryo 1C de genişleme hissedilen, tarım sanayi (% 1,6), gıda
sanayi (% 1,1) alkollü içkiler ve tütün sanayi (% 1), tekstil ürünleri sanayi ( % 0,5), deri
ürünleri sanayi ( % 0,6), ağaç ve mantar ürünleri sanayi (% 0,7), kimya ürünleri sanayi( %
0,7) lastik ve plastik sanayi (% 1), metal, demir ve çelik sanayi (0,2), metal eşya sanayi ( %
0,4) elektriksiz makine sanayi ( % 0,4), elektrikli makine sanayi ( % 0.3), ulaştırma ve
haberleşme (% 0,7) sektörleridir. Dikkat çeken husus vergi gelirlerini artırmak veya
azaltmaya yönelik bir maliye politikası benzer sektörlerin yurt içi satış düzeyleri üzerinde ters
yönlü bir etki yarattığıdır.
IMF’ın önerisi doğrultusunda kamu birincil denge değerinin GSYİH’nın % 6,5
düzeyinde tutulmasının, yurt içi arz düzeyinde sektörlerin geneli itibariyle iyileşme yönünde
bir etkisi söz konusu olmuştur.
110
Tablo 18: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Yurt İçi Satışlar Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
Yurtiçi Satışlar Senaryo 1A
Senaryo 1B Senaryo 1C
Senaryo 2A
Senaryo 2B Senaryo 2C
6250.77
0.2
1.6
2.6
-0.2
-1.6
1595.87
-0.1
0.0
-0.1
0.1
0.0
4929
0.2
1.1
1.9
-0.2
-1.1
903.61
0.0
1.0
1.5
0.0
-1.0
3756.2
-0.3
0.5
0.5
0.3
-0.5
305.94
0.2
0.6
1.1
-0.2
-0.6
1097.2
0.3
0.7
1.4
-0.3
-0.7
1090.34
0.1
0.0
0.1
-0.1
0.0
1260.9
0.0
-0.1
-0.2
0.0
0.1
2352.41
0.0
0.7
1.0
0.0
-0.7
1488.17
0.1
1.0
1.7
-0.1
-1.0
1917.94
-0.1
-0.1
-0.2
0.1
0.1
2592.49
0.0
0.2
0.4
0.0
-0.2
1362.37
0.0
0.4
0.6
0.0
-0.4
1783.91
-0.1
0.4
0.5
0.1
-0.4
1051.66
-0.1
0.3
0.4
0.1
-0.3
1684.39
-0.2
0.6
0.8
0.2
-0,6
2053.07
0.0
-0.3
-0.4
0.0
0.3
5252.34
-0.1
-0.4
-0.7
0.1
0.4
5972.45
0.0
0.7
1.0
0.0
-0.7
27572.56
0.0
-1.1
-1.7
0.0
1.1
-2.6
0.1
-1.9
-1.5
-0.5
-1.1
-1.4
-0.1
0.1
-1.0
-1.7
0.2
-0.4
-0.6
-0.5
-0.4
-0.8
0.4
0.7
-1.0
1.7
Senaryo 3
12.4
0.0
8.3
7.4
4.0
4.4
5.4
0.4
-0.8
5.0
8.0
-0.5
1.8
3.0
2.8
2.6
4.9
-2.2
-3.1
5.1
-8.5
111
Kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının toplam talep üzerindeki sektörel etkileri
Tablo 19’da yer almaktadır. Toplam talep düzeyi üzerinde yaşanan sektörel etkiler yurt içi
satışlar ve toplam arz değerleri üzerinde yaşanan sektörel etkilere benzer nitelikler arz
etmektedir.
Genişleyici maliye politikalarını toplam talebi artıcı yönde etkileri olduğu
gözlenmektedir. Ancak vergi oranlarının düşürülmesinden çok, kamu transferlerinin
artırılmasının sektörel olarak toplam talep üzerinde etkisi daha hissedilir boyuttadır. Ancak
dikkati çeken husus, genişleyici maliye politikası araçlarının birlikte uyarlandığı senaryo 1C
bulguları, 15 sektörde toplam talebin artması yönünde etki doğururken, petrol ürünleri sanayi
(% 0.1), metal olmayan mineral ürünleri sanayi (% 0.2), elektrik, gaz , su ( % 0.4), inşaat ( %
0.7) ve hizmetler (% 1.6) sektörü toplam talebinde daralma söz konusudur.
Senaryo 2’ye bağlı daraltıcı yönde maliye politikası uyarlamaları genel olarak her üç
senaryoda da toplam talebi düşüş yönünde etkilemektedir. Vergi oranlarının artırılması
sonucunda tarım ( % 0.2), gıda ( % 0.2) gibi zorunlu tüketim ürünlerinin talep edildiği
sektörler de dahil olmak üzere deri ürünleri sanayi (% 0.2), ağaç ve mantar ürünleri sanayi (
% 0.3), kağıt ve basım sanayi (% 0.1) , kimya ürünleri sanayi ( % 0.1), lastik ve plastik sanayi
( % 0.1), elektrik, gaz, su ( % 0.1), ulaştırma, haberleşme ( % 0.1) ve hizmetler sektöründe (%
0.1) toplam talep daralması yaşanmaktadır.
Vergi oranlarının artırılarak, kamu transfer
harcamalarının azaltılmasına dayalı sıkı maliye politikası uyarlaması senaryo 2C madencilik,
petrol ürünleri, metal olmayan mineral ürünler, elektik, gaz su ve hizmetler sektörü dışında
tüm sektörlerin toplam talep düzeyleri azalmaktadır.
Senaryo 3, kamu birincil denge değerini baskı altına alırken farklı sektörlerde yaşanan
değişimin azalan ve artan yönde olması toplam talep denge değerinin değişmemesine neden
olmaktadır. Kamu birincil denge değerinin
GSYİH’ya olan oranının % 6.5 düzeyinde
tutulması, madencilik (% 0.1), petrol ürünleri sanayi (% 0.9), metal olmayan mineral ürünler
( % 0.6), elektrik, gaz, su (% 2.3), inşaat (% 3.1) ve hizmetler ( % 8.5) gibi sektörlerde bir
daralma yaşanmasına neden olmaktadır.
112
Tablo 19: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Toplam Talep Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
Toplam Talep
7097.435
2537.645
5722.353
1006.288
4647.722
441.111
1261.070
1398.397
1629.165
4276.111
2004.575
2105.573
4160.386
1669.537
4094.107
2463.926
3136.981
2142.829
5651.074
7434.335
29365.240
Senaryo 1A
Senaryo 1B
0.2
0.0.
0.2
0.0
-0.1
0.2
0.3
0.1
0.0
0.1
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
-0.1
0.1
0.1
1.6
0.0
1.1
1.0
0.5
0.6
0.7
0.0
-0.1
0.6
1.0
-0.1
0.2
0.4
0.4
0.3
0.6
-0.3
-0.4
0.7
-1.1
Senaryo 1C
Senaryo 2A
Senaryo 2B
2.7
-0.2
0.0
0.0
1.9
-0.2
1.5
0.0
0.6
0.1
1.1
-0.2
1.4
-0.3
0.1
-0.1
-0.1
0.0
1.0
-0.1
1.7
-0.1
-0.2
0.0
0.4
0.0
0.6
0.0
0.6
0.0
0.6
0.0
0.9
0.0
-0.4
-0.1
-0.7
0.1
1.1
-0.1
-1.6
-0.1
Senaryo 2C
-1.6
0.0
-1.1
-1.0
-0.5
-0.6
-0.7
0.1
0.1
-0.6
-1.0
0.1
-0.2
-0.4
-0.4
-0.3
-0.6
0.3
0.4
-0.7
1.1
-2.7
0.0
-1.9
-1.5
-0.6
-1.1
-1.4
-01
0.1
-1.0
-1.7
0.2
-0.4
-0.6
-0.6
-0.5
-0.9
0.4
0.7
-1.1
1.6
Senaryo 3
12.4
-0.1
8.3
7.4
3.6
4.6
5.4
0.3
-0.9
4.9
7.9
-0.6
1.7
3.0
2.7
2.6
4.5
-2.3
-3.1
5.1
-8.5
113
Kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının ara malı girdi değerleri üzerine
etkileri Tablo 20 de yer almaktadır. Doğal bir seyir olarak yurtiçi satışlar, toplam talep
ve toplam arz değişkenlerin de değişim yaşayan sektörlere paralel bir seyir ara malı
girdi sağlayan sektörlerde de yaşanmaktadır.
Vergi oranlarının düşürülmesi yönünde uygulanan maliye politikası, tarım (%
0.7), gıda sanayi (% 0.1), tekstil ürünleri sanayi (% 0.1), kağıt ve basım sanayinde (%
0.2) ara malı girdi talebini artırırken, diğer tüm sektörlerin ara malı girdi miktarı
azalmaktadır.
Vergi oranlarını artırmaya yönelik bir maliye politikası ise tekstil
ürünleri sanayinde (% 0.2), elektrikli makine sanayi ( % 0.1) ve ulaşım araçları (% 0.1)
sanayi hariç diğer tüm sektörlerde ara malı girdi talebi üzerinde azalma yaşanmasına
neden olmaktadır.
Senaryo 3, tarım ( % 0.3) , madencilik ( % 0.3) gıda sanayi ( % 0.2), alkollü
içkiler ve tütün sanayi (% 0.2) kağıt ve basım sanayi (% 0.1) ve inşaat ( % 0.3)
sektörleri dışında diğer tüm sektörlerin ara malı girdi talebinin azaldığını
göstermektedir.
Kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının sektörel yurt içi satışlar, toplam
arz, toplam talep ve ara malı girdi miktarı üzerindeki etkileri incelendikten sonra daha
önce makro iktisadi bakış açısıyla değerlendirilmeye çalışılan dış ticaret dengesi,
sektörel
ihracat
ve
sektörel
ithalat
üzerinden
bir
değerlendirme
yapılarak
detaylandırılmaya çalışılacaktır. Sektörel ihracat ve sektörel ithalat değeri Tablo 21 ve
Tablo 22 de yer almaktadır.
Yabancı tasarrufların ülkeye girişi TL’nin değer kazanmasına neden olurken
yerli üretim uluslararası piyasalarda rekabet edemeyecek düzeye gelmekte ve ithalat
miktarı artarken ihracat miktarı azalmaktadır. Dolayısıyla bu süreç dış ticaret dengesi
üzerinde olumsuz bir etkiye neden olmaktadır.
114
Tablo 20: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Ara Malı Girdi Değerleri Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
Ara Girdiler Senaryo 1A Senaryo 1B Senaryo 1C Senaryo 2A Senaryo 2B Senaryo 2C Senaryo 3
4369.020
0.7
1,1
1.9
-0.1
-1.1
-1.9
8.7
1683.890
0.1
-0.1
-0.2
0.0
0.1
0.2
-0.8
1979.180
0.0
0.3
0.5
-0.1
-0.3
-0.5
2,0
209.730
0.1
-0.8
-1.3
0.0
0.8
1.3
-6.3
1986.260
0.0
0.5
0.6
0.2
-0.5
-0.6
4.1
208.840
-0.2
0.5
0.7
0.0
-0.5
-0.7
3.8
637.450
0.0
0.3
0.7
-0.2
-0.3
-0.7
2.6
1047.230
02
-0.3
-0.4
0.0
0.3
0.4
-2.0
2364.620
0.0
0.4
0.6
0.0
-0.4
-0.6
3.1
2296.170
0.0
0.5
0.8
0.0
-0.5
-0.8
4.1
657.230
0.0
0.5
0.7
0.0
-0.5
-0.7
3.6
1397.110
0.0
-0.3
-0.5
0.0
0.3
0.5
-2.4
3345.630
0.0
0.3
0.4
0.0
-0.3
-0.4
2.1
1042.580
0.0
0.2
0.3
0.0
-0.2
-0.3
1.5
892.930
0.0
-0.1
-0.1
0.0
0.1
0.1
-0.6
547.160
0.0
0.0
-0.1
0.1
0.0
0.1
0.0
576.450
-0.1
0.5
0.6
0.1
-0.5
-0.6
3.6
1558.280
-0.1
-0.2
-0.3
0.0
0.2
0.3
-1.4
189.790
0.0
-1.1
-1.6
0.0
1.1
1.6
-8.2
3978.360
0.0
-0.1
-0.2
0.0
0.1
0.2
-0.7
9192.980
0.0
-0.2
-0.3
0.0
0.2
0.3
-1.5
115
Daha önce değerlendirilen sektörel etkilere benzer şekilde daraltıcı ve
genişleyici maliye politikalarının ihracat üzerinde yarattığı sektörel etkiler ters yönlü bir
etki sergilemektedir. Genişleyici bir maliye politikası tarım (% 2.5), gıda sanayi ( %
1,8) ,alkollü içkiler ve tütün sanayi (% 1,2) tekstil ürünleri sanayi (% 0.3),deri ürünleri
sanayi (% 0.1), kağıt ve basım sanayinde (% 0,1), petrol ürünleri sanayinde (% 3.8)
kimya ürünleri sanayinde (% 0.1), lastik ve plastik sanayi( %1.6),metal demir ve çelik
sanayinde (% 0.4), elektriksiz makine sanayinde (% 0.5), elektrikli makine sanayinde
(% 0.3), ulaşım araçları sanayi (% 0.7),ulaştırma ve haberleşme sektöründe ( % 0.9) ve
hizmetler sektöründe ( % 1.9) ihracat arışına neden olurken, sıkı bir maliye politikası ise
aynı sektörler de aynı oranda ihracatta gerileme yaşanmasına neden olmaktadır.
Diğer yandan IMF’in öngördüğü birincil dengenin GSYİH’ya olan oranının %
6.5 olması gerektiği yönündeki politika önerine bağlı uygulama sonucunda petrol
ürünleri sanayi (% 1), metal olmayan mineral ürünler (% 0.2), elektrik, gaz, su (% 2.0),
inşaat ( % 3.4), ulaştırma ve haberleşme ( % 5.2) , hizmetler (% 8.6) gibi sektörlerin
ihracat kapasiteleri üzerinde daralma etkileri gözlenmektedir.Bu azalmaya rağmen
sektörün geneli itibariyle yapılan değerlendirmede ihracat kapasitesi temel alınan yıl
ihracat değerine göre % 1.7 düzeyinde artış göstermektedir.
Sektörel ithalat değerleri üzerinden değerlendirme yapıldığında genişleyici
maliye politikalarının sektörel ithalat değerlerini artırdığı söylenebilir. Sıkı maliye
politikası uyarlaması sonucunda petrol ürünleri, elektrik, su, gaz sektörleri dışında kalan
tüm sektörlerde ithalat artışı söz konusudur. Vergi oranlarında düşüşü ön gören senaryo
1A uyarlaması tüm sektörlerde ithalatın artmasına neden olmaktadır. Benzer şekilde,
sıkı maliye politikası uyarlaması niteliği arz eden birincil kamu dengesinin baskı altına
alınması da genel olarak sektörel düzeyde ithalat değerinin artmasını sağlamaktadır.
116
Tablo 21:Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının İhracat Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
İhracat
546.570
70.763
527.175
118.978
2239.827
139.866
107.099
54.938
195.644
291.731
356.482
189.404
418.892
115.266
234.442
335.604
293.795
3.690
606.235
2984.491
2882.408
Senaryo 1A
0.0
-0.3
0.1
-0.3
-0.6
0.2
0.4
0.0
0.0
-0.1
0.0
-0.2
0.0
0.0
-0.1
-0.2
-0.3
-0.1
-0.1
-0.2
-0.1
Senaryo 1B
1.6
0.1
1.1
1.0
0.6
0.6
0.7
0.1
-0.1
0.7
1.1
0.0
0.2
0.4
0.4
0.3
0.7
-0.2
-0.5
0.7
1.6
Senaryo 1C
2.5
-0.2
1.8
1.2
0.3
1.0
1.5
0.1
-0.2
1.0
1.6
-0.2
0.4
0.6
0.5
0.3
0.7
-0.5
-0.8
0.9
-1.9
Senaryo 2A
0.0
0.3
-0.1
0.3
0.6
-0.2
-0.4
0.0
0.0
0.1
0.0
0.2
0.0
0.0
0.1
0.2
0.3
0.2
0.1
0.2
0.1
Senaryo 2B
1.6
-0.1
-1.1
-1.0
-0.6
-0.6
-0.7
-0.1
0.1
-0.7
-1.1
0.0
-0.2
-0.4
-0.4
-0.3
-0.7
0.3
0.5
-0.7
1.1
Senaryo 2C
-2,5
0.2
-1.8
-1,3
-0.3
-1.0
-1.5
-0.1
0.2
-1.0
-1.6
0.2
-0.4
-0.6
-0.5
-0.3
-0.7
0.5
0.8
-0.9
1.9
Senaryo 3
12.5
0.4
8.3
7.6
4.9
4.2
5.3
0.6
-0.6
5.2
8.2
-0.2
1.9
3.0
2.8
2.6
5.0
-2.0
-3.4
-5.2
-8.6
117
Tablo 22: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının İthalat Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
İthalat
548.689
922.739
451.494
48.631
643.111
106.185
85.498
254.847
299.864
1802.335
413.993
122.922
1429.437
230.483
2216.165
1345.026
1369.832
27.009
47.910
1068.859
1138.196
Senaryo 1A
0.6
0.1
0.4
0.8
0.9
0.2
0.1
0.2
0.1
0.1
0.3
0.2
0.1
0.1
0.1
0.1
0.3
0.5
0.4
0.7
0.7
Senaryo 1B
-1.1
1.6
-0.1
1.1
0.9
0.2
0.7
0.7
0.0
-0.1
0.6
1.0
-0.2
0.2
0.4
0.3
0.3
0.5
-0.4
-0.1
0.6
Senaryo 1C
3.0
0.0
2.0
2.1
1.1
1.2
1.2
0.2
-0.1
1.1
1.8
0.0
0.4
0.7
0.6
0.7
1.1
-0.1
0.2
1.6
-0.9
Senaryo 2A
-0.6
-0.1
-0.4
-0.8
-0.9
-0.2
-0.1
-0.2
-0.1
-0.1
-0.3
-0.2
-0.1
-0.1
-0.1
-0.1
-0.3
-0.4
-0.4
-0.7
-0.7
Senaryo 2B
-1.6
0.1
-1.1
-0.9
-0.2
-0.7
-0,.7
0.0
0.1
-0.6
-1.0
0.2
-0.2
-0.4
-0.3
-0,3
-0.5
0.4
0.1
-0.6
1.0
Senaryo 2C
-0.3
0.0
-0.2
-2.1
-1.1
-1.2
-1.2
-0.2
0.1
-1.1
-1.8
0.0
-0.4
-0.7
-0.6
-0.7
-1.1
0.1
-0.2
-1.6
0.9
Senaryo 3
12.1
-0.4
8.2
6.7
1.4
5.2
5.5
0.0
-1.1
4.8
7.6
-1.3
1.6
2.9
2.6
2.6
4.6
-2.8
-0.6
4.6
-8.0
118
Tablo 23 ve tablo 24, kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının sektörel
kamu tüketimi ve özel tüketim etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır.
Genişleyici maliye politikası senaryolarının tümü sektörel özel tüketim miktarında artış
sağlamaktadırlar.
Genişleyici maliye politikası uyarlaması senaryo 1C’ye sonucunda
özel
tüketim miktarında tüm sektörler için yaklaşık % 2,5 düzeyinde artış söz konusuyken,
kamu tüketim miktarı tüm sektörlerde aynı oranda azalmaktadır.
Vergi oranlarında artış uyarlamasına bağlı politika senaryosu 2A sonucunda,
tarım, lastik ve plastik sanayi, elektrik, gaz, su ve hizmetler sektörü dışında kalan diğer
tüm sektörlerde özel tüketim miktarında azalma yaşanmaktadır.
Tüm sektörler itibariyle senaryo 3 dışında kalan tüm politika uyarlamaları
kamu tüketimi ve özel tüketim arasında bir değiş tokuş olabileceğini göstermektedir.
Senaryo 3’de ise tüm sektörler de hem kamu tüketim miktarı hem de özel tüketim
miktarı artış göstermektedir.
119
Tablo 23: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Özel Tüketim Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
Özel Tüketim
5526.455
83.073
3998.221
744.428
866.838
145.938
445.500
407.337
448.229
1162.972
1296.590
166.543
0.000
297.783
1009.593
686.424
1047.620
436.250
0.000
4619.484
12596.751
Senaryo 1A
0.2
0.0
0.3
0.1
0.1
0.4
0.5
0.2
0.2
0.1
0.2
0.0
0.2
0.2
0.1
0.1
0.1
0.1
0.0
0.1
-0.1
Senaryo 1B
1.5
1.6
1.5
1.5
1.6
1,5
1,5
1,5
1,6
1,5
1,6
1,6
1,6
1.5
1.5
1.5
1.6
1.6
1,2
1,5
1,5
Senaryo 1C
2.5
2.4
2.6
2.4
2.5
2.7
2.8
2.6
2.5
2.5
2.6
2.4
2.6
2.6
2.4
2.4
2.4
2.4
1.9
2.5
2.2
Senaryo 2A
0.0
-0.3
-0.1
-0.1
-0.4
-0.5
-0.2
-0.2
-0.1
-0.2
0.0
-0.2
-0.2
-0.1
-0.1
-0.1
-0.1
0.0
-0.1
0.1
0.0
Senaryo 2B
-1.5
-1.6
-1.5
-1.5
-1.6
-1.5
-1.5
-1.5
-1.6
-1.5
-1.6
-1.6
-1.6
-1.5
-1.5
-1.5
-1.6
-1.6
1.2
-1.5
-1.5
Senaryo 2C Senaryo 3
-2.5
11.7
-2.4
11.9
-2.6
11.6
-2.4
11.8
-2.5
12.3
-2.7
11.4
-2.8
11.5
-2.6
11.8
-2.5
11.9
-2.5
11.7
-2.6
11.9
-2.4
12.1
-2.6
0.0
-2.6
11.7
-2.4
11.7
-2.4
11.6
-2.4
11.8
-2.4
11.9
-1.9
0.0
-2.5
11.8
-2.5
11.9
120
Sektörel değerlendirmeye ilişkin bir diğer değişken, sermaye faktörünün
getirisine ilişkindir. Tablo 25 kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının sektörel
sermaye getirisi üzerine etkilerinin değerlendirilebilmesi için hazırlanmıştır. Ancak
burada dikkat edilmesi gereken husus model kısmında da belirtildiği üzere üretim
faktörlerinin sabit olduğudur. Dolayısıyla üretimde kullanılan sermaye stoğunun sabit
olmasına bağlı olarak sermaye miktarı sabit, ancak sektörler arası hareket serbestine
sahiptir. Sıkı maliye politikası 2C uygulanması sermayenin madencilik, petrol ürünleri
sanayi, metal olmayan mineral ürünler, elektrik gaz , su ve hizmet sektörlerine
kaymasına neden olmaktadır. Genişleyici maliye politikası senaryo 1C de ise tam tersi
etkiler söz konusudur.
121
Tablo 24: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Kamu Tüketimi Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
Kamu Tüketimi
178.586
4.383
38.913
1.144
48.580
5.966
0.743
30.463
182.662
32.934
26.617
4.404
1.946
2.540
13.952
25.739
16.633
104.691
25.413
175.653
5000.713
Senaryo 1A
0.9
0.7
1.0
0.8
0.8
1.1
1.2
1.0
0.9
0.9
0.9
0.7
1.0
1.0
0.8
0.8
0.8
0.8
0.8
0.9
0.7
Senaryo 1B
-9.9
-9.9
10.0
-9.9
-9.9
-10.0
-10.0
-9.9
-9.9
-9.9
-9.9
-9.9
-9.9
-9.9
-9.9
-10.0
-9.9
-9.9
-10.2
-9.9
-10.0
Senaryo 1C
-14.3
-14.4
-14.2
-14.3
-14.2
14.1
-14.0
-14.2
-14.2
-14.3
-14.2
-14.3
-14.2
-14.2
-14.3
-14.3
-14.3
-14.3
-14.8
-14.3
-14.5
Senaryo 2A Senaryo 2B
-0.9
9.9
-0.8
9.9
-1.0
10.0
-0.8
9.9
-0.8
9.9
-1.1
10.0
-1.2
10.
-1.0
9.9
-0,9
9.9
-0.9
9.9
-0.9
9.9
-0.7
9.9
-1.0
9.9
-1.0
9.9
-0.9
9.9
-0.8
10.0
-0.8
9.9
-0.8
9.9
-0.8
10.3
-0.9
9.9
-0.7
10.0
Senaryo 2C
2.2
14.2
14.4
14.1
14.3
14.2
14.0
13.9
14.1
14.2
14.2
14.1
14.3
14.1
14.1
14.3
14.3
14.3
14.3
14.9
14.3
Senaryo 3
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
24.4
122
Tablo 25: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Sermaye Getirisi Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz, Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
Sermaye Getirisi
2132,583
1176,075
939,808
291,374
2420,222
59,534
160,681
354,778
360,66
875,434
494,896
1079,39
987,559
365,963
629,035
391,206
782,701
974,331
439,906
3527,061
14359,14
Senaryo 1A
0.2
-0.1
0.2
0.0
-0.4
0.2
0.4
0.1
0.0
0.0
0.1
-0.1
0.0
0.1
-0.1
-0.1
-0.2
0.1
0.0
-0,1
0.0
Senaryo 1B Senaryo 1C
1.8
2.9
0.1
0.0
1.3
2.2
1,1
1,7
0.7
0.6
0.8
1.5
0.9
1.8
0.2
0.3
-0.1
-0.1
0.8
1.2
1.2
1.9
0.0
0.0
0.3
0.6
0.6
0.9
0.5
0.8
0.5
0.7
0.8
0.9
-0.2
-0.2
0.1
0.1
0.8
1.2
-0.9
-1.3
Senaryo 2A
-0,2
0.1
-0.2
0.0
0.4
-0.2
-0.4
-0.1
0.0
0.0
-0.1
0.1
0.0
-0.1
0.1
0.1
0.2
-0.1
0.0
0.1
0.0
Senaryo 2B
-1.8
-0.1
-1.3
1.1
-0.7
-0.8
-0.9
-0.2
0.1
-0.8
-1.2
0.0
-0.3
-0.6
-0.5
-0.5
-0.8
0.2
-0.1
-0.8
0.9
Senaryo 2C
-2.9
0.0
-2.1
-1.7
-0.6
-1.5
-1.8
-0.3
0.1
-1.2
-1.9
0.0
-0.6
-0.9
-0.8
-0.7
-0.9
0.2
-0.1
-1.2
1.3
Senaryo 3
13.8
0.6
9.8
8.7
5.2
6.3
7.1
1.3
-0.4
6.1
9.1
0.2
2.6
4.3
4.0
4.0
5.8
-1.3
0.5
6.4
-7.0
123
Tablo 26’dan Tablo 31’e kadar olan bölümde kamu açıklarına ilişkin maliye
politikalarının sektörel fiyatlar üzerinde yarattığı etki değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Tablo 26 kamu açıklarına ilişkin maliye politikalarının sektörel toplam çıktı
fiyatı üzerinde yarattığı etkilerin değerlendirilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Satış ve
kurumlar vergilerinde bir azalma ve kamu tüketim harcamalarındaki artışa bağlı
genişleyici bir maliye politikasının (senaryo 1C) genelde tüm sektörler de toplam çıktı
fiyatının artmasına neden olduğudur. Benzer seyir Tablo 28 da yer alan kamu açıklarına
ilişkin maliye politikalarının sektörel yurt içi fiyatı ve Tablo 27 de yer alan sektörel
karma mal fiyatı üzerinde yarattığı etki için de söz konusudur. Yatırım malları ve ara
malları Türkiye ekonomisinde ağırlıklı olarak ithalata dayalıdır. İlgili sektörlerin
sektörel ithalat miktarında gözlemlenme artış, toplam çıktı fiyatının, yurt içi fiyat
düzeyinin ve karma mal fiyatının artmasına neden olmaktadır. Bu ilişki Türkiye
ekonomisinde yurt içi mallar ve ithalat malları arasındaki düşük ithalat esnekliğine
bağlanabilir.
Tam tersi etki kamu tüketim harcamalarının azaltıldığı, satış ve kurumlar vergisi
oranlarının arttırıldığı sıkı maliye politikası uygulandığı durum için söz konusudur. Bu
kez tüketim malları sektörlerinin toplam çıktı, yurtiçi fiyatlar ve karma mal fiyatlarında
düşüş gözlenirken, ara malları ve yatırım malları sağlayan sektörlerin fiyat seviyeleri
artmaktadır.
Kamu transfer harcamalarını azaltıldığı veya artırıldığı durumda, yani maliye
politikası aracı olarak kamu transfer harcamaları belirlendiğinde sektörel fiyat düzeyleri
üzerinde önemli bir etkisinin olduğu söylenemez.
Senaryo 3 sonuçlarına göre birincil kamu fazlasının GSYİH’a olan oranının
% 6.5 seviyesinde tutulmasının yurt içi fiyat düzeyi, toplam çıktı fiyatı ve katma değer
fiyatlarında önemli bir etkisinin olmadığı söylenebilir.
124
Tablo 26: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Toplam Çıktı Fiyatı Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
PX
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
Senaryo 1A
0.1
0.2
0.1
0.2
0.2
0.0
-0.1
0.1
0.1
0.1
0.1
0.2
0.0
0.1
0.1
0.2
,0.2
0.2
0.3
0.2
0.3
Senaryo 1B
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.3
0.0
0.0
Senaryo 1C
0.1
0.1
0.1
0.2
0.1
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.1
0.1
0.1
0.0
0.0
0.1
0.2
0.1
0.1
0.8
0.2
0.3
Senaryo 2A
-0.1
-0.2
-0.1
-0.2
-0.2
0.0
0.1
-0.1
-0.1
-0.1
-0.1
-0.2
0.0
-0.1
-0.1
-0.2
-0.2
-0.2
-0.3
-0.2
-0.3
Senaryo 2B
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.3
0.0
0.0
Senaryo 2C
-0.1
-0.1
-0.1
-0.2
-0.1
0.0
0.1
0.0
0.0
-0.1
-0.1
-0.1
0.0
0.0
-0.1
-0.2
-0.1
-0.1
-0.8
-0.2
-0.3
Senaryo 3
-0.1
-0.3
0.0
-0.2
-0.5
0.1
0.1
-0.2
-0.3
-0.2
-0.3
-0.5
-0.3
-0.1
-0.1
0.0
-0.3
-0.2
2.1
-0.1
0.2
125
Tablo 27: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Karma Mal Fiyatı Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
PC
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
Senaryo 1A Senaryo 1B
-0.1
0.0
0.1
0.0
-0.2
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
-0.3
0.0
-0.4
0.0
-0.1
0.0
-0.1
0.0
-0.1
0.0
-0.1
0.0
0.1
-0.1
-0.1
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.3
0.0
0.0
0.2
0.0
Senaryo 1C
-0.1
0.0
-0.2
0.0
-0.1
-0.3
-0.4
-0.2
-0.1
-0.1
-0.2
0.0
-0.2
-0.2
0.0
0.0
0.0
0.0
0.5
-0.1
0.2
Senaryo 2A
0.1
-0.1
0.2
0.0
0.0
0.3
0.4
0.1
0.1
0.1
0.1
-0.1
0.1
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
-0.2
Senaryo 2B
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.3
0.0
0.0
Senaryo 2C
0.1
0.0
0.2
0.0
0.1
0.3
0.4
0.2
0.1
0.1
0.2
0.0
0.2
0.2
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.5
0.1
-0.2
Senaryo 3
-0.1
-0.2
0.0
-0.2
-0.6
0.1
0.1
-0.1
-0.2
-0.1
-0.3
-0.5
-0.2
-0.1
-0.1
0.0
-0.2
-0.2
2.4
-0.2
0.2
126
Tablo 28: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Yurt İçi Fiyatlar Üzerine Etkileri
PD
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri
Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
Senaryo 1A Senaryo 1B Senaryo 1C
Senaryo 2A
Senaryo 2B Senaryo 2C Senaryo 3
0.1
0.0
0.1
-0.1
0.0
-0.1
-0.1
0.2
0.0
0.1
-0.1
0.0
-0.1
-0.2
0.1
0.0
0.1
-0.1
0.0
-0.1
0.0
0.2
0.0
0.2
-0.2
0.0
-0.2
-0.2
0.3
-0.1
0.2
-0.3
0.1
-0.2
-0.6
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
-0.1
0.1
0.1
0.1
0.2
0.2
0.0
0.1
0.2
0.2
0.2
0.2
0.4
0.3
0.3
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.3
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.1
0.1
0.1
0.0
0.1
0.1
0.2
0.1
0.1
0.9
0.2
0.3
0.1
-0.1
-0.1
-0.1
-0.2
-0.2
0.0
-0.1
-0.2
-0.2
-0.2
-0.2
-0.4
-0.3
-0.3
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
-0.3
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
-0.1
-0.1
-0.1
0.0
-0.1
-0.1
-0.2
-0.1
-0.1
-0.9
-0.2
-0.3
0.1
-0.1
-0.2
-0.1
-0.3
-0.5
-0.2
-0.1
-0.1
0.0
-0.2
-0.2
2.4
-0.2
0.2
127
Tablo 29: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel Katma Değer Fiyatları Üzerine Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
PVA
0.420
0.800
0.240
0.370
0.480
0.210
0.190
0.380
0.270
0.410
0.330
0.590
0.390
0.330
0.410
0.390
0.480
0.590
0.300
0.510
0.700
Senaryo 1A
0.5
0.2
0.4
0.5
0.4
0.5
0.5
0.3
0.4
0.2
0.3
0.3
0.3
0.3
0.2
0.3
0.2
0.3
0.6
0.2
0.3
Senaryo 1B
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.4
0.0
0.0
-0.2
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.2
0.0
0.3
-0.2
0.0
Senaryo 1C
0.5
0.1
0.4
0.3
0.4
0.5
0.5
0.3
0.0
0.2
0.3
0.2
0.3
0.3
0.2
0.3
0.2
0.3
1.0
0.2
0.3
Senaryo 2A
0.7
1.0
0.0
0.3
1.7
1.0
4.7
1.6
0.4
0.2
0.6
0.0
-0.3
1.8
0.2
1.3
0.0
-0,3
2.3
1.2
0.3
Senaryo 2B
0.0
0.0
0.0
0.0
0.2
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.2
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.2
-0.3
0.0
-0.1
Senaryo 2C
-0.2
-0.2
0.0
-0.3
-0.2
-0.5
0.0
-0.3
-0.4
-0.2
-0.3
-0.2
-0.3
-0.3
-0.5
-0.3
-0.2
-0.2
-0.6
-0.4
-0.4
Senaryo 3
0.0
0.7
0.0
0.0
-0.4
0.5
0.5
-0.5
-1.1
-0.5
-0.6
-0.7
-0.5
0.0
0.0
0.0
-0.6
-0.3
2.6
-0.2
0.3
128
Tablo 30: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel İhracat Fiyatlarının Yurt İçi Fiyatlara Oranları Üzerine
Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
PE/PD
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
Senaryo 1A
-0.1
-0.2
-0.1
-0.1
-0.3
0.0
0.1
-0.1
-0.1
-0.1
-0.2
-0.2
0.0
-0.1
-0.2
-0.2
-0.2
-0.2
-0.4
-0.3
-0.3
Senaryo 1B
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
-0.3
0.0
0.0
Senaryo 1C
-0.1
-0.1
-0.1
-0.2
-0.2
0.0
0.1
0.0
0.0
-0.1
-0.1
-0.1
0.0
-0.1
-0.1
-0.2
-0.1
-0.1
-0.9
-0.2
-0.3
Senaryo 2A
0.1
0.2
0.1
0.2
0.3
0.0
-0.1
0.1
0.1
0.1
0.2
0.2
0.0
0.1
0.2
0.2
0.2
0.2
0.4
0.3
0.3
Senaryo 2B
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.3
0.0
0.0
Senaryo 2C
0.1
0.1
0.1
0.2
0.2
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.1
0.1
0.1
0.0
0.1
0.1
0.2
0.1
0.1
0.9
0.2
0.3
Senaryo 3
0.1
0.4
0.0
0.2
0.7
-0.2
-0.1
0.2
0.3
0.2
0.3
0.5
0.3
0.1
0.1
0.0
0.4
0.2
-2.3
0.2
-0.2
129
Tablo 31: Kamu Açıklarına İlişkin Maliye Politikalarının Sektörel İthalat Fiyatlarının Yurt İçi Fiyatlara Oranları Üzerine
Etkileri
Tarım
Madencilik
Gıda Sanayi
Alkollü İçkiler ve Tütün Sanayi
Tekstil Ürünleri Sanayi
Deri Ürünleri Sanayi
Ağaç ve Mantar Ürünleri Sanayi
Kağıt ve Basım Sanayi
Petrol Ürünleri Sanayi
Kimya Ürünleri Sanayi
Lastik ve Plastik Sanayi
Metal Olmayan Mineral Ürünler
Metal, Demir ve Çelik Sanayi
Metal Eşya Sanayi
Elektriksiz Makine Sanayi
Elektrikli Makine Sanayi
Ulaşım Araçları
Elektrik, Gaz , Su
İnşaat
Ulaştırma ve Haberleşme
Hizmetler
PM/PD
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
1.00
Senaryo 1A
-0.1
-0.2
-0.1
-0.2
-0.3
0.0
0.1
-0.1
-0.1
-0.1
-0.2
-0.2
0.0
-0.1
-0.2
-0.2
-0.2
-0.2
-0.4
-0.3
-0.3
Senaryo 1B
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.1
0.0
-0.3
0.0
0.0
Senaryo 1C
-0.1
-0.1
-0.1
-0.2
-0.2
0.0
0.1
0.0
0.0
-0.1
-0.1
-0.1
0.0
-0.1
-0.1
-0.2
-0.1
-0.1
-0.9
-0.2
-0.3
Senaryo 2A
0.1
0.2
0.1
0.2
0.3
0.0
-0.1
0.1
0.1
0.1
0.2
0.2
0.0
0.1
0.2
0.2
0.2
0.2
0.4
0.3
0.3
Senaryo 2B
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.0
0.0
-0.1
0.0
0.3
0.0
0.0
Senaryo 2C
0.1
0.1
0.1
0.2
0.2
0.0
-0.1
0.0
0.0
0.1
0.1
0.1
0.0
0.1
0.1
0.2
0.1
0.1
0.9
0.2
0.3
Senaryo 3
0.1
0.4
0.0
0.2
0.7
-0.2
-0.1
0.2
0.3
0.2
0.3
0.5
0.3
0.1
0.1
0.0
0.4
0.2
-2.3
0.2
-0.2
130
SONUÇ
Kamu açıklarına ilişkin maliye politikaları uygulamaları ülkeler arasında farklılık
arz etmektedir. Diğer yandan farklı ülkelerin karşı karşıya kaldıkları iktisadi şoklar ve bu
şoklara bağlı çözüm arayışları, uygulanan politikadan elde edilen sonuçların değişiklik
göstermesine neden olabilmektedir. Kamu açıklarını artırılmasına veya azaltılmasına ilişkin
maliye politikaları kuramsal iktisadi öğreti arasında da farklılık göstermektedir.
Çalışmamızın sınırları çerçevesinde kamu açıklarına ilişkin daraltıcı ve genişleyici
maliye politikalarının makro iktisadi dengeler ve reel sektör üzerindeki etkileri ve bu
bağlamda kuramsal iktisadi öğreti ile tutarlılığı değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Hesaplanabilir genel denge modelleri iktisadi tahminlerde bulunan model olma
özelliğinden çok politika senaryolarına değişkenlerin sayısal değerlerindeki değişimin yönü
ile ilgilenmektedirler. Türkiye ekonomisi için 21 sektörün incelendiği hesaplanabilir genel
denge modeli kapsamında kamu açıklarına ilişkin yedi farklı politika senaryosu arasında
değerlendirme yapılmıştır. Bu amaçla 1998 yılı için Türkiye İstatistik Kurumunun
hazırladığı input-output tablosu, ödemeler dengesi, kamu kesimi ve milli gelir hesapları,
SHM matrisinin oluşturulması amacıyla kullanılan veri kaynaklarıdır.
Birinci bölümde yer alan politika senaryoları genişleyeci maliye politikası
uygulamalarının makro iktisadi ve sektörel etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla
oluşturulurken, politika senaryolarının ikinci bölümünde sıkı maliye politikalarının etkileri
değerlendirilmeye çalışılmıştır. Politika senaryolarından sonucusu IMF’in, kamu açıklarına
ilişkin birincil bütçe fazlası değerinin, GSYİH’ya olan oranının % 6,5 düzeyinde
tutulmasının yaratacağı iktisadi etkilerin değerlendirilmesini içermektedir.
Satış ve kurumlar vergisi oranlarının düşürüldüğü, kamu transfer harcamalarının
artırılarak genişleyici maliye politikası uygulamaların söz konusu olduğu politika
senaryolarının GSYİH değeri üzerinde hissedilir düzeyde etkisinin olduğunu söylemek
mümkün değildir. Genişleyici maliye politikalarının GSYİH değeri üzerinde oluşturacağı
131
beklenen olumlu etki gerçekleşmemektedir. Azalan üretime bağlı olarak vergilendirilebilir
kapasite üzerinde baskı oluştuğu söylenebilir. Diğer yandan üretim kapasitesi
artmadığından ihracat düzeyininde artırılması mümkün olamamaktadır.
Kamu transferlerinin büyük bir kısmını iç borç faiz ödemeleri oluşturduğundan
hanehalkı harcanabilir gelir düzeyi yükselmekte ve bu gelişmeye bağlı olarak vergi gelirleri
dolaylı olarak artış yönünde etkilenmektedir.
Senaryo 1C’ye bağlı düşen vergi oranları ve artan kamu transfer harcamaları
sonucunda birincil denge değerinde ki iyileşme dikkat çekicidir. Azalan satış ve kurumlar
vergisi gelirlerinin, kamu transfer harcamalarında ki artış ile birlikte kamu açıklarını
artırması beklenmektedir. Dolayısıyla kamu açıklarındaki artışa bağlı olarak birincil denge
değerinde bir artış beklenmektedir. Birincil denge, ekonomide yalnızca maliye politikasının
etkilerinin değerlendirilmesi bakımından önem arz etmektedir. Birincil denge değeri para
politikası değişkeni olan faiz oranında gerçekleşen değişimlerin etkisini içermemektedir.
Kamu transfer harcamalarındaki artış birincil denge değerinin azalmasına neden olurken,
kamu transferlerindek düşüşe bağlı iç borç faiz ödemelerinde ki azalmayla birlikte faiz
oranlarında da azalma olacağı düşünülmektedir.
Birinci bölümde uygulanan senaryolara bağlı olarak dış kaynak Senaryo 1A dışında
kalan her iki senaryo da miktarında artış gözlenmektedir. Dış kaynaklardaki artış iç borç
faiz ödemelerini kapsayan kamu transferlerindeki artış ile ilişkilendirilmektedir. Artan iç
borç faiz ödemeleri, faiz oranlarına artış yönünde ivme kazandırmakta ve böylelikle dış
kaynakların ülke ekonomisine girişini sağlanmaktadır. Diğer yandan artan kamu
transferleri, kamu tasarrufu ve kamu yatırım kapasitesini olumsuz yönde etkilemektedir.
Bir diğer ilginç bulgu, Türkiye ekonomisinde genişleyici maliye politikasına bağlı,
özel tasarrufların özel yatırımlara dönüşmediğidir. Daha önce yabancı sermaye
miktarındaki azalmadan da gözlemlendiği üzere gerek yurt içi yatırımlar gerekse yabancı
tasarruflara dayalı yurt dışı kaynaklı yatırımlar spekülatif yatırım araçlarına yönlendiği
düşünülmektedir.
132
Genişleyici maliye politikasına bağlı olarak yabancı sermaye miktarında
gözlemlenen artış TL’nin değer kazanmasına neden olacağından ihracatın azalmasına
neden olmaktadır. Böylelikle, dış ticaret dengesi üzerinde olumlu etki sağlanamamıştır.
Diğer
yandan, GSYİH düzeyinde
yaşanan olumsuzluk
ihracat
kapasitesini de
etkilemektedir.
Satış ve kurumlar vergisi oranlarının artırıldığı, kamu transfer harcamalarının
azaltıldığı ikinci kısım politika senaryoları kamu transfer harcamalarındaki azalma ile iç
borç faizleri üzerinde düşüş etkisi yaratabilmektedir.
Vergi oranları artırıldığında
dış kaynak düzeyinde gerçekleşen artışa rağmen
ekonomide beklenen etki oluşamamaktadır. Yabancı sermaye düzeyindeki artışa rağmen
özel yatırım kararlarynda artışın olmaması ülkeye gelen kaynağın kısa süreli ve spekülatif
özellikli olma ihtimalini güçlendirmektedir. Dış kaynağın arttığı durumda dış ticaret açığı
beklenenin tersine bir iyileşme göstermektedir. Ekonomide gözlenen daralmaya bağlıu
olarak üretim kapasitesi yaratılamadığı gibi harcanabilir gelir seviyesinde de azalma
gözlenmektedir. Aynı zamanda düşük gelir seviyesi ithalatın azalmasında da etken
olabilmektedir. Yatırım kapasitesinde yaşanan daralma ile birlikte ara malı girdi ithal eden
sektörlerin azalan talebi, ithalat talebi üzerinde olumsuz etki doğurabilmektedir.
Faiz oranlarındaki düşüş uluslararası sermaye piyasalarında rekabet edebilirliğimizi
artırırken yabancı tasarrufların ülke ekonomisinden çıkmasına neden olmaktadır. Dış
kaynaklardaki azalmaya bağlı olarak TL’nin değer kaybedeceği düşünülmektedir.
Böylelikle ithalat miktarı azalacak ihracat miktarı artacaktır. Dış ticaret dengesi bu
durumdan olumlu yönde etkilenmektedir.
IMF’in önerdiği % 6.5 faiz dışı fazla hedefi politika senaryosu bulgularına göre
GSYİH değerinde bir artış gözlenememektedir. Artan kamu transferlerinin borçlanmaya
neden olabileceği, faiz oranlarının yükselebileceği ve dış kaynak düzeyinde artış
yaşanacağı söylenebilir. Yabancı sermaye girişlerine bağlı olarak ithalat artarken, ihracat
133
düzeyinde sınırlı bir artış söz konusu olabilmekte ve dış ticaret dengesi olumsuz yönde
etkilenmektedir. Diğer yandan, özel tüketim taleplerindeki artış ile birlikte özel
yatımlardaki sınırlı artış Türkiye ekonomisi için uzun dönemli büyüme patikası
düşünüldüğünde dikkat çekici bir özelliğe sahiptir.
IMF programlarına ilişkin değerlendirmelere göre makro ekonomik maliyetlere
karşın dış ticaret dengesizliğinin üstesinden gelinebileceği vurgulanmaktadır. Ancak model
sonucu Türkiye ekonomisi açısından bu sonucu destekler nitelikte değildir. Kamu birincil
denge değerinde yaklaşık % 3.5 iyileşme söz konusuyken ödemeler dengesi % 7.9
kötüleşmektedir. Bu da ödemeler dengesi açığı ile kamu açığı arasında bir değiş tokuş
ilişkisi olduğunu göstermektedir.
Kamu açıkları ve dış ticaret açıkları Türkiye ekonomisinin karşı karşıya kaldığı iki
önemli dengesizliktir. Türkiye ekonomisinde bu iki açık söz konusu olduğu sürece makro
iktisadi ve sektörel anlamda ciddi sorunların yaşanabileceği beklenmektedir.
Politika senaryolarının dış ticaret dengeleri üzerindeki etkileri genel olarak
değerlendirildiğinde genişleyici maliye politikaları uygulamalarının dış ticareti bozucu
yönde, sıkı maliye politikalarının ise dış ticareti iyileştirici yönde sonuçlar doğurduğu
gözlenmektedir.
Kamu açıklarına ilişkin maliye politikaları senaryo uygulamaları sonucunda sonucu
büyüme, refah düzeyi, dış ticaret ve birincil kamu dengesi değerleri arasında ki iyileştirme
bir tercih sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sıkı maliye politikası uygulamaları dış ticaret dengesi, GSYİH ve kamu birincil
denge değeri üzerinde olumlu etki yaratırken, iktisadi refah düzeyi üzerinde benzer etkinin
söz konusu olmadığı gözlemlenmektedir.
134
Genişleyici maliye politikası uygulamaları dış ticaret dengesi, GSYİH ve kamu
birincil denge değerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu gözlemlenirken, beklenenin tam
tersine iktisadi refah düzeyinde olumlu etki yaratamadığı gözlemlenmektedir.
IMF güdümlü maliye politikası hane halkı refahı üzerinde olumlu etki yarattığı
gözlenirken, iktisadi refah düzeyi üzerinde aynı etkiyi yaratmadığı gözlenmiştir. Diğer
yandan özel yatırım kararları üzerindeki etkisi politikanın uzun dönemli uygulanabilirliği
üzerine kuşku uyandırmaktadır.
Türkiye ekonomisi için değerlendirilmeye çalışılan model reel sektöre yönelik statik
yapıda HGD modeli olma özelliği taşımaktadır. Finansal piyasalara ve bu piyasalara ait
politika değişkenleri Walrasyan genel denge yapısı içinde yer almamaktadır.
Modelin dinamik bir yapıya sahip, uzun dönemli değişimleri ve finansal kesimi
içerecek şekilde düzenlenmesi çalışmaya daha ileri düzeyde getirilebilecek beklenen
katkılardır.
135
KAYNAKÇA
Aglietta, Michel (2001), “Financial Instability and Monetary Regulation”, The SaintGobain Center for Economic Research 3rd Conference, Paris, November 8-9
Ahking, Francis W. ve S. M. Miller (1985), “ The Relationship Between Government
Deficits, Money Growth and Inflation”, The Journal of Macroeconomics, Fall,Vol.7
No.4 pp.447-467
Akbostancı, Elif ve G. İ. Tunç (2001), “Turkish Twin Deficits: An Error Correction Model
of Trade Balance”, Middle East Technical University, Economic Research Center
Working Papers in Economics 01/06
www.econ.metu.edu.tr/erc/2001series/0106.pdf Ziyaret Tarihi : Eylül 2003
Akçay, Cevdet, C.E. Alper ve S. Özmucur (1996), “Budget Deficit, Monet Supply and
Inflation Evidence From Low and High Frequency Data for Turkey”, Bogaziçi
University Department of Economics Research Papers, SBE 96-12, İstanbul
Akçay, Cevdet, C.E. Alper ve S. Özmucur (2001), “Budget Deficit, Inflation and Debt
Sustainability, Evidence From Turkey (1970-2000)”, Bogaziçi University Institute
For Social Sciences Working Paper Series ISS/EC 2001-12, İstanbul
Allen, Hitchin Herts (1998), “Social Accounting Matrix”, United Kingdom (May 6-8, 1998)
Chapter 12
Allen, Hitchin Herts (2001), “Income Accounts and Social Accounting Matrix”, Income
Accounts and Social Accounting Matrix Course On National Accounts,(April 17-20,
2001) Chapter 6
Al-Saji, Amer K. (1993), “Government Budget Deficits, Nominal and Ex-ante Real Long
Term Interest Rates in the U.K 1960-1990-2”, Atlantic Economic Journal Vol.21
pp : 71-77
Arndt, Channing, A. Cruz, H. T. Jense, S. Robinson, F. Tarp (1998), “ Social Accounting
Matrices For Mozambique 1994-1995”, TMD Discussion Paper No: 28 Trade and
Macro Economic Division International Food Policy Research Institute Washington
, U.S.A
Ataç, Beyhan (2002), Maliye Politikası, Anadolu Üniversitesi Eğitim, Sağlık ve Bilimsel
Araştırma Çalışmaları Vakfı Yayınları; No:118.
Aydoğmuş, Osman (1999), Girdi-Çıktı Modellerine Giriş, Teori ve Uygulama, Gazi
Kitabevi, Ankara
Ball, Laurence ve N. G. Mankiw (1995), “What Do Budget Deficits Do?”,
NBER Working Paper Series WP NO: 5263
136
Bandara, Joyatlleke S.,(1991), “Computable General Equilibrium Models For Development
Policy Analysis in LDCs”, Journal of Economic Surveys Vol.5 No.1 sf. 3-69
Barro J. Robert (1974), “Are Government Bonds Net Wealth?”,
The Journal Of Political Economy, Volume 82 , Issue 6 pp. 1095- 1117
Barro J. Robert (1977), “Unanticipated Money Growth and Unemployment in the United
States”, The American Economic Review Vol.67 No.2 pp.101-115
Barro J. Robert (1978), “Unanticipated Money, Output and the Price Level in the United
States” , The Journal of Political Economy Vol.86 No.4 pp.549-580
Barro J. Robert (1988), “The Ricardian Approach to Budget Deficit”,
NBER Working Paper Series wp:2685 s.1-38
Barro J. Robert (1989), “On the Determination of the Public Debt”,
Journal of Political Economy Vol.87 pp.240-271
Barro J. Robert (1990), “Government Spending in a Simple Model of Endogeneous
Growth”, The Journal of Political Economy Vol.98 No.5 Part 2: A Conference Of
the Instıtute for the Study of Free Enterprise Systems
Barro J. Robert (1991), “Economic Growth in A Cross Section of Countries”, Quarterly
Journal of Economics , Vol.106, 407-444
Barro J. Robert ( 1996) , “Reflections on Ricardian Equivalence”,
NBER Working Paper Series wp:5502
Bassanini, Andrea, ve Rasmussen, J.H, Scarpetta S.(1999), “The Economic Effects of
Employment–Conditional Income Support Schemes For The Low-Paid: An
Illustration From a CGE Model Applied to Four OECD Countries”, OECD
Economics Department Working Paper N0. 224
Bernheim, B.Douglas (1987), “Ricardian Equivalence : An Evaluation of Theory and
Evidence”, NBER Working Paper Series No : 2330
Bernheim, B.Douglas (1989), “A Neoclassical Perspective on Budget Deficits”,
The Journal Economic Perpectives, Vol.3 No.2 pp.55-72
Blejer, Mario I. and A.Cheasty (1991), “The Measurement Of Fiscal Deficits: Analitical
and Methodological Issues”, Journal Of Economic Literature, Vol.29, No.4 ss.1644-1678
Bisignano, J ve Kevin D. Hoover (1982), “Monetary and Fiscal Impacts on Exchange
Rates”, Economic Review, Federal Reserve Bank of San Francisco, 1-83
137
Borges, Antonio M. (1986), “Applied General Equilibrium Models: An Assessment of
Their Usefulness For Policy Analysis”, OECD Economic Studies No:7
http://www.oecd.org/dataoecd/52/32/35567467.pdf Ziyaret Tarihi: 4 Haziran 2004
Bose, Niloy, M.E. Haque ve D.R. Osborn (2003), “Public Expenditure and Economic
Growth: A Disaggregated Analysis for Developing Countries School of Economic
Studies”, University of Manchester M13 9PL UK Department of Economics,
University of Wisconsin , USA
Böhringer, Christoph, Thomas F. Rutherford ve Wofgang Wiegard (2003), “Computable
General Equilibrium Analysis, Opening a Black Box” ZEW Zentrum Für
Europaische Wirtschaftsforschung GmbH Centre For European Economic
Research ,Discussion Paper No . 03-56
http://bibserv7.bib.uni_mannheim.de/madoc/voltexte/2004/363/pdf/dp0356.pdf
Ziyaret Tarihi: 6 Mayıs 2004
Brooke, Anthony, David Kendrick (1998), GAMS: A User’s Guide, GAMS Development
Corporation, Washington
Buchanan, James M.( 1976) , “Barro on the Ricardian Equivalence Theorem”,
The Journal Of Political Economy LXXXIV no.2 pp.337-342
Buchanan, James M. (1986), “The Economic Consequences of Deficit”, Journal of Public
Finance and Public Choice, Çeviri : Mustafa Ali Sarılı “Bütçe Açıklarının
Ekonomik Sonuçları” http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu_maliyesi/maliyegenel/diger-yazilar/sarili-buchanan-butce-aciklari.pdf
Bulut, Cihan (2002), Kamu Açıkları, Enflasyon, Faiz Oranı ve Döviz Kuru İlişkileri, Der
Yayınevi , İstanbul
Bulutay, Tuncay (1979), Genel Denge Kuramı, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Yayınları No:434
Byron, B.P (1978), “The Estimation Of Social Accounting Matrices”, Journal of Royal and
Statistical Society , Series A, (General) Vol. 141 No.3 pp.359- 367
Byron (1996), “Diognastic Testing and Sensivity Analysis in the Construction of Social
Accounting Matrices”, Journal of Royal and Statistical Society, Series A, (Statistics
in Society ) Vol . 159 No.1 pp.133- 148
Canzoneri B.M, R. E. Cumby and B. T. Diba (2001), “Is the Price Level Determined by
Needs of Fiscal Solvency?” The American Economic Review Vol.91 No.5 pp.12211238
Capros, Pantelis (1993), “The Role of Market Regimes in Reducing Public Deficit: A
Computable General Equilibrium Modelling Analysis for Greece”,
www.e3mlab.ntua.gr/%5Cpapers%5Cdrakatos.pdf Ziyaret Tarihi 20 Ekim 2004
138
Capros, Pantelis ve Karadeloglou, P., (1993), “Structural Adjustment and Public Deficit:
A Computable General Equilibrium Modelling Analysis for Greece”,
www.e3mlab.ntua.gr/%5Cpapers%5CMeulders1.pdf
Cata–Hernondez Ernesto (2004), “Investment, Growth and Budget Deficit Ceilings : A
Review of the Issues”, http://www.g24.org/ehc0904.pdf
Catao Luis ve MarcoTerrones (2001), “Fiscal Deficits and Inflation : A new Look at the
Emerging Market Evidence”, IMF Working Paper Series WP/01/074
Catao Luis ve MarcoTerrones (2005), “Fiscal Deficits and Inflation”,
Journal of Monetary Economics 52, 529-554
Cebula , R .(1988), “Federal Government Budget Deficits and Interest Rates : A Brief
Note”, Southern Economic Journal Vol :55 No:1 pp:206-210
Cebula , R (1991), “A note on Federal Budget Deficits and the Term Structure of Real
Interest Rates in the United States”, Sothern Economic Journal 1991 pp:11701173
Cebula , R (2000), “Impact of Budget Deficits on Ex Post Real Long Term Interest Rates”,
Applied Economic Letters , Vol 7 Issue 3 pp:177-179
Chemingui, Mohamed Abdelbasset and Hans Lofgren (2004), “Tax Policy Reform in Saudi
Arabia : A General Equilibrium Analysis”,
http://www.erf.org.eg/11conf_Lebanon/Macro/Chemingiui&Hans.pdf
Ziyaret Tarihi: 16 Kasım 2004
Chiang C.A. (1992), Elements of Dynamic Optimization, McGraw- Hill Inc., New York
Chulu, Osten and P. Wobst (2001), “A 1998 Social Accounting Matrix For Malawi”, TMD
Discussion Paper No: 69 Trade and Macro Economic Division International Food
Policy Research Institute Washington , U.S.A
Chung–Li , Jennifer (2002), “ A Social Accounting Matrix ( SAM ) for Thailand”, TMD
Discussion Paper No: 95 Trade and Macro Economic Division International Food
Policy Research Institute Washington , U.S.A
Click, Reid W. (1998), “Seignorage in a Cross-Section Countries”,
Journal of Money, Credit and Banking Vol:30 No.2 pp.154-171
Conrad, Klaus (2002), “Computable General Equilibrium Models in Environmental and
Resource Economics”, The Inernational Year Book of Environmental and Resource
Economics Hrsg: T.Tietenberg and H. Folmer
www.iioa.org/pdf/14th%20conf/ConradLongVersion.pdf Ziyaret Tarihi: 16 Kasım
2004
139
Corkburn, John ( 2001), “Trade Liberalisation and Poverty in Nepal A Computable
General Equilibrium Micro Simulation Analysis”,
http://ideas.repec.org/p/wpa/wuwpdc/0409012.html Ziyaret Tarihi: 16 Kasım 2004
Çavuşoğlu, A.Tarkan (2003), “The Endogenous Money Growth :An Outcome of High
Budget Deficits in Turkey”, H.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 21,
Sayı 1, s.111-127
Çepni, Elif (2005), Ekonomik Göstergeler ve İstatistikler Rehberi, Seçkin Yayıncılık,
Ankara
Çelebi, Kudret (1998), General Equilibrium Analysis of Tax Policy Issues: The Case Of
Turkey, A Thesis Submitted To The Graduate School Of Social Sciences Of The
Middle East Technical University, September
De Melo, Jaime A.P. (1977), “Distortions in the Factor Market : Some General Equilibrium
Estimates”, The Review of Economics and Statistics , Vol. 59, No.4 pp.398-405
De Santis, Roberto A.(2000), “Optimal Export Taxes, Welfare, Industry Concentration, and
Firm Size: A General Equilibrium Analysis”, Review of International Economics,
8(2),319-335
Declauwe, Bernard and Andre Martens (1988), “CGE Modeling and Developing
Economies: A Concise Empirical Survey of 73 Applications to 26 Countries”,
Journal of Policy Modeling ,10 (4) : 529-568
Declauwe, Bernard,Andre Patry ve Luc Savard (1998), “Income, Distribution, Poverty
Measures and Trade Shocks: A Computable General Equilibrium Model of a
Archetype Developing Country”, Cahier de Recherche 9812 Department
d’economique
Universite
Laval
Caheir
de
recherché
98-12
http://www.crefa.ecn.ulaval.ca/cahier/9814.pdf Ziyaret Tarihi: 16 Kasım 2004
Declauwe, Bernard, Jean –Chiristophe Dumont ve Luc Savard (1999), “Measuring Poverty
and Inequality in a Computable General Equilibrium Model” Cahier de recherché
du CREFA n 99-20 Universite Laval
http://www.ecn.ulaval.ca/w3/recherche/cahiers/1999/9926.pdf Ziyaret Tarihi: 16
Kasım 2004
Derviş, Kemal., J. De Melo ve S. Robinson (1982), General Equlibrium Models For
Development Policy , Cambridge : Cambridge University Press
Devarajan, Shantayanan ve Nancy C. Benjamin (1985), “Oil Revenues and Economic
Policy in Cameroon, Results from Computable General Equilibrium Model ”, World
Bank Staff Working Papers Number 745
140
Devarajan ,Shantayanan ve Rodrik D. (1989), “ Pro- Competitive Effects of Trade Reform:
Results From A CGE model of Cameroon”, NBER Working Paper Series No:3176
hhtp:// www.nber.org/papers/ w3176
Devarajan, Shantayanan (1999), “From Stylized to Applied Models: Building Multisector
CGE Models for Policy Analysis”, North American Journal of Economics and
Finance 10,5-38
Dejavaran, Shantayanan (2002), “The Influence of Computable General Equlibrium
Models on Policy”, Trade and Macro Economic Division International Food Policy
Research Institute (IFPRI) TMD Discussion Paper No:98
Devereux, Michael B. (1995), “Anticipated Budget Deficits and The Real Exchange Rate”,
The Canadian Journal of Economics, Vol.28 Special Issue Essays in International
Economics in Honour of Douglas Purvis (November) pp.207-220
Devereux, Michael B. ve D. R.F Love (1995), “ The Dynamics Effects of Government
Spending Policies in a Two Sector Endogenous Growth Model”,
Journal of Money, Credit and Banking Vol.27 No.1 pp.232-256
Dewald, William G. (1982), “Disentangling Monetary and Fiscal Policy”,
Federal Reserve Bank Of San Fransisco Economic Review
Fiscal Policy: Influence on Money, Saving and Exchange Rates Winter 1982
Diamond, A.Peter (1965), “National Debt in a NeoClassical Growth Model”,
The American Economic Review Vol.55 No.5 pp.1126-1150
Domenech, Rafael, D.Taguas ve J.Varela (1997), “The Effects of Budget Deficits on
National Saving in the OECD”, http://iei.uv.es/~rdomenec/saving.pdf
Dornbusch, Rudiger ve Stanley Fisher (1998), MakroEkonomi, McGraw Hill Akademi
Yayıncılık Çev:Erhan Yıldırım, Refia Yıldırım, Mahir Fisunoğlu
Egeli, Haluk (2002), “Mali Açıkların Ölçümüne Yönelik Bazı Gözlemler ve Bu konuda
Geliştirilmiş Alternatif Açık Ölçümleri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler
Dergisi, Cilt.4, Sayı .2, ss.29-40
Eker, Aytaç, A.Altay ve M. Sakal (1997), Maliye Politikası Teori , İlkeler ve Yöntemler
2. Baskı İzmir
Elmendorf W. Douglas (1996),“The Effects of Deficit Reduction Laws on Real Interest
Rates”,
http://www.federalreserve.gov/pubs/feds/1996/199644/199644abs.html
Ziyaret Tarihi : 10 Mart 2005
Enders, Walter ve B.S. Lee (1990), “Current Account and Budget Deficits: Twins or
Distant Cousins?, The Review of Economics and Statistics. Vol.72 No.3 pp.373-381
141
Engen, Eric M. ve Jonathan Skinner (1992), “Fiscal Policies and Economic Growth”,
NBER Working Paper Series, WP No :4223
Evans, Paul (1985), “Do Large Budget Deficits Produce High Interest Rates?”,
American Economic Review, Vol.75 No.1 pp.68-87
Evans, Paul (1987), “Interest Rates and Unexpected Future Budget Deficits in the United
States”, Journal Of Political Economy, Vol : 95 no:11 pp.34-58
Feldstein, Martin ve O. Eckstein (1970), “The Fundemantel Determinants of Interest
Rate”, Review of Economics and Statistics, 52 November pp: 363- 375
Feldstein, Martin (1980), “Government Deficits and Aggregate Demand”, NBER
Working Paper Series 0435
http://www.nber.org/papers/w0435 Ziyaret Tarihi 26 Ekim 2004
Feldstein, Martin (1992), “The Budget and Trade Deficits Aren’t Really Twins”, NBER
Working Paper Series 3966,
http://www.nber.org/papers/w3966 Ziyaret Tarihi 20Ekim 2004
Friedman, M.(1968), “The Role of Monetary Policy”, American Economic Review, Vol.58
1-17
Fontana, Marzia and Peter Wobst (2001), “A Gendered 1993- 94 Social Accounting Matrix
For Bangladesh”, TMD Discussion Paper No: 86 Trade and Macro Economic
Division International Food Policy Research Institute Washington, U.S.A
Fountas, Stilianos ve Christopher Tsoukis (2000), “Twin Deficits, Real Interest Rates and
International Capital Mobility”, Working Paper No 49
www.economics.nuigalway.ie/downloads/papers/0049paper.pdf
Ziyaret Tarihi Eylül 2004
Friedman, Milton (1968), “The Role of Monetary Policy”, The American Economic
Review, Vol.58, No.1, 1-17
Gale ,William G. ve P.Orzsag (2003), “The Economic Effects of Long Term Fiscal
Discipline”, The Urban Institute, Washington, Discussion Paper .8
Goulder H. Lawrence ve Lawrence Summers (1987), “Tax Policy, Asset Prices and
Growth: A General Equilibrium Analysis”, NBER Working Paper Series 2128
http://www.nber.org/papers/w2128
Gramlich, M,E., (1990), “Fiscal Indicators”, OECD Working Papers No 8 Department of
Economics and Statistics
142
Greenfield, C.C. (1985), “A Social Accounting Matrix For Botswana , 1974-75”, Social
Accounting Matrices : A Basis For Planning Washington D.C. The World Bank ,
1985 pp. 126-142
Hamburger, Michael J. ve B. Zwick (1981), “Deficits, Money and Inflation”,
Journal of Monetary Economics 7 , 141
Harrison G., T. Rutherford and D. Tarr (1997), “Economic Implication for Turkey of a
Customs Union with the European Union”, European Economic Review 41 pp.861870
Hein, Scott E. (1981), “Deficits and Inflation”, Economic Review (63) March: 3-10 Federal
Reserve Bank of St. Louis
Hwang, Won Joo (2003), “Macro Economic Policies and Structural Adjustment Under IMF
Stabilization Program in the Turkish Economy : A Computable General Equilibrium
Analysis”, (Ph.D) Graduate School Of Social Sciences Of The Middle East
Technical University, Ankara
Islam, Nazrul (1999), “Capital Mobility in CGE models: A Survey”, Emory University
Department of Economics Working Paper, Atlanta
Iqbal, Zafar and Rizwana Sissiqui (2001), “Critical Review of Literature on Computable
General Equilibrium Models”, Pakistan Institute of Development Economics,
MIMAP Technical Paper Series No.9
Kalulumia, Pene (2002), “Effects of Government Debt on Interest Rates : Evidence From
Causality Tests in Johansen – Type Models”, Cahiers De Recherche / Working
Papers www.Usherbrooke.ca/economique/recherche/cahiers/2002/02_07_pk.pdf
Karadağ, Metin ve T. Westaway (1998), “ A SAM based Computable General Equilibrium
Model of The Turkish Economy”, Loughborough University, Department of
Economics Research Paper, No:99/18
Karadağ, Metin ve T. Westaway (1999), “ The Impact on Consumer and Producer Prices
in Turkey of VAT Changes Designed to Meet EU Membership Criteria: A
Computable General Equlibrium Approach”, Loughborough University,
Department of Economics Research Paper
Kasa, Kenneth (1994), “Finite Horizons and the Twin Deficits”, Economic Review , Federal
Reserve Bank Of San Francisco Number 3
Kehoe, Timothy J. (1996), “Social Accounting Matrices and Applied General Equilibrium
Models”, Federal Reserve Bank of Minneapolis Research Department Working
Paper 563 pp. 1- 42
143
Kehoe, Timothy J. (2003), “An Evaluation of the Performance of Applied General
Equilibrium Models of the Impact of NAFTA”, Federal Reserve Bank of
Minneapolis Research Department Staff Report 320
Keuning, J. Steven and W. A. De Ruijter (1988), “Guidelines to the Construction of A
Social Accounting Matrix”, Institute Of Social Studies and Tebodin Consuting
Engineers, The Hague , http://www.roiw.org/1988/71.pdf Ziyaret Tarihi: 21 Eylül
2005
Keynes, J.Maynard (1936), The General Theory of Employment Interest And Money,
Macmillan St. Martin’s Press, Cambridge
Khalid, A.N. AND Guan, T.W. (1999), “Causality tests of Budget and Current Account
Deficits Cross Country Comparisons”, Empirical Economics, Vol.24 No.3, 389-402
King, Benjamin (1985), Social Accounting Matrix A Basis For Planning, Edited By
Graham Pyatt & Jeffery Round The World Bank Washington D.C U.S.A
King, Robert G. ve Sergio Rebelo (1990), “ Public Policy and Economic Growth
Developing Neo Classical Implications”, The Journal of Political Economy, Vol.98
No.5 Part.2
Koru,Ayça T. ve E.Özmen (2003), “Budget Deficits, Money Growth and Inflation”,
Applied Economics, March, pp.1-16
Köse , Ahmet Haşim (1996) , “Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisi Üzerine Etkileri: Bir
Hesaplanabilir Genel Denge Modeli Çalışması”, Hacettepe Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi
Köse, Ahmet Haşim ve E. Yeldan (1996), “Çok Sektörlü Hesaplanabilir Genel Denge
Modellerinin Veri Tabanı Üzerine Notlar: Türkiye 1990 Sosyal Hesaplar Matrisi”,
ODTÜ Gelişme Dergisi Cilt 23 Sayı 1 sf: 58- 83
Kuştepeli, Yeşim Rabia (2003), “The Effect of Nominal Government Deficits on Economic
Growth”, Ege Academic Review Journal of Economic and Political Sciences,3 (12),s.47-58 www.deu.edu.tr/userweb/yesim.kustepeli/dosyalar/ege(tek)makale.pdf
Ziyaret Tarihi : 10 Mart 2005
Kuştepeli, Yeşim Rabia (2001) , “An Empirical Investigation of the Feldstein Chain For
Turkey”, Dokuz Eylül University Journal of Faculty of Business, 2(1), 99-108
http://www.deu.edu.tr/userweb/yesim.kustepeli/dosyalar/fakultedergisi.pdf
Ziyaret Tarihi : 10 Mart 2005
Kweka J.P ve O.Morrissey (1999), “Government Spending and Economic Growth :
Empirical Evidence From Tanzania (1965-1996)”, DSA Conference Institute for the
Study of Free Enterprise Systems
http://www.id21.org/society/7bjk1.htm Ziyaret Tarihi : 24 Ocak 2004
144
Laubach, Thomas (2003), “New Evidence on the Interest Rate Effects of Budget Deficits
and Debt”, Board of Governors of the Federal Reserve System
Legeida, Nina (2000), “Measurement Of The Fiscal Deficit in a Transition Economy, Case
of Ukraine, 1995-1999”,
http://eerc.kiev.ua/research/matheses/2000/Legeida_Nina/body.pdf Ziyaret Tarihi:
4 Kasım 2003
Lofgren, Hans, Harris, R.L, Robinson S., (2002), “A Computable General Equilibrium
(CGE) Model in GAMS”, The International Food Policy Research Institude
http://www.ifpri.org/pubs/microcom/micro5.htm Ziyaret Tarihi: Mart 2005
McCarthy F. Desmond and Lance Taylor (1980), “Macro Food Policy Planning : A General
Equilibrium Model For Pakistan”, The Review of Economics and Statistics, Vol.62,
No.1(Feb.,1980),pp.107-121
Mehra, Yash P. (1992) , “ Deficits and Long Term Interest Rates : An Empirical Note”,
Federal Reserve Bank of Richmond wp.92-2
http://www.rich.frb.org/pubs/working_papers/pdfs/wp92_2.pdf
Ziyaret Tarihi: 16 Aralık 2003
Metin , Kıvılcım (1995), “An Integtared Analysis of Turkish Inflation”,
Oxford Bulletin of Economics and Statistics, 57, 4 pp: 513-531
Metin , Kıvılcım (1998), “The Relationship Between Inflation and the Budget Deficit in
Turkey”, Journal of Business and Economic Statistics, Vol.16, No.4 pp.412-22
Miller, P. ( 1983), “Higher Deficits Policies Lead to Higher Inflation” , Quarterly Review ,
Federal Reserve Bank of Minneapolis,8-19
Miller, Stephen M. ve F. S. Russek (1993), “Fiscal Structures and Economic Growth :
International Evidence”,
http://econwpa.wustl.edu:80/eps/mac/papers/9309/9309001.pdf
Ziyaret Tarihi : 12Aralık 2003
Miller, S.M. ve Russek , F.S (1997), “Fiscal Structures and Economic Growth”,
Economic Inquiry, Vol 35, 603-613
Mundell, R.A .(1963), “Capital Mobility and Stabilization Policy under Fixed and Flexible
Exchange Rates”, The Canadian Journal of Economics and Political Science Vol.29
No.4
Naqvi, Naveed (2003), “Is Public Capital More Productive Than Private Capital ?
Macroeconomic Evidence From Pakistan 1965-2000”,
University Of Durham Working Papers in Economics and Finance No.03/03
http://www.dur.ac.uk/economics.wp/wp0303.pdf Ziyaret Tarihi : 17 Aralık 2003
145
Narapaladasingam (1985), “A Social Acoounting Matrix For Sri Lanka, 1970”, Social
Accounting Matrices: A Basis For Planning Washington D.C. The World Bank ,
1985 pp. 99-107
Nielsen, Chantal Pohl (2002), “ Social Accounting Matrices For Vietnam 1996 and 1997”,
TMD Discussion Paper No: 86 Trade and Macro Economic Division International
Food Policy Research Institute Washington, U.S.A
Niskanen, William A. (1988), “The Uneasy Relation Between the Budget and Trade
Deficits”, Cato Journal Vol.8 No.2, s. 507- 532
http://www.cato.org/pubs/journal/cj8n2/cj8n2_12.pdf Ziyaret Tarihi : 24 Ocak 2005
Normandin, Michel (1994), “Budget Deficit Persistence and The Twin Deficits
Hypothesis”, Research Center on Employment and Economic Fluctuations
(RCEEF), www.economie.uqam.ca/CREEF/cahiers/cah31.pdf
Ziyaret Tarihi : 13 Aralık 2003
O’Driscoll Gerald Jr. (1977), “The Ricardian Non Equivalence Theorem”,
The Journal Of Political Economy Vol.85 No.1 pp.207-210
O’Ryan Raul, Carlos J. de Miguel, Sebastian Miller, Mohan Munasinghe (2003), “General
Equilibrium Analysis of Cross Effects in Social and Environmental Policies : Case
Study of Chile”,
http://ecomod.net/conferences/ecomod2003/ecomod2003-papers/Miller.pdf
Ziyaret Tarihi : 16 Kasım 2004
Ölmezoğulları, Nalan , Başoğlu, Ufuk ve Parasız, İlker (1999), Genel Denge, 1. Baskı,
Ezgi Yayınevi, Bursa
Önder, İ., H. Kirmanoğlu (1994), “ Kamu Açıklarının Tanımlanması, Ölçümü ve Etkileri”,
X.Maliye Sempozyumu, s.33-60
Önder, İ., H. Kirmanoğlu , Y.Kartallı (1995), Kamu Açıkları ve Kamu Borçları – Teori ve
Türkiye Üzerine Bazı Gözlemler, Türk Harb İş Sendikası, Ankara
Özatay, Fatih ( 1997), “Sustainability of Fiscal Deficits, Monetary Policy, and Inflation
Stabilization: The Case for Turkey”, Journal of Policy Modelling (19) 6: 661- 681
Özhan, Gazi (1988) , “A Planning Model For Turkey Within a Social Accounting Matrix
Framework”, Yapı Kredi Economic Review Vol:2 Number :2-3 sf:25-52
Piontkivsky R., A.Bakun, M. Kryshko ve T. Sytnyk (2001) , “The Impact of Budget Deficit
on Inflation in Ukraine”, International Centre for Policy Studies Research Report,
www.icps.com.ua /doc/bdi-eng.doc Ziyaret Tarihi : Kasım 2003
146
Prunera, M.Carme Riera (2000), “A Role For Deficit in Economic Growth”, 4Oth
Congress of the European Regional Science Association
http://www.ersa.org/ersaconfs/ersa00/pdf-ersa/pdf/335.pdf
Ziyaret Tarihi:14 Mart 2004
Qiang, Ye (1999), “CGE Modeling and Australian Economics”, Economics Research
Centre Department of Economics The University of Western Australia
http://www.ecom.uwa.edu.au/data/page/36742/Chapter1.YeQiang99.07.pdf
Ziyaret Tarihi : 12 Aralık 2004
Robichaud,Veronique (2000), “Example of the RAS Technique”,
http://www.crefa.ecn.ulaval.ca/develop/MemoontheRAStechnique.pdf Ziyaret
Tarihi :10 Mart 2004
Robinson, Sherman (1989), Multisectoral Models, Handbooks in Economics 9, Series
Editors, Kenneth, J. Arrow ve Michael D. Instriligator, Handbook of Development
Economics Volume II, Edited By Hollis Chenery ve T.N.Srinivanan, Chapter 18, sf.
886-945
Robinson, Sherman., Antonio Yunez- Naude , Raul Hinojosa – Ojeda, Jeffrey D.Lewis,
Rutherford, Thomas F (1998), Economic Equilibrium Modelling with GAMS: An
Introduction to GAMS/MCP and GAMS /MPSGE, University of Colorado Pres
Robinson, Sherman., Yunez –Naude, A., Hinojosa-Ojesa, R., Lewis, J.D, Devarajan,S.
(1999) , “ From Stylized to Applied Models: Building Multisector CGE Models for
Policy Analysis” North American Journal of Economic and Finance 10 , pp.5-38
Robinson, Sherman ve El-Said, M., (2000),“GAMS Code For Estimating A Social
Acounting Matrix (SAM) Using Cross Entropy (CE) Methods”, International Food
Policy Research Institute Trade and Macroeconomics Division International Food
Policy Research Institute, TMD Discussion Paper No: 64
Robinson, Sherman (2003), “Macro Models and Multipliers: Leontief, Stone, Keynes, and
CGE Models”,
http://www.ifpri.org/events/seminars/2003/20031014/robinson_thorbecke_EPIAM
.pdf Ziyaret Tarihi :19 Şubat 2004
Roland-Holst, David ve Ferran Sancho (1995), “ Modeling Prices in a SAM Structure”, The
Review of Economics and Statistics, Vol.77 No. 2 , sf:-361-371
Rom, Rati (1986), “Government Size and Economic Growth: A new Framework and Some
Evidence from Cross-Section and Time Series Data”, The American Economic
Review Vol.76 No.1 pp.191-203
Romer, David (2001), “Advanced Macro Economics”, Mc GrawHill, Second Edition, S.538
Rosen, Harvey S. (1998), Public Finance , McGraw-Hill Inc, Fifth Edition
147
Round, Jeffery (2003), “Social Accounting Matrices and SAM– Based Multiplier Analysis”
Chapter 14
http://132.203.59.36/NEW-PEP/Group/members_mpia/mpia-read/chapter14.pdf
Ziyaret Tarihi :10 Mart 2004
Sadahiroa A., ve Shimasawab M., (2002), “The Computable Overlapping Generations
Model with an Endogenous Growth Mechanism”, Economic Modelling, 20 2002 124
Saleh, Ali Salman (2003), “The Budget Deficits and Economic Performance : A Survey”,
Economics Working Paper Series University of Wollongong 2003 WP 03-12
http://www.uow.edu.au/commerce/econ/wplist.html Ziyaret Tarihi : Ekim 2003
Salem, Haykel Hadj ,(1996), “The Macro Economic Social Accounting Matrix of Tunusia
in 1996”, http://ideas.repec.org/p/wpa/wuwpco/0410001.html
Ziyaret Tarihi:17 Ekim 2004
Sargent, T and Wallace, N. (1981),“Some unpleasant Monetarist Arithmetic”, Quarterly
Review , Federal Reserve Bank of Minneapolis, No.5,1-18
Savaş, Fuat Vural (1998), İktisatın Tarihi, Avcıol Basım Yayım, İstanbul, 2. Baskı
Sayan, Serdar (1994), “An analysis of the effects of Changes in Savings Rates Using
Noeclassical CGE Models: Lessons From Analytical Solutions to Simple TwoSector Models With Endogenous Interest Rates”, Department of Economics Bilkent
University , http://www.bilkent.edu.tr /~sayan
Sayan, Serdar (2002), “Dynamic Heckscher –Ohlin Results From a 2x2x2x2 Overlapping
Generations Model with Unequal Population Growth Rates”,
Department of Economics Bilkent University Discussion Papers No. 02-01
Sayan, S. ve M.Mehdi Jelassi (2003), “Imlications of Unequal Rates of Population Growth
for Trade”, Department of Economics Bilkent University Discussion Papers No. 0302
Seater, John J. (1993), “Ricardian Equivalence”, Journal Of Economic Literature 31 Issue
1 (March) pp.142-190
Shoven , John B. ve John Whalley (1972), “A General Equilibrium Calculation of The
Effects of Differential Taxation of Income From Capital in the U.S”, Journal of
Public Economics, 1, pp. 281-322.
Shoven , John B. ve John Whalley (1973), “General Equilibrium with Taxes: A
Computational Procedure and an Existence Proof”, The Review of Economic
Studies, Vol.40 , No.4, pp.475-489
148
Shoven , John B. ve John Whalley (1984), “Applied General Equilibrium Models of
Taxation and International Trade: An Introduction and Survey”, Journal Of
Economic Literature Vol:XXII pp.1007-1051
Shoven , John B. ve John Whalley (1992),
Cambridge University Press
Applying General Equilibrium, USA,
Soylu , Hakkı (2001), “Kamu Açıkları ve Türkiye Ekonomisindeki Etkileri”,
http://khı.edu.tr/yayinlar/bilimdergisi/2001-2 Ziyaret Tarihi: 14 Kasım 2003
Şimşek, Muammer (2003),“Kamu Harcamalarının Özel Yatırımlara Etkileri, 1970- 2001”,
Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 2.
Tanzi, Vito, M.I. Blejer and M.O. Teijeiro (1987), “Inflation and The Measurement of
Fiscal Deficits”, IMF Working Papers WP/87/17 ss.1-31
Tarp, Finn, D.R. Holst, J.Rand, H.T.Jensen (2002), “Social Accounting Matrix For
Vietnam For The Year 2000: Documentation”, Central Institute For Economic
Management (CIEM ) Nordic Institute of Asian Studies (NIAS)
Tarp, Finn, D.R. Holst, J.Rand, H.T.Jensen (2003), “Economic Structure and Development
in an Emergent Asian Economy: Evidence from a Social Accounting Matrix For
Vietnam”, Journal Of Asian Economics 13 , pp.847-871
Tatom, John A., (1985), “Two Views of the Effects of Government Budget Deficits in the
1980s”,
http://research.stlouisfed.org/publications/review/85/10/Budget_Oct1985.pdf
Ziyaret Tarihi : 17 Ekim 2003
Telli, Çağatay, (2004), “Sosyal Hesaplar Matrisi Üretme Yöntemi ve Türkiye Uygulaması”,
Devlet Planlama Teşkilatı Yıllık Programlar ve Konjonktür Değerlendirme Genel
Müdürlüğü, Planlama Uzmanlık Tezi, Ankara
Thomas, Marcelle and R.M. Bautista (1999), “A Social Accounting Matrix (SAM) For
Zimbabwe”, TMD Discussion Paper No: 36 Trade and Macro Economic Division
International Food Policy Research Institute Washington ,U.S.A
Thorbecke, Erik (2001), “The Social Accounting Matrix: Deterministic or Stocastic
Concept?”, http://people.cornell.edu/pages/et17/ISS%20Paper1.pdf
Ziyaret Tarihi :Kasım 2004
Voyvoda, Ebru (2003), “Altenatives in Debt Management: Investigation of Turkish Debt in
Overlapping Generation General Equilibrium Frame Work”, Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Bilkent University, The Institute of Economics and Social Sciences of
Bilkent University
149
Webster S.J (1985), “ A Social Accounting Matrix For Swaziland , 1971-1972”, Pyatt G.,
J.I Round , Social Accounting Matrices : A Basis For Planning Washington D.C.
The World Bank , 1985 pp. 108-125
Wing, IAN Sue (2004), “Computable General Equilibrium Models and Their Use in
Economy – Wide Policy Analysis: Eveything You Ever Wanted to Know (But
Were afraid to ask)” MIT Joint Program on the Science and Policy of Global
Ziyaret
Change,
www.m.t.edu/globalchange/www/MITJPSGC_TechNote6.pdf
Tarihi : 4 Mart 2005
Woodford, Michael (2001), “Fiscal Requirements for Price Stability”, Journal of Money,
Credit and Banking Vol. 33 No.3 , pp.669-728
Worbst, Peter(1998), “A Social Accounting Matrix (SAM) for Tanzania”,
http://www.ifpri.org/divs/tmd/dp/papers/tmdp30.pdf Ziyaret Tarihi : 16 Şubat 2004
Yeldan, Erinç, E.Voyvoda ve Ç. Telli (2005 a), “A Macroeconomic General Equlibrium
Model For Turkey: Disinflation, Fiscal Austerity and Labor Markets”,
http://www.bilkent.edu.tr/~yeldane/econmodel/TURKCGEModel.pdf
Ziyaret Tarihi : 24 Ocak 2006
Yeldan, Erinç, E.Voyvoda ve Ç. Telli (2005b), “ Turkish Macroeconomics under the IMF
Program Strangulation of the Twin Targets, Lopsided Growth and Persistent
Fragilities”, http://www.bilkent.edu.tr/~yeldane/econmodel/TURKCGEModel.pdf
Ziyaret Tarihi : 24 Ocak 2006
Yeldan, Erinç, E.Voyvoda ve Ç. Telli (2005c), “SPO’s Standard CGE Model: TURKCGE
Algebraic Equations”,
http://www.bilkent.edu.tr/~yeldane/econmodel/TURKCGEModel.pdf
Ziyaret Tarihi: 10 Ocak 2006
Yeldan, Erinç, E.Voyvoda ve Ç. Telli (2006), “Modelling General Equlibrium for Socially
Responsible Macro Economics : Seeeking for the Alternative to Fight Jobless
Growth in Turkey”, ODTÜ Gelişme Dergisi, 33(2): 255-295
Yıldırım, Refia (1995), “Bütçe Açıklarının Faiz Oranı Üzerindeki Etkisi”, İstanbul
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No:11-12-13 (Nisan-Temmuz-Ekim
1995)
150
EK 1
TABLO 32 – Kamu Kesimi Genel Dengesi (Toplam Kamu)
1. VERGİLER
A. Vasıtasız
B. Vasıtalı
2. VERGİ DIŞI N. GELİRLER
3. FAKTÖR GELİRLERİ
4. SOSYAL FONLAR
5. (CARİ TRANSFERLER)
I. Kamu Harcanabilir Geliri
II. Cari Giderler
III. Kamu Tasarrufu
IV. Yatırımlar
A. Sabit Sermaye
B. Stok Değişmesi
V. Tasarruf-Yatırım Farkı
VI. Sermaye Transferleri
1. Servet vergileri
2. (Diğer Transferler)
3. (Kamuşal. ve S. Değer Art.)
VII. Kasa-Banka/Borçlanma
1. Kasa-Banka Değişimi
2. Dış Borçlanma (Net)
- Dış Borç Ödemesi
- Dış Borç Kullanımı
3. İç borç/ Alacak(Net)
4. Stok Değişim Fonu
VIII. Finansman Gereği
Borçlanma Gereği
KKBG/GSMH (Yüzde)
Kaynak :DPT
1998 (Cari Fiyatlarla Milyar TL)
10.902.342
4.774.173
6.128.169
676.171
2.687.241
-1.253.672
-8.072.974
4.939.108
-5.922.692
-983.584
-3.638.333
-3.359.435
-278.898
-4.621.916
197.193
178.313
213.261
-194.381
4.424.721
-718.639
-491.577
-2.224.238
1.732.661
6.227.119
-592.182
2
5.016.903
9,4
151
Tablo 33 – SGKlar ve Bazı Altkalemler
SOSYAL GÜVENLİK TOPLAM PRİMLERİ
Bağ-kur
SSK
Emekli Sandığı
Sosyal Güv. Primleri
Ek Alacaklar
İşsizlik Sigortası
SOSYAL GÜV. KUR. HARCAMALARI
Bağ-kur
SSK
Emekli Sandığı
Işsizlik Sigortası
DENGE
Çalışanlar Payı
SSK
Emekli Sandığı
Işsizlik Sigortası
İşveren Payı
Bağ-kur
SSK
Emekli Sandığı
Işsizlik Sigortası
Kaynak : Telli (2003. sf 33).
1998
(Cari Fiyatlarla
Milyar TL)
2.366.976
214.814
1.254.108
898.054
733.054
165.000
3.620.648
3.620.648
622.310
1.898.640
1.099.698
-1.253.672
838.271
524.105
314.166
1.528.705
214.814
730.003
583.888
152
Tablo 34 : Dış Denge
1998
Milyar TL
Dış Alemden Gelirler
Mal ve Hizmet İhracı
Hanehalkı Geliri
Firmalar Geliri
Dış Aleme Ödemeler
Mal ve Hizmet İthalatı
Firma Giderleri
Kamu Ödemeleri
15.330.303
12.713.300
1.382.772
1.224.231
15.896.841
14.573.224
627.996
695.621
Dış Tasarruf Girişleri (üstten gelen)
Dış Tasarruf Girişleri (alttan gelen)
Mal ve Hizmet İhracı
Mal ve Hizmet İthalatı
Net Faktör Gelirleri
566.538
566.538
12.713.300
14.573.224
1.293.386
Faiz Ödemeleri
Kamu Sektörü
Genel Hükümet
KİTler
Merkez Bankası
Özel Sektör
1.254.171
626.175
560.645
65.530
226.494
401.501
Milyon Dolar
Faiz Ödemeleri
Kamu Sektörü
Genel Hükümet
KİTler
Merkez Bankası
Özel Sektör
Ortalama Döviz kuru = E (TL/dolar)
ER Faktörü = E/1000
Bilgi için
İşçi Dövizleri (milyon $)
İşçi Dövizleri (milyon TL)
Karşılıksız Transferler (milyon$)
Karşılıksız Transferler (milyar TL)
Kamu Transferleri (milyon$)
Kamu Transferleri (milyar TL)
Özel Kesim Transferleri (Milyon $)
Özel Kesim Transferleri (Milyar TL)
Kar Transferleri (Milyon $)
Kar Transferleri (Milyar TL)
Kaynak : DPT, TÜİK,TCMB, Telli (2003)
4.823
2.408
2.156
252
871
1.544
260.040
260
5.356
1.392.772
371
96.475
159
41.346
212
55.128
-328
-85.293
153
Tablo 35 : Milli Gelir Hesapları
1998
GSYİH (Harcama Y.)
G. Safi Sa. Serm .Ol.
Özel Sektör
Kamu Sektör
Toplam Stok değişimi
Özel Sektör
Kamu Sektör
Toplam Tüketim
Özel Sektör
Kamu Sektör
Mal ve Hizmet İhracı
Mal ve Hizmet İthalatı
İstatistiki Hata
(Cari Fiyatlarla Milyar TL)
53.522.970
12.839.212
9.636.188
3.203.024
-211.639
-490.537
278.898
42.755.321
36.122.555
6.632.766
12.713.300
14.573.224
-1.298.025
GSYİH (Gelir Yöntemi)
Üretim ve İth. Vergileri
Sabit Sermaye Tüketimi
Ücretler
Sermaye Gelirleri
Bilgi :Üretim Teşvikleri
GSYİH (Harcama Y.)
Toplam Brüt Yatırım
Özel Sektör
Kamu Sektör
Toplam Stok değişimi
Özel Sektör
Kamu Sektör
Toplam Tüketim
Özel Sektör
Kamu Sektör
Mal ve Hizmet İhracı
Mal ve Hizmet İthalatı
52.224.946
505.410
3.270.051
13.297.031
30.152.454
872.384
52.224.945
12.613.366
9.253.931
3.359.435
-437.203
-716.101
278.898
41.908.706
35.976.014
5.922.692
12.713.300
14.573.224
GSYİH (Gelir Yöntemi)
Dolaylı Vergiler
Üretim Vergileri
Satış Vergileri
Katma Değer
Toplam Ücretler
Kayıtlı İşgücü
Kayıtdışı İşgücü
Sermaye Geliri
Kaynak : TÜİK, DPT.
52.224.946
6.128.169
2.729.242
3.398.927
46.096.777
18.113.329
13.297.031
4.816.298
27.983.448
154
Tablo 36 – Genel Denge Tablosu
1998
(Cari
Fiyatlarla Milyar TL)
GSYİH
Net Faktör Gelirleri
GSMH
Dış Kaynak
GSMHG *
Toplam Talep
Özel Tüketim
Özel Tasarruf
Özel Yatırım
Kamu Tüketimi
Kamu Tasarrufu
Kamu Yatırımı
Kamu I-S
Özel S-I
52.224.945
1.293.386
53.518.331
566.538
54.084.869
54.084.869
35.986.014
12.593.209
8.537.830
5.922.692
-983.584
3.638.333
4.621.917
4.055.379
* : Karşılıksız transferlerin sıfır olduğu varsayımı altında Gayri safi Milli Harcanabilir Gelir
Kaynak : TÜİK, DPT ve TCMB verileri
155
Tablo 37: Gayri Safi Milli Hasıla
1998
(Cari Fiyatlarla
Bin YTL)
TARIM
9.113.454
SANAYİ
11.970.299
Maden
563.270
İmalat
10.128.256
Enerji
1.278.773
İNŞAAT
3.124.593
TİCARET
10.404.501
Ulaştırma
7.102.826
Mali Müesseseler
328.526
Konut
1.761.711
Serbest Meslek ve Hizmet.
1.956.339
(-) İzafi Banka Hizmetleri
3.049.158
Sektörler Toplamı
Devlet Hiz.
Kar Amacı Olmayan Özel Hiz. Kur.
İthalat Vergisi
GSYİH (Alıcı fiy.)
Net Dış Al. Fak. Gel.
GSMH (Alıcı fiy.)
Kaynak : TÜİK, Yeni GSMH Serisi
45.665.092
4.915.736
98.742
154.375
52.224.945
1.293.386
53.518.332
156
Tablo 38:Konsolide Bütçe Dengesi
1998
HARCAMALAR
Cari
Personel
Diğer Cari
Yatırım (*)
Transfer
Faiz Ödemeleri
İç Faiz Ödemeleri
Dış Faiz Ödemeleri
KIT’lere Transfer
Vergi İadeleri
Sosyal Güvenlik
Diğer Transferler
GELİRLER
Genel Bütçe
Vergi Gelirleri
Gelir Üzerinden AI.V.
Servet Üzerinden AI.V.
Mal ve Hiz. Üzer. AI.V.
Dış Ticaret Vergileri
Vergi Dışı Normal Gel.
Özel Gelir ve Fonlar
Katma Bütçe
GELİR GİDER FARKI
Emanet ve Avans. Net Değişme
NAKIT AÇIĞI
BORÇ İDARESİ
Dış Borçlanma (Net)
Kullanım
Ödeme
İç Borçlanma (Net)
Tahvil (Net)
Kullanım
Ödeme
Bono (Net)
Kullanım
Ödeme
Merkez bankası (Net)
KOF Geri Dönüş
Diğer
Milyar TL
15.601.363
5.173.489
3.871.005
1.302.484
1.002.148
9.425.726
6.176.595
5.629.524
547.081
159.960
539.253
1.400.000
1.149.918
11.706.236
1.159.312
9.228.586
423.135
72.684
3.608.416
1.317.351
1.221.530
1.139.196
116.924
-3.985.127
-111.666
-4.006.793
Kaynak : DPT, Maliye Bakanlığı(*) Yatırım İşçiliği personel harcamaları içinde yer
almaktadır.
-943.984
894.881
1.838.895
4.604.300
1.311.144
2.821.204
1.510.060
3.293.156
9.173.673
5.880.517
346.477
157
Tablo 39 : Toplam Vergi Yükü
1998
(1) Konsolide Bütçe
(2) Mahalli İdareler
(3) Fonlar
(4) Toplam (1+2+3)
(5) Sosyal Güvenlik Kurumları
(6) Toplam (4+5)
(7) Vergi İadeleri
(8) GSMH
9.407.744
1.409.693
871.230
11.688.667
2.366.976
14.055.643
539.253
53.518.332
Sos. Güv. K.Hariç Vergi Yükü (%)
Vergi iadeleri düşülmüş
Vergi iadeleri düşülmemiş
20,8
21,8
Sos. Güv. K.dahil Vergi Yükü (%)
Vergi iadeleri düşülmüş
Vergi iadeleri düşülmemiş
Kaynak : DPT
(1) Geçici
(2) Tahmin
25,3
26,3
158
Tablo 40:Ödemeler Dengesi
A. CARİ İŞLEMLER DENGESİ
İhracat f.o.b.
Ithalat f.o.b.
Mal Dengesi
Hizmet Gelirleri
Hizmet Giderleri
Mal ve Hizmet Dengesi
Yatırım Gelirleri
Yatırım Giderleri
Mal, Hizmet ve Yatırım Geliri Dengesi
Cari Transferler
B. SERMAYE VE FİNANS HESABI
Yurtdışında Doğrudan Yatırım
Yurtiçinde Doğrudan Yatırım
Portföy Hesabı-Varlıklar
Portföy Hesabı-Yükümlülükler
Hisse Senetleri
Borç Senetleri
Diğer Yatırımlar-Varlıklar
Merkez Bankası
Genel Hükümet
Bankalar
Diğer Sektörler
Diğer Yatırımlar-Yükümlülükler
Merkez Bankası
Genel Hükümet
Bankalar
Diğer Sektörler
1998
(Milyon Dolar)
1.984
30.662
-44.926
-14.264
23.686
-10.180
-758
2.481
-5.466
-3.743
5.727
-840
-367
940
-1.622
-5.089
-518
-4.571
-1.464
-95
0
-942
-427
6.762
571
-1.655
3.195
4.651
159
Tablo 40: Ödemeler Dengesi Devamı
C. CARİ, SERMAYE VE FİNANSAL HESAPLAR
D. NET HATA VE NOKSAN
GENEL DENGE
E. REZERV VARLIKLAR
Resmi rezervler
Uluslararası Para Fonu Kredileri
Kaynak : TCMB
1.144
-697
447
-447
-216
-231
171
ÖZGEÇMİŞ
KİŞİSEL BİLGİLER
ADI SOYADI
DOĞUM YERİ
DOĞUM TARİHİ
ADRES
TELEFON
E-POSTA
EĞİTİM DURUMU
Doktora
Yüksek Lisans
Lisans
Lise
İŞ TECRÜBESİ
Araştırma Görevlisi
: Melek AKDOĞAN GEDİK
: ADANA
: 10.03.1977
: Kurttepe Mah. 4.sok. No.5 Seyhan/ Adana
: 0 322 338 72 54 Dahili 213
: [email protected]
:Çukurova Üniversitesi , Sosyal Bilimler Enstitüsü,
İktisat Ana Bilim Dalı
:Hacettepe Üniversitesi , Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Maliye Ana Bilim Dalı
.
: Çukurova Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Ekonometri Bölümü
: Adana Kurttepe Anadolu Lisesi
Çukurova Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Maliye Bölümü
Hacettepe Üniversitesi
Maliye Bölümü (35.md)
2007
2001
1998
1994
20011999-2001
YABANCI DİL
İngilizce
ÜDS 80
BİLGİSAYAR BECERİSİ: Windows, Office Programları, Banxia Frontier ,
Lindo, Gams Paket Programı
TEZLER
Veri Zarflama Analizi Tekniği ile Sigorta Şirketlerinin Etkinlik Ölçümü: Türkiye
Örneği ; Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye Anabilim Dalı
Yüksek Lisans Tezi, 2000, Ankara, Danışman: Prof. Dr. Selçuk CİNGİ
172
BİLİMSEL YAYINLAR
Ulusal Bildiriler
Algan, Neşe ve Akdoğan, Melek ,“Veri Zarflama Analizi (VZA) Tekniği
Kullanılarak Karadeniz Bölgesinde Yer Alan İllerin Etkinlik Değerlendirmesi”, 11.
Ulusal Bölge Bilimi / Bölge Planlama Kongresi, Karadeniz Teknik Üniversitesi,
21-23 Ekim 2004, Trabzon
Uluslar arası Bildiriler
Akdoğan, Melek, “The Social Accounting Matrix of Turkey in 1998”, International
Input-Output Association, 16th International Input Output Conference , İstanbul, 2-6
Temmuz 2007
Ulusal Hakemli Dergide Yayınlanmıs Makaleler
Güneş, İsmail ve Melek Akdoğan Gedik(2007) “Büyükşehir Belediye Hizmetlerinin
Göreli Etkinlik Analizi” Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Çağdaş
Yerel Yönetimler Dergisi,Cilt16, Sayı 4
“Türk Sigorta Sektörü Ölçek Ekonomilerinin Değerlendirilmesi: : Co
Integrasyon Analizi”, (Akdoğan, Melek ve Yücel Fatih ), Sosyo Ekonomi Dergisi,
Ocak 2003
Ödüller
Akdoğan, Melek G, ve K.Tüm “Yabancı Yatırımların Ülke Ekonomisine
Kazandırılması Göreli Etkinlik Değerlendirmesi: Veri Zarflama Analizi
Uygulaması”, YASED Uluslararası Yatırımcılar Derneği, İnceleme Yarışması VII
(Mansiyon)
Çeviriler
“Yarının Girişimcilerinin Eğitimi”, by Allan Gibb, Economic Reform Today,1998/4
p.32-38 Liberal Düşünce Dergisi 2000/5-18 ss.32-39)
“Küresel Ekonomide Büyüme”, by John Sullivan, Center for International Private
Enterprise, ,2000/1,
(Translation:http://www.cipe.org/pdf/publications/fs/K%FCresel_Ekonomide_B
%FCy%FCme.pdf)
Download