Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi

advertisement
1. AKCİĞER KANSERLERİNDE
EPİDEMİYOLOJİ
Akciğer kanseri, 20. yüzyılın başlarında nadir görülen
bir hastalık iken, sigara içme alışkanlığındaki artışa paralel olarak sıklığı giderek artmış ve dünyada en sık görülen
kanser türü haline gelmiştir [1]. Tüm dünyada kanser olgularının %12,8’inden ve kanser ölümlerinin %17,8’inden
akciğer kanseri sorumludur [2].
Akciğer kanserli olgularda tanı sonrası 5 yıllık yaşam,
1974-76 yılları arasında %12 iken, 1992-97 yılları arasında çok az yükselmiş ve %15 oranına ulaşmıştır [3]. Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa toplumlarında sigara
karşıtı kampanyalar sonucu akciğer kanseri görülme sıklığı
1980’den sonra erkeklerde azalma eğilimine girmiştir. Kadınlarda sigara kullanımı alışkanlığındaki artış nedeniyle
Doğu Avrupa ülkeleri ve ülkemizde akciğer kanseri sıklığı
giderek artmaktadır [4]. Akciğer kanseri sadece 2001 yılında bir milyondan fazla ölüme neden olmuştur [1,5].
Ülkemizde Sağlık Bakanlığının tüm sağlık kuruluşlarında tanı alan kanser olgularının kaydedildiği pasif kanser kayıt
sistemi verilerine göre akciğer kanseri insidansı 11.5/100.000’dir [6]. Sağlık Bakanlığının şimdiye kadar kuşkuyla bakılan verilerine karşılık, 2001 yılında İzmir ölçeğinde ilk defa
topluma dayalı gerçek kanser insidans verileri yayınlanmıştır.
İzmir Kanser İzlem Denetim Merkezi’nin 1993-1994 yılları
verilerine göre akciğer kanseri tüm kanserler içinde erkeklerde %38,6’lık oranla en büyük bölümü oluşturmaktadır.
Kadınlarda ise %5,2’lik oranla 7. sıradadır. İzmir il sınırında
yaşayan olgular baz alınarak hesaplanan yaşa-standardize insidans, erkeklerde 61.6/100000, kadınlarda 5.1/100000’dir
[7]. Sağlık Bakanlığı verilerine göre akciğer kanseri sıklığı
batı bölgelerimizde en yüksek (Akdeniz 41.0/100.000, Ege
ve İç Anadolu 39.5/100.000) Güneydoğu ve Doğu Anadolu
bölgelerimizde en düşük (sırayla 17.7/100.000, 11.7/100.000) değerlerdedir [6].
Akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Bindokuzyüzelli yılına kadar yapılan olgu-kontrol bazlı epidemiyolojik
araştırmalar sigaranın akciğer kanseri ile kuvvetli ilişkisi
olduğunu göstermiştir. Sigaranın akciğer kanseri nedeni
olduğu yönünde ilk bulgular 1962 yılında yayınlanmıştır
[1]. Akciğer kanseri gelişiminden % 94 oranında sigara
TORAKS DERGİSİ
sorumludur, sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlerden 24-36 kat daha fazladır. Pasif sigara içiminde risk
% 3,5’tur. Sigaraya başlama yaşı, sigara içme süresi, içilen
sigara sayısı ile tütün ve sigara tipi (filtreli, filtresiz, puro,
düşük tar ve nikotin içeriği vb.) akciğer kanseri gelişme riskini etkiler. [8]
Gelişmiş ülkelerde sigara içimi prevalansı kadınlarda %
20-40, erkeklerde % 30-40 iken gelişmekte olan ülkelerde bu oranlar sırasıyla % 2-10 ve % 40-60’tır [9]. Dünya genelinde ise erkeklerde % 47-52, kadınlarda % 10-12
sıklıkta sigara kullanımı olduğu tahmin edilmektedir. Erkekler kadınlara göre sigara içmeye daha küçük yaşlarda
başlamaktadırlar. Erkekler daha uzun süreli, yüksek katran
içerikli ve derin inhalasyonlu sigara alışkanlığına sahiptirler. Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa’da kadınlarda sigara alışkanlığı ikinci dünya savaşı sonrası başlamıştır.
Son zamanlarda yapılan olgu-kontrol çalışmaları, günlük
sigara tüketimi ve yaş faktörü gözönünde bulundurulmadığında sigara içen kadınlarda akciğer kanseri gelişme
riskinin erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir [1]. Türkiye’de ise sigara içme prevalansı kadınlarda %
24, erkeklerde % 63’tür. Toplumumuzun büyük kısmını
kapsayan yüksek sigara tüketimi gözönüne alındığında,
günümüzde ve gerekli önlemler alınmazsa yakın gelecekte
bir akciğer kanseri epidemisi ile karşı karşıya olduğumuzu
söylemek yanlış olmaz [9].
Akciğer kanseri gelişiminde etkili olduğu belirtilen yaş,
ırk, cinsiyet, meslek, hava kirliliği, radyasyon, geçirilmiş
akciğer hastalığı sekeli, diyet, viral enfeksiyonlar, genetik
ve immünolojik faktörlerin tümü % 6 oranında etkilidir
[8]. Akciğer kanseri insidansı yaşla artmakta, 6.-7. dekadlarda pik yapmaktadır. Genç erişkinlerde (50 yaş altında
% 5-10 dolayında) sıklığı daha azdır [1,10]. Bu toplulukta
genellikle aile öyküsü vardır ve adenokanser en sık izlenen
kanser tipidir [1]. Ancak ülkemizde gençlerde adenokanser
yaşlılara göre daha fazla izlenmekle birlikte en sık izlenen
kanser tipi skuamöz hücreli kanserdir [11]. Kadınlarda sigara alışkanlığındaki artışa paralel olarak akciğer kanseri
sıklığı da artış göstermektedir [12].
Ülkemizdeki akciğer kanseri özelliklerini belirlemek
amacıyla Toraks Derneği Akciğer ve Plevra Maligniteleri
1
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Çalışma Grubu (TAPMG) tarafından yapılan ulusal, hastane bazlı retrospektif çalışmada, 11849 akciğer kanserli
olgunun % 90,4’ü erkek, % 9,6’sı kadın olup, olgular büyük oranda (% 56,7) 46-65 yaşları arasında yer almaktadır.
Olguların yaklaşık % 90’ında sigara kullanma öyküsü saptanmıştır (% 77,9 aktif sigara içici, % 10,8 sigarayı bırakmış) [13]. Histopatolojik olarak ABD ve Japonya’da en sık
adenokanser saptanırken Asya ülkelerinde skuamöz hücreli
kanser hala en sık kanser tipidir [1,12,14]. Ülkemizde en
sık skuamöz hücreli kanser (yaklaşık % 45) görülmekte,
bunu benzer oranla (yaklaşık % 20) küçük hücreli kanser
ve adenokanser izlemektedir. Büyük hücreli kanser % 2
oranıyla en az görülen kanser tipidir [13].
Akciğer kanserli olgular büyük oranda ileri (Evre IV)
ya da lokal ileri evrede (Evre IIIA ve IIIB) saptanmaktadır. Olguların % 70’i tanı anında radikal tedavi yöntemi
olan cerrahi şansına sahip olamamaktadır [1]. Ülkemizde
bu oran daha yüksektir. Toraks Derneği-Akciğer ve Plevra Maligniteleri Çalışma Grubu çalışmasında olguların %
86,7’si ileri evrede yer almaktadır. Olguların evrelere göre
dağılımı Tablo I’de belirtilmiştir.
Tablo I. Akciğer kanserli hastaların tanı anındaki evrelerinin dağılımı [13].
EVRE
%
Evre I
5,6
Evre II
7,7
Evre IIIA
14,2
Evre IIIB
32,1
Evre IV
40,4
Asbest, kadmiyum, nikel, krom gibi mesleksel etkenler
ve radyasyon akciğer kanseri riskini artırır. Asbest maruziyetinde bu risk 5 iken, sigara ile birlikte olduğunda risk
50-100 kat artar. Mesleksel radon maruziyetinde risk 20
kat artmaktadır. Tütün kullanımıyla beraber bu artış daha
fazladır. Ev içi radon maruziyetinin akciğer kanserlerinin
% 10’unun nedeni olduğu tahmin edilmektedir [15].
Tüberküloz, bronşektazi, pnömoni, abse, pulmoner
emboli, interstisyel akciğer hastalıkları gibi akciğerde skatris bırakan hastalıklarda, skar dokusunun kanser gelişimine
zemin oluşturduğu ve akciğer tüberkülozu geçiren olgularda akciğer kanseri gelişme riskinin 8 kat fazla olduğu belirtilmektedir [16]. Toraks Derneği-Akciğer ve Plevra Maligniteleri Çalışma Grubu çalışmasında olguların % 0,3’ünde
idyopatik pulmoner fibrozis ve % 2,9’unda akciğer tüberkülozuna ikincil gelişen fibrotik skar dokusu saptanmıştır
[13].
Akciğer kanserinde diyetin bu konuda % 5 oranında
etkili olduğu ileri sürülmektedir. Vitamin A ve β-karo2
tenden fakir diyet akciğer kanseri riskini artırır. Diyetinde
β-karoten / retinol miktarı yüksek olan olgularda akciğer
kanserinin göreceli riski 0,59’a düşmektedir. Vitamin E ve
selenyum benzer şekilde antioksidan etkiyle riski azaltmaktadır. Yüksek yağlı diyetle beslenen sigara tiryakilerinde akciğer kanseri riskinin arttığı gösterilmiştir. Çay (özellikle
yeşil çay) tüketimi de koruyucu etki gösterir [9].
Kanserli hastaların birinci derece yakınlarında akciğer
kanseri riski 2,4 kat artmaktadır [9]. Suçlanan genetik faktörlerden biri olan P-450 enzim sisteminde yer alan aril
hidrokarbon hidroksilaz enziminin artmış aktivitesi akciğer kanseri riskini 8 kat artırır [15].
Akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Bilinen risk
faktörleri elimine edildiğinde % 85-100 oranında gelişiminin engellenebileceği tahmin edilmektedir [1,12]. Bu
konuda en önemli basamak, sigara kullanımını en aza indirecek hatta tümüyle ortadan kaldırabilecek önlemlerin
öncelikle alınmasıdır.
1.1. Tarama ve erken tanı
Asemptomatik akciğer kanserli olguların erken evrede
olduğunun düşünülmesi, risk gruplarında tarama yapılması düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Bindokuzyüzyetmişli
yıllarda, akciğer kanseri prevalansını ve erken tanının yaşam süresi ve mortaliteye etkisini değerlendirmek amacıyla
akciğer radyografisi ve balgam sitolojisi sıkça kullanılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Mayo klinik [17], Memorial-Sloan-Kettering kanser merkezi [18], Johns Hopkins
hastanesi [19] ve Çekoslovakya [20] çalışmalarında, sigara
içen erkeklerde balgam sitolojisi ve akciğer radyografisinin
erken tanı yönünden etkileri araştırılmıştır (Tablo I). Tüm
bu çalışmalarda, tarama grubunda kontrol grubuna göre
daha fazla akciğer kanseri tanımlanmıştır. Bu çalışmalarda, tarama grubundaki olgularda daha erken evrede, daha
küçük boyutta akciğer kanseri saptanmasına rağmen mortalite oranlarında azalma görülememiştir. Bu nedenle riskli
grupların taranmasında akciğer radyografisi ve balgam sitolojisi önerilmemektedir. Mayo Klinik çalışmasında [21]
olguların 20 yıllık takiplerinde bu sonuç değişmemekle
birlikte, randomizasyondan itibaren yapılan ikinci bir
analizde, yaşam süresindeki düzelmenin rezeksiyona bağlı olduğu savunulmuş, bu nedenle mortalite yerine yaşam
süresindeki düzelme taramanın sağladığı bir kazanç olarak
sunulmuştur [22].
Postero-anterior akciğer radyografisinin, küçük nodüllerin saptanmasında yeterince duyarlı olmaması nedeniyle
2 cm’den küçük nodüllerin yarısından fazlası gözden kaçmaktadır. Standart akciğer radyografisi ile saptanan akciğer
kanserli olgularda ortalama nodül büyüklüğü 3 cm iken
düşük doz spiral bilgisayarlı tomografi (BT) ile saptanan
akciğer kanserli olgularda ortalama nodül büyüklüğü 1,5
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tablo II. Prospektif akciğer kanseri tarama çalışmalarının sonuçları
Çalışma
Mayo Lung
Project
Johns Hopkins
Olgu
Testler
Rezektabilite
Yaşam
Mor talite
Kaynak
10933
Erkek
PA grafi + BS, 4 ayda bir /
yıllık grafi + BS
Ar tma
Ar tma
Etki yok
17
10000
Erkek
PA yıllık grafi + 4 ayda bir
BS / yıllık grafi
Ar tma
Ar tma
Etki yok
19
10000
Erkek
PA yıllık grafi + 4 ayda bir
BS / yıllık grafi
Ar tma
Ar tma
Etki yok
18
6364 Erkek
PA yıllık grafi + 6 ayda bir
BS (3 yıl) / 1. ve 3. yılda grafi
Ar tma
Ar tma
Etki yok
20
Memorial
Sloan Kettering
Cancer Center
Çekoslavakya
E: Erkek, PA grafi: Posteroanterior akciğer grafisi, BS: Balgam sitolojisi
cm’dir [23]. Ayrıca spiral BT ile saptanan akciğer kanserli
olguların evrelerinde de değişim vardır. Spiral BT ile tarama sırasında saptanan küçük hücreli dışı akciğer karsinomlu (KHDAK) olguların % 70-80’i evre I veya II iken klinik
pratikte semptom ile başvuran olguların yaklaşık % 20’si
evre I veya II’dir [24-26]. Mortalite oranını azalttığını gösteren randomize çalışmaların olmaması nedeniyle düşük
doz spiral BT’yi risk gruplarının rutin kitle taramalarında
önermek için erkendir.
Sonuç
• Akciğer kanserine bağlı mortaliteyi azalttığının gösterilmemiş olması nedeniyle, semptomsuz hastalarda kitle
tarama testi olarak seri posteroanterior akciğer radyografisi
ya da balgam sitolojisi önerilmez.
• Randomize çalışmaların henüz tamamlanmamış olması nedeniyle spiral toraks BT taramasının net yararı
kanıtlanmış değildir. Bu nedenle semptomsuz hastalarda
tek kontrol çekimi ya da seri olarak düşük doz toraks BT
taraması önerilmez.
2. AKCİĞER KANSERLERİNDE TANI
2.1. Semptom ve bulgular
Akciğer kanseri çoğunlukla göğüs radyografisinde anormal bir gölgelenme ile ya da yeni ortaya çıkan veya önceden
var olup karakter değiştiren klinik bulgu veya semptom ile
kendini gösterir. Akciğer kanserli olguların % 90’ından fazlası tanı döneminde tümörün lokal, bölgesel, metastatik veya
sistemik etkileri nedeniyle semptomatiktir (Tablo III) [27].
Akciğer kanserli olgularda herhangi bir fizik bulgu olmayabilir. Fizik muayenede supraklaviküler lenfadenopati,
TORAKS DERGİSİ
Horner sendromu bulguları, plevral sıvı birikimi, lokalize
ronküs, hepatomegali, kaşeksi, lokalize kemik duyarlılığı,
periferik motor ve/veya duyusal nöropati bulguları, nörolojik bulgular görülebilir.
2.1.1. Primer tümörün büyümesine bağlı
semptom ve bulgular
Öksürük, özellikle santral yerleşimli tümörlerde sıklıkla rastladığımız bir semptomdur. Yeni ortaya çıkmış olabileceği gibi çoğu yoğun sigara içicisi olan olgularda kronik
bronşit-amfizem nedeniyle daha önceden var olan öksürüğün karakter değiştirmesi klinisyen için uyarıcı olmalıdır.
Bu olgularda öksürüğün şiddetinin artması, tedaviye yanıt
vermemesi veya kanlı balgam ile birlikte olması akciğer kanserinin işareti olabilir [28]. Hastayı hekime yönlendiren en
dikkat çekici semptomlardan biri olan hemoptizi, göğüs
radyografisi normal olan bir olguda tek ipucu olabilir. Kırk
yaşın üzerindeki hemoptizi semptomu varlığı durumunda
Tablo III. Akciğer kanserinde başlangıç semptom ve bulgularının sıklığı
Semptom ve bulgular
Yaklaşık görülme sıklığı (%)
Öksürük
75
Kilo kaybı
68
Nefes darlığı
58-60
Göğüs ağrısı
45-49
Hemoptizi
29-35
Kemik ağrısı
25
Çomak parmak
20
Ateş
15-20
Kuvvetsizlik
10
Süperior vena kava sendromu
4
Disfaji
2
Wheezing, stridor
2
AĞUSTOS 2006 • EK 2
3
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tablo IV. Akciğer kanserinin neden olduğu uzak metastazlar ve sıklığı
Tutulan bölge
Sıklık %
Santral sinir sistemi
0-20
Kemik
25
Kalb, perikard
20
Böbrek
10-15
Gastrointestinal sistem
12
Plevra
8-15
Adrenal
2-22
Karaciğer
1-35
Deri, yumuşak doku
1-3
olgular akciğer radyografisi ve fiberoptik bronkoskopi ile
araştırılmalıdır. Endobronşial tümörün major atelektaziye
neden olması, kitlenin büyüyerek yer kaplaması veya büyük
hava yollarına, ana damarlara ya da kalbe bası yapması, artan plevral–perikardiyal sıvı nefes darlığını ortaya çıkarabilir
veya var olan nefes darlığını arttırabilir. Hava yollarına bası
veya tıkanıklık sonucunda inspiratuvar zorluk ve stridor,
lokalize ronküs, segmental amfizem, tekrarlayan veya rezolüsyonu gecikmiş pnömoniler meydana gelebilir. Pnömoni
döneminde tabloya ateş eklenebilir. Neoplastik kitlenin nekrozu sonucu gelişen abse de ateşten sorumlu olabilir [28].
2.1.2. Akciğer kanserinin intratorasik yayılımına
bağlı semptom ve bulgular
Akciğer kanserinin intratorasik yayılımı direkt genişleme ya da lenfatikler yoluyla sinir, organ, diafragma ve göğüs duvarı tutulumuna, bu da çeşitli semptom ve bulgulara
neden olmaktadır.
Süperior sulkus tümörü, üst lob apeksinin arka bölümüne ve brakiyal pleksusa yakın yerleşir. Omuz ağrısı,
ulnar sinirin koldaki dağılımı boyunca ağrı ve kas atrofisi, radyolojik olarak birinci ve ikinci kosta destrüksiyonu
görülmektedir. Ağrı nedeniyle uzun süre ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon kliniklerinde takip ve tedavi edilen
olgular vardır. Fizik muayenede kolun abdüksiyonu ile ağrının ortaya çıkması, kas güçsüzlüğü, el kaslarında atrofi ve
triseps refleksinin kaybı uyarıcı olmalıdır. Tek taraflı enoftalmi, pitozis, myozis ve aynı taraf yüz ve üst ekstremitede
anhidrozis Horner sendromu olarak bilinmektedir [29].
Süperior vena kava obstrüksiyonu, primer tümör sağ tarafta ise daha sıktır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde
(özellikle skuamöz hücreli) obstrüksiyon yavaş geliştiği için
fizik muayenede saptanabilen kollateral venöz genişlemeler
oluşur. Yüz, boyun ve göz kapaklarında ödem, ekstremite ve göğüsün üst bölümleri, omuz ve boyunda genişlemiş
venler izlenmektedir. Bu bulgulara baş ağrısı, baş dönmesi,
uyuşukluk, bulanık görme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, öksürük ya da disfaji eşlik eder [28, 30-33].
Rekürren laringeal sinir felci nedeniyle oluşan ses kısıklığı, genellikle sol üst lob tümörlerinde daha sık görülür.
4
Frenik sinir felcinde, tutulan hemidiyafragmada yükseklik
ve paradoksal hareket gözlenebilir. Bu sinirlerin tutulumu
nefes darlığı oluşumuna katkıda bulunabilir.Göğüs duvarı
tutulumunda, genellikle künt, gelip geçici, sızlayıcı tarzda, dakikalardan saatlere kadar sürebilen, tümör ile aynı
tarafta ya da orta hatta lokalize ağrı ortaya çıkar.Plevral sıvı
birikimi, göğüs ağrısı ve nefes darlığı yakınmalarına neden
olabilir. Oluş mekanizması ne olursa olsun sitolojik incelemede malign hücreler saptanmasa bile plevral sıvı birikimi
kötü prognoza işarettir. Plevral sıvı genellikle hemorajiktir.
Primer akciğer kanserlerinde perikard ve miyokardın tutulumu nedeniyle ani başlangıçlı aritmi, kalp yetmezliği,
kalp tamponadı veya akciğer radyografisinde kalp boyutlarında artış (semptomlu ya da semptomsuz) ortaya çıkabilir.
Posterior mediastendeki büyümüş lenf bezlerinin özofagusu etkilemesi ya da özofagus duvarının tümörle invazyonu
sonucu disfaji görülebilir.[32,33]
2.1.3. Akciğer kanserinin ekstratorasik yayılımına
bağlı semptom ve bulgular
Otopsi serilerinde ekstratorasik metastaz sıklığı, skuamöz hücreli karsinomda % 54, adenokarsinomda % 82,
büyük hücreli karsinomda % 86’dır [28]. Hasta hekime
başvurduğu sırada olguların çoğunda elimizdeki evreleme yöntemleri ile saptanamasa bile toraks dışına yayılım
vardır. Bazı durumlarda ise, ekstratorasik metastazlara ait
semptomlar klinik görünüme hakim olabilirler [30-34].
Akciğer kanserinin neden olduğu uzak metastazlar ve sıklığı Tablo IV’de gösterilmiştir.
Fizik muayenede skalen, supraklavikuler, aksiller lenf
bezlerindeki büyümelere dikkat edilmelidir. Ekstratorasik
yayılıma ait semptom ve bulgular Tablo V’de özetlenmiştir.
2.1.4. Paraneoplastik sendromlar
Çoğunlukla küçük hücreli akciğer kanserinde olmak
üzere diğer akciğer kanseri tiplerinde de görülebilir. Sıklıkla
tümörün kendisinden veya metastazlarından uzak bölgelerde görülen, kansere bağlı olarak gelişen bir grup semptom ve
bulgudan oluşmaktadır (Tablo VI). Polipeptid hormonlar,
hormona benzer peptidler, antikorlar, immün kompleksler,
prostaglandinler ya da sitokinler gibi tümörün oluşturduğu sistemik faktörlerin ürünleriyle oluşurlar. Paraneoplastik
sendromların tanınması altta yatan akciğer kanserinin erken tanı ve tedavisine olanak sağlayabilir [35].
2.2. Patolojik sınıflama
Günümüzde sigara içme sıklığı ve alışkanlıklarındaki
değişiklikler tüm dünyada akciğer kanseri insidansını ve
mortalitesini büyük ölçüde değiştirmektedir. Bu değişikliklerin akciğer kanserlerinin histolojik tipleri ve bunların
görülme oranları üzerine de etkisi olmaktadır. Tümörlerin
sınıflandırılması; hastaların tedavisinde uyum sağlanması-
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tablo V. Akciğer kanserinin ekstratorasik yayılımına bağlı semptom
ve bulgular
Santral sinir
sistemi (SSS)
metastazı
Tanı aşamasında hastaların % 10’unda SSS
metastazları bulunmaktadır. Beyin parenkimi
metastazlarının % 80-85’i supratentoriyal
bölgede, sıklıkla da frontal loblarda yer alır.
Kemik metastazı
Ver tebralar, pelvis, kaburgalar ve femur en
sık tutulum bölgeleridir. Lokalize kemik ağrısı,
serum kalsiyum, alkalen fosfataz yüksekliği
kemik metastazının işareti olabilir.
Karaciğer
metastazı
İştahsızlık, epigastrik ağrı, ser tleşmiş ve
sıklıkla nodüler yüzeye sahip karaciğer
büyümesi ile birliktedir. Serum transaminaz
düzeyleri yükselebilir.
Adrenal bez
metastazı
Klinik bulgu vermediği için klinisyence
tanınması zordur ama bilgisayarlı tomografi %
41 – 90 duyarlılığa sahip bir yöntemdir.
Pankreas
metastazı
Sıklıkla küçük hücreli karsinom nedeniyle olur
ve obstrüktif sarılık görülür.
Subkutanöz ya
da intradermal
metastazlar
Gövde, boyun ve kafa derisinde ağrısız, eflatun
renginde iyi sınırlı kitleler şeklindedir.
Nadir metastaz
bölgeleri
Gastrointestinal ve böbrek metastazları nadirdir
ve klinik olarak sessizdir. Bulanık görme ve
uçuşan lekeler koroidal metastazlara bağlı
gelişebilir.
Organ spesifik
olmayan metastaz
bulguları
Kilo kaybı, iştahsızlık, ateş, halsizlik, anemi
Endokrin
Cushing sendromu, nonmetastatik hiperkalsemi,
uygunsuz ADH sendromu, jinekomasti,
hiperkalsitoninemi*, FSH, LH ar tışları*,
hipoglisemi*, hiper tiroidi*, karsinoid sendrom*
Nörolojik
Subakut duyusal nöropati, mononöritis
multipleks, intestinal psödo-obstrüksiyon*,
Lamber t-Eaton sendromu*, kanserle ilişkili
retinopati, ensefalomyelit* (limbik, beyin
sapı, subakut kor tikal serebellar), nekrotizan
myelopati*
Metabolik
Laktik asidoz*, hipoürisemi*, hiperamilazemi*
İskelet
Parmaklarda çomaklaşma, hiper trofik
osteoar tropati
Renal
Glomerülonefrit*, nefrotik sendrom*
Cilde ait
Hiper trikoz, lanuginosa, eritema gyratum
repens, paraneoplastik akrokeratoz (Bazex
hastalığı), eritrodermi (eksfoliyatif dermatit),
akantozis nigrikans*, iktiyozis*, palmoplanter
keratodermi*, Leser-Trelat bulgusu*, Sweet
sendromu*, prürit*, ür tiker*
Hematolojik
Anemi, lökositoz*, eozinofili*, lökomoid
reaksiyon*, trombositoz, trombositopenik
purpura*
Dissemine intravasküler koagülasyon*,
tromboflebit, trombotik non-bakteriyel
endokardit*
Ateş, anoreksi, kaşeksi, or tostatik hipotansiyon*,
hiper tansiyon*
Koagülopatiler
Sistemik
KollagenVasküler
Dermatomyozit*, polimyozit*, sistemik lupus
eritematozus*, vaskülit*
* Nadir tutulumlar
nın yanısıra epidemiyolojik ve biyolojik çalışmaların temelini oluşturması açısından oldukça önem taşımaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önceki akciğer tümörleri sınıflaması 1981 yılında yapılmıştır. Bu tarihten sonra
patolojik tanı yöntemleri ve kriterlerinde belirgin değişiklikler gerçekleşmiş, bunun üzerine sınıflama DSÖ tarafından
2004 yılında yeniden düzenlemiştir (Tablo VII) [36].
2.3. Akciğer kanserlerinde radyolojik görünüm
Radyologların görevi, ellerindeki inceleme yöntemlerini kullanarak en küçük boyutta tümörü yakalayabilmek
veya çok küçük değişikliklerden şüphelenerek klinisyeni
uyarmaktır. Tümör tanısının konulması ve operabilitenin
değerlendirilmesi, radyolojik görüntülemenin ana amaçlarıdır. İlk seçilecek radyolojik yöntem iki yönlü akciğer
grafisidir. Burada çekilen yan grafi, postero anterior akciğer
grafisine üçüncü boyutu, yani derinliği eklemektedir.
Akciğer kanserinin, özellikle de küçük boyutta olanların,
radyografik olarak saptanmasında yerine getirilmesi gereken
başlıca üç şart vardır; iyi teknik, hastanın önceki filmleriyle
karşılaştırma ve grafide kör noktaları bilmek. İyi teknik için
yüksek kilovolt tekniği veya dijital sistem kullanmak hataları
TORAKS DERGİSİ
Tablo VI. Akciğer kanserleri ile ilişkili paraneoplastik sendromlar
en aza indirecektir. Genel ilke olarak her akciğer filmi, eğer
varsa, eski filmlerle karşılaştırılarak okunmalıdır. Hilusta
belli belirsiz bir büyüme tek bir filmle algılanamazken eski
filmlerle kıyaslama ile aradaki fark kolayca görülebilir. Akciğer grafisinde büyük çaplı nodül veya kitleler bile en iyi şartlarda gözden kaçabilmektedir. Bunun nedenleri gözlemcinin
lezyonu görememesi, gördüğü halde normal anatomik yapı
olarak değerlendirmesi veya gördüğü lezyonu fibrotik odak,
granülom gibi kabul edip önemsememesidir.
Öte yandan, kör noktalar denilen yerlerdeki lezyonların
görülememesi nedeniyle ortaya çıkan hatalar da vardır. Kör
noktalar; sağ veya sol paratrakeal alanlar, klavikulanın sternal
ucu ya da birinci kostanın kostokondral bileşim yeri, akciğerin periferik bölgesi, direkt grafide diyafram çizgisinin hemen
alt ve üst bölümünde yer alan akciğer alanı ile kalp arkasını
kapsar. Buralardaki lezyonları gözden kaçırmamanın tek
yolu her göğüs filminde bu alanları bilinçli olarak taramak,
her alanı karşı tarafıyla ve eski filmlerle karşılaştırarak incelemek ve şüpheli durumlarda spiral toraks BT çekmektir.
Akciğer kanserinin radyografik bulguları direkt ve indirekt olarak ikiye ayrılır. Direkt bulgular; kitle, nodül
AĞUSTOS 2006 • EK 2
5
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tablo VII. Malign akciğer tümörlerinde histolojik sınıflama (DSÖ, 2004)
Malign Epitelyal Tümörler
Skuamöz hücreli karsinom
Papiller
Berrak hücreli
Küçük hücreli
Bazaloid
Küçük hücreli karsinom
Kombine küçük hücreli karsinom
Adenokarsinom
Adenokarsinom, mikst tip
Asiner adenokarsinom
Papiller adenokarsinom
Bronkioloalveoler
Non–müsinöz
Müsinöz
Mikst müsinöz ve non–müsinöz ya da belirsiz hücre tipi
Müsin salgılayan solid adenokarsinom
Fetal adenokarsinom
Müsinöz (kolloid) karsinom
Müsinöz kistadenokarsinom
Taşlı yüzük adenokarsinom
Berrak hücreli adenokarsinom
Büyük hücreli karsinom
Büyük hücreli nöroendokrin karsinom
Kombine büyük hücreli nöroendokrin karsinom
Bazaloid karsinom
Lenfoepitelyoma benzeri karsinom
Berrak hücreli karsinom
Rabdoid fenotipinde büyük hücreli karsinom
Adenoskuamöz karsinom
Sarkomatoid karsinom
Pleomorfik karsinom
İğ hücreli karsinom
Dev hücreli karsinom
Karsinosarkom
Pulmoner blastom
Karsinoid tümörler
Tipik karsinoid
Atipik karsinoid
Tükrük bezi tipindeki karsinomlar
Mukoepidermoid karsinom
Adenoid kistik karsinom
Epitelyal-miyoepitelyal karsinom
Preinvazif lezyonlar
Skuamöz hücreli in situ karsinom
Atipik adenomatöz hiperplazi
Diffüz idyopatik pulmoner nöroendokrin hücre hiperplazisi
veya infiltratif lezyonlardır. Buzlu cam görünümündeki
lezyonlar sıklıkla erken evre bronkioloalveoler karsinomda
görülmektedir. İndirekt bulgular ise tedaviye cevap vermeyen pnömoni veya atelektazi, tek taraflı hava hapsi, plevral
effüzyon, diyafragma felci gibi bulgulardır.
Akciğerde çapı 3 cm’ye kadar olan yuvarlak veya oval şekildeki dansitelere nodül; 3 cm’den büyük olanlara ise kitle
adı verilir [37]. Soliter pulmoner nodüller (SPN)’in ayırıcı
tanısına oldukça geniş grupta lezyonlar girmesine rağmen,
özellikle 2 cm’den daha büyük nodüllerin çoğu malign
karakterde olma eğilimindedir. Malign lezyona sahip hastalarda beş yıllık yaşam şansı nodülün çapı ile ters orantılı
olarak azalmaktadır. Spiral BT, 1 cm’den küçük nodüllerin
6
Mezenkimal tümörler
Epiteloid hemanjioendotelyoma
Anjiyosarkom
Plöropulmoner blastom
Kondroma
Konjenital peribronşiyal miyofibroblastik tümör
Diffüz pulmoner lenfanjiyomatozis
İnflammatuar miyofibroblastik tümör
Lenfanjiyoleiyomiyomatozis
Sinovyal sarkom
Monofazik
Bifazik
Pulmoner ar ter sarkoması
Pulmoner ven sarkoması
Benign Epitelyal tümörler
Papillomalar
Skuamöz hücreli papillom
Ekzofitik
Ters yerleşimli
Glandüler papilloma
Mikst skuamöz hücreli ve glandüler papilloma
Adenomalar
Alveoler adenoma
Papiller adenoma
Tükrük bezi tipi adenom
Müköz gland adenomu
Pleomorfik adenom
Diğerleri
Müsinöz kistadenom
Lenfoproliferatif tümörler
MALT tipi marjinal zon B-hücre lenfoması
Diffüz büyük B hücreli lenfoma
Lenfomatoid granülomatozis
Langerhans hücreli histiyositozis
Çeşitli tümörler
Hamar toma
Sklerozan hemanjiom
Berrak hücreli tümör
Germ hücreli tümör
Teratom, matür
İmmatür
Diğer germ hücreli tümörler
İntrapulmoner blastom
Melanoma
Metastatik tümörler
tespit edilmesinde konvansiyonel BT’den üstündür. Bir
nodülün kanser yönünden kesin tanısı sitolojik ya da histolojik yöntemlerle konulabilmekle birlikte şekil, kenar ve
iç yapısı, kalsifikasyon içerip içermemesi ve büyüme hızı,
boyutu gibi radyolojik özellikleri malign ve benign lezyon
ayırımında yol gösterici olabilir. Pulmoner nodüllerin BT ile
değerlendirilmesinde nodülün lokalizasyonu (parenkimal,
fissüral veya plevral), dansitesi, kontrastla boyanma paterni ve morfolojisi mutlaka tanımlanmalıdır [37-39]. Nodül
dansitesinin ölçümü ayırıcı tanı açısından önemlidir. Diffüz
kalsifikasyon veya nodülün 150 –200 HU üzerinde (yüksek dansiteli) olması benignite lehinedir. Çapı 1-3 cm arası,
sferik, homojen soliter pulmoner nodüller ayırıcı tanı yö-
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
nünden mutlaka dinamik spiral BT ile değerlendirilmelidir.
Kontrastsız çekimin ardından nodülün olduğu alan kontrast
madde verildikten sonra 1., 2., 3. ve 4. dakikalarda tekrar taranarak nodül dansite ölçümü esasına dayanan dinamik BT
çalışmaları yapılmaktadır. Dansitede ortalama maksimum
artış 10 HU’den az ise kuvvetle benign, 15 HU üzerinde
artış kuvvetle malign lezyon lehine değerlendirilmektedir.
Yapılan multisentrik dinamik BT çalışmasında sensitivite %
100, spesifisite % 50-77 arasında bulunmuştur [40].
Saptanan nodülün kanser olma olasılığı çap ile orantılı
olarak artmaktadır. Bir cm ve altındaki nodüllerin yaklaşık % 15-20’si, 2 cm veya altındaki nodüllerin yaklaşık %
40-45’i kansere bağlı iken, 3 cm ve üstündeki nodüllerin
ise % 80-95’i kansere bağlıdır [39]. Bu nedenle, 3 cm üzerindeki lezyonlar, varsa eski radyografilerle kıyaslanmalı,
pnömoni düşünülmüyorsa aksi ispatlanana kadar malign
olarak yorumlanmalıdır. Yine büyüme hızı da nodülün değerlendirilmesinde önemli kriterlerden biridir. Tümörlerin
hacminin ikiye katlanma zamanı sıklıkla 4,2 ile 7,3 ay arasındadır. Bir aydan kısa sürede ikiye katlanma süresi abse,
pnömoni gibi benign nedenlerle olmaktadır. Onsekizaydan
uzun sürede hacimde büyüme olmaması yine lezyonun çok
yüksek olasılıkla benign olduğunu gösterir [37].
Periferal karsinomların % 10-20’sinde kavitasyon gözlenir. Skuamöz hücreli karsinomlar en fazla kavitasyon gösteren tümör tipini oluşturur. Kavitasyon en iyi bilgisayarlı
tomografi ile gösterilebilir. Klasik olarak tümör kavitasyonları eksantrik yerleşimli, kalın ve düzensiz duvarlıdır. Duvar kalınlığı ortalama 8 mm kadardır, ancak 4 mm’den ince
duvarlı kaviteler de görülebilir. Kavitelerde 15 mm’yi aşan
duvar kalınlığı sıklıkla malign olarak kabul edilmelidir [37].
Kalsifikasyonlar genelde granülom, hamartom gibi benign lezyonlarda görülmekle birlikte diffüz, santral, lameller ve popkorn kalsifikasyonlar sıklıkla benign, eksantrik,
noktasal ve amorf kalsifikasyonlar akciğer kanserlerinde de
görülebilir [41-43].
Santral yerleşimli akciğer tümörleri sıklıkla segmental
veya subsegmental bronşlardan köken alır ve bunların çoğu
skuamöz veya küçük hücreli karsinomlardır. En belirgin
radyolojik bulguları; lezyonun periferinde kollaps ve obstrüktif pnömoni ile tek başına ya da bu bulgularla birlikte
olabilen hiler büyümedir. Hilusta vasküler genişlemeler akciğer grafilerinde ve daha nadiren de BT’de yanıltıcı olarak
hiler kitle olarak yorumlanabildiği gibi tersine, hiler kitleler
vasküler kaynaklı olarak yorumlanabilir. Böyle durumlarda
ayırıcı tanıda kontrastlı, eğer mümkünse anjiyo protokolü
ile çekilen spiral BT (anjiyo BT) kullanılır. Hava hapsi olması, santral yerleşimli tümöre bağlı olarak meydana gelen
değişikliklerin daha nadir görülen formudur. Sübap mekanizması ile inspiryumda giren hava ekspiryumda çıkaTORAKS DERGİSİ
maz ve hiperinflasyona neden olur. Akciğer grafilerinde bu
bölge daha siyah olarak görülür. Çekilen ekspiryum grafisi
ile lezyon tarafında hacimsel değişiklik olmazken, normal
tarafta hacimsel azalma gözlenir. [39.44]
Evrelemede en sık kullanılan görüntüleme yöntemi spiral BT’dir. Daha nadir olarak magnetik rezonans görüntüleme (MRG) de kullanılmaktadır. Radyolojik olarak tümör
saptanan olgularda evrelendirmede; primer tümör, hiler ve
mediastinal lenf bezleri, mediastinal invazyon, göğüs duvarı invazyonu, plevral tutulum ve uzak metastazlar göz
önünde bulundurulur.[44]
Primer kitle: Periferik veya santral kitlenin radyolojik
olarak saptanması ve özelliklerinin belirlenmesi en iyi olarak spiral BT ile mümkündür.[44]
Hiler ve mediastinal lenf bezleri: Lenfadenopati değerlendirmesinde, BT’de genelde lenf bezi çapının 1 cm’nin
üzerinde olması patolojik olarak kabul edilmektedir. Ancak küçük çaplı lenf bezleri metastatik olabileceği gibi,
oldukça büyük çaplarda lenf bezleri benign olabilmektedir. Özellikle obstrüktif pnömoni ile birlikte olan primer
tümörlerde patolojik boyuttaki mediastinal lenf bezlerinin
reaktif olabileceği gözardı edilmemelidir. Lenf bezi için BT
ile kalsifik olan lenf bezleri dışında, benign-malign ayrımı
yapılamamaktadır. Kalsifik lenf bezleri (osteosarkom gibi
metastazlar dışında) benign natürdedir [44].
Mediastinal İnvazyon: Konvansiyonel radyolojik yöntemlerle mediasten invazyon bulgularının ortaya çıkması
için frenik sinir felci ya da özofagusta obstrüksiyon gibi ileri
bulguların oluşması gereklidir. Oysa mediastene direkt uzanım, BT ve MRG ile daha kolay saptanabilmektedir. Mediastinal yayılımın en güvenilir bulgusu; bronşlar, büyük
damarlar ya da özofagusun tümör dokusu tarafından sarıldığının görülmesidir. Atelektazi ve sekonder pnömoni ile
birlikte olan tümörlerde mediastenle ilişkinin mevcut olup
olmadığını ayırdedebilmek zordur. BT ile mediasten invazyonu % 60 ile 90 arasında değişen oranlarda doğru sonuçla
gösterilebilmektedir. BT’de mediastinal invazyon varlığı için
kullanılabilecek kriterler şöyle özetlenebilir [44]:
• Tümör ile mediasten arasında temasın 3 cm’den fazla
olması veya tümörün 180 dereceden daha fazla mediastene
dayanması,
• Kitle ile mediasten arasında yağ planlarının izlenememesi,
• Kitlenin mediastene doğru belirgin kitle etkisi oluşturması,
• Kitle komşuluğundaki perikard ve plevrada kalınlaşmanın mevcudiyeti,
• Kitlenin aortayı 90 dereceden fazla çevrelemesi.
Tanımlanan kriterlerin birden fazlasının mevcudiyetinde doğru tanı koyma oranı artmaktadır. BT ile mediastinal
AĞUSTOS 2006 • EK 2
7
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
ve vasküler invazyon hakkında kesin karar verilemeyen olgularda MRG endikasyonu doğmaktadır.
Göğüs duvarı invazyonu: Kemik destrüksiyonu olmadan BT ile göğüs duvarı invazyonunun varlığını doğru
olarak söyleyebilmek güçtür. Göğüs duvarı invazyonunu
düşündüren bulgular aşağıda belirtilmiştir:
• Kitle ile plevra arası temasın 3 cm’den daha fazla olması,
• Tümör ile göğüs duvarı arasında geniş açı olması,
• Eşlik eden plevral kalınlaşma ve plevral çekinti olması.
Göğüs duvarının kavis yaptığı apeks ve diyafragma bölgelerinde, koronal ve sagittal düzlemde görüntüleme ve ince
ekstraplevral yağ çizgisini daha iyi gösterme özelliklerinden
ötürü MRG, konvansiyonel BT’den üstündür. [44,45]
Sagittal ve koronal düzlemlerde kesitler alabilme özelliği olan MRG ile Pancoast tümörlerinin yumuşak dokuya
uzanımını değerlendirmek daha kolay ve doğru olmaktadır.
Ekstraplevral yağ dokusu, kaslar, brakiyal pleksüs, komşu
damarlar ve vertebra invazyonu MRG ile daha iyi gösterilebilirken kosta harabiyeti BT ile daha iyi ortaya konabilir.
Ultrasonografi, uygulanabildiği lokalizasyonlarda plevral
devamlılığın kaybı, yumuşak doku invazyonu ve solunum
sırasında tümörün göğüs duvarına fiksasyonu gibi duvar
invazyonu bulgularını daha iyi ortaya koyabilmektedir.
[44,45]
Plevral tutulum: Hem periferal hem de santral yerleşimli tümörler plevraya yayılım gösterebilirler. Plevral
kalınlaşma ve sıvı birikimi plevral tutulum açısından en
önemli bulgulardır. Sadece plevral kalınlaşmanın mevcut
olduğu durumlarda, birçok benign olayda da plevral kalınlaşma görüldüğü için, olayı invazyon olarak değerlendirmek zordur. Pariyetal plevra invazyonu; ultrasonografiyle
solunuma eşlik etmeyen ve hareketsiz lezyonun görülmesi
ile tanınabileceği gibi yine spiral BT ile inspiryum ve ekspiryumda alınan kesitlerde, lezyonun hareketine bağlı hacim ve şekil değişiklikleri incelenerek de değerlendirilebilir.
Son yöntem daha çok göğüs duvarı invazyonu için yapılmaktadır. Plevral sıvı birikimi en fazla adenokarsinomlarda
görülmektedir. BT ve MRG ile plevral sıvının karakterizasyonunun yapılması mümkün değildir. [45]
Uzak metastazlar: Uzak metastazlar, evrelemede en
önemli kriterlerden biri olup tümör varlığında belki de
önce metastazların olup olmadığı saptanmalıdır. Primer
tümör büyüklüğü ile metastaz arasında bir ilişki yoktur.
Yani büyük kitlelerde metastaz görülmezken küçük kitlelerde yaygın metastazlar görülebilir. Hematojen metastazlar sık olup beyin, karaciğer, sürrenal bezler, kemikler, karşı
akciğer (hematojen ve/veya lenfanjitik yolla) ve böbrekler
akciğer kanserinin en sık metastaz yaptığı organ ve bölgelerdir, ancak vücudun her yerine metastaz olabilir.[45]
8
Diğer görüntüleme yöntemleri: Günümüzde hızla gelişen teknoloji ile spiral BT’lerden daha hızlı çekim yapabilen, daha kaliteli ve multiplanar görüntülemeye izin veren “multislice CT” yaygınlaşmaya başlamıştır. Çok kesitli
BT’lerin geliştirilmesi hastalıkların teşhisi ve uygulanacak
olan tedavi yaklaşımlarında büyük avantajlar sağlamıştır.
Bu yeni teknoloji ile inceleme zamanının süresi çok kısalmaktadır. Ayrıca daha geniş anatomik hacimleri araştırmak
kolaylaşmaktadır. Diğer avantajlı yönleri ise, rutin olarak
incelenen kesit kalınlıklarının 0.5 ve 1 mm’ye kadar azalması, parsiyel volum etkisinin azalması, kontrast maddenin
intravasküler konsantrasyonunu daha iyi göstererek arteriyel yada venöz fazların daha iyi saptanmasıdır [45-47].
2.4. Pozitron emisyon tomografisi
Pozitron Emisyon Tomografisi (PET), invivo biyolojik,
fizyolojik ve patolojik süreçlerin görüntülenmesine dayanan invazif olmayan bir yöntemdir. Bu yöntemle pozitron
yayan “Cyclotron” ürünü Flor-18 (F-18), Karbon-11 (C11), Oksijen-15 (O-15) ve Azot –13 (N-13) gibi radyonüklidler kullanılarak görüntüler elde edilmektedir. PET’in
onkoloji, nöropskiyatri ve kardiyoloji gibi alanlarda kullanılma endikasyonu bulunmaktadır. Onkolojide yaygın
olarak çalışılan alanlardan biri de akciğer kanserleridir. Akciğer kanserlerinde gerek toraksın ve gerekse tüm vücudun
tomografik görüntülemesi yapılabilmektedir.[48]
Akciğer kanserlerinde çalışmalar daha çok KHDAK’da
yoğunlaşmaktadır. En sık kullanılan radyofarmasötik, F-18
işaretli florodeoksiglükozdur (FDG). Ancak C-11 Methionin ile de yapılan çalışmalar bulunmaktadır. F-18 FDG,
tümör hücrelerinde glükoz kullanımının görüntülenmesini sağlayan bir radyofarmasötiktir. [48,49]
F-18 FDG ile yapılan çalışmalarda, PET’in KHDAK’nde
kullanım endikasyonları şu şekilde sıralanmaktadır:
• Soliter pulmoner nodülün benign-malign olarak ayırıcı tanısı,
• Evreleme,
• Tedaviye yanıtın değerlendirilmesi,
• Tekrarlayan kanser odağının gösterilmesi,
• Prognostik bilgi elde edilmesi.
F-18 FDG kullanılarak yapılan çalışmaların temel alındığı
meta analizlerde; soliter pulmoner nodüllerin ayırıcı tanısında
duyarlılık % 96, özgüllük % 78-80, doğruluk % 91 olarak
bildirilmektedir. Mediastinal ve hiler lenf nodlarının invazyonunun gösterilmesinde genel olarak duyarlılık % 98, özgüllük
% 92 ve % 91 olarak bildirilirken; BT’de normal büyüklükte
lenf nodu olan olgularda duyarlılık ve özgüllük sırasıyla %
73 ve % 97, BT’de normalden büyük lenf nodu olanlarda bu
değerler % 95 ve % 76 olarak rapor edilmektedir. [49]
Toraks dışı uzak metastazların gösterilmesinde duyarlılık ve özgüllük % 93 ve % 98 gibi yüksek oranlardadır.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Sürrenal bez metastazlarının saptanmasında ise % 96 ve %
99 değerleri bu yöntemin duyarlılık ve özgüllük değerleri
olarak sunulmaktadır [48,49].
2.5. Laboratuvar testleri
Tüm hastalara tam kan sayımı ile birlikte alkalen fosfataz, albumin, ALT, AST, GGT, total bilirübin, üre, kreatinin, LDH, Na, K, Ca içeren biyokimyasal testler ile elektrokardiyografi yapılmalıdır. Diğer testlerin rutin olarak
yapılmasına gerek yoktur [34].
Çok çeşitli moleküler ve biyolojik madde (CEA, sialik
asit, β-HCG, nöron spesifik enolaz, pro-GRP gibi), akciğer kanserinin varlığı, evrelemesi ya da progresyonunu gösterebilmek amacıyla klinik çalışmalarda araştırılmıştır. Günümüzde akciğer kanserlerini erken evrede saptayabilecek
ya da hastalığın takibini etkileyebilecek özgül ve duyarlı bir
tümör belirleyicisi ortaya konamamıştır ve rutin kullanımda önerilmemektedir [34,49,50].
2.6. Akciğer
yöntemler
kanseri
tanısında
girişimsel
2.6.1. Bronkoskopi
Günümüzde rijid ve fiberoptik bronkoskopi, akciğer
kanserinin tanısı ve evrelemesi ile bazı tedavi uygulamalarında (brakiterapi, lazer tedavi ve endobronşiyal stent
uygulaması vb.) kullanılmaktadır. Bugün için endoskopik olarak görülebilen akciğer kanserlerinin doku tanısına
ulaşmak için ana yöntemdir, ancak verimliliği tümörün
yerleşimi ve boyutu ile ilişkilidir. Endobronşiyal tümör,
bronşiyal lümeni kısmen veya tamamen tıkayan egzofitik
kitle lezyonu şeklinde olabileceği gibi submukozal veya peribronşiyal hastalık şeklinde de olabilir. Periferik akciğer
karsinomlarında endoskopik olarak bir bulgu tespit edilemeyebilir.[51]
Santral lezyonlarda bronkoskopik teknikler: Santral
yerleşimli tümörlerde bronş forseps biyopsisi ile histolojik
tanı % 76-82 oranında bildirilirken, bronşiyal yıkama (BY)
ve bronşiyal fırçalama (BF) örnekleri ile bu oran % 87’lere yükselmektedir [51,52]. Santral lezyonlarda, 3-4 biyopsi
örneğinin alınması yeterlidir [53,54]. Ana bronş ve trakeanın yan duvarlarında lokalize tümörlerde standart biyopsi
forsepsleri yerine iğneli biyopsi forsepsleri tercih edilebilir.
Santral endobronşiyal tümörlerde bronş forseps biyopsisi ile
endobronşiyal iğne aspirasyonunun (EBİA) tanısal verimliliği birbirine yakındır. Ancak, üzeri nekrotik materyal ile
kaplı endobronşiyal egzofitik lezyonlarda, 21 veya 22 gauge sitolojik transbronşiyal aspirasyon iğneleri ile uygulanan
EBİA, forseps biyopsi ile birlikte yapılmalıdır. Aşırı vasküler görünümlü tümörlerde hemoraji riski nedeniyle sadece
EBİA kullanılabilir [55]. Karsinomaların submukozal yayıTORAKS DERGİSİ
lım ve dıştan bası gösterdiği durumlarda transbronşiyal iğne
aspirasyonu (TBİA) daha hassastır [51,56].
Transbronşiyal iğne aspirasyonu, mediastinal ve hiler
lenf bezlerinin örneklenmesinde kullanıldığında duyarlılığı
% 50, özgüllüğü % 96 ve doğruluğu % 78’dir. Duyarlılık,
bronkoskopistin mediastinal lenf bezleri ve vasküler yapıların anatomisini çok iyi bilmesi ve işlem öncesi BT ile
planlama yapılmasıyla artırılabilir. Endoskopik ultrasonografi ile girişim yerinin saptanması ile duyarlılık % 87- 92 ve
özgüllük % 100’e çıkarılabilmektedir [4-6].
Periferik lezyonlar için bronkoskopik teknikler: Endoskopik olarak görülebilir lezyonun olmadığı durumlarda,
fiberoptik bronkoskopi ile tanı daha zordur. Fluoroskopi rehberliğinde transbronşiyal biyopsi (TBB), bronşiyal fırçalama
ve yıkama örnekleri ile periferik akciğer tümörlerinin % 4080’ine tanı konabilmektedir. Bronşiyal yıkamanın, diğer iki
yönteme ilave edilmesi tanıya % 3 oranında katkıda bulunmaktadır [34,57]. Bronşiyal fırçalamanın, oluşabilecek bir
kanama ile fırça örtülebileceği için, diğer işlemlerden önce
yapılması önerilmektedir. Periferik lezyonlarda fırçalamanın
2 kez yapılmasının yeterli olabileceği belirtilirken, fluoroskopi eşliğinde TBB’de en az 6 kez örnek alınması önerilmektedir [57]. Periferik lezyonlarda TBİA’nun (P-TBİA)
fluoroskopi eşliğinde kullanılması, periferik yerleşimli akciğer kanserlerinde ortalama % 60 oranında tanı verimliliği
sağlayan yararlı bir tekniktir. Periferik lezyonlarda BY, BF ve
TBB’ye P-TBİA’nun eklenmesi bronkoskopinin tanısal duyarlılığını artırabilir [30,51]. P-TBİA’nın tanısal verimliliğini etkileyen faktörlerden birisi de lezyonun büyüklüğüdür.
Çapı 2 cm’den küçük lezyonlarda tanı oranı % 33 iken, 2
cm’den büyük lezyonlarda bu oran % 76’dır [58].
Bronkoalveolar lavaj (BAL)’ın, BF, TBB, P-TBİA’na
eklenmesinin diyagnostik verime katkısı açık değildir.
Bronkioloalveoler karsinom ya da lenfanjitis karsinomatozadan şüphelenildiğinde, kanama veya fluoroskopi imkanı
olmaması nedeniyle BF, TBB, P-TBİA’nun yapılamadığı
durumlarda BAL tercih edilebilir [34,57].
Periferik akciğer lezyonlarında fiberoptik bronkoskopinin diyagnostik verimliliğini etkileyen faktörler:
• Tümör büyüklüğü; 2-3 cm’den büyük olması verimliliği artırır,
• Bronş işareti; BT’de tümör-bronş ilişkisi saptanması
verimliliği artırır,
• Tümörün lokalizasyonu.
Fiberoptik bronkoskopide santral lezyonlara yapılan girişimlerde en sık komplikasyon kanama olup, 50 ml’den
fazla kanama sıklığı % 2’dir. Periferik tümörlerde ise en sık
görülen komplikasyonlar % 2’den az oranda pnömotoraks
ve kanamadır [59].
AĞUSTOS 2006 • EK 2
9
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
2.6.2. Transtorasik iğne aspirasyonu
Fluoroskopi, ultrasonografi ve BT eşliğinde uygulanan
perkütan transtorasik iğne aspirasyonu, toraks malignitelerinin tanısında etkili ve güvenilir bir yöntemdir. Özellikle 3
cm’den küçük tümörlerde tanı oranı % 80 ile % 95’dir [34].
BT rehberliğinde girişimin özgüllüğü % 96-100, duyarlılığı % 89-92’dir. Yanlış negatiflik veya yetersiz tanı oranı %
10 ile % 30 arasında değişebilir. Tekrarlanan girişimlerde
ise tanı konma oranı % 35-65’dir [34,60-64]. Tanı değerini etkiliyen faktörler ise lezyonun lokalizasyonu, çapı,
yapısı, patoloji uzmanının operasyon odasında olup olmaması ve iğnenin çapıdır. Transtorasik iğne aspirasyonunda
BT rehberliğinin tercih edildiği durumlar; fluoroskopi ve
ultrasonografi ile lokalize edilemeyen lezyonlar, hiler ve
mediastinal kitleler, torasik inlet lezyonlar, vena kava süperior sendromlu olgular, oblik ve açılı uygulamalar, yaygın
büllöz hastalıklardır. [60,61]
Transtorasik iğne aspirasyonunun endikasyonları:
• Soliter ve multipl pulmoner nodüller, konsolidasyon,
kavite ve apse varlığı,
• Plevral lezyonlar,
• Mediastinal kitlelerin tanısı,
• Hilus, mediasten, göğüs duvarı ve plevraya malign yayılımdan şüphelenilen olguların evrelendirilmesi,
Transtorasik iğne aspirasyonu kısmi kontrendikasyonlara sahip bir yöntemdir. Kanama diyatezi, şiddetli pulmoner hipertansiyon, kist hidatik şüphesi, vasküler lezyonlar,
yaygın amfizem, kontrol edilemeyen öksürük varlığı, kooperasyon bozukluğu, pnömonektomi varlığı başlıca kontrendikasyonlarıdır [62].
Transtorasik iğne aspirasyonunun en sık rastlanan
komplikasyonu pnömotoraks (% 25-42) olup % 5-12 oranında tüp torakostomi uygulaması gerektirir. Diğer komplikasyonları ise kendiliğinden iyileşen intraparankimal
kanama, ağır hemoraji, hava embolisi ve iğnenin geçtiği
bölgede tümör implantasyonudur [34,59,61,62].
2.6.3. Plevral sıvının değerlendirilmesi
Akciğer kanserlerinin % 50’sine plevral sıvı eşlik eder
[59,65]. Akciğer kanserli olguların % 8-15’inde plevra sıvısı saptanır. Plevra sıvılarının bir bölümü paramalign nedenlerden (post obstrüktif atelektazi, pnömoni ve mediastinal lenfatik obstrüksiyon) de kaynaklanabilir [34,66,67].
Malign olma kuşkusu olan plevra sıvılarında materyal
elde etmenin en basit şekli torasentezdir [63,67]. Tanı değeri % 50-60 kabul edilmektedir. Olguların % 65’inde 50100 cc plevra sıvısının sitolojik incelenmesi malign hücre
saptanmasında yeterlidir [34,68]. Sitolojik tanı tümörün
tipine bağlıdır. En iyi sonuçlar adenokarsinomada elde
edilirken, küçük hücreli akciğer karsinomu, lenfoma ve
mezotelyomada daha düşüktür [63]. Tekrarlanan torasen10
tezler yeni hücre eksfoliyasyonu nedeniyle % 30 hastada
tutulumu kanıtlayabileceği için torasentez tekrarlanmalı ve
tanı konamaz ise sonraki basamakta kapalı plevra biyopsisi
ve torakoskopi uygulanmalıdır [67]. Torasentez komplikasyonları; pnömotoraks, reekspansiyon akciğer ödemi ve
nadiren hava embolisidir [68].
Kapalı plevra biyopsisi (KPB): Pariyetal plevradan Abram’s veya Cope iğneleri ile yapılmaktadır [67,68]. Plevra
biyopsisinin tek başına plevra sıvılarında tanı oranı % 4070 (ortalama % 46) olarak bildirilmektedir. Tekrarlanan
torasentezler ile tanı konamayan malign plevra sıvılarında
plevra biyopsisinin tanıya katkısının % 10’un altında olduğu bildirilmiştir [63]. Tekniğin başarısı tümörün yaygınlığı
ve dağılımı ile ilişkilidir. İnvazif tümörlerde pozitiflik oranı
daha yüksek olur. Diyafragma, viseral plevra ve mediastinal
plevrada tümör varlığında ise tanısal verimlilik düşüktür
[65,67,68]. Biyopsinin malignite alanına denk gelmesi %
40-69, tanı konma şansı % 46’dır. Pariyetal plevranın tutulumunun viseral plevraya göre daha geç ve yama şeklinde olması biyopsinin tanı yüzdesinin torasentezden daha
düşük olmasında etkendir. Toraks ultrasonografisi sıvının,
plevra kitlelerinin ve göğüs duvarına dayalı parenkimal lezyonların kolaylıkla tanınmasına yardımcı olur. Bilgisayarlı
tomografi ile karşılaştırıldığında ultrasonografinin plevra
lezyonlarının tanısında % 95 gibi verimlilik sağladığı, başka bir çalışmada ise Abram’s iğnesiyle yapılan plevra biyopsisi ile % 44 tanısal duyarlılık sağlanırken, ultrasonografi
eşliğindeki kesici iğne plevra biyopsilerinde bu oranın %
70’lere ulaştığı saptanmıştır [67,69-71]. Torasentez ile tanı
konulamayan plevra sıvılarında plevranın en fazla anormallik gösteren ve biyopsi için en uygun kısmını belirlemede
ultrasonografik inceleme önerilmektedir [65].
Torasentez ve torakoskopi arasında daha noninvazif bir
biyopsi metodu olarak kapalı plevra biyopsisi mümkünse
ultrasonografi eşliğinde yapılmalıdır. Klinisyenlerin bazılarının sıvı sitolojisinin önce değerlendirilmesi önerisine karşın, plevra biyopsisi ile birlikte sıvı sitolojisinin tanı değerini artırması nedeniyle (% 80-90] genellikle bu iki işlemin
bir arada yapılması da önerilmektedir [67-74].
Torakoskopi: Biyopsi ve diğer tetkiklere rağmen, plevra
sıvılarının % 21-27’sine tanı konamamaktadır. Görerek biyopsi alma gereksinimi, endoskopik teknolojideki ve lokal
anestezideki gelişmelerle birleşince torakoskopiye olan ilgi
yeniden artmıştır.
Tanısal torakoskopinin endikasyonları:
• Erken aşamada ve aşırı olmayan sıvı varlığı,
• Malign mezotelyomada ve non malign plevra sıvılarının saptanması,
• Mediastenin değerlendirilmesi ve akciğer kanserlerinin evrelenmesi,
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
• Göğüs duvarı invazyonu ayrımı,
• Doku tanısı (metastatik adenokarsinom ve mezotelyoma ayırımı, kapalı akciğer wedge rezeksiyon biyopsileri,
soliter pulmoner nodül ve satellit nodül değerlendirilmesi).
Torakotomiden daha az invazif, maliyeti düşük, hospitalizasyon süresi kısa, ağrı, morbidite ve komplikasyonları
daha azdır [59,67,73].
3. AKCİĞER KANSERLERİNDE EVRELEME
Kanserli hastaları prognoz özelliklerine göre gruplayıp,
tedavilerini planlama ihtiyacı bir evreleme sisteminin geliştirilmesine yol açmıştır. İlk kez 1946’da Denoix tarafından
önerilen TNM sistemi 1966’da “International Union Against Cancer” (UICC) ve 1973’de “American Joint Committee on Cancer” (AJCC) tarafından akciğer kanserlerine
de uyarlanmıştır. Bu iki farklı yaklaşım 1986’da AJCC ve
UICC’nin yıllık toplantılarında yeniden gözden geçirilip
“Uluslararası Akciğer Kanseri Evreleme Sistemi” adı altında tek bir sistem haline getirilmiştir.[75]
On yıldan beri kullanılmakta olan bu evreleme sisteminde Evre I, II ve IIIA içindeki TNM alt gruplarının
prognoz açısından oldukça heterojen olduğu gözlenmiştir.
Evreleme sisteminin daha özgül hale getirilmesi amacıyla
AJCC ve UICC’nin 1996 yıllık toplantılarında da onaylanan yeni bir düzenleme yapılmıştır (Tablo VIII,IX) (Şekil
1-3). Evre I ve II, T’nin durumuna göre A ve B olarak ikiye
bölünmüş, T3N0M0, T2N1M0 ile benzer prognoz özelliklerine sahip olması nedeniyle IIB’ye alınmıştır. T4 kavramı içine yeni bir tanımlama (tümörle aynı lobda satellit
lezyon) sokulmuş, tümörden farklı lobdaki satellit lezyon
ise M1 içine dahil edilmiştir [75].
Yeni evreleme sisteminin skuamöz hücreli, adenokarsinom (bronkioloalveoler dahil), büyük ve küçük hücreli olmak üzere akciğer kanserinin 4 ana tipinin yanısıra spesifik
alt grubu belirlenememiş indiferansiye karsinomlara da uygulanması önerilmiştir.Akciğer kanserli hastaların evrelendirilmesinde, tedavinin planlanmasında ve etkinliğinin değerlendirilmesinde bölgesel lenf bezlerinin durumu önemli
bir faktördür. Lenf bezlerinin durumunu daha standart bir
şekilde değerlendirmek amacıyla haritalar geliştirilmiştir.
İlk olarak 70’li yıllarda Naruke ve arkadaşları tarafından geliştirilen harita, AJCC tarafından da kabul edilmiş; 1983’de
“American Thoracic Society” tarafından geliştirilen ikinci bir
harita daha sonraki yıllarda “North American Lung Cancer
Study Group” tarafından yeniden düzenlenerek yaygın bir
şekilde kullanılmıştır. Aslında birbirine oldukça benzeyen
bu iki harita, çalışmaların sonuçlarını yorumlamada karışıklıklara yol açmıştır. AJCC ve “Prognostic Factors TNM
Committee of the UICC”nin 1996 yıllık toplantılarında bu
iki harita birleştirilmiş ve tek bir bölgesel lenf bezi haritası
kullanılması önerilmiştir (Tablo X) (Şekil 4,5) [76].
TORAKS DERGİSİ
3.1. Evrelemede özel durumlar [77-80]
Multisentrik dağılım gösteren bronkioloalveoler karsinomun evrelendirilmesinde lezyonlar bir lobla sınırlı ise
T4, birden fazla loba dağılmış ise M1 olarak değerlendirilir.
Rekürren laringeal sinir invazyonu T4 kabul edilirken,
rekürren laringeal sinir ayrıldıktan sonra vagus invazyonu
(nadir bir durumdur ve genellikle semptom vermez) T3
olarak tanımlanır.
Pulmoner arter ve venin perikard içinde invazyonu T4
olarak değerlendirilirken, perikard dışında invazyonu T3
kapsamında ele alınır.
Süperior sulkus tümörleri (sempatik ganglionların invazyonundan kaynaklanan Horner sendromu dahil) T3
kapsamında değerlendirilirken, brakiyal pleksusun rezeke
edilemeyecek kadar geniş bir şekilde tutulmasından kaynaklanan gerçek “Pancoast” sendromu (Horner sendromu
+ C8-T1 düzeyinde ağrı + kol, el ve parmak kaslarında atrofi) T4 kapsamına girer.
Diyafragma veya toraks duvarının direkt olarak invazyonu T3 iken, tümörle komşuluk olmadan ortaya çıkan
tutuluşlar M1 olarak değerlendirilir.
Visseral plevranın direkt invazyonu T2, pariyetal plevranın (malign sıvı olmadan) ise T3 olarak evrelendirilir.
Eğer tümörle direkt komşuluk olmadan visseral veya pariyetal plevra tutuluşu varsa (malign sıvı olsun veya olmasın)
T4 olarak değerlendirilir.
Tümörün diafragmayı da geçerek batın organlarını direkt olarak invaze etmesi T4 kapsamında değerlendirilir.
Vertebraya komşu olan tümörlerde korteks ya da kostotransvers foramen invazyonu T4 olarak evrelendirilir.
Radyolojik olarak vertebrada tümöre bağlı erozyon gösterilemediğinde, invazyon sadece çevre yumuşak dokuya
(plevra, prevertebral fasiya veya periost) olabilir. Bu durumda tümör T3 kapsamında ele alınmalıdır. Ancak cerrahi ile periost invazyonu kanıtlanırsa lezyon patolojik T4
olarak evrelendirilir.
Senkron tümör olarak değerlendirilen lezyonlar birbirinden bağımsız olarak ayrı ayrı evrelendirilir.
Mediastene derin invazyon olmadan frenik sinir invazyonu T3 kapsamına girer.
Mediastinal organlar tutulmadan sınırlı düzeyde sadece mediastinal plevra ve yağ dokusu invazyonu T3 olarak
tanımlanır.
Azigos veni invazyonu T3 olarak değerlendirilir.
3.2. Küçük hücreli akciğer kanseri evrelemesinde
ikili sistem
AJCC ve UICC 1996 yılında TNM sisteminde yaptığı
son düzenlemede, yeni evreleme sisteminin küçük hücreli
dahil olmak üzere akciğer kanserinin 4 ana hücre tipine de
AĞUSTOS 2006 • EK 2
11
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tablo VIII. TNM sınıflaması
PRİMER TÜMÖR (T)
Tx : Primer tümörün belirlenememesi veya balgam ya da bronş lavajında malign hücrelerin tespit edilip görüntüleme teknikleri ya da bronkoskopi ile
tümörün gösterilememesi.
T0 : Primer tümör belir tisi yok.
Tis: Karsinoma in situ.
T1 : En geniş çapı ≤ 3 cm, akciğer veya visseral plevra ile çevrili, bronkoskopik olarak lob bronşundan daha proksimale (ana bronşa) invazyon
göstermeyen tümör (örneğin: ana bronşda olmayan)*.
T2 : Tümörün aşağıdaki özelliklerden en az birine sahip olması:
- En geniş çapı > 3 cm,
- Ana bronş invaze ancak ana karinaya uzaklık ≥ 2 cm,
- Visseral plevra invazyonu,
- Hiler bölgeye ulaşan ancak tüm akciğeri kapsamayan atelektazi ya da obstrüktif pnömoni.
T3 : Tümörün herhangi bir büyüklükte olup göğüs duvarı (süperior sulkus tümörleri dahil), diyafragma, mediastinal plevra, pariyetal perikard gibi
yapılardan herhangi birine direkt invazyon göstermesi; veya karinaya 2 cm’den daha yakın ancak karinayı tutmayan ana bronştaki tümör; veya bütün
bir akciğeri kapsayan atelektazi veya obstrüktif pnömoni ile birlikte olan tümör.
T4 : Tümörün herhangi bir büyüklükte olup mediasten, kalp, büyük damarlar, trakea, özofagus, ver tebral kolon, karina gibi yapılardan herhangi birini
invaze etmesi; veya malign plevral veya perikardiyal sıvı ile birlikte olan tümör**; veya tümörle aynı lob içinde satellit tümör nodül ve nodülleri.
BÖLGESEL LENF NODU (N)
Nx : Bölgesel lenf bezlerinin değerlendirilememesi.
N0 : Bölgesel lenf bezi metastazı yok.
N1 : Aynı taraf peribronşiyal ve/veya aynı taraf hiler lenf bezlerine metastaz ve primer tümörün direkt yayılması ile intrapulmoner bezlerin tutulması.
N2 : Aynı taraf mediastinal ve/veya subkarinal lenf bezlerine metastaz.
N3 : Karşı taraf mediastinal, hiler, aynı veya karşı taraf supraklavikular veya skalen lenf bezi metastazı.
UZAK METASTAZ (M)
Mx : Uzak metastaz varlığının değerlendirilememesi.
M0 : Uzak metastaz yok.
M1 : Uzak metastaz var.***
* Ana bronşun proksimaline uzanan, bronşiyal duvara sınırlı invazyon gösteren herhangi bir büyüklükteki nadir yüzeyel tümör de T1 grubuna girer.
** Akciğer kanseri ile birlikte olan plevral effüzyonların çoğu tümöre bağlıdır. Bununla birlikte bazı hastalarda plevral sıvının yinelenen sitolojik incelemelerinde tümör saptanamaz. Bu olgularda
sıvı kanlı ve eksuda özelliğinde değildir. Klinik ve sıvının özellikleri tümörü düşündürmüyorsa sıvı evrelemede dikkate alınmamalı ve hasta da T1, T2 veya T3 olarak değerlendirilmelidir.
Perikardiyal sıvı da aynı kurallara göre değerlendirilmelidir.
*** Tümörün olduğu lob dışındaki tümör nodülleri M1 olarak sınıflandırılır.
Tablo IX. TNM’ye göre evreleme
1996
____ *
EVRE 0
EVRE IA
EVRE IB
EVRE IIA
EVRE IIB
EVRE IIIA
EVRE IIIB**
EVRE IV***
:
:
:
:
:
Tis N0M0
T1N0M0
T2N0M0
T1N1M0
T2N1M0
T3N0M0
: T3N1M0
T1N2M0
T2N2M0
T3N2M0
: T4N0M0
T4N1M0
T4N2M0
T1N3M0
T2N3M0
T3N3M0
T4N3M0
: herhangi bir T
herhangi bir N
M1
1986
Gizli Karsinom: TXN0M0
EVRE 0
: Aynı
EVRE l
: T1N0M0
T2N0M0
EVRE II
: T1N1M0
T2N1M0
EVRE IIIA :
T3N0M0
T3N1M0
T3N2M0
T1N2M0
T2N2M0
EVRE IIIB : Aynı
EVRE IV
:
Aynı
* Gizli karsinom için evreleme yapılmaz, TXN0M0 olarak tarif edilir.
** T4 içine tümörle aynı lob içindeki satellit tümör nodülü dahil edilmiştir.
*** Tümör lobu dışındaki nodüller M1 olarak sınıflandırılır.
12
uygulanmasını önermişlerdir. Ancak “Veterans Administration Lung Cancer Group”’un (VALG) önerdiği sınırlı ve
yaygın hastalıktan oluşan ikili sistem pratik hayatta daha çok
kullanılmıştır. “International Association for the Study Lung
Cancer” (IASLC) 1989’da bu sistemi tekrar düzenlemiştir
[81]. Kabaca Evre I, II, III’ü sınırlı, Evre IV’ü yaygın hastalık
kabul edebileceğimiz bu sistem Tablo XI’de gösterilmiştir.
3.3. Akciğer
yaklaşımlar
kanseri
evrelemesinde
cerrahi
Mediastinoskopi: Carlens tarafından 1959’da tanımlanan
servikal mediastinoskopinin en sık kullanım alanı, rezeksiyon
uygulanacak primer bronş karsinomlu hastalarda mediastinal
lenf nodlarındaki metastatik tutulumun araştırılmasıdır [82].
Primer bronş karsinomu nedeniyle opere edilmesi planlanan
tüm hastalara mediastinoskopi yapılmasını savunanlar olduğu gibi [83,84], toraks BT’de belli boyutun üstünde mediastinal lenf nodu saptandığında işlemin uygulanmasından yana
olanlar da bulunmaktadır [83,85,86].
Standart servikal mediastinoskopiyle, 2R ve 2L (üst paratrakeal), 4R ve 4L (alt paratrakeal), 7. (anterior subkaAĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tablo X. Bölgesel lenf bezi sınıflaması
N2 Lenf Bezleri: Mediastinal plevra içinde kalan lenf bezleridir
Superior Mediastinal Bezler
1. Yüksek mediastinal: Brakiosefalik venin üst kenarının trakeanın or ta hattını çaprazladığı noktadan geçen horizontal doğrunun üstünde kalan lenf
bezleri.
2. Üst paratrakeal: Aor t kavsinin üst kenarından geçen horizontal doğru ile 1. alanın altında kalan lenf bezleri.
3. Prevasküler ve retrotrakeal: 3A ve 3P olarak da isimlendirilebilir. Or ta hat lenf bezlerinin ipsilateral olduğu kabul edilir.
4. Alt paratrakeal: Sağda: Trakea or ta hattının sağında; aor t kavsinin üst kenarından geçen doğrunun altında, üst lob bronşunun en üst kenarı
hizasına kadar ana bronşu da kapsayan alanda yer alan ve mediastinal plevra içinde kalan lenf bezleri.
Solda: Trakea or ta hattının solunda; aor t kavsinin üst kenarından geçen doğrunun altında, üst lob bronşunun en üst kenarı hizasına kadar ana
bronşu da kapsayan ligamentum ar teriosumun sağındaki alanda yer alan ve mediastinal plevra içinde kalan lenf bezleri.
Aortik Lenf Bezleri
5. Subaor tik (aor tiko-pulmoner pencere): Ligamentum ar teriosumun ya da aor tanın ya da sol pulmoner ar terin lateralinde, sol pulmoner ar terin
ilk dalının proksimalinde ve mediastinal plevra içinde yer alan subaor tik bezlerdir.
6. Paraaor tik (çıkan aor ta veya frenik): Çıkan aor tanın ve aor tik kavsin ya da innominant ar terin önünde ve yanında yer alan lenf bezleridir; üst
sınır aor tik kavisin üst kenarı hizasıdır.
İnferior Mediastinal Lenf Bezleri
7. Subkarinal: Karinanın alt seviyesinde yer alan lenf bezleridir, ancak akciğer içindeki alt lob bronşu veya ar teriyle ilişkili değildir (ipsilateral kabul
edilir).
8. Paraözofagial: Özofagusa komşu lenf bezleridir, subkarinal nodlar hariç.
9. Pulmoner ligament: Pulmoner ligamentin içindeki lenf bezleridir, posterior duvarda ve inferior pulmoner venin alt bölümünde yer alır.
N1 Lenf Bezleri (Mediastinal plevranın distalinde kalıp visseral plevra ile çevrili lenf bezleridir)
10. Hiler: Mediastinal plevranın distalinde lob bronşları ayrılmadan önceki alanda yer alan, sağda intermediyer bronşa kadar uzanan proksimal
lober lenf bezleridir. Radyografik olarak hiler bölgedeki dansite ar tışı hiler ve interlober lenf bezlerinin büyümesi ile oluşabilir.
11. İnterlober: Lober bronşlar arasında kalan lenf bezleridir.
12. Lober: Lober bronşların distalindeki lenf bezleridir.
13. Segmental: Segment bronşuna komşu lenf bezleridir.
14. Subsegmental: Subsegment bronşu çevresindeki lenf bezleridir.
rinal) lenf nodlarından biyopsi alınabilmektedir [82,83].
Sol üst lob tümörlerinde tutulma olasılığı yüksek olan 5.
(subaortik) ve 6. (paraaortik) lenf nodlarına standart yöntemle ulaşılamaz. Ginsberg 1987 yılında, bu lenfatik istasyonlara da ulaşmayı sağlayan “genişletilmiş” servikal mediastinoskopi yöntemini tanımlamıştır [87].
Deneyimli ellerde mediastinoskopinin morbidite ve
mortalitesi çok düşüktür. En ciddi komplikasyon % 0,10,2 oranında görülen büyük damar yaralanmasına bağlı
kanamadır. Kord vokal paralizisi, pnömotoraks, özefagus,
duktus torasikus, trakeobronşiyal ağaç yaralanması nadirdir. Mortalite ise değişik serilerde % 0-0,15 arasında değişmektedir [82,83,88].
Hürtgen ve arkadaşları, 2001 yılında radikal video eşliğinde mediastinoskopik lenfadenektomiyi tanımlamışlar,
bu yöntemin bimanuel girişime olanak sağlaması nedeniyle konvansiyonel mediastinoskopiden daha etkili ve güvenli olduğunu savunmuşlardır [89].
Mediastinal lenf bezlerinin başlangıç değerlendirmesinde toraks BT en uygun noninvazif inceleme yöntemidir.
Kısa çapı 1 cm’nin üzerindeki mediastinal lenf bezlerini patolojik kabul eden 42 çalışmalık meta-analizde, BT’nin sensitivitesi % 79, spesifitesi % 78 bulunmuştur [90]. Kanada
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Çalışma Grubunun yaptığı çalışmada BT
pozitif olgulara yapılan mediastinoskopinin gereksiz torakotomi oranını düşürdüğü saptanmıştır [91]. Gürses ve arkadaşlarının çalışmasında [92], BT negatif 79 olguya servikal
mediastinoskopi yapılmış ve BT ile mediastinoskopininin
negatif prediktif değerleri birbirine yakın bulunmuştur (%
92,4 ve % 93,4). ATS (American Thoracic Society) ve ERS
(European Respiratory Society)’nin ortak hazırladıkları rehber [34], ASCO (American Society of Clinical Oncology)’nun algoritmasında [93] ve BTS’nin (British Thoracic
Society ) 2001’de yayınladığı rehberde [51] BT pozitif olgulara preoperatif mediastinoskopi önerilmektedir. ACCP’nin
(American Collage of Chest Physicians) 2003 rehberinde
ise işlem ile ilgili deneyimin artması ve komplikasyon riskinin çok az olması nedeniyle opere edilecek tüm olgulara
mediastinoskopi önerilmektedir [94].
On dördü prospektif, 3’ü retrospektif toplam 17 çalışma içeren bir meta-analizde KHDAK tanılı hastaların mediastinal lenf nodu metastazı değerlendirmesinde toraks BT
ve FDG-PET’nin etkinliği araştırılmıştır. Toraks BT’nin
sensitivitesi % 59, spesifisitesi % 78 bulunurken, FDGPET’in sensitivitesi % 83, spesifisitesi % 92 bulunmuştur
[95]. FDG-PET’in anatomik lokalizasyonu değerlendir-
AĞUSTOS 2006 • EK 2
13
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Şekil 3. M faktör
Şekil 1. T faktör
medeki yetersizliğinden dolayı geliştirilen FDG-PET/BT
ile mediastinal lenf bezlerinin değerlendirilmesinde sensitivite % 89, spesifisite % 94, pozitif prediktif değeri %
89, negatif prediktif değeri % 94 ve doğruluk % 93 olarak
saptanmış olup, kombine uygulamanın hem FDG-PET
hem de toraks BT’ye göre daha üstün olduğu belirtilmiştir [96,97]. Yapılan bu çalışmalar ve meta-analizler sonucunda mediastinal lenf nodlarının incelenmesinde toraks
BT negatif ve/veya FDG-PET negatif ise mediastinoskopi
önerilmemektedir [95-98]. Santral yerleşimli ve/veya N1
Şekil 2. N faktör
14
lenf nodu pozitif olgularda FDG-PET’in mediastinal lenf
nodlarının değerlendirilmesinde negatif prediktif değer %
17’ye kadar düşerken, periferik yerleşimli ve/veya N1 lenf
nodu negatif vakalarda FDG-PET’in negatif prediktif değeri % 96 civarındadır [98,99].
Anterior Mediastinotomi: Mc Neill ve Chamberlain
tarafından 1966 yılında uygulanan bu yöntem, sol üst lob
yerleşimli primer bronş karsinomunda sıklıkla tutulan 5.
(subaortik - aortikopulmoner bölge) ve 6. (paraaortik) lenfatik istasyonlardaki nodlara ulaşım olanağı sağlamasının
yanı sıra, paramediastinal yerleşimli tümörlerin mediasten
invazyonunun değerlendirilmesinde de kullanılabilmektedir. Girişimin komplikasyon, morbidite ve mortalitesi çok
düşüktür [82].
Şekil 4. Süperior ve aortik medialtinal lenf bezleri
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tablo XI. Küçük hücreli akciğer kanseri evrelemesinde ikili sistem
Sınırlı Hastalık: Bir hemitoraksa sınırlı tümör; aynı ya da karşı
tarafa hiler, mediastinal ve supraklavikular lenf
bezi metastazı; aynı taraf malign plevral effüzyon
(TNM’ye göre Evre I, II, III)
Yaygın Hastalık: Sınırlı hastalık kapsamına girmeyen tümör.
(TNM’ye göre Evre IV )
Şekil 5. İnferior mediastinal ve intrapulmoner lenf bezleri
Video eşliğinde torakoskopik cerrahi (VATS): Teknolojideki gelişmelerin yardımıyla günümüzde VATS’ın
primer bronş karsinomu tanı ve evrelemesinde kullanım
alanları ile kontrendikasyonları belirlenmiştir [100,101].
Periferik akciğer tümöründen biyopsi alınması, akciğer
tümörü invazyonunun değerlendirilmesi, 5., 6., 7., 8. ve 9.
mediastinal lenf nodlarından örnekleme yapılması, malign
plevral tutulumun doğrulanması, plevral sıvı birikiminin
değerlendirilmesi tanı ve evreleme amaçlı başlıca kullanım
alanlarını oluşturmaktadır. Kardiyak instabilite, tek akciğer
ventilasyonunun tolere edilememesi, ciddi amfizem varlığı,
ventilatör bağımlılığı, aşırı fibrotoraks, aşırı skolyoz, çapı 1
cm’den küçük, derin yerleşimli akciğer nodülü ise işlemin
başlıca kontrendikasyonlarıdır.[101]
3.4. Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde
uzak metastaz araştırma endikasyonları
Akciğer kanserli hastaların yaklaşık 1/3’ü uzak metastaza bağlı semptomlar gösterir. Beyin, karaciğer, sürrenal
bezler, kemikler ve kemik iliği, karşı akciğer (hematojen
ve/veya lenfanjitik yolla) ve böbrekler en sık metastaz görülen organ ve bölgeler olmakla birlikte, vücudun her yerine
metastaz olabilir [102].
Metastatik hastalığın araştırılması ayrıntılı öykü, fizik
inceleme ile uygun laboratuvar testlerini gerektirir. Spesifik
bulguların varlığı klinisyeni daha ileri testlerin yapılması
konusunda yönlendirebilir. Belirgin kilo kaybı (% 10’dan
fazla), ciddi anemi, ECOG performans durumunun 2 veya
daha kötü olması gibi özgül olmayan bulgular da metastatik hastalık şüphesini uyandırmalıdır [103,104]. İki metaanalizde yeni tanı almış akciğer kanserli olgularda klinik
bulgular ile rutin beyin BT, abdominal BT ve kemik sintigrafisi sonuçları karşılaştırılmıştır. Her iki çalışmada da kapsamlı klinik değerlendirmenin negatif olduğu durumlarda
ileri evreleme testlerinde metastatik hastalık bulma olasılıTORAKS DERGİSİ
ğının düşük olduğu saptanmıştır. Pozitif klinik bulguların
varlığı ise ileri incelemelerin yapılmasını gerektirmektedir
[103]. Birisi randomize kontrollü olan, iki yeni çalışmada
ise, metastatik hastalığa ait semptom ya da bulgusu olmayan, yeni tanı almış KHDAK’li hastalarda metastaz araştırmasının rutin olarak yapılmasının birçok gereksiz torakotomiyi önleyebileceği saptanmıştır [105,106].
Adrenal bez metastazı: Adrenal bez metastazlarının
çoğu semptomsuz olmaları nedeniyle toraks BT adrenal
bezleri de kapsayacak şekilde çekilmelidir. Genel populasyonda adrenal adenomlar % 2-10 oranında görülür
ve tipik olarak homojen, iyi sınırlı, çapı 3 cm’den küçük
lezyonlardır. BT’de yağ içeriğine (<-10 HU) bağlı olarak
düşük atenüasyonları ile tanınabilirler. Magnetik rezonans
görüntüleme (kimyasal shift / opposed phase imaging) ve
PET tekniğindeki yeni gelişmeler ile adrenal adenomların
metastazlardan ayrımı perkütan biyopsiye gerek kalmadan
sağlanabilir [103,104]. Ancak BT veya MRG’da yağ içermeyen kuşkulu adrenal kitlelerde BT veya USG eşliğinde
ince iğne aspirasyon biyopsisi uygulanmalıdır [102,103].
Preoperatif KHDAK’li hastalarda yapılan bir çalışmada
genişlemiş adrenal bezlerin metastatik hastalıktan çok adenoma bağlı olduğu gösterilmiştir [103]. Akciğer kanserinin
tüm evre ve hücre tiplerini içeren 1000’den fazla hastadan
oluşan bir meta-analizde metastaz sıklığı (% 6,9) adenomlardan (% 2,1) daha fazla bulunmuştur. BT’de adrenal bezlerin
dahil edilmesi minimum ekstra zaman, BT kesiti ve radyasyon dozu gerektirmekte olup, kontrast madde uygulaması
gerekmemektedir [104].
Karaciğer metastazı: Akciğer kanserlerinde karaciğer
metastazları genellikle hastalığın ilerlemiş dönemlerinde ve
% 1-35 oranında görülür. Semptom ve bulguları iştahsızlık,
epigastrik ağrı, sertleşmiş ve sıklıkla nodüler yüzeye sahip karaciğer büyümesidir. Sarılık ve asit daha az sıklıkta görülür.
Karaciğer enzimleri (AST, ALT, ALP ve LDH) genellikle ileri
dönemlerde artar [67]. Toraks BT çekilirken adrenal bezlere
kadar kesit alındığında karaciğer de kısmen taranmaktadır.
Eğer toraks BT karaciğer ve adrenal bezleri tam olarak kapsamıyorsa, üst batın BT ya da USG çekilmelidir [107]. Çoğu
karaciğer lezyonları benigndir (kist, hemanjiom gibi) ve bu
lezyonların metastatik tümörden ayırt edilmesinde kontrast
AĞUSTOS 2006 • EK 2
15
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
madde kullanımı gerekmektedir. Standart kontrastlı BT daha
fazla tarama zamanı ve daha çok radyasyon dozu gerektirdiğinden, klinik değerlendirme negatif ise önerilmemektedir.
Bununla birlikte helikal ya da spiral BT toraks ve tüm karaciğerin daha kısa tarama süresinde değerlendirilmesini sağlar.
Bir seride klinik bulgu ve semptomu olmayan KHDAK olgularının % 3’ünde BT’de karaciğer metastazı saptanmıştır.
Diffüz ‘izodens’ metastatik tutulumda BT yalancı negatif olabilir. Bu olgularda USG ve MRG yardımcı olmaktadır [108].
Metastatik hastalık şüphesi olan karaciğer lezyonlarında klinik endikasyon varsa perkütan biyopsi önerilmektedir [2].
Beyin metastazı: Tanı aşamasında akciğer kanserli olguların % 10’unda santral sinir sistemi metastazları bulunmaktadır ve % 15-20’lik diğer bir grupta da hastalık seyri
sırasında gelişmektedir. Beyin metastazları sıklıkla kafatası,
leptomeninksler ve beyin parenkiminde görülür. Batı ülkelerinde popülasyondaki sıklığından dolayı akciğer kanserleri, beyin parenkiminde yer alan kitlelerin % 40-60’a varan
oranlarıyla en sık karşılaşılan primer tümör odağıdır. Beyin
parenkim metastazlarının yaklaşık % 80-85’i supratentorial
bölgede, sıklıkla da frontal loblarda görülmektedir. Serebellar
metastazlar ise olguların % 10-15’inde saptanmaktadır. Beyin metastazı saptanan akciğer kanseri olgularının çoğunluğu
küçük hücreli karsinom olup bunu büyük hücreli karsinom,
adenokarsinom ve skuamöz hücreli karsinom izler. Beyin metastazları en sık radyolojik olarak apikal ve periferik yerleşimli
kanserlerde saptanır [67]. Santral sinir sistemi metastazlarından kaynaklanan semptomlar ve bulgular; baş ağrısı, bulantı,
kusma, mental durumda bozulma, halsizlik, jeneralize epilepsi ve genel düşkünlük halidir. Daha az sıklıkla tek taraflı hemiparezi gibi fokal nörolojik bulgular, fokal epilepsi, kraniyal
sinir patolojileri, serebellar fonksiyonlarda bozulma veya afazi
saptanır [67]. Çeşitli çalışmalardan elde edilen verilere göre
klinik değerlendirmenin negatif olduğu durumlarda beyin
metastazı hastaların % 3’ünden azında bulunmuştur. Buna
rağmen bazı araştırmacılar evrelemede rutin beyin BT çekilmesini önermektedir, çünkü asemptomatik bir hastada pozitif
BT bulgusu gereksiz torakotomiyi önleyebilir [93,98]. Ancak
beyin BT beyin sapını çok iyi görüntüleyememektedir ve beyin BT’de özellikle tek lezyon saptanan olguların % 11’inde
BT’nin yanlış pozitif sonuç verdiği bildirilmiştir [103,108].
BT’de birden çok, çevresel kontrast tutan lezyonların metastaz için daha yüksek pozitif prediktif değeri vardır [8]. Bu nedenle beyin BT sadece pozitif klinik bulgusu (baş ağrısı, nöbet) olan yeni tanı almış KHDAK’li hastalara ya da başka bir
yerde metastatik hastalık saptanmamış ancak yaygın hastalığı
düşündüren nonspesifik bulguları (belirgin kilo kaybı, ciddi
anemi) olan hastalarda önerilmektedir [103]. Belirgin nörolojik bulgulara rağmen BT’nin normal olduğu durumlarda
kontrastlı MRG en duyarlı yöntemdir. Beyin MRG özellikle
gadolinium kontrast infüzyonu ile çekildiğinde, küçük me16
tastatik lezyonları göstermede BT’den daha hassastır [108].
Spinal kord basısı bulguları olan hastalarda direkt grafi çekilmeli, buradaki bulgulara ve lokalizasyona göre MRG tercih
edilecek yöntem olmalıdır [102]. “National Comprehensive
Cancer Network” ün (NCCN) algoritminde kombine tedavilerin gündeme geldiği lokal ileri hastalarda asemptomatik
olsa da (özellikle N2 olmak üzere Evre III’de) rutin kraniyal
MRG ve kemik sintigrafisi çekilmesi önerilmektedir [102].
Kemik metastazı: Akciğer kanserlerinde, otopsi serilerinde kemik metastazı % 25’tir. Kemik metastazlarının % 80’inden fazlası aksiyal iskelettedir. Vertebralar, pelvis, kostalar ve
femur en sık tutulan kemiklerdir. Kemik metastazları akciğer
kanserinin ilk bulgusu olabilir. Kemik invazyonu ile ağrı arasındaki ilişki belirsizdir, birden fazla kemik lezyonu bulunan
olgularda ağrı bulunmayabilir, aksine radyolojik yöntemlerle
metastaz saptanmayan olgularda ciddi ağrı bulunabilir [67].
Akciğer kanserleri solid tümörlere bağlı kemik metastazları sonucu oluşan kırıkların % 10’undan sorumludur [67]. Kemik
metastazlarının en sık klinik bulguları kemik ağrısı, patolojik
kırık ve/veya serum alkalen fosfataz ve kalsiyum düzeyi yüksekliğidir. Bu bulgulardan herhangi birinin KHDAK’li hastada saptanması kemik sintigrafisi için kesin endikasyondur.
Ek olarak metastaz odağı saptanmayan nonspesifik metastatik hastalık bulgusu olanlarda da kemik sintigrafisi çekilebilir.
Sintigrafide birden fazla metastaz ile uyumlu belirgin aktivite
artışı saptanırsa, daha ileri bir inceleme yapılmasına gerek kalmaz [103]. İzole ve kuşkulu alanlar direkt grafiler ile doğrulanmalıdır. MRG, sintigrafinin pozitif, direkt grafilerin negatif
olduğu olgularda metastazları ortaya koyabilmektedir. MRG
ile malign lezyonları enfeksiyon, osteoporotik vertebra kollapsı, dejeneratif kemik değişiklikleri gibi benign olaylardan
ayırd etmek mümkündür. Yapılan çalışmalarda sintigrafinin
negatif olduğu durumlarda bile MRG ile vertebra metastazları
saptanabilmektedir [102]. Kesin tanıyı koymak için biyopsiye nadiren ihtiyaç duyulur [103]. Yeni tanı almış KHDAK’li
hastalarda negatif klinik değerlendirme durumunda metastatik hastalık bulunma olasılığı düşüktür ve ileri inceleme gerekmemektedir. Fakat klinik değerlendirmede anormal bulgular
saptanırsa ileri inceleme gereklidir. Son yıllarda kullanımı
yaygınlaşan PET kemik sintigrafisine tercih edilmeye başlanmıştır. PET ile gösterilemeyen semptomatik kemik ağrısı varsa kemik sintigrafisi yapılması çeşitli rehberler tarafından da
önerilmektedir. Akciğer kanserli 53 hastada yapılan nonrandomize bir çalışmada PET incelemesinin kemik sintigrafisine
üstün olduğu bulunmuştur. PET ile yanlış negatif sonuç yok
iken, kemik sintigrafisinde 6 olguda yanlış negatiflik ortaya
çıkmıştır. Cerrahi olarak rezeke edilebilecek bir akciğer kanseri
varlığında kemik sintigrafisi veya PET ile bulunan kemik lezyonların histolojik veya diğer radyolojik incelemelerle (direkt
grafi, CT, MRG gibi) doğrulanması gerekir.[95,97].
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Sonuç
• Akciğer kanseri şüphesi olan her hastada ilk inceleme
posteroanterior ve lateral akciğer radyografisidir.
• İkinci inceleme kontrastlı spiral bilgisayarlı toraks tomografisidir. Bilgisayarlı tomografi sürrenal bezleri ve karaciğeri kapsamalıdır.
• Toraks BT’de kısa çapı 1 cm’den büyük lenf bezi büyümeleri (LAP) anlamlı kabul edilir.
• Süperior sulkus tümörlerinin evrelemesinde dışında,
mediasten ya da toraks duvarı invazyonunu değerlendirmek için MR önerilir.
• Klinik ve radyolojik olarak opere edilmeyeceği düşünülen akciğer kanserli olgularda en kolay tanı yöntemi
seçilmelidir. Hastaya göre belirlenecek bu incelemeler balgam sitolojisi, bronkoskopi, İİA (akciğer, LAP, metastaz),
torasentez olabilir.
• Akciğer kanserli ve plevral sıvı birikimi olan olgularda
ilk tanı girişimi plevral ponksiyon olmalıdır. Eksuda özelliğinde sıvı olan hastalarda ilk sitoloji negatif ise ikinci girişim
ponksiyon ve kapalı plevra biyopsisi olmalıdır. Eğer merkezin olanakları uygun ve iki sitoloji sonucu negatif ise sonraki girişim için torakoskopi uygun bir yaklaşım olabilir
• Metastaz kuşkusunu arttıran bulgular her hastada sorgulanmalıdır. Bunlar:
o Kilo kaybı (> % 10)
o Lokal kemik ağrısı, kemiklerde hassasiyet
o Nörolojik semptomlar ya da bulgular
o Çapı 1 cm’den büyük periferik LAP
o Ses kısıklığı, Vena Kava Süperior Sendromu
o Hepatomegali
o Yumuşak doku kitlesi
o Önceden olmayan anemi
o Ca, ALP, ALT, AST, GGT yüksekliği
Küçük hücreli
yaklaşım
dışı
akciğer
karsinomunda
• Uzak metastaz araştırma endikasyonları:
− Metastaz kuşkusu yaratan semptom ya da bulgu varsa
− N2-N3 varsa
− Mediastene invaze tümör (T4) varsa ve radikal tedavi
düşünülüyorsa
• Metastaz taramada incelemeye hangi bölgeye ait bulgu varsa oradan başlanmalıdır. Tarama amacıyla üst batın
BT (eğer toraks BT karaciğer ve sürrenal bezleri tam olarak
kapsamıyorsa), kontrastlı beyin BT/kontrastlı MRG, kemik sintigrafisi incelemeleri yapılır.
• Eğer klinik ve radyolojik görünüm metastaz ile
uyumlu ise radyolojik bulgu metastaz kabul edilir. Onun
dışında kesin metastaz demek için İİA ya da doku biyopsisi yapılmalıdır.
TORAKS DERGİSİ
• Kontrastlı BT’de kısa çapı 1 cm’den büyük lenf bezi
olan operasyon düşünülen olgularda mediastinoskopi zorunludur.
• Servikal mediastinoskopi ile 2R, 2L, 4R, 4L, 7 (anterior) istasyonlara ulaşılabilir. 5 ve 6 numara için genişletilmiş mediastinoskopi, anterior mediastinotomi ya da VATS
gerekir. 7 (posterior), 8, 9 numaralar için VATS gerekir.
• TTİİA ve TBİİA mediastinoskopi öncesi yapılabilir,
ancak negatif sonuçlar metastazı dışlamaz.
• Kontrastlı BT’de LAP negatif operabl olgularda mediastinoskopi opsiyoneldir.
− Cerrahi düşünülen Pancoast tümörlerde ve santral tümörlerde yapılmasında yarar vardır. Rutin olarak öneren
merkezler de vardır.
− Periferik tümörlerde yapılmayabilir.
• Sol üst lob tümörlerinde genişletilmiş mediastinoskopi, anterior mediastinotomi ya da VATS gerekebilir.
• PET’in evrelemede mediastinoskopiye rehberliği:
− Mediastinal LAP tutuluşu pozitif ise mediastinoskopi
ile doğrulama gerekir.
− Mediastinal LAP tutuluşu negatif ise mediastinoskopi
zorunlu değildir, direkt cerrahi uygulanabilir.
Küçük hücreli akciğer karsinomunda yaklaşım
• Tüm hastalarda rutin sistemik evreleme yapılmalıdır.
• Tam kan, biyokimya, toraks BT, batın BT, beyin BT
veya MRG, kemik sintigrafisi; LDH yüksek ya da sitopeni
varsa kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi önerilir.
• Metastaz taraması semptom olan bölgeden başlanır.
Bir bölgede metastaz saptanan asemptomatik olgularda ileri taramaya gerek yoktur.
• Cerrahi düşünülen Evre I olgularda mutlaka mediastinoskopi yapılmalıdır.
4. AKCİĞER KANSERLERİNDE
PREOPERATİF DEĞERLENDİRME
Akciğer kanserli hastaların çoğu halen sigara içen ya da
uzun süre sigara içip bırakmış kişilerdir. Ayrıca sigaraya
bağlı olarak gelişen kronik obstrüktif akciğer hastalığı, koroner kalp hastalığı gibi cerrahinin mortalite ve morbitesini artıran hastalıklara sahiptirler. Küçük hücreli dışı akciğer
kanserli hastalarda cerrahi tedavi, şifa şansı en yüksek olan
tedavi seçeneğidir. O nedenle, tüm hastalar rezektabilite
için evreleme, operabilite ve fizyolojik rezerv için solunum
fonksiyon testi (SFT) çalışmalarına alınmalıdır. Bu çalışmaların amacı, operasyon ve postoperatif erken dönem
(30 gün) stresini tolere edebilecek (postoperatif ölüm, solunum cihazına bağımlılık, solunum yetmezliği) hastaların
ve rezeksiyon genişliğinin tespit edilebilmesidir [109].
Cerrahi tedavi uygulanmadan önce, KOAH’lı olgularda optimal bronkodilatatör tedavi uygulanmalı, cerrahi
AĞUSTOS 2006 • EK 2
17
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
tedaviden 8 hafta kadar önce sigara bırakılmalıdır. Tıbbi
tedavi sonrası fonksiyonel düzelmenin değerlendirilmesi
maksimum 6-8 hafta içinde yapılmalıdır [51].
Perioperatif risk terimi cerrahi sırasında ya da ilk 30 gün
içerisinde oluşan morbidite ve mortaliteyi tanımlar. Pnömonektomi için perioperatif mortalite % 5-17, lobektomi
için ise % 1-5 oranlarındadır. Toplam mortalite oranının
% 5’den az olması iyi, % 2’den az olması mükemmeldir
[109].
Postoperatif komplikasyonlar için risk faktörleri şu şekilde sıralanabilir [110]:
− Pa CO2 > 45 mmHg
− Yaş > 70
− Planlanandan daha geniş rezeksiyon
− Postoperatif FEV1’in iyi olmaması
− Postoperatif karbon monoksit difüzyon testinin
(DLCO) iyi olmaması
− Egzersiz performansının iyi olmaması
Akciğer kanseri için rezeksiyona uygun hastaları seçme [51, 109, 111-115]:
Spirometri ile solunum fonksiyon testlerinin değerlendirilmesi ilk yapılması gereken incelemedir. Obstrüktif
akciğer hastalığı bulunan hastalarda bronkodilatatör tedavi
sonrası test tekrarlanmalıdır. FEV1’in 2 lt ya da beklenenin % 80’inden fazla olması pnömonektomi için yeterlidir.
Lobektomi planlanan hastalarda FEV1 değerinin 1.5 lt’nin
üzerinde olması yeterlidir. Bu değerleri karşılayan olgularda ileri testlere gerek yoktur.
İnterstisyel akciğer hastalığı ya da egzersiz dispnesi olan
hastalarla, FEV1 değerleri yukarıdaki kriterleri karşılamayan olgularda DLCO yapılmalıdır. Yine bu olgularda ve
SFT’ye uyum sağlamayan hastalarda arter kan gazları incelemesinin yapılması gereklidir.
Pnömonektomi ve lobektomi için yukarıda verilen değerleri karşılamayan olgularla DLCO değeri beklenenin %
80’inden az olan hastalarda tahmini postoperatif solunum
fonksiyon değerleri hesaplanmalıdır.
Postoperatif akciğer fonksiyonlarını hesaplama yöntemleri:
Lobektomi için segment sayısına göre hesaplama yöntemi önerilir.
Postop FEV1= preop FEV1 X (kalan segment sayısı /
total segment sayısı)
Segment sayıları;
sağ üst lob: 3, orta lob: 2, sağ alt lob: 5
sol üst lob: 3; lingula: 2, sol alt lob: 4
toplam: 19 segment
Pnömonektomi için perfüzyon sintigrafisi yöntemi
önerilir.
18
Postop FEV1 = preop FEV1 X (1- rezeke edilecek akciğerin toplam perfüzyonu)
Postop DLCO tahmini aynı şekilde yapılabilir.
Tahmini postop FEV1’in beklenenin % 40’ından fazla değerde olması, tahmini postoperatif DLCO’nun beklenenin % 40’ından fazla olması olgunun egzersiz testine
gereksinim duymadan rezeksiyon için uygun olduğunun
göstergesi kabul edilir. Tahmini postoperatif FEV1’in beklenenin % 30’undan az olması durumunda operasyondan
vazgeçilmelidir. Bu değerler arasında olan olgularda egzersiz testleri yapılmalıdır.
Hipoksemi ve hiperkapni çok şiddetli olmadığı sürece tek başına cerrahi rezeksiyona kontrendikasyon teşkil
etmez. Arter kan gazları incelemesinde PaCO2’nin 45
mmHg’dan fazla olması ya da oksijen saturasyonunun %
90’dan az olması durumunda egzersiz testleri yapılmalıdır.
Egzersiz testleri
Kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) aerobik kapasiteyi ölçen ve egzersiz intoleransına neden olan faktörleri ortaya koymada yardımcı olan bir testtir. Egzersiz testi
sırasındaki maksimum oksijen tüketimi (VO2max) postoperatif komplikasyonlar için belirleyicidir. VO2max’ın
beklenenin % 75’inden veya 20 ml/kg/dk’dan fazla olduğu
olgular pnömonektomiye gidebilir. VO2max beklenenin
% 40’ından veya 10 ml/kg/dk’dan az olan olgular kesin
inoperabldır. VO2max 15 mL/kg/dk’dan az, ancak hem
postop FEV1 hem de DLCO değeri beklenenin % 40’ından az olan olgular da yine kesin inoperabldır.
Olanakların fazla olmadığı merkezlerde basit egzersiz tolerans testleri yapılabilir. Bunlar yürüme testi veya
merdiven çıkma testleridir. 6 dakika yürüme testi (>300
metre), merdiven tırmanma testi (3-4 kat) sırasında ağır
dispnenin olması ya da oksijen satürasyonunun % 4’den
fazla düşmesi postoperatif komplikasyon riskinin artmış
olduğunu gösterir. Bu olgularda operasyon dışı tedavi seçenekleri düşünülmelidir. Ayrıca normal hızda 250 metre
bile yürüyemeyen ya da 1-2 kat yüksekliğe bile çıkamayan
hastalarda cerrahi tedaviden uzaklaşılmalıdır.
Tüm hastalara preoperatif dönemde EKG çekilmelidir.
Dinlemekle kalp seslerinde üfürüm saptanan olgularda
ekokardiyografi ile inceleme yapılmalıdır. Klinik çalışma
olmamasına rağmen akut miyokard infarktüsü geçiren olgularda operasyon 6 hafta ertelenmelidir. Son 6 ay içinde
miyokard infarktüsü geçirilmiş ise kardiyoloji konsültasyonu istenmelidir. Koroner bypass operasyonu geçirenlerde
5 yıldır semptom yok ise riskte bir artış yoktur. Koroner
anjiyografide belirgin lezyonu olan olgularda akciğer rezeksiyonundan önce koroner bypass operasyonu yapılmalıdır
[51].
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Sonuç
• Sadece yaş inoperabilite kriteri değildir.
• Preoperatif kardiyolojik değerlendirme her hastada yapılmalıdır.
• İlk inceleme solunum fonksiyon testleridir.
• Pnömonektomi için FEV1 2 litreden ya da beklenenin
% 80’inden fazla olmalıdır.
• Lobektomi için FEV1 1,5 litreden fazla olmalıdır.
• Bu kriterler tutuyorsa başka teste gerek yoktur.
• DLCO isteme endikasyonları:
o İnterstisyel akciğer hastalığı ya da egzersiz dispnesi bulunması,
o FEV1’in beklenenin % 80’inden ya da 2 litreden az
olması (pnömonektomi için),
o FEV1’in 1,5 litreden az olması (lobektomi için).
• Postoperatif tahmini akciğer fonksiyonlarını hesaplama
endikasyonları:
o FEV1’ in beklenenin % 80’inden ya da 2 litreden az
olması (pnömonektomi için),
o FEV1’in 1,5 litreden az olması (lobektomi için),
o DLCO’ nun beklenenin % 80’inden az olması.
• Kardiyopulmoner egzersiz testi isteme endikasyonları:
o Postop FEV1 ya da DLCO’nun beklenenin % 40’ından az olması,
o PaCO2’nin 45 mmHg’dan fazla olması,
o Oksijen satürasyonunun % 90’dan az olması.
• Çok yüksek risk nedeniyle operasyonun kontrendike olduğu durumlar:
o Postop FEV1’ in % 30’dan az olması,
o VO2 max’ın 10 mL/kg/dk’dan az olması,
o VO2 max 15 mL/kg/dk’dan az ancak hem postop FEV1
hem de DLCO’nun beklenenin % 40’ından az olması.
• Kardiyopulmoner egzersiz testinin yapılamadığı durumlarda yapılması gerekenler ve çok yüksek risk nedeniyle
operasyonun önerilmediği durumlar:
o 6 dakika yürüme testinde (> 300 metre) ya da merdiven çıkma testinde oksijen satürasyonunun % 4’den
fazla düşmesi,
o Hasta normal hızda 250 metre bile yürüyemiyorsa,
o Hasta 1-2 kat yüksekliğe bile çıkamıyorsa.
5. SOLİTER PULMONER NODÜLE
YAKLAŞIM
Atelektazi ve lenfadenopati olmaksızın 3 cm’den küçük,
normal akciğer parenkimi ve/veya visseral plevrayla çevrili
nodüller soliter pulmoner nodül (SPN) olarak adlandırılır
ve radyolojik bir tanımlamadır. Üç cm’den büyük lezyonlar
ise kitle lezyonu olarak tanımlanır. Soliter pulmoner nodül
malign, enfeksiyöz, enflamatuvar, vasküler, travmatik, konjenital kaynaklı olabilir. Olguların % 35’inde neden primer
akciğer kanseri, % 23’ünde soliter metastaz gibi malign
TORAKS DERGİSİ
bir patolojidir [116]. Sigara öyküsü, ileri yaş, altta yatan
bir neoplastik hastalık malignite olasılığını artırır. Soliter
pulmoner nodül saptanan hastalarda ilk yapılması gereken
uygulama, eski filmlerin gözden geçirilmesidir. Eğer lezyon
en az 2 yıllık bir stabilite gösteriyorsa ya da ikiye katlanma
zamanı 1 aydan daha az ise benign kabul edilir. Akciğer
radyografisinde benign kalsifikasyon patternleri; santral,
diffüz, laminer, patlamış mısır tarzında olan kalsifikasyonlardır. Tipik santral ya da diffüz kalsifikasyon lezyonun benign olması konusunda güvenilir bulgular olmakla birlikte,
yine de kuşkulu olgularda ileri inceleme yapılmalıdır. Lezyonların boyutu, karakteri, lokalizasyonu ve kalsifikasyon
paterni hakkında toraks BT, akciğer radyografisinden daha
iyi bilgi vermektedir. Aynı zamanda eşlik eden lezyonları
gösterme ve mediasteni değerlendirme şansı vermesi nedeniyle SPN saptanan tüm olgularda kontrastlı toraks BT
çekilmelidir [117].
Kontrastlı spiral BT’de 20 HU üzerindeki değerler malign, 15 HU altındaki değerler benign lezyon açısından
anlamlıdır [118,119]. Malign ve benign lezyon ayrımında
% 98’e ulaşan duyarlılığa sahip olmasına karşın, % 58 gibi
düşük bir özgüllüğe sahiptir [118]. Nekroz varlığı ve müsin üretimi olan durumlar yanlış negatif sonuçlara neden
olabilir [120].
Soliter pulmoner nodül ve kitle lezyonlarının malignite
riskini araştıran PET çalışmalarının gözden geçirildiği bir
meta-analiz çalışmasında PET’in duyarlılığı % 96,8, özgüllüğü % 77,8 bulunmuştur [121]. Bununla birlikte, 1
cm’nin altındaki lezyonlarda, karsinoid tümörde, bronkoalveolar karsinomda PET’in yararı düşüktür. Ayrıca tüberküloz, histoplazmozis ve romatoid nodül gibi enfeksiyöz ve
enflamatuvar lezyonlarda yanlış pozitif sonuçlar olabilmektedir. Yanlış negatiflik ve benign lezyonlara tanı koymadaki
güçlük nedeniyle TTİİA ya da bronkoskopik sitolojik incelemenin yararı oldukça sınırlıdır. Skopi eşliğinde bronkoskopik biyopsiyle tanı olasılığı daha yüksektir. [120]
Bir santimetreden büyük lezyonu olan ve radyolojik
olarak benignite kriterine sahip olmayan yüksek riskli kişiler tanı ve tedavi amacıyla direkt cerrahiye verilebilir. Maliyet-etkinlik göz önünde tutulduğunda bu olgularda PET
endike değildir. Medikal nedenlerle cerrahi riskin yüksek
olduğu ve sitolojik ya da histolojik olarak tanı sağlanamayan veya sağlanması mümkün olmayan olgularda PET
yapılmasında yarar vardır. PET negatif ise bu olguların izleme alınması, pozitif ise riske göre tekrar değerlendirme
yapılması ve cerrahinin zorlanması gerekmektedir [117].
Ayrıca bir santimetrenin üzerinde lezyonu olan ve yüksek
riskli olmayan olgularda direkt cerrahiden ziyade PET çekimi önerilir. Bir santimetrenin altındaki lezyonlar radyolojik takibe alınmalıdır. Tanı ve tedavi amaçlı torakotomi
AĞUSTOS 2006 • EK 2
19
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
sırasında “wedge” rezeksiyon ile lezyonun çıkarılması ve
“frozen section” çalışması gerekmektedir. Malignite pozitif olgularda işlem lobektomiye tamamlanmalıdır. Sınırda
hastalarda segmentektomi ya da “wedge” rezeksiyon yapılabilir. Anatomik nedenlerle “wedge” rezeksiyon uygun olmayan olgularda diyagnostik lobektomi yapılabilir [117].
İzleme alınan olgularda yaklaşım 3., 6., 12. ve 24. aylarda direkt akciğer radyografisi ve/veya BT ile 2 yıllık takip
gerekir [117,119,120].
Sonuç
• SPN için boyut sınırı 3 cm’dir.
• SPN olgularında mutlaka eski grafiler araştırılmalıdır.
• İki yıllık stabilite varsa ileri incelemeye gerek yoktur.
• Akciğer radyografisinde SPN saptanan tüm olgularda
kontrastlı toraks BT çekilmelidir.
• Tipik santral ya da diffüz kalsifikasyon lezyonun benign olması konusunda güvenilir bulgulardır.
• Yüksek riskli, bir santimetrenin üzerinde lezyonu olan ve
mediastende patolojik boyutta lenf bezi büyümesi olmayan
olgu operasyona uygunsa yaklaşım torakotomi olmalıdır.
• Operabl hastalarda TTİİA ya da bronkoskopi hekimin yaklaşımına bağlı olarak tercihe bağlıdır.
• Bir santimetrenin üzerinde lezyonu olan ancak yüksek
riskli olmayan ve operabilitesi sınırda olan olgularda PET
yapılmasında yarar vardır. PET negatif ise olgu olağan izleme alınmalıdır. PET pozitif ise cerrahi açısından tekrar
değerlendirilmelidir.
• Kesin doku tanısı olmayan ve izleme alınan olgular
2 yıl izlenmeli ve 3., 6., 12. ve 24. aylarda direkt akciğer
radyografisi ve/veya BT çekilmelidir.
6. MULTİPL PRİMER AKCİĞER KANSERİ
Akciğer kanserli hastaların % 6’sını multipl primer akciğer kanserleri oluşturmaktadır. Bunların da % 30’u senkron kanserlerdir. Bu kanserlerin gerçek sıklıklarını saptamak zordur. Akciğer kanserli bir hastanın izleminde ortaya
çıkan yeni bir kanserin (metakron) sıklığı her yıl için % 0.54 arasında bir değerdedir ve bu rakam ortalama % 1,6’dır.
İkinci bir primer kanserin ilk 5 yıl içinde görülme sıklığı
% 1, sonraki 5 yıl içinde ise % 2 ve daha fazla olarak bildirilmiştir. Senkron akciğer kanserleri sıklıkla torakotomi
sırasında tanı konan kanserlerdir. Senkron tümörlerin üçte
ikisi aynı tarafta ortaya çıkmaktadır. Aynı histolojik yapıda
olduğunda bunun senkronöz tümör olup olmadığı tartışmaları olmakla beraber, bu konuda bazı çelişkiler vardır.
Aynı lobda olduğunda bunun satellit tümör olma olasılığı
vardır. En sık görülen senkron tümörler skuamöz hücreli
kanserlerdir. Erken evre akciğer kanserlerinde görülme sıklığı daha fazladır ve 5 yıllık sağkalım daha azdır. Metakron
akciğer kanserlerinde iki kanser arasındaki süre 18 ile 79
20
ay arasında değişmektedir ve ortalama 48 ay olarak bulunmuştur. Metakron tümörlerin yarısından daha azı orijinal
akciğer kanseriyle aynı tarafta gelişir. Büyük çoğunluğu ilk
tanı konan akciğer kanseriyle aynı histolojiye sahiptir. Olguların üçte ikisi skuamöz hücreli kanserdir. Hastaların büyük kısmı rezeke edilebilir, ancak yetersiz pulmoner rezerv
nedeniyle sağkalım süreleri uzun değildir. Hastalar erken
evrede dahi olsalar 5 yıllık sağkalım % 36’dır. [32]
7. AKCİĞER KANSERLERİNİN TEDAVİSİ
7.1. Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde
tedavi yaklaşımları
Tedavi, hastalığın evresi ve performans durumu gözönüne alınarak planlanmalıdır.
EVRELERE GÖRE TEDAVİ YAKLAŞIMI
TXN0M0 ve yüzeyel tümörlerde tedavi
Yüksek risk grubu olup, akciğer radyografisi ve fizik
muayenesi normal olan ancak pozitif balgam sitolojisi saptanan olgularda spiral toraks BT taraması önerilir. Spiral
toraks BT’de lezyon saptanırsa cerrahi tedavi önerilir. Spiral toraks BT’de lezyon saptanamayan olgularda otofloresan bronkoskopi yapılmalıdır. İnvazyon derinliği 3 mm’yi
ve uzunluğu 1 cm’yi geçmeyen yüzeyel tümör saptanan
olgularda önerilen tedavi cerrahidir. Cerrahiye uygun olmayan ya da kabul etmeyen olgularda tedavi seçenekleri
fotodinamik tedavi (FDT), brakiterapi, argon plazma koagulasyon, elektrokoter, kriyoterapidir. Yüksek perforasyon
riski nedeniyle Nd-YAG laser tedavisi önerilmez. Spiral BT
ya da otofloresan bronkoskopi ile tümör saptanamayan olgular izlenmelidir [122].
EVRE lA-lB’de tedavi
Evre IA ve IB tümörlerinin tedavisinde standart yaklaşım, cerrahi olarak tümörün ilgili akciğer dokusuyla beraber çıkartılması ve hiler, mediastinal lenf bezi diseksiyonu
ile tam rezeksiyonudur [123]. Tercih edilen rezeksiyon tipi
lobektomidir, gerekirse daha geniş rezeksiyon yapılabilir
[124]. Pulmoner rezervi sınırlı olgularda, segmentektomi,
wedge rezeksiyon düşünülebilir.
Hiler ve mediastinal lenf bezi diseksiyonu rutin olarak
yapılmalıdır. Prospektif, randomize çalışmalarda, sistematik mediastinal lenf bezi örneklemesi ya da komplet mediastinal lenf bezi diseksiyonu arasında lokal nüks oranları
ve yaşam süreleri açısından fark saptanmamıştır [125,126].
Postoperatif torasik RT veya sistemik KT’nin yaşam süresini uzattığı gösterilememiştir. Bu amaçla tam olarak rezeke
edilmiş evre I hastalıkta postoperatif torasik RT veya sistemik KT önerilmez [127-129]. Tam olmayan rezeksiyonda (cerrahi sınır pozitifliğinde), olgunun kardiyopulmoner
rezervleri uygunsa tamamlayıcı cerrahi, uygun değilse RT
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
uygulanır. Medikal inoperabl olan ya da operasyonu kabul
etmeyen olgularda torasik RT uygulanır [130].
EVRE IIA-IIB’de tedavi
Evre IIA (N1) ve IIB (N1) tümörlerinin tedavisinde
standart yaklaşım, cerrahi olarak tümörün tam rezeksiyonudur. Operasyon, tam rezeksiyonu sağlayacak şekilde
planlanmalı, uygun olgularda sleeve rezeksiyon pnömonektomiye tercih edilmelidir. Hiler ve mediastinal lenf bezi
diseksiyonu rutin olarak yapılmalıdır.[123].
Opere olmuş KHDAK’da adjuvant kemoterapi son
yıllarda üzerinde en çok durulan konuların başında gelir.
1995 yılında yapılan meta-analizde eski rejimler ve konvansiyonel sisplatin kombinasyonları değerlendirmeye
alınmış ancak sağkalım üzerinde istatistiksel bir fark bulunmamıştır [131]. Evre I - IIIA olgulardaki adjuvan mitomisin, vinblastin ve sisplatin (MVP) kombinasyonunun
etkinliğini değerlendiren ALPİ çalışmasında da kemoterapi grubunda sağkalım avantajı gözlenmemiştir [132].
Yine evre I - IIIA olgularda sisplatin-vindesin, mitomisin,
ifosfamid ve sisplatin (MIC), MVP; sisplatin-vinorelbinin analiz edildiği Big Lung Trial çalışmasında da adjuvan
kemoterapinin sağkalım üzerine etkisi gösterilememiştir
[133]. Ancak IALT çalışmasında sisplatin bazlı adjuvan
KT alan grupta 5 yıllık yaşam süresinde % 4,1’ik bir düzelme istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.03)
[134]. NCI’ın çalışmasında evre IB ve II olgularda adjuvan
4 kür sisplatin-vinorelbin etkinliği değerlendirilmiştir. KT
grubunda 5 yıllık sağkalım % 69 olarak saptanırken, kontrol grubunda % 54 olarak bulunmuştur (p< 0.03). Ancak
alt grup analizinde IB de sağkalım farkı saptanamamıştır
[135]. ANİTA çalışmasında ise evre IB - IIIA olgularda adjuvant olarak yine 4 kür sisplatin-vinorelbin uygulanmış ve
hem 5 hem de 7 yıllık sağkalımlarda KT lehine istatistiksel
olarak anlamlı avantaj saptanmıştır [5 yıllık sağkalım: %
51, % 43 (p< 0.03); 7 yıllık sağkalım: % 45,2, % 36 (p<
0.03)]. NCI çalışması gibi bu çalışmada da evre IB’de adjuvan kemoterapinin katkısı olmadığı gözlenmiştir [136).
NCI ve ANİTA çalışmalarında Evre IB’de adjuvant kemoterapinin yararı gözlenmez iken, IB olgularda karboplatinpaklitakselin etkinliğini değerlendiren CALGB çalışmasında 4 yıllık sağkalımda istatistiksel olarak anlamlı bir fark
gözlenmiştir (%71, %59) [137].
Sonuç olarak, günümüzde opere olgularda adjuvan
kemoterapinin Evre IA’da yeri yoktur, evre IB’de ise yararı olmadığı yönündeki deliller daha kuvvetlidir. Evre
II’de yeni platin kombinasyonları ile adjuvan kemoterapi
uygulamasının yararı konusunda deliller bulunmaktadır. Ancak konuya netlik kazandırmak için devam eden
çalışmaların da sonuçlarını beklemekte yarar vardır.
TORAKS DERGİSİ
Erken evre akciğer kanserinde klinik araştırmalar dışında indüksiyon KT uygulanması yönünde yeterli veri yoktur [129].
Medikal inoperabl olan ya da operasyonu kabul etmeyen olgularda torasik RT uygulanır [130].
Göğüs duvarı tutulumu nedeniyle T3 (N0) olgularda
yaşam süresini etkileyen faktör tam rezeksiyonun sağlanmasıdır. Tam rezeke edilen olgularda 5 yıllık yaşam süresi
% 40 civarındadır. Sadece pariyetal plevrayı tutan olgularda ekstraplevral rezeksiyon uygulanabilir. Daha derin
invazyonlarda ‘an blok’’ rezeksiyon tercih edilmelidir. Tam
rezeke edilen olgularda postoperatif RT’ye gerek yoktur.
Tam rezeke edilemeyen olgularda postoperatif RT uygulanmalıdır.Mediastinal plevra, mediastinal yağ dokusu ve
pariyetal perikard tutulumu nedeniyle T3 (N0) tam rezeke
edilen olgularda postoperatif RT’ye gerek yoktur. Tam rezeke edilemeyen olgularda postoperatif RT uygulanabilir.
Ana bronş tutulumu nedeniyle T3 (N0) tam rezeke edilen
olgularda 5 yıllık yaşam süresi % 40 civarındadır. Tam rezeke edilen olgularda postoperatif RT’ye gerek yoktur. Tam
rezeke edilemeyen olgularda postoperatif RT uygulanabilir.
[138-140]
Süperior sulkus tümörlerinde Tedavi
Uzak metastaz ya da mediastinal lenf bezi metastazı
olmayan Pancoast tümörleri cerrahi yönden değerlendirilmelidir. Mediastinal lenf bezi metastazı, subklavian damar, vertebra ile brakiyal pleksun derin invazyonu, Horner
sendromu negatif prognostik faktörlerdir ve bu durumda
seçilmiş bazı hastalar dışında cerrahi düşünülmez. Olgular MRG ile değerlendirilmeli, invazyon saptanmayanlarda
mediastinoskopi uygulanmalıdır. Tüm bu tektiklerin sonucunda T3 ya da minimal invazyon gösteren T4N0-1 olgular neoadjuvan eş zamanlı KT + RT ya da RT programına
alınmalıdır. Neoadjuvan KT ile eş zamanlı ya da sadece
40-45 Gy RT uygulamasından 3-4 hafta sonra en az lobektomi olacak şekilde cerrahi önerilir. Cerrahi sınır negatif
olan ve operasyon sonrası mediastinal lenf bezi metastazı saptanmayan olgularda adjuvan tedaviye gerek yoktur.
Cerrahi düşünülmeyen olgularda önerilen tedavi, hastaya
göre eş zamanlı KT + RT, ardışık KT + RT ya da sadece
RT’dir [141]. T1-2N0-1 olgular doğrudan cerrahi tedaviye
alınabilir. Tam veya tam olmayan rezeksiyonlarda postoperatif RT’nin yararı olmadığı kabul edilir. Preoperatif olarak
torasik RT uygulanan olgularda postoperatif RT’ye gerek
yoktur. Bu olgularda 5 yıllık yaşam süresi ortalama % 30
(% 20-40) civarındadır. Tam rezeke edilen olgularda 5 yıllık yaşam süresi % 40’dır. 50-60 Gy torasik RT uygulaması
ile 5 yıllık yaşam süresi % 15-20’dir [123,141].
AĞUSTOS 2006 • EK 2
21
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
EVRE IIIA’da tedavi
Göğüs duvarı, mediastinal plevra, pariyetal perikard,
mediastinal yağ dokusu ve ana bronş tutulumu nedeniyle
T3 (N1) olgularda tercih edilecek tedavi, hastalığın cerrahi
olarak tam rezeksiyonudur. Tam rezeke edilen olgularda rutin olarak postoperatif torasik RT uygulanmasının sağ kalımı uzattığına dair kanıt olmamakla beraber, lokal nüksü
azalttığı bildirilmiştir. Preoperatif mediasten değerlendirmesi (BT, mediastinoskopi, diğer nodal biyopsiler, PET)
ve torakotomi anında yapılan ‘’frozen’’ çalışmalarında N2
saptanmayan olgularda; primer tümörün rezeksiyonu ve
mediastinal lenf bezi diseksiyonu ile operasyon tamamlanır. Tam rezeke edilen ve N2 saptanmayan olgularda postoperatif torasik RT programına gerek yoktur.[140,142]
Preoperatif mediasten değerlendirmesi (BT, mediastinoskopi, diğer nodal biyopsiler, PET) negatif olan, ancak
torakotomi anında yapılan ‘’frozen’’ çalışmalarında N2 saptanan olgularda; tam rezeksiyon sağlanabilecekse operasyona
devam edilir. Tam rezeke edilen olgular, lokal nüks riskini
azaltmak amacıyla postoperatif torasik RT programına alınırlar [128]. Tam rezeksiyon mümkün değilse veya ekstrakapsüler nodal hastalık , “bulky” veya çok istasyonlu nodal
hastalık varsa planlanan rezeksiyona devam edilmemelidir
[141,142].
N2 olgularda neoadjuvan kemoterapi ya da neoadjuvan
kemoradyoterapi üzerinde son 10 yıldır yoğun bir tartışma
mevcuttur. Bu konuda az sayıda faz III olmak üzere pek
çok çalışma yayınlanmıştır ya da halen yürümektedir [140,
142-162]. Pass, Roth ve Rosel tarafından yapılan, az sayıda olgu içeren ve metodolojik açıdan da sorgulanabilen ilk
çalışmalarda, neoadjuvan KT ile belirgin sağkalım avantajı
sağlandığı bildirilmiştir [161-163]. Çalışma dizaynı açısından çok daha iyi olan Depierre’nun çalışmasında evre
IIIA’da neoadjuvant kemoterapi ile sağkalım avantajı sağlanamamıştır [140]. Çok önemli iki çalışmadan biri olan
Intergrup çalışmasında neoadjuvan kemoradyoterapi ile
neoadjuvan kemoradyoterapi sonrası cerrahi karşılaştırılmıştır [163]. Üç yıllık sağkalımda 2 grup arasında anlamlı
bir fark gözlenmez iken, hastalıksız sağkalım neoadjuvant
grup lehine sonuçlanmıştır. EORTC çalışmasında neoadjuvan kemoterapiye yanıt alınan olgularda cerrahi ile radyoterapi karşılaştırılmıştır [166]. İki grup arasında 5 yıllık
genel ve hastalıksız sağkalım açısından fark gözlenmemiştir. Cerrahi ancak neoadjuvant kemoterapi ile “down stage” olan olgularda sağkalımı uzatmıştır (5 yıllık sağkalım;
down stage olan olgularda % 29, olmayan olgularda % 7,
p=0,0009). Bu çalışmadan çıkan diğer önemli bir sonuç
da; pnömonektomi uygulanan olgularda lobektomiye göre
belirgin bir sağkalım dezavantajına neden olduğunun gös22
terilmesidir (5 yıllık sağkalım; lobektomide % 27, pnömonektomide % 12, p=0,009).
Sonuç olarak; N2 olgularda neoadjuvan KT sonrası
“down stage” gözlenirse cerrahi uygulanması yönünde
görüş birliği vardır. “Down stage” olmayan olgularda
cerrahinin yeri tartışmalıdır ve pnömonektomi gerektiren olgularda yüksek mortalite riski nedeniyle cerrahiden kaçınılmalıdır. Bulky N2’si olan olgularda uygun
tedavi seçeneği kemoradyoterapidir.
Tam rezeke olgularda postoperatif torasik RT lokal nüks
riskini azaltmak amacıyla uygulanmalıdır [165]. Neoadjuvant kemoterapiye yanıt alınmış ve opere olmuş olgularda
aynı protokole adjuvant olarak 2-3 kür daha devam edilmelidir.
Önceki evrelerde belirtildiği gibi, rezeke edilen Evre
IIIA olgularda da adjuvan kemoterapi uygulanması konusunda güçlü deliller bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda
tamamlanacak çalışmalar konuya netlik kazandıracaktır
[131-137].
EVRE IIIB’de tedavi
Rezeksiyon potansiyeli olan T4 N0-1 M0 olgularda
(süperior vena kava, sol atrium, vertebra cismi, ana karina,
distal pulmoner arterin minimal tutulduğu seçilmiş olgular) 2-3 kür sisplatin bazlı sistemik indüksiyon KT’si uygulandıktan sonra, primer tümörde küçülme varsa cerrahi
tedavi yönünden tekrar değerlendirilir. Stabil ya da progresyon varsa, radikal torasik RT veya eş zamanlı kemoradyoterapi programına alınır. Cerrahi için uygun olmayan ve
performans durumu ECOG 0-1, Evre IIIA ve IIIB olgularda ardışık ya da eş zamanlı kemoradyoterapi uygulanır.
KT + RT kombine modellerde sisplatin bazlı kombinasyon
rejimleri kullanılmalıdır [131].
Ardışık kemoradyoterapi uygulamasında önce 2-3 kür
sisplatin bazlı KT verilmekte, daha sonra radikal torasik
RT uygulanmaktadır. Randomize çalışmalarda bu yaklaşımın tek başına RT’ye göre sağkalımı arttırdığı gösterilmiştir [168-171]. Eş zamanlı kemoradyoterapi uygulamasında ise KT ile RT’ye aynı zamanda başlanılmaktadır
[172-174]. Kemoterapi günlük, haftalık ya da 3 haftalık
periyodlarla uygulanmaktadır. Hem RT’nin lokal kontrol,
hem de KT’nin sistemik etkinliğinden eşzamanlı olarak yararlanılan bu uygulama şekli ile randomize çalışmalarda tek
başına RT’ye oranla anlamlı oranda sağkalım avantajı elde
edildiği gösterilmiştir. Eş zamanlı uygulama ardışık uygulamaya göre sağkalım avantajı daha fazla olmasına karşın,
daha toksik bir uygulama şeklidir. Bu nedenle seçilmiş hastalarda ve gerektiğinde yatak desteği ve iyi bakım koşulları
sağlanabilecek merkezlerde tercih edilmelidir.
KHDAK’de KT’nin etkinliğinin sınırlı olması ve malign plevral sıvı birikiminin uzun süre devam etmesinin
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
akciğer ekspansiyonunu güçleştirmesi nedeniyle bu hasta
grubunda semptomatik sıvının lokal kontrolü öncelik taşımaktadır. Semptomatik ya da belirgin sıvısı olan hastalarda
eğer kontrendikasyon yoksa drenaj sonrası plöredez yapılmalıdır [175,176]. Karnofsky performans durumu (KPD)
60 altında olan (ECOG 2-4) olgularda destek tedavi , KPD
60’ın üzerinde ya da ECOG 0-1 olanlarda KT düşünülmelidir. Çok az sıvısı olan hastalarda hemen KT’ye başlanabilir. Malign plevral effüzyon nedeniyle T4 olan olgularda
bronş obstrüksiyonu ve atelektazi varsa önce obstrüksiyonu gidermek amacıyla palyatif dozlarda eksternal torasik
RT veya endobronşiyal girişimler düşünülebilir.[175]
Vena kava süperior sendromu varsa deksametazon (16
mg / gün) diüretik ile birlikte başlanır ve patoloji sonucu
beklenir. Patoloji sonucuna göre RT planlanır. Genel durumu bozuk veya sıkıntısı fazla olan hastalarda acil RT yapılabilir.Üç trakeal halka ile sınırlı karina tutulumu olan T4
N0-1 olgularda trakeal “sleeve” pnömonektomi yapılabilir.
Postoperatif RT ile desteklenir. Cerrahi düşünülmeyen olgularda hastaya göre sadece RT ya da kemoradyoterapi uygulanır.Aynı lobda satellit lezyon saptanan olgularda uzak
organ metastaz taraması ve mediastinoskopi yapılmalıdır.
Aynı lobda satellit lezyon nedeniyle T4N0-1 M0 olan olgulara cerrahi uygulanması önerilir. [175,176]
tamamlanabilir. Semptom oluşturan primer tümöre (göğüs
ağrısı, disfaji, nefes darlığı, hemoptizi gibi) palyatif RT uygulanabilir. Performans durumu 0-2 olan seçilmiş olgularda ikincil seri KT düşünülebilir [154-159].
Genel olarak en uygun sisplatin dozunun 3 haftada
bir, 75-80 mg/m² şeklinde olduğu, daha yüksek sisplatin
dozlarının ek yarar sağlamadığı, ancak toksisiteyi arttırdığı
gösterilmiştir [190,191].
Palyatif RT endikasyonları; primer tümöre bağlı ağrı,
süperior sulkus tümörleri, total atelektazi, kemik, beyin
metastazı ve spinal kord kompresyonlarıdır. Beyin metastazlı olgularda kortikosteroid önerilir ve RT başladıktan
sonra azaltılarak kesilir.[191]
Genel durumu iyi, beyinde tek metastazı olup primeri
kontrol altında olan semptomatik hastalarda önce cerrahi /
radyocerrahi, daha sonra RT düşünülür [192].
Akciğerdeki tümör operabl (evre I ve II), başka organ
metastazı yok ve beyinde tek metastaz varsa, önce beyine
cerrahi / radyocerrahi, daha sonra primer tümöre yönelik
cerrahi planlanır .Akciğerdeki tümör operabl (evre I ve II),
başka organ metastazı yok ve izole sürrenal metastazı varsa,
hem sürrenale hem de primer tümöre cerrahi tedavi uygulanabilir. Bu nedenle tek taraflı sürrenal bezde metastaz
şüphesi varsa biyopsi gereklidir. [192]
EVRE lV’de tedavi
YAŞLI KHDAK’LI HASTALARDA TEDAVİ
Evre IV KHDAK’de mevcut tedavi olanaklarının hiçbirisi ile kür sağlamak mümkün değildir. Temel tedavi
yaklaşımı sisplatin bazlı kombinasyon kemoterapisidir
[168,177-185]. Ancak KT uygulamasında amaç semptom
kontrolü ile progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalımda
uzama elde etmeye yöneliktir.
Randomize kontrollü çalışmalarda seçilmiş olgularda (PS; ECOG 0-1 olan, son 3 ayda % 5, son 6 ayda %
10’dan daha az kilo kaybı olan olgular) sisplatin bazlı sistemik KT’nin en iyi destek bakıma göre sınırlı, fakat anlamlı
düzeyde sağkalım avantajı ve yaşam kalitesinde düzelme
sağladığı gösterilmiştir [131,179,183]. Performans durumu ECOG 2 olan olgularda sisplatin bazlı kombinasyonların destek tedavisine göre üstünlük sağlamadığı yönünde
yayınlar vardır [153,184,185]. Yaşı 70 üzerinde seçilmiş
olgularda tek ajanlı kemoterapinin, destek tedaviye üstün
olduğu yönünde çalışmalar da vardır [186,187].
Evre IV hastada kombine KT verilecekse tedavi hastanın performans durumunun iyi olduğu sırada verilmelidir.
Karnofsky performansı 60’dan yüksek, ECOG 0 - 1 olan,
kemik iliği ve böbrek fonksiyonları normal olan hastalarda
2 kür KT yapılır ve değerlendirilir. Objektif yanıt alınan
(tam veya kısmi yanıt) ya da yaşam kalitesi bozulmayan
stabil hastalıkta 2 kür daha KT verilir [178]. Ancak her
KT sonrası tümör boyutu küçülen olgularda tedavi 6 küre
Her ne kadar 70 yaş sınır kabul edilse de, yaşlı hastanın
doğru tanımı bilinmemektedir. Kronolojik yaştan ziyade
kişinin biyolojik yaşı önemlidir. Sadece yaş, tedaviye tolerabilite veya sonuç hakkında oldukça belirsiz bir prognostik kriterdir. Hastanın performans durumu ve eşlik eden
hastalıkları daha önemlidir.[193]
Erken evre KHDAK’de (Evre I-II) cerrahi, yaşlılarda da
bir tedavi seçeneğidir. Performans durumu iyi, yeterli kardiyak ve pulmoner kapasitesi olan yaşlılarda standart cerrahi tedavi yaklaşımı uygundur. Sağ pnömonektomide, peroperatuvar mortalite oranları yüksek olduğu için hastalar
dikkatle seçilmelidir. Eğer hastalar cerrahi tedaviyi kabul
etmiyor ya da kardiyak / pulmoner kapasite düşüklüğü nedeniyle opere edilemiyorsa torasik RT alternatif bir tedavi
yöntemi olabilir. Erken evre KHDAK’de radyoterapiye kemoterapi eklenmesinin yararlı olabileceği konusunda veri
yoktur. Ayrıca, bu hasta grubunda radyoterapi ile sınırlı
cerrahi rezeksiyon etkinliğini karşılaştıran randomize veri
de yoktur.[193,194]
Lokal ileri evre KHDAK (evre IIIA-IIIB) olan olgular
genellikle sadece RT veya kombine kemoradyoterapi ile tedavi edilirler. Performans durumu uygun olan, eşlik eden
hastalığı olmayan yaşlı hastalarda kombine yaklaşımın sadece radyoterapiye üstünlüğü gösterilmiştir. Kemoterapiye
uygun olmayan ya da iyi tolere edemeyen olgularda sadece
TORAKS DERGİSİ
AĞUSTOS 2006 • EK 2
23
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
radyoterapi alternatif olabilir. Erken dönem evre IIIA yaşlı
hastalarda cerrahi tedavi bir seçenek olabilir.[195,198]
Genel olarak, metastatik KHDAK’de sistemik kemoterapi, sadece destek tedavisine göre yaşam süresi ve kalitesi
açısından üstündür. Sistemik kemoterapi ile elde edilen
bu üstünlük platin bazlı kemoterapi kombinasyonları ile
sağlanmıştır. Bu strateji, iyi böbrek fonksiyonlarına sahip
yaşlı hastalar için de geçerli olabilir. Ancak, yaşlı hastaların
önemli bir kısmı platin bazlı tedavilere uygun değildir. Bu
durumda üçüncü kuşak kemoterapötiklerin tek ajan olarak
kullanılması en iyi alternatiftir. Palyatif RT, semptomatik,
metastatik KHDAK’li yaşlı hastaların tedavisinde önemli
bir role sahiptir [193-195].
ENDOBRONŞİYAL TEDAVİ
Akciğer kanserli olgulara genellikle ileri evrede tanı
konulabilmekte ve % 50’sinden fazlasında santral havayollarında tutulum saptanmaktadır. Bu tutulum çoğu kere
trakea ve ana bronşun belirgin obstrüksiyonu şeklinde ve
intraluminal, ekstraluminal ya da kombine tiptedir. Olguların % 75’inde yaşamın son 6 haftasında yaşamı tehdit
eden dispne ortaya çıkmaktadır. Sınırlı rezerv durumunda lob bronşu obstrüksiyonları dahi ciddi dispneye neden
olabilmektedir. Masif hemoptizi de nadir görülmekle birlikte yüksek mortalite nedenidir. Öksürük ve tekrarlayan
enfeksiyonlar diğer önemli sorunlardır. Tüm bu nedenlerle
olguların yaklaşık % 20’sinde çoğu kere palyasyon amaçlı
endoskopik girişim gereklidir [196].
Günümüzde kullanılan endobronşiyal tedavi yöntemleri; Endotrakeal entübasyon, Rijit bronkoskopi, endobronşiyal balon dilatasyon, lazer, argon plazma koagülasyon
(APC), elektrokoter, kriyoterapi, stentler, fotodinamik tedavi (PDT) ve brakiterapi’dir [197,198].
Endotrakeal entübasyon; ciddi trakeal obstrüksiyon
varlığında ve bronkoskopik tedavi olanaklarının olmaması
durumunda ya da sınırlı obstrüksiyon varlığında bronkoskopiye destek amaçlı olarak kullanılabilir. Hem intraluminal hem de ekstraluminal obstrüksiyonlarda uygulanabilir.
Ancak kanama riski yüksektir ve zor entübasyon bir diğer
dezavantajdır [196].
Rijit bronkoskopi; dispne palyasyonunda en hızlı tekniktir ve havayolunun devamlılığının sağlanmasında etkilidir. Diğer terapötik yöntemlerin kullanılabilmesine
de olanak sağlar. Tümör-debulking, mekanik debridman,
stent yerleştirilmesi işlemleri yapılabilir. Yüksek risk, ciddi
kanama, geçici yarar dezavantajlarıdır [199,200].
Endobronşiyal balon dilatasyon; santral havayolları obstrüksiyonlarında sınırlı role sahiptir. Daha çok kısa
mesafedeki intraluminal stenozlarda yararı gösterilmiştir.
Stent yerleştirilmesine de katkıda bulunabilir. Akut kanama, geçici yarar dezavantajlarıdır [198].
24
Lazer; intraluminal lezyonlarda etkilidir. Rijit / fleksibl
bronkoskopla uygulanabilir. Nd-YAG, argon, KTP, CO2
lazer tipleri olmakla birlikte, santral havayolu lezyonlarında
Nd-YAG Lazer tercih edilir. Termal nekroz ve fotokoagülasyon etkisi vardır. Sıklıkla fotokoagülasyon etkisinden yararlanılır. Olguların % 90’ından fazlasında hızlı palyasyon
ve sağkalımda düzelme sağlar. Stent yerleştirilmesine hazırlık sağlar. Yüksek komplikasyon riski nedeniyle deneyimli
ekip gereksinimi, yüksek maliyeti ve kısa süreli palyasyon
sağlaması dezavantajlarıdır [200].
Argon plazma koagülasyon; temas olmaksızın elektrokoagülasyon sağlar. Sığ penetrasyon sağlaması lazere göre
dezavantaj olmakla birlikte perforasyon riski de düşüktür.
Özellikle hemostazlarda etkilidir. Uzamış debulking sağlaması dezavantajdır. Lazere göre ucuzdur. Yanık (< %40
FIO2), hemoraji, obstrüksiyon gibi komplikasyonlar görülebilir [198,200].
Elektrokoter; intraluminal, saplı, polipoid lezyonlarda
etkilidir. Rijit / fleksibl bronkoskopla uygulanabilmekle
birlikte, ciddi hemorajiye yol açabilmesi nedeniyle daha
çok genel anestezi altında rijit bronkoskop ile yapılması
önerilmektedir. Bakır snare forseps avantajı vardır. Olguların % 50-75’inde hızlı palyasyon sağlar. Stent yerleştirilmesine hazırlık için kullanılabilir. Lazer ve APC’ye göre
daha ucuz olması önemli avantajdır. Kısa süreli palyasyon
sağlaması, olası yanık riskine karşı yalıtılmış bronkoskop
kullanma zorunluluğu, elektrik çarpması, yanık, ciddi hemoraji gibi komplikasyonlarının olması önemli dezavantajlarıdır [198-200].
Kriyoterapi; intraluminal, polipoid lezyonlarda etkilidir. Rijit / fleksibl bronkoskopla uygulanabilir. Nitröz oksit
- N2O (-800) veya Sıvı nitrojen - LN2 (-1960) kullanılmaktadır. Super-cooling ve vasküler tromboz sağlar. Olguların % 75’nden fazlasında subjektif düzelme gözlenir.
Düşük maliyet ve düşük komplikasyon riski avantajlarıdır.
Ancak birden fazla girişim gerektirmesi, etkisinin geç başlaması nedeniyle acil durumlar ve santral havayolları için
ideal değildir [198,200,201].
Stentler; intraluminal / ekstraluminal, özellikle trakea ve
ana bronşlardaki obstrüksiyonlarda daha etkilidir. Silikon
ya da metalik stentler kullanılabilir. Silikon stentlerin; çıkartılabilir / değiştirilebilir olma, stent içine doğru büyüme
olmaması, düşük maliyet, düşük granülasyon dokusu oluşma riski gibi avantajlarının yanında, migrasyon / yerinden
çıkma, rijit bronkoskop gereksinimi, lümende mukus tıkacı oluşma riski gibi dezavantajları vardır. Metalik stentlerin
ise; uygulama kolaylığı, uyum rahatlığı, güçlü radyal baskı,
iyi epitelizasyon olması gibi avantajlarının yanında, kalıcı
olması, stent içine doğru yeniden büyüme (kaplı olmayan
stentler), migrasyon olasılığı (kaplı stentler), granülasyon
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
dokusu oluşumu, sekresyon klirensinde bozulma, bronş
duvarında nekroz, fistül, perforasyon gibi dezavantajları
vardır. Stentler kombine kullanıma uygundur. Lezyonun
tipine ve lokalizasyonuna göre stent modelleri geliştirilmiştir. Olguların % 80’inden fazlasında hızlı palyasyon sağlar
[196-198].
Fotodinamik tedavide (PDT); hematoporfirin deriveleri
(Photofrin) kullanılır. Erken evre yüzeyel epitelyal kanserlerde küratif olmakla birlikte, ileri evre akciğer kanserinin
palyasyonunda da etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır.
Bununla birlikte obtrüksiyonun ortadan kaldırılması yavaştır. Birden fazla girişim gerektirmesi, etkisinin geç başlaması
nedeniyle acil durumlar ve santral havayolları için ideal değildir. Maliyetinin yüksek olması, fototoksisite, hemoptizi ve
nekrotik materyal ile bronş obstrüksiyonu gibi komplikasyonlara rastlanması dezavantajlarıdır [196-201].
Brakiterapi; direkt lümen içine RT uygulamasıdır. Tek
başına kullanılabileceği gibi eksternal RT, debulking veya
stent sonrası tamamlayıcı ya da kombine olarak da uygulanabilir. Küratif amaçlı olarak tercih edilen doz 15-25
Gy’dir. Olguların % 60’ından fazlasında dispne palyasyonu
sağlar. Masif hemoptizide etkilidir ve ideal doz 15 Gy’dir.
En önemli komplikasyon %8 oranında görülen fistüldür
[196,199,200].
Sonuç olarak; santral havayolları tutulumunda palyasyon amaçlı endobronşiyal tedavi uygulanacak ise, intraluminal obstrüksiyonlarda öncelikle lazer tedavi düşünülmelidir, elektrokoter, argon plazma koagülasyon, kriyoterapi,
fotodinamik tedavi de diğer alternatif seçeneklerdir. Ekstrensek kompresyonun olduğu ekstraluminal obtrüksiyonlarda stentler tek seçenektir. İntramural büyümenin
de olduğu mikst tipteki obstrüksiyonlarda ise tüm tedavi
yöntemleri uygulanabilmekle birlikte, brakiterapi, fotodinamik tedavi öncelikle düşünülmelidir. Masif hemoptizi
palyasyonunda hava yolu açıklığının sağlanması ve erken
bronkoskopi önemlidir. Argon plazma koagülasyonu öncelikle düşünülmelidir. Lazer, balon tamponad, bronşiyal
arter embolizasyonu, brakiterapi diğer alternatif seçeneklerdir [200,202].
KÜÇÜK HÜCRELİ DIŞI AKCİĞER KANSERLERİNDE
İZLEM
Akciğer kanserli hastaların izleminde birinci amaç
komplikasyonların saptanarak tedavilerinin yapılabilmesi,
ikinci amaç ise ikincil primer akciğer kanserleri ya da sistemik nükslerin erkenden tespit edilerek uygun tedavilerinin
planlanabilmesidir.[203]
Küratif tedavi uygulanan ve uzun süreli yaşam şansı
olan olgularda, ikincil primer akciğer kanseri veya sistemik
nükslerin tespit edilmesinden sonra yapılabilecek etkin tedavinin çoğu hastada mümkün olmaması ve çoğu nükslerin
TORAKS DERGİSİ
semptom sonrası tespit edilmesi nedeniyle yoğun bir izlem
programına gereksinim olmadığı söylenebilir [204-205].
Opere olgularda, radikal tedavi sonrası 2 yıl süreyle,
üç ayda bir, 3. yıl altı ayda daha sonra yılda bir kez izlem
önerilir. İzlemde semptom, fizik muayene ve direkt akciğer
grafisi ile hasta değerlendirilir, semptom varsa laboratuvar
ve ileri radyolojik yöntemlere başvurulur. Toraks BT, abdominal BT, beyin BT / MRG, kemik sintigrafisi, bronkoskopi, PET / BT, tam kan sayımı ve rutin biyokimyasal
tetkikler, karaciğer fonksiyon testleri de dahil olmak üzere
hastanın semptomlarına göre endikasyon varsa yapılmalıdır.[206]
Evre IIIB olgularda, radikal tedavi sonrası 2 yıl süreyle
3 ayda bir, palyatif tedavi sonrası ise semptom olursa izlem
önerilir.Evre IV olgularda, hasta ve yakınlarıyla iletişim
kurulur. Hastanın semptom varlığına göre izlem yapılır ve
semptom yoksa hasta 3 ayda bir izlenir.[207]
7.2. Küçük hücreli akciğer kanserlerinde tedavi
yaklaşımları
Kemosensitif bir tümör olması nedeniyle temel tedavi
kemoterapidir. Sınırlı evre hastalıkta torasik RT’nin uygulanması lokal nüksü azaltır, yaşam süresini uzatır [208,209].
Sınırlı evre hastalarda, cerrahi tedavi şansına sahip olabilecek hasta sayısı oldukça az olduğundan, günümüzde
sınırlı evre KHAK’nin tedavisi, sistemik KT ve torasik RT
kombinasyonudur. Genel olarak RT’nin erken dönemde
KT’ye eklenmesi önerilmektedir Bugün için kabul gören
uygulama şekli, birinci veya ikinci kürden itibaren RT’nin
KT’ye eklenmesi ile eşzamanlı uygulanmasıdır [209-210].
Performansı ECOG 2’nin altında olan sınırlı hastalıkta
4 kür KT sonrası, 50 Gy torasik RT önerilir. Tam yanıt
varsa, koruyucu kraniyal ışınlaması (30 Gy / 15 fr) yapılır
[211,212].
Yeni tanı almış yaygın KHAK’li hastalar yüksek yanıt
oranı ve daha uzun progresyonsuz sağkalım sağlayan kombinasyon KT’leri ile tedavi edilmelidir. Radyoterapi ile
birlikte uygulama açısından en uygun kombine KT rejimi
olarak sisplatin / etoposid (PE) önerilmektedir [211]. Carboplatin / etoposid, PE kadar etkindir, ancak miyelosupresyon etkisi biraz daha fazladır [213].
Performansı iyi olan Evre IA olgularda, cerrahi tedavi
sonrasında 4 kür KT önerilir. KT sonrası torasik RT tartışmalıdır. Tam rezeke edilen olgularda koruyucu kraniyal
ışınlama uygulanır [211,212].
Yaygın evre KHAK tedavisinde en sık kullanılan KT
rejimleri sisplatin / etoposid, carboplatin / etoposid ile siklofosfamid, doksorubisin ve vinkristinden oluşan CAV rejimidir. Bunlardan sisplatin / etoposid rejimi miyelosupresyon, nörolojik ve kardiyak yan etkilerinin azlığı nedeniyle
ön plana çıkmakta ve bir çok merkezde standart tedavi ola-
AĞUSTOS 2006 • EK 2
25
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
rak uygulanmaktadır. Yüksek doz kemoterapi [213,215,216,217), idame tedavisi, alternan kemoterapi [218], konsolidasyon kemoterapisi [219,220] uygulamalarının standart
uygulamaya bir üstünlüğünün olmadığı gösterilmiştir.
Yaygın hastalıkta 2 kür KT uygulanır. Yanıt varsa 4-6
küre tamamlanır. Yaygın hastalıkta tam yanıt varsa, sınırlı
hastalıktaki gibi torasik RT ve koruyucu kraniyal ışınlama düşünülebilir. Lokal semptomlar varsa, toraksa palyatif
dozlarda RT uygulanır ve izlenir. Perikardiyal ve plevral sıvı
varlığında, semptom varsa KT önerilir. Yanıt yoksa, plöredez, şant veya fenestrasyon uygulanır.[220]
YAŞLI KHAK’Lİ HASTALARDA TEDAVİ
Yaşlı hastalarda tedaviye karar verirken hastalık ve hastaya ait spesifik kriterler dikkate alınmalıdır. Tek başına
yaş, standart tedavinin kontrendikasyonu değildir. Eşlik
eden hastalıklar (özellikle kardiyopulmoner) ve yaşa bağlı
değişiklikler (inkontinans, demans, depresyon, deliryum)
önemlidir. Küçük hücreli akciğer kanserinde cerrahi tedavinin endikasyon veya kontrendikasyonları genç hastalardan farklı değildir. Yaş dikkate alınmadığında sınırlı
evre KHAK’de standart yaklaşım kemoradyoterapidir. Bu
konuda yapılmış iki meta-analizden birinde, genç hastalarda kemoterapiye radyoterapi ilavesinin yararının olduğu
gösterilmiştir. Yaşın artması ile kemoterapiye radyoterapi
ilavesi ölüm riskinde rölatif artışa neden olmaktadır (> 70
yaş için RR 1,07, < 70 yaş için RR 0,72 ). Sınırlı KHAK’li
yaşlı hastalarda KT + RT ile sadece KT’yi karşılaştıran randomize faz III çalışma halen yoktur. Siu ve arkadaşları, 608
sınırlı KHAK’li olguda çok değişkenli analizde yaşın prognostik öneminin olmadığını göstermişlerdir [221].
Performansı iyi ve eşlik eden hastalığı nedeniyle kemoterapiye engel bir durum yoksa ardışık kemoradyoterapi
programı uygulanabilir. Tam yanıt alınan olgularda koruyucu kraniyal ışınlama uygulanabilir.Performansı iyi olmayan ya da eşlik eden hastalığı tam doz KT‘yi engelliyorsa,
azaltılmış doz kombine kemoterapi ya da tek ajan kemoterapi alternatif olabilir. Tedaviyle performans düzeliyorsa
ardışık olarak RT uygulanabilir.[222]
Yaygın KHAK’li hastalarda, hematolojik toksisite riski
genç hastalara göre artmış olmasına rağmen yaş tek başına,
kombinasyon KT’sine engel değildir. Carboplatin-etoposid yaşlı hastalarda en uygun iki ilaçlı kombinasyon olarak
görülmektedir. Eşlik eden hastalığı olan ve performans durumu ECOG > 1, standart KT’ye uygun olmayan yaygın
KHAK‘li olgularda yapılan faz III çalışmalarda kombine
KT, tek ajan etoposidden daha üstün çıkmıştır [221]
KÜÇÜK HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİNDE İZLEM
Tedavi sonrası yanıt alınan olgularda 2 yıl süreyle 3 ayda
bir, üçüncü yıl 6 ayda bir, sonraki yıllarda yılda bir kez izlem
önerilir. İzlemde semptom, fizik muayene ve direkt radyog26
rafiyle hasta değerlendirilir, semptom varsa laboratuvar ve
ileri radyolojik yöntemlere başvurulur. Toraks BT, abdominal BT, beyin BT / MRG, kemik sintigrafisi, bronkoskopi,
tam kan sayımı ve rutin biyokimyasal tetkikler, karaciğer
fonksiyon testleri de dahil olmak üzere hastanın semptomlarına göre endikasyon varsa yapılmalıdır.[203,220]
8. AKCİĞER KANSERLERİNDE DESTEK
TEDAVİSİ
Hastanın yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan destek tedavisi, tanıdan ölüme kadar geçen sürede hastaya
yapılan optimal ağrı tedavisi, dengeli beslenme, psiko-onkolojik bakım ve sosyomedikal yardımların toplamıdır. Bu
nedenle, destek tedavisi sadece semptom ortaya çıkınca
başvurulan değil, tüm hastalık süresince yapılması gereken
bir tedavi şeklidir. İlerlemiş akciğer kanserinde hastalar en
sık ağrı, nefes darlığı, öksürük, hemoptizi, iştahsızlık ve
kilo kaybı, kolay yorulma ve halsizlik, uyku problemleri,
sürekli endişe hali veya enerji azlığından şikayet etmektedirler [222]. Bu bölümde aşağıdaki başlıklar altında hastalara yaklaşım belirtilmiştir.
8.1. Dispne
Akciğer kanserlerinde dispne nedenleri
1. Akciğerlere ilişkin:
• Endobronşiyal tümör; Obstrüksiyon, kollaps
• Ekstrabronşiyal tümör; Kompresyon, kollaps
• Diffüz parankimal infiltrasyon:
o Kanserle ilişkili; Bronkoalveoler hücreli kanser, lenfanjitis karsinomatoza
o Tedaviyle ilişkili; İlaca bağlı pnömonitis, radyasyon
pnömonisi, cerrahi rezeksiyon
• Plevra ve perikardiyal kalınlaşma, effüzyon
• Mediasten; Vena kava süperior sendromu, frenik sinir
paralizisi
2. Kansere bağlı genel etkiler: Anemi, halsizlik, ağrı ,
anksiyete
3. Eşlik eden durumlar: KOAH, kalp yetmezliği, enfeksiyon, asit
Hastalar anksiyete içinde olup nefes darlığı hissedebilirler. Bu nedenle nefes darlığı tanımlayan hastalara gerekli
güven verici yaklaşımların yapılması gerekir. Nefes darlığının nedeni olarak endobronşiyal obstrüksiyon saptanırsa, lazer, kriyoterapi, koagülasyon, brakiterapi gibi endobronşiyal yöntemlerle tedavi edilmelidir. Masif plevral
sıvı birikimi durumunda sıvının boşaltılması ve plöredez
yapılabilir. İlaçlara veya radyoterapiye bağlı pnömonitisde kortikosteroidler fayda sağlar. Hastaların çoğunda altta
varolan kronik obstrüktif akciğer hastalığı nefes darlığına
neden olabilir. Bronkodilatör ilaçlarla tedavi yapılmalıdır.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
Tüm çabalara rağmen geçmeyen nefes darlıklarında opiatlar fayda sağlayabilir.[223]
Santral hava yolundaki lezyonlara bağlı kanamaların
tedavisinde,
8.2. Plöredez
• Argon plazma koagülasyonu
• RT (eksternal ya da internal)
• Nd-YAG Lazer
• Koterizasyon
• Balon tamponlu kateter
• Bronşial arter embolizasyonu uygulanabilir. [225]
Plöredez, sistemik kemoterapinin yapılamadığı ya da
başarısız olduğu olgularda, plevral sıvı birikimine bağlı ağrı,
dispne, öksürük gibi semptomları olanlarda, sık aralıklarla
aspirasyondan sonra sıvının tekrarlaması veya aspirasyon
aralarının kısa süreli olması durumunda uygulanmalıdır.
Asemptomatik, mediastenin sıvı tarafına kaydığı, beklenen
yaşam süresinin 1-2 aydan daha az olduğu, akciğerin reekspanse olmadığı durumlarda uygulanmamalıdır. Kemosensitif tümörlerde ilk yaklaşım kemoterapi olmalı, yanıt
alınamazsa plöredez tedavi seçeneği olmalıdır. Plevral effüzyon pH’sı ve glükoz düzeyi düşük olanlarda plöredezin
başarı şansı düşüktür. Plöredez amacıyla talk veya bleomisin kullanılabilir [223].
8.3. Halsizlik ve yorgunluk
Akciğer kanserindeki halsizlik ve yorgunluğun nedenleri; tümörün kendisi, evresi, tedavi şekilleri, anemi, enfeksiyonlar veya metabolik anormallikler olabilir [224].
Tedavide enfeksiyonun kontrolü, metabolik anormalliklerin düzeltilmesi ve kan transfüzyonu ile sonuç alınabilir.
8.4. İştahsızlık ve kaşeksi
İstahsızlık ve kaşeksi nedenleri:
1.Kanserin lokal etkileri; gastrointestinal obstrüksiyon vb.,
2.Malign hastalığın sistemik etkileri; iştah azalması, artmış
bazal metabolizma hızı,
3.Kanser tedavisinin lokal ve sistemik etkileri,
4.Tat alma duyusunda değişiklikler, ağız kuruluğu, bulantı
ve kusmadır.
Tedavide oral, sık aralıklarla ve az miktarda alınan
öğünler aracılığıyla nütrisyonel durum düzeltilmeli ve beslenme desteği sağlanmalıdır. Bu amaçla progesteron preperatları (medroksiprogesteron asetat, megesterol asetat),
kortikosteroidler, prokinetik ajanlar (metoklopromid vb.)
kullanılabilir [224].
8.5. Hemoptizi
Tümör içine kanama, pulmoner ven ve artere invazyon,
kemoterapi komplikasyonu olarak gelişen trombositopeni,
koagülasyon anormallikleri, enfeksiyonlar ve fungal hastalıklar hemoptiziye neden olabilir [223,225].
Masif hemoptizi tedavisinde; hava yolu açıklığı sağlanmalı, kanamanın lokalizasyonu belirlenmeli ve hasta kanamanın olduğu taraf altta kalacak şekilde yan yatırılmalıdır. Destek tedavisi (volüm kaybı tamamlanmalı, oksijen
ve antitussif tedavi verilmeli) sağlanmalıdır. Hızlı şekilde
kanama kontrol edilmeli, asfiksi gelişiyorsa entübasyon ve
rijit bronkoskopi uygulanmalıdır.
TORAKS DERGİSİ
8.6. Öksürük
Endobronşiyal tümör, perikardiyal invazyon, vokal kord
paralizisi ve aspirasyon ya da radyasyon pnömonisi, lenfajitis karsinomatoza veya kemoterapi sonucu gelişen interstisyel hastalığa bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ayrıca postnazal
akıntı, astım veya gastroözefajiyal reflü sonucunda öksürük
ortaya çıkabilir. Tedavide öksürük etyolojisinde rol oynayan faktörün üzerine gidilmelidir. Dirençli olgularda antitussif ilaçlar ve kortikosteroid kullanılabilir.[223]
8.7. Ağrı
Kanserle ilişkili en sık karşılaşılan semptom ağrıdır.
Kanser ağrısının tedavisinde analjezik kullanımında iki
anahtar kavram “saatinde ilaç” ve “ basamak yöntemi”dir
[226].
Kanser ağrısında basamak tedavisi:
1. Basamak (orta şiddetli ağrılarda)
Analjezik (Aspirin veya parasetamol veya vb) ± Adjuvan
ilaç
2. Basamak (şiddetli ağrılarda)
Zayıf opioid + Antipiretik analjezik ± Adjuvan ilaç
3. Basamak (çok şiddetli ağrılarda)
Güçlü opioid + Antipiretik analjezik ± Adjuvan ilaç
Kanser ağrısının tedavisi yaklaşık olarak % 80 farmakolojik, % 20 non-farmakolojik yöntemlerle sağlanır. Akciğer
kanserli hastaların ağrısının tedavisi için uygulanmış olan
tüm medikal tedaviye rağmen istenilen ağrı palyasyonu
sağlanamayan hastalarda non-farmakolojik yöntemler tercih edilen yaklaşımlardır. Non-farmakolojik yöntemleri iki
grupta inceleyebiliriz [226,227]:
Non-invaziv metodlar: Düzenli aktivite ve uzamış immobilizasyondan kaçınma; Fizik tedavi (Fizik/uğraşı tedavi
modelleri); Psikolojik teknikler (Psikolojik eğitim-öğretim
ve kognitif davranışsal tedaviler); Tamamlayıcı metodlar
(Bazı nötrasötikler, akupunktur, vücut çalışması).
İnvazif metodlar: Anestezik teknikler (Nöroaksial infüzyon, Sinir blokları, Nörostimülasyon teknikleri); Cerrahi
teknikler (Nöroliz, Kordotomi, Myelotomi, Talamatomi)
Oral ya da parenteral opiad uygulaması doğru bir şekilde
yapılmasına rağmen, ağrı kontrolü sağlanamadığında spinal
analjezi (epidural, intratekal) ve daha sonra da nörolitik bloklar, nöroablativ girişimler ve nörostimulasyon gibi metodlar
AĞUSTOS 2006 • EK 2
27
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
uygulanır .İnvaziv girişimler içinde opioid uygulanmasında
subkütan infüzyon ve spinal opioid infüzyon sistemleri kullanılabilir. Ayrıca lokal anestezikle somatik ve sempatik bloklar veya alkol veya fenolle nörolitik bloklar (Çöliak pleksus
nörolitik bloğu, lumbar sempatik nöroliz, rizolisis, epidural
ve subaraknoid nöroliz) uygulanan diğer yaklaşımlardır. Nöroaugmentatif yöntemler olarak intra-spinal analjezik infüzyon sistemleri ve spinal kord veya periferik sinir stimulasyon
sistemleri kullanılır. Nörodestrüktif yöntemler içinde kordotomi, pituiter alkol ablazyonu, rizotomi, çöliak pleksusun
cerrahi ablazyonu ve myelotomi sayılabilir. Nöral elemanlara
basıyı kaldırmak ve stabilizasyon yöntemi uygulanan diğer
tedavi yaklaşımları arasında yer alır [226,227].
Sonuç olarak, ağrı tedavisinde hastanın genel ve psikiyatrik durumu ayrıntılı olarak gözden geçirilmelidir.
Ayrıca hastanın yaşam beklentisi, ağrının tipi, uygulanan tedaviye yanıtı detaylı olarak değerlendirmeli ve
hasta ile yakınları eğitilmelidir.
8.8. Kemik metastazı
Kansere bağlı kemik ağrıları hastaya en fazla sıkıntı veren ve yaşam kalitesini düşüren bir durumdur. Tedavide ağrı
kesici ilaçların kullanımıyla beraber RT, KT, radyoizotop tedavisi, patolojik kırıklarda artroplasti, total kalça replasmanı, intramedüller çivi uygulaması, plaka ile fiksasyon, posterior veya anterior fiksasyon gibi cerrahi tedavi yöntemleri
hastanın durumuna göre devreye sokulmalıdır.Analjezikler
(NSAİİ’ler), kalsitonin, bifosfonatlar ve morfin türevleri
ağrıların azaltılmasında kullanılabilecek ilaçlardır. Medikal
tedaviye alternatif yöntemler; sinir blokları, intraspinal ilaç
uygulaması ve perkütan kordotomidir [227].
8.9. Rehabilitasyon
Kanser rehabilitasyonunun amacı, hastanın kalan yaşam
süresini fiziksel ve psikososyal yönden maksimum derecede fonksiyonel geçirmesini sağlamaktır. Rehabilitasyonda
dikkat edilmesi gereken noktalar, banyo ve duş alma, ağız
bakımı, hastanın hareketi-pozisyon değişimi, psikososyal
destek gibi konulardır [223].
8.10. Febril nötropeni
Akciğer kanserli hastalarda, diğer solid organ malignitelerinde olduğu gibi infeksiyon riski artmıştır. Periferik
kanda polimorfonükleer lökosit (PNL) ve bant nötrofillerin mutlak değerinin 500 / mm3’ün altına düşmesi olarak
tanımlanan nötropeni, bu durumun en önemli nedeni olarak bilinir.Kanserli hastalarda infeksiyon eğilimine yol açan
nötropeni dışındaki diğer risk faktörleri ise; hücresel immünite disfonksiyonu, humoral immünite disfonksiyonu,
anatomik bariyerlerde hasar, santral sinir sistemi disfonksiyonu, çeşitli medikal girişimler olarak sayılabilir. Nötropenik hastalarda, infeksiyon nedeni mikroorganizmaların en
28
önemli kaynağı hastaların endojen floralarıdır. Hastaneye
yatan hastaların önemli bir kısmı yatışı takiben ilk bir hafta
içinde hastane mikroflorasındaki mikroorganizmalarla kolonize olur. Bu kolonizasyon altta yatan hastalığın ciddiyeti
ile doğru orantılı olarak artar.Nötropeninin şiddeti ve süresi infeksiyon riskini belirgin olarak etkilemektedir. Bu nedenlerle nötropeninin tanımı; nötrofil düzeyi 500 / mm3
altında olan veya nötrofil düzeyi 500-1000 / mm3 arasında
olup, 48 saat içinde 500 / mm3 altına düşmesi beklenen
durumlar olarak tanımlanır. Ayrıca, nötropenik hastalarda infeksiyon gelişme olasılığını derin nötropeni (nötrofil
düzeyi < 100 / mm3), nötrofil düzeyinin hızlı düşüşü, nötropeni süresinin 10 günün üzerinde olması belirgin olarak
etkilemektedir. Hastaların değerlendirilmesinde kullanılacak lökosit ve nötrofil sayımı doğrudan formülden gözle
sayılarak yapılmalıdır.[228]
Oral ve aksiller tek sefer 38,3 ºC ve üstü veya bir saat
süreyle 38,0-38,2 ºC arası sıcaklık ölçümü ateş olarak tanımlanmıştır. Nötropenik hastada ateş aksi ispatlanana kadar infeksiyöz kabul edilmelidir.
Febril nötropenik hastada tanı yöntemleri: Öykü ve
fizik muayenede lokalize ağrı, deri döküntüsü, ishal, öksürük mutlaka sorgulanmalıdır. Fizik muayenede incelenmesi gereken bölgeler periodonteum, farenks, oral mukoza,
akciğerler, perine, anüs, deri (kateter giriş bölgesi, enjeksiyon bölgeleri, tırnak yatakları) ve göz dibidir. Tam kan
sayımı, rutin biyokimya testleri, kan kültürü (varsa eş zamanlı kateter kültürü), idrar kültürü, hastanın semptom ve
bulgularına göre klinik mikrobiyolojik inceleme için kültür örnekleri (balgam, dışkı, beyin omurilik sıvısı) alınmalıdır. Radyolojik bulgular ve klinik seyir infeksiyon etkeninin tahmini konusunda bilgi verir. Akciğer radyografisinin
normal olduğu olgularda yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı
tomografinin yeri vardır. Plevral sıvı varlığında bu sıvının tetkiki unutulmamalıdır. Gerekli durumlarda invaziv
yöntemlere başvurulmalıdır. Bronkoskopi ile alınan bronş
lavajı, bronkoalveoler lavaj, korumalı fırça, transbronşial
biyopsi kullanılabilir. Posteroanterior ve lateral akciğer radyografisi, paranasal sinüs radyografisi, toraks, batın, beyin
BT’leri, USG, MRG gibi radyolojik tanı yöntemleri gerekli durumlarda kullanılabilir.[228]
Febril nötropenide tedavi yaklaşımı: Ampirik antibakteriyel tedavide “Infectious Disease Society of America
(IDSA)” tarafından esas olarak 3 alternatif rejim önerilmektedir.
1. Monoterapi (tekli) antibiyotik tedavisi: Bu amaçla bir
3. veya 4. kuşak sefalosporin (seftazidim, sefepim) ya da bir
karbapenem türevi (imipenem, meropenem) veya antipsödomonal etkili bir beta-laktam / betalaktamaz inhibitör
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
kombinasyonu (sulbaktam-sefoperazon, tazobaktam-piperasilin) kullanılabilir.
2. Aminoglikozid-antipsödomonal beta-laktam kombinasyonu (duoterapi): Bir aminoglikozid antibiyotikle, yukarıda sayılan beta-laktam antibiyotiklerden biri veya geniş
spekturumlu bir penisilin (mezlosilin, piperasiglikopeptid antibiyotiklin), tikarsilin-klavulanat veya azteronamın
kombine halde kullanılmasıdır.
3. İlk iki tedaviye glikopeptid antibiyotik eklenmesi: Başlangıçtaki ampirik tedaviye glikopeptid antibiyotik (vankomisin, teikoplanin) eklenmesinin hastalardaki mortaliteyi etkilemediği gösterilmemiştir. Buna karşılık beklenen
ağır nötropeni süresi 10 günden fazla olan hastalarda ek
olarak ağır mukozit, önceden uygulanmış kinolon profilaksisi, belirgin kateter infeksiyonu ve hipotansiyon varsa
ampirik tedaviye bir glikopeptid antibiyotiğin eklenmesi
önerilmektedir.
Başlangıçtaki ampirik tedavinin başarısı ilk 48-72 saatin sonunda değerlendirilmelidir. Ateşte düşme, genel
durumda ve nötropenide düzelme durumunda parenteral
antibiyotikler kesilerek yerine oral kinolon tedavisi (ofloksasin, siprofloksasin) veya 3. kuşak oral sefalosporin (sefiksim) başlanabilir [228].
8.11. Hiperkalsemi
Akciğer kanserinin seyrinde ortaya çıkabilecek metabolik bir değişikliktir. Hastaların serum albümin düzeyi ile
düzeltilmiş Kalsiyum değerleri hesaplanmalıdır. Tedavisinde normal salin (%0,9 serum fizyolojik ) solüsyonu ile iyi
hidrasyon ve 20-40 mg furosemid tedavisi gerekir. Kalsiyum
yüksekliği bu tedaviye cevap vermezse bifosfonat (klodronat
veya zolendranik asit) IV yavaş infüzyonu , kortikosteroid
(40-100 mg / gün prednizolon) denenebilir. Bifosfonat tedavisine alternatif olarak kalsitonin verilebilir.[223]
9. AKCİĞER KANSERİNDE YAŞAM
KALİTESİ DEĞERLENDİRMELERİ
Yaşam kalitesi; bireyin kendisi için önemli olan alanlarda doyum ve mutluluğudur. Sağlığa ilişkin yaşam kalitesi
ise, bireyin sağlığını etkileyen veya sağlığından etkilenen
yaşam alanlarındaki doyum ve mutluluğudur.
İleri dönem KHDAK’de kür şansı yoktur. Uygulanan
tedavilerin değerlendirilmesinde yanıt oranı veya sağkalım
süresi tek başına bir kriter değildir. Tedavinin amacı semptomların palyasyonu sonucunda yaşam kalitesinde düzelme
ve sağkalımın uzaması olmalıdır. Performans değerlendirmeleri için kullanılan Karnofsky ve ECOG hastaların sadece performansını değerlendirir. Tüm olarak yaşam kalitesini
değerlendirmede yetersizdir ancak yaşam kalitesi hakkında
bir fikir verir. Bu durumda yaşam kalitesinin sorgulanması
tedavinin palyatif etkisini ya da tedavi ile ilişkili sorunları
TORAKS DERGİSİ
değerlendirmede ve klinik gidişe karar vermede önemli bir
kriter haline gelmiştir. Ayrıca hastalara tedavinin getireceği
yarar ve zararları anlatırken hem hasta hem de hekim için
kolaylık sağlayacak bir araç olabilir. Bu nedenle birçok yaşam kalitesi anketleri geliştirilmiştir. Bunlar; EORTC QLQC30 (EORTC QOL-LC13 Lung Cancer Module), MOS
36–Item Short Form Health Survey (MOS SF-36), Functional Living Index Cancer (FLIC), Functional Assessment
of Cancer Therapy: (FACT-G v.4), Holmes’ Quality of Life
Index, Symptom Distress Scale (SDS), Therapy Impact
Questionnaire (TIQ), Daily Diary Card (Geddes), Lung
Cancer Symptom Scale (LCSS) gibi anketlerdir. EORTC
QLQ-C30 (EORTC QOL-LC13 Lung Cancer Module)
ve Lung Cancer Symptom Scale (LCSS) gibi anketlerin
Türkçe çevirileri yapılmıştır ve hasta takiplerinde kullanılabilmektedir. Özellikle ileri evre akciğer kanserli hastalarda
uygulanan tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde hastanın yaşam kalitesindeki artışın en önemli noktalardan biri
olduğu unutulmamalıdır [229-231].
KAYNAKLAR
1.
Spiro SG, Porter JC: Lung cancer-Where are we today? Current
advances in staging and nonsurgical treatment. Am J Respir Crit
Care Med 2002;166:1166-96.
2. Parkin GM, Pisani P, Ferlay J. Global cancer statistics. CA Cancer
J Clin 1999; 49: 33-64.
3. Jemal A, Thomas A, Murray T et al. Cancer statistics, 2002. CA
Cancer J Clin 2002; 52: 23-47.
4. Çelik İ. Akciğer kanserinde epidemiyoloji. In: Engin K,
Özyardımcı N; eds. Akciğer kanserleri. Tanı ve tedavide temel
ilkeler ve uygulamalar. İstanbul: Avrupa Tıp Kitapçılık Ltd. Şti.;
2001:50-56.
5. Postmus PE. Epidemiology of lung cancer. In: Fishman AP, Elias
JA, Fishman JA et al; eds: Fishman’s pulmonary diseases and
disorders. New York: McGraw Hill Companies; 1998:1707-19.
6. Kanser bildirimlerinin değerlendirilmesi 1993-1994. T.C. Sağlık
Bakanlığı Kanser Savaş Daire başkanlığı. Yayın no: 582, Ankara
1997.
7. Fidaner C, Eser SY, Parkin DM. Incidence in Izmir in 1993-1994:
first results from Izmir Cancer Registry. Eur J Cancer 2001;37:8392.
8. Halilçolar H, Tatar D, Ertuğrul G ve ark. Epidemiyoloji. In:
Akkoçlu A, Öztürk C; eds. Akciğer kanseri multidisipliner
yaklaşım. Toraks Kitapları, Ankara: Bilimsel Tıp Yayınevi;
1999:17-22.
9. İtil O. Akciğer kanserlerinin epidemiyolojisi ve etyolojisi. In:
Haydaroğlu A; ed. Akciğer kanserleri: Tanı ve tedavi. İzmir: Ege
Üniversitesi Basımevi; 2000:15-34.
10. Radzikowska E, Raszkowski K, Glaz P. Lung cancer in patients
under 50 years old. Lung Cancer 2001;33:203-11.
11. Çırak K, Tatar D, Özacar R, Halilçolar H. 40 yaş altı akciğer
kanseri olgularımız. XXI. Ulusal Türk Tüberküloz ve Göğüs
Hastalıkları Kongresi Kitabı 1996; 417-22.
12. Skuladottir H, Olsen JH, Hirsch FR. Incidence of lung
cancer in Denmark: historical and actual status. Lung Cancer
2000;27:107-18.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
29
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
13. Turkish Thoracic Society, Lung and Pleural Malignancies Study
Group. Pattern of lung cancer in Turkey 1994-1998. Respiration
2002;69:207-10.
14. Cha Q, Chen Y, Du Y. The trends in histological types of lung
cancer during 1980-1988, Guangzhou, China. Lung Cancer
1997;17:219-30.
15. Bilgel N. Akciğer kanserlerinin epidemiyolojisi. In: Engin K,
Özyardımcı N; eds. 6. Uludağ Onkoloji Sempozyumu Kitabı ve
Konsensus Raporu. Bursa: Uludağ Üniversitesi Yayınları; 2001:358.
16. Tatar D, Kılınç O, Yorgancıoğlu A ve ark. Akciğer tümörü ve
akciğer tüberkülozu birlikteliği. Solunum 2000;2:56-60.
17. Fontana RS, Sanderson DR, Taylor WF et al. Early lung cancer
detection: results of the initial (prevalence) radiologic and
cytologic screening in the Mayo Clinic Study. Am Rev Respir Dis
1984;130:561-5.
18. Melamed MRG, Flehinger BJ, Zaman MB et al. Screening for
early lung cancer: results of the Memorial Sloan-Kettering Study
in New York. Chest 1984;86:44-53.
19. Tockman MS. Survival and mortality from lung cancer in screened
population: The John Hopkins Study. Chest 1986;89:324S.
20. Kubik A, Parkin DM, Khlat M et al. Lack of benefit from semiannual screening for cancer of the lung: follow-up report of a
randomized controlled trial on a population of high-risk males in
Czechoslovakia. Int J Cancer 1990;45:26-33.
21. Marcus PM, Bergstralh EJ, Fagerstrom RM et al. Lung cancer
mortality in the Mayo Lung Project: Impact on extended followup. J Natl Cancer Inst 2000;92:1308-16.
22. Strauss GM. The Mayo Lung Cohort: A regression analysis
focusing on lung cancer incidence and mortality. J Clin Oncol
2002;20:1973-83.
23. Ohmatsu H, Kakinuma R, Kaneko M et al. Successful lung cancer
screening with low-dose helical CT in addition to chest x-ray and
sputum cytology: The comparison of two screening periods with
or without helical CT. Radiology 2000; 217:42
24. Henschke CI, McCauley DI, Yankelevitz DF et al. Early lung
cancer action project: overall design and findings from baseline
screening. Lancet 1999;354:99-105 .
25. Sone S, Li F, Yang Z-G et al. Results of three-year mass screening
programme for lung cancer using mobile low-dose spiral computed
tomography scanner. Br J Cancer 2001; 84:25-32.
26. Henschke CI, Naidich DP, Yankelevitz DF et al. International
early lung cancer project: Initial findings on repeat screening.
Cancer 2001;92:153-9.
27. European Respiratory Monograph 2001;17:86-98.
28. Kvale PA. Lung Cancer. In ACCP Pulmonary Board Review.
Continuing medical
education course syllabus, USA,
2002;35-50.
29. Yılmaz U, Erdem T, Utkaner G et al. Superior sulcus tumors:
Retrospective analysis. 9th World Conference on Lung Cancer,
September 11-15, Tokyo, Japan ,2000.
30. Nesbitt JC. Superior vena cava syndrome: surgery and stents. In:
Pass HI, Mitchell JB, Jhonson DH; eds. Lung cancer principle
and practice. Philadelphia: Lippincott Williams &Wilkins; 2000:
1056-70.
31. Richardson GE. Paraneoplastic syndromes in lung cancer. In:
Johnson BE, Johnson DH; eds. Lung Cancer. NewYork: WileyLiss; 1995; 281-302.
32. Kraut M, Wozniak A. Clinical presentation. In: Pass HI, Mitchell
JB, Johnson DH et al; eds. Lung cancer principle and practice.
Philadelphia: Lippincott Williams &Wilkins; 2000:521-34.
30
33. Çağırıcı U. Akciğer kanserlerinin semptomları, bulguları. In:
Haydaroğlu A; ed. Akciğer kanserleri: Tanı ve tedavi. İzmir: Ege
Ünviversitesi Basımevi; 2000:165-73.
34. ATS guidelines: pretreatment evaluation of nonsmall cell lung
cancer. Am J Respir Crit Care Med 1997;156:320-32.
35. Çildağ O, Zamani A, Çelik P ve ark. Paraneoplastik sendromlar.
In: Akkoçlu A, Öztürk C; eds. Toraks Kitapları. Akciğer
kanseri; multidisipliner yaklaşım. Ankara: Bilimsel Tıp Yayınevi;
1999;1:38-43.
36. World Health Organization. Histological typing of lung and
pleural tumors. World Health Organization, Copenhagen, 1999.
37. Mcloud TC. Imaging techniques for diagnosis and staging of lung
cancer. Clin Chest Med 2002; 23:123 –35.
38. Mack MJ, Hazelrigg SR, Landreneau RJ, Acuff TE. Thoracoscopy
for the diagnosis of the indeterminate solitary pulmonary nodule.
Ann Thorac Surg 1993;56:825-30.
39. Berkmen YB. Tek akciğer nodülünün radyolojik ve klinik
değerlendirilmesi. TRD 1997: 249-57.
40. Swensen SJ, Viggiano RW, Midthun DE et al. Lung nodule
enhancement at CT: multicenter study. Radiology 2000;214:7380.
41. Swensen SJ, Silverstein MD, Edell ES et al. Solitary pulmonary
nodules: clinical prediction model versus physicians. Mayo Clin
Proc 1999;74:319-29.
42. Midthun DE, Swensen SJ, Jett JR. Approach to the solitary
pulmonary nodule. Mayo Clin Proc 1993;68:378-85.
43. Swensen SJ, Jett JR, Payne WS et al. An integrated approach to
evaluation of the solitary pulmonary nodule. Mayo Clin Proc
1990;65:173-86.
44. Jardin MRG, Remy J. Spiral CT of the Chest. 1. baskı. Berlin:
Springer; 1996: 74-76.
45. Ceugnart L, Taieb S. Multislice CT: technical principles and new
trends in medical imaging and radiotherapy. Cancer/Radiothérapie
2005;9:223-9.
46. Chooi WK, Matthews S, Bull MJ, Morcos SK. Multislice computed
tomography in staging lung cancer: the role of multiplanar image
reconstruction. J Comp Assist Tomography 2005;29:357-60.
47. Mather R. Multislice CT: 64 slices and beyond. Radiol Manage
2005;27:46-52.
48. Dwamena BA. Metastases from NSCLC: Mediastinal staging in
the 1990s-Meta-analytic comparison of PET and CT. Radiology
1999; 213:530-6.
49. Kumanlıoğlu K, Değirmenci B. Akciğer kanserlerinde nükleer
tıbbın yeri. In: Haydaroğlu A; ed. Akciğer kanserleri: Tanı ve
tedavi. İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi; 2000: 139-46.
50. Ferrigno D, Buccheri G, Biggi A. Serum tumour markers in lung
cancer. Eur Respir J 1994;7:186-97.
51. British Thoracic Society Bronchoscopy Guidelines Committee.
British Thoracic Society guidelines on diagnostic flexible
bronchoscopy. Thorax 2001; 56 (suppl 1): i1-i21.
52. Topçu F, Özcan C, Işık R ve ark. Fleksibl fiberoptik bronkoskopi ile
tanı konulan akciğer kanserli olgularda elde edilen materyallerin
değeri. Solunum Hastalıkları 1997; 8: 407-15.
53. Popovich J Jr, Kvale PA, Eichenhorn MS et al . Diagnostic accuracy
of multiple biopsies from flexible fiberoptic bronchoscopy. Am
Rev Respir Dis 1982; 125: 521-3.
54. Shure D, Astarita RW. Bronchogenic carcinoma presenting as an
endobronchial mass: Optimal number of biopsy specimens for
diagnosis. Chest 1983; 83: 865-7.
55. Yılmaz U, Utkaner G, Yalnız E ve ark. Endobronşial akciğer
tümörlerinin tanısında endobronşial iğne aspirasyonu ve forseps
biyopsinin etkinliği. Solunum 1999; 1: 17-21
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
56. Çilli A, Öztürk C. Submukozal ve peribronşiyal bronş
karsinomlarının tanısında transbronşiyal iğne aspirasyonu ve
bronş lavajı. Solunum Hastalıkları 1997; 8:349-54.
57. Mazzone P, Jain P, Arroliga AC et al: Bronchoscopy and needle
biopsy techniques for diagnosis and staging of lung cancer . Clin
Chest Med 2002; 23:137-58.
58. Shure D, Fedullo PF. Transbronchial needle aspiration of peripheral
masses. Am Rev Respir Dis 1983;128:1090-2.
59. Kaya A, Güngör A, Gönüllü U. İnvaziv tanı yöntemleri. In:
Akkoçlu A, Öztürk C; eds Toraks Kitapları. Akciğer kanseri;
multidisipliner yaklaşım. Ankara: Bilimsel Tıp Yayınevi; 1999; 1:
38-43
60. Hirose T, Mori K, Machida S et al. Computed tomographic
fluoroscopy-guided transthoracic needle biopsy for diagnosis of
pulmonary nodules. Jpn J Clin Oncol 2000; 30:259-62.
61. Dahlstrom JE, Langdale-Smith GM, James DT. Fine needle
aspiration cytology of pulmonary lesions: a reliable diagnostic test.
Pathology 2001; 33:13-6.
62. Yılmaz A , Akkaya E , Baran R. Transtorasik iğne aspirasyonu.
Tüberküloz ve Toraks 2002; 50:295-300.
63. Bayramgürler B, Yılmaz A, Arslan S ve ark. Bilgisayarlı tomografi
eşliğinde yapılan transtorasik ince iğne aspirasyonu sonuçlarımız.
Solunum Hastalıkları 2000; 11:165-8.
64. Solak H, Öztaş S, Ağanoğlu S et al. Diagnostic value of
thransthoracic fine needle aspiration biopsy in thoracic lesions.
Turkish Respir J 2001;2:11-15.
65. Gönüllü U. Bronş kanserleri. In: Numan Numanoğlu; ed.
Solunum sistemi ve hastalıkları, Ankara: Antıp; 1997: 593-631.
66. Sahn S.A The Pleura. Am Rev Respir Dis 1985; 193: 104-234.
67. Moğulkoç N. Akciğer kanserlerinin semptomları, bulguları. In:
Haydaroğlu A; ed Akciğer kanserleri: Tanı ve tedavi. İzmir: Ege
Üniversitesi Basımevi; 2000: 57-76.
68. Kinasewitz GT. Pleural fluid dynamics and effusions. In: Fishman
AP; ed. Pulmonary diseases and disorders. New York: McGrawHill; 1998: 1389-410.
69. Yu CJ, Yang PC, Wu HD, Luch KT. Ultrasound study in unilateral
hemitorax opacification: image comparison with computed
tomography. Am Rev Resp Dis 1993; 147: 430-4.
70. Chang DB, Yang PC, Wu KT et al. Ultrasound-guided pleural
biopsy with tru-cut needle. Chest 1991; 100: 1328-33.
71. Chen NH, Hsieh IC, Tsao TC: Comparison of the clinical
diagnostic value between pleural needle biopsy and analysis of
pleural effusion. Changgede Yi Xue Za Zhi 1997; 20: 11-6.
72. Marel M, Statsny B, Melinova L. Diagnosis of pleural effusions.
Chest 1995; 107: 1598-603.
73. Menzies R, Charbonneau M. Thoracoscopy for the diagnosis of
pleural disease. Ann Intern Med 1991;114:271-6.
74. Arseven O, Ece T. İnvazif Tanı Yöntemleri. In: Arseven O; ed.
Akciğer hastalıkları. İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri; 2002: 11529.
75. Mountain CF. Revisions in the international system for staging
lung cancer. Chest 1997;111:1710-7.
76. Mountain CF, Dresler CM. Regional lymph node classification
for lung cancer staging. Chest 1997; 111:1718-23.
77. Detterbeck FC, Socinski MA. 2B or not 2B. The current question
in staging non-small cell lung cancer. Chest 1997;112:229-34.
78. Mountain CF, Libshitz HI, Hermes KE. Lung cancer: a handbook
for staging and imaging. Houston, Mountain and Libshitz, 1996;
62.
79. Nesbitt JC, Moores DWO. Staging of lung cancer. In: Roth JA,
Ruckdeschel JC, Weisenburger TH; eds.. Thoracic oncology.
Philadelphia: W.B. Saunders, 1995; 84.
TORAKS DERGİSİ
80. Scagliotti GV. Symptoms and signs and staging of lung cancer.
In: Spiro SG; ed . Carcinoma of the lung (European Respiratory
Monograph), Lung, European Respiratory Society Journals Ltd,
1995; 91-137.
81. Stahel RA, Ginsberg R, Havemann K et al. Staging and prognostic
factors in small-cell lung carcinoma of the lung. Consensus report.
Lung Cancer 1989;5:119-26.
82. Bocage JP, Mackenzie JW, Nosher JL. Invasive diagnostic
prosedures. In: Shields TW, LoCicero III J, Ponn RB; eds. General
thoracic surgery. Philadelphia: Lippincott Williams Wilkins;
2000: 273-84.
83. Ponn RB, Federico JA. Mediastinoscopy and staging. In: Kaiser
LR, Kron IL, Spray TL; eds. Mastery of cardiothoracic surgery.
Philadelphia: Lippincott Raven; 1998: 11-27.
84. Maassen W. The staging issue-problems: accuracy of
mediastinoscopy. In: Delarue NC, Eschapasse H; eds.
International trends in general thoracic surgery. Philadelphia: WB
Saunders;1985: 42-53.
85. Wang K, Zhao F, Wang X, et al. Mediastinoscopy in 165 patients.
Zhonghua Wai Ke Za Zhi 2002; 40: 45-7.
86. Kaiser LR. Editor’s comment. In: Kaiser LR, Kron IL, Spray
TL;”eds. Mastery of cardiothoracic Ssurgery. Philadelphia:
Lippincott-Raven;1998: 27.
87. Ginsberg RJ, Rice TW, Goldberg M et al. Extended cervical
mediastinoscopy: a single staging procedure for bronchogenic
carcinoma of the left upper lobe. J Thorac Cardiovasc Surg 1987;
94: 673-8.
88. Luke WP. Prospective evaluation of mediastinoscopy for asessment
of carcinoma of the lung. J Thorac Cardiovasc Surg 1986;9:53-6.
89. Hürtgen M, Friedel G, Toomes H, Fritz P. Radical video-assisted
mediastinoscopic lymphadenectomy (VAMLA) - technique and
first results. Eur J Cardiothorac Surg 2002; 21: 348-51.
90. Dales RE, Stark RM: Computed tomography to stage lung cancer.
Am Rev Respir Dis 1990;141:1096-101.
91. The Canadian Lung Oncology Group. Investigation for
mediastinal disease in patients with apparently operable lung
cancer. Ann Thorac Surg 1995; 60:1382-9.
92. Gurses A, Turna A, Bedirhan MA et al. The value of mediastinoscopy
in preoperative evaluation of mediastinal involvement in nonsmall cell lung cancer patients with clinical N0 diasease. Thorac
Cardiovasc Surg 2002; 50:174-7.
93. American Society of Clinical Oncology (ASCO): Clinical practice
guidelines for the treatment of unresectable non-small cell lung
cancer. J Clin Oncol 1997;15:2996-3018.
94. Detterbeck FC, DeCamp MM, Kohman LJ, Silvestri GA. Invasive
staging: The guidelines. Chest 2003;123:167s-76s.
95. Birim Ö, Kappetein AP, Stijnen T, Bogers JJC. Meta-Analysis
of positron emission tomographic and computed tomographic
ımaging in detecting mediastinal lymph node metastases in
nonsmall cell lung cancer. Ann Thorac Surg 2005;79:375– 81.
96. Antoch G, Stattaus J, Nemat TA et al. Non-small cell lung cancer:
Dual-modality PET/CT in preoperative staging. Radiology
2003;229:526-33.
97. Cerfolio RJ, Ojha B, Bryant AS et al. The accuracy of integrated
PET/CT compared with dedicated pet alone for the staging
of patients with non-small cell lung cancer. Ann Thorac Surg
2004;78:1017-23.
98. Detterbeck FC, DeCamp MM, Kohman LJ, Silvestri GA. Invasive
staging. Chest 2003;123:167S-175S.
99. Silvestri GA, Tanoue LT, Margolis ML et al. The noninvasive
staging of non-small cell lung cancer. Chest 2003;123:147S156S.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
31
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
100. Çakan A. Videotorakoskopik cerrahinin endikasyon ve
kontrendikasyonları. In: Bilkay Ö; ed . Videotorakoskopik
cerrahi. İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi; 2001: 21-33.
101. Redina EA, Venuta F, De Giacomo T. Comparative merits
of thoracoscopy, mediastinoscopy and mediastinotomy for
mediastinal biopsy. Ann Thorac Surg 1994;57:992-5.
102. Savaş R, Alper H. Akciğer kanserlerinde radyolojik görüntüleme.
In: Haydaroğlu A; ed . Akciğer kanserleri: Tanı ve tedavi. İzmir:
Ege Üniversitesi Basımevi ; 2000: 121-37.
103. Silvestri GA, Littenberg B, Colice GL. The clinical evaluation for
detecting metastatic lung cancer: A meta-analysis. Am J Respir
Crit Care Med 1995; 152:225-30.
104. Hillers TK, Sauve MD, Guyatt GH. Analysis of published studies
on the detection of extrathoracic metastases in patients presumed to
have operable non-small cell lung cancer. Thorax 1994;49:14-9.
105. The Canadian Lung Oncology Group. Investigating extrathoracic
metastatic disease in patients with apparently operable lung cancer.
Ann Thorac Surg 2001;71:425-33.
106. Bilgin S, Yilmaz A, Ozdemir F et al: Extrathoracic staging of nonsmall cell bronchogenic carcinoma: relationship of the clinical
evaluation to organ scans. Respirology 2002;7: 57-61.
107. Göksel T: Tedavi öncesi değerlendirme ve izlem. In: Haydaroğlu
A; ed. Akciğer kanserleri Tanı ve tedavi. İzmir: Ege Üniversitesi
Basımevi; 2000: 147-64.
108. Margolis ML. Non-small Cell Lung Cancer-Clinical aspects,
Diagnosis, Staging and Natural History. In: Fishman AP; ed:
Pulmonary diseases and disorders. New York: McGraw Hill; 1998;
1759-1781.
109. Schurmans MM, Diacon AH, Bolliger CT. Functional evaluation
before lung resection. Clin Chest Med 2002; 23:159-72.
110. Reilly JJ Jr. Evidence based preoperative evaluation of candidates
for thoracotomy. Chest 1999;116:474-6.
111. Martinez FJ, Iannettoni M, Paine R. Medical evaluation and
management of the lung cancer patient prior to surgery, radiation
or chemotherapy. In: Pass HI, Mitchell JB, Johnson DH et al;
eds. Lung cancer principle and practice.Philadelphia: Lippincott
Williams &Wilkins; 2000: 649-81.
112. Olsen GN, Block AJ, Swenson EW et al. Pulmonary function
evaluation of the lung resection candidate: A prospective study.
Am Rev Respir Dis 1975;111:379-87.
113. Cooper JD, Trulock EP, Triantafillou AN et al. Bilateral
pneumectomy (volume reduction) chronic pulmonary obstructive
pulmonary disease. J Thorac Cardiovasc Surg 1995; 109:106-16.
114. Bolliger CT, Jordan P, Soler M et al. Pulmonary function and
exercise capacity after lung resection. Eur Respir J 1996; 9: 41521.
115. Beckless MA, Spiro SG, Colice GE, Rudd RM. The physiologic
evaluation of patients with lung cancer being considered for
resectional surgery. Chest 2003;123:105-15.
116. Swanson SI, Iaklitsch MT, Mentzer SI. Management of the solitary
pulmonary nodule: role of thoracoscopy in diagnosis and therapy.
Chest 1999;116:523-4.
117. Tan BB, Flaherty KR, Kazeroni EA, Iannettoni MD. The solitary
pulmonary nodule. Chest 2003;123:89-96.
118. Swensen SJ, Viggiano RW, Midthun DE et al. Lung nodule
enhancement at CT: multicenter study. Radiology 2000; 214:7380.
119. Swensen SJ. Functional CT: lung nodule evaluation. Radiographics
2000; 20:1178-81.
120. Leef JL, Klein JS. The solitary pulmonary nodule. Radiol Clin
North Am 2002; 40: 123-43.
32
121. Gould MK, Maclean CC, Kuschner WG. Accuracy of positron
emission tomography for diagnosis of pulmonary nodules and
mass lesions: a meta analysis. JAMA 2001; 285: 914-24.
122. Mathur PN, Edell E, Sutedja T, Vergnon JM. Treatment of early
stage non-small cell lung cancer. Chest 2003;123:176-81.
123. Ginsberg RJ, Port JL. Surgical therapy of stage I and stage II nonsmall cell lung cancer. In: Pass HI, Mitchell JB, Johnson DH et al;
eds. Lung cancer principles and practice. Philadelphia : Lippicott
Williams&Wilkins; 2000: 682-93.
124. Warren WH, Faber LP. Segmentectomy versus lobectomy in
patients with stage I pulmonary carcinoma. J Thorac Cardiovasc
Surg 1994;107:1087-94.
125. Watanabe S, Oda M, Go T. Should mediastinal nodal dissection be
routinely undertaken in patients with peripheral small-sized (2 cm
or less) lung cancer? Retrospective analysis of 225 patients. Eur J
Cardiothorac Surg 2001; 20:1007-11.
126. Keller SM, Adak S, Wagner H et al. Mediastinal lymph node
dissection improves survival in patients with stage II and IIIA
non-small cell lung cancer. Ann Thorac Surg 2000; 70: 358-66.
127. Tonato M. Final report of the adjuvant lung project Italy (ALPI): An
Italian/EORTC-LCC randomized trial of adjuvant chemotherapy
in completly resected NSCLC. 38th Ann Meeting of ASCO May
18-21, Orlando, Florida, 2002:Abstract 1157.
128. PORT Meta-analysis Trialists’ Group: Postoperative radiotherapy
in NSCLC: Systematic review and metaanalysis of individual
patient data from nine randomized controlled trials. Lancet 1998;
352: 257-63.
129. Johnson D, Arriagada R, Barthelemy N et al. Postoperative
adjuvant therapy for non-small cell lung cancer. Lung Cancer
1997; 17(Suppl1): 23s-25s.
130. Rowell NP, Williams CJ. Radical radiotherapy for stage I/II nonsmall cell lung cancer in patients not fit for or declining surgery
(medically inoperable): a systematic review. Thorax 2001; 56:
628-38.
131. Non-small Cell Lung Cancer Collaborative Group. Chemotherapy
in non-small cell lung cancer: a meta-analysis using updated data
on individual patients from 52 randomised clinical trials. BMJ
1995;311:899-909.
132. Scagliotti GV, Fossati R, Torri V et al. Randomized study of
adjuvant chemotherapy for completely resected stage I, II or IIIA
non-small-cell lung cancer. J Natl Cancer Inst 2003;95:1453-61.
133. Waller D, Peake MD, Stephens RJ et al. Chemotherapy for patients
with non-small cell lung cancer: the surgical setting of the Big
Lung Trial. Eur J Cardiothorac Surg 2004;26:173-82.
134. The International Adjuvant Lung Cancer Trial Collaborative
Group. Cisplatin-based adjuvant chemotherapy in patients with
completely resected non–small-cell lung cancer. N Engl J Med
2004;350:351-60.
135. Winton T, Livingston R, Johnson D et al. Vinorelbine plus cisplatin
vs. Observation in resected non–small-cell lung cancer. N Engl J
Med 2005;352:2589-97.
136. Douillard J.Y, Rosell R, De Lena M. A prospective randomized
study of aAdjuvant chemotherapy with navelbine + cisplatin in
completely resected non small cell lung cancer.
137. Strauss GM, Herndon J, Maddaus MA, et al. Randomized clinical
trial of adjuvant chemotherapy with paclitaxel and carboplatin
following resection in Stage IB nonsmall cell lung cancer: Report
of Cancer and Leukemia Group B (CALGB) Protocol 9633. J
Clin Oncol 2004;22 (suppl 14):7019s.
138. Depierre A , Westeel V. Overview of the role of neoadjuvant
chemotherapy for early stage non-small cell lung cancer Semin
Oncol 2001; 28(4 S14): 29-36.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
139. Pisters KW. Adjuvant ve neoadjuvant therapy for early stage nonsmall cell lung cancer. Semin Oncol 2001; 28(4S14): 23-28.
140. Depierre A, Milleron M, Moro-Sibilot D, et al. Preoperative
chemotherapy followed by surgery compared with primary surgery
in resectable stage I (Except T1N0), II, and IIIa Non–Small-Cell
Lung Cancer. JCO; 2002: 247-253.
141. Rusch VW, Giroux DJ, Kraut MJ et al. Induction chemoradiation
and surgical resection for non-small cell lung carcinoma of the
superior sulcus: Initial results of Southwest Oncology Group trial
9416 (Intergroup trial 0160). J Thorac Cardiovasc Surg 2001;
121: 472-83.
142. Gandara DR, Leigh B, Vallieres E, Albain KS. Preoperative
chemotherapy in stage III non-small-cell lung cancer: long term
outcome. Lung Cancer 1999; 26: 3-6.
143. Elias AD, Skarin AT, Mentzer TL et al. Neoadjuvant therapy for
surgically staged IIIA N2 non-small-cell lung cancer (NSCLC).
Lung Cancer 1997; 17: 147-61.
144. Ginsberg RJ. Neoadjuvant (induction) treatment for non-small
cell lung cancer. Lung Cancer 1995; 12 (suppl 2): 33-40.
145. Katakami N, Okazaki M, Nishiuchi S et al. Induction
chemotherapy for advanced stage III non-small cell lung cancer:
long term follow-up in 42 patients Lung Cancer 1998;22:12737.
146. Schilder RJ, Goldberg M, Millenson MM et al. Phase II trial of
induction high-dose chemotherapy followed by surgical resection
and radiation therapy for patients with marginally resectable nonsmall cell carcinoma of the lung. Lung Cancer 2000; 27: 37-45.
147. Sugarbaker DJ, Herndon J, Kohman LJ et al. Results of cancer
and leukemia group B protocol 8935. A multiinstitutional phase
II trimodality trial for stage IIIA (N2) non-small-cell lung cancer.
Cancer and Leukemia Group B Thoracic Surgery Group. J Thorac
Cardiovasc Surg 1995; 109: 473-85.
148. Johnson DH, Strupp J, Greco A et al. Neoadjuvant cisplatin plus
vinblastine chemotherapy in locally advanced non-small cell lung
cancer. Cancer 1991; 68: 1216-20.
149. Perry MC, Deslauriers J, Albain KS et al. Induction treatment for
resectable non-small cell lung cancer. Lung Cancer 1997; 17 (S1):
15-8.
150. Krzakowski M. New agents within the preoperative chemotherapy
of non-small-cell lung cancer. Lung Cancer 2001; 34: 159-63.
151. Khuri FR, Herbst RS, Fosella FV. Emerging therapies in nonsmall-cell lung cancer . Ann Oncol 2001; 12: 739-44.
152. Billingham LJ, Cullen MH. The benefits of chemotherapy in
patients subgroups with unresectable non-small-cell lung cancer.
Ann Oncol 2001; 12: 1671-5.
153. Rosell R. Managing poor performance non-small-cell lung cancer
patients. Ann Oncol 2001; 12: 1659-61.
154. Ferrigno D, Buccheri G. Second-line chemotherapy for recurrent
non-small-cell lung cancer: do new agents make a difference?
Lung Cancer 2000; 29: 91-104.
155. Shepherd FA, Fosella FV, Lynch T et al. Docetaxel (Taxotere)
shows survival and quality -of- life benefits in the second-line
treatment of non-small cell lung cancer: A review of two phase III
trials. Semin Oncol 2001; 28 (suppl 2): 4-9.
156. Huisman C, Smit EF, Postmus PE. Second-line chemotherapy
in relapsing or refractory non-small-cell lung cancer: A review. J
Clin Oncol 2000; 18: 3722-30.
157. Shephard FA, Dancey J, Ramlau R et al. Prospective randomized
trial of docetaxel versus best supportive care in patients with nonsmall-cell lung cancer previously treated with platinum–based
chemotherapy. J Clin Oncol 2000; 18: 2095-103.
TORAKS DERGİSİ
158. Shephard FA, Dancey J, Ramlau R et al. Prospective randomized
trial of docetaxel versus best supportive care in patients with nonsmall-cell lung cancer previously treated with platinum –based
chemotherapy J Clin Oncol 2001; 6: 87-96.
159. Fossella FV, Devore R, Kerr RN et al. Randomised phase III
trial of docetaxel versus vinorelbin or ifosfamide in patients with
advanced non-small-cell lung cancer previously treated with
platinum-containing chemotherapy regimens. J Clin Oncol
2001; 6: 97-106.
160. Albain KS, Rusch VW, Crowley JJ et al. Concurrent cisplatin/
etoposid plus chest radiotherapy followed by surgery for stage
IIIA(N2) and IIIB non-small cell lung cancer: Mature results
of southest Oncology Group Phase II study 8805 J Clin Oncol.
1995; 13:1880-92.
161. Pass HI, Pogrebniak HW, Steinberg SM et al. Randomized trail
of neoadjuvant therapy for lung cancer: Interim analysis. Ann
Thorac Surg 1992; 53: 992-8.
162. Roth JA, Atkinson EN, Fosella F et al. Long term follow-up of
patients enrolled in a randomized trial comparing perioperative
chemotherapy and surgery with surgery alone in resectable stage
IIIA non-small cell lung cancer. Lung Cancer 1998; 21:1-6.
163. Rosell R, Codina JG, Camps C et al. Preresectional chemotherapy
in stage IIIA non-small-cell lung cancer: a 7-year asessment of a
randomized controlled trial. Lung Cancer 1999; 47: 7-14.
164. Yoneda S, Hibino S, Gotoh I et al. A comparative trial on induction
chemoradiotherapy followed by surgery (CRS or immediate
surgery (IS) for stage III non-small-cell lung cancer (NSCLC).
Proc Am Soc Clin Oncol 1995;14: A1128.
165. Albain KS, Scott CB, Rusch VR. Phase III comparison of
concurrent chemotherapy plus radiotherapy (CT/RT) and CT/
RT followed by surgical resection for stage IIIA (pN2) non-small
cell lung cancer (NSCLC): Initial results from intergroup trial
0139 (RTOG 93-09). Proc Am Soc Clin Oncol 2003.
166. EORTC 08941 çalışması. Dünya Akciğer Kanser Kongresi 2005.
167. Pisters KM, Ginsberg RJ, Giroux DJ et al. Induction
Chemotherapy before surgery for early-stage lung cancer: a novel
approach. bimodality lung oncology team. J Thorac Cardiovasc
Surg 2000; 119: 429-39.
168. Sause W, Kolesar P, Taylor S IV et al. Final results of phase III
trial in regionally advanced unresectable non-small cell lung
cancer: Radiation Therapy Oncology Group, Eastern Cooperative
Oncology Group, and Southwest Oncology Group. Chest 2000;
117: 358-64.
169. Dillman RO, Seagren SL, Propert KJ et al. A Randomized Trial
of Induction Chemotherapy plus high-dose radiation versus
radiation alone in stage III NSCLC. N Engl J Med 1990; 323:
940-5.
170. Dillman RO, Herndon J, Seagren SL et al. Improved survival
in stage III non-small-cell lung cancer: seven-year follow-up of
cancer and leukemia group B (CALGB) 8433 trial. J Natl Cancer
Inst. 1996;88:1210-5.
171. Le Chevalier T, Arriagada R, Quoix E et al. Radiotherapy alone
versus combined chemotherapy and radiotherapy in unresectable
non-small-cell lung carcinoma. Lung Cancer 1994;10 (suppl 1):
239s-44s.
172. Gandara DR, et al. Prolonged Survival in Pathological Stage IIIB
NSCLC with Concurrent Chemoradiationtherapy followed by
Consolidation Docetaxel: A Phase II Study (SWOG 9504) Proc
Am Soc Clin Oncol 2000; 19: 490a. Abstract 1916.
173. Schaake-Koning C, van den Bogeart W, Dalesio O et al. Effects of
concomitant cisplatin and radiotherapy in inoperable nonsmall
cell lung cancer. N Eng J Med 1992; 326:524-30.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
33
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
174. Furuse K, Fukaoka M, Kawahara M et al. Ohase III study of
concurrent versus sequential thoracic radiotherapy in combination
with mitomycine, vindesine, and cisplatin in unresectable stage III
non-small-cell lung cancer. J Clin Oncol 1999; 17: 2692-9.
175. Antony VB, Loddenkemper R, Astoul P et al. Management of
malignant pleural effusions. Eur Respir J 2001; 18: 402-19.
176. Le Chevalier T, Pujol JL, Douilard JY et al. Six year follow-up of
the European multicenter randomized study comparing navelbine
(NVB) alone vs NVB + cisplatin (CDDP) vs vindesin + CDDP in
612 patients with advanced non-small-cell lung cancer (NSCLC).
Lung Cancer 1997; 18 (Suppl 1): p13.
177. Smith IE, O’Brien ME, Talbot DC et al. Duration of chemotherapy
in advanced non-small cell lung cancer: a randomized trial of three
versus six courses of mitomycine, vinblastin and cisplatin. J Clin
Oncol 2001; 19: 1336-43.
178. Stephens RJ, et al. The Big lung trial –Determining the value
of cisplatin–based chemotherapy for all patients with NSCLC:
prelimınary results in the supportive care setting 38th Ann Meeting
of ASCO May 18-21, 2002/Orlando, Florida, Abstract 1161.
179. Le Chevalier T, Brisgand D, Douillard JY et al. Randomized study
of vinorelbine and cisplatin versus vindesine and cisplatin versus
vinorelbine alone in advanced non-small-cell lung cancer: results
of a European multicenter trial including 612 patients. J Clin
Oncol 1994;12:360-7.
180. Crino L, Clerici M, Figoli F et al. Chemotherapy of advanced
non-small-cell lung cancer: A comparison of three active regimens.
A randomized trial of the Italian Oncology Group for Clinical
Resarch (G.O.I..R.C.). Ann Oncol 1995; 6: 347-353.
181. Clegg A, Scott DA, Hewitson P et al. Clinical and cost effectiveness
of paclitaxel, docetaxel, gemcitabine, and vinorelbine in non-smallcell lung cancer: a systematic review. Thorax 2002; 57: 20-8.
182. Schiller JH, Harrington D, Belani CP et al. Comparison of four
chemotherapy regimens for advanced non-small-cell lung cancer .
N Engl J Med 2002; 346: 92-8.
183. Scagliotti GV, et al. Phase III randomized trial comparing tree
platinum based doublets in advanced non-small-cell lung cancer.
Proc Am Soc Clin Oncol 2001; 20: a1227.
184. Soria JC, Brisgand D, Le Chevalier T. Do all patients with
advanced non-small cell lung cancer benefit from cisplatin –based
combination therapy. Ann Oncol 2001; 12: 1667-70.
185. Cullen MH, Billingham LJ, Woodroffe CM et al. Mitomycin,
ifosfamide, and cisplatin in unresectable non-small-cell lung
cancer: effects on survival and quality of life. J Clin Oncol
1999;17: 3188-94.
186. Crino L , Novello S, Migliorino M. A phase III randomized trial
comparing three platinum–based doublets in advanced non-small
cell lung cancer (NSCLC): Impact of PS=2 vs 0 or 1 and age >
70 vs < 70 on chemotherapy outcome. Proc Am Soc Clin Oncol
2002; 21: 4:A 1258.
187. Johnson DH, et al. E1594: a randomized phase III trial in
metastaic non-small-cell lung cancer (NSCLC). Outcome of PS 2
patients: an Eastern Cooperative Group Trial (ECOG). Proc Am
Soc Clin Oncol. 1999; 18: a1779.
188. Gridelli C, et al. The MILES(Multicenter Italian Lung Cancer
İn the Elderly Study) phase 3 trial: Gemcitabine + vinorelbine
vs vinorelbine and vs gemcitabine in elderly advanced NSCLC
patients. Proc Am Soc Clin Oncol 2001; 20: a1230.
189. Gridelli C, The Elderly Lung Cancer Vinorelbine Italian Study
Group. Effects of vinorelbine on quality of life and survival of
elderly patients with advanced non-small cell lung cancer. J Natl
Cancer Inst 1999; 91: 66-72.
34
190. Gandara DR, Crowley C, Livingstone RB et al. Evaluation of
cisplatin intensity in metastatic non-small-cell lung cancer: A
phase III study of the Southwest Oncology Group. J Clin Oncol
2001; 6: 80-6.
191. Patchel RA, Tibbs PA, Walsh JW et al. A randomized trial of
surgery in the treatment of single metastase of the brain. N Eng J
Med 1990; 322: 494-500.
192. Bonnette P, Puyo P, Gabriel C et al. Surgical management of nonsmall cell lung cancer with synchronous brain metastases. Chest
2001; 119: 1469-75.
193. Rocha Lima CMS, Herndon II JE, Kosty M et al. Therapy choices
among older patients with lung cancer :evaluation of two trials of
the Cancer and Leukemia Group B. Cancer 2002;94:181-7
194. Schild SE, Stella P,Geyer SM et al. The outcome of combined
modality therapy for non-small cell cancer in the elderly . J Clin
Oncol 2003;21:3201-6
195. Gridelli C, Perrone F, Cigolari S et al. The MILES (multicenter
Italian lung cancer in elderly study ) Phase III trial :gemcitabine
and vinorelbine vs. vinorelbine vs. gemcitabine in elderly advanced
NSCLC patients. Proc Am Soc Clin Oncol 2001:20:A-1230
196. Simoff MJ. Endobronchial management of advanced lung cancer.
Cancer Control 2001; 8: 337-43.
197. Prakash UBS. Advances in Bronchoscopic Procedures. Chest
1999; 116: 1403-8.
198. Kvale PA, Simoff M, Prakash UBS. Lung cancer: palliative care.
Chest 2003; 123 (suppl 1): 284S-311S.
199. Maiwand MO, Asimakopoulos G. Cryosurgery for lung cancer:
clinical results and technical aspects. Technology in Cancer
Research & Treatment. 2004; 3: 143-50.
200. Moghissi K. Role of bronchoscopic photodynamic therapy in lung
cancer management. Curr Opin Pulm Med 2004; 10: 256-60.
201. Mathur PN, Edell E, Sutedja T, Vergnon JM. Treatment of early
stage non-small cell lung cancer. Chest 2003; 123 (suppl 1): 176S180S.
202. Freitag L. Interventional endoscopic treatment. Lung Cancer
2004; 45 (suppl 2): 235s-8s
203. Pairolero PC, Williams DE, Bergstralh EJ et al. Postsurgical stage
I bronchogenic carcinoma. Ann Thorac Surg 1984;38:331-6.
204. Walsh GL, O’Connor M, Willis KM et al. Is follow –up of lung
cancer patients after resection medically indicated and costeffective? Ann Thorac Surg 1995;60:1563-72.
205. IchinosaY. Counterpoint. In: Johnson FE, Virgon KS; eds. Cancer
patient follow-up. St.Louis: MO:Mosby; 1997: 230-2.
206. Pignon JP, Arriagada R, Ihde D, et al. A meta-analysis of
thoracic radiotherapy for small cell lung cancer. N Engl J Med
1992;327:1618-24.
207. Warde P, Payne D. Does thoracic irradiation improve survival and
local control in limited–stage small cell lung carcinoma of the
lung? A meta-analysis. J Clin Oncol 1992;10:890-5.
208. Murray N, Coy P, Pater JL et al. Importance of timing for thoracic
irradiation in the combined modality treatment of limited stage
small cell lung cancer. National Cancer Instutute of Canada
Clinical Trial Group. J Clin Oncol 1993;11:336-44.
209. Jeremic B, Shibamoto Y, Acimovic L, Milisavljevic S. Initial
versus delayed accelarated hyperfractionated radiation therapy
and concurrent chemotherapy in limited small cell lung cancer. a
randomized study. J Clin Oncol 1997;15:893-900.
210. Takada M, Fukuoka M, Furuse K. Phase III study of concurrent
vs sequential thoracic radiotherapy (TRT) in combination with
cisplatin (C) and etoposide (E) for limited stage (LS) small cell lung
cancer (SCLC): preliminary results of the Japan Clinical Oncology
Group (JCOG). Proc Am Soc Clin Oncol 1996; 15: 372.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
TORAKS DERGİSİ
Akciğer Kanseri Tanı ve Tedavi Rehberi
211. Osterlind K. Chemotherapy in small cell lung cancer. Eur Respir
Mon 2001;17:234-58.
212. Auperin A, Arriagada R, Pignon JP et al. Prophylactic cranial
irradiation for patients with small cell lung cancer in complete
remission. Prophylactic Cranial Irradiation Overview Colloborative
Group. N Eng J Med 1999; 341: 476-84.
213. Brahmer JR, Ettinger DS. Carboplatin in the treatment of small
cell lung cancer. Oncologist 1998; 3: 143-54.
214. Humblet Y, Symann M, Bosly A, et al. Late intensification
chemotherapy with autologous bone marrow transplatation in
selected small cell carcinoma of the lung: Randomized study. J
Clin Oncol 1987; 5: 1864-73.
215. Spitzer G, Farha P, Valdivieso M et al. High dose intensification
therapy with autologous bone marrow support for limited small
cell bronchogenic carcinoma. J Clin Oncol 1986; 4: 4-13.
216. Ihde DC, Mulshine JL, Kramer BS et al. Prospective randomized
comparison of high dose and standart dose etoposide and cisplatin
chemotherapy in patients with extensive-stage small cell lung
cancer. J Clin Oncol 1994; 12: 2022-34.
217. Souhami RL, Hajichristou HT, Miles DW et al. Intensive
chemotherapy with autologous bone marrow transplantation for small
cell lung cancer. Cancer Chemother Pharmacol 1989; 24: 321-5.
218. Fukuoka M, Furuse K, Saijo N et al. Randomized trial of
cyclophosphamide, doxorubucine and vincristine versus cisplatin
and etoposide versus alternation of these regimens in small cell
lung cancer. J Natl Cancer Inst 1991; 83: 855-61.
219. Goodman GE, Crowley J, Livingstone RB et al. Treatment of
limited small cell lung cancer with concurrent etoposide /cisplatin
and radiotherapy followed by intensification with high dose
cyclophosphamide: a Southwest Oncology Group study. J Clin
Oncol 1991; 17: 453-7.
TORAKS DERGİSİ
220. Elias A, Ibrahim J, Skarin AT et al. Dose-intensive therapy for
limited stage small cell lung cancer: Long-term outcome. J Clin
Oncol 1999; 17: 1175.
221. Siu LL, Shepherd FA, Murray N et al. Influence of age on the
treatment of limited-stage small-cell lung cancer. J Clin Oncol
1996; 14: 821-8.
222. Senn HJ. Supportive and palliative care in cancer patients. 21st
ESMO Congress, Vienna, Austria, November 1-5, 1996.
223. Kvale PA, Simoff M, Prakash UDS. Palliative care. Chest
2003;123:284S-311S.
224. Ohnuma T. Cachexia, malnutrition and nutritional support.
In: Holland JF, Frei E, Bast RC et al; eds Cancer Medicine.
Philadelphia: Lea and Febiger; 1993: 2244-60.
225. Stoller JK. Diagnosis and management of massive hemoptysis: A
review. Respir Care 1992; 37: 564-581.
226. Cherry NI, Portenoy RK. Practical issues in the management of
cancer pain. In: Wall PD, Melzack R; eds. Textbook of pain. 3rd
ed. London: Churchill-Livingstone; 1995:1437-6.
227. Levy MH, Samuel TA. Management of cancer pain. Semin Oncol
2005;32:179-93.
228. Febril Nötropeni Çalışma Grubu. Febril nötropenik hastalarda
tanı ve tedavi klavuzu. Flora 2004;(9)1:5-28
229. Fries JF, Singh G.The hierarchy of patient outcomes.Quality of
life and pharmacoeconomics in clinical trials. Second edition.
Philadelphia: Lippincott-Raven Publishers. 1996; p.33.
230. Göksel T, Güzelant A.Akciğer kanserinde yaşam kalitesi
değerlendirmeleri. In: Hastürk S, Yüksel M; eds . Akciğer kanseri.
İstanbul: Bilmedya Grup; 2000;359-75.
231. Guzelant A, Goksel T, Ozkok S et al: The European Organization
for Research and Treatment of Cancer QLQ-C30: an examination
into the cultural validity and reliability of the Turkish version of
the EORTC QLQ-C30. Eur J Cancer Care 2004;13:135-44.
AĞUSTOS 2006 • EK 2
35
Download