Untitled

advertisement
İnsanoğlu çok eski çağlardanberi yaşamım en iyi koşullarla
sürdürebilmek için gerekli faaliyetleriyle çevresini etküeyegelmiştir. Ancak, eski gaflarda insan içinde bulunduğu ekosistemin dışında saymıyordu kendisini, Bugünkü anlamda hiç te medenî olmayan
yaşantısında yiyebileceğinden daha fazla avlanmaya, gıdasını pişiry e y e r yoktu. Tıpkı yakm çevresindeki diğer canlılar gibi, öteki
me
canlılar ve cansızlarla çok sıkı ilişkisi olan, yaşamı yalnız onlara
bağlı ve varlığıyla da onlara hayat veren bir hayvan türü olarak
yaşadı o çağlarda insan. Ne zaman ki beİM bir tür bitkiyi veya hayvanı diğerlerinden ayırarak kendisi için üretmeyi, kendi edindiği
bilgilerle ateş yakmayı ve madenî eşya imal etmeyi başardı» işte ondan sonra içinde bulunduğu ekosistemin düıemni de bilmeden bozmaya, onun dışında kalmaya başlamış oldu.
Ancak, doğal düzene yapılan bu saldırıların sistematik bir şekil almasıyla ve daha çok endüstri ve nüfus patlamasının yeraldığı
yüjsphmızda çevre sorunları tanınmaya ve önemsenmeye başlamış*
tır, Yakm mmana kadar dünyanın, her çegit artıklarımızı kabul edecek ve Um hammadde sağlayacak sonsuz kaynaklara sahip olduğu
sanılıyordu. Bugün bu konuda insanoğlunun ne kadar yanıldığı acı
örneklerle ortaya çıkmıştır. îşte f bu aslında çok eski fakat yeni tanmmaya başlıyan doğal sistemleri bozmamızla ilgili sorunlar demetin©
biz çevre sorunları diyoruz.
Çevre sorunlarının bugünkü modern anlayışrmım göre üç ana
çeşidi vardır :
L Çevre kirlenmesi
2. Tabiî kaynak kuUammı
3, Arazi kullanımı
Bugün burada sorunlarım tartışmak üzere toplandığımız sanayiin her üç ana çevre sorunu çeşidinde de büyük katkısı vardır,
Hızla çoğalan insan kitlelerini besleyip, müreffeh yaşatabilmenin en
başarılı yolu olan sanayiin, aynı zamanda doğal sistemleri bozan;
8, 11. 1. — 3
kaynakları büyük bir iştahla tüketen; su, toprak ve hava ortamlarını tabiatın normal usulleriyle temMiyemîyeeeği bir hızla kirleten; konumuyla arazi kullanımı problemleri yaratan bir faktör olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır, Baıarılı bir sanayüeşme ise ancak bu menfî etkilerin önceden çok iyi hesaplanarak planların ona
göre yapılmasıyla olabilir. Sanayiin çevre sorunlarını sanayileşme»
nin yoluna çıkan can sıkıcı engeller olarak tanıyıp götrmemezlikten
gelmek yerine, onları boyutlarıyla iyice tanıyıp gidermeye çalışmak
daha rasyonel bir çözüm getirecektir. Bu konuda sanayileşmiş ülkelerin acı tecrübelerinden yararlanılması ve sanayileşme planlarına paralel bir çevre politikası çmlerek uygulanması en uygun yol
olacaktır.
Bugün endüstrinin pek çok büyük çapta çevre sorununa sebep
olduğu bilinmektedir. Fabrikalardan yayılan kötü kokulu duman
sütunları, tozlar, yeterince tasfiye edilmeden sulara verilen sıvı artıklar, dağ gibi yükselen katı artık yığınları usun zamandır bilinen
fakat önemsenmiyen mevzii çevre sorunları yaratmaktaydı. Hatta
vaktiyle bunları kalkınmanın işareti kabul edenler bile vardı, Artık çevre Mrlenmelerinin sağlık, ekonomi, doğal güzellikler üzerindeki menfi etkileri günümüzde daha iyi anlaşılmıştır. Bu etkilerin
mahiyeti dünya bilim çevrelerinde son 10 yılda etraflıca araştırıl*
mı§ ve araştırılmaktadır. Yine de itiraf etmek gerekir ki, sorunla.
rı giderecek tedbirlerin teknolojisinin gelişme hım, endüstriyel teknolojik gelişme hızına erişebilecek durumda değildir, Bununla beraber bazı temel sorunlara oldukça ekonomik .çözümler getirilebilmiş^
tir. Şüphesiz bu çözümler herşeyden önce sanayi açısından, yaratılan çevre sorununun o ülkenin yaşamı için ne anlama geleceğinin
iyice bilinmesi halinde değer taşır.
. 1.
ESNAM VB KÄLEMME
Çevre kirlenmesi, aslında çevre sorunlarının sadece bir kısmım
teşkil ettiği halde çok çarpıcı ve gevre tahribinin en gözle görülür
çeşidi olduğundan, çoğunlukla çevre sorunuyla eşdeğer anlamda
kullanılmaktadır. Çevre kirlenmesi bir takım maddelerin istenmedikleri bir ortamda birikmesiyle ortaya çıkar. Doğanın kendine has
temizleme metodlarıyla kolayca temizlenesmiyen bu maddeler zamanla doğal mekanizmalara, insan sağlığına ve estetik değerlere
3* İL 1. —• 4
de tehlikeli bir hal alırlar. Diğer taraftan çoğunlukla kirlenme, değerli doğal kaynakların istenmiyen bir ortamda israf edilmesi anla«
mrna da gelir. Hava kirlenmesi yoluyla enerji kaynaklarının israfı
gibi.
Çevre kirleticilerin çoğu atıldıkları ortamda parçalanıp yok
olabilirler, Örneğin, organik artıklar bakteriler tarafından parçalanır ve okside olarak zararsız hale gelebilirler. Diğer bazı artıklar
ise; plâstik, cam metal ve bazı tarım ilâçlarıyla deterjanlar gibi;
tabiî proseslerle parçalanamazlar. Bunların birçoğu zehirli, camı
sağlığına zararlı maddelerdir. DDT, civa bulaşıkları gibi,
A. SU KffiUMMESt
Bir kısım endüstriyel kirleticiler su ortamına çok a^ miktarlarda aıtldıklan halde (pestisidler, ağır metaller) bazı organizmalarda çok yüksek konsantrasyonlarda olmak üzere birikebilirler.
Bu organizmaları yiyen diğer canlılarda ise bu miktarlar §a§ılacak
kadar daha fazla artar. Buna güzel bir örnek DDT ye benler DDD
İsimli bir tarım ilâcı olmuştur. 1057 de Amerika'da meydana çıkan
olayda DDD sadece 0,02 ppmı (milyonda bir kısım) konsantrasyonda artık sularla birlikte Clear Lake gölüne atılmıştı, Bu. göldeki bitkisel ve hayvansal organizmalarda daha sonra 5 ppm (yani artık
sudakinin 250 katı) konsantrasyonda, bu organizmaları yiyen balıklarda ise '2000 ppm DDD ye rastlandı. Bu, artık sudaki kon»
santrasyomın tam 100,000 katı demektir, DDODyle zehirlenen bu balıkları yiyen bazı balıkçıl kuş türlerinde ise kitle halinde ölümler
olmuştur.
Organik artıkların tabiî prosesler aracılığıyla yokolabileceğinden bahsetmiştik. Tabi ki bu, artığın miktarına bağlı olarak ba§a,
rıh olabilen bir durumdur. Zira atıldığı ortamda örneğin bir nehirde organik artıkların parçalanması olayı esnasında ve ayrıca bu
fazla miktardaki orgnik madde varlığına dayanarak aşırı üreyen
alglerin Ölüp dekomopOÄe olmasıyla çok fazla miktarda suda erimiş oksijen sarfedilir*
Ancak organik artıkların meydana getirdiği ve sebep olduğu
bu yüksek oksijen talebi karplanabiliyorsa tabii tasfiye prosesi
başarh olabilir. Diğer taraftan bu oksijen azalması diğer eanlılariD
örneğin balıkların zararına olur. Çoğunlukla en hassas türlerinden
8, 11* L — 5
taafhyarak balık nesilleri ya ölür veya göç ederler, Yapılan bilimsel
araştırmalar îmmî Köfrfezinin kanalizasyon ve endüstri artıkları
yüzünden yukarıda belirtilen duruma düştüğünü göstermektedir.
Baha da İleri durumlarda yani suda mevcut bütün erimiş oksijenin
tükenmii olması halinde anaerobik (yani oksijensin yaşayan) bakteri çeşitleri ürer ve ortajaıa bol miktarda metan ve kükürtlü hidrojen salarlar. Bu durumda suyun rengi karanlık, kokusu son derece
pis ve hayatiyet yönünden tamamen ölüdür, Bugün Halic'in birçok
kısımları bu durumdadır.
Sıcak suların deşarjı da önemli bir su kirlenmesi sorunudur.
Devamlı yapılan sıcak deşarjlar döküldüğü su ortamındaki yaşamı
etkilerler. Suyun erimiş oksijeni tutabilme kabiliyeti azalır, canb
hayat yeni şartlara daha uygun yeni bir ekosistemle yer değiştirir.
Çünkü sıcak su ortamlarına algler ve diğer sualtı bitkileri hayvansal
organizmalardan daha uygun düşerler. Bunların asın üremesi de
suyun doğal canlı yaşamını tehlikeli sona daha da yaklaştırır.
Endüstrilerden sulara atılan artık maddelerin toplam maktan
sanayileşmiş toplumlarda şehir artıklarının birçok katma ulaşmış*
tır. Bunların büyük Bir kısaum da zehirli artıklar teşkil eder. Nit«
rath, yağlı, metalik, organik artık sular insan sağlığı ve huturu
yönündan çeşitli mahcurlar tanımaktadır,
îster sanayim isterse başka aktivitelerin sonucu olsun, su kirlenmeıtoda sonuç hep aynıdır. Sulardaki doğal yaşantının ya istenmiyen bîr sisteme dönüşmesi veya tamamen yokolması. Bu da şu
yönlerden tasam eikto*
1* Sağlık
Etadüstri artıklarının Öldürdüğü sulara hele bir miktar şehir
artığıda kanşmaktaysa bu sular çeşitli mrarlı bakteriler için gelişme ortamı olabilmektedir, Diğer taraftan eser miktarlardaki zsehirli
artıkların bile sağlığa şaşılacak kadar büyük menfi etkileri vardır.
Bu kimyasal maddelerin bir kısmı yeraltı sularına da sızabilmekte
ve içme sularımızı ^ehirliyebilmektedir. Örneğin nitratlar birçok
toprak tabakalarından geçebilmekte ve küçük çocuklar arasında
«mavi çocuk» denilen dolaşım hastalığına yol açabilmektedir*
S- İL l s — 8
Ova ve kurşun zehirli ağır metallerle bazı tanm ilaçlan ise
eser miktarlarda bile suya kanşsalar insanlarda yenebilen su ürünleri aracılığıyla öldürücü etkiler yapabilmektedirler. Bunların Türİçiye'yi çevreliyen denizlerde ve bu ortamda yaşlyan canlılarda
araştırılmasmm ilginç sonuçlar vermesi muhtemeldir.
Su Mrlenmasinin insan sağlığa yönünden taşıdığı özellikler her
endüstri ve her su ortamı için ayrı ayn tartışılmaya değer niteliktedir,
% Rekreasyon
Su sporları ve yüzme Mrli sularda zevkini ve sağlık verme özeL
Hgini kaybeder. Turton açısından önemli olan bu durum endüstrüer
ve turistik tesisler için yer seçimi sırasında mutlaka dikkate alınmalıdır.
a Estetik Değerler
Kirli suların aldığı kötü renk ve saldığı kokular estetik açıdan
suların tahammül edilmez bir görünüş taşımasına yol açar,
4, Kaîıkçılik
Nüfus arttıkça artan beslenme ihtiyacının ımm vadede denklerden kar§ılajıaeagı planlanmaktadır. Buna rağmen endüstri artıklarının kirlettiği sularda balık nesilleri yokolmakta bu da beslenme
sonmlanmım kötü şekillerde etkilemektedir. Vaktiyle Marmara
Denizinin körfezlerinde yuvalanan besin değeri yüksek balıklar bugün bu körfeMerdeki kirlilik ve bazı başka nedenlerle ya göç etmi§
veya yokobna tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Son birkaç
yüdır bu balıklan karaborsada bulabilmek bile imkânsızla#mıştır#
5* Tarım
Endüstri tarafından faria miktarda kullanılan tatlı suların do*
ğai su devri daiminden çeMüp alınması, denizlere akan tatlı su miktarını azaltmakta ve denk suyunun tuduluğu mütemadiyen artmak8.
U.L-T
tadır, Bu durumun ileride tarımı etkilemesi ve verimliliği azaltması mümkündür.
6. Endüstri î§în su
Artık suların tasfiyesiyle elde edilerek devridaim eden su stan.
dart evsaf ta olacağmdan endüstri için teknik birçok kolaylıklar sağlar,
•
,.•' '..y.
1. tpn© suyu
B a s tehirli maddelerin standart su tasfiyesi işlemleriyle giderilmesi mümkün değilse de hemen bütün kirli suların içilebilir evsafa dönüştürülmesi mümkündür. Bu tasfiye işlemleri iğin sanıldığı kadar astronomik rakamlarla yatırım yapmak ta gerekmez.
Türkiye'miz bugün
muhtaçtır.
B
bu alanda büyük bir
anlayış
reformuna
HAVA KtelJBNMESÎ
Hava kirlenmesi daha ilk ateşin yakıldığı günden beri insanın çevresini kirletmesi gerçeğinin bir parçası olarak vardır. Ancak
menfi etkileriyle tanınmaya başlandığı oldukça yakm tarihlerden
bu yana büyük çapta bir çevre sorunu olarak ele alınmıştır. Evlerimizi ve eşyalarımızı kirletmesi, faydalı bitkilerin gelişmesini engellemesi, görüş mesafesini kısaltması, kötü kokular taşıması gibi
Özellikleri oldukça uzun zamandır bilinmekteydi. Bütün bunlara
hepsinden daha önemli bir gerçek eklendi son yıllarda, hava kirlenmesi insan topluluklarının sağlığını da tehdit etmektedir.
Hava kirlenmesi üzerinde konunun önemi dolayısıyla ileride
daha etraflıca durmak istiyoruz. Onun için burada kısa olarak çevre sorunları arasında yurdumuzun gerçekleri açısından, hava kirlenmesi sorununun su kirlenmesini çok yakından izlediğini
göstermek için yukarıdaki başlık açılmıştır. Ancak şuna da işaret
etmek gerekir ki, bu öncelikli diziliş sadece Türkiye açısından böyle olabilir, Yoksa su kirlenmesinin sebep ve etkileri konusunda artık ileri ülkelerin bilmedikleri ve önlemek için yapmadıkları hiç bir
şey kalmamış gibidir. Diğer taraftan hava kirlenmesinin hemen
8. 11. 1. — 8
hergün yeni bir çeşidi ya da yeni yeni etkileri ortaya çıkarılmak«
ta, sebep ve etkileri konusunda bilinenlerin bilinmeyenlere oranla
çok az olduğu kanaati hakim olmaktadır. İşte bu yüzden birçok ileri
ülke hava kirlenmesi sorununa çevre sorunlarının başında yer ver«
inektedir. Bizde ise hava kirlenmesinin önemsizliğinden değil, en
temel içme suyu problemlerinin dahi etraflı şekilde ele alınabilmesini sağlıyacak bilgi ve örgüt noksanlığından dolayı su kirlenmeleri hayatî önem taşımaya devam etmektedir.
e.
GÜRÜLTÜ
Belki de gürültü konusunun çevre kirlenmesi ballığı altında
yer alması birçokları için yadırganabilecek bir durumdur, Fakat
gürültünün, tabiatta bulunmayan özellik ve miktarlarda bir takım
dalgalardan (tıpkı radyoaktif kirlenme gibi) oluştuğu düşünülürse
sanırım bu sınıflamaya hak vermek mümkün olacaktır,
Gürültünün en güzel tarifi onun «değer taşımayan ses» olduğudur. Değer taşımayan ve istenmeyen sesler son yılların modern
yaşantısında büyük ölçüde problem halini almıştır.
Gürültüye her yerde rastlamak kabildir, hava ve yer trafiği»
endüstri gürültüleri, inşaat gürültüleri insanın ruhsal ve fizyolojik
yapısını tehdit etmektedir. Hele büyük şehirlerde yapyanlar etkilerinden kaçmılamıyan bu kirlenme şekline karşı çoğu zaman farkına bile varmadan şuuraltı reaksiyonlar göstermektedirler.
Bilinen en kötü gürültü rahatsızlıklarından biri de endüstride
olanıdır. Sürekli olarak gürültüye maruz kalan işçilerin büyük kısmında işitme duyusunun hassasiyeti kaybolmaktadır. Bu durum,
çalışanların iş saatleri dışında evlerine gidip gelirken duymak zorunda kaldıkları trafik gürültülerinin, ülkemizde dolmuş radyo ve
pikaplarından yayılan feryatların ve evlerinde dinlemek zorunda
kaldıkları ev - içi ve ev - dışı gürültülerin de eklenmesiyle daha da
kötüleşmektedir. Ne talihsizliktir ki, işitme organlarımızın, gözümüz ve ağamız gibi istediğimiz zaman duyu almasını Önleyecek imkân tabiat tarafından bize bahsedilmemiştir. Daha da fenası uyku
haMnde bile diğer duyu organlarımız istirahat ettiği halde işitme
organlarımız faaliyettedir* Gürültünün ölçü birimi ses ölçü birimi
olan desibeldir* Fikir vermek için söyleyelim bir büyük şehirde
trafik-takriben'90 desibellikbir gürültüye* sebep olur. Desibel loğa' S. 11.1. — 9
ritmik Mr Ölçü birimidir. Yani, Örneğin 100 desibeliik bir gürültü 90
desıbellik olanın 10 katma, 80 desibellik olanın da 100 katma eşit
olmaktadır. Çevremizde duyduğumun güriiltülerin miktarım anlamamın i§in bu tarifi hatırda tutarak aşağıdaki tabloya bakmak faydalı olabilir :
Yolcu i t i n i n havadaki gtettlttts«
_ 140
•t« t Kalkışı ( 7 m d©n)|
_ İJO
Mikotek f Klİkgoû^£l^. d«»)
jjg^
Xiteflfe'v«ri*i
Hoparlör I»* sfâıri
Itiusaft S@siiik**üst 'âinîrî "
Ağır Makina gürültüaüi
l l 0
Jat Uçağı Kalkığı (75O m den)1
Bağırma ( 20 cm. den) _ 100
Kamyon trafiği (20 m.)
Komresör (20 m, den)
Tren (20 m, dew )
_
Dış jol^ağır trafik (20 m, deft )
Jafıf trafik ( 20 m, dön )
^
Yatak Odası Kütüphane
F ı s ı l t ı ( 5 tt# «asafeden );
Radyo yayıa 0 4 ^ ı
[Çok rahataii «dici
90
İşitme Orgaularinn zararlı
80
Kahâtsı» İdiöi:
fO
Telefonda TonuSffiar üçlüğü
50
Sessiz
40
_
|0
Çok S«gsi£
_
goi
,,
IQI |lu»tk d^uluP t ş i t t b i l i r l i k Sittirı
Tabloda da görüldüp gibi Endüstri gürültüleri takriben 60 120 desibellik bölgede yer almaktadır. Bu gürültülerin dikkat iste.
yen el işlerinde §alı§an üere etkileri, tahminen performans düşük*
lügüne yol açması ve belki de if kasalarına sebep olması şeklinde
belirebilmektedir, Bndüstrilepniş iUkderde i§ emniyeti ve işçi sa#lı^
ğı açılarından iş gürültüsü tahditleri konmuştur, Btaun yanısıra
iehireüik açısından ses tahditleri konmuş bölgeler yaratümif, bu
8, İL 1. ~ 10
bölgelerde endüstri kurulurken gürültülü cihaz; ve faaliyetler için
lisans alınması sorunlu tutulmuştur. Henüz araştırma niteliğinde
olan bu tatbikat ümit verici görünmektedir.
& SANAYİ, TABU KAYHAKLAB VE ENERJİ BmmuiÄQi
Sanayie hammadde, yardımcı madde olacak kaynakların varlığıdır ki bugünkü modern yaşama seviyesine ulaşmamızı sağlamış«
tır. Uluslar mevcut tabiî kaynaklarının miktarına, kullanılabilirliğine ve bu kaynakları değerlendirmedeki başarılarına göre ileri ya
da geri kalmış uluslar olarak tanımlanmaktadırlar. Ülkemiz de şüphesiz bu sınıflama içinde üerliyebilmek için kaynaklarını daha etkin
biçimde değerlendirebilmek çabası içinde olmalıdır, Bizim gibi sanayileşme savaşının başında olan bir ülke için henüz değerlendirilmeye
başlanmamış birtakım kaynakların ileride tükenerek bizi müşkül
durumda bırakacağını düşünmek şüphesiz ki güçtür. Diğer taraftan bizleri etkileyebilecek bazı kaynak kısıtlamaları da mevcuttur.
Örneğin, enerji kaynaklarımız ve bunların yurt sathına dağılımlanyîa kaliteleri gibi. Ancak bütün bu konularda çok daha yetkili
olanların ağzından Türkiye'nin sanayileşmesi açısından doğal kaynaklarımızın incelenmesinin yapılacağını tahmin ederek Türkiye'nin
değil kısaca dünyanın doğal kaynak kısıtlamalarından bahsedeceğim.
Genel olarak çalışılabilecek konsantrasyonlarda mineral yatakları dünya kabuğunun ancak sayılı birkaç bölgesine seviştirilmiş
bulunmaktadır. Cevherlerin çoğunluğu ancak çok pahalı işlemler sonucu değerlendirilebileoek konsantrasyonlarda mineraller ihtiva
ederler. Bir kısmı mineraller ise dünyada gerçekten çok m miktarlarda mevcutur. Platin, altın, çinko, kurşun, hatta bakır gibi, Bu yita
yılın sonlarına doğru ise en pahalı fiatlarla dahi uranyum, kalay ve
gümüşün piyasaya arzedilemiyeceği hesaplanmaktadır. Halihazırdaki tüketim seviyelerinin devamı halinde birçok az bulunan minerallerin 2050 yülaLrma doğru tamamen tükenmesi söz konusudur.
Bu tehlikeye karşılık alınabilecek basa tedbirler de yok değildir. Örneğin bu maddelerin kullanılmadığı teknolojileri geliştirmek, onların yerini tutabilecek yeni maddeler keşfetmek, cevher zenginleştirme tekniklerini yeniden gölden geçirmek gibi. Fakat bu tedbirlerin
de getireceği bazı güçlükler mevcutur. Örneğin birçok metal çeşidinin yerini alabilen plâstikler başka bir çevre sorunu olan katı artık*
.S, 11. 1. — 11
1ar problemini yaratırlar. Cıva ve helyum gibi baza madıdelerin yeri»
ni tutmak ise imkânsızdır. Bu konuda alınabilecek belki en etken
tedbir kulanılan metallerin tekrar tekrar kullanılmasının teminidir*
Örneğin, bakırın hurdadan tekrar elde edilerek kullanılması o kadar
yaygınlaşmıştır ki, toplam bakır üretiminin % 46 sının devridaim
halinde olduğu düşünülmektedir. Son yıllarda alüminyumun devreden miktarı ise toplam üretimin % 19 una yükselmiştir. Uzun vadede hurdaların değerlendirilmesi, kaynak israfının yamsıra daha
birçok önemli çevre sorununun çödimlenme&i için en etkili bir yöntem olacağa benzemektedir,
Dünya çapındaki enerji kısıtlamalarına gelince, fert başına
elektrik tüketiminin artışını gelişmişliklerine bir kıstas olarak tanıtan ileri ülkeler diğer taraftan hava ve su kirlenmesiyle termal kirlenmeler nedeniyle elektrik santralları kurulmasını teşvik edememekte aksine zaman zaman kısıtlayıcı tedbirler almak zorunda kalmaktadırlar. Üstelik hava ve su kirlenmelerine karşı uyanık olan halk
bir yandan da yeni yeni elektrikli aletleri alıp kullanma eğilimindedir. Buradaki çelişki, elektrik enerjisi kaynaklarının kıaıtlüığıyla
daha da ciddi bir hal almak üzeredir. Fosil yakıtların dünyada mevcut rezervleri hızla azalmaktadır. Örneğin, yalnız elektrik üretimi
iğin değil daha birçok şekillerde bize enerji kaynağı olan petrol, eğer
daha verimli ve zengin yataklar hemen bulunamazsa^ bu tüketim hızımi2la? yüzyılımızın sonlarına doğru bizi büyük sorunlarla başbaşa bırakarak tükenecek gibi görünmektedir. Hatta kömür rezervlerimiz
bile endüstrinin tüketim hızına ancak birkaç yüzyıl daha dayanabile«
cek gibidir. Modern yaşamımız, ve sanayiimiz insanlığa onbinlerce
yılda hazırlanıp sunulan bu nimetleri birkaç yüzyıl içmde tüketme
durumundadır, Diğer taraftan verimli ve yaygın şekilde güneş enerjisi, med - cezir enerjisi, jeotermal enerji kullanma olanaklarının yakın gelecekte doğabileceği pek samlmamaktadır. Nükleer enerjinin
ise yine hammaddesel ve teknolojik kısıtlamaları olmakla beraber ge«
lecek için nispeten ümit verici olduğu söylenebilir. Bu tarz bir enerji
üretimi ise çok daha ciddi çevresel problemleri doğuracağı açıktır.
Radyoaktif sızmalar ve atıklar gibi.
Tabii kaynakların belki en önemlisi olan su ise günümüzde hissedilir derecede azalmıştır ve kalitesMeşmiştir. (Mlelikle endüstri
yönünden çok Önemli olan bu problemin yurdumuz için giderek daha
da önem kazanacağı söylenebilir. Öyle ki bazı bölgelerde endüstrileşmenin mümkün olabilmesi için yeraltı su kaynaklarının çok zor3. l l s 1, — 12
lanması gerekebilecektir, bu da kullanma ve tarım için
yun kantite ve kalite yönünden mrarma olacaktır.
gerekli su-
Ülkemizde artık su tretmam hemen hiç yapılmamaktadır. Kullanılmış suların tekrar tekrar kullanılabilmesine imkân veren tretman usulleri, su kaynakları bize göre daha elverişli birçok ülke de
bile son dereoe geliştirilmiş bulunmaktadır. 'Doğanın- mı devridaimini bosnadan ve yeraltı su kaynaklarma en m zarar verecek şekilde
endüstriyel kalkınma su tretmanımn ekonomik hudutlar iğinde artık sulara tatbik edilmesiyle olabilir. Bu suretle had safhadaki su
kirlenmesi soranlarına da bir gözüm getirilmiş olur. Birçok fabrikaran yanyana bulunduğu İzmit gibi endüstri bölgelerinde ise bu tretmam yapmak çeşitli yönlerden zorunlu hal almıştır»
Çevre sorunları yönünden önem taşıyan diğer bir doğal kaynak
ta ormanlarımızdır. Diğerlerine göre tek avantajlı tarafı yenilenebilmesi olan bu kaynağı Öteki doğal kaynaklardan ayrı düşünmek
olanaksızdır. Türkiye'nin enerji sorunlarıyla, su dengesiyle, erozyon
gibi birinci sınıf gevre sorunlarıyla yakından ilgili olan orman faktörü, aynı zamanda birçok endüstrinin de ham ve yardımcı maddesine kaynak teşkil etmektedir. Arazi kullanımı, diğer sorunlara etkisi ve Özellikle Türkiye'de varlığı ve miktarı acısından yarattığı kritik sorun açısından Türkiye'nin belli başlı doğal kaynaklarla ilgili
gevre sorunlarının başında yer alan ormanlarımı^ önemleri dolayısıyla araştırma ve amenajman çalışmaları yönünden en şanslı gevre sorunumuzdur denebilir. Orman konusunda yetkililerin söz alarak, sanayi ile olan ilişkilerini açıklayacakları ümidindeyim,
8, ARAZt KUIXÄMM1
Bugünkü bilgilerimiz en yaygın gevre sorunlarının başlıca iki
ortamda geliştiğini göstermektedir; şehir çevresi ve endüstri çevresi, Türkiye'nin her iki çevrede de ortak bir arazi kullanımı sorunu vardır: Gecekondu bölgeleri. Endüstri açısından fabrikalar çevresinde geniş işçi kitlelerini barındırmak üzere inşa edilen uydur»
ma konutlar şeklinde beliren bu sorun aynı zamanda sosyal bir takım nedenlere de dayanmaktadır ve kısa zamanda ekonomik ve sosyal derin yaralar halini almaktadır.
Burada sadece arazi kullanımı politikasıyla ilgili bir çevre sorununun Türkiye açısından Önemli ve özel bir yer işgal ettiğini be3, 11. 1. — 13-
lirtmek için değindiğimiz gecekondu sorununun,- çeşitli ilgili kuruluşlarca ele alınarak §Özüm getirilmeye çalışıldığı bilinmektedir*
Bizim gerçekte en ziyade çevre sorunu veya çevre sorunu yaratabilir bir politika olarak tanıdığımız faktör arazi kullanım stratejisi, yurt çapında veya bölgesel yerleşme, endüstri, tarım alanlarıyla
kara ve denür yolu güzergâhları, havaalanı, rekreasyon alanları, suni ve tabii göller, nehirler, ormanlar vs, ye ayrılan yerleri gösteren
planlardır. Bilim de savunucusu olduğumuz yaygın inanca göre bu
planların uygun şekilde tadil edilmesiyle pek çok mevcut ve ileriye
dönük çevre sorunu, halk sağlığı ve mutluluğuyla millî ekonomimize
zarar vermeden çözümlenebilir. Örneğin, kirliliğiyle tanınan bir endüstriye öyle bir konum planlanabilir kî, bu endüstrinin hem çevreye vereceği maddî ve manevî zararla ileride mutlaka almak zorunda kalacağı önleyici tedbirler yatırımı tutan, o endüstrinin faa«
Myette bulunacağı sürece hammadde ve mamul nakliyesi için yapa»
cağı toplam masrafla mukayese edildiğinde hem endüstri ve hem
de gevre kârlı çıksın. Ehdüstrileşmiş ülkelerden bu verdiğimize benzer sayısız Örnekler almak mümkündür, Arazi kullanma planlarımız ve politikamız çevre açısından tadil edilebilir bu örneklerden
alacağımız derslerle.
Çevre sorunlarının daha burada sayamadığımız birçok çeşidi
vardır. Katı atıklar, mrarh öldürücü ilâçlar sorunu gibi. Ancak bu
önemli sorunların varlığını münhasıran sanayie yüklemenin haksızlık olacağı düşünülerek değinilmedi. Diğer taraftan endüstri hijyeni gibi çok önemli bîr konu ise konumuzun dışında tutulmuştur.
Burada sayabildiklernmz ve sayamadıklarımızla beraber ne kadar çok sorun yaratırsa yaratsın sanayileşme istek ve çabalarımızı
bîr tarafa bırakacak değiliz şüphesiz. Çünkü biliyoruz ki yurdumuzun kalkınması, halkımızın mutlu ve refah içinde yalamasını sağlıyaeak en kestirme ve garantili yol sanayileşmeden geçmektedir.
Ancak sanayileşmenin getireceği sorunları da iyi bilerek onlardan
mümkün olduğunca kaçınmanın en mükemmel yol olduğu da ortadadır. Bize kıyasla sadece 15 , 20 yıl ileride sanayileşmiş ülkelerin
bile çevre konusunda çok acı tecrübeleri vardır. Onları değerlendirmesini bümek çevre politikamızın bir parçası olmalıdır.
S, 11, 1, — 14
SONUpLAB
Bugün Türkiye'de sanayileşme politikasına paralel olarak rasyonel bir çevre politikasına da ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece sana « çevre ikileminin bölgelere göre hangisinin önde gelmesi gerektiği planlanmalı, bu planlama esnasında kullanılacak kriter de tümüyle ele alındığında milli sanayi ve çevrenin birinin diğerine feda
edilemiyeceği olmalıdır. Bölgesel çevre kullanıma politikası tespit
edilirken, akarsularımızm, herbiri cennetten bir köşe olan kıyılarımızın ve diğer tabii zenginliklerimizin hangisinden ne şekilde istifade edileceği artık belirlenmelidir. Sulamaya, rekreasyona, ba«
lıkçıhğa, içme ve kullanmaya ve enerji üretimine elverişli nehirler
tespit edildikten sonra buralardan şehir kanalizasyon ve endüstri
artık sularının akıtıldığı mecralar olmaları beklenmemelidir. Diğer
taraftan bazı akarsuları da sanayie ve şehirleşmeye feda etmek ka«
bü olmalıdır, 0 takdirde de bunlardan içme suyu için istifadeye kalkı§mamalıdır, hiç değilse modern tasfiye usullerinden biri tatbik
edilmeden,
Herne olursa olsun akarsu, toprak, hava ve denMerimâzde kirlenme yönünden alışageldiğimiz başıboşluğu kararlı bir politika izleyerek son verme zamanımız gelip çatmıştır. Yeni bir anlayışla geliştirilen uluslararası çevre ekonomisi ilminin getirdiklerini sanayi
ve çevre planlamamızda uygulama zorunluğu vardır.
Bugün birçok kalkınmakta olan ülke kendi çıkarları açısından
şu suali solmaktadır : Sanayileşme mi yoksa çevre mi? Elbette sanayileşme, amıa insan sağlığı, taMat zenginlikleri, turizm gelirleri,
tarihî eserler, tarımsal zenginlikler, kısacası bütün bir çevre ve ondan olufaji insan mutluluğu pahasına değil Hesaplı konumu iyi
iyi planlanmış, teknolojisi uygun seçilimi, çevreyle ilişkisi iyi düzenlenmiş bir sanayüepoye.
8. 11. 1, — 15
SAHAYİ VE ÇEVRE
TABTIŞMEAİI
Ahmet Kutsal — Sayın Müezzinoilu'na hakikaten bizim şimdiye
kadar hem^n hemen, hi§ bilmediğimiz; fakat sop zamanlarda ancak
gamtelemi&n Mr miktar malûmat alabildiğimin hava kirlenmesi ve su
kirlenmesdnfe ilâveten göni§leterek hazırladığı bu çevre soranları teb^
liğmdern dolaj^ı teşekkür ederimi» Öğrenmek; istediğim iki nokta vart
Herkesin de bunu merak ettiğini zannedersek, bundan oeoaret alarak
sormak istiyomm*
Bir defa hava kirlenmesi bakımmdaıı Ankara'da sanayiniıı, ta§ıt araçlarının, konutların ve diğer kirletici kaynaklann kirlertoe
oranlan nedir?
İkincisi de ara semtlerinde kirlilik hava kirliliği oranları nedir?
Tehlikeli sınırlar kapısındaki duramılan nadir? Belki cevabı gu bakımdan zom% taıbii sayın hanımöfecadinm bu konudaki geniş bilgileri malûm, herkesi ürkütür korkusuyla belki oevap verilmesi zor. Ama
yinede imkânı olursa bunun cevabını Mirhann edeceğim. Teşekkür
edterim.
Kennıpmıaüi —- Konu çevra soruinlanna gelince dönüp dolaşıp y>
ni Ankara'ya geliyor. Çünkü içMe yaşadığımın hava kirli iken hani
aiğterferîne uıanmak MraMa garip kaçıyor belki bir yönüyle. Onun
için çok hazırlıksız gelmeme rağmen Saym Kutsal'm sualini hürmetle karşılıyorum ve kafamda kalabilen bir kaç rakamla cevap ver^
may© çalışacağım.
Ankara'da kirlenme, geniş Ölçüde topoğrafik ve meteorolojik etkenlere tabi kirletici kaynakların yanı sıra, dolayısiyle önce kirletici
kaynaklardan başhyacak olursak Kaynakların en yoğun bulunduğu
bölgelerde en büyük kirlenmeyi beklememiz lâzım, O1 da malûm iki
merkeM var Ankara'nın, Biri Kızılay - Yenişehir çevresi, biri de Ulus
çevrem* Bu ikisinde de gerçekten fazla miktarda kirlenme oluyor.
S.11.1. ~ If
Dig ar konu da meteorolojik etkenlerden daha açık bir deyimle,
daha genel bir deyünle, yahut ta rüzgârlardan yararlanan bölgelerde
kirliliğin daha yüksek oluşu!.
Bu meyanda yüksek bölgelerin, Çankaya, Keçiören gibi, kirlenmeden nisbeten daha a^ nasiplerini aldıklarının ortaya çıkmış oMu«
gudur. Bu konuda 3 seneye yaklaşan bir zamandan «beri çalışmaktayız, kurum olarak ve ben şahsen çalışmaktayım
Tabii bulada anlatılamayacak kadar çok miktarda bulgu var elimiada Yalnız §unu söyleyeıbilîriım ki Ankara'da hiç bir bölge« yok ki
batılıların tarif ettiği anlamda hava Mrlemneslnden yoksun olsun.
Şöyle bir sonuçla kamaştık. Yapfağmm modern çalışmaların
sonucunda^komıpûtöaün çMiği modele göre Ankara yıllık ortalamada 100 mikro - gramın terinde SOfe kükürt dioksit İhtiva eden tontirün içerisinde kırnaktadır, YıMa 100 mikro . gram kükürt di-oksit te gerçekten çok büyük bir rakkamdır.
Yalnız mavsirnsel farkhlasmua var Ankara'da. Malûm son derece
kritik, özellikle kükürt açısından, Kışın çok artıyor, yazm hemen
henen aıfıra düşüyor. Partiküller dedifimk o uçuşan parçalar hallndaki, duman halindeki, kirliliks© böyle değil. O! yaz've kış var.
Diğer tarafta ekzost gazlarının kirletmesi saldığımızdan daha
f aMa miktarlarla karşılaştık, öaellîkle OO Kanbon mon-oksite beklemediğimiz kadar fazla miktarda rastladık,
O da malûm pek mevsimsel değişecek Mr §ey değil Trafiğin
mevsEmsel değişimlertni bilmiyorum ama aşağı yukarı sabit kabul ettik* Büyük bir hata da yapmadık eanıyorum, Dolayısiyle Karbon
monoksddln (OD) ve diğer ekzost menşeli kirMiei gazların da havadaki m^rsü^el değteneleri f a^la değİL
Diğer taraftan sanayinin rolünü sormuşlardı* Btı da bu meyanda bence düşünülecek bîr konu. Ankara'da özellikle kışın yüzde olarak düşündüğümüz mımm sanayinin hava kirlenmesinde büyülc bir
rolü yok* Yani son deirœe m bir rakam, küçük bir yüMe ile karplaşıyorm Halbuki yazın özellikte partiküller yönünden sanayinin hava kirlenmesine oldukça büyük katkısı oluyor,
Bü da tamamen izafi, yani yüMe olarak hava kirlenmesini dü.
§üniHısek kış ve yaz aylarında, yazan sanayinin rolü tabii olarak ar«
tryor, çünkü sabit bir prodüksiyon var bundan dolayı,
8OLL — 18
Diğer taraftan tehlikeli sınırlara yaklaşılıp yaklaşılmadıği sorulmuştu. Bu da gok, buyurdukları gibi kritik (bir sual ama ben bütün iyi niyetimle cevap vermek isterdim. Ânoak daha evvel bahsettiğim gibi Türkiye'de kirli havanın n© olduğumu saptamış değilim Yani
hangi sınırın üstündeki hava kirlidir, hangi suurm altındaki hava
temizdir, bilmiyorum* Dolayısîyi© tehlikeli şuurları da burada söylemek mümkün değil.
Çünkü bir takım iklimsel nedenlerle her bölgede bir takım hava kirtenmesmin etkileri kompozisyonuna da tabi tutularak değişik«
lik olabiliyor, Meselâ Amerika'da yapılmış bir çalışmayı doğrudan
doğruya getirip §u smında Ankara/da hava kirlenmesine örnek olur
demek hatalı oluyor. Tiürkiye;de. de (böyle mğlık çalışmaları henüz
yapılmış değil. Fakat genel olarak söyleyebiliriz ki özellikle Ekim
ayından başlamak üjgfâre Mart ayma kadar Ankara'da kirlilik Uluslararası teşekküllerin anlaşmaya vardıkları standartların 10 katına falan çıkabiliyor, Geçen yıl benim hatırladığım bir rakam kükürt
için M saatlik ortalamada 2840 civarındaydı ki bunun standardını
bir çok ülkeler 150 - 200 arasında bulmuşlardır, Bu da yani 10 katından, fazla bir kirlenmeye tekabül eder Ankara^a zannedenim
Aftan Aâadar —- Sayın tebliğ sahibi tebliğinde bir kaç konuyu
galiba eksik olarak bıraktı, ilâve etmek istiyorum
:
Artık sulardan bahsettiğimade é&mz suyundan hiç bahsetmediııiz. CteelHkle sanayide gelifineler dente suyunu tatlı su haline üreterek kullanma yoluna gidilmekte,
İkincisi vermiş olduğunuz ilâveler hava kirlenmesiyle ilgili yaptığınız ilâveler» hava kirlenmesine karşı tedbir alan memleketler ve
fabrikaların mamullerinin daha pahah olması bunun maliyetine intikal eder. .
Bu konuyu §u son bir kaç misal doğrulamakta, O da şöyle: Biliyorsunuz Japonya diğer memleketler© nazaran üretimini mümkün
olduğu kadar ucum yani istihsal yapan memleketlerden bir tanesi.
Son öğrendiğimize gore aşağı yukarı bir yıl içinde ölen çocukların 70 80 tanesinin çevre kirlenmesinden dolayı olduğunu doktorlar tespit
etmiş durumdalar. Yalnız bakmız demin sual soran arkadaşımızın b : §eyi çok enteresan. Meselâ Ankara-run kirlenmesinin sanayi ile alâkası yok tamamen; beUd enerjinin yanlış kullanılması veyahutta ar~
tiklaiin ona göre değerlendirilmesi, veyahut baca durumları aspiras^
8,11,1, — 19
yon äwewnl&m,, yahutta süeme durumları vesaire gibi, Fakat bu gîlbi
mıeselâ Ankara gibi hava saxtiStonüdan, meteoroloji şartlarından nisbeten yoksun olabilir. Bölgelerde belki yakıt dnslermin depşmesi ve
enerjinin değismœinin ieabetmesi gerekiyor. Bü konuda konuşmacıdan yararlanmak istiyorum.
Konuşmacı — Önce katkınız için teşekkür ederim. Bu belki de
benim düşünmediğim bir şeydi, deniz suyunun tatlı suya dönüştürülmesi. Yalnız onu ben çevre sorunu olarak değil de, belki bir takım
çevre sorunlarını azaltmada yararlı olacak bir tedbir olarak alıyorum, o bakımdan herhalde üzerinde durmadım.
îkinci konu da zaten konuşmam sırasında belirtmiştim, çevre
sorunlarının başlıca iki ortamda yoğun olduğunu görürüz. Birincisi
şehir çevresi ikincisi de endüstri çevresi dedim. Münhasıran şehir
çevresinden uzaklaşmıştım konuşmalarım şırasında, fakat anlıyorum ki çok aktüel oluğu dolay isiyle tekrar aynı yere dönülüyor...
AnkaraMaki duruma gelince; Ankara'da şüphesiz önleyici bir
takım çalışmalar var. 10 kadar tedbir projesi sayabilirim. Bunların
her birisi de bence teknik bakımdan bir birinden değerli tedbirlerdir.
Önemli olan bunların ekonomik görünüşleri ve verimlilik durumr
lan, probleme hangi ölçüde yaklaşabilirler, hangi ölçüde hangi de«
recede iyileştirehilirler Ankara'nın hava kirlenmesini, bu sorun, Bunu incelemek üzere yakın zamanda Sayın Enerji Bakanlığının başkanlığında bir komite krulmuş biliyorsunuz;, ^hükümet seviyesinde bir
komite,
Öyle mnndiyorumi ki bu yıldan başlamak üzere» ve en düşük verimlilikte ve süratle başlamak üzere en acil tedbirlerden başlamak
umre bir takım tedbirler getirmeye yönelik çalışmalar yapılıyor. Bu
durumda zaten bu komitenin iğlerine müdahale etmek olur. Bu konuda ben herhangi bir Önemde ibulunamam, y^ni §u daha iyidir, bu
daha iyidir diyemem.
Ama gayet olumlu projeler vardır Ankara'nın hava kirlenmesini
iyileştirmek için, bunlar başarılı olabilirler büyük ölçuda
3.11,1, — 20
ALPARSLAN İDİL
Alparslan ÎDÎL, 1926 yılında Maraş'da doğdu, 1948 Harp Okulu mezunudur, TAEGU'da çeşitli kurs gördü.
Hawai adalarında çalışmalarda bulundu, 1953 yılında Polatlı
Topçu Okulunda muhabere ve Öğretim metodları konularında öğretmenlik yaptı, 1954 de psikoloji ve personel idaresi kursuna katüdı,
1955 yılında Manisa Eğitim Tümeninde test ve sınıflandırma subayı
olarak çalıştı. Robert Kolej lisan kursunu bitirdi ve Genel Kurmay
NATO tercüme bürosu amirliği yaptL 1957 yılında A.B.D. Fort Benjamin Harrison Indiana Polis, Indiana'da psikoloji ve personel idaresi kurslarına katıldı, 1958 yılında Personel Okulunda personel idaresi, psikoloji ve Öğretim metodları konularında öğretmenlik yaptı,
10 yıllık mecburî hizmetinin tamamlanması üzerine 1958 yüı sonunda ordudan yüzbaşı rütbesinde istifa etti ve Çalışma Bakanlığı ile
Milletlerarası Kalkınma Dairesinin, Sanayi Eğitim Projesinde çalışmağa başladı* Bilâhare kurulan dairenin müdürlüğünü yaptı. 1960 1985 yularında A.B,D, Cornell üniversitesinde Sanayi Eğitim Tekni-
ği, Wisconsin üniversitesinde Sevk ve İdarecilik geliştirme konularında ihtisas yaptı. Pueblo Demir ve Çelik Fabrikalarında, Boing
ugak fabrikasında pratik çalışmalarda bulundu, -Japonya'da KEÎO
Üniversitesinde sanayi eğitim tekniği kursuna katıldı. TABOTA ve
KAWASAKI Demir ve Çelik Fabrikalarında pratik çalışmalarda- bulundu,
1T65 yılında İngillore'de Oxford üniversitesinde is idaresi ve
sanayide Eğitim, Salford'da Manchester College of Science and
Techndogy komrarmda tekâmül kursları gördü. Lancashire demir
ve çelik labrlkolarjuda İŞ BA«!NDA EĞİTİM programları hasırladı.
A.B D., Japonya, Yunanistan, İtalya, Fransa, ÏBVQ?,, Yo^uslavya, İngiltere ve Jamaika'da sanayi eğitimi üzerinde incelemelerde
bulundu kurs ve konfranslara katıldı. Türkiye'de büyük sanayi kuruluşlarında eğitim çalışmaları yönetti.
1906 yılından beri Ereğli DEMİR ve ÇELİK Fabrikalarında Eğitim Müdürlüğü yapmaktadır.
Fotoğrafçılık ve kamera ile 8 ve 18 mm film çekimi, araştırıcı
ve geliştirici yabancı dilden kitap ve mecmualar okumak merakıdır*
Meslekî ve teknik eğitim, eğitim psikolojisi, işletme psikolojisi
ve yabancı memleketlerde incelemelere dair makale ve yazıları vardır. «Endüstride Formen» adlı 90 sahîfelik bir kitabı basılmıştır*
«SANAYİDE EĞÎT^/E» i gösteren 30 dakikalık, siyah --beyaz 16 mm
lik filmin senaryosunu hazırlamıştır,
«ERDEMÎR DERGİSİ» ve «ERDEMİR BÜLTENİ» nin sorumlu yayın müdürüdür. Barfiks, paralel, yer hareketleri, Lobut eksersizleri, Judo ve Karate spor dallarında 12 yıl çalıştı. Derecelere girdi.
(A.S.T.D.) Amerikan Eğitim Direktörleri Derneği, JXT.A. (Japonya Sanayi Eğitim Derneği,) (THED) Türkiye Hizmet İçi Eğitim
Derneği üyesidir,
[
Evli ve iki erkek, bir kız çocuğu vardır.
Download