canlıların kimyasal içeriği ve temel bileşenleri

advertisement
CANLILARIN KİMYASAL İÇERİĞİ VE
TEMEL BİLEŞENLERİ
• Vücudumuzdaki bir hücrede yaklaşık 2 metre
uzunluğunda DNA molekülü bulunur.
• Bitki hücrelerinin duvarlarında bulunan selüloz
dünyada en çok bulunan organik maddedir.
• Yüzey gerilimi bazı böceklere su üzerinde
durma yeteneği kazandırır.
• İyot eksikliği guatr hastalığına
neden olur.
Multidisipliner bilim; Biyoloji
• 
• 
• 
• 
• 
Kimya
Fizik
Tıp
Ziraat
Gıda vb..
• Biyolojik düzenlenme atom
seviyesinden başlayarak
canlı seviyesine kadar
uzanır.
Bir elementin özelliği atomlarının yapısına
bağlıdır.
Eksi yük
bulutu
(2 elektron)
A)
B)
• Bir elementin davranışı onun atom yapısı tarafından belirlenir.
• Helyum çekirdeği 2 nötron(gri) ve 2 proton(pembe) içerir. İki elektron
çekirdek çevresinde hızla hareket eder. Birinci modelde elektronlar
eksi yüklü bulut şeklinde temsil edilmektedir.
• Elektronlar sadece belirli potansiyel enerji düzeylerinde bulunurlar.
Elektronun bir düzeyden diğerine geçebilmesi için enerji kazanması
yada kaybetmesi gerekir.
ELEKTRONLARıN DAĞıLıMı
Birinci
Kabuk
İlk 18 elementin elektron konfigürasyonu
İkinci
Kabuk
Üçüncü
Kabuk
• Hidrojenin 1, helyumun 2 elektronu ilk kabukta yer alır.
• En dıştaki elektron kabuğuna valans kabuğu denir.
• Aynı sayıda valans elektronuna sahip olan elementlerin (Örneğin
flor ve klor) kimyasal özellikleri birbirlerine benzer.
• He, Ne, Ar valans kabukları dolu 3 elementtir.
Elektron Yörüngeleri
• Elektron orbitalleri (yörüngeleri) bir atoma ait elektronların en yüksek
olasılıkla bulundukları alanlardır.
Her orbital en fazla 2 elektron
taşıyabilir.
• Birinci enerji kabuğu sadece 1s orbitalinden oluşur ve 2 elektron taşır.
Örnek He. İkinci enerji kabuğu en fazla 8 elektron bulundurabilir. Bir
tane 2s yörüngesi 3 tanede 2p yörüngesi içerir. 2p yörüngesi x, y, ve z
eksenleri boyunca yerleşmiştir.
• B i r a t o m u n v a l a n s
kabuğunun tamamlanması
için gereken elektronların
sayısı genellikle atomun
kaç tane bağ oluşturacağını
belirler.
• 2 oksijen atomu 2 çift
valans elektronunu
paylaşarak bir molekül
oksijen oluşturur.
• Dört tane hidrojen atomu
bir karbon atomunun en dış
kabuğundaki elektronları
sekize tamamlayarak metan
oluştururlar.
POLAR VE APOLAR KOVALENT BAĞLAR
• B ir atomun kovalent bağ elektronuna karşı gösterdiği ilgi
elektronegativite olarak adlandırılır. Aynı elementin iki atomu
arasındaki bir kovalent bağda elektronlara karşı gösterilen çekim gücü
birbirine eşittir.
• Elektronların eşit olarak paylaşıldığı bu tip bağa polar-olmayan
kovalent bağ denir. Oksijen ve Hidrojen moleküllerindeki bağlar örnek
verilebilir.
• Bir atomun daha elektronegatif başka atoma bağlı olduğu diğer
bileşiklerde bağ elektronları eşit olarak paylaşılmaz. Bu tip bağa polar
kovalent bağ denir. Örneğin su molekülündeki hidrojen atomlarıyla
oksijen arasındaki bağlar polardır.
• En çok elektonegatif
atomlardan biri olan
oksijen ortaklaşa
k u l l a n ı l a n
e l e k t r o n l a r ı
hidrojenden daha
çok kendisine çeker.
• Ortaklaşa kullanılan
elektronların oksijen
çekirdeği etrafında
geçirdiği süre,
hidrojen çekirdeği
etrafında geçirdikleri
süreden daha
fazladır.
• Su molekülü içindeki elektronların eşit olmayan biçimde paylaşılması
oksijen atomunun kısmi eksi yükle, her hidrojenin ise kısmi artı yüke
sahip olmasına neden olur.
• Bir valans elektronu, sodyumdan (Na) klora (Cl) aktarılabilir. Böylece
her iki atomun valans kabukları tamamlanır. Sodyum atomu net + 1
yük taşıyan katyon, klor atomu ise net – 1 yük taşıyan anyon haline
gelir.
Zıt elektrik yükü taşıyan atomlar ya da iyonlar arasındaki çekim bir
iyonik bağdır.
Zayıf kimyasal bağlar canlı kimyasında önemli rol oynarlar.
• Zayıf bağlanmanın avantajı moleküller arasındaki temasın kısa
süreli olabilmesidir. Örneğin haberci moleküller sinir hücrelerini
yüzeyinde bulunan reseptörlere kısa süreliğine bağlanırlar.
• Hidrojen bağı elektronegatif bir atom ile başka bir elektronegatif
atoma kovalent bağlı bir hidrojen atomu arasındaki zayıf çekim
gücüdür.
• Van der Waals etkileşimleri ise zayıf nitelikte
olup sadece atomlar ve moleküller birbirlerine
H
O
çok yaklaştıkları zaman ortaya çıkarlar. Moleküller
üzerindeki geçici artı ve eksi yük taşıyan
H
bölgelerin birbirlerini çekmesi bu bağın
Hidrojen
oluşmasının nedenidir.
bağı
Sadece moleküller arasında değil bir proteinin
N
farklı bölgeleri arasında da oluşarak üç boyutlu
H
biçimi güçlendirirler.
H
H
Örn: ev keleri (geko)
Biyolojide;
•  Moleküllerin biçimi kritik bir öneme sahiptir.
Biyolojik moleküllerin birbirlerini tanıyarak tepki vermelerine
neden olur.
Örn; hipofiz bezi tarafından salgılanan endorfin sinyal molekülleri
beyindeki reseptörlere bağlanmak suretiyle ağrıyı giderir yada
stres durumlarında mutluluk verir. Opiat türü ilaçlar (morfin ve
eroin) endorfinin reseptöre bağlanan kısmına çok benzer
dolayısıyla aynı endorfin gibi ağrıyı azaltır yada ruh halini
değiştirir.
Kimyasal tepkimeler;
• Maddenin bileşiminde değişikliğe yol açacak kimyasal bağlar
kurulması ya da kırılması kimyasal tepkimeler olarak adlandırılır.
Bu tepkime H ve O’nin kovalent bağlarını kırar ve Su’daki yeni bağları
kurar.
• Kimyasal tepkimelerin bir çoğu geri dönüşümlüdür.
• İleri ve geri tepkimelerin hızları birbirine eşit olduğunda, kimyasal
dengeye ulaşılır.
SU ve Canlılar
• Su moleküllerindeki polar kovalent bağlar hidrojen bağlarına neden olur.
• Su polar bir moleküldür.
• Bir su molekülünün oksijeni
komşu moleküldeki hidrojen
tarafından elektriksel olarak
çekildiği zaman arada hidrojen
bağı kurulur.
• Her su molekülü en fazla
dört su molekülü ile
hidrojen bağı kurabilir.
o
• İnsanın vücut sıcaklığı olan 37’C
deki sıvı suda herhangi bir anda
moleküllerin % 15’i komşusu
olan dört su molekülü ile kısa
ömürlü bağlarla bağlı durumdadır.
Dünyanın dörtte üçü su ile kaplıdır ve dolayısıyla hayat için vazgeçilmezdir.
Suyun canlılar için önemi;
•  Polar özellikte olması suyu iyi bir çözücü yapmaktadır.
•  Kohezyon davranışı (hidrojen bağları sonucu düzenli bir yapı
kazanmakta ve su molekülleri birbirine yakın konumda
kalmaktadır.) Bitkilerdeki mikroskobik su iletim hücrelerindeki
suyun yukarı çekilmesine yardımcı olur.
•  Sıcaklığı kararlı kılma yeteneği (Suyun özgül ısısı yüksektir. H
bağları kırıldığında ısı soğurur, kurulduğunda ısı açığa çıkarır.
Dolayısıyla sıcaklıkların canlıların yaşayabileceği limitlerde
tutulmasına yardım eder. )
•  Donduğunda genişlemesi
•  Çözücü olarak çeşitlenebilmesi
Suyun yeni ortaya çıkan özellikleri canlılığı destekler ve diğer
gezegenlerde canlıların evrimine katkıda bulunur.
ve hareketsiz
• Buz kristali içinde daha fazla boş alanlar bulunduğu için, buz aynı
hacimdeki sıvı sudan daha az molekül içerir. Dolayısıyla yoğunluğu
daha azdır.
Donan su yoğunluğu az olduğu için yüzeyde oluşur.
Göllerin üzerinde oluşan buz tabakası alttaki su tabakasında hayatın
devam etmesini sağlar.
Sofra tuzunun suda erimesi
• Çözünen iyonların her
biri hidrasyon kabuğu
adı verilen ve su
moleküllerinden oluşan
b i r k ü r e i l e
çevrelenmiştir.
• İyonlar ya da polar
bileşikler su
molekülleri ile
çevrelendiklerinde
çözünürler ve
çözünen olarak
adlandırılırlar.
• Hidrofilik bileşikler suya karşı çekim gösterdikleri
halde, hidrofobik bileşikler sudan kaçma
eğilimindedirler.
Örneğin yağlar hidrofobiktir ve su da çözünmezler.
• S u çeşitli maddeleri
çözebilen bir çözücüdür.
• İ yonik olmayan polar
bileşiklerde, örneğin
şeker ve proteinler gibi,
suda çözünebilir.
• P r o t e i n l e r i n d ı ş
yüzeylerinde iyonik ve
p o l a r b ö l g e l e r
taşıyorlarsa suda
çözünebilirler.
Suyun disosiyasyonu
H O à
2
ß
H+
+ OH-
• İki su molekülü tarafından bir hidrojen bağında paylaşılan bir
hidrojen atomu bir molekülden diğerine geçebilir. Proton kaybeden
3
su molekülü – 1 yük taşıyan OH- (Hidroksil) haline geçer.
Diğer su
molekülü ise H 0+ haline geçer.
• Saf suda H+ ve OH- derişimleri eşit olmakla birlikte, asit ve baz adı
verilen belirli çözünenlerin suya eklenmesiyle bu denge bozulur.
• Asit adı verilen bileşikler suda
çözündüğünde çözeltiye H+ verirler.
HCl à H+ + Cl• B ir çözeltinin hidrojen iyonu
derişimini azaltan bileşiklere baz adı
verilir. Bazı bazlar ortama hidroksil
iyonu vererek ortamdaki H+
derişimini azaltırlar.
NH3 + H+ à NH4
NaOHà Na+ + OH• OH- derişimi H+ derişiminden fazla
olan çözeltilere bazik çözeltiler denir.
•  Birbirine eşit olduğunda çözelti
nötr adını alır.
Tamponlar
• Bir çözeltideki hidrojen ve hidroksil derişimlerindeki değişimi en aza
indirecek bileşiğe TAMPON denir.
• Tamponların varlığı biyolojik sıvıların pH’larında ortaya çıkabilecek
değişiklikleri önler. Böylece insan3 kan pH’sının 7.4 civarında olmasını
sağlar.
• İnsan kanı pH’sını kararlı tutan tamponlardan en önemlisi karbonik
asittir. Karbonik asit bikarbonat iyonu (HCO - ) ve hidrojen iyonu (H+)
verecek şekilde disossiye olur.
• Eğer kandaki H+ derişimi artarsa (pH düşerse) bikarbonat iyonu baz
gibi davranmaya başlar ve çözeltideki fazla hidrojen iyonunu
uzaklaştırır.
Asit Yağmurları
• Kirlilik içermeyen yağmurun pH’sı 5,6 civarındadır. Bu hafif asiditenin
nedeni karbondioksit ve suyun oluşturduğu karbonik asittir.
Asit yağmuru pH’sı 5,2 den daha düşük olan yağmur, kar ya da sis için
kullanılan bir terimdir.
• Asit yağmurların temel nedeni atmosferde bulunan kükürt oksit ve
azot oksitlerdir. Bu bileşikler su ile etkileşerek kuvvetli asitleri
oluşturur ve yağmur ya da kar şeklinde yeryüzüne dönerler.
Asitlerin göller ve akarsular üzerindeki etkileri bahar mevsiminde
karlar erimeye başladığında çok daha ağır olur. Burada yaşayan
canlılara ciddi zarar verir.
• Karaya düşen asit yağmurları kalsiyum ve magnezyum gibi bazı
mineral iyonları yıkayarak uzaklaştırır. Bu mineraller toprak suyunun
tamponlanmasına yardımcı olurlar ve bitki büyümesi için zorunlu
besinlerdir. Dolayısıyla toprak kimyasını değiştirerek bitkileri olumsuz
etkiler.
Karbon ve Canlılardaki Çeşitliliği
Biyolojik molekül çeşitliliğinin asıl sorumlusu karbon elementidir.
•  Organik kimya karbon bileşiklerini inceler.
•  Karbon atomları diğer dört atoma bağlanarak çeşitli moleküller
oluşturur.
•  Biyolojik moleküllerin işlevlerinde az sayıda fonksiyonel grup
anahtar rol oynar.
Yapısal
Formül
Çubuk
Formül
Uzay
Modeli
ORGANİK
MOLEKÜLLER
• M olekül yapıtaşlarının
çeşitliliği karbon
atomlarından kaynaklanır.
• M e t a n m o l e k ü l ü n d e
karbon atomu diğer
atomlara dört adet tekli
kovalent bağ yaptığı
zaman molekülün şekli
düzgün dörtyüzlüdür.
• E tilen molekülünde iki
karbon atomu çift bağ ile
bağlı ise bu karbonlara
bağlı olan bütün atomlar
aynı düzlem üzerinde
olduğu için bu molekül
düzlemseldir.
Valans=1
Valans=2
Valans=3
Valans=4
• Organik moleküllerdeki temel elementlerin valansları oluşturabileceği
kovalent bağ sayısıdır.
• Bu sayı genellikle atomun en dış kabuğundaki elektron sayısını
tamamlamak için gereken elektron sayısına eşittir.
Etan
Propan
a)Uzunluk:Karbon iskeletleri farklı boydadır
1-Büten
2-Büten
c)Çift bağlar:İskelet farklı konumlarda yer alan
çift bağlar taşıyabilir.
Bütan
İzobütan
b)Dallanma:İskeletler dallanmış ya da dallanmamış
olabilir.
Siklohegzan
Benzen
d)Halkalar:Bazı karbon iskeletleri halkalar halinde
düzenlenirler.
• Organik moleküllerin çeşitliliği karbon iskeletlerinin değişkenliğinden
kaynaklanır. Hidrojen ve karbon içeren bu
tür moleküllere
hidrokarbonlar denir.
• Yağlar; hidrokarbon kuyruklar içerir. Hidrofobik özellik gösterirler
çünkü polar değildirler. Ayrıca enerji değerleri yüksektir.
• Bir yağ molekülü bir
baş ile üç adet
hidrokarbon kuyruktan
oluşur. Bu kuyruklar
enerji depolar ve
hidrofobik davranıştan
sorumludurlar.
a)Yağ molekülü
b)Memelilerdeki yağ hücreleri
Oksijen
Karbon
Hidrojen
Yağ damlaları
• Memelilerdeki yağ hücreleri yağ moleküllerini depolar. Yağ hücreleri
yağ damlacıkları ile doludurlar. Bu damlacık çok sayıda yağ
molekülünden oluşmuş bir yığın halindedir.
İzomerler
• İzomerler aynı molekül formülüne
sahip oldukları halde, farklı yapı
dolayısıyla farklı özelliklere sahip
bileşiklerdir.
• Yapısal izomerler kovalent bağlanma
açısından birbirlerinden farklıdırlar.
Geometrik izomerler çift bağ
etrafındaki düzenleniş açısından
birbirlerinden ayrılırlar.
• E n a n t i o m e r l e r ( S t e r o i z o m e r l e r )
asimetrik karbon etrafındaki
düzenlenişleri açısından
birbirlerinden ayrılırlar. Uzaydaki
düzenlenişleri farklı olan bu
moleküller sağ el ve sol el örneğine
benzer şekilde birbirlerinin ayna
görüntüsüdür.
• L-Dopa Parkinson hastalığının
tedavisinde kullanılan bir ilaçtır.
Bu hastalık sinir sistemindeki bir
rahatsızlıktan kaynaklanır.
L-Dopa
(Parkinson hastalığna
Karşı etkili)
D-Dopa
(Biyolojik olarak
inaktif)
• Bu ilacın ayna görüntüsüne sahip enantiomeri olan D-Dopanın
parkinson hastaları üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.
Fonksiyonel Gruplar
• Bir molekülün karbon iskeletine
bağlı
yan grupları
molekülün
kimyasal tepkimeleri üzerine
önemli rol oynar.
• H idroksil, karboksil, amino,
sülfidril, fosfat ve karbonil önemli
fonksiyonel gruplardır.
• Fonksiyonel gruplar canlılardaki molekül çeşitliliğini mümkün kılar.
Östradiol testosteron arasındaki fonksiyonel grup farklılığı
moleküllerin etkilerini değiştirir.
• Molekül mimarideki bu basit değişiklik omurgalıların dişi ve erkeği
arasındaki anatomik ve fizyolojik farklılıklar ortaya çıkmasına neden
olur.
MAKROMOLEKÜLLER
• Canlılardaki organik bileşikler
polimer adı verilen zincir benzeri
moleküllerdir. Polimer, birbirinin aynısı
veya benzeri yapıtaşlarının kovalent
bağlarla bağlanarak oluşturdukları
uzun bir moleküldür. Polimerlerin
yapıtaşları olarak görev yapan küçük
moleküllere monomer denir.
• Monomerlerin birbirlerine bağlandığı
tepkime sırasında bir molekül su
çıkışıyla birlikte arada bir kovalent bağ
kurulur. Bu tepkime dehidrasyon olarak
adlandırılır.
• Polimerler hidroliz adı verilen olayla
su alarak monomerlerine ayrılır.
KARBONHİDRATLAR
• Karbonhidratlar hem şekerleri hem de bunların polimerlerini içerirler.
En basit karbonhidratlar monosakkaritlerdir (Şekerler).
• En küçük olan şekerler yakıt ve karbon kaynağı olarak iş görürler.
• Glukoz en önemli şekerdir. Su içinde çözünmüş haldeki glukoz
molekülleri diğer birçok şeker gibi halkasal yapıdadırlar. Glukoz
hücreler için temel besindir.
a)Doğrusal ve halkasal formlar
GLUKOZ
b)Kısaltılmış halka yapısı
Monosakkarit Çeşitleri
• K arbonil grubunun
yerine bağlı olarak
aldoz ya da ketoz
olarak adlandırılırlar.
• Karbon iskeletlerinin
uzunluğuna da göre
sınıflandırılırlar.
• Ş ekerler arasındaki
farklılıklar ayrıca
asimetrik karbon
e t r a f ı n d a k i
düzenlenişten
kaynaklanır.
örn. Glikoz ile galaktoz
arasındaki farklılık
Glukoz
Glukoz
Maltoz
• Disakkarit iki monosakkaridin glikozidik bağ ile birleşmesiyle oluşur.
Glukoz
Fruktoz
Sukroz
• İki Glukoz biriminin dehidrasyon sentezi ile birleşmesinden maltoz,
glukoz ve fruktozun birleşmesinden sükroz, glukoz ve galaktozun
birleşmesinden ise laktoz oluşur.
Kloroplast
Nişasta
Nişasta
Amiloz
Amilopektin
Mitokondri
Glikojen
Glikojen
• Nişasta ve Glikojen çok sayıda monosakkaritin birleşmesinden oluşan
polimerdir. Bu polimerler, Polisakkaritler olarak bilinirler.
• Birbirine dönüşebilen iki glikoz formu 1 nolu karbona bağlı hidroksil
grubunun yerleşimi açısından farklılık taşır.
• Nişasta ve glikojen depo polisakkarit selüloz ise yapısal bir
polisakkarittir.
• Nişasta ve selüloz bitkilerde, glikojen ise hayvanlarda bulunur.
• Nişasta alfa glukoz monomerlerinin 1-4 bağı ile oluşur.
• Selüloz beta glukoz monomerlerinin 1-4 bağı ile meydana gelir. Bağ
açısından dolayı iki glukoz monomerlerinden biri başa aşağı şeklinde
durur.
• Selüloz yapısal bir
polisakkarittir. Yeryüzünde
en çok bulunan organik
bileşiktir.
• İnsanlar selülozu
sindiremez. Bitki hücre
duvarında birbirlerine hidrojen
bağlarıyla tutunmuş paralel selüloz molekülleri, mikrofibril adı verilen
yapılar halinde gruplaşır.
• Başka bir yapısal polisakkarit
eklembacaklıların kabuklarında
bulunan kitin’dir. Deri gibi yumuşak
olmakla beraber yapısına kalsiyum
karbonat tuzunun katılmasıyla sertleşir.
• Kitin selüloza benzemekle beraber
glikoz monomeri azot içeren bir yan grup taşır.
YAĞLAR (LİPİDLER)
• Yağlar (Lipid) polimer yapıda olmayan büyük biyolojik moleküllerdir.
temel işlevi enerji deposu olmalarıdır.
• Mumlar ve bazı pigmentlerde lipidlere dahil olmakla beraber, yağlar
fosfolipidler ve steroidler olmak üzere gruplara ayrılırlar.
• Yağ moleküllerinin yapıtaşı bir molekül gliserol ve üç molekül yağ
asidi’dir.
• Gliserole eklenen her yağ asidi için bir molekül su uzaklaşır.
• Y a ğ o l u ş u m u
sırasında üç yağ
asidinin her biri bir
ester bağı ile
gliserole bağlanır.
• Y a ğ m o l e k ü l ü
trigliserid olarakta
adlandırılır.
• Yağ asidinin bir ucunda karboksil grubu vardır. Yağ asitlerinin
hidrokarbon zincirlerindeki polar olmayan C-H bağları yağların
hidrofobik olmalarının nedenidir.
• Y a ğ l a r d o y m u ş v e
doymamış yağlar olarak iki
gruba ayrılır. Bu durum yağ
asitlerinden kaynaklanır.
• Yağ asitlerindeki karbon
atomları arasında tek bağ
varsa karbon iskelete çok
sayıda hidrojen bağlanır.
Bunlar doymuş katı
yağlardır.
• K arbonlar arasında çift
bağlar
varsa yağ asitleri bu
bölgelerden kıvrılır ve
katılaşmaları engellenir. Bu
tür yağları doymamış sıvı
yağlardır çift bağlardan
dolayı fazla hidrojen
içermezler.
• Fosfolipidler; hücre zarlarının
temel yapısını oluştururlar.
• Gliserole 2 yağ asidi bağlıdır.
Ay r ı c a ü ç ü n c ü h i d r o k s i l
grubuna eksi elektrik yükü
taşıyan bir fosfat katılmıştır.
• Fosfatidilkolin özel fosfolipid olup, fosfata bağlı bir kolin grup taşır.
• Fosfolipidler suya eklendiğinde kendiliğinden bir araya gelerek
agregatlar oluşturur. Ayrıca hücre zarlarında bulunan fosfolipidlerin
kuyrukları suda çözünmediklerinden dolayı birbirlerine dönük halde
bulunur.
• Moleküllerini hidrofilik baş bölgeleri ise polar olduğundan sıvı
çözeltilerle temas halindedirler.
• Çift tabakalı fosfolipid hücre ile onun arasında bir sınır oluşturur.
• Steroidler; birbirleriyle kaynaşmış dört adet halka içeren karbon
iskeletine sahip lipitlerdir. Halkalara farklı fonksiyonel gruplar
bağlanarak çeşitli steroidler oluşur. Kolesterol önemli bir steroid olup
hayvansal hücre zarlarının temel bileşenidir. Bir çok hormonda
steroid yapıdadır.
PROTEİNLER
• Bütün proteinler 20 (???) çeşit amino asitten oluşan polimerlerdir.
Selenosistein+ Prolizin 21 ve 22. çeşit a.a’lerdir.
• Amino asitler hem amino hem de karboksil grubu içerirler. Ayrıca bir
hidrojen ve de R ile sembolize edilen değişken gruba sahiptirler.
• A mino asitin merkezinde alfa
karbon olarak adlandırılan
asimetrik karbon atomu bulunur.
Amino
Karboksil
Proteinin işlevi; bir başka molekülü tanıyarak ona bağlanma yeteneğine
dayanır.
Proteinlerin genel işlevleri
Protein tipi
İşlev
Örnekler
Yapısal proteinler
Destek
Böcek pupaları, örümcek ağları, Kolojen ve
elastin lifler,keratin saç, boynuz, tüy.
Depo proteinleri
Amino asit depolaması
Yumurta kında bulunan ovalbumin bir
amino asit deposudur. Süt proteini kazein.
Taşıyıcı proteinler
Diğer bileşiklerin taşınması
Hemoglobin, hücre zarları taşıyıcı
proteinleri
Hormon proteinleri
Canlı aktiviteleri kontrolü
Pankreastan salgılanan insülin
Reseptör proteinler
Kimyasal uyarılara
karşı hücresel cevap
Sinir hücrelerinde bulunan reseptörler
Kasılma proteinleri
Hareket
Aktin ve Miyozin kas proteinleri, sil ve
kamçıda bulunan proteinler
Savunma proteinleri
Hastalıklara karşı direnç
Antikorlar ve interferonlar
Enzim proteinleri
Kimyasal tepkimeleri
hızlandırmak
Sindirim enzimleri polimerleri hidrolize
eder.
• A m i n o a s i t l e r a r a s ı n d a
peptid bağları kurulur.
• Dehidrasyon tepkimeleri ile
bir amino asitin amino
grubunun amino grubu ile
diğer aminoasitin karboksil
grubu arasında peptid bağı
olur.
• Tepkimelerin devam etmesi
sonucu bir polimer olan
polipeptid meydana gelir.
• Her polipeptid kendine özgü
bir amino asit sırasına
sahiptir.
• Bir proteinin işlevi onun üç boyutlu yapısı
tarafından belirlenir. Bir proteinin yapısında
birincil, ikincil ve üçüncül yapılar ayırt
edilebilir. Dördüncül yapı iki ya da daha fazla
polipeptid zinciri içeren proteinlerdeki yapısal
düzeydir.
• Yandaki şekil lizozim enziminin kendine özgü
amino asit dizisi yada birincil yapısı
görülmektedir.
• Birincil yapıyı oluşturan amino asit dizisi
rastgele bir sıra ile değil genetik yapı
tarafından belirlenir. Birincil yapıdaki ufak bir
değişiklik proteinin üç boyutlu yapısını ve
görevini değiştirebilir (denaturasyon)
• Proteinlerin polipeptid zinciri tekrarlayan
kıvrım yada katlanmalar içerir. Böylece
ikincil yapılar ortaya çıkar.
• İkincil yapılardan bir tanesi olan alfa heliks
her dört amino asitte yer alan hidrojen
bağları ile şeklini koruyan bir kıvrımdır.
Örnek saçtaki keratin.
• İkincil yapının diğer şekli olan beta pilili
yapıda polipeptid zincirinin iki ya da daha
fazla bölgesi birbirlerine
paraleldir. Örümcek
ağları örnek verilebilir.
• O murganın paralel
bölgeleri arasında
hidrojen bağları bu
yapıyı bir arada tutar.
(Van der waals
etkileşimleri)
• Bir polipeptid katlanırken polar
olmayan amino asitler
genellikle sudan uzaklaşacak
şekilde proteinin iç kısmında
kümelenir.
• Su molekülleri birbirleriyle ve
proteinin hidrofilik bölgeleri ile
hidrojen bağları oluştururken
polar olmayan bölgeler
arasında van der waals
etkileşimleri oluşur. Böylece
proteinlerin üçüncül yapıları
ortaya çıkar.
• Disülfid köprüleri ise güçlü
kovalent bağlardır ve iki
sistein monomeri arasında
kurulur.
• Bu bağlar üçüncül yapının kararlı bir şekilde olmasını sağlayarak
proteinin özgül üç boyutlu yapısının ortaya çıkmasını sağlar.
a)Kolojen
b)Hemoglobin
Polipeptid
zinciri
Beta
Zincir
Alfa
zincir
Demir
Hem
• Kolojen üç tane helikal polipeptidin birbirleri üzerine dolanmasıyla
oluşan fibröz bir proteindir. Hemoglobin ise dört tane polipeptid alt
birimden oluşmuş globüler bir proteindir. Bu yapılar proteinin dördüncül
yapısını oluşturur.
Proteinlerin dört yapısal düzeyi
Çeşitli hormon ve vitaminleri kanda taşımakla görevli bir protein olan
transtayretin dört yapısal düzeyi de sergiler.
Transtayretin birbirlerinin aynısı olan dört polipeptid alt birimi içerir.
Protein yapısındaki ufak bir değişiklik;
•  Protein işlevinde yıkıcı bir etki yaratır.
Örn; Orak hücre hastalığı (kalıtsal kan hastalığı)
Proteinin birincil yapısındaki ufak bir değişiklik sonucu iş görme
yeteneğini kaybeder.
Hemoglobindeki gl.asitin, valinle yerdeğişimi
Normal kırmızı kan hücreleri disk şeklindedir. Hastalık sonucu
kristalleşme olduğundan hücreler deforme olarak orak şeklini alır.
NÜKLEİK ASİTLER
• N ükleik asitler kalıtsal
bilgiyi depolar, aktarır ve
ifade ederler.
• DNA, özgül proteinlerin
sentezi için gerekli bilgiyi
depolar. Yani RNA sentezi
ve RNA aracılığı ile protein
sentezini yönetir.
• RNA (mRNA) bu genetik
bilgiyi protein-sentez
mekanizmasına taşır.
Azotlu
(Pentoz)
• Nükleik asitlerin monomerleri olan nükleotidler üç tip yapıtaşından
oluşur.
•  Bir tane azotlu baz, bir pentoz şeker ve bir tane fosfat grubu.
• Kalıtımın temeli, ikili sarmal yapıdaki
DNA’nın kendini eşlemesidir. DNA çift
sarmal yapıda bir makromoleküldür.
• Hücre bölünmesinden önce çift
zincirli DNA açılarak, her bir eski zincir
kalıp görevi görür ve karşılarına
eşleşme kurallarına göre uygun
nükleotidler gelir.
• Oluşan iki zincir genetik açıdan
birbirinin aynısıdır, böylece genetik
bilgi değişmeden yeni hücrelere
aktarılmış olur.
METABOLİZMA
• C anlılardaki kimyasal tepkimelerin tümü metabolizma olarak
adlandırılır.
• Büyük moleküllerin daha basit bileşiklere parçalanması süreçlerine
katabolizma denir. Buna karşılık daha basit moleküllerden daha
karmaşık moleküllerin enerji harcanarak kurulması olayı da anabolizma
adını alır.
• Bir madde birlikteliğinde cereyan eden enerji dönüşümlerinin
incelenmesi termodinamik olarak adlandırılır. Bir termos içindeki sıvı
kapalı sistem olarak değerlendirilir.
• Kapalı bir sistem çevreden izole olmuştur. Enerji bir açık sistem içinde
sistem ile çevresi arasında aktarılabilir. Canlılar açık sistemler olarak
bilinir.
Termodinamiğin Yasaları
•  Termodinamiğin birinci yasasına göre evrenin enerjisi sabittir.
Enerji aktarılabilir ve dönüştürülebilir, ancak yeniden
yaratılamaz ya da yok edilemez.
•  Her enerji aktarımı ya da dönüşümü evreni daha düzensiz hale
getirir. Buna entropi denir. Birçok durumda entropi artışı
sistemin organize yapısındaki fiziksel bozulmayla kendini
gösterir. Buna termodinamiğin ikinci yasası denir.
Canlılar serbest enerji harcayarak yaşarlar.
• Serbest enerji; bir sistem içindeki sıcaklığın düzenli olduğu durumdaki
iş yapabilen enerjidir. Canlılar sadece çevreden kazandıkları serbest
enerjiyi harcayarak yaşayabilirler.
G = H – TS
G= Serbest enerji H= Sistemin toplam enerjisi
S= Sistemin entropisi
T= Kelvin birimi cinsinden mutlak sıcaklık
• Kendiliğinden meydana gelen bir olayda sistemin serbest enerjisi
azalır.
• G = G son durum G ilk durum
• Serbest enerji değişikliklerine göre kimyasal reaksiyonlar ekzergonik
ve endergonik olarak ikiye ayrılır.
• Ekzergonik tepkime net olarak serbest enerji salınmasıyla sürer.
Ekzergonik tepkime için G= - negatifdir.
C6 H12O6 + 6O2 à 6CO2 + 6H2O
G = - 686 kcal/mol( -2870 kj/mol)
• Endergonik tepkime çevresinden enerji alan tepkimedir. Bu tip
tepkime çevresinden serbest enerji depoladığı için G pozitifdir. Bu tür
tepkimeler kendiliğinden süremez. Fotosentez için gereken enerji G= +
686 kcal/mol’dür.
• H ücre metabolizmasında ekzergonik tepkimeler endergonik
tepkimelere enerji sağlar. Kapalı bir sistemde tepkimeler doğal olarak
dengeye ulaşır ve iş yapamaz oysa canlılar açık sistemlerdir.
Hücrenin içine ve dışına doğru sürekli olarak madde akışının olması,
metabolik yolların dengeye ulaşmasını önler ve hücre yaşamı
boyunca iş yapmayı sürdürür.
Adenin
Fosfat grupları
Riboz
Adenozin
trifosfatın
yapısı
ATP
H 2O
Enerji
P
Adenozin trifosfat (ATP)
İnorganik
fosfat
Adenozin difosfat
(ADP)
• ATP hücrenin enerji mekiğidir. ATP’nin en uçtaki fosfatını
kaybetmesiyle ADP ve inorganik fosfat üretilir. Ayrıca G=- 7,3 kcal/mol
enerji açığa çıkar.
• ATP yokluğunda reaksiyon
kendiliğinden oluşmaz 3.4 kcal
enerji gerektirir.
• Hücre içinde glutamin yapımı
için önce ATP’nin glutamik asiti
fosforilize eder, yüksek enerjili
fosfatı glutamik asite aktararak
kararsız bir ara bileşik
oluşturur. Daha sonra bu
bileşikteki fosfat amonyak ile
yer değiştirir ve glutamin
oluşur.
• A T P ’ n i n h i d r o l i z e o l m a s ı
ortama 7.3 kcal’lik enerji salar
bu da glutamin sentezi için
gerekli enerji ihtiyacını
fazlasıyla karşılar.
• Hücre içinde yıkım tepkimelerinden alınan enerji ADP’nin fosforile
edilerek ATP oluşturulmasında kullanılır. ATP de depolanan enerji
birçok hücresel işin yapılmasını sağlar.
ATP üretimi
•  Substrat seviyesinde fosforilasyon
•  Oksidatif fosforilasyon
•  Fotofosforilasyon
ENZİMLER
• Enzimler; enerji engellerini alçaltarak metabolik tepkimeleri
hızlandıran katalizörlerdir. Katalizör kendisi harcanmaksızın tepkime
hızını değiştiren bir organik maddedir.
• R e a k s i y o n u b a ş l a t m a k i ç i n h a r c a n a n e n e r j i (r e a k t a n t
moleküllerdeki bağları kırmak için gereken enerji) aktivasyon
serbest enerjisi ya da aktivasyon enerjisi olarak bilinir.
• Aktivasyon enerjisini düşürerek normal sıcaklıklarda bağların
kırılmasına izin verir böylece tepkimeleri hızlandırırlar.
• Enzimler zaten gerçekleşecek olan tepkimeleri hızlandırırlar.
Genellikle protein yapıdan oluşmuşlardır.( istisna ribozimler)
•  Prostetik gruplar (hem), koenzimler (NADH vb)
• AB ve CD reaktantları
aktivasyon enerjisinin
tepe noktasını aşabilmek
için, çevreden yeterli
enerjiyi almak zorundadır.
Böylece kararsız
dönüşüm durumuna
ulaşırlar.
• Bu bir ekzergonik
tepkimedir. Bu tepkimenin
ürünleri reaksiyona
girenlerden daha az
serbest enerji
içerirler.
Bağlar kırılır ve yeni
Bağlar kurulur.
• Bir enzim tepkimenin serbest enerji değişikliğini değiştirmeksizin,
dönüşüm durumuna ulaşmak için tırmanılması gereken yokuşu azaltır
ve tepkimeyi hızlandırır.
• E n z i m i n e t k i l e d i ğ i
maddeye substrat denir.
Her enzim belli bir
r e a k s i y o n a e t k i e d e r.
Bunun sebebi enzimin
substratla birleşen aktif
yüzeyidir. Örneğin Sukroz
maddesi sukraz enziminin
aktif yüzeyine uyar ve
birleşerek enzim substrat
kompleksini oluşturur.
• E n z i m s u b s t r a t l a r ı
ürünlere dönüştürerek
serbest bırakır. Enzimin
aktif bölgesi başka bir
substrat için hazır hale
gelir.
Aktif bölge; enzim üzerinde
substratın bağlandığı bölgedir.
• Birçok enzimin çalışmasına yardımcı olan protein olmayan yardımcı
grupları vardır. Bu gruplar bakır, çinko demir gibi inorganik
maddelerse kofaktör, vitamin gibi organik madde ise koenzim adını
alır.
• Her enzim belli bir sıcaklık derecesinde çalışır. İnsanlardaki birçok
enzim 35-40 C de çalışır. Sıcak su kaynaklarında yaşayan bazı
bakterilerin enzimleri 70’C den yüksek ısılara dayanabilir.
• Birçok enzimin pH değeri 6-8 arasında olmakla beraber, midedeki
sindirim enzimi olan pepsin pH 2’de en iyi şekilde çalışır.
Enzimlerin engellenmesi (İnhibisyon)
• Bazı kimyasal maddeler enzimlerin
çalışmasını (İnhibisyon) engellerler.
Kovalent bağlarla oluşan inhibisyon
geri dönüşümsüzdür.
• Kompetetif inhibitörler; substratı taklit
ederek aktif bölgeye bağlanırlar.
Böylece enzimin üretkenliğini azaltırlar.
Sübstrat
Aktif bölge
Kompetetif
İnhibitör
• Kompetetif olmayan inhibitörler ise
enzimin bir başka bölgesine bağlanarak
enzimin aktif yüzeyinin değişmesine
neden olurlar. Böylece reaksiyon
engellenmiş olur.
• Birçok antibiyotikler bakteri enzimleri
için inhibitördür. DDT gibi tarım ilaçları
insan sinir sistemi enzimleri için
inhibitör olarak çalışır.
Kompetetif
Olmayan
inhibitör
Metabolik kontrol genel olarak allosterik denetime bağlıdır.
• Birçok allosterik enzim iki ya da
daha fazla polipeptid altbirimden
meydana gelmiştir. Her alt
birimin kendine özgü aktif
b ö l g e s i v a r d ı r. A l l o s t e r i k
bölgeler aktif bölgeler dışındaki
kısımlar olup enzim
regülatörlerinin bağlandığı özgül
reseptörlerdir.
• Aktif form bir allosterik aktivatör
molekül tarafından kararlı hale
getirilir.
• İnaktif form bir allosterik inhibitör
molekül tarafından kararlı hale
getirilir.
• Aktivatörler enzimlerin çalışmasını
kolaylaştırırken, inhibitörler enzim
etkinliğini azaltırlar.
Geri beslemeli inhibisyon
• Metabolik yolların birçoğu sonürün tarafından açık ya da kapalı
d u r u m d a t u t u l u r. S o n - ü r ü n
metabolik yolun ilk enzimlerinden
birisinin allosterik inhibitörü gibi
davranır.
• R e a k s i y o n d i z i s i b ö y l e c e
engellenerek gereğinden fazla
madde sentezi engellenmiş olur.
İşbirliği
• Substrat molekülleri allosterik aktivasyona benzer bir mekanizma ile
bir enzimin katalitik gücünü stimüle edebilirler. İşbirliği olarak
adlandırılan bu mekanizma ile, bir substrat molekülü sayesinde
enzimin diğer substrat moleküllerini daha hızlı kabul etmesi
sağlanmış olur.
Download