semavi dinlerin ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerinin analizi

advertisement
SEMAVİ DİNLERİN GÖRÜNMEYEN MUHASEBE PANORAMASI:
YAHUDİLİKTE MUHASEBE MOTİFLERİ
İsmail BEKCİ
Ali APALI
Yasemin APALI
ÖZET
Semavi dinlerden ilki olan Yahudilik, mensubu olan insanların ekonomik hayatlarını etkilemekle
kalmamış, onlarla ilişki içinde olan halkları da belirli şekillerde etkilemiştir. Ekonomik hayat, çok
geniş konulara sahiptir. Ancak çalışma muhasebe odaklı olduğu için bazı sınırlamalara gidilmiştir.
Yahudilerin en başarılı oldukları konulardan bir tanesi ticari hayattaki faaliyetleridir. Bu
faaliyetlerin kaynağı olarak kutsal kitapları olan Tevrat incelenmiş ve ticari hayatla ilgili olan
kısımlar muhasebe işlemlerine dayanak olacak hassasiyetle ortaya konmuştur. Faiz, ticari hayat
gibi muhasebeyi etkileyen hususlardan bir diğeridir. Faizin Tevrat’taki durumu analiz edilmiştir.
Vergi muhasebesi, vergilendirme sonrasında ortaya çıkan işlemleri konusu yapmaktadır. Başlı
başına ayrı bir muhasebe konusu olan vergi olayları, çalışmanın konusuna dâhil edilmiştir.
Çalışmada amaç olarak muhasebe ile ilgili olan ticaret, faiz ve vergi konularına ilişkin elde edilen
somut bulgular ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Yahudilik, Muhasebe, Faiz, Vergi, Ticaret
JEL Sınıflandırması: M41, M49, Z12
Invısıble Accountıng Panorama Of Dıvıne Relıgıons: Accountıng Motıfs In Judaısm
ABSTRACT
As the first Divine religion, Judaism has affected not only the economic lives of its members, but
also other people who are in relationships with its members in various ways. Economic life has a
very broad topic, but this study is limited with the subject of the activities in business life of Jewish
people, which is one of the most successful fields of them since it focuses on the accounting.
Therefore, it is investigated the Torah (the first part of the Jewish bible and the central and most
important document of Judaism) thoroughly as the source of their activities in business life and the
related parts are sensitively put forward as the basis of the accounting actions. Besides, the subject
of interest that is one another factor influencing the accounting as business life is analyzed in the
Torah.
The tax accounting contains within itself tax treatments occurring after taxation. The tax treatments
which is a separate subject of accounting in itself is not included the context of this study. As a
result, the aim of this study is to propose the tangible findings concerning the subjects of trade,
interest and tax associated with the accounting.
Key Words: Judaism, Accounting, Interest, Tax, Commerce
JEL Classification: M41, M49, Z12

Prof. Dr. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Turizm Fakültesi Öğretim Üyesi.
Dr. Kâtip Çelebi Üniversitesi, Çelebi MYO Öğretim Görevlisi

Süleyman Demirel Üniversitesi, SBE

44
1. GİRİŞ
Ekonomik yaşamdaki temel bir fikir ya da üretkenlikten sorumlu olan kişilerin onun
yaratıcıları olmadığını görürüz (Sombart, 2005; 23). Genelde Yahudilerin yaratıcı bir millet
olmadığı öne sürülmüştür. Sadece teknik alanda yapılan keşifler değil, ekonomik alanda da
Yahudiler hep başkalarının fikirlerini kullanmışlar ve içinde yaşadıkları toplumlarla kolay entegre
oldukları için sahip oldukları bilgilerini işe yarar hale getirmişlerdir.
Yahudileri pek çok devletin tarihi içerisinde görmek mümkündür. Yahudiler, İslam âlemi
içerisinde yaşadıkları dönemde huzur ve rahat içinde varlıklarını sürdürmüşler ancak Hristiyan
devlet ve milletlerin idaresi altındaki topraklarda hep zulme ve ayrımcılığa maruz kalmışlardır.
Ortaçağda Yahudiler, birbirine zıt iki hayatı paralel olarak yaşamışlardır. Hıristiyan ülkelerdeki
cemaatler şiddetli bir zulme hedef olurken, İran’dan İspanya’ya yayılan İslam coğrafyasında,
Yahudiler tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşamışlardır (Bayramoğlu, 2006; 31).
Yahudiler, İslam idaresinde “zimme” adı verilen bir “teminat”la hukuki statü
kazanmışlardır. Bu statü ile kendilerine din, dil ve kültür hürriyeti verilmesi yanında can ve mal
emniyetleri sağlanmış, ilmi ve iktisadi hayatları ise garanti altına alınmıştır (Arslantaş, 2009; 41).
Ancak bunun tam aksine Avrupa’ya göçe zorlanmış bir millet olan Yahudilerin varlığı ise birkaç
yüzyıl sürmüştür.
Avrupa ekonomi sahnesine İtalya, Cenova, Venedik, İspanya ve Portekiz’de çıkan
Yahudiler, bu ülkeleri ekonomik etkinlik merkezi haline getirmişlerdir. Ancak 16. yüzyıldan sonra
modern ekonomik yaşamın büyümesinin en önemli olgularından biri olan ekonomik etkinliğin
merkezi Kuzey Batı Avrupa ülkelerine yani Hollanda, Fransa, İngiltere ve Kuzey Almanya’ya
geçmiştir. Bu süreç içerisinde en dikkat çekici olay, Hollanda’nın aniden zenginleşmesidir. 17.
yüzyıl boyunca Kuzey Batı Avrupa milletlerinin felsefi spekülatörleri ve pratik politikacılarının tek
bir hedefi vardı o da; ticaret, sanayi, gemicilik ve sömürgecilikte Hollanda’yı taklit etmektir
(Sombart, 2005; 27).
Yahudilerin Avrupa’nın ekonomik yaşamında önemli bir yere sahip olması iki kısımda
incelenebilir (Sombart, 2005; 34). Bunlardan ilki, modern kapitalizmin dışa dönük biçimini
etkilemeleridir. İkincisi ise, onun iç ruhuna belli bir ifade kazandırmalarıdır. Yahudiler, iş hayatını
yöneten ticari mekanizmanın birçok ayrıntısını icat edip, bu ayrıntıların mükemmelleşmesine
yardımcı olarak aslında kapitalist örgütlenme denilen sisteme kendilerine özgü nitelikler
katmışlardır. Böylece onlar ekonomik yaşama modern ruhunu vermişlerdir.
Yahudilikte çok para sahibi olunması dinen teşvik edilmiştir: “Altın ve gümüş ayağın
sağlam basmasını sağlar”, “zenginlik ve güç kalbi coşturur”, “dindar kişi parayı vücudundan çok
sever, sevmelidir” gibi Hristiyan öğretisi ve kilisenin yoksulluğu yücelttiği dikkate alınırsa,
yoksulluğu sayesinde cennete gitmeye çalışan Hristiyanlar ile altın ve gümüş toplamayı cennete
gitmenin aracı olarak gören Yahudiler arasındaki zihniyet ayrılığının ekonomik alandaki etkisi
farklı olacaktır. Sonuçta Hristiyanlık, çok dindar bir kişiyi rahip, keşiş (monk) yaparken, Yahudilik
ise akılcı (rationalist) bir iş adamı yapar (Erol, 2012; 56).
2. YAHUDİLİK’TE TİCARET 1
Geçmişten günümüze muhasebe ile ilgili olan işlemlere bakıldığında, sadece muhasebenin
görünen yüzü değil bunun arkasında muhasebeyi doğuran olayları da incelemek gerektiği
görülmektedir. Ticaret, faiz ve vergi gibi mali olaylar ve bunların kayıtlanması, raporlanması ve
yorumlanması muhasebenin temel görevleri olarak ortaya çıkmaktadır.
İsrail’in ilk bin yıllık tarihini anlatan başlıca kaynak Tevrat’tır. Tevrat’a göre Yahudiliğin
kökü ilk peygamberlerden Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakub’a dayanmaktadır (Bugünkü İsrail
Yayınları, Aktaran Döner, 1997; 13). Birleşik İsrail Krallığı Tanah’ta (Eski Ahit) anlatıldığı üzere
İsrail, M.Ö. 1050 ve M.Ö. 930 yılları arasında var olmuş birleşik bir monarşiydi. Tanah’a göre,
birleşik krallık çağından evvel İsrailoğulları denen on iki kabile konfederasyon şeklinde
1
Bu çalışmada yer alan Tevrat’ta bahsedilen hükümler aksi belirtilmedikçe, “Kitabı Mukaddes” kitabından
alıntılanmıştır.
45
yaşıyorlardı. Bunlar M.Ö. 1025 civarında dış tehditler yüzünden bir araya gelerek İsrail Krallığını
oluşturdular (Erdoğan, 2010; 193).
Yahudiler, Romalılar döneminden itibaren İspanya’ya yerleşmeye başlamışlardı. Endülüs
Emevi Devleti’nin kurulmasıyla ülke, Müslüman yönetimine geçmiş Yahudiler, zaman zaman
devletin üst kademelerinde önemli mevkilere getirilmişlerdi (Hasanov, 2008; 118). Yahudiler,
sadece devlet yönetimlerinde etkili olmamış ticaret alanında da oldukça yoğun bir şekilde faaliyet
göstermişlerdir. Ticaret, beraberinde ekonomiye hâkimiyeti getirmiş ve Yahudiler ekonomiyle ilgili
çeşitli konularda işlem yapar hale gelmişlerdir.
17. yüzyılda Yahudilerin senet kırma, mücevherat ticareti, üniforma süsü, tekstil ve deniz
sigortası simsarlığı alanlarında ün saldıkları bilinmektedir. Ekonomi alanında tam bir ustalığa sahip
olan Yahudiler, bulundukları Avrupa merkezlerindeki halkın çok ötesine geçmişlerdir. Büyük
tüccar sınıfının, üreticilerin ve deniz ticareti yapanların arasında Yahudilerin oynadığı rol çok
büyüktür. Yahudilerin ticarete ilişkin düşkünlükleri Tevrat’ta da zikredilmiş ve birçok yerde de
ticarete vurgu yapılmıştır. Ticaret, Tevrat’ın yaratılış, doğuş ve başlangıç anlamına gelen
Tekvin’de;
“…Bu adamlar bir kavim olmak üzeredirler ve memlekette otursunlar ve onda ticaret
etsinler ve işte memleket onlar için kâfi derecede geniştir… (Tekvin, 34; 21) ve “…kardeşinizi size
vereceğim ve memlekette alışveriş edersiniz” (Tekvin, 42; 34) şeklinde bahsedilmiştir. Tekvin,
Yahudiliğin ilk kitabının başlangıcında, bahsi geçen ticaretin Yahudilikte ne kadar önemsendiğini
ortaya koymaktadır. Tekvin’in devam eden kısımlarda ise ticaretten şu şekilde bahsedilmektedir:
“…Ticaretinin iyi olduğunu tadar; geceleyin çerağı (çırası) sönmez” (Süleymanın
Meseleleri, 31; 18).
“…Tüccar; gemiler gibidir, ekmeğini uzaktan getirir” (Süleymanın Meselleri, 31; 14).
“….Mısır’ın emeği ve Habeş ili ile uzun boylu Şebalılar’ın ticareti sana geçecek ve senin
olacak….”(İşaya, 45; 14).
“…Ey sizler, her susayan ve parası olmayan, sulara gelin; gelin satın alın ve yiyin; gelin de
parasız ve bedelsiz şarap ve süt alın. Niçin parayı ekmek olmayan şeye ve emeğinizi doyurmayan
şeye veriyorsunuz? Beni iyi dinleyin ve iyi olan şeyi yiyin ve semiz şey ile canınız lezzet bulsun”
(İşaya, 55; 1-2).
“…Ve ticaret diyarına, Kidaniler diyarına kadar fahişeliğini artırdın; yine bununla da
doymadın” (Hezekiel 16; 29).
“…Körpe filizlerinin başını kopardı ve onu ticaret diyarına götürdü; tüccar şehrine onu
koydu” (Hezekiel, 17; 4).
“…Senin yıkılma gününde, zenginliğin ve pazarların, ticaret malın, gemicilerin ve
kılavuzların, kalafatçıların ve senin mallarınla alışveriş edenler ve sende olan bütün cenk adamları
ve içindeki bütün cumhurun, denizlerin bağrına düşecekler” (Hezekiel, 27; 27).
“…Çünkü Hiram’ın gemileriyle beraber kralın denizde Tarşiş2 (ticaret) gemileri vardı;
Tarşiş gemileri üç yılda bir kere altın ve gümüş, fildişi ve maymunlar ve tavus kuşları ile yüklü
olarak gelirlerdi” (I.Krallar, 10; 22).
“…Yehoşafat altın için Ofir’e gitmek üzere Tarşiş (ticaret) gemileri yaptı; fakat gitmediler;
çünkü gemiler Etsyon-geberde parçalandılar” (I.Krallar, 22; 48).
2
Tarşiş’in neresi olduğu hakkında Tevrat’ta açık bir ifade bulunmamaktadır. Ancak geçen hükümler
değerlendirilerek iki farklı yorum getirilmiştir. Bunlardan birincisi İspanya’nın güneyindeki eski bir ticaret
merkezi olan Tartessus olduğu, ikincisi ise günümüzde İçel’e bağlı Tarsus ilçesinin olduğu düşünülmektedir.
Ancak üzerinde tartışılmayan durum, Tarşiş’in büyük ve köklü bir ticaret şehrinin olduğu ve Tevrat’taki
hükümlerde genel olarak bahsi geçen Tarşiş gemilerinin birçok çeviride ticaret gemileri olarak tercüme
edilmesidir.
46
“…Ey Tarşiş gemileri, uluyun, çünkü o harap oldu, ev yok, girilecek yer yok! Kittim3
diyarından onlara bildirildi” (İşaya, 23; 1).
“…Uluyun, ey Tarşiş gemileri; çünkü hisarınız harap oldu” (İşaya, 23; 14).
“…Ve büyük sular üzerinde onun geliri Şihor’un zahiresi, Nil’in ortak mahsulü idi ve
milletlerin alışveriş yeri orası idi” (İşaya, 23; 3).
“…Gerçek adalar ve önce Tarşiş gemileri beni bekleyecekler; ta ki, uzaktan senin
oğullarını, gümüşleri ve altınları ile beraber….”(İşaya, 60; 9).
“…Ve Sur’a de: Ey sen, deniz kapılarında oturan, çok adalara kadar kavimlerle alışveriş
eden şehir…” (Hezekiel, 27; 3).
“…Büyük hikmetinle ve ticaretinle servetini artırdın ve servetinle yüreğin yükseldi”
(Hezekiel, 28; 5).
“…Ticaretinin çokluğundan ötürü senin içini zorbalıkla doldurdular…” (Hezekiel, 28; 16).
“…Kendi makdislerini fesatlarının çokluğu ile ticaretinin kötülüğü ile bozdun ve senin
içinden ateş çıkardım…” (Hezekiel, 28; 18).
“…O günlerde Yahuda’da gördüm ki, bazı adamlar Sebt gününde masarada ayakları ile
üzüm çiğniyorlardı ve içeri demetler getiriyorlardı ve onları eşekler üzerine yüklüyorlardı ve şarap,
üzüm ve incir ve her çeşit yükleri de Sebt gününde Yeruşalim’in içine getiriyorlardı ve zahire
sattıkları günde onları azarladım. Ve Surlular orada otururlardı, onlar balık ve her çeşit eşya
getirirler ve Sebt günü Yahuda oğullarını da Yeruşamli’de de satarlardı” (Nehemya, 13; 15-16).
“…bütün tüccar takımı yok oldu…” (Tsefanya, 1; 11).
“…Ve memleketin kavimleri eşya ve her çeşit buğday satmak için Sebt gününde
getirirlerse, Sebt gününde yahut başka mukaddes bir günde onlardan almayacağız ve yedinci yılı ve
her borcun alınmasını bırakacağız diye lanete ve anda girdiler” (Nehemya, 10; 31).
“…Fakat kâhinin kendi parası ile satın aldığı can ondan yiyecektir ve kendi evinde
doğanlar onun ekmeğinden yiyeceklerdir” (Levililer, 22; 10-11).
“…Onlardan para ile yiyecek satın alacak ve yiyeceksiniz ve suyu da onlardan para ile
satın alacak ve içeceksiniz” (Tensiye, 2; 6).
“…Bana para ile yiyecek satacaksın ve yiyeceğim ve bana para ile su vereceksin ve
içeceğim” (Tensiye, 2; 28).
“…Baba mirasının satışından gelenden başka, müsavi pay yiyecekler” (Tensiye, 18; 8).
“…Ve bizimle oturursunuz ve memleket önünüzdedir; oturun ve onda ticaret edin ve mülk
sahibi olun” (Tekvin, 34; 10).
“…Bir tarla almayı düşünür ve onu satın alır; ellerinin kazancı ile bir bağ diker”
(Süleymanın Meseleleri, 31; 16).
Yukarıda, Yahudiliğin kutsal kitabı olan Tevrat’tan alıntılanan hükümler ve bu hükümlerin
çokluğu dikkate alındığında Yahudilik’te ticaretin ne kadar önemli olduğunu anlamak zor
olmayacaktır. Hatta geçmişte ve günümüzde Yahudilerin bulundukları her ülkede ticaretin başrol
oyuncuları olması, ticareti yönlendirmeleri, zenginleşmeleri ve piyasalara hâkim olmaları Tevrat’ta
geçen bu hükümler ile daha kolay anlaşılabilmektedir.
Ekonomik çalışmaların gelişebilmesi, malın para olarak kullanımı yerine ortak bir değer
ölçüsünün kullanımını gerekli kılıyordu. Bu gerekseme öncelikle tartı paranın ortaya çıkmasına yol
açmıştır. Tartı para gümüş, altın gibi değerli madenlerin belirli ağırlıklarının para olarak
kullanımıdır (Güvemli, 1995; 94-95). Tartı paranın kullanımının devam ettiği zamanlarda yazılmış
olan Tekvin’de bu duruma uygun olarak paranın tartısı ile ilgili olan durum şu şekilde belirtilmiştir;
3
Kittim bir tür ticaret gemisi, bu gemilerin Akdeniz’de sık sık seyahat ettiği bilinmektedir.
47
“…Aman efendim, ilk defa yiyecek satın almak için indik ve vaki oldu ki, konak yerine
vardığımız zaman çuvallarımızı açtık ve işte, tartısı eksik olmayarak paramız her birinin parası,
çuvalının ağzında idi ve onu elimizde yine getirdik. Ve yiyecek satın almak için ellerimizde başka
para getirdik; paramızı çuvallarımıza kim koydu, bilmiyoruz” (Tekvin, 43; 20-22).
İnsanlar değişimin güçlüğünü, mallara karşılık bir miktar değerli malı vererek satın almayı
icat ederek aşmaya çalışmışlardır. Altın ve gümüş az bulunan madenler olarak, satın almada
mallara karşılık ödeme aracı olarak kullanılmıştır. Ancak, altın ve gümüş standart bir miktara
dayalı para biçimine getirilemediği için mala karşılık bir maden parçası olarak verilmiştir. Verilen
maddenin büyüklüğü alınan malın miktarı kadar o mala olan talebin derecesi de değeri belirlemiştir
(Yükçü ve Atağan, 2011; 96). Bu duruma uygun olarak Tevrat’ta birçok hüküm bulunmaktadır. Bu
hükümlerden bazıları şu şekilde sıralamak mümkündür:
“…Ve Baal-beritin evinden ona yetmiş parça gümüş verdiler ve Abimelek bunlarla oynak
ve çapkın adamlar tuttu (kiraladı), ve onun ardınca gittiler” (Hakimler, 9; 4).
“…Ve yapıcılarla dülgerlere4 gümüş verdiler ve Fars kralı Koreş’ten aldıkları izne göre,
Libnan’dan denize, Yafa’ya erz ağaçları getirsinler diye Saydalılar’a ve Surlular’a yiyecek, içecek
ve zeytinyağı verdiler” (Ezra, 4; 7).
“…Her çeşit malın çokluğundan ötürü Tarşiş senin tacirindi; senin pazarlarına gümüş,
demir, kalay ve kurşun verirlerdi. Yavan, Tubal ve Meşek senin tacirlerindirler; senin mallarını
insan canları ile ve tunç kaplarla değiş ederlerdi. Togarma evinden olanlar senin pazarlarına atlar,
cenk atları ve katırlar verirlerdi. Dedan oğulları senin tacirlerindiler; çok adaların ticareti senin
elinde idi; karşılık olarak sana fildişi ve abanoz getirirlerdi. Senin el işlerinden ötürü Suriye senin
tacirindi; senin pazarlarına zümrütler, erguvani, renk renk işlemeli ve ince keten ve mercanla
yakutlar verirlerdi. Yahuda ile İsrail diyarı, onlar senin tacirlerindiler; senin el işlerinin
çokluğundan, her çeşit malın çokluğundan ötürü Şam, Helbon şarabı ile ve beyaz yapağı ile senin
tacirindi. Vedan ve yavan senin malların arasında işlenmiş demir, tarçın ve hoş kokulu kamış vardı.
Ata binmek için değerli kumaşlarda Dedan senin tacirindi. Arab ili ve bütün Kedar beyleri senin
elinin tacirleri idiler; kuzularla ve koçlarla ve ergeçlerle bunlar senin tacirlerin idiler. Şeba ve Rama
tacirleri, onlar senin tacirlerin idiler; senin pazarlarına başlıca bütün baharat ve her çeşit değerli
taşlar ve altın verirlerdi. Harran ve Kanne ve Eden, Şeba tacirleri, Asur ve Kilmad senin
tacirlerindiler. Senin malların için kervanlar Tarşiş gemileri idi ve seni doldurdular ve denizin
bağrında çok izzetli oldun” (Hezekiel, 27; 12-25).
“…Bundan ötürü bu gümüşle hemen boğalar, koçlar, kuzular ve onların ekmek
takdimelerini ve dökülen takdimelerini satın alacaksın ve onları Yeruşalim’de olan Allah’ınızın
evinin mezbah üzerinde arz edeceksin” (Ezra, 8; 17).
“…Gümüş verip suyumuzu içtik; odunumuz para ile geliyor” (Yeremyanın Mersiyeleri, 5;
4).
Yahudilik’te leşin yenilmesi yasak olmasına rağmen (Çıkış, 22; 31), bunun Yahudi
olmayanlara satılmasına izin verilmiştir (Tensiye, 14; 21). Bu durum, Yahudilerin bu yasağı maddi
çıkarları için tahrif ettikleri anlamına gelmektedir. Bu tutumun bir bezeri “iç yağları” konusunda da
görülmektedir. Yahudilere iç yağı yemeleri yasaklanmış (Levililer, 7; 22), fakat iç yağını yeme
dışında her iş için kullanabilmelerine de izin verilmiştir (Levililer, 7; 22-25). Peygamberler,
Yahudilerin iç yağı konusundaki yasağı ihlal ederek, bunu eriterek sattıklarını haber vermişlerdir
(Buhari, Buyü; 103). Bu hadisin ışığında, Tevrat’ın iç yağları konusundaki yasağının ekonomik
çıkarlar doğrultusunda tahrif edildiği ortaya çıkmaktadır (Levililer, 10; 8-10; Sayılar, 6; 1-3). (Ateş,
2004; 9-10).
2.1. Tahıl Ticareti
Yahudiliğin ilk başlangıcında ticaret birçok yönden gelişmiştir. Bu durum bazen hububat
olarak belirtilirken bazen de arazi, bina ve canlı hayvan ticareti olarak belirtilmiştir. Buna en uygun
örnek aşağıdaki hükümde açıklanmıştır.
4
Dülger: Ağaç işleri ustası
48
“…Ve Yusuf, satın aldıkları buğdaya bedel Mısır diyarında ve Kenan diyarında bulunan
parayı topladı ve Yusuf parayı Firavunun evine getirdi. Ve Mısır diyarında ve Kenan diyarında
para tükenince, bütün Mısırlılar Yusuf’a geldiler ve dediler; Bize ekmek ver; niçin senin karşında
ölelim? Çünkü para bitti ise davarlarınıza bedel veririm. Ve davarlarını Yusuf’a getirdiler ve Yusuf
atlara bedel ve koyun sürülerine bedel ve sığır sürülerine bedel ve eşeklere bedel onlara ekmek
verdi ve bütün davarlara bedel o sene onları ekmekle besledi ve o yıl sona erince ikinci yılda ona
geldiler ve kendisine dediler: Efendimden gizlemeyeceğiz ki, para tükendi ve davar sürüleri
efendimindir; bedenlerimizden ve toprağımızdan başka efendimin önünde bir şey kalmadı; hem
biz, hem toprağımız senin gözlerinin önünde niçin ölelim? Bizi ve toprağımızı ekmekle satın al ve
biz ve toprağımız Firavuna köle olalım ve tohum ver ve yaşayalım ve ölmeyelim ve toprak çöl
olmasın. Böylece Yusuf Mısır’ın bütün toprağını Firavun adına satın aldı; çünkü Mısırlılar her biri
kendi tarlasını sattı, çünkü kıtlık onları sıkıştırıyordu ve toprak Firavunun oldu. Kavime gelince,
Mısır hududunun bir ucundan öbür ucuna kadar onları şehirlere geçirdi. Ancak kâhinlerin toprağını
satın almadı. Çünkü kâhinlere firavun tarafından tayin vardı ve Firavunun onlara verdiği tayini
yerlerdi; bunun için topraklarını satmadılar. Ve Yusuf kavime dedi: işte, bugün sizi ve toprağınızı
Firavuna satın aldım” (Tekvin, 47, 14-23).
“…Ve tüccarla her çeşit eşya satanlar bir iki kere Yeruşalim’in dışarısında gecelediler”
(Nehemya, 13; 20).
“…Ve diyorsunuz: Ne vakit aybaşı geçecek ki zahire5 satalım? Ve ne vakit Sebt günü
geçecek ki, satılığa buğday çıkaralım efayı6 küçültelim ve şekeli7 büyütelim ve hileli teraziler
kullanalım da fakirleri gümüşe ve yoksulları bir çift çarığa satın alalım ve buğdayın süprüntüsünü
satalım?” (Amos, 8; 5-6).
2.2. İnsan (Köle) Ticareti
Eski dönemlerde insanların bazıları çeşitli amaçlarla esir pazarlarında ticari mal gibi alınıp
satılırdı. Ancak, Tevrat bu duruma ilişkin de bazı hükümler getirmiştir. İnsan ticaretine ilişkin
olarak Tevrat, fidye yöntemiyle satışın sonrasını açıklamıştır:
“…Ve eğer yanında olan misafir veya garip zenginleşirse ve kardeşin onun yanında fakir
düşer ve garibe yahut senin yanında olan misafire yahut garibin neslinden birine kendisini satarsa;
satıldıktan sonra fidyesi verilebilir; kardeşlerinden biri onun için fidye verebilir yahut amcası yahut
amcası oğlu, onun için fidye verebilir yahut aşiretinden geri kalan yakın akrabasından biri onun
için fidye verebilir yahut eğer eli yeterse, kendisi fidye verebilir ve kendisini satın alan adamla, ona
kendisini sattığı yıldan yubil8 yılına kadar hesap görecek ve satışının bedeli yılların sayısına göre
olacak; onun yanında ücretlinin gündelikleri gibi olacaktır. Eğer daha çok yıllar varsa onlara göre
fidyesinin bedelini satın alındığı paradan verecektir. Eğer yubil yılına kadar kalan yıllar az ise, o
zaman onunla hesap görecek; senin gözün önünde ona sertlikle efendilik etmeyecektir” (Levililer,
25; 47-53).
“…Ve vaki olacak ki, eğer kendisinden hoşlanmazsan, o zaman canı nasıl isterse onu
salıvereceksin; fakat onu para ile asla satmayacaksın, ona kul gibi davranmayacaksın, çünkü onu
alçalttın” (Tesniye, 21; 14).
2.3. Kefalet
İnsan ticaretinin yanı sıra kefillik konusu da Tevrat’ta kendisine yer bulmuştur. Kefil, asıl
borçlunun alacaklıya karşı girişmiş olduğu borcun ödenmemesi halinde mükellefiyetin kendisi
tarafından eda edileceğini alacaklıya karşı taahhüt etmesidir (Bilge, 1954; 281). Ticaret ve banka
gibi uygulamalarda bu şekilde kabul gören kefalet işlemlerinde taraf olan kefillik Eski Ahit’te de
yerini almış ve hüküm haline gelmiştir. Süleymanın meseleleri kitabında kefalet konusu
5
Zahire:Ambarda saklanan hububat.
Efa: Yaklaşık 22 litrelik bir ölçek.
7
Şekel: Yaklaşık 11,5 gramlık ağırlık.
8
Tevrat’ta yubil yılı 7 x 7 = 49 ve 50. yıl olarak kullanılır. Kelimenin boynuz kökünden gelmesinin nedeni
ise her 50. yılda boynuzdan yapılan bir boru çalınmasıdır.
6
49
“…Yabancıya kefil olanın esvabını al ve ecnebilere kefil olandan rehin al” (Süleymanın
Meseleleri, 20; 16) şeklinde izah edilmiştir. Kefillik sonucunda yabancıya kefil olanların
esvaplarının dahi alınması gerektiği belirtilerek bu durumu Yahudiliğin ne derece önemsediğini
ortaya koymaktadır.
2.4.Rehin
“…Komşusuna bir şey ödünç verdiğin zaman onun rehnini almak için evine
girmeyeceksin. Dışarıda duracaksın ve kendisine ödünç verdiğin adam, rehini sana dışarıya
çıkaracak. Ve eğer o adam düşkünse, onun rehini ile yatmayacaksın; güneş battığı zaman rehini
mutlaka kendisine geri vereceksin ve esvabın da yatacak ve sana hayırdua edecek ve Allahın rabbin
önünde senin için salah sayılacaktır” (Tensiye, 24; 10-13).
Bir alacağı talep ettiğinde - ödeme vakti gelmesine rağmen ödenmemiş bir alacaktan
bahsedilmektedir - böyle bir durumda alacaklı Bet-Din’e başvurup, borçluya ait bir eşyayı
alacağına karşılık teminat olarak almak isteyebilir. Bu girişim, söz konusu borcun şemita yılının
sonunda bile iptal olmamasını garanti alacaktır. Ayrıca teminat, borçlu ölürse bile, bu borcu
mirasçılarından tahsil etme hakkını sağlar (Talmud-Baba Metsia aktaran Tora, 2012; 539).
Tevrat’ta geçen bu hükümler ve bunlara benzeyen pek çok hükme binaen, sürgün hayatı
yaşayan Yahudiler, bulundukları ülkelerde misafir konumunda olmalarına rağmen kendilerini ev
sahiplerinden ve diğerlerinden üstün görmüşlerdir. Yahudiler sadece kendi milletlerini sevmişler ve
diğer milletleri sevmemişlerdir. Çünkü onların kutsal kitaplarından öğrendiklerine göre başkaları
hürmet edilmeye, takdir edilmeye layık değildirler. Yahudilerin kendilerini yeryüzündeki seçilmiş
millet ve Allah’ın en sevgili kulları olarak görmeleri, ahirette ödüle layık tek milletin kendilerinin
olduğunu düşünmelerine ve o şekilde davranmalarına neden olmuştur.
3. YAHUDİLİKTE FAİZ
Geçmişteki faizli işlemler günümüz işlemleri kadar detaylı olmasa da Tevrat’ta bahsi geçen
hükümler dönemin faiz anlayışı hakkında öngörü sahibi olmamıza yardımcı olmaktadır. Yahudiler,
kendi ırklarını diğerlerinden üstün görmeleri hasebiyle hayata ve dünyaya karşı şiddetli bir şekilde
hırs duyarak ticaretlerinde faizi bir enstrüman olarak yoğun olarak kullanmışlardır. Yahudi dinine
göre, Yahudiler arasında borç verirken faiz işletilmesi yasaklanmasına rağmen Yahudi
olmayanlarla faizin pazarlıkla belirlenmesi mümkündür (Erol, 2012; 57).
Faiz gibi değerlendirilen bir başka sözcük de “murabaha”dır. Murabaha, Arapça kökenli bir
kelime olup kazanç, kar, fayda, yarar, faiz, basit ve bileşik faiz gibi anlamlara gelmektedir
(Mutçalı, 1995; 304). Bu kelimenin ilk anlamlarına bakıldığı zaman “kar” da dâhil olmak üzere iyi
manalara gelmesi düşünülebilmekle beraber kelimenin kullanımı genellikle aşırı kar, aldatmaya
yönelik yapılan karlı satışlar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Murabahalı satışların yasaklanmasına
yönelik Tevrat’ın bazı hükümleri şu şekildedir:
“…Faizle para vermez ve murabaha karı almaz, elini kötülükten alıkoyar, iki adam
arasında hakikate göre adaleti yapar” (Hezekiel, 18; 8).
“…Faizle para veren ve murabaha karı alan bir oğlun babası olursa, o oğlu yaşar mı? O
yaşamayacaktır; bütün bu mekruh şeyleri yapmıştır; elbette ölecektir; kanı kendi üzerinde
olacaktır” (Hezekiel, 18; 13).
“…Düşkünden el çekerse, faiz ve murabaha karı almazsa, hükümlerimi yapar,
kanunlarımda yürürse, babasının fesadı yüzünden o ölmez, elbette yaşayacaktır” (Hezekiel, 18; 17).
“…Senin içinde kan dökmek için rüşvet aldılar; Faiz ve murabaha karı aldın ve zorbalıkla
komşularından haksız kazanç aldın ve beni unuttun…” (Hezekiel, 22; 12).
“…İçimde yüreğimle danıştım, ileri gelenlerle ve hükümet memurları ile çekiştim ve onlara
dedim: siz hepiniz kardeşlerinizden çok faiz alıyorsunuz” (Nehemya, 5; 7).
“…Faiz ve kar ile malını artıran adam, onu yoksullara acıyan için biriktirir” (Süleymanın
Meseleleri, 28; 8).
50
“…Ve vaki olacak ki, kavim nasılsa, ona kâhin de öyle; köle nasılsa, efendisi de öyle; satın
alan nasılsa, satan da öyle; alacaklı nasılsa, borçlu da öyle; faiz alan nasılsa, ona faiz veren de öyle
olacak” (İşaya, 24; 2).
“…Parasını faize vermez ve suçsuza karşı rüşvet almaz. Bunları yapan asla
sarsılmayacaktır” (Mezmurlar, 15; 5).
“…Ve eğer kardeşin fakir düşer ve senin yanında zayıf olursa, ona yardım edeceksin; senin
yanında garip ve misafir gibi yaşayacak ondan faiz ve kar alma ve Allah’ından kork; ta ki, kardeşin
senin yanında yaşasın. Ona gümüşünü faizle vermeyeceksin ve zahireni ona karla vermeyeceksin”
(Levililer, 25; 35-37).
Allah’ın, Yahudilere faizi haram kılındığına Kur-an’ Kerim’de işaret etmiştir. Bu durum
Nisa Suresinde şöyle geçmektedir; “…Bir de kendilerine yasaklanmış olduğu halde faiz almaları ve
halkın mallarını haksızlıkla yemeleri sebebiyle… ve kafir olarak kalanlarına acı bir azap
hazırladık” ( Nisa, 4; 161).
3.1. Para ve Yiyecek Faizi
Bir ölçek buğday borç verip, karşılığında bir buçuk ölçek talep eden kişi, faiz yasağını
kesin bir şekilde ihlal etmiş olur. Hatta fiyatlar değişmişse ve borcun geri ödendiği zaman bir
buçuk ölçeklik un, borcun alındığı zaman bir ölçeklik unun fiyatına erişmiyorsa bile, faiz yasağı
delinmiştir (Ramban). Bu konuda faiz, piyasa değerine değil borcun mevcut halindeki miktarına
bağlıdır (Tora, 2012; 518).
“…Para faizi olsun, zahire faizi olsun yahut ödünç verilen her şeyin faizi olsun, faizle
kardeşine ödünç vermeyeceksin. Yabancıya faizle ödünç verebilirsin; fakat kardeşine faizle ödünç
vermeyeceksin, ta ki mülk olarak almak üzere gitmekte olduğun diyarda elini atacağın her şeyde
Allahın Rab seni mübarek kılsın” (Tesniye, 23; 19-20). Tesniye’nin bu hükmü dolayısıyla,
Musevi’nin kardeşine faiz karşılığı borç vermesi ve tefecilikte bulunması kesin olarak
yasaklanmışken, kardeşi olmayandan faiz almasına izin verilerek, yabancılar bu emrin dışında
tutulmuştur (Nort, aktaran Akalın, 2010; 9).
Yahudilere faizin haram kılındığı ve onların bu haramı işlemeleri neticesinde
cezalandırıldıkları Kur’an-ı Kerim’de şöyle dile getirilmektedir: “…Zulümleri, pek çok kimseyi
Allah’ın yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu halde faiz almaları ve halkın
malını haksız olarak yemeleri sebebiyle, daha önce kendilerine helal kılınan temiz ve iyi şeyleri Biz
Yahudilere haram kıldık…” (Nisa, 4; 160-161).
“…Kardeşlerim, uşaklarım ve ben de onlara gümüş ve buğday ödünç veriyoruz. Rica
ederim, bu fazla faizden el çekelim” (Nehemya, 5; 10).
Yahudiler, Yahudi olmayanlara verdikleri faizli borçlarla servetlerine servet katmışlardır.
Misafir olarak kaldıkları devletlerin halkını tabiri caizse soymuşlardır. Borcunu ödemeyenlerin ise
mülklerine el koymuşlardır. Bunun karşılığında ise pek çok devlet onları sürgüne göndermiştir.
Bu tür durumlar haricinde haset etmeleri, her türlü fesada karışmaları, savaş kışkırtıcılığı
yapmaları, Hıristiyanlara düşmanlık yapmaları şeklindeki çeşitli nedenler de önemlidir.
Yahudilerdeki “vatanını kaybetmiş olma” düşüncesi ve “sürgün hayatı” yaşamaları, onları içinde
yaşadıkları vatana ve o vatanın insanlarına düşman etmiştir. Bu bağlamda Yahudiler, hiçbir zaman
yaşadıkları topraklara sevgi ile bağlanmamışlardır. Kendi vatanlarını kaybettikleri için, vatanı olan
herkese ve her millete, her din mensubuna düşman olmuşlardır.
3.2. Karşılıksız Borç
Yahudilikte faizli işlemler kadar kendi aralarında karşılıksız yardıma bağlı borç kavramı da
gelişmiştir. Bu duruma örnek olarak Tevrat’taki şu hüküm verilebilir; “…Allah’ın Rabbin, sana
vermekte olduğu kendi memleketinde, kardeşinden biri, fakir bir adam, senin yanında, kapılarının
birinde olursa, yüreğini katılaştırmayacaksın ve fakir kardeşine elini kapamayacaksın; fakat ona
mutlaka elini açacaksın ve muhtaç olduğu şeyde mutlaka ihtiyacına yetecek kadar ona ödünç
vereceksin” (Tensiye, 15; 7-8).
51
Burada, borç vermenin yoksula destek olma yollarından biri olduğu görülmektedir.
Talmud, “…Borç veren kişi, (parayı armağan olarak vererek) tsedaka9 yapandan büyüktür” (Şabat
63a) demektedir. Çünkü kredi, bir yandan destek olunan kişinin geçimini sağlamak için çalışmaya
devam etmesini, bir yandan da onun kendisini aşağı hissetmemesini sağlar. Aynı yerde,
Hahamlarımız “…ve cebe koyan hepsinden büyüktür” diye eklerler. Başka bir deyişle, maddi
durumu iyi olan bir kişi sıkıntıdaki birine geçiminde yardımcı olmak istiyorsa, en iyi yol onun işine
ortak olmak üzere para yatırmaktır” (Tora, 2012; 333) şeklinde ifade edilmektedir.
Karşılıksız borç vermenin bir diğer boyutu ise faizsiz işlemlerdir. Faizsiz işlemler Tevrat’ta
şu şekilde açıkça ifade edilmiştir. “…Eğer kavmime, yanında olan bir fakire, ödünç para verirsen,
ona murabahacı olmayacaksın; onun üzerine faiz koymayacaksınız” (Çıkış, 22; 25).
4. YAHUDİLİKTE VERGİ
Günümüzde vergi, kamu hizmetlerinin finansmanında kullanılması amacıyla kanunlar
yoluyla gerçek ve tüzel kişilerden belirli iş ve işlemler karşılığında alınan parasal tutardır. Vergi,
tarih boyunca otoritenin varlığıyla birlikte çeşitli isimler altında toplanmış ve uygun görüldüğü
şekilde kullanılmıştır. Tevrat’ta da buna örnek olacak bazı hükümler bulunmaktadır.
“… Ve Rab Musa’ya söyleyip dedi: Sen ve kâhin Eleazar ve cemaatin atalar evlerinin
reisleri, adam olsun hayvan olsun, alınmış olan çapul malının topunu al ve çapul malını, cenge
çıkan cenk erleri ve bütün cemaat arasında yarı yarıya böl. Ve cenge çıkan askerlerden, adamdan
olsun sığırdan olsun, eşeklerden olsun, beşyüzden bir can olmak üzere Rab için vergi alacaksın;
onlara düşen yarıdan alın ve Rab’bin kaldırma takdimesi olarak kâhin Eleazara vereceksin. Ve
İsrail oğullarına düşen yarıdan, adamdan olsun sığırdan olsun eşeklerden olsun ve sürülerden olsun,
bütün hayvanlardan, her elliden birini alacaksın ve onları Rab’bin meskeninin bekçiliğini tutan
Levililere vereceksin. Musa ile kâhin Eleazar Rab’bi musaya emrettiği gibi yaptılar. Ve cenge
giden askerlerin çapul ettikleri maldan artakalan ganimet, altı yüz yetmiş beşbin koyun ve yetmişiki
bin sığır ve altmış bir eşek ve erkekle yatmış olmıyarak erkek bilmeyen kadınlardan, bütün canlar
otuz iki bin idi. Ve cenge çıkanların payı olan yarım, sayıca üç yüz otuz yedi bin beş yüz koyun idi;
ve koyunlardan Rab’bin vergisi altı yüz yetmiş beş idi. Ve sığırlar otuz altı bin idi. Ve eşekler otuz
bin beşyüz idi; onlardan Rab’bin vergisi altmış bir idi. Ve insanlar on altı bin idi. Ve Musa Rab’bin
kaldırma takdimesi olan vergiyi, kahin Eleazara, Rab’bin Musa’ya emrettiği gibi verdi” (Sayılar,
31; 25-41). Bu hükümde, otorite olarak Rab’be vergi verilmesinden bahsedilmekte ve verginin
oranı, nasıl verileceğine, kimde toplanacağına kadar ayrıntılı bir açıklama getirilerek
talimatlandırılmıştır.
Eski Mısır’da tarımsal üretimden ürün olarak, gelirlerden ve gümrüklerden değerli maden
biçiminde tahsil olunan vergi yanında, tapınaklar için düzenli bir bağış sisteminin bulunması da
dikkat çekicidir (Güvemli, 1995; 52). Diğer yandan bütün yetkiyi elinde tutan firavun, istediği
anlarda bu vergiyi arttırabilme yetkisine sahipti. Tevrat’ın ilk kitaplarının yazıldığı bölge
düşünülürse bu duruma ait hükümler şu şekildedir:
“…Ve Yeruşalim’de krallık etmesin diye, Firavun-neko Hamat diyarında Ribla’da onu
zincire vurdu ve memleket üzerine yüz talant10 gümüş ve bir talant11 altın vergi koydu” (II. Krallar,
23; 33).
“…Ve Firavuna gümüşü ve altını Yehoyakim verdi ve Firavunun emrine göre gümüşü
vermek için memleket üzerine vergi koydu; Firavun-nekoya vermek üzere gümüşü ve altını
memleket kavminden kesilmiş vergisine göre herkesten çekip aldı” (II. Krallar, 23; 35).
“….Rab’bin kulu Musa’nın ve İsrail cemaatinin şahadet çadırı için koydukları vergiyi,
Yahuda’dan ve Yeruşalim’den getirsinler diye niçin Levililer’den istemedin?” (II. Tarihler, 24; 6).
“…Ve Allah’ın kulu Musa’nın çölde İsrail üzerine koyduğu vergiyi, Rab için getirsinler
diye Yahuda’da ve Yeruşalim’de ilan ettiler” (II. Tarihler, 24; 9).
9
Sadaka
Yüz talant yaklaşık 3 ton.
11
Bir talant yaklaşık 30 kilo.
10
52
“…Ve onun yerine biri çıkacak ki, krallığının izzeti olan diyardan vergi devşireni geçirecek
…..” (Daniel, 11; 20).
4.1. Zekât
Yahudilikte de zekât anlamında vergi olduğunu Kuran-ı Kerim’in “Andolsun! Allah,
İsrailoğullarından söz almıştı. İçlerinden oniki nakip göndermiştik ve Allah: ‘Ben kesinlikle sizinle
beraberim. Andolsun! Eğer siz namazı kılar, zekatı verir….’diye buyurmuştur” (Maide, 5; 12) ve
“bir vakit İsrail oğullarından söz aldık: ‘Allah’tan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya,
yakınlığı olanlara, öksüzlere ve biçarelere de iyilik yapacaksınız. İnsanlara güzel söz söyleyin,
namazı kılın, zekatı verin’….” (Bakara, 2; 283)12 ayetlerinden anlaşılmaktadır.
Karailik’te13 ise madenler de dahil olmak üzere, her türlü mal ve hayvanın onda biri zekat
olarak verilir (Kohler, aktaran Özen, 2001; 181).
4.2. Öşür
Öşür, zirai ürünlerden alınan bir nevi vergidir. Tevrat’ta geçen ve aşağıda verilen bazı
hükümlerde de öşür’e atıf yapılmaktadır.
“…ve yerin tohumu olsun yahut ağacın meyvesi olsun, yerin bütün ondalığı rabbinindir;
rabbe mukaddestir” (Levililer, 27; 30),
“…üçüncü yılda, ondalığı ayırma yılında, mahsulünün bütün ondalığını ayırmağı bitirdiğin
zaman, onu Leviliye, garibe, öksüze ve dul kadına vereceksin ve senin kapılarında yiyip
doyacaklar” (Tensiye, 26;12),
“…Ve tohumunuzun ve bağlarınızın ondalığını alıp hadımlarına ve kullarına verecek” (1.
Samuel, 8; 15),
“…Yıldan yıla tarlada çıkan tohumunuzun bütün mahsulünün ondalığını mutlaka
vereceksin” (Tensiye, 14; 22).
Karailik, MS 8. yüzyılda Abbasiler döneminde Irak’ta doğan ve Tanah’ı dinî hükümlerin
yegâne kaynağı olarak kabul eden bir Yahudî mezhebidir.
4.3. Sadaka
Yahudilikte sadaka “doğruluk, dürüstlük” manalarına gelen “tsedaka” kelimesi ile ifade
edilir (Leuner aktaran Özen, 2001; 181). Çünkü, dürüstlük aynı zamanda sadaka ve hayırseverliği
de içine alır (Kohler, aktaran Özen, 2001; 181). Tevrat’ta geçen sadaka ile ilgili bazı hükümler
şöyledir:
“…Kim fakirin feryadına kulağını kaparsa, o da feryat edecek ve cevap verilmeyecektir”
(Süleymanın meselleri, 21; 13).
“…İyi gözlü adam mübarek kılınır; çünkü kendi ekmeğinden fakire verir” (Süleymanın
Meselleri, 22; 9).
“…Kim fakire verirse, onun eksiği olmaz; fakat kim ondan göz çevirirse, o çok lanet alır”
(Süleymanın Meselleri, 28; 27).
Yahudilikte zekât, öşür ve sadaka kavramları aslında devlet gibi bir müesseseye ödeme
yapma yerine toplumsal bir vergi niteliğindedir. Bu toplumsal vergilerin verilmesi Tevrat
tarafından teşvik edilmiş ve mutlaka verilmesinden bahsedilmiştir.
4.4. Diğer Vergiler
Eski Mısır’ın konumu düşünüldüğü zaman, kara ve deniz ticaretinin oldukça geliştiği
söylenebilir. Ticaretin gelişmesi beraberinde hâkim olunan topraklara girişlerde ve çıkışlarda alınan
12
Bu çalışmada geçen Ayetler Elmalı’lı M.Hamdi Yazır’ın (sadeleştiren: İlmi Araştırma Heyeti) Kuran-ı
Kerim Türkçe Meali’nden alınmıştır.
13
Karailik, MS. 8. yüzyılda Abbasiler döneminde Irak’ta doğan bir Yahudi mezhebidir.
53
vergilerin de çeşitliliğini arttırmıştır. Girişlerde alınan gümrük, harç ve günümüzde karşılığını
bulan pasaport vergilerine benzeyen ayakbastı parasına ait kanıtlar Tavrat’taki çeşitli hükümlerde
şu şekilde yer almaktadır;
“…Şimdi kral bilsin ki, eğer bu şehir yapılırsa ve duvarlar bitirilirse harç, gümrük ve
ayakbastı parası vermeyecekler ve sonunda krallar için zararlı olacaktır” (Ezra, 4; 13).
“…Ve Yeruşalim üzerinde zorlu krallar vardı ve ırmağın ötesinde bütün diyar üzerinde
saltanat sürerlerdi ve onlara harç, gümrük ve ayakbastı parası ödenirdi” (Ezra, 4; 20).
“…Ve bu Allah evinin yapılması için Yahudilerin ihtiyarlarına ne yapacağınızı
emrediyorum: İşlerinden alıkonmasınlar diye bu adamların masrafları kralın malından, ırmağın öte
taraf harcından hemen kendilerine verilsin” (Ezra, 6; 8).
“…Ve size bildiriyoruz ki, bütün kâhinlere ve Levililer’e, ilahicilere, kapıcılara, Netinime
ve bu Allah evinin hizmetçilerine gelince, onlara harç, gümrük ve ayakbastı parası koymağa izin
yoktur” (Ezra, 7; 24).
4. YAHUDİLİK’TE MUHASEBE
Muhasebe, tarihin her döneminde insanoğlunun yaşamında yer bulmuştur. Muhasebe, TDK
sözlüğüne göre, hesap işi, saymanlık olarak tanımlanmıştır (TDK, 1979; 403). Buna göre;
hesaplanan, ölçülen, tartılan her durum muhasebe dili ile yazılıp, özetlenebilmektedir. Bu duruma
örnek olması açısından muhasebe işlemlerinin doğrudan kendini gösterdiği hükümler Tevrat’ta yer
almaktadır.
Musevilerin mabetlerinde, duaya başlayabilmek için baş hahamın bir muhasebeci gibi
hesapları kapatması, raporunu düzenlemesi ve denetçiler tarafından raporun kabul olunması
beklenirdi. Mabede verilen para özel kaidelere bağlanmıştı. Mihrabın karşısına konulan kutuyu, baş
hahamın devletçe gönderilen denetçi ile birlikte açması, sayması ve kayıt ederek alması asıldı
(Güvemli, 1995; 109).
4.1. Yahudilikte Muhasebenin Tanımı ve İlkeleri
Muhasebe, Osmanlıca ve Türkçe sözlüklerde geniş anlamlı bir kelime olup, Arapça olan
“hesab” sözcüğünden türetilmiştir. Muhasebe, mali nitelikteki işlemleri ve olayları para ile ifade
edilmiş şekilde kaydetme, sınıflandırma, özetleme, analiz etme, yorumlama ve raporlama sürecidir
(Acar ve Tetik, 2009; 9). Tanımdan da anlaşılacağı üzere muhasebenin ilk görevi kaydetme
özelliğidir. Temel kavramlardan olan mali olayların kayıt altına alınmasına Yahudiliğin kutsal
kitabı olan Tevrat’ın birçok kısımda rastlamak mümkündür. Bunlardan en önemlisi şu şekildedir:
“…Yoaş kâhinlere şöyle dedi: “Rab’bin tapınağı için yapılan bağışları: Nüfus sayımından
elde edilen geliri, kişi başına düşen vergiyi ve halkın gönüllü olarak Rab’bin Tapınağı’na sunduğu
paraları toplayın. Her kâhin bunları hazine görevlilerinden alsın. Tapınağın neresinde yıkık bir yer
varsa, onarılsın.” Yoaş’ın krallığının yirmi üçüncü yılında kâhinler tapınağı hala onarmamışlardı.
Bunun üzerine Kral Yoaş, Kâhin Yehoya’da ile öbür kâhinleri çağırıp, “Neden Rab’bin Tapınağı’nı
onarmıyorsunuz?” diye sordu, “Hazine görevlilerinden artık para almayın. Aldığınız paraları da
Rab’bin Tapınağı’nın onarımına devredin. Böylece kâhinler halktan para toplamayı ve tapınağın
onarım işlerine karışmamayı kabul ettiler. Kâhin Yehoyada bir sandık aldı. Kapağına bir delik açıp
sunağın yanına, Rab’bin Tapınağı’na girenlerin sağına yerleştirdi. Kapıda görevli kâhinler Rab’bin
Tapınağı’na getirilen bütün paraları sandığa atıyorlardı. Sandıkta çok para biriktiğini görünce kralın
yazmanıyla başkahin Rab’bin Tapınağı’na getirilen paraları sayıp torbalara koyarlardı. Sayılan
paralar Rab’bin Tapınağı’ndaki işlerin başında bulunan adamlara verilirdi. Onlar da paraları
Rab’bin Tapınağı’nda çalışan marangozlara, yapıcılara, duvarcılara, taşçılara öder, tapınağı
onarmak için kereste ve yontma taş alımında kullanılır ve onarım için gereken öbür malzemelere
harcarlardı” (II. Krallar, 22; 4-12), (www.christiananswers.net).
Bu hüküm aslında birçok muhasebe olayını içinde barındırmaktadır. Öncelikle toplanan
verginin kaynağını belirtmektedir. Burada nüfus sayımından bir gelir elde edilmekte ve vergi
toplanmasından bahsedilmektedir. Ayrıca toplanan paralarla bakım onarım işlerinin yapılmasını da
54
talimatlandırmıştır. Bakım onarım işleri yapılırken ayrıca çalıştırılan işgücünün ücretlerinin de bu
paralarla ödenmesiyle oluşan harcama dikkat çekmektedir.
Muhasebeci, güvenilir dürüst, eli sıkı, tok gözlü ve ihtiyatlı olmalıdır. Bu özelliklerle
beraber muhasebeci, akıllı ve sadakatli olmalıdır ve genel ahlak kurallarına uymalıdır (Can vd.,
2012; 76). Bu duruma uygun olarak Tevrat’ta “…ve işi yapanlara vermek üzere ellerine akçe
vermiş oldukları adamlarla hesaplaşmadılar; çünkü onlar sadakatle çalışıyorlardı” (II. Krallar, 13;
15) ve “…Rab’bin Tapınağı’nda toplanan paralar, tapınak için gümüş tas, fitil maşaları, çanak,
borazan, altın ya da gümüş eşya yapımında kullanılmadı. Bu para yalnız işçilere ödendi ve
tapınağın onarımına harcandı. Tapınakta çalışanlara para ödemekle görevli kişiler öyle dürüst
insanlardı ki, onlara hesap bile sorulmazdı” (II. Krallar, 22; 13-15) şeklinde hükümlendirilmiştir.
Bu durumda bahsi geçen adamlara o kadar güveniyorlardı ki adamların sadakati ön plana
çıkarılmıştı.
Muhasebenin temel özelliklerinden birisi de kaydetmek, kayıt altına almaktır. Tevrat’ta bu
duruma ilişkin hükümler aşağıdaki gibidir.
“…Ve kralın ve reislerin ve kâhin Tsadokun ve Abiatarın oğlu Ahimelekin ve kâhinlerin ve
Levililer’in atalar evlerinin başları önünde, Levililerden Netanelin oğlu kâtip Şemaya onları yazdı;
bir atalar evi Eleazar için alındı, biri de İtamar için alındı” (I. Tarihler, 24; 6).
“…Ve öyle vaki oldu ki, Levililer sandığı kralın kâtibiyle başkâhinin memuru geldiler ve
sandığı boşalttılar ve onu kaldırıp tekrar yerine koydular. Her gün böyle yaparlardı ve pek çok
gümüş topladılar ve kralla Yehoda Rab evinin hizmet işini yapanlara onu verirlerdi ve Rab evini
yenilemek için ücretle yapıcılar ve dülgerler ve Rab evini onarmak için demir ve tunç işçileri
tuttular” (II. Tarihler, 24; 11-12).
“…Ve bunlar yük taşıyanların da üzerinde idiler ve her çeşit hizmette bütün işgörenlere
ilettiler; Levililer’den kâtipler ve memurlar ve kapıcılar vardı” (II. Tarihler, 34; 13).
Yazmak, kaydetmek ile ilgili yukarıdaki hükümlerin yanı sıra Tevrat’ta sayman,
hesaplayan, hesapçı gibi kişilerin de bulunduğu aşağıdaki hükümden anlaşılmaktadır.
“…Atalar evlerine göre Levi oğulları, yirmi yaşında ve ondan yukarı birer birer adlarının
sayısı ile onlardan sayılan atalar evlerinin başları, Rab evinin hizmeti için iş görenler bunlardı.
Çünkü Davud dedi: İsrail’in Allah’ı Rab kavramına rahat vermiştir ve ebediyen yeruşalimde
mesken tutmuştur ve Levililer meskeni ve onun hizmeti için bütün kapları artık taşımıyacaklar.
Çünkü Davud’un son sözleri üzerine yirmi yaşında ve ondan yukarı olan Levioğulları sayıldırlar.
Çünkü, onların vazifesi Rab evinin hizmeti için avlularda ve odalarda ve bütün mukaddes şeyleri
temizlemekte, Allah evinin hizmet işinde Harun oğullarının yanında bulunmak ve huzur ekmeğine
ve gerek mayasız yufkaların gerek sacda pişen şeylerin ekmek takdimesine mahsus ince una ve her
çeşit ölçek ve ölçülere bakmak” (I. Tarihler, 23; 24-29).
Sayman terimi, sayan olarak basitleştirilirken Tevrat’ta buna uygun hükümler ise şu
şekildedir. “…Yüreğin dehşeti düşünecek: Hani yazıcı nerede? Haraç tartan nerede? Kuleleri sayan
nerede?” (İşaya, 33; 18).
“…Ve dördüncü günde, Allahımızın evinde gümüşle altın ve kaplar kâhin Uriyanın oğlu
Meremotun eline tartıldı. Hepsi sayı ile ve tartı ile verildi ve bütün tartı o vakitte yazıldı” (Ezra, 8;
33-34).
Tevrat’ta, muhasebe ile ilişkili durumların bazen aynı hükümde toplandığı görülmektedir.
“…Ve vaki oldu ki, kral Yoşiya’nın on sekizinci yılında, Meşullam’ın oğlu Atsalya’nın oğlu kâtip
Şafan’ı kral Rab evine gönderip dedi: büyük kâhin Hilkiya’nın yanına çık, eşik bekçilerinin
kavimden topladıkları Rab evine getirilen gümüşü saysın ve onu Rab evinin işine konulan işçilere
versinler; onlar da gümüşü evin çatlak yerlerini onarmak için Rab evinde olan işçilere, dülgerlere
ve mimarlara ve yapıcılara ve evi onarmak üzere kereste ve yonulmuş taşlar almak için versinler.
Ancak ellerine verilen paranın hesabı onlarla görülmedi; çünkü sadakatle çalışıyorlardı” (II.
Krallar, 22; 3-7). Bu hükümde hem kâtip yani yazıp kaydetme işinden hem de diğer muhasebe
işlemlerinden sayma, hesaplama, ödeme, maliyet ve satın almadan bahsedilmektedir.
55
4.2. Yahudilik’te Örnek Muhasebe Olayları
Tevrat’ta ifade edilen muhasebe ile ilgili diğer hükümlere örnekler şu şekilde ifade
edilebilir.
“…Ve kâhinlerle Levililer’i toplayıp onlarla dedi: Yahuda’nın şehirlerine çıkın ve
Allah’ınızın evini her yıl onarmak için bütün İsrail’den gümüş toplayın ve bu işte çabuk olun. Fakat
Levililer çabuk davranmadılar” (II. Tarihler, 24; 5).
“…Ve onu Rab evinin işine koyulan işçilerin eline verdiler. Onlar da evi yenilemek ve
onarmak için Rab evinde işleyen (çalışan) işçilere verdiler ve yonulmuş taşlar ve çatı için ve
Yahuda krallarının harap ettikleri evlerin kirişleri için kereste satın alsınlar diye dülgerlere ve
yapıcılara verdiler” (II. Tarihler, 34; 10).
Tevrat’ta geçen başka bir hüküm ise şu şekildedir “…ve meskeni on perdeden yapacaksın,
bükülmüş ince keten ve lacivert ve erguvani ve kırmızıdan, üstat işi kerubiler’le onları yapacaksın.
Her perdenin uzunluğu yirmi sekiz arşın ve her perdenin eni dört arşın olacaktır; bütün perdeler
için ölçü bir olacaktır. Beş perde birbirine birleştirilecektir. Ve öbür beş perde birbirine
birleştirilecektir. Ve bir takımın ucundaki perdenin kenarında lacivert ilikler yapacaksın ve öbür
takımın ucundaki perdenin kenarına öylece yapacaksın. Bir perdede elli ilik yapacaksın ve öbür
takımdaki perdenin kenarında elli ilik yapacaksın; ilikler birbirine karşı olacaktır. Ve elli altın
kopça yapacaksın ve perdeleri birbirine kopçalarla birleştireceksin ve mesken bir olacaktır” (Çıkış,
26; 1-6). Bu hükümde perde üretimine ilişkin süreç, model ve hangi malzemelerin kullanılacağı
ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Yine aynı şekilde “…ve Hiram kazanları, kürekleri ve leğenleri
yaptı” (I.Krallar, 7; 40) hükmünde de hem üretimden hem de işçilikten bahsedilmektedir.
İnşaat işlerinde ortaya çıkan maliyetler birçok kalemden oluşmaktadır. Eski Ahit’te de
inşaat işlerinden bahsedilmektedir. I. Krallar kitabında bu durumdan şu şekilde bahsedilmiştir:
“…Ve kral Süleyman bütün İsrail’den angaryacılar topladı ve angaryacılar otuz bin
adamdı. Ayda on bin adam olmak üzere bunları sıra ile Libnan’a gönderdi; bir ay Libnan’da ve iki
ay evde kalırlardı ve angaryacılar başına Adoniram vardı. Ve Süleyman’ın yük taşıyan yetmiş bin
ve dağlarda taş kesen seksen bin adamı, bunlardan başka Süleyman’ın işte çalışan kavmin üzerine
hükmeden, işin başında bulunan üç bin üç yüz baş kâhyaları vardı. Ve kral emretti ve onlar evin
temelini yonulmuş taşla atmak için büyük taşlar, değerli taşlar kestiler. Ve Süleyman’ın yapıcıları
ve Hiram’ın yapıcıları ve Geballılar onları yonttular ve evi yapmak için keresteyi ve taşları
hazırladılar” (I. Krallar, 5; 13-18). Bu hükümde yaklaşık yüz bin işçiden bahsedilmektedir. Bunlar
ücretli olarak çalışmamakta ancak yine de yiyecek ve içecek maliyeti bulunmaktadır. Bunun
yanında bu işçilerin başlarında bekleyen baş kâhyalar ve sayısı yüz bini aşan işçilerin bazı
hizmetlerini yerine getiren yardımcı işçilerinde bulunduğu görülmektedir. Hükümde ayrıca
hammadde olarak dağlardan elde edilen taş ve keresteden bahsedilmektedir.
Tevrat’ta envanter kavramı ile ilişkilendirilebilecek hükümlere de rastlamak mümkündür.
Tevrat’ta günün şartlarına göre detaylı bir insan sayımı yapılmıştır. Bu sayım, Tevrat’ın 1.
Bab’ında bahsedilmekte ve aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir (Lasor vd., çev: Yıldırım ve
Ovalıoğlu, 2010;135). Aşağıdaki tablo çölde yapılan sayımının sonucunda ortaya çıkan envanteri
göstermektedir
Tablo 1: Çölde Sayım 1 ve 26’daki Sayım Rakamları
Oymak
Ruben
Şimon
Gad
Yahuda
İssakar
Zevulun
Efrayim
Manaşşe
Kaynak
1:20 vd.
1:22 vd.
1:24 vd.
1:26 vd.
1:28 vd.
1:30 vd.
1:32 vd.
1:34 vd.
Rakam
46.500
59300
45.650
74.600
54.400
57.400
40.500
32.200
Kaynak
26:5 vd.
26:12 vd.
26:15 vd.
26:19 vd.
26:23 vd.
26:26 vd.
26:35 vd.
26:28 vd.
56
Rakam
43.730
22.200
40.500
76.500
64.300
60.500
32.500
52.700
Benyamin
Dan
Aşer
Naftali
Toplam
Ortalama
En çok
En az
1:36 vd.
1:38 vd.
1:40 vd.
1:42 vd.
35.400
62.700
41.500
53.400
603.550
50.296
74.600
32.200
26:38 vd.
26:42 vd.
26:44 vd.
26:48 vd.
45.600
64.400
53.400
45.400
601.730
50.144
76.500
22.200
4.3. Yahudilikte Diğer Muhasebe Olayları
Harcama, kelime anlamı olarak, belirli iş ve işlemler için sonuca ulaşırken para ve
benzerinin tüketilmesidir. Tevrat’ta harcama kavramı ile ilgili aşağıdaki hüküm yer almıştır.
“…Çünkü kendisine buğday ve yeni şarap ve yağ veren ve Baal14 için kullandıkları
(harcadıkları) gümüşle altını kendisine çoğaltan ben olduğumu bilmedi” (Hoşea, 2; 8) hükmü
bulunmaktadır.
İpotek, mevcut olan ve olması muhtemel alacakların, teminat altına alınması amacıyla
varlıklarınların teminat gösterilmesidir. Alacaklı, alacağına karşılık borçlunun taşınmazını ipotek
altına alabilmektedir. İpotek bu anlamıyla Eski Ahit’te şu şekilde geçmektedir.
“…Ve diyenler vardı: Kral vergisi için tarlalarımızın ve bağlarımızın üzerine (ipotekle)
borç para aldık” (Nehemya, 5; 4).
Üretim, satın alınan hammadde, malzeme ve hizmetleri yeni bir şeye dönüştürmek, yeni bir
işlev ve değer yaratmak demektir (Civelek, Özkan, 2006; 6). Buna ilişkin olarak Tevrat’ta bulunan
hükümlerden bir tanesi “…Ve Davud İsrail diyarında olan gariplerin toplanmasını emretti ve
Allah’ın evini yapmak için yontma taşlar yontmak üzere taşçılar koydu. Ve Davud kapıların
kanatlarına çiviler ve reze kolları için pek çok demir ve çoklukta tartıya gelmez tunç ve sayıya
gelmez erz ağaçları hazırladı; çünkü Saydalılar ve Surlular Davud’a pek çok erz ağaçları
getirmişlerdi” (I.Tarihler, 22; 2-4) şeklindedir.
“…Ve yer daimi surette satılmayacaktır; çünkü yer benimdir; çünkü siz benim yanımda
garip ve misafirsiniz. Bu bütün mülkünüz olan diyarda toprak için fidyeye müsaade edeceksiniz.
Eğer kardeşin fakir düştü ve mülkünden satıyorsa, o zaman kendisine en yakın akrabası gelecek ve
kardeşinin sattığı yer için fidye verecektir. Ve bir adamın fidye verecek kimsesi yoksa ve eli yeter
ve onun fidyesine yetecek kadar bulursa o zaman yaptığı satış yıllarını hesap edecek ve onu sattığı
adama geri kalanı ödeyecek ve mülküne dönecektir. Fakat kendisine geri alamazsa, o zaman sattığı
yer yubil yılına kadar onu satın alanın elinde kalacak ve yubilde elinden çıkacaktır ve satan adam
mülküne dönecektir” (Levililer, 25; 23-28).
“…Çünkü İsrail oğullarını ekmekle ve su ile karşılamamışlardı fakat onlara karşı lanet
okusun diye Balamı ücretle tutulmuşlardı fakat Allah’ımız laneti berekete çevirmişti” (Nehemya,
13; 2).
“…Ve diyarın kavmi dinlerken Efron’a söyleyip dedi: Fakat sana rica ederim, eğer
istiyorsan, beni dinle; tarlanın pahasını (bedelini) veririm; onu benden al ve ölümü oraya gömeyim.
Ve Efron İbrahim’e cevap verip ona dedi: Efendim, beni dinle; seninle benim aramda dört yüz
şekel gümüşlük yer nedir? Ölünü göm. Ve İbrahim Efron’u dinledi ve İbrahim, Het oğulları
dinlerken Efron’un söylemiş olduğu dört yüz şekel gümüşü, tüccar indinde geçen akçe olarak ona
tarttı” (Tekvin, 23; 13-16).
Kâr’ın tespiti önce bir ticari işlem karının belirlenmesi biçiminde doğmuştur. Maliyeti ise
bir ticari işlemin maloluşu biçiminde ortaya çıktığını kabul etmek gerekir. Bu ilişki, kar
hesaplanmışsa maloluşun da hesaplanmış olması gerekir bağıntısından doğmaktadır (Güvemli,
1995; 6). Bu şekilde düşünülmesi gereken hüküm Tevrat’ta şu şekilde yer almıştır.
14
Baal: Hem İlah’ın adı hem de koca, efendi anlamlarında kullanılmaktadır.
57
“…Ve onun karı ile fahişelik ücreti Rab’be mukaddes olacak; hazineye konulmayacak ve
saklanmayacak; çünkü doyuncaya kadar yesinler ve dayanıklı esvap giysinler diye, onun karı
Rab’bin önünde oturanların olacak” (İşaya, 23; 18).
Muhasebe süreçlerinden bir tanesi, borç-alacak ilişkisinin doğması sonrası yapılan
işlemlerdir. Bu duruma uygun olarak Tevrat’ta yer alan hüküm “…Ve kadın gelip Allah adamına
bildirdi. Ve o dedi: git, zeytinyağını sat ve borcunu öde ve sen ve oğulların geri kalanla yaşayın”
(II. Krallar, 4; 7) şeklindedir.
SONUÇ
Muhasebe tarihinin başlangıcı milattan sonra gibi görünse de, aslında neredeyse insanlık
kadar eskidir. Bazen iki avcının avlanırken zihinsel olarak fayda maliyet analizi yaparak avlarının
arasında seçim yapması olarak karşımıza çıkarken, bazen de yerleşik hayata geçen insanların ekim
alanındaki ürünlerinin fazla olan kısmını diğer ürünlerle değiştirmesinde yapmış olduğu zihinsel
hesaplamalarla karşımıza çıkmaktadır.
Bir bilim dalı olarak kabul edilmeden önce matematik ile beraber işlem görmekte ve
matematiksel işlemler olarak kabul edilmekte idi. Ancak bu durum sebepleri ve sonuçları açısından
matematiğin içinde dahi kendini ayrıca belli etmekte idi. Çünkü muhasebe sadece sonuçlarla
ilgilenmemekte sonuçları meydana getiren sebepsel işlemleri de göz önünde almaktaydı.
Dinler insanoğlunun bütün ekonomik yaşamını şekillendirmeye yetecek kadar güce
sahiptir. Bu durum zamanla kendini göstermiş ve kutsal kitaplarda ve peygamberlerin yaşamlarında
işlenmiştir. Yahudilik inancı ve Tevrat’ta da birçok ekonomik hüküm bulunmaktadır. Ancak bu
ekonomik hükümlerden ticaret, faiz ve vergi, muhasebe ile doğrudan ilgilidir.
Ticaret, Yahudiliğin en önemli geçim kaynaklarından birini oluşturmuş ve bu uğraş ile
servet edinmişlerdir. Ticaretin Yahudi inancına göre önemli olması Tevrat’ın birçok hükmünde
bahsedilmiştir. Ticari hükümler bazen tahıl ticareti olurken bazen de zamanında gayet normal
olarak karşılanan insan ticareti olarak görülmektedir. Ayrıca ticari ya da borç alacak işlemlerinde
sıkça karşılaşılan rehin ve kefalet olayları da yine Tevrat’ta bahsi geçen konulara örnek olarak
verilebilmektedir.
Faiz Yahudilikte kesin bir dille yasaklanmıştır. Ancak bunun bir istisnası bulunmaktadır.
Tevrat, yahudinin, yahudiden faiz almasını yasaklamasına rağmen, Yahudilerin dışındakilere faiz
alabilmesine ve verebilmesine izin vermektedir. Hatta Tevrat, kendi içerisinde yıkıntılara sebep
olmaması açısından karşılıksız borç verme işlemini de desteklemiştir. Diğer yandan, Yahudilikte
faiz bazen yiyeceklerden alınan bazen de paradan alınan faiz olarak karşılaşılmıştır.
Muhasebeyi muhasebe yapan özelliklerin başında kaydetme gelmektedir. Kaydetmeye
yönelik işlemlerin yapılması ile görevlendirilen kişiler Tevrat’ta, katip olarak isimlendirilmiştir.
Kâtipler yine Tevrat’ta bazen gümüşü toplayan, sayan ve yazan kişi olarak karşımıza çıkarken
bazen de belirlenmiş binaları yapımı için alınan malzeme bedellerinin ödenmesi için gümüşü
dağıtan kişiler olarak bahsedilmiştir.
Muhasebe konusu birçok uygulama ile uğraşmaktadır. Harcama, bakım-onarım, maliyet ve
envanter ile ilgili örnekler yine Tevrat’ta tespit edilerek analiz edilmiştir. Envantere Tevrat’ın
sayılar kısmında insanlar ve hayvanların dökümü yapılarak ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur.
58
KAYNAKÇA
ACAR, Durmuş, Nilüfer TETİK, (2009), Genel Muhasebe, 8.Baskı, Detay Yayıncılık,
Ankara.
AKALIN, Kürşat Haldun, (2011), “Reform Çağı Avrupasında Üretim Yâda Tüketim
Maksatlı Borçlanma Tartışması”, Akademik Bakış Dergisi, Sayı:26, Eylül-Ekim 2011, CelalabatKırgızıstan.
ARSLANTAŞ, Nuh, (2009), İslam Dünyasında İktisadi ve İlmi Hayatta Yahudiler,
Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul.
ATEŞ, OSMAN (2004), “Din Tahrifi ve İstismarı,” Çukurova Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Dergisi, Cilt:4, Sayı: 2.
BAYRAMOĞLU, Ertuğrul, (2006), Yahudilik ve Siyonizm Tarihi, Pınar Yayınları,
İstanbul.
BİLGE, Necip, (1954), Kefilin Alacaklıya Halef Olmasından Doğan Bazı Meseleler,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:11, Sayı:1-2.
CAN, A. Vecdi, KARABINAR, Selahattin, KÜÇÜKER, Metehan, (2012), “Kutadgu
Bilig’de Muhasebe, Ticari Hayat ve Etik ile İlgili Beyitler ve Güncel Yorumu”, Muhasebe ve
Finans Tarihi Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2.
CANOĞLU, Mehmet Ali, (1985), Vergi Muhasebesi, Marmara Üniversitesi Eğitim ve
Yardım Vakfı, 2. Baskı, İstanbul.
CİVELEK, Muzaffer, ÖZKAN, Azzem, (2006), Maliyet ve Yönetim Muhasebesi, Detay
Yayıncılık, 4. Baskı, Ankara.
DÖNER Ayhan, (1997), “Tarihsel Süreç İçerisinde İsrail Devlet Modelinin Ortaya Çıkışı”,
Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:1, Sayı:1.
ERDOĞAN, ÖMER, (2010) Yahudilik Tarihi, Kalipso Yayınları, İstanbul.
EROL, Işık, Sevgi, (2012), “İktisadi Kalkınmada Değerlerin Rolü (İbn-i Haldun’un
Perspektifinden)” Çalışma İlişkileri Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2.
GÜVEMLİ, Oktay, (1995), Türk Devletleri Muhasebe Tarihi Osmanlı İmparatorluğu’na
Kadar, I.Cilt. Muhasebe Öğretim Üyeleri Bilim ve Dayanışma Vakfı Yayını No:1, Avcıol BasımYayım, İstanbul.
İsrail Büyükelçiliği Basın Bürosu, (1976), İsrail’in Tarihi, Bugünkü İsrail Yayınları, (Seri
Dışı), Ankara.
KİTABI MUKADDES, (2001), Eski ve Yeni Ahit, (Tevrat, Zebur (Mezmurlar) ve İncil,
Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul.
LASOR, William Sanford, HUBBARD, David Allan, BUSH, Frederich Wm., (2010), Eski
Antlaşmaya Genel Bakış, Birinci Basım, İnkılap Kitabevi, İstanbul.
HASANOV, Eldar, (2008), Metin Tahrifatı Bağlamında İbn Hazm’ın Tevrat’ı Eleştiri
Metodu Üzerine, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 35.
MUTÇALI, Serdar, (1995), Arapça-Türkçe Sözlük, Dağarcık Yayınları, İstanbul.
NORT M. (1981), The Deutoronomistic History, Sheffield Pres, Newyork.
ÖZEN, Adem, (2001), Yahudilikte İbadet, Ayışığı Kitapları Yayınevi, İstanbul.
SOMBART, Werner, (2005), Kapitalizm ve Yahudiler, Çev.: Sabri Gürses, İleri Yayınları,
2. Baskı, İstanbul.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük, (1979) TDK Yayınları, 6. Baskı, Maya Matbaası.
59
TORA ve AFTARA, (2012), Çev.: Moşe Farsi, Gözlem Gazetecilik Basın Yayın A.Ş.,
İstanbul.
YAZIR, Elmalılı M. Hamdi, (1999), (sadeleştiren: İlmi Araştırma Heyeti) “Kur’an-ı Kerim
Türkçe Meali” İstanbul.
http://incil.info/arama/Misirdan+Cikis+22 erişim: 20.10.2011.
http://www.christiananswers.net/turkish/bible-tr/tr-2ki12.html.Erişim:12.11.2012
http://www.wordpocket.com/verses/tr/promises_12.htm erişim:12.11.2012
60
Download