2015- ankara - Ulusal Tez Merkezi

advertisement
TÜRKĠYE CUMHURĠYETĠ
ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ
SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
BEHÇET HASTALARINDA, JAK2, STAT3 GEN
POLĠMORFĠZMLERĠNĠN ĠNCELENMESĠ
Darya FARHOOMAND
ĠÇ HASTALIKLARIANABĠLĠM DALI
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
TEZ DANIġMANI
Prof. Dr. Ümit ÖLMEZ
2015- ANKARA
TÜRKĠYE CUMHURĠYETĠ
ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ
SAĞLIK BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ
BEHÇET HASTALARINDA, JAK2, STAT3 GEN
POLĠMORFĠZMLERĠNĠN ĠNCELENMESĠ
Darya FARHOOMAND
ĠÇ HASTALIKLARl ANABĠLĠM DALI
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
TEZ DANIġMAN
Prof. Dr.Ümit ÖLMEZ
2015-ANKARA
ii
Kabul ve Onay
iii
ĠÇĠNDEKĠLER
Kabul ve Onay
ii
içindekiler
iii
Önsöz
v
Simgeler ve Kısaltmalar
vi
ġekiller
vii
Çizelgeler
viii
1. GĠRĠġ ve AMAÇ
1
1.1. Behçet Hastalığı
3
1.2.Tarihçe
3
1.3. Epidemiyoloji
4
1.4. Patogenez
6
1.5. Etyopatogenez
9
1.5.1. YaĢ ve Çinsiyet
9
1.5.2. Çevresel ve Ġnfeksiyöz Faktörler
10
1.5.3. Psikolojik Faktörler
10
1.6. Diyagnoz
11
1.7. Behçet Hastalığında Klinik Semptomlar
11
1.7.1. Oral Aft
12
1.7.2. Gentinal Ülser
12
1.7.3. Göz Tutulumu
12
1.7.4. Deri Belirtileri
13
1.7.5. Diğer Bulgular
15
1.8. Hücresel ve Hümoral Ġmmünite
17
1.8.1. Sitokinler
17
1.8.2. T Hücreleri
18
1.9. Behçet Hastalığının Genetiği
19
1.9.1. HLA ve HLA Genleri
21
1.9.2. HLA-B 51 ve Behçet Hastalığı
23
iv
1.9.3. HLA DIġI Genler
26
1.9.3.1. TNF-α
26
1.9.3.1.1. TNF-α‟ nın Fonksiyonları
27
1.9.3.1.2. TNF-α ve Behçet Hastalığı
28
1.9.3.2. JAK (2)
29
1.9.3.3. STAT3
30
1.9.3.4. JAK/STAT Yolağı
32
1.9.3.5. JAK/STAT Yolağı ve Behçet Hastalığı
33
2.GEREÇ VE YÖNTEM
35
2.1. Hasta Seçilmesi Ve Kayıtların Tutulması
35
2.2. JAK2 rs10974944 ve STAT3 rs2293152 Gen Polimorfizmilerinin
Belirlenmesi
35
2.3. DNA‟nın Elde Edilmesi
36
2.3.1. Gerekli Malzemeler
36
2.3.2. DNA‟nın izolasyonu
36
2.4. Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR)
38
2.4.1. Polimeraz Zincir Reaksiyonunun HazırlanıĢı
39
2.5. Kesim Parçacıkları Uzunluk Polimorfizmi (RFLP)
41
2.6. Agaroz Jel Elektroforezi
43
2.6.1. Agaroz Jel Hazırlaması
43
2.6.2. Örneklerin Jele Yüklenmesi
44
2.6.3. PCR Ürünlerinin Jele Yüklenmesi
44
2.6.4. RFLP Ürünlerinin Jele Yüklenmesi
45
2.7. Ġstatistiksel Analiz
46
3. BULGULAR
47
4. TARTIġMA
50
Özet
53
Summary
54
Kaynaklar
55
ÖzgeçmiĢ
62
v
ÖNSÖZ
Behçet Hastalığı (BH), uzun seyirli olan, sistemik, tekrarlayıcı, bir hastalıktır. Tarihi
Ġpek Yolu‟nun geçtiği ülkelerde daha sık görülen hastalık hemen hemen tüm
dünyada gözlenmektedir. BH Türkiye, Ġran gibi Akdeniz ülkeleri ile Japonya, Kore
gibi uzak doğu ülkelerinde daha sık görülür. Hastalığın prevelansının en yüksek
olarak bilindiği ülke iste Türkiye‟dir. Batı Avrupa, Amerika ve Afrika Kıtalarında ise
oldukça nadirdir. Hastalığın sıklığının yanında, klinik bulguları ve prognozu da
bölgesel faktörlerden önemli ölçüde etkilenir. Behçet hastalarının serumunda çok
sayıda otoantikor saptanmıĢtır. Bu durum bir otoimmün hastalık olabileceği
düĢüncesini ortaya çıkarmaktadır. Biz de birçok otoimmün hastalığa aracılık eden
JAK2-STAT3 yolağının Behçet hastalığı ile iliĢkisi olabileceğini düĢündük ve PCRRFLP yöntemini kullanarak JAK2 ve STAT3 genlerinin polimorfizmlerinin hastalığa
etkisini araĢtırdık.
Öncelikle tez çalıĢmamı pılanlamamda ve yürütmemde hiç desteğini esirgemeyen
danıĢman hocam sayın Prof. Dr. Ümit ÖLMEZ‟e, master eğitimim süresince
bilgilerinden ve deneyimlerinden yararlandığım hocalarım sayın Prof. Dr. Hüseyin
TUTKAK, sayın Doç. Dr. Türker DUMAN‟a çok teĢekkür ederim.
Ayrıca laboratuvar çalıĢmalarımda bilgileri ve yardımlarıyla her zaman yanımda
olan, Semahat AKBAY baĢta olmak üzere, Mine HAVAN, Rahime AKSOY ve
laboratuvardaki emeği geçen herkese, iyi ve kötü günlerimde hep yanımda olup beni
bu aĢamaya getiren annem Nasrrin DOAJOU, babam Prof. Dr. Parviz
FARHOOMAND ve kardeĢim Borna FARHOOMAND‟e gönülden teĢekkür ederim.
vi
SĠMGELER ve KISALTMALAR
BH
Behçet Hastalığı
EGF
Epidermal Büyüme Faktörü
EN
Eritema nodozum
HLA
Human Leukocyte Antigens
HSP
Heat Shock Protein (Isı ġok Proteinleri)
Ig
Ġmmünoglobülin
IL
Ġnterlökin
ISG
International Study Group (Uluslarası ÇalıĢma Grubu)
JAK
Janus Kinaz ailesi
MHC
Major Histocompatibility Complex (major doku uygunluk
kompleksi)
NGF
Nöronal Büyüme Faktörü
PCR
Polymerase Chain Reaction (Polimeraz Zincir Reaksiyonu )
PDGF
Trombosit Kaynaklı Büyüme Faktörü
PIAS
Protein inhibitors of activated STAT
SH2
SRC Homology-2
SOCS
Suppressors Of Cytokin Signalling
SRC
SCR Ailesi Protein Kinaz
STAT
Transkripsiyonun Sinyal Ġleticileri ve Aktivatörleri
TCGF
T Hücresi Büyüme Faktörü
Th
T Helper
TNF
Tümör Nekroz Faktör (TNF)
vii
ġEKĠLLER
ġekil 1.1. 6‟ıncı kromozom üzerinde HLA bölgesi
21
ġekil 1.2. HLA sınıf I‟ ın yapısı
22
ġekil 1.3. HLA sınıf II‟nın yapısı
23
ġekil 1.4. TNF alfa „nın genometrik konumu
27
ġekil 1.5. Janus kinazlar Domain yapısı
29
ġekil 1.6. JAKII geninin, genomik konumu
30
ġekil 1.7. STAT3 geninin, genomik konumu
32
ġekil 1.8. JAK/STAT yolağı
33
ġekil 2.1. PCR ile DNA çoğaltılması
38
ġekil 2.2. JAK II geninin forward ve reverse primerlerle çoğaltılan bölgesi
40
ġekil 2.3. STAT 3 geninin forward ve reverse primerlerle çoğaltılan bölgesi
40
ġekil 2.4. JAK2 geni rs10974944 polimorfizminin MobI Enzimi ile kesim
sonrası %2 'luk agaroz jel elektroforez görünümü
ġekil 2.5. Φ Φx174 DNA/BsuRI (HaeIII) Marker, %17 Agaroz Jel
45
46
ġekil 2.6. STAT3 geni rs2293152 polimorfizminin AciI Enzimi ile kesim
sonrası %2 'luk agaroz jel elektroforez görünümü
46
viii
ÇĠZELGELER
Çizelge 1.1. Behçet hastalığının çeĢitli ülkelerdeki prevalansı
6
Çizelge 1.2. Behçet hastalığının Uluslar arası sınıflama kriterleri
11
Çizelge 1.3. ÇeĢitli hastalıklarda sık görülen HLA lar
25
Çizelge 3.1. Behçet hastaları ve kontrollerde JAK2 polimorfizmi genotip
dağılımları
47
Çizelge 3.2. Behçet hastaları ve kontrollerde JAK2 polimorfizmi genotip
dağılımları
Çizelge 3.3. Behçet hastaları ve kontrollerde JAK2 polimorfizmi alel sıklıkları
48
48
Çizelge 3.4. Behçet hastalarında ve kontrollerde STAT3 polimorfizmi, genotip
dağılımları
Çizelge 3.5. Behçet hastaları ve kontrollerde STAT3 polimorfizmi alel sıklıkları
49
49
1
1. GĠRĠġ ve AMAÇ
Ġlk olarak 1937 yılında Dr. Hulusi Behçet tarafından oral aft, genital ülser, göz
bulguları “Tri Semptom Behçet” adı altında tanımlanan Behçet Hastalığı (BH),
santral sinir sistemi, gastrointestinal sistem, kardiyovasküler sistem gibi çeĢitli
sistemleri tutan geniĢ spektrumlu bir vaskülit olarak kabul edilmektedir (Jorizzo,
1999). Sistemik bir hastalık olması ve çok çeĢitli klinik tablo ile karĢımıza
çıkabilmesi; patognomonik laboratuvar bulgusu olmaması nedeniyle bugüne kadar
pek çok tanı kriterleri geliĢtirilmeye çalıĢılmıĢtır. En çok kabul gören tanı kriteri
1990 yılında “BH için Uluslararası ÇalıĢma Grubu” (International Study Group;
ISG) tarafından tanımlanmıĢtır (DilĢen ve ark., 1997).
BH Akdeniz ve Doğu Asya arasında tarihi “Ġpek Yolu” boyunca yer alan
toplumlarda sık görülür (Tulunay, 1985). Kadın erkek dağılımı genelde eĢit olan
hastalık; daha ziyade ikinci ve üçüncü kattaki genç eriĢkinleri etkilemektedir.
Kadınlarda daha selim seyreden hastalık; erkeklerde daha agresif klinik seyir
gösterebilmektedir
(Hegab
ve
Al-mutawa,
2000).
Spontan
remisyon
ve
alevlenmelerle seyredebilmektedir. Bu kadar çeĢitli klinik tablo ile prezente olabilen
hastalığın nedeni henüz bilinmemekte ve patogenezi iyi anlaĢılamamıĢtır (Fresko,
2008).
Genetik, viral, çevresel faktörler ve bozulmuĢ bir immünit sistem, etyopatogenezde
suçlanmıĢtır. Hastalık özel bir coğrafi dağılım göstermektedir, ailesel yatkınlık,
MHC sınıf 1 antijenle iliĢkisi genetik faktörlerin bu hastalığın patogenezinde önemli
bir rol oynayabileceğini düĢündürmektedir (Tulunay, 1985; Fresko, 2008). Ayrıca
çeĢitli çalıĢmalarla immunglobulin, kompleman, akut faz reaktanları ve immün
komplekslerin düzeyinin arttığı gösterilmiĢ olup çoğu kitapta bu hastalık otoimmün
hastalık grubunda yer almaktadır. Proinflamatuar medyatörlerden interlökin (IL)-2,
IL-6, IL-8, IL-12, IL-17, IL-18, Tümör nekroz faktörü (TNF)-α ve Ġnterferon (IFN)γ üreten Yardımcı Th1 (T helper; Th) lenfositlerin arttığı bildirilmiĢtir. Th1 sitokin
cevabında anlamlı artıĢ ve Th1 polarizasyonu Behçet hastalığının etyopatogenezinde
2
önemli bir rol oynadığını düĢündürmektedir. Ayrıca sadece Th17‟in de bu hastalıkta
önemli rol oynadığı gösterilmiĢtir (John ve ark., 2012).
Janus kinaz 2 (JAK2) ve sinyal transduseri ve transkripsiyon aktivatörü 3 (STAT3)
DNA transkripsiyonuna giden sinyal iletim yolağında yakın iliĢkili iki proteindir.
JAK2-STAT3 yolu, immün aracılı hastalıklarda önemli biyolojik roller oynadığı
düĢünülen çok sayıdaki sitokinler için bir sinyalleĢme hedefidir. Bu yol Th1 hücre
ayrılması ve çoğalması için esastır ve Th17 hücrelerinin geliĢimi için de önemlidir.
Hem Th1 hem de Th17 hücrelerinin BH gibi immün aracılı hastalıklarda öneminin
gösterilmiĢ olması, JAK2 ve STAT3 sinyalleĢme yolunun bu hastalıklarda Th1 ve
Th17 cevabını değiĢtirerek önemli bir rol oynayabileceğini düĢündürmüĢtür (Hu ve
ark., 2012).
JAK2 ve STAT3 polimorfizmleri ile bazı otoimmün hastalıkların iliĢkisi
araĢtırılmıĢtır (Franke, 2008). Yapılan çalıĢmalarda JAK2‟de rs10758669 ve
STAT3‟te rs744166, rs12948909, rs2293152 polimorfizmlerinin inflamatuvar barsak
hastalığı (IBD) ile iliĢkili olduğunu göstermiĢtir (Barrett, 2008; Jakkula, 2010).
JAK2‟de rs10119004 ve rs7857730‟un ve STAT3‟te rs6503695‟in Han Çinli
popülasyonda Ankilozan Spondilit (AS) yatkınlığında dolaylı bir rol oynadıkları
gösterilmiĢtir (Jakkula, 2010).
Çin Han popülasyonda yapılan bir baĢka çalıĢmada, Behçet hastalarında JAK2 ve
STAT3 polimorfizmleri incelenmiĢ ve STAT3 genindeki rs2293152 ile BH arasında
iliĢki olduğu gösterilmiĢtir (Hu ve ark., 2012).
Bu çalıĢma, çeĢitli otoimmün hastalıklarla iliĢkili olduğu gösterilmiĢ olan JAK2 ve
STAT3 genindeki polimorfizmlerle Behçet hastalığı arasındaki bağlantının Türk
popülasyonunda araĢtırılmasını amaçlamaktadır.
3
1.1. Behçet Hastalığı
Behçet hastalığı (BH), uzun seyirli, tekrarlayıcı, sistemik inflamatuvar bir hastalıktır
(Jorizzo, 1999).
Etyopatogenezi tam olarak aydınlatılamamıĢtır (Fresko, 2008).
Üzerinde en çok durulan hipotez, Behçet hastalığın; viral, bakteriyel vb. gibi çevresel
bir antijenle otoantijenleri tetiklenen ve genetik olarak yatkınlık gösteren kiĢilerde
ortaya çıkan düzensiz bir immün yanıt olduğu yönündedir (Tulunay, 1985; Fresko,
2008).
BH‟de en güçlü genetik yatkınlık faktörü HLA-B51 antijenidir (Yazici, 1980). Yakın
tarihli tüm genom çalıĢmaları bu güçlü iliĢkiyi doğrulamıĢ ve hastalık için yeni
yatkınlık genlerinin varlığını ortaya çıkarmıĢtır (Hu ve ark., 2012).
1.2.Tarihçe
YaklaĢık 2400 yıl önce Hipokrat yaygın oral aftları (cankersores) "aphtai" olarak
adlandırmıĢ ve muhtemelen Behçet Hastası olan ilk hastayı tarif etmiĢtir
(Jorizzo,1999).
Hulusi Behçet tarafından tanımlanan üçlü semptom komplesine uyan örnekler
1908'de Blüthe, 1923'te Planner ve Remenovsky tarafından öne sunulmuĢtur (DilĢen
ve rak., 1997). Daha sonraki çalıĢmalarda hastalığa ait bulgular gözlenmiĢse de ilk
olarak bir Türk dermatoloğu olan Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından oral ve genital
ülserlerle birlikte hipopiyonlu üveitten oluĢan üç semptomlu bir kompleks olarak
tanımlanmıĢtır (Alpsoy, 2003).
1924 yılında, eritema nodozum, gentinal ülser,
gentinal ülser, rekürren aftöz sromatit (RAS),ve görme bozukluğu olan bir hasta,
Hulusi Behçet tarafından görülmüĢ. Ġkinci hasta 1930‟da üçüncü hasta ise 1936‟da
rastladıktan sonra bu bulguların özgün bir hastalığa bağlı olduğunu belirlemiĢtir.
Hulusi Behçetin düĢüncesini 1937'de "Deri Hastalıkları ve Frengi ArĢivi" ve
"Dermatologische Wochenschrift" dergisinde yazmıĢ, aynı yıl Paris Dermatoloji
4
Derneği'nin toplantısında açıklamıĢtır. 1947'de Cenevre'de düzenlenen Uluslararası
Tıp Kongresi'nde Zürih Tıp Fakültesi'nden Profesör Mischner'in önerisi ile bu yeni
tablo "Morbus Behçet" olarak adlandırılmıĢtır. Daha sonra "Behçet sendromu", " Tri
Semptomu Behçet" isimlerini almıĢtır.
Günümüzde ise çoğunlukla "Behçet
Hastalığı" terim kullanılmaktadır (Saylan,1997; Tat, 1985; Ġncedayı, 1968).
1982 yılında hastalığı oklüzif vaskülitle iliĢkili multisistemik inflamatuvar bir
hastalık olarak tarif etmiĢtir.
Tüm bunlar, dünya çapında, hastalığın değiĢik
bulgularının bir araya getirilerek uzlaĢılmıĢ tanı kriterlerinin oluĢturulamadığını
yansıtmaktadır. Hastalığın bir laboratuvar bulgusunun olmaması nedeniyle tanısı
klinik bulgulara dayanarak konur. Behçet hastalığının tanısı için en sık kullanılan
kriterler "Uluslararası Behçet Hastalığı ÇalıĢma Grubu" tarafından 1990 yılında
yapılan çalıĢmaya Lancet dergisinde yayınlanmıĢtır (Saylan,1997).
1.3. Epidemiyoloji
GeçmiĢte de karĢımıza Ġpek Yolu Hastalığı olarak çıkan Behçet hastalığı bütün
dünyada görülebilir. Daha çok Uzak Doğu ülkelerinde Japonya, Kore ve Çin gibi,
Akdeniz bölgesinde ise Türkiye, Yunanistan ve Ġran‟da sıklıkla rastlanır. Yapılan
yakın tarihli bir çalıĢmada hastalığın prevalansı Ġngiltere‟de 1\100.000, Japonya‟da
1\10.000, Irak‟ta 1.7\10.000, Ġran‟da 1.67\10.000, Çin‟de 1.4\10.000 ve Suudi
Arabistan‟da 2\10.000 olarak bildirmektedir. En yüksek oran da 8\10.000 le
Türkiye‟de olduğu bulunmuĢtur (Aytuğar ve Namdar, 2011) (Çizelge 1.1).
20-40 yaĢ arasında nükseden bu hastalık, Türk Behçet hastalarında ortalama 23,3
baĢlangıç yaĢı olarak karĢımıza çıkmaktadır. Diğer ülkeler de ise hastalığın
baĢlangıcı daha ileri yaĢlarda saptanmıĢtır (DoğanavĢargil ve Keser, 1999).
Yapılan bir çok araĢtırmaya göre, bu hastalık kadın ve erkeği aynı derece
etkilemesine rağmen bazı araĢtırmalarda erkeklerde bu oranın daha fazla olduğu
savunulmuĢtur (Ghate ve Jarizzo, 1999; Dilsen,1996; Krause ve ark.,1998; Yazıcı ve
5
ark., 1984). BH 15-25 yaĢları arası erkek hastalarda kadın ve yaĢlı hastalara oranla
daha Ģiddetli seyretmektedir (Yazıcı ve ark., 1984).
YaĢlılık döneminde ve çocukluk çağında hastalığın baĢlangıcı daha seyrektir.
Çocuklardaki prevalansı %2 olarak belirtilmiĢtir (DoğanavĢargil ve Keser, 1999;
Barlas, 1999). Buna rağmen yapılan bazı çalıĢmalarda çocuk hasta popülasyonunda
bir artıĢ saptanmıĢtır (Yurdakul, 1994; Yazıcı ve ark., 1998). Çocukluk çağında tanı
konulan olgu sayısının az olmasının nedeni, hastalık belirtilerinin baĢlangıç süreci ile
tanıyı sağlayan bulguların ortaya çıkıĢı arasındaki sürenin uzunluğu olabilir (Erdi ve
Gürler, 1994). Bunun yanı sıra neonatal dönemde bildirilen vakalar da vardır (Ghate
ve Jarizzo, 1999; Eldem ve ark., 1998; Lewis, 1986).
DeğiĢik ülkeler, hastalığın seyrinin cinsiyete göre farklılıklar gösterdiğini
yayınlamıĢlardır. Yayınlanan serilerde Türkiye, Ġran ve Kuveyt‟teki erkek hastaların
sayısı fazla iken, Almanya, Kore ve ABD‟de kadın hastaların fazlalığı göze
çarpmaktadır (Alpsoy, 2003; Zouboulis, 1999). 3316 hastayı kapsayan Japonya‟da
yapılan bir çalıĢmada Behçet hastalarının %54,4‟ü erkek, %45,6‟sı kadın hastalardır.
(Saylan ve ark., 1999). Türsen ve arkadaĢlarının 2003 yılında Ankara bölgesinde
yaptıkları 2313 hastayı kapsayan bir çalıĢmada erkek hastalarının oranı kadın
hastalara göre 1.03 olarak bildirilmiĢtir (Tursen ve ark., 2003). 2003 yılında Ġstanbul
bölgesinde Azizlerli ve arkadaĢlarının yayınladıkları çalıĢmaya göre kadın erkek
oranı %48,5 kadın, %51,5 erkek olarak bildirilmiĢtir (Azizlerli ve ark., 2003).
Ġncelenen grubun büyüklüğüne ve çalıĢmanın yapıldığı kliniğe göre E/K oranı farklı
sonuçlar göstermektedir. Örneğin göz veya damar cerrahisinden alınan sonuçlar
doğrultusunda oküler tutulum ve vasküler tutulum erkeklerde daha çok
görülmektedir (Gürler ve ark., 2000).
Bu hastalıkta bir çok ailevi olgu saptanmıĢ ve ya ailede tekrarlayan oral aft hikayesi
sorulmuĢ olmasına rağmen ailevi geçiĢ Ģekli kesin olarak ortaya konulamamıĢtır
(Nishiura ve ark., 1996). Orta Doğu ülkelerindeki ailelerde görülme sıklığı % 10-15
iken diğer ülkelerde %2-5‟dir (Zouboulis ve ark., 2003).
6
ÇeĢitli infeksiyöz ajanlara artmıĢ duyarlılık insan HSP60 ekspresyonunun artması
spesifik immün yanıtı düĢündürür. Bunun yanında doğal immün yanıt hücreleri
tarafından yoğun miktarda pro-inflamatuvar sitokin üretimi nonspesifik immün yanıt
lehinedir (Fresko., 2008).
Çizelge 1.1. Behçet hastalığının çeĢitli ülkelerdeki prevalansı
1.4. Patogenez
Immünolojik mekanizmalar tarafından tetiklenmiĢ bir vaskülit olan Behçet
hastalığının patogenezi aydınlatılmamıĢtır.
Behçet hastalığının otoimmün bir hastalık olduğu düĢünülmektedir (Akman ve
Alpsoy, 2009). Hastanın kendisinde ve ailesinde otoimmün hastalıkların olması ve
otoimmün hastalarda HLA alellerinin görülmesi gibi nedenlerden dolayı bazı
araĢtırmalara göre Behçet hastalığı otoimmün bir hastalık olarak kabul edilmiĢtir
(Alpsoy, 2013; Akman ve Alpsoy, 2009).
Behçet hastalığının oto-inflamatuvar hastalıklar arasında yer aldığını belirten
çalıĢmalarda vardır. Fakat bu teorinin aleyhinde bulgular da bulunmaktadır. Bu grup
hastalıklarda
mutasyonlara
rastlanılmaması,
Behçet
hastalığının
diğer
oto-
7
inflamatuvar hastalıklardan daha sık görülmesi ve zamanla Ģiddetinin azalması bu
bulgular arasındadır (Fresko, 2008).
Hastalığın prevalans çeĢitli ülkelerde farklık göstermektedir. Japonya, Kore, Ġran,
Çin, Suudi Arabistan da prevalans 0,64/100.000, Amerika‟da ise 0,12-0,33/100.000
olarak bildirilmiĢtir (Kastner, 1997; Kaklamani ve ark., 1998; Zouboulis ve ark.,
2003; Nakae ve ark., 1993).
Türkiye‟de yapılan epidemiyolojik araĢtırmalarda ise BH prevalansı Silivri‟nin Fener
Köyü ve çevresinde 80/100.000 (Demirhindi ve ark., 1981), Ordu‟nun ÇamaĢ
nahiyesinde 370/100.000 (Yurdakul ve ark., 1988), Ġstanbul ve ilçelerinde
42/100.000 (Azizlerli ve ark., 2000) olarak bildirilmiĢtir.
Bu sonuçlara göre, Türkiye 100.000 popülasyonda 80-370 olgu ile en yüksek
prevalansa sahip ülkedir (Ġdil ve ark, 1998; Tüzün ve ark, 1996). Ayrıca Almanya‟da
Türk kökenli vatandaĢlarda prevalans oranı 21/100.000‟ dir. Bu değer, 0,450,55/100.000 orana sahip Alman kökenli kiĢilerden daha yüksek, Türkiye‟den ise
daha düĢüktür (Azizlerli ve ark., 2000).
Toplumda tekrarlayan oral aft prevelansı %5-60 arasındadır. Haftalar veya aylar
içinde tekrarlayan sayıca bir veya birden fazla ağrılı oral aftlar Behçet hastalığının
habercisi olabilir (Ghate ve Jarizzo, 1999; Main, 1992).
BH‟ın patogenezinde immün sisteminde önemli rolü olduğu düĢünülmektedir. Son
dönemlerde ortaya konulan hipotezlerden bir tanesi, BH patogenezinde hem doğal
hem de kazanılmıĢ immün yanıtının rol oynadığı düĢüncesidir (Alpsoy, 2013).
Yıllardır nötrofil hiperaktivitesinin hastalık patogenezinde büyük bir rolü oluğu
söylenmesine rağmen son yıllarda çalıĢmalarda bu durumun her zaman doğru
olmadığı gösterilmektedir (Fresko, 2008).
8
B hücreleri ve immün kompleksler Behçet hastalığının patogenezinde rol
oynamaktadır. Dikkat çeken bir baĢka unsur da son yıllarda bir takım antikorların
varlığının
tespit
edilmesidir.
Örneğin:
tropomiyozin ve alfa-enolaz bunlardandır.
anti-saccaharmycescere
visia,
alfa-
Bu immün kompleksler, inflamasyon
bölgesine bazı immün hücrelerin toplanması ile hastalığı tetikleyen baĢlıca faktörler
olabilir ve Behçet hastalarının %44-60‟ının serumunda IgG, IgM ve IgA tipi immün
kompleksler mevcuttur (Yıldırım ve ark., 2009; Boyva., 2004). Behçet hastalarında
saptanan poliklonal B hücre aktivasyonu sonucunda oluĢan immün komplekslerin
nötrofil hiperaktivasyonuna neden olarak doku hasarı oluĢturabileceği ileri
sürülmüĢtür (Yıldırım ve ark., 2009).
Aileler üzerinde yapılan çalıĢmalar sonucu, Behçet hastalığında genetik bir riskinin
olduğu kabul edilmektedir. Genetik geçiĢ birden fazla faktöre bağlı olup, genellikle
Mendelian geçiĢ modellerine uymaz. HLA-B51 geni hastalığa en sık bağlantı
gösteren gendir. Fakat HLA-B51 geninin Behçet hastalığının patogenezindeki rolü
belli değildir (Yazici ve ark., 1980).
Erkek hastalarda hastalığın seyri daha Ģiddetlidir. Erkeklerde vasküler, santral sinir
sistemi, pulmoner hastalık gibi ciddi komplikasyonlara ve mortaliteye
daha sık
görülür (Yazici ve ark., 1996). Endotoksinin neden olduğu üveit ve hücresel
infiltrasyona, erkek farelerde, diĢi farelerden daha sık rastlanmıĢ ve overiyektominin
hücresel infiltrasyonu arttırdığı gösterilmiĢtir. Lewis‟in fare deneylerinde östrojenin,
endotel üzerindeki reseptörler aracılığı ile E-selektin ve IL- 6‟nın gen ekspresyonunu
azalttığı ve böylece endotoksinin neden olduğu üveite karĢı koruyucu olduğu
gösterilmiĢtir (Miyamoto ve ark., 1999). Bu mekanizmalarla, östrojenin endotel ve
nötrofillerin proinflamatuvar fonksiyonlarını baskıladığı ve bu nedenle tablonun
kadınlarda hafif seyrini sağladığı düĢünülebilir (Direskeneli, 2005).
Sonuç olarak Behçet hastalığı tanımlandığı günden itibaren 70 yıldan fazla zaman
geçmesine
ve
immünolojik
çalıĢmalar
40
yıldan
fazladır
yoğun
olarak
sürdürülmesine rağmen, hala hastalık ile ilgili kesin bilgiler elde edilememiĢtir.
9
Günümüzde Behçet hastalığı, patogenezi araĢtırılan hastalıklardan biri olmaya devam
etmektedir.
1.5. Etyopatogenez
BH‟nin çeĢitli klinik bulgularla ortaya çıkması, hastalığın oluĢ mekanizmasında çok
farklı faktörlerin rol aldığını düĢündürmektedir (Demirkesen ve ark., 2001). Bu
nedenle genetik, enfeksiyon, yaĢ, cinsiyet, çevresel faktörler ve bozulmuĢ bir
bağıĢıklık sistem, etyopatogenezde suçlanmıĢtır (Direskeneli, 2005; Marshall, 2004;
Hamuryudan ve ark., 2004).
1.5.1. YaĢ ve Çinsiyet
Yapılan araĢtırmalara göre, BH 30-40 yaĢları arasındaki hastalarda daha çok
görülmektedir. Behçet hastalığına ender olarak çocuklarda da rastlanabilmekte ve bu
hastalarda göz tutulumunun sık olarak görüldüğü söylenebilmektedir (Pamuk ve
Çakır, 2005). BH‟ nin erkek bireylerde daha sık görüldüğü bilinmesine rağmen son
yıllarda yapılan epidemiyolojik çalıĢmalar bize cinsiyet dağılımının bilinenden daha
dengeli olduğunu ve hastalığın cinsiyet dağılımında bölgesel faktörlere göre
değiĢtiğini göstermektedir (Karaca, 2008; Zouboulis, 1999).
Türkiyede yapılan çeĢitli çalıĢmalar neticesinde erkek ve erken yaĢ cinsiyetinde bu
hastalığın daha Ģiddetli seyrettiği gözlemlenmiĢtir (Cakir ve ark., 2004; Gurler ve
ark.,1997; Yazici ve Fresko., 2005).
Hastalık, Kore‟de kadınlarda daha sık
görüldüğü halde erkeklerde daha ağır seyrettiği bilinmektedir (Kotake ve ark., 2003).
Ortadoğu ülkelerinde erkek hasta oranı, Avrupa ülkelerinde ve ABD‟de kadın hasta
oranı daha yüksektir (Hamza ve ark., 1986; Zouboulis., 1999).
10
1.5.2. Çevresel ve Ġnfeksiyöz Faktörler
Hastalığın tetiklendiği ve geliĢme gösterdiği evrelerde, son zamanlarda çevresel
etken olarak infeksiyöz ajanlarının etkili olduğuna dair görüĢler artmıĢtır. Enfeksiyöz
etyolojide dört mekanizma üzerinde durulmaktadır; bakteriyel, viral ajanlar, ısı Ģok
proteinleri (heat shock proteins; HSP) ve çapraz reaksiyon veya moleküler benzerlik
(Ġlknur ve ark., 2006; Chang ve ark., 2001). Spesifik bakteri türlerinin, özellikle
streptokoklar, bağıĢıklık sistemini aktive ettiğine dair çalıĢmalar bulunmaktadır
(Yıldırım ve ark., 2009). Streptokokal antijenlere karĢı deri testleriyle hipersensitivite
reaksiyonlarının indüklendiği ve hastalığın sistemik alevlenmesine dahi neden
olduğu görülmüĢtür (Karaca., 2008; Zouboulis., 1999). Streptokok iliĢkili BES-1 gen
kaynaklı peptit, periferal kan mononükleer hücrelerini uyararak Th1 tip sitokinlerin
salınımına neden olan HSP60 ve retinal protein Brn3b ile moleküler benzerlik
göstermektedir (Charles ve Clevenger, 2008).
BH‟de viral etkenlerin rol oynayabileceği ilk olarak Prof. Dr. Hulusi Behçet
tarafından raporlanmıĢtır (Borlu., 2007). Herpes simplex virus, varicella zoster,
human sitomegalovirus gibi virüslerin hastalığın etyolojisinde rolü olduğu ileri
sürülmüĢtür (Ġlknur ve ark., 2006).
1.5.3. Psikolojik Faktörler
Behçet hastalığında depresyon ve anksiyete sıkça görülmekte, fakat bu faktörlerin
hastalığın bir sebebi olmaktan ziyade, hastalığın ortaya çıkıĢını kolaylaĢtıran
psikolojik faktörler olarak nitelendirilmesi gerektiği düĢünülmektedir (Evereklioğlu,
2005; Karlidag ve ark., 2003; Yazici ve Fresko, 2005; Kılınç, 2007; Aslan ve ark.,
1996).
11
1.6. Diyagnoz
BH tanısı yardımcı spesifik laboratuvar bulgusu olmadığı için, klinik bulgularla
konulmaktadır. Hastalığa tanısı konulması için araĢtırmacılar çeĢitli tanı kriterleri
önermiĢ, 1990 yılında bu tanı kriterleri Uluslararası ÇalıĢma Grubu tarafından
belirlenmiĢtir (Alpsoy, 2005; Lancet, 1990).
Hastalık tanısı, patognomonik laboratuar testleri olmadığı için klinik bulguların
değerlendirilmesine dayanır. Bu amaçla çeĢitli tanı kriterleri geliĢtirilmeye
çalıĢılmıĢtır. En çok kabul gören tanı kriteri 1990 yılında “Behçet Hastalığı için
Uluslararası ÇalıĢma Grubu” tarafından tanımlanmıĢtır (Çizelge 1.2).
Çizelge 1.2. Behçet hastalığının Uluslar arası sınıflama kriterleri
Kiriterler
Oral aftlar
Yılda 3 kez oluĢan hekim veya hasta tarafından tespit edilen aftöz veya herpetiform
lezyonlar
Ve takip eden en az iki madde
Genital
ülser
Tekrarlayan genital ülser
Göz
lezyonları
Anterior/posterior üveit veya retinal vaskülit
Deri
lezyonları
Eritema nodosum, psödofollikülit, papulopüstüler lezyon, akneiform nodül
Paterji testi
24-48 saat içinde okunan püstül
1.7. Behçet Hastalığında Klinik Semptomlar
Behçet hastalığında 4 klinik belirti mevcuttur:
1. Oral Aft
2. Gentinal Ülser
3. Göz Tutulumu
4. Deri belirtileri
12
1.7.1. Oral Aft
BH‟nin mukokütanöz bulgularından oral aft; tekrarlayıcı karakterde, genellikle ağrılı,
yuvarlak veya oval, etrafı eritemle çevrili sınırları belirgin, beyaz-sarı yalancı
membranla kaplı ülserdir. Hastalarda yaklaĢık %97-100 sıklıkta görülen aftlar;
bukkal mukoza, dil, gingiva, damak gibi oral kavitenin herhangi bir yerinde
görülebilir (Gul ve ark., 1996).
1.7.2. Genitnal Ülser
Genital ülserler, Behçet hastalığında önemli bulgularındandır. Özellikle skar
gözlenmesi Behçet hastalığına mahsusdur (Evereklioğlu, 2005). Bu bulgu hastaların
%85‟inde sıklıkla görülmektedir. Tekrarlayıcı karakterde, ağrılı, yuvarlak veya oral,
zımba ile delinmiĢ gibi sarımsı fibrin veya kabukla kaplanmıĢ, düzgün sınırlı, iz
bırakan ülserdir. Enfekte olmazsa on-otuz gün içinde iyileĢir. Erkeklerde skrotum,
penis, femoroinguinal bölgede, kadınlarda major ve minor labia, vajen ve servikste
görülür (Marshall, 2004).
1.7.3. Göz Tutulumu
BH‟de %50 oranında oküler hastalık görülür. Genç erkeklerde daha sık gözlenir
(Ġlknur ve ark., 2006). Bu bulgunun sıklığı kadınlara göre erkeklerde daha çok ve
daha Ģiddetli görülmektedir (Evereklioğlu, 2005; Bilgici ve ark, 2005). Görmede
azalma, bulanık görme, fotofobi, kırmızı göz, sulanma en sık semptomlardır. Göz
tutulumu görme kaybıyla sonuçlanabilir. Panüveit ve retinit en sık oküler
inflamasyon Ģeklidir. Anterior ve posterior üveit, hipopiyon, retinal vaskülit, optik
nörit diğer inflamasyon Ģekilleridir (Marshall, 2004; Kotter ve ark., 2003). Göz
tutulumu genellikle hastalığın ilk yıllarında ortaya çıkar. Unilateral baĢlar; zamanla
diğer gözde de etkilenme olur. CerrahpaĢa Hastanesi‟nde yapılan bir çalıĢmada
erkeklerin %80‟inde, kadınların %64‟ünde ilk vizite göz tutulumu vardı. Ġki dekad
13
sonrası erkekleri %87‟inde, kadınların %71‟inde bilateral göz tutulumu saptanmıĢ
(Sakamoto ve ark., 1995; Akman-Demir ve ark., 2008). Oküler dokuda CD4+T
lenfosit, B lenfosit ve plazma hücresinin oluĢturduğu nongranülamatoz inflamasyon
söz konusudur. Nekrotizan, nötrofilik obliteratif perivaskülit, lenfositik ve
mononükleer hücrelerle arter, ven ve kapillerlerin infiltrasyonu ve venöz tromboz
karakteristik bulgudur (Yazici ve Fresko, 2002; Bayraktar, 1997; Sakamoto ve ark.,
1995).
1.7.4. Deri Belirtileri
Behçet hastalığının deri belirtileri aĢağıda anlatılmıĢtır:
1. Eritema nodozum benzeri lezyonlar
Eritema nodozum (EN) kırmızı, gergin, 1-5 cm çapta, eritematöz non-ülsere
nodüldür. Sıklıkla tibianın ön yüzeyi baĢta olmak üzere alt ekstremitede lokalizedir,
simetrik olma eğilimindedir. Hastaların %50‟de görülür (Dırı ve ark,. 2001). Diğer
lokalizasyon alanları alt ekstremite dıĢında yüz, boyun, önkol, kalça, uyluk alt kısmı
ve ayak bilekleridir (Krause ve ark., 1998; Hatemi ve ark., 2004; Diri ve ark., 2001).
EN sıklıkla kadınlarda görülür, 1-6 hafta içinde morluğa benzer Ģekilde
hiperpigmente alan Ģeklinde iyileĢir. Biyopsisinde septal pannikülit tespit edilir.
Ayırıcı tanıda enfeksiyon, ilaç, sarkoidoz, inflamatuvar barsak hastalığı ve malignite
ve idiopatik EN düĢünülmelidir (Krause ve ark., 1998; Ilknur ve ark., 2006; Jorizzo
ve ark., 1995).
2. Papülopüstüler lezyonlar
Behçet hastalığında en çok gözlenen deri belirtilerindendir (%28-66). Papülopüstüler
ve akneiform lezyonlar diğer sık deri lezyonudur. Püstüler lezyonlar steril değildir,
mikroskopisinde stafilokokus aerius ve prevotella tespit edilmiĢtir (Ġlknur ve ark.,
2006; Jorizzo ve ark., 1995; Mat ve ark., 1995). Bir çalıĢmada papülopüstüler
14
lezyonlar için en sık lokalizasyon yerinin gövde takiben ekstremite, akneiform
lezyonlar için yüz olduğu belirlenmiĢtir (Evereklioğlu, 2005). Uluslararası Behçet
Hastalığı ÇalıĢma Grubu, papülopüstüler ve akneiform lezyonları tanı kriteri olarak
kabul etmektedir (Lancet, 1990), ancak Alpsoy ve ark. (Alpsoy ve ark., 2002)
papülopüstüler lezyonların BH‟na mahsus bir bulgu olmadığı ve ortalama lezyon
sayısı ve anatomik lokalizasyonun (gövde, ekstremite) tanıda daha anlamlı olduğunu
belirtmiĢlerdir.
3.Yüzeyel tromboflebit
Vasküler tutulumu Behçet hastalarının %30‟nda görülmektedir. Yapılan bir
çalıĢmaya göre (Koç ve ark., 2005) venöz sisteminin %88 tutulduğunu ve en çok
gözlenen tutulum Ģeklinin %47 ile yüzeyel tromboflebittir. Bu bulgu genellikle ateĢ,
kırgınlık, halsizlik gibi belirtiler beraberinde görülebilir (Alpsoy ve ark., 2002; Tunc
ve ark., 2004). Özellikle erkek hastalarda daha çok gözlemlenen bu durumda,
tromboz ve zamanla skleroz geliĢimine eğilim bulunmaktadır. Venöz sisteminin bir
çok sayıda segmenti aynı anda tutulabildiğinden nodüllerin lokalizasyonu
değiĢiklikler gösterebilir (Gul ve ark., 1996). Ayrıca yüzeyel tromboflebitin
görüldüğü hastaların diğer büyük damar tıkanıklıklarına eğilim ve pulmoner arter
anevrizması açısından risk altında oldukları belirtilmektedir (Matsumoto ve ark.,
1991).
4.Paterji Reaksiyonu
Behçet hastalığı için karakteristik olan paterji reaksiyonun patogenezi henüz
aydınlığa kavuĢmamıĢtır (Demirkesen ve ark., 2001). Deri Paterji Reaksiyonu; lokal
deri hasarına eritematöz papüler veya püstüler cevaptır. 20-gauge iğne ucu, dikey
veya oblik biçimde deriye sokulur. Lezyon hasardan 48 saat sonra oluĢur. Hastalık
aktivitesiyle iliĢkisi olduğu düĢünülmemektedir, erkeklerde pozitifliği daha
kuvvetlidir (Demirkesen ve ark., 2001; Ando ve ark., 1999; Yazici ve ark., 1990;
Melikoglu ve ark., 2006 ; Azizlerli ve ark., 1992). Paterji pozitifliği sadece deri ile
sınırlı değildir. Hasara bağlı doku bütünlüğünün bozulduğu her alanda oluĢabilir;
15
intraoküler kortikosteroit enjeksiyonundan sonra göz inflamasyonu, posttravmatik
arteriyel tromboz ve/veya konvansiyonel anjiyografik müdahaleler sonrası anevrizma
formasyonu gibi (Davatchi ve ark., 1993; Gul ve ark., 1995).
1.7.5. Diğer Bulgular
1. Eklem Bulguları
Eklem tutulumu, miyozit, görülebilir. Prof. Dr. Hulusi Behçet BH‟nin özgün
tanımlamasını yaptıktan sonra bazı hastalarında “romatoid ağrı” ya benzer ağrı
Ģikayetlerinin olduğunu belirtmiĢtir (Yurdakul ve ark., 1983; Yazici ve ark., 1987).
Behçet artriti noneroziv, asimetrik, sıklıkla deformite bırakmayan, alevlenmelerle
seyreden, hastaların yarısını etkileyebilen eklem hastalığıdır. Büyük eklemleri tutar;
diz, ayak ve el bileği (Yurdakul ve ark., 1983; Yazici ve ark., 1987).
2.Vasküler Bulgular
BH, bugün için multisistemik bir vaskülit olarak kabul edilmektedir. Küçük, orta ve
büyük boy damarları; arter ve venöz sistem tutulumu görülür. Vasküler tutulumun
prognozu kötüdür (Al-Otaibi ve ark., 2005; Koç ve ark., 2005).
Arteriyal tutulum BH‟de %5 sıklıkta görülür; tüm damar tutulumları arasında %15
sıklıktadır. Erkeklerde daha sık görülür, daha ziyade küçük damar vasküliti
Ģeklindedir (Bilgici ve ark., 2005). Karotis, pulmoner, aorta, iliak, femoral ve
popliteal arter en sık etkilenen arterlerdir (Al-Fahad ve ark., 2004; Yazici ve ark.,
1980; Verity ve ark., 1999).
3. Nörolojik Bulgular
16
BH‟nin <%20‟de nörolojik hastalık söz konusudur. Erkeklerde daha Ģiddetli
seyreder. En sık bulgular fokal parankimal lezyonlar ve vasküler tromboz (serebral
ven sinüs trombozu) komplikasyonudur. BaĢ ağrısı en sık semptomdur. Diğer
bulgular epileptik nöbet, aseptik menenjit, ensefalit, arteriyel vaskülittir. KiĢilik
bozuklukları, demans geliĢebilir. Periferik sinir tutulumu oldukça nadirdir (Benezra
ve Cohen., 1986).
4. Gastrointestinal Sistem Bulguları
Behçet hastalığına yakalananların yaklaĢık %50‟sinde gastrointestinal sistem
semptomları gözlemlenir. BH‟de gastrointestinal sorunlar, Tayvanlı hastaların
1/3‟ünde görülmüĢken bu oran Ġspanya‟da 1/4, Türkiye, Suudi Arabistan ve
Ürdün‟de ise çok daha nadir bulunmuĢtur (Al-Dalaan ve ark., 1994; Gurler ve ark.,
1997; Chang ve ark., 2009; A.l-Aboosi ve ark., 1996; Karaca ve ark., 2008).
5. Mukokokütanöz lezyonlar
Gözlenen bir diğer deri belirtileri arasında piyoderma gangrenozum, eritema
multiforme benzeri lezyonlar,palpabl purpurik lezyonlar, subungual infarktlar,
hemorajik büller, fronkül ve apseler sayılabilir (Chun ve ark., 1990; Melikoğlu ve
ark., 2006).
17
1.8. Hücresel ve Hümoral Ġmmünite
1.8.1. Sitokinler
BH‟nin özel bir coğrafi dağılımı olması, ailesel yatkınlık, Ana doku uyumluluk
bileĢeni sınıf I (Major Histocompatibility Complex; MHC class 1) proteinleriyle
iliĢkisinin saptanması genetik faktörlerin rolünü desteklemektedir (Abbas ve ark.,
2007; Alpsoy, 2013; Zhou ve ark., 2012). Ayrıca çeĢitli çalıĢmalarla immünoglobülin
(Ig), kompleman, akut faz reaktanları ve immün komplekslerin düzeyinin arttığı
gösterilmiĢ olup çoğu kitapta bu hastalık otoimmün hastalık grubunda yer
almaktadır. Proinflamatuar medyatörlerden interlökin (IL)-2, IL-6, IL-8, IL-12, IL17, IL-18, Tümör nekroz faktörü (TNF)-α ve Ġnterferon (IFN)- γ üreten Yardımcı T
(T helper; Th) 1 lenfositlerin arttığı bildirilmiĢtir (Abbas ve ark., 2007; John ve ark.,
2012). Th1 sitokin cevabında anlamlı artıĢ ve Th1 polarizasyonu BH‟nin
etyopatogenezinde önemli bir rol oynadığını düĢündürmektedir (John ve ark., 2012).
Ayrıca etyopatogeneze yönelik yapılan çalıĢmalarla IL-1 ve IL-18 genlerinde
polimorfizm saptanmıĢtır (Alpsoy, 2013 ; Zhou ve ark., 2012).
IL-1 ilk olarak lökositik pirojen olarak tanımlanmıĢ, sonraları yapılan çalıĢmalarla
hastalıkların patogenezinde oynadığı roller ortaya konulmuĢ önemli bir sitokin
ailesidir. Romatoid Artrit gibi romatizmal hastalıkların etyolojisinde major rolü
olduğu düĢünülmektedir. IL-1 ailesi 7 agonist; IL-1α, IL-1β,IL-18, IL-33, IL-36α,
IL-36β ve IL-36γ ve 2 tane reseptör antagonistinden (Ra); IL-1Ra ve IL-36Ra
oluĢmaktadır (Güler ve ark., 1997). Son zamanlarda IL-37 adı altında ailenin diğer
bir üyesi tanımlanmıĢtır. Henüz fonksiyonu tam olarak aydınlatılamamakla birlikte
diğer üyelerden farklı olarak anti-inflamatuvar özellik göstermektedir. IL-18
reseptörüne ve IL-18 bağlayıcı proteine bağlanabilmektedir. IL18 reseptör beta
subünitiyle kompleks oluĢturarak IL-18 aktivitesini inhibe etmektedir (Ohno ve ark.,
1978). BH‟de IL-18 ile çalıĢmalar yapılmıĢ; serum ve bronkoalveolar lavajda
seviyesinin arttığı tespit edilmiĢtir. Ayrıca hastalık aktivitesi veya klinik
prezentasyonla iliĢkili olup olmadığı belirlemek üzere çalıĢmalar yapılmıĢtır (Güler
18
ve ark., 1997; Houman ve ark., 2004; Zhou ve ark., 2012). Ancak bugüne kadar
BH‟de IL-18 aktivitesini inhibe ettiği düĢünülen IL-37 ile ilgili çalıĢma
bulunmamaktadır. Tüm bunlardan yola çıkarak çalıĢmamızda IL-37 düzeyi ve IL37gen polimorfizminin BH‟nin etyopaogenezindeki rolünü; hastalık aktivitesine ve
klinik prezentasyonuna etkisi olup olmadığını belirlemeyi amaçladık.
1.8.2. T Hücreleri
Doğal immünitenin bir parçası olan mannoz bağlayan lektinlerin (mannose-binding
lectin; MBL), BH‟de serum seviyelerinin düĢük olduğu gözlenmiĢtir. MBL gen
mutasyonları da saptanmıĢtır. MBL eksikliğinin enfeksiyöz ajanlara immün cevabı
azaltarak enfeksiyöz etkenlerin etyolojideki rolünü arttırabileceği düĢünülmüĢtür
(Hatemi ve ark., 2004; Soto-Rojas ve Kraus., 2002). Doğal immünitenin diğer bir
üyesi olan Toll benzeri reseptörlerin (Toll-like receptor; TLR) değiĢik paternleri
(örgüleri) tanımlanmıĢtır. BH‟de barsak lezyonlarında TLR 2 ve 4 mesajcı
ribonükleik asitin (mRNA) ekspresyonu sağlıklı gruba göre yüksek bulunmuĢtur
(Evereklioğlu., 2005; Gürler ve ark., 1997; Hatemi ve ark., 2004; Sakaguchi ve ark.,
2006; Alpsoy, 2005). γδ T hücreleri mikroorganizmalara karĢı savunmada “ilk
bariyer” olarak iĢlev görür. γδ T hücrelerinin farklılaĢma kümesi (Cluster of
Differentiation; CD); CD29, CD69‟un artmıĢ ekspresyonu ve IFN-γ ve TNF-α‟nın
artmıĢ üretiminin aktif BH ile iliĢkili olduğu raporlanmıĢtır (Demirel, 2007; Ghate ve
Jorizzo, 1999). Aktif BH‟de γδ T hücrelerinin baskın olduğu alanlarda HSP60
ekspresyonununda artmıĢ olduğu gözlenerek olası γδ T – HSP etkileĢimi üzerinde
durulmuĢtur (Hatemi ve Bahar, 2004; Hamzaoui ve ark., 2006). BH‟de hücresel
immünitenin aktifleĢtiğine dair çalıĢmalar da bulunmaktadır. T hücre alt gruplarında
değiĢiklikler gözlenmiĢtir. Daha önce değinildiği gibi HSP ve streptokoksal
antijenler oligoklonal T hücre uyarımında rol oynayabilir (Yazici ve Fresko, 2002;
Yazici ve ark., 1980; Curnow ve ark., 2008).
Th1 tipi proinflamatuvar sitokinler oluĢ mekanizmasında baskın rol oynar (Hu ve
ark., 2012; Yazıcı ve Fresko, 2002). Bazı yayınlarda Th2 cevabın da etkin rol
19
oynadığını düĢündürür niteliktedir (Sakamoto ve ark., 1995). Proinflamatuvar
medyatörlerden IL-2, IL-6, IL-8, IL-12, IL-17, IL-18, TNF-α ve IFN- γ üreten Th1
lenfositlerin arttığı bildirilmiĢtir (Turan ve ark., 1997; Miyamato ve ark., 1999;
Demirhindi ve ark., 1981).
Th2 tipi sitokinlerden IL-4, IL-10 ve IL-13‟ün düzeylerinin arttığını gösteren
çalıĢmalar mevcuttur (Zhou ve ark., 2012). Oral biyopsi serilerinde hem Th1 hem de
Th2 tipi sitokinlerin rol aldığını gösteren çalıĢmalar da söz konusudur (Demirhindi
ve ark., 1981; Zhou ve ark., 2012 ).
Th17 hücreleri aracılığıyla IL-17, IL-22 ve TNF-α sitokinleri salınır (Zhou ve ark.,
2012).. Aktif üveitli Behçet hastalarının oküler sıvılarında IL-2, IL-6, IL-17, IFN ve
TNF gibi inflamatuvar sitokinler gösterilmiĢtir (Tulunay, 1985; Mıyamoto ve ark.,
1999).
Hücresel immünitenin yanı sıra humoral immünite de patogenezde rol oynamaktadır.
CD13, CD 33, CD80 gibi B hücre aktivasyon belirteçleri ve CD45RO hafıza hücresi
belirtecinin yüksekliği belirlenmiĢtir (Hatemi ve Bahar, 2004; Hamzaoui ve ark.,
2006).
1.9. Behçet Hastalığının Genetiği
Behçet‟in patogenezinde etik kökenleri değiĢik gruplarda, hastalık sıklığının farklı
oluĢunda sadece çevresel ve infeksiyöz faktörlerinde sorumlu olmadığı, genetik
faktörlerinde rolü olduğu bildirilmiĢtir (Yazıcı ve ark., 1980). Behçet hastalığının
patogenezinde genetik faktörlerin rolu oynadığına bir hipotez düĢünülmektedir.
HLA-B antijeninin varlığı, bu antijenin çoğrafi dağlımı ve ailesel birikiminin olması
bu hipotezi desteklemektedir (Al-Fahad ve Al-Araji, 1999).
Gen polimorfizmi çalıĢmaları son yıllarda artmaktadır. Bir toplum bireyleri
arasındaki genetik çeĢitliliği, bir baĢka deyiĢle DNA dizisi değiĢkenliklerine
20
polimorfizm denir. Genetikçiler bir genin farklı formlarını allelik varyant olarak
adlandırırlar. Bir genin allelik varyantları, nükleotid çiftlerindeki değiĢiklik ile ortaya
çıkar. Eğer böyle bir allel değiĢimi toplumun en az %1‟inde görülüyorsa genetik
polimorfizmden söz edilebilir. Buna karĢın, nükleotid değiĢimi daha nadir
görülüyorsa mutasyon tanımı kullanılmaktadır (Oğuz ve ark., 2014). Özellikle
geliĢiminde çok sayıda faktörün rol aldığı BH gibi hastalıklarda gen değiĢiklikleri,
örneğin polimorfizmler hastalığa yatkınlıkta çeĢitli klinik görünümlerin ortaya
çıkmasında ya da bu hastalığın seyrinde etkin olabilir (Fresko, 2008).
Polimorfizmler, doğal ve kazanılmıĢ bağıĢıkta, inflamatuvar mediatörlerde ya da
bunların fonksiyonlarında değiĢikliklere neden olabilir. Bu noktada polimorfizm
çalıĢmaları ile ilgili olarak bazı noktaların da akılda tutulmasında yarar vardır
(Tulunay, 1985). Hastalıkla ilgili gibi görünen polimorfizm, normal insanlarda da
bulunabilen bir allelik varyanttır. Genetik faktörü, tek baĢına, çalıĢılan hastalığın
nedeni değil, ancak olası nedenlerden birisidir (Zouboulis ve ark., 2003). Behçet
hastalığı gibi sistemik inflamatvuar hastalıklarda çok sayıda ve farklı genlerindeki
değiĢikliklerin etyolojide rol alıyor olması yüksek bir olasılıktır. ÇalıĢan
polimorfizmin fonksiyonel olması yani aminoasit sentezinde bir değiĢikliğe yol
açması etyolojide rol oynama olasılığını güçlendirir (Oğuz ve ark., 2014). ÇalıĢılan
olgu ve kontrol sayısının yüksek olması ise sonucun güvenilirliği için son derece
önemlidir. Son yıllarda BH için çok sayıda gen polimorfizmi değerlendirilmiĢtir.
Örneğin bu değerlendirilen genlerden biri de HLA-B51 ve HLA-B51‟e yakın
komĢuluk gösterenlerden özellikle tümör nekroz edici faktör (TNF) ve MIC (" MHC
class I – chain related gene") genleri ile ilgili polimorfizmler üzerinde daha yoğun
olarak durulmuĢtur (Mineshita ve ark., 1993).
Bugüne kadar yapılan pek çok değiĢik sayıda çalıĢmalarda HLA-B51 antijenin en
güçlü genetik faktör olduğu doğrulanmıĢtır (Yazıcı ve ark.,1980). Son yıllarda
Maldini ve ark (2012) yaptıkları bir çalıĢmada meta analiz yöntemiyle toplam 72
çalıĢmayı değerlendirmiĢlerdir. Sonuç olarak da HLA B51/5 taĢıyıcılarında Behçet
hastalığı, bu antijeni taĢımayanlara göre, hastalığın geliĢme olasılığı, 5.78 kat daha
yüksek bulunmuĢtur.
21
1.9.1. HLA ve HLA Genleri
KazanılmıĢ bağıĢıklık sisteminin en önemli hücrelerinde birisi olan T hücrelerinin
protein yapıdaki antijene karĢı oluĢturacağı özgün yanıtın gerçekleĢebilmesi için bu
antijenin antijen sunan hücreler (antigen presenting cells, APC) tarafından alınması,
iĢlenmesi ve yüzeylerinde bulunan bazı moleküllere bağlanarak T hücrelerine
sunulması gerekmektedir. Bu amaçla kullanılan yüzey molekülleri majör doku
uygunluk kompleksi (major histo compatibility complex; MHC) molekülleridir.
Ġnsan genomunda MHC moleküllerinin kodlanmasını sağlayan genlerin bulunduğu
bölge ise majör doku uygunluk kompleksi olarak adlandırılır (Abbas ve ark., 2007).
Major histokompatibilite kompleksi (MHC), insan da HLA (Human Leucocyte
Antigen) olarak adlandırılır. 6‟ci kromozomun kısa kolu üzerinde 4000 kilo baz
büyüklüğündeki bir bölgede lokalize olan genlerdir (ġekil 1.1).
ġekil 1.1. 6‟ıncı kromozom üzerinde HLA bölgesi
MHC ile ilgili araĢtırmalar Gorer ve Medawar‟ın çalıĢmalarıyla 1930 ve 1940
yıllarına kadar uzanmaktadır. Çok doğum yapmıĢ kadınların serumunda lökositlere
karĢı antikorların oluĢtuğu ve antijenlerin de lökositlerde gösterilmesi ile HLA
sistemi,1950‟li yıllarda tanımlanmıĢtı. Ġnsanda yapılan transplantasyonlarda vericinin
dokusuna karĢı geliĢen ve doku reddine kadar giden reaksiyonlarda hedef antijenlerin
HLA molekülleri olduğu saptanmıĢtır. MHC gen bölgesinde kodlanan proteinlerin
özelliklerine göre Sınıf I, II ve III olarak bölgelere ayrılır (Trowsdale, 2011). Sınıf I
22
MHC‟nin telomerik ucunda yer alır. HLA sınıf I moleküllerini kodlayan bu bölgede
HLA-A, HLA-B, HLA-C “klasik” gen lokusları, HLA-E, HLA-F, HLA-G “klasik
olmayan” gen lokusları, HLA-H, -J, -K, -L, -X gibi psödogenler bulunmaktadır.
HLA sınıf I molekülleri yüksek derecede polimorfiktir. Bu bölgede bulunan
genlerden en fazla HLA-B geninde çok sayıda farklı “alel” tanımlanmıĢtır. Sınıf I
molekülleri nükleuslu hücrelerde ve trombositlerde eksprese olur.Bunlar üç alfa
polipeptidi ve beta-2 mikroglobulinden oluĢmaktadır (Trowsdale, 2011; Pross, 2007)
(ġekil 1.2).
ġekil 1.2. HLA sınıf I‟ ın yapısı
Sınıf II bölgesi ise sentromere yakın yerleĢmiĢ olup; HLA-DRA, -DRB, -DQA, DQB, -DPA, -DPB, -DNA, -DMA, -DOB gibi antijen iĢlenmesinde rol olan
lokusların yanı sıra çeĢitli psödogenleri, LMP1, LMP2, TAP1,TAP2 gibi içerir.
MHC klas II, B lenfosit, aktive T lenfosit, makrofaj, dendritik hücre ve langerhans
hücrelerinde ifade edilir (Schulze, Wucherpfennig, 2012) (ġekil 1.3).
23
ġekil 1.3. HLA sınıf II‟nın yapısı
HLA DRB ile HLA B bölgeleri arasında kompleman komponentleri (C2, C4 ve
faktör B), enzimler (21 hidroksilaz koenzim), sitokinler (interferon, TNF-α,β) ve bazı
ısı Ģok proteinleri gibi HLA dıĢı proteinleri kodlayan Sınıf III genleri bulunur
(Campbell ve ark., 2012).
1.9.2. HLA-B 51 ve Behçet Hastalığı
Majör histokompatibilite, vücuda ait olan (self) ve olmayan (nonself) molekülleri
ayırt etmelerinden dolayı immün yanıtta önemlidirler. Hücre yüzeyinde bulunan
MHC molekülleri, T hücrelerine antijen sunumunda görevli çok sayıda HLA‟nın
kodlanmasından sorumludurlar. MHC molekülleri yabancı antijenlere bağlanırlar ve
immün sistemin effektör hücrelerine sunarak immün cevabın baĢlamasına neden
olurlar. HLA genlerinin birçok otoimmün hastalıkla bağlantılı olduğu gösterilmiĢtir.
Ancak otoimmün hastalıklar ile MHC arasındaki iliĢkinin mekanizması çok iyi
bilinmemektedir. HLA ile iliĢkisi olduğu bildirilen hastalıklarda HLA moleküllerinin
hastalığın nedeni değildir, hastalığa yatkınlık sağladığı kabul edilir. Bu genlerden
HLA-B51 Behçet hastalığında, HLA-B27 Ankilozan Spondilit, DR4, DR1 Romatoid
Artit, HLA-DR3 Sijögren Sendromu, gibi iliĢkili olduğu bilinmektedir (Janeway
immunology, 1999) (Çizelge 1.3).
24
Behçet hastaları arasında ailevi vakaların gözlenmesi hastalığın patogenezinde
genetik faktörlerinde önemli oynadığını gösterilmiĢtir. Yapılan çalıĢmalarda Ġpek
Yolu üzerindeki bulunan ülkelerde HLA-B51 pozitifliği Behçet hastalarında
saptanmıĢ (Borlu, 2007). Behçet hastalığında aile öyküsünün Japon hastalarda %2.3
ve Türk ve Orta Doğu„lu hastalarda %8.34 oranında olduğu bildirilmiĢtir (Kastner,
1997).
Yapılan çok sayıda değiĢik çalıĢmalarda BH‟inda en güçlü genetik faktörü HLAB*51 olduğu bildirilmiĢtir (Kastner, 1997; Gul ve ark., 2001).
Hastalıkla HLA-B51 arasındaki iliĢki 1982 yılında Oho ve ark (1982) tarafından
tanımlanmıĢtır. HLA-B 51 ile Behçet hastalığı arasındaki iliĢki; özellikle Türk,
Yunan, Ġtalyan, Ġran, Tunus, Ürdün, Çin Halk Cumhuriyeti, Suudi Arabistan, Tayvan
ve Japon gibi etnik gruplarla yapılan çalıĢmalarla ispatlanmıĢtır. Mizuki ve ark
(2000) yılında Ġranda yaptıkları çalıĢmada PCR-SSP metodu kullanarak HLA-B
51‟nin majör alt tipi olan HLA-B*5101 alelinde Behçet etyogenetik hastalığın
indükleyen alel olduğu bulmuĢlardır. HLA-B*5101 antijeni taĢımayan kiĢilerde de
Behçet hastalığının görülmesi, daha zayıf da olsa Behçet hastalığı ile HLA sisteminin
baĢka antijenleri arasındaki iliĢkiyi gösterebilir. Bu genin önemi bilinmekle beraber
Behçet hastalarının yaklaĢık %60‟da pozitif olarak bulunmaktadır (Alpsoy, 2013).
Yapılan baĢka bir çalıĢmaya göre de HLA-B51 ile Behçet hastalığının iliĢkisi Asya
ve Euro Asya popülasyonundan, Japon popülasyonuna kadar geniĢ alanda
gözlenmekte olduğu hipotezi öne sürülmüĢtür. Nitekim Japonya, Türkiye, Fransa ve
Ġsrail‟de yapılan çalıĢmalarda Behçet hastalarında HLA-B 51 geninin bulunma
oranıyla ilgili olarak %37.6 – 88.2 arasında değerler ortaya konulmaktadır (Jorizzo,
1992). 47 Behçet hastası ve 88 sağlıklı kontrol içeren Ġtalya‟da yapılan bir çalıĢmada,
HLA-A, B, C ve DR, DQ antijenlerine bakılmıĢtır. HLA-B*51 ile birlikte DR*5 ve
DQ*3‟un sıklığı ve B*51-DR*5-DQ*3 haplotipinin B51 taĢıyan haplotipler arasında
en sık görüldüğü tespit edilmiĢtir. Japon ve Çin Behçet hastası olan kiĢiler üzerinde
yapılan bir çalıĢmada B*35 ve Bw*52 gibi HLA antijen gruplarının serolojik olarak
B51 antijeni ile güçlü çapraz reaksiyon gösterdiği, fakat Behçet hastalarında bu HLA
tiplerinin sıklığı belirgin artmadığı gösterilmiĢtir (Mineshita ve ark., 1993).
25
Behçet hastalığına yakalanma riskini HLA-B51 antijeninin arttırdığı, bu geni
taĢımanın Behçet hastalığı açısından relatif riskinin Türkiye‟de 13,3 olduğu yapılan
çalıĢmalarda gösterilmiĢtir (Yazıcı ve ark., 1983).
Behçet hastalığı olan ve olmayan HLA-B51 taĢıyan kiĢilerde nötrofillerin aĢırı
fonksiyon gösterdiği de saptanmıĢtır (Gül ve ark., 2001). HLA-B51‟ in genel
prevelansı Behçet hastalığının görüldüğü toplumlarda %10-20 arasındadır, bu oran
HLA-B 51‟in tek baĢına patogenezi açıklayamayacağını, patogenezde çevresel
faktörlerin ya da baĢka genlerin de rolü olabileceğini düĢündürmektedir. Türkiye‟de
yapılan pek çok çalıĢmada bulunan sonuçlarda 1.sınıf antijenlerden HLA-A*24,
HLA-A*25,
ve
HLA-B*51;
2.sınıf
antijenlerden
HLA-DR*II‟nin
Behçet
hastalarında fazla bulunduğu bildirilmiĢtir (Keskinbora, 1995). HLA-B 51 antijeni
etnik gruplar arasında farklı olmakla birlikte, sağlıklı bireylerde de yaklaĢık %20
oranında bulunmaktadır (Yazıcı ve ark., 1983). HLA-B 51 antijeni Behçet
Hastalığı‟nın coğrafi dağılımı ile kısmen uyum göstermekte ve BH‟nin sık görüldüğü
toplumlarda, Behçet hastalarında HLA-B51 pozitiflik oranı %50-80 arasında değiĢim
göstermektedir (Alpsoy, 2013; Yazıcı ve ark., 1983; A l-Fahad ve Al-Araji, 1999).
Yakın tarihli çalıĢmalarda, klasik HLA antijenleri dıĢında yer alan HLA-E ve HLAG antijenlerinin doğal öldürücü ve sitotoksik T hücrelerince geliĢtirilen hücre
erimesini, Th hücre çoğalması ve sitokin salgılamasını azalttığı gösterilmiĢtir
(Akman ve Alpsoy, 2009). HLA-B51 genelde Japonya‟da ve Akdeniz ülkeleri,
Ġngiltere ve Amerika‟da HLA-A*28 ve B*12 anlamı derecede artmıĢ sıklıkta
bildirilmektedir (Alpsoy, 2013).
Çizelge 1.3. ÇeĢitli hastalıklarda sık görülen HLA lar
Hastalık
HLA
Ankilozan Spondilit
B27
Romatoid artrit
DR4, DR1
Reaktif artropati
B27 DQA1*0501
Reiter sendromu
DR7,11, DQB1*0201
Juvenil kronik artrit
B27, DRB1*08
Hashimato tiroiditi
DR11
Graves Hastalığı
DR3
26
Çizelge 1.3. (devam). ÇeĢitli hastalıklarda görülen HLA lar
Hastalık
HLA
Insuline bağlı diabetes
mellitius
DR3
DQB1*020
Idiopatik Addison hastalığı
DR3
Akut anterior uveit
B27
Sikka sendromu
DR3
Sistemik lupus eritematozus
DR3 DRB1*1501 B8 DRB5*0101
DQB1*0602
Multiple sklerosis
DR2
Myastenia gravis
DR3
DPB1*0201 B8
Behcet hastalığı
B51
Akut iridosiklit
B27 DR11, DQA1*0501
B8
Pemphigus vulgaris
DR4
DR2
DRB1*1501
1.9.3. HLA DIġI Genler
Son yıllarda yapılan araĢtırmalarda, BH için çok sayıda HLA dıĢı gen polimorfizmi
değerlendirilmiĢ, bu genler içerisinde HLA B51‟e yakın komĢuluk gösteren çok
sayıda gen üzerinde durulmaktadır (Alpsoy, 2013).
1.9.3.1. TNF-α
TNF-α geni, 6. kromozomun kısa kolunda klas III MHC gen bölgesinde lokalizedir
ve HLA B‟ye 200 kb yakınlığında yerleĢim göstermektedir (Eurapean Bioinformatics
Institute-Tumor Necrosis F actor, 2013) (ġekil 1.4).
Bu gen 25644 kDa ağırlığındaki TNF-α proteini kodlar. Tümör nekrozis faktör
(TNF)-alfa 233 amino asit uzunluğundadır. Ancak bazı hücreler daha uzun veya daha
kısa izoformlarını salgılayabilir. TNF- α birçok hücre tipi, örneğin makrofajlar ve T
27
hücreler tarafından salgılanır ve tümör hücrelerin yıkımını sağlayan bir sitokindir. Bu
protein çeĢitli inflamatuvar hastalıkların patogenezinde rolü göstermiĢ olan önemli
bir proinflamatuvuar sitokindir (Mizuki ve ark., 1997).
ġekil 1.4. TNF alfa „nın genometrik konumu (Phoenix.,2015)
1.9.3.1.1. TNF-α’ nın Fonksiyonları
Tümör nekrozu faktörü (TNF) (tumor necrosis factor), birçok hücre tipi tarafından
salgılanan ve kanserli hücrelerin yıkımını sağlayan bir sitokindir. Vücudun çoğu
organını etkileyen bu sitokinin, çok sayıda fonksiyonu olduğu bildirilmektedir.
Ancak bu fonksiyonların çoğu tam olarak bilinmemektedir. TNF-α büyüme üzerinde
hem önleyici hem de tetikleyici rolü vardır. Örneğin iltihap sırasında nötrofillerin
çoğalmasını tetikler, ayrıca nötrofillerin TNF-R55 reseptörünü bağlanmasını sebep
olup apopitoza uğratır (Eurapean Bioinformatics Institute-Tumor Necrosis F actor,
2013).
TNF-α‟ nın kısaca fonksiyonlar kısaca aĢağıda gösterilmiĢtir:
Hipotalamusta:

Kortikotropin salgılatıcı hormon, (corticotropin releasing hormone, CRH)
salınımını uyararak hipotalamus-hipofiz-adrenal aksını uyarır.

ĠĢtahı baskılar.

AteĢe neden olur.
28
Karaciğerde:

Akut faz yanıtını uyarır ve kanda C-reaktif proteinin artmasına neden olur.

Nötrofilleri çeker ve migrasyon için endotelyum hücrelerine yapıĢmalarına yardım
eder.
Makrofajlarda:

Fagositozu ve IL-1 (interlökin-1; interleukin-1), oksidanlar, enflamasyon lipidleri
ve prostaglandin E2 üretimini uyarır.
Diğer hücrelerde:

Ġnsülin direncini arttırır.
1.9.3.1.2. TNF-α ve Behçet Hastalığı
BH ve TNF promotor bölgesindeki alleller arasındaki iliĢki ilk kez 1992‟de Japon
Behçet hastaları arasında ve daha sonra Orta Doğu‟lu hastalar arasında bildirilmiĢtir.
Türkiye‟de son yıllarda TNF alfa promotor gen polimorfizmi ile Behçet hastalığı
arasında iliĢki kurulmuĢtur.TNF alfa paterji çeĢitli inflamatuvar hastalıkların
patogenezinde rol göstermiĢ olan önemli bir proinflamatuvar sitokindir. TNF alfa
1031 polimorfizmi ile Behçet hasatalığında saptanan yüksek orandaki TNF alfa
üretimi ile iliĢkili olabileceği bildirilmiĢtir (Mizuki ve ark., 2001). Ġngiliztoplumunda
çalıĢıldığı bir araĢtırmada TNF- α -1031T/C promotor gen polimorfizminin,HLAB51‟den bağımsız olarak hastalıkla iliĢkili olduğu gösterilmiĢtir. Türkiye‟de yapılan
yakın tarihli çalıĢmaların sonuçları da, TNF- α -1031T/C gen polimorfizminin HLA
B51‟den bağımsız bir risk faktörü olabileceğini desteklemektedir (Akman ve ark.,
2008). Bu çalıĢmada ayrıca CC genotipli hastalarda TNF- α üretiminin ve IFN-γ
yanıtının arttığı da gösterilmiĢtir. Bu sonuç, TNF- α -1031T/C gen polimorfizminin
29
fonksiyonel bir görev üstlenerek hastalığın patogenezinde rol alabileceğini
düĢündürtmektedir (Alpsoy, 2013).
1.9.3.2. JAK (2)
Janus Kinaz ailesi, sitokin aracılı sinyal üretiminde görev alan, hücre içi reseptörleri
olmayan tirozin kinazlardır. JAK ailesi dört üyeden oluĢmaktadır. Bunlar JAK1,
JAK2, JAK3, tirozin kinazdir. Bu aile immün sistem hücrelerinin sitokin
sinyallerinin regülasyonunda önemli rol oynar. JAK ailesi üyeleri faklı kromozomal
yerleĢime sahiptir. JAK‟ lar, 1000‟ den fazla aminoasit içerdikleri için büyük protein
grubuna girerler. Bir JAK ailesi üyesinde, o yapıyı oluĢturan 7 farklı domain vardır.
Bu domainler JH1, JH2, JH3, JH4, JH6,ve JH7 olarak adlandırılırlar (Zhou ve ark.,
2012). JAK'lar 120-140 kDa boyutu aralığı olan (Eurapean Bioinformatics IntitueteTyrosin- protein kinase JAK2., 2013), Janus homoloji denilen, yedi tanımlanmıĢ
bölgelerden oluĢur (JH 1-7) (ġekil 1.5.) Bu bölgelerin her birinin fonksiyonu JAK
aktivasyonu için önemlidir. Örneğin, fonksiyonel olan JAK homoloji 1 (JH1) ve
kinaz aktivesi olmayan JAK homoloji 2 (JH2) domainidir. Janus‟dan esinlenerek
isimlendirilmiĢtir (Kaushal , 2012).
ġekil 1.5. Janus kinazlar Domain yapısı, JAK homoloji etki = JH
JAK2
Janus kinaz 2 (JAK 2), büyüme faktörü reseptör sinyaline aracılık eden sitoplazmik
bir tirozin kinaz olup hematopoetik büyüme faktörlerinin kan hücreleri üzerindeki
etkisini düzenler.
30
JAK 2 geni, 9‟uncu kromozomun kısa kolu üzerinde yer alır ve 25 ekzondan oluĢur.
Bir reseptörsüz tirozin kinaz ve Janus kinaz ailesinin üyesidir (ġekil 1.6). 143150 çift
bazdan oluĢan (European Bioinformatics Intituete- JAK II., 2013) bu gende bugüne
kadar tanımlanmıĢ 2953 SNP vardır (Zhou ve ark., 2012). JAK2‟nın moleküler
ağırlığı 130674 daltondur ve 1132 amino asitden oluĢur (Morgan ve Gilliland, 2008).
Bu proteinin sitokin reseptör sinyal yolaklarında önemli rolü vardır. JAK2 yapısal
olarak prolaktin reseptörü ile iliĢkili bulunmuĢtur ve gamma interferon yanıtları için
gereklidir. Sitoplazması içerisinde, büyüme hormonu (GHR), prolaktin reseptörü
(Prlr), leptin (leptin reseptörü) gibi tip I reseptörler ve IFN-alfa, IFN-beta, IFNgamma ver bir çok interlökin dahil olmak üzere tip II reseptörlerinin sinyal
iletiminde önemli rolü vardır. Bu sinyallerde bir hücrenin çoğalmasında,
farklılaĢmasında, iltihaplanmada ve diğer bağıĢıklık hücrelerin düzenli çalıĢmasında
önemli rol oynarlar (Kaushal , 2012).
ġekil 1.6. JAKII geninin, genomik konumu (GeneCards- Janus Kinase 2 .,2014)
1.9.3.3. STAT3
STAT (Sinyal transducer and activator of transcription) proteinleri, genlerin
transkripsiyonu düzenlemek için DNA üzerinde belli dizilere bağlanırlar. Bu
proteinler sitokin bağımlı gen ekspresyonunda, immün yanıt ve çeĢitli hücre
fonksiyonlarını (büyüme, farklılaĢma ve hayatta kalma) düzenlerler. STAT‟ lar Janus
kinaz (JAK), tarafından aktive olup ve tirozin fosforilasyonu yaparlar (Frank, 2007).
Bu güne kadar yapılan çalıĢmalarda STAT‟ların fonksiyonlarının bozulması
JAK/STAT yolağının düzensiz çalıĢmasına ve bu da çeĢitli hastalıkların oluĢmasına
sebep olduğu gösterilmiĢtir. Gen üzerindeki araĢtırmalar STAT proteinlerinin,
immün sistemin çalıĢması ve geliĢmesinde, ayrıca immün toleransın devam
etmesinde rolü olduğu saptanmıĢtır (Kaushal , 2012). Sitokinler ve büyüme
faktörlerine tepki olarak, STAT aile üyeleri, kinazlar tarafından fosforillenirler ve
31
hetero veya homodimer formları oluĢturup aktif forma geçerler ve fonksiyon görmek
üzere hücre çekirdeğine yerleĢip, DNA‟ya bağlanırlar ve gen transkripsiyonu
baĢlatırlar (Frank, 2007; Fukuda ve ark., 2008).
Ġlk iki STAT proteinleri interferon sisteminde tespit edilmiĢtir (Yuan ve ark., 2004).
STAT ailesi memelilerde yedi üyeden oluĢmaktadır. Bunlar STAT1, STAT2,
STAT3, STAT4, STAT5 (STAT5A ve STAT5B), ve STAT6‟dir (Rodig ve ark.,
1998 ; Hebenstreit ve ark., 2005; Kaushal , 2012).
STAT3 proteini 17‟inci kromozom uzun kolunun, 21‟inci lokusta yer alan bu gen
“sinyal transducer and activator of taranscription 3” (STAT3) protein kodlar. 770
asitlik bir protein olan STAT3, hücre sitoplazmasında inaktif formda bulunur ve
hücre büyümeyi, farklılaĢmayı, inflamasyon, immün yanıt ve apopitozisi düzenler.
STAT3 proteinin aktivasyonunda, epidermal growth factor-receptor (EGF-R),
Colony stimulating factor (G-CSF), serotonin 5-HT2, Hepatocyte growth factor
(HGF), epidermal growth factor-receptor (EGF-R), Ġnterferonlar (IFN), interlökin 5
ve 6 (IL) gibi pek çok tirozin kinazlar ve diğer sinyal iletim sistemleri temel rol
oynarlar. Küçük GTPaz Racl bu protein bağlanır ve aktivitesini düzenler. PIAS3
(protein inhibitor of activated STAT, 3), STAT için inhibitördür (Shuai ve Liu,
2003).
Ġnterlökin 6-ailesi sitokinlerinin (IL-6, onkostatin M ve lösemi inhibitör faktör dahil)
Gp130 reseptörüne bağlanması JAK2 tarafından STAT3 fosforilasyona neden olur.
Epidermal büyüme faktörü reseptörü ve c-Met gibi tirozin kinaz reseptörleri,
ligandlarına yanıt olarak, STAT3‟u fosforile ederler (Yuan ve ark., 2004).
STAT3 otoimmün hastalıklar çeĢitli Th hücrelerinin farklılaĢması için çok önemli
rolü vardır.
32
ġekil 1.7. STAT3 geninin, genomik konumu (GeneCards- Janus Kinase 2 .,2014)
STAT proteinlerinin yapısında yer alan bölgelerin iĢlevleri Ģunlardır (Shuai ve Liu,
2003) (ġekil 1.7).
1.Oligomerizasyon bölgesi: Diğer proteinleri ile etkileĢir, STAT tetrameri
oluĢumunu sağlar.
2. DNA bağlanma bölgesi: DNA‟ya özgü bağlanmadan sorumludur; ligand uyarısına
özgül sinyal oluĢumunu sağlar.
3. SH2 bölgesi: STAT-reseptör, STAT-JAK ve STAT STAT etkileĢimlerinden
sorumlu bölgedir.
4. C-terminal ucu: Transkripsiyonel aktivitenin özgünlüğü ve kontrolünden
sorumludur.
5. Trirozin aminoasiti: N-ucundan yaklaĢık 700aminoasit uzaklıktadır. Tirozin
fosforilasyonu, bütün STAT proteinlerinin DNA‟ ya bağlanma aktivitelerini
düzenler.
1.9.3.4. JAK/STAT Yolağı
Janus kinaz sinyal iletici ve traskripsiyon aktivatörü (JAK/STAT) yolağı hücre
fonksiyonları için örneğin: proliferasyonu, yaĢamı ve apopitozunun düzenlemesinde
en önemli sinyal iletim yolaklarındandır (Schindler ve Plumee, 2008). Ayrıca bu
yolak hematopoetik hücreler, farklılaĢma, büyüme ve devamı için sitokin adı verilen
büyüme faktörlerine ihtiyaç duyarlar. Bu yolağın sitokinlere ait olan reseptörleri
vardır. JAK protein ailesi sitokin resptörlerinin aktiflenmesi ile aktiflenir. JAK
proteini sinyal alınca otofosforilasyon ile kendisine fosfat bağlar ve konformasyonal
bir değiĢim ile aktiflenir. Aktiflenen JAK aynı yolaktaki sitopazmada inaktif halde
33
bekleyen STAT‟ların -SH2 domainini fosforillerler. STAT proteinlerinin –SH2 ucu,
diğer bir STAT proteininin fosfotirozin özellikte rezidüsüne bağlanma yeteneğine
sahiptir. Bu STAT proteinleri birbirine bağlandıktan sonra reseptörden ayrılabilirler
ve bu Ģekilde STAT‟lar dimerlerini oluĢtururlar. DimerleĢen STAT proteinleri
nukleusa göç ederler, sitokine cevap veren hedef genin promoter bölgesindeki DNA
sekanslarına bağlanırlar, DNA üzerinde özgül cevap elemanı dizileri ile etkileĢerek
hedef genlerin transkripsiyonunu uyarırlar (Kaushal , 2012) (ġekil 1.8).
ġekil 1.8. JAK/STAT yolağı (GeneCards- Janus Kinase 2 ., 2014)
1.9.3.5. JAK/STAT Yolağı ve Behçet Hastalığı
Janus kinaz 2 (JAK2) ve sinyal transducer and activator of transcription 3 (STAT3)
polimorfizmi bir çok otoimmün hastalık için risk oluĢturduğu gösterilmiĢtir (Hu ve
ark., 2012). Bu yol Th1 hücre farklılaĢmasında ve çoğalması için esastır. Ek olarak
Th17 hücrelerinin geliĢimi için de önemlidir. Hem Th1 hem de Th17 hücrelerinin
BH gibi immün aracılı hastalıklarda öneminin gösterilmiĢ olması, JAK2 ve STAT3
sinyalleĢme yolunun bu hastalıklarda Th1 ve Th17 cevabını değiĢtirerek önemli bir
rol oynayabileceğini düĢündürmüĢtür (Hu ve ark., 2012).
34
JAK2 ve STAT3 polimorfizmleri ile Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi bazı
otoimmün hastalıkların iliĢkisi araĢtırılmıĢtır (Franke, 2008). Yapılan çalıĢmalarda
JAK2‟de
rs10758669
ve
STAT3‟te
rs744166,
rs12948909,
rs2293152
polimorfizmlerinin inflamatuvar barsak hastalığı (IBD) ile iliĢkili olduğunu
göstermiĢtir (Barrett ve ark., 2008; Jakkula, 2010).
JAK2‟de rs10119004 ve
rs7857730‟un ve STAT3‟te rs6503695‟in Han Çinli popülasyonda Ankilozan
Spondilit (AS) yatkınlığında dolaylı bir rol oynadıkları gösterilmiĢtir (Jakkula, 2010)
Çin Han popülasyonda yapılan bir çalıĢmada, Behçet hastalarında JAK2 ve STAT3
polimorfizmleri incelenmiĢtir. Bu çalıĢmada bulunan sonuçlara göre allel ve genotip
dağılımı açısından, STAT3 rs2293152 için GG genotip sıklığı BD hastalarında
sağlıklı kontrollerden anlamlı derecede daha yüksek bulunmuĢtur (P=0.001,
Pc=0.021, olumsuz oran (OR) =1.712). rs2293152 lokasyonunda G allel sıklığı
hastalarda sağlıklı kontrollerdekinden daha yüksektir (P=0.011). Ancak Bonferroni
düzeltmesinden sonra farkın anlamlılığı azalmıĢtır (Pc=0.077, OR=0.802). BH
hastalarında sağlıklı kontrollere oranla STAT3 rs744166 TT genotip frekansında artıĢ
(P=0.031) ve JAK2rs10119004 GA genotipinde azalma (P=0.032) olduğu gözlendi.
Ancak, bu gözlem Bonferroni düzeltmesinden sonra da anlamlı olmaya devam etti
(sırasıyla Pc=0.651, OR=1.324 ve Pc=0.672, OR=0.771). BH hastalarıyla kontroller
arasında geri kalan dört SNP arasında allel ve genotiplerin dağılımı açısından baĢka
anlamlı farklar gözlenmedi.
BH hastalarında farklı klinik özellikler gözlendiğinden, bu çalıĢmada test edilen
SNP‟ler ve oral veya genital ülserler, multiform cilt lezyonları ve artrit arasındaki
iliĢkiyi daha derin olarak analiz edilmiĢtir. Yukarıda belirtilen klinik karakteristikler
ve araĢtırılan SNP‟ler arasında anlamlı farklar görülmemiĢtir. Sonuç olarak, bu
çalıĢma rs2293152 için GG genotipinin BD yatkınlığı açısından bir risk faktörü
olabileceğini düĢündürmektedir (Hu ve ark., 2012).
35
2. GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çalıĢmada amaç Behçet hastalığı geliĢmesinde genetik yatkınlık açısından JAK2
geni rs1097944 ve STAT3 geni rs2293152 polimorfiziminlerinin katkısının olup
olmadığını göstermektir.
2.1. Hasta Seçilmesi Ve Kayıtların Tutulması
Ankara
Üniversitesi
Tıp
Fakültesi
ve
Behçet
Hastalığı
Kliniklerarası
(Multidisipliner) Tanı ve Tedavi Ünitesine baĢvuran daha önceden Uluslar Arası
Tanı kriterlerine göre tanı almıĢ veya yeni tanı alan 200 BH olan eriĢkin hastadan ve
BH veya otoimmün hastalık öyküsü olmayan 100 sağlıklı eriĢkin bireyden EDTA‟le
tüpe 4,5 ml periferik venöz kan alındı. Hasta ve kontrol grubunun bilgilendirilmiĢ
onamları alındı. Kan örnekleri DNA izolasyonu yapılana kadar +4 ºC saklandı.
2.2. JAK2 rs10974944 ve STAT3 rs2293152
Gen Polimorfizmilerinin
Belirlenmesi
JAK2 rs10974944 ve STAT3 rs2293152 polimorfizmileri incelemek için DNA
polimeraz zincir reaksiyonu (PCR)/kesim parçacıkları uzunluk polimorfizmi (RFLP)
yöntemiyle incelendi. JAK2 ve STAT3 genlerinin 9 ve 17‟nci ekzonlarında
tanımlanan Guanin Sitozin değiĢiminin olduğu 1858 G/C polimorfizmi, yapılan son
çalıĢmalarda böyle de gösterilmektedir (rs10974944 ve rs2293152, G/C) incelemek
için özgül primerler kullanarak PCR tekniği ile ilgili bölge amplifiye edildi. PCR ile
çoğaltılan DNA‟larda MobI ve AciI restriksiyon enzimleri kullanılarak RFLP
yöntemiyle genotiplendirme yapıldı.
36
2.3. DNA’nın Elde Edilmesi
DNA örnekleri %10‟luk EDTA‟lı tüplere alınmıĢ olan yaklaĢık 4,5 ml periferik
venöz kandan Norgen Biotek DNA purifikasyon kit kullanılarak elde edildi (Norgen
Biotek-kanada). Elde edilen DNA moleküler teknikler için kullanılmaya hazır
durumda idi.
2.3.1. Gerekli Malzemeler
 DNA izolasyon kiti (Ġnvisorb Genomik DNA- Almanya)
 Mikrosantrifüj
 Termomikser (56ºC için ısı blogu)
 Ölçüm silindiri (250 ml)
 Tek kullanımlık eldiven
 Pipet ve pipet ucu
 Vorteks
 Reaksiyon tüpü (1,5 ml veya 2 ml)
 Distile su
 96-100% etanol
2.3.2. DNA’nın izolasyonu
 ÇalıĢılacak hasta sayısı kadar 1,5 ya da 2 ml‟lik reaksiyon tüpü (eppendorf)
hazırlanır
 Hazırlanan reaksiyon tüplerin in üzerine hasta isimleri, hasta numaraları, tarih
yazılır. Isı bloğu 56 ºC „ye getirilir.
 Proteinaz K, -20 ºC‟den ısısına gelmesi için çıkarılır.
 Hasta sayısı X 200 mikrolitre Elution buffer hazırlanır. 56 ºC ısı bloğuna
yerleĢtirilir.
37
 200 mikrolitre kan reaksiyon tüpüne konur.
 Üzerine 200 mikrolitre Lysis Buffer A konur.
 Oda ısısına gelen proteinaz K‟dan 20 mikrolitre reaksiyon tüpüne pipetlenir.
 Yukarı aĢağı sallanarak ya da vortekslenerek 5 saniye karıĢtırılır.
 Reaksiyon tüpleri 56 ºC ısı bloğuna yerleĢtirilir.
 15 dakika bekletilir. 2 ya da 3 kez vortekslenerek karıĢtırılır.
 Filtreli reaksiyon tüpleri hazırlanır.
 Üzerilerine isimleri yazılır.
 15 dakika sonunda reaksiyon tüpleri ısı bloğundan alınır.
 Üzerine 400 mikrolitre Binding Buffer eklenir.
 4-5 kez pipetaj yapılır ya da vortekslenir.
 Reaksiyon tüplerinden 800 mikrolitre karıĢım alınarak filtreli reaksiyon tüplerine
konur.
 1 dakika inkübe edilir.
 2 dakika 13.000 x g‟de santrifüj edilir.
 Santrifüj sonrasında filtreler alınarak yeni bir reaksiyon tüpüne yerleĢtirilir.
 Üzerine 500 mikrolitre Wash Buffer 1 konur.
 1 dakika 13.000 x g‟de santrifüj edilir.
 Üzerlerine 800 mikrolitre Wash Buffer 2 konur.
 1 dakika 13.000 x g‟de santrifüj edilir.
 Reaksiyon tüpünün altındaki sıvı dökülürken filtre tekrar reaksiyon tüpüne
yerleĢtirilir.
 5 dakika 13.000 x g‟de santrifüj edilir.
 Santrifüjden sonra filtreler; DNA‟nın saklanacağı, üzerlerinde tarih, isim,numara
yazan reaksiyon tüplerine aktarılır.
 Filtrenin üzerine 200 mikrolitre Elution Buffer eklenir.
38
 1 dakika oda ısısında inkübe edilir.
 2 dakika 13.000 x g‟de santrifüj edilir.
 Reaksiyon tüplerinin üzerindeki filtreler atılır.
Hasta ve sağlıklı bireylerden elde edilen DNA‟lar %1,5 „luk agaroz jelde yüklenerek
150‟V yaklaĢık 15 dakika elektroforeze tabi tutulur.
Ultraviyole ıĢık altında DNA bantları değerlendirilir. Elde ettiğimiz DNA‟lar -20
ºC‟de çalıĢma zamanına kadar saklanır.
2.4. Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR)
PCR bir çeĢit vitro klonlama yöntemidir. Temel olarak DNA‟nın iki zincirinin
yüksek sıcaklıklarda birbirinden ayrılması (denatürasyon); daha sonra sentetik
oligonükleotidlerin (primerler) hedef DNA‟ya bağlanması (hibridizasyon) ; sonra da
zincirin uzaması (polimerizasyon) aĢamalarından oluĢur. Bu basamakların ard arda
belirli sayıda yinelenmesiyle hedef DNA her döngüde yaklaĢık 2 katına çıkar. Bir
PCR iĢleminde 35 döngü sonunda DNA‟nın istenilen bir bölgesi yaklaĢık
kez
çoğaltılmıĢ olur. PCR aĢamalarında her adım farklı sıcaklıklarda gerçekleĢmektedir.
Denatürasyon 94-98 ºC arasında, hibridizasyon 37-38 ºC arasında polimerizasyon ise
72 ºC de gerçekleĢir (ġekil 2.1).
ġekil 2.1. PCR ile DNA çoğaltılması
39
2.4.1. Polimeraz Zincir Reaksiyonunun HazırlanıĢı
 DNA örneği: YaklaĢık 5µg genomik DNA
 Çoğaltılacak bölgeyi çevreleyen primer çifti; genellikle 18-20 nükleotid
uzunluğunda
olurlar
ve
kalıp
DNA‟ya
sağdan
soldan
bağlanarak
DNApolimerazın senteze baĢlaması için gerekli serbest 3‟ ucunu sağlarlar. Son
konsantrsyonları 1µM olmalıdır.
 dNTP‟ler son konsantrasyonları 2µM olacak Ģekilde ortamda bulunması gereken
dTTP,dCTP,dATP,dGTP bazlarıdır.
 Isıya dayanıklı DNA-polimeraz enzimi; Thermus aquticus‟dan elde edilen
termostabil DNA Polimeraz uygulanır.
 Uygun pH ve iyon koĢullarını sağlayan tampon karĢımı kullanılan polimeraz
enzimiyle birlikte sağlanır. (Qiagen Buffer TBE- Hollanda) içeriği 500µM KCL,
100µM Tris-HCL ve 15µM
‟den oluĢur.
 Distile su
 Hazırlanan karıĢımdan her PCR tüpüne 22, 5 µL konuldu.
 Ardından her hasta tüpüne, o hastanın DNA örneğinden 2, 5 eklendi.
 Termal-Cycle‟in sıcaklığı kullandığımız enzime göre ayarlandı ve örnekler
yüklendi.
Termal-Cycle‟da yaklaĢık 2 saat, yani 35 siklusun sonunda 25 µL PCR ürünü
hazırlandı.
Bizim yaptığımız çalıĢmada JAK II, ve STAT3 genlerin Termal-Cycle‟de ayarlanan
sıcaklıkları aĢağıdaki tabloda gösterilmiĢtir.
Bu çalıĢmada kullanılan primer çiftleri ve PCR koĢuları Ģu Ģekildedir:
40
JAK II‟deki „rs10974944‟ polimorfizmini belirlemek için kullanılan primer çiftleri
Ģöyledir:
Forward
5‟- CAAGGGTCAACTGTAGTACATAA -3
Reverse
5‟- CTGCTTGCTAGTGGGTGAAT -3‟
Bu primerler gen içiresinde 243 bç‟lik, aĢağıda gösterilen bölgeyi çoğaltmamızı
sağladı (ġekil 2.2).
CAAGGGTCAACTGTAGTACATAAgatctgataatctggcagtcaggtggt
gagggttgatgat(C/G)agccacatttatcaagggggttaagatttaaga
gcaatttaaaagggccaggtctcagacctgtgcaaggccacgagttaaaa
gtgagactatccctgagtaaaaccaggacacttaagtaaatacatcctca
gtaaaacaatatatagaatgtgaaaaATTCACCCACTAGCAAGCAG
ġekil 2.2. JAK II geninin forward ve reverse primerlerle çoğaltılan bölgesi
STAT 3‟deki „rs2293152‟ polimorfizmini belirlemek için kullanılan primer çiftler
aĢağıda verilmiĢtir:
Forward
5‟- TCCCCTGTGATTCAGATCCC -3‟
Reverse
5‟- CATTCCCACATCTCTGCTCC -3‟
Bu primerler gen içerisinde 233 bç‟lik, aĢağıda gösterilen bölgeyi çoğaltmamızı
sağladı (ġekil 2.3).
TCCCCTGTGATTCAGATCCCggaaatttaacattctgggcacaaacacaa
aagtgatgaacatggaagaatccaacaacggcagcctctctgcagaattc
aaacacttggtatgtgggaggagctccccttcacaaagggcctctggctg
c(C/G)ggagagggctagggagagcctcacaggacacctgcctttttcttt
tcttacagaccctgagGGAGCAGAGATGTGGGAATG
ġekil 2.3. STAT 3 geninin forward ve reverse primerlerle çoğaltılan bölgesi
ÇalıĢmamızda yukardaki dizileri belirtilmiĢ primer çiftleri kullanılmıĢtır. PCR
reaksiyonları için dTTP, dCTP, dATP, dGTP bazlarının (Fermentas - Litvanya)
son konsantrasyonları 2µM olacak Ģekilde ayarlanmıĢtır. Taq
DNA
polimeraz
41
(Fermentas - Litvanya) bütün PCR reaksiyonları için kullanılmıĢtır. Primerlerin son
konsantrasyonları 0,6µM olacak Ģekilde ayarlanmıĢtır. Son hacim
25µL olacak
Ģekilde, tampon ve distile su eklenerek PCR tüpleri ile alete konulmuĢtur.
Bütün PCR reaksiyonlarında 94ºC „de 5dk baĢlangıç denatürasyonu ve 72ºC „de
7dk „lık
bir son uzama gerçekleĢtirilmiĢtir. JAK2 (rs10974944)
ve STAT3
(rs2293152) (G/C) polimorfizminleri saptamak için gerçekleĢtirilen PCR sıcaklıkları
94 ºC „de 50 sn, 55ºC „de 50sn olmak üzere 35 döngü olarak belirlenmiĢtir.
2.5. Kesim Parçacıkları Uzunluk Polimorfizmi (RFLP)
Restriksiyon endonükleaz enzimleri spesifik dizileri tanıyarak çift iplikçikli
DNA‟nın her iki zincirindeki fosfodiester bağlarını keserek DNA‟yı iki ayrı parçaya
ayırır. RFLP, DNA üzerindeki polimorfizmlerin herhangi bir restriksiyon
endonükleaz için kesim noktası ortadan kaldırması ya da herhangi bir restriksiyon
endonükleaz için kesim noktası yaratmasına dayanarak oluĢan uzunluk farklarına
göre nükleotid değiĢikliklerini saptamaya yarayan bir yöntemdir.
Bu çalıĢmada gerçekleĢtirilen enzimle kesim analizleri için reaksiyon tüpü baĢına 10
ünite enzim kullanılmıĢtır. PCR ürünleriyle enzimlerin 37°C'de reaksiyon süreleri
12-16 saat olarak gerçekleĢtirmiĢtir. AĢağıda bu çalıĢmada kullanılan restriksiyon
endonükleaz enzimi ve optimum aktivite gösterdiği sıcaklık derecesi enzimin tanıma
dizisi verilmiĢtir.
RFLP bir yararlı yöntem olup, farklı amaçlar için kullanılabilir
1-ÇalıĢma için gerekli
2-Yapısal heterozigotluğun kaybının incelenmesi (LOH)
3-Doku tiplemesinde-prenatal tanıda-babalık tayininde
4-Gen klonlamasında
5-Enfeksiyon ajanlarının (bakteriler, virüsler), birbirinden farklıklarının belirlene
bilmesinde kullanabilir.
42
ÇalıĢmamız 2 farklı gen üzerindeki polimorfizmleri tayin etmek için, 2 restriksiyon
enzimi kullandık. Kullandığımız enzimler ve uygulandığı optimum sıcaklık değerleri
aĢağıda gösterilmiĢtir (Çizelge 2.1).
Çizelge 2.1. Kullandığımız restriksiyon enzimleri ve optimum sıcaklık değerleri
GEN
SNP
ENZİM
OPTİMUM
SICAKLIK
37 ºC
JAK II
37 ºC
STAT3
Enzimlerin tanımlama bölgeleri aĢağıda gösterilen tablodaki gibidir (Çizelge 2.2).
Çizelge 2.2. Kullandığımız enzimlerin tanıdığı bölgeler
Enzimler
Tanıdığı dizi
Mob I
Aci I
5‟…GATC …3‟
3‟…CTAG …5‟
5‟… CCGC …3‟
3‟…GGCG …5‟
JAK2 (rs10974944) polimorfizmini belirlemek için PCR yöntemiyle çoğaltılmıĢ 243
bp‟lik bölge MboI restriksiyon enzimiyle muamele edilmiĢtir. MboI enzimi ilgili
diziyi C/C homozigotluğu durumunda 183,37,23 bazlık 3 bant olarak G/G
homozigotluğunda, 220, 23 bazlık 2 bant C/G heterozigotluğunda ise 220,183,37/23
olacak Ģekilde kesmektedir.
STAT3 (rs2293152) (G/C) polimorfizminlerini tayin etmek için PCR yöntemini
kullanarak çoğaltılmıĢ 233 bp‟lik bölge AciI restriksiyon enzimi ile muamele
edilmiĢtir. AciI enzimi ilgili diziyi G/G homozigotluğu durumunda 150,83 bazlık 2
bant olarak G/G kesmektedir. Rs10974944
ve
rs2293152 G/G homozigot
durumunda enzim DNA üzerinde kesim noktası olmadığı için PCR ürününü
kesememekte ve enzimle muamele edilmemiĢ örnek ile aynı büyüklükte bir bant
olarak görülecektir. Örneklerin G/C heterozigot olduğu durumunda PCR ürününü
kısmen kesilmekte dolasıyla jelde
görülmesi beklenmektedir.
kesilmiĢ ve kesilmemiĢ olmak üzere 2 bant
43
PCR ve RFLP yöntemleri kullanarak elde edilen ürünler Agaroz jel elektroforezi
yapılarak incelenmiĢtir.
2.6. Agaroz Jel Elektroforezi
Agaroz (Lonza-ABD) incelenecek olan bantların büyükğüne göre ağırlık oranına
göre hazırlanır. Mikrodalga fırında (Regal-Türkiye) eritilecek jel tabağına (Owl
Scientific- ABD) dökülür.
Örnekler, yüklendikten sonra elektrik akımı altında
yürütülerek , ultaraviyole ıĢık altında (Spectroline- ABD) DNA‟ya bağlanır etidyum
bromidin parlamasıyla incelenir. Sonuçlar bir kamera yardımıyla bilgisayar ortamına
aktarılarak (Wealtech Olphin- ABD) fotoğrafları alınır.
2.6.1. Agaroz Jel Hazırlaması
 Gerekli miktarda agaroz tartılır, erlenmayer‟e koyulur.
Malzemeler (%3 lük 150 mL)
Agaroz
4,5 g
Tris- Borikasit-EDTA (TBE) 0,1X
150 ml
Etidium Bromid (EtBr)
5 µl
 Gerekli miktarda TBE eklenir.
 Hafifçe çalkalanıp mikrodalga fırına koyulur.
 Mikrodalga fırın,örnek kaynamaya baĢlayana kadar yüksek ayarda çalıĢtırılır.
 Aralıklarda erlen mikrodalgan çıkarılıp çalkalanır.
 Kaynama baĢladıktan sonra mikrodalganın ayarı düĢürülür. Tamamen eriyene
kadar çalkalanarak ısıtılır.
 EtBr eklenir ve çalkalayarak tüm çözeltiye dağılması sağlanır.
 Jel tabağının çatlamaması için çözelti muslukta biraz soğutulur.
44
 Jel yavaĢça tabağa dökülür ve polimerize olması için en az 15 dakika beklenir.
2.6.2. Örneklerin Jele Yüklenmesi
PCR ve RFLP ürünlerinin yüklenmesi için 6x100 ml yüklü çözelti (Loading Buffer)
kullanıldı. Ġçeriği aĢağıda verildi.

Bromfenol Mavisi 0.25 gr

Ksilen Siyanol 0.25 gr

Gliserol 30 ml

Distile su ile 100 ml‟e tamamlanır.
2.6.3. PCR Ürünlerinin Jele Yüklenmesi
 Yüklenecek örnek sayısı kadar (yaklaĢık 1µl‟lik..) yüklü çözelti, parafilm
üzerine kondu.

8 µl PCR ürünü yüklü çözelti ile parafilm üzerinde karıĢtırıldı.
 Elektroforez tankının (Wealtec, Tayvan) içine yerleĢtirilmiĢ jelin tarakları
çıkarıldıktan sonra oluĢan kuyucuklardan ilkine yaklaĢık 4 µl x174 DNA/BsuRI
(HaeIII) Marker (Fermentas, Litvanya) yüklendi.
 Yükleme tamponuyla muamele edilmiĢ örnekler diğer kuyucuklara eklendi.
 150 V‟da on dakika yürütüldü.
 Ultraviyole ıĢık (Spectrolin, ABD) altında etidiyumbromidin parlamasıyla
sonuçlar göründü ve fotoğraflandı (Alpha Imager, ABD).
45
2.6.4. RFLP Ürünlerinin Jele Yüklenmesi
 Örnekler yaklaĢık 4 µl yükleme tamponuyla muamele edilerek santrifüj edildi.

Hazırlanan %3‟lük jelin ilk kuyucuğuna marker, daha sonra kuyucuğa enzimle
kesime alınmamıĢ PCR ürünü yükleme tamponuyla karıĢtırılarak kondu.

RFLP ürünleri de daha sonraki kuyucuklara kondu.

150 V‟de 30 dakika yürütüldü.

Ultraviyole ıĢık altında sonuçlar göründü ve fotoğraflandı.
JAK2 genindeki rs10974944 ,STAT3 geninde rs2293152 polimorfizmlerini
belirlemek amacıyla gerçekleĢtirdiğimiz PCR ürünlerinin enzim ile kesim sonrası
agaroz jeli elektroforezi Ģekiller de (ġekil 2.4 ve ġekil 2.6) görülmektedir.
1
2
3
4
5
6
7
8
ġekil 2.4. JAK2 geni rs10974944 polimorfizminin MobI Enzimi ile kesim sonrası %2 'luk agaroz jel
elektroforez görünümü
1
: Φx174 DNA/BsuRI (HaeIII) Marker (ġekil 2.5)
2
: KesilmiĢ PCR ürünü
3, 6, 7
: Heterozigot C/G hasta örnekleri
4, 5, 8
: Homozigot G/G hasta örnekleri
46
ġekil 2.5. Φ Φx174 DNA/BsuRI (HaeIII) Marker, %17 Agaroz Jel www.neb.comnebecomm/products/productN3026.asp
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
ġekil 2.6. STAT3 geni rs2293152 polimorfizminin AciI Enzimi ile kesim sonrası %2 'luk agaroz jel
elektroforez görünümü
1
: KesilmiĢ PCR ürünü
2
: Φx174 DNA/BsuRI (HaeIII) Marker
3, 4, 5, 7, 8, 9, 10, 11, 12
: Heterozigot C/G hasta örnekleri
6
: Homozigot G/G hasta örnekleri
2.7. Ġstatistiksel Analiz
Bu çalıĢmada polimorfizmler, genotip dağılımları ve allel sıklıkları hasta ve
kontrollerde
karĢılaĢtırılmıĢ,
kullanılarak analiz edilmiĢtir.
sonuçlar
“binary
logistic
regression”
modeli
47
3. BULGULAR
ÇalıĢmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Behçet Hastalığı Kliniklerarası
(Multidisipliner) Tanı ve Tedavi Ünitesine baĢvuran 200 Behçet hastası alınmıĢtır, bu
hastaların yaĢ aralığı 18-64 arasındadır. Kontrol grubu olarak ailesinde veya
kendisinde otoimmün bir hastalık bulunmayan 100 sağlıklı kiĢi çalıĢmaya dahil
edilmiĢtir. Hastalardan 4 kiĢi, kontrollerden 1 kiĢi, değerlendirmeye alınmamıĢtır.
JAK 2 genindeki rs10974944, STAT3 geninde rs2293152 polimorfizmleri hastalar ve
sağlıklı kiĢilerde taranmıĢtır.
9.kromozomda 5060831 pozisyonda bulunan rs10974944 SNP‟i bir C>G
değiĢikliğidir ve aynı kromozomda 4985033-5128183 pozisyonlarda bulunan JAK 2
geni üzerindedir. 17. Kromozomda 42329511 pozisyondaki rs2293152 SNP‟i ise bir
G>C polimorfizmidir ve 42, 313, 324-42, 388, 568 pozisyonlarda lokalize STAT3
geni üzerinde bulunmaktadır.
JAK2 genindeki rs10974944 SNP‟i incelenen 196 Behçet hastasında; C/C genotipi
99 kiĢide %50 oranında, C/G genotipi 87 kiĢide %44 oranında G/G genotipi 10
kiĢide %5 oranında saptanmıĢtır. 99 sağlıklı kontrolde ise; C/C genotipi 46 kiĢide
%46 oranında, C/G genotipi 41 kiĢide %41 oranında ve G/G genotipine 12 kiĢi de
%12 oranında görülmüĢtür (Çizelge 3.1).
Çizelge 3.1. Behçet hastaları ve kontrollerde JAK2 polimorfizmi genotip dağılımları
JAK 2
rs10974944
Sağlıklı kontrol
BH
OR
P
%95 CI
n= 196
%
n= 99
%
CC
99
50
46
46
1.18
0.512
0.72-1.91
CG
87
44
41
41
1.13
0.627
0.69-1.84
GG
10
5
12
12
0.39
0.035
0.16-0.94
GENOTYPE
48
JAK2 geni rs10974944 polimorfizmi Behçet hastaları ve sağlıklı kontrollerde genotip
dağılımları ve allel frekansları açısından karĢılaĢtırılmıĢtır. C/C genotipi hasta ve
sağlıklı kontroller kıyaslandığında anlamlı bir farklılık bulunmamıĢtır (OR: 1.18,
p=0.512). C/G heterozigotluğu hasta ve kontrollerde kıyaslandığında yine anlamlı bir
farklılık görülmemiĢtir (OR: 1.13, p=0.627). G/G genotipi için hasta ve kontroller
karĢılaĢtırıldığında G/G genotipinin hastalarda anlamlı derecede düĢük olduğu
görülmüĢtür (OR: 0.39, p=0.035) (Çizelge 3.1).
JAK 2 genindeki rs10974944 (C/G) polimorfizmini hasta ve sağlıklı kontrollerde
incelendiğinde ise C alellini homozigot ya da heterozigot olarak taĢımanın Behçet
hastalığına yatkınlık açısından bir risk artıĢı getirebileceği görülmüĢtür (OR=2.57,
p=0.036 CI=1.07-6.17) (Çizelge 3.2).
Çizelge 3.2. Behçet hastaları ve kontrollerde JAK2 polimorfizmi genotip dağılımları
JAK 2
rs10974944
Sağlıklı kontrol
BH
n= 196
%
n= 99
%
CC veya CG
186
94
87
87
GG
10
5
12
12
OR
P
%95 CI
2.57
0.036
1.07-6.17
GENOTİP
Alel sıklıklarına baktığımızda JAK2 geni rs10974944 polimorfizminde C alelini
sıklığı 285 kromozomla %73 G aleli sıklığı ise 107 kromozomla %27 olarak
bulunmuĢtur. Alel sıklıkları açısında hasta ve kontroller karĢılaĢtırıldığında anlamlı
bir farklılık bulunmamıĢtır. (Çizelge 3.3).
Çizelge 3.3. Behçet hastaları ve kontrollerde JAK2 polimorfizmi alel sıklıkları
JAK 2
rs10974944
Sağlıklı kontrol
BH
OR
P
%95 CI
n= 392
%
n= 198
%
C
285
73
133
67
1.30
0.163
0.90-1.89
G
107
27
65
33
0.77
0.163
0.53-1.11
Kromozom
49
STAT 3 genindeki rs2293152 polimorfizmi incelendiğinde; C/C genotipi 56 kiĢide
%28 oranında, C/G genotipi 85 kiĢide %43 oranında ve G/G genotipi 58 kiĢide %29
oranında saptanmıĢtır. Sağlıklı kontrollerde ise; C/C genotipi 19 kiĢide %19, C/G
genotipi 44 kiĢide %44 ve G/G genotipi 36 kiĢide %36 oranında belirlenmiĢtir
(Çizelge 3.4).
Çizelge 3.4. Behçet hastalarında ve kontrollerde STAT3 polimorfizmi, genotip dağılımları
STAT3
rs2293152
Sağlıklı kontrol
BH
OR
P
CI
n= 199
%
n=99
%
CC
56
28
19
19
1.67
0.080
0.93- 3.00
CG
85
43
44
44
0.91
0.707
0.56- 1.48
GG
58
29
36
36
0.73
0.229
0.44-1.22
GENOTİP
STAT3 genindeki rs2293152 (C/C) polimorfizmi için, hastalar ve sağlıklı kontroller
karĢılaĢtırıldığında hastalarda CC genotipi sıklığı yüksek bulunmuĢtur ama bu sonuç
istatistiksel olarak anlamlılık kazanmamıĢtır (OR=1.67, p=0.080 CI=0.93-3.00).
Alel sıklıklarına baktığımızda STAT3 genindeki rs2293152 polimorfizminde C
alelinin sıklığı 197 kromozom ile %49, G aleli sıklığı ise 201 kromozom ile %51
olarak bulunmuĢtur. Kontrollerde ise sırasıyla C aleli 82 kromozom ile %41, G aleli
ise 116 kromozom ile %59 sıklıktadır. Alel sıklıkları açısında hasta ve kontroller
karĢılaĢtırıldığında C alelinin istatistiksel olarak anlamlı olmasa da Behçet
hastalarında daha yüksek sıklıkta olduğu görülmüĢtür (OR:1.38, p=0.064) (Çizelge
3.5).
Çizelge 3.5. Behçet hastaları ve kontrollerde STAT3 polimorfizmi alel sıklıkları
STAT3
rs2293152
Sağlıklı kontrol
BH
OR
P
%95 CI
n= 398
%
n=198
%
C
197
49
82
41
1.38
0.064
0.98-1.95
G
201
51
116
59
0.72
0.064
0.51-1.02
Kromozom
50
4. TARTIġMA
Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıĢ olan Behçet hastalığı, uzun seyirli,
tekrarlayıcı, sistemik inflamatuvar bir hastalıktır (Jorizzo, 1999). Etyopatogenezi tam
olarak aydınlatılamamıĢtır (Fresko, 2008). Genetik, viral, çevresel faktörler ve
immün sistem bozunlukları etyopatogenezde suçlanmıĢtır. Hastalık özel bir coğrafi
dağılım göstermektedir, Türkiye Çin ve Japonya gibi tarihi ipek yolu ülkelerinde
oldukça yaygın görülmektedir. Yapılan çalıĢmalarda hastalığın ailesel olarak
kümelendiği görülmüĢtür. Yakın zamanda bazı immün cevap ile iliĢkili genlerin BH
ile birliktelik gösterdiği bulunmuĢtur. Bu veriler genetik faktörlerin hastalığın
patogenezinde önemli bir rol oynayabileceğini düĢündürmektedir.
JAK2-STAT3 yolağı immün aracılı hastalıklarda önemli biyolojik rolü olan birçok
sitokin için sinyalizasyon hedefidir. Bu yolak Th1 hücre farklılaĢması ve
proliferasyonu için hayati önemdedir. Ġlave olarak Th17 hücrelerinin geliĢimi için de
önemlidir. Hem Th1 hem de Th17‟nin BH gibi immün aracılı hastalıklarda kritik rol
oynadığı bilinmektedir. JAK2 STAT3 sinyalizasyon yolağının immün aracılıklı
hastalıklarda
etkisini
Th1
ve
Th17
cevabını
etkileyerek
gösterebileceği
düĢünülmektedir.
Son zamanlarda JAK2 ve STAT3‟teki genetik polimorfizmler çeĢitli otoimmün
hastalıklarda araĢtırılmıĢtır. Yapılan çalıĢmalarda JAK2 genindeki rs10758669 ve
STAT3
genindeki
rs744166,
rs12948909,
rs2293152
polimorfizmlerinin
inflamatuvar barsak hastalığı (IBD) ile iliĢkili olduğu gösterilmiĢtir (Barrett, 2008;
Jakkula, 2010). JAK2‟de rs10119004 ve rs7857730‟un ve STAT3‟te rs6503695‟in
Han Çinli popülasyonda Ankilozan Spondilit (AS) yatkınlığında dolaylı bir rol
oynadıkları gösterilmiĢtir (Jakkula, 2010) .
Behçet hastalığında da JAK2 ve STAT3 genlerindeki polimorfizmler farklı
toplumlarda çalıĢılmıĢtır. Çin Han popülasyonda yapılan, Behçet hastalarında JAK2
ve STAT3 polimorfizmlerinin incelendiği bir çalıĢmada STAT3 genindeki
51
rs2293152 için GG genotipi sıklığının hastalarda sağlıklı kontrollerden anlamlı
derecede daha yüksek olduğu görülmüĢtür (P = 0.001; Pc = 0.021; olumsuz oran
(OR) = 1.712). BH hastalarında sağlıklı kontrollere oranla STAT3 rs744166 TT
genotip frekansında artıĢ (P = 0.031) ve JAK2 rs10119004 GA genotipinde azalma
(P = 0.032) olduğu gözlenmiĢtir. Yine baĢka popülasyonlarda yapılan ve Behçet‟le
JAK2 ve STAT3 polimorfizmlerinin iliĢkilendirilmediği çalıĢmalarda bildirilmiĢtir
(Hu ve ark., 2012).
Bu çalıĢmada 200 BH ve benzer coğrafi bölgelerden toplanan 100 sağlıklı kontrolde,
JAK2 genindeki rs10974944 ve STAT3 genindeki rs2293152 polimorfizmleri
incelenmiĢtir.
JAK2 genindeki rs10974944 polimorfizminin hasta ve kontrollerde genotip
dağılımları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığı araĢtırılmıĢtır. Minör allel
olan G‟nin homozigotluğunun Behçet hastalarında anlamlı derecede düĢük olduğu
görülmüĢtür (OR:0.39; P = 0.035). Aynı Ģekilde C alelini homozigot ya da
heterozigot olarak taĢıyan hastalar ve sağlıklı kontroller karĢılaĢtırıldığında
istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüĢtür (OR:2.57; P = 0.036). GG
homozigotluğu ya da GC heterozigotluğu 186 Behçet hastasında %94 sıklıkta
görülmüĢken, sağlıklı kiĢilerde bu sıklık %87 olarak belirlenmiĢtir.
Atasal alel olan C alelinin Avrupa‟da %70, Asya‟da %78, Afrika‟da ise %84 sıklıkta
olduğu bildirilmiĢtir. Bizim çalıĢmamızda ise C aleli ülkemizde %67 sıklıkta
bulunmuĢtur. Diğer toplumlarla karĢılaĢtırıldığında sağlık kontrollerde elde edilen C
alel sıklığını düĢük olarak yorumlamak mümkündür ve bizim BH‟larında
bulduğumuz C aleli yüksekliğinin bundan kaynaklanıyor olabilir. Özellikle kontrol
sayısını arttırarak yapılacak ileri çalıĢmalar C alelilinin gerçekten Behçet hastalığı
için bir risk artıĢı getirip getirmediğini aydınlatmada faydalı olacaktır.
STAT3 genindeki rs2293152 polimorfizmini incelediğimizde, minör alel olan C
alelinin hastalarda daha sık olduğu belirlenmiĢtir. Özellikle CC genotipi hastalarada
%28 oranda bulunurken kontrollerde %19 oranında görülmüĢtür. CC genotipinin
52
hasta ve kontroller karĢılaĢtırıldığında odds ratiosunun 1.67 ile yüksek olduğu
görülmüĢse de bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıĢtır (P = 0.080).
STAT3 rs2293152 polimorfizminin atasal aleli olan G‟nin sıklığıyla ilgili SNP
database‟de farklı sayılar bildirilmiĢtir. Avrupa‟dan yapılan bazı çalıĢmalarda G
alelinin sıklığı %61, %64 ve %70 olarak bildirilmiĢken, Asya toplumlarından yapılan
farklı çalıĢmalarda bu oran
%42, %68 olarak bildirilmiĢtir. Biz çalıĢmamızda
sağlıklı kontrollerde G alel sıklığını %59 olarak belirledik. Behçet hastalarında ise G
alel sıklığı %51, C alel sıklığı ise %49 olarak belirlendi. Bu oranlara baktığımızda C
alelinin her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı olmasa da yüksek olduğu
görülmektedir. Daha büyük sayılarda hasta ve kontrol gruplarıyla yapılan
çalıĢmalarda özellikle CC genotipinin anlamlı bir Ģekilde yüksek olabileceğini
düĢünebiliriz.
Sonuç olarak bu çalıĢmada elde ettiğimiz sonuçlar, JAK2 ve STAT3 genlerindeki
rs10974944, rs2293152 polimorfizmlerinin Behçet hastalarında anlamlı olabileceğini
düĢündürmüĢtür. Bu polimorfizlerin ya da bu genlerdeki baĢka polimorfizmlerin
daha büyük hasta ve kontrol gruplarında çalıĢılması JAK2 ve STAT3 genlerinin
Behçet hastalığına yatkınlık açısından risk artıĢı getirip getirmeyeceğinin
aydınlatılmasında faydalı olabilecektir. Sadece hastalığa yatkınlık açısından değil bu
genlerin gelecekte yapılacak çalıĢmalarda Behçet hastalarında görülen farklı klinik
tabloların beraber genetik yapı ile iliĢkilendirilmesi açısından faydalı olacaktır.
53
ÖZET
Behçet Hastalarında, JAK2, STAT3 Gen Polimorfizmlerinin Ġncelenmesi
Behçet Hastalıgı (BH), tekrarlayan oral ve genital ülserler ve göz enflamasyonu ile
karakterize multisistemik enflamatuvar bir hastalıktır. BH‟nın etyolojisi henüz kesin
olarak bilinmemekle birlikte genetik predispozisyonun (HLA-B51), infeksiyonların
ve immün sistem bozukluklarının etyopatogenezde rol oynadıgı düsünülmektedir.
BH sıklıkla Ġpek Yolu üzerindeki ülkelerde gözlenir.
GeniĢ genom taramaları (GWAS) son yıllarda hastalıkla iliĢkili bir çok gen
bildirilmiĢ ve MHC dıĢı genlerinde hastalık patogenezinde rolü olduğunu öne
sürürlmüĢtür. Biz bu çalıĢmada, GWAS çalıĢmalarında BH ile iliĢkilendirilen ve
fonksiyonları dolayısıyle oynadıkları muhtemel patojenik rollerin BH yatkınlık
yapabileceğini
düĢündüğümüz
STAT3,
JAK2
genlerinde
vaka-kontrol
genetiplendirme çalıĢması yaparak genlerin BH„le iliĢkilerini araĢtırdık.
Bu çalıĢmamıza 200 Behçet hastası ve 100 sağlıklı kontrol grubunu dahil ettik.
JAK2 genindeki rs10974944, STAT 3 geninde
rs2293152 polimorfizmlerinin
hastalığın seyri üzerine etkisini PCR-RFLP yöntemlerini kullanarak araĢtırdık ve bu
hastalıkta
JAK 2 genindeki rs10974944 (C/G) polimorfizmini hasta ve sağlıklı
kontrollerde incelendiğinde C alellini homozigot ya da heterozigot olarak taĢımanın
Behçet hastalığına yatkınlık açısından önemli olduğu bulduk (P=0.036).
Anahtar Sözcükler: Behçet hastalığı, STAT 3, JAK 2, Polimorfizm
54
SUMMARY
Behçet's disease (BD) is a multisystem inflammatory disorder characterized by
recurrent oral and genital ulcers and ocular inflammation, pulmonary and neurologic
involvement. Although the aetiology and pathogenesis is not clearly defined, genetic
predisposition (HLA-B51), infections and immunological dysfunctions have been
implicated. BD is most prevalent along the Silk Road. In recent years, Genomwwide association study (GWAS) identified several genes associated with the disease
and role of non-MHC gens in BH patogenesis has been saggested. In this study we
investigated two gens, STAT 3, JAK 2, that probably play a pathogenic roles in BH
and the functions associated with BH susceptibility, by GWAS study, gens
investigated the relationship with BH by case-control genotyping study. Behcet's
disease is well known all over the world. Our study included a total 200 patients and
100 healthy control whether, rs10974944 in JAK 2, rs2293152 in STAT3
polymorphisms were investigated by PCR-RFLP methodes. We observed that in
this disease the rs10974944 in JAK 2 gene (C / G) polymorphism of the C allele of
the examined patients and healthy controls were homozygous or heterozygous can
bring in terms of susceptibility to carry an increased risk of Behcet's disease.
Key Words: Behcet disease, STAT3,JAK 2, Polymorphism
55
KAYNAKLAR
A.L-ABOOSI, M.M., AL SALEM, M., SAADEH, A., AL-JAMAL, M., HIJAWI, M., KHAMMASH,
M., SHARMA, RV. (1996). Behçet‟s disease: clinical study of Jordanian patients. Int J
Dermatol. 35:623-625.
ABBASKA., ANDREW, HL., PILLAI, S. (2007). Cellular and Molecular Immunology. 6‟ncı baskı.
Philadelphia, Saunders Elsevier. 97-111.
AKMAN, A., ALPSOY, E. (2009). Behçet „s Disease. Current Aspects in the Etiopathogenesis.
Turkderm-Archives of the Turkisk Dermatology and Venerology .43 (supp.2):32-8.
AKMAN-DEMIR, G., TÜZÜN, E., IÇÖZ, S., YEġILOT, N., YENTÜR, S.P., KÜRTÜNCÜ, M.,
MUTLU, M., SARUHAN-DIRESKENELI, G. (2008). Interleukin-6 in neuro-Behçet‟s
disease: association with disease subsets and long-term outcome. Cytokine. 44: 373-376.
AL-DALAAN, A.N., AL BALAA, S.R., EL RAMAHI, K., AL-KAWI, Z., BOHLEGA, S.,
BAHABRI, S., AL JANADI, M.A. (1994). Behçet‟s disease in Saudi Arabia. J Rheumatol.
21:658-61.
AL-FAHAD, S.A., AL-ARAJI, A.H. (1999). Neuro-Behcet‟s disease in Iraq: a study of 40 patients.
Journal of the Neurological Sciences.170: 105-111.
AL-OTAIBI, L.M., PORTE, S.R., POITE, T.W.J. (2005). Behçet‟s Disease: A Review. J Dent Res.
84: 209-222.
ALPSOY, E. (2003). Behçet hastalığının deri ve mukoza belirtileri. Türkderm 2003; 37(2):92-99.
athogenesis of Behçet's disease. Clinical Immunology 2000 Sep; 96(3):174-86.
ALPSOY, E. (2005). Behçet hastalığında deri ve mukoza belirtilerinin tedavisi. Türkiye Klinikleri J
Int Med Sci. 1:66-70.
ALPSOY, E. [2013]. Behçet Hastalığı: Etyopatogenezde Güncel Bilgiler. Turk J Dermatol . 7: 41-5.
ALPSOY, E., DURUSOY, C., YILMAZ, E. (2002). Interferon alfa-2a in the treatment of Behcet
disease: a randomized placebo-controlled and double-blind study. Arch Dermatol.138:467-471.
ANDO, K., FUJINO, Y., HIJIKATA, K. (1999). Epidemiological features and visual prognosis of
Behçet‟s disease. Jpn J Ophthalmol . 43: 312-317.
ASLAN, S.H., SOYLU, M.B., ALPARSLAN, Z.N., ÜNAL, M. (1996). Behçet Hastalığında
psikososyal etkenler ve ruhsal bulgular. Türk Psikiyatri Dergisi 1:215-221.
AZIZLERLI, G., AKDAĞ, KÖSE, A., SARICA, R., GÜL, A., KULAÇ, M., TUNÇ, R., TUĞAL,
TUTKUN, Ġ., DIġÇI, R., URGANCIOĞLU, M. (2000). Point - prevalance of Behçet's disease
in Ġstanbul, Turkey: Preliminary report. 9 th International Conference on Behçet's Disease.
Yonsei Med J. 41:29.
AZIZLERLI, G., KOSE, A.A., SARICA, R. (2003). Prevalence of Behcet's disease in Istanbul,
Turkey. Int.J.Dermatol. 42: 803-6.
AZIZLERLI, G., OZARMAGAN, G., OVUL, C. (1992). A new kind of skin lesion in Behcet‟s
disease: extragenital ulcerations. Acta Derm Venereol.72: 286.
AYTUĞAR, E., NAMDAR, F. (2011). Behçet hastalığı. Özel Medicana DiĢ, Ağız ve DiĢ Sağlığı
Merkezi, Marmara Üniversitesi DiĢhekimliği Fakültesi, Oral Diagnoz ve Radyoloji AD.
1(1):65-73.
BARLAS, S. (1999). Behçet's disease. An insight from a vascular surgeon's point of view. Acta Chir
Belg. 99(6):274-81.
BARRETT, J.C, HANSOUL, S., NICOLAE, D.L., (2008). Genome-wide association defines more
than 30 distinct susceptibility loci for Crohn's disease. Nat Genet. 40:955-962.
56
BAYRAKTAR, Y., BALKANCI, F., BAYRAKTAR, M. (1997). Budd-Chiari syndrome: a common
complication of Behcet‟s disease. Am J Gastroenterol. 92: 858-86.
BENEZRA, D., COHEN, E. (1986). Treatment and visual prognosis in Behçet‟s disease. Br J.
Ophthalmol. 70: 589-592.
BILGICI, B., BEDIR, A., ġENTÜRK, N., ALVUR, M., AYDIN, F., TURANLI, A.Y. (2005).
Genotoxicity assessment using comet assay in Behcet‟s disease patients. Mutation
Research. 578: 170-174.
BORLU, M. (2007). Behçet hastaliğinda etyopatogenez. Etiopathogenesis of Behçet‟s Disease. Sağlık
Bilimleri Dergisi (Journal of Health Sciences). 16(1)63-72.
BOYVAT, A. (2004). Behçet hastalığının etiyopatogenezi. T Klin J Dermatol. 1415-21.
CAKIR, N., DERVIS, E., BENIAN, O. (2004). Prevalence of Behcet‟s disease in rural western
Turkey: a preliminary report. Clin Exp Rheumatol. 22:53-5.
CAMPBELL, E.C., ANTONIOU, A.N., POWIS, S.J. (2012). The multi-faceted natüre of HLA class
I dimer molecules. Immunol .136:380-4.
CHANG, H.K., KIM, J.U., CHEON, K.S., CHUNG, H.R., LEE, K.W., LEE, I.H. (2001). HLA-B51
and its allelic types in association with Behçet‟s disease and recurrent
aphthous stomatitis in Korea. Clin Exp Rheumatol. 19: 31-35.
CHARLES, V., CLEVENGER. (2004). Roles and Regulation of Stat Family Transcription Factors in
Human Breast Cancer. Am J Pathol. 165(5): 1449–1460.doi: 10.1016/S0002-9440(10)63403-7.
CHUN, S.I., SU, W.P., LEE, S.(1990). Histopathologic study of cutaneous lesions in Behcet‟s
syndrome. J Dermatol. 17:333-341.
CURNOW, S.J., PRYCE, K., MODI, N., KNIGHT, B., GRAHAM, E.M., STEWART, J.E.,
FORTUNE, F., STANFORD, M.R., MURRAY, P.I., WALLACE, G.R. (2008). Serum
cytokine profiles in Behçet‟s disease: Is there a role for IL-15 in pathogenesis? Immunol
Lett.121:7-12.
DAVATCHI, F., SHAHRAM, F., AKBARIAN, M., GHARIBDOOST, F., CHAMS, C., CHAMS, H.,
MANSOORI, P., NADJI, A. (1993). Classification tree for the diagnosis of Behcet‟s disease.
In: Wechsler B, Godeau P (eds): Behcet‟s disease. Excerpta Medical. Amsterdam. 245-248.
DEMIREL, G.Y. (2007). Treg Hücreler ve Genomiks. Türkiye Klinikleri J Int Med. 3:33-38.
DEMIRHINDI, O., YAZICI, H., BINYILDIZ, P., DAYIOĞLU, N., TÜZÜN, Y., ALTAÇ, M.,
MÜFTÜOĞLU, A., YURDAKUL, S., PAZARLI, H., ĠLKÜ, B., ERTAÇ, S., ORHAN, M.
(1981). Silivri Fener köyü ve yöresinde Behçet hastalığı sıklığı ve bu hastalığın toplum içinde
taranmasında kullanılabilecek bir yöntem. Cerrahpaşa Tıp Fak Dergisi. 12:414.
DEMIRKESEN, C., TUZUNER, N., MAT, C. (2001). Clinicopathologic evaluation of nodular
cutaneous lesions of Behcet syndrome. Am J Clin Pathol. 116: 341-346.
DILSEN, N. (1996). History and development of Behçet's disease. Rev Rhum (English Edition). 63
(7-8): 512-9.
DILġEN, N., AZIZLERLI, G., AKMAN, G. (1997). Behçet Hastalığı. Aktüel Tıp Dergisi. 2:62.
DIRESKENELI, H. (2005). Behçet's disease: infectious aetiology, new autoantigens, and HLA-B51.
Ann Rheum Dis. 60(11):996-1002.
DIRI, E., MAT, C., HAMURYUDAN, V. (2001). Papulopustular skin lesions are seen more
frequently in patients with Behcet‟s syndrome who have arthritis: a controlled and masked
study. Ann Rheum Dis. 60: 1074-1076.
DOĞANAVġARGIL, E., KESER, G., BEHÇET, HASTALIĞI, GÜMÜġDIġ, G.,
DOĞANAVġARGIL, G. (1999). Klinik Romatoloji. 1. Baskı. İstanbul: Deniz matbaası. 423439.
57
ELDEM, B., ONUR, C., OZEN, S. (1998). Clinical features of pediatric Behcet's disease. J Pediatr
Ophth Strab. 35 (3): 159-61.
ERDI, H., GÜRLER, A. (1994). Jüvenil dönem Behçet hastalarının klinik özellikleri. Türkiye
Klinikleri Dermatoloji. 4:75-80.
EURAPEAN BIOINFORMATICS INSTITUETE (2013). [ebi.ac.uk].Tyrosin proteinKinase JAK 2.
EriĢim:[http://www.ebi.ac.uk/s4/summary/molecular/protein?term=JAK2&classification=9606
&tid=nameOrgENSUMSUNG00000024789]. EriĢim tarhihi :22.05.2015.
EURAPEAN BIOINFORMATICS INSTITUETE-. (2013). [ebi.ac.uk]. Janus Kinase 2. EriĢim:
[http://www.ebi.ac.uk/s4/summary/molecular/gene?term=JAK2&classification=9606&tid=na
meOrgENSUMSUNG00000024789]. EriĢim tarhihi: 22.05.2015.
EURAPEAN BIOINFORMATICS INTITUETE-(2013). [ebi.ac.uk]. Tumor necrosis factor. EriĢim:
[http://www.ebi.ac.uk/s4/summary/molecular/gene?term=TNFalopha&classification=9606&tid
=nameOrgENSUMSUNG00000024789]. EriĢim tarhihi :22.05.2015.
EVEREKLIOGLU, C. (2001). Current concepts in the etiology and treatment of Behcet disease. Surv
Ophthalmol. 50:297-350.
FRANK, D.A. (28 June 2007). STAT3 as a central mediator of neoplastic cellular transformation.
Cancer Letters. 251(2):199-210.
FRESKO, Ġ., TÜZÜN, Y, GÜRER, M.A., SERDAROĞLU, S., OĞUZ, O., AKSUNGUR, V.L.
(2008). Behçet sendromunda patogenez. Dermatoloji. 3. baskı. İstanbul: Nobel Tıp
Kitabevleri. 915-7.
FUKUDA, Y., WATANABE, I., HAYASHI, H. (2008). Pathological studies on Behcet‟s disease.
Ryumachi. 20:268-275.
GEN CARDS. [2015]. (gencards.og) janus kinase 2. EriĢim: http://www.genecards.org/cgibin/carddisp.pl?gene=JAK2&keywords=janus,kinase,2. EriĢim tarihi: 8.5.2015.
GHATE, J.V., JARIZZO, J.L. (1999). Behçet's disease and complex aphthosis. J Am Acad Dermatol.
40(l):l-18; quiz 19-20.
GUL, A., ESIN, S., DILSEN, N. (1995). Immunohistology of skin pathergy reaction in Behçet‟s
disease. British Journal of Dermatology. 132: 901-907.
GUL, A., OZBEK, U., OZTURK, C., INANC, M., KONICE, M., OZCELIK, T. (1996). Coagulation
factor V gene mutation increases the risk of venous thrombosis in
Behcet‟s disease. Br J Rheumatol. 35:1178–80.
GUL, A., UYAR, F.A., INANC, M. (2001). Lack of association of HLA-B*51 with a severe disease
course in Behcet‟s disease. Rheumatology. 40: 668-672.
GURLER, A., BOYVAT, A., TURSEN, U.(1997). Clinical manifestations of Behcet‟s disease: an
analysis of 2147 patients. Yonsei Med J. 38: 423-427.
GÜL, A., HAJEER, A.H, WORTHINGTON, J., BARRETT, J.H., OLLIER, W.E., SILMAN, A.J.
(2001). Evidence using the transmission disequilibrium test. Arthritis Rheum. 44:239-40.
GÜLER, A., BOYVAT, A. (1997). Behçet hastalığının
Dermatoimmunoloji Simpozyum Kitabi. .ss 29-38.
immunopatogenezi
II.
Ege
GÜRLER, A., ĠDIL, A., BOYVAT, A., ÇALIġKAN, D. (2000). AÜTF Ġbn-i Sina Hastanesi Behçet
merkezine 1976-1997 yılları arasında baĢvuran 2175 olgunun cinse göre ilk semptom baĢlama
yaĢının değerlendirilmesi. Türkiye Klinikleri Dermatoloji .10:83-6.
HAMURYUDAN, V., ER, T., SEYAHI, E., AKMAN, C., TUZUN, H., FRESKO, I., YURDAKUL,
S., NUMAN, F., YAZICI, H. (2004). Pulmonary artery aneurysms in Behcet syndrome. Am J
Med. 117: 867-870.
HAMURYUDAN, V., YURDAKUL, S., SERDAROGLU, S., TUZUN, Y., ROSENKAIMER, F.,
YAZICI H. (1990). Topical alpha interferon in the treatment of oral ulcers in Behcet‟s
syndrome: a preliminary report. Clin Exp Rheumatol. 8: 51-54.
58
HAMZA, M., AYED, K., BEN AYED, H. (1986). Maladie de Behçet. Ġn “Maladie dSystemique”
668:686.
HAMZAOUI, K., HAMZAOUI, A., HOUMAN, H. (2006). CD4+CD25+ regulatory T cells in
patients with Behçet‟s disease. Clin Exp Rheumatol, 24 :71-78.
HATEMI, G., BAHAR, H., UYSAL, S. (2004). The pustular skin lesions in Behcet‟s syndrome are
not sterile. Ann Rheum Dis. 63: 1450-1452.
HEBENSTREIT, D., HOREJS-HOECK, J., DUSCHL, A. (2005). JAK/STAT-dependent
regulation by cytokines. Drug News Perspect. 18: 243-9.
HEGAB, S., AL-MUTAWA, S. (Sep 2000). Immunopathogenesis of
Immunology . 96(3):174-86.
gene
Behçet's disease. Clinical
HU, K.E., SHENGPING, H., ZHENGXUAN, J., AIZE, K., PEIZENG, Y. (31 Jan 2012). JAK2 and
STAT3 polymorphisms in Han Chinese Population with Behcet‟s disease Invest Ophthamol
Vis Sci. 53(1):538-41. Doi: 10.1167/iovs.11-8440.
ILKNUR, T., PABUCCUOGLU, U., AKIN, C., LEBE, B., GUNES, A.T. (2006). Histopathologic
and
direct
immune
fluorescence
findings
of
the
papulop
ustular
lesions in Behcet‟s disease. Eur J Dermatol. 16:146-150.
ĠDIL, A., GÜRLER, A., BOYVAT, A., ÇALIġKAN, D., ÖZDEMIR, O., IġIK, A. (Italy.1998).
Behçet‟s disease prevalance study over 10 year age in park health center. 8th International
Congress on Behçet‟ disease.
ĠNCEDAYI, C.K. (1968). Behçet hastalığı. Deri Hastalıkları ve Frengi ArĢivi. 5:783-805.
JAKKULA, E., LEPPA, V., SULONEN, A.M. (2010). Genome-wide association study in a high-risk
isolate for multiple sclerosis reveals associated variants in STAT3 gene. Am J Hum Genet.
86:285-291.
JANEWAY, C., TRAVERS, P., WALPORT, M., CAPRA, J. (1999). The Immune System In Health
and Disease. Immunobiology . New York, N. Y:Garland Publishers, Chapter 13.
JOHN, J., O‟SHEAL, R.P. (20 Apr 2012). JAK and STAT Signaling Molecules in Immunoregulation
and Imuune-Mediated Disease. Immunity. 36(4): 542-50. doi:10.1016/j.immuni. 2012.03.014.
JORIZZO, J.L., ABERNETHY, J.L., WHITE, W.L., MANGELSDORF, H.C., ZOUBOULIS, C.C.,
SARICA, R., GAFFNEY, K., MAT, C., YAZICI, H. (1995). Mucocutaneous criteria for the
diagnosis of Behcet‟s disease: an analysis of clinicopathologic data from multiple international
centers.
J
Am
Acad
Dermatol.
32:968-976.
JORIZZO, J.L., FREEDBERG, I.M., ERSEN, A.Z., WOLFF, K., AUSTEN, K.F., GOLDSMITH,
L.A., KATZ, S.I., FITZPATRICK, T.B. (1999). Behçet‟s disease. Fitzpatrick‟s Dermatology
in General Medicine. 5. Baskı, New York: Mc Graw-Hill. 2161-2165.
JORĠZZO, J.L. (1992). Blood vessel-based inflammatory disorders. WB Saunders Co. Philadelphia.
557-93.
KAKLAMANI, V.G., VAIOPULOS, G., KAKLAMANIS, P.G. (1998). Behçet's disease. Semin
Arthritis Rheum. 27 (4): 197-217.
KARACA, M. (2008). Ailevi Behçet Hastalığı Olgularında Hedef Organ İlişkilerinin Faktör Analizi
İle İncelenmesi. Uzmanlık Tezi, Ġstanbul.
KARLIDAG, R., UNAL, S., EVEREKLIOGLU, C., SIPAHI, B., ER, H., YOLOGLU, S. (2003).
Stressful life events, anxiety, depression and coping mechanisms in patients
with Behcet‟s disease. J Eur Acad Dermatol Venereol. 17: 670-675.
KASTNER, D.L. (1997). Intermittant and Periodic Arthritic Syndromes in Arthritis and Allied
Conditions. William J Kopman. Williams & Wilkins 13 th edition. Pennsylvania pp 12911297.
59
KAUSHAL, N., MODI, C. M. (2012). The JAK/STAT Signaling Pathway. IJARPB,Vol.2 (3): 363385.
KESKINBORA, H.K. (1995). Behçet hastalarında HLA doku antijenlerinin Değerlendirilmesi.
3:170-6.
KILINÇ, Y. (2007). Behçet Hastalarında Yaşam Kalitesi Anksiyete ve Depresyon, Uzmanlık Tezi,
Isparta.
KOÇ, A.F., YERDELEN, D., BOZDEMIR, H., ERKEN, E. (2005). EEG Findings in Behçet‟s
Syndrome. J Neurol. Sci [Turk]. 22:176-185.
KOTAKE, S., NAMBA, K., HIGASHI, K. (2003). The change of clinical manifestations of patients
with Behcet‟s disease in Japan. Adv Exp Med Biol . 528:83-84.
KOTTER, I., ZIERHUT, M., ECKSTEIN, A.K. (2003). Human recombinant interferon alfa-2a for the
treatment of Behcet‟s disease with sight threatening posterior or panuveitis. Br J Ophthalmol.
87: 423-431.
KRAUSE, I., UZIEL, Y., GUEDJ, D., MUKAMEL, M., MOLAD, Y., AMIT, M., WEINBERGER,
A. (1998). Mode of presentation and multysystem involment in Behcet's disease: the influence
of sex and age of disease onset. J Rheumatol . 25 (8): 1566-9.
Lancet. (1990). International Study Group for Behçet's disease. Criteria for diagnosis of Behçet's
disease; 335:1078-1080.
LEWIS, M.A., PRIESTLEY, B.L. (1986). Transient neonatal Behcet's disease. Arch Dis Child. 61
(8): 805-6.
MAIN, D.M., CHAMBERLAIN, M.A. (Nov1992). Clinical differentiation of oral ulceration in
Behçet's disease. Br J Rheumatol. 31(11):767-70.
MARSHALL, S.E. (2004). Behçet‟s disease. Best Practice & Research Clinical Rheumatology. 18:
291-311.
MAT, C., YAZICI, H., AL IALAAN, A. (1995). Mucocutaneous criteria for the diagnosis of Behcet‟s
disease: an analysis of clinicopathologic data from multiple international centers. J Am Acad
Dermatol. 32:968-976.
MATSUMOTO, T., UEKUSA, T., FUKUDA, Y. (1991). Vasculo-Behcet‟s disease: a pathologic
study of eight cases. Hum Pathol. 22:45-51.
MELIKOGLU, M., UYSAL, S., KRUEGER, J.G. (2006). Characterization of the divergent woundhealing responses occurring in the pathergy reaction and normal healthy volunteers. J
Immunol. 177: 6415-6421.
MIYAMOTO, N., MANDAI, M., SUZUMA, I., SUZUMA, K., KOBAYASHI, K., HONDA, Y. (1
Jun 1999). Estrogen protects against cellular infiltration by reducing the expressions of Eselectin and IL-6 in endotoxin-induced uveitis. J Immunol. 163(1):374-9.
MIZUKI, N., OTA, M., KATSUYAMA, Y., YABUKI, K., ANDO, H., SHIINA, T., NOMURA, E.,
ONARI, K., OHNO, S., INKO, H. (2001). HLA-B51 allele analysis by PCR-SBT method and
strong association of HLA-B5101 with Japanese patients with Behcet disease. Tissue Antigens.
58:181-4.
MĠNESHĠTA, S., WANG, L.M, DĠNG, S.X, JĠANG, X.Y, FENG, G.Z. (1993). Distribution of HLAClass I, II antigens of Chinese and Japanese patients of Behçet‟s Disease. In: Behçet‟s Disease,
Elsevier Science Published, Netherlands, 215-8.
MORGAN, K.J., GILLILAND, D.G. (2008). A role for JAK2 mutations in myeloproliferative
diseases. Annu Rev Med. 59:213-22.
NAKAE, K., MASAKI, F., HASHIMOTO, T., INABA, G., MOCHIZUKI, M., SAKANE, T. (1993).
Recent epidemiological features of Behçet's disease in Japan "Behçet's disease, ed: Wechsler
B, Godeau P, Amsterdam (1993)", 245.
60
NISHIURA, K., KOTEKE, S., ICHIISHI, A., MATSUDA, H. (1996). Familial occurence of Behcet's
disease. Jpn J Ophthalmol. 40 (2): 255-9.
OĞUZ, E., DEMIRYÜREK, A.T., ALAġEHIRLI, B., ONAT, A. M. (2014). Investigations of genetic
polymorphisms related to Behçet‟s disease in Turkish population. Gaziantep Med J. 20(1):1-9.
OH, S.H., HAN, E.C., LEE, J.H., BANG, D. (2009). Comparison of the clinical features of recurrent
aphthous stomatitis and Behçet‟s disease. Clinical and Experimental Dermatology. 34: 208212.
OHNO, S., ASANUMA, T., SUGIURA. (1978). HLA-Bw51 and Behcet‟s disease. J AMA. 240: 529.
OHNO, S., OHGUCHI, M., HIROS, S., MATSUDA, H.,WAKISAKA, A., AIZAWA, M. (1982).
Close assosiation of HLA-B51 with Behcet disease. Arch Ophthalmol. 100:1455-8.
PAMUK, Ö.N., ÇAKIR, N. (2005). Behçet hastalığı epidemiyolojisi. T Klin J Int Med. 1:3-9.
PHOENIX.
(2014).
(phoenixpeptid.org)
www.google.com.tr/search?q=tnf+alpha+gene&rlz=1C1WPZB-enTR638TR.
EriĢim;
PROSS, S. (2007). Major Histocompatibility Complex. xPharm: Compr Pharmacol Ref. 1-7.
RODIG, S.J., MERAZ, M.A., WHITE, J.M., LAMPE, P.A., RILEY, J.K., ARTHUR, C.D., KING,
K.L., SHEEHAN, K.C., YIN, L., PENNICA, D., JOHNSON, E.M.J.R., SCHREIBER, R.D.
(1998). Disruption of the Jak1 gene demonstrates obligatory and nonredundant roles of the
Jaks in cytokine-induced biologic responses. 93: 373-83.
SAKAGUCHI, S., ONO, M., SETOGUCHI, R., YAGI, H., HORI, S., FEHERVARI, Z., SHIMIZU,
J., TAKAHASHI, T., NOMURA, T. (2006). Foxp3+CD25+CD4+ natural regulatory T cells in
dominant self-tolerance and autoimmune disease. Immunological Reviews. 212:8-27.
SAKAMOTO, M., AKAZAWA, K., NISHIOKA, Y. (1995). Prognostic factors of vision in patients
with Behcet disease. Ophthalmology. 102:317-21.
SAYLAN, T. (1997). Live story of Dr. Hulusi Behçet. Yonsei Med J. 38:327332.
SAYLAN, T., MAT, C., FRESKO, I. (1999). Behçet‟s disease in the Middle East. Clin Dermatol.17:
209-23.
SCHINDLER, C., PLUMLEE, C. (2008). Inteferons pen the JAK-STAT patheway. Semin Cell Dev
Biol.19:311-8.
SCHULZE, M.S., WUCHERPFENNIG, K.W.(2012). The mechanism of HLA-DM induced peptide
exchange in the MHC class II antigen presentation pathway. Curr Opin Immunol. 24:105-11.
SHUAI, K., LIU, B. (November 2003). Regulation of Jak–Stat Signalling in the immune system. J
Nature reviews immunology. doi:10.1038/nri1226.
SOTO-ROJAS, A.E., KRAUS, A. (2002). The oral side of Sjögren Syndrome. Diagnosis and
treatment. A review Archives of Medical Research. 33:95-106.
TAT, A.L. (1985). Hocam Hulisi Behçet. Türkiye Klinikleri Behçet Özel Sayısı. 5:393-395.
TROWSDALE, J. (2011). The MHC, disease and selection. Immunol Lett.137:1-8
TULUNAY, Ö. (1985). Behçet hastalığının patoloji ve patogenezi. Türkiye kilinkleri Behçet özel
sayısı . 7:396-402.
TURAN, B., GALLATI, H., ERDI, H., GÜRLER, A., MICHEL, B.A., VILLIGER, P.M. (1997).
Systemic levels of the T cell regulatory cytokines IL-10 and IL-12 in Behçet‟s
disease; soluble TNFR-75 as a biological marker of disease activity. J Rheumatol. 24 : 128132.
TURSEN, U., GURLER, A., BOYVAT, A. (2003). Evaluation of clinical findings according to sex in
2313 Turkish patients with Behçet's disease. Int J Dermatol. 42:346-51
61
TUZUN, Y., YURDAKUL, S., CEM MAT, M., OZYAZGAN, Y., HAMURYUDAN, V., TUZUN,
B., YAZICI, H. (Sep 1996). Epidemiology of Behçet's syndrome in Turkey. Int J Dermatol.
35(9):618-20.
VERITY, D.H., MARR, J.E., OHNO, S. (1999). Behcet‟s disease, the Silk Road and HLAB51:
historical and geographical perspectives. Tissue Antigens. 54: 213-220.
YAZICI, H., BAġARAN, G., HAMURYUDAN, V., HIZLI, N., YURDAKUL, S., MAT, C.,
TÜZÜN, Y., OZYAZGAN, Y., DIMITRIYADIS, I. (Feb 1996). The ten-year mortality in
Behçet's syndrome. Br J Rheumatol. 35(2):139-41.
YAZICI, H., CHAMBERLAIN, M.A., SCHREUDER, I. (1980). HLA antigens in Behcet‟s disease: a
reappraisal by a comparative study of Turkish and British patients. Ann Rheum Dis. 39:344348.
YAZICI, H., FRESKO, I. (2005). Behcet‟s disease and other autoinflammatory conditions: what‟s in a
name? Clin Exp Rheumatol. 23: 1-2.
YAZICI, H., FRESKO, I., TUNC, R. (USA 2002). Behcet‟s syndrome: pathogenesis, clinical
manifestations and treatment in Vasculitis by Gene V. Ball, S. Louis Bridges ed. Oxford
University Press. 1:406-32.
YAZICI, H., MAT, C., DENIZ, S. (1987). Sebum production is increased in Behcet‟s syndrome and
even more so in rheumatoid arthritis. Clin Exp Rheumatol. 5: 371-374.
YAZICI, H., PAZARLI, H., BARNES, C.G., TUZUN, Y., OZYAZGAN, Y., SILMAN, A.,
SERDAROGLU, S., OGUZ, V., YURDAKUL, S., LOVATT, G.E. (1990). A controlled trial
of azathioprine in Behçet‟s syndrome. N Engl J Med. 332: 281-285.
YAZICI, H., TÜZÜN, Y., PAZARLI, H. (1984). Influence of age of onset and patient's sex on the
prevalance and severity of manifestations of Behçet's Syndrome. Ann Rheum Dis. 43:783.
YAZICI, H., YURDAKUL, S., HAMURYUDAN, V. (1998). Behçet's syndrome. Maddison Pj,
Isenberg DA, Woop, Glass DN (editors). Oxford Textbook of Rheumatology. 2. Baskı,
Oxford: Oxford University Press. 13941402.
YILDIRIM, M., KILINÇ, Y., CEYHAN, M.A. (2009). Behçet hastalığı patogenezindeki yenilikler
S.D.Ü. Tıp Fak.Derg. 16: 29-34.
YUAN, Z.L., GUAN, Y.J., WANG, L., WEI, W., KANE, A.B., CHIN, Y.E. (2004). Central role of
the threonin residue withen the p+1 loop of reseptor tyrosine kinase in STAT3 constitutive
phosphorylation in metastatic cancer cells. Molecular and cellular biology. 24:9390-9400.
YURDAKUL, C., GÜNAYDIN, Ġ., TÜZÜN, Y., TANKURT, N., ÖZYAZGAN, Y., PAZARLI, H.,
YAZICI, H. (1988). The prevalance of Behçet's syndrome in a rural area in Nothern Turkey. J
Rheumato. 15:822.
YURDAKUL, S., TÜZÜN, Y., MAT, M.C., ÖZYAZGAN, Y., YAZICI, H. (1994). Behçet sendromu.
Dermatoloji. 2. Baskı, Ġstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri.393-399.
YURDAKUL, S., YAZICI, H., TUZUN, Y. (1983). THA arthritis of Behcet‟s disease a prospective
study. Ann Rheum Dis. 42: 505-515.
ZHOU, Z.Y., CHEN, S.L., SHEN, N., LU, Y. (2012). Cytokines and Behcet‟s disease. Autoimmun
Rev. 11:699–704.
ZOUBOULIS, C.C. (1999). Epidemiology of Adamantiades-Behcet‟s disease. Ann Med Interne. 150:
488-498.
ZOUBOULIS, C.C., VAIOPOULOS, G., MARCOMICHELAKIS, N., PALIMERIS, G.,
MARKIDOU, I., THOUAS, B. (2003). Onset signs, clinical course, prognosis, treatment and
outcome of adult patients with Adamantiades-Behçet's disease in Greece. Clin Exp Rheumatol.
21(30):19-26.
62
ÖZGEÇMĠġ
I. Bireysel Bilgiler
Adı
: Darya FARHOOMAND
Soyadı
: FARHOOMAND
Doğum yeri ve tarihi
: Urumiyah 12.07.1986
Uyruğu
: Ġran
Medeni Durumu
: Bekâr
ĠletiĢim Adresi ve Telefonu
: 0 531 224 55 74
II. Eğitimi
2002 – 2005
: Niyayesh Okulu, Oroumiyeh
2005 – 2008
: Hücre ve Moleküler Biolojisi (Mikrobiyoloji) Ġslami
Azad Zanjan Ünıverıtesı
Yabancı dili
: Ġngilizce
III.Ünvanlari
: Mikrobiolog
IV. Bilimsel Ġlgi Alanları
Yayınlar ve Tebliğler
Posterler
: 1.Behçet Hastalarında, JAK2, STAT3 GEN
Polimorfizmlerinin
:2.Behçet hastalığı'nda interlökın 37 düzeyi ve
interlökin 37 gen polimorfızminin predıktif ve prognostik önemi
Kongre ve Sempozyum Katılımları
27-30 Nisan 2013
: 22.Ulusal Ġmmünoloji kongresi
16-19 Nisan 2015
:5.Ulusal Transplantasyon Ġmmünolojisi ve Genetiği
Kongresi
26-30 Nisan 2015
Kurs Katılımları
:23.Ulusal Ġmmünoloji kongresi
63
27-30 Nisan 2013
: Otoimmün Hastalık Tanısında Otoantikorların kullanımı
kursu
16-19 Nisan 2015
: Transplantasyon Ġmmünoloji‟nde Güncel GeliĢmeler
kursu
Download