Lyricus

advertisement
Lyricus
SÖYLEV 06
Sezgisel Zeka Teknikleri
Öğrenci : Bir kişi bu dünyadan öğrendiklerinin sesi ile içsel sesini nasıl ayırt eder?
Öğretmen : Bu dünyanın sesi ego-kişiliğe kadar takip edilebilirken,
derinliklerinden fısıldar ve küçük dürtüler yollar.
orijinal
sesiniz
kalbinizin
Öğrenci : Ama kalbimin sesi sözcüklerden değil hislerden oluşuyor. Ve bu hisler sübtil ve sürekli
değişiyor. Umut, umutsuzluğa ya da sevgi nefrete göz açıp kapayıncaya kadar dönüşebiliyor.
Öğretmen : Evren gibi, kalp de çok-seviyelidir. Benim bahsettiğim kalp, şefkat ve anlayış ruhundaki
sezgisel zekayı ifade etmekte ustadır. İçinde bu dengeye saldıran bir ses duyduğunda, iç
sessini bulmuşsun demektir.
Öğrenci : Herkesin bu iç sesi ve bunu ifade etme yetisi var mıdır?
Öğretmen : Hayır.
Öğrenci : Neden insan doğasına böylesine sınırlar konmuş?
Öğretmen : Bu, sadece üç-boyutlu çevrenin kusurları ile çökmekte olan insan bedeninin kusurlarının bir
sonucudur.
Öğrenci : Ve bu kusurlar kalbin ifade yetisini baskı altına alıp sesini kısıyor denilebilir mi?
Öğretmen : Bulutların güneşi kontrol edip ısısını azaltmasından daha fazla değil.
Öğrenci : Ozaman, iç ses kusurlar sesini duyulmaz kılsa da kendini ifade etmeye devam eder?
Öğretmen : Evet.
Öğrenci : Örneğinizi kullanırsam, kişi bulutları nasıl ortadan kaldırabilir?
Öğretmen : Kusurları ortadan kaldıramazsın, ancak zamanla üzerinde üstünlük sağlayabilirsin.
Gökyüzünün daima bulutlarla kaplı olduğunu hayal et. Teleskop diye bir şey varolmazdı, değil
mi?
Öğrenci : Sanırım olmazdı.
Öğretmen : Farz et ki bulutlar yok oluyor, ancak yılda sadece bir kez, ve sadece ogün evrenin enginliğini
görebiliyorsun. Sence yine de teleskop icat edilir miydi?
Öğrenci : Belki de...
1
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğretmen : Cevap, evettir. İnsan ruhu evreninin derinliğini ve yüksekliğini anladığı an, onu idrak etme –
üzerinde çalışma – arzusu da ortaya çıkar.
Öğrenci : Peki bunun kalbin iç sesi ile ne alakası var?
Öğretmen : İnsan bedeninin (varlığının) ve üç-boyutlu dünyanın kusurları, kalbin derinliklerini örten
bulutlar gibidir. Bu bulutların ötesini görebilirsen, sadece kısa bir an için bile olsa, iç sesine
ulaşmaya ve onu anlamaya çalışacak ve tüm kusurlara rağmen hayatında tam olarak ifade
edeceksin.
Öğrenci : Bir kez daha, örneğinizi kullanarak, kalbin en derin ifadelerine istinaden “teleskop” nedir?
Öğretmen : Sezgisel zekanın teknikleridir.
Öğrenci : Onları bana açıklayabilir misiniz?
Öğretmen : İnsan bedeninin şiirsel dilde Kalbin Katibi olarak bilinen bir parçası vardır. Duygusal geçmişin –
herbir ayrıntısıyla – kaydedilir ve kalbinin sigortaları içine yazılır. Bu, geniş anlamda, biraz
önce bahsettiğimiz “bulutlar”ın kaynağıdır.
Öğrenci : Ve temizlenmeleri gerekmektedir. Bunu nasıl yaparım?
Öğretmen : Her şeyden önce, kalbi anlamak çok önemlidir. Kalp, kan pompalayan fiziksel bir kastan çok
daha fazlasıdır. Sezgisel zeka kaynağınızın yüzeysel tezahüründen başkası değildir. Enerjik
kalp, fiziksel kalbin kaynak şablonudur.
Öğrenci : Kaynak şablonu mu?
Öğretmen : Fiziksel kalp, hayat-veren oksijeni bedene nasıl dağıtıyorsa, aynı şekilde enerjik kalp de
sezgisel zekayı zihne dağıtır. Enerjik kalp, fiziksel kalbin biçimi bakımından kaynak
şablonudur, ve de daha fazlası, iç sesinizin yükseldiği en yüksek bilinç formuna uzanan
bağlantı noktasıdır.
Öğrenci : Fiziksel kalbim, bir enerjik kalbe dayanıyor, ve enerjik kalp benim erişmek istediğim şey
midir?
Öğretmen : Şöyle düşün. Kalp boyutsal ve çok-yönlüdür. Duygusal dalgalanmaları ifade eder; psikolojik
fonksiyonları düzenler; belli başlı beyin kimyasını aktive eder; beden ve zihin ile iletişim
kurar; gelecek çevrelerinizden ön haberler alır; ve seni varlığın diğer tüm halleri ile bağlar.
Kalp ayrıca, sevginin şefkat frekansına – evrenin en saf gücüne - açılan kapıdır.
Öğrenci : Bunu daha önce hiç duymamıştım. Sevginin şefkat frekansı ile ne demek istiyorsunuz?
Öğretmen : Sevgi, diğer tüm boyutsal şeyler gibi, frekans tayflarına bölünebilir – herbir frekans bütünün
bir parçasıdır, ancak herbiri farklı bir zekaya sahiptir.
Öğrenci : Zeka mı?
Öğretmen : Tüm sevgi şekilleri aynı mıdır?
Öğrenci : Tabi ki değildir.
Öğretmen : Şefkat ve anlayış ile massedilmiş sevgi, inatçı ve bencil sevgiden farklıdır, değil mi?
Öğrenci : Evet... ama bunun sevgideki zeka farkından olduğunu sanmıyorum, aksine, sevgiyi ifade eden
kişiye bağlıdır.
2
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğretmen : Bunun nedeni, duyguların frekanslarına dayanan zeka ile yapışık olduğunu ve frekansın
çokluevrenin yüksek çevrimleri ile nasıl rezonans içinde olduğunu anlamamandır.
Öğrenci : Anlamıyorum.
Öğretmen : Çokluevreni, on bir holografik bilinç küresi olarak düşün, her biri daha içte bulunan bir küre
ile kesişiyor. Sadece en dıştaki küre hepsini kapsıyor, ve bu da İlk Kaynak’ın bilincidir, en
içteki küre ise taş ya da deniz kabuğu gibi hareketsiz objelerin bilincidir. Sevgi, bu
“küreler”in ya da bilinç alanlarının her biri ile uyum içinde titreşen frekanslara ayrışmıştır.
Benzer şekilde, kalbin kendisi de farklı bilinç katmanlarından oluşur, ve her bir “katman” bir
algı ve ifade zekasına sahiptir. Bu zeka, beyin ve yüksek zihin ile bağlantı içindedir ki böylece
insan bedeni çokluevrenin herhangi bir baskın frekansından ya da küresinden ifade etme
yetisine sahip olur.
Öğrenci : Buna, İlk Kaynak’ın katmanı da dahil midir?
Öğretmen : Evet
Öğrenci : O zaman kalp her birimizin içindeki çokluevren midir?
Öğretmen : Çokluevrene açılan bir kapıdır, çünkü çokluevrenin yüksek seviyelerinden gelen duygusal
frekansların şifresini çözebilir ve bir insan bedeni vasıtası ile üç-boyutlu ortamda ifade
edebilir.
Öğrenci : Ben beynin, insan bedeninin yüce organı olduğunu sanıyordum. Taç çarka, üçüncü göz...
bunkar beyin ve yüksek zihin ile bağlantılı değiller mi? Bunlar, kalbe göre İlk Kaynak titreşimi
ile daha yakından bağlı değil mi?
Öğretmen : Kalp, insan bedeni içinde en yüksek frekansta işlev görür. Duygular, düşünce hızından daha
süratlidir. Çokluevrenin yüksek devirleri ile rezonans içinde olduğunda zaman / uzay dışında
çalışırlar.
Öğrenci : Kalp eğer en yüksek frekansta çalışıyorsa, o zaman duygular bizi gerçek benliğimize uyandıran
asıl katalizörler olmalı?
Öğretmen : Evet, bu yüzden en güçlü ruhsal deneyimler, zihnin düşünceleri yerine kalbin duygularının
dokularından örülmüştür.
Öğrenci : Tamam, o zaman bütün bunların kalbime yazılmış olan duygusal çöküntüleri temizlemek ile
nasıl bir ilgisi var?
Öğretmen : Üzerine yazılmış olan kalp değildir. Duygusal çöküntüler kalpten beyine ve onu saran sinirsel
ağa geçer. Aynı şekilde arınma da aynı yolu izler ve bir süreçtir, bir olay değil.
Bu süreç bağışlamak denilen duygunun şefkat frekansı ile başlar. Bu frekans, kalbinizde şu
komut ile uyandırılabilir:
Kalbimin ışığı parladıkça, bağışlama kapasitem de parlıyor. Bağışlama kalbime akarken
yükseliyor, başımı hayal edilebilecek en narin ve ince ışık ile dolduruyor, ve bu ışıkla,
geçmişim için duyduğum bir şefkat ile doluyorum ve bu ışıkla, meydana gelmiş her şey
yeniden yazılıyor.
Bu dua söylendiği zaman, sözleri dikkatlice dinleyebilir ve kalbinizde görsel resimlerin
şekillenmesine izin verebilirsin.
Öğrenci : İlginç. Bana daima resimleri zihnimde biçimlendirmem öğretildi, kalbimde değil.
3
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğretmen : İmgeleme bedenin ya da kafanın herhangi bir bölgesi ile sınırlandırılamaz. Yansıtma ile her
yere yerleştirilebilir. Sadece resimleri göğsünün merkezindeki alana yansıt. Yansımayı
görüntüleyen kişi bedeninin dışında birkaç metre uzaklıktaki biri olabilir.
Öğrenci : Bedenimin dışından izleyen kim?
Öğretmen : Sensin.
Öğrenci : Bu sezgisel zeka teknikleri olarak adlandırdığınız tekniklerden biri mi?
Öğretmen : Evet, ancak
vardır.
bu tekniğin başka yönleri de var. ilk adımı attığında daha atılacak üç adım
Öğrenci : Nedir onlar?
Öğretmen : İkinci adım bu ışığın içeri yerleşmesine izin vermektir. Bu, ışığı çok ama çok ince altın-sarısı,
havada asılı ama algının yüzeyinin hemen altında hareket eden bir sis olarak algılamanı
gerektirir. Kafanın içinde, ışığın bu hareketinin zekaya sahip olduğunu hissetmen önemlidir –
duygusal geçmişini yeniden döşemeye, yazmaya, uyarlamaya muktedir bir zekaya.
Öğrenci : Ve bu tekniği uygulayarak duygusal geçmişimin “bulutlarını” temizleyebilir miyim?
Öğretmen : Evet, ancak imgeleme ve hayal etme, bu işlemin önemli unsurlarıdır. Bir kez daha,
vurgulamak isterim, bu, bir süre için – örneğin üç gün ya da daha fazla bir süre için sürekli bir
çalışma gerektiren bir işlemdir.
Öğrenci : Bu işlemde imgeleme ve hayal etme neden bu kadar önemli?
Öğretmen : Kalbin merkezi zekasını hedef almaktadırlar ve beyin alıcılığı da sonuç olarak ortaya
çıkmaktadır.
Öğrenci : Diyorsunuz ki beyin, kalbin sinyallerini tercüme eder... sinyallerin netliğine bağlı olarak?
Öğretmen : Yüksek beyin, kalbin sinyallerini, görsel enerji ve duygusal gerçekliğe bağlı olarak ne kadar iyi
tanımlandığına dayanarak “okur.”
Öğrenci : Görsel enerji mi?
Öğretmen : Kalp bölgesine nasıl resimler yansıtılmış olursa olsun, güç kazandırılmıştır. Resmi ne kadar net
imgeleyebilirsen, onu kalp bölgene yansıt ve onu kalbinin en temel duyguları ile masset,
yüksek beynine daha kuvvetli sinyaller göndereceksin. Yüksek beynin yanıt verdiği bu
kuvvettir.
Öğrenci : Ne şekilde?
Öğretmen : Bu konuşmanın bağlamında, duygusal geçmişini şefkat ve anlayış frekansında tekrar yazma
eyleminin gidişatını kolaylaştırır.
Öğrenci : O zaman kalp ve beyin ortak çalışırlar, ancak beyin eninde sonunda alınan sinyale göre
hareket edilip edilmeyeceğine karar verir... ya da kalpten gelen direktifler doğrultusunda?
Öğretmen : Fiziksel kalbin enerjik ya da kuantum bir parçaya sahip olduğu gibi, beynin de sahiptir. Bu iki
organ ve çevre sistemleri – hem fiziksel hem de kuantum seviyede – tamamen bütünleşiktir,
öyle ki bilim henüz yeni yeni anlamaya başlamaktadır.
4
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Beyine emir veren kalp değildir, ne de beyin harekete geçip geçmek için direktifin
potansiyelini tespit ederek seçim yapabilir. Kalp ve beyin birleşik bir sistemdir ve enerji, bilgi
ve zekayı insan bedeni içinde çevirirler. Sistem, doğal zekasını üç-boyutlu çevrelerde ifade
etmede çok büyük bir etkinlik ile işler... şefkat ve anlayışın merkezi kalp enerjisine
çekildiğinde.
Öğrenci : Şefkat ve anlayıştan bahsediyorsunuz, ancak koşulsuz sevgi, merkezi kalp frekansında değil
mi?
Öğretmen : Bu merkezi frekansları, koşulsuz sevgi gibi yanlış anlaşılmamış bir terim ile ifade etmeyi
tercih ederim.
Öğrenci : Ayrıca duygusal gerçekliğin, beynin bu tekniğe nasıl tepki verdiğinde anahtar bir unsur
olduğunu ifade etmiştiniz.
Öğretmen : Yirmi metre öteden bir giysinin rengini seçebilsen, onu ayırt etmeni sağlayan nedir.
Öğrenci : Rengi.
Öğretmen : Peki bu giysiyi eline alıp yakından incelesen, o zaman ne sağlar?
Öğrenci : Sanırım o zaman doku daha önemli hale gelir... nasıl hissettirdiği.
Öğretmen : Ya tasarımındaki incelik?
Öğrenci : Evet, sanırım yirmi metreden kimse kumaşın dokusundaki ince tasarımı göremez.
Öğretmen : Duygular, doku ve zeka ile massedilmiştir. Yüksek beyin sistemi, kalp sisteminden gelen
duygusal verileri taramak ve verilerin doku ve zekasının, merkezi kalp frekanslarından mı
yoksa üç boyutlu çevreden ve/veya duygusal geçmişten mi türediğini belirlemek için
tasarlanmıştır.
Öğrenci : Bu belirlemeyi yapan yüksek beyin midir? Peki nasıl biliyor?
Öğretmen : “Tasarlanmış” kelimesini nasıl kullandığımı fark ettin mi?
Öğrenci : Evet, ancak onu ifade ettiğiniz şekli ile anladığımdan emin değilim.
Öğretmen : Kalp ve beyin sistemleri, hayal güçlerini merkezi kalp frekanslarından zihnin yüksek
frekansına eriştirebilenlere, genetik zihnin yüksek zekasını erişilebilir kılmak için
tasarlanmıştı. Bu erişim, insanlığın peygamber ve filozoflarını, tüm insanlığı yükselten bilgi
taşıyıcıları yapmıştır.
Öğrenci : O zaman sadece bu bilgiye sahip olanlar yüksek hallere erişime sahip olabilecek?
Öğretmen : Hayır. Herkes erişebilir.
Öğrenci : Herkes mi?
Öğretmen : Hariç tutulması gereken biri var mı?
Öğrenci : Peki ya bilerek şeytana uyanlar?
Öğretmen : 4000 haftalık bir yaşam boyunca sonsuz kozmosu araştırmak ve anlamak şeytanın tanımıdır.
Öğrenci : Anlamıyorum.
5
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğretmen : Bizler, iyi ruhsal varlıklarız, ancak bunu belirleyen davranışlarımız değil, temel doğamız –
kökenimizdir. Her birimize, bu yüksek bilgiye erişim hakkı verilmiştir, ancak nasıl
davrandığımıza göre değil, sadece varlığımızın ne olduğuna dayanarak
Öğrenci : Tamam, anladığımı sanıyorum, ve bir anlamda, bunu duyduğuma sevindim. Yine de, bütün
hayatım boyunca ilahiliğin kazanılan bir şey olduğu fikrine mahkum yaşadım. Zayıf olan ve
karanlık güçler tarafından kolayca yoldan çıkarılabilenlerin, bu tekniklere erişmelerine izin
verilmemişti yoksa bu teknikler, onların açgözlülüklerini, nefretlerini ve şeytani eğilimlerini
besleyecekti. Şu anda bana söylediğiniz ise sezgisel zekanın herkese açık olduğu yönünde.
Öğretmen : Öyle. Bahsetmiş olduğun mahkumiyet, sadakatin mükafatı olarak kurtuluş tekniklerini
kullanan gizem okullarının ve ezoterik uygulamaların eseridir.
Öğrenci : Ancak bu teknikleri suiistimal edecek insanlar olacaktır, bencil ve dahi şeytani amaçları için
kullanacaklardır?
Öğretmen : Biraz önce açıkladım, kalp ve beyin bütünleşik bir sistemdir, ve şefkat ve anlayışın yüksek
frekanslarını aktive etmek, erişip ifade etmek için tasarlanmışlardır. Ve beyin kalbin duygusal
gerçekliğini keşfetme ve takdir etme rolüne hizmet etmektedir. Bu beceri, zeka, içgörü, ona
ne derseniz deyin, mutlak ve bütün yüksek yaşam formlarının içinde doğuştan mevcuttur.
Kalp, üç-boyutlu ortamlarda yaygın duygusal bozulmaların türevi olan beyine veri aktarımını
yapmadan kimse sezgisel zeka tekniklerini kullanamaz.
Öğrenci : Beynin bunu nasıl yapacağını nereden bildiğini hala anlamıyorum, ancak devam edelim.
Açıklamaya başladığınız tekniğe tekrar bir göz atabilir miyiz?
Öğretmen : Bu özel tekniğin dört adımı vardır. Amacı, uygulayıcının duygusal geçmişini şefkat frekansına
doğru yeniden şekillendirmesine ve böylece iç sesinin ya da sezgisel zekanın daha derin bir
erişim ile birlikte daha akıcı ifade kazanmasına yardımcı olmaktır.
Öğrenci : Bu tekniğin bir adı var mı?
Öğretmen : Tek bir ad verebilseydin olurdu.
Öğrenci : Şu ana kadar dört adımın sadece ikisini ele aldınız?
Öğretmen : Evet, ilk ikisinden bahsettik: dua ve imgeleme adımları. Üçüncü adım, salıvermektir.
Öğrenci : Bu nasıl başarılır?
Öğretmen : Hayal gücüne ince ayar yaptığında ve ince ışık frekanslarını baş bölgende gördüğünde ve
bunun – bir anlamda – yerleşmesine izin verdiğinde, içsel bir teslimiyet ve salıverme tavrını
benimsemek zorundasındır.
Öğrenci : Neye karşı?
Öğretmen : Tekniğin sonuçlarına. İnsan bedeni dediğimiz, sinir ve kuantum ağınızda depolanmış olan
duygusal geçmişinin bir değişimden ya da modifikasyondan geçeceği gerçeğine.
Öğrenci : Ama bu tekniği uyguluyorsam zaten sonuçlarına teslim olmuşumdur? Demek istediğim, içten
değilsem neden uygulayayım ki?
Öğretmen : Sonunda, bu durumda, sezgisel zeka ile daha güçlü bir bağlantı şeklinde sağlayacağın yarara
duyduğun arzu, süreç içindeki bilgeliği görme istekliliğini gölgeleyebilir ve arzuladığın şey için
mükafatını geciktirebilir.
Öğrenci : Sabırsız hale gelebileceğimi mi ima ediyorsunuz?
6
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğretmen : Bu daha çok, ilk iki işlemin organik olarak duygusal geçmişini yeniden biçimlendirme amacına
yönelik –kendi zamanında- ortaya çıkmasına izin vermeye daha az istekli olman demektir. Bu
sebepten ötürü bu süreç içine üçüncü basamak yerleştirilmiştir.
Öğrenci : Bu sizin deyiminizle salıverme işlemini nasıl gerçekleştiririm? Özel bir teknik var mı?
Öğretmen : Çok basit, ama aynı zamanda da zor. Salıvermek güvenmektir. Güvenmek en derin benliğinin
olduğu kadar ortaya çıktığı kökeninin zekasına inanmaktır. Bu basit tarafı. Zor tarafı ise egokişiliğin yargılamalarının hasarlı ve bir ölçüde sezgisel zekanın karşıtı olduğunu anlamaktır.
Tekniğin bu aşaması, sürecin sınırları dahilinde gelişiminin yargısını salıvermektir.
Öğrenci : Ne demek istiyorsunuz? Anladığımdan emin değilim.
Öğretmen : Duygusal geçmişinin bulutlarını temizleyerek sezgisel zekaya ya da iç sesine eriştiğini
kanıtlarsan eğer, ego da doğal başarı açlığını doyurmak için gelişiminin kanıtlarını
arayacaktır.
Ego, bu davranışı için uzaklaştırılması, ihmal edilmesi ya da suçlanması gereken bir şey
değildir, aksine saflaştırılması gereken bir şeydir.
Öğrenci : Bu salıverme tekniğinin bir parçası mıdır?
Öğretmen : Evet.
Öğrenci : Nasıl?
Öğretmen : Bir kişi sezgisel zekasına erişmeye ve onu ifade etmeye heves ediyorsa, salıverme psikolojik
bir zaruriyettir. Egon, düşük, dışsal güçlerle çalışmada ustadır, aynı şekilde de kalbin de
yüksek, içsel güçler ile çalışmada ustadır.
Bu içsel güçleri bir araya getirme arayışına girersen, egon, çaba ve süreci, üzerinde baskı
kuran gerçek dünya problemlerinin karşısında önemsiz bir oyalama / saptırma olarak
algılayacaktır. Ego kişiliğin içgüdüsel yanıtı, bu durumda, kalp frekanslarına odaklanmayı
yanlış yönlendirme olarak algılayacaktır.
Öğrenci : Neden?
Öğretmen : Çünkü, ego düşük zihinde yer almaktadır ve fiziksel bedene olan bağımlılığı temel olarak gözbeyinin baskın realite – üç boyutlu dünya algısı yoluyla olur. Saf egoya göre, kalp sadece
fiziksel bedenin can sıkıcı ve zayıflık gösteren bir teferruatı olmaktan ibarettir.
Öğrenci : Tamam, salıvermenin neden üçüncü adım olduğunu anladım sanırım, ancak özellikle bu adımı
süreç içinde nasıl uyguluyorum?
Öğretmen : Kalp bölgen vasıtasıyla nefes almak, egonun arzuları ile kalbin kapasitelerini karıştırma
metodudur, ve bu da salıverme metodudur.
Öğrenci : Bunu nasıl yaparım?
Öğretmen : İlk iki adımı tamamladıktan sonra, dikkatini nefesine odakla. İçine çektiğin nefesin egonun
arzularını kuantum kalbinin iç odasına getirdiğini hayal et. Sonra, bu başarı arzusunun – iç
nefes şeklinde – nefesini tutarak bu iç odada asılı kaldığını hayal et. Bunu yaptığında, nefesin,
kuantum ya da enerjik kalbinden yükselen şefkatin içeriye akışı ile karışır. Şimdi, bu yeni
güçlenmiş nefesi kalp bölgene geri gönder, ve her seferinde, nefesini verdiğinde şu sözleri
tekrarla: “Kendi ışığında parlaması için gizemini korumasına izin ver.” Bunu altı ila sekiz defa
tekrarla.
7
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğrenci : Hepsi bu mu?
Öğretmen : Evet.
Öğrenci : Salıverme aşamasının daha karmaşık ve zor olmasını bekliyordum.
Öğretmen : Zor kısım, salıverme tekniğinden yoksun olmandır ya da teknik üzerinde duygusal gerçeklik ve
görsel enerji olmadan çalışmaktır.
Öğrenci : Bu işlemin dördüncü ve son adımı nedir?
Öğretmen : Bu adıma bazen ışık dağıtımı adı verilir, ama ben onu ışık bağlantısı olarak düşünmeyi tercih
ediyorum.
Öğrenci : Nasıl çalışıyor?
Öğretmen : Fiziksel kalp kan yoluyla fiziksel bedenin çeperlerine kadar nasıl oksijen dağıtıyorsa, kuantum
kalp da ışığı görsel enerji ve duygusal gerçekliği yoluyla insan bedeninin (varlığının) sınırlarına
ışık dağıtır. Işık dağıtım tekniği, ışığın – engellenmeden – genişleyen sen boyunca deveran
ettiğini hayal etmektir.
Öğrenci : Bunun ne anlama geldiğinden emin değilim.
Öğretmen : İnsan bedeni, fiziksel beden, duygusal sistem ve zihnin yüzlerinden meydana gelmiştir. Bu
unsurları birbirine bağlayan ve bir sistem olarak verimli bir şekilde çalışmalarına sağlayan ağ,
fiziksel bedendeki damarlara ve arterlere benzerdir. Bu ağ, karşılığında bir kuantum alanını
birleştiren ve çokevrende bağımsızca işlemesine izin veren ışığı nakleder. Biz bazen bu
bireyselleştirilmiş ağa, genişleyen sen deriz.
Öğrenci : O zaman ben bir şekilde birleşip bir beden ve zihin oluşturmayı başarmış başıboş ışık
partikülleri topluluğuyum, ve buna göre engeller ya da müdahaleler olmadan dağıtılan ışığı
imgelemem gerekiyor. Fikir bu mu?
Öğretmen : Sadece dikkatini ne olduğun gerçeğine yönlendirmen gerekmektedir. Bu sadece bir kaç saniye
sürer, ancak bu tekniği sıkça ve özenle çalışman önemlidir.
Öğrenci : Ne kadar sıklıkta?
Öğretmen : Bu sana kalmış, ancak çok fazla yapamazsın.
Öğrenci : Bunun neden bilincinde olmam gerekiyor? Görünen o ki ışık benim yönlendirmem olmadan da
düzgün bir şekilde akıyor.
Öğretmen : Öyle ama onu yönlendirmiyorsun, ona erişiyorsun, üç-boyutlu ortamda varoluşunun temel
yapısı olan holografik ışık ızgaralarına dokunuyorsun.
Öğrenci : Belki de sadece tekniği açıklamalısınız, ve ben de soru sormayı bırakırım.
Öğretmen : Bu ışık ağına konsantre olmayı – onu daha parlak daha yoğun yapmayı başarabilirsen; sonucun
ne olacağını sanıyorsun?
Öğrenci : Daha fazla enerji?
Öğretmen : Hayır. Bu, beden yorulduğu ve güçsüz düştüğü hissiyle ters bir etki yaratabilir.
Öğrenci : O zaman ışığı dağıtmak, ona konsantre olmakla ilgili değil?
8
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğretmen : Hayır. İnsan bedeni içindeki ışık parçasını dengelemek ve tutarlı, ritmik olmasını ve serbestçe
aktığını garantilemek ile ilgilidir..
Öğrenci : Kulağa bir kez daha fiziksel kalbi tanımlıyormuşsunuz gibi geliyor.
Öğretmen : Bu kalbin ve insan bedeninin bütününün doğal halidir, ancak üç boyutlu çevre ile günlük
etkileşimlerde, insan bedeni bu dengeyi kaybedip tutarsız, durağan ve birbirine dolaşmış bir
varoluş hali içine kayabilir.
Kalp bu hali algılar ve doğru tekniklerin bilgisinden yoksun olarak, zihinsel bozukluğu ve
psikolojik verimsizliği enerjisi ile ateşleyerek yanıt verebilir.
Öğrenci : Daha çok ‘bulut’ ile kaplanır?
Öğretmen : Kesinlikle. Bu adım, bu süreçte, bu yüzden, bu kadar önemlidir çünkü kalbin enerjisini
bağımlı olduğun daha derin, kuantum-altı yapılar ile senkronize etmesine yardımcı olur.
Öğrenci : Nasıl yaparım bunu?
Öğretmen : Kalbini göğüs kafesinin içinde atarken ve bedenine ve beyin sistemine oksijen dağıtırken
imgeleyebilir misin?
Öğrenci : Evet.
Öğretmen : Aynı fonksiyonun kuantum ya da enerjik kalbinde de meydana geldiğini ve damarların ve
arterlerin yerine kuantum kalbinden ayrılan ışık tellerinin olduğunu ve seni daha geniş bir ağ
ile bağladığını hayal et. Bu ağ, fiziksel bir varlık olarak varoluşunun kaynağıdır.
Şimdi, bu tellerin hem kökler hem de kanatlar olduğunu düşün. Kökler varlığını demirliyor ve
toprağa bağlıyor; ve kanatlar da yaşamını yüceltiyor ve genişlik kazandırıyor.
Gün boyunca, sadece seni çevreleyen enerji yapısını hisset. Bunu yaptığında, kalbini “fişe
taktığını” ya da bu yapıya bağlandığını hayal et, ve bunu imgeleyemesen bile, hayat-veren
enerjiyi toprakta hissetmek gibi varlığını hisset. Bu bağlantıyı, ritmik, titreşen, ağdan kalp
sistemine akan ve sonra kalbinden bedeninin geri kalanına akan bir ışık olarak hisset.
Öğrenci : Bunu sizi dinlerken dahi hissettim.
Öğretmen : Dördüncü ve son adımın tekniği de budur.
Öğrenci : Bu dördüncü adım diğer üç teknik ile birlikte mi uygulanmalı?
Öğretmen : Bu tekniği diğer üç adımdan hemen sonra uygulamak zorunda değilsin. Bu dördüncü teknik,
gün içinde uygulanabilir ve sadece bir kaç saniyeni alır. Her gün, günde yirmi defa
uygulanabilir. Bu, merkezi kalp frekanslarını tekrar dengelemek ve tazelemek ve insan bedeni
boyunca dağıtıldığını garantilemek için kullanılan bir tekniktir. İçsel akımları aktive eder.
Öğrenci : Nedir onlar?
Öğretmen : Bir nehir akıntısını kaybederse ne olur?
Öğrenci : Yavaşlar ve durağanlaşır.
Öğretmen : Tempo ve netlik birbirine bağlıdır, değil mi?
Öğrenci : Sanırım bu nehirler için geçerli, ancak aynı zamanda insan sisteminden de bahsettiğinizi
düşünüyorum.
9
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Öğretmen : Doğru.
Öğrenci : O zaman sezgisel zeka teknikleri kişiye getirdikleri bakımından gerçekten çok-yönlüdür?
Öğretmen : Sezgisel zekana erişebilirsen, bir bakıma, bağlantının bant genişliğini seni destekleyen ışık
enerji ağına yükselt; yüzlerce kitap seni kayıtsız bırakabilirken, tek bir söz seni yeni bir
anlayışa fırlatabilir.
Sezgisel zeka, üç boyutlu dünyaya sızan kuantum kalbin potansiyelidir. Asıl bilginin
anahtarıdır. Çünkü bu bilgi geçmişin, bugünün ve geleceğin boyutlarında her şeyi değiştirir.
Öğrenci : Bu tekniği sadakatle uygulayacağım. Benimle paylaştığınız için teşekkür ederim.
Öğretmen : Benim için bir onurdu.
www.lyricus.org
Tercüme
© 2006 Semra EKMEKCİ
2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
e-mail: [email protected]
10
© 2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
Download