– — ˜ ™ - İslam Ansiklopedisi

advertisement
VÜCÛH ve NEZÂÝR
tur. Vücûhu meþrû kabul etmeyenlere göre ise bu ortaklýk mal veya iþe taalluk etmediði, ortaklardan her birinin diðerine
belirsiz bir miktar borçlanmasýndan dolayý
garar içerdiði ve menfaat saðlayan borç
niteliði taþýdýðý için bâtýldýr.
Vücûh ortaklýðýnda kârýn nasýl paylaþýlacaðý konusu fakihler arasýnda tartýþmalýdýr. Hanefîler’e ve bazý Hanbelîler’e göre
kâr ve zarar hisseye göredir. Zira vücûh
þirketinde kârýn kaynaðý üstlenilen sorumluluktur. Eðer kâr sorumluluktan fazla ise
karþýlýksýz bir fazlalýk söz konusudur ki bu
câiz deðildir. Taraflardan birine hissesiyle
orantýsýz biçimde fazla kâr verilmesi þart
koþulmuþsa bu þart geçersiz sayýlýr ve hisse eþit olarak daðýtýlýr. Hanbelîler’in çoðuna göre kâr inan þirketinde olduðu gibi ortaklarýn anlaþtýðý þekilde paylaþýlabilir, çünkü ortaklardan biri ticarî beceri ve itibar
açýsýndan diðerinden daha üstün olabilir.
Hanefîler’e göre diðer ortaklýk akidlerinde görüldüðü gibi vücûh da mufâvada ve
inan þeklinde, yani ortaklar arasýnda sermaye, kâr-zarar paylaþýmý, tasarruf ehliyeti, yetki ve sorumluluk bakýmýndan denklik þartýnýn arandýðý veya aranmadýðý iki
þekilde kurulabilir. Þirket bu iki ortaklýktan hangisine göre kurulmuþsa o ortaklýkla ilgili þartlarýn yerine getirilmesi gerekir. Vücûh ortaklýðý mufâvada þeklinde kurulursa her iki ortaðýn kefalet ehliyetini
taþýmasý gerekir. Satýn alýnan þeyin ve kârýn yarý yarýya olmasý ve mufâvada lafzýnýn kullanýlmasý þarttýr. Eðer vücûh inan
ortaklýðý þeklinde ise ortaklar arasýnda eþitlik aranmaz, kâr da ortaklarýn ödemeyi
üstlendiði bedel oranýnda paylaþýlýr. Hanbelîler ise vücûh þirketinin sadece inan
þeklinde kurulabileceðini kabul ederler.
Çünkü mufâvada þartlarýyla kurulan vücûh ortaklýðý hem garar içerir hem de benzeri bir kuruluþ þeriatta görülmemiþtir.
Vücûh þirketi genel hükümler açýsýndan
baðlayýcýlýk taþýmayan (gayr-i lâzým) bir akid
sayýldýðýndan ortaklardan birinin feshiyle
sona erer ve bu hususta ortaklýk akidlerine ait genel hükümler geçerli olur.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Lisânü’l-£Arab, “vch” md.; Serahsî, el-Mebsû¹,
XI, 151, 152, 154, 168; Ýbn Rüþd, Bidâyetü’lmüctehid, II, 226; Muvaffakuddin Ýbn Kudâme,
el-Mu³nî (nþr. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî – Abdülfettâh M. el-Hulv), Riyad 1417/1997,
VII, 120-122, 137, 138-139, 144, 145; Þehâbeddin el-Karâfî, e×-¬aÅîre (nþr. Muhammed Haccî),
Beyrut 1994, VIII, 22-23, 34, 48-49; Abdullah b.
Mahmûd el-Mevsýlî, el-ÝÅtiyâr li-ta£lîli’l-MuÅtâr
(nþr. Mahmûd Ebû Dakýka), Kahire 1370/1951,
III, 12, 18; Osman b. Ali ez-Zeylaî, Tebyînü’l-¼ašåßiš, Bulak 1313, III, 322; Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, el-Mi½bâ¼u’l-münîr, Beyrut, ts.
(el-Mektebetü’l-ilmiyye), s. 649; Þemseddin erRemlî, Nihâyetü’l-mu¼tâc, Beyrut 1404/1984,
V, 4-5; Mecelle, md. 1332, 1399-1403; Ali Haydar, Dürerü’l-hükkâm, Ýstanbul 1330, III, 711713; Bilmen, Kamus 2, VII, 96-98; Ýsmail Büyükçelebi, Ýslâm Hukukunda Ýnan Þirketi ve Nevileri (doktora tezi, 1981), Atatürk Üniversitesi Ýslâmî Ýlimler Fakültesi, s. 157-168; Osman Þekerci,
Ýslâm Þirketler Hukuku Emek-Sermaye Þirketi, Ýstanbul 1981, s. 238-243; Vehbe ez-Zühaylî,
el-Fýšhü’l-Ýslâmî ve edilletüh, Dýmaþk 1404/1984,
IV, 794-795, 801-802, 814, 824; Abdülazîz Ýzzet
el-Hayyât, eþ-Þerikât fi’þ-þerî£ati’l-Ýslâmiyye, Beyrut 1408/1987-88, II, 46-49; Murtaza Köse, Ýslâm
Hukukunda Anonim Ortaklýklar (doktora tezi,
1996), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 132; Ali el-Hafîf, eþ-Þerikât fi’l-fýšhi’l-Ýslâmî, [baský yeri ve tarihi yok], s. 97-99; “Þeriketü’l-.akd”, Mv.F, XXVI, 33, 35-37, 43, 56-57, 60,
77-78, 82, 84-85.
ÿÝsmail Cebeci
–
—
VÜCÛH ve NEZÂÝR
( ‫) א
א‬
Kur’an’da
bir kelimenin farklý yerlerde kazandýðý
deðiþik mânalarý mükerrerleriyle
birlikte inceleyen bilim dalý
ve bu dalda yazýlan eserlerin
ortak adý.
˜
™
Sözlükte vücûh “yüz, bir nesnenin karþýsýnda olan þey, ön, önde olan” anlamlarýndaki vech kelimesinin, nezâir ise “bir
þeyin dengi, benzeri, aynýsý” anlamýndaki
nazîrenin çoðuludur. Karakterleri, söz ve
davranýþlarýndaki üstünlükleriyle birbirine
benzeyenlere de nezâir denir. Hz. Peygamber’in namazlarda okuduðu yirmi kýsa sûreyi Abdullah b. Mes‘ûd’un nezâir diye adlandýrmasý (Buhârî, “Feçâ,ilü’l-Kur,ân”, 6;
Müslim, “Müsâfirîn”, 275) nazîre kelimesinin sözlük anlamýyla ilgili görülmüþ ve
bu sûrelerin uzunluk bakýmýndan birbirine yakýn olmasýyla açýklanmýþtýr (Lisânü’l-£Arab, “nzr”, “vch” md.leri; Tâcü’l-£arûs, “nzr”, “vch” md.leri). Vücûh ve nezâir ilminin öncülerinden olan Mukatil b.
Süleyman (ö. 150/767) ve Yahyâ b. Sellâm ile (ö. 200/815) onlarý izleyen Hîrî ve
Hüseyin b. Muhammed ed-Dâmeganî’nin eserlerinde bu terimler tarif edilmemiþse de verilen bilgilerden Kur’an’da ayný lafzýn farklý yerlerde deðiþik mânalarda
kullanýlmasýna vücûh, bir lafzýn anlamlarýndan sadece birinin baþka âyetlerde
tekrarlanmasýna nezâir denildiði anlaþýlmaktadýr. Bilindiði kadarýyla vücûh ve nezâir terimlerini ilk tanýmlayan âlim olan
Ebü’l-Ferec Ýbnü’l-Cevzî ile (ö. 597/1201)
onu takip eden Kâtib Çelebi’ye göre her
iki terim de “harekesi ve lafzý ayný olan bir
kelimenin farklý yerlerde farklý mânalara
gelmesi” anlamýný ifade eder. Ancak bu
kelimelerin kullanýldýðý her yerde ayný olan
lafýzlarýna nezâir, bunlarýn birbirinden
farklý olan mânalarýna vücûh denir. Buna
göre nezâir lafýzlara, vücûh mânalara verilen addýr (Nüzhetü’l-a£yün, s. 83; Keþfü’¾-¾unûn, II, 2001). Bedreddin ez-Zerkeþî,
Ýbnü’l-Cevzî’nin izahlarýný vücûh ve nezâir
konusunda yazýlan ilk eserlerdeki anlayýþý
yansýtmadýðý gerekçesiyle kabul etmemiþtir. Zerkeþî ve onu izleyen Süyûtî ile
Taþköprizâde gibi âlimler, ilk kaynaklardaki açýklamalara baðlý kalarak bir kelimenin farklý yerlerde ifade ettiði farklý
anlamlara vücûh, ayný kelimenin farklý
yerlerde ayný anlamda kullanýlan lafýzlarýna da nezâir denilmesi gerektiðini belirtmiþlerdir (el-Burhân, I, 193; el-Ýtšån, II,
121; Miftâ¼u’s-sa£âde, II, 415). Ýbnü’lCevzî, Ýslâm kelimesinin Kur’an’da “din olarak Ýslâm, tevhid, ihlâs, boyun eðme, ikrar” þeklinde beþ veçhi bulunduðunu söyler ve bu anlamlara dair on iki örnek zikreder (Nüzhetü’l-a£yün, s. 136-137). Ona göre âyetlerdeki Ýslâm lafýzlarý birbirinin nazîrleri, mânalarý da vecihlerdir. Buna karþýlýk Zerkeþî’ye göre bu on iki örnekteki Ýslâm lafýzlarýndan sadece ayný anlama gelenler (meselâ “ikrar” anlamýnda Tevbe sûresinin 74. ve Hucurât sûresinin 14. âyetlerinde) birbirinin nazîridir. Birinci gruptaki âlimler nezâir için lafzî benzerliði yeterli görürken ikinci gruptakiler bunun yaný sýra ayný lafýzlar arasýnda mâna benzerliði de aramýþlardýr.
Bu açýklamalardan, vücûh teriminin
Kur’an’da ayný lafzýn farklý yerlerde ifade
ettiði deðiþik mânalar için kullanýldýðýnda
görüþ birliði bulunduðu ve ihtilâfýn nezâir
hakkýnda olduðu anlaþýlmaktadýr. Nezâir
tanýmý açýsýndan bakýldýðýnda mevcut literatüre Zerkeþî’nin öncülük ettiði ikinci
görüþün hâkim olduðu, ayný lafýzlar arasýnda anlam birlikteliði de bulunduðunda nezâirden söz edildiði görülür. Mukatil b. Süleyman, Yahyâ b. Sellâm, Hîrî, Dâmeganî
gibi ilk müellifler tarafýndan verilen örneklerin bu çerçeveye uygun olduðu tesbit edilmiþtir (Karagöz, s. 448). Meselâ Mukatil
b. Süleyman ile Yahyâ b. Sellâm, Kur’an’da “tâðut” kelimesinin üç veçhinden söz
ederler. Birinci vecih Bakara sûresinin 256.
âyetinde þeytaný, ikinci vecih Nahl sûresinin 36. âyetinde putlarý, üçüncü vecih Bakara sûresinin 257. âyetinde Kâ‘b b. Eþref’i kasteden kullanýmlardýr. Ýlkinin nazîri Nisâ sûresinin 76., ikincisinin nazîri Zümer sûresinin 17., üçüncünün nazîri Nisâ
sûresinin 51. âyetinde geçer (Mukatil b.
Süleyman, neþredenin giriþi, s. 77; Yahyâ
b. Sellâm, s. 207-208). Konuyla ilgili eser141
VÜCÛH ve NEZÂÝR
lerde nazîr / nezâir yerine “ ، ،
”
gibi tabirlere de rastlanýr. Yine bu eserlerde, Ýbnü’l-Cevzî’nin belirttiði gibi sadece bir lafzýn Kur’an’daki farklý anlamlarýndan deðil ayný lafzýn farklý yerlerde ayný anlamý ifade etmesinden, ayrýca bir kelimenin yalnýzca ayný lafýz ve harekeyle zikredildiði örneklerden deðil o kelimenin müþtaklarýndan da söz edilmiþtir. Klasik döneme ait iki farklý yaklaþým dýþýnda son zamanlarda yazýlan bazý eserlerde nezâirin
Kur’an’daki eþ anlamlý lafýzlar için de kullanýldýðý görülmektedir (cehennem, nâr,
sakar, hutame ve cahîmin ayný mânayý ifade etmesi gibi; bk. Cerrahoðlu, s. 184-185;
Süleyman b. Sâlih el-Kar‘âvî, s. 12). Ancak vücûh ve nezâir literatüründe eþ anlamlý kelimelere ait örneklere rastlanmadýðý için bu yaklaþým ulûmü’l-Kur’ân terminolojisi açýsýndan isabetli görülmemiþtir; belki sadece nezâirin lugat anlamýyla
böyle bir tanýmdan söz edilebilir (nezâirin
eþ anlamlýlýkla bir tutulmasýna yönelik
deðerlendirme ve eleþtiriler için bk. Güven, s. 174-175).
Kur’an’daki bazý kelimelerin farklý anlamlara geldiði ve bu farklýlýklara dikkat
edilmesi gerektiði eskiden beri bilinen bir
husustur. Ebü’d-Derdâ’dan mevkuf tariki
meþhur olan, ancak zayýf ve merfû tariki de
bulunan bir hadiste þöyle denilmektedir:
“Kiþi Kur’an için birçok vücûhu göz önünde bulundurmadýkça tam mânasýyla anlayýþ sahibi olamaz” (Mukatil b. Süleyman,
neþredenin giriþi, s. 19; Abdürrezzâk esSan‘ânî, XI, 255; Ýbn Abdülber en-Nemerî, II, 45). Hz. Peygamber’in En‘âm sûresinin 82. âyetindeki zulüm kelimesini “þirk”
ile tefsir etmesi de (Buhârî, “Tefsîr”, 31, 2)
vücûhun sünnetteki dayanaklarýna örnek
gösterilebilir. Öte yandan Hz. Ali, Hâricîler’e sözcü olarak gönderdiði Ýbn Abbas’tan, Kur’an’ýn birçok veçhe / mânaya gelme ihtimali bulunduðu için onlara sünnetten delil getirmesini istemiþtir (Süyûtî, II,
122). Âyetlerde geçen lafýzlarýn farklý mânalara gelebileceðine dair tâbiîn âlimlerinden de görüþler aktarýlýr. Meselâ Saîd
b. Cübeyr, Kur’an’da af (afv) kelimesinin
“baðýþlama, harcamada orta yolu tutma ve
ihsanda bulunma” þeklinde üç anlamýnýn
bulunduðunu söylemiþtir (a.g.e., II, 138).
Vücûh ve nezâir konusu gerek âyetlerde
geçen kelimelerin benzerlik ve farklýlýklarýnýn tesbiti, gerekse Kur’an’ýn Kur’an’la
tefsiri ve âyetlerin doðru anlaþýlmasý açýsýndan büyük önem taþýr.
Vücûh ve nezâir literatürü içinde deðerlendirilebilecek olan bazý eserlerde el-Eþbâh ve’n-ne¾âßir, Me’þtebehet esmâßü142
hû ve ta½arrafet me£ânîhi ve Me’ttefeša laf¾uhû ve’Åtelefe ma£nâhü gibi
baþlýklara rastlanabilir. Konuya dair eserlerde ele alýnan kelime sayýsý yanýnda bu
kelimelere atfedilen vücûh sayýsýnda da
farklýlýklar vardýr. Nitekim Mukatil b. Süleyman 185 kelime tesbit ederken Yahyâ
b. Sellâm 115, Ýbnü’l-Cevzî 324, Dâmeganî 531, Hîrî 588 kelime tesbit etmiþtir. Meselâ “emr” kelimesinin Mukatil, Yahyâ ve
Hîrî’de on üç, Dâmeganî’de on yedi veçhi
belirtilmiþtir. “Hak” kelimesinin vücûh sayýsý Mukatil’de on bir, Dâmeganî’de on iki,
Hîrî’de yirmi dokuzdur (Vücûhü’l-Æur ßân,
nþr. Fâtýma Yûsuf el-Hýyemî, neþredenin
giriþi, s. 18-19). Bu eserlerde kelimelerin
sözlük anlamlarý yanýnda âyetlerdeki baðlamlarý da dikkate alýnmýþ, belli baðlamdaki bir lafýzla neyin kastedildiði ve nasýl tefsir edildiði, bir kelimenin hangi mânaya /
varlýða tekabül ettiði gösterilmeye çalýþýlmýþ, bu anlamlarýn belirlenmesinde tefsir rivayetlerinin yaný sýra Arap þiirinden
de faydalanýlmýþtýr. Bu çerçevede mânalarý müphem bazý Kur’an lafýzlarýnýn tesbiti, meselâ “imrae” veya “mescid” kelimesiyle hangi kadýnýn ya da mescidin kastedildiði gibi vücûh ve nezâirden ziyade mübhemâtü’l-Kur’ân’ýn içinde ele alýnmasý gereken örnekler de verilmiþtir (Ebû Abdullah Hüseyin b. Muhammed el-Dâmeganî,
I, 68-70; Ýbnü’l-Cevzî, s. 568-569).
Vücûh ve nezâirle ilgili eserler büyük ölçüde Mukatil’in görüþlerine dayandýrýlmýþ,
bu eserlerde önceleri bir sistem gözetilmezken zamanla (muhtemelen Ebû Hilâl elAskerî’den itibaren) alfabetik sýralamaya geçilmiþtir. Vücûh ve nezâire dair eserler ulûmü’l-Kur’ân’ýn en erken örnekleri arasýnda
yer alýr. Ali b. Ebû Talha (ö. 143/760) ve Muhammed b. Sâib el-Kelbî’ye bu alanla ilgili birer eser nisbet edilir (Ýbnü’l-Cevzî, s.
82). Günümüze ulaþan en eski çalýþma ise
Mukatil b. Süleyman’a ait olup üç ayrý neþri yapýlmýþtýr (el-Eþbâh ve’n-ne¾âßir, nþr.
Abdullah Mahmûd Þehhâte, Kahire 1975,
1994, 2001; el-Vücûh ve’n-nezâir, nþr. Ali
Özek, Ýstanbul 1993; el-Vücûh ve’n-ne¾âßir
fi’l-Æur ßâni’l-Kerîm, nþr. Hâtim Sâlih edDâmin, Dübey 1427/2006). Eser Farsça’ya
(trc. Muhammed Rûhânî – Muhammed
Alevî Mukaddem, Tahran 1385/2001) ve
Türkçe’ye (Kur’an Terimleri Sözlüðü, trc. M.
Beþir Eryarsoy, Ýstanbul 2004) tercüme
edilmiþtir. Kendi neþrine yazdýðý giriþte (s.
165-179) Þehhâte’nin yayýmladýðý metnin
Mukatil’e nisbetini doðru bulmayan, bu
metnin Hârûn b. Mûsâ el-Ezdî el-A‘ver’e
(ö. 170/786 civarý) ait olduðunu ileri süren
Dâmin, kendi yayýmýný eserin Uneyze’de el-
Câmiu’l-kebîr el yazmalarý kütüphanesinde bulunan nüshasýna dayandýrmýþtýr. Dâmin’in Þehhâte neþrine yönelik eleþtirisi
ayný metni esas alan Ali Özek neþri için de
geçerlidir. Her iki neþrin dayandýðý metnin isnadý Ebû Nasr Matrûh b. Muhammed b. Þâkir el-Kudâî el-Mýsrî’ye ulaþýrken
Dâmin’in yayýmladýðý nüshanýn râvisi Mukatil’in tefsirini de rivayet eden Ebû Sâlih
Hüzeyl b. Habîb’dir. Dâmin, Þehhâte neþrinde eksik sayfalar yüzünden yer verilmeyen yirmi dört lafzýn Hârûn b. Mûsâ’nýn
nüshasýnda bulunduðunu, yine muahhar
kaynaklarda Mukatil’in eserinin baþýnda yer
aldýðý bildirilen (Zerkeþî, I, 193) Kur’an’ýn
vücûhuna dair hadisin de Þehhâte neþrinde yer almadýðýný, kendisinin yayýmladýðý nüshada ise mevcut olduðunu belirtmektedir.
Mukatil b. Süleyman’ýn eserinden sonra günümüze ulaþan bazý çalýþmalar þunlardýr: Hârûn b. Mûsâ, el-Vücûh ve’n-ne¾âßir fi’l-Æurßâni’l-Kerîm (nþr. Hâtim Sâlih ed-Dâmin, Baðdat 1409/1988; Ammân
2002); Yahyâ b. Sellâm, et-Te½ârîf: Tefsîrü’l-Æurßân mimme’þtebehet esmâßühû
ve ta½arrafet me£ânîh (nþr. Hind Þelebî,
Tunus 1400/1980); Müberred, Me’ttefeša laf¾uhû ve’Åtelefe ma£nâhü mine’lÆurßâni’l-mecîd (nþr. Abdülazîz el-Meymenî, Kahire 1350/1931; nþr. Ahmed Muhammed Süleyman Ebû Ra‘d, Küveyt 1409/
1989; nþr. Muhammed Rýdvân ed-Dâye,
Dýmaþk 1411/1991); Hakîm et-Tirmizî, Ta¼½îlü ne¾âßiri’l-Æurßân (nþr. Hüsnî Nasr
Zeydân, Kahire 1389/1970); Ebû Hilâl elAskerî, el-Vücûh ve’n-ne¾âßir (nþr. Muhammed Osman, Kahire 1428/2007; nþr.
Ahmed es-Seyyid, Beyrut 2010); Ebû Mansûr es-Seâlibî, el-Eþbâh ve’n-ne¾âßir (nþr.
Muhammed el-Mýsrî, Beyrut-Kahire 1404/
1984; Hâtim Sâlih ed-Dâmin son eserin
Ýbnü’l-Cevzî’nin MünteÅab adlý çalýþmasýyla ayný olduðunu ileri sürmektedir [Øýnâ£atü’l-maŹû¹i’l-£Arabi’l-Ýslâmî, s. 182]);
Ýsmâil b. Ahmed el-Hîrî, Vücûhü’l-Æurßân
(nþr. Fâtýma Yûsuf el-Hýyemî, Dýmaþk 1996;
nþr. Necef Arþî, Meþhed 1422); Ebû Abdullah Hüseyin b. Muhammed ed-Dâmeganî, Æåmûsü’l-Æurßân: I½lâ¼u’l-Vücûh
ve’n-ne¾âßir fi’l-Æurßâni’l-Kerîm (nþr. Abdülazîz Seyyidü’l-ehl, Beyrut 1970) ve elVücûh ve’n-ne¾âßir li-elfâ¾i Kitâbillâhi’l-£azîz (nþr. Muhammed Hasan Ebü’lAzm ez-Zefîtî, Kahire 1992; nþr. Arabî Abdülhamîd Ali, Beyrut 2003 [Esma Çetin bu
eser üzerine yüksek lisans tezi hazýrlamýþtýr, 2006, UÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü]);
Hubeyþ et-Tiflîsî, Vücûh-i Æurßân (Far. nþr.
Mehdî Muhakkýk, Tahran 1340 hþ./1961);
VÜSÛL
Ýbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-a£yüni’n-nevâ¾ýr fî £ilmi’l-vücûh ve’n-ne¾âßir (nþr. Seyyide Mihrünnisâ, Haydarâbâd 1394/1974;
nþr. Muhammed Abdülkerîm Kâzým er-Râdî, Beyrut 1404/1984; müellif bu eserini
MünteÅabü Æurreti £uyûni’n-nevâ¾ýr fi’lvücûh ve’n-ne¾âßir fi’l-Æurßâni’l-Kerîm baþ-
lýðýyla ihtisar etmiþ [nþr. Muhammed esSeyyid es-Saftâvî – Fuâd Abdülmün‘im
Ahmed, Ýskenderiye 1399/1979]), Fehd b.
Ýbrâhim b. Abdullah ed-Dâli‘ Ýbnü’l-Cevzî’nin Nüzhe ’si üzerine yüksek lisans tezi
hazýrlamýþtýr, 2005, Ýmam Muhammed b.
Suûd Üniversitesi, Riyad); Ýbnü’l-Ýmâd elMýsrî, Keþfü’s-serâßir fî ma£ne’l-vücûh
ve’l-eþbâh ve’n-ne¾âßir (nþr. Fuâd Abdülmün‘im Ahmed, Ýskenderiye 2004). Amacý ve kapsamý farklý olmakla birlikte bazý
modern Kur’an sözlükleri de ayný kelimenin farklý anlamlarýný tekrarlarýyla birlikte gösterecek tarzda hazýrlanmýþtýr. Mýsýr’daki Arap Dil Kurumu’nun yayýmladýðý
Mu£cemü elfâ¾i’l-Æurßâni’l-Kerîm (Kahire 1953-1970, 1989) bunlarýn en önemlilerinden biridir (vücûh ve nezâir literatürü için ayrýca bk. Vücûhü’l-Æur ßân, nþr.
Necef Arþî, neþredenin giriþi, s. 36-39; Zerkeþî, I, 191-193, neþredenin dipnotu; M.
Yûsuf eþ-Þürbacî, XIX/2 [2003], s. 457-462).
Vücûh ve nezâir konusunda Süleyman b.
Sâlih el-Kar‘âvî (bk. bibl.), Selvâ Muhammed Avvâ (el-Vücûh ve’n-ne¾âßir fi’l-Æurßâni’l-Kerîm, Kahire 1419/1998), Mehmet
Okuyan (Kur’an’da Vücûh ve Nezâir, Samsun 2001), Þahin Güven (bk. bibl.) ve Ahmed b. Muhammed el-Berîdî – Fehd b. Ýbrâhim b. Abdullah ed-Dâli‘ (Mevsû£atü’lvücûh ve’n-ne¾âßir fi’l-Æurßâni’l-Kerîm,
http://quranicweb.com/) birer çalýþma yapmýþtýr.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Tehânevî, Keþþâf (Dahrûc), II, 1703; Mukatil b.
Süleyman, el-Vücûh ve’n-ne¾âßir (nþr. Hâtim Sâlih ed-Dâmin), Dübey 1427/2006, neþredenin giriþi, s. 19, 77; Yahyâ b. Sellâm, et-Te½ârîf: Tefsîrü’l-Æurßân mimme’þtebehet esmâßühû ve ta½arrafet me£ânîh (nþr. Hind Þelebî), Tunus 1400/
1980, s. 207-208, ayrýca bk. neþredenin giriþi, s.
10-42; Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Mu½annef
(nþr. Habîbürrahman el-A‘zamî), Beyrut 1403/
1983, XI, 255; Hakîm et-Tirmizî, Ta¼½îlü ne¾âßiri’l-Æurßân (nþr. Hüsnî Nasr Zeydân), Kahire 1389/
1970, s. 19-24; Hîrî, Vücûhü’l-Æurßân (nþr. Fâtýma
Yûsuf el-Hýyemî), Dýmaþk 1996, neþredenin giriþi, s. 15-19; a.e. (nþr. Necef Arþî), Meþhed 1422,
neþredenin giriþi, s. 13-46; Ýbn Abdülber en-Nemerî, Câmi £u beyâni’l-£ilm, Beyrut, ts. (Dârü’lkütübi’l-ilmiyye), II, 45; Ebû Abdullah Hüseyin b.
Muhammed ed-Dâmeganî, el-Vücûh ve’n-ne¾âßir
(nþr. M. Hasan Ebü’l-Azm ez-Zefîtî), Kahire 1412/
1992, I, 68-70; Ýbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-a£yün, s.
81-84, 136-137, 568-569; Zerkeþî, el-Burhân fî
£ulûmi’l-Æurßân (nþr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aþlî v.dðr.), Beyrut 1415/1994, I, 190-201; Süyû-
tî, el-Ýtšån (Ebü’l-Fazl), II, 121-139; Taþköprizâde, Miftâ¼u’s-sa£âde, II, 415-417; Keþfü’¾-¾unûn,
II, 2001; Ýbn Akýle, ez-Ziyâde ve’l-i¼sân fî £ulûmi’l-Æurßân (nþr. M. Safâ Hakký v.dðr.), Þârika
1427/2006, V, 216-249; Ýsmail Cerrahoðlu, Tefsir Usûlü, Ankara 1983, s. 184-185; Süleyman b.
Sâlih el-Kar‘âvî, el-Vücûh ve’n-ne¾âßir fi’l-Æurßâni’l-Kerîm: Dirâse muvâzene (doktora tezi, 1407),
Câmiatü’l-Ýmâm Muhammed b. Suûd el-Ýslâmiyye, s. 12, 20-21; Hâtim Sâlih ed-Dâmin, “Maptûtât nüsibet ilâ gayri ashâbihâ”, Øýnâ£atü’l-maŹû¹i’l-£Arabi’l-Ýslâmî mine’t-termîm ile’t-teclîd: edDevretü’t-tedrîbiyye’d-devliyye’¦-¦âniye, Dübey
1422/2001, s. 165-191; Þahin Güven, Kur’an’ýn
Anlaþýlmasý ve Yorumlanmasýnda Çokanlamlýlýk Sorunu, Ýstanbul 2005, s. 174-175; Mustafa
Karagöz, “Vücûh ve Nezâirin Terimleþme Süreci”, Tarihten Günümüze Kur’an Ýlimleri ve Tefsir Usûlü (ed. Bilal Gökkýr v.dðr.), Ýstanbul 2009,
s. 441-475; M. Yûsuf eþ-Þürbacî, “.Ýlmü’l-vücûh
ve’n-nezâ,ir fi’l-Kur,âni’l-Kerîm ve eþeruhû fi’ttefsîr ve’l-keþf .an i.câzi’l-Kur,ân”, Mecelletü Câmi £ati Dýmaþš, XIX/2, Dýmaþk 2003, s. 455-491.
ÿMehmet Suat Mertoðlu
–
—
VÜHEYB b. HÂLÝD
( !"#$ )
Ebû Bekr Vüheyb b. Hâlid
b. Aclân el-Basrî
(ö. 165/781)
˜
Muhaddis.
™
107 (725-26) yýlýnda doðdu. Bâhile kabilesinin mevâlîsindendir. Kerâbîsî nisbesiyle de anýlmasý pamuklu kumaþ ticaretiyle uðraþtýðýný göstermektedir. Eyyûb esSahtiyânî, Mansûr b. Mu‘temir, Ebû Hâzim Seleme b. Dînâr, Humeyd et-Tavîl,
Yahyâ b. Saîd el-Ensârî, Ca‘fer es-Sâdýk,
Ýbn Cüreyc gibi hocalardan hadis tahsil etti. Hocalarý arasýnda Medineliler’in çok oluþu dikkat çekmektedir. Mâlik b. Enes’ten
cerh ve ta‘dîl konusunda faydalandý ve ricâl alanýnda akranlarýnýn en önde geleni
oldu. Basra’da Þu‘be b. Haccâc’dan sonra
en büyük ricâl âlimi diye nitelenmesi bunu göstermektedir. Bazý râviler hakkýnda
yaptýðý deðerlendirmeler Hammâd b. Seleme gibi çaðdaþlarý tarafýndan eleþtirilmiþse de ileriki yüzyýllarda ricâl âlimleri
Vüheyb’i haklý bulmuþtur (Zehebî, A£lâmü’n-nübelâß, VIII, 224). Kendisinden Abdullah b. Mübârek, Ýbn Uleyye, Abdurrahman b. Mehdî, Affân b. Müslim, Süleyman
b. Harb, Ebü’l-Velîd et-Tayâlisî, Ýbn Âiþe,
Ebû Dâvûd et-Tayâlisî ve Ebû Seleme etTebûzekî gibi isimler hadis rivayetinde bulundu. Bilinmeyen bir sebeple bir dönem
hapse atýldý. Hapiste olduðu günlerde (Ýbn
Sa‘d, VII, 287) veya ömrünün sonlarýnda
(Ýbn Ebû Hâtim, IX, 35) görme duyusunu
kaybetti; ancak güçlü hâfýzasý ve ezberin-
den rivayet edebilmesi sayesinde hadis imlâ etmeyi sürdürdü.
Kütüb-i Sitte’de rivayetleri yer alan Vüheyb b. Hâlid henüz elli sekiz yaþýnda iken
ve akranlarýna göre erken vefat etmesine raðmen Ýbn Uleyye, Abdülvâris b. Saîd
ve Yezîd b. Zürey‘ ile birlikte Basra’nýn dört
büyük hadis hâfýzýndan biri kabul edilmiþ,
bu dört ismin de hadisleri mâna ile deðil
lafýzlarýyla rivayete önem verdiði bildirilmiþtir (Zehebî, A£lâmü’n-nübelâß, VIII, 224).
Vüheyb, hadis ve fýkýh bilgisi açýsýndan
Basra’nýn önde gelen simalarýndan Hammâd b. Zeyd ile kýyaslanmýþ, özellikle Medineli hocalardan hadis rivayeti hususunda
onun halefi sayýlmýþtýr (Mizzî, XXXI, 167).
Hadis münekkidleri Vüheyb hakkýnda genelde olumlu deðerlendirmeler yapmýþtýr.
Abdurrahman b. Mehdî, kendi dönemindeki âlimler arasýnda hadisi ve ricâli en iyi
bilen kiþinin Vüheyb olduðunu söylemiþ ve
onu Ýbn Uleyye’ye tercih etmiþtir (a.g.e.,
XXXI, 166). Yahyâ b. Saîd el-Kattân, Vüheyb’den övgü ile söz etmesine raðmen
ihtilâf etmeleri durumunda Ýbn Uleyye ve
Yezîd b. Zürey‘in Vüheyb’e tercih edilebileceðini belirtmiþ, Ahmed b. Hanbel ise bu
konuda Abdurrahman b. Mehdî’nin görüþüne katýlmýþtýr. Yahyâ b. Maîn, Vüheyb’i
Basralý hadis hocalarýnýn en güvenilir olanlarý arasýnda saymýþ, Ýbn Sa‘d sika, kesîrü’l-hadîs ve hüccet kabul edildiðini bildirmiþ, Ýbn Ebû Hâtim de onun zayýf râvilerden neredeyse hiç hadis almadýðýna iþaret etmiþtir (el-Cer¼ ve’t-ta£dîl, IX, 35). Ebû
Dâvûd es-Sicistânî, Vüheyb’in sika olmasýna raðmen ömrünün sonlarýna doðru
hâfýzasýnýn zayýfladýðýný ileri sürmüþse de
(Ýbn Hacer, XI, 170) bu görüþe itibar edilmemiþtir.
BÝBLÝYOGRAFYA :
Ýbn Sa‘d, e¹-ªabašåt, VII, 287; Buhârî, et-TârîÅu’l-kebîr, VIII, 177; Ýbn Ebû Hâtim, el-Cer¼ ve’tta£dîl, IX, 34-35; Mizzî, Teh×îbü’l-Kemâl, XXXI,
164-168; Zehebî, A£lâmü’n-nübelâß, VIII, 223226; a.mlf., Te×kiretü’l-¼uffâ¾, I, 235, 236; Ýbn
Hacer, Teh×îbü’t-Teh×îb, XI, 169-170.
ÿAyhan Tekineþ
–
—
VÜSÛL
( %
&
‫) א‬
˜
Sâlikin Hakk’a ulaþmasý anlamýnda
bir tasavvuf terimi.
™
Sözlükte “ulaþmak, eriþmek, sevdiðine
kavuþmak”, manasýndaki vüsûl kelimesi “ayrýlmak” anlamýndaki fasl, firkat ve
hicrân kelimelerinin karþýtýdýr; ayrýca ayný kökten gelen vasl, vuslat, visâl, ittisâl
143
Download