mayıs mayıs - Yeni Yaklasimlar

advertisement
KadınKomisyonuBülteni2011
mayı
s
ÇağdaşHukukç
ul
arDer
neğiİ
s
t
anbulŞubes
i
Ö
LÜ MÜ DENİR
Ölü mü denir şimdi onlara
Durmuş kalbleri çoktan
Ölü mü denir şimdi onlara
Kımıldamıyor gözbebekleri
Ölü mü denir peki
En büyük limanlara demirlemiş
En büyük gemiler gibi
Kımıldamıyor gözbebekleri
Ölü mü denir şimdi onlara.
Suratları gergin
Suratları kararlı
Belli ki çok beklemişler
Kabuğundan çıkan bir portakal gibi gelen sabahı
Suratları gergin
Bir savaş alanına benziyor suratları
Dudakları nemli
Son defa kendi etini öpüp
Yani son defa gerçek bir insan etini
Hazla kapanmışlar öyle
Geçirmiyor gövdeleri soğuğu
Geçirmiyor sıcağı da
Ve ikiye ayrılmış bir nehir gibi bacakları
Akıyorlar sonsuza
Ölü mü denir şimdi onlara.
Kimse hüzünlü olmasın
Sırası değil hüznün daha
Bir gün bir şehrin alanında
Bir mermer yığınının gözlerine
Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı
Hüzünlensin yaşayanlar o zaman
Sırası değil hüznün daha.
Öylesine sıkılmış ki yumrukları
İyice sıkılsın yumruklar
Saklansın diye bir armağan gibi bu katılık
Öylesine sıkılmış ki yumrukları
Kimse hüzünlü olmasın
Kimse hüzünlü olmasın diye
Sırası değil hüznün daha.
Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret
Unutulsun bu alışılmış duyarlık
O kadar sade, o kadar kalabalık ki
Unutulmaya değer onların insan gövdeleri
Ve unutulmalı mutlaka
Dolsunlar diye yüreklere
Dolsunlar damarlara.
Ölü mü denir
Ölü mü denir şimdi onlara.
Edip Cansever
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi kadın Komisyonu Bülteni - mayıs 2011
1
ŞİDDETE MARUZ KALDIĞIMIZDA
Kadına yönelik şiddet toplumda üst
seviyeye çıkmış durumda. Her gün birçok kadın
şiddetin
değişik
şekillerini
yaşamaktadır.
Günümüzde kadına yönelik şiddetin tanımı ve
kapsamı genişlemiştir. Kadına yönelik şiddet,
cinsiyete dayanan, kadına zarar veren fiziksel,
psikolojik ve cinsel tahribatlara neden olan bazen
de ölümle sonuçlanan her türlü davranış ve kadının
yaşamının kısıtlanması olarak tanımlanabilir.
Kadına yönelik şiddet doğacak çocuğun kız
olmasının istenmemesi ile başlamakta, kız
çocuklarının cinsel istismarı, dövülmesi, başlık
parası, namus cinayetleri, flörtte şiddet, evlilikte
dayak, tecavüz, ekonomik, psikolojik şiddet ve
işyerinde ekonomik ve cinsel şiddet ile devam
etmektedir.
Şiddet uygulayan erkek çoğu zaman bunu
toplumsal yapının kendisine verdiği bir hak olarak
görmekte ve bu davranışları gösterdiğinde
toplumda erkek olarak daha kabul göreceğini
düşünmektedir. Şiddete maruz kalan kadınların da
azımsanmayacak bir kısmı şiddeti hakettiğini
düşünmektedir. Şiddetin herhangi bir türüne maruz
kalan kadınlar yaşadıklarını kabullenmekte ve buna
karşı hukuki yollara başvurmamaktadır. Bu
durumun en temel nedenlerinden biri kadının
kendini çaresiz hissetmesi sonucu maruz kaldığı
şiddeti önleyebileceğine inancının olmamasıdır.
Oysaki şiddet mağduru bir kadın gerekli
başvuruları yapıp failin cezalandırılmasını sağlarsa
fail üzerinde bir caydırıcılık sağlayıp şiddetin
devamını önleyebilir.
Aile içi şiddete maruz kalan bir kadının ilk
yapması gereken gördüğü şiddeti belgeleyecek
doktor raporunu almak olmalıdır. Bu nedenle
şiddete uğrayan kadın en yakın hastaneye gidip
yüzündeki yada vücudundaki hasarları doktora
gösterip, bu yönde rapor almalıdır. Şiddet mağduru
kadın 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun
kapsamında cumhuriyet savcılıklarına yada sulh hukuk
hakimine başvurmalıdır. Bu başvuru sonucunda savcı
yada hakim şiddet uygulayan eşin bir daha bu
davranışlarda bulunmaması, ortak yaşanan evden
uzaklaştırılması yönünde tedbir kararı vermektedir.
Hakkında tedbir kararı verilen eş, tedbir kararına
uymazsa, mahkeme tarafından 3 aydan 6 aya kadar
hapis cezasına çarptırılmaktadır. Ayrıca aile içinde
kadına yönelik şiddet, kötü muamele, eziyet ve kadının
hürriyetinin kısıtlanarak eve hapsedilmesi davranışları
ceza kanununda ağırlaştırıcı neden olarak yer
almaktadır. Evliliklerde kadın, şiddetin bir türü olan
eşin cinsel şiddetine ve tecavüzüne maruz kalmaktadır.
Eşin rızası olmadan erkek tarafından zor kullanılarak
gerçekleştirilen cinsel birliktelik ceza kanununda
şikayete tabi bir suç olarak yer almıştır. Bu nedenle
evlilik içinde eşinin tecavüzüne uğrayan kadın karakola
yada cumhuriyet savcılığa başvurarak şikayetçi
olmalıdır.
Kişinin vücut bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen
cinsel suçlarda delillerin korunması amacıyla
anında harekete geçmek, failin cezalandırılması
açısından büyük öneme sahiptir. Tecavüze maruz
kalan kadın banyo yapmamalı, faile ait üzerinde
kalan izleri yok etmemelidir. Mağdur hemen en
yakın polis merkezine başvurup olayı anlatıp
doktor raporu alınmasını sağlamalıdır. Bu tür
suçlarda mağdurun vücudunda ya da giysilerinde
kalan tükürük ve sperm lekelerinden failin kim
olduğu tespit edilmektedir. Yine birçok kadın
otobüste, işyerinde, sokakta, dokunma yada sözle
taciz edilmektedir. Bu şekilde tacize uğrayan kadın
faili deşifre ederek çevresinden yardım almalı ve
failin kaçmasını önlemelidir. Mağdur en yakın
karakola giderek yada 155’i arayarak olayın polise
intikalini sağlamalıdır. Olay yerinde olup mağdurun
yaşadıklarını gören kişilerin polis merkezinde tanık
olarak ifadesinin alınması sağlanmalıdır. Telefonda
sözlü olarak tacize uğrayan kadınlar da savcılığa
dilekçe vererek, kayıtlardan taciz eden kişinin
kimliğinin
tespitini
ve
yargılanmasını
sağlayabilirler. Zamanında ve doğru davranışlar bu
suçları
işleyen
kişilerin
cezalandırılmasını
sağlayacak ve böylece belli bir caydırıcılık
gerçekleştirilmiş olacaktır.
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi kadın Komisyonu Bülteni - mayıs 2011
2
“SIĞINTI” DEĞİL, GÜVENLİ BİR YAŞAMA KAVUŞANA KADAR SIĞINAK
“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 3/ 1948
olarak bulunmuştur. Bu kadınların yaklaşık olarak
dörtte biri, şiddete bağlı olarak yaralandığını
belirtmiştir.
Şiddet
kadınların
kendilerini
gerçekleştirmelerindeki en büyük engellerden
biri olarak halen çözüm bekleyen bir sorun.
Kadınların yüzyıllardır ikincileştirmelerine Şiddete uğrayan veya risk altında bulunan
neden olan toplumsal kalıplar içerisinde kadınların ve çocukların geçici süre ile “sığınma”
yaşamalarını sağlamak için en etkin araçlardan ihtiyacını karşılayacak yerler “kadın sığınma evi,
biri şiddet! Erkeğin kadın üzerindeki fiziksel, kadın sığınağı, kadın konukevi” gibi adlarla
ekonomik, psikolojik, sözel ve cinsel şiddeti, anılmaktadır. Kadına yönelik şiddetle mücadelede,
fiziksel yaralama ve sakat bırakmanın yanında şiddet mağduru kadın ve çocukların güvenliğinin
kadınlarda aşırı korku, özgüven eksikliği ve sağlanması ve güçlenmesini amaçlayan kadın
yetersizlik duygusu da yaratmakta. Şiddet en sığınmaevleri büyük önem taşımaktadır. Telefon
yardım hatları ve kadın danışma
yakınlar olarak bilinen baba, koca,
merkezleri ile yakın işbirliği içinde
ağabey ve sevgili tarafından
çalışan sığınmaevleri, şiddete
uygulandığınsa
kadınlarda
Her üç kadından biri
uğrayan kadın ve çocukların
çaresizlik duygusunu daha çok
yaşamı boyunca evde
güvenli
bir
ortamda
arttırıyor. Devletin kadınları
kocasının
ya
da
barınma, korunma ve
korumuyor oluşu da erkek
sevgilisinin
fiziksel
güçlenme
egemenliğini körüklediği gibi,
şiddetine maruz kalıyor.
gereksinimlerini
sistemli olarak devamını da
Kadınlar şiddete karşı
karşılamakta,
psikolojik,
sağlıyor.
çıktıklarında,
ayrılmak
sosyal ve ekonomik destek
istediklerindeyse şiddetin
sağlamaktadır. 5393 sayılı
dozu artıyor ya da
Belediye
Kanunu’nun
14.
“Büyükşehir
kadınlar öldürülüyorlar. Maddesinde
Belediyeleri ile nüfusu 50.000’i geçen belediyeler,
kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar.”
ifadesi ile belediyelere bu konuda görev verilmiştir.
1960’lardan beri kadınlar, kadına yönelik
şiddetin son bulması için çalışıyorlar.
Ev içi şiddet mağduru kadınların yaşadıkları
şiddet döngüsünden kurtulabilmeleri için kadın
sığınaklarının varlığının gereği çok acil bir
ihtiyaç olarak karşımızda duruyor. Türkiye’de
aile içi şiddet sorunun boyutunu anlamak üzere
2008 yılında ülke çapında yapılmış olan
“Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet”
(H.Ü. 2009) araştırmasında, eşleri ya da
partnerleri tarafından fiziksel ve cinsel şiddete
uğrayan kadınların oranı %41.9, son 12 ay
içinde fiziksel ya da cinsel şiddete uğrayan
kadınların oranı %13.7
Avru
pa’d
a
1970
’lerd
en
itiba
Kanunda ve uygulamada eksiklikler
olmakla birlikte etkin bir yargılama
olması için üzerimize düşeni
yaparsak
bu
tarz
suçların
tekrarlanmasının önüne geçmiş
oluruz.
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi kadın Komisyonu Bülteni - mayıs 2011
3
ren
kurulmaya
başlayan
kadın
sığınmaevlerinin Türkiye’de kurulması 1990
yılına denk gelir. 1990 yılında Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Bakırköy
ve Şişli Belediyeleri tarafından; 1993 yılında
Kadın Dayanışma Vakfı, 1995 yılında Mor Çatı
Kadın Sığınağı Vakfı tarafından sığınma evleri
açılmıştır. Bunu izleyen dönemde SHÇEK,
belediyeler, kadın örgütleri, kaymakamlıklar
tarafından
sığınmaevleri
açılmıştır.
Bu
sığınmaevlerinin bir bölümü mali destek
kesildiği için kapanmıştır.
Günümüz itibariyle ülkemizde sığınmaevi
hizmetleri başta Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü olmak
üzere, sivil toplum kuruluşları, belediyeler,
kaymakamlıklar ve valilikler tarafından hala
yürütülmektedir.
Halihazırda
ülkemizde
SHÇEK’e bağlı 47; sivil toplum kuruluşu,
kaymakamlıklar, valilikler ve yerel yönetimlere
bağlı
22
olmak
üzere
toplam
69
sığınmaevi/konukevi hizmet vermektedir.
İstanbul’da yer alan kadın sığınma evleri ve
iletişim bilgileri şöyledir;
Başvurulabilecek Yerler:
“Alo 183″ Alo 183′le illerdeki SHÇEK Aile
Danışma
merkezlerine ulaşmak mümkün.
SHÇEK İstanbul İl Sosyal Hizmetler
Müdürlüğü
0212 511 42 75(5)
SHÇEK İstanbul Gazi Mahallesi Toplum
Merkezi
0212 650 33 21
SHÇEK İstanbul Bağcılar-Evren Toplum
Merkezi
0212 489 09 41
SHÇEK İstanbul Kocamustafapaşa Toplum
Merkezi
0212 632 00 17
SHÇEK İstanbul Sultanbeyli Toplum
Merkezi
0216 496 45 99
SHÇEK İstanbul Yakacık Toplum Merkezi
0216 309 91 25
SHÇEK İstanbul Mustafa Kemal Toplum
Merkezi
0216 472 72 99
SHÇEK İstanbul Zeytinburnu Toplum
Merkezi
0212 416 25 53
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım
Projesi
Kuloğlu mad. Turnacıbaşı sk. Fikret Tuner İşhanı,
Küçükçekmece Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 212 411 07 77 /Beyaz Masa
no:55/57 K. 2 Beyoğlu
Tel: 0 212 245 45 93 – 0 212 245 45 94
e posta: [email protected]
İstanbul Kadıköy Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 216 414 38 61
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)
Tel: 0 212 251 58 50 – 0 212 251 58 51
Şahmaran Kadın Merkezi Ümraniye
Tel: 0 212 292 52 31/32
İstanbul Pendik Belediyesi
Tel: 0 216 585 11 00
Tel: 0 216 573 74 33
İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi
Tel: 0 212 292 77 39 / 293 00 45 (Avrupa yakası)
Tel: 0 216 414 68 53 / 414 68 43 (Anadolu yakası)
İnsan Ticareti Mağdurlarına Hizmet Veren Kadın Sığınağı
İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı
Tel: 0 212 293 16 05
Eyüp Belediyesi Kadın Sığınma Evi
Tel: 0 212 418 06 23
İstanbul Üsküdar Belediyesi
Tel: 0 216 531 32 00
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi kadın Komisyonu Bülteni - mayıs 2011
4
GÜNDELİKÇİ KADINLAR
Sabah erkenden uyanır, çocuğuna kocasına kahvaltı
hazırlar, evi toparlar ve biner otobüsüne gider
hanımının evine. Evde kendisine binbir çeşit talimat
verilir, ortalığı topla, yerleri sil süpür, pencere kapı sil,
halıları sil, duvarları sil, her şeyi, her yeri sil. Hatta
yere atılmış kirli donları topla, çamaşır makinesini
çalıştır. Sonra illa ki beğenmeyecek ya işveren, bir
şeyleri yeniden yaptırır nasıl olsa günlükçü,
gündelikçi Ayşe, Fatma, Hatice, ismide yok, çalışma
saati de yok. Evde bir şeyler kaybolduğunda o
sorumlu tutulur, bazen hırsız, bazen köylü, bazen
pasaklı, ama hep öteki ve kirli.
Gündelikçi kadınlarla yapılan anketlerde hep aynı
tablo karşımıza çıkıyor; “Güvencesiz Çalışma”.
Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu ev işçileri
devletin emeklerini görmemesinden ve güvence altına
almamasından muzdarip. Yıllardır mücadele veren
kadınlar artık görünmek istiyorlar. Ülkemizde sayısız
iş kolunda güvencesizlik yaşanırken gündelikçi
kadınların çalışma alanları bir iş kolunun içinde dahi
görünmemekte. Saat sınırı olmaksızın çalışılan, iş
kazası ve ölümlerin sıkça rastlandığı bu alan, iş
kanunda anılmamakta ve dolayısıyla evlere temizliğe
giden kadınların da hiçbir sosyal güvencesi
bulunmamakta. Gittiği evde saldırıya uğraması,
düşmesi, kolunun bacağının kırılması ve hatta cam
silerken düşüp ölmesi devletin hiçte önemsemediği
bir şey, dolayısıyla kendilerinin çoğunlukla abla
olarak ifade ettikleri işverenlerinin de sorumluluğu da
bulunmamakta. Yani kadınların kendi evlerinde
harcadığı emek zaten görünmezken bir başkasının
evinde harcadıkları emek de yok sayılmakta. Bu
durum, ev işçisi kadınların uğradığı haksızlığa, hor
görülmeye ve emek
sömürüsüne meşruluk
kazandırmakta.
Ev işçisi kadınlar üzerine yazarken “hor görülmekten”
bahsetmemek elde değil. Zira hor görülmek, ev işçisi
kadınlarla yapılan anketlerde kadınların sıkça
bahsettiği ve kendilerini inciten bir konu. Esasında
empati kurduğumuzda, güvencesiz çalışmanın
kadınları mağdur etmesinin yanı sıra, insan olarak
hor görülmenin verdiği psikolojik baskının kadınları
ne denli yaraladığını da anlayabiliriz. Zira
bahsettiğimiz alanda çalışan kadınlar genelde
taşradan gelmiş kente sonradan yerleşmiş ve kentin
yoksullaştırdığı, çoğunlukla gecekondularda yaşayan
kadınlar. Gün içerisinde iki farklı hayatı yaşayan
dahası bu farklılığın kendini gösterdiği şeylere
dokunan ve onları temizleyen gündelikçi kadınlar
kentin dayattığı yoksulluğu her gün sonuna kadar
hissetmekteler. Yoksulluk taşradan kente gelmiş
kadınların bir yandan kendi emeği ile parasını
kazanmasına ve <her ne kadar yine bir ev içine girme
olsa dahi> kendi evlerinden çıkmalarına vesile
olmuşsa da çalıştıkları alanın korumasız bir alan
olması işverenleri tarafından ezilmelerine ve
sömürülmelerine sebep olmakta. Bu nedenle ev işçisi
kadınlar hayatın zorluğunu ve sınıfsal farklılığın
dayatmalarını tam anlamıyla yaşamaktalar. Temizliğe
gidilen evlerde kendilerine aşağı muamelesi yapan
işverenleri çoğuna yemek için kendilerinin
kullanmadıkları tabak çanağı vermekte bazı
işverenler ise plastik tabak çatal vermekteler.
Evlerdeki küçük çocuklar ailelerinin verdiği güven ve
şımarıklıkla
rahatlıkla
gündelikçi
kadınlarına
saldırabilmekte, itip kakabilmekteler. Evde bir şeyler
kaybolduğunda ilk gündelikçi kadınlara gözler
çevrilmekte
ve
çok
rahat
hırsızlıkla
suçlanabilmekteler. Her ne kadar işverenler güvenli
evlerini ev işçisi kadınlara kısa bir süreliğine teslim
etseler de aradaki sınıf farkı dolayısıyla tam anlamıyla
bir güven ilişkisi kurmamaktalar. Dolayısıyla
kaybolan şey bulunursa da yapılan suçlama, kuru bir
özür ile çözülmekte, ev işçisi kadının kişiliği
önemsenmemekte. İşverenle kurulan diyalog sınırlı
olmakla birlikte, bazı ev işçisi kadınlar ise
işverenlerinin birebirken kendilerine iyi davrandığını
sohbet ettiğini ve bir arkadaş gibi sırlarını paylaştığını
ancak eve işverenin bir tanıdığı geldiğinde yine üstten
bir üslupla kendilerine yaklaşıldığını ve aradaki
sınıfsal farkı işverenin dayattığını ifade etmekteler.
Köylerinden, memleketlerin kente göçe
zorlanmış ve kentin yoksullaştırdığı kadınların,
sorunları ekonomik ve sosyal birçok soruna
dayanmakta. Bu anlamda hukuk kanayan yararı yok
etmese de ev işçilerinin harcadığı emeğin görünür hale
gelmesinde ve haklarının tanınmasında ciddi bir ayağı
oluşturmakta.
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi kadın Komisyonu Bülteni - mayıs 2011
5
KISA KISA …
 Avrupa Konseyi'nin “Kadına Karşı Şiddet
Sözleşmesi” İstanbul'da imzalanacak. Avrupa’nın
ve dünyanın kadına yönelik ve aile içi şiddetle
ilgili ilk ve tek sözleşmesi Mayıs ayında
İstanbul'da Avrupa devletlerinin imzasına
açılacak. Fiziksel ve cinsel şiddet, tecavüz, zorla
evlendirme, kadın sünneti ve namus cinayetleri
gibi konularla ilgili hükümler içeren sözleşmenin
en önemli yanını, öngördüğü denetim
mekanizması oluşturuyor. Taraf devletler,
Avrupa
Konseyi'nin
diğer
denetim
mekanizmalarında olduğu gibi, bu raporlarda yer
alan tavsiyeleri yerine getirmekle yükümlü
olacaklar. AİHM' nin, aile içi şiddetle ilgili ilk
önemli içtihadı olan Nahide Opuz davası
kararının, sözleşmenin hazırlanışına ışık tuttuğu
belirtiliyor.
 Kalkınmada Kadın Hakları Derneği (The
Association for Women's Rights in Development
- AWID) Türkiye'de kadın hareketiyle güç birliği
yapmak, ağlar oluşturmak ve strateji geliştirmek
için 12. Uluslararası Forumunu 2012 Nisan'ında
İstanbul'da düzenleyecek. Ana teması "Kadın
Hakları ve Adaleti Geliştirmek İçin Ekonomik
İktidarı Dönüştürmek" olarak belirlenen forum
için dünyanın her yanından 2 bini aşkın kadın
hakları aktivistinin katılımı bekleniyor.
 Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı
(OECD)'nin "Bir Bakışta Toplum" raporuna göre,
Türkiye'de 2008 yılında bebek ölümü
oranı OECD ortalamasının üç katından fazla çıktı.
OECD'de bebek ölümü oranı ortalama binde 4,6
olurken, Türkiye bebek ölümü oranında binde 17
ile OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer aldı.
 İş yerinde şiddetin, çalışanların üzerindeki
etkilerine yönelik, hizmet, otomotiv ve tekstil
olmak üzere üç farklı sektörde toplam 204 kişiyle
görüşülerek yapılan ve TİSK Akademi'de
yayımlanan araştırmaya göre, çalışanların yüzde
54,4'ü iş yerinde fiziksel, duygusal, sözlü veya
cinsel şiddet türlerinden birine maruz kalıyor. İş
yerinde, erkekler daha çok fiziksel şiddete (yüzde
55,6) maruz kalırken, duygusal baskı ve yıldırma
davranışlarına maruz kalan erkeklerin oranı
yüzde 31,3 olurken, bu oran kadınlarda yüzde
68,7 olarak belirlendi. Sözle saldırıya uğrayan
erkeklerin oranı yüzde 31,9, kadınların oranı ise
yüzde 68,1 çıktı.
 Samsun’da 21 yaşındaki Levent Fatih B. ile 31
yaşındaki Murat K., sözle tacizde ettikleri 17





yaşındaki E.I. adlı geç kadınının ağabeyi, 23
yaşındaki Y.I. ile kavga etti. Kavga ardından 2
şüpheli taciz ettikleri kadının evine molotof
kokteyli atarak yangın çıkarttı. Gözaltına alınan
şüpheliler, tutuksuz yargılanmak üzere serbest
bırakıldı
Adana’da kız kardeşi Pınar Dilek’i (29)
bıçaklayarak öldüren Mehmet Devrim Demirci
(34) hakkında ağırlaştırılmış ömür boyu hapis
cezası istemiyle dava açılırken, akıl sağlığının
yerinde olmaması nedeniyle ceza verilmemesi
istendi. Demirci’nin yüksek derecede ’bipolar
bozukluk’ rahatsızlığının bulunduğu, bu yüzden
işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını
algılayamadığı bu nedenle koruma ve tedavi
altına alınması istendi. Demirci cinayetten sonra
“Kardeşimin içine cin girmişti, onu çıkarttım.”
diye ifade vermişti.
Şiddet gördüğü için Kırıkkale'deki evini terk edip
Antalya'ya kaçan iki çocuk annesi S.Y.'yi (23),
barışma teklifini reddettiği için bıçaklayarak
öldüren kocası N.Y. (34), Antalya 2. Ağır Ceza
Mahkemesinde görülen davada müebbet hapse
mahkum edildi. Mahkeme Başkanı tahrik
indirimi uygulamadıklarını açıkladı.
Zonguldak’ta, sevgilisi 17 yaşındaki Ş.G.’ye
tecavüz ettiği iddiasıyla hakkında 15 yıla kadar
hapis istemiyle dava açılan 23 yaşındaki Tuna T.,
Zonguldak 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk kez
hâkim karşısına çıktı. Tuna T., tecavüz
gerekçesini “Dikkat ettiğim husus, cinsel arzusu
çoktu. Hep bu konulardan bahsediyordu”
diyerek açıkladı. Tuna T.’nin tutukluluk halinin
devamına karar veren mahkeme, tanıkların
dinlenmesi ve delillerin toplanması için
duruşmayı erteledi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, alkol bağımlısı olan
kocasını tedaviye ikna edemeyen kadını haklı
buldu. Yargıtay, alkolle mücadele etmesi için
kocasına destek olan, ancak eşin tedavisini
tamamlamaması sonucu evi terk eden kadına
maddi ve manevi tazminat ödenmesine
hükmetti.
İstanbul Barış İçin Kadın Girişimi üyeleri, savaş
oyuncaklarıyla, eğitimle, "vatan, namus, itaat"
söylemiyle, gelenekler, resmi törenler aracılığıyla
gündelik
hayatın
da
askerileştirildiğini
vurguladılar. Kürt coğrafyasında kadınlara karşı
işlenen suçların faillerinin yargılanmasını
istediler.
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi kadın Komisyonu Bülteni - mayıs 2011
6
KISA KISA …
 -2007 seçimlerinde 62 kadın aday gösteren AKP,
2011 seçimlerine 78 kadın adayla katılacak.
Recep Tayyip Erdoğan bu aradaki yükselişi
“Hanım kardeşlerin siyaset içindeki yerine büyük
önem verdik. Parti içinde yerel partilerde önemli
görevlendirmeler yapıldı. AK Parti'nin yeni
dönemde meclisteki kadın milletvekili sayısında
pozitif ayrımcılık yaptık. Listemizde 78 kadın
aday bulunuyor ve yüzde 14'lük bir orana
tekabül ediyor” sözleriyle açıkladı. Ancak
ayrımcılığın pozitifini yaparak kadınlara siyasette
yer açtığını iddia eden Erdoğan, sadece bir kadını
1. sıradan aday gösterdi.
 Başbakan YGS deki şifre skandalına karşı eylem
yapan öğrencileri provokatör ilan etti. 15 nisan
da haksızlığa karşı boykota giden ve Taksim
Galatasaray Lisesi önünde buluşan liselilere
annelerinden destek geldi: Çocuklarımızın
yanındayız!
 Yemen'de başkent Sana ve diğer merkezi
şehirlerde binlerce kadın, başkan Ali Abdullah
Salih'in "kadınların gösterilere erkeklerle birlikte
katılmasının islama aykırı olduğu" yönündeki
sözlerine karşı sokaklardaydı. "Salih, kadınların
onuru ile oynarken dikkatli ol!" sloganı ile sokağa
çıkan protestoculardan profesör Cemile El-Kabzi,
yaptığı açıklamada "Salih'in açıklamaları bizi
erkeklerin yanında meydanda yer almak
konusunda daha kararlı hale getirdi" dedi.
 Libya da İman El Obeydi isimli bir kadın, basın
mensuplarının bulunduğu bir otel salonunu
bastı. Trablus'taki bir kontrol noktasında
gözaltına alındığını ifade eden İman El Obeydi
isimli kadın, gözaltında olduğu 2 gün boyunca 15
güvenlik görevlisinin tecavüzüne uğradığını
haykırdı. Obeydi “Tek başımaydım. Viski vardı.
Beni bağladılar. Küfrettiler. Her şeyi filme
aldılar... Üzerime işediler. Gururumu kırdılar."
Obeydi’nin, olayın ardından bakanlık yetkilileri
tarafından
bir
otomobile
bindirilerek
götürüldüğü belirtildi.
 Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde mahkeme,
sanık Hüseyin Şanlı’yı önce karısını öldürdüğü
için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına
çarptırdı. Ancak sanığın suçu (kendisini
aldattığını iddia ettiği kadının sosyal paylaşım
sitesindeki kişisel bilgilerinde ilişki durumunu
boş bırakması nedeniyle) ‘haksız tahrik’ altında
işlediğine kanaat getirerek, cezanın 20 yıla
indirilmesine ve mahkemedeki iyi hali nedeniyle
de 16 yıl 8 ay olarak uygulanmasına hükmetti. 42
yaşındaki Kadime Şanlı geçen yıl evinde kızı
tarafından bıçaklanmış olarak bulunmuştu.
Bıçakla yakalanan Hüseyin Şanlı, eşini
bıçaklayarak öldürdüğünü söylemişti.
 Ağustos 2010’da 18 yaşındaki üniversite
öğrencisi Ç.S., zanlı Ramazan D. tarafından
alınkonarak götürüldüğü ablasının İstanbul’daki
evinde tecavüze uğradı. Tecavüzcü mahkemede
“Nitelikli cinsel saldırı” suçundan tutuklanarak
cezaevine gönderildi. Ancak bir ay sonra
avukatların başvurusu üzerine sanık Ramazan
D.’nin tahliye edildiği ortaya çıktı. İstanbul,
Çorlu, Saray mahkemeleri arasında gidip gelen
dosyayı takip için adliyeye giden Ç.S.’nin teyzesi
T.A., “Savcı bana ‘Serbest bırakıldı’ dedi. Nasıl
olur da bırakırsınız diye sordum. Gayet rahat bir
şekilde ‘Evlenmek için yapmış, suçunu itiraf etti,
samimiydi, salıverdik’ dedi. Bu nasıl iş ben hâlâ
anlamadım” diyerek şaşkınlığını anlattı.
Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi kadın Komisyonu Bülteni - mayıs 2011
7
Download