Editörlerden - PAH · Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon

advertisement
BÜLTENİ
1
Sayı: 15
2
Pulmoner Langerhans
Hücre Histiyositozunda
Ciddi Pulmoner
Hipertansiyon
4
Çocuklarda Nadir
Görülen Pulmoner
Hipertansiyon Nedenleri
ve Tedavi Seçenekleri
American College of
Rheumatology (ACR) 2012
Kongresi’nden Pulmoner
Hipertansiyon ile İlgili
Seçilmiş 10 Bildiri
8
12
16
18
Doğumsal Kalp
Hastalıklarına Bağlı
Pulmoner Arteriyel
Hipertansiyona Yaklaşım
Olgu Sunumu
Araştırma Ödülleri
Eylül-Aralık
2012
Editörlerden
Değerli Meslektaşlarımız
15. sayıda aşağıdaki konuları ele aldık.
“Pulmoner Langerhans Hücre Histiyositozunda Ciddi Pulmoner Hipertansiyon”
Pulmoner Langerhans Hücre Histiyositozu (LCH)/histiyositozis X, sigara kullanımına
bağlı, çoğunlukla 20-40 yaş grubu erişkinleri etkileyen nadir bir interstisyel hastalıktır.
Genellikle reverzibl olmayan hava yolu obstrüksiyonu ile birliktedir ve klinik gidişi
değişkendir. Pulmoner hipertansiyon (PH) sarkoidozun iyi bilinen bir komplikasyonudur.
Pulmoner LCH’de PH fizyopatolojisi çok faktörlüdür, kronik hipoksi, anormal pulmoner
fonksiyonlar ve vasküler yeniden şekillenmenin katkıları vardır.
“Çocuklarda Nadir Görülen Pulmoner Hipertansiyon Nedenleri ve Tedavi
Seçenekleri; Kardiyomiyopati ve Pulmoner Hipertansiyon”
Kardiyomiyopatili çocuklarda sıklıkla, kronik sol ventrikül diastolik disfonksiyonuna ve
artan sol atrium basıncına bağlı olarak pulmoner arter basıncı da artar. Postkapiller
pulmoner hipertansiyon olarak adlandırılan bu durum pulmoner arter ortalama
basıncının ≥ 25 mmHg ve pulmoner kapiller uç basıncının (PKUB) ≥15 mmHg olması
ile karakterizedir. Ancak, her kardiyomiyopatili hastada gelişen postkapiller pulmoner
hipertansiyon benzer niteliklere sahip değildir. Pulmoner hipertansiyon tedavisinde
kullanacağımız ilaçları ve pulmoner hipertansiyon patofizyolojisini iyi bilmek çok
önemlidir. Bu ilaçlarla elde edilen net sonuç her zaman pulmoner vazodilatasyon ve
pulmoner kan akımı artışı olarak düşünülmemelidir.
“American College of Rheumatology (ACR) 2012 Kongresi’nden Pulmoner
Hipertansiyon ile İlgili Seçilmiş 10 Bildiri”
“Dergi Kulübü: Editörün Seçimi”
Launay D, Sitbon O, Hachulla E, ve ark. Survival in systemic sclerosis-associated
pulmonary arterial hypertension in the modern management era. Ann Rheum Dis 2012.
(Modern tedavi döneminde sistemik sklerozla ilişkili pulmoner arteriyel hipertansiyonda
sağkalım).
“Doğumsal Kalp Hastalıklarına Bağlı Pulmoner Arteriyel Hipertansiyona Yaklaşım”
Eisenmenger olgularında ve pulmoner vasküler direnci artmamış olgularda tedavi
seçeneklerimiz bellidir. Ancak sol sağ şantı olan ve PVD orta derecede artmış olgularda
uzun dönemde hangi tedavi yönteminin daha yararlı olacağı bilinmemektedir. Bu
hastalarda bir tedavi algoritması olmadığı için olgu bazında karar verilmektedir. Bu kararı
verirken olgular operabilite ve uzun dönemde yüksek PVD riski açısından çok dikkatle
değerlendirilmelidirler.
Bu sayıdaki olguyu sunan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları
Anabilim Dalı’ndan Sayın Doç. Dr. Gülfer Okumuş’a teşekkür ederiz.
Gelecek sayıda buluşmak üzere...
76TRA - 01 Aralık 2012
Saygılarımızla
Editörler: Prof. Dr Murat İNANÇ (İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Romatoloji), Prof. Dr. Serdar KÜÇÜKOĞLU
(İ.Ü. Kardiyoloji Enstitüsü), Prof. Dr. Nesrin MOĞULKOÇ (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları),
Prof. Dr. Rana OLGUNTÜRK (Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediyatrik Kardiyoloji)
İmtiyaz Sahibi: Dr. Şermin KARTAL, Yayın Sorumlusu: Kağan DEMİRGİL
Actelion’un yayını olan “PAH Bülteni” 3P-Pharma Publication Planning tarafından hazırlanmaktadır.
Meriç Cad. Kamelya Çarşı No: 14 Ataşehir, İstanbul
Tel: 0216 456 40 00 Faks: 0216 456 39 95
*Editörler soyadlarına göre alfabetik olarak dizilmiştir.
ISSN 1307-8348
2
Pulmoner Langerhans
Hücre Histiyositozunda
Ciddi Pulmoner
Hipertansiyon
Dr. Nesrin Moğulkoç
Pulmoner Langerhans Hücre Histiyositozu (LCH)/
histiyositozis X, sigara kullanımına bağlı, çoğunlukla
20-40 yaş grubu erişkinleri etkileyen nadir bir interstisyel hastalıktır. Genellikle reverzibl olmayan hava
yolu obstrüksiyonu ile birliktedir ve klinik gidişi değişkendir. Spontan olarak veya sigara bırakımı sonrasında düzelme gösterebilir.1 Buna karşın olguların
%20-30’unda progresif seyrederek kronik solunum yetmezliği gelişebilir. Olgu serilerine dayanan literatür bilgilerindeki cesaretlendirici sonuçlara karşın,2 kortikosteroidler,
vinblastin veya kladribin ile hastalığın seyri üzerinde kanıtlanmış bir etkinlik gösterilememiştir. Erken dönem hastalarda nadir olmasına karşın, şiddetli prekapiller pulmoner
hipertansiyon (PH; PH klinik sınıflamasında grup 5)3 ciddi
pulmoner LCH’li hastalarda sık görülür. İki seri sonuçlarına
göre; pulmoner LCH’li ardışık 21 hastada4 ve akciğer transplantasyonu için refere edilen 39 hastanın 92’sinde5 prekapiller PH saptanmıştır. Son evre pulmoner LCH ve kronik
solunum yetmezliği gelişenlerde, özellikle de şiddetli PH
bulunan hastalarda, akciğer transplantasyonu tercih edilen
tedavi seçeneği olarak değerlendirilmektedir.5 PH tedavisinin hastalığın uzun dönem sonuçlarını değiştirip değiştirmeyeceği ve transplantasyon zamanlaması üzerindeki
etkisi henüz bilinmemektedir.
Pulmoner LCH’li hastalarda PH sıklığı tam olarak bilinmiyorsa da, akciğer transplantasyonu için değerlendirilen
son evre hastaların büyük bir kısmında saptanmaktadır.4,5
İlk solunum semptomlarının başlamasından akciğer transplantasyonuna yönlendirmeye kadar gecen süre ortalama
11±2.6 yıldır (1.3-25 yıl). Pulmoner LCH ile ilişkili PH ciddi
olabilir, yayınlarda pulmoner basınç hastaların %72’sinde
≥ 35 mmHg, %45’inde ≥ 45 mmHg saptanmıştır.5 Pulmoner LCH’lı hastalarda PH şiddeti, benzer PaO2 değerlerine rağmen idiyopatik pulmoner fibrozisli hastalara ve
kronik obstrüktif pulmoner hastalığı olanlara göre daha
yüksektir.4 PH varlığı, egzersiz kapasitesinin azalmasına,
dispneye ve büyük olasılıkla sağkalımda azalmaya yol açabilmektedir.6
Pulmoner LCH’de PH fizyopatolojisi çok faktörlüdür, kronik hipoksi, anormal pulmoner fonksiyonlar ve vasküler
yeniden şekillenmenin katkıları vardır. LCH’deki pulmoner
granülom, trombosit çıkışlı büyüme faktörü de dahil olmak
üzere, PH için sorumlu görülen bir dizi sitokin ve büyüme
faktörü salgılar.7 LCH ilişkili PH’deki pulmoner hemodinami idiyopatik pulmoner arteriyel hipertansiyondaki hemodinamiye benzer, solunum fonksiyon parametrelerinden
bağımsızdır4,8 ve ciddi histopatolojik vasküler değişiklikler
ile birliktedir. Bu değişiklikler arasında mediyal hipertrofi,
intimal fibrozis, lümen daralmasına yol açan proliferasyon
ve sıklıkla görülen venöz tutulum yer alır.4 Bu gözlemler,
küçük havayolu ve akciğer parankim tutulumu olmaksızın
vasküler yeniden şekillenme ve intrensek pulmoner vasküler hastalık hipotezini desteklemektedir. Buna karşılık,
ciddi parankimal akciğer hastalığı olmaksızın PH tanımlanmamıştır. Dikkati çeken nokta, uzun süreli oksijen tedavisi
ile hipoksisi düzelen bazı hastalarda ciddi PH gelişmesidir,
bu durum oksijen tedavisi ile hemodinamik değerlerin düzelmesini dışlamaktadır. Bu gözlemler pulmoner LCH’li ve
ciddi PH’sı olan hastaların PH-spesifik bir tedavi almaları
yönünde bir görüş oluşturmaktadır. Ancak bu konu halen
yeterince araştırılmamıştır.
Fartoukh,4 intravenöz epoprostenol alan pulmoner LCH ve
ciddi PH’sı olan iki hastada akut pulmoner ödem bildirmiştir. Olasılıkla bu durum, LCH’na bağlı belirgin pulmoner
venöz tutulum sonucu gelişen veno-oklüziv hastalık ortamında artmış pulmoner kan akışından kaynaklanmıştır.
Dolayısıyla, veno- oklüziv hastalığın bu hasta grubundaki
sıklığı yüzünden, epoprostenol kullanımı tehlikeli olabilir.9
Gerek PH, gerek pulmoner fibrozis patogenezinde
endotelin-1’in rolüne ilişkin önemli ölçüde kanıtın varlığı10
ve transplantasyon dışında bir tedavi seçeneği bulunmaması nedeniyle, bazı hastalara deneme amaçlı bir tedavi
olarak oral endotelin reseptör antagonisti olan bosentan
verilmiştir. Klinik bulgular ve hemodinamik parametrelerde dramatik ve uzun süreli iyileşmeler gözlenmiştir. Bu
hastalara aynı zamanda fosfodiesteraz tip-5 inhibitörü
sildenafil de verilmişse de, iyi tolere edilememiş ve hastalar tarafından 3 ay içerisinde bırakılmıştır. Bu nedenle,
gözlemlenen klinik iyileşmede yeri olmadığı düşünülmüştür.11
Bir diğer yön ise, sigarayı bırakan ve kortikosteroid alan
pulmoner LCH ve PH’lı bir hastada, solunum fonksiyonlarının değişmemesine rağmen, PH’da iyiye gidiş bildirilmiştir.12 Langerhans hücreleri tarafından pulmoner arter
duvar tutulumu olan hastalarda, örneğin kladribin gibi
antiproliferatif bir tedavinin etkisinin olup olmayacağı
henüz bilinmemektedir.
Sonuç olarak, gözlemler pulmoner LCH hastalarında bosentan kullanılarak PH’da uzun süreli iyiye gidiş sağlanabileceğini göstermektedir. Bu gözlemler ayrıca pulmoner
vaskülopati teorisine daha da destek katmaktadır. Pulmoner LCH ve ciddi PH hastalarında akciğer transplantasyonu önerilen tedavi şeklidir. Ancak bosentan tedavisi
bireysel olgularda akciğer transplantasyonu için bir köprü
olarak düşünülebilir.
3
Kaynaklar
7.
Perros F, Montani D, Dorfmuller P, et al. Platelet-derived growth factor
expression and function in idiopathic pulmonary arterial hypertension.
Am J Respir Crit Care Med 2008;178:81-88.
8.
Harari S, Simonneau G, De Juli E, et al. Prognostic value of pulmonary hypertension in patients with chronic interstitial lung disease referred for lung or heart-lung transplantation. J Heart Lung Transplant
1997;16:460-463.
Galie N, Hoeper MM, Humbert M, et al. Guidelines for the diagnosis and
treatment of pulmonary hypertension. Eur Respir J 2009;34:1219-1263.
9.
Montani D, Price LC, Dorfmuller P, et al. Pulmonary venoocclusive disease. Eur Respir J 2009;33:189-200.
4.
Fartoukh M, Humbert M, Capron F, et al. Severe pulmonary hypertension in histiocytosis X. Am J Respir Crit Care Med 2000;161: 216-223.
10. Behr J, Ryu JH. Pulmonary hypertension in interstitial lung disease. Eur
Respir J 2008;31:1357-1367.
5.
Dauriat G, Mal H, Thabut G, et al. Lung transplantation for pulmonary
Langerhans’ cell histiocytosis: a multicenter analysis. Transplantation
2006;81:746-750.
11. Cottin V. Severe pulmonary hypertension in histiocytosis X: long-term
improvement with bosentan. Eur Respir J 2010;36:202-211.
6.
Chaowalit N, Pellikka PA, Decker PA, et al. Echocardiographic and clinical characteristics of pulmonary hypertension complicating pulmonary
Langerhans cell histiocytosis. Mayo Clin Proc 2004;79:1269-1275.
1.
Moğulkoç N, Veral A, Bishop PW, et al. Pulmonary Langerhans’ cell
histiocytosis: radiologic resolution following smoking cessation. Chest
1999;115:1452-5.
2.
Lazor R, Etienne-Mastroianni B, Khouatra C, et al. Progressive diffuse
pulmonary Langerhans cell histiocytosis improved by cladribine chemotherapy. Thorax 2009;64:274-275.
3.
12. Benyounes B, Crestani B, Couvelard A, et al. Steroid-responsive pulmonary hypertension in a patient with Langerhans’ cell granulomatosis
(histiocytosis X). Chest 1996;110:284-286.
4
Çocuklarda Nadir
Görülen Pulmoner
Hipertansiyon Nedenleri
ve Tedavi Seçenekleri
Dr. Rana Olguntürk
Çocuklarda en sık görülen PH nedeni konjenital kalp hastalıklarına bağlı pulmoner hipertansiyon ve Eisenmenger
Sendromudur. İkinci sırada ise İdiopatik PAH (Pulmoner
Arteriyel Hipertansiyon) ve herediter, familiyal nedenli
PAH gelir. Daha seyrek görülen PH nedenleri erken tanı
konulduğu zaman tedavi edilme imkanı sağladığından
ayırıcı tanıda önemlidir. Bu sayımızda çocuklarda nadir
görülen PH nedenlerinden “Kardiyomiyopatilere Bağlı
Pulmoner Hipertansiyon” konusu tartışılacaktır.
KARDİYOMİYOPATİ VE PULMONER HİPERTANSİYON
Kardiyomiyopati oldukça ciddi seyirli bir klinik durumdur
ve semptomatik olanlarının yaklaşık %40’ı ilk iki yıl içerisinde transplantasyon ya da ölümle sonuçlanır. Çocukluk çağında kardiyomiyopatiler 1,13-1,24/100.000/yıl sıklıkta görülür.1,2 Kardiyomiyopati tiplerine göre dağılıma
bakıldığında görülme sıklığı, dilate kardiyomiyopatiler
için 0,73/100.000/yıl, hipertrofik kardiyomiyopatiler için
0,32/100.000/yıldır.2 Restriktif kardiyomiyopatiler ise çocukluk çağında sıklık açısından dilate ve hipertrofik kardiyomiyopatilerden sonra gelir ve tüm kardiyomiyopatilerin
yaklaşık %2-5’ini oluşturur.3 Olguların yaklaşık %87’sinin
de etyolojisi bilinmemektedir.
Kardiyomiyopatili çocuklarda sıklıkla, kronik sol ventrikül diyastolik disfonksiyonuna ve artan sol atriyum basıncına bağlı
olarak pulmoner arter basıncı da artar. Postkapiller pulmoner
hipertansiyon olarak adlandırılan bu durum pulmoner arter
ortalama basıncının ≥ 25 mmHg ve pulmoner kapiller uç basınıcının (PKUB) ≥ 15 mmHg olması ile karakterizedir. Ancak,
her kardiyomiyopatili hastada gelişen postkapiller pulmoner
hipertansiyon benzer niteliklere sahip değildir. Bu nedenle
kardiyomiyopatili hastalarda gelişen postkapiller pulmoner
hipertansiyonu iki grupta incelemek doğru olur:
Pasif tip: Bu grupta pulmoner hipertansiyon, basıncın pasif geri iletimi ile ortaya çıkar. Bu grup hastalarda transpulmoner basınç farkı (TPBF) ve pulmoner vasküler direnci
(PVD) normal sınırlar içerisindedir (TPBF ≤ 12 mmHg).
Reaktif tip: Bu grupta ise pulmoner basınç artışı sadece venöz göllenme sonucu olmayıp, pulmoner damar
yatağındaki endotel fonksiyonlarının bozulmasının da
katkısı söz konusudur. Bu hastalarda pulmoner arter
ortalama basıncındaki artışın PKUB’dan daha fazla olması dikkat çekicidir. Dolayısıyla TPBF > 12 mmHg’dir
ve PVD de artmıştır.
Sol ventrikül disfonksiyonu sonucu gelişen postkapiller pulmoner hipertansiyonun bu klinik farklılıkları Tablo 1’de gösterilmiştir. Tablo 1’de reaktif postkapiller pulmoner hipertansiyon ile doğumsal kalp hastalıklarında gördüğümüz Grup 1
(prekapiller pulmoner hipertansiyon) pulmoner hipertansiyon
arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Bu da, tedavi yaklaşımlarında reaktif postkapiller pulmoner hipertansiyona Grup 1
pulmoner hipertansiyona benzer şekilde yaklaşabileceğimiz
fikrini doğurmaktadır.
Patofizyoloji:
Bozulmuş sol ventrikül fonksiyonu sonucu sol ventrikül
ard diyastolik basıncının artmasıyla birlikte hem lokal hem
de sistemik nörohormonal mekanizmalar uyarılır. Bu süreç, pulmoner endotelyal hücre disfonksiyonu ile devam
eder. Bozulmuş pulmoner endotelyal hücre fonksiyonu
(endotelin artışı ve nitrik oksid azalması) sonucu pulmoner vazokonstrüksiyon ve pulmoner vasküler remodeling
gelişir (Şekil 1).
Yapılan çalışmalarda reaktif tip pulmoner venöz hipertansiyonda pulmoner damarlardaki histolojik değişikliklerin PAH
hastalarında olduğundan farklı olmadığı, konjestif vaskülopatide pulmoner arterlerdeki medial hipertrofinin idiyopatik
PAH’ta görülenden daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bunun
yanı sıra, pulmoner venöz hipertansiyonlu çocuklarda sistolik PAB değerleri ile medial kalınlık arasında pozitif korelasyon vardır.4 Pulmoner vasküler hastalıkla ilişkili Grade 3-4
değişikliklerin (intimal proliferasyon ya da pleksiform lezyonlar gibi) pulmoner venöz hipertansiyonda görülmemesi,
pulmoner venöz hipertansiyondaki geri dönülebilirliğin bir
histolojik kanıtı olarak kabul edilebilir.4
Pulmoner vasküler direnci (PVD) yüksek olan kalp yetmezlikli
hastalarda nitrik oksit (NO) yapımının, PVD normal olanlara
göre belirgin azalmış olması5 ve pulmoner arter basıncı (PAB)
yüksek olan kalp yetmezlikli hastalarda, asetilkoline pulmoner
vazodilatör yanıtın normal PAB’ı olanlara göre düşük olması6
bozulmuş endoteliyal fonksiyonların göstergesidir. Ayrıca,
NO-cGMP yolunun “downregülasyonu” vazokonstrüksiyon,
tromboz ve vasküler yeniden yapılanma ile sonuçlanır.7
Patogenezde rol oynayan diğer bir mediatör de endotelindir
(ET). Kalp yetmezliğinde endotelde preproendotelin -1mRNA
ekspresyonunun artması,8 plazma endotelin seviyeleri ile
PAP ve PVD arasındaki ilişki9 sol ventrikül yetmezliği olan hastalarda ET-1’in reaktif pulmoner hipertansiyonun bir belirteci
olduğu anlamına gelebilir.
Sol ventrikül disfonksiyonu olan hastalarda hem ET-A hem de
ET-B reseptörlerinin birlikte uyarılması ile vazokonstrüksiyon
görülmesi10 ve kalp yetmezliği olan hastalarda bosentan ile
hemodinamik düzelme olması11 endotelinin patogenezdeki
rolünü kanıtlamaktadır. Ayrıca, endotelinin uzun süre yüksek
seviyelerde kalması, miyokardiyal hipertrofi ve fibrozise, bu
da miyokardın esnekliğini yitirerek diyastolik fonksiyon bozukluğunun gelişmesine yol açar.12
5
Sınıflama ve Tedavi
Kardiyomiyopatiye bağlı pulmoner hipertansiyonlu hastalarda
ortak nokta, sol ventrikül diyastolik fonksiyon bozukluğu olmasına karşın, sol ventrikül sistolik fonksiyonları bazen bozulmuş bazen de normal olmasıdır. Bu durumda hastaların takip
ve tedavilerinin etkin planlanması için hastaları sol ventrikül
sistolik fonksiyonlarını temel alarak iki gruba ayırmak daha
doğru olacaktır.
1. Korunmuş sol ventrikül sistolik fonksiyonları ile
birlikte diyastolik fonksiyon bozukluğu
Korunmuş sistolik fonksiyonları ile birlikte diyastolik fonksiyon bozukluğu karşımıza restriktif ve hipertrofik kardiyomiyopatide çıkar. Restriktif kardiyomiyopatide pulmoner
vasküler hastalık gelişme hızı çocukluk çağında, dilate
kardiyomiyopatiden daha fazladır13 ve transplantasyon bu
grup hastalarda tek gerçekçi tedavidir.
Ancak bunun yanı sıra pulmoner hipertansiyona yönelik
bir çok tedavi girişiminde bulunulmuştur. İnhale nitrik oksid, IV prostasiklin, bosentan, sildenafil, inhale iloprost
bu grup hastalarda klinik çalışmalardan öte olgu temelli
olarak kullanılmışlardır. Bu olgu deneyimlerinde dikkati
çeken nokta restriktif kardiyomiyopati için IV prostasiklin,
bosentan, sildenafil ve inhale iloprost monoterapi ya da
kombinasyon şeklinde tercih edilirken,16,17,18 hipertrofik
kardiyomiyopatili olgularda inhale nitrik oksit tercih edilmiştir.19 Hipertrofik kardiyomiyopatide inhale nitrik oksidin
tercih sebebi olarak ön yük azalmasının bu grup hastalar
için oluşturacağı risk fizyolojisine dayanmaktadır. İnhale
nitrik oksit sağ ventrikül atım hacmini artırır ve böylece
sol ventrikül ön yükü artmış olur. Kısıtlı sayıda olgulardan
oluşan bu deneyimlerden yola çıkarak bu grup hastalarda
belirli bir tedavi yöntemini önermek doğru olmayacaktır.
Ancak, bu çalışmalardan elde edilen olumlu sonuçlar
umut vericidir. Özellikle Fenton ve ark’larının 18 restriktif
kardiyomiyopatili hasta üzerinde IV prostasiklin ile elde ettikleri başarılı sonuçlar dikkat çekicidir.17 Ortalama 58 gün
(36-78 gün) süren IV prostasiklin ile tedavi edilen hastalarda, ortalama pulmoner arter basıncı ve TPBF’da anlamlı
düşüşler gözlenmiştir.
• PVD > 2,5 WoodUnite/m2 ve TPBF > 15 mmHg ise
transplantasyon sonrası 3-12 ay içerisinde mortalite
oldukça yüksektir (%24)14
• PVD < 2,5 WoodUnite/m2 ve TPBF < 15 mmHg ise
transplantasyon sonrası ilk yıl içerisindeki mortalite
%6’dır14
• Sağ ventrikül basıncındaki her 5 mmHg artış
mortalitede %9 artışa yol açar15
2. Bozulmuş sol ventrikül sistolik fonksiyonları ile
birlikte diyastolik fonksiyon bozukluğu
Dilate kardiyomiyopati çocukluk çağında en sık görülen kardiyomiyopatidir.20 Ejeksiyon fraksiyonu ile pulmoner hipertansiyon şiddeti arasında ilişki olmaması,
diyastolik fonksiyon bozukluğunun daha ön planda
olduğunu gösterir.21 TPBF ve PVD ağır postkapiller
pulmoner hipertansiyonu olan hastaların başarılı transplantasyonları için belirleyici parametrelerdir.
Kalp nakli sonrası yaşamda kalım oranı, PVD ve TPBF
değerlerinin azalması ile orantılıdır. Pulmoner arter basıncının bu noktada anlamı yoktur.22 Bu hastaların mortalite ve morbiditelerinde sol ventrikül destek cihazlarının (SVDC) kullanımının önemi büyüktür. Nakil sürecine
giden yolda en önemli tedavi aracı SVDC olmaktadır.
SVDC ile, tüm farmakolojik tedavilere karşın yüksek kalan PVD’nin altı aylık bir dönemde <2,5 Wood Ünite /
m2 olduğu görülmüştür.23 SVDC ile pulmoner basınçları
normale dönen hastaların transplant sonrası mortalite
oranları, transplant öncesi dönemde pulmoner hipertansiyonu olmayanlarla aynıdır.24 Pulsatil ya da devamlı
akım cihazlarının hangisinin daha etkin olduğuna dair
yapılan çalışmalarda ise PVD’de iyileşmenin hem pulsatil cihazlarda hem de devamlı akım cihazlarında aynı
olduğu gözlenmiştir.25
MEDİKAL TEDAVİ
Kardiyomiyopatiye bağlı PAH tedavisinde ilaç seçimi, etyolojik nedene, kardiyomiyopatinin tipine, hastanın klinik durumuna yakından bağlıdır. Her ilacın kardiyomiyopatiye bağlı
PAH’da kullanılamayacağı konusunda ciddi tecrübelerimiz
vardır. Bunlardan en önemlisi FIRST çalışmasıdır. IV epoprostenolün temel ilaç olduğu bu çalışmada, sol ventrikül sistolik
fonksiyonu bozuk olan hastalarda artmış mortaliteli sonuçlar
ile çalışma sonlandırılmıştır.
Sildenafil
Kalp yetmezliği de dahil pulmoner hipertansiyonda tekli
tedaviden çok kombine tedavide fosfodiesteraz 5 inhibitörü başarılı olmuştur. Sildenafil hem istirahatte hem
de egzersizde pulmoner hipertansiyonlu hastalarda sağ
ventrikül ard yükünü düzenler ve kardiak indeksi artırır.
Sildenafilin bu etkilerini hem akut hem de uzun dönem
kullanımda göstermesi önemlidir.26 Yin ve ark.’larının çalışmalarında, sildenafilin, kalp yetmezlikli hastalarda artan
duvar kalınlığını azalttığı ve aseltilkoline pulmoner vazodilatör yanıtı artırdığı gösterilmiş ve bu sayede endotel
fonksiyonlarını koruduğu ve hatta düzelttiği yorumuna
ulaşılmıştır.27 Sildenafilin kardiyomiyopatiye bağlı PAH
6
Çocuklarda Nadir Görülen Pulmoner Hipertansiyon
Nedenleri ve Tedavi Seçenekleri
tedavisinde kullanımına yönelik literatürdeki olgu çalışmalarında, hem tek başına hem de kombine tedavinin bir
parçası olarak kullanımda başarılı sonuçların elde edildiği
görülmüştür.18,28,29 Özellikle dilate kardiyomiyopatide sempatomimetik ve dekonjestif tedaviye ek olarak tekli tedavi
şeklinde kullanımda elde edilen sonuçlar umut vericidir.18
Bu çalışmalarda sildenafil kullanımı ile hastaların TPBF ve
PVD’lerinde belirgin azalma ile birlikte vazoreaktiviteye
yanıtın yeniden pozitif olması dikkat çekicidir.
Bosentan
Kardiyomiyopatiye bağlı PAH’ta bosentan ile ilgili deneyimler
yine olgu çalışmalarına dayanmakta ve tekli tedaviden çok
kombine kullanımlar şeklinde oluşu dikkat çekmektedir.18,29
Bu konuda 54 yetişkin kalp yetmezlikli hasta üzerinde yapılan Hefke ve ark’larının çalışması önemlidir.11 Bu çalışmadaki
hastaların %46’sı dilate kardiyomiyopatilidir ve ortalama 12
aylık (9 - 15 ay) bosentan kullanımı sonucunda hastaların ortalama PAB, PKUB, kardiyak atım hacmi, PVD ve TPBF değerlerinde anlamlı değişiklikler elde edilmiştir.
Biz de kliniğimizde dilate kardiyomiyopatili bir olguda
bosentan-sildenafil kombinasyonu ile hastanın hem kliniğinde hem de hemodinamik verilerinde, nakil bekleme
sürecinde önemli düzelmeler izledik.
Son Söz
Pulmoner hipertansiyon tedavisinde kullanacağımız ilaçları
ve pulmoner hipertansiyon patofizyolojisini iyi bilmek çok
önemlidir. Bu ilaçlarla elde edilen net sonuç her zaman
pulmoner vazodilatasyon ve pulmoner kan akımı artışı olarak düşünülmemelidir.
İlaç seçiminde etyolojik nedeni, kardiyomiyopati tipini ve
klinik durumu dikkatle göz önünde bulundurmalıyız. Prostasiklinlerin özellikle bozulmuş sistolik fonksiyonlu hastalarda
kullanımında inotropik desteği ihmal etmemeliyiz.
Şimdilik amacımız hastaları transplantasyon için hazırlamak
ve transplantasyon sonrası mortalitelerini azaltmaktır. Bu
nedenle pulmoner hipertansiyonun ortadan kalkması ya da
kardiyomiyopatide düzelme olması konusundaki beklentiler
gerçekçi olmaktan uzaktır.
Şekil 1. Pulmoner venöz hipertansiyonda patofizyoloji
LV
Disfonksiyonu
End diyastolik
basınç
Nörohormonlar
(lokal/sistemik)
Sitokinler
Pulmoner endotelyal hücre
disfonksiyonu
(endotelin , NO )
Prostasiklin
Literatüre baktığımızda prostasiklin kullanımının sol ventrikül sistolik fonksiyonlarının korunduğu durumlarda tercih edildiğini görmekteyiz.17 Fenton ve ark.’ları 18 restriktif
kardiyomiyoapili hasta ile yaptıkları çalışmada hastalara
ortalama 58 gün (36-78) IV prostasiklin vermişler ve ortalama PAB ve TPBF değerlerinde anlamlı düzelme gözlemlemişlerdir.17 Bozulmuş sol ventrikül fonksiyonlarında
kullanım konusunda çok seçici olmalı ve mutlaka yoğun
sempatomimetik destek altında yapılmalıdır.
Pulmoner
vazokonstrüksiyon
Pulmoner
vasküler remodelling
Sekonder pulmoner
hipertansiyon
RV disfonksiyonu
morbidite/mortalite
Tablo 1. Grup 1 ve Grup 2 pulmoner hipertansiyonlu hastaların hemodinamik olarak karşılaştırılması
PKUB
(mmHg)
mPAB
(mmHg)
TPBF
Diyastolik fonksiyon
bozukluğu (Grade)
< 15
≥ 25
≥ 12
Yok / 1
Pasif
≥ 15
≥ 25
< 12
1
Reaktif
≥ 15
≥ 25
≥ 12
2-4
Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon
(Grup 1)
Pulmoner Venöz Hipertansiyon
(Grup 2)
PKUB: Pulmoner kapiller uç basıncı, mPAB: Ortalama pulmoner arter basıncı, TPBF: Trans pulmoner basınç farkı
7
Kaynaklar
1.
Lipshultz SE. Ventricular dysfunction clinical research in infants, children
and adolescents. Prog Pediatr Cardiol 2000;12:1-28.
2.
Nugent AW, Daubeney PEF, Chondros P, et al. The epidemiology of childhood cardiomyopathy in Australia. N Engl J Med 2003;348:1639-1646.
3.
Lipshultz SE, Sleeper LA, Towbin JA, Lowe AM, Orav EJ, Cox GF, Lurie
PR, et al. The incidence of pediatric cardiomyopathy in two regions of
United States. N Engl J Med 2003;348:1647-1655.
4.
Endo M et al. Pulmonary Vascular Changes Induced by Congenital Obstruction of Pulmonary Venous Return. Ann Thorac Surg 2000;69:193–7
5.
Cooper CJ, Landzberg MJ, Anderson TJ, Charbonneau F, Creager MA,
Ganz P, Selwyn AP. Role of nitric oxide in the local regulation of pulmonary vascular resistance in humans. Circulation. 1996;93:266-271.
6.
Ontkean M, Gay R, Greenberg B. Diminished endothelium-derived relaxing factor activity in an experimental model of chronic heart failure.
Circ Res. 1991;69:1088-1096.
7.
Klinger JR. The nitric oxide/cGMP signaling pathway in pulmonary
hypertension. Clin Chest Med. 2007;28:143-167.
8.
Sakai S, Miyauchi T, Sakurai T, Yamaguchi I, Kobayashi M, Goto K, Sugishita Y. Pulmonary hypertension caused by congestive heart failure is
ameliorated by long-term application of an endothelin receptor antagonist. Increased expression of endothelin-1 messenger ribonucleic acid
and endothelin-1-like immunoreactivityin the lung in congestive heart
failure in rats. J Am Coll Cardiol. 1996;28:1580-1588.
9.
Cody RJ, Haas GJ, Binkley PF, Capers Q, Kelley R. Plasma endothelin
correlates with the extent of pulmonary hypertension in patients with
chronic congestive heart failure. Circulation. 1992;85:504-509.
10. Cowburn PJ, Cleland JG, McArthur JD, MacLean MR, McMurray JJ,
Dargie HJ, Morton JJ. Endothelin B receptors are functionally important in mediating vasoconstriction in the systemic circulation in
patients with left ventricular systolic dysfunction. J Am Coll Cardiol.
1999;33:932-938.
11. Hefke T, Zittermann A, Fuchs U, Schulte-Eistrup S, Gummert JF, Schulz
U. Bosentan effects on hemodynamics and clinical outcome in heart
failure patients with pulmonary hypertension awaiting cardiac transplantation. Thorac Cardiovasc Surg. 2012;60:26-34.
12. Brown RD, Ambler SK, Mitchell MD, Long CS. The cardiac fibroblast:
therapeutic target in myocardial remodeling and failure. Annu Rev Pharmacol Toxicol. 2005;45:657-687.
13. Hughes ML, Kleinert S, Keogh A, Macdonald P, Wilkinson JL, Weintraub RG. Pulmonary vascular resistance and reactivity in children with
end-stage cardiomyopathy. J Heart Lung Transplant. 2000;19:701-704.
14. Delgado JF, Gómez-Sánchez MA, Sáenz de la Calzada C, Sánchez
V, Escribano P, Hernández-Afonso J, Tello R, Gómez de la Cámara A,
Rodríguez E, Rufilanchas JJ.Impact of mild pulmonary hypertension on
mortality and pulmonary artery pressure profile after heart transplantation. J Heart Lung Transplant. 2001;20:942-948.
15. Kjaergaard J, Akkan D, Iversen KK, Kjoller E, Køber L, Torp-Pedersen
C, Hassager C. Prognostic importance of pulmonary hypertension in
patients with heart failure. Am J Cardiol. 2007;99:1146-1150
16. D’Alto M, Alfano D, Maiello C, Sarubbi B, Santoro G, Argiento P, Galdieri N, Russo MG, Cotrufo M, Calabrò R. Complex multidrug therapy
in a patient with pulmonary hypertension before and after orthotopic
heart transplantation. A case report. J Cardiovasc Med (Hagerstown).
2007;8:950-952.
17. Fenton MJ, Chubb H, McMahon AM, Rees P, Elliott MJ, Burch M. Heart
and heart-lung transplantation for idiopathic restrictive cardiomyopathy
in children. Heart. 2006;92:85-89.
18. Daftari B, Alejos JC, Perens G. Initial Experience with Sildenafil, Bosentan, and Nitric Oxide for Pediatric Cardiomyopathy Patients with Elevated PulmonaryVascular Resistance before and after Orthotopic Heart
Transplantation. J Transplant. 2010;2010:656984.
19. Hosokawa Y, Yamamoto T, Yabuno Y, Hara K, Aokage T, Nakazato K, Suzuki H, Suzuki M, Ueno A, Munakata R, Tokita Y, Yamamoto E, Akutsu
K, Takano H, Sato N, Takayama M, Tanaka K, Mizuno K. Inhaled nitric
oxide therapy for secondary pulmonary hypertension with hypertrophic
obstructive cardiomyopathy and severe kyphoscoliosis. Int J Cardiol.
2012;158:e20-21.
20. Conway J, Dipchand AI. Transplantation and pediatric cardiomyopathies: Indications for listing and risk factors for death while waiting. Prog
Ped Card 2011;32:51-54.
21. Guglin M, Khan H. Pulmonary hypertension in heart failure. J Card Fail.
2010;16:461-474.
22. Mikus E, Stepanenko A, Krabatsch T, Dandel M, Lehmkuhl HB, Loforte
A, Hetzer R, Potapov EV. Left ventricular assist device or heart transplantation: impact of transpulmonary gradient and pulmonary vascular resistance on decision making. Eur J Cardiothorac Surg. 2011;39:310-316.
23. Mikus E, Stepanenko A, Krabatsch T, Loforte A, Dandel M, Lehmkuhl
HB, Hetzer R, Potapov EV. Reversibility of fixed pulmonary hypertension in left ventricular assist device support recipients. Eur J Cardiothorac
Surg. 2011;40:971-797.
24. Alba AC, Rao V, Ross HJ, Jensen AS, Sander K, Gustafsson F, Delgado
DH. Impact of fixed pulmonary hypertension on post-heart transplant
outcomes in bridge-to-transplant patients. J Heart Lung Transplant.
2010;29:1253-1258.
25. John R, Liao K, Kamdar F, Eckman P, Boyle A, Colvin-Adams M. Effects
on pre-and posttransplant pulmonary hemodynamics in patients with
continuous-flow left ventricular assist devices. J Thorac Cardiovasc
Surg. 2010;140:447-452
26. Ramakrishnan S, Malik V, Karthikeyan G, Seth S, Yadav R, Singh S, Deepak KK, Bhargava B. Acute hemodynamic effects of sildenafil in patients
with idiopathic dilated cardiomyopathy. Indian Heart J. 2008;60:599-601.
27. Yin J, Kukucka M, Hoffmann J, Sterner-Kock A, Burhenne J, Haefeli WE,
Kuppe H, Kuebler WM. Sildenafil preserves lung endothelial function
and prevents pulmonary vascular remodeling in a rat model of diastolic
heart failure. Circ Heart Fail. 2011;4:198-206.
28. Zakliczynski M, Maruszewski M, Pyka L, Trybunia D, Nadziakiewicz P,
Przybylski R, Zembala M. Effectiveness and safety of treatment with
sildenafil for secondary pulmonary hypertension in heart transplant
candidates. Transplant Proc. 2007;39:2856-2858.
29. Mogollón MV, Lage E, Cabezón S, Hinojosa R, Ballesteros S, Aranda A,
Sobrino JM, Ordóñez A. Combination therapy with sildenafil and bosentan reverts severe pulmonary hypertension and allows heart transplantation: case report. Transplant Proc. 2006;38:2522-2523
8
American College of
Rheumatology (ACR) 2012
Kongresi’nden Pulmoner
Hipertansiyon ile İlgili
Seçilmiş 10 Bildiri
Dr. Murat İnanç
1. An evidence based screening algorithm
for pulmonary arterial hypertension in
systemic sclerosis.
Seibold J ve ark. (Scleroderma Research Consultants
LLC, ABD) Actelion tarafından desteklenen bir çalışmadır.
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 851)
Bu çok merkezli gözlemsel kohort çalışmasında 3 yıldan uzun hastalık süresi olan ve daha önce pulmoner
hipertansiyon (PH) tanısı olmayan sistemik skleroz
(SSk) hastalarında DLCO değeri beklenen değerin
%60’ının altında ise çok sayıda invaziv olmayan test ve
tanıya yönelik sağ kalp kateterizasyonu (sKK) uygulanmıştır (DETECT çalışması). Çalışmaya 466 hasta alınmış, hastaların %19’unda PAH saptanmış, %69’unda
ise normal sınırlarda pulmoner arter basıncı (PAB)
saptanmıştır. Çoklu analizle belirlenen algoritmada
%FVC/%DLCO, telenjiektazilerin bulunması, antisentromer antikorları, N-terminal pro-Brain natriüretik
peptid (NT-pro-BNP), ürik asid düzeyi ve EKG’de sağ
aks hakimiyeti birinci basamakta kullanılmış, ikinci basamakta ise sağ atrium alanı ve triküspit regürjitasyon
jet hızı eklenmiştir. Birinci basamakta duyarlılık %97,
ikinci basamakta özgüllük %35 olarak saptanmış ve
tanı konulamayan PAH oranı %4 ve sKK gereken
hasta oranı %62 bulunmuştur. Araştırmacılar bu iki
basamaklı ve invaziv olmayan testlerden oluşan algoritmanın sKK gereğini, daha az ilerlemiş hastalarda ve
minimum tanı hatası ile gösterdiğini bildirmektedir.
2. The submaximal heart and pulmonary evaluation:
a novel noninvasive test to identify pulmonary
hypertension in patients with systemic sclerosis.
Bernstein ve ark. (Hospital for Special Surgery, New York)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 1712)
Araştırmacılar bu çalışmada submaksimal kalp ve akciğer
değerlendirmesinde (SHAPE) (yaklaşık 14 cm’lik bir merdivenin 3 dakika süreyle çıkılıp inilmesi ve tidal CO’nun
izlenmesi) istirahat-egzersiz sonu arasındaki CO farkının
ortalama pulmoner arter basıncı ile negatif korelasyon
göstereceği hipotezinden hareket etmişlerdir. Kliniklerinde incelenen 19 hastada SHAPE ve sKK değerlendirmesi
olduğu belirtilmiştir. Bu hastaların sonuçları retrospektif
olarak incelendiğinde CO farkı ile ortalama PAB arasındaki negatif korelasyon (r=-0.82, p<0.0001) belirlenmiştir. Diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında testin PAH (sKK)
için pozitif prediktif değeri transtorasik ekokardiyografi ve
FVC/DLCO oranından yüksek bulunmuştur. Testin negatif
prediktif değeri ise %100 bulunmuştur. Konunun prospektif çalışma ile araştırılması öngörülmektedir.
3. Biomarkers of pulmonary hypertension in patients
with scleroderma: a case control study.
McMahon ZH ve ark. (Johns Hopkins University,
Baltimore)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 719)
Bu çalışmada 48 SSk PH hastası ve 48 kontrol SSk hastası proteomik analizle yapılan büyüme faktörü ve sitokin düzeyleri açısından karşılaştırılmışlardır. Ayrıca her iki
gruptan 24’er hastada 6 ay önceki örnekler de incelenmiştir. Ortalama hastalık süresi PH grubunda 17 yıl ve
kontrol grubunda 12 yıldır. İncelenen biyobelirteçlerden
IL-12, p70, PIGF ve sFLT-1 PH grubunda yüksek bulunmuştur. Erken dönemdeki örneklerde yapılan analizde
ise sFLT-1, HGF ve IL-10 PH grubunda yüksek olarak bildirilmektedir. Çoklu analiz sonuçlarına göre araştırmacılar
PIGF’nin SSk’da PH ile ilişkili olduğunu ileri sürmektedir.
4. Expert consensus for performing right heart
catheterization in suspicion of pulmonary arterial
hypertension associated with systemic sclerosis:
a delphi consensus study with cluster analysis
from the EPOSS group.
Avouac J ve ark.(Paris Descartes University, Fransa)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 1462)
Araştırmacılar SSk hastalarında sKK uygulaması için
bir kılavuzun olmadığını belirterek dünyadaki bilinen
PH uzmanları ile 3 aşamalı bir delfi-“consensus” çalışması yapmıştır. Çalışmada yanıtı aranan soru “Klinik
pratikte SSk hastalarında yıllık taramada hangi parametreler hastanın sKK için gönderilmesi kararını verdirir?”
sorusudur. Çalışmaya 77 uzman katılmış, fakat sadece %62’si üç aşamayı da tamamlamıştır. Çalışmada
uzmanlara 7 ayrı konu başlığı altında derecelendirme
içeren sorular sorulmuştur. Bu bölümler: klinik, biyobelirteçler, solunum fonksiyon testleri, ekokardiyografi, kardiyopulmoner egzersiz, görüntüleme ve EKG’dir.
Başlangıçta 142 madde üzerinde çalışılmış, küme analizi metoduyla bunların 63’ü elenmiştir. Sonuçta; Klinik:
Son üç ayda ilerleyici dispne (4.4/5 puan), açıklanamayan dispne (4.3), WHO dispne fonksiyonel sınıfında kötüleşme (4.4); Fizik muayenede sağ kalp basıncının arttığını gösteren herhangi bir bulgu (venöz dolgunluk, S2
şiddetlenmesi, triküspit regürjitasyonuna bağlı üfürüm
vb.); Ekokardiyografi: sistolik PAB >45 mmHg (4.3), Sağ
ventrikül dilatasyonu (4.3), Solunum fonksiyon testleri:
akciğer fibrozu olmadan DLCO <%50 (4.4) sonuçları
elde edilmiştir. Belirlenen kriterlerin, bu konuda “konsensus” yoluyla elde edilen ilk kılavuz olduğu ve klinik
çalışmalarla değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
9
5. Differential expression of hepatocyte growth factor
(HGF) in patients with systemic sclerosis-associated
pulmonary arerial hypertension.
Chung L ve ark (Stanford University, Kaliforniya ABD)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 1471)
Bu çalışma PHAROS (The Pulmonary Hypertension Assessment and Recognition of Outcomes in Scleroderma) kayıt sistemi temel alınarak yapılmıştır ve PAH için
yüksek riskli (“pre-PAH”=sistolik PAB (ekokardiyografi)
≥40 mmHg veya DLCO<%55 veya FVC/DLCO >1.6) ve
kesin PAH tanılı hastalar arasındaki sitokin değişikliklerini
incelemeyi amaçlamaktadır. On pre-PAH ve 9 PAH SSk
hastasının serum örneklerinde 17 sitokin/kemokin araştırılmıştır. Ayrıca üç pre-PAH hastasında takip serumları
da incelenmiştir. Çalışmanın sonunda sadece HGF düzeylerinin PAH hastalarında pre-PAH hastalarından daha
anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. HGF’nin
güçlü proanjiojenik ve antifibrotik özellikleri oması ve sağ
ventrikül sistolik basıncıyla korelasyon göstermesi klinik
parametrelere ek olarak PAH riskinin belirlenmesinde
önemli olabileceğini düşündürmektedir.
6. Measurement of pulmonary arteries by cardiac
magnetic resonance imaging: a simple and useful
tool for the detection of pulmonary hypertension in
systemic sclerosis patients without overt cardiac
microvascular perfusion defetcs or fibrosis.
Chartand S ve ark. Hospital Notre-Damedu CHUM, Kanada)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 721)
Bu çalışmada 19 SSk-PH hastası ve 18 kontrol SSk hastasının kardiyak MR sonuçları bildirilmektedir. SSk-PAH hastalarında kontrol hastalarıyla karşılaştırıldığında ana pulmoner
arter çapında belirgin genişleme, sağ pulmoner arter çapında genişleme, pulmoner arter/çıkan aort oranında artış
saptanmıştır. Her iki grupta da T2 STIR ve gadoliniumla
miyokardda sinyal artışı tespit edilememiştir. Araştırmacılar sonuç olarak kardiyak MR’ın SSk-PAH hastalarında PH
tanısı için diğer yöntemlerle birlikte kullanılabileceğini belirtmişlerdir, ancak bu hastalarda miyokard perfüzyonunda
bozukluk ya da fibrozise rastlanmadığını bildirmektedirler.
7. Systemic sclerosis associated pulmonary
hypertension-is pulmonary veno-occlusive disease
(PVOD) as common as they say?
Schreiber B ve ark (Royal Free Hospital, Londra)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 722)
Son yıllarda SSk-PAH hastalarında pulmoner venomoklüsiv hastalık (PVOD) sıklığının yüksek olduğu ve interlobuler septal kalınlaşma (IST) ve santral lobuler nodüllerin (SLN) PVOD bulunması ile korelasyon gösterdiği
ve bu durumun prognozu olumsuz etkilediği küçük olgu
serilerinde bildirilmiştir. Araştırmacılar bu hipotezi, PH için
değerlendirilen kendi büyük SSk hasta veritabanlarında
retrospektif olarak gözden geçirmişlerdir. Bu çalışmada
tanıya yönelik sKK uygulanan hastaların akciğer BT’leri 6
ay içinde iki radyolog tarafından kör olarak incelenmiştir.
sKK yapılan 117 hasta çalışmaya alınmış, bu hastaların
84’ünün sınırlı deri tutulumlu sKK olduğu saptanmıştır.
Skk sonuçlarına göre hastaların %53’ünde prekapiller PH
olduğu belirlenmiştir. Hastaların %15’inde IST, %18’inde
SLN olduğu saptanmıştır. IST ve SLN interstisyel tutulumun yaygınlığı ile korelasyon göstermemektedir. SLN,
PVR ile korelasyon göstermektedir. PVR ayrıca mortalitenin önemli bir belirleyicisi olarak gözükmektedir. SLN
de yüksek mortalite ile ilişkili bulunmuştur, ancak PVR’ye
göre ayarlama yapıldığında istatistik anlamlılık kaybolmaktadır. SLN mortalite ilişkisi PH saptanmayan hastalarda
daha belirgindir. Sonuç olarak araştırmacılar IST ve SLN
bulgularının SSk hastalarında BT’de sık olarak saptandığını, ancak çoklu analizlerde kötü prognozun bağımsız göstergesi olmadıklarını belirtmişlerdir.
8. Renal dysfunction and disease severity in
scleroderma associated pulmonary hypertension.
Mathai SC ve ark. (Johns Hopkins University, ABD)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 723)
SSk hastalarında böbrek tutulumu sıktır ve serum kreatinin düzeyi normal olanlarda da glomerül filtrasyon hızında
(GFH) azalma renal fonksiyon bozukluğunun bir göstergesidir. GFH’deki azalma ile mortalitenin ilişkili olduğu ileri
sürülmektedir. Bu çalışmada araştırmacılar SSk-PAH hastalarında GFH %60’ın altında ve üstünde olan hastaları karşılaştırmışlardır. Çalışmaya 133 SSk-PAH hastası alınmıştır.
Bu hastaların %33’ünde %60’ın altında GFH saptanmıştır.
GFH düşüklüğü olan grubun daha yaşlı ve daha çok yaygın
deri tutulumlu olduğu görülmüştür. Bu grupta 6 dakika yürüme testi sonuçları da anlamlı derecede az, renal kriz oranı yüksek, hemodinamik değerlendirmeleri de daha kötü
bulunmuştur. Sonuç olarak çok sayıda hastanın incelendiği
çalışmada renal fonksiyon bozukluğunun sık olduğu ve
hastaların fonksiyonel ve hemodinamik parametrelerinin
daha kötü olduğu bildirilmektedir.
9. Survival, hospitalization or need for combination
therapy at one year in patients with sclerodermaassociated pulmonary arterial hypertension.
Domsic RT ve ark. University of Pittsburgh, ABD)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 724)
Çok merkezli prospektif bir kayıt sistemi olan
PHAROS (pulmonary hypertension assessment and
10
American College of Rheumatology (ACR) 2012 Kongresi’nden
Pulmoner Hipertansiyon ile İlgili Seçilmiş 10 Bildiri
recognition of outcomes in scleroderma) son 6 ay
içinde sKK ile PH tanısı konmuş veya PAH için yüksek riskli hastaları içermektedir. Bu çalışmaya WHO
grup I PAH tanısı olan ve en az 3 ay PAH için spesifik ilaç almış olan hastalar dahil edilmiştir. Araştırmacılar ERA, fosfodiesteraz tip-5 inhibitörü (PDE-5i),
prostasiklin (PCA) veya başlangıçtan itibaren kombine
tedavi alan hastaların sonuçlarını incelemeyi amaçlamışlardır. Çalışmada bir yıllık sağkalım ve hastane
tedavisi sıklıkları karşılaştırılmıştır. Kayıt sisteminde
PAH tanısı konmuş 160 hasta bulunmaktadır, bu hastalardan üç aydan fazla tedavi almış olan 101’i analize
dahil edilmiştir. Hastaların %67’sinin sınırlı deri tutulumlu SSk olduğu bildirilmektedir. Başlangıç tedavisi
hastaların %47’sinde PDE-5i, %30’unda ERA, %13
PCA ve %10 kombine tedavidir. PCA grubunda %85
inhalasyon yoluyla tedavi tercih edilmiştir. İlk bir yılda
sağkalım oranları PDE-5i grubunda %98, ERA grubunda %97, PCA grubunda %69 ve kombine grupta %90
olarak belirlenmiştir (p=0.002). Birinci yılda hastaların
%28’i hastaneye yatırılarak tedavi edilmiş fakat gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Grupların birinci yıl sonunda kombine tedaviye geçiş oranları da
birbirine yakın olarak bulunmuştur (%27 PDE-5i, %23
ERA ve %13 PCA). Araştırmacılar PCA grubundaki
düşük sağkalım oranının başlangıçtaki hastalık şiddeti farkına bağlanabileceğini ve uzun süreli sonuçların
gözlenmesi gerektiğini düşünmektedir.
10. Pulmonary hypertension in the antisyntetase
syndrome.
Andersson H ve ark. (OsloUniversity, Norveç)
(Arthritis Rheum 2012;64(Suppl):Abstract 231)
Araştırmacılar 1994-2010 yılları arasında tek merkezde
izlenen ve anti-sentetaz antikorlar, interstisyel akciğer
hastalığı ve/veya miyoziti olan 90 antisentetaz sendromlu (ASS) hasta bildirmektedirler. Bu grupta 75 hasta anti-Jo1, 7 hasta PL-7 ve 8 hasta PL-12 otoantikorları taşımaktadır. sKK 14 hastada yapılmıştır. 10 hastada
PH tespit edilmiştir. Bunlardan 8’inde prekapiller PH
olduğu bildirilmektedir. PH olan hastalardan ikisinde
aynı zamanda SSk bulunmaktadır. PH tanısı ASS’nin
ortaya çıkmasından 36-336 ay sonra konmuştur. PH
saptanan hastalardan 5’i izlem sırasında ölmüştür. Sonuçta araştırmacılar median hastalık süresi 7 yıl olan
ASS’li hastalarının %11’inde sKK ile saptanan PH olduğunu ve PH’nin ASS’nin önemli bir komplikasyonu
olduğunu bildirmektedirler.
DERGİ KULÜBÜ:
EDİTÖRÜN SEÇİMİ
ÖZETLENEN ve YORUMLANAN MAKALE
Launay D, Sitbon O, Hachulla E ve ark. Survival in systemic sclerosis-associated pulmonary arterial hypertension in the modern management era. Ann Rheum Dis
2012 (online 7.12.2012)
(Modern tedavi döneminde sistemik sklerozla ilişkili
pulmoner arteriyel hipertansiyonda sağkalım)
Fransa - Çok merkezli çalışma
Giriş ve Amaç: Sistemik sklerozun (Ssk) önemli bir komplikasyonu olan pulmoner arteriyel hipertansiyonda (PAH)
yeni çalışmalar prognozda düzelme olduğunu düşündürmektedir. Bu olumlu gidişe karşın üç yıllık sağkalım değerleri %50 civarındadır ve idiyopatik PAH’a göre düşüktür.
Yazarlar prognozda olumlu değişim gösteren çalışmaların daha önce tanı konmuş ve izlenmekte olan Ssk-PAH
hastalarını içermesini eleştirmekte ve bu durumun sağkalımda düzelme yönünde bir taraflılığa yol açtığını ileri sürmektedirler. Ssk-PAH hastalarında daha gerçekçi prognoz
verilerinin, bir kohorttaki yeni PAH tanısı konan hastaların
izlenmesiyle elde edilebileceği belirtilmektedir. Bu konuda
ileri sürülen ikinci problem interstisyel akciğer hastalığının
(İAH) prognoza etkisidir. Yazarlar birçok araştırmada, eşlik
eden İAH olan hastaların da analize katıldığını belirtmektedirler ve bu durumda uygun kontrollerin bulunmasının
önemine dikkat çekmektedirler. Bir diğer sorun ise yapılan
yayınlarda genellikle 2006 sonrası tanı konulan ve tedavi edilen hastaların değil daha önce tanı konulup izlenen
hastaların bulunmasıdır. Bu durum modern tedavi yöntemlerinin uzun dönem etkilerinin tam anlaşılamamasına yol
açmaktadır. Belirtilen sorunları incelemek üzere Fransız
PAH Ağı bünyesinde 2006-2009 arasında yeni PAH tanısı
konan SSk hastalarında, İAH olmayan hastalara odaklanılarak prospektif bir çalışma planlanmıştır.
Hastalar ve metot: Bu çalışmaya 17 akademik merkezden oluşan Fransız PAH ağında 2006-2009 yılları arasında
yeni tanı konmuş tüm hastalar alınmıştır. Hastaların tamamı yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi (YÇBT) ile
incelenmiş ve İAH bulgusu olan hastalar çalışmaya dahil
edilmemiştir. Çalışmadan, ayrıca SSk ile birlikte ek bağ
dokusu hastalığı olan (lupus vb.) veya sağ kalp kateterizasyonu (sKK) öncesi spesifik PAH tedavisi alan (çoğunlukla
dijital ülser nedeniyle bosentan alan hastalar) hastalar da
dışlanmıştır. Bu metodla belirtilen dönemde SSk PAH tanısı konan 145 hastadan 60’ı çalışmadan çıkarılmış ve 85
hastanın analizi yapılmıştır. Tanı tarihi olarak sKK yapıldığı
tarih esas alınmıştır. Bütün hastalarda veri olmadığından
11
Rodnan deri skoru analize katılmamıştır. Bu hastalara zorunlu bir tedavi algoritması uygulanmamıştır. Çalışmada
klinik, fonksiyonel, hemodinamik ve prognostik faktörler
incelenmiş ve sağkalım analizi yapılmıştır.
Sonuçlar: Kayıt sistemine alınan 85 hastanın yaş ortalaması 64.9, %87’si sınırlı deri tutulumlu, fonksiyonel kapasite
açısından %21’i NYHA II, %67’si III, %12’si IV, ortalama
FVC %92, KCO %53 olarak verilmiştir. Hastaların ortalama
pulmoner arter basınçları 41 mmHg bulunmuştur (çoğunlukla orta-ileri derecede PAH). Hastalardan 59’u ilk tedavi
olarak endotelin reseptör antagonisti (ERA) (57’si bosentan), 14 hasta sildenafil, izleme döneminde toplamda 26
hasta ERA+sildenafil kullanmıştır, 38 hasta monoterapi ile
tedavisine devam etmiştir. Epoprostenol 7, trepositinil 2 ve
inhale iloprost 9 hastaya verilmiştir. Ortalama takip süresi
2.33±1.09 yıl olan hastalardan 29’u kaybedilmiştir. Toplam
sağkalım bir yılda %90, iki yılda %78 ve üç yılda %56 olarak verilmektedir. Yapılan tek değişkenli analizde yaş ve kardiyak indeks mortalite açısından anlamlı belirleyiciler olarak
bulunurken, çok değişkenli analizde erkek hastaların kötü
prognoz taşıdığı (“hazard ratio” 4.76) ve hastaların cinsinin
tek bağımsız faktör olduğu belirlenmiştir. Çoklu analizde
cins dışında yaş, kardiyak indeks, SSk alt grubu, NYHA
fonksiyonel sınıf, TLC%, KCO%, pulmoner vasküler direnç,
pulmoner arter kapasitansı analize dahil edilmiştir.
Tartışma: Bu prospektif çalışmada 2006-2009 yılları arasında yeni tanı konmuş, İAH bulgusu olmayan SSk-PAH
hastalarının sağkalım analizi yapıldığı, çalışmadaki hastalardan fonksiyonel kapasitesi II olanların oranının düşüklüğü
dikkate alındığında, bu Fransız kohortunda SSk hastalarına
rutin takip sırasında PAH tanısı konulmasının tanıda gecikmeye yol açtığı vurgulanmıştır. Çalışmadaki hastaların
ortalama yaşının literatürdeki diğer serilerden daha yüksek
olması da prognoz açısından belirleyici olabilir. Çalışmada ilk ik yıl verilerinin literatürle karşılaştırıldığında olumlu
gözükmesine karşın daha sonra sağkalımdaki kötüleşme
dikkati çekmektedir. Aynı grubun tarama programı ile SSk
hastalarında elde ettiği sağkalım sonuçlarının (üçüncü yıl
%81, Humbert ve ark, Arthritis Rheum 2011;63:3522-30)
daha iyi olduğu dikkati çekmiştir. Spesifik tedavinin SSk
PAH hastalarında düzelmeye yol açmasına karşın genel
prognozu etkilememe olasılığı üzerinde durulmuştur. Hastalarda daha agresif tedavi protokollerinin uygulanmaması
da bu sonucun elde edilmesine yol açabilir. Prognozu kötüleştiren bir diğer faktör SSk PAH hastalarında gözden kaçan pulmoner veno-oklüziv hastalık olabilir. Bu seride sadece iki hastada akciğer transplantasyonu yapılmış olması
da sorgulanmıştır. Erkeklerde prognozun kötü olmasının
nedenleri tartışılmış, Fransız kayıt sisteminde idiyopatik
PAH hastalarında da erkeklerde prognozun benzer şekilde
kötü olduğu belirtilmiştir. Altı dakika yürüme testi üzerin-
de durulmuş ve SSk’da bu testin prognozu belirlemede
yetersiz olduğu ve kas iskelet sistemi tutulumu ve depresyon gibi faktörlerden etkilendiği vurgulanmıştır. Çalışmanın çok merkezli olması nedeniyle kullanılan yöntemler
farklı uzmanlar tarafından farklı ortamlarda uygulanmış ve
bir standardizasyon yapılamamıştır. Fransız PAH ağındaki
merkezlerin bu konuda tecrübeli merkezler olmasının bu
sorunu kısmen gidereceği düşünülmektedir.
Editörün Yorumu: Launay ve arkadaşlarının yaptığı çalışma tecrübeli PAH merkezlerinin önemli izleme verilerini
içermektedir. Hastaların İAH YÇBT ile dışlanmış ve daha
önce endotelin reseptör blokeri alan hastaların alınmayarak homojen bir grup sağlanmış, bu şekilde izole PAH’ı
olan SSk hastalarıyla ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir.
Tanı sonrası spesifik tedavilerin yüksek oranda kullanılmasına karşın 3. yılda prognozun anlamlı oranda kötüleşmesi
konu ile ilgilenen klinisyenlerin dikkatini çekmesi gereken
en önemli sonuçtur. İlginç bir sonuç da klinik verilerin ve
kullanılan laboratuvar yöntemlerinin bu hasta grubunda
prognozu kestirmede yetersiz kalması ve erkek hastalarda
mortalitenin yüksekliğidir. Başlangıçtaki fonksiyonel kapasite verileri, tanı konulduğunda hastalığın belirgin bir ilerleme göstermiş olduğu şeklinde yorumlanabilir ve rutin takip
sırasında tanı konulan hastalarda tarama ile tanı konulanlara göre prognozun daha kötü olduğu düşünülmektedir. Bu
çalışma, önemli merkezlerde izlense dahi göreceli olarak
geç dönemde tedaviye başlanmasının, şu anda uygulanmakta olan tedavilerin bu hasta grubundaki yetersizliğini
vurgulamak yanında, SSk ile birlikte olan PAH hastalarında
kötü prognozu belirlemede elimizdeki yöntemlerin yeterli olmadığını düşündürmektedir. Erkek PAH hastalarında
saptanan düşük sağkalımın nedenleri anlaşılamamıştır ve
bu konu araştırmalarda dikkate alınmalıdır.
12
Doğumsal Kalp
Hastalıklarına Bağlı
Pulmoner Arteriyel
Hipertansiyona Yaklaşım
Dr. M. Serdar Küçükoğlu
Son 20 yıl içinde, erken tanı ve kalp cerrahisinde elde
edilen gelişmeler, doğumsal kalp hastalığına bağlı artmış
pulmoner akım sonucu oluşan pulmoner damar hastalığı
bulunan hastaların sayısının azalmasını sağlamıştır. Buna
rağmen sol sağ şantı olan bazı hastalara ya gözden kaçtıkları için ya da sağlık hizmet olanaklarının yetersizliği nedeni ile ancak pulmoner vasküler hastalık oluşuncaya kadar
tanı konulamayabilir. Pulmoner hipertansiyon gelişmiş doğumsal kalp hastalıkları pulmoner hipertansiyon tanı ve
tedavi kılavuzunda pulmoner arteriyel hipertansiyon (PAH)
olarak kabul edilmiştir1 (Tablo 1).
Bu kılavuzda PAH’a neden olan doğumsal kalp hastalığı (DKH) klinik sınıflandırması (Tablo 2) ve anatomikfizyopatolojik sınıflandırma da (Tablo 3) yer almaktadır.1
Doğumsal kalp hastalıklarında pulmoner vasküler hastalık oluşma süreci aşağıda (Tablo 4) gösterilmiştir. Artmış
pulmoner kan akımının yarattığı vasküler yeniden biçimlenme pulmoner damar hastalığına sonra da pulmoner
vasküler direnç (PVD) artışına yol açar.
Bu süreçte pulmoner vasküler hastalık ve pulmoner arteriyel hipertansiyonu birbirinden ayırt etmek gereklidir. İki
terim birbirinin yerine kullanılamaz. Orta derecede veya
geniş sol sağ şantı olan bazı hastalarda (Tablo 2, B grubu)
PAH olabilir ama yaygın geri dönüşümsüz pulmoner damar hastalığı gelişmemiş olabilir. Pulmoner arter basıncının ve pulmoner kan akımının yüksek, PVD’in normal
Tablo 1. Klinik pulmoner hipertansiyon (PAH)
sınıflandırması
Pulmoner arteriyel hipertansiyon (PAH)
1.1 İdiyopatik
1.2 Kalıtsal
1.2.1 Kemik morfogenetik protein reseptörü tip 2 geni
1.2.2 Aktivin reseptörü benzeri kinaz tip 1 geni,
endoglin
1.2.3 Bilinmeyen
1.3 İlaçlara ve toksinlere bağlı
1.4 Diğer hastalıklarla bağlantılı (APAH)
1.4.1 Bağ dokusu hastalıkları
1.4.2 HIV enfeksiyonu
1.4.3 Portal hipertansiyon
1.4.4 Doğumsal kalp hastalığı
1.4.5 Şistozomiyaz
1.4.6 Kronik hemolitik anemi
1.5 Yenidoğanın ısrarcı pulmoner hipertansiyonu
veya az artmış olduğu hastalar operasyon ile kapatmaya
aday olarak kabul edilebilirler. Pulmoner arter basıncının
ve PVD’in artmış olduğu hastalar ise yaygın ileri pulmoner
vasküler hastalık nedeni ile inoperabl kabul edilmelidirler.
Hatta sistemik sol-sağ şantlı hastalarda PVD artışı sistemik dolaşımı aşarsa şanttan kan akımı çift yönlü olabilir
hatta tersine dönebilir. Bu noktada hastalık Eisenmenger
Sendromuna (Tablo 2, A grubu) ilerlemiştir ve yaygın geri
dönüşümsüz tıkayıcı pulmoner vasküler hastalık nedeni
ile kesinlikle inoperabldır.
Operasyon kararı verilen olguların bazılarında kapatma sonrasında pulmoner vasküler lezyonlar düzelir ve PAH normalleşirken bazılarında PAH irreversibldir (Tablo 2, D grubu) ve
prognoz kötüleşebilir. Balint ve arkadaşları cihazla kapattıkları orta (50-60 mmHg) veya ileri (>60 mmHg) PAH olan 54
atriyal septal defekt hastasının sadece %43.6’sının kapatma sonrası pulmoner hipertansiyonunun normalleşerek
40 mmHg’nın altına indiğini bulmuşlardır.2
Tablo 2. Pulmoner arteriyel hipertansiyonla
bağlantılı doğumsal sistemik-pulmoner şantların
klinik sınıflandırması
A. Eisenmenger Sendromu
Eisenmenger Sendromu şiddetli pulmoner vasküler
direnç (PVD) artışına ve ters akımlı (pulmoner-sistemik)
ya da iki yönlü şanta neden olan geniş defektlere bağlı
bütün sistemik-pulmoner şantları kapsar. Tabloda siyanoz,
eritrositoz ve çoklu organ tutulumu vardır.
B. Sistemik-pulmoner şantlarla bağlantılı pulmoner
arteriyel hipertansiyon
Orta genişlikte ya da geniş defektlerin bulunduğu bu
hastalarda hafif ya da orta şiddette PVD artışı vardır,
sistemik-pulmoner şant büyük ölçüde varlığını korumaktadır
ve dinlenme sırasında siyanoz yoktur.
C. Küçük defektlerle pulmoner arteriyel hipertansiyon
Küçük defektler bulunan olgularda (ekokardiyografik
değerlendirmede efektif defekt çapı genellikle ventriküler
septal defektlerde <1 cm, atriyal septal defektlerde ise
<2 cm’dir) klinik tablo idiyopatik PAH’a çok benzer.
D. Düzeltici kalp cerrahisinden sonra pulmoner
arteriyel hipertansiyon
Bu olgularda doğumsal kalp hastalığı onarılmıştır, ancak
ameliyattan hemen sonra PAH hâlâ varlığını korumakta ya
da önemli boyutlarda postoperatif rezidüel doğumsal lezyon
ya da önceki cerrahi girişimin sekeli olarak gelişen defekt
olmaksızın ameliyattan birkaç ay ya da yıl sonra yeniden PAH
gelişmektedir.
13
Tablo 3. Pulmoner arteriyel hipertansiyonla bağlantılı
doğumsal sistemik-pulmoner şantların anatomikfizyopatolojik sınıflandırması (A: Tipe göre) (B: Boyut,
Şant yönü ve onarım durumuna göre)
A. Tip
1. Basit pretriküspit şantlar
1.1 Atriyal septal defekt (ASD)
1.1.1 Ostium sekundum
1.1.2 Sinus venozus
1.1.3 Ostium primum
1.2 Tıkanıklık olmaksızın anormal total ya da parsiyel
pulmoner venöz geri dönüş
2. Basit post-triküspit şantlar
2.1 Ventriküler septal defekt (VSD)
2.2 Patent duktus arteriyozus
3. Kombine şantlar
Kombinasyonu açıklayın ve başlıca defekti tanımlayın
4. Kompleks doğumsal kalp hastalığı
4.1 Tam atriyoventriküler septal defekt
4.2 Trunkus arteriyozus
4.3 Pulmoner kan akışında tıkanıklık olmaksızın tek
ventrikül fizyolojisi
4.4 Büyük arterlerin transpozisyonuyla birlikte VSD
(pulmoner darlık olmaksızın) ve/veya patent duktus
arteriyozus
4.5 Diğer
B. Boyut, Şant yönü, Onarım durumu
1. Boyutlar
1.1 Hemodinamik (Qp/Qs oranını belirtin)
Aynı çalışmada uzun süreli takip sonrasında olguların
%15.4’ünde kalıcı ileri PAH gözlenmiştir.2 İngiltere’de yapılan 5 yıllık bir izlem çalışmasında cerrahi kapatma sonrası
postoperatif PAH gözlenen grup Eisenmenger Sendromlu
olgulardan ve opere edilmemiş kompleks kalp hastalığı olan
çocuklardan daha kötü prognoz göstermiştir (Şekil 1).3 Bu
izlemde yaşam süresi Eisenmenger Sendromlu olgularda
1.3 yıl daha fazla bulunmuş, postoperatif PAH olan olguların %25’i izlem esnasında ölmüştü.3 Bu kayıt çalışması
bazı olgular için en iyi seçeneğin kapatma olmayabileceğini göstermiştir.
Eisenmenger olgularında ve pulmoner vasküler direnci
artmamış olgularda tedavi seçeneklerimiz bellidir. Ancak
sol-sağ şantı olan ve PVD orta derecede artmış olgularda
uzun dönemde hangi tedavi yönteminin daha yararlı olacağı bilinmemektedir. Bu hastalarda bir tedavi algoritması
olmadığı için olgu bazında karar verilmektedir. Bu kararı
verirken olgular operabilite ve uzun dönemde yüksek PVD
riski açısından çok dikkatle değerlendirilmelidirler.
Doğumsal defektlere bağlı PAH olgularının
operabilite açısından değerlendirilmesi
Sağ kalp kateterizasyonu ile elde edilen hemodinamik bulgular altın standart kabul edilse de iyi bir klinik ve noninvaziv değerlendirme sonrası karar vermek en doğru yöntemdir. Anamnez, fizik muayene, göğüs grafisi, arteriyel
kan gazı, elektrokardiyografi ve ekokardiyografi pulmoner
damar hastalığı ile ilgili bilgi verebilir.4 Fizik muayenede
prekordial aktivitenin artmış olması, ikinci kalp sesinin
ikili (split) duyulması ve mid-diyastolik üfürüm duyulması
operabilite ihtimalini artırırken; gözle görülebilir siyanoz,
sessiz prekordiyum, şiddetli tek ikinci kalp sesi, akım üfü-
1.1.1 Restriktif (defektte basınç gradyanı var)
Şekil 1. Diğer hastalıklarla ilişkili (APAH)
alt gruplarında yaşam eğrileri3
1.1.2 Restriktif değil
1.2 Anatomik
1.2.1 Küçük ya da orta büyüklükte (ASD ≤2.0 cm ve
VSD ≤1.0 cm)
1.2.2 Geniş (ASD >2.0 cm ve VSD >1.0 cm)
2.1 Ağırlıklı olarak sistemik-pulmoner
2.2 Ağırlıklı olarak pulmoner-sistemik
2.3 İki yönlü
3. Kalple ilişkili olan ya da olmayan bağlantılı diğer
anormallikler
4. Onarım durumu
4.1 Ameliyat edilmemiş
4.2 Palyatif onarım
4.3 Onarım
0.8
Kümülatif sağkalım
2. Şantın yönü
Eisenmenger (49), 4.79 (yıl)
1.0
Çeşitli (14), 4.01 (yıl)
0.6
Akciğer (29), 3.93 (yıl)
0.4
Operasyon sonrası
(47), 3.49 (yıl)
0.2
KT (9), 3.05 (yıl)
0
0
1
2
3
4
5
Sağkalım süresi (yıl)
KT: Kontroller
14
Doğumsal Kalp Hastalıklarına Bağlı Pulmoner
Arteriyel Hipertansiyona Yaklaşım
rümlerinin duyulmaması, erken pulmoner regürjitasyon
üfürümü operasyon şansını azaltır. Akciğer grafisinde kardiyak genişleme ve periferde vaskülarite artışı operabilite
ihtimalini artırırken kalp boyutlarının normal olması, normal
veya azalmış vaskülarite operasyon şansını azaltır.
Elektrokardiyografide sol ventrikül hakimiyeti ve lateral
prekordial derivasyonlarda q dalgaları olması operabilite
açısından yol gösterirken, lateral q dalgasının olmaması ve
sağ ventrikül hakimiyeti inoperabilite lehine değerlendirilir.
Ekokardiyografide geniş sol kalp boşlukları ve pulmoner
aşırı kan akımı varlığı operasyon lehine değerlendirilebilir.
Operabilite değerlendirilmesinde altın standart olarak
kabul edilen sağ kalp kateterizasyonunda hemodinamik
değerlendirme yapılmalıdır. Lopes ve O’Leary literatürü tarayarak ve uzmanlaşmış merkezlerin deneyimlerini
birleştirerek PVD ve PVD/sistemik vasküler direnç (SVD)
oranlarına dayanarak önerilerde bulunmuşlardır.5 Bu önerilere göre:
PVD indeksi <6 Wood Ünitesi/m2 ve PVD/SVD <0.3 ise
operasyon sonrası iyi sonuç beklenmelidir. PVR 6-9 WÜ/
m2 ve PVD/SVD= 0.3-0.6 arasında ise muhakkak ya sadece nitrik oksitle ya da nitrik oksit, oksijen kombinasyonu ile
pulmoner vasküler yatağın vazoreaktivite yeteneği değerlendirilmelidir. Bu testte PVD indeksinde ve PVD/SVD oranında %20 azalma ile PVD’nin 6 WÜ/m2, PVD/SVD oranının 0.3’ün altına inmesi pozitif vazoreaktivite kriteri olarak
kabul edilir. Bu değerler çok düşük tutulmuş gibi görülebilir
ama unutulmaması gereken pulmoner vazoreaktivite testinin cerrahiden yarar görecek veya görmeyecek hastaları
tam olarak ayırt etmede doğruluğunun kesin olmadığıdır.6
Tablo 4. Doğumsal kalp hastalığına bağlı pulmoner
arteriyel hipertansiyonda fizyopatoloji
Sol-sağ şant
Artmış pulmoner kan akımı
(Shear stres/ sirkumferansiyel stres)
Endotel disfonksiyon ve vasküler yeniden yapılanma
Artmış Pulmoner Vasküler Direnç
Şantın ters dönmesi: sağ sol
Siyanoz
Ayrıca vazodilatör test yapılırken hesap hatalarına yol açan
teknik zorluklar ve diğer hastalıkların varlığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Gerçekten de daha sonra yapılan bir
başka literatür taramasında erken ve geç prognozla ilişkili
preoperatif parameterler ve bu parametrelerin kesin değerleri belirlenememiştir.7 Sağ kalp kateterizasyonu ile hemodinamik değerlendirme altın standard kabul edilmekle
beraber, hatalara yol açabileceği akılda tutulmalıdır. Bir çalışmada sağ kalp kateterizasyonu ile orta derecede PVD
(ortalama 7.8 WÜ) artışı belirlenerek girişim kararı alınan
ventriküler septal defekt hastalarının %21’i operasyondan
sonra ya ölmüş ya da kalıcı ileri PAH gelişmiştir.8
Konvansiyonel hemodinamik değerlendirmenin de mükemmel olmaktan uzak olması daha doğru, mümkünse
invaziv olmayan yöntemlere ihtiyacımızı artırmaktadır. Pulmoner vasküler hastalığın derecesini belirleyebilecek, geri
dönüşüm potansiyelini göstererek operabiliteyi kesinleştirecek biyobelirteçlerin belirlenmesi bu hastaların takibinde, karar vermede çok önemli bir dönüm noktası olabilir.
Damar hasarı ve yeniden biçimlenmesinin noninvaziv belirteçlerinden biri olarak kabul edilmiş olan “dolaşımdaki
endotel hücreleri” (DEH) bu konuda önem kazanmaktadır.
Smadja ve arkadaşları irreversibl PAH olan kişilerin DEH
sayılarının kontrollerden ve reversibl PAH olan olgulardan
anlamlı olarak yüksek olduğunu göstermişlerdir.9
Doğumsal defektlere bağlı PAH olgularının
operasyona hazırlanmasında medikal tedavilerin rolü
Pulmoner vasküler direnci düşüren ilaçlarla daha önceden
inoperabl kabul edilen olgularda operasyon öncesi medikal tedavi ile operabilite kriterlerinin sağlanabileceği düşünülmüştür. Bu amaçla ilaç kullanımın uygulandığı olgu sunumları ve iki de hasta serisi vardır.10-18 Operasyon sonrası
prognozu olumlu kılmak amacı ile PAH spesifik ilaç kullanımını araştıran bir seri ve bir olgu sunumu vardır.19-20 Bu çalışmalarda olguların çoğunun atriyal septal defekt olması,
operabilite kriterleri, takip sürelerinin kısalığı ve de sadece
olumlu olguların bildirilmiş olma olasılığı kesin bir sonuca
varılmasını engellemektedir.6 İleride yapılacak çalışmaların
bu konuya ışık tutması beklenmelidir.
Sonuç olarak Eisenmenger Sendromu oluşmuş olgularda
ve PVD artmamış PAH olgularında tedavi seçeneklerimiz
belirgin olmakla beraber henüz cerrahi için sınırda kabul
edilen hastalar için kanıta dayalı önerimiz bulunmamaktadır. Her hasta için sağ kalp kateterizasyonu ile yapılmış
hemodinamik değerlendirmenin de yer aldığı dikkatli değerlendirme yapılmalıdır.
15
Kaynaklar
1.
N. Galie, MM. Hoeper, M. Humbert, A. Torbicki, JL Vachiery, JA Barbera et al. Guidelines for the diagnosis and treatment of pulmonary
hypertension. European Heart Journal (2009) 30, 2493-2537.
2.
Balint OH, Samman A, Haberer K, et al. Outcomes in patients with
pulmonary hypertension undergoing percutaneous atrial septal defect closure. Heart. 2008;94:1189-1193.
3.
Haworth SG, Hislop AA. Treatment and survival in children with pulmonary arterial hypertension: the UK Pulmonary Hypertension Service for Children 2001-2006. Heart. 2009;95:312-317.
4.
Viswanathan S, Kumar RK. Assessment of operability of congenital
cardiac shunts with increased pulmonary vascular resistance. Catheter Cardiovasc Interv. 2008;71:665-670.
5.
Lopes AA, O’Leary PW. Measurement, interpretation and use of
haemodynamic parameters in Pulmonary hypertension associated
with congenital cardiac disease. Cardiol Young. 2009;19:431-435.
6.
Beghetti M, Galiè N, Bonnet D. Can “Inoperable” Congenital Heart Defects Become Operable in Patients with Pulmonary Arterial
Hypertension? Dream or Reality? Congenit Heart Dis. 2012;7:3-11.
7.
Giglia TM, Humpl T. Preoperative pulmonary hemodynamics and assessment of operability: is there a pulmonary vascular resistance
that precludes cardiac operation? Pediatr Crit Care Med. 2010;11(2
suppl):S57-S69.
8.
Kannan BR, Sivasankaran S, Tharakan JA, et al. Long-term outcome
of patients operated for large ventricular septal defects with increased pulmonary vascular resistance. Indian Heart J. 2003:161-166.
9.
Smadja DM, Gaussem P, Mauge L, et al. Circulating endothelial cells:
a new candidate biomarker of irreversible pulmonary hypertension secondary to congenital heart disease. Circulation. 2009;119:374-381.
10. Hirabayashi A, Miyaji K, Akagi T. Continuous epoprostenol therapy
and septal defect closure in a patient with severe pulmonary hypertension. Catheter Cardiovasc Interv. 2009;73:688-691.
11. Hoetzenecker K, Ankersmit HJ, Bonderman D, et al. Atrial septal
defect repair after 10-month treatment with bosentan in a patient
with severe pulmonary arterial hypertension: a case report. J Thorac
Cardiovasc Surg. 2009;137:760-761.
12. Mitropoulos FA, Apostolopoulou SC, Kanakis MA, Rammos S, Anagnostopoulos CE. Bosentan treatment in an adult with pulmonary
hypertension due to patent ductus arteriosus permits surgical repair.
J Heart Lung Transplant. 2007;26:1345-1346.
13. Ussia GP, Mulè M, Caruso E, Aiello R, Tamburino C. Combined
endothelin receptor antagonist and transcatheter interventional
therapy of patent ductus arteriosus with severe pulmonary artery
hypertension. Int J Cardiol. 2007;116:427-429.
14. Schwerzmann M, Zafar M, McLaughlin PR, Chamberlain DW, Webb
G, Granton J. Atrial septal defect closure in a patient with “irreversible” pulmonary hypertensive arteriopathy. Int J Cardiol. 2006:104107.
15. Frost AE, Quiñones MA, Zoghbi WA, Noon GP. Reversal of pulmonary hypertension and subsequent repair of atrial septal defect after
treatment with continuous intravenous epoprostenol. J Heart Lung
Transplant. 2005:501-503.
16. Kim YH, Yu JJ, Yun TJ, et al. Repair of atrial septal defect with Eisenmenger syndrome after long-term sildenafil therapy. Ann Thorac
Surg. 2010:1629- 1630.
17. Gatzoulis MA, Giannakoulas G. Sinus venosus atrial septal defect
in a 31-year-old female patient: a case for surgical repair. Eur Respir
Rev. 2010:340-344.
18. Huang JB, Liu YL, Yu CT, et al. Lung biopsy findings in previously inoperable patients with severe pulmonary hypertension associated
with congenital heart disease. Int J Cardiol. 2011;151:76-83.
19. Yamauchi H, Yamaki S, Fujii M, Saji Y, Ochi M, Shimizu K. Atrial septal defect with borderline pulmonary vascular disease: surgery
and long-term oral prostacyclin therapy for recalcitrant pulmonary
hypertension. Jpn J Thorac Cardiovasc Surg. 2004;52: 213-216.
20. Eicken A, Balling G, Gildein HP, Genz T, Kaemmerer H, Hess J. Transcatheter closure of a nonrestrictive patent ductus arteriosus with an
Amplatzer muscular ventricular septal defect occluder. Int J Cardiol.
2007;117:e40-e42.
16
Olgu Sunumu
Dr. Gülfer Okumuş
51 yaşındaki kadın hasta nefes darlığı, kuru öksürük, göğüs
ağrısı yakınmalarıyla başvurdu. Öyküden, hastanın aslında
20 yıldan beri kuru öksürüğünün olduğu; bu yakınmasına
son altı yıldır nefes darlığı ve göğüs ağrısının (yemeklerden
sonra) eklendiği öğrenildi. Altı aydan beri özellikle nefes darlığında belirgin artış olması nedeniyle kliniğimize gelmişti.
•
•
•
•
TİT: Normal
EKG: P pulmonale, sağ dal bloğu, sağ ventrikül hipertrofisi
P-A Akciğer grafisi:
Özgeçmiş: 13 yaşında pnömoni
Soygeçmiş: Özellik yok
Kullandığı ilaçlar: Geralgine K tb 3x1
Alışkanlıkları: Sigara, alkol kullanmıyor
KTO kalp lehine artmış, bilateral
PA’de genişleme ve her iki akciğerde fibrotik değişiklikler
Fizik muayene:
Genel durumu iyi, şuuru açık, oryante ve koopere, maske
yüz görünümü (+), ağız açıklığı azalmış
AKG: (OH)
Solunum sistemi: SS:22/dk, Torakoabdominal solunum(+), Bilateral selofan raller (+)
SFT: FVC: %40, FEV1: %45, FEV1/FVC: 95
KVS: N:95/dk/R TA:110/70 mmHg (sağ), 100/60 mmHg (sol)
Pulmoner odakta S2 şiddetlenmiş, üfürüm yok
pO2: 51 mmHg, pCO2: 44 mmHg, pH: 7.42, Sa2: %92
Difüzyon kapasitesi (DLCO): %40
Toraks BT:
Lökomotor sistem: Her iki elde fleksiyon kontraktürü, el bilek eklemlerinde kısıtlılık (+), sol el parmak amputasyonu (+)
Laboratuvar bulguları
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Glukoz: 95 mg/dL
BUN: 12 mg/dL
Kreatinin: 0,7 mg/dL
Na: 140 mmol/L
K: 5.1 mmol/l
Cl: 100 mmol/L
ALP: 186 U/L
LDH: 391U/L
AST: 20 U/L
ALT: 10 U/L
GGT:17 U/L
CRP: 6 mg/L
ESH: 50 mm/saat
Albumin: 4.3 g /dl
Total protein: 8.4 g/dl
T.bil:0.48 mg/dl
Ürik asit: 4.6 mg/dl
Vit B12:266 pg/ml
Hemogram
•
•
•
•
•
Lökosit: 7700 uL,
Hb: 9.7 g/dL
Hct: %31.4
MCV: 79 fL
Trombosit: 379.000
Demir eksikliği anemisi ile uyumlu
Ana pulmoner arter çapında genişleme, parankimde
bilateral bibaziler fibrozis
EKO:
• Sağ kalp boşluklarında genişleme
• Her iki atriyumda genişleme
• Normal sol ventrikül sistolik fonksiyonu
• Ciddi PH (PAB: 96 mmHg)
Bu tetkikler sonucunda hastadaki pulmoner hipertansiyonun nedeni araştırılmaya başlandı.
Ventilasyon/perfüzyon sintigrafisi: Pulmoner emboli
açısından düşük olasılıklı.
Doppler USG: DVT lehine bulgu yok
Anti-HIV: Negatif
Troponin T<0.01
Pro-BNP: 3395 ng/ml
SEROLOJİ:
• Anti-Scl 70: Pozitif
• ANA: Pozitif
Sonuçta Romatoloji Bilim Dalı ile de konsülte edilerek olguya SKLERODERMA tanısı konuldu.
17
Bir yıl boyunca hastanın kliniğinde düzelme, yürüme mesafesinde artış, pro BNP’de azalma (3500’lerden 200’ler
düzeyine) ve EKO bulgularında hafif düzelme görüldü.
Daha sonra yavaş yavaş nefes darlığı artan hastada 15.
ayda geçirilen üst solunum yolu infeksiyonunu takiben
hiperkapnik solunum yetmezliği gelişti. EKO’da PAB: 110
mmHg ve proBNP yeniden 3000’ler düzeyine yükseldi.
Tedaviye noninvaziv mekanik ventilasyon (BİPAP) eklendi.
İnfeksiyondan üç ay sonra yapılan değerlendirmede nefes
darlığındaki artışın, hipoksemisinin ve PAB’nin yüksekliğinin devam ettiği, ancak bu durumu açıklayacak ek bir
patolojinin bulunmadığı saptandı. Romatoloji tarafından da
hastalık aktivasyonu düşünülmediği için PAH için kombinasyon tedavisine geçilmesine karar verildi. Ancak olgu
ikinci bir hemodinamik incelemeyi kabul etmediği için sağ
kalp kateterizasyonu yapılamadan inhale iloprost tedavisi başlandı. İlk aylarda klinik olarak kötüleşmeden önceki düzeylerine yaklaşmasına rağmen daha sonra giderek
progrese olan hasta kombinasyon tedavisinin 6. ayında
kaybedildi.
6 dakika yürüme mesafesi
Nabız
BORG
Başlangıç
84
0
Bitiş
124
3
6DYM: 240 m, NHYA: 3
Olguda aslında sklerodermaya bağlı bir interstisyel akciğer
hastalığı olmasına rağmen pulmoner arter basıncının ve kliniğin beklenenden daha kötü olması nedeniyle İnterstisyel
akciğer hastalığı + orantısız pulmoner hipertansiyon(PAH)
tanısı ile PAH spesifik tedavi başlanmasına karar verildi.
Hemodinamik inceleme
Lokalizasyon
Sistolik
(mmHg)
Diyastolik
(mmHg)
Ortalama Satürasyon
(mmHg)
(%)
PA
(Adenozin
öncesi)
67
17
38
PA
(Adenozin
sonrası)
66
16
36
PCWP
71
12
Kardiyak out put: 4.2 lt/dk, Pulmoner vasküler rezistans: 5 WOOD,
Vazoreaktivite: Negatif
Buna göre:
Bosentan 2x62,5 mg (1 ay) devamında 2x125 mg, Varfarin
1x5 mg, Azotiyoprin 100 mg/gün
Kinapril 5 mg/gün, 2lt/dk nazal oksijen başlandı.
6DYM tedavi ilişkisi
350
310
300
250
310
310
280
240
Bosentan
230
200
150
140
YM
100
Bosentan +
İloprost
80
50
0
bazal
1. ay
3. ay
6. ay
12. ay
18. ay
21. ay
24. ay
ARAŞTIRMA ÖDÜLLERİ
PEDİYATRİK KARDİYOLOJİ
Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi
Derneği
“Konjenital Kalp Hastalığına Bağlı Gelişen Pulmoner
Hipertansiyon Araştırma Ödülü”
Mersin Ünivesitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Kardiyoloji
AD, Dr. Derya Çıtırık
“Monocrotaline İle Pulmoner Hipertansiyon
Oluşturulan Siçanlarda; Bosentan, Sildenafil Ve
Kombine Tedavi Uygulaması”
GÖĞÜS HASTALIKLARI
Toraks Derneği
“Pulmoner Vasküler Sistem Araştırma Ödülü”
(Pulmoner Vaskuler Sistem Araştırma Ödülü, iki başvuru arasında paylaştırılmıştır.)
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları AD,
Prof. Dr. Nurdan Köktürk
“Pulmoner Emboli- Pnömoni Ayırıcı Tanısında Serum
Proklasitoninin Tanısal Değeri”
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs
Hastalıkları AD,
Yrd. Doç. Dr. Savaş Özsu
“Pulmoner Emboli Gecikmiş Tanısında Risk
Faktörlerinin Rolü”
GÖĞÜS HASTALIKLARI
Tüsad Derneği
“Pulmoner Vasküler Sistem Araştırma Ödülü”
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi,
Fizyoloji BD,
Prof. Dr. Gönül Şimşek
“Deneysel Hipertiroidizmde Pulmoner Arteriyel
Basınç Değişikliklerinde Kardiyak ve Endotelyal
Disfonksiyonun Rolü”
KARDİYOLOJİ
Türk Kardiyoloji Derneği
“Kardiyopulmoner Vasküler Sistem Araştırma
Ödülü”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji AD,
Dr. Duygu Başer
“SDF -1/CXCR4 Aksı’nın Farklı Pulmoner
Hipertansiyon Etiyolojilerindeki Yeri”
Download