T. C. SAKARYA ÜNİVERSİTESİ ALİFUAT CEBESOY MESLEK YÜKSEKOKULU BANKACILIK VE KAMBİYO İŞLEMLERİ Ders Notu SAKARYA – 2016 1 Ulusal ekonominin ve dünya ekonomisinin performansını analiz edebilmek için birçok çeşitli gösterge sürekli izlenmektedir. Bunların başlıcaları; ekonomik büyümeyi ölçmeye yönelik “Milli Gelir” göstergeleri, ülkelerin dış ekonomik ilişkileri ile ilgili dinamikleri görmemizi sağlayan “Ödemeler Dengesi ve Dış Ticaret Göstergeleri” ve finans piyasalarındaki gelişmeleri izlediğimiz “Finansal Göstergeler” gibi verilerdir. Bu çerçevede kullanılan bazı önemli makro ekonomik göstergeler aynı zamanda finansal ekonomi ile para ve sermaye piyasalarını da doğrudan etkilemektedir. Bunların en önemlilerinden biri de Ödemeler Bilançosundaki gelişmelerdir. Burada ödemeler bilançosu alt kalemleri ile birlikte ekonomiye ve özellikle finansal kesime ve finansal piyasalara etkisi üzerinde durulacaktır. 1. ÖDEMLER BİLANÇOSUNUN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ Uluslararası Para Fonu ödemeler bilançosunu; belirli bir süre içinde, ülkenin yerlileri ile yabancılar arasında meydana gelen iktisadi akımlara bağlı olan değerlerin, transfer ödemelerin ve rezerv değişmelerinin sistematik olarak ve muhasebe kayıtlarına uygun olarak tespit edildiği, istatistiki bir belge olarak geniş anlamda tanımlanmıştır. Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından belirlenmiş kriterler çerçevesinde, her IMF üyesi ülkenin Merkez Bankası tarafından düzenlenmekte olan Ödemeler Bilançosu Tablosu, bir ülkenin diğer ülkeler ile gerçekleştirdiği her türlü uluslararası ekonomik işlemi görmemizi sağlayan bir tablodur. Ülkenin uluslararası ekonomik ve mali işlemlerinin gruplandırılarak incelenmesi, dış ödemeler açığı veya fazlası, dış dengesizliklerin giderilmesi gibi konular bu çerçevede ele alınan temel konulardır. Ödemeler Bilançosu ya da dış ödemeler dengesi ülkelerin belirli bir dönem içerisindeki dış ekonomik ve mali ilişkilerinin durumunu göstermektedir. Ülkenin mal, hizmet ve sermaye akımları gibi işlemler dolayısıyla dış dünyadan sağladığı gelirlerin dışarıya yaptığı ödemelere eşit olup olmadığı inceler. Bir ülkenin dış ödemeler bilançosundaki denge veya dengesizlik, o ülkenin uluslararası ödeme gücündeki iyileşmeyi ya da bozulmaları yansıtmaktadır. Bu nedenle, dış ödemeler bilançosu bir ülkenin uluslararası alanda ekonomik ve mali itibarını ifade etmektedir. Dış ödemeler dengesi, uygulanan ekonomik ve mali politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu bağlamda, hükümetlerin ekonomik politika uygulamalarındaki başarılarının bir göstergesi olarak değerlendirilir. Dış ödemeler bilançosundaki bir açık veya fazla oluşması durumu, ülke ekonomisi açısından geniş kapsamlı etkiler doğurmaktadır. Örnek vermek gerekirse, ülkedeki milli gelir, çalışma düzeyi, kalkınma hızı, döviz kurları, enflasyon oranı, ücret artışları, gelir dağılımı ve dış borçlar gibi temel ekonomik değişkenler dış ödemeler dengesiyle büyük ölçüde ilişkilidir. Sonuç olarak, ülkenin dış ekonomik ilişkilerinin sağlıklı bir yolda gidip gitmediğinin belirlenmesi, eğer bir sorun varsa gerekli önlemlerin zamanında alınması ve politikalar düzenlemelerinin yapılması maksadıyla, ödemeler bilançosu istatistiklerinin sürekli izlenmesi gereklidir. Arz ettiği büyük önem dolayısıyla ülkenin ticari, mali ve parasal politikalarını belirleyen veya uygulayan kuruluşlar (örneğin Maliye Bakanlığı, Hazine, Merkez Bankası, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı vs. gibi) dış ödemeler dengesindeki gelişmelerle yakından ilgilidirler. Bazı hükümet uygulamaları ise doğrudan dış denge durumundaki gelişmelere tepki niteliğindedir. Örnek olarak, bir dış açık veya fazlanın döviz kurlarını etkilememesi için merkez bankasının döviz piyasasına müdahalede bulunması durumunda olduğu gibi. Aslında, ekonomik ve mali politikaların belirlenmesinde yalnızca ülkenin kendi dış denge durumunun izlenmesi yeterli olmayacaktır. Çünkü günümüzde dünya ekonomisinin genel gidişi ve yakın ilişkilerde bulunduğu ülkeler gibi bir ülkenin dışarıya daha bağımlı bir halde olduğunu unutmamak gereklidir. Dış ödemeler bilançosu yalnızca hükümet yetkilileri açısından değil, dış ticaret ve yatırımlarla ilgili tüm kişi, firma ve kuruluşlar bakımından da önemli bir gösterge olmaktadır. İthalatçı ve ihracatçı firmaların ulusal para cinsinden gelir ve gider hesapları doğal olarak kur değişmelerinin etkisi altında kalmaktadır. Ayrıca, ana ülkenin veya onun ticaret ortaklarının bir döviz darboğazı içinde bulunmaları durumunda, dış ticaret ve kambiyo kısıtlamaları gibi tarife ve tarife dışı ekonomi politikası uygulamalarının gündeme gelmesi olasılık dahilindedir. Tüm bu hususlar, ödemeler dengesindeki gelişmelerin iş dünyasının maliyet ve kâr hesaplamaları ile yatırım plânı yaparken göz önünde tutmak zorunda oldukları ve bu süreçteki kararlar üzerinde beklenmedik etkilerin oluşması anlamı taşımaktadır. Bu noktada ilave olarak altını özellikle çizmemizi gerekir ki, finansal piyasalardaki gelişmeler de ödemeler dengesine duyarlıdır. Yabancı tahvil, hisse senedi, hazine bonosu, banka mevduatı biçimindeki uzun veya kısa vadeli mali varlıklara yatırımda bulunmak isteyenler ile birlikte, yabancı ülkelere doğrudan sermaye yatırımı yapmayı plânlayanlar da, ödemeler dengesindeki gelişmelerle ilgilenirler. Örnek olarak, yabancı bir menkul değer (tahvil veya hisse senedi) satın alan yerli yatırımcılar, ilgili menkulün bağlı olduğu dövizin kurunda beklenmedik bir düşüşten zarara uğrarlar. Bunun gibi durumlarda, yatırım yapılan ülkede şiddetli bir döviz ihtiyacı yaşanması, yabancı şirketlerin kâr transferleri üzerine sınırlamalar konulması ile de sonuçlanabilir. 2 Geleneksel teoriye göre, bir ülkenin parasının dış değerindeki değişmelerle onun gerçekleştirdiği ticaret akımları arasında sıkı bir ilişki söz konusudur. Dış ticaret fazlası veren ülkelerin paraları döviz piyasalarında değer kazanırken, ticaret bilançosu açık veren ülkelerin paraları da değer kaybedecektir. Günümüzde ulusal paranın dış değerindeki değişmeler açısından ülkenin uluslararası ticaret akımları yanında sermaye akımlarına da büyük önem verilmektedir. Bu alandaki gelişmeler de ödemeler bilançosu gelişmeleri izlemeyi gerektirir. Özetle, çeşitli ülkelerde politika yapıcıların ve uygulayıcıların, halkların ve iş aleminin neden ödemeler bilançosundaki gelişmelere duyarlılık gösterdiğine dikkat çekmiş olduk. Fakat bunların da ötesinde konunun uluslararası ekonomik ve mali örgütlerle ilgili yönü de mevcuttur. Dünya Bankası veya Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlara kredi için başvuran ülkelerin, dış ödeme bilançoları ve genel olarak izledikleri iç ve dış ekonomik politikalar, bu kuruluşlar tarafından detaylı olarak incelenmektedir. Bu paralelde adı geçen kurumlar, açık veya fazla veren ülkelere iç ve dış dengelerini sağlayacak politika değişiklikleri tavsiye etmek üzere bu verileri izlemektedirler. Özetle; Ödemeler Bilânçosu bir ülkede yerleşik kişilerin belirli bir dönem boyunca yabancı ülkede yerleşik tüm kişilerle yaptıkları bütün ekonomik işlemlerin sonucunu gösteren sistematik bir kayıt özelliği taşır. Ödemeler Bilânçosunun belirli bir dönem süresince gerçekleşen işlemleri göstermesi, bu durumun stok değil, akım kavramı ile ilgili olduğunu göstermektedir. Örneğin, ödemeler bilânçosu, ülkenin birikmiş dış borç veya varlıklarının tutarını göstermemektedir. Onun yerine, bunlardaki yıllık değişmeleri göz önüne sermektedir. Diğer taraftan örneğin, bir yıla ait dış ödeme açıkları o yıl sonunda ülkenin dış borçlarının artmasına veya dış fazlalarının azalmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda dış ödemeler bilânçosu kavramı ticari işletmelerin bilânçolarına değil, kâr-zarar hesaplarına benzerler. a) Ekonomik İşlem ve Ülkede Yerleşik Olma Ödemeler bilânçosu tanımındaki şu iki kavram dikkat çekmektedir. Bunlar; Ekonomik işlem ve Ülkede yerleşik olanlardır. Uluslararası ekonomik işlemler, ele alınan ülke ile dış dünya arasındaki mal, hizmet ve faktör akımlarını kapsamaktadır. Faktör akımları da sermaye, emek ve teknolojiden oluşmaktadır. Geleneksel olarak uluslararası ekonomik işlemlerde mal ve hizmet ticareti ilk sırada anılmaktadır. Fakat özellikle iletişim olanaklarının gelişmesi ve sermaye piyasalarındaki küreselleşme ile birlikte, çoğu ülke için sermaye akımları da ticaret akımları kadar önem taşımaya başlamıştır. Uluslararası ekonomik işlemlerin sonucunda genel olarak parasal bir ödeme söz konusu olmaktadır. Bu bağlamda; mal, hizmet veya teknoloji ihraç eden veya sermaye ithal eden bir ülkeye döviz girecektir. Tersi durumda, yani mal, hizmet veya teknoloji ithal eden veya sermaye ihraç eden bir ülkeden ise döviz çıkacaktır. Bununla birlikte, bilinmesi gerekir ki tüm ekonomik işlemler karşılığında bir ödeme yapılmayabilir. Buna örnek olarak, uluslararası şirketin şubeleri arası mal gönderimi veya en basitinden gıda yardımı gibi hibeler gösterilebilir. Ödemeler bilânçosu tanımı bağlamında, dış dünya ile yapılan ekonomik işlemler ister parasal bir ödeme gerektirsin, isterse gerektirmesin, ödemeler bilânçosuna kaydedilmelidir. Ödemeler bilânçosu tanımında yer alan “ülkede yerleşik olma” deyiminden normal olarak anlaşılan ekonomik faaliyetleri yürüten kişilerin söz konusu ülkede bulunuyor olması anlamı çıkmaktadır. Burada vurgulanması gereken nokta, yerleşik olma ile vatandaşlık arasında farkın bulunduğudur. Bir kimse ülkenin vatandaşı olmadığı halde, sürekli oturdukları veya işlerini yürüttükleri yerde yerleşmiş kabul edilebilir. Bu kavramın anlaşılması açısından örnek vermek gerekirse, Almanya’da uzun süreli bir Türk işçi bu ülkede yerleşmiş kabul edilir. Fakat, bu ülkede turist olarak bulunan kişiler ise o ülkeye yerleşik kabul edilmezler. O yüzden o ülkede yapılan harcamaları bir dış ekonomik işlem sayılacak ve ilgili ülkenin ödemeler bilânçosuna kaydedilecektir. Bununla birlikte, ülkede yerleşik olma durumunun istisnaları da mevcuttur. Bunlar, sürekli olarak görev yapan diplomatlar ve yabancı silahlı kuvvetler mensupları gibi kişiler olmaktadır. Bu kişilerin yaptıkları harcamalar aynen turist harcamaları gibi değerlendirilir. Şirketler bağlamında yerleşme durumuna bakarsak, şirketler tüzel kişilikleri gereği kurulduğu ülkede yerleşmiş sayılırlar. Ana merkez dışındaki her şube bulunduğu ülkede yerleşmiş olarak değerlendirilecektir. Buna istinaden, Türkiye’de kurulan bir yabancı şirketin, ödemeler bilânçosunda yerli şirketlerle aynı kefede olacağını bilinmesi önemlidir. Yani bu şirketlerin Türkiye’de yaptığı satışlar Türkiye açısından ithalat kabul edilmez, bu şirketlerin yabancı ülkelere hatta ana merkez ülkesine yaptığı satışlar da Türkiye’nin ödemeler bilânçosuna kayıt edilecektir. 3 b) Alacaklı ve Borçlu İşlemler Konumuzun başında belirttiğimiz gibi bir ülkenin dış dünya ile yaptığı her türlü ekonomik işlem ödemeler bilânçosuna kayıt edilmektedir. Fakat, tahmin edilebileceği gibi bir ülke açısından bu rakamlar çok yüksek olabilmektedir. Bu dağınıklığa karşın, tüm ödemeler sınıflandırma açısından ortak noktalara sahiptir. Öncelikle, bir işlem iki ayrı gruptan birine ait olmak zorundadır. Yani ya bir alacak hakkı, ya da bir borç doğuracaktır. Birinci gruptakiler “alacaklı işlemler” dir. Bu işlemler ödemeler bilânçosunun aktif kısmına kaydedilirler. Diğerleri ise “borçlu işlemler” olmaktadır. Bunlar da pasif kısımda yer alırlar. Genel olarak alacaklı işlemler ülkeye bir döviz girişi sağlamaktadırlar. Örneğin, mal ve hizmet ihracında bu durum geçeridir. Bazen ise alacaklı bir işlem yapıldığı halde ülkeye döviz yerine mal girmesi veya ülkede yerleşik birinin dışarıda bir alacak hakkı elde etmeleri gibi durumlar da söz konusu olabilmektedir. Borçlu işlemler ise genellikle ülkeden döviz çıkışı sonucunu doğurmaktadır. Buna örnek olarak ise mal ve hizmet ithali verilebilir. Sonuç olarak, ödemeler bilânçosu, alacaklı ve borçlu işlemlerin kaydedildiği genel bir hesap görünümünde olmaktadır. Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta, dış ödemeler bilânçosunun tanımlamasında bir ölçüde karışıklık mevcut olmaktadır. Bunun nedeni şöyle açıklanabilir. Bazen ödemeler bilânçosu, farklı ülkelerde yerleşik kişiler arasında yapılması gerekmez. Örneğin, merkez bankasının piyasada yaptığı döviz satışları yine o ülkedeki kişilere veya mali kurumlara yönelik olmaktadır. Bu tür durumlar gösteriyor ki, ülkenin mali piyasalarına yatırılan yabancı para fonlarının her zaman yurtdışından giriş yaptığı doğru olmamaktadır. Kısaca, o ülkedeki tasarrufçular da dövizle yatırım yapmakta olabilirler. Türkiye’de yerleşik kişilerin bankalarda Döviz Mevduat Hesabı açtırabilmeleri buna bir örnektir. Bu tür yabancı para fonları da, aynen yurtdışından gelen sermaye gibi ödemeler bilânçosunda yer almalıdır. Diğer yandan, ilke olarak aynı grup içinde yer alan işlemlerden alacaklı ve borçlu nitelikte olanlar ödemeler bilânçosuna ayrı ayrı kayıt edilirler. Örneğin, mal ticaretinde hem ihraç, hem de ithal edilen malların gösterilmesi söz konusudur. Merkez bankasında ise rezervlerdeki net değişme gösterilir, yani giren çıkan dövizler ayrı ayrı belirtilmez. c) Uluslararası Ticari İşlemlerin “İkilik” Özelliği Her uluslararası ekonomik işlem, ilgili ülkelerden birine fiziki mal ve hizmetlerin devrini, diğerine de bunun karşılığı olan parasal kaynakları talep etme hakkı vermektedir. Örnek olarak, *mal ihracatı durumunda, ihracatçı ülke ödemenin yapılmasını, ithalatçı ülke de malın devrini isteme hakkına sahip olmaktadır. Aynı şekilde, yabancı tasarruf sahipleri ulusal sermaye piyasasında tahvil alınca, yabancı ülke bu menkul kıymetin mülkiyetini elde ederken, ev sahibi ülke de bunun karşılığı olan dövizleri elde eder. Bu açıklamalar bağlamında, uluslararası ekonomik ve mali işlemlerin çoğunda böyle bir “ikilik” olduğunu görebilmekteyiz. Yani bir kayıt tekniği olarak, ödemeler bilânçosu “Çift Kayıtlı Muhasebe Sistemi”ne göre tutulmaktadır. Bu yöntemde ikilik özelliğine uygun olarak bir borçlu işlem, ilgili hesabın borçlu yanına kaydedildikten sonra, başka bir hesabın da alacaklı kısmına kaydedilir. Aynı şekilde bir alacaklı işlemde hesabın alacaklı kısmına kaydedildiğinde, başka bir hesabın da borçlu kısmında gösterilmiş olacaktır. Neticede, aynı işlemin iki ayrı hesabın ters yanlarına kaydedilmesi gerçekleşmektedir. Bu durum bu işlemlerin denkleştirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Özet olarak belirtmek gerekirse, çift kayıtlı muhasebe tekniğinin bir özelliği olarak ödemeler bilânçosunun alacaklı kısmın toplamı borçlu kısmın toplamına eşit çıkmalıdır. Bunun anlamı ödemeler bilânçosunun muhasebe kayıtları bağlamında her zaman denk olması demektir. Ancak bu, ekonomik anlamda dış dengenin sağlanmış olduğu anlamına gelmeyecektir. Ekonomik anlamda ödemeler dengesi açığı veya fazlasının hesaplanabilmesi için, bazı teknik işlemler yapılmalıdır. d) Otonom ve Denkleştirici İşlemler Ödemeler bilânçosunun temel hesap grupları şu şekilde özetlenebilir: Cari İşlemler Dengesi [(ihracat + hizmet gelirleri + diğer gelirler) – (ithalat – hizmet giderleri – diğer giderler)] Sermaye hesabı (göçmen transferleri + üretilmeyen ve finansal olmayan varlıklar) Finans Hesabı (doğrudan yatırımlar + portföy yatırımları + diğer yatırımlar) Rezerv Varlıklar (Resmi döviz rezervlerindeki artış ya da azalışlar ve IMF’ye yapılan ödemeler ya da IMF’den alınan krediler) Cari işlemlere mal ve hizmet akımlarıyla ilgili işlemler kaydedilir. Finans hesabına da sınır ötesi sermaye işlemleri kaydedilir. Resmi rezervler hesabı ise merkez bankasının piyasaya müdahalede bulunarak yaptığı döviz alım ve satımları sonucu ülkenin resmi uluslararası rezervlerindeki net değişmeyi göstermektedir. Ayrıca İstatistik Farklar diye bilinen tek kalemlik bir hesapta yer almaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde cari işlemler ve sermaye/finans hesabı kaydedilen işlemler otonom niteliktedir. Çünkü bunların yapılış nedenleri ödemeler bilânçosu dengesini sağlamak değildir. Aksine ekonomik hayatın normal işleyişine göre yapılan işlemlerdir. Ödemeler bilânçosunda ekonomik anlamda bir açık veya fazla ortaya çıkaran işlemler bunlar olmaktadır. Bu açıdan bu işlemlere “otonom işlemler” denilmektedir. Bazı kaynaklarda “dengesizlik doğuran işlemler” adı verilmektedir. 4 Diğer taraftan, resmi rezerv değişmeleri “denkleştirici işlemleri” oluşturmaktadır. Merkez Bankasının bu tür işlemler yapması dış dünya ile yürütülen mal, hizmet ve sermaye/finans akımlarının sonucuna bağlı olmaktadır. Eğer bir dengesizlik söz konusuysa ve sabit kur sistemi izleniyorsa doğal olarak Merkez Bankasının müdahalelerine gerek duyulmaktadır. Bu durumda Merkez Bankasının müdahaleleri resmi döviz rezervlerinde net bir artış veya azalış şeklinde sonuçlar doğurmaktadır. Esnek kur sisteminde ise merkez bankası kurlara müdahale amaçlı döviz alım satımında bulunmaz. Bir diğer dengesizlik durumu mal ve sermaye biçimindeki otonom işlemlerin neticesinde piyasada döviz talebi döviz arzını aşması biçiminde ortaya çıkabilir. Bu durumda ise kurlar yükselmeye başlayacaktır. Sabit kur sistemi uyguladığı durumlarda Merkez Bankası kurların bu yükselmesini önlemek amacıyla resmi döviz rezervlerini kullanma yoluna gidecektir. Sonuç olarak Merkez Bankası kurlarda yükselmeyi durdurmak için piyasada döviz satışı yapacak ve döviz rezervlerini azaltmış olacaktır. Esnek kur sisteminde ise merkez bankası kurlara müdahale amaçlı döviz alım satımında bulunmayacaktır ve kurlar piyasa koşullarının gerektirdiği düzeyde kalacaktır. Diğer yandan yine sabit kur sistemi geçerli iken döviz arzının döviz talebini aştığı durumda ise, merkez bankası bu sefer döviz fazlasını satın alarak ülkenin resmi rezervlerini arttırmış olacaktır. Aynı şekilde Esnek kur sisteminde ise merkez bankası kurlara müdahale amaçlı döviz alım satımında bu durumda da bulunmayacaktır ve kurlar piyasa koşullarının gerektirdiği düzeyde olacaktır. Ülkenin resmi rezerv bulundurması ve iç ve dış piyasa değişikliklerine göre bu rezervlerin yönetimini gerçekleştirmesi Merkez Bankasının normal görevleri arasında sayılmaktadır. Bir ülkenin uluslararası rezervleri genellikle döviz, altın, SDR veya IMF net rezerv pozisyonu şeklinde olmaktadır. Altın ve öteki döviz dışı rezervlerin piyasaya müdahale amacıyla kullanılması için öncelikle döviz dönüştürülmeleri gerekmektedir. Özet olarak ifade etmek gerekirse, Merkez Bankası müdahaleleri, piyasada bağımsız olarak yürütülen otonom işlemlerin doğurduğu dengesizlikleri gidermek için yapılmaktadır. Bu nedenle, bu tür döviz işlemlerine denkleştirici ve “dengesizlik giderici” işlemler denilmektedir. Ödemeler bilânçosunda dönem boyunca yapılan tüm müdahaleler teker teker gösterilmez, bunun yerine hepsinin net sonucu olarak resmi rezervlerde bir artış veya azalış olarak gösterilir. Ödemeler bilânçosu hesaplarında bazen işlemlerin nitelik farklarını göstermek için otonom ve denkleştirici işlemler arasına bir çizgi çekildiği varsayılmaktadır. Otonom işlemler bu çizginin üst kısmında, Denkleştirici işlemler ise bu çizginin altına kaydedildiği tasavvur edilir. Bu nedenle literatürde otonom işlemler için “çizgi üstü” işlemleri, denkleştirici olanlar için ise “çizgi altı” işlemleri deyimleri de kullanılmaktadır. Ödemeler dengesi işlemlerinin bu şekilde ayrılması dış açıkların ve dış fazlaların belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü bir dengesizlik doğuran işlemler otonom işlemlerdir. Denkleştirici olanlar ise bu dengesizliklere bağlı olarak Merkez Bankasının gerçekleştiği dış rezervleri doğrudan etkilemektedir. 2. ÖDEMELER BİLÂNÇOSUNUN ANA HESAP KALEMLERİ A) Cari İşlemler Hesabı Geleneksel olarak ödemeler bilânçosu içinde en fazla önem verilen bölüm cari işlemler hesabı olmaktadır. Ülkenin ihraç ve ithal ettiği mallar ve hizmetler bu hesaba kaydedilmektedir. Cari işlemler kendi içinde aşağıdaki alt bölüme ayrılırlar. Mal Dengesi Mal ve Hizmet Dengesi Mal, Hizmet ve Gelir Dengesi Tek Yanlı (karşılıksız) Transferler a) Mal Dengesi Mal Ticareti yerine bazen “görünür ticaret” deyimi de kullanılmaktadır. Mal ithalatı ve ihracatı çoğu ülkelerin uluslararası ekonomik işlemlerinde büyük yer tutmaktadır (genellikle %60 - %70 arası). Mal Ticareti reel ekonomideki gelişmelerin somut bir göstergesi olmaktadır. Çünkü ülke ekonomisinde üretim, teknoloji, verimlilik gibi alanlarda gerçekleşen gelişmeler mal ticaretindeki değişmeleri meydana getiren temel faktörlerdir. Mal ihracatı ülkeye döviz kazandıran başlıca işlemlerden biridir. Kayıt tekniği açısından alacaklı bir işlem olarak aktif kısma kaydedilmektedir. Bunun tersine, mal ithalatı ise yabancılar için alacak hakkı doğurması nedeniyle borçlu bir işlem olarak kaydedilmektedir. Toplam mal ithalatı ile toplam mal ihracatı arasındaki farka “dış ticaret bilânçosu” adı verilmektedir. Bu kavram ilk okuduğunuzda yaşayacağınız gibi asıl konumuz olan dış ödemeler bilançosu terimi ile karıştırılabilmektedir. İkisi arasındaki farka gelecek olursa, ödemeler bilançosu tüm uluslararası gelir ve giderleri gösterirken, dış ticaret dengesi ise yalnızca mal ithal ve ihracını kapsamaktadır. Mallar dengesi hesabı, genellikle cari hesabın en büyük kategorisidir. Mallar genel ticareti, ticari altını (nonmonetary gold) ve Ödemeler Dengesi V. El Kitabı uygulanmasından bu yana işlem gören mallar (goods for processing), onarım gören mallar (repairs on goods) ve taşıtlar için limanlarda sağlanan malları (goods procured in ports by carriers) kapsar. 5 Dış ticaret akımları 1- Özel ticaret sistemi, 2- Genel ticaret sistemi çerçevesinde belirlenmektedir. Ülkelerin yasal düzenlemelerine bağlı olarak uygulamada değişim gösterebilmektedir. Özel ticaret sistemi; gümrüklerden giriş çıkış yapan malları kapsamaktadır. Genel ticaret sistemi; milli sınırlara giren ya da sınırlardan çıkan mallar kavramına dayanmaktadır. b) Hizmetler Dengesi Ülkenin hizmet ithali ve ihracından kaynaklanan ödeme akımları cari işlemler bilançosunun hizmetler bölümünde yer almaktadır. Hizmet ithal ve ihracına “görünmez ticaret” (invisible trade) de denilmektedir. Uluslararası hizmetler kapsamındaki işlemlerin başlıcaları şunlardır: Dış Turizm; Yabancı turistlerin ülkede yaptıkları harcamalar burada belirtilir. Yabancı turistler gezi, otel, yiyecek, müze ziyaretleri, hediyelik eşya gibi hizmetleri karşılamak için dövizle ödemede bulunurlar. Bu kaynaktan gelen gelirler, mal ihracatına benzer yapıdadır. O nedenle benzetme açısından turizm için “bacasız fabrika” deyimi kullanılabilmektedir. Tabii ki tersi durumunda, yani ülke vatandaşlarının başka ülkelere yaptıkları gezilerde harcamaları ise mal ithalatı gibi değerlendirilecektir. Bu bağlamda bu işlemlerde borçlu işlemleri olarak bilançoda yer alacaktır. Uluslararası Taşımacılık; Kara, deniz ve havayolu araçlarıyla yabancı ülkelere yapılan yolcu ve yük taşımacılığından elde edilen dövizler veya aynı şekilde yabancılara bu bağlamda yapılan döviz ödemeleri bu grupta yer almaktadır. Uluslararası Bankacılık ve Sigortacılık; Ulusal banka ve sigorta şirketlerinin uluslararası faaliyetler yaparak kazandığı dövizler veya bu hizmetler için yabancı kuruluşlara yapılan ödemeler bu kapsamda olmaktadır. Hizmet dengesini özetle, ulaştırma (navlun dahil), turizm gelir ve giderleri, haberleşme hizmetleri, inşaat hizmetleri, sigorta hizmetleri, mali hizmetler, bilgisayar ve bilgi hizmetleri, patent ve lisans komisyonları, ticari ve ticaret bağlantılı diğer hizmetler, finansal kiralama hizmetleri, çeşitli teknik hizmetler, kişisel, kültürel ve eğitsel hizmetler ile resmi (hükümet) hizmetleri oluşturur. Lisans Bedelleri, Kiralar, Komisyonlar; Yurtdışındaki çeşitli şirket ve kuruluşlara sağlanan özel hizmetler karşılığında yapılan ödemeler burada belirtilir. Bunlara örnek olarak, leasing bedelleri, danışmanlık ve mühendislik ücretleri, yabancı film kiraları, uydu kiraları, telefon hizmetleri gösterilebilir. Bunlara benzer başka uluslararası hizmet işlemlerine rastlanabilmektedir. Toplam uluslararası hizmet gelir ve gideri arasında farka “hizmetler bilânçosu” (görünmez işlemler bilânçosu) denilmektedir. Bazen ayrıca mal ve hizmet işlemleri bir arada ele alınmakta ve ikisini birden kapsayan “mal ve hizmetler bilânçosu” terimi kullanılır c) Gelirler Dengesi Yabancı Sermaye Yatırımlarının Kazançları; Yabancı sermaye şirketlerinin faaliyetlerinden kazanıp yurtdışına transfer ettikleri kârlar, ayrıca ülkedeki uzun ve kısa süreli mali sermaye yatırım gelirlerinin dışarıya gönderilmesi ve dış borç faizleri bu grupta yer almaktadır. Doğrudan yatırım, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardan elde edilen gelir ve ödenen tutarları içermektedir. Bu kalem doğrudan yatırımlar ile ilgili olarak hisse gelirleri, kar payları, sermayeye katılan kazançlar ile şirketler arası diğer yatırımlardan doğan gelir ve giderleri içermektedir. Portföy yatırımlarında da hisse senetlerinden elde edilen gelirler (kar), tahvil ve benzeri borç enstrümanları ile ilgili gelir ve giderleri (faiz) kapsamaktadır. Diğer yatırımlarda ise diğer borçlanma ile ilgili gelir ve giderler (faiz) kaydedilmektedir. Burada önemli nokta, uluslararası dolaysız yatırımların ve portfolyo yatırımlarının burada yer almasıdır. Fakat, bu yatırımların gelirleri ise (kâr, faiz veya temettü) sermaye faktöründe yararlanma bedeli olarak kabul edilir ve cari işlemler bilânçosunda yer alırlar. d) Cari Transferler Bir ülkeye mal, hizmet ya da para girişi gerçekleştiğinde, bu girişler karşılığında kaynak transferi yapılmıyorsa, işlemler cari transferler (karşılıksız transferler) başlığı altında gösterilir. İşlemler sektörlere göre gösterilmektedir; i- Merkezi Hükümet (hibe, vb.) ii- Diğer Sektörler Ülkeler arasında bağış ve hibe şeklinde yapılan işlemler bu gruba girmektedir. Karşılığında hiçbir ödeme yapılmadığı için, bu tür işlemlere tek taraflı (karşılıksız) denilmektedir. Bağışın niteliğine göre resmi ve özel transferler mümkün olabilmektedir. Hükümetlerin hibe şeklindeki parasal yardımları resmi tek taraflı transfer grubuna girmektedir. Aynı şekilde, özel kişi veya işletmelerin yabancı ülkelerdeki kişi ve kuruluşlara yaptığı bağışlar veya hediyeler de özel tek yanlı transfer işlemleri olarak kabul edilmektedir. Yapılan bir karşılıksız transfer, bağışı yapan ülke açısından borç işlemi niteliğinde olmaktadır. Muhasebe kaydını denkleştirmek için başka gruplardaki bir hesaba aynı miktar bir alacak kaydı düşülecektir. 6 Cari işlemlerin alacaklı ve borçlu kısımları toplamı arasındaki farka “cari işlemler bilânçosu” (current transactions balance) adı verilmektedir. İki taraf toplamı birbirine eşit çıkarsa bu durum cari işlemler bilançosunun dengede olması demektir. Alacaklı kısım toplamının borçlu kısımdan büyük olması cari işlemler bilânçosunun fazla vermesini, tersi yani borçlu kesim toplamının alacaklı kısımdan büyük olması ise cari işlemler açığını ifade etmektedir. Cari işlemleri, alt bilançoları olan mal ve hizmetler bilançosu ve tek-yanlı transferlerin toplamına eşit olmaktadır. B) Sermaye Hesabı Ödemeler dengesinin diğer önemli bir bölümü de sermaye ve finans hareketleridir. Özel ve kamu kuruluşlarının yurtdışında yerleşikler ile gerçekleştirdiği kısa ve uzun vadeli sermaye akımları bu hesapta incelenmektedir. Söz konusu veriler bankacılık sisteminden alınmakta olup, vade ve sektörel bazda ayrım yapılmaktadır. Doğrudan yatırımlar yurtdışına ve yurtiçine yapılan yatırımlar olarak; portföy ile kısa vadeli sermaye hareketleri varlık ve yükümlülük olarak sınıflandırılırken uzun vadeli sermaye hareketleri kullanım ve geri ödeme olarak takip edilmektedir. V. El kitabı çerçevesinde sermaye hareketleri sınıflandırılmasında yer alan sektörler ve diğer alt ayrımlar da var olan sistemden elde edilebilmektedir. Ödemeler dengesi istatistiklerindeki kayıt işlemleri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir: ; CARİ İŞLEMLER SERMAYE/FİNANS İŞLEMLERİ Reel Kaynak Yükümlülük Varlık Alacak (+) kayıtlar Mal ve hizmet ihracını Artış Azalış Borç (-) kayıtlar Mal ve hizmet ithalini Azalış Artış Karşılıksız yapılan Sermaye transferlerinin gösterildiği hesaplardır. Borcun bağışlanması, göçmen transferleri gibi. Üretilmeyen, finansal olmayan varlıkların kaydının yapıldığı hesaplardır. Kara parçası gibi üretilmeyen varlıkların alım/satımı ile patent yayımlama hakkı gibi soyut varlıklara ait işlemler sonucu ortaya çıkan akımların görülmektedir. C) Finans Hesabı Özel ve kamu kurum veya kuruluşların dış alemle kurulan ilişkiler sonucu ortaya çıkan kısa ve uzun vadeli uluslararası sermaye akımlarının gösterildiği hesaplardır. Uluslararası ekonomik işlemlerin sermaye ithal ve ihracı oluşturur. Sermaye hareketleri temel olarak, bir ülkenin dış finansal varlıkları ve yükümlülüklerindeki değişmeler ve bu değişmelerin karşılıklı kayıtlarını içermektedir . Sermaye hareketleri temel olarak; a) Fonksiyonlarına göre; i) Doğrudan yatırımlar ii) Portföy yatırımları iii) Diğer yatırımlar iv) Rezerv varlıklar b ) Sektörlerine göre; Portföy ve diğer yatırımlar kaleminde, borçluya göre; i) Parasal yetkili (Merkez Bankası) ii) Merkezi Hükümet (Hükümet ve ona bağlı teşkilatlar, mahalli idareler vb.) iii) Bankalar (Kamu ve özel bankalar) iv) Diğer sektörler (Kamu ve özel kuruluşlar) c) Vadelerine göre; Diğer yatırımlar kaleminde; i) Kısa vadeli (vadesi 1 yıla kadar olanlar) ii) Uzun vadeli (vadesi 1 yıldan uzun olanlar) sınıflandırılmaktadır. a) Doğrudan yatırımlar Doğrudan yatırım; bir ülkenin doğrudan diğer bir ülkeye yaptığı yatırımdır. Bu tür yatırımlar ülkelerin sermaye stokuna ilavelerdir. Doğrudan yatırım kalemi, doğrudan yatırım için, sermaye ihraç ve doğrudan yatırım için sermaye getirilen ülke olarak ayrıma tabii tutulmaktadır. Bu ayrımlar Sermaye, Karın Sermayeye Katılımı, Diğer Sermaye olarak sınıflandırılmaktadır. Burada, - Sermaye: Doğrudan yatırımcının ana merkezinin bulunduğu ülke dışındaki ülkelerde yeni bir şirket kurulması, mevcut şirketlere iştirak edilmesi için getirdiği sermayeyi, 7 - Karın Sermayeye Katılımı: Doğrudan yatırımlardan elde edilen kazançların dağıtılmaksızın sermayeye ilave edilmesini, - Diğer Yatırımlar: Ana şirket ile yatırım yapılan şirket arasındaki borçlanmadan doğan yatırımları ifade etmektedir. b) Portföy yatırımları Menkul değerlere yapılan yatırımlar (plasmanlar) olarak tanımlanan portföy yatırımları, genellikle hükümet tahvilleri ya da özel kuruluşların bono ve tahvilleri ile hisse senedi satın alınması şeklinde gerçekleşir. Ayrıca, son yıllardaki para piyasası araçları ile finansal türevler araçları işlemleri de bu hesaplarda izlenmektedir.. Portföy yatırımlarının azalıp artmasında dış alemdeki ve yurtiçindeki faiz oranları ile birlikte ülkelerdeki politikalar etkili olmaktadır. Portföy yatırımcıları öncelikle kendi parasal kaynaklarının güvenli ve garantili bir karşılığının olmasını isterler. Doğrudan yatırım ile portföy yatırımları arasında bazı önemli farklılıklar vardır. En önemli fark, yabancı ülkede yapılan yatırımın yönetimi ve denetimi konusudur. Doğrudan yabancı sermaye yatırımı durumunda, şirket yönetimi ve denetiminde etkili olunmaktadır. Oysa, portföy yatırımlarında yerleşik şirket üzerinde yönetim hakkı veya denetim söz konusu değildir; bu yolla yerleşik şirket uluslararası piyasalardan kaynak sağlamış olur. İkinci önemli fark, doğrudan yatırımlarda yatırımcının yatırım sermayesinin yanı sıra üretim teknolojisi ve işletmecilik bilgisini de beraberinde getirmesi, portföy yatırımlarında ise yabancı yatırımcının sermayeden başka bir katkıda bulunmamasıdır. Portföy yatırımları kalemi varlık ve yükümlülük ana başlıkları altında; -Hisse Senetleri -Borç Senetleri -Tahvil ve senetler -Para piyasası araçları -Finansal türevler ayrımında ve sektörel dağılımı da içerecek şekilde sınıflandırılmaktadır. Hisse Senetleri: Banka ve diğer kuruluşlarca ihraç edilen yabancı hisse senetlerine yapılan yatırımlardır. Borç senetleri: i) Tahvil ve senetler: Yatırımcıya koşulsuz olarak sabit bir getiri sağlayan tahvil, kuponsuz tahvil gibi 1 yıldan uzun vadeli menkul kıymet araçlarıdır. ii) Para piyasası araçları: Vadeleri 1 yıl veya daha az olan ve yatırımcıya koşulsuz olarak belirli bir tarihte sabit bir getiriyi sağlayan hazine bonolan gibi menkul kıymetlerdir. iii) Finansal türevler: Sahibine ileri bir tarihte getiri sağlayan faiz veya para swapları, futures, options gibi ikincil piyasa araçlarıdır. c) Diğer yatırımlar Doğrudan yatırım, portföy yatırımları ve rezerv dışında kalan diğer tüm sermaye hareketleri bu bölümde yer almaktadır. Portföy yatırımlarında olduğu gibi, varlık ve yükümlülük ayrımında, türlerine ve sektörüne göre alt ayrımlar bulunmaktadır. -Ticari krediler -Krediler -Efektif mevcutları ve mevduat hesapları -Diğer varlık ve yükümlülükler Ticari krediler: Mal ve hizmet ticaretinin finansmanı amacıyla satıcıdan sağlanan kredilerdir. Krediler: Borçlu ve alacaklı arasında bir kredi anlaşmasına göre sağlanan borçlanma çeşididir. IMF kredilerinden kullanım, IMF'ye üye ülkelerin, ödemelerin, ödemeler dengesi sorunu ile karşılaşmaları halinde IMF’den sağladıkları kredileri içermektedir. Bu krediler, IMF tarafından belirlenen bir dizi önlemlerin alınması kaydıyla üye ülkelere kullandırılır. Efektif mevcutları ve mevduat hesapları: Efektif mevcutları yerleşiklerin elinde tuttukları yabancı hükümetler tarafından tedavüle sunulan efektifler ve madeni paraları oluştururken, mevduat hesabı yabancı para üzerinden tutulan mevduat hesaplarını içerir. Diğer varlık ve yükümlülükler: Yukarıda sınıflanan finansal varlık ve yükümlülükler dışında kalan tüm varlık ve yükümlülükler bu kalemin içerisinde gösterilmektedir. Türkiye’de Doğrudan yatırımlar yurtdışına sermaye ihracı dolayısıyla ödenen dövizler ile yabancı sermaye girişi nedeniyle yurda gelen bedeller bankalardan temin edilen veriler ışığında, ödemeler dengesi tablosunda net olarak takip edilmektedir. Yabancı sermaye girişleri ile yabancı sermaye olarak gelen dövizlerle açılan döviz tevdiat hesaplarından alışı yapılan tutarlar, mevzuat doğrultusunda yabancı sermaye izin belge numarasının bildirilme gerekliliğinden dolayı, bankalarca saptanmaktadır. Türk lirası karşılığı alışı yapılan bu tür dövizlere ait Döviz Alım Belgeleri de (DAB) ayrıca alınarak detay bilgilere erişilmektedir. Öte yandan, yabancı ortaklı şirketlerin şirketlerarası kısa ve uzun vadeli borçlanmaları ödemeler dengesi sınıflandırmasında doğrudan yatırımlar kalemine dahil edilmesi gerekirken özellikle uzun vadeli kredilerin Hazine Müsteşarlığı nezdindeki dış borç kütüğüne kaydedilme zorunluluğu nedeniyle ödemeler dengesi tablosunda da orta-uzun vadeli sermaye hareketleri içerisinde yer almaktadır. Yabancı sermaye girişlerinin ülke ve sektör bazında ayrımları DAB'lar çerçevesinde oluşturulmaktadır. Portföy Yatırımları ise Bu kalem yurtiçinde yerleşik kişilerin yurtdışında ve yurtdışında yerleşiklerin yurtiçinde alım satımlarını yaptıkları menkul kıymetler ile yurtdışından tahvil ihracı yolu ile sağlanan borçlanmaları ve geri ödemelerini 8 içermektedir. Yurtiçindeki bankaların kendi portföyleri için ve yurtiçinde yerleşik kişilerin bireysel olarak yurtdışından yaptıkları menkul alım ve satımlarına ilişkin veriler ile yurtdışında yerleşik kişilerin yurtiçinde yaptıkları hisse senedi ve tahvil alım ve satımlarına ilişkin veriler, istatistik kodların yanı sıra bankalardan ilgili DAB ve Döviz Satım Belgesi (DSB) ile temin edilmektedir. Portföy yatırımlarının ülke bazında ayrımı ise yine DAB ve DSB'ler çerçevesinde oluşturulmaktadır. Türkiye’de Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri; Kredi Kullanımları, Geri Ödemeler ve Kredi Mektuplu Döviz Tevdiat Hesapları (KMDTH)’ından oluşur. Kredi Kullanımları; Bankalar ve Merkez Bankası’nın doğrudan yurtdışından sağladıkları nakit döviz kredileri, kuruluşların yurtdışından sağladıkları ve bankaların aracılık ettikleri veya geri ödemesine garanti verdikleri nakit döviz kredileri ile ithalatın finansmanı amacıyla sağlanan uzun vadeli ticari kredilerinden oluşmaktadır. Söz konusu krediler bankacılık sisteminden alınan bilgiler çerçevesinde sektörel bazda borçlu, alacaklı ve kredi türüne göre sınıflandırılmaktadır. Ayrıca, finansal kiralama yoluyla ithal edilen mallara ilişkin borçlanmalar da DİE'den alınan verilere göre kredi kullanımlarına dahil edilmektedir. Geri Ödemeler; Yurtdışından sağlanan uzun vadeli döviz kredilerine ait geri ödemeler de yine bankacılık sisteminden sektörel bazda borçlu, alacaklı ve kredi türüne göre temin edilmektedir. Kredi kullanım ve geri ödeme bilgileri ile borçlu ve alacaklı bazında yurtdışına olan net borçluluk ve alacaklılık da takip edilebilmektedir. Kredi Mektuplu Döviz Tevdiat Hesapları (KMDTH) ise, yurtdışında çalışan kişilerin, Merkez Bankası nezdinde açtırdıkları uzun vadeli mevduat hesapları bu kalem içerisinde izlenmekte olup verilerde Merkez Bankası kayıtları esas alınmaktadır. Süper Döviz Hesapları da bu kalem içerisinde yer almaktadır. Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri ise Varlıklar ve yükümlülükler olarak başlıklandırılır. a- Varlıklar: i- Bankaların döviz mevcutları: Bankalarca yurtdışı muhabirleri nezdinde tutulan cari ve depo hesaplarından oluşmaktadır. Bankaların döviz üzerinden yaptıkları her türlü işlem, bankaların döviz mevcutlarına yansımaktadır. ii- Verilen döviz kredileri: Bankalar ve Merkez Bankası tarafından yurtdışına verilen döviz kredilerinden oluşmaktadır. b- Yükümlülükler: Yurtdışında yerleşik kişilerce açılan döviz tevdiat hesapları (kısa vadeli KMDTH'lar dahil) ve yurtdışı bankaların depo hesaplarını içeren Mevduat kalemi ile banka ve kuruluşların yurtdışından sağladıkları kısa vadeli döviz kredileri ve dış ticaretin finansmanı amacıyla sağlanan kısa vadeli ticari kredileri kapsayan Kredi kaleminden oluşmaktadır. D) Net Hata ve Noksan Ödemeler Dengesi’nin önemli bir verisidir. Net Hata ve Noksan, Merkez Bankası’nın uluslararası rezervler ile ilgili verilerine yansımış; ancak, ödemeler dengesinin cari işlemler ve sermaye hareketleri kalemleri ile açıklanamayan döviz giriş ve çıkışlarını temsil eder. Zaman zaman, Türk ihracatçısının gelirlerinin Türkiye’ye geç girmesinden veya Türkiye’nin döviz cinsinden bir harcamasının olması gerekenden farklı bir tarihte muhasebeleşmesinden kaynaklanan muhasebe tutarsızlıkları da, Net Hata ve Noksan kalemine yansır. Genel olarak, Net Hata ve Noksan kalemindeki pozitif değerler Türkiye’ye girdiği bilinen, ancak hangi kalemler aracılığı ile girdiği bilinmeyen döviz girişini, Net Hata ve Noksan kalemindeki negatif değerler ise, Türkiye’den çıktığı bilinen, ancak hangi kalemler aracılığı ile çıktığı bilinmeyen döviz çıkışını gösterir. E) Resmi Rezervler Hesabı Türkiye'nin rezervleri, parasal altın, döviz rezervleri, özel çekme hakları (SDRs), Fon Nezdindeki Rezervler, IMF'den kredi kullanımları ile Merkez Bankası döviz varlıkları ve diğer alacak haklarından oluşmaktadır. Özel Çekme Hakları ve Fon Nezdindeki Rezervler, IMF'den kredi kullanımları IMF alt kaleminde; parasal altın ve depo hesapları ile portföy hesapları şeklinde tutulan döviz varlıkları ve diğer alacak hakları ise Resmi Rezervler kaleminde yer almaktadır. Parasal altın ve döviz varlıklarına ilişkin veriler Merkez Bankası kayıtlarından alınmaktadır Rezerv varlıklar, ülkenin parasal yetkilisi tarafından ülke ödemelerinin kontrolü ve ödemelerde ortaya çıkan dengesizliklerin dolaylı olarak döviz kurlarına müdahale yolu ile düzenlenmesine yönelik olarak kullanıma hazır olan dış varlıklardır. Rezerv tanımı, merkezi otoritenin doğrudan ve etkili kontrol kavramını içermektedir. Aynca, yurtdışından borçlanmada teminat, güven sağlayıcı unsur; yurtiçinde ise bazı gereksinmelerde yeterlilik ölçüsü olması da rezerv tutulmasına neden olmaktadır. -Parasal Altın Rezervleri -Özel Çekme Hakkı (SDR's) -Fon Nezdindeki Rezerv Pozisyonu -Döviz Rezervleri -Diğer Alacak Hakları başlıklarında sınıflandırılmaktadır . Parasal Altın Rezervleri: Ülkenin parasal yetkilisinin elinde tuttuğu parasal altın rezervleri, rezerv varlıkları içerisinde yer almaktadır. Parasal altın, ülkenin para otoritesi ile diğer ülke para otoriteleri veya uluslararası para kuruluşları arasında olan işlemlerle elde edilir. Özel Çekme Hakları (SDR's): IMF tarafından yaratılan ve üye ülkelerin kotaları çerçevesinde üye ülkelere rezerv sağlamak amacıyla tahsis edilen bir uluslararası rezerv şeklidir. 9 Fon Nezdindeki Rezerv Pozisyonu: Üye ülkelerin IMF'deki rezerv pozisyonları, üye ülkelerin kredi dilimlerinden satın alışlarının toplamı olup, üye ülkeye her an ödenebilen tutarlardır. Fon'dan satın alınan tutarlar, döviz rezervlerinde artış, rezerv pozisyonunda azalışı göstermektedir. Döviz Rezervleri: Döviz rezervleri, parasal otoritenin elinde tuttuğu dış ödemelerde kullanılabilecek yabancı paralar, yurtdışında geçerli çek, poliçe, senet, hazine bonosu gibi ödeme araçlarından oluşmaktadır. Diğer Alacak Hakları: Rezerv varlıkları içerisinde yukarıda sınıflananlar dışında kalan diğer rezerv varlıklarıdır. Örneğin, bankaların elinde tuttuğu rezerv varlıkların parasal yetkilinin kontrolüne girmesi durumunda bu başlıkta kaydedilir. 3. TÜRKİYE'NİN ÖDEMELER DENGESİ İSTATİSTİKLERİ Türkiye' de ödemeler dengesi verileri, IMF tarafından üye ülkelere önerilen kavram ve kayıt prensipleri paralelinde Merkez Bankası tarafından derlenmektedir. Ödemeler dengesi tablosu, ağırlıklı olarak, Türkiye'de faaliyette bulunan bankaların kayıtları esas alınarak düzenlenmektedir. Diğer taraftan, ekonomik gelişmeler ve değişen mevzuat çerçevesinde, yine uluslararası kavram ve kayıt prensipleri ışığında banka dışı kaynaklardan alınan veriler ve anket sonuçları da kullanılmaktadır . Ülkelerin ödemeler dengesi tablosu IMF tarafından önerilen kavram ve sınıflandırmalar ışığında hazırlanmakla birlikte, ülkeler arasında özellik arzeden işlemler nedeniyle bazı farklılıklar da oluşmaktadır. Örneğin, Merkez Bankası nezdinde açılan Kredi Mektuplu Döviz Tevdiat Hesapları Türkiye'nin ödemeler dengesi kayıtlarında yer almaktadır. Türkiye'de ödemeler dengesi istatistikleri 1950-1974 yılları arasında ana kalemler itibariyle Maliye Bakanlığı'nca, 1975 yılından bu yana ise Merkez Bankası’nca yayımlanmaktadır. Ödemeler dengesi verileri IMF tarafından uygulamaya konulan Ödemeler Dengesi V. El Kitabında yer alan ilke ve tanımlar çerçevesinde derlenmekte ve bu kitapta yer alan ayrıntılı sunuma uygun olarak uluslararası kuruluşlara gönderilmekte, ancak geçmiş yıllara ait serinin devamını sağlayacak şekilde farklı bir sunumda aylık olarak Merkez Bankası’nın web sitesinde kamuoyuna duyurulmaktadır. Ayrıca Merkez Bankası'nın Üç Aylık İstatistik Bülten ve Yıllık Raporlarında da benzer veriler yer almaktadır. Türkiye'de yerleşik bankalar, özel finans kurumları ile Merkez Bankası'nın dövizli işlemlere ait kayıtları, ödemeler dengesi tablosunun oluşturulmasında en temel olmakta ve bu kayıtlar aylık olarak, elektronik posta aracılığıyla, Ödemeler Dengesi Müdürlüğü tarafından belirlenen bir rapor şeklinde sözü edilen kaynaklardan elde edilmektedir. Ayrıca, Devlet İstatistik Enstitüsü’nden alınan dış ticaret verileri ile Merkez Bankası’nca özel bir piyasa araştırma şirketine yaptırtılan turizm gelir ve gideriyle bavul ticareti gelirlerinin saptanmasına yönelik anketin sonuçları veri setini tamamlamaktadır. Ödemeler dengesi istatistikleri,1992 yılından itibaren, işlemlerin, işlem tarihinde geçerli olan kurlardan ABD dolarına dönüşmesi ile bulunan değerlerini içerecek şekilde hesaplanmakta olup, sözkonusu kayıtlar gerektiğinde, geçmiş yıllar için yıl sonlarında, gerek uluslararası kavram ve yeniden sınıflandırmalar doğrultusunda, gerekse yıl içerisinde veri kaynaklarınca yapılan değişikliklerin yansıtılması amacıyla revize edilebilmektedir. 4. DIŞ AÇIKLARA KARŞI İZLENEBİLECEK POLİTİKALAR Ödemeler bilânçosu dengesizlikleri ile uygulanan döviz kuru politikası birbiriyle yakın ilişkiye sahiptir. Serbest dalganan kur sisteminde, döviz arz ve talebi arasındaki denge, kur değişmeleri ile kendiliğinden sağlanmaktadır. Bu sistemde resmi rezervlere gerek duyulmamaktadır. Sabit kur sistemlerinde ise kur değişmelerine izin verilmediği için dış dengesizlikler oluşmakta ve bu da rezerv değişmelerini (merkez bankası müdahaleleri)zorunlu hale getirmektedir. Bu genel açıklamalar doğru olmakla birlikte, bazı düzeltmelere ihtiyaç vardır. Temel neden, ödemeler bilânçosu ile döviz piyasasının tam olarak birbiriyle uyumlu olmamasıgerçeğidir. Mesela ülkenin dış ekonomik ilişkileri arasında yer alan bir grup işlem, bir döviz giriş ve çıkışı ile ilgili olmamasına rağmen ödemeler bilânçosuna kaydedilirler. Takas, kliring, hediyelik eşya alışverişi gibi. Neticesinde ülkenin döviz piyasası gerçekte dengede olsa bile, böyle durumlara bağlı olarak dengesiz görülebilmektedir. Ayrıca dış dengesizliğin kur değişmeleriyle tam olarak giderilebilmesi olanağını sınırlayan bazı nedenler mevcuttur. Bu durum da kısa ve uzun dönem farklılığıyla ilgilidir. Kur değişmeleri yalnızca yeterli bir uzun dönemde arz ve talep değişmelerini uyararak dış dengesizliği giderebilecek etki doğurabilir. Fakat, daha kısa dönemlerde bu mümkün olmamaktadır. Döviz arz ve talebinin kurlara karşı esnekliğinin düşük olduğu bu durumlarda varolan bir dengesizlik uzun süre ortadan kalkmayabilir. Görüldüğü gibi sadece kur değişmeleriyle dış dengenin sağlanması bağlamında bazıkavramsal sorunlar mevcuttur. Ayrıca uygulama açısından da sorunlar vardır. Çünkü,hemen hemen hiçbir ülkede tümüyle serbest piyasanın işleyişine bırakılan bir kur sistemi bulunmamaktadır. Bazı ülkeler sabit kur sistemi uygulamaktadır. Bu ülkeler ulusal paralarını ya bir başka ülkenin parasına ya da bir para sepetine bağlamışlardır. Bazı ülkelerde ise, kurlar görüntüde piyasa işleyişine bırakılmış olsa bile, merkez bankası müdahaleleri ile kurlarda istikrar sağlanmaya çalışılır (yönetimli dalgalanma sistemi). Bu tarz istikrarlı kur uygulamaları, bir çeşit sabit kur uygulaması gibidir ve bu sistemlerde de dış dengenin sağlanması ekonomi politikasının temel hedeflerinden biri olmaktadır. Ödemeler bilânçosunda meydana gelen açıklara karşı ülkelerin izleyebilecekleri yollar, bu açıkları finanse etmek, baskı altına almak veyahut tedavi edici önlemler olarak özetlenebilir. 10 Açıkların finanse edilmesi için resmi döviz rezervleri kullanılmaktadır. Böyle bir yol ile açıkların düzeltilmesi demek önlem almaya gerek duyulmaması anlamına gelmektedir. Fakat ülke kaynakları sınırsız değildir. Varolan dış rezervler ne kadar büyük olursa olsun, eninde sonunda tükenecektir. Diğer yandan dış borçlanmaların da bir sınırı vardır. Bu açıdan bakıldığında uzun süreli açıkların finanse edilmesi yerine, tedavi edilmesi gereklidir. Resmi döviz rezervlerinin kullanıldığı ekonomiler doğal olarak sabit kur rejimlerini ifade etmektedir. Serbest değişken kur sistemlerinde ise, döviz kurları arz ve talep gelişmelerine tepkilerini gösterme olanağına sahiptir. Bu şekilde dengesizlikler kendiliğinden kur değişmeleri ile sağlanmaktadır. Dış açıkların varolduğu ekonomilerde izlenebilecek bir diğer yöntem, dış ticaret ve kambiyo politikası araçlarının hareket geçirilmesidir. Özetle, hükümetler gümrük vergileri, kotalar ve yasaklamalarla ithalatı kısıtlamaya çalışırken, kambiyo denetimi ile de ülkeden döviz ve sermaye çıkışını kısıtlayabilirler. Bu önlemler dış açıkları yalnızca baskı altına almak demektir, gerçekte ise açıklar giderilmiş olmamaktadır. Dış ödeme açıkları “potansiyel açık” ve “görünür açık” diye 2’ye ayrılmaktadır. Potansiyel açık, uygulanan dış ticaret ve kambiyo sınırlandırmaları nedeniyle gizlenen ve bunların kaldırılmasıyla ortaya çıkabilecek dengesizlikleri ifade eder. Görünür açık ise ödemeler dengesinde görünen dengesizlikleri göstermektedir. Uygulanan fiyat ve miktar kısıtlamaları ölçüsünden izin verilmiş açıklar olmaktadır. Ödemeler dengesi açıklarına karşı izlenebilecek üçüncü yol ise açıkların tedavisi yanidüzeltilmesidir. Bu yol en zor olan fakat en güvenilir sonucu veren yöntemdir. Açıkların tedavisi öncelikle uygulanan kur politikasının gözden geçirilmesi ile başlar. Dış dengesizliklerin önemli bir nedeni çoğu zaman uygulanan kur politikası olmaktadır. Merkez bankasının kur istikrarını sağlamak gerekçesiyle piyasaya yaptığı müdahaleler, ulusal paranın aşırı değerlenmesi sonucunu doğurabilmektedir. Bu nedenle tedavi yönteminde, eğer ortada böyle bir durum söz konusu ise, merkez bankası döviz kurunun dengesini bulacak şekilde değerini yükseltmesine izin vermelidir. Bunun yanında ihracatın arttırılabilmesi için kısa ve uzun dönemde alınacak sonraki önlemler gereklidir. Kısa dönemde örneğin, ihracatçının dış piyasalar konusunda bilgilendirilmesi, ihracat üretimine ucuz girdi ve kredi sağlanması, ihracat bürokrasisinin azaltılması gibi düzenlemeler olabilmektedir. Uzun dönem tedavi edici önlemler ise daha çok kalkınma politikası ile ilgilidir. İhracata yönelik bir kalkınma modeli, kaynakların dinamik karşılaştırmalı üstünlüklere göre dağıtımını, dış ticaret rejiminin serbestleştirilmesi ve uluslararası işbölümüne gidilerek ekonominin dünya piyasası ile bütünleştirilmesini içermektedir. 11 1. EKONOMİDE FİNANSAL SİSTEMİN YERİ VE ÖNEMİ Bir ekonomide kaynakların dağılımını etkin bir şekilde sağlamak oldukça zordur. Kaynakların etkin dağılımı genel olarak ekonominin temel uğraş alanıdır Lionel Robbins’in tanımında ekonomi, alternatif kullanım yeri olan kıt kaynaklar ile insan gereksinimleri arasındaki araç-amaç ilişkisi biçimindeki insan davranışını etüt eden bilim olarak ifade edilmiştir. Bir başka bilimsel tanımda ekonomi; amaç (ihtiyaç) ve araç (kaynak) arasında dengeyi kuran, rasyonel tercihleri inceleyen bir bilim dalı olarak açıklanmıştır. Makroekonomik perspektiften bakıldığında ekonominin temel uğraş alanı, sınırlı kaynakların sınırsız kullanımlar arasında ideal dağıtım ve paylaşım ile nasıl sağlandığını (pozitif ekonomi) veya nasıl sağlanması gerektiğini (normatif ekonomi) açıklamak olduğu görülebilir. Bu nedenle piyasada hangi malların, nerede, ne zaman, nasıl, hangi araçlarla kimler tarafından ve kimler için üretileceği gibi sorunlar ekonominin cevap aradığı soruları ve sorunları içermektedir. Ekonomik birimler, faaliyetlerinin koordineli bir sistem ve düzen içerisinde sürdürebilmesi için ekonomik amaçlara, normlara ve kurumlara ihtiyaç duyar. Bunun için iyi yetişmiş bir nüfus, sağlıklı işleyen bir ekonomik yapı, istikrarlı ve etkin bir siyasi yapılanma ve buna bağlı güven ortamı en başta sayılabilecek hususlardandır. Sağlıklı işleyen ekonomik yapı için hedefleri rasyonel temellere dayalı iktisadi hedeflerin oluşturulmasına ihtiyaç vardır Genel olarak bir ekonomide ulaşılmak istenen dört temel hedef vardır. Bunlar; Ekonomideki tüm kaynakların tam istihdamı, Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme, Fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi ve Ödemeler dengesindeki istikrarın sağlanmasıdır. Bu hedeflerin dışında ilave ekonomik hedefler elbette bulunmaktadır, ancak ilk planda ulaşılması zorunlu ve acil olan genel kabul görmüş olan hedefler bunlardır. Aşağıdaki tabloda makroekonomik amaçlar ve bunlara ulaşmayı mümkün kılabilecek alternatif araç seçeneklerden bazılarına yer verilmiştir. Tablo 1: Makro Ekonomik Amaçlar ve Araçlar MAKROEKONOMİK AMAÇLAR MAKROEKONOMİK ARAÇLAR 1. Üretimin artırılması yüksek ve sürekli bir GSMH büyümesi 2. İşsizliğin azaltılması yüksek ve daimi bir istihdam 3. Enflasyonun giderilmesi; fiyatlar genel düzeyinde istikrarının sağlanması 4. Ödemeler dengesinin sağlanması; döviz kurunda istikrarın, dış ticaret ve cari işlemlerde dengenin sağlanması 1. Maliye Politikası Araçları; Kamu giderleri ve vergi araçları 2. Para Politikası Araçları; Para arzı ve faiz oranının denetimi 3. Gelirler Politikası Araçları Heterodoks şok önlemler 4. Uluslararası Ekonomi Politikası Araçları Tarifeler, kotalar vb. ile dış ticaretin caydırılması veya özendirilmesi, döviz kuru yönetimi Dışa açık bir piyasa ekonomisinde kaynakların dağılımını etkin bir şekilde sağlamak bir çok nedenle oldukça zordur. Doğal kaynaklar, emek ve sermaye, girişimcilik faktörü ile reel piyasalarda etkin bir şekilde bir araya gelse bile bu faktörlerin tedarik edilmesi için paraya ve paranın en etkin şekilde dağıtılması ve değerlendirilmesi için finansal kurumlara ihtiyaç duyulmaktadır. Finansal kurumlar, reel ve finansal piyasalarda hareket etmekte olan paranın dağıtılmasına aracılıkta bulunurlar. En basit şekliyle finansal kurumların üslendiği fonksiyon, nakit fazlası olan kişi veya kurumlardan, nakit açığı olan kişi ve kurumlara nakit aktarımı sağlamaktır. Genel anlamda piyasa arz ve talebin karşılaştığı ortamlardır. Bir ekonomide piyasaları reel piyasalar ve finansal piyasalar olarak iki temel grupta toplamak mümkündür. Reel piyasaları; mal ve hizmet alım-satımının yapıldığı mal ve hizmet piyasaları ile mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan üretim araçlarının alınıp satıldığı piyasalar oluşturmaktadır. Finansal piyasalar ise, fon açığı veren birimlerle fon fazlası veren birimlerin karşılaştığı ve fon transferinin gerçekleştiği ortamlardır. Finansal piyasalar; fon arz eden birimlerle, fon talep eden birimleri karşılaştırarak her iki tarafın da ihtiyaçlarının giderilmesine, refah düzeylerinin artmasına, bu bağlamda da ekonominin gelişmesine olanak sağlamaktadır. Finansal piyasalar sadece üretime yönelik harcamalar için değil, aynı zamanda tüketim harcamaları ve faktör gelirlerine yapılacak harcamalar için gerekli fonların da temin edildiği piyasalardır. a) Finansal Sistemin Tanımı Girişim sahipleri bilindiği gibi belli bir sermaye ile kurulup ve bu sermaye ile faaliyetlerine başlamaktadırlar. Zamanla iş hacimleri büyüdükçe sermaye ihtiyaçları da buna paralel olarak artmakta ve finansal sistem tanımında yer alan fon talebi ortaya çıkmaktadır. Para ya da diğer bir ifadeyle mali kaynaklara ulaşabilecekleri bir sistemin varlığıyla kendilerini güvende hissetmek istemektedir. Bu noktada, fon arzının da finansal sistem içerisinde sağlıklı ve güvenli bir şekilde girişinin sürekliliği hayati önem ifade eder. Fonların aracı kurumlar vasıtasıyla toplanması suretiyle örgütlü ve sistematik denetim altında olması gereken bir piyasa olan finansal piyasada birikmesi halinde özellikle tasarruflarını bu piyasaya arz edenler açısından güven oluşturması herkesin beklentisi olacaktır. 12 Böylece fon açığı olanlar da kuralları tüm kesimlerce belli olan böyle bir piyasada gerekli kaynaklara ulaşarak faaliyetlerini yürütmek veya büyütmek imkânına kavuşacaklardır. Özellikle sendikasyon kredileri hem fon talep edenler hem de bu fonun arzına aracılık edenler açısından değerlendirildiğinde önemi ortadadır. Ekonomik aktivitelerin yoğun ve karlı olduğu bölgelerde, kaynakların ya da fon fazlalarının toplanması olağan ve beklenen bir gelişmedir. Görece olarak kaynak sıkıntısı çeken bölgelerin var olmasını da bir o kadar doğal karşılamak gerekecektir. Finansal sistem bu noktada devreye girerek, fon fazlası olan yerden fon açığı olan yerlere doğru bir dağıtım mekanizmasını oluşturabilmektedir. Piyasa kavramının üç temel unsuru vardır, bunlar; alıcı, satıcı ve alım satıma konu olan şeylerdir. Alıcı, piyasanın talep yönünü oluştururken satıcı da arz yönünü oluşturur. Dolayısıyla piyasadaki alım gücü ile desteklenmiş alış isteğine talep, satış isteğine de arz denir. Alım-satıma konu olan varlığın niteliğine göre piyasalar; reel piyasalar ve finansal piyasalar olarak iki gruba ayrılır. Reel piyasalarda alım-satım konusunu, nihai mal ve hizmetler ile mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan üretim faktörleri oluşturur. Bunlardan birincisine mal ve hizmet piyasaları, ikincisine de faktör piyasaları denir. Bir ekonomide fonları talep edenler, fonları arz edenler, bunlar arasındaki fon akımlarını düzenleyen kurumlar, fon akımını sağlayan araç ve gereçler, piyasanın işleyişini düzenleyen hukuki ve idari kurallardan oluşan yapıya finansal sistem denir. b) Finansal Sistemin İçeriği Uluslararası ekonomik ve mali ilişkilerin düzenli biçimde gelişebilmesi için uluslararası ödeme sisteminin etkin olması gereklidir. Ödeme sistemlerinin, kullanılan para birimleri ülkeden ülkeye farklı da olsa, tüm ülkelerle bağlantısının sağlanabilmesi ve yekpare bir sistem oluşturması zorunluluğu ortadadır. Burada hem mal ve hizmetlerin hem de yatırım ve tasarrufların ülkeler arasındaki dolaşımı/transferi açısından önemine vurgu yapmak gerekmektedir. 1973 Bretton Woods sisteminin yıkılmasından sonra ülkeler, uluslararası anlaşmalara dayalı yeni bir sistem konusundaki arayışlarını sürdürdüler. Bu gelişmelerin sonucunda bugünkü farklı uygulamalar ortaya çıktı. Ancak yeni bir sistem oluşturulması konusundaki girişimler henüz sona erdirilmiş değildir. Önceki kısımda bu gelişmelere dair eğilimlerin neler olduğu ile ilgili bilgiler verilmişti. Finansal krizler sürekli olarak dünya ekonomisinin en başta gelen sorunları arasında yer almıştır. Bu krizler az gelişmiş ülkeleri olduğu kadar, gelişmiş ülke ekonomilerini de etkilemektedir. Finansal sistem, ekonomideki fon arz ve talebini dengeleyen, fonları zaman, miktar, vade ve kişiler bakımından kullanılabilir duruma getirme fonksiyonunu gören bir sistemdir. Böylelikle fertlerin tasarrufları yatırımlara kanalize edilmektedir. Bu sistemi oluşturan kuruluşları ise bankalar ve banka olmayan mali aracı kuruluşlar olarak sınıflandırmak mümkündür. Tanımdan da anlaşılacağı üzere finansal sistemin varlığından bahsedebilmek için tasarrufun kendisine ve dolayısıyla tasarruf eden bir kesime ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kesimi oluşturanlar hane halkı olabileceği gibi, tüzel kişiliğe sahip şirketler, emeklilik fonları ya da kamu tüzel kişiler de olabilmektedirler. Fon arzını oluşturan kişi ya da kuruluşlar yanında arz edilen bu fonları talep eden gerçek ya da tüzel kişi kurumlara da ihtiyaç bulunmaktadır. Fon arz ve talebinin buluştuğu finansal aracılar ise, talep ve arzı zaman ve mekân olarak bir araya getirme fonksiyonunu yerine getirmektedir. Bu tip aracı kurumların olmadığı ya da efektif olarak çalışmadığı bir ortamda talep ve arzın uyumsuzluğu söz konusu olabilmekte; sonuç olarak ekonomik aktivitelerin durmasına, ticari hayatın kilitlenmesi ile sonuçlanabilecek vahim durumlar ortaya çıkabilmektedir. Belki de bu yüzdendir ki gerek yerel gerekse de uluslararası kurumlar sistemin temelini oluşturan bu kurumların sağlıklı bir şekilde çalışmasına büyük önem vermektedirler. Verilen bu önem son kriz ortamında da kendisini iyice belli etmiş ve Merkez Bankaları birbirleriyle koordineli ve ağız birliği etmişçesine sisteme likidite enjekte etmek suretiyle hem yerel hem de uluslararası finansal sistemin sağlıklı ve etkin şekilde çalışmasını temin etmek için azami gayret içinde olmuşlardır. Tablo 2. Piyasalarda Denge ve Telafi Yöntemleri PİYASALAR MAL VE HİZMETLER PİYASASI DÖVİZ PİYASASI ÖDÜNÇ VERİLEBİLİR FONLAR PİYASASI DENGE DURUMU DENGESİZLİK DURUMU TELAFİ MEKANİZMASI Fiyat İstikrarı Enflasyon/ Deflâsyon Para / Maliye Politikaları Parite/Kur Devalüasyon/ Revalüasyon Aşırı Değerlenme/ Eksik Değerlenme Kur Politikaları Faiz Yüksek Faiz / Düşük Faiz Faiz Politikaları Özellikle bankacılık teknolojik altyapısında ortaya çıkan gelişmeler çeşitli ödeme araçlarının kullanılması imkânını ortaya çıkartmaktadır. Paranın fiziksel olarak taşınmasındaki zorluklar ve riskler, ödeme araçlarındaki çeşitliliğin artmasında önemli rol oynadığı görülmektedir. 13 Para ve para benzeri araçların mübadele aracı olarak kullanılması ticaretin hacmini önemli oranda artırdığı bir gerçektir. Özellikle internet bankacılığına yönelik bankaların yaptığı yatırımlar ödeme sistemini gerek yerel gerekse uluslararası alanda kolaylaştırmış ve bankaların müşterilerini bu kanala yöneltme girişimlerini artırmıştır. İşlem maliyetlerinin bu kanal sayesinde azalması bankaların karlılığına etkisinden kaynaklanmaktadır ve bankalar, müşterilerinin bu kanalı kullanmasını teşvik etmektedir. c) Finansal Sistemin İşlevleri Finansal sistemin, fon arz edenler ile fon talep edenleri buluştururken aşağıda belirtilen işlevleri yerine getirmesi beklenebilir. 1-Malların, hizmetlerin ve varlıkların el değiştirmesinde aracılık 2-Büyük ölçekli projelerin finansmanını kolaylaştırmak amacıyla tasarruf birikimi ve risk dağıtım sistemi oluşturarak mülkiyetin tabana yayılması 3-Ekonomik kaynakların zaman içerisinde, coğrafi bölgeler ve sektörler arasında transferinin sağlanması 4-Risk yönetimi ve risk kontrolü yöntemlerinin geliştirilmesi 5-Fiyat bilgisinin sağlanması 6-Asimetrik bilgi sorununun çözümünün kolaylaştırılması Kurumsal yatırımcılar risk dağıtımı için uygun finansal araçlar sunarak risk yönetimini kolaylaştırmaktadır. Risk yönetiminde hedging, çeşitlendirme ve sigortalama gibi üç değişik yöntemin kullanılması mümkündür. Türev finansal araçların bu süreçteki rolü son yıllarda önem kazanmıştır. Finansal pazarlar sadece ürün dolaşımına aracılık etmekle kalmayıp, aynı zamanda karar alma sürecine yardımcı olmaktadır. Finansal varlık getiri ve fiyatları hane halkına tüketim, tasarruf ve portföy kararlarında bilgi sağlamaktadır. Mikroekonomi teorisi bireylerin elde ettikleri ürün ve hizmetlerin bütün özelliklerinin farkında olduklarını ve bir işlem yaptırmaları gerektiğinde temsilcilerinin faaliyetlerini her zaman denetleyebildiklerini varsaymaktadır. Fakat finansal pazarlarda katılımcıların bilgi düzeyinin farklı olması ile sözleşmelerin kontrol ve uygulanma süreçlerinin maliyetli olması nedeniyle asimetrik bilgi sorunu ortaya çıkar. Bu ise pazar dengesinin birinci en iyi değerinden sapmasına neden olur. Bu yüzden yukarıda belirtilen işlevleri sağlayan istikrarlı bir finansal sisteme ihtiyaç duyulur. Finansal Sistem Ve Üstlendiği Fonksiyonlar Finansal sistem; fon fazlası olanlar, fon açığı olanlar finansal piyasalar, finansal aracılar ve organizasyon ile denetiminden sorumlu olan birimlerden oluşur. Temel olarak tasarruf sahiplerinden yatırımcılara doğru fon transferi fonksiyonunu üstlenmiş olan bir bütündür. Alıcı ve satıcıları karşı karşıya getiren ortamlara piyasa adı verilir. Fon ihtiyacı olan, yani fon arayan ekonomik birimlerle, fon fazlası olan yani fon satmak isteyen ekonomik birimleri karşı karşıya getiren ortamlara ise finansal piyasa denir. d) Finansal Piyasaların Üstlendiği Başlıca Fonksiyonlar Kaynak transferine akıcılık ve etkinlik sağlamak: Finansal kurumlar hem ulusal hem de uluslararası düzeyde fon açığı verenlerle fon fazlalığı verenleri buluşturarak kaynaklara akıcılık sağlamaktadır. Diğer yandan, finansal kurumlar sahip oldukları uzmanlıkları nedeniyle topladıkları fonları uygun ve öncelikli sektörlere, verimli, kârlı alanlara aktararak kaynakların kullanımında etkinliği artırırlar. Fon Transferi Sağlamak: Finansal piyasaların en temel fonksiyonu tasarruf yapanların ellerindeki fon fazlasını fon açığı olanlara aktarmaktır. Bir ekonomide temel ödünç verenler (tasarruf sahipleri) hane halklarıdır. Ekonomide borçlanan temel birim ise işletmeler ve devlettir. Fonlar ödünç verenlerden ödünç alanlara doğrudan ya da dolaylı finansman yoluyla aktarılabilir. Doğrudan finansman; borç alanların finansal piyasalarda menkul satarak ödünç verenlerden direkt borçlanmasıdır. Dolaylı finansman da ise fonlar fon fazlası olanlardan finansal aracılar yoluyla fon açığı olanlara aktarılır. Risk Paylaşımı: Risk; bir varlığın gelecekteki değeri konusunda mevcut olan belirsizliktir. Tasarruf sahipleri elde ettikleri tüm varlıkları istikrarlı bir getiri beklentisi içinde mevcut varlık sepetlerine dahil ederler. Çeşitli varlıklardan oluşan bu sepete portföy denir. Servetin çeşitli varlıklar arsında dağıtılmasına ise çeşitlendirme adı verilir. Finansal kurumlar tek bir birimin yapamayacağı ölçüde çeşitlendirme yaparak risk ayarlaması yapabilir. Finansal kurumda toplanan fonların farklı riskteki finansal araçlara dönüştürülerek riskin dağıtılabilmesi, tek bir ekonomik birime göre daha kolaydır. Likitide Sağlama: Likidite bir varlığın bir ödeme aracına dönüşüm hızı ve kolaylığıdır. Bu çerçevede menkul kıymetlerin nakit türü ödeme araçlarına dönüştürülmesine finansal kurumlar ve piyasalar önemli katkı sağlar. Enformasyon Toplama ve Danışmanlık Hizmeti Sağlama: Borçlanmak isteyenler hakkında ve finansal varlıkların getirileri ile ilgili beklentiler hakkında enformasyon toplanmasını ve bunun dağıtımını mümkün kılmasıdır. Toplanacak bu enformasyon borçlanmak isteyenlerin mali geçmişleri ve borçlanılan fonlarla ne yapacakları hakkındaki bilgileri de kapsar. Eksik bilgilenme (asimetrik enformasyon), borç almak isteyen tarafın borç verecek tarafın sahip olmadığı bazı bilgilere sahip olması ve gerçekleşecek finansal işlemde bunun avantajını kullanmasıdır. Finansal kurumlar, portföy analizi, piyasa analizi, finansal analiz gibi konularda da hem fon sunanlara hem de fon talep edenlere hizmetler sunabilmektedir Bu konu sigortacılık sektöründe çok önemlidir. İşlem ve Bilgilenme Maliyetlerini Azaltmak: İşlem maliyeti, bilgilenme maliyeti, portföy yönetimi, pazar araştırması, finansal analiz ve yatırım faaliyetleri gibi faaliyetleri çok sayıda fon arz ve talep eden adına üstlendikleri için finansal kurumlar önemli maliyet tasarrufu sağlamaktadır. Vade Ayarlama Fonksiyonu: Tasarruf sahipleri kısa süreli olarak fon sunarlarken fon talep edenler daha uzun süreli fon talep etmektedir. Finansal kurumlar bu vade uyumsuzluğunu, kaynak toplama sürecinin sürekliliğini sağlamak suretiyle vade uyumunu sağlamış olurlar. 14 Miktar Ayarlama Fonksiyonu: Genellikle tasarruf sahipleri küçük fon sunarlarken fon talep edenler büyük tutarlarda fon talep etmektedir. Finansal kurumlar küçük miktardaki fonları tasarruf sahiplerinden toplayarak büyük miktarlarda fon talep edenlere sunabilmektedir. Kaynakların miktar yanında vadesinde gerçekleştirilen bu dönüşüme bankaların transformasyon fonksiyonu adı da verilmektedir. Ödeme Mekanizmalarının Gelişimini Sağlar: Bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı değişime paralel olarak para, senet, çek gibi ödeme araçları yerine elektronik ödeme araçlarının kullanımı artmıştır. Finansal sistemin bu teknolojik gelişmelere uyum sağlamasını ve ödeme sistemlerinin dönüşümüne katkıda bulunur. e) Finansal Sistemin Unsurları Finansal piyasalar, sadece fon arz edenlerle fon talep edenlerden oluşmamaktadır. Finansal piyasaları; fon arz edenler ve fon talep edenler yanında fon akımlarına aracılık eden kurumlar, fon akımını sağlayan finansal varlıklar; piyasaların adil, şeffaf ve güven ortamı içinde çalışmasını sağlayacak hukuki ve idari düzenlemelerden oluşan bir sistem olarak düşünmek gerekir. Görüldüğü gibi finansal sistem, finansal piyasalardan daha geniş bir kavramı ifade etmektedir. Finansal sistemi oluşturan başlıca unsurlar • Tasarruf sahipleri (Fon arz edenler), • Yatırımcılar (Fon talep edenler), • Yatırım ve finansman araçları, • Yardımcı kuruluşlar, • Hukuki ve idari düzenlemeler şeklinde sayılabilir. Finansal sistemin unsurları daha açık bir biçimde Tablo 3’te görülmektedir. Görüldüğü üzere finansal piyasalarda aynı birimler hem fon talep eden, hem de arz eden olarak yer almaktadır. Tablo 3. Finansal Sistemin Unsurları TASARRUF SAHİPLERİ (Fon Arz Edenler) -Hanehalkı -İşletmeler YATIRIM VE FİNANSMAN ARAÇLARI Para (Nakit) Mevduat Banka parası Kredi Sosyal güvenlik fonları Kooperatif kaynakları Tahviller Hisse senetleri İpotekli borç ve irat senetleri Kamu hisse senetleri Gelir ortaklığı senetleri Devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) Varlığa dayalı menkul kıymetler (VDMK) Depo edilen menkul kıymet sertifikaları Repo, ters repo YARDIMCI KURULUŞLAR (Fon Akımına Aracılık Edenler) Bankalar Aracı kurumlar Yatırım ortaklıkları Menkul kıymet borsası› Sosyal güvenlik kuruluşları Sigorta şirketleri Kooperatifler Yatırım kulüpleri Genel finans ortaklar› Risk sermayesi yatırım ortaklıkları Derecelendirme (rating) şirketleri Takas ve saklama şirketleri Portföy yönetim şirketleri Yatırım danışma şirketleri HUKUK VE İDARİ DÜZEN İlkeler Kurallar Tüzükler Denetim Rekabet kurulu BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu) SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) YATIRIMCILAR TÜKETİCİLER (Fon Talep Edenler) -İşletmeler -Devlet -Hanehalkı 2. FİNANSAL PİYASALAR VE FİNANSAL KURUMLAR İşletmeler, finansal olan ve finansal olmayan olmak üzere iki grupta incelenebilir. Finansal olmayan işletmeler otomobil, bilgisayar, giyim veya gıda gibi ürünler üreterek üretim sektöründe veya taşımacılık, elektrik-su, bilgisayar programcılığı gibi hizmetler sağlayarak hizmet sektöründe çalışırlar. Finansal işletmeler ise, ticari bankalar, yatırım bankaları, kredi birlikleri gibi mevduat kabul eden kurumlar olabileceği gibi sigorta şirketleri, yatırım şirketleri gibi prim veya katılma payı alan finansman kurumlar olarak faaliyet gösterirler. Finansal işletmeler ya da kurumlar aşağıda sayılan hizmetlerden birini veya birkaçını gerçekleştirirler: 15 Finansal varlıkların değişimi işlemi ile ilgilenirler. Örneğin; ticari bankalar mevduat toplar; topladıkları mevduatlar ile kredi verir veya devletlerin ya da şirketlerin çıkarmış olduğu tahvil, hisse senedi, bono gibi varlıklara yatırım yaparlar. Müşteriler hesabına ve kendi hesaplarına finansal varlıkları değiştirirler. Müşteriler için yeni finansal araçlar geliştirirler ve bu finansal araçları diğer piyasa katılımcılarına da satarlar. Piyasa katılımcılarına yatırım tavsiyelerinde bulunurlar. Piyasa katılımcılarının yatırım portföylerini yönetirler. Para politikalarının uygulanmasında aracılıkta bulunurlar. Kredi dağıtımı ve refah transferini sağlarlar. Küçük yatırımcılar için yatırım yapabilecekleri miktarda araç sağlayarak yüksek getiri elde etme ve sermayeyi tabana yayma imkanı sunarlar. Aracı kuruluş” terimi, sermaye piyasasında faaliyette bulunmak üzere yetki belgesi almış olan banka, aracı kurum ve vadeli işlemler aracılık şirketlerini ifade etmektedir. Finansman Yöntemleri: Doğrudan ve Dolaylı Finansman Finansal sistemde fonların el değiştirmesi genellikle finansal aracı kurumlar tarafından gerçekleştirilir. Buna rağmen fon arz ve talebi, finansal piyasalarda doğrudan ya da finansal aracılar vasıtasıyla da karşılanabilir. Finansal varlıkların araya bir kurum girmeksizin aracısız el değiştirmesine doğrudan finansman, aracılar vasıtasıyla el değiştirmesine dolaylı finansman denir. Doğrudan finansmanda fonlar, fon arz edenlerden fon talep edenlere doğrudan transfer edilir. Menkul kıymetler borsasındaki işlemler doğrudan finansman özelliği göstermektedir. Bu piyasada tasarruf sahipleri fonlarını uygun gördükleri finansal varlıklara kendi tercihleriyle yönlendirir. Bu durumda yatırımcılar, yatırımlarla ilgili riskleri de kendileri üstlenmiş olurlar. Menkul kıymetler borsasındaki işlemlerde fon arz ve talebi doğrudan yöntemle karşılaşmakta, ancak bu işlemleri hızlandırmak ve etkinliği artırmak için brokerlar, dealerlar, yatırım bankaları1 gibi kurumların aracılık etmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durumda transferin doğrudan finansman niteliği ortadan kalkmaz. Diğer tür ise dolaylı finansmandır. Bu durumda fon arz edenlerle talep edenler doğrudan karşılaşmaz, araya aracı kurumlar girer. Aracı kurumlar tasarruf sahiplerinden sağladıkları fonları fon talep edenlere vererek aracılık hizmeti sunar ve riski üstlenir. Kredi kullananlar yükümlülüklerini yerine getiremediğinde mevduat sahipleri bu durumdan doğrudan zarar görmeyeceklerdir, riski aracı kurumlar üstleneceklerdir. Dolaylı finansmanın en önemli aracı kurumları ticari bankalardır. Verdiği krediyi tahsil edemeyen bankalar, bunu mevduat sahiplerine aktaramayacaktır. Aracılık işlemi ile ilgili finansal piyasalarda iki tür maliyetten ortaya çıkmaktadır. Bunlar işlem maliyeti ile bilgilenme maliyetidir. İşlem maliyeti, fon transferinin gerçekleştirilebilmesi için gerekli zaman ve harcanması karşılığında ortaya çıkmaktadır. Finansal kurumlar bu konularda uzmanlaşmış kurumlar olduklarından ve büyük miktarlarda işlemler yaptıklarından dolayı, birim başına işlem maliyetleri önemli ölçüde düşmektedir. Diğer bir maliyet kalemi eksik bilgilenme (asimetrik enformansyon) maliyetidir. Finansal işlemlerde tarafların aynı ölçüde bilgiye sahip olmaları olasılığı çok nadir bir durumdur. Taraflardan birinin eksik bilgiye sahip olması asimetrik bilgi sorununu ortaya çıkarmaktadır. Kredi verenin eksik bilgiye sahip olması iki önemli soruna neden olacaktır. İlki ters seçim (advers selection), diğeri kötü niyet (moral hazard) olarak ifade edilir. Ters seçim sorunu, kredi öncesi kredi verenin eksik bilgilenmesinden kaynaklanmaktadır. Ters seçim sonucunda fonlar; riski yüksek, getirisi düşük yatırımların finanse edilmesinde kullanılacaktır. Ters seçim olasılığı nedeniyle kredi riski düşük, getirisi yüksek yatırımların finanse edilememesi gibi bir durum ortaya çıkabilmektedir. Ahlaki riziko ya da kötü niyet sorunu; kredi sözleşmesi yapıldıktan sonra kredi kullanan tarafın krediyi geri ödeme olasılığını azaltan davranışlarda bulunmasından kaynaklanmaktadır. Kredi veren ya da fon arz eden tarafın, fonların nasıl kullanıldığı konusunda tam olarak bilgiye sahip olmaması ahlaki riziko sorununa neden olmaktadır. Bu açıklamalar bize şu sonucu vurgulamamızı gerektirmektedir. Finansal aracı kurumlar, bilgi asimetrisinden doğan ters seçim ve kötü niyet sorunlarının azaltılmasında, finansal piyasaların etkinliğinin artırılmasında önemli görevler üstlenmektedir. İşlem maliyetlerini, bilgi asimetrisinden kaynaklanan ters seçim ve kötü niyet rizikolarını üstlenmeyi tek başlarına göze almak istemedikleri durumda küçük tasarruf sahipleri için aracı kurumları tercih etmeleri durumunda daha yüksek getiri elde etmeleri söz konusu olacaktır. Brokerlar; bir komisyon karşılığında fon arz edenlerle talep edenleri karşılaştıran kurumlardır. Brokerlar kendi nam ve hesabına işlem yapmazlar. Dealerlar ise; başkaları ve kendi nam ve hesabına işlem yapan aracı kurumlardır. Ülkemizde hisse senedi ve tahvil piyasalarında bankalar, portföy yönetim şirketleri gibi kurumlar dealer olarak işlev görmektedir. Yatırım bankaları, mevduat kabul etmeyen, kredi vermeyen; işletmelerin menkul kıymet ihraçlarında danışmanlık ve aracılık yapan kurumlardır. Yatırım bankalarının aracılık rolü halka arz edilen menkul kıymetlerin tümü satılamadığında kalanı satın almayı üstlendikleri yüklenim aracılığı ya da satılamayan menkul kıymetleri satın alma gibi bir yükümlülüğe girmedikleri en iyi gayret aracılığı yöntemlerinden biri ile olur. 1 16 a) Finansal Piyasaların Sınıflanması Finansal piyasalarda, finansal varlıklar alınıp satılmaktadır. Finansal piyasalar farklı şekillerde sınıflandırılabilir: Finansal varlığın niteliğine göre; • Borç piyasaları • Öz sermaye piyasaları Finansal varlığın süresine göre; • Para piyasaları • Sermaye piyasaları Finansal varlığın ilk kez alınıp satılmasına göre; • Birincil piyasalar • İkincil piyasa Ödemelerin hemen ya da gelecekte yapılmasına göre; • Nakit ya da spot piyasalar • Vadeli piyasalar Örgütlenme durumuna göre; • Örgütlenmiş piyasalar (Organize Piyasalar) • Örgütlenmemiş piyasalar (Organize olmamış piyasalar, tezgâh üstü piyasalar) Borç Piyasası ve Öz sermaye Piyasası: Hisse senedi gibi sermaye piyasaları araçları öz sermaye piyasasında; tahvil gibi borçlanma araçları ise borç piyasasında işlem görür. Finansal piyasalarda en yaygın biçimde kullanılan finansman yöntemi borçlanmalardır. Borç, bankalardan sağlanabileceği gibi borçlanma araçları ihraç edilerek tasarruf sahiplerinden de sağlanabilir. Borçlanma araçlarının iki temel özelliği, belirlenmiş bir vadesinin ve faizinin olmasıdır. Borç alanlar, vade içinde faizi ve anaparayı ödemek zorundadır. Borçlanma amacına bağlı olarak borcun vadesi kısa ya da uzun olabilir. Hazine bonoları, devletin kısa süreli fon ihtiyacını karşılamada en çok kullandığı para piyasası araçlarındandır. İşletmeler de yine kısa süreli fon ihtiyacını karşılamada banka kredilerini ve finansman bonolarını kullanabilmektedir. Özsermaye piyasasında hisse senedine yatırım yapan yatırımcılar kuruma ortak olmakta, kurumun kârı ve varlıkları üzerinde hakka sahip olmaktadır. Ayrıca hisse senedi sahipleri kuruma ortak oldukları için oy hakkına ve yöneticileri belirleme hakkına da sahiptirler. Ortaklık hakkı veren finansman araçlarıyla borçlanma araçlarının diğer bir farkı faiz ödemesi yapıldıktan sonra ortaklara kâr payı ödemesinin yapılabilmesidir. Tasfiye durumunda da borç verenlerin öncelik hakkı vardır; tasfiye sonucunda önce borçlulara ödeme yapılır, kalan özsermaye sahiplerine ödenir. Para Piyasaları ve Sermaye Piyasaları: Para piyasaları kısa vadeli finansal araçların alınıp satıldığı piyasalar iken, sermaye piyasaları genellikle bir yıldan uzun vadeli finansal varlıkların alınıp satıldığı piyasadır. İşletmeler genellikle kısa süreli varlıklarını finanse etmede, kısa süreli harcamalarını karşılamada para piyasalarından, orta ve uzun vadeli varlıklarını finanse etmede de sermaye piyasalarından faydalanır. Örneğin, Bankalararası para piyasası bankaların birbirlerine borç para sağladıkları bir para piyasasıdır. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ise hisse senetlerinin alınıp satıldığı bir sermaye piyasasıdır. 17 İşletmelerde sermaye piyasalarından sağlanan fonlar, genellikle orta ve uzun süreli varlıkların finansmanında kullanılır. Bir ülkede sermaye piyasasının gelişebilmesi için aşağıda belirtilen koşulların oluşması gerekir: • Ekonomide tasarruf düzeyinin yükselmesi, • Özel ya da kamu işletmelerinin uzun süreli fonlara ihtiyaçlarının olması, • Menkul değerlere yatırım yapılmasına uygun ortamın olması, • Çok sayıda halka açık anonim ortaklıkların olması, • Sermaye piyasasında aracılık yapacak aracı kurumların gelişmiş olması, • Halka açıklanacak bilgileri izleyecek, yatırım analizleri yapabilecek kişi ve kurumların olması, • Sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin olması gibi sayılabilir. Sermaye piyasaları, piyasa ekonomisinin var olduğu gelişmiş ekonomilerde sistemin vazgeçilmez bir öğesidir. Bu piyasaların sağlıklı bir biçimde işleyerek ülke ekonomisine gerekli katkıyı sağlayabilmesi için ekonominin sağlıklı ve istikrarlı olmasının rolü büyüktür. b) Para Piyasası İle Sermaye Piyasası Arasındaki Temel Farklılıklar Para piyasasında risk sermaye piyasasına göre daha düşüktür. Para piyasasında vade kısa olduğu için sermaye piyasasına göre risk daha düşük olur. Riske bağlı olarak para piyasasında getiri de sermaye piyasasına göre daha düşük olmaktadır. Para piyasası finansal araçlarının likiditesi sermaye piyasasına göre daha yüksektir. Daha önce de ifade edildiği üzere, likidite finansal varlıkların kısa sürede, kolaylıkla ve değerinden önemli kayıp olmaksızın alınıp satılabilmesidir. Bu nedenle ülkemizde olduğu gibi dünyada da en gelişmiş, en etkin piyasalar para piyasalarıdır. Gerçekte para piyasası ile sermaye piyasasını kesin çizgilerle birbirinden ayırmak pek mümkün değildir. Örneğin, para piyasasının başlıca kurumu olan ticari bankaların, özellikle son yıllarda sermaye piyasasında da önemli fonksiyonlar üstlendiği görülmektedir. Yine fonlar da para piyasasından sermaye piyasasına, sermaye piyasasından para piyasasına doğru akmaktadır. Organize Piyasa-Organize Olmayan Piyasa (Tezgâh üstü piyasalar): Finansal piyasalar organize olup olmamasına göre organize piyasalar ve organize olmayan piyasalar olarak sınıflandırılabilir. Alıcı ve satıcıların fiziksel bir mekânı ve kuralları olan örgütlü bir piyasada alım satım yapmaları durumunda organize piyasalarda çalıştıklarını söyleyebiliriz. Örneğin, IMKB örgütlü bir piyasadır. Diğer taraftan kuralları ve işleyişi belirgin olmayan piyasalar tezgâh üstüdür. Tahtakale piyasası tezgahüstü piyasaya örnek olarak verilebilir. Tezgahüstü piyasalarda kişiler birbirine telefon, bilgisayar gibi araçlar ile bağlanırlar ve bu piyasaların işlem hacimleri bazen örgütlü piyasaları asabilir. Organize piyasalarda yatırımcılar tarafından bilgilere erişim kolay ve düşük maliyetli olur. Çok sayıda alıcı ve satıcı olduğu için tam rekabet koşulları daha geçerli olur; alıcı ve satıcıların tek başlarına piyasayı etkileyebilme gücü olmaz. Bu bağlamda, örgütlenmiş piyasalarda finansal varlıkların fiyatı doğru olarak belirlenir. Organize olmamış piyasalarda finansal varlıkların fiyatları pazarlıkla oluşur. Bu tür piyasalarda genellikle işlem yapan tasarruf sahiplerinin kimliği bilinmediği gibi aracı kurum da bilinmez. Organize olmamış piyasanın aldatılma olasılığının yüksek olması, devamlılık göstermemesi gibi sakıncaları olmasına karşılık, küçük ve riski yüksek olan işletmelerin finansal varlıklarına likidite kazandırması açısından önemli işlevleri bulunmaktadır. Para piyasasının örgütlenmiş kurumu bankalar sistemidir. Örgütlenmemiş para piyasası banka sisteminin dışında kalan piyasadır. Bankalar dışındaki kişi ve kuruluşlar da bazen işletmelere kısa vadeli fon sağlamaktadır. Sermaye piyasalarının örgütlenmiş temel kurumu borsalardır. Örgütlenmiş piyasalarda borsaya kote olmuş şirketlerin menkul kıymetleri belirli kurallar çerçevesinde alınıp satılır. Örgütlenmemiş, diğer bir ifade ile serbest piyasalarda pek çok finansal kurum telefon, teleks, faks ve bilgisayarlarla birbirleriyle iletişime geçerek fon transferini gerçekleştirir. Birincil Piyasa-İkincil Piyasa: Birincil piyasalar daha önceden halka arz edilmemiş olan ilk defa alınıp satılan hisseleri kapsayan bir piyasadır. İlk halka arz piyasası bu kapsamdadır. İkincil piyasalar ise daha önceden halka arz edilmiş olan hisse senetlerinin el değiştirdiği piyasalardır. Örneğin, daha önceden halka arz edilmiş olan Vestel, İş Bankası gibi hisselerin İMKB'de alınıp satılması. Birincil ve ikincil piyasalar arasında şu farka da yer vermek gerekir: Finansal varlıkların ilk kez alıcılara satıldığı birincil piyasalardaki işlemler neticesinde bu finansal varlıkları ihraç eden kurumlara fon girişi olmaktadır. Ancak, ikincil piyasalar daha önce alınıp satılan finansal varlıkların tekrar işlem gördüğü piyasalar olduğundan, bu durumda finansal araç sadece el değiştirmiş olmakta ve ihraç eden kuruma fon girişi olmamaktadır. Birincil ve ikincil piyasalara ek olarak, yaygın kullanılmamakla birlikte üçüncül ve dördüncül piyasaların varlığından da söz edilmektedir. Üçüncül piyasa, borsaya kota edilmiş finansal varlıkların borsa dışında aracılar yoluyla alınıp satıldığı piyasalar iken dördüncül piyasa; finansal varlıkların aracısız olarak alınıp satıldığı piyasa olarak tanımlanabilir. Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar bunları tekrar paraya çevirmek istediklerinde hisse senetlerinde hiçbir zaman tahvillerde ise vadeden önce bunları ihraç eden kuruluşa müracaat edemezler. İkincil piyasa, bu durumdaki menkul kıymetlerin paraya çevrilmesini sağlayan piyasadır. İkincil piyasa menkul kıymetlerin likiditesinin artırarak birincil piyasaya talep yaratır ve gelişimini sağlar. Birincil piyasa daha çok sermaye piyasası bilinciyle çalışırken ikincil piyasa menkul kıymetler piyasası bilinciyle çalışır. Birincil piyasada uzun vadeli fonların tasarruf sahibinden firmalara intikali gerçekleşir ve bu piyasadaki tahvil ve hisse senedi ihracından firmaya sermaye girişi olur. Oysa ikincil piyasada el değiştiren menkul kıymetlerden sağlanan fonların bunları çıkaran şirkete herhangi bir şekilde fon akımı gerçekleşmez. Spot Piyasa-Vadeli Piyasa: Ödemenin ve teslimatın hemen ya da 2 işgününde yapıldığı piyasalara spot piyasa denir. Gelecekteki bir tarihte ödemenin ve teslimatın yapıldığı, fiyatın ise bugünden belirlendiği piyasalara ise vadeli piyasalar denir. 18 Vadeli işlemler genellikle gelecekte karşılaşılabilecek riskleri ortadan kaldırmak için yapılır. Vadeli işlemler piyasasında varlığın değeri sözleşme konusu finansal varlığa bağlı olarak türetildiği için bu piyasaya türev araçlar piyasası da denilmektedir. İMKB spot bir piyasa iken, VOB İzmir Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası vadeli araçların alım satımına aracılık etmektedir. Türkiye’deki örgütlenmiş (organize) ve örgütlenmemiş tezgahüstü piyasalar aşağıdaki şekilde özetlenmiştir. FİNANSAL PİYASALAR Örgütlenmemiş Piyasalar (Tezgahüstü) Örgütlenmiş Piyasalar İzmir Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası TC Merkez Bankası Açık Piyasa İnterbank Para Piyasası İMKB Piyasaları Altın Borsası Hisse Sendi Piyasası Bankalararası Piyasalar Serbest Piyasalar TL Piyasaları Döviz Piyasası Tahvil ve Bono Piyasası Repo Piyasaları Altın Piyasası Uluslararası Piyasa Tahvil Piyasaları Döviz Piyasası Takasbank Borsa Para Piyasası Döviz Piyasaları Merkezi Kayıt Kurulu A.Ş. c) Finansal Piyasalarda Düzenleyici Ve Denetleyici Kurumlar Finansal sistemden beklenen fonksiyonların en iyi şekilde yerine getirilebilmesi, sistemin etkin bir şekilde işleyebilmesi için finansal sistemin işleyişinden sorumlu düzenleme ve denetleme otoritelerine ihtiyaç vardır. Temelde güven unsuruna dayalı olan sistemde gözetim ve denetim mekanizması ne derece sağlıklı işlerse kaynakları en uygun alanlara ve en uygun zamanlarda aktarılması o derece kolaylıkla gerçekleşir. Finansal piyasaların düzenlenmesi ve denetlenmesine yönelik düzenlemeler; - Yatırım yapacakların bilgi eksikliğini gidermeye yönelik düzenlemeler, - Finansal sistemin sağlıklı çalışmasına yönelik düzenlemeler, - Devletin para politikalarının kontrolünü sağlamaya yönelik düzenlemeler olarak üç temel grupta toplanabilir. Finansal piyasalarda yaşanan bir sorun tüm sektörleri olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle ekonomik faaliyet alanları içinde faaliyetleri en fazla düzenlemelere tabi tutulmuş, kurallara bağlanmış kesim finans kesimidir. Ekonomide önemli görevler üstlenmesi, geniş bir kesimi ilgilendirmesi, tasfiyeleri durumunda topluma büyük zararlar vermesi nedeniyle finans kesimi üzerinde çeşitli kamu otoritelerinin denetimi ve gözetimi söz konusudur. Türkiye’de finansal piyasaları düzenleyen ve denetleyen kurumlar olarak: • Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası • Hazine Müsteşarlığı • Sermaye Piyasası Kurulu • Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu • Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu sayılabilir. 3. YATIRIM VE FİNANSMAN ARAÇLARI Finansal piyasalara fon sunanların sundukları fon karşılığında fon talebinde bulunanlardan aldıkları varlıklara finansal varlık (finansal araç) denir. Finansal varlıklar fon talebinde bulunanlar tarafından yaratılıp fon sahiplerine fonlarının karşılığında verilir. Finansal varlıkların arsa, bina gibi reel varlıklara göre farklılığı, değerinin taşıdığı haktan kaynaklanmasıdır. Finansal varlık, ihraç eden birim açısından bir yükümlülük iken satın alan açısından bir varlıktır. Genellikle finansal varlıklar ile menkul kıymetler kavramı eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Ancak, gerçekte finansal varlıklar ve menkul kıymetler eş anlamlı değildir. Sermaye Piyasası Kanunu’na (SPKa.) göre menkul kıymet ortaklık veya alacaklılık hakkı sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte, seri hâlinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından belirlenen kıymetli evrak olarak tanımlanmaktadır. 19 Tüm finansal varlıklar alacak hakkı veren (çıkaran birim açısından borç ifade eden) finansal varlıklar ve ortaklık hakkı veren finansal varlıklar olarak iki temel grupta toplanabilir. Alacak hakkı veren ya da borç ifade eden finansal varlıkları ihraç eden kurumlar sabit ya da değişken oran üzerinden faiz ödemek durumundadır. Diğer taraftan hisse senedini satın alan yatırımcılar ise bu senedi ihraç eden firmanın ortağıdır ve faiz gibi sabit bir nakit akışı beklentisi olmayacaktır. Hisse senedi yatırımcılarının firmanın kârından pay alma ve hisse senedinin değerinin artması durumunda sermaye kazancı elde etme hakkı vardır. Borçlanma araçlarının nakit girişleri, faiz ve anapara ödemeleri iken hisse senetlerinin nakit girişleri kâr payı ve sermaye kazancıdır. Nakit akışlarının elde edilme olasılığına bağlı olarak finansal varlıkların getirisi ve fiyatı farklılık gösterecektir. Riskin tahmin edilebilirliği: Bir finansal varlığın riski, getirisindeki ölçülebilir oynaklıkla ilgilidir. Finansal varlıktan elde edilecek nakit akışlarının gerçekleşme olasılığı arttıkca risk düşecektir. Risk, finansal varlığın türüne, vadesine, çıkaran kurumun durumuna göre değişecektir. Finansal varlığın riski, finansal varlığı çıkaran kurumun niteliğine bağlı olarak farklılık gösterir. Devletin çıkardığı tahviller ile özel firmaların çıkardığı tahviller aynı risk düzeyinde değildir. Riske bağlı olarak finansal varlıkların fiyatı da değişecektir. Vade: Finansal varlıklarda vade önemli bir faktördür. Finansal varlıkların vadesi uzadıkça, finansal varlıklardan elde edilecek nakit akışlarının gerçekleşme olasılığı düşecek, buna bağlı olarak risk artacaktır. Likidite: Likidite, paraya dönüştürülebilme özelliği olarak da ifade edilebilir. Finansal varlıklar ne kadar kısa sürede, değerinden önemli kayıp olmaksızın, kolaylıkla paraya dönüşebiliyorsa likiditesi o kadar yüksek olacaktır. Güvenilir bir firmanı n hisse senetlerinin ya da tahvillerinin likiditesi, daha az güvenilir bir firmanın hisse senetleri ve tahvillerin likiditesinden daha yüksektir. Hazine bonoları ise en likit finansal varlıklardır. Bölünebilirlik: Bu özellik finansal varlıkların en az hangi miktarlarda paraya dönüştürülebileceği ile ilgili bir özelliktir. Finansal varlıklar ne kadar bölünebilir ise, diğer bir ifade ile ne kadar küçük birimlerle alınabilme özelliğine sahipse o kadar kolay alınıp satılabilecektir. Vergi özelliği: Finansal varlıkların diğer bir özelliği vergi statülerinden kaynaklanmaktadır. İdari düzenlemelerle bir kısım finansal varlıklara vergi muafiyeti getirilirken bazılarına düşük vergilendirme yapılabilir. Para birimi: Finansal varlıklar ülke parası dışında bir para birimiyle de çıkarılabilir. Serbest döviz kuru sistemlerinin geçerli olduğu günümüz ekonomilerinde finansal varlığın para birimi önemli hâle gelmektedir. Çoğu finansal varlıklar tek bir para birimiyle T, $, Є, ¥ gibi ihraç edilmektedir. Bazı finansal varlıklarda döviz kuru riskini azaltmak üzere iki para birimi kullanılmaktadır. Ülkelerin ve piyasaların gelişmişlik özelliklerine bağlı olarak kullanılan yatırım ve finansman araçları çeşitlilik göstermektedir. a) Para Piyasasında Finansal Araçlar Türkiye’de organize olmuş para piyasalarına 1987′de geçilmiştir. Türkiye’deki para piyasaları, TL piyasaları ve döviz piyasaları olmak üzere ikiye ayrılır. Bu piyasalardan TL para piyasasında işlem gören belli başlı menkul kıymetler(para piyasası araçları)şunlardır: - Hazine Bonosu: Vadesi bir yıldan kısa olan ve ıskontoyla satılan devlete ait borçlanma senetleridir. - Finansman Bonosu: Anonim ortaklıkları biçimde kurulmuş olan şirketler tarafından ihraç edilebilen kısa vadeli borçlanma araçlarıdır. Vadeleri 30 günden kısa,360 günden uzun olamaz. - Banka Bonoları: Kalkınma ve yatırım bankalarının kaynak sağlamak amacıyla, borçlu sıfatıyla düzenleyip ihraç ettikleri emre ve hamiline yazılı menkul kıymetlerdir. - Banka Garantili Bonolar: Kalkınma ve yatırım bankalarından kredi kullanan anonim ortaklıklarının bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip alacaklı bankaya verdikleri emre yazılı menkul kıymetlerdir. - Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK): İhraç eden kurumun kendi ticari işlemlerinden doğan veya devraldığı alacakları karşılığında ihraç edilen menkul kıymetlerdir. - Yatırım Fonu Katılım Payları: Yatırım fonu, katılma belgeleri sonucu toplanan belge sahipleri adına dağıtılması ilkesine göre hareket ederek, menkul kıymetlerden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan mal varlığıdır. Portföy değerinin en az %25′ini devamlı olarak Türkiye’de kurulmuş anonim ortaklıklarının hisse senetlerine yatırmış olan yatırım fonları A tipi, diğeri ise B tipi yatırım fonudur. - Repo/Ters Repo: Repo, menkul kıymetlerin geri alım taahhüdü ile satışıdır. Ters repo ise, menkul kıymetlerin geri satış taahhüdü ile alımıdır. b) Sermaye Piyasasında Finansal Araçları Türkiye’de sermaye piyasası araçları içinde en çok hisse senetleri ve son yıllarda eurobond’lar kullanılmakladır. a) Hisse Senedi: Bir şirkete ait sermeyenin belli bir oranını temsil esen ve sahiplerine o oranda ortaklık hakkı sağlayan, belirli şekil şartına sahip menkul kıymetlerdir. Hisse senedi elinde bulunduran kişiye irketin net geliri ve varlıkları üzerinde alacak hakkı doğuran pay senetleridir. b) Özel sektör tahvilleri: Tahvil, devlet ve anonim şirket tarafından ödünç para bulmak amacıyla üzerinde yazılı değerleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkarılan vadesi bir yıl ve daha uzun borç senetleridir. Özel şirketler tarafından çıkarılan tahvillere özel sektör tahvili denir. c) Devlet tahvilleri: Kamu kesimi harcamalarını ve bütçe açıklarını finanse etmek amacıyla Hazine tarafından 1 yıl ve daha uzun vadeli borç araçlarıdır. 20 d) Kar ve zarar ortaklığı belgesi: Anonim ortaklıkları tarafından kar ve zarara ortak olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında satılmak için çıkartılan menkul kıymetlerdir. e)Katılma intifa senedi: Anonim ortaklıkların nakit karşılığı satılmak üzere ihraç ettikleri menkul kıymetlerdir. f) Gelir ortaklığı senedi: Kamu ortaklığı idaresi tarafından ihraç edilen menkul kıymelerdir. g) Eurobond: Uluslararası borçlanmalarda yabancı tahvil ve eurobond olmak üzere 2 yol kullanılır. Yabancı tahvil, yabancı bir ülkede satışa sunulan ve satışa sunulduğu ülkenin para birimi üzerinden ihraç edilen tahvildir. Eurobond ise, satışa sunulduğu ülkenin para birimi dışında bir para birimi üzerinden ihraç edilen tahvildir. 21 İçindekiler Tablosu ..................................................................... 2 ........................................................................................................ 2 1. ÖDEMLER BİLANÇOSUNUN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ ................................................................................................ 2 a) Ekonomik İşlem ve Ülkede Yerleşik Olma ........................................................................................................................ 3 b) Alacaklı ve Borçlu İşlemler ............................................................................................................................................... 4 c) Uluslararası Ticari İşlemlerin “İkilik” Özelliği .................................................................................................................. 4 d) Otonom ve Denkleştirici İşlemler ...................................................................................................................................... 4 2. ÖDEMELER BİLÂNÇOSUNUN ANA HESAP KALEMLERİ ............................................................................................... 5 A) Cari İşlemler Hesabı .............................................................................................................................................................. 5 a) Mal Dengesi ....................................................................................................................................................................... 5 b) Hizmetler Dengesi.............................................................................................................................................................. 6 c) Gelirler Dengesi ................................................................................................................................................................. 6 d) Cari Transferler .................................................................................................................................................................. 6 B) Sermaye Hesabı ..................................................................................................................................................................... 7 C) Finans Hesabı ........................................................................................................................................................................ 7 D) Net Hata ve Noksan .............................................................................................................................................................. 9 E) Resmi Rezervler Hesabı ........................................................................................................................................................ 9 3. TÜRKİYE'NİN ÖDEMELER DENGESİ İSTATİSTİKLERİ ................................................................................................. 10 4. DIŞ AÇIKLARA KARŞI İZLENEBİLECEK POLİTİKALAR .............................................................................................. 10 ...................................................................................... 12 1. EKONOMİDE FİNANSAL SİSTEMİN YERİ VE ÖNEMİ ............................................................................................... 12 a) Finansal Sistemin Tanımı ..................................................................................................................................................... 12 b) Finansal Sistemin İçeriği ...................................................................................................................................................... 13 c) Finansal Sistemin İşlevleri ................................................................................................................................................... 14 d) Finansal Piyasaların Üstlendiği Başlıca Fonksiyonlar ......................................................................................................... 14 e) Finansal Sistemin Unsurları ................................................................................................................................................. 15 2. FİNANSAL PİYASALAR VE FİNANSAL KURUMLAR ................................................................................................ 15 a) Finansal Piyasaların Sınıflanması ........................................................................................................................................ 17 b) Para Piyasası İle Sermaye Piyasası Arasındaki Temel Farklılıklar ...................................................................................... 18 c) Finansal Piyasalarda Düzenleyici Ve Denetleyici Kurumlar ............................................................................................... 19 3. YATIRIM VE FİNANSMAN ARAÇLARI......................................................................................................................... 19 a) Para Piyasasında Finansal Araçlar ....................................................................................................................................... 20 b) Sermaye Piyasasında Finansal Araçları ............................................................................................................................... 20 . 22