Bu metin ücretsiz olarak okumaya sunulmuştur. Herhangi bir halka açık kullanım, profesyonel veya amatör (ücretsiz dahi olsa) için, yazar Jean-Pierre Martinez’den izin almanız gerekmektedir : https://comediatheque.net Kriz ve Ceza Jean-Pierre Martinez İşsiz bir oyuncu, iflasın eşiğindeki bir banka tarafından işe alınır; ama aslında “günah keçisi” olarak seçildiğini fark eder. Ne var ki kâbus daha yeni başlamıştır… Kişiler Jérôme : Oyuncu Claude : Müdür (kadın/erkek) Dominique : Asistan (ya da asistan yardımcısı) Maria : Temizlikçi Marie : Oyuncunun eşi Bernadette : Birinci müşteri Madeleine : İkinci müşteri Marie, Maria, Bernadette ve/veya Madeleine karakterleri, istenirse aynı oyuncu tarafından da oynanabilir. © La Comédiathèque 2 Gösterişsiz ama heybetli bir büro: büyük bir masa; üzerinde yalnızca bir telefon (aynı zamanda interkom), biri yeşil biri kırmızı iki ışığı var. Dolgulu, döner, tekerlekli bir yönetici koltuğu. Bir sehpa; üzerinde alüminyuma benzer bir “termos” ve üstünde çerçeveli bir adam portresi. Maria elinde süpürgeyle yerleri süpürmektedir. Claude üç parçalı takım elbise ya da tayyörle içeri girer (erkek/kadın olmasına göre). Claude – Ah Maria… Tam da sizinle konuşmak istiyordum… Maria süpürmeyi bırakır. Maria – Evet, Madam? Claude – Kaç yıldır bizim için süpürüyorsunuz, Maria? Maria – Bilmiyorum, Madam. Saymadım. İşimden memnun değil misiniz? Claude – Olur mu, olur mu Maria, tam tersine. Zaten sizi tebrik etmek istiyordum. Bankamızın sloganını biliyor musunuz? Maria – Kendi kapının önünü süpürmeyi bilmek gerekir? Claude – Aferin Maria, aynen! Sayenizde Dayanışma Kredisi’nin vitrini her zaman pırıl pırıl. Bankanın vitrini… vitrinidir, değil mi? Eğer bir bankanın vitrini kusursuz değilse, müşteriler şöyle düşünebilir... Maria – Bankacı da pek temiz değildir… Claude – İşte! Her şeyi anladınız, Maria. Maria – Çalışmaya devam edeyim mi, Madam? Claude – Tam olarak değil, Maria… Maria – Peki… Claude boğazını temizler. Claude – Bildiğiniz gibi, sevgili Maria… Çok sevgili Maria… Hatta “fazla pahalı” Maria… Kriz var. Maria – Öyle mi, Madam? Claude – Kriz, Maria! Her gün ekonomi gazetesi okumasanız bile duymuşsunuzdur herhâlde? Ama evet, ne aptalım ben! Siz İspanyolsunuz, değil mi Maria? Maria – Portekizliyim, Madam… Claude – Daha da iyi! Yani… daha da kötü… Portekiz, avro bölgesinin en borçlu ülkesi! Sakın bana haberiniz yok demeyin? Maria – Yok, Madam… Claude – Neyse. Resesyon var ve finans dünyası elbette genel değer düşüşünden ilk etkilenen alan… 3 Maria – Değerler… Claude – Hisse değerleri tabii ki; ama emin olun Maria, ekonomik bunalımdan “bunalıma” geçmek çoğu zaman bir adım. Borsa düşerse moral de düşer. Moral çorapların içine girerse, ahlaki kriz de uzak değildir. Maria – Evet, Madam… Claude – Siz de, Maria… “Biraz depresif değilim” demeyin sakın? Maria – İyiyim Madam, şikâyet etmiyorum… Claude – Affedersiniz Maria ama sizi böyle elinizde süpürgeyle görünce… “Yaşam sevinci saçıyor” diye düşünmüyor insan, kusura bakmayın! Maria – Belki biraz yorgunum şu aralar… Sizin kapınızın önünü süpüre süpüre… Claude – Tüm bunları şunun için söylüyorum Maria: Bankamız da fırtınadan payını alıyor… Biz de tasarruf etmek zorundayız. Bunu anlıyorsunuz değil mi? Maria – Evet, Madam… Claude – Sizin iyiliğiniz için Maria, Dayanışma Kredisi işinizi korumak amacıyla sert ama acı önlemler almak zorunda kaldı. Şunu şimdi söyleyebilirim: İşinizin devamı ciddi biçimde tehdit altındaydı. Maria – Teşekkür ederim Madam… Claude – O hâlde size şu müjdeli haberi vermekten mutluluk duyuyorum Maria: İşten çıkarılmıyorsunuz. Maria – Ben zaten kaçak çalışıyorum, Madam. Claude – Her neyse. Şimdilik kapımızın önünü süpürmeye devam edebilirsiniz. Kim bilir, belki bir gün size Müdür Bey’in odasını da süpürtürüm. Maria – Teşekkür ederim Madam… Claude – Elbette Dayanışma Kredisi sizden de ülkemizde istihdamı korumaya yardımcı olmak için küçük bir fedakârlık bekliyor. Çünkü iş yoksa alım gücü yoktur, alım yoksa güven yoktur, güven yoksa iş yoktur. Stagflasyonun kısır döngüsü… takip ediyorsunuz değil mi? Maria – Deniyorum Madam… Claude – Size fazla geliyor tabii, zavallı Maria… ama bana güvenebilirsiniz. Daha açık anlatmaya çalışacağım… İşinizi korumamızın karşılığında Dayanışma Kredisi size yüzde otuzluk bir ücret indirimi öneriyor. Bu makul bir teklif, değil mi? Maria – Yüzde otuz mu? Claude – İsterseniz üçte bir diyelim. Maria – Üçte bir eksik mi? 4 Claude – E tabii, fazla değil yani! Şu devirde Maria, süpürgeci işi bile bulunmuyor. Yakında bankada süpürmek için, kaçak bile olsa, en az lisans isterler! Üstüne sağlam bir torpil ve “koltuk terfisi” de gerekebilir… Sizin diplomanız var mı Maria? Maria – Hayır Madam… Claude – Üst düzey tanıdıklarınız da yoktur herhâlde? Maria – Hayır, Madam… Claude – Koltuk terfisi için de sevgili Maria, sizi kırmak istemem ama… tüm kozlar sizde değil gibi… Ne yapalım, hayatın piyangosu… Dayanışma Kredisi bile bunu değiştiremez… Bazıları İsviçre’de uzun soyadlarıyla ve avantajlı bir fizikle doğar, bazıları da… Neyse. Bu yüzden teklifimizin fazlasıyla cömert olduğunu kabul edersiniz. Ne diyorsunuz? Maria – Ne mi diyorum, Madam? Claude – Evet Maria… Bir şey düşünmeniz şart değil ama yine de sizi dinliyorum. Sonuçta hâlâ demokrasideyiz… Maria gerçekten düşünür gibi görünür. Maria – Ne düşündüğüm… Claude – Bir şey düşünüyorsunuzdur mutlaka… Maria – Düşünüyorum da… (Süpürgeyi kaldırıp ona vurmak üzere.) İşte bunu düşünüyorum, Madam! Claude – Maria? Delirdiniz mi siz? Maria, Claude’u süpürgeyle kulise kadar kovalar. Claude – Maria, sakin olun! Hem bu sadece bir öneri! Biz de sosyal diyaloğu savunuruz… Kulislerden Claude’un çığlıkları duyulur. Claude – Ayy… Off… Yüzde yirmi? Maria – Süpürgemin tadına bir daha mı bakacaksınız? Claude – Yüzde on? Maria – Yüzde on zam mı? Claude – Yani… İkisi sahneye geri gelir. Maria süpürgeyi tehdit gibi tutmuş, Claude’u hizaya sokmuştur. Claude – Pekâlâ Maria… Bir müzakereyi bitirmeyi de bilmek gerekir; teklifinizin pazarlığa kapalı olduğunu anladım… Anlaştık… Dayanışma Kredisi size yüzde on zam yapıyor… 5 Maria – Pekâlâ, Madam. Claude – Ama Maria, siz de pazarlıkta sertmişsiniz… Çalışanlarımızın kendi niteliklerini takdir etmeyi de biliriz… Karakteriniz var… Maria – Teşekkür ederim, Madam… Claude – Tahsilat servisimize katılmanız için, elbette tamamen bankanın karşılayacağı küçük bir eğitim kursu ister misiniz? Kriz var; kötü ödeme yapanlar giderek artıyor… Maria – Bir süpürge darbesi daha mı, Madam? Claude tedbirle uzaklaşır. Claude – Konuyu kapatalım, Maria. Size iyi çalışmalar… Maria – Teşekkür ederim, Madam. Claude, Maria’nın dikkatli bakışları altında çıkar; Maria onu gözünün ucuyla takip eder. İsteğe bağlı müzikli bir ara: şarkılı ve/veya koreografili. Karagöz–Hacivat geleneğinden esinlenilebilir. Claude mekanik bir şekilde yeniden saldırır ve Maria onu, Karagöz’ün Hacivat’ı pataklaması gibi, süpürgeyle döver. Claude ve Maria çıkar. Karanlık. Dominique (asistan), abartılı derecede maniyerist ve kendini adamış bir sekreter karikatürü olarak, elinde bir dosyayla içeri girer; ardından, kravatı solmuş, dar bir takım elbise içinde, “yönetici” gibi görünmeye çalışan Jérôme gelir; belirgin biçimde huzursuzdur. Dominique – Buyurun, buradan… İşte büronuz, sevgili Efendim. Jérôme (şaşkın) – Bürom mu? Emin misiniz? Dominique – Biraz soğuk, biliyorum. Ama duvarlara birkaç tablo asıp ortalığı şenlendirmek isterseniz… Jérôme – Neden olmasın… Dominique – Yalnız çiçek saksısı ya da vazo önermem. Jérôme – Ha, evet… Dominique – Yani birinin alıp yüzünüze fırlatmak isteyebileceği hiçbir şey olmasın. Jérôme (şaşkın) – Tabii… Dominique – Masada kâğıt kesici de bırakmak yok, hatta zımba bile. Jérôme – Benim karım da ortalığa eşyalarımı bırakmamdan nefret eder… Dominique – Yani kısacası, silah olarak kullanılabilecek hiçbir şey istemiyoruz. Jérôme ona endişeli bir bakış atar. 6 Dominique – Madam Claude size anlatır. Jérôme – Madam Claude…? Dominique – Müdür. Sizi o işe aldı. Şu an burada değil ama birazdan gelir… Jérôme – Pekâlâ… Peki sizin faaliyet alanınız… Dominique – Varlık yönetimi. Jérôme – Tamam… Dominique – Zenginlere daha da zengin olmalarında yardım ediyoruz. Jérôme – Ne asil görev… İşe yarıyor mu? Dominique – Her zaman değil maalesef… Zaten biraz da bu yüzden buradasınız, değil mi? Jérôme – Öyle mi? Pek bilmiyorum aslında. İŞKUR gönderdi… Ama… hata olmasın? Dominique – Hata mı? Ne tuhaf fikir… Neden? Jérôme – Şey… pek uyuyor gibi gelmiyor bana… Dominique – Hiç hata yok, içiniz rahat olsun Bay Carpeter. Jérôme – Carpenter… Dominique – Dosyanız burada; profiliniz Madam Claude’un bu pozisyon için aradığı profile birebir uyuyor… Jérôme – Profilim… Profilim olduğunu bile bilmiyordum… Genelde işverenler pek ilgilenmez de… Asistan dosyayı açıp göz atar. Dominique – Bakalım… Oyuncusunuz, yaklaşık iki yıldır işsiz… Jérôme – Neredeyse üç… Dominique – İŞKUR psikoloğu sizi “apatik, teslimiyetçi, suçluluk ve kendini değersizleştirme eğilimli” diye tarif etmiş… Jérôme – Ve siz bu profili mi arıyorsunuz? Dominique cevap vermemeyi tercih eder. Dominique – Yemek çeklerinizi birazdan veririm. Kahve ister misiniz Bay Carpeter? Jérôme – Sağ olun ama kahve uykumu kaçırır diye korkarım… Yani… gece uykumu. Dominique – Pekâlâ. Bir şeye ihtiyacınız olursa yan odadayım. İnterkom düğmesine basmanız yeterli. Jérôme – Aa, interkom mu var… Eski siyah-beyaz filmler gibi… Dominique telefondaki tuşu gösterir. 7 Dominique – Burada renkli, görüyorsunuz… şu yeşil tuş. Jérôme – Harika… Dominique – Kırmızıya yalnızca aşırı acil durumda basın. Jérôme (şaka yapmaya çalışarak) – Anladım… alarm düğmesi… Dominique – Aynen. Ama dikkat: TGV’deki gibi. Suistimal ağır cezalandırılır… Şaka mı ciddi mi olduğunu anlayamaz. Dominique – Sizi yerleştireyim. Jérôme – Teşekkürler… Dominique çıkar. Jérôme odaya bakınır; ne yapacağını bilemez. Sehpanın üstündeki portrenin önüne gider, şaşkınlıkla bakar. “Termos” sandığı şeyi eline alır, tereddüt eder. Jérôme – Belki kahve alsam iyi olacak… biraz uyanırım… (Etrafa bakar.) Fincan yok… (Kapağı çevirir.) Belki kapak fincandır… (İçindekini kapağa döker, ama gri kül dökülür.) Hayda… bu da ne? Dominique yeniden girer. Jérôme hızla kapağı kapatmaya çalışırken külü döker. Kül küçük bir bulut olur; eliyle dağıtmaya çalışır. Dominique kınayan bir bakış atar. Jérôme çocuk gibi suçüstü yakalanmıştır. Jérôme – Özür dilerim, ben… Bu şey ne? Alaaddin’in lambası mı? İçinden cin çıkacak sandım… Üç dilek ister diye… Dominique – İnanın içinde cin yok. Ama yine de dokunmamanızı öneririm… (Endişeli bir bakışla) Madam Claude bundan hoşlanmaz… (Yine yapay bir gülümsemeyle bir defter uzatır.) İşte yemek çekleriniz… Jérôme – Teşekkürler… Dominique (çıkarken) – Bu arada Madam Claude aradı, biraz gecikecekmiş. Jérôme – Pekâlâ. Dominique çıkar. Jérôme iyice gerilir; odada dolaşır. Koltuğa oturmaya çalışır; derinliğine şaşırır, toparlanıp “yönetici” gibi durmaya çalışır. Masaya dirseklerini koyar, direktör pozu verir. Telefona ahizeyi kaldırıp “hava” yapar. Telefonu oynatmaya çalışır ama masaya sabit olduğunu fark eder. Sonunda esner, rahatça ayaklarını masaya uzatır. Bir süre sonra uyuklar. Telefonun saldırgan ziliyle irkilir. Şaşkınlıkla koltuktan düşer. Ayağa kalkıp açar. 8 Jérôme – Alo…? Hayır hayır… Evet evet, bağlayın lütfen… Alo canım? Evet evet, her şey yolunda, merak etme… (Şaka yapmaya çalışır) Şimdilik kovulmadım… Daha servis şefini görmedim… Çalışmaya başladım mı? Pek değil… Ne yapacağım? Şey… sormayı akıl edemedim… Madam Claude anlatır herhâlde… Evet… müdirem… Adı mı soyadı mı bilmiyorum… Tamam, öğrenince ararım… Ama kızma! Ararım, tamam. Öptüm. Kapattıktan sonra bir an durur, yeşil interkom tuşuna basar. Jérôme – Dominique? Jérôme ben… Evet, yan odadaki Jérôme… Tamam, demek ki interkomla arayınca kendimi “anons” etmeme gerek yokmuş… Şey… kahve alabilir miyim, zahmet olmazsa… Kaç şeker? Şey… üç olsun… abartmıyorsam… Çok teşekkürler, Dominique… Bir saniye sonra Dominique kahveyle gelir. Jérôme – Vay… servis hızlıymış… Termostaki cin kadar hızlısınız… Dominique ters bir bakış atar, kahveyi masaya koyar, yine nazik görünür. Dominique – Başka bir isteğiniz? Jérôme – Yok sağ olun… (Dominique gidecekken.) Pardon… (Dominique döner.) Bir soru sorabilir miyim? Dominique – Buyurun… Jérôme – Benim işim… tam olarak ne? Dominique – İşiniz mi? Jérôme – Ne yapmam gerekiyor? Dominique – Yapmak mı? Jérôme – Hiçbir şey yapmadan maaş alacak değilim ya? Yani… çok da skandal bulmam ama… Dominique – Siz burada “hizmet” vermek üzere varsınız Bay Carpeter. Jérôme – Ne hizmeti? Dominique – Satış sonrası hizmet diyelim. Jérôme – Varlık yönetiminde satış sonrası… Dominique – Madam Claude benden iyi açıklar. Jérôme – Peki… Dominique – Bilmek istediğiniz başka bir şey var mı Bay Carpeter? Jérôme – Şey… hayır… yani… var… Şu termostaki üstteki adam kim? Dominique – Termos mu? 9 Jérôme – Fotoğraftaki! Dominique – Ha… o… Jérôme – Ayın çalışanı mı? Dominique – Bir önceki çalışanınız. Jérôme – Şimdi nerede? Dominique – Termosun içinde. Jérôme – Ne? Dominique – Külleri içinde. Jérôme – Pardon? Dominique – O bir küllük değil… bir urna. Jérôme – Aa… yani… Peki… nasıl öldü? Ona evde tapınır gibi davranıyorsunuz… Dominique – Görev başında öldü. Jérôme – Görev başında? Dominique – Yakında sizin göreviniz olacak olan görevde. Jérôme – Satış sonrası hizmet… Dominique – Evet. Jérôme – İş kazası mı? Dominique – Öyle de denebilir. Başka bir şey? Jérôme (sersemlemiş) – Şimdilik yok sanırım… Dominique çıkar. Jérôme portrenin önüne dikilir; artık yeni bir korkuyla bakar. Urnayı dikkatle eline alır. Jérôme – Yani bu kahve telvesi değildi… Kırmızı düğme yanıp sönmeye başlar; alarm sesi çalar. Jérôme panikler, daha ahizeyi bile kaldıramaz. Kurumsal, üst düzey bir yönetici havasında bir kadın fırtına gibi girer; alarm kesilir. Claude – Demek sizsiniz. Jérôme – Evet… yani… ben mi? Claude daha girişte tokadı basar. Claude – Alın, başlangıç olarak bu. Jérôme (şok) – Günaydın Madam… Claude – Ya dolandırıcısınız ya da beceriksiz. Hangisi? 10 Jérôme – Hangisi ne? Claude – Sahtekâr mısınız, beceriksiz mi? Jérôme – Ben… Seçmek zorunda mıyım? Claude – Söyleyecek tek şeyiniz bu mu? Jérôme – Şey… Claude – Bir tane daha ister misiniz? Jérôme – Şey… yok… mümkünse… Claude – Bunun bana ne kadara patlayacağını biliyor musunuz? Jérôme – Gerçekten özür dilerim… Claude – Özür diliyormuş! Dalga mı geçiyorsunuz benimle! Jérôme – Size temin ederim ki… Claude – Ve elbette “benim suçum değil” diyeceksiniz. Jérôme – O kadar da değil ama… Claude – Şanssızlık işte, öyle mi? Jérôme – Doğru ya… ama tam olarak neyi kastediyorsunuz? Claude – Tabii, masum numarası… Jérôme – Affedersiniz. Claude – Şimdi ne yapıyoruz? Jérôme – Bilmiyorum… Claude – Bir çözüm öneriniz var mı? Jérôme – Yok… Claude – Gerçekten zavallı bir tipsiniz. Jérôme – Evet, karım da sık söyler… Claude – Ama bütün bunlar uykunuzu kaçırmıyor, değil mi? Jérôme – Size kahve ikram edeyim mi? Claude – Hah! Ben o numaralara gelmem. Jérôme – Aklımın ucundan… Claude – Onu da cennete gönderecek hâliniz yok ya! Jérôme – Söz veriyorum… Claude (ton değiştirir) – İlginç bir deyim değil mi? 11 Jérôme – Hangi deyim? Claude – “Cennete götüremezsin”… Cennete gidiyorsan, zaten cennet; yanında ne götürmek istersin ki? Jérôme – Evet… her şey vardır herhâlde… Claude (toparlanır) – Konuyu saptırmayın! Jérôme – Affedin… Claude – Aptalsınız. Jérôme – Yani… yeni başladım ve… Claude – Aptallığa mı yeni başladınız? Jérôme – Bir bakıma evet… Claude – O zaman size büyük bir kariyer öngörüyorum! Jérôme – Teşekkürler… Claude – Görüşeceğiz, sevgili Bay… sandığınızdan da daha çabuk… Jérôme – Memnuniyetle, sevgili Madam… Claude – Bir de benimle dalga mı geçiyorsunuz? Claude bir şey arar gibi tereddüt eder; portreye gider, indirir, çerçeveyi Jérôme’un kafasında parçalar ve öfkeyle çıkar. Jérôme omuzlarında çerçeveyle kala kalır. Dominique sanki hiçbir şey olmamış gibi girer, boş fincanı almaya gelir. Dominique – Her şey yolunda mı Jérôme? Jérôme – Şey… evet… sağ olun… Dominique – Bir kahve daha? Jérôme – Yok, teşekkür ederim… Dominique onun omuzlarındaki çerçeveyi görür. Dominique – İzin verir misiniz? (Yaklaşıp çerçeveyi çıkarır, yerine asar.) Merak etmeyin, yenisini takarız. Biz alışığız. Jérôme – Alışık mı? Ama… bu deli kadın kimdi? Dominique – Ha… o… sizin… ilk randevunuzdu. Jérôme – İlk randevum mu? Dominique – Madam Claude açıklar… Jérôme – Yeter artık! Sizin Madam Claude’unuz bana hiçbir şey açıklamayacak! Ben dayak yemek için gelmedim! Dominique – Ama… tam da onun için geldiniz. 12 Jérôme – Ne? Dominique – Bunun için buradasınız Bay Carpeter. Tıpkı selefiniz gibi. Jérôme – Hakaret yiyip tokat yemek için mi? Dominique – Mesleğin riski… Jérôme – Hangi meslek? Dominique – Maaş alacağınız meslek! Jérôme – Ya ben istemezsem? Dominique – Size hiçbir şey yapmadan maaş veremeyiz Bay Carpeter. Mantıklı olalım… Hiçbir yetkinliğiniz yok. Oyuncusunuz… Jérôme – Peki, o zaman istifa ediyorum. Bir dakika bile durmam bu tımarhanede! Dominique – Lütfen, en azından Madam Claude dönene kadar bekleyin. Aa, bakın, işte geliyor… Madam Claude (az önce Jérôme’a tokat atan müşteri de odur) gelir. Jérôme (afallamış) – Madam Claude… siz misiniz? Claude (çok nazik) – Memnun oldum, sevgili Bay. Dominique – İzninizle… Jérôme – Hiçbir şey anlamıyorum… kâbus gibi… Claude – Az önce size oynadığım küçük komediyi bağışlayın; bu aslında gerçek koşullarda son bir testti… “Ateşle vaftiz” öncesi… Jérôme – Ateşle… Claude – Bunu bir iş görüşmesi olarak düşünün! Hem mükemmel de geçtiniz. Bravo Bay Carpeter! Jérôme – Teşekkürler ama… şu işin ne olduğunu anlatır mısınız artık. Asistanınız hiçbir şey söylemedi… Claude – Çok basit. Şimdi anlayacaksınız. Çünkü zekisiniz Bay Carpeter… Her ne kadar salak suratlı görünseniz ve salak olmadığınızı kanıtlayacak diplomanız olmasa da. Jérôme – Cours Florent’te “serbest dinleyici”ydim… Claude – İnanın çok işinize yarar… Burası büyük servet yönetimi departmanı. Jérôme – Evet… Claude – Yani zengin müşterilerimizin birikimlerini büyütürüz; onlara bayat ya da yarı bayat finans ürünleri satarak… Jérôme – Sadece kadın müşteriler mi? 13 Claude – Fransa’da ulusal servetin ne kadarının dul kadınların elinde olduğunu söylesem şaşarsınız. Emeklilik fonlarını duydunuz mu? Jérôme – Kabaca… Claude – Emeklilik fonları, emeklilerin parasıdır; ve dünyada emeklilerin büyük kısmı… dul kadınlardır. Jérôme – Anladım… Claude – O hâlde neden kadın müşterilerimizi özellikle el üstünde tuttuğumuzu da anlıyorsunuz. Jérôme – Tabii… Claude – Üstelik kadınların bizim için büyük bir avantajı var: Onlara önerdiğimiz finansal ürünlerden zerre anlamazlar. Jérôme – Ben de çok emin değilim… Claude – Merak etmeyin. Ben de pek anlamıyorum. Zaten uzun zamandır kimse anlamıyor… En azından kocamın ölümünden beri… Jérôme – Dulsunuz? Claude, duvardaki portreyi işaret eder. Claude – Ne yazık ki… Sevgili eşim bir süre önce aramızdan ayrıldı… Jérôme – Aa, demek o sizin… Claude çerçevedeki hasarı görür. Claude – Ona ne olmuş böyle? Jérôme – Ben de size onu soracaktım… Claude – Ah, evet… biraz kaptırmışım… Ama bilirsiniz… oyuncusunuz… rolün içine girince… Neyse. Bizim tipik müşterimiz “dul müşteri”dir, jargonumuzda. Jérôme – Peki… Claude – Ama borsada da kumarhanede de uzun vadede kazanan hep bankadır. Müşteri her elde kazanamaz. Dul kadın bunu kabullenmekte zorlanır. Takip ediyor musunuz? Jérôme – Deniyorum. Claude – Bir de şunu kabul edelim: Zenginler için de kriz var. Jérôme – Tabii… Claude – Zenginler biraz daha az zenginse, onların bankası da fakirleşir. Jérôme – Doğal olarak. Claude – Aramızda kalsın: iflasın eşiğindeyiz… 14 Jérôme – Öyle mi? Claude – Elbette yine vergi mükellefi gelip kurtarır; bizim için çok dert değil ama… Ne fırtınalar atlattık, değil mi? Jérôme – Siz öyle diyorsanız… Claude – Ama dul müşterinin parası geri gelmez. O zaman biraz sinir boşaltması istemesini anlayabiliriz. Jérôme – Elbette. Claude – Özellikle birinin üstünde… Jérôme – Hı hı… Claude – İşte burada siz devreye giriyorsunuz… Jérôme – Ben mi? Claude – Bunu, batmış milyonerlere “ring partneri” olmak gibi düşünün; birini yumruklama ihtiyacı duyduklarında… Jérôme – Ben daha çok kum torbasıyım… Claude – Hadi Jérôme! Koca adamsınız! Hem sonuçta bunlar zayıf kadınlar… Jérôme – Yok… ben bu işe uygun değilim… Claude – Bir sözleşme imzaladığınızı hatırlatırım Bay Carpeter… Jérôme – Peki bu paralarını yediğiniz müşterilerle neden kendiniz görüşmüyorsunuz? Claude – Çünkü ben bu şubenin müdürü olarak kurumun sürekliliğini temsil ediyorum. Her şeyden sorumluyum ama, sağlık bakanı ya da din bakanı gibi, hiçbir şeyden suçlu olamam; yoksa üstümdeki herkesin inandırıcılığını zedelerim. Bu şirketin, hatta… toplumun hayatta kalması söz konusu Bay Carpeter. En Yüce, hiçbir şeyden suçlu tutulamaz. Bedeli en alttaki öder. Ve hominidler merdiveninde bulabildiğimiz en alt basamak… ama yine de kollarını uzatmadan üstüne takım elbise giydirebildiğimiz… sizsiniz Jérôme! İşsiz bir oyuncu! Jérôme – Peki ya kocanız? Claude – Kocamın da sizin gibi güzel bir “salak suratı” vardı. Jérôme – Anladım… Claude – En azından deneme sürenizin sonuna kadar dayanıp sonra karar verin… Jérôme portreyi işaret eder. Jérôme – Eğer hâlâ hayattaysam… Claude – Maaşınızı düşünün. Ülkedeki iş durumunu düşünün… Fakirler için de kriz var Jérôme. Karınızı düşünün. Çocuklarınızı… 15 Jérôme – Çocuğum yok. Claude – Karınızı düşünün. Bu akşam eve dönüp de “ilk gün yine kovuldum” derseniz yüzünün hâlini… Jérôme – Bana pek seçenek bırakmıyorsunuz… Claude – Bu iş için yaratılmışsınız Bay Carpeter. İnanın, çok aday gördüm. Dibi gördünüz Jérôme. Buradan sonra ancak yukarı gidersiniz. Size “tokatlanacak yüz”ünüz var dediler mi? Jérôme – Evet, karım sık söyler. Ama onun ağzında iltifat mı emin değilim… Dominique girer. Dominique – Bey’in randevusu geldi. Bekleteyim mi? Claude – Hadi, küçük bir deneme daha. Göreceksiniz, hoşunuza bile gidecek. Jérôme – Bu da bir test değil, değil mi? Dominique – Yok, buna emin olun… Bu gerçek müşteri. Hem hiç memnun görünmüyor… Claude – Bol şans Jérôme… Unutmayın: her şeyin suçlusu sizsiniz ama hiçbir şeyin sorumlusu değilsiniz… Claude çıkar. Dominique, sehpanın yanına gidip “termosu” ters çevirir gibi düzeltir. Çerçeveyi indirip çıkar. Kırmızı düğme yine yanıp söner, alarm çalar. Bernadette (BCBG büyük burjuva tarzı) fırtına gibi girer. Bernadette – Alçak herif! Beni mahvettiniz! Jérôme – Oturun lütfen… Bernadette etrafa bakar, şaşırır. Bernadette – Burada sandalye yok! Jérôme – Doğru… iyi hatırlattınız. Bernadette – Olsa kafanızda kırardım zaten. Jérôme – O yüzden yok herhâlde… Bernadette – Bekleyin bakalım… (Çantasından bir tabanca çıkarıp ona doğrultur.) Eğer Tanrı’ya inanıyorsanız, son dua için tam zamanı. Jérôme (eli telefonun üstünde) – Bence kırmızı düğmeye basma zamanı… Bernadette – Şimdi o kadar rahat değilsiniz, ha? Jérôme – Ne olur… bunlar bazen kendiliğinden patlar… Bernadette – Harika! Zaten ben de öyle diyeceğim: “Kendiliğinden patladı, hâkim bey!” 16 Jérôme – Ama… benden ne istiyorsunuz? Bernadette – Paramı geri istiyorum. Jérôme – Maalesef bu benim elimde değil, sayın Madam. Söz veriyorum… Her şeyin suçlusuyum ama hiçbir şeyin sorumlusu değilim. Bernadette – Pekâlâ. O zaman benim ölümüm vicdanınıza kalacak. Silahı şakağına çevirir. Jérôme paniğe kapılır. Jérôme – Ne olur yapmayın… Sonuçta para… Bernadette – Üç milyon avro. Jérôme – Ha… o zaman… Bernadette – Elimde neredeyse yaşayacak para bile kalmadı! Jérôme – Ne kadar kaldı? Bernadette – Yaklaşık on milyon. Jérôme – Ha… o zaman… Bernadette – On milyonla artık çok da ileri gidemiyorsunuz, biliyor musunuz… Jérôme – Tahmin ederim… Claude girer. Bernadette irkilip silahı yeniden şakağına dayar. Bernadette – Kıpırdama yok yoksa beynimi dağıtırım! Claude – Servis şefi olarak, sevgili Madam, önce dayanışmamızı sunmak isterim. Bernadette – Maddi dayanışma dâhil mi? Claude – Daha çok psikolojik… Geneviève, size Geneviève desem olur mu? Bernadette – Olur ama adım Bernadette. Claude – Üç milyon kaybettiniz; doğal olarak şoktasınız. Bernadette – Doğru… Claude – Aslında asgari ücretle geçinen birinin loto kazanmasıyla neredeyse aynı zihinsel sarsıntı… Bernadette – Benimle dalga mı geçiyorsunuz! Claude – Bitireyim! Aynı ama tersine: siz, eskisi kadar zengin olmadığınızı kabullenmek zorundasınız. Jérôme – Yine de on milyonu var… Bernadette – Size soru soran olmadı! Hem zaten bu durum sizin finans konusundaki tam beceriksizliğiniz yüzünden! Aksini söyleyebilir misiniz? 17 Jérôme – Ben… hayır… Bernadette – Gördünüz mü? Kendisi bile kabul ediyor. Aptalın teki! Claude – Oraya geliyorum. Bu gevşek ve sümüksü varlığın yetersizliklerinin farkındayız; ne yazık ki hem bizim hem sizin güveninizi kötüye kullandı. Bernadette – İçi boş herif. Claude – Ve ne yazık ki, hukuken pek de anlaşılır olmayan nedenlerle kapı dışarı edemesek de, ağır biçimde cezalandırılmasını sağlayacağız. Bernadette – Öyle mi? Nasıl? Claude – Öncelikle bedensel cezalar düşünüyoruz. Bu tipin tokatlanacak bir yüzü yok mu sizce? Bernadette – Var… Claude ansızın Jérôme’a bir tokat atar. Claude (Bernadette’e) – Siz de buyurun, çekinmeyin… insanı rahatlatır… Bernadette – Öyle mi? Claude – Bana güvenin. Bernadette de Jérôme’a tokat atar. Claude – Nasıl? Bernadette – Hakikaten iyi geldi… Jérôme – Evet ama bana iyi gelmedi! Claude – Hatta bir finans şeytanı tarafından ele geçirilmiş olabilir… Claude bir haçı Jérôme’a doğru tutar. Claude – Jérôme Kerviel, bu bedenden hemen çık! Genelde işe yarar; etkisi hemen görünmeyebilir… Bernadette – Güvenlik için yakmamız gerekmez mi? Eskiden cadıları yakarlardı… Claude – Gerekirse, eninde sonunda yakmayı da düşünebiliriz… Bernadette’in cep telefonu çalar, açar. Bernadette – Alo? Ah, evet, kusura bakmayın… Hayır hayır, yarım saat içinde orada olurum… Teşekkür ederim, birazdan görüşürüz… (Telefonunu kapatır.) Affedersiniz, kuaförümdü. Bu sabah randevum olduğunu tamamen unutmuşum. O kadar sinirliydim ki… Claude – Bu çok anlaşılır… 18 Bernadette – Gitmem gerekiyor… Bilirsiniz, düzgün bir kuaförden randevu almak ne kadar sürüyor. Bir de kızımı yarın evlendiriyorum. Ve düşünün ki kocam bunu göremeyecek… Jérôme – Neden? Bernadette – Çünkü öldü tabii ki! (Jérôme’a) Siz, bekleyin bakalım… (Claude’a) Teşekkür ederim, haklıydınız, biraz rahatladım… Claude – Her zaman hizmetinizdeyim, sevgili Madam. Müşteri çıkar. Claude – Fena gitmedi, değil mi? Ateşle vaftiz için… Tebrikler, gayet iyi kotardınız. Jérôme (yanağını ovarak) – Öyle mi düşünüyorsunuz? Claude – Yani… atlattınız diyelim. Böyle intihara meyilli olduklarında, mutlaka kendi kendini yok etme dürtülerini başka birine yönelen olumlu bir saldırganlığa dönüştürmek gerekir… Jérôme – Ve o “başkası” benim… Claude – Sizden çok memnunum Jérôme. Böyle devam ederseniz, üç ay sonra kadrolusunuz. Jérôme – Pek emin değilim… Yani gördünüz mü? Az kalsın beni öldürüyordu! Claude – Ama öldürmedi. Jérôme – Bana tokat attı! Siz de attınız! Claude – Size açık konuşacağım Bay Carpeter. Jérôme – Carpenter. Claude – Kaybeden suratınız ve Noel menüsü gibi CV’nizle hayatta ne yapmayı umuyorsunuz? Jérôme – Pek bir şey değil, biliyorum… Claude – Önceki işlerinizde de sizi sık sık haksız yere azarlamışlardır, değil mi? Jérôme – Önceki işlerim… Claude – Tokatlanacak suratınızla, öğrenciyken de öğretmenleriniz size bol bol şamar indirmiştir herhâlde? Jérôme – Öğrenciliğim… Claude – Hiç değilse burada bunun için para alacaksınız. Üstelik üstlerinizden gizli büyük bir saygı göreceksiniz. Jérôme – Ama hayatım tehlikede! 19 Claude – İşte bu yüzden kahraman sayılacaksınız Jérôme! Ne diyorum, neredeyse bir i l a h ! O sahte masum suratınızla bir zamanlar kilisede yardımcı çocuk da olmuşsunuzdur, yanılıyor muyum? Jérôme – Hayır… Claude – O hâlde hatırlayın! “Dünyanın günahlarını üzerine alan Tanrı’nın kuzusuyum!” Toplumumuzun bütün hatalarını üzerinize alarak bizim İsa Mesih’imiz olacaksınız Jérôme. Zaten baş harfleriniz de var. Bu da bir işaret! Jérôme – Baş harfler mi? Claude – JC! Jérôme Carpeter! Jérôme – Carpenter. Claude – E iyi ama baş harflerde fark etmiyor, değil mi? Jérôme – Hayır… Claude – Doğrusu şudur ki Bay Carpeter, siz bu günah keçisi görevine yazgılıydınız. O hâlde aramıza hoş geldiniz! Çıkar. Jérôme koltuğuna çöker. Bernadette Claude’la birlikte geri gelir. Jérôme ayağa kalkar. Bernadette – Son bir şey… Jérôme – Buyurun… Bernadette – Gerçekten tam bir yumuşaksınız. Bernadette Jérôme’a bir tokat daha atar. Claude – Hadi Jérôme, öbür yanağını da çevir! Jérôme yarı trans hâlinde öyle yapar. Bernadette bir tokat daha atar. Bernadette – Gerçekten iyi geliyor… Claude – Değil mi? İsterseniz bir de kıçına sağlam bir tekme atabilirsiniz. Bernadette – Gerçekten mi? Claude – Jérôme? Jérôme (dönerek) – Evet? Bernadette fırsattan istifade poposuna tekme atar. Bernadette – Ah, evet, insanın içi rahatlıyor… Claude – Hoşça kalın sevgili Madam, sizi uğurlamıyorum. Yolu biliyorsunuz, değil mi? Ne zaman isterseniz gelin. Burası sizin eviniz! 20 Bernadette çıkar. Claude – Ona kendinizi sevdirdiniz bile… Jérôme – Sık sık gelir mi dersiniz? Claude – Bana kocamı hatırlatıyorsunuz Jérôme. Kim bilir… belki bir gün sizinle evlenirim. Jérôme – Ama ben evliyim… Claude – Her hâlükârda tebrikler. Çok memnunum. Şimdiden gerçek bir paspas oldunuz. Jérôme – Teşekkür ederim. Claude – Zamanla hoşunuza bile gidecek. Jérôme – Yani… tokatlar bir yere kadar ama tabanca… Paspas olabilirim ama delinmiş paspas olmak istemiyorum. Claude – İş müfettişleri de bazen av tüfeğiyle vuruluyor, yine de aday çıkıyor… Kriz var Jérôme! En azından burada küçük kalibreler… Bir Vuitton çantaya sığacak silahlar… Jérôme – Belli ki benim yerimde değilsiniz… Claude – Çok komiksiniz Jérôme… Zaten sizi benim yerime koymak için maaş ödüyorum… Bakın, sizi seviyorum, o yüzden size şunu öneriyorum: Her çift tokat için prim, her kurşun yarası için bonus. Uygun mu? Jérôme – Kurşun geçirmez yeleği tercih ederdim. Claude – Hadi Bay Carpeter… En büyük cambazlar filesiz çalışır. Mesleğin yüceliği buradan gelir. Siz bir sanatçısınız Jérôme! Claude çıkar. Telefon çalar. Jérôme – Ah, evet canım, sensin… Evet, sesim mi tuhaf? Yok yok, her şey yolunda… Dinle, biraz… anlatması zor… İlk müşterimi az önce gördüm… Evet, fena değildi… En azından şefime göre… Evet, neden olmasın… Zaten yemek çeklerimi aldım… Tamam, birazdan… (Kapatır.) “Gayet iyi gidiyor” dediğime inanamıyorum… Dominique bu kez hemşire gibi beyaz önlükle gelir. Elinde bir bardak vardır, masaya koyar. Dominique – Ee Jérôme? Kırılan bir yer yok mu? Jérôme – Sanmıyorum… Dominique – Yine de muayene edelim, olur mu? Rutin kontrol, merak etmeyin. Lütfen ayağa kalkın. Jérôme kalkar. Dominique basit bir muayene yapar. 21 Dominique – Ağzınızı açın, dili çıkarın… teşekkürler… Biraz öne eğilin ve “otuz üç milyon” deyin… Mükemmel… Sanırım hâlâ göreve uygunsunuz… Tebrikler… (Bir hap ve su uzatır.) Bunu da için, iyi gelir… Jérôme – Zehir değildir umarım. Dominique – Hadi canım… Sizi neden zehirleyeyim? Jérôme hapı içer. Jérôme (sehpayı işaret ederek) – Peki o, neden ölmüş? Dominique – O mu? Jérôme – Termostaki adam. Dominique – Termosun içinde birinin olduğunu size düşündüren ne? Jérôme – Az önce siz söylediniz! Dominique – Ben termosta biri var mı dedim? Jérôme – Ama o bir termos DEĞİL! Dominique – O zaman neden içinde biri var diyorsunuz? Dominique boş bardağı alır, termosa gider ve adeta sihirle bardağı kahveyle doldurur. Dominique – İlacın tadını bastırmak için bir kahve? Jérôme – Hayır, teşekkürler… Dominique – O zaman ben içerim. (İçer.) Gördünüz mü, bu da zehir değil… Ama biraz soğumuş… Jérôme şaşkınlık içinde, aklından şüphe etmeye başlar. Marie girer; sıradan, pek şık olmayan biri. Marie rolü Bernadette’i oynayan oyuncu tarafından da oynanabilir. Dominique – Yeni bir ziyaretçiniz var… (Kendi kendine) Ve hiç keyfi yerinde değil… Jérôme – Karım. Dominique – Pekâlâ, sizi yalnız bırakıyorum… yani… bırakıyorum. Dominique çıkar. Marie şüpheli bakışlarla arkasından bakar. Marie – Kendine ait bir asistanın mı var? Jérôme – Acayip değil mi? Marie – Bir de tek kişilik ofis… Jérôme – Fena değil, ha? Marie – Eee? Bak gördün mü, tiyatroyu bırakıp gerçek bir iş bulmanı istemekte haklıymışım! Jérôme – Evet… 22 Marie – Nasıl gidiyor? Jérôme – Şey… ne diyeceğimi pek bilmiyorum. Marie – Seni işe almayacaklar mı? Jérôme – Hayır, mesele o değil… Ben kalmak istiyor muyum emin değilim… Marie – Şaka yapıyorsun! Jérôme – İnanmayacaksın ama… beni dövüyorlar. Marie – Dövüyorlar mı? Jérôme, beni de patronum dövüyor. Jérôme – Öyle mi? Marie – İş arkadaşlarım dövüyor. Müşterilerim dövüyor. Herkes dövüyor! Ama geçinmek lazım! Jérôme – Hayır ama ben “dövüyorlar” derken… gerçekten dövüyorlar… Marie – Gerçekten mi? Jérôme – Tokat atıyorlar! Marie – Hımm… Jérôme – Popoma tekme! Marie – Yani kaçmak için bulduğun bahane bu mu? Jérôme – Ne için? Marie – Yine sıvışmak için! Jérôme – Hayır, hiç de değil! Marie – Uyarıyorum Jérôme, bu son şansın. Bu işi de tutamazsan, seni terk ederim. Jérôme – Sinirlenme canım, öylesine söyledim… Elbette tutacağım bu işi… Marie – Söz mü? Jérôme – Öncekinin… kafası üstüne… Marie – Tamam, ben gidiyorum… Çıkmam lazım… Jérôme – Benimle öğle yemeğine çıkmıyor musun? Yemek çeklerim var! Marie – Kusura bakma, başka zaman. Annemle yemeğe gidecektim, unutmuşum. Jérôme – Öyle mi? Marie – Pazartesi Jérôme… Her pazartesi annemle yemek yerim… Jérôme – Tabii… Nasıl unuttum… Marie – Hadi, kolay gelsin… 23 Jérôme – Sana da… Marie çıkar ama durur. Marie – Bu arada… Yemek çeklerini bana verir misin? Nasıl olsa kullanmayacaksın… Jérôme – Tabii canım, al. Çek defterini verir. Marie – Sağ ol. Akşama görüşürüz? Jérôme – Evet. Marie – Afiyet olsun yine de. Dominique bir tomar mektupla girer. Dominique – Pek tatlı biri değil, Bayan Carpeter… Jérôme – Alışmak lazım… Dominique – Buyurun, postanız. Mektupları masaya bırakır. Jérôme – Bana da mı posta geliyor? Dominique – Elbette! Zarflara bakar. Jérôme – Bunlar ne? Dominique – Küfür mektupları çoğunlukla. Tehditler tabii… Birkaç tane de bombalı zarf, ama nadir. Açmak zorunda değilsiniz. İsterseniz hemen alayım… Jérôme – Lütfen… Dominique – Pekâlâ Bay Carpeter… Ama izin verirseniz, imha ekibine vermeden önce bir iki tanesini açacağım. Bazıları epey eğlenceli oluyor. Yapmamalıyım ama okumaya dayanamıyorum… Dominique çıkar. Jérôme koltuğuna yığılır. Bir patlama sesi duyulur. Jérôme – Merak kediyi öldürür… Ama dinlenmeye vakti yoktur. Kırmızı ışık yine yanıp söner, alarm çalar. Madeleine girer; biraz görgüsüz zengin parvenu tipi. Madeleine rolü Bernadette ve/veya Marie’yi oynayan oyuncu tarafından da oynanabilir. Madeleine (sert) – Günaydın. Jérôme – Günaydın. Hemen tokat mı atmak istersiniz, yoksa önce biraz hakaret mi? Madeleine (şaşkın) – Tokatlanacak yüzünüz var ama… Jérôme – Çekinmeyin, hak ettim. 24 Madeleine – Hayır, ben… Jérôme – Bari kaval kemiğime bir tekme atın! Maaşımı hak edeyim! Madeleine – Anlamıyorum… Sizin sayenizde servetimi iki yılda üçe katladım. Elini uzatır; Jérôme irkilir. Madeleine – Madeleine. Jérôme elini sıkar. Jérôme – Badeleine? Madeleine – Nezle misiniz? Jérôme – Hayır, neden? Madeleine – Garip söylediniz. Jérôme – Yanağım biraz şiş… Madeleine – Neyse… size teşekkür etmek için gelmiştim… Jérôme – Teşekkür mü? Madeleine – Bakın, size şeker getirdim… Kutuyu uzatır. Jérôme çıldırır, fırlatır. Jérôme – Şeker istemiyorum! Madeleine – O zaman çikolata…? Jérôme – Vaktimi alıyorsunuz! Madeleine – Çiçek? Jérôme – Gerçekten yapacak başka işim yok mu sanıyorsunuz? Madeleine – Ama… Jérôme – Üç kat zengin oldunuz! Bunun için ne yaptınız? Madeleine – Hiç… Jérôme – Hiç mi utanmıyorsunuz? Madeleine – Hayır… Jérôme – Gelin buraya! Madeleine gelir. Jérôme onu dizine oturtur, şaplak atar. Jérôme – Hâlâ utanmıyor musunuz? Madeleine – Az biraz… Jérôme – Şimdi defolun! 25 Madeleine – Pekâlâ Bay Carpeter… Madeleine çıkar. Dominique yüzü kararmış hâlde girer. Jérôme – Ne oldu yine? Dominique – Bu karışıklık için çok üzgünüm. Normalde sadece memnuniyetsiz müşteriler randevu ister. Bir de gördüğünüz gibi, hâlâ şoktaydım… Claude girer. Dominique çıkar. Jérôme – Çok mahcubum… Kendimi kaptırdım… Claude – Doğru… (Heyecanlanmış) Meğer o ezik hâlin altında bir pitbull varmış… Jérôme – İşten atılmam değil mi? Claude – Atılmak mı? Asla! Müşteri çok memnundu. Kalan parasını da bize emanet etmeyi düşünüyor. Jérôme – Öyle mi? Claude – Yetki alanınızı genişletmeyi düşünüyorum Jérôme. Jérôme – Yetkilerim… Claude – Ama önce küçük bir test daha… Soyunmaya başlar. Claude (kendinden geçmiş) – Ben de uykuda para kazanıyorum Jérôme… Güzel bir ceza hak ediyorum… Kırmızı düğmeye basar. Alarm çalar. Karanlık. Işık. Claude giyinir. Dominique yeni bir portre asar: çarmıhtaki İsa. Jérôme – Ama bu… ben! Dominique – Ayın çalışanısınız, Jérôme. Claude – Mutlu musunuz? Dominique – Karınız sizinle gurur duyacak Bay Carpeter. Claude – Carpenter. Bu iyi haberdi Jérôme… Jérôme – Kötü haber var mı? Claude – Bankamız iflas etti. Dominique – Dul kadınlar kapıya yığıldı. Claude – Onları sakinleştirmeliyiz… 26 Jérôme – Anladım… Dominique – Bu sefer yetmeyecek. Claude – Büyük bir sembolik jest gerek. Jérôme – Kâbus olsun lütfen… Claude – Dominique, çekici ve orakları getir. Dominique – Yani çekiç ve çivileri. Claude – Aynı şey değil mi? Kırmızı ışık. Alarm. Karanlık. Işık. Jérôme uyanır. Claude (ses) – Bir dilek hakkınız var Bay Carpeter… Jérôme – Aslında soyadım Carpenter… Claude – Kusura bakmayın… Jérôme – Normalde üç dilek olmaz mı? Claude – Kriz var, Bay Carpeter. Jérôme – Tek dilek… O zaman… Bir kahve alabilir miyim? Karanlık. Işık. Jérôme koltuğunda yana doğru devrilmiş hâlde uyumaktadır. Marie bürosuna girer ve onu görür. Marie – Jérôme? Jérôme – Marie? Ama sen burada ne yapıyorsun? Marie – Asistanından beni anons etmesini istedim ama sen cevap vermeyince… Jérôme – Affedersin, galiba biraz dalmışım… Marie – Birlikte öğle yemeğine çıkacaktık, hatırlıyor musun? Jérôme – Evet, evet, tabii ki… Hazırım… Hadi gidelim mi? Marie – Tamam. Emin misin, iyi misin? Jérôme – Evet, evet, iyiyim. Rutin işte… Marie – Peki… 27 Çıkmak üzereyken… Jérôme – Az önce inanılmaz bir kâbus gördüm… Anlatamam… Marie – Öyle mi? Jérôme – Gülersin ama… rüyamda sen benim karımdın. Marie – Ama Jérôme… Ben senin karınım… Jérôme – Aa… O zaman galiba bu kâbus daha bitmemiş… Çıkarlar. Karanlık. 28 Yazar Jean-Pierre Martinez, Fransız bir oyun yazarı ve senaristtir. 1955’te Auvers-sur-Oise (Fransa) doğmuştur. 120 komedi yazmıştır, bunların çoğu İngilizce, İspanyolca ve Portekizce’ye çevrilmiştir. Reklamcılık alanında semiolog (göstergebilimci) olmadan önce, Jean-Pierre Martinez çeşitli rock gruplarında davulcu olarak sahneye çıkmıştır. Daha sonra televizyon programları için senaryolar yazmış ve oyun yazarlığına geri dönmüştür. Bugün, Fransa’da oyunları en çok sahnelenen çağdaş oyun yazarları arasında yer almaktadır. Jean-Pierre Martinez'in oyunları, skeçleri ve diğer metinleri web sitesinden ücretsiz olarak indirilebilir. Ancak, herhangi bir kamuya açık temsil için yazarın web sitesindeki iletişim formu üzerinden izni gereklidir: https://comediatheque.net/ Bu metin telif hakkı yasalarıyla korunmaktadır. Telif hakkı ihlali cezai olarak araştırılacak ve maksimum 3 yıla kadar hapis ve 300.000 Euro para cezasıyla sonuçlanabilecektir. © La Comédiathèque Aralık 2025 Ücretsiz olarak indirilebilen oyun https://comediatheque.net/