bu sayıda - Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

advertisement
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANLIĞI
AB KOORDİNASYON DAİRESİ BAŞKANLIĞI
BÜLTENİ
S A Y I
5 3
M A R T - N İ S A N - M A Y I S
BU SAYIDA:
KADIN İSTİHDAMI: POLİTİKALAR ETKİLİ Mİ,
DEĞİL Mİ?
4
AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE’DE
KADIN ERKEK EŞİT(SİZ)LİĞİ
10
İŞ ve AİLE HAYATI ÇATIŞMASI
19
KADIN İSTİHDAMININ ARTIRILMASI VE
ÇOCUK BAKIMI
28
KADIN ERKEK ARASINDAKİ ÜCRET
EŞİTSİZLİĞİ
32
2 0 1 0
SAYF A 2
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
Kaynaklar:
•
http://media2.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/Ya%
C5%9Fam/090511-Karadeniz%20Kad%C4%B1n%C4%B1-HM-01.hmedium.jpg
•
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/280366.jpg
•
http://www.constructionphotography.com/ImageThumbs/A162-03327/3/A16203327_Woman_working_at_container_terminal.jpg
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
SUNUŞ:
Kadın istihdamı dünyada olduğu kadar ülkemizde de sosyal politikanın başlıca unsurlarından birini teşkil etmektedir. Kadınların işgücüne katılımlarının
önündeki engellerin kaldırılması, aile ve iş yaşamı arasında bir dengenin kurulması, kadınların daha iyi eğitim almaları, iş yaşamında karşılaştıkları sorunların giderilmesi gibi çeşitli açılardan kadın istihdamını arttıracak önlemler geliştirilmeli ve politikalar kadın erkek eşitliğini destekleyecek biçimde
belirlenmelidir. Bu sayımızda, bu önemli sorunun çeşitli boyutlarına dikkat
çekmeye çalışılmıştır.
AB Uzmanı Fulya Saner tarafından kaleme alınan ilk makalede kadınların
istihdamının neden erkeklerinkinin gerisinde olduğu ve ülkeler arasındaki
farkların nelerden kaynaklandığı soruları çerçevesinde bir analiz geliştirilmiştir. İkinci yazıda, AB Uzman Yardımcıları Göksel KUŞLU ve Murat
KARAŞAHİN tarafından Avrupa Birliği’nde kadın erkek eşitliğini ele alan
yasal düzenlemeler incelenmiş ve ülkemizde kadın erkek eşitliğine yönelik
istatistikler verilmiştir. Üçüncü makalede, AB Uzman Yardımcısı Seven ERDOĞAN, Avrupa Yaşam ve İş Koşullarının İyileştirilmesi Vakfı
(EUROFOUND) tarafından yapılan İkinci Avrupa Yaşam Kalitesi Anketi
sonuçları kapsamında aile ve iş hayatının dengelenmesi üzerinde durmuştur.
Dördüncü makalede, AB Uzman Yardımcısı Can KARACAN Dünya Bankası tarafından yayımlanan ve toplumdaki mevcut eşitlik ve sosyal politika
konularındaki görüşlere katkıda bulunan “Türkiye: Gelecek Nesiller için Fırsatların Çoğaltılması” adlı raporu incelemiştir. AB Uzman Yardımcısı Zafer
DOKUZER tarafından kaleme alınan son yazıda ise kadın erkek arasındaki
ücret eşitsizliği incelenmiş ve ücret eşitsizliği ile mücadelede hükümet ve
sosyal tarafların yaklaşımları ele alınmıştır.
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 3
SAYF A 4
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
KADIN İSTİHDAMI: POLİTİKALAR ETKİLİ Mİ,
DEĞİL Mİ?
Hazırlayan: AB Uzmanı Fulya Saner MARKHAM
İş yaşamında neden erkeklerden daha az kadın vardır? Kadınlar evlenmek ve çocuk doğurmaya çalışmaktan daha fazla önem verdiğinden mi? Çalışmayı sevmedikleri için mi? Doğum izinleri ve çocukla ilgili gerekçelerle işe yeteri kadar gelemeyecekleri için işverenler tercih etmediği için mi?
Bu ve benzeri sorular çeşitli düzeylerde ve çeşitli kurumlar tarafından araştırılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kadınlar dünyanın her yerinde ve her
zaman erkeklerden daha az istihdam edilmektedir; aşağıdaki tablodan görülebileceği gibi iki cins arasında kadınlar aleyhine bir fark bulunmaktadır. Karşılaştırmalı analizler ise bu farktan ziyade ülkeler arasındaki farkları açıklamaya odaklanmaktadır. Eğer kadınlar homojen bir grup olsaydı ve yukarda örnekleri verilen
Kadınlar
yerinde
her
gerekçeler geçerli olsaydı her ülkede sonuçlar benzer olmalıydı, oysa kadın ve
zaman
erkek istihdam oranları arasındaki fark Türkiye’de yüzde 40 iken İsveç’te yüzde
dünyanın
ve
her
erkeklerden
daha
az
4’tür.
istihdam edilmektedir ve
iki cins arasında kadınlar
aleyhine
bir
bulunmaktadır.
fark
AB 27
Danimarka
Almanya
İtalya
Polonya
İsveç
İngiltere
Birleşik Devletler
(2008)
Türkiye
Kadın
58,6
73,1
66,2
46,4
52,8
70,2
65,0
65,5
Erkek
70,7
78,3
75,6
68,6
66,1
74,2
74,8
76,4
Fark
12,1
5,2
9,4
22,2
13,3
4,0
9,8
10,9
24,2
64,5
40,3
Kaynak: Eurostat 2009 yılı verileri
Dolayısıyla, kadın olmakla ilgili doğuştan geldiği ve her yerde geçerli olduğu düşünülen özellikler (eğer varsa) tüm kadınlar için geçerliyken, istihdam oranlarının
ülkeden ülkeye neden farklılaştığı önemli bir sorudur. Bu yazıda, bu soruyu soran
son derece geniş akademik yazın ve OECD gibi uluslararası kuruluşlarca yapılan
çalışmalardaki bulgu ve yaklaşımlar özetlenerek, süregiden kadın istihdamı tartış-
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
masına katkıda bulunulmaya çalışılacaktır.
Kadınların Çalışma Davranışı
Kadınların istihdam davranışı yazında iki temel yaklaşımla ele alınmaktadır.
Birinci yaklaşım, ülkeler arasında kadınların çalışmasında görülen farkları
kadınların çalışmasını destekleyen politikaların varlığı ve yönüne (örneğin
Gornick 1999, Daly 2000, Orloff 2002, Meyers et al. 1999, Daly and Rake
2003, Gornick and Meyers 2003, OECD, 2007), ikinci yaklaşım ise aşağıda
“kültürel faktörler” olarak özetleyeceğim politika dışı çeşitli etkenler ile
açıklamaktadır. Politika yaklaşımı, kadınların istihdamının bakım yükümlülükleri ile doğrudan ilişkili olduğu yönündeki ampirik bulgudan hareketle,
bu sorumlulukları kadın ile paylaşan politikaların var olduğu ülkelerde kadınların istihdama daha çok katıldığını öne sürmektedir. Daha somut bir ifadeyle, analık ve doğum izinlerinin uzun süreli ve ücretli, çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerinin de hem yaygın hem de ucuz olduğu ülkelerde kadınların
istihdamının yüksek olduğu niteliksel ve niceliksel çalışmalarla ortaya konmaktadır.
“Kültürel” yaklaşım ise, kadınların istihdam davranışının politikalardan başka faktörlerle açıklanması gerektiğini öne sürmektedir. Bu faktörler, toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınların, erkeklerin ve toplumun “olması gereken
kadın/anne” rolü ya da davranışı hakkındaki düşünceleri (Duncan and
Edwards, 1997), kadınların kendi hayatları ile ilgili tercihleri, (Hakim 2000,
2006) ve kültürel norm ve “neyin yapılması gerektiği ile ilgili fikirler”dir
(Pfau-Effinger 1998, 2005).
Politika yaklaşımı
Politika yaklaşımı, sosyal politikaların kurgulanışı ile toplumsal cinsiyet rollerinin gelişimi arasındaki iki yönlü ilişkiye dikkat çekmektedir: devletin
belirlediği politikalar toplumsal cinsiyet rollerini belirler/ şekillendirir, toplumsal cinsiyet rolleri de politikaları belirler. Daha açık bir ifadeyle, cinsiyete dayalı işbölümünün “çalışan erkek- ev kadını ve anne kadın” olarak kur-
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 5
SAYF A 6
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
kurgulandığı ülkelerde bakım, tek başına anne/anneanne/babaanne, kısaca kadının
sorumluluğu olarak görülmekte ve bu nedenle devletin sosyal politikalarında sınırlı olarak yer almaktadır. Aynı şekilde, toplumdaki toplumsal cinsiyet algısı ve
kadınların ve erkeklerin rolleri ile ilgili yapılar, politikaların bu biçimde şekillendirilmesine yol açar ve mevcut algıyı yeniden yaratır. Dolayısıyla, ülkeler arasındaki kadın istihdamındaki farklar, sosyal devletin kurgulanışındaki toplumsal cinsiyet eşitliği ya da eşitsizliği ile yakından ilgilidir.
Çalışmanın erkeğe, annelik ve ev hayatının kadına atfedildiği ülkeler, her iki cinsin hem çalışma hem bakım rollerinin olduğu ülkelere (Kuzey Avrupa ülkeleri)
kıyasla daha düşük kadın istihdamına sahiptir. İki yönlü ilişki burada kendini göstermektedir: toplumsal yapı toplumsal cinsiyet eşitliğine dayandığında daha eşitlikçi politikalar uygulanmakta ve sonuç da daha eşit olmakta; geleneksel cinsiyetçi işbölümünde ise “ev geçindiren erkek” çalışma ile kazanılan tüm iş ve sosyal
güvenlik haklarına sahip olmakta, çalışmayan kadın ise bakılmakla yükümlü olunan kişi olarak bu haklara kısmi olarak erişmektedir.
Sosyal politikaların toplumdaki kadın ve erkek rollerine etki eden hatta onları
şekillendiren niteliğine en somut örnek kadın istihdamı alanıdır. Alandaki çok
sayıda çalışma, kadınların istihdamının annelik ve ücretsiz ev içi çalışmayla ters
orantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Ampirik çalışmalar anneliğin çalışma,
özellikle de tam zamanlı çalışma, ihtimalini belirgin şekilde düşürdüğünü ortaya
koymaktadır. Ancak, nerde yaşarsa yaşasın tüm kadınlar için geçerli olan bu durum, farklı politikaların uygulandığı ülkelerde farklı kadın istihdamı sonuçları
doğurmaktadır. Politikaların kadın istihdamı etkileyen en önemli etken olduğunu
öne süren çalışmalar, anneliğin iş yaşamından ayrılmayı sadece annelerin çalışmasını öngörmeyen ülkelerde gerektirdiğini, dolayısıyla sınırlı düzeyde kadın
istihdamının doğal değil yaratılmış bir sonuç olduğunu ortaya koymaktadırlar.Nitekim, toplumsal cinsiyet eşitliğinin görece sağlanmış olduğu ve bakım sorumluluklarının aile ve devlet arasında paylaşıldığı sistemlerde kadınlar, ücretli
doğum izinlerini takiben çalışma hayatına dönmektedirler. Başka bir deyişle, doğum izinleri ertesinde iş yaşamına dönüşteki en belirleyici etken, çocukların kadının değil anne ve babanın ve aslında toplumun olduğu düşüncesi ve bunun bir
yansıması olarak ebeveyn izni, babalık izni, yaygın ve ucuz çocuk bakımı gibi
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
hizmetlerin sunuluyor olmasıdır. Bu ülkelerde kadınların çalışmayı daha çok
sevdiğine, daha az şefkatli olduğuna ya da ev yaşamını önemsemediğine dair
bir veri bulunmamaktadır. Aksine, bu ülkeler aynı zamanda yüksek doğum
hızlarına sahiptir.
Kültürel yaklaşım
Kadınların istihdamının yukarda yer verildiği gibi özelde izin ve çocuk bakımı politikaları genelde ise refah devletinin kurgulanışı ile olduğundan ziyade
kültürel etkenlerle açıklanabileceğine ilişkin görüşler ise, insanların davranışlarının toplumsal yapı ile ilgili etkenlerle ilişkili olduğunu öne sürmektedir.
Bu yaklaşımlardan ilki, toplumda var olan fikirler, anlamlar ve değerler sisteminin kadın istihdamını incelerken dikkate alınması gerektiğinin altını çizmektedir. Ülkeler arasındaki farklar anneliğe, çocuk yetiştirmeye, kadın ve
erkeklerin toplumsal rollerine, aileye, evliliğe ve çalışmaya dair fikirlerden
ve değer sistemlerinden etkilenmektedir. İkinci yaklaşım, toplumsaldan ziyade bireyselliğe vurgu yapmakta ve kadınların tercihlerinin istihdam davranışlarında belirleyici olduğunu öne sürmektedir. Buna göre, kadın ve erkeklerin
hayattan beklentilerinin ve çalışmayı hayatlarının neresinde konumlandırdıklarının farklılığı seçimlerini belirlemektedir. Kadınlar da kendi içlerinde kariyer odaklı, ev odaklı ya da her ikisini bağdaştırmaya çalışan gibi farklı
gruplardan oluşmakta ve her grup kendi hayat kurgusu dahilinde istihdam
davranışını belirlemektedir. Üçüncü yaklaşım, toplumda varolan ahlaki yapıların ve toplumda kabul edilen davranışın önemine vurgu yapmaktadır. Buna
göre kadınlar iş ve aile arasındaki seçimlerini toplumda varolan değerler sistemine göre yapmakta ve toplumdan en az tepki ya da baskı görecekleri şekilde davranmaktadırlar. Dolayısıyla örneğin “çocuğa en iyi annesi bakar”
toplumsal kabulünün olduğu bir toplumda kadının çalışmaması kendi tercihinden ziyade toplumsal olarak kabul görmemekten korkmasıdır. Ahlaki değerler ve yapılması gerekenin ne olduğu her toplumda farklılık gösterdiğinden değişmez bir kadın davranışı ya da tercihinden söz edilememektedir.
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 7
SAYF A 8
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
Söz konusu yaklaşımlar farklı noktalarda eleştirilmiştir. Birincisi, gerek toplumsal gerekse bireysel tercihlerin ve toplumun yapısının değişmez olmadığıdır. Aynı
toplumda farklı zamanlarda bazı değerler önemini yitirmekte ve diğerleri önem
kazanabilmektedir. İkincisi, tercihlerin kişinin kendisine ne derece ait olduğu ile
ilgilidir; tercihler içinde bulunulan toplum, çevre ve ekonomik şartlarla belirlenmekte, belirli davranışlar öğrenilmekte ya da politikalar ile rasyonelleştirilmektedir. Niceliksel çalışmalar, çalışmak istemediğini ifade eden kadınlarla yapılan
görüşmelerde altta yatan nedenlerin toplumsal olarak kabul görmeme korkusu,
vicdan azabı, kreşlerdeki kötü koşullar, çocuk bakımının pahalı ya da uzak olması, zaten iş bulamayacağını düşünmek, ücretlerin düşüklüğü, daha önceki işlerde
yaşanan kötü tecrübeler gibi etkenlerden kaynaklandığını göstermektedir. Dolayısıyla dünyadaki tüm kadınlara ait olduğu düşünülen belli özellikler, zamana, yaşanılan yere, toplumsal sınıfa ve toplumun değerler sistemine göre değişiklik göstermektedir. Özetle, çalışmak yerine çocuğuna bakmayı tercih ettiğini ifade eden
bir annenin tercihini hangi koşullar altında oluşturduğunun bilinmesi önemlidir.
Sonuç
Yukarıda yer verilen kısa özette görüldüğü gibi, kadınların istihdama katılımı birçok etkene bağlıdır ve çoğu zaman bunları birbirinden ayırmak da kolay değildir.
Bu noktada karşılaştırmalı çalışmaların üzerinde uzlaştığı nokta, hangi etkenin
tek başına kadın istihdamını açıklayabildiğinden ziyade hangi şartlarda, hangi
varsayımlar altında, hangi ülkelerde hangi etkenlerin daha baskın olduğudur. Doğum öncesi ve sonrasındaki ücretli izinlerin ertesindeki davranışın verili toplumsal değerler sistemi içinde politikaların etkisinde farklılaştığının altı çizilmektedir.
Anneliğe benzer yaklaşımları olan, geleneksel aile yapılarına sahip, toplumsal
cinsiyet eşitsizliğinin belirgin olduğu, erkeğin çalışması kadının ise ev ve aile bakımından sorumlu olmasının genel kabul görmekte olması gibi nedenlerle birbirine son derece benzerlik gösteren Türkiye ve İtalya örnekleri incelendiğinde, iki
ülkede, farklı bakım ve izin politikalarının kadın istihdamına etki yaptığını görülmektedir. Politikalar arasındaki temel farklar İtalya’da ücretli doğum izninin Türkiye’den 6 hafta daha fazla olması, ebeveyn izninin bulunması, 0-3 yaş arası çocuk bakımının yarı ve tam zamanlı olarak kamu ve özel sektörlerce sağlanması,
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
3-6 yaş arasını kapsayan okul öncesi eğitimin ise kamu sektörünce sağlanıyor ve finanse ediliyor olması, buna karşılık Türkiye’de analık izninden başka izin düzenlemesinin olmaması, çocuk bakımının ya aile büyükleri ya da
çoğunlukla özel kreşlerde/bakıcılar tarafından sağlanmasıdır.
Buradan, toplumsal yapılar benzer de olsa, kadın istihdamına destek olan
izin ve bakım politikalarının etkisinin kültürel etkenlerden daha etkili olduğu
sonucuna varılabilir. Hanehalkı işgücü anketleri ve araştırmalar, ülkemizde
kadınların işgücüne katılımları önündeki temel engeli “ev ve aile sorumlulukları” olarak tanımladıklarını göstermektedir. İstihdamlarını destekleyici
politikaların sınırlılığı, cinsiyet temelli işbölümü, kayıtdışılık başta olmak
üzere işgücü piyasasının şartları ve ücretlerin düşüklüğünün (ya da rezervasyon ücretlerinin yüksekliğinin) bir araya gelmesi, ancak yükseköğretim almış ve görece yüksek ücret alan ve yüksek bakım hizmeti ücretlerini karşılayabilecek durumda olan kadınların istihdama erişebilmeleri sonucunu doğurmaktadır. Nitekim, bu nitelikteki kadınlar arasında her iki ülkede çok büyük
bir fark bulunmamaktadır.
Kaynakça:
Daly, M. (2000). A fine balance: Women’s labor market participation in international comparison. In F. Scharpf and V.
Schmidt (eds.), Welfare and Work in the Open Economy: Diverse Responses to Common Challenges, Oxford: Oxford University Press.
Daly, M. and K. Rake (2003). Gender and the welfare state. Care, work and welfare in Europe and the USA. Cambridge:
Polity Press
Duncan, S. and R. Edwards (1997), 'Lone mothers and paid work: rational economic man or gendered moral rationalities',
Feminist Economics, 3(2): 29-61.
Gornick, J. (1999). ‘Gender Equality in the Labour Market’, in D. Sainsbury (ed.) Gender and Welfare State Regimes, Oxford
University Press, pp.210-242.
Gornick, J.C. and M. K. Meyers (2003). Families that work. Policies for reconciling parenthood and employment. New York:
Sage
Hakim, C. (2000). Work-Lifestyle Choices in the 21st Century: Preference Theory. Oxford: Oxford University Press.
Hakim, C. (2006). Women, careers, and work-life preferences. British Journal of Guidance& Counseling, 34(3): 279-294.
Meyers, M.K., J.C. Gornick and K.E. Ross (1999). Public childcare, parental leave and employment, in D. Sainsbury (ed.)
Gender and Welfare State Regimes, Oxford University Press, pp. 117-146.
OECD (2007). Babies and Bosses. Reconciling Work and Family Life. A Synthesis of Findings for OECD Countries. Paris:
OECD
Orloff, A. S. (2002). Women’s Employment and Welfare Regimes: Globalization, Export Orientation and Social Policy in
Europe and North America. UNRISD, Social Policy and Development Programme Paper Number 12.
Pfau-Effinger, B. (1998). ‘Gender cultures and gender arrangement- a theoretical framework for cross-national gender
research’, Innovation, 11(2): 147-166.
Pfau-Effinger, B. (2005), ‘Culture and Welfare State Policies: Reflections on a complex interrelation’, Journal of Social
Policy, 34(1): 3-20.
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 9
SAYF A 10
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE’DE KADINERKEK EŞİT(SİZ)LİĞİ
Hazırlayan: AB Uzman Yardımcıları Göksel KUŞLU, Murat KARAŞAHİN
Kadın-erkek eşitliği, Avrupa Birliği (AB) Anlaşmasının ikinci maddesinde ve
Avrupa Birliği Temel Haklar Şartında yer alan, Birliğin temelini oluşturan değerlerden biridir. AB, kuruluşundan bu yana, gerek yasal düzenlemeler, gerek politik
girişimler, gerekse bu alanda yapılacak ilerlemeleri teşvik eden finansal destekler
ile kadın-erkek eşitliğini güvence altına almak üzere pek çok adım atmıştır. Avrupa Birliği kadın erkek eşitliğini sağlamak amacıyla uyguladığı tüm politikalarda
toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine bağlı kalmaya çalışmakta ve gerektiği takdirde
bu eşitliği sağlamak amacıyla özel önlemler alma yoluna gitmektedir. Günümüzde üniversitelerden daha fazla kız öğrenci mezun olmakta ve kadınlar Avrupa
tarihinde daha önce hiç olmadığı kadar işgücüne katılım sağlamaktadırlar. Bu
Ka dın-erkek
Avrupa
eşitliğ i,
Birliği
(AB)
A n l a şm a s ı n ı n
ik i nc i
maddesinde
ve
Avrupa
Temel
Haklar
Birliği
Şartında yer alan, Birliğin
temelini
oluşturan
değerlerden biridir.
makalede kadın-erkek eşitliği konusunda AB’nin yasal düzenlemeleri, politik girişimleri ve finansal desteklerinden bahsedilecek, ülkemizin bu alandaki durumu
ve ilerlemeleri ile ilgili bilgi verilecektir.
Yasal Düzenlemeler
1957 yılında gerçekleştirilen Roma Antlaşması’nın 119. Maddesi ile kadın ve
erkek için eşit işe eşit ücret ilkesi benimsenmiş ve bu tarihten itibaren toplumsal
cinsiyet eşitliği kavramı Avrupa Birliğinin temel ilkelerinden birisi haline gelmiştir. 1970 yılından bu yana AB bünyesinde, anlaşmalar ile sağlanılan yasal zemin
içinde toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi üzerine 13 adet direktif çıkarılmıştır. Bu
direktiflerle işe erişimde, işte yükselmede, mesleki eğitimlerde ve çalışma koşullarında eşitlik sağlanılmaya çalışılmış; eşit ücret ve sosyal güvenlik konusunda
mevcut ayrımların ortadan kaldırılması için çaba sarf edilmiştir. Roma Antlaşması sonrasında 1997 yılında gerçekleştirilen Amsterdam Antlaşması ile toplumsal
cinsiyet eşitliği konusu desteklenmeye devam edilmiştir. Bu anlaşma ile kadın
erkek eşitliği meselesi ücret boyutunun ötesine geçerek ilk defa AB antlaşmalarına girmiş ve birliğin temel hedeflerinden birisi olarak belirtilmiştir. Amsterdam
Antlaşması, cinsiyete dayalı ayrımcılığa ve kadın erkek eşitliğine ilişkin olarak
direktifler ile düzenlemeler yapılmasının önünü açmıştır. Bu kapsamda kadın erkek eşitliğine ilişkin temel düzenlemeleri öngören direktifler şunlardır:
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
•
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
Eşit Ücret Direktifi - 1975
Ücrete dair her türlü cinsiyet temelli ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını öngören
direktiftir. Üye devletlerin mevzuatlarını bu yönde uyumlaştırması öngörülmüştür.
•
Eşit Muamele Direktifi - 1976
Bu direktif ile işe alımda, işte yükselmede, mesleki eğitimde, işten çıkarılmada
ve çalışma koşullarının belirlenmesinde doğrudan veya dolaylı ya da medeni
hali ile ilgili olarak hiçbir şekilde cinsiyet ayrımcılığının yapılamayacağı belirtilmiştir. Söz konusu direktif 2002 yılında değişikliğe uğramıştır
•
Sosyal Güvenlik Direktifi – 1979
Hastalık, malullük, yaşlanma, iş kazası, mesleki hastalıklar ve işsizliğe karşı
mevcut koruyucu yasal düzenlemelerde kadın ve erkeğe eşit muamele edilmesi
gerektiğini belirten direktiftir. Direktif ile sosyal güvenlik kapsamı altına giren
hususlarda eşitlik sağlanılmaya çalışılmıştır.
•
Mesleki Sosyal Güvenlik Direktifi – 1986
Kadın ve erkek arasında mesleki sosyal güvenlik alanında eşitliğin sağlanılmasını öngören direktiftir. 1996 yılında değişikliğe uğramıştır.
•
Serbest Çalışan Direktifi – 1986
Tarım alanında çalışanları da kapsayacak şekilde serbest çalışan kadın ve erkek
arasında eşitliğin sağlanılması ve serbest çalışan kadınların hamilelik ve analık
dönemleri için korunmasını öngören direktiftir.
•
Hamile Çalışanlar Direktifi – 1992
Yasal bir hak olarak en az 14 haftalık bir analık iznini içerecek şekilde; hamile,
yeni doğum yapmış ve emziren kadınların iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak/
iyileştirecek asgari önlemleri belirlemiştir.
•
Ebeveyn İzni – 1996
Bu direktif ile üye ülke mevzuatında belirtilen yaşa kadar çocuk sahibi her ebeveyne, en az 3 aylık izin ve evli olmayan ancak kendilerine bağımlı kişiler olan
bireyler içinse bağımlının hasta veya sakat olması durumlarında izin verilmesi
öngörülmüştür.
İspat yükümlülüğü Direktifi – 1997
Çalışanların işverenleri hakkında cinsiyet ayrımcılığı yapıldığı şikâyetinde bu•
lunmaları durumunda, ispat yükümlülüğü hususunda daha adil bir sistem oluşturmak amacıyla üye ülke mevzuatlarında değişiklikler yapılması gerektiğini
belirtmektedir.
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 11
SAYF A 12
ÇALIŞM A VE
•
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
İstihdamda Eşit Muamele Direktifi – 2002
1976 yılında gerçekleştirilen Eşit Muamele Direktifinde değişikliğe giden direktiftir. Dolaylı ayrımcılık ve cinsel taciz kavramlarının tanımlaması yapılarak (ilk defa
bir bağlayıcı belge de cinsel taciz tanınmış ve tanımlaması yapılmıştır) üye ülkelerin kadın-erkek konusunda eşit muameleyi izleyecek ve teşvik edecek bir eşitlik
birimi kurmaları gerektiğini belirtmektedir.
•
Mal ve Hizmet Direktifi – 2004
Kadın ve erkek arasında kamuya açık mal ve hizmetlere erişim konusunda eşitlik
ilkesini kabul eden direktiftir. Bu direktif ile toplumsal cinsiyet eşitliği ilk kez istihdam alanının dışında bir alana yönelmiştir.
İstihdam ve İş Yaşamında Eşit Muameleye İlişkin Yenileme Direktifi – 2006
Kadın erkek eşitliği üzerine mevcut hukukun açıklık, şeffaflık ve tutarlığını arttırmak amacıyla 2006 yılında kabul edilen direktif ile eşit işe eşit ücret, mesleki düzenlemeler ve kanıtlama zorunluluğuna ilişkin hükümler tek bir metin altında birleştirilmiştir.
Bunların dışında çıkarılan iki direktifle de İspat Yükümlülüğü Direktifi (1997) ve
”
Ebeveyn İzni Direktifinin (1997) uygulama alanı Birleşik Krallık ve Kuzey
İrlandayı’da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Politik Girişimler
AB kurumları, üye devletler, sosyal taraflar ve sivil toplum gibi tüm seviyelerden
paydaşların katılımıyla gerçek bir eşitlik sağlamak için alınacak faaliyetleri içeren
yol haritası AB’nin kadın-erkek eşitliği alanındaki önemli bir politik girişimini
teşkil etmektedir. 1 Mart 2006’da kabul edilen ve 2006-2010 yıllarını kapsayan
kadın-erkek eşitliğine ilişkin yol haritası, AB’nin bu alandaki altı adet öncelik alanını ortaya koymaktadır. Bu öncelik alanları:
1.
Kadın ve erkek için eşit ekonomik bağımsızlığı sağlamak
2.
İş hayatı ile özel hayat ve aile hayatının dengelenmesi
3.
Karar alma mekanizmalarına kadın ve erkeğin eşit katılımının teşviki
4.
Cinsiyete dayalı şiddet ve insan kaçakçılığın önlenmesi
5.
Cinsiyete dayalı basmakalıp kategorilerin ortadan kaldırılması
6.
AB dışında da toplumsal cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi
1996’da Komisyon tarafından düzenlenen bir bildirgede, kadınlara ve erkeklere
fırsat eşitliği sağlanmasının tüm Topluluk politika ve faaliyetlerine dâhil edilmesi
önemle vurgulanmıştır.
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
2000 yılındaki Lizbon Zirvesi'nde kadın istihdamını artırmakla ilgili kadın istihdamının yüzde 60'a çekilmesi hedefi koyulmuştur. Avrupa Birliği Komisyonu, kadın erkek eşitliğinin sağlanılması konusundaki kararlılığını 8 Mart 2010
Dünya Kadınlar Günü sonrasında çıkarttığı bir bildiriyle daha da güçlendirmiştir. Söz konusu bildiri ile kadın erkek eşitliğin sağlanması hususunda gelecek
beş yıl boyunca alınabilecek tedbirlere ve bu tedbirlerin yoğunlaşacağı beş temel hareket alanına değinilmiştir.
Bu kapsamda söz konusu bildiri ile mevcut Avrupa Birliği Komisyonu’nun görev süresi boyunca kadın erkek eşitliği üzerine gerçekleştirilecek faaliyetlerin
aşağıdaki ilkeler ile destekleneceği belirtilmiştir.
1.
Eşit Ekonomik Özgürlük
2.
Eşit ve Eş Değerli İşler için Eşit Ücret
3.
Karar Almada Eşitlik
4.
Saygınlık, İtibar ve Cinsiyet Temelli Şiddetin Sonu
5.
Birlik Ötesinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Karar Alma Mekanizmalarında Kadınlar
Avrupa Komisyonu, karar alma organlarındaki kadın erkek eşitliğini sağlama
görevi kapsamında, mevcut durumu görme ve eğilimi izleme amacıyla karar
alma mevkilerindeki kadın erkek sayıları istatistiğini tutmakta ve bu veritabanını her üç ayda bir güncellemektedir. Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’ndaki kadın dağılımı aşağıdaki grafiklerde gösterilmektedir:
•
9 Şubatta Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanan yeni Avrupa Komisyonu üyelerinin 1/3’ü (27 üyeden 9’u) kadınlardan oluşmaktadır.
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 13
SAYF A 14
ÇALIŞM A VE
•
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
Avrupa Parlamentosu’nun %35’ini kadınlar, %65’ini erkekler oluşturmaktadır. Ülkeler bazında Avrupa Parlamentosu’ndaki kadın milletvekili
oranlarına bakıldığında Finlandiya %62 ile başı çekmekte olup, onu %56
ile İsveç ve %50 ile Estonya izlemektedir.
•
AB üyesi devletlerin ulusal parlamentolarındaki dağılıma bakıldığında
kadın temsil oranının %24’te kaldığı görülmektedir. Buna göre üye devletlerin ulusal parlamentoları arasında oransal olarak en çok kadın milletvekili barındıran ülke %47’lik oranla İsveç’tir. İsveç’i %42’lik oranla
Hollanda ve %40’lık oranla Finlandiya izlemektedir. Türkiye ise meclisindeki %9,1’lik kadın milletvekili oranıyla AB üye devletlerinin (aynı
orana sahip Malta hariç) gerisinde kalmaktadır.
•
AB’nin danışma organlarını oluşturan Bölgeler Komitesi ve Ekonomik
ve Sosyal Komite’deki dağılım da kadınların temsilinin erkeklerin çok
altında kaldığını gözler önüne sermektedir. 10 Şubat 2010’da Avrupa
Bölgeler Komitesi’ne ilk kez bir kadın başkanın (Mercedes Bresso) seçilmesi umut vermiştir. Bölgeler Komitesi’ndeki üyelerin %20’sini ka-
”
dınlar, %80’ini erkekler oluşturmaktadır. Ekonomik ve Sosyal Komite’de ise %22’lik kadın temsiline karşın %78’lik bir erkek temsil oranı gözlemlenmektedir.
Görüldüğü üzere AB’nin temel karar alma mekanizmalarındaki kadın temsili
istenen düzeyde değildir. Fakat Komisyon özellikle bu alandaki gelişmeleri
dikkatle izlemekte ve dengelerin kadın lehine gelişmesi için çeşitli politikalar
önermeye devam etmektedir.
Finansal Destekler
Kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik Avrupa Birliği’nce sağlanan başlıca
finansal kaynaklar PROGRESS Topluluk Programı ve Avrupa Sosyal Fonu’dur. Avrupa Sosyal Fonu’ndan yalnızca üye devletler faydalanmakta olup, Türkiye gibi aday ülkeler ve potansiyel aday ülkeler Avrupa Sosyal Fonu’na hazırlık amacıyla katılım öncesi mali yardım aracından (IPA) yararlanmaktadır.
Ülkemizin de katılım gösterdiği PROGRESS topluluk programı 2007-2013
dönemi için 743,25 milyon Avro bütçe ayrılmış olup, bu bütçe programa katılan ülkelerin beş alanda yapacakları değişim ve iyileştirme projeleri için kullanılacaktır. Bu alanlar şunlardır:
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
1.
İstihdam
2.
Sosyal içerme ve sosyal koruma
3.
Çalışma koşulları
4.
Ayrımcılık yapmama
5.
Toplumsal cinsiyet eşitliği
BAKANLIĞI
Görüldüğü gibi toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik olarak yapılacak projeler PROGRESS kapsamında fonlanabilmektedir. Ayrıca IPA kapsamında da kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik, kadınların eğitime ve istihdama katılımını artırıcı projelere AB kaynaklarından fon sağlanabilmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yönetiminden sorumlu olduğu İnsan
Kaynaklarının Geliştirilmesi Bileşeni kapsamında hazırlanan Operasyonel
Programının (İKG OP) öncelik eksenlerinin her birinde cinsiyet eşitliği yatay
bir konu olarak dikkate alınmaktadır. İKG OP ayrıca, kadının işgücü piyasasına
katılımıyla ve kız çocuklarının okula kayıtlarının arttırılmasıyla ilgili tedbirleri
de içermektedir.
Yasal düzenlemeler, siyasi girişimler ve finansal kaynaklar vasıtasıyla kadınerkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik pek çok girişime rağmen Avrupa Birliğinde cinsiyet eşitliği henüz istenen düzeye ulaşamamıştır. Her sene bu alandaki yıllık gelişimleri gösteren kadın-erkek eşitliği raporları, bu gerçeği su yüzüne çıkarmaktadır. Bu eşitsizliğe birkaç örnek vermek gerekirse;
•
Ücret eşitsizliği çok uzun yıllardır süregelen bir olgudur ve hala aynı iş
için kadınlar saat başı ücret bazında erkeklerden yaklaşık %18 daha az
ücret almaktadır.
•
Son on yılda oranın yükselmesine karşın, ekonomik ve politik karar alma
mevkilerinde kadınlar hala erkeklerden çok daha az oranda temsil edilmektedir.
•
Aile içi görev dağılımında kadın erkek eşitsizliği devam etmektedir.
•
Yoksulluk riski kadınlar için erkeklerden daha fazladır.
•
Kadınlar, cinsiyete dayalı şiddetin esas mağdurlarıdır ve insan ticaretine
karşı daha savunmasızdır.
Yakın tarihte yayınlanan yeni Eurobarometer Anketi sonuçlarına göre Avrupalıların %62’si halen toplumun çeşitli alanlarında cinsiyet eşitsizliği olduğunu
düşünmektedir. Yine bu anket sonuçlarına göre, öncelikli olarak müdahale edilmesi gereken alanlar olarak; %92 ile kadına karşı şiddet ilk sırayı almakta
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 15
SAYF A 16
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
ardından % 82 ile ücret eşitsizliği gelmektedir. Anket sonuçlarına göre Avrupalıların %61’i toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele konusunda AB’nin
önemli bir role sahip olduğunu düşünmektedir.
Türkiye’de Durum
Ülkemizde kadın-erkek eşitliğine dair göstergeler pek olumlu gözükmemektedir. BM Türkiye Temsilciliği’nin 8 Mart 2010’da yaptığı açıklama bu olumsuz
tabloyu gözler önüne sermektedir. Açıklamada yer alan verilerin bir kısmı aşağıda yer almaktadır:
•
2009 yılı işgücüne katılım oranı erkekler için yüzde 70,5 iken kadınlar
için bu rakam yüzde 26’da kalmaktadır. Söz konusu oran yüzde 52,6
olan küresel ortalamanın oldukça gerisine düşmektedir. (2010 yılı Ocak
ayı TÜİK verilerine göre erkeklerde işgücüne katılma oranı % 69,8’e,
kadınlarda ise % 25,9’a düşmüştür. Buna göre, işgücüne dâhil olmayanların cinsiyete göre işgücüne dâhil olmama nedenlerine bakıldığında 15
yaş üstü kadınlarda işgücüne dâhil olmama sebepleri arasında en başta %
62,7’lik bir oranla ev işleriyle meşgul olanlar gelmektedir. Onu %10,62
ile çalışamaz halde olanlar ve %9,69’luk bir oranla eğitim-öğretim nedeniyle işgücüne dahil olmayanlar izlemektedir. )
•
Kadınlara yönelik sosyal ve ekonomik engellerden kaynaklanan olumsuz
önyargılarının yaygınlığı nedeniyle, kadınlar işgücü piyasasına girerken
ve bu piyasada kalırken ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Bu da 2009
itibariyla yüzde 21,9 olan tarım dışı kadın işsizlik oranında açıkça gözlemlenmektedir.
•
Türkiye’de kadınlar erkeklere oranla daha az ücretli, güvencesi olmayan
düşük seviyeli işlerde istihdam edilmektedir. Kırsal kesimde yaşayan
kadınların yüzde 70’i ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır. 2009 verilerine göre, kadınların %59’u sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmaktadır.
•
Kırsal kesimde tarım sektörü, kentte ise hizmet sektörü kadınların en yoğun istihdam edildiği sektörleri oluşturmaktadır.
•
2007 seçimleri sonucunda parlamentodaki kadın milletvekillerinin sayısı
iki kat artarak yüzde 9,1 seviyesine ulaşmıştır. Yerel yönetim seviyesinde ise bu rakam çok daha düşüktür. Belediye başkanlarının yüzde 0,9’u
(2,948 belediye başkanından 27’si), il meclislerinin yüzde 3,2’si (3,379
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
üyeden 110’u), ve belediye meclislerinin yüzde 4,2’si (31,790 üyenin
1,340’ını) kadınlardan oluşmaktadır.
•
Kadınların ekonomik ve siyasi yaşama katılımına göre belirlenen Cinsiyet Güçlendirme Ölçütü (GEM) verilerine göre Türkiye 109 ülke arasında 101. sırada bulunmaktadır. Türkiye bu açıdan sadece Tonga, İran, Fas,
Cezayir, Suudi Arabistan, Mısır, Bangladeş ve Yemen’in önünde yer almaktadır.
•
Türkiye’de okuma yazma bilmeyen kadınların oranı yüzde 9’un üzerine
çıkmaktadır.
•
İkamet izni bedeli, temel sosyal hizmetlere kısıtlı ulaşım, cinsel şiddet ve
güvenli ikamet imkânına sahip olamamak mülteci kadınların karşı karşıya bulunduğu eşitlikten yoksun statülerinin ana unsurlarını teşkil etmektedir.
Ülkemizde de özellikle son yıllarda kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik
önemli adımların atılması umut verici bir gelişmedir. Örneğin 2004 yılında yapılan Anayasa Değişikliği ile Anayasa’nın 10. Maddesine “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” ifadeleri eklenmiştir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından
2008 yılında hazırlanan 2008-2013 dönemini içeren “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı” kadına karşı ayrımcılığı önlemek ve kadınların sosyal
ve ekonomik konumlarını iyileştirmek amacıyla kadın ve erkeklerin yaşamlarının çeşitli alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesine yönelik hedef ve uygulama stratejileri ortaya koymaktadır. Eylem planında yer alan stratejilerin ve eylemlerin kâğıt üzerinde kalmayıp sorumlu kurumlar tarafından
gerçek hayata uygulanmasının Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin
giderilmesinde önemli rol oynayacağı beklenmektedir. Son yıllarda yapılan
birtakım projelerle de strateji ve eylemlerin bir kısmı uygulamaya geçirilmiştir.
Bu alanda yapılan projelere birkaç örnek vermek gerekirse:
•
Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Eşleştirme Projesi
•
Kadın Girişimcilerin Desteklenmesi Projesi
•
Kadın Sığınmaevleri Projesi
•
İstihdamda Kadın-Erkek Eşitliği Projesi
Ekonomik gelişme ve sosyal uyum, sürdürülebilir büyüme ve rekabet edebilirlik ile istihdamın artırılması ancak kadın ve erkek arasında gerçek bir eşitlik
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 17
SAYF A 18
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
sağlanıldığı takdirde sağlanılabilir. Bu bakımdan kadın-erkek eşitliği alanında
atılan adımlar, bu adımların desteklenmesi ve toplum tarafından benimsenmesi
ülkemizin gelişmişlik seviyesinin ve toplumun refah düzeyinin artmasında önemli
role sahiptir.
Kaynakça:
•
Yasal Düzenlemeler:
http://europa.eu/rapid/pressReleasesAction.do?reference=MEMO/07/426
•
Karar Alma Mekanizmalarında Kadınlar:
http://ec.europa.eu/social/main.jsp?l
angId=en&catId=89&newsId=739&furtherNews=yes
•
Birleşmiş Milletler Türkiye Temsilciliği’nin 8 Mart 2010’ Dünya Kadınlar
Gününde Yaptığı Açıklama:
http://www.un.org.tr/2010_march/haber_orta7.html
•
Kadın-Erkek Eşitliği Yol Haritası
http://ec.europa.eu/social/main.jsp?catId=422&langId=en
•
PROGRESS Topluluk Programı
http://ec.europa.eu/social/main.jsp?catId=327
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
SAYF A 19
İŞ ve AİLE HAYATI ÇATIŞMASI
Hazırlayan: AB Uzman Yrd. Seven ERDOĞAN
İş ve aile hayatı arasında denge kurmak ve yaşanan rol çatışmasını azaltmak
günümüzde neredeyse her toplumun yaşadığı bir problem haline gelmiştir.
1960’lardan itibaren kadınların işgücü piyasalarına katılımlarının giderek
artmasıyla beraber, işgücü piyasaları erkek egemen görüntüsünü yitirmeye
başlamıştır. Ancak, kadınların işgücü piyasalarına aktif katılımı sonucunda
daha önceden yaygın bir şekilde kadınlar tarafından üstlenilen ailevi sorumlulukların kim tarafından yerine getirileceği ve söz konusu sorumluklarla iş
hayatının çalışanlara yüklediği sorumluluklar arasında nasıl bir denge kurulacağı konusu da sıklıkla tartışılan bir problem haline gelmiş bulunmaktadır.
Genel itibariyle, kişilerin sahip oldukları sınırlı zamanı hem iş, hem de ailevi
hayatlarındaki yükümlülüklerini en iyi şekilde gerçekleştirecek dengeli bir
şekilde dağıtmaya mecbur olmaları aile hayatı ve iş dengesinin Avrupa düzeyinde önemli bir sorun alanı olarak belirmesine neden olmaktadır.
Bu yazıda Avrupa Yaşam ve İş Koşullarının İyileştirilmesi Vakfı
(EUROFOUND) tarafından 2007 yılında yapılmış olan İkinci Avrupa Yaşam Kalitesi Anketi sonuçları kapsamında aile ve iş hayatı konusu ele alınacaktır. Anket sonucunda elde edilen veriler ışığında meydana getirilen raporla, aile ve iş hayatı arasında kişilerin işe ya da ailelerine daha az zaman ayırmak durumunda kalması şeklinde beliren sorunun boyutlarının tam ve doğru
bir şekilde anlaşılması ve iş ve aile hayatı arasında daha iyi bir dengenin
oluşmasını sağlamak üzere ülkelerin teşvik edilmesi hedeflenmektedir. Söz
konusu anket çalışması Avrupa çapında,
27 AB üyesi devlet, Norveç,
Hırvatistan, Makedonya ve Türkiye’de dâhil olmak üzere31 ülkede gerçekleştirilmiştir.
•
AB Düzeyinde İş ve Aile Hayatı Çatışması
Anket sonuçlarına göre, çalışmak hem kadınlar hem de erkekler açısından
bakım ve ev işleri için harcanan vakti azaltan bir faktör olarak ortaya çık-
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
İş ve aile hayatı arasında
denge kurmak ve yaşanan
rol çatışmasını azaltmak
günümüzde neredeyse her
toplum un ya şadığ ı bir
problem haline gelmiştir.
SAYF A 20
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
maktadır. Ancak, söz konusu çatışma kadınlar açısından daha sık karşılaşılan bir
sorun olarak belirmektedir. Avrupa’da kadınların ücretsiz ev işlerine (çocuk ve
yaşlıların aile fertlerinin bakımı, yemek pişirme, temizlik vb.) günlük katılım oranı %80 iken, erkekler için aynı oran %45 düzeyindedir. Yani, ailevi sorumlulukların yerine getirilmesi konusunda Avrupa çapında cinsiyet önyargısı olarak adlandırılabilecek bir durum söz konusu bulunmaktadır. Özellikle, 25-49 yaş aralığındaki kadınların yükü hemcinslerine göre daha fazladır. Ancak, yemek pişirme
ve ev işlerine harcanan zaman göz önünde bulundurulduğunda bu konuda kadınların yaşlarının önemli bir farka yol açmadığı görülmektedir. Ayrıca, ailevi sorumlulukların kadınlar aleyhine dağılmış olması, onların bir yandan daha esnek
çalışma koşulları talep etmelerine, daha az saat çalışmayı istemelerine ve işgücü
piyasasında daha fazla hareketli olmalarına neden olmaktadır. Söz konusu çalışma şekilleri de hem iş, hem de mesleki kariyer imkanlarının kadınlar için belirsiz
olması ile sonuçlanmaktadır.
Erkeklerin ücretsiz günlük işlere katılımında en kötü performansı sergileyen ülke
günlük %17’lik katılım oranıyla Türkiye olmuştur. Erkeklerin ücretsiz ev işlerine
katılımı konusunda en iyi örneği teşkil eden İsveç’te bu oran %70’tir. Türkiye
açısından kadınların ücretsiz günlük işlere katılım oranlarıyla erkekler için aynı
oran arasındaki uçurumu kapatmak hayli zor görünmektedir. Çünkü, Türkiye’de
erkeklerin %71’i, kadınların ise %62’si ücretsiz ev işlerinin ifa edilmesi konusunda kendilerine düşen payın adil olduğuna inanmaktadır. Yani, Türkiye’de hem
erkek hem de kadınların büyük bir oranı, kadınlar aleyhine olan ve kadınların aktif bir şekilde işgücü piyasalarına katılımı önünde büyük bir engel teşkil eden ücretsiz ev işi yükünün makul olduğu kanısındadır. Bu duruma Türkiye’de daha çok
erkeklerin evin geçini sağlamak üzere çalışan tek aile ferdi olması da neden olmaktadır. Yani, Türkiye’de, Doğu Avrupa ülkeleri ve diğer aday ülkelerde de,
hayatlarının hiçbir döneminde işgücü piyasasına katılmamış ve ev hanımı olarak
hayatını idame ettiren kadın sayısı oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Buna
karşın, anketle ulaşılan genel sonuca göre Avrupa düzeyinde hem kadınlar hem
de erkekler ailevi işlerin yerine getirilmesi konusunda bir eşitsizlik durumunun
mevcut olduğunu kabul etmektedir. İlaveten, çocukların sayısı ve yaşları kadın
istihdamını çoğu zaman olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü, çocuk sayısı art-
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
tıkça ya da ailede yaşı küçük, özellikle 6 yaşın altında, çocukların var olması
halinde çocukların bakım ve eğitim ihtiyaçları da artmaktadır. Avrupa düzeyinde bu konuda kadın aleyhine yerleşmiş olan cinsiyet önyargılarının henüz aşılamadığı düşünülürse bu durumun kadınların işgücü piyasasına katılımını engelleyen bir faktör olarak ortaya çıktığı anlaşılabilmektedir. Ayrıca, aile dışı çocuk
bakım kurumları, yasal süt izni ya da ücretli ebeveyn izninin olmadığı ülkelerde kadınlar anne olduktan sonra ya işgücü piyasasına yeniden dahil olamamakta ya da işgücü piyasasında faaliyet göstermeleri halinde bu gibi nedenlerden
ötürü anne olmaktan korkmakta ve anne olmak kararını çok zor verebilmektedir. Buna ek olarak, kadınların işgücü piyasasında karşılaştıkları güçlükler deağır iş şartları, standart olmayan çalışma saatleri, iş güvencelerinin olmayışı ya
da iyi kariyer fırsatlarından yoksun olmaları gibi- kadınların anne ya da eş olmalarının ardından işgücü piyasasında var olmaya devam etmelerine engel olmaktadır. Bu nedenle, kadınlar bu güçlüklerle daha az karşılaştıkları kamu kesiminde istihdam edilmeyi tercih etmektedir. İlaveten, kendi çekirdek aileleriyle beraber yaşayanlar artan sorumluluklarına karşın, yalnız yaşayanlara kıyasla
hayatlarından daha fazla memnun bulunmaktadır. Bu nedenle, daha mutlu bireylerden oluşan bir toplum yaratmada aile ve iş hayatı dengesinin sağlanmasının büyük önemi bulunmaktadır. Buna ek olarak, Avrupa’nın nüfus yapısı, yani
giderek yaşlanmakta olan bir nüfusa sahip bir toplum oluşu, göz önünde bulundurulduğunda, gelecek dönemde yaşlıların aileleri tarafından bakımının iş ve
aile hayatı arasındaki gerilimin artmasına neden olacağı ileri sürülebilmektedir.
Türkiye gibi AB aday ülkelerinde ücretli çalışan kadınların çocuklarının bakımı için ayırdıkları zaman oldukça azdır. Bu ülkelerde erkeklerin de çocuk bakımı için az zaman ayırdıkları ve kurumsal düzeyde çocuk bakım hizmetlerinin
gelişmemiş olduğu hususları göz önünde bulundurulursa, çocuk bakım hizmetlerinin daha çok yakın aile fertleri tarafından sağlandığı gerçeği ile karşılaşılmaktadır. Buna ilaveten, çocuk bakım hizmetlerinin kurumsal anlamda gelişmiş olduğu ülkelerle az gelişmiş olduğu ülkelerde çocukların bakımı ve eğitimi
konusunda harcanan zaman itibariyle herhangi bir farklılık gözlenmemektedir.
Bu durum, çocuk bakım hizmetlerinin kurumsal anlamda gelişmemiş olduğu
ülkelerde çocukların bakım ve eğitimleri için harcanan zamanın zorunluluktan;
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 21
SAYF A 22
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
söz konusu hizmetlerin gelişmiş olduğu ülkelerde ise tercihen ortaya çıkması şeklinde yorumlanmaktadır.
Kişinin yaşam memnuniyetini etkileyen faktörlerden birisi de eşlerinin çalışma
durumudur. Genel itibariyle, eşleri olan insanlar olmayanlara kıyasla Avrupa düzeyinde daha mutluyken, kadınlar açısından eşlerinin çalışması hayat memnuniyetini arttıran bir faktör olarak belirmektedir; erkekler açısından aynı konuya bakıldığında ise tam tersi bir durumla karşılaşılmaktadır, çünkü eşleri çalışmayan
erkekler eşleri çalışan erkeklere kıyasla hayatların % 20 oranında daha memnundur. Erkeklerin hala eşleri çalışmayınca hayatlarından daha fazla zevk aldığını
belirtiyor olması gelecek açısından kadınların istihdamını arttırmak konusunda
önemli bir engel teşkil edeceği açıkça görülmektedir.
Avrupa düzeyinde ücretsiz aile işlerinden yaşlıların bakımı için harcanan zaman
diğer ailevi sorumluluklara kıyasla oldukça düşüktür. Ayrıca, bu konuda harcanan
zaman itibariyle kadın ve erkek arasındaki fark daha az belirgindir. Yaşlıların bakımı konusunda dikkat çeken başka bir konu ise, kişilerin ailelerindeki yaşlı fertlerle olan iletişim düzeyleri ve yaşlı fertlerden kişilere sağlanan maddi destek arttıkça, Avrupa düzeyinde yaşlı bakımı için harcanan zamanda belirgin bir artış
gözlemlenmesidir.
Ankette elde edilen verilere göre, Avrupa düzeyinde kişilerin çoğunluğu çocukları ve aile fertleriyle haftada en az bir kez yüz yüze görüşmek ya da telefon, eposta ya da yazışmak suretiyle iletişim kurduğunu ifade etmektedir. Bu ek olarak,
kişiler hasta olduklarında, kişisel ya da ailevi önemli bir karar almaları konusunda
tavsiyeye ihtiyaç duymaları halinde ya da para ihtiyacında olduklarında öncelikli
olarak aile fertlerinden destek almayı tercih etmektedir. Bu destek hem maddi
hem de manevi olabilmektedir. Söz konusu durumun tek istisnasını iş aramak
oluşturmaktadır. Buna karşın, kişinin yalnız yaşaması bu durumu bir istisna teşkil
etmektedir. Yalnız yaşayan kişiler yukarda belirtilen durumlarda ailelerinden ziyade yakın arkadaşları, komşuları veya iş arkadaşları gibi üçüncü kişilerden destek almayı ummaktadır. Ayrıca, anket sonuçlarına göre tüm ülkelerde kadınların
erkeklere kıyasla daha fazla oranda desteklendiği görülmektedir. Kadınların birçok ülkede erkeklere göre birçok açıdan daha fazla dezavantajlı bir konumda olmasının bu duruma neden olan faktörlerden birisi olduğu savunulabilir. Buna ek
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
olarak, rapor kapsamında kişinin zor zamanlarında maddi ve manevi destek
alacağını bilmesi hayat memnuniyetini arttıran faktörlerden birisi olarak tanımlanmıştır.
Avrupa genelinde işgücü piyasasına dahil olanların % 27’si işte çok fazla vakit
geçirmek ve aile, sosyal aktivite ve hobilerine yeteri kadar zaman ayıramamaktan dolayı şikayet etmektedir. Türkiye gibi haftalık çalışma süresi Avrupa ortalamasının üzerinde olan ülkelerde bu oran % 42’lere çıkmaktadır. Anket sonunda elde edilen veriler ışığında, kişinin aile hayatındaki görevlerinin belirleyicisinin sadece kişiye ve aileye özgü mikro düzeydeki faktörler olmadığı, aynı
zamanda kişinin yaşadığı ülkedeki kurumsal yapılanma düzeyi (örneğin, yaşlı
ve çocukların bakımına yönelik kurumların var olup olmadığı), işgücü piyasasının yapısı, ücret yapısı ve toplumsal cinsiyet normları gibi makro düzeyde faaliyet gösteren faktörlerin de önemli roller oynadığı savunulmaktadır.
•
Avrupa’nın İş-Aile Hayatı Dengesi Karnesi
Bu makalenin temelini oluşturan ve 2. Avrupa Yaşam Kalitesi Anket çalışmasını temel alan raporda ülkeler, iş ve aile hayatı dengesinin sağlanması açısından
sekiz ayrı gruba ayrılarak incelenmiştir. Danimarka, Finlandiya ve İsveç aile ve
iş hayatı uyumunun sağlanması açısından en iyi koşullara sahip ülkeler olarak
birinci grupta yer almaktadır. Bu ülkelerde gelişmiş kamu bakım hizmetleri
(çocuk ve yaşlılar için), kadınların işgücü piyasasına giriş ve çıkışlarının kolay
olması, kısmı süreli çalışma ya da daha az saat çalışmaya imkan veren çalışma
koşullarının varlığı gibi faktörler bu ülkelerin aile ve iş hayatı arasındaki uyumun sağlanması açısından daha iyi performans sergilemelerine katkıda bulunmaktadır. Bu ülkeleri Benelüks ülkeleri (Belçika, Lüksemburg ve Hollanda) ve
Fransa takip etmekte ve ikinci grubu oluşturmaktadır. Üçüncü grup ise liberal
ekolün hakim olduğu Anglo-Sakson ülkelerinden meydana gelmektedir. Söz
konusu ülkelerde devlet, aile hayatına ancak aile veya piyasada sorun olması
durumunda müdahale etmektedir. Geleneksel kadın rollerinin ve kadının istihdamının aile refahını olumsuz etkileyeceği inancının hakim olduğu ve dördüncü grubu oluşturan Bismarck refah sistemi devletlerinde ise bu durum aile ve iş
hayatı uyumunu olumsuz etkilemektedir. Hem geleneksel kadın rollerinin hakim olduğu hem de işgücü piyasasına giriş ve çıkışların zor olduğu Doğu AvruAVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 23
SAYF A 24
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
pa ülkeleri- beşinci grup- ve eski sosyalist ülkeler -altıncı grup- ise kadınlar aile
ve iş yaşamı arasında bir denge kurmada güçlüklerle karşılaşmaktadır. Bu açıdan
en sorunlu ülkeler ise Romanya ve Bulgaristan- yedinci grup- ve Türkiye’de dahil
AB’ye adayı üç ülkedir-sekizinci grup-.
•
AB ve İş ve Aile Hayatı Çatışması
AB düzeyinde aile ve iş hayatı dengesi, fırsat eşitliği ve sosyal politikadan bağımsız olarak düşünülemez. 1957 yılında Roma Antlaşması ile aynı değerde iş yapan
kadın ve erkeklerin eşit ücret alması ilkesinin benimsenmesi ile AB, kadınları
geleneksel toplumsal rollerine karşı mücadele edip işgücü piyasasına dahil olmaya teşvik etmiştir. 1970 ve 80’lerde kadınların işgücü piyasalarına katılımlarının
artmasıyla ve birçok alanda eşit fırsatlara sahip olmaları adına mücadele etmek
durumunda olmaları nedeniyle fırsat eşitliği tartışmaları AB düzeyinde daha sıklıkla yaşanır hale gelmiştir. Ancak, üye ülkeler sosyal politika alanında tek belirleyici olma gücünü 1990’lara kadar ellerinde tutmayı başarmıştır. 1992 yılında,
çocuk bakımına ilişkin Konsey kararı yayınlanmıştır. Bu kararla, üye devletler
çocukların bakımını sağlamak üzere çalışanların aile ve iş hayatı arasında uyumu
sağlamaya yönelik girişimlerde bulunmaya davet edilmiştir. 1994’te sosyal politikaya ilişkin Beyaz Kitap yayınlanmıştır. Söz konusu dokümanda büyüme ve rekabetçilik konusunda istihdamın önemine, kadın-erkek dayanışmasına ve kadın
istihdamını arttıracak sosyal politikaların tasarlanması konularına değinilmiştir.
1996 yılında kadın ve erkeklere minimum 3 aylık yasal ebeveyn izninin kişisel
bir hak olarak tanınmasını öngören AB Direktifi yayınlanmıştır. 90’ların sonunda
imzalanan Amsterdam Anlaşması’yla ekonomik başarı için sosyal ilerlemenin
şart olduğu inancından hareketle, AB projesi sosyal bir çehre kazanmaya başlamıştır. Söz konusu anlaşmanın imzalanmasında kısa bir süre sonra benimsenen
Avrupa İstihdam Stratejisi (AİS) ile iş ve aile hayatının uzlaştırılması konusu
AB’nin istihdam alanındaki önceliklerinin arasına girmiştir. Bu belgeyle istihdam, AB düzeyinde açık koordinasyon yönteminin uygulandığı bir politika alanı
haline gelmiştir. Buna ek olarak, 1998 yılında aile ve iş hayatı uyumu konusu
AİS’e, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve kamu sektörü tarafından çocuk bakım hizmetlerinin sağlanması itibariyle dahil edilmiştir. 2000 yılında istihdam ve
sosyal politika alanında AB Bakanlar Konseyi tarafından yayınlanan kararda kadın ve erkeklerin iş ve aile hayatına dengeli katılması gerektiği hususuna dikkat
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
çekilmektedir. 2001 yılında iş ve aile hayatı uyumu Komisyon tarafından “İşte
Sosyal Kalite” ana başlığı altında ele alınmış ve 2003 yılında AİS rehberinde
kalite ve üretkenlik başlığı altında yer almıştır. 2000 yılında benimsenen Lizbon Stratejisi ile AB 2010 yılı sonu itibariyle kadın istihdamı oranını %60 olarak hedeflemiştir ve iş ve aile hayatı dengesinin sağlanmasının sağlanması strateji kapsamında kadın istihdamını arttıracak bir kavram olarak ele alınmıştır.
AB düzeyinde aile ve iş hayatı ahengini sağlamak üzere yapılan politika tartışmalarının kapsamı son dönemde oldukça değişmiş bulunmaktadır. Önceki dönemlerde, iş hayatında kadın ve erkeğin eşit muamele görmesi kapsamında gerçekleştirilen tartışmalar; şimdilerde ekonomik büyüme için istihdamın arttırılması, aile ve iş hayatı dengesi ve yaşlanan Avrupa nüfusun yenilenmesi gibi
konulara odaklanmış bulunmaktadır. Buna ek olarak, gelişmiş insan kaynağı,
istihdam, üretkenlik, kişinin kendini gerçekleştirmesi, sabit kişisel ilişkiler ve
sosyal içerme itibariyle önemlidir. İnsan kaynakları sadece okulda geliştirilmemekte, aile ve iş ortamı da önemli roller oynamaktadır. Bu nedenle, aile ve iş
hayatı arasında denge kuran kişi, sahip olduğu bilgi ve becerileri geliştirme
şansına da sahiptir. Çocukların iyi yetişmesi gelecekte nitelikli işgücüne sahip
olmak açısından da büyük önem arz etmektedir.
•
Çözüm Önerileri
Anket dahilinde Avrupa ülkelerinin aile ve iş hayatı dengesini sağlamak konusunda sekiz ayrı gruba bölünmesi, Avrupa genelinde ülkeler arasında bu konudaki farklılığı yansıtmak açısından önemlidir. Kısaca, Kuzey Avrupa’dan doğu
ve güneye gidildikçe aile ve iş hayatı arasındaki denge giderek bozulmaktadır.
Avrupa’da aile ve iş hayatı arasında makul bir denge sağlanmak isteniyorsa,
ülkeler AB tarafından belirlenen standartları göz önünde bulundurarak kendilerinin karşı karşıya oldukları problemlere en iyi şekilde cevap verecek politikaları benimsemelidir. Bununla birlikte, raporda farklı resmi ya da resmi olmayan
kurumsal oluşumlar, bakım hizmetlerinin çoğalması ve farklılaşması, işgücü
piyasasının yapısal değişimi, özellikle aynı zamanda ebeveyn, eş ve evlat olan
kadın ve erkeklerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde, ailevi sorumluluklara
ilişkin toplumsal düzeyde cinsiyet temelli farklılıklara dayanan ve kadınların
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 25
SAYF A 26
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
aleyhinde, özellikle işgücü piyasalarına katılım ve piyasada kalma açısından, faaliyet gösteren yerleşik kültürel değerlerin değiştirilmesi yoluyla günümüz toplumlarında iş ve aile hayatı arasındaki çatışmanın yok edilmesinin mümkün olduğuna
değinilmektedir. Ayrıca, söz konusu dengenin sağlanması Avrupa’nın daha çok
kişinin istihdam edilmesini ve gelecek nesillere yatırım yapmayı kolaylaştıracaktır.
Sosyal, ekonomik ve psikolojik açılardan çalışma hayatına katılımın kişi üzerindeki olumlu etkileri yadsınamamaktadır. Ancak, çalışma hayatının aile hayatı ile
çatışması ve beraberinde yaşanan rol çatışmaları söz konusu olumlu katkıların
etkisini azaltan bir faktördür. Başka bir ifadeyle, iş ve aile hayatı birbirinde bağımsız seyretmemekte, tam aksine sıkı bir ilişki içinde birbirilerini yakından etkilemektedir. Toplumsal düzeyde kadın ve erkeğe yüklenen roller nedeniyle, iş hayatına katılan kadın iş ve aile hayatı arasında makul bir denge kurmak konusunda
erkeklere kıyasla daha fazla problem yaşamaktadır. Kadın iş ve aile hayatında
yerine getirmesi gereken rolleri tam olarak ifa edemeyince toplum tarafından esasında hak etmediği eleştirilere maruz bırakılmaktadır. Söz konusu baskı kadınların giderek artan oranlarda eş ve anne olmayı reddetmesine neden olmaktadır.
Buna ek olarak, bu kişiler sosyal hayatlarını kısıtlamaya ve kendilerine daha az
zaman ayırmaya başlamaktadır. Ayrıca, bazıları ise iş hayatından vazgeçmek durumunda kalmaktadır. Bu nedenle, günümüz toplumlarında süregelen geleneksel
kadın ve erkeğe ait toplumsal cinsiyet rollerinin ivedilikle yeniden gözden geçirilmesi ve kadın ve erkekler arasında yeni ve adil bir rol dağılımının gerçekleşmesinin sağlanması suretiyle iş ve aile hayatı dengesinin sağlanması konusunda kadın
ve erkekler arasındaki eşitsizlik giderilmeye çalışılmalıdır.
Esnek işyeri saatleri, kısmi süreli çalışma olanakları ya da işini evden yürütebilme imkanı iş ve aile hayatı uyumunu sağlamak üzere günümüz toplumlarında
yaygınlık kazanan uygulamalardır. Birçok AB ülkesinde çalışanların, aile ve iş
hayatı arasında yaşadığı çatışma kaynaklı problemlere, ilgili tüm tarafların katılımıyla sosyal diyalog temelinde çözümlerin aranması gerekmektedir. Söz konusu
çatışma nedeniyle kişilerin aile ve iş hayatları arasında zorunlu bir tercih yapmak
zorunda kalmasına bir an evvel son verilmelidir. Unutulmamalıdır ki, iş ve aile
hayatı dengesinin sağlanması kişinin hem iş, hem de aile hayatı verimliliğini artAVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
arttırması için gereklidir.
•
Sonuç
Aile ve iş hayatı arasında, özellikle kadınlar açısından, mevcut olan tüm çatışmaya rağmen, bu sebeplerden kaynaklanan çatışma insanın hayattan zevk
alması konusunda işsizliğin neden olduğu etki göre daha az bir etkiye sahiptir. Yani, hem ailevi nedenlerle sorumlukları fazla olanlar, hem de ağır iş
koşullarına sahip olanlar, işleriyle ilgili herhangi bir belirsizlik olmadığı sürece ya da iş ve aile hayatı çatışmasını çok ciddi bir düzeyde yaşamadıktan
sonra, işsiz olan kişilere kıyasla daha mutludur. Bir işe sahip olmak kişiyi
hem sosyal dışlanma, hem de fakirlik riskine karşı koruyan en önemli mekanizmalardan biridir. Bu nedenle, aile ve iş hayatı dengesini sağlamanın sosyal içerme ile yakından ilgili bir boyutu da bulunmaktadır. İş ve aile hayatı
dengesinin sağlanması Avrupa Büyüme ve İstihdam Strateji ile ulaşılmaya
çalışılan hedeflerden biridir. İş ve aile hayatında kişinin memnun olmasının,
refah seviyesi açısından önemi göz önünde bulundurulursa aile ve iş arasındaki gerilimin çözümünün insanın refahını arttırmaya da etki edeceği savunulabilir.
Kaynakça:
•
İkinci Avrupa Yaşam Kalitesi Anketi: Aile Hayatı ve İş; Avrupa Yaşam
ve İş Koşullarının İyileştirilmesi Vakfı (EUROFOUND):
http://www.eurofound.europa.eu/pubdocs/2009/02/en/2/
EF0902EN.pdf
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 27
SAYF A 28
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
KADIN İSTİHDAMININ ARTIRILMASI VE
ÇOCUK BAKIMI
Hazırlayan: AB Uzman Yrd. Can KARACAN
Vatandaşlarına eşit fırsatlar sunan bir toplum, aynı zamanda hayata ilişkin fırsatların belirlenmesinde sosyo-ekonomik arka plan, doğum yeri gibi faktörlerin düşük seviyede rol oynamasını veya hiç etki etmemesini sağlayan bir toplumdur.
Öyle ki; böyle bir toplumda, yeterince örgün eğitim almamış bir aileden gelen ve
ülkenin ücra ve yoksul kesiminde yaşayan bir kız çocuğu ile eğitimli ve varlıklı
bir aileden gelen ve büyükşehirde doğmuş bir erkek çocuğu hayatta başarılı olabilmek için eşit fırsatlara sahip olacaktır. Burada bahsedilen eşitlik kavramı sonuçlardan çok fırsatlara vurgu yapmaktadır.
Bu yazının konusu olan, Dünya Bankası’nın Türkiye ile işbirliği içinde hazırlanan
Türkiye: Gelecek Nesiller
için Fırsatların
Çoğaltılması adlı
raporunun genel amacı,
toplumdaki mevcut eşitlik
ve sosyal politika
konularındaki görüşlere
katkıda bulunmaktır.
ve Şubat 2010’da yayınlanan Türkiye: Gelecek Nesiller için Fırsatların Çoğaltılması adlı raporunun genel amacı, toplumdaki mevcut eşitlik ve sosyal politika
konularındaki görüşlere katkıda bulunmaktır. Rapor, bu konular hakkındaki çok
sayıda geniş bulgulara ve yansımalara yer vermekte ve bu bilgileri, belirli politika
reformları oluşturulurken kullanmayı amaçlamaktadır.
Bir kişinin doğum yeri (kentsel/kırsal alan ve bölge), anne ve babasının eğitim
durumları, ailedeki kardeş sayısı ve evde kullanılan dil kişinin büyüme çağındaki
gelişiminde belirleyici olmakla beraber aynı zamanda fırsatlar konusunda da etkili olmaktadır. Bugünün çocuklarının hayat fırsatlarına dair önemli göstergelerden
biri çocukların yoksulluk durumlarıdır. Çocukların hane halkı gelirine katkı yapmadıkları göz önünde bulundurulduğunda ve yoksulluk hane halkı düzeyinde tanımlandığında, erken yaşlardaki çocuklar için yoksulluğun gerçekten de önemli
bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır.
Dünya Bankası raporu, Erken Çocukluk Gelişim (EÇG) politikasının bir bileşeni
olan okul öncesi eğitim programının, ekonomik ve sosyal açıdan önemli etkileri
olduğunu göstermektedir. Eğer bugünün 20-39 yaş arası yetişkin nüfusu altı yaşındayken bir yıl okul öncesi eğitim almış olsalardı, şu andaki aile gelirleri %8
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
kadar daha yüksek olacağı, bu ailelerden bugün yoksulluk içinde yaşayanların oranı %10 azalacağı ortaya konulmaktadır. Ayrıca çalışabilen ya da aktif
olarak iş arayan kadınların sayısının %9 daha fazla olacağı ifade edilmektedir.
Raporda belirtildiği üzere, Erken Çocukluk Gelişim politikaları yeni nesiller
için eşit fırsatlar yaratma konusunda, uygun maliyeti ve dezavantajlı kişilere
sağladığı faydalar ile uluslararası uygulamalarda başarısını kanıtlaması açısından dikkat çekmektedir. EÇG’nin önemi çocukluğun erken ay ve yaşlarında edinilen beyin gelişiminin, insan hayatı boyunca fiziksel sağlığı, öğrenmeyi ve sosyal davranışları etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Erken
yaşlarda, bir çocuk ilerleyen yaşlardaki büyüme ve öğrenmesini etkileyecek
tüm temel beyinsel ve fizyolojik yapısını kazanmaktadır. Çocuğun sağlıklı
büyümesine engel olmak bilişsel gelişimini belirgin şekilde etkilemekte, örneğin iyot eksikliği zihinsel geriliğe yol açabilmektedir. İlk aylarda ve erken
yaşlardaki yeterli beslenme ve bilişsel uyarılar ilerleyen yaşlarda çocuğa yönelik yatırımları belirgin şekilde arttırmaktadır. Öte yandan, gelişiminde yaşanacak bir gecikme ne kadar geç olursa, çocuğun yeniden normal gelişim
yörüngesine girmesi o kadar az olası hale gelmektedir.
Türkiye, yakın geçmişte çocuklara odaklanan birçok yenilikçi reformu hayata sokmuştur. Çok sayıda EÇG programı gerek kamu hizmeti olarak gerekse
sivil toplum kanalıyla uygulamaya konulmuştur. Bahsekonu programlar,
merkezi okul öncesi programları, ebeveyn programları, büyüme ve psikososyal izleme programları ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
(SHÇEK) toplum merkezleridir.
Bu kapsamda, toplum temelli özel girişim modellerinden biri, sivil toplum
kanalıyla kadınlara destek sağlayan KEDV (Kadın Emeğini Değerlendirme
Vakfı) tarafından geliştirilmiştir. KEDV, Türkiye’nin daha yoksul olan kırsal
kesiminde “kadın ve çocuk merkezleri” adı altında faaliyet gösteren ortak
günlük bakım merkezlerinin kurulmasına olanak sağlamıştır. Bu model, kırsal kesimdeki kadınların bir araya gelerek çocukları için gerekli günlük bakım hizmetlerini kendi kendilerine karşılamalarını sağlayan düşük maliyetli
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 29
SAYF A 30
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
bir çözüm sunmaktadır. KEDV personeli bakım merkezlerinde gönüllü annelik
yapan kişileri eğitmekte ve desteklemekte, aynı zamanda buralarda çalıştırmak
amacıyla profesyonel okul öncesi öğretmenler tutmaktadır.
Çocuklara yönelik EÇG girişimlerinin doğrudan etkilerinin yanı sıra, düşük maliyetli çocuk bakımı uygulamalarını içeren girişimler de annelerin işgücüne katılımında faydalı etkiler yaratabilmektedir. Bugün Türkiye, kadınların işgücüne katılımında düşük bir seviyeye sahiptir ve bu seviye giderek daha da düşmektedir.
OECD ülkeleri ve AB-19 ülkelerine kıyasla kadınların işgücüne katılımında Türkiye, 2009 yılına ait %25,5’lik oranla, en düşük katılıma sahiptir. 9. Kalkınma
Planı’na göre, 2013 yılına kadar Türkiye’deki kadınların işgücüne katılım oranının %29’a çıkarılması hedeflenmektedir. Bugüne kadar; Hükümet, firmaların
kadın istihdam taleplerini artırmak amacıyla, ilk kez çalışacak kadın işçileri istihdam edecek işletmelere teşvikler sunulması türünden tedbirleri uygulamaya sokmuştur.
Diğer birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de evlilik ve çocuk doğumlarıyla kadınların çalışmaları arasında negatif bir ilişki bulunmaktadır. 20-65 yaşları arasındaki hiç evlenmemiş kadınların yarısından fazlası, çalışmama nedeni olarak ev
kadını olmalarını gösterirken; %9’u ise çalışmamalarının ana nedeni olarak çocuklarının bakımını vurgulamıştır. Türkiye’deki işgücü katılımını düşüren faktörler arasında, özellikle çocuk bakım olanaklarının daha az olduğu kırsal alanda,
çocuk doğumları önemli bir yer kaplamaktadır. Çokdeğişkenli bir analizin sonuçlarına göre; dünyaya gelen ilk çocuğun, kalifiye kadınlar arasında işgücü katılımının düşmesinde %12, kırsal alanda yaşayan düşük beceriye sahip kadınlar arasında ise %10’luk bir payı bulunmaktadır.
Düşük maliyetli çocuk bakım hizmetlerinin Türkiye’de çok sınırlı olması göz
önüne alındığında, özellikle de kırsal alanda ve doğumdan sonra, kadınların çalışmaya devam etmek için sınırlı seçenekleri kalmaktadır. Ülkedeki çocuk bakım
hizmetlerinin yüksek maliyetleri sebebiyle çocuk doğumundan sonra çalışmanın
yarattığı fırsat maliyeti ve kadınların koruma ücreti düzeyi artmaktadır. Bazı kadınlar evde kalıp çocuklarına bakmayı seçerken, çalışmaya devam etme arzusundaki kadınların işgücüne katılımları ise düşük maliyetli çocuk bakım olanaklarının yokluğu nedeniyle engellenmektedir. Bu durum, özellikle çocuk bakımının
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
akrabalar tarafından üstlenilmesinin daha fazla mümkün olmaması nedeniyle
kırsal alanlarda genç ve göçmen ailelerin ortaya çıkmasının ana sebebi olabilir. Yüksek kaliteye sahip bakım olanaklarının arttırılması, küçük yaştaki
çocuklara yönelik kavramsal ve gelişimsel uyarıcıların sağlanmasıyla birleştiğinde, Türkiye’de kadınların işgücüne katılımları önündeki engelleri hafifletebilir.
Kaynakça:
•
Gelecek Nesiller için Fırsatların Genişletilmesi Raporu; Dünya Bankası:
http://www.worldbank.org.tr/WBSITE/EXTERNAL/COUNTRIES/
ECAEXT/
TURKEYEXTN/0,,contentMDK:22505310~menuPK:361718~page
PK:1497618~piPK:217854~theSitePK:361712~isCURL:Y,00.html
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 31
SAYF A 32
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
KADIN ERKEK ARASINDAKİ ÜCRET
EŞİTSİZLİĞİ
Hazırlayan: AB Uzman Yrd. Zafer DOKUZER
Avrupa çapında kadın erkek arasındaki ücret farklılıkları, Avrupa Komisyonu ve
sosyal taraflar için önemli bir durumdur. Bu yazı, kadın erkek arasındaki ücret
eşitsizliğini ulusal çalışmalarla incelemekte ve ücret eşitsizliği ile mücadelede
hükümet ve sosyal tarafların yaklaşımlarını ele almaktadır.
Kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliği, Avrupa İstihdam ve Büyüme Stratejisi’nin izlenmesinde kullanılan, istihdamdan sonraki yapısal göstergelerinden biridir.
Avrupa Toplulukları İstatistik Ofisi (Eurostat) 2007 yılı verilerine göre, Avrupa’daki kadın erkek ücret farklılığı %17,6 seviyesinde olup, kadınların saatlik ücretleri erkeklerin yaklaşık beşte biri oranında altındadır. Bununla birlikte, bu rakamda, işbaşında geçirilen saatler ile yapılan iş sözleşmelerindeki farklılıklar dikkate
alınmamıştır. Düzeltilmemiş ücret farklılığının başlıca sebepleri arasında, kadınAvrupa çapında kadın
erkek arasındaki ücret
farklılıkları, Avrupa
Komisyonu ve sosyal
taraflar için önemli bir
durumdur.
ların kısmi süreli işlerde daha yoğun çalışmaları, iş deneyimini azaltan ve hizmet
sürelerini kısaltan uzun süreli izinler almaları, düşük pazarlık güçleri nedeniyle,
az kazanç sağlayan sektörlerde istihdam edilmeleri sayılabilir.
Dünya Ekonomik Forumu’nun yaptığı çalışmalara göre, toplumsal cinsiyet konusunda son dönemlerde uluslararası bir farkındalık artışı gerçekleşmiş olmasına
rağmen, henüz hiçbir ülkenin cinsiyet eşitsizliğine tam bir çözüm bulamamış olması gözlerden kaçmamaktadır. Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitsizliği
meselesiyle mücadelede en iyi örnekleri, başta İsveç olmak üzere Kuzey ülkeleri
sergilemektedir. Kuzey ülkelerini Yeni Zelanda, Kanada, İngiltere, Almanya izlemektedir. Adı geçen ülkeler özellikle son yıllarda kadınların topluma entegre olmalarının önündeki engelleri kaldırma konusunda büyük çaba sarf etmişlerdir.
Çalışma kapsamında incelenen 58 ülke içinde 13. sıra ile Fransa, 17. ABD’nin
önünde yer almıştır. En iyi 25 ülke içerisinde 7 Doğu Avrupa ülkesi bulunmakta
ve Letonya 11, Litvanya 12 ve Estonya 15. sırada yer almaktadır. 34. sırada bulunan İsviçre ile 45. İtalya ve 50. Yunanistan oldukça kötü bir performans sergileAVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
yerek pek çok Doğu Avrupa ülkesinin, hatta, Kosta Rika, Kolombiya ve Uruguay
gibi Latin Amerika ülkelerinin bile gerisinde kalmıştır. Diğer taraftan Türkiye 58
ülke içinde 57. sırada yer alarak kendine ancak en son sıralarda yer bulabilmiştir.
Son yıllarda, araştırmacılar dünya çapında kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğini
doğru bir şekilde nicel yöntemlerle standardize etmişlerdir. Örneğin,
Weichselbaumer ve Winter-Ebmer tarafından 60 ülkeyi kapsayan ve 1960-1990
yılları arasında yayınlanan 260 ayrı çalışmayı inceleyen analiz sonucunda, düzeltilmemiş ücret eşitsizliği rakamlarında büyük bir düşüş gözlenmesine karşılık, ücret
farklılığının açıklanamayan boyutu veya “ayrımcı” bileşeni hala bariz bir biçimde
ortadadır.
2003 Avrupa İstihdam Stratejisi’nde, ‘2010 yılına kadar cinsiyetler arasındaki ücret
farkının her Üye Devlet’te önemli oranda azaltılması’ ele alınmıştır. Burada,
sektörel ve mesleki ayrım, eğitim ve mesleki eğitimdeki farklılıkların yanı sıra iş
sınıflandırmaları ve ücret sistemleri de dahil olmak üzere, cinsiyetler arasındaki
ücret farkının ardında yatan etkenlerin dikkate alınmasına yönelik çok yönlü bir
yaklaşım da önerilmiştir.
Bunu 2007 yılında yayınlanan ve bahsekonu sorunun çözümünü yasama, istihdam
politikaları, çalışanların eşit ücrete teşviki ve topluluk düzeyinde iyi uygulama örneklerinin paylaşılması bağlamında irdeleyen Kadın Erkek arasındaki Ücret Eşitsizliği ile Mücadele isimli tebliğ izlemiştir.
Kasım 2008’de Avrupa Parlamentosu, kadın ve erkeklere eşit ücret verilmesine
dair ilkelerin uygulanmasına yönelik bir tavsiye kararı yayınlamıştır. Bu tavsiyeler,
yapılan işin değerlendirilmesi ve meslek sınıflandırmasında saydamlık, eşitlik kurumlarının rolleri, ayrımcılıktan kaçınma, toplumsal cinsiyet eşitliği, AB politikalarının ve yönetmeliklerinin yaptırımları ile kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliği
ile mücadele girişiminin bütüncül bir örneğini sergilemektedir.
Üye ülkelerin istihdam politikalarına yönelik 2008/618/EC sayı ve 15 Temmuz
2008 tarihli Konsey Kararı, kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğini, “çalışmaya
yaşam döngüsü yaklaşımı” nı destekleyen politikaların izlenmesine yönelik gösterAVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 33
SAYF A 34
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
geler arasına almıştır.
Kararın ana hatlarında, “kadınların istihdama katılımının artırılmasının teşvik
edilmesi ve kadın erkek arasındaki istihdam farklılıkları ile ücret eşitsizliğinin ve
işsizliğin azaltılmasına yönelik atılacak kararlı adımlara” üye devletlerin dikkati
çekilmektedir.
Bu bağlamda, “Kadınların çalışmaya eğilimli oldukları meslek ve sektörlerin bilhassa düşük ücret sunan meslek ve sektörler olmasının sebeplerini açıklamaya
özel bir önem atfedilmesi” vurgulanmaktadır.
10 Şubat 2010’da alınan Avrupa Parlamentosu (AP) ilke kararında, AP üyeleri
Avrupa’da kadın erkek ücret eşitsizliğinin devam ettiğine işaret ederek, kadınların yoksulluk tehlikesi ile karşı karşıya bulunduklarını belirtmiştir. AP üyeleri,
“eşit işe eşit ücret” ilkesinin daha etkin uygulanmasını talep ederek, Avrupa Komisyonunun bu konuda herhangi bir yasal düzenleme yapmamış olmasından duydukları üzüntüyü ifade etmişlerdir. Parlamento, ekonomiyi iyileştirme planlarının
genelde erkek istihdamına odaklandığına dikkat çekerek, erkek istihdamının kadın istihdamından daha fazla desteklenmesinin gelecekte kadın erkek eşitsizliğini
körükleyebileceği konusunda da uyarı yapmıştır.
Avrupa Düzeyi
2007 yılında AB 27 içinde düzeltilmemiş ya da “ham” ücret eşitsizliği resmi Avrupa rakamlarına göre ortalama %17,6 dolaylarında gerçekleşmiştir. Bu rakam,
Estonya’da %30,3 ile en yüksek seviyesinde iken, en düşük %2,4’lük oranla Malta’da kaydedilmiştir.
Endüstriyel İlişkiler ve Toplu Pazarlık
Sendika üyeliği, endüstriyel ilişkiler ve toplu pazarlıkların kadın erkek arasındaki
ücret eşitsizliğini etkileyebileceğine inanılmaktadır. Sosyal taraflar, müzakereler
yoluyla ücretlere doğrudan etkide bulunabilecekleri gibi, uygun çalışma ortamı ve
şartları ile sosyal çevre oluşturarak iş ve ücretlere dolaylı etkide de bulunabilmektedirler. İşyeri düzeyinde toplu sözleşmenin veya çalışma konseylerinin varlığının, kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğini azaltacağı beklenmektedir.
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
İşyeri düzeyinden ziyade, toplu ücret pazarlığı, verilebilecek asgari ücretler
arasındaki farkları azaltmada daha etkili olmaktadır. Bununla birlikte, temsil
konusunda ayrımın, örneğin erkek egemen sektörlerde temsilin daha yüksek
olmasının, kadın erkek ücret eşitliği konusunda tersine bir etkisi bulunmaktadır.
Ücret pazarlığı haricinde, sosyal tarafların kadın erkek ücret eşitsizliğine
farklı şekillerde dolaylı etkileri de olabilmektedir. Hem kadın hem de erkekler için uygun çalışma şartlarının oluşturulması, bu sayede iş ve aile hayatının bir arada sürdürülebilmesine katkı sağlanması, bu politikaların temelini
oluşturmaktadır. Şirket düzeyinde, ücrette saydamlık, işyerinde yatay ayrımının üstesinden gelebilmek, iş-yaşam dengesine katkı, çalışma zamanlarının organize edilmesi ve kariyer molası gibi aile dostu politikaların varlığı,
kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğini azaltma yönünde önemli gelişmeler
olarak değerlendirilebilir.
Hükümet Girişimleri: Ücretlerle doğrudan ilişkili önlemler
Çoğu durumda hükümet girişimleri doğrudan doğruya kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğine yönelik olmamakta, genel manada kadın erkek arasındaki eşitsizliğe de değinmektedir. Yine de, Avusturya, Belçika, Güney Kıbrıs
Rum Kesimi, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İtalya, Litvanya, Lüksemburg,
Hollanda, Norveç, Romanya, Slovenya, İsveç ve İngiltere’de kadın erkek
arasındaki ücret eşitsizliğini azaltmaya yönelik birtakım önlemler uygulamaya konulmuştur. Söz konusu önlemler ulusal eylem planları, doğrudan veya
dolaylı yasama çalışmaları, özel organlar kurma ve özel ücretlendirme politikaları şeklinde uygulanmaktadır.
Sosyal Taraf Girişimleri
- Sendika Girişimleri
Kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğine yönelik girişimler, toplumda
farkındalık yaratacak faaliyetler, iş ve işyeri düzeyinde eşitsizliği gösterecek
girişimler ve sendikalarca kadın erkek eşitliğini sağlayacak önlemler olarak
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 35
SAYF A 36
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
sıralanmaktadır. Ücret eşitsizliğine yönelik sendikal girişimlerin çoğu, sendika
üyelerinin ve temsilcilerinin farkındalığını artırma faaliyetleri düzenleme ile konuya ilişkin özel nitelikte kurs ve seminerler düzenleme şeklinde gerçekleşmektedir. Söz konusu çalışmalar sendika üyelerinin sosyal diyalog ve toplu pazarlıkta
kadın erkek arasında ücret eşitsizliği meselesini daha iyi anlamalarını sağlamayı
hedeflemektedir.
-İşveren Örgütleri ve Ücret Eşitsizliği
İşverenlerin Durumu:
İşveren örgütleri genel olarak cinsiyet eşitsizliği konusuna önem verme hususun-
•
da daha az eğilimli olmaktadırlar. İşveren örgütleri ücret eşitsizliğine eğitim,
mesleki ayrım ve ailevi durum gibi işletme dışı etkenlerin neden olduğuna inanmaktadır. Bununla birlikte, Avrupa Endüstri İlişkileri Gözlemevi (EIRO) tarafından cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmaya yönelik birtakım çalışmaların işveren
örgütlerince yapıldığı rapor edilmektedir.
•
İşveren Girişimleri:
Pek çok ülkede işveren örgütleri tarafından farklı şekillerde çalışmalar yapılmaktadır. Bunlar, yönetimde çeşitliliğin sağlanması ve kadınların işyerinde tekdüzelikten kurtularak idari görevlere ulaşmalarının kolaylaştırılması ve kadın girişimciliğinin desteklenmesidir.
Bazı işveren girişimleri ise iş-aile hayatı dengesine odaklanmaktadır. İtalya ve
İsveç’te görüldüğü üzere pek çok işveren örgütü daha iyi aile hizmetleri için çocuk bakımı desteği ve vergi indirimleri sağlarken, diğer işveren örgütleri üye işyerlerinde esnek çalışma modelleri sunmaktadır. Örneğin, İngiltere’de 22 ayrı
işveren hükümet tarafından desteklenen İş-Aile Hayatı Dengesi İttifakı’na üye
olmuştur. Benzer şekilde, Sloven İşverenler Derneği de Aile Dostu İşletme Sertifikası’na desteklenmesi konusunda önemli bir rol oynamıştır.
Kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliği ile mücadelenin en önemli örneği hükümet ile işçi ve işveren dernekleri tarafından imzalanan anlaşma ile Almanya’da
görülmektedir. Bu anlaşma, kadın erkek ücret eşitsizliğinin azaltılmasını, kadın
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
ların kariyer olanaklarını artıracak eğitim çalışmaları düzenlenmesini, kadın
ve erkek için işyerinde cinsiyet eşitliğinin desteklenmesini, iş-aile hayatı
dengesinin sağlanmasını, özellikle erkek egemen olan sanayide ve idari görevlerdeki işlerde kadın çalışanların oranlarının artırılması yoluyla sağlayacaktır.
Kilit Bulgular
Yapılan çalışmanın sonucunda kadın erkek arasındaki ücret farklılıkları göz
önüne serilmiştir. Yapılan ulusal çalışmalar neticesinde, söz konusu farklılık
Danimarka’da %4 ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde %30 seviyesinde çıkmıştır. Ayrımcılıkta en yüksek seviyeler Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İtalya
ve Portekiz’de kaydedilmiştir.
Söz konusu durumun yalnızca ayrımcılık olgusuyla açıklanması mümkün
değildir. Zira, mevcut duruma yatay ve dikey ayrımcılık, bilhassa kadınların
az kazanç sağlayan mesleklere yönelimli olması, kariyerlerinde “cam tavana” ulaşmaları veya popülaritesi az mesleklerde çalışmaları neden olmaktır.
Özellikle Kuzey ülkelerinde sosyal taraflar kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliğine çözüm bulabilmek için girişimler başlatmış durumdadır. İsveç’te
“Cinsiyet Eşitliği Havuzu” sayesinde düşük ücretli çalışanlara işverenler tarafından ekstra ödemeler sağlanabilmektedir. Havuzdaki ücretler merkezi bir
anlaşma ile toplanmakta, ancak bu havuzdaki kaynakların dağıtımı ise yüksek oranda kadın erkek arasında ücret eşitsizliğinin olduğu yerlerde işyeri
düzeyinde yapılan pazarlıklar ile gerçekleşmektedir.
Bir diğer önemli bulgu ise, pazarlıkların merkezi olmasının cinsiyete dayalı
ücret farklılıklarını azaltabileceğidir.
Son olarak, yatay ayrımcılık meselesi hala önemini korumaktadır. Sadece
birkaç girişim kadınların meslek, sektör ve kariyer seçimlerini doğrudan hedeflemektedir. Bu konuda insanlar arasında erken yaşlardan itibaren
farkındalık artırma, genç kadın ve erkeklere cinsiyet açısından tarafsız bir
şekilde mesleklerin ve sektörlerin tanıtımının yapılması mevcut sorunun çöAVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 37
SAYF A 38
ÇALIŞM A VE
SOSYAL
GÜVENLİK
BAKANLIĞI
zümüne katkı sağlayabilir.
Kaynakça:
•
Cinsiyetler arası Ücret Eşitsizliği: Hükümet ve Sosyal Tarafların Eylemleri; Avrupa Yaşam ve İş Koşullarının İyileştirilmesi Vakfı:
http://www.eurofound.europa.eu/pubdocs/2010/18/en/2/EF1018EN.pdf
•
Kadının Güçlendirilmesi: Küresel (Toplumsal) Cinsiyet Eşitsizliğini Ölçmek; Dünya Ekonomik Forumu:
http://www.weforum.org/pdf/Global_Competitiveness_Reports/Reports/
gender_gap.pdf
AVRUP A BİRLİĞİ’NDEN
HABERLER
SAYF A 39
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
BAKANLIĞI
AVRUPA BİRLİĞİ KOORDİNASYON
DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Adres:
İnönü Bulvarı No: 42 06100
Emek/ANKARA
Telefon: 0 (312) 212 56 12
Faks: 0 (312) 212 11 48
E-posta: [email protected]
Hazırlayan: AB Uzman Yrd. M. Celil ÇELEBİ
AB Uzman Yrd. Özlem HANGÜN
ab.calisma.gov.tr
Download