T.C. GAZĠ ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

advertisement
T.C.
GAZĠ ÜNĠVERSĠTESĠ
SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ
ÇALIġMA EKONOMĠSĠ VE ENDÜSTRĠ ĠLĠġKĠLERĠ
ANABĠLĠM DALI
TÜRKĠYE’ DE UYGULANAN 1980 SONRASI EKONOMĠ
POLĠTĠKALARININ YOKSULLUK-ġĠDDET ĠLĠġKĠSĠ ÜZERĠNE
ETKĠSĠ
YÜKSEK LĠSANS TEZĠ
Hazırlayan
Filiz GÜLġEN
Tez DanıĢmanı
Doç. Dr. Yücel UYANIK
Ankara-2011
iv
ÖNSÖZ
Yoksulluk ve Ģiddet arasındaki iliĢki temelde bireysel ihtiyaç ve istekleri
karĢılayamamaktan oluĢmaktadır. Özellikle 1980 dönüĢümüyle birlikte mali
piyasalardaki değiĢimler, yapısal uyum programları, küreselleĢme, teknolojik
geliĢmeler, iĢgücü piyasalarındaki değiĢimler olumlu yansımalarının yanında,
yoksulluk sorununun daha da derinleĢmesine, bireysel ve toplumsal
patlamaların çoğalmasına ve Ģiddetin daha kolay barınabilmesine olanak
tanımıĢtır.
Bu çalıĢmanın ortaya çıkıĢından tamamlanmasına kadar geçen
sürecin her aĢamasında, bütün tecrübe ve bilgi birikimiyle çalıĢmanın
zenginleĢmesine katkı sağlayan, yanımda olup desteğinin esirgemeyen çok
değerli hocam ve tez danıĢmanım Doç. Dr. Yücel UYANIK‟a teĢekkürlerimi
sunuyorum.
Yine, görüĢlerine ihtiyaç duyduğumda, vakitlerini ayıran ve yardımcı
olan değerli bölüm hocalarıma; gerek duyduğumda, hiç çekinmeden fikirlerini
paylaĢan, hep yanımda olup cesaret veren bütün dostlarıma tüm içtenliğimle
teĢekkür ediyorum. Ve tabi ki çalıĢmanın baĢından sonuna kadar geçen
sürecin her basamağında, gerekli hoĢgörü ve sabrı gösteren, çalıĢma
sürecimi
kolaylaĢtırmak
için
özveride
bulunan,
yardımlarını
asla
unutamayacağım tüm aileme ve sevgili eĢim Murat GülĢen‟e sonsuz
teĢekkürler.
Filiz GÜLġEN
Ankara, 2011
ii
ĠÇĠNDEKĠLER
ÖNSÖZ ........................................................................................................... i
ĠÇĠNDEKĠLER ................................................................................................ ii
KISALTMALAR ve SĠMGELER ................................................................... vi
TABLOLAR .................................................................................................. ix
GRAFĠKLER .................................................................................................. x
ġEKĠLLER .................................................................................................... xi
GĠRĠġ ............................................................................................................. 1
BĠRĠNCĠ BÖLÜM
KAVRAMSAL BOYUTUYLA YOKSULLUK ve ġĠDDET, YOKSULLUKġĠDDET ĠLĠġKĠSĠ ve KURAMSAL BOYUTUYLA NEOLĠBERALĠZM
1.2. DAR ve GENĠġ ANLAMDA YOKSULLUĞUN TANIMI ......................... 6
1.3. YOKSULLUK TÜRLERĠ ..................................................................... 10
1.3.1. Mutlak Yoksulluk-Göreli Yoksulluk............................................... 10
1.3.2. Objektif Yoksulluk-Subjetif Yoksulluk........................................... 14
1.3.3. Gelir Yoksulluğu-Ġnsani Yoksulluk ............................................... 15
1.3.4. Kırsal Yoksulluk-Kentsel Yoksulluk.............................................. 16
1.4. YOKSULLUK ÖLÇÜTLERĠ ................................................................ 17
1.4.1. Kafa Sayısı Endeksi .................................................................... 19
1.4.2. Yoksulluk Açığı Endeksi .............................................................. 20
1.4.3. Gini Katsayısı .............................................................................. 22
1.4.4. Sen Endeksi ................................................................................ 23
1.4.5. Foster, Greer ve Thorbecke (FGT) Endeksi ................................ 25
iii
1.4.6. BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programları Yoksulluk Endeksleri ... 27
1.4.6.1. Ġnsani GeliĢme Endeksi ........................................................ 28
1.4.6.2. Ġnsani Yoksulluk Endeksi ...................................................... 30
1.5. ġĠDDETĠN TANIMI ............................................................................. 33
1.6. ġĠDDET TÜRLERĠ ............................................................................. 34
1.6.1. SavaĢlarda Öne Çıkan ġiddet Tipi............................................... 35
1.6.2. Sosyo-Politik ġiddet..................................................................... 35
1.6.3. Devrimci ġiddet ........................................................................... 36
1.6.4. Terörizm ...................................................................................... 36
1.7. YOKSULLUK-ġĠDDET ĠLĠġKĠSĠ ......................................................... 37
1.7.1. Yoksulluğun Yarattığı ġiddet ....................................................... 38
1.7.2. ġiddetin Yarattığı Yoksulluk ......................................................... 41
1.8. NEOLĠBERALĠZM KURAMI ............................................................... 42
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
LĠBERALĠZASYON POLĠTĠKALARININ DÜNYA ve TÜRKĠYE
EKONOMĠSĠNE ETKĠLERĠ
2.1. 1980 ÖNCESĠ TÜRKĠYE‟DE UYGULANAN EKONOMĠ POLĠTĠKALARI
.................................................................................................................. 47
2.2. 1980
SONRASI
TÜRKĠYE‟DE
UYGULANAN
EKONOMĠ
POLĠTĠKALARI.......................................................................................... 51
2.2.1. 1980-1988: Ġstikrar ve SerbestleĢme ........................................... 54
2.2.1.1. 24 Ocak 1980 Ġstikrar Programı ............................................ 55
2.2.1.2. 1983-1989 Yılları Arasında Uygulanan Ekonomi Politikaları 57
2.2.1.2.1. Kur Politikalarında Esneklik ........................................... 58
2.2.1.2.2. Liberal DıĢ Ticaret Politikaları ........................................ 60
iv
2.2.2. 1989-1999: Finansal SerbestleĢme ve Ekonomik Kriz ................ 61
2.2.3. 2000‟li Yıllar: ÇöküĢ ve Yeniden Yapılanma ................................ 64
2.2.3.1. 2000-2002 Enflasyonu DüĢürme (Döviz Kuru Hedeflemesi)
Programı ........................................................................................... 65
2.2.3.2. 2002-2004 Güçlü Ekonomiye GeçiĢ Programı (Parasal
Hedefleme) ........................................................................................ 69
2.2.3.3. 2002‟den Günümüze Uygulanan Ekonomi Politikaları .......... 71
2.3. 1980‟DEN GÜNÜMÜZE EKONOMĠ POLĠTĠKALARININ TÜRKĠYE
ÜZERĠNDEKĠ ETKĠLERĠ ........................................................................... 75
2.3.1. Ekonomik Alanda Etkileri ............................................................. 76
2.3.2. Sosyal Alanda Etkileri .................................................................. 95
2.3.3. Sosyo-Ekonomik Etkilerin Genel Karakteristiği .......................... 100
2.4. 1980
SONRASI
UYGULANAN
EKONOMĠ
POLĠTĠKALARININ
DÜNYADA ETKĠLERĠ ve TÜRKĠYE ĠLE KARġILAġTIRILMASI .............. 103
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
1980 SONRASI EKONOMĠ POLĠTĠKALARININ YOKSULLUK ve ġĠDDET
ÜZERĠNE ETKĠLERĠ
3.2. TÜRKĠYE‟DE YOKSULLUK ve ġĠDDETĠN GÖRÜNÜMÜ ................ 107
3.1.1.
Gelir Dağılımının Bozulması ................................................... 108
3.1.2.
Bölgesel Farklılıklar ve Göç .................................................... 111
3.1.3.
Nüfus ArtıĢı ve Hanehalkı Büyüklüğü ..................................... 114
3.1.4.
Eğitim Durumu........................................................................ 115
3.1.5.
Siyasi Alandaki DeğiĢimler ..................................................... 117
3.2. YOKSULLUK
ve
ġĠDDETĠ
ÖNLEMEYE
YÖNELĠK
EKONOMĠK
TEDBĠRLER ........................................................................................... 117
v
3.2.1. Ekonomik Büyüme ve Gelir Dağılımı ......................................... 118
3.2.2. Ġstihdam Politikaları ................................................................... 119
3.2.3. Sosyal Kalkınmaya Önem Verilmesi ve Kalkınma Programları . 120
3.2.4. Kamu Yönetimin ĠyileĢtirilmesi ve Bütçe Uygulamaları .............. 121
3.2.5. Yoksulluk ve ġiddet Ġle Mücadelede Doğrudan Yöntemler ........ 122
3.3. YOKSULLUK – ġĠDDET DÖNGÜSÜNÜN 1980 SONRASI EKONOMĠ
POLĠTĠKALARI AÇISINDAN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ ............................. 123
SONUÇ .......................................................................................................129
KAYNAKÇA ...............................................................................................134
ÖZET ..........................................................................................................153
ABSRACT ..................................................................................................155
vi
KISALTMALAR ve SĠMGELER
AB
: Avrupa Birliği
cal.
: Calori
Çev.
: Çeviren
DPT
: Devlet Planlı TeĢkilatı
Ed.
: Editör
FGT
: Foster, Greer ve Thorbecke
G
: Yoksullar Arası Gelir EĢitsizliği Katsayısı
GAP
: Güneydoğu Anadolu Projesi
GSMH
: Gayri Safi Milli Hasıla
GSYH
: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla
H
: Yoksul KiĢi Oranı
HM
: Hazine MüsteĢarlığı
I
: Yoksulluk Açığı Oranı
ILO
: International Labour Organization
Uluslararası ÇalıĢma Örgütü
IMF
: International Monetary Fund
Uluslararası Para Fonu
KĠT
: Kamu Ġktisadi TeĢebbüsleri
n
: Toplam Nüfusu veya Hanelerin Sayısı
No
: Sayı
vii
P
: Sen Endeksi
p
:page
Sayfa
pp.
: Page Number
Sayfa Sayısı
q
: Yoksulluk Sınırı Altında Yer Alan Yoksulların Sayısı
s
: Sayfa
SGP
: Satın Alma Gücü Paritesi
ss.
: Sayfa Sayısı
TCMB
: Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası
TEFE
: Toptan EĢya Fiyat Endeksi
TFV
: Toplam Faktör Verimliliği
TL
: Türk Lirası
TOBB
: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
TODAĠE
: Türkiye ve Orta Doğu Amme Ġdaresi Enstitüsü
TÜFE
: Tüketici Fiyat Endeksi
TÜĠK
: Türkiye Ġstatistik Kurumu
TÜSĠAD
: Türk Sanayicileri ve ĠĢ Adamları Derneği
UNDP
: United Nations Development Programme
BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programı
viii
USA (ABD) : Unites States of America
Amerika BirleĢik Devletleri
vb.
: Ve Benzeri
vd.
: Ve Diğerleri
Vol
: Cilt
WB
: World Bank
Dünya Bankası
$
: Dolar
%
: Yüzde
Pα
: Foster, Greer ve Thorbecke Endeksi
yi
: Yoksulluk Sınırı Altında Gelire (Harcamaya) Sahip Olan Ġ‟ Ġnci
Bireyin/Hanenin Geliri (Veya Harcaması)
ix
TABLOLAR
Tablo 1: Ġnsani GeliĢme Endeksinin Hesaplamasında Kullanılan Maximum
ve Minimum Değerler ................................................................................... 29
Tablo 2: 1 Dolar+0,77 Euro‟dan OluĢan Döviz Kuru Sepeti ArtıĢ Oranı ...... 67
Tablo 3:
1979-2005
Yılları
Arasında
Büyüme
Hızları
(Hedefler
ve
GerçekleĢmeler)........................................................................................... 78
Tablo 4: Sektörler Ġtibariyle Büyüme Hızları (Yüzde) ................................... 79
Tablo 5: Kamu Net Borç Stoku (Yüzde / Milyon TL) .................................... 84
Tablo 6: 2003-2010 Yılları Arasında Türkiye‟de DıĢ Borçlar (Milyon Dolar) 85
Tablo 7: Yıllara Göre DıĢ Ticaret (Milyon Dolar / Yüzde) ............................ 87
Tablo 8: DıĢ Ticaret Hacmi Ġle DıĢ Ticaret ve Cari ĠĢlemler Dengelerinin
GSMH‟ya Oranları ........................................................................................ 88
Tablo 9: 2000-2010 Yıllık Enflasyon Oranları (Yüzde) ................................ 89
Tablo 10: 2002-2012 Enflasyon (Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)) Hedef ve
GerçekleĢme Oranları (Yüzde) .................................................................... 90
Tablo 11: Sektörler Ġtibariyle Sabit Sermaye Yatırım Oranları (Yüzde) ....... 91
Tablo 12: Üretim Faktörleri ArtıĢları (Yüzde) ............................................... 93
Tablo 13: En Hızlı Daralan ve Büyüyen Ekonomiler Arasında Türkiye ........ 94
Tablo 14: Kır ve Kent Nüfus ArtıĢ Oranları ............................................... 100
Tablo 15: Türkiye‟de Hanehalkı Kullanılabilir Gelirine Göre Sıralı %20‟lik
Gelir Dağılımı ............................................................................................. 108
Tablo 16: 2002-2008 Yılları Arasında Yoksulluk Sınırı Yöntemlerine Göre
Fert Yoksulluk Oranları .............................................................................. 110
Tablo 17: Kırsal Yoksul Hanehalkı ve Fert Oranı ...................................... 112
Tablo 18: Kentlerde Yoksul Hanehalkı ve Fert Oranı ................................ 112
Tablo 19: Hanehalkı Büyüklüğüne Göre Açlık Sınırı, Türkiye (TL) ............ 114
Tablo 20: Hanehalkı Büyüklüğüne Göre Yoksulluk Sınırı, Türkiye ............ 115
Tablo 21: Hanehalkı Fertlerinin Eğitim Durumuna Göre Yoksulluk Oranları
................................................................................................................... 116
Tablo 22: 1960-1980 Dönemi Kentsel Nüfus ve Oranları .......................... 124
x
GRAFĠKLER
Grafik 1:
Temmuz 2001-Aralık 2002 Döneminde
Uygulanacak Olan
Kademeli Band............................................................................................. 68
Grafik 2: 1980-2010 Arasında GSMH‟da Büyüme Oranları......................... 77
Grafik 3: Yurt Ġçi Tasarruflar ve Sabit Sermaye Yatırımlarının GSMH Ġçindeki
Payı (Yüzde) ................................................................................................ 82
Grafik 4: Yıllar Ġtibariyle ĠĢsizlik Oranları (Yüzde) ........................................ 96
Grafik 5: 1980-2006 Yılları Arasında Ücretlerin GSYH Ġçindeki Payı (Yüzde)
..................................................................................................................... 98
Grafik 6: 1980-2009 Yılları Ġtibariyle Nüfus ArtıĢ Hızı (Yüzde) .................... 99
xi
ġEKĠLLER
ġekil 1: Yoksulluk Açığı ............................................................................... 21
ġekil 2: Lorenz Eğrisinde Gini Katsayısı Uygulaması .................................. 22
ġekil 3: UNDP AraĢtırmasına Göre Ġnsani GeliĢme Endeksi Kriterleri ........ 28
ġekil 4: Ġnsani Yoksulluk Endeksi Hesaplama Kriterleri .............................. 32
1
GĠRĠġ
1980‟li yıllardan itibaren egemen olan “yeni dünya düzeni”, içinde
bulunulan ekonomik krizin atlatılması konusunda belirli ölçülerde baĢarı
sağlarken, diğer taraftan özellikle çalıĢan kesimi ve onun bileĢenlerini içine
alan sosyal bir krizin ortaya çıkmasına neden olmuĢtur. Bir anlamda
ekonomik kriz sosyal krize dönüĢtürülerek çözümlenmeye çalıĢılmıĢtır. Bu
süreçte yoksulluk, eĢitsizlik ve Ģiddet en çok tartıĢılan konular arasında yer
almaya baĢlamıĢtır1.
Yoksulluk, temelde geliĢmekte olan ülkelerin sorunu olmakla beraber,
geliĢmiĢ ülkeler de dahil olmak üzere bütün dünya ülkelerinin ortak sorunu
olmuĢtur. Ancak geliĢmekte olan ülkelerde, büyümenin yavaĢ olması, sosyal
devlet anlayıĢının tam anlamıyla uygulanamayıĢı, eğitim, sağlık gibi temel
hizmetlerin ülkenin her bölgesine ulaĢtırılamaması, istihdam sorunun
çözülemeyiĢi vb. sorunlar yoksulluğun artmasında büyük etken olmuĢtur.
Bunun yanında bütün ülkelerde küreselleĢmenin ve krizlerin etkileri,
teknolojik geliĢmeler ve esnek çalıĢma biçimlerinin yaygınlaĢması yoksulluğu
arttıran bir diğer etken olmuĢtur.
Ortak bir sorun olması nedeniyle, yoksulluk çeĢitli boyutlarıyla büyük
ilgi gören bir konu olmuĢtur. Birçok ülkede ulusal ve sektörsel düzeylerde
makro açıdan ele alındığı gibi; hanehalkı, fert, toplumsal cinsiyet vb. mikro
açılardan da ele alınmaktadır. Bu anlamda akademik, sosyal ve ekonomik
alanda birçok araĢtırma yapılmıĢ, yoksulluğun önlenmesine dair çeĢitli
çalıĢmalar gündeme gelmiĢtir.
ġiddet de yoksulluk gibi toplumun her döneminde var olmuĢ ve çeĢitli
zamanlarda çeĢitli Ģekillerde devam etmiĢtir. Ancak geçmiĢten farklı olarak
günümüzde Ģiddetin boyutu ve Ģiddete harcanan değerler daha fazla
olmaktadır. Örneğin; savaĢ yıllarının yaĢandığı dönemlerde, daha çok
1
Faruk Sapancalı, “Yeni Dünya Düzeni ve Küresel Yoksulluk”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, İzmir, 2001, s. 116.
2
“savaĢlarda öne çıkan Ģiddet tipleri” görülürken, son yıllarda gündemde olan
Ģiddet tiplerinden terör öne çıkmaktadır.
Bir toplumda hangi davranıĢların Ģiddet olarak kabul edildiği, o
toplumun, toplumsal yapı özelliklerine göre, diğer bir ifade ile kültürel yapı ve
geçerli olan değer yargıları ile yakından ilgilidir. Bu nedenle Ģiddet olgusunu
tanımlama ve ortaya koymak kolay olmamaktadır. Baskı, eziyet, korkutma,
sindirme, öldürme, cezalandırma, baĢkaldırı vb. her toplumda derece derece,
fakat sürekli olarak günlük yaĢamda karĢılaĢılan Ģiddet türleridir2.
Makro düzeyde bakıldığında, Ģiddeti geliĢmiĢ veya az geliĢmiĢ sorunu
olarak sınıflandırmak yanlıĢ bir değerlendirme olacaktır. Bu anlamda Ģiddet
bütün dünya ülkelerinde, ülkeler arası savaĢ ve terör gibi aynı zamanlarda,
aynı Ģekillerde görüldüğü gibi her toplumun değiĢen sosyo-ekonomik
sorunları nedeniyle farklı zamanlarda, farklı Ģekillerde de görülmüĢtür. Ancak,
mikro düzeyde bakıldığında; sosyal, ekonomik ve politik faktörler Ģiddetin
oluĢumunda rol oynamaktadırlar. AzgeliĢmiĢ ve yoksul ülkelerdeki Ģiddet
düzeyi diğer toplumlara göre daha fazladır. Bunun yanında, ülkelerin eğitim
düzeyleri de Ģiddetin artıĢında etkili faktör olarak görülmektedir. Birçok ülkede
suç iĢleyenlerin çoğu yoksul ve eğitimsiz kesimden gelmektedir.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısı, teknolojik atılımın ve ekonomik
büyümenin büyük bir hızda gerçekleĢtiği dönem olmuĢtur. Son yirmi yılı
aĢkındır da, geliĢmiĢ ülkelerde refah devleti gerilerken önce azgeliĢmiĢ
ülkeler ve daha sonra da geçiĢ ekonomileri olarak adlandırılan Orta ve Doğu
Avrupa‟daki eski sosyalist ülkeler çoğu kez Uluslararası Para Fonu (IMF) ve
Dünya Bankası (WB) güdümünde uyguladıkları istikrar ve yapısal uyum
politikaları
aracılığıyla
dıĢa
açık
piyasa
ekonomisine
geçiĢ
süreci
yaĢamıĢlardır. Bu süreç çerçevesinde giderek yaygınlaĢan etkili bir
küreselleĢme söylemi içinde neoliberal ekonomi politikaları hemen hemen
bütün dünyaya egemen olmuĢtur. Buna karĢılık, gelir eĢitsizliği ve yoksulluk,
2
Faruk Kocacık, “Şiddet Olgusu Üzerine”, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Dergisi, Cilt 2 Sayı 1, Sivas, 2001, ss. 1-2.
3
baĢta az geliĢmiĢ ülkeler olmak üzere, birçok ülkede sosyal ve siyasi açıdan
kaygı verici boyutlara ulaĢmıĢtır3.
1980‟lerle baĢlayan neoliberal ekonomi politikaları bütün dünya
ülkelerinde olduğu gibi Türkiye‟de de yapısal bir dönüĢümün yaĢandığı süreç
olmuĢtur. 1980 öncesi dönemde uygulanan ithal ikameci büyüme modeli terk
edilerek, dıĢa açık büyüme stratejisi uygulamaya konulmuĢtur. Bir yandan 24
Ocak 1980‟de uygulamaya konan yeni ekonomi programı ile ekonomik ve
sosyal yapıda köklü değiĢikler gerçekleĢirken ve 1990‟lardan sonra peĢ peĢe
yaĢanan krizlerle ekonomide küçülme yaĢanırken, iĢsizlik, göç, Ģiddet,
toplumsal kesimler arasında uçurumun derinleĢmesi ve yoksulluk gibi sosyoekonomik olayların artmasına yol açmıĢtır.
Özellikle 1980‟li yıllarda uygulanan, günümüzde de farklı boyutlarıyla
sürdürülmeye
çalıĢılan
sosyo-ekonomik
politikalar,
aslında
var
olan
olumsuzlukları, yoksulluğu ve yoksulluğun yarattığı Ģiddeti daha da belirgin
hale getirmiĢtir. KiĢi baĢına gelir düzeyinin düĢük olduğu bir ekonomik
yapıda, gelir dağılımının bozuk olması bölgesel yoksulluk sorununu da
beraberinde getirmiĢtir.
1980‟leri karakterize eden neoliberal ekonomik politikalar ile finansal
piyasalar, iĢgücü piyasaları, mal ve hizmet piyasalarında meydana gelen
değiĢmeleri ve bu değiĢmelerin yoksulluk ve Ģiddet üzerindeki hem toplumsal
hem de ekonomik (sosyo-ekonomik) etkilerinin incelenmesi tezin amacını
oluĢturmaktadır.
Bu tez çalıĢması, yoksulluk ve Ģiddetin birbirini tetikleyen unsurlarının
yanı sıra 1980‟lerden itibaren yaĢanan ekonomik dönüĢümün etkileri göz
önünde bulundurularak hazırlanmıĢtır. Bunu ortaya koyabilmek için resmî
istatistiklerden yararlanılmıĢtır. Bunun yanında farklı göstergeler kullanılarak
3
Fikret Şenses, Küreselleşmenin Öteki Yüzü Yoksulluk, İstanbul, İletişim Yayınları, 6. Baskı,
2006, s. 17.
4
yoksulluk ve Ģiddet daha geniĢ bir açılardan incelenebilmiĢtir. Bu çerçevede,
yoksulluk ve Ģiddetin önlenebilmesi için çeĢitli önerilerde bulunulmuĢtur.
Yoksulluğu yalnızca açlık ya da yeterince beslenememek Ģeklinde
algılamak dar bir bakıĢ açısıyla bakmak olacaktır. Çünkü, insan sadece
yemek ihtiyacı olan bir varlık değildir. Bunun yanı sıra giyinme, barınma,
eğitim, sağlık, sosyal aktiviteler vb. ihtiyaçları olan kutsal bir varlıktır.
Yoksulluk
sorunu
da
insan
ihtiyaçlarının
yeterince
karĢılanıp
karĢılanmamasında ortaya çıkmaktadır. Tez çalıĢmasının birinci bölümünde
yoksulluk ve Ģiddetin kavramsal boyutu neoliberalizmin kuramsal anlamda
teorik temelleri ele alınmıĢtır. Genel kabul görmüĢ yoksulluk tanımları, türleri
ve ölçüm yöntemleri anlatılmıĢtır. Yine bu bölümde Ģiddet tanımları verilerek,
günümüzde öne çıkan bazı Ģiddet türleri açıklanarak, yoksulluk-Ģiddet
iliĢkisinde birbirini tetikleyen ve birinin varlığının diğerinin oluĢmasına olan
etkileri incelenmiĢtir.
ÇalıĢmanın ikinci bölümü, liberalizasyon politikalarının Dünya ve
Türkiye ekonomisinde yarattığı etkileri ele alınırken ağırlıklı olarak Türkiye
ekonomisi
açısından
incelenmiĢtir.
Burada
1980
sonrası
ekonomi
politikalarını daha açık ifade edebilmek için 1980‟den önce uygulanan
ekonomi politikalarının öne çıkan olayları özetlenmiĢtir. Daha sonra 24 Ocak
1980 Ġstikrar Programı‟yla baĢlayan, 1990‟larda finansal serbestleĢme ve bu
dönemlerde yaĢanan krizlerle devam eden, 2000‟lere gelindiğinde ise
küreselleĢme, yeniden yapılanma ve son küresel krizle günümüze kadar
uzanan süreç dizisi anlatılmıĢtır. Uygulanan bu ekonomi politikalarının,
devletin küçültülmesi, özelleĢtirmeler, enflasyon baskısı, gelir dağılımda
yaĢanan uçurumlar gibi ekonomik etkileri ve göçler, iĢsizlik, teknolojik
geliĢmeler, Ģiddet ve Ģiddetin topluma olan sosyal etkileri, istatistiki verilerle
birlikte incelenmiĢtir. Dünyada uygulanan neoliberal politikaların o ülkeler
üzerindeki etkisi ve Türkiye ile karĢılaĢtırılması anlatılmıĢtır.
Üçüncü bölümde ise ele alınan konular daha özele indirgenerek,
bahsedilen dönem aralığında uygulanan ekonomi politikaları yoksulluk ve
5
Ģiddet açısından daha geniĢ bir Ģekilde ele alınmıĢtır. Yine resmî
istatistiklerle
yoksulluk
ve
Ģiddetin
Türkiye‟de,
nüfusta,
ekonomik
basamaklarda ve toplumsal kesimlerdeki görünümü ortaya konulmuĢtur.
Ortaya çıkan profilde yaĢanan ve yaĢanacak olan olumsuz etkileri önlemek
amacıyla
alternatif
önerilerde
bulunulmuĢtur.
bütününü ele alan bir değerlendirme yapılmıĢtır.
Son
olarak
çalıĢmanın
6
BĠRĠNCĠ BÖLÜM
KAVRAMSAL BOYUTUYLA YOKSULLUK ve ġĠDDET, YOKSULLUKġĠDDET ĠLĠġKĠSĠ ve KURAMSAL BOYUTUYLA NEOLĠBERALĠZM
Yoksulluğa dair artan tartıĢmalar, yoksulluğun tanımlanmasına,
ölçülmesine ve bütün toplumlar için hem sosyal hem de ekonomik olarak
tehdit oluĢturan bu sorunun çözümüne dair farklı yaklaĢımları da beraberinde
getirmiĢtir.
Yoksulluk araĢtırmalarının yakın bir geçmiĢe kadar iktisat ağırlıklı bir
geliĢme göstermiĢ olmasının bir yansıması olarak ekonomik göstergelerin ön
plana çıktığı görülmektedir. Ancak yoksulluk, yalnızca ekonomik açıdan
tanımlandığında dahi, baĢta gelir ve tüketim harcamaları olmak üzere birçok
farklı kıstası kapsayan bir göstergeler yelpazesiyle karĢılaĢılmaktadır 4.
ÇalıĢma boyunca kullanılacak olan kavram ve kriterler bu bölümde
özetlenecektir.
1.2. DAR ve GENĠġ ANLAMDA YOKSULLUĞUN TANIMI
Yoksulluk kapsamı ve içeriği değiĢmekle beraber, günümüzde geliĢmiĢ
ve geliĢmekte olan tüm ülkelerin ortak sorunudur. Genel kabul görmüĢ net bir
tanımı olmamakla birlikte, yoksulluk en basit tanımıyla kiĢinin asgari düzeyde
geçimini sağlayacak bir gelire sahip olamaması durumudur. Dar anlamda ele
alındığında, en temel fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarını karĢılayamama, insan
onuruna yaraĢır bir hayat seviyesinde yaĢamak için gerekli olan en az
gelirden mahrum olma, kiĢi baĢına düĢen milli gelirin azlığı olarak
tanımlanabilir5.
4
5
Fikret Şenses, a.g.e., s. 62.
Sıddık Ensari, "TÜİK‟in Yoksulluk Analizleri Üzerine”, Maliye Finans Yazıları Dergisi, Yıl 24,
Sayı 87, İstanbul, Nisan 2010, s. 9.
7
Yoksulluk yalnızca parasal olarak ele alınmamalıdır. GeniĢ anlamda
düĢünüldüğünde yoksulluk; dar anlamdakinin yanı sıra, devlet ve toplum
kurumlarından
kötü
mekanizmalarından
muamele
dıĢlanma,
görme,
ortalama
bu
ömür,
kurumların
okuma
yazma
karar
oranı,
beslenme, sağlık hizmetlerinden yararlanma gibi durumları da göz önünde
bulundurmalıdır6.
Diğer bir deyiĢle geniĢ anlamda yoksulluk; “gelir dağılımı”, yeterli
gelirin olmaması anlamında “maddi mahrumiyet”, yetersiz beslenme, açlık,
hastalık anlamında “fiziki zafiyet”, eğitim imkanlarından yoksun kalma,
ayrımcılık vb. açılarda “izolasyon”, her an yoksulluk riskine maruz kalabilme
durumu anlamında “güçsüzlük”, “katılımın yetersiz olması”, zamanın yetersiz
olması ve “çevre kirliliği ve çevrenin bozulması” olarak ele alınabilmektedir7.
Ancak unutulmamalıdır ki, yoksulluk ülkeden ülkeye, hatta aynı ülkenin farklı
dönemlerinde bile değiĢiklikler gösterebilmektedir.
Yoksulluk dendiğinde, homojen bir grup belirlenmek istenmektedir ki
bu doğru değildir. Yoksullar da kendi içlerinde alt, orta, üst olarak
ayrılabilmektedirler.
Üst
sınıf
yoksullularda
mutlak
istihdamdan
bahsedemediğimiz durumlar vardır. Bazen kronik bir hastalık bireyin
ekonomisini alt üst edebilmektedir. Orta sınıf yoksul ise, düĢük gelirli istihdam
grubundadır. Daha çok geniĢ bir ailenin az bir geliri paylaĢmak zorunda
kaldığı durumdur. Alt sınıf yoksul ise, sosyal yardımlarla geçinen kiĢidir ve
çoğu kez toplumdan soyutlanmıĢtır. Yetersiz beslenme, barınma ve giyim
motivasyonu düĢürülmüĢ, sosyal yardımlarla geçinme durumu bireyin
psikolojik yapısını etkiler olmuĢtur*8.
6
Ramazan Özey, “Yoksulluk Coğrafyası”, Yoksulluk, Cilt 1, 1. Baskı, İstanbul, Deniz Feneri
Yayınları, 2003, s. 136.
7
Faruk Taşçı, “Yoksulluğa ve Yoksullara Dönük Ahlak Yaklaşımları”, Sosyal Siyaset Konferansları
Dergisi, Sayı 57, İstanbul, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yayınları, 2009, s. 483.
8
S.M. Miller, “The American Lower Classes: A Typological Approach”, New Perspectives on
Poverty, Eds. A.B. Shostak and W. Gomberg, Prentice Hall: New Jersey, 1965; Stanley J. Brody,
“Maximum Participation of the Poor Another Holy Grail”, Social Work, Vol. 15, No 1, NASW:
New York, N.Y., 1992.
*Aktaran: Ümit Onat, “Yoksulluk ve Sosyal Hizmet”, Yoksulluk, Cilt 2, 1. Baskı, İstanbul, Deniz
Feneri Yayınları, 2003, s.11.
8
Sosyal olanakların, gelir ve tüketim düzeylerinin yetersiz olması
yoksulların sosyal ve iktisadi Ģoklara karĢı daha duyarlı olmalarına ve
emniyetsiz bir ortamda yaĢamalarına yol açmaktadır. Altyapının yetersiz
olması, kamusal mal ve hizmetlerin yeterince sunulmaması, izolasyon, çevre
kirliliği ve karar alma mekanizmalarına etkin bir Ģekilde katılamamaları
yoksulların doğal, toplumsal ve iktisadi Ģok ve risklerle baĢa çıkma ve
değiĢen koĢullara uyum sağlama yeteneklerini azaltmaktadır 9.
Yoksulluğun kavramsal boyutu, toplumların farklı sosyo-ekonomik
geliĢmiĢlik düzeylerine göre değiĢebilmekteyse de hayatî anlamda sosyal risk
taĢıması açısından bütün toplumlar için ortak sosyal ve ekonomik bir sorun
anlamına gelmektedir. Genel olarak tüm ülkelerde varolan ekonomik bir
hastalık olarak nitelendirebileceğimiz yoksulluğun, ekonomik geliĢmiĢliği
yakalamıĢ ülkelerde dahi varlığından söz etmek mümkündür. Özellikle
sanayileĢmiĢ ülkelerin pek çoğunda bu sorun ile mücadele programları
geliĢtirilmiĢtir10. Ancak yoksulluk azgeliĢmiĢ ve geliĢmekte olan ülkelerde
daha ciddi boyutlarda yer almaktadır. GeliĢmekte olan ülkelerde yaĢanan
yoksulluğun iki temel özelliği gözlenmektedir. Birincisi, bu ülkelerdeki yüz
milyonlarca insan yoksul doğmakta, yoksul yaĢamakta, yoksul ölmekte ve
yoksulluğu çocuklarına devretmektedir. Ġkincisi ise, bu ülkelerde yaĢanan
yoksulluğu aĢmak çok zordur. Çünkü, bu ülkelerdeki yoksullar ya coğrafik
olarak ya da fiziksel güvenlik anlamında ulaĢılabilmesi çok zor olan
bölgelerde yaĢarlar11.
Yoksulluk verileri ile ilgili rakamlar yeryüzündeki yoksulluğun geliĢme
çabaları ile azalıp azalmadığının anlaĢılmasını sağlamaktadır. Ancak
yoksulluğun insan onuruna yakıĢmayan pek çok yoksunlukları ve görünümleri
9
Coşkun Can Aktan, İstiklal Yaşar Vural, “Yoksulluk: Terminoloji, Temel Kavramlar ve Ölçüm
Yöntemleri”, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara, Hak-İş Konfederasyonu Yayınları,
2002, ss. 4-5.
10
Recep Dumanlı, “Türkiye‟ de Yoksulluk Sorunu ve Boyutları”, Yoksullukla Mücadele Stratejileri,
Ed. C. Can Aktan, Ankara, Hak-İş Konfederasyonu Yayınları, 2002, s. 1.
11
David Hulme, Andrew Shepherd, “Conceptualizing Chronic Poverty” World Development, Baskı
31, Sayı 3, İngiltere, 2003, pp. 403-423.
9
vardır. Bu açıdan yoksulluk pek çok toplumda benzerlik göstermekte ve
temelde beĢ esas ortak bulgu ile özetlenmektedir12:
1. “Yoksul insan için kendi iĢgücü en önemli kaynaktır. Gerçek geliri
düĢük olan yoksul hanehalklarında kadınlar ve çocuklar da dahil olmak
üzere her bireyin iĢgücüne ihtiyaç duyulmaktadır.
2. Yoksul hanehalklarının genellikle eğitimsiz ya da eğitim düzeylerinin
düĢük olması, niteliksiz iĢgücü olarak kabul görmeleri yoksunluklarını
pekiĢtirmektedir.
3. ġiddetli yoksulluk koĢullarına karĢın hanehalkları barınma da dahil pek
çok kamu hizmetinden yararlanamamaktadırlar.
4. YaĢlılar, özürlüler, kadınlar ve çocuklar gibi toplumun özel gruplarının
yoksul hanehalkları içinde sorunları daha da derinleĢmektedir.
5. Yoksullar arasında ölüm oranı yüksektir. Özellikle yüksek çocuk ölüm
oranları yetersiz beslenme, sürekli sağlık bozukluğu ve eĢit biçimde
eğitimden yararlanamama bu yoksunlukların en derin olanlarıdır.”
Son yıllarda yoksulluk ekonomik gelir eksikliği ve sosyal hizmetlere
yetersiz eriĢimden farklı Ģekilde tanımlanmaktadır. Bu “yeni yoksulluk (new
poverty)” kavramı ekonomik dıĢlanma ile birlikte politik, sosyal ve kültürel
dıĢlanmayı da kapsamaktadır. Yeni yoksulluğun en önemli özelliği, ekonomik
büyümenin eĢitsizlik ve yoksulluk artıĢı ile birlikte meydana gelmesidir. Yeni
yoksulluk kavramı, açlık, yetersiz beslenme, kötü sağlık durumu, eğitim ve
diğer sosyal hizmetlere yetersiz eriĢim, artan ölüm oranların yanında
evsizlerin ve yetersiz barınmanın artması, güvensiz çevre koĢulları, sosyal
ayrımcılık ve dıĢlanmayı ifade etmektedir13. Kısaca ifade edecek olursak,
12
Emine Gönen, Şengül Hablemitoğlu, Emine Özmete, “Yoksulluk ve Sürdürülebilir Yaşam Kalitesi
İçin Sosyal Hizmetler” (Erişim) http://www.hablemitoglu.org/yoksulluk.htm, 14 Nisan 2010.
13
Hasret Dikici Bilgin, “Working Street Children in Turkey and Romania: A Comparative Historical
Analysis in the Context of New Powerty”, Unpublished Thesis, The Graduate School of Social
Sciences of Middel East Technical Universty, Ankara, 2006, s.14.
10
yeni yoksulluk olgusunun, toplumsal bütünleĢme ihtimalini büyük çapta
ortadan kaldıran koĢulların bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz14.
Yoksulluğu sadece kontrol edilebilen faktörleri kapsayan dar anlamıyla
değil, kontrol edilemeyen faktörleri de kapsayan geniĢ anlamıyla ele alıp
yorumlamak gerekmektedir. Bunu sağlamak için de, yoksulluğu kategorilere
ayırarak farklı açılardan tanımlamak gerekmektedir.
1.3. YOKSULLUK TÜRLERĠ
Yoksulluğun çok boyutlu ve politik bir konu olması nedeniyle
tanımlanması ve ölçülmesi halen tartıĢmalı bir alandır. En genel anlamlarıyla
yoksulluk tanımları dıĢında daha spesifik olarak yoksulluğun farklı boyutlarda
ele alındığı, mutlak yoksulluk, göreli yoksulluk, insani yoksulluk, objektif ve
subjektif yoksulluk gibi tanımlamalar da bulunmaktadır.
1.3.1. Mutlak Yoksulluk-Göreli Yoksulluk
Yoksulluk tanım ve ölçümünde hakim yaklaĢım, kökenleri 19. yüzyılın
sonlarında Ġngiltere‟ de yapılan çalıĢmalara dayalı mutlak yoksulluk çizgisi
(sınırı) yaklaĢımıdır. Bu yaklaĢıma göre, yoksulluk, genellikle “insanların
ihtiyaçlarını karĢılamak için yeterli kaynağa sahip olamama durumu” olarak
veya benzer biçimlerde “mutlak asgari refah düzeyinin altında kalma durumu”
ve “yaĢamda kalabilmek için gerekli mal ve hizmetlere olan ihtiyaçların
karĢılanmaması durumu” olarak tanımlanmaktadır. Burada en yaygın
kullanılan yoksulluk kıstasları parasal gelir ve tüketim harcamalarıdır.
Tüketim harcamalarına iliĢkin hesaplamalar, genellikle “yeterli” miktarda
temel gıda maddesinden oluĢan gıda sepetinin maliyeti veya asgari kalori
miktarının gerektirdiği tüketim harcamaları esasına göre yapılmaktadır. Buna
14
Ayşe Buğra, Çağlar Keyder, “Yeni Yoksulluk ve Türkiye’ nin Değişen Refah Rejimi”: UNDP
İçin Hazırlanan Proje Raporu, Ankara, 2003, s. 23.
11
göre, hayatta kalabilmek için gerekli en düĢük maliyetli gıda harcamalarının
parasal değeri bir yoksulluk çizgisi oluĢturmakta ve bu gelir düzeyine
ulaĢamayanlar yoksul veya aĢırı yoksul sayılmaktadır15.
Mutlak yoksulluk yaklaĢımının
salt gıda harcamaları
üzerinde
odaklanan dar biçiminin yanında gıda dıĢında, giyinme, barınma, ısınma gibi
ihtiyaçlarını da kapsayan geniĢ tanımından da söz edilebilmektedir.
WB‟ ye göre ise, bir insanın hayatta kalabilmesi için gerekli minimum
kalori miktarı 2400 k/cal olarak kabul edilerek, günlük geliri 2400 k/cal besini
almaya yetmeyen insanlar “mutlak yoksul” olarak kabul edilmiĢtir. Mutlak
yoksulluk sınırı azgeliĢmiĢ ülkeler için kiĢi baĢına günde 1 $ kabul edilirken,
Latin Amerika ve Karaibler için bu sınır 2 $, Türkiye‟ nin de içinde bulunduğu
Doğu Avrupa ülkeleri için 4 $, geliĢmiĢ sanayi ülkeleri içinse 14.4 $ olarak
belirlenmiĢtir16.
Bir veya iki dolarlık gelirin yoksulluğun anlaĢılması açısından anlamlı
bir ölçüt olmadığı düĢünülmektedir. Örneğin bu ölçütle, ne bir veya iki dolarlık
gelirle yaĢamaya çalıĢanların nasıl bir yoksulluk yaĢadıklarını tahmin etmek,
ne de iki doların üstünde geliri olup yoksul sayılmayanların nasıl olup da
yoksulluktan kurtulduklarını anlamak mümkün değildir17.
Mutlak yoksulluk yaklaĢımının avantajları18:
1. Temel tüketim sepetinin güncellenmesi sistemi görece daha basittir ve
yaĢam maliyeti indeksindeki değiĢmeleri temel almaktadır.
2. Ekonomik yoksunluğu yaĢayan bireylerin ve hanehalklarının ekonomik
durumlarını iyileĢtirmek için önerilen programın maliyetinin tam olarak
hesaplanmasına olanak vermektedir.
15
Fikret Şenses, a.g.e., s. 63.
DPT, “Gelir Dağılımın İyileştirilmesi ve Yoksullukla Mücadele Özel İhtisas Komisyon
Raporu” Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Ankara, 2001, s. 104.
17
Meryem Koray, “Büyüyen Yoksulluk-Yoksunluk Sorunu ve Sosyal Hakların Sınırları”, İstanbul
Üniversitesi Sosyal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No:42, İstanbul, 2010, s. 6.
18
Yaser Awad, Nirit İsraeli, “Poverty and Income Inequality: An International Comparison”,
(Erişim)http://www.lisproject.org/publications/liswps/166.pdf#search=%22poverty%20and%20inc
ome%20inequalit, 14 Mayıs 2010, p. 5.
16
12
Dezavantajları ise19:
1. Temel
sepet
uzmanlar
(sosyolog,
ekonomist…)
tarafından
belirlendiğinden bu kiĢiler arasında herhangi bir uzlaĢma söz konusu
değildir.
2. Sepetin kompozisyonu sosyal destekleme bağlı olduğu kadar;
ekonomik, sosyal ve demografik değiĢkenlere de bağlıdır, bu yüzden
her bir ülkenin tüketim kalıpları dahil edilir. Evrensel ve standart bir
sepetin yokluğu uluslararası karĢılaĢtırma yapmayı zorlaĢtırmaktadır.
3. Toplumdaki makroekonomik ve sosyal değiĢmelere göre sepetin
periyodik olarak güncellenmesine gereksinim duyulur.
4. Gelir açıklarındaki yer değiĢtirmelere karĢı, sepetin kompozisyonu
duyarsızdır.
Mutlak yoksulluk kavramının yetersiz kaldığı yerlerde göreli (nisbi)
yoksulluk kavramı devreye girmektedir. Göreli yoksulluğun en yaygın tanımı;
maddi kaynakların, toplumda adet haline gelmiĢ veya en azından özendirilen
veya onaylanan normal etkinliklere katılımın, konfora ve yaĢam koĢullarına
sahip olmanın olanaksız veya son derece kısıtlı hale gelecek kadar yetersiz
kalması anlamına gelmektedir.
Göreli yoksulluk, toplumun ortalama refah düzeyinin belli bir oranının
altında olma durumunu ifade etmektedir. Yoksulluk çizgisinin belirlenmesinde
referans noktası, birey ve hanehalklarının ortalama refah düzeyidir. Refah
ölçüsü olarak tüketim düzeyi veya gelir düzeyi seçilebilmektedir. Fakat
yoksullukla
ilgili
geliĢmiĢ
ülkelerdeki
çoğu
araĢtırmada
yoksulluğun
belirlenmesinde tüketim yerine toplam gelir alınmaktadır. Toplam geliri belli
bir miktarın (yoksulluk çizgisi) altında olan birey veya hanehalkı yoksul olarak
tanımlanmaktadır. Göreli yoksulluk kavramında, yoksulluk çizgisini belirlemek
19
Yaser Awad, Nirit İsraeli, a.g.m., p.6.
13
için yapılan ortalama gelir düzeyinin belli bir yüzdesini, standart olarak % 50‟
sini, almaktadır20.
Göreli yoksulluk, birey ya da hanehalkının içinde yaĢadığı toplum
tarafından kabul edilen asgari bir yaĢam düzeyine sahip olup olmadığıyla
ilgilidir. Dolayısıyla göreli yoksulluk sınırı, bir ülkenin yaĢam düzeyini
yansıtması
ve
içerisindeki
eĢitsizliği
göstermesi
açısından
yardımcı
olmaktadır21.
Göreli yoksulluk yaklaĢımının avantajları22:
1. Piyasadaki gelir eĢitsizliği, vergi sistemi, transfer ödemeleri ve nüfus
büyümesindeki değiĢmeleri hesaba katar.
2. AraĢtırmacının her bir ülke için yoksulluk çizgisi oluĢturulabilmesi ile
uluslararası karĢılaĢtırmaya olanak verir.
Dezavantajları ise23:
1. Gelir dağılımının belirli bir yüzde dilimi olarak belirlenmesi nedeniyle,
yoksulluk çizgisinin oluĢturuluĢu keyfidir.
2. Ülkelerin genel eĢitsizlik ya da yoksulluk düzeyleri nedeniyle, ülkeler
arasındaki farklılıkların yaptığı katkıyı göz önüne almaz.
GeliĢmekte olan ülkelerde mutlak yoksulluğun yanı sıra göreli
yoksulluk da büyük olmaktadır. Bu açıdan alt gelir grubunda yer alan
ülkelerde nüfus dilimleri arasında küçük farklar olduğu görülürken, geliĢmekte
olan ülkelerde büyümenin çok adaletsiz bir gelir dağılımıyla birlikte yaĢandığı
anlaĢılmaktadır24.
Mutlak ve göreli yoksulluk kavramına ilk bakıĢta mutlak yoksulluk daha
makul, iĢlevsel ve yoksulluk sorununun ciddiyetine daha uygun görünse de
20
TÜSİAD, Türkiye’ de Bireysel Gelir Dağılımı ve Yoksulluk: Avrupa Birliği İle Karşılaştırma,
Ankara, TÜSİAD Yayınları, 2000, ss. 97-98.
21
Saliha Altıparmak, “Dünyada ve Türkiye‟ de Yoksulluk/Eşitsizlik ve Çocuklar”, Çocuk Dergisi,
İstanbul, Logos Yayıncılık, 2008, s. 82.
22
Yaser Awad, Nirit İsraeli, a.g.m., p. 7.
23
Yaser Awad, Nirit İsraeli, a.g.m., p. 7.
24
Meryem Koray, a.g.m., s. 8.
14
göreli yoksulluk yaklaĢımının yöntemsel eleĢtirisi göz ardı edilemez. Bu
nokta,
mutlak
yoksulluk
yaklaĢımı
çerçevesinde
yoksulluk
çizgisi
oluĢturmanın güçlükleri dikkate alındığında daha da belirginleĢmektedir 25.
1.3.2. Objektif Yoksulluk-Subjetif Yoksulluk
Yoksulluğun tanımlanmasında objektif yaklaĢım yoksulluğu neyin
meydana getirdiği ve kiĢileri yoksulluktan kurtarmak için nelerin gerektiği
konusunda önceden belirlenen, normatif, değerlendirmeleri içermektedir.
KiĢilerin elde ettiği toplam faydanın hesaplanmasında karĢılaĢılan güçlükler
nedeniyle
iktisatçılar
geleneksel
olarak,
objektif
yaklaĢımı
benimsemektedirler. Bu yaklaĢımı savunanlara göre bireyler her zaman
kendileri için neyin en iyi olduğunu değerlendirme yeteneğine sahip değildir.
Örneğin, yoksulluğun ölçülmesinde kullanılan hemen hemen tüm yöntemler
objektif yaklaĢımı benimseyerek asgari besin gereksinimi konusu üzerinde
durmaktadır. Oysa kiĢiler tükettikleri besin miktarı ve türleri konusunda çok
farklı değerlendirme ve tercihlere sahiptirler26.
Subjektif yoksulluk yaklaĢımı, yoksulluğun tanımlanmasını bireyin ve
hanehalkının değerlendirmesine bırakmaktadır. Büyük ölçekli anketler
yapılarak toplumun kabul ettiği minimum bir yaĢam standardının belirlenmesi
sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Burada yoksulluk düzeyinin ölçülmesi,
deneklerin kendi değerlendirmelerine göre, geçinebilmeleri için gerekli
gördükleri gelir düzeyi esasına göre belirlenen bir “öznel” yoksulluk çizgisine
dayanmaktadır. Bu varsayımdan hareketle belirlenen ve kavramsal düzeyde
mutlak ve göreli yoksulluk çizgisi de, diğer yoksulluk çizgileri gibi, yoksullarla
yoksul olmayanları birbirinden ayırmayı amaçladığından, bu durumda kendini
25
Harun Önder, Fikret Şenses, “Türkiye‟ de Yoksulluk ve Yoksulluk Düşüncesi”, İktisat, Siyaset,
Devlet Üzerine Yazılar, Der. Burak Ülman ve İsmet Akça, İstanbul, Bağlam Yayınları, 2005, ss.
199-221.
26
Coşkun Can Aktan, İstiklal Yaşar Vural, “Yoksulluk: Terminoloji, Temel Kavramlar ve Ölçüm
Yöntemleri”, s. 6.
15
yoksul hissetmeyenlerin yoksulluk çizgisinin üstünde, yoksul hissedenlerin
ise altında olması beklenmektedir27.
1977 yılında Goedhart, Halberstadt, Kapteyn ve Van Praag tarafından
geliĢtirilen
Leyden
Yoksulluk
Sınırı
bu
yaklaĢım
temel
alınarak
hesaplanmıĢtır. Yoksulluk sınırı hesaplanırken, kiĢilere ne kadar gelir elde
ederlerse geçinme düzeylerinin; çok kötü, kötü, yetersiz, yeterli, iyi, çok iyi
olacağı konusunda sorular yöneltilmektedir. KiĢiler kendi yaĢam düzeylerine
göre yanıt vermektedirler. Yapılan değerlendirmelerin sonucunda ise daha
çok fertlerin kendileri için belirledikleri sınırlar ortaya çıkmaktadır 28.
Objektif
yaklaĢım,
yoksulluğu
neyin
oluĢturduğu
ve
insanları
yoksullaĢtırıcı durumlarından çıkarmak için neye gereksinim duyulduğu gibi
normatif yargıları içerirken subjektif yaklaĢım, daha çok bireysel faydaya ve
insanların tercihlerine vurgu yapmaktadır. Her iki yaklaĢım da amaçları
doğrultusunda yoksulluk çizgisi belirlemektedir.
1.3.3. Gelir Yoksulluğu-Ġnsani Yoksulluk
Gelir yoksulluğu yaĢamı sürdürmek veya asgari yaĢam standardını
karĢılamak için kiĢi ya da hanehalkının ihtiyaç duyduğu temel gereksinimlerin
karĢılanması bakımından yeterli miktarda gelirin elde edilememesi durumu
olarak tanımlanabilmektedir. Gelir yoksulluğu hesaplamalarında genellikle bir
yaĢam düzeyini sağlamak için gerekli gelir, yoksulluk sınırı olarak
tanımlanmaktadır. Yoksulluk sınırı altında bir gelir/tüketim seviyesine sahip
olan kiĢi veya hanehalkı yoksul olarak adlandırılmaktadır29.
Yoksulların
yalnızca
gelir
ve kaynaklardan
değil diğer bütün
unsurlardan yoksun olmaları dikkate alınarak 1997‟ de BirleĢmiĢ Milletler
27
Fikret Şenses, a.g.e., ss. 93-94.
Güzin Erdoğan, “Türkiye‟ de ve Dünyada Yoksulluk Ölçümleri Üzerine Değerlendirmeler”,
Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ed. C. Can Aktan, Ankara, Hak-İş Konfederasyonu Yayını,
2002, s. 8.
29
Coşkun Can Aktan, İstiklal Yaşar Vural, “Yoksulluk: Terminoloji, Temel Kavramlar ve Ölçüm
Yöntemleri”, s. 6.
28
16
Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayınlanan Ġnsani GeliĢme Raporu‟
nda “insani yoksulluk” kavramı geliĢtirilmiĢtir. Ġnsani yoksulluk kavramı, insani
geliĢme ve insanca yaĢam için parasal olanakların yanı sıra temel
gereksinimlerin karĢılanabilmesi için iktisadi, sosyal ve kültürel bazı
olanaklara sahip olmanın da gerekli olduğu varsayımına dayanmaktadır 30.
UNDP tarafından hazırlanan raporda sosyo-ekonomik geliĢme düzeyi baĢlıca
üç kriterden yola çıkılarak hesaplanmaktadır:
1. Refah Standardı: KiĢi baĢına düĢen milli gelirin yerel seçim
maliyetlerine uyarlanmasıyla hesaplanmaktadır. Buna satın alma
paritesi de denilmektedir.
2. Eğitim
Standardı:
Ġnsani
geliĢme
endeksinin
eğitim
kriterinin
hesaplanmasında iki faktörden yararlanılmaktadır. Birincisi, yetiĢkinler
arasındaki okuma-yazma oranı ikincisi ise, ortalama eğitim düzeyidir
(okullaĢma oranı).
3. Sağlık Standardı: Bir ülkedeki ortalama yaĢam süresi beklentisi esas
alınarak sağlık standardı insani geliĢme endeksine dahil edilmektedir.
Ġnsani
yoksulluk
yaklaĢımı
yoksulluk
sınırını,
gelir
yoksulluğu
yaklaĢımına göre yalnızca maddi olanaklar için değil aynı zamanda kiĢi ya da
hanehalkının
sosyal
ve
kültürel
bazı
olanaklara
ulaĢıp
ulaĢmadığı
konusundaki yeterliliği üzerine belirlemektedir.
1.3.4. Kırsal Yoksulluk-Kentsel Yoksulluk
Yoksulluk yaĢanılan yere göre de kırsal yoksulluk ve kentsel yoksulluk
olarak sınıflandırılabilmektedir. YerleĢim birimlerinin bazı kriterler dolayısıyla
farklı oluĢu, buralarda yaĢanan yoksullukların da birbirlerinden farklı olmasına
neden olmuĢtur. Kırsal alanlarda yaĢanan yoksulluk daha çok tarım ve
hayvancılık sektörüne göre belirlenirken, kentsel alanlarda yaĢayanların
yoksulluğu hizmetler ve sanayi sektöründe ağırlık kazanmaktadır.
30
UNDP, Human Devolopment Report 1997, New York, Oxfort University Press, 1997, pp. 15-16.
17
Kırsal yoksulluk kentlere göçü tetiklemektedir. Eğer kentlerde göçü
kaldırabilecek istihdam, sosyal güvenlik yapıları, barınma olanakları vb.
yoksa
kırsal
yoksulluk
kentsel
yoksulluğa
dönüĢmektedir.
Kentsel
yoksulluğun, genel yoksulluktan ayırıcı tarafı, küreselleĢme sürecinin
etkisiyle, daha önce yoksulluk sorunu olmayan kitlelerin yoksul hale gelmesi,
bu yoksulluğun görece kalıcı olması ve bu özellikteki kitlenin giderek
toplumsal ve mekânsal süreçlerden dıĢlanmasıdır. Kentsel yoksulların iki
dezavantajı beraber yaĢadıkları açıkça görülmektedir: Bir yandan bireysel
olarak bir yoksulluk durumu yaĢamaktayken; diğer yandan da, kendilerinin
yaĢam Ģartlarını iyileĢtirme çabalarını destekleyecek bilgi/beceri/sosyal
bağlantıya
sahip
insanlarla
bir
arada
olma
Ģansını
yitirmektedirler.
Yoksulluğun mekana göre tanımlanmasında, kentsel yoksulluğun bir biçimi
olarak, yüksek iĢsizlik ve kötü barınma koĢulları içeren, kentlerin belli
yerlerinde daha çok yoğunlaĢmıĢ semt yoksulluğu adını alan “getto
yoksulluğundan” da söz edilmektedir31.
Yapılan çalıĢmalarda, Türkiye‟ de yoksulluğun kentsel yerler kaynaklı
artıĢ gösterdiği ve kırsal yerlerdeki yoksulluk oranındaki artıĢın ötesinde
yoksulluğun derinleĢtiği ve yoksullar arası gelir eĢitsizliğinin artarak sorunu
daha da ağırlaĢtırdığı görülmektedir32.
1.4. YOKSULLUK ÖLÇÜTLERĠ
Yoksulluk, kavramı itibariyle birçok boyutu olması nedeniyle farklı
açılardan, çok yönlü olarak analiz edilmesi gereken bir olgudur. Yoksulluğun
geçen zaman boyunca kapsamının giderek değiĢmesi ve geniĢlemesi, tek bir
ölçüm yönteminin olmasına olanak vermemiĢtir. Dolayısıyla, bunun yerine
ikame edecek baĢka birçok ölçüm yöntemi geliĢtirilmiĢtir.
31
Doğan Bıçkı, “Kentsel Yoksulluğun Yapısal Faktörlerle Analizi: Ekonomik ve Politik Yapının
Yeniden Örgütlenmesi; Karşılaştırmalı Bir Analiz”, “İş, Güç” Endüstri İlişkileri ve İnsan
Kaynakları Dergisi, Cilt.7, Sayı.1, Yalova, 2005, ss. 2-7.
32
Özcan Dağdemir, “Türkiye Ekonomisinde Yoksulluk Sorunu ve Yoksulluğun Analizi:1987-1994”,
Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ed. C. Can Aktan, Ankara, Hak-İş Konfederasyonu Yayını,
2002, s. 13.
18
Yoksulluğun ölçülmesi için ilk olarak yoksulluk sınırının belirlenmesi
gerekmektedir33. Yoksulluk sınırı yoksul olanla olmayanı birbirinden ayırmaya
yarayan bir çizgidir. Yoksulluk sınırı belirlendikten sora, hangi ölçüm
yönteminin kullanılacağına karar verilmelidir.
Yoksulluların, yoksulluk sınırına göre konumlarını ve kendi içlerindeki
eĢitsizlik düzeylerini ölçmek için geliĢtirilen bu ölçüm yöntemleri ile, farklı
ülkelerin yoksulluk sınırını karĢılaĢtırmak veya bir ülkenin yıllar itibariyle
yoksulluk seyrini bilmek mümkündür.
Yoksulluğun doğru tespit edilmesinin önemi, yoksulluğu önleme
stratejilerinin baĢarısını da etkilemektedir. Yoksulluk hesaplamasındaki
etkinlik, optimal yardımın sağlanması için de gereklidir. Çünkü etkili bir
Ģekilde yürütülecek olan yoksulluğu önleme stratejileri, marjinal verimliliğin
söz konusu olduğu kaynak dağılımını sağlayacaktır. Yardımların yoksulluğu
önleme amacına tam olarak hizmet edememesi, her Ģeyden önce mevcut
problemi daha fazla arttıracaktır. Bunun yanında politika yaratma ve
uygulama giriĢimlerine olan güveni de olumsuz yönde etkileyecektir 34.
Yoksulluk
ölçütü,
sosyal
refah
kaybının
ölçüsü
olarak
da
yorumlanmaktadır. Bu sosyal refah kaybı yoksul olmanın kaybı ve daha çok
yoksullaĢmanın kaybı olmak üzere iki Ģekilde olmaktadır. Yoksul olmanın yol
açtığı kayıpta, bir birey yoksullaĢtığında o birey için yoksulluk düzeyi gıda
sepetini satın almanın maliyeti yükselmektedir. Daha çok yoksullaĢmanın
kaybı ise yoksul bir bireyin daha çok yoksullaĢmasını ve yoksulluğun
Ģiddetinin daha çok artmasını yansıtmaktadır. Kafa Sayısı Endeksi bunların
ilkiyle ilgiliyken Sen Endeksi, Foster, Greer ve Thorbecke (FGT) Endeksi vb.
yoksulluk ölçütleri ikinciyle ilgilidir35.
33
Özcan Dağdemir, a.g.m., s.3.
Gülsüm Gürler Hazman, “Kentsel Yoksulluk Sorunu ve Belediyelerin Rolü”, Türk İdare Dergisi,
Sayı 467, Ankara, Haziran 2010, s.140.
35
Seda Şengül, Türkiye’ de Yoksulluk Profili ve Gelir Gruplarına Göre Gıda Talebi, Yayın No:
119, Ankara, Mart 2004, (Erişim) http://www.aeri.org.tr/PDF/119-PRYoksulluk.pdf, 5 Nisan
2010, s.51.
34
19
1.4.1. Kafa Sayısı Endeksi
Kafa sayısı endeksi, daha çok yoksulluğun yaygınlığını ölçmektedir.
Yoksulluk ölçümlerinde kullanılan en basit ve yaygın olarak kullanılan bu
yöntem yoksulluk oranı olarak da anılmaktadır. Ancak bu yöntem,
yoksulluğun nisbi olarak azalmasına yönelik olarak geliĢtirilen politikaların
etkisini ölçmek bakımından sınama amacıyla kullanması durumunda bir
anlam ifade etmektedir36.
Yoksulluğun toplumda ne kadar sık görüldüğünü araĢtırmak amacıyla,
yoksulluk sınırı altında yaĢayan yoksul miktarının bütün nüfusa oranının
yüzde biçiminde ifade edilmesidir.
q: Yoksulluk sınırı altında yer alan yoksulların sayısı
n: Toplam nüfus ve hanelerin sayısı
Kafa Sayısı Endeksi
Bu endeksten, gelir dağılımından bağımsız olarak, yoksulluk sınırı
altında yaĢayanların toplam nüfus içindeki oranında meydana gelen
değiĢikleri izlemek için yararlanılabilmektedir. En büyük avantajı da verilere
ulaĢmanın ve hesaplanmasının ve anlaĢılmasının kolay olmasıdır.
Bu endeksin en önemli eksikliği yoksulluğun Ģiddeti hakkında bir
anlam
ifade
etmemesidir.
Aynı
zamanda
yoksulluğun
derecesi
ve
yoksulluğun dağılımı hakkında bilgi vermemektedir. Yine yoksulluk sınırı
altında bulunan kiĢi ve hanehalkının gelirlerindeki azalmalara ve gelir
transferlerine karĢı da duyarsızdır37. Amartya Sen‟ in de belirttiği gibi bu
endekste yoksul bir kiĢi daha da yoksullaĢtığında endekste artıĢ olmazken,
bu kiĢi öldüğünde yoksulluk oranı düĢmektedir. Diğer yandan yoksul
36
Müzeyyen Pamuk, “Türkiye‟ de Kırsal Yerlerde Yoksulluk”, Yoksullukla Mücadele Stratejileri,
Ed. C. Can Aktan, Ankara, Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002, s. 8.
37
Nanak Kakwani, Income Inequality and Poverty Methods of Estimation and Policy
Applications, USA, Oxford Universty Press, 1980, p. 328.
20
hanehalklarının yoksulluk sınırın yakınlarında yoğunlaĢması durumunda
yoksulluk sınırındaki küçük değiĢiklikler dahi yoksulluk oranında büyük
değiĢikliklere yol açabilmektedir38. Bu eksiliklerin yerini doldurmak üzere,
yoksulluk açığı endeksi ve Gini katsayısı ölçütleri geliĢtirilmiĢtir.
1.4.2. Yoksulluk Açığı Endeksi
Yoksulluk açığı endeksinin en genel tanımı, yoksulların yoksulluk sınırı
üzerine çıkabilmeleri için gerekli ortalama gelir düzeyini gösteren bir derinlik
ölçütüdür39. Daha çok kafa sayısı endeksine olan eleĢtirilerden yola çıkarak
yoksulluğun Ģiddetini analiz etmeye yönelik bir yöntemdir. Bu endeks yoksul
miktarına, teker teker yoksulluk sınırından çıkarılan yoksul birey toplamının
bölünmesiyle bulunmaktadır40.
Yoksulluk açığı ölçüsü ile yoksulluk sınırı altında kalan herkesin bu
sınıra ulaĢmasını sağlayacak toplam gelir miktarı belirlenmektedir. Diğer bir
deyiĢle yoksulluk açığı, yoksulluk sınırı (a) ile bu sınır altında yaĢayan tüm
insanların gerçek gelir düzeyleri (b) arasındaki açığın (a-b) büyüklüğü ile
ölçülmektedir. KiĢi baĢına tüketim veya gelir açısından yoksulluk sınırının
altında
kalanların
oranından
hareketle
yoksulluk
açığı
endeksi
hesaplanmaktadır. Endeks, yoksullarla yoksulluk çizgisi arasındaki açığı
yüzdelik olarak ortaya koymaktadır 41. Yoksulluk açığı ne kadar büyük olursa,
o derece derinleĢtiğini, Ģiddetlendiğini göstermektedir. Gelir açığı negatif
eğimli olmaz, bir kiĢinin geliri yoksulluk çizgisinin üzerindeyse yoksulluk açığı
sıfırdır42.
38
Fikret Şenses, a.g.e., ss.65-66.
Seda Şengül, a.g.e., s. 53.
40
Muhteşem Kaynak, Kalkınma İktisadı, 2003-2004 Dönemi Ders Notları, Ankara, Gazi Kitabevi,
2005, s. 47.
41
Ayşe Meral Uzun, “Yoksulluk Olgusu ve Dünya Bankası”, Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve
İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, Sivas, s. 157.
42
Müzeyyen Pamuk, a.g.m., s. 8.
39
21
Yıllık Gelir
Yıllık Gelir
A Ülkesi
0
B Ülkesi
Yoksulluk
Yoksulluk
Açığı
Açığı
50
100
0
Nüfusun Yüzdesi
a) Görece Daha Büyük Yoksulluk Açığı
50
100
Nüfusun Yüzdesi
b) Görece Daha Küçük Yoksulluk Açığı
Kaynak: CoĢkun Can Aktan, Ġstiklal YaĢar Vural, a.g.m., s. 28.
ġekil 1: Yoksulluk Açığı
Yoksulluk çizgisi altındaki bir kiĢinin gelirindeki azalma, diğer Ģartlar
aynı kaldığında yoksulluk ölçüsünü arttırmaktadır. Ancak az yoksul bir kiĢiden
daha yoksul bir kiĢiye yapılacak transfer, yoksulluk açığı ölçüsünü
etkilememektedir43. Yoksulluğun derinliğini göstermekte baĢarılı olan bu
ölçüm yöntemi yoksullar arası gelir dağılımı göz ardı etmekte ve yoksulların
sayısını göstermemektedir. Gelir transferi söz konusu olduğunda ne kafa
sayısı endeksi ne de yoksulluk açığı endeksi değiĢiklikleri göstermediğinden
buna duyarlı baĢka ölçütlerinin ortaya konmasına neden olmuĢtur.
43
TÜSİAD, Türkiye’ de Bireysel Gelir Dağılımı ve Yoksulluk: Avrupa Birliği İle Karşılaştırma.,
s. 175.
22
1.4.3. Gini Katsayısı
Gini
katsayısı,
yoksul
hanehalkı
arasındaki
gelir
eĢitsizliğini
tanımlamak amacıyla geliĢtirilmiĢ ideal bir gelir eĢitsizlik ölçütü olarak kabul
edilmektedir. Yoksul hanehalkları arasındaki gelir eĢitsizliğinin artması,
yeterince beslenemeyenlerden iyi durumdaki yoksullara, yoksullar arası gelir
dengesizliğinin arttıran bir gelir transferine iĢaret ederken, yoksulluğun
Ģiddetinin artmıĢ olduğunu göstermektedir44.
Gelir Yüzdesi
L
70
30
5
0
20
40
80
T
Nüfus Yüzdesi
Kaynak: Recep Dumanlı, Yoksulluk ve Türkiye’deki Boyutları, Ankara, DPT Yayını, 1996,
s. 29.
ġekil 2: Lorenz Eğrisinde Gini Katsayısı Uygulaması
ġekle göre, eğer nüfusun %20‟ si gelirin %5‟ ini alır, nüfusun %80‟ i de
gelirin %70‟ ine birden sahip olursa, gelir dağılımında adaletsizlik var
demektir. Gini katsayısının değeri 0 ve 1 arasında olup, 0‟ a yakın bir değer
alırsa adil, 1‟ e yakın olursa da bozuk gelir dağılımına yaklaĢıldığını
göstermektedir.
44
Özcan Dağdemir, a.g.m., s. 5.
23
1.4.4. Sen Endeksi
Sen‟ in yoksulluk endeksi (1976), kafa sayısı endeksi ve yoksulluk
açığı endeksinin eksikliklerinden yola çıkarak, bu iki endeksin Gini katsayısını
(yoksullar arasındaki gelir dağılımını) içine alarak birleĢtirilmesiyle gündeme
gelmiĢtir45. Kafa sayısı endeksi, yoksulluk açığı endeksi ve Gini katsayısı
birleĢtirildiğinde denklem;
P= H [ I + ( 1 – I ) G ] Ģeklindedir.
P: Sen Endeksi,
H: Yoksul KiĢi Oranı,
I: Yoksulluk Açığı Oranı,
G: Yoksullar Arası Gelir EĢitsizliği Katsayısı.
Bu yolla Sen Endeksi, en yoksul kiĢilerin gelirini eĢiğe daha yakın olan
kiĢilerin gelirine göre daha ağır bir biçimde hesaplamaktadır. Ancak, gelir “0”
olarak bildirilirse (fiziksel olarak imkansız) ya da veri düĢük gelirli
hanehalklarını yoksul olarak kabul ediyorsa, Sen ölçüsü yoksulluğun derinliği
ve yoğunluğu konusunda doğru olmayacaktır 46.
Sen Endeksi, bir anlamda yoksulluk açığının tartılı toplamı olarak
değerlendirilebilir. Yoksullar arasında tam eĢitsizlik durumunda (G=1) Sen
Endeksi, yoksulluk oranına (H) eĢit olur. Yoksullar arasında tam eĢitlik varsa
(G=0), Sen Endeksi yoksulluk açığı oranına (I) eĢit olmaktadır47.
Sen‟ in geliĢtirdiği endeksin üç farklı özelliği vardır48. Buna göre:
1. Yoksulların dıĢında kalan kesimin gelirleri ölçüme dahil değildir. Ölçüm
ancak, yoksul kesimdekilerin gelirlerine göre yapılır. Bu anlayıĢ, hem
45
Fikret Şenses, a.g.e., s. 66.
David Jesuit, Timothy Smeeding, Povert Levels In The Developed World, Luxembourg Income
Study Working Paper Series, No:321, 2002, pp. 6-7.
47
TÜSİAD, Türkiye’ de Bireysel Gelir Dağılımı ve Yoksulluk: Avrupa Birliği İle Karşılaştırma,
s. 186.
48
Recep Dumanlı, a.g.e., s. 35.
46
24
yoksulluk açığı hem de kafa sayısı endekslerinin içeriklerine uygun
olduğu gibi, Gini katsayısı için de gerekli özellikleri taĢımaktadır.
2. Yoksulların geliri azalınca yoksulluk endeksi artıĢ gösterir ve
yoksulluğun artmakta olduğunu haber verir. Bu anlayıĢ, kafa sayısı
endeksi ve Gini katsayısı için gerekli özellikleri taĢımayıp, yalnızca
yoksulluk
açığı
endeksi
açısından
uygun
özelliklere
sahip
bulunmaktadır.
3. Yoksulların gelir değiĢimlerini, özellikle gelir transferleri açısından
dikkate almaktadır. Gelir transferleri yapılmadan önceki gelirlerle
yapıldıktan sonraki gelirler birbirinin aynı olmamaktadır. Aynı zamanda
gelir transferi yapılan yoksulla, yapılmayan yoksul arasındaki gelir
durumu da farklılaĢmaktadır. Her iki açıdan, gelirde transferler yoluyla
ortaya çıkacak değiĢim büyük önem taĢımaktadır. Çünkü gelir transferi
yapıldıktan sonra, yoksulluk endeksi de artıĢ gösterme eğiliminde
olmaktadır. Bu anlayıĢ kafa sayısı endeksi ve yoksulluk açığı endeksi
için gerekli olan özelliklere sahip değildir. Sadece Gini katsayısına
uygun düĢmektedir.
Sen Endeksi‟ nin en önemli katkısı, “yoksul bir hane halkının geliri
düĢtüğünde
yoksulluk
endeksinin
artması
gerekir”
ve
“yoksul
bir
hanehalkından daha yüksek gelirli bir hanehalkına gelir transfer edildiğinde
yoksulluk endeksinin artması gerekir” savlarının koĢullarını yerine getirerek
kafa sayısı endeksinin bazı temel eksikliklerini gidermesi olmuĢtur 49.
Sen Endeksi, yoksulların gelirine bağlı olmaktadır ve göreli bir
yoksulluk çizgisi seçilmedikçe yoksulluk çizgisinin üzerindeki kiĢilerin
gelirlerindeki değiĢime karĢı duyarsızdır50.
49
50
Fikret Şenses, a.g.e., s. 66.
Michael F. Förster, “Measurement of Low Incomes and Poverty In A Perspective of International
Comparisons”, Labour Market and Social Polcy Occasional Papers, No:14, Paris, 1994, p. 43.
25
1.4.5. Foster, Greer ve Thorbecke (FGT) Endeksi
Yoksulluk ölçüm yöntemlerine iliĢkin yürütülen kapsamlı çalıĢmalar
içinde en anlamlı katkının Foster, Greer ve Thorbecke (1984) tarafından
geliĢtirilen endeks olduğu söylenebilir. Bu endeksin önemi, kafa sayısı
endeksi ve yoksulluk açığı endeksine getirilen temel eleĢtirileri gidermesi ve
bunların dıĢında iki konuda daha katkıda bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Birincisi, endeksin toplam yoksulluğu değiĢik alt gruplara ayrıĢtırabilme
özelliği ile ilgilidir. Bu endeks yoluyla, yoksul kitle birbirinden kesin çizgilerle
ayrılmıĢ değiĢik sosyo-ekonomik veya bölgesel gruplara bölünebilmekte ve
bunlara iliĢkin yoksulluk oranları ayrı ayrı hesaplanabilmektedir. Alt gruplara
iliĢkin endeksler bunların nüfus paylarıyla ağırlıklandırılarak toplandığında da
toplam yoksulluk oranı olarak gözlenebilmektedir. Böylelikle yoksulların
sayısının ötesinde, yoksulluğun derinliği ve değiĢik gruplar arasındaki göreli
yoğunluğa iliĢkin bilgilere ulaĢılmıĢ olmaktadır. Ayrıca, yoksulluğun (diğer alt
gruplarda sabitken) bir alt gruba düĢmesi sonucunda toplam yoksulluğun
düĢmesi sonucunda toplam yoksulluğun düĢmesi koĢulunu sağlamaktadır.
Ġkinci katkısı ise, yoksul grupların gelirlerindeki artıĢların diğer gruplardaki
artıĢlara kıyasla daha fazla fayda sağlayacağı yaklaĢımıyla yoksulluğa karĢı
tepkinin derecesine koĢut olarak artan bir yoksulluk tepkisi katsayısı
içermesinden
ve
bölüĢüm
sorunlarına
duyarlı
olmasından
kaynaklanmaktadır51.
FGT endeksi, Sen‟ in Tekdüze ve Transfer aksiyomuna ek olarak
Transfere Duyarlı aksiyomunu da sağlamaktadır. Tekdüze aksiyomu, “diğer
koĢullar sabitken, yoksul hanehalkının gelirindeki azalma yoksulluk ölçütünü
arttırmalıdır” Ģeklinde tanımlanırken; Transfer aksiyomu, “yoksul hanehalkının
gelirinden daha az yoksul bir hanehalkının gelirine yapılan aktarma yoksulluk
ölçütünü aktarmalıdır” Ģeklinde tanımlanmaktadır. Aktarıma Duyarlı aksiyom
ise, Kakwani (1980) tarafından önerilmiĢtir ve en yoksullar arasındaki
transferi açıklamaktadır. Buna göre, gelir aktarımı, bir yoksul hanehalkından,
51
Fikret Şenses, a.g.e., ss. 67-68.
26
geliri daha az olan diğer bir yoksul hanehalkına yapıldığında, yoksulluk
ölçütünün büyüklüğündeki artıĢ, daha yüksek gelirli bir yoksul için daha küçük
olmalıdır52.
FGT endeksi ile en genel yoksulluk ölçümü aĢağıdaki formülle ifade
edilmektedir53;
Pα =
α
,0≤α
Pα: Foster, Greer ve Thorbecke endeksini,
q: Yoksulluk sınırı altında yer alan yoksul sayısını,
yi: Yoksulluk sınırı altında gelire (harcamaya) sahip olan i‟ inci
bireyin/hanenin gelirini (veya harcamasını),
n: Toplam nüfusu veya hanelerin sayısını göstermektedir.
FGT endeksi, α=0 olduğunda kafa sayısı endeksine; α=1 olduğunda
yoksulluk açığı endeksine ve α>2 olduğunda da kendisine eĢit olur. Ayrıca
α>0 olduğunda Tekdüze aksiyomunu, α>1 olduğunda Transfer aksiyomunu,
α>2 olduğunda Transfere Duyarlı aksiyomunu sağlamaktadır.
Yoksulların gelir sıralamasına göre ağırlıklandırmayı ifade eden Sen
endeksinin aksine, FGT endeksi açığın kendi ağırlığını almaktadır. Çünkü
yoksulluk, yoksulluk sınırının altındaki yoksul sayısına değil, yoksulların
halihazırdaki geliriyle yoksulluk sınırı arasındaki farka bağlıdır54.
52
James Foster, Joel Greer, Erik Thorbecke, “A Class of Decomposable Poverty Measures”, The
Econometrica Society, Vol. 52, No.3, New York, 1984, pp. 762-763.
53
Seda Şengül, a.g.e., s. 55.
54
Seda Şengül, a.g.e., s. 56.
27
1.4.6. BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programları Yoksulluk Endeksleri
Yoksulluğun sadece parasal Ģekilde (gelir yoksulluğu) ölçülmesinin
yanı sıra bazı sosyal göstergeler temelinde de yoksulluk ile ilgili sonuçlar bir
araya getirilmeye çalıĢılmıĢtır55. Yoksulluğu farklı tanımlara göre ölçebilmek
için, gelir ve tüketim verileri, eğitim, sağlık vb. sosyo-ekonomik unsurlarla
desteklenerek ve bu kıstaslardan birkaçının birlikte kullanılmasıyla karma
(bileĢik) göstergeler oluĢturulmaktadır. Örneğin, yoksulluğu çeĢitli boyutlarıyla
değerlendirebilmek için gelir ve tüketim verilerinin, eğitim ve sağlık hizmetleri,
fiziksel özürlülük ve engellilik gibi yoksulluktan çıkıĢı güçleĢtiren kiĢisel
özelliklere iliĢkin göstergelerle bir arada, tek bir endekste birleĢtirilmesi
gerekmektedir56.
BileĢik endekslerde kullanılan göstergeler arasında bebek ölüm
oranları, doğumda yaĢam beklentisi, ilk ve orta öğretimde okullaĢma oranı
yanı sıra güvenli içme suyuna, kamu mallarına ve ortak mülkiyet
kaynaklarına eriĢim, iĢsizlik oranı, reel asgari ücret düzeyi, Gayri Safi Yurtiçi
Hasıla
(GSYH)
içinde
emek
gelirlerinin
payı
gibi
göstergeler
de
kullanılmaktadır57.
UNDP ekonomik büyümenin her zaman insani geliĢmeye yol açmadığı
fikrinden hareketle 1990 yılından beri çeĢitli bileĢik endeksler geliĢtirmiĢtir.
BileĢik endeksler kısıtlı verilere rağmen yaĢam kalitesi için önemli olabilecek
bütün unsurları içerme amacıyla oluĢturulmaktadır. UNDP ilk 1990 yılında
insani
geliĢme
kapsamadığı
endeksinin
düĢüncesi
ile
toplumun
1997
en
yoksul
yılında
insani
kesimini
yoksulluk
yeterince
endeksi
oluĢturulmuĢ ve ardından her yıl bu endeksler geliĢtirilmiĢtir. UNDP her yıl
ülkelerin
ekonomik
büyümelerinin
ne
kadarını
insani
geliĢmeye
dönüĢtürebildiklerini bu endeksler ile belirleyerek yayınlamaktadır.
55
Julio
Boltvinik,
“Poverty
Measurement
Methods-An
Overview”,
(Erişim)
http://hdr.undp.org/docs/network/hdrstats_net/Pov_Meas_methods.pdf, 24 Ekim 2010, p. 5.
56
Fikret Şenses, a.g.e., s. 99.
57
Fikret Şenses, a.g.e., s. 100.
28
Küresel ölçekte yoksulluk ve kalkınma göstergeleri olarak kullanılan,
insani geliĢme endeksi ve insani yoksulluk endeksleri, ülkelerin yoksulluk ve
kalkınmıĢlık seviyeleri hakkında bilgi veren önemli göstergelerdir. Bu
endekslerin bileĢenlerinde oluĢan iyileĢme, endeks değerlerinin yükselmesini
sağlamaktadır58.
Ekonomik Kriter
Refah Standardı
Sosyal Kriter
Eğitim Standardı
Sağlık Standardı
Yerel Geçim
Maliyetlerine
UyarlanmıĢ GSYH
(Satın Alma Gücü
YetiĢkinler
Ortalama Eğitim
Ortalama YaĢam
Arasındaki Okuma-
Süresi (OkullaĢma
Süresi Beklentisi (Yıl)
Yazma Oranı (%)
Oranı)
Paritesi Ġle)
ĠNSANĠ GELĠġME ĠNDEKSĠ DEĞERĠ
Kaynak: C. Can Aktan, “Dünya‟da ve Türkiye‟de Ġnsani GeliĢme”, Yoksullukla Mücadele
Stratejileri, Ankara, Hak-ĠĢ Konfederasyonu Yayını, 2002, s. 3.
ġekil 3: UNDP AraĢtırmasına Göre Ġnsani GeliĢme Endeksi Kriterleri
58
Bernur Açıkgöz, Recep Kök, Serdar İspir, “Küreselleşme Kurgusuna Yönelik Hipotez Testleri:
Yoksulluk Olgusu Üzerine Seçilmiş Ülkeler Deneyimi (1997-2003)”, Süleyman Demirel
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 13, Sayı 1, Isparta, 2008, s. 355.
29
1.4.6.1. Ġnsani GeliĢme Endeksi
UNDP 1990 yılında, istikrar politikalarında kullanılan ve ülkenin iktisadi
üretimini gösteren, kamuoyunda refah göstergesi olarak da anılan Gayri Safi
Milli Hasıla (GSMH) ve GSYH‟ nın yerine kullanılmak üzere insani geliĢme
endeksini oluĢturmuĢtur.
Ġnsanların sağlıklı bir yaĢam, eğitim ve gelir imkânlarının olup
olmaması ile ilgilenen insani geliĢme endeksi, diğer ölçüm yöntemlerinde
olduğu gibi küresel anlamda ülkeler arasında farklılıkları ortaya koyarken,
ulusal anlamda bölgeler arasındaki farklılıkları ortaya koymaktadır.
Ġnsani geliĢme endeksinin hesaplanmasında, kiĢi baĢına düĢen milli
gelir, eğitim ve ömür beklentisi olarak üç temel gösterge esas alınmaktadır.
Bu üç temel göstergede endeksleri hesaplamak için Tablo 1‟ de görülen
maksimum ve minimum değerler seçilmektedir.
Tablo 1: Ġnsani GeliĢme Endeksinin Hesaplamasında Kullanılan Maximum
ve Minimum Değerler
Maksimum
Değer
Minimum Değer
Doğumda YaĢam Beklentisi
85
25
YetiĢkin Okur-Yazarlık Oranı
100
0
BileĢik OkullaĢma Oranı
100
0
KiĢi BaĢına DüĢen GSYH (SGP* ABD
$)
40.000
100
*SGP: Satın Alma Gücü Paritesi
Kaynak: Tolga KabaĢ, “GeliĢmekte Olan Ülkelerde Yoksulluğun Nedenleri ve Yoksullukla
Mücadele Yolları”, YayınlanmamıĢ Tez, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Ġktisat Anabilim Dalı, Adana, 2009, s. 31.
Endeks = (Gerçek Değer - Minimum Değer) / (Maximum Değer –
Minimum Değer), formülüyle hesaplanan her endeks (ömür beklentisi, eğitim
30
ve GSYH) “0” ile “1” arasında değer alır. Bunun sonrasında, insani geliĢme
endeksi bu boyut endekslerinin, basit ortalaması alınarak hesaplanır.“1”e
yaklaĢması
durumunda
insani
geliĢme
endeksi
iyileĢme
gösteriyor
demektir59.
Ġnsani GeliĢme Endeksi = 1/3 (yaĢam beklentisi endeksi) + 1/3 (eğitim
endeksi) + (GSYH beklentisi)
Ġnsani kalkınma ve yoksulluk ile mücadele etmeyi teĢvik etmemize
neden olan sebepler vardır60;
1. “Kendisinin de bir amaç olmasıdır.
2. Ġyi beslenmiĢ, sağlıklı, eğitimli, becerikli bir emek gücü en önemli
üretken varlığı oluĢturur.
3. Amaçlanan aile büyüklüğünü düĢürerek, nüfusun büyümesini azaltır.
Bebek ölümlerini azaltan ve genel sağlık standartlarını yükselten bir
politikanın
daha
düĢük
bir
nüfus
büyümesine
yol
açması
paradoksaldır. Daha çok yaĢayan kiĢi demek daha fazla doyuracak
insana sahip olmak demektir.
4. Ġnsani kalkınma, fiziksel çevre için iyidir.
5. AzaltılmıĢ yoksulluk; sağlıklı toplum demokrasi ve daha büyük bir
sosyal istikrara katkı sağlayıcıdır.
6. Politik cazibesi ile sivil sorunları azaltır.”
1.4.6.2. Ġnsani Yoksulluk Endeksi
Ġnsani geliĢme yaklaĢımıyla, ülkelerin halklarına sundukları kalkınma
faydası ile ülkelerin toplam refahını ölçerken, yoksunluk olgusuna yeterince
değinemediğinden dolayı 1997 Ġnsani GeliĢme Raporunda, insani geliĢme
kavramına ek olarak insani yoksulluk kavramı geliĢtirilmiĢtir. Bu kavramla
59
60
UNDP, Human Development Report 2004, New York, Oxforf University Pres, 2004, p.259.
Paul Streeten, “Human Development: Means And Ends”, The American Economic Review, Vol.
84, No. 2, New York, May 1984, p. 232.
31
insani yoksulluk somut olarak tanımlanmaya, izlenmeye ve insanların
yaĢadıkları yoksunluğu açıklamaya çalıĢılmıĢtır. Ġnsani yoksulluk yaygın olan
yoksulluk yaklaĢımları ile örtüĢen noktalara sahip olmakla birlikte daha çok
yoksulluk olgusunun insanlık onurunu kırıcı ve çok yönlü boyutları ile
açıklamayı hedeflemektedir61.
Ġnsani yoksulluk endeksi, insani geliĢme endeksinde daha önce
yansıtılmıĢ olan insan hayatının üç temel öğesindeki yoksunluklara
odaklanmaktadır. Bunlar62:
1. Uzun Ömürlülük: Bu alandaki yoksunluk “hayatta kalma” ile iliĢkilidir ve
40 yaĢından önce ölmesi beklenen insanların yüzdesel karĢılığını
temsil etmektedir.
2. Bilgiye EriĢim: Burada, okuma ve iletiĢim dünyasından dıĢlanmıĢ
olmak
temelinde
okur-yazar
olmayan
yetiĢkin
yüzdesi
esas
alınmaktadır.
3. Yeter Bir YaĢam Standardına Sahip Olmak: Üç ayrı değiĢkenin bir
araya getirilmesi ile oluĢturulmaktadır. Sağlık hizmeti ve temiz suya
eriĢim olan kiĢilerin yüzdesi ile yetersiz beslenen 5 yaĢın altındaki
çocukların yüzdesi ile birlikte ölçülmektedir.
Ġnsani yoksulluğun bu kriterleri az geliĢmiĢ ve geliĢmekte olan ülkeler
için karĢılaĢtırması ġekil 4‟te gösterilmiĢtir.
61
Nilay Çabuk Kaya, “Güneydoğu Anadolu‟ da Yoksulluğun Sosyal Göstergeleri”, Ankara
Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 43, Sayı 2, Ankara, 2003, s. 46.
62
UNDP, Human Development Report 1997, p. 18.
32
Az GeliĢmiĢ
ve GeliĢmekte
Olan Ülkeler
Ġçin
40 YaĢın Altında
Ömre Sahip
Olan Ġnsan
Oranı (%)
1
Okuma Yazma
Bilmeyen Ġnsan
4
Sağlıklı Ġçme
Suyu Ve Temel
Sağlık
Ġmkanlarından
Mahrum Ġnsan
Oranı (%)
3
5 YaĢın Altında
Çocuklarda
Yetrsiz
Beslenme
Dolayısıyla Kilo
Yetersizliği(%)
40 YaĢın Altında
Ömre Sahip
Ġnsan Oranı (%)
Fonksiyonel
Olarak OkumaYazma
Bilmeyen Ġnsan
Yüzdesi (%)
2
2
GeliĢmiĢ Ülkeler
Ġçin
1
4
Gelir Yoksulluğu
Sınırının Altında
YaĢayan Ġnsan
Yüzdesi(%)
(Ortalama
3
Uzun Dönemli
ĠĢsizlik Oranı (%)
(12 Ay Veya Daha
Fazla)
Kullanılabilir
%50'sinden AĢağı
Gelir Sahibi Ġnsan)
Kaynak: C. Can AKTAN, “Dünya‟ da ve Türkiye‟ de Ġnsani Yoksulluk”, Yoksullukla
Mücadele Stratejileri, Ankara, Hak-ĠĢ Konfederasyonu Yayını, 2002, s. 3.
ġekil 4: Ġnsani Yoksulluk Endeksi Hesaplama Kriterleri
33
Ġnsani geliĢme endeksi, bir toplumdaki geliĢme ile bütün olarak
ilgilenirken; insani yoksulluk, toplumdaki en yoksul kiĢilerin durumları ve
ilerlemeleri ile ilgilenmektedir63.
1.5. ġĠDDETĠN TANIMI
ġiddet toplumda gruplar ve kurumlar arasında var olan, organizasyonu
bozan, gruplar arası dayanıĢma bağını koparan bir sosyal problem olarak
tarihin ilk dönemlerinden beri hukuk, sağlık bilimleri ve sosyal bilimler gibi çok
farklı disiplinlerin ilgisini çeken ve disiplinler arası araĢtırmaya ihtiyaç
gösteren bir olgudur64.
ġiddet teriminin kökeni Latince “violentia” dan gelmektedir. Violentia,
Ģiddet, sert ya da acımasız kiĢilik, güç demektir 65. Sözlük anlamına
bakıldığında Türkçe‟ de Ģiddet; sert ve katı davranıĢ, kaba kuvvet kullanma;
karĢıt tutumda olanlara karĢı kaba kuvvet kullanma ve sertlik anlamına
gelmektedir.
ġiddetin en dar tanımı; fiziksel Ģiddete, yani mağdurların bedensel
olarak zarar gördükleri eylemlere iĢaret etmektedir. Daha geniĢ tanımıyla
Ģiddet;
ekonomik ve
psikolojik biçimleri de
kapsamaktadır.
Burada
mağdurların fiziksel olarak hırpalanmaları değil, ekonomik yoksunluklara
uğratılmaları, manevi baskı ve iĢkence görmeleri, korkutulmaları ya da
aĢağılanmaları gibi haller söz konusu olmaktadır66.
ġiddet, doğrudan (kasten baĢkalarına zehir verme, gazla zehirleme,
taciz etmede olduğu gibi) etkisini göstermesi zaman aldığında bile, Ģiddete
63
UNDP, Human Development Report 1997, p. 20.
İbrahim Balcıoğlu, Şiddet ve Toplum, İstanbul, Bilge Yayınları, Şubat 2001, s. 19.
65
Yves Michaud, Şiddet, (Çev. Cem Muhtaroğlu), İstanbul, İletişim Yayınları, Kasım 1991, ss. 7.
66
İnci User, Belkıs Kümbetoğlu, Tolunay Kolankaya, “Şiddete İlişkin Bir Bilinç Yükseltme
Çalışması”, Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, Ed. Yasemin Özdek, Ankara, TODAİE
Yayıncılık, No:311, Mayıs 2002, s. 159.
64
34
maruz kalanın bedenine temas etmektedir. Her ne kadar Ģiddet, kavram
olarak soyut gibi görünse de, bu anlamda “elle tutulur” somut bir Ģeydir67.
ġiddet konusunda söylenmiĢ evrensel bir tanım olmamakla birlikte, her
toplumun kendine özgü Ģiddet sorunları vardır68. ġiddetin niteliğinin ve
niceliğinin toplumun yapısına göre farklılık göstermesinin yanında, aynı
toplum yapısında zaman içinde de değiĢiklik gösterebilmektedir. ġiddetin
yapısında meydana gelen bu değiĢmeler genel olarak toplumların sosyal
değiĢme süresi ile iliĢkilidir69.
1.6. ġĠDDET TÜRLERĠ
ġiddet tanımlarının kapsadığı birçok Ģiddet türü bulunmaktadır. ġiddet
siyasal bir programın ürünü olabilmektedir. Bu durumda, Ģiddet etkinlikleri
sistematik olarak belli hedeflere yönelecek ve belli politik söylemlerle
meĢrulaĢtırılacaktır. Bunun karĢısında ailede, okulda, sokakta yaĢadığımız
gündelik Ģiddet yer almaktadır. Gündelik Ģiddet programlanmıĢ değildir ve
somut aktörler eliyle gerçekleĢir, ama çoğu zaman yapısal Ģiddetle bağlantısı
vardır. Yapısal Ģiddetin ortaya çıkarttığı güç iliĢkileri çoğu zaman gündelik
Ģiddette ortaya çıkmaktadır. Erkek kadına, yetiĢkin çocuğa, zengin yoksula,
eğitimli eğitimsize, üst asta, görevli hizmet talep eden müĢteriye, Ģiddet ve
baskı uygulamaktadır70. Aktörün salt birey olmaktan çıkarak kolektif kimlik
kazandığı kolektif Ģiddet de yer almaktadır. Her türlü terör eylemi, ihtilâller,
toplumsal ayaklanmalar, kolektif Ģiddet kapsamında ele alınmaktadır 71.
67
John Krane, Şiddet ve Demokrasi, (Çev. Meral Üst), Ankara, İmge Kitabevi Yayınları, 2010, s. 55.
Yves Michaud, a.g.e., s.16.
69
İbrahim Balcıoğlu, a.g.e., s. 18.
70
İnci User, Belkıs Kümbetoğlu, Tolunay Kolankaya, a.g.m., s. 161.
71
Kemal Görmez vd., Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet, Başbakanlık Basımevi, Ankara, T.C.
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları, 1998, s. 9.
68
35
1.6.1. SavaĢlarda Öne Çıkan ġiddet Tipi
Genellikle dini, milli, siyasi ve ekonomik amaçlara ulaĢmak için
gerçekleĢtirilen; ülkeler, bloklar ya da bir ülke içerisindeki büyük gruplar
arasında gerçekleĢen topyekûn silahlı mücadeleye savaĢ denmektedir.
Ġnsanoğlunun baĢvurduğu en organize ve en yıkıcı Ģiddet biçimi olan
savaĢ; ülkelerin, toplumların ve insan gruplarının, birbirlerini yok etme
amacına
yönelik
saldırgan
davranıĢlarının
bir
bütünü
olarak
tanımlanabilmektedir.
SavaĢlarda Ģiddet doğrudan insan hayatını hedef almaktadır. Birinci
Dünya SavaĢında on milyon insan hayatını yitirmiĢ, bir o kadar insan
yaralanmıĢtır. Ġkinci Dünya SavaĢında hayatını yitiren insan sayısı ise elli
milyonu bulmuĢtur; doksan milyon insan yaralanmıĢ ve birçoğu da sakat
kalmıĢtır72. Günümüzde savaĢlar daha yıkıcı olmakla beraber, ikmal ve
koruma olanakları çok geliĢmiĢtir. SavaĢlar daha öldürücü ve daha
seyrektir73.
1.6.2. Sosyo-Politik ġiddet
Politik açıdan Ģiddet; iktidarı ele geçirmek veya yasal olmayan amaçlar
için iktidara ihanet etmek ve bu maksatla gücün kullanılmasıdır. Politik Ģiddet
günümüzde en çok dikkat çeken Ģiddet türüdür. Felsefecilere göre bu tür
Ģiddet biçimi “gayri meĢru ve herhalde meĢru olmayan gücün kullanılması”
tarzında tanımlanmaktadır74.
H.L. Nieburg‟ un geniĢ tanımıyla Ģiddetin politik yönü; “Amacı, hedefler
ve kurbanlar seçimi, çevreleyen koĢulları, uygulamaya koyuluĢları ve etkileri
siyasal anlam taĢıyan ve taĢıyabilecek yani toplumsal sistem üzerindeki,
72
Nevzat Helvacı, “Şiddet, Yoksulluk ve İnsan Hakları (Silahlanma, Savaş, Terör, İşkence)”,
Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, Ed. Yasemin Özdek, Ankara, TODAİE Yayıncılık, No:311,
Mayıs 2002, s. 407.
73
Yves Michaud, a.g.e., s.24.
74
İbrahim Balcıoğlu, a.g.e., s. 132.
36
sonuçlar doğurabilecek bir uzlaĢma durumunda ötekilerin davranıĢını
değiĢtirmeye yönelik, karıĢtırıcı, yıkıcı, zarar verici eylemler” olarak
tanımlanmıĢtır 75.
Bu Ģiddet biçiminde, gruplar arası karĢıt görüĢlülük, dinsel ve etnik
çatıĢmalar, yoksulluğun tetiklediği eylemler, haydutluk vb. toplumsal ve
siyasal davranıĢlar söz konusudur.
1.6.3. Devrimci ġiddet
Devrim; belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değiĢimi ifade
etmektedir. Devrim tanımı gereği var olan bir düzeni yıkmayı ve onun
ürünlerini ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Devrimci Ģiddet kavramından,
ihtilâller, darbeler, ayaklanmalar, iç savaĢlar, devrimler anlaĢılabilir.
Devrim içinde baskı ve Ģiddeti barındırmaktadır. Baskıya karĢı
direnme, insan doğasında mevcut tepkisel bir davranıĢ biçimidir. Direnmenin
hak olarak kabul edilmesi için hukukça korunması, baĢka bir deyiĢle, hukukça
korunan
koĢullara
uygun
olması
gerekmektedir76.
Devrimci
Ģiddet
kavramından, ihtilâller, darbeler, ayaklanmalar, iç savaĢlar, devrimler
anlaĢılabilir.
1.6.4. Terörizm
Terörizm; “SavaĢ ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek,
korkutmak, ve itaat ettirmek için bir teoriye, felsefeye ve ideolojiye
75
Ruşen Keleş, Artun Ünsal, Kent ve Siyasal Şiddet, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler
Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu Basımevi, 1982, s. 1.
76
Yılmaz Aliefendioğlu, “Direnme Hakkı”, Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, Ed. Yasemin
Özdek, Ankara, TODAİE Yayıncılık, No:311, Mayıs 2002, s. 395.
37
dayanılarak siyasi maksatlarla, iradi olarak terör ve Ģiddetin sistemli ve
hesaplı bir Ģekilde kullanılmasıdır” Ģeklinde tanımlanabilmektedir77.
Ġnsan hayatını hiçe sayan, dehĢet verici, acımasız ve kanlı bir Ģantaj
yöntemi olan terörizmin tek aracı “Ģiddet”tir. Terörizm bu aracıyla, toplumları
sindirme, belirli doğrultuda hareket etmeye ya da etmemeye zorlamaktadır.
Bu anlamda bütün dünya ülkelerinin toplumsal ve siyasal ortak bir sorunudur.
1.7. YOKSULLUK-ġĠDDET ĠLĠġKĠSĠ
Yoksulluk ve Ģiddet yaĢadığımız dünya üzerinde, giderek önemini
arttıran kavramlar haline gelmektedir. Hem yoksulluk hem de Ģiddet olgusu
yeni değildir, ancak günümüz toplumlarında bu olgular günümüze göre
Ģekillenmekte ve yeni özellikler taĢımaktadır.
Günümüz toplumlarında yoksulluk ve Ģiddet kavramlarının önemi her
geçen gün artmaktadır. Yoksulluğun derinliği artarken Ģiddetin de sıradanlığı
söz konusu olmaktadır. Bunun en belirgin nedeni ise, dünyadaki değiĢim
sürecinde yatmaktadır. Yoksulluk ve Ģiddet arasında bir neden sonuç iliĢkisi
söz konusudur. Yoksulluk Ģiddeti, Ģiddet ise yoksulluğu doğurduğundan bir
döngü
söz
konusudur.
Örneğin;
yoksulluk
eğitim
hizmetlerinden
yararlanamamaya neden olmakta, eğitimsizlik de Ģiddeti doğurmaktadır.
Özellikle, büyük metropoliten alanların yapısal özellikleri kapsamında
ele alınan Ģiddet içeren suçlar, eĢitsizliklerin bir bedeli olarak görülmektedir.
Sosyo-ekonomik koĢullardaki farklılıkların sonucu olarak kentsel alanlardaki
zorbalık ve Ģiddete dayalı suç, geniĢ bir oranda çeĢitlenmektedir. Literatürde,
bu konuda iddia edilen bir nokta da; Ģiddete dayalı suç ile mekân arasında
pozitif bir iliĢkinin varlığıdır: Gettolarda / gecekondularda / varoĢlarda / kenar
mahallerde Ģiddetin bir alt-kültürü yansıttığı vurgulanmaktadır. Aynı zamanda
77
Terörle Mücadele ve Hareket Dairesi Başkanlığı,
(Erişim) http://www.egm.gov.tr/temuh/terorizm4.htm, 3 Ocak 2011.
38
yoksullukla iliĢkilendirilmekte ve vurgu yapılmakta; yoksulluk kültürü içinde bir
kabadayılık ve heyecan olarak yorumlanmaktadır78.
Yoksulluk kiĢileri suç iĢlemeye ittiği gibi, Ģiddet de kiĢileri daha da
yoksullaĢtırmakta ya da yoksunlaĢtırmaktadır. Örneğin Dinler ve Ġçli yapmıĢ
oldukları çalıĢmada Isparta Cezaevini örnek almıĢ ve hükümlülerin yoksulluk
durumu ile iĢledikleri suç türü birlikte değerlendirildiğinde, yoksulluğun
iĢlenen suç türünde etkili olduğu gözlenmiĢtir. Buna göre mala karĢı suçlar
büyük ölçüde yoksullar tarafından iĢlenmektedir. Mala karĢı iĢlenen suçlar
daha çok ekonomik kaygılarla iĢlenmektedir. Ayrıca ekonomik kayıplar (para
ihtiyacı, çaresizlik) nedeniyle suç iĢlenmesinde yoksulların oranı daha
yüksektir79.
1.7.1. Yoksulluğun Yarattığı ġiddet
Yoksulluk genel olarak yeterli kaynak ve gelir sahibi olamama
konumuyken, insan yaĢantısının onurlu bir Ģekilde sürdürülebilmesi için
gerekli olan gıda, su, giyecek, barınma, sağlık hizmetlerinden yararlanma, ve
güvenlik
gibi
temel
tanımlanabilmektedir80.
insani
gereksinimlerden
Yoksulluğun
psikolojisini ve dengesini bozan;
içinde
yer
yoksun
olmak
olarak
alan
etkenler
insan
bu nedenle Ģiddete iten unsurlardır. Bu
tanımdan yola çıkarsak yoksulluğa neden olan olumsuzluklar aynı zamanda
Ģiddeti de tetikleyen etkenlerdir.
Günümüzde her an karĢılaĢabileceğimiz bireysel ve toplumsal Ģiddetin
arka planında, insanlık tarihi boyunca var olan birikimler yer almaktadır.
Çünkü günlük yaĢantıda yer alan saldırgan davranıĢlar ve Ģiddet eylemlerine
neden olan ortam ve etkenlerin yanı sıra, geçmiĢte biriken olaylar da etkili rol
78
Nilay Çabuk Kaya, “Şiddetin Sosyal Dinamikleri; Yoksulluk, İşsizlik ve Göç”, (Erişim) http://ekutuphane.egitimsen.org.tr/pdf/1588.pdf, 20.11.2010, ss. 108-111.
79
Veysel Dinler, Tülin İçli, “Suç ve Yoksulluk Etkiselliği (Isparta Cezaevi Örneği)”, Uluslararası
Davraz Kongresi 24-27 Eylül 2009, Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta, 2009, ss. 24692486.
80
Nurgün Oktik vd., Türkiye’ de Yoksulluk Çalışmaları, İzmir, Yakın Kitabevi Yayınları, 2008, s.
25.
39
oynamaktadır. Özellikle terörizm, sosyo-politik Ģiddet, tepkisel Ģiddet, iktidara
karĢı Ģiddet tiplerinin altında yatan neden yoksulluk olarak gösterilmektedir.
ġiddet türleri içinde yer alan ekonomik Ģiddet, baĢta iĢsizlik
sorunundan kaynaklı olmak üzere, gelecek güvencesi olmayan, yarınından
korku duyan insanın yaĢadığı gerilimin ürünüdür. Bu anlamda gelir
eksikliğinin yarattığı Ģiddete örnek olarak aile içi Ģiddeti gösterebiliriz. ġiddet
yaĢayan ailelerin büyük çoğunluğunun yoksul hanehalklarından olduğu
gözlemlenmiĢtir81. Ayrıca, alacak verecek meselesi gibi bazı ekonomik
problemler de Ģiddete yol açmaktadır. Günümüzde yaygın olarak iĢlenen;
kapkaç, gasp, soyun gibi bazı Ģiddet eylemleri de, belirli bir ekonomik
kazanca yönelik olarak iĢlenmektedir82. Bu duruma bir baĢka örnek olarak
sokak çocukları gösterilebilmektedir. AraĢtırmalara göre, birçok değiĢkenin
iĢaret ettiği temel nokta, yoksulluğun ortak paydayı oluĢturduğudur. Sokak
çocuklarının geldikleri aileler toplumun en yoksul kesimidir ve bu yoksulluk
aile içi yoğun Ģiddeti beslemektedir. Sokak çocuklarının evden kaçma
nedenlerinin baĢında küçük yaĢtan itibaren ev içinde maruz kaldıkları Ģiddet
birinci faktör olarak karĢımıza çıkmaktadır83.
Suç oranlarının neden artmakta olduğu ya da neden insanların giderek
daha fazla suç iĢlediği konusu tartıĢılırken suçu etkileyen faktörler arasında
özellikle son dönemlerde yaĢanan ekonomik krizlerden dolayı artan yoksulluk
oranları gösterilmektedir. Büyük kentlerde yoksulların oranlarının giderek
artması ve kentin belli bölgelerinde mahallelerin giderek görünür hale
gelmesi, yoksulluk ve Ģiddete dayalı suç arasında dikkate değer bir iliĢki
olduğunu göstermektedir84.
81
Emek Çaylı Rahte “Aile İçi Şiddet ve Medya: Gündüz Kuşağı Televizyonunda Şiddetin
Görünürlüğü ve Yeniden Üretimi”, İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, Sayı 30, Ankara,
2010, s. 183.
82
Zahir Kızmaz, “Şiddetin Sosyo-Kültürel Kaynakları Üzerine Sosyolojik Bir Yaklaşım”, Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 16, Sayı 2, Elazığ, 2006, ss. 251-252.
83
Sezai Temelli, “Sokağın Çocukları”, Ekonomi/Politika, Haziran 2002, s. 22, (Erişim)
http://www.odp.org.tr/resimler/ekler/74909ace68e5189_ek.pdf, 25.01.2011.
84
Halime Ünal, “Yoksul Olmak Suç İşlemek İçin Yeterli Mi?”, Türkiye’ de Yoksulluk Çalışmaları,
Der. Nurgün Oktik, İzmir, Yakın Kitabevi Yayınları, 2008, s. 327.
40
Shaw ve McKay‟ nin (1942) Sosyal Organizasyonluk Teorisi, Merton‟ın
Anomi Teorisi (1938) ve Wilson‟ nın argümanında (1987) temellenen birçok
etnografik ve görgül çalıĢma mahalle ya da bloklar düzeyinde ekonomik
dezavantajlar ve Ģiddet suçları arasındaki iliĢkiye odaklanmıĢtır. Bunlardan
Merton‟ın Anomi Teorisine göre; yoksullar ve ekonomik olarak dezavantajlı
konumda olan grupların suç oranları diğer gruplardan fazla olmasının nedeni,
onların
servete
ulaĢmak
için
yasal
fırsatlardan
eĢit
Ģekilde
yararlanamamalarıdır. Anomi Teorisinden sonra, daha orta düzeyde
denilebilen, araĢtırma biriminin mahalle ve semt düzeyinde olduğu Sosyal
Organizasyonsuzluk Teorisine göre yoksulluk suç ile direk değil dolaylı bir
iliĢkiye sahiptir. Çünkü yoksulluk mahallelerin sosyal kontrol mekanizmasını
zayıflatarak suç iĢleme olasılığını arttırmaktadır. Etnografik çalıĢmalar
mahallenin yoksulluğu ve sosyal soyutlanması ile suç, özellikle Ģiddet suçları,
arasındaki iliĢkiyi destekler yönde sonuçlar elde etmiĢtir85.
“Yoksulluk hangi açılardan bakıldığında Ģiddetin oluĢumuna katkıda
bulunur?”:
Hanehalkı
açısından
ele
alındığında,
içe
göçme
olarak
nitelenebilecek olan bireysel suçlara yöneliĢ, iĢsizlik nedeniyle üretici
etkinliklerden uzak kalma sonucu yasadıĢı yollara sapma, yoksulların kendi
aralarında ortaya çıkan çatıĢmalar, yoksulluğun eğitim olanaklarını kısması
sonucu yoksul bireylerin Ģiddete daha kolay baĢvurması, erkek egemen
anlayıĢla ilintili olan kadın intiharları ve töre cinayetleri gibi olguların ötesinde
yoksulluğun çok önemli bir neden olarak kendini gösterdiğini söylemek yanlıĢ
olmayacaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, yoksul bireylerin,
suçlu veya Ģiddet yaratıcısı olduğuna dair önyargılı olmanın yanılgısına
düĢmemektir. Çünkü bu noktada asıl tartıĢılması gereken nokta; yoksulluk
olgusunun Ģiddet yaratma potansiyelidir86.
85
86
Halime Ünal, a.g.m., ss. 332-340.
Mehmet Rauf Kesici, “Yoksulluk Şiddet Döngüsünün Sosyal Politika Açısından Analizi”, (Erişim)
http://www.calismatoplum.org/sayi13/Kesici.pdf, 18.04.2010, s.138.
41
1.7.2. ġiddetin Yarattığı Yoksulluk
Yoksulluk olgusunun Ģiddetle olan iliĢkisi, bir yönüyle ekonomik
gereksinimlerin gerekirciliği üzerinden kurulurken, bir yönüyle de yoksulluğun
veya kötü ekonomik koĢulların bireylerde sosyal bağlılık duygusunu veya
normlara olan bağlılığı yıkmak suretiyle bireyleri suç ve dolayısıyla Ģiddet
eğilimli
kıldığı
noktasında
kurulabilmektedir.
Çünkü,
sosyal
bağlılık
duygusunun gevĢemesi, bireyin suç eylemine yönelmesini engelleyen formel
(resmi) ve enformel (gayri resmi/ geleneksel) sosyal kontrol unsurlarını
zayıflatmaktadır87.
Ġktisat ağırlıklı yoksulluk değerlendirmeleri, yoksulluğun nedenlerine
iliĢkin olarak cari gelirin ötesinde siyasal ve sosyolojik unsurlar olan
hanehalkının servet durumuna ve üretim faktörlerinin mülkiyet yapısındaki
eĢitsizliklere büyük ölçüde duyarsız kalmaktadır. Oysa bu tür olanaklara
baĢvurma imkânından yoksun olanların gelir istihdam dalgalanmaları, Ģiddet,
doğal afetler gibi dıĢsal etmenlerin etkisi ile yoksullaĢma olasılıkları oldukça
yüksektir88.
Ġnsanoğlunun baĢvurduğu en yıkıcı Ģiddet biçimi olan savaĢlar ve silah
çatıĢmalarda güvenliklerini sağlamak amacıyla ya da kalacak yerlerini
kaybedenler; evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalmıĢlardır. Bu durumda
baĢka yerlere göç edenler bölgelerde yoksullukla mücadele etmiĢlerdir89.
ġiddet
davranıĢının
artmasını
sağlayan
toplumsal
faktörler,
uyuĢturuculara ve ateĢli silahlara kolay ulaĢım, sosyal düzensizlik, eğitim
kalitesinin düĢmesi ve okul sonrası faaliyetlere imkân sağlanmaması olarak
sayılabilmektedir90. Bu faktörlere bağlı olarak Ģiddet artıĢı bireyleri yaĢadıkları
87
Zahir Kızmaz, “Ekonomik Yapı ve Suç: Bazı Araştırma Bulguları Üzerine Genel Bir
Değerlendirme”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, Elazığ, 2003, s. 291.
88
Fikret Şenses, a.g.e., s. 207.
89
Zeynep Oral, “Yoksulluk ve Şiddet İlişkisi”, (Erişim) http://alisahin37.blogcu.com/yoksulluk-vesiddet-iliskisi-sukran-soner/552973, 26.05.2010.
90
Kültegin Ögel, Itır Tarı, Ceyda Yılmazçetin Eke, Okullarda Suç ve Şiddeti Önleme, No: 17,
İstanbul, Yeniden Yayınları, 2006, s. 11.
42
yerlerden etmenin yanı sıra büyük gelir kayıplarının yaĢanmasına ve sonuçta
yoksullaĢmaya itmektedir.
Çoğu Ģiddet olaylarının toplumdaki eĢitsizliklerle bağlantısı vardır. Bu
eĢitsizlikler de nüfusun büyük bir kısmını, büyük risk altına sokmaktadır.
ġiddetin yaygın olduğu yerlerde, sağlık konusunda sıkıntılar yaĢanmakta,
toplumsal ve ekonomik geliĢmeler ciddi biçimde gerilemektedir. Bu durum da
yoksulluğun derinliğinin arttırmaktadır91.
Askeri harcamalar ve savaĢlar gibi Ģiddet yaratıcılarına harcanan
maddi ve insani kaynakları en önemli yoksulluk nedenlerinin baĢında
gelmektedir. Çünkü dünyadaki ülkelerin çoğunun milli gelirinin önemli bir
kısmı askeri harcamalara gitmektedir. Ġstihdam açısından görece verimsiz
olan askeri alanın iĢsizliğe ve dolayısıyla yoksulluğa neden olması, Ģiddet
ortamından
dolayı
yardım
örgütlerinin
bazı
yerlerdeki
yoksullara
ulaĢamaması sonucu bu yoksulluğun daha da derinleĢmesi gibi belirlenimler
de Ģiddetin yoksulluk yaratma potansiyelini daha açık biçimde ortaya
koymaktadır.
Bunlara
ek
olarak,
Ģiddet
ortamından
dolayı
göç
zorunluluğunun ortaya çıkması veya Ģiddetin ortaya çıkardığı yıkım sonucu
eldeki maddi imkânların yitirilmesi, Ģiddete uğrama sonucunda ortaya çıkan
bedensel arızalardan dolayı yoksulluğa düĢme ve ailenin reisinin Ģiddete
uğrayarak yaĢamını kaybetmesi sonucunda ailesinin yoksulluğa düĢmesi gibi
örneklerle karĢılaĢılabilir. Bu örneklere bakıldığında denilebilir ki; genel olarak
Ģiddetin en önemli sonuçlarından biri can kayıplarına yol açması ise öbürü
bireyleri ve kitleleri yoksulluğa sürüklemesidir92.
1.8. NEOLĠBERALĠZM KURAMI
Neoliberalizmin teorik kökenleri klasik liberalizmin temel savlarına ve
standart neoklasik iktisat teorisine dayanmaktadır. Bu bağlamda piyasalar
91
Türk Tabipleri Birliği, Şiddet Sempozyumu, Ankara, Türk Tabipleri Birliği Yayınları, Eylül 2007,
s. 4.
92
Mehmet Rauf Kesici, a.g.m., s. 143.
43
optimal ve kendini düzenleyebilen sosyal yapılar olarak kabul edilmektedir.
Piyasaların kısıtlamasız iĢlemesine izin verildiği takdirde bütün iktisadi
ihtiyaçların karĢılanmasına optimal olarak hizmet edeceği, bütün iktisadi
kaynakları etkin kullanılacağı ve tam istihdam gibi iktisadi hedefleri otomatik
olarak sağlayacağı düĢüncesi neoliberalizmin ana savıdır. Bu bağlamda,
küreselleĢme de bütün ulusal piyasaların bütünleĢmesi önündeki engellerin
kaldırılması anlamında tüm dünyanın faydasını maksimize edecek bir
geliĢme olarak kabul edilmektedir93.
Neoliberal tanımlaması, 19. yüzyılın ikinci yarısında Alfred Marshall,
William Stanley Jevons, Leon Walras, Adam Smith ve David Ricardo‟nun
çalıĢmalarıyla ortaya çıkan neoklasik iktisadın serbest piyasa ilkelerine
bağlılıklarına iĢaret etmekteydi. Ayrıca Adam Smith‟in “piyasanın gizli eli”
görüĢünün açgözlülük, hırs, güç ve zenginlik arzusu gibi insanoğlunun en
temel içgüdülerini herkesin yararına olacak Ģekilde harekete geçirebilecek en
iyi araç olduğuna inanmaktaydılar. Neoliberal doktrin bu yüzde 1930‟larda
büyük depresyona karĢılık olarak ortaya çıkan ve devlet müdahalesinden
yana olan teorilere tamamıyla karĢı olmaktaydı 94.
Ekonomide
yaĢanan
olumsuzlukları
gidermek
amacıyla
ortaya
çıkarılan ve bütün dünyada ekonomik dönüĢüme neden olan neoliberalizm
kuramının iĢaret ettiği ana konular Ģunlardır95:
1. “Piyasa Kuralları: özel giriĢimin yaratacağı sosyal hasarları ne olursa
olsun
devletin
dayattığı
her
türlü
sınırlamadan
kurtarılması,
uluslararası ticaret ve yatırım için daha fazla açıklık sağlanması, iĢçi
ücretlerini sendikasızlaĢtırma yoluyla azaltmak ve yıllar süren
mücadeleler sonunda kazanılmıĢ olan iĢçi haklarını ortadan kaldırmak,
fiyat kontrollerinin olmaması, bir bütün olarak sermaye, mal ve
hizmetler için hareket özgürlüğü sağlanması, finansal ve reel sektörler
93
Anwar Shaikh, “The Economic Mythology of Neoliberalism”, Neoliberalism: A Critical Reader,
Ed. Alfredo Saad-Filho, London, Pluto Press, 2005, s.41.
94
David Harvey, A Brief History Of Neoliberalism, New York, Oxford Universty Press, 2005, s. 1.
95
Elizabeth Martinez ve Arnoldo Garcia, “What Is Neoliberalism? A Brief Definition”, (Erişim)
http://www.globalexchange.org/resources/econ101/neoliberalismdefined, 16.11.2011.
44
arasında birincilerin lehine olacak yeni iliĢkileri uygulamaya geçirmek
gibi piyasa kuralları temel ilkelerden sayılmaktadır.
2. Sosyal Hizmetler Ġçin Yapılan Kamu Harcamalarının Kesilmesi: Eğitim
ve sağlık hizmetleri gibi yoksullar için sağlanan sosyal güvenlik ağının
zayıflatılması ve hatta devletin rolünü azaltmak yoluyla yolar, köprüler,
su kaynaklarının bakımlarının yapılmamasını içermektedir.
3. Deregülasyon: Çevreyi ve iĢ güvenliğinin de kapsayan karların
azalmasına neden olabilecek her türlü devlet düzenlemesini ortadan
kaldırmaktır.
4. ÖzelleĢtirme: Kamu iktisadi teĢebbüslerinin, mal ve hizmetlerin özel
yatırımcılara satılması durumunu içermektedir. Bu durum bankaları,
kilit role sahip sanayi kuruluĢlarını, demiryollarını, ücretli otobanları,
elektrik Ģebekesini, okulları, hastaneleri ve hatta içme suyunu
kapsamaktadır. Genellikle daha iyi verim alma adına yapılsa da
özelleĢtirme esas olarak zenginliğin birkaç elde toplanmasına ve
halkın ihtiyaçları için daha fazla para ödemesine neden olmaktadır.
5. “Kamu Yararı” Kavramının Ortadan Kaldırılması: Bireysel özgürlük ve
bireysel tercihlerin ön planda tutulması nedeniyle bu kavramın
“bireysel sorumluluk” kavramı ile ikame etmesidir. Bu anlayıĢın bir
sonucu olarak yoksullar üzerinde sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik
sorunlarına kendilerinin çözüm bulması yönünde baskı yapılması ve
baĢarısız olduklarında tembellikle suçlanmaları, devletin kalkınma ve
refah
alanlarındaki
müdahalelerinin
azaltılması
gibi
durumları
kapsamaktadır.”
Bu ana konular neoliberalizmin politikalar sistemini de ortaya
koymaktadır. Politikalar sistemi olarak neoliberalizmin yanında siyasal ideoloji
olarak
da
neoliberalizmden
bahsedilmektedir.
Neoliberalizmin
siyasal
söylemleri ve küreselleĢme ile bağlantısı özellikle Neo Marksist yaklaĢımdan
ve yapısalcı gelenekten önemli eleĢtirilere de neden olmakta, bu yaklaĢımla
her ne kadar neoliberaller tarafından kabul edilmese de, neoliberalizm bir
ideoloji olarak da tanımlanmaktadır. Bu açıdan neoliberalizmin mevcut
45
siyasal düĢünce ve argümanları değiĢtirdiği ve bir ideolojik hegemonya
oluĢturduğu ifade edilmektedir96. Neoliberalizmin siyasal ideolojisi daha
demokratik, çoğulcu ve katılımcı bir demokrasi olduğunu iddia etmesine
rağmen, ekonomik ideolojisi ile ekonomiyi siyasetsizleĢtirmektedir 97.
96
97
Wendy Larner, “Neoliberalism in (Regional) Theory and Practice: The Stronger Communities
Action Fund in New Zealand”, Geographical Research, Vol. 43, No 1, United Kingdom, 2005, s.
9.
Hüsamettin İnanç, Muhittin Demiray, “Siyasal Bir İdeoloji Olarak Neoliberalizm”, Dumlupınar
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 11, Kütahya, 2004, s. 167.
46
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
LĠBERALĠZASYON POLĠTĠKALARININ DÜNYA ve TÜRKĠYE
EKONOMĠSĠNE ETKĠLERĠ
Türkiye, Cumhuriyet‟in ilk yıllarından beri sanayileĢmeyi geliĢmeyle
özdeĢleĢtirerek geliĢme açığını bu yolla kapamayı amaçlamıĢ ve bazı Latin
Amerika ülkeleriyle birlikte diğer geliĢmekte olan ülkelere bu konuda önderlik
etmiĢtir.
1930‟ların ilk yarısında benimsenen devlet önderliğinde içe yönelik
sanayileĢme modeli, 1950‟den sonra karma ekonomi anlayıĢı içinde
uygulanmaya baĢlanmıĢtır. Bu modelin 1970‟lerin sonlarına doğru tıkanması
ve bunun da etkisiyle oluĢan kısa dönem istikrarsızlık sonucu Ocak 1980‟de
dıĢa yönelik sanayileĢme stratejisi geçiĢi de amaçlayan köklü bir ekonomik
program uygulamaya konmuĢtur. Halen yürürlükte olan bu program
çerçevesinde alınan kapsamlı önlemler sanayi sektörü için de önceki
politikalara kıyasla farklı kurumsal yapının oluĢmasına neden olmuĢtur. Öte
yandan, bu ekonomik programın içeriği ve etkileri üzerindeki tartıĢmaların
artan ölçüde sanayileĢme üzerinde odaklaĢtığı gözlemlenmektedir 98.
1980 sonrası, Fransız Ġhtilaliyle somutlaĢan, toplumsal hayatın
değiĢtirilmesinde kolektif siyasi eyleme ve devlet iktidarının kullanılmasına
özel bir önem veren anlayıĢ hızla gerilemiĢtir. Buna karĢılık toplumsal ve
ekonomik iliĢkilerin düzenlenmesinde devleti ve siyasi iradeyi devreden
çıkararak anahtar rolünü serbest piyasa iliĢkilerine, bireysel inisiyatife ve özel
giriĢimciye verilmesi gerektiğine inanan neoliberal anlayıĢ yaygınlaĢmaya
baĢlamıĢ ve yeni dünya düzeninin temel dayanağı durumuna gelmiĢtir 99.
Özellikle 1980‟lerden itibaren yoğun Ģekilde dünya ekonomisini
etkileyen neoliberal politikaları; özelleĢtirmelere hız verilmesi, vergilerde
98
Fikret Şenses, Arman Kırım, “Türkiye‟de 1980 Sonrası Ekonomik Politikalar-Sanayileşme
Etkileşimi
ve
Sanayinin
Yeniden
Yapılanma
Gerekleri”,
(Erişim)
http://arsiv.mmo.org.tr/pdf/10654.pdf, 08.05.2010, s. 361.
99
Faruk Sapancalı, a.g.m., s. 117.
47
büyük oranlarda indirim yapılması, iĢsizliği arttırma durumuna yol açsa bile
enflasyonu denetim altında tutmak için parasalcı önlemlerin uygulanmasına
olanak
sağlanması,
devletin
küçültülmesi
ve
kamu
harcamalarının
azaltılmasına gidilerek devletin küçültülmesi Ģeklinde özetlenebilmektedir 100.
Bu politikaların diyetine bir sonraki bölümde değinilecektir.
2.1. 1980 ÖNCESĠ TÜRKĠYE’DE UYGULANAN EKONOMĠ POLĠTĠKALARI
1980 sonrası neoliberal ekonomi politikalarını anlayabilmek için,
önceki süreçlerde uygulanan politikaları anlamak gerekmektedir. ÇalıĢmanın
bu bölümünde 1923‟ten 1980‟e kadar geçen süreçler dönemlere ayrılarak
incelenecektir.
1923-1929: Açık Ekonomi KoĢullarında Yeniden ĠnĢa: 1923-1929
dönemi açık ekonomi koĢullarında yeniden inĢa dönemini içerirken; yabancı
sermaye tasarruf yetersizliğini gidermede rol oynamıĢ, yerli sermaye siyasi
iktidarla teması sağlayarak sermayenin serbest dolaĢımına fırsat yaratmıĢtır.
Bu dönemde iktisadi geliĢmenin en belirgin iki yapı taĢı, yeni Türkiye dünya
içerisinde nasıl bir yer kaplayacağını belirleyen Lozan AntlaĢması ile
dönemin son yılında patlak veren ve kapitalist dünya ekonomisini derinden
sarsan büyük ekonomik buhrandır101.
Türkiye‟nin iktisat politikalarını etkileyen iki önemli geliĢme olan Ġzmir
Ġktisat Kongresi ve Lozan BarıĢ AntlaĢması da bu dönemde yaĢanmıĢtır. M.
Kemal Atatürk Cumhuriyet ilan edilmeden ġubat 1923‟te Ġzmir‟de, ekonomi
ve kalkınma politikalarının tespiti için iktisat kongresini toplamıĢtır. Ġktisat
politikalarında dıĢa açık bir yapının izlenmesine neden olan Lozan BarıĢı;
kapitülasyonların kaldırılması ve Osmanlı dıĢ borçlarının bir bölümünün genç
100
Aynur Uçkaç, “Türkiye‟de Neoliberal ekonomi Politikaları ve Sosyo-Ekonomik Yansımaları”,
Maliye Dergisi, Sayı 158, Ankara, Ocak-Haziran 2010, s. 423.
101
Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908-2007, Ankara, İmge Kitabevi, 2009, ss. 40-57.
48
Cumhuriyet tarafından devralınmasıyla, daha baĢlangıçta borç yükü altına
girmiĢtir102.
Bu tarihlerde iktisat politikası ile ilgili kararları uygulamak amacıyla bir
dizi düzenleme yapılmıĢ, ancak arzu edilen düzeyde hızlı bir sanayileĢme
atılımı gösterememiĢtir103.
1923 ekonomi politikalarına Milli Ġktisat anlayıĢının da etkisiyle para
politikasında sağlam ve istikrarlı para anlayıĢı hakim olurken maliye
politikasında denk bütçe ve düzgün ödeme ilkesi benimsenmiĢ ve
kalkınmanın önemli bir unsuru olarak görülmüĢtür104.
1930-1939: Devletçilik: Bu dönem Türkiye ekonomisi açısından devlet
eliyle milli sanayileĢme denemesinin baĢarıyla gerçekleĢtiği süreç olarak
ifade edilmektedir. Dönemin temel ekonomi politikası olan korumacılık ve
devlet anlayıĢı ilk sanayileĢme giriĢimlerinin baĢlamasına da olanak vermiĢtir.
Özellikle bu dönemde gerçekleĢtirilen Birinci BeĢ Yıllık Kalkınma Planı,
sanayinin alt yapısının geliĢtirilmesine dayanak oluĢturmuĢtur.
Devletçi iktisat politikaları iki Ģekilde yürütülmüĢtür. Ġlki devlet
iĢletmeciliği, ikincisi de fiyat mekanizması, dıĢ ticaret gibi konularda iktisadi
yaĢamın kontrol yoluyla düzenlenmesidir. Bu kapsama bir dizi kanun ve
düzenleme çıkarılmıĢtır105.
Türkiye ekonomisi açısından önemli kalkınma sonuçlarının yaĢandığı
bu dönem, devletçi sanayileĢme politikalarını içinde barındırmaktadır. Bu
yıllarda dünya ekonomisi büyük buhranın içinde sürüklenirken Türkiye
ekonomisinin dıĢa kapanarak ve devlet eliyle bir milli sanayileĢme denemesi
içine girmiĢtir. 1930 sonrasında yabancı sermayeye gösterilen ilgi azalmıĢ ve
yabancı yatırımların önemli bir kısmı millileĢtirilmiĢtir. Bu dönemde artık özel
102
Nadir Eroğlu, “Türkiye‟de İktisat Politikalarının Gelişimi (1923-2003)”, (Erişim)
http://www.ceterisparibus.net/arsiv.htm#1, 29.03.2010, s. 2.
103
Nadir Eroğlu, a.g.m., s. 2.
104
Suat Oktar, “Cumhriyet‟in Başında Parasal Sorunlar ve Merkez Bankasının Kurulması”, Marmara
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı 2, İstanbul, 1998, s. 247.
105
Nadir Eroğlu, a.g.m., s. 3.
49
sanayi, devlet sanayisiyle rekabet halinde değil; tamamlayıcılık Ģeklinde bir
oluĢum yaĢamıĢtır 106.
1940-1960: SavaĢ Yılları ve Serbest DıĢ Ticaret: 1940-1945 yılları
savaĢ yıllarıydı. Bu süreçte, savaĢla birlikte seferberlik havasına giren
Türkiye‟de, faal nüfusun önemli bir kısmının silah altına alınması ve devlet
bütçesinin giderek artan oranının savunma giderlerine ayrılması, yani ülkenin
savaĢ ekonomisine girmesi söz konusudur.
1946-1953 döneminde, ithalat serbestleĢtirilerek artmakta, dıĢ açıklar
kronikleĢmeye baĢlamakta ve bu bağlamda dıĢ yardım, kredi ve yabancı
sermaye yatırımlarıyla ayakta duran bir ekonomik yapının oluĢumu söz
konusu olmaktadır. 1948 yılında, Türkiye dıĢ yardımlar almakta ve yabancı
sermaye ile dıĢ ticaret rejimi ekseninde serbest ticarete ve açık ekonomi
koĢullarına ayak uydurmaktaydı. DıĢ açıkların kronikleĢmeye baĢlamasıyla
birlikte dıĢ ticarette 1946 devalüasyonun ardından, dıĢ ödeme güçlüklerinin
ortaya çıkmasıyla öncelikle dıĢ alım sınırlamalarına gidilmiĢ ve ardından
1958 devalüasyonu gerçekleĢmiĢtir107. 1946-1960 döneminde artan borçlar,
ekonomiye büyük yük oluĢturmaktaydı. Ekonominin dıĢ kaynakların varlığına
bağımlı duruma gelmesi, üretim ve gelir artıĢına, ekonomik ve toplumsal
dönüĢüme olumlu katkısı olmuĢtur. Ancak bu durum, üretimin dıĢ kaynaklarla
gerçekleĢtirilmesi sonucunu yaratmıĢtır. DıĢa bağımlı bu politikalar 19301939 döneminin olumlu izlerini silerek, Türkiye‟nin sanayileĢme hamlelerini
durma noktasına getirmiĢtir108.
1960-1980: Planlama ve Ġthal Ġkamesi Dönemi: Ġktidarın plansız
uygulamalarının yarattığı olumsuz etkilerden sonra Türkiye‟de tüm sorunların
planlama ile çözülebileceği kanısı uyanmıĢtır. Bu nedenle 1960 sonrası
izlenen
politikalar
planlama
tabanıyla,
ithal
ikameci
bir
temele
dayandırılmıĢtır. Verilen borçların geri alınması açısından, dıĢ borçlanma ve
106
Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908-2007, ss. 59-79.
Yakup Kepenek, Nurhan Yentürk, Türkiye Ekonomisi, 20. Basım, İstanbul, Remzi Kitabevi,
Aralık 2007, s. 121.
108
Yakup Kepenek, Nurhan Yentürk, a.g.e., s. 126.
107
50
yabancı sermaye giriĢi, ekonominin belirli programlara göre düzenlendiği
güvenilir ve açık bir ortamı gerektirmiĢtir109.
Ġthal ikamesine dayalı büyüme stratejisiyle; ekonominin dıĢ rekabete
kapalı olduğu bir ortamda, düĢük faiz ve kur politikası, kamunun alt yapı
yatırımları yanında doğrudan üretim faaliyetlerinde de bulunması gibi aktif
kamu müdahaleleriyle sermaye birikiminin arttırılarak ekonomik büyümenin
hızlandırılması amaçlanmıĢtır. Bu bağlamda, sanayinin geliĢtirilmesi yoluyla
ekonomik büyümenin hızlandırılmasına önem verilmiĢtir ve bu amaca yönelik
kalkınma planları oluĢturulmuĢtur110.
Türkiye, 1963 yılında planlı döneme girerken, ülkenin sosyo-ekonomik
potansiyelini değerlendirmek ve bu potansiyeli orta dönemde planlarla en iyi
Ģekilde yönlendirebilmek için, amaç ve hedeflerin önceliklerini tespit eden 15
yıllık perspektif plan hazırlama gereği duymuĢtur. 1963-1967 yıllarını
kapsayan Birinci BeĢ Yıllık Kalkınma Planı hazırlanmıĢ ve bunu diğerleri
izlemiĢtir111.
Ekonomik yapıda sık sık değiĢiklikler yaĢanan, iniĢli çıkıĢlı bir yapı
sergileyen 1970-1980 dönemi, Cumhuriyet tarihinin en ciddi, siyasi, sosyal ve
ekonomik bunalım dönemlerindendir. Türkiye ekonomisi 1960‟lı yılların
sonuna kadar tarım, hizmetler, sanayi ve diğer sektörlerde önemli geliĢmeler
kaydetmiĢtir.
Bu
geliĢmelerin
büyük
bir
bölümü
dıĢ
borçlardan
karĢılandığından, ekonomiyi dar boğaza sürüklemiĢtir. 1970 yılında bu
sıkıĢıklığı aĢabilmek için, Türkiye ekonomisi % 60‟lık bir devalüasyonla
girmiĢtir. Ancak 1970-1975 yılları arasında Amerika BirleĢik Devletleri‟nin
(ABD) devalüasyona gitmesi nedeniyle Türk Lirası (TL), Dolar karĢısında
değer kazanmıĢtır. Ġthal ikamesi kapsamında yürütülen korumacı ve popülist
politikalar, ülkeyi daha çok tüketir hale getirmiĢ ve bu nedenle özel kesim
109
Serdar Turgut, Demokrat Parti Döneminde Türkiye Ekonomisi (Ekonomik Kalkınma
Süreçleri Üzerine Bir Deneme), Ankara, İmaj Yayınevi, 1991, s. 185.
110
TÜSİAD, DPT, Türkiye Ekonomisinde Sermaye Birikimi, Verimlilik ve Büyüme (1972-2003),
No:6, Ankara, TÜSİAD Büyüme Stratejileri Dizisi, Aralık 2005, s.45.
111
DPT, “Beş Yıllık Kalkınma Planları”,
(Erişim)http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebContentGosterim.aspx?Enc=51C9
D1B02086EAFBBBF5A539A4A36E6C, 04.10.2010.
51
daha kârlı bulduğu iç pazar yönelmiĢ, ithalata bağımlılık giderek artmıĢtır.
Ġthal ikamesinden beklenen, dıĢarıyla rekabet edebilecek ve ihracata
yönelebilecek bir sanayi yapısı kurulamamıĢtır 112.
2.2.
1980
SONRASI
TÜRKĠYE’DE
UYGULANAN
EKONOMĠ
POLĠTĠKALARI
1980 sonrası ekonomisi, tıkanan ekonomik geliĢmenin yeni arayıĢları
zorunlu olarak beraberinde getirdiği dönemdir. Ekonomik geliĢmedeki
tıkanma birkaç noktada toplanabilmektedir113:
1. “Ġthal ikameci sanayileĢme politikası koruyucu dıĢ ticaret politikası ile
birlikte yürütülürken, koruyuculuğun göreceli olarak azaltılması ve
sanayinin dıĢ rekabete açılması gerekirdi. Oysa izlenen aĢırı değerli
TL politikası ve kambiyo denetimleriyle yerli sanayi dıĢa açılamadığı
gibi, kalite yönünden de bir düzelme sağlayamamıĢtır.
2. Ġthal
ikameci
politika
ile,
dıĢ
ticaret
açıklarının
daraltılması
amaçlanırken, tersine, dıĢ ticaret açıklarında artıĢ görülmüĢ, bu da dıĢ
finansman sorununu gündemden eksik etmemiĢtir.
3. Kamu
maliyesinde
gereken
zamanlarda
gerekli
düzenlemeler
yapılmadığı için kamu açıkları açıktan finansman yoluyla giderilmiĢ, bir
baĢka deyiĢle enflasyon vergisi ile kamu harcamalarının bedeli sabit
gelirlilere ödettirilmiĢtir. Gelir dağılımındaki bozulma ve uçurum
enflasyonu körüklediği gibi, sosyal gerginliklere de yol açmıĢtır.
4. Kamu maliyesindeki açık, yatırım harcamalarının yoğunluğundan çok,
cari
harcamaların,
özellikle
Kamu
Ġktisadi
TeĢebbüsleri
(KĠT)
açıklarının finansmanından kaynaklanmıĢtır. KĠT açıklarının temelinde
112
Şevket Pamuk, “İthal İkamesi, Döviz Darboğazları ve Türkiye, 1947-1979”, Kriz, Gelir Dağılımı
ve Türkiye’nin Alternatif Sorunu, İstanbul, Kaynak Yayınları, 1987, s. 39.
113
Şiir Yılmaz, “1923‟ten Bu Yana Ekonomi Politikaları: Devletçilikten Devletin Tasfiyesine”,
Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt 22, Sayı 213, Ankara, 1998, s. 37.
52
ise, KĠT ürünlerindeki fiyatlandırma mekanizması yatmaktadır. Kamu
iĢletmeciliği, kamu müdahaleciliği biçimine dönüĢmüĢ, KĠT‟ler gerek
fiyat, gerekse personel politikalarıyla iktidar partilerinin rant dağıtma
araçları olmuĢlardır.
5. Kalkınmada öncelikle projelerin yapımını devletten bekleyen özel
sektör,
dağıtılan
rantlarla
bir
hayli
palazlanmıĢ
ve
siyasal
iktidarsızlıktan, keyfi devlet müdahalelerinden Ģikayet eder olmuĢtur.
6. 1970‟lerin ikinci yarısında, sendikal hareketlerin artması, iktidara
gelebilmek
ve
orada
kalabilmek
için
siyasal
partilerin
kendi
aralarındaki çekiĢme, kamuda ücretlerin yükselmesine, özel kesimde
de ücret taleplerinde artıĢa yol açmıĢtır. Ücret artıĢlarının yanı sıra,
1978 petrol krizinden sonra yükselen enerji fiyatları, bunun da
ötesinde, kendini iyiden iyiye hissettirmeye baĢlayan enerji kesintileri
sınai üretimde maliyetlerin artmasına yol açmıĢtır.
7. Destekleme fiyat politikası, tarım ürünlerinin, ki bunların bir kısmı sınai
girdilerdir, sanayi kesiminde maliyet artıĢlarına yol açtığıyla kalmıĢ;
kırdan kente göçü engelleyememiĢ; aracıların zenginleĢmesine olanak
sağlamıĢtır.
8. 1973 ve 1978 petrol Ģoklarının dünya ekonomisini de sarstığı bu
yıllarda dıĢ finansman olanaklarının daralması, yurt dıĢına iĢçi
çıkıĢlarına yabancı ülkeler tarafından sınırlar getirilmesi, baĢta Avrupa
Birliği (AB) olmak üzere, dıĢ ülkelerle iliĢkilerde gerginliklere yol açmıĢ;
Kıbrıs BarıĢ Harekatı ile birlikte Türkiye siyasal bir yalnızlığa itilmiĢtir.
9. Bu dönemin sonlarına doruğa çıkan sağ-sol çatıĢmalarının gerisinde
ekonomik darlıklar ve çarpıklıkların yer altına ittiği karanlık çıkar
iliĢkileri, özellikle silah ve uyuĢturucu kaçakçılığı yatmaktadır.”
1980‟lerden sonra dünyayı saran neoliberal politikalar, iki kutuplu
yapının çöküĢünün ardından bir anlamda kendi zaferini ilan etmiĢtir.
Sosyalist-planlamacı rejimlerin ve onun temsil ettiği iktisadi düzenin genel
53
olarak çökmesi ile neoliberal politikaların etki alanı giderek geniĢlemiĢtir.
Sermayenin yapısından gelen krizi aĢmak için neoliberaller yeni etki alanları,
pazar alanları, giriĢim maceraları elde etme çalıĢmalarına baĢlamıĢlardır.
Günümüzde bu sürecin özellikle 1990‟larla beraber önemli bir ivme kazandığı
görülmektedir114.
1980‟li yıllar, otoyol yapımları ile altyapı tıkanıklığının, doğalgaz ithali
ve Güneydoğu Anadolu Projesi‟ ndeki (GAP) geliĢmelerle enerji darboğazının
büyük ölçüde aĢıldığı yıllardır. Buna karĢın enflasyon, kamu harcamalarının
vergi kaynaklarından karĢılanması ilkesini alt üst eden fon uygulamaları
nedeniyle kamu maliyesinde dengelerin bir türlü kurulamaması sonucu sürüp
gitmiĢtir115.
1970‟lerin sonlarında yaĢanan toplumsal ve siyasi bunalım ile birlikte,
hızla yükselen enflasyon ve döviz darboğazı, Türkiye ekonomisinde, 24 Ocak
Ġstikrar Tedbirlerinin alınmasını zorunlu hale getirmiĢtir. Daha sonra bu
istikrar tedbirlerinin devamı ve tamamlayıcısı olarak alınan yeni tedbirlerle
birlikte, kısa dönemde ekonomide istikrarın sağlanması, uzun dönemde
ekonominin yeniden yapılanması amaçlanmıĢtır. BaĢka bir deyiĢle, piyasa
ekonomisine geçilmesi, bunun için; fiyatların, döviz kurunun serbestçe
belirlenmesi benimsenirken, ithal ikameci sanayileĢme politikası yerine
ihracata dayalı sanayileĢme politikası uygulamaya konmuĢtur116.
Neoliberal ekonomi politikalarının tarihsel izdüĢümleri dönemler
itibariyle ele alınmaktadır. Bu noktada önemli olan, Türkiye‟de dıĢ ticaret ve
beraberinde sermaye hareketleri bakımından, dünya ekonomisine yeni
baĢtan açılmayı kapsayan 1980‟li yıllardan itibaren ekonomik büyümenin
düĢmekte olduğu gerçeği öne çıkmaktadır117.
114
Yunus Emre Özkan, Süleyman Sıdal, “Kentin Dönüşümü ve Yoksulluk”, Eğitim Bilim Toplum
Dergisi, Cilt 6, Sayı 24, Ankara, 2008, s. 23.
115
Şiir Yılmaz, a.g.m., s. 38.
116
Sami Güçlü, Mahmut Bilen, “1980 sonrası Dönemde Gelir Dağılımında Meydana Gelen
Değişmeler”, Yeni Türkiye Dergisi, Sayı 6, Ankara, Eylül-Ekim 1995, s. 163.
117
Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908-2007, 211.
54
2.2.1. 1980-1988: Ġstikrar ve SerbestleĢme
1980 yılı ekonomiyi serbestleĢtirme ve dıĢa açılma politikalarıyla
birlikte küresel sermayenin geniĢlemesini sağlayacak politikaların devreye
sokulduğu dönem olarak değerlendirilmektedir.
1980‟li yıllarla birlikte Türkiye‟de ekonomik büyüme stratejisi önemli bir
değiĢim geçirmiĢtir. 1980 öncesi dönemde uygulanan ithal ikameci büyüme
stratejisi terk edilerek dıĢa açık büyüm stratejisi uygulamaya konulmuĢtur.
1978 yılından baĢlayarak Türkiye ekonomisi iĢgücü piyasasında sorunlarla ve
ciddi düzeyde bir döviz kriziyle karĢılaĢmıĢtır. Politik istikrarsızlık ve yüksek
enflasyonun ekonomik büyümeyi engellediği bir sürece girilmiĢtir. 12 Eylül
1980 askeri müdahale öncesinde açıklanan 24 Ocak Kararları sonrasında
Türkiye, dıĢa açık-ihracata dayalı büyüme stratejisini benimsemiĢtir. Bu
dönemde uygulanan Kalkınma Planları, temel olarak, verimlilikte artıĢ
sağlamayı ve ekonominin rekabet gücünü arttırmayı amaçlamıĢtır. Bu
çerçevede, piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi yönünde adımlar atılmıĢtır.
Ekonominin dıĢ rekabete açılması, kamunun doğrudan üretim faaliyetlerinden
çekilerek
alt
yapı
yatırımlarına
yönelmesi
ve
mali
piyasaların
serbestleĢtirilmesi piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi yönünde atılan
baĢlıca adımlardır. Bu durum, ekonomide sermaye birikiminin ve verimlilik
artıĢının baĢlıca kaynakları olarak ele alınmıĢtır 118.
1980 yıllarında, kamu finansmanına ciddi disiplinler getirilmiĢtir. Bunun
yanında önemli yapısal değiĢiklikler gerçekleĢtirilmiĢtir. Türkiye ekonomisinin
dıĢa açılması için önemli adımlar atılmıĢtır. Türkiye ekonomisi için atılan ciddi
ve önemli adımlar yeterli alt yapı ve disiplin uygulanmadığından özellikle
1986 yılından sonra kamu finansmanı darboğazlara girmeye baĢlamıĢtır. Bu
yıllarda
enflasyon
alınamamıĢtır.
118
Bu
oranları
durumda
TÜSİAD, DPT, a.g.e., s.16.
düĢürülememiĢ,
serbest
kamu
bırakılan
bütçesi
uluslararası
disiplin
sermaye
55
hareketleri, daha sonraki yıllarda önemli istikrarsızlıklar oluĢturmaya
baĢlamıĢtır119.
1980‟li yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının karakteristikleri Ģöyle
özetlenebilir: Esnek döviz kuru düzenlemesi, ithalat ve ihracat rejimlerini
serbestleĢtirme, altın döviz ve hisse senedi piyasalarının açılması, T.C.
Merkez Bankasının (TCMB) açık piyasa iĢlemlerine baĢlaması, yap-iĢletdevret modelinin ekonominin yatırım gereksinimlerini karĢılamak için
getirilmesi, tasarrufa teĢvik uygulaması, yabancı sermaye yatırımlarının
özendirilmesi
ve
teĢvik
edilmesi
için
düzenlemelerin
yapılması
vb.
uygulamalardır. Bu araçların devreye sokulmasında asıl amaç: enflasyonu
kontrol altına almak ve serbest piyasa iĢleyiĢini kolaylaĢtırarak Türkiye
ekonomisinin uluslararası ekonomi ile bütünleĢmenin sağlanmasıydı. 24
Ocak 1980 Kararlarıyla birlikte IMF ile yapılan anlaĢmaların etkisiyle sıkı para
politikası adı verilen para arzını kısmak, nakdi talebi kontrol altına alarak
enflasyon baskısını hafifletmek temel yöntem olmuĢtur. Bu yönteme uygun
olarak, sıkı para politikasıyla ekonomideki toplam talep düzeyini etkileyip
piyasadaki fazla likitideyi emerek aĢırı talebe bağlı oluĢan fiyatlar genel
düzeyindeki artıĢı engellemiĢtir120.
2.2.1.1. 24 Ocak 1980 Ġstikrar Programı
24 Ocak Kararları, neoiberal politikaların ekonominin merkezine
oturtulmasının kararı olmaktadır. Bu kararlar doğrultusunda serbestleĢme ve
dıĢarıdan dayatmalı yapısal dönüĢümler uygulanmaktadır. Dolayısıyla,
serbest piyasa ekonomisiyle birlikte dıĢa açılma yönündeki ekonomi
politikaları, IMF ve WB‟nin geliĢmekte olan ülkeler için zorunlu kıldığı
politikaların dayatması olarak devreye girmiĢtir. 24 Ocak 1980 Kararları reel
devalüasyonların
119
yaĢandığı,
liberasyona
doğru
giden
ithalat
rejimi
Esat Çelebi, “Atatürk‟ün Ekonomik Reformları ve Türkiye ekonomisine Etkileri (1923-2002)”,
Doğuş Üniversitesi Dergisi, Sayı 5, İstanbul, Ocak 2002, s. 37.
120
İsmail Şiriner, Yılmaz Doğru, Türkiye’de Büyümenin Ekonomi Politiği-1980 Sonrası Türkiye
Ekonomisi Üzerine Bir İnceleme, Ankara, Dipnot Yayınları, 2008, s. 164.
56
uygulamalarının devreye sokulduğu, emek gücünün gelirinin baskılandığı bir
dizi liberalleĢme dönemini vurgulamaktadır121.
24 Ocak 1980 Ekonomik Ġstikrar Programı ile öngörülen baĢlıca
önlemler Ģunlardır122:
1. Döviz gelirlerinin arttırıcı önlemler,
2. Ġthalatın libere edilmesine yönelik önlemler,
3. Fiyat oluĢumu ile ilgili önlemler,
4. Yabancı sermaye ile ilgili önlemler,
5. Ġdari önlemler,
6. Para politikası ile ilgili önlemler.
24 Ocak 1980 tarihinde, TL, Dolar karĢısında yaklaĢık %49 oranında
devalüe edilerek Dolar kuru 47 TL‟den 70 TL‟ye çıkarılmıĢtır. 1 Temmuz
1981‟den sonra ise günlük kur ayarlamalarına baĢlanmıĢtır.
24 Ocak Kararlarıyla hızlandırılmak istenen dönüĢümün amaçları
Ģunlardır123:
1. Ekonominin birikim ve kaynakların dağılımı mekanizmalarında pazar
fiyatlarının belirleyici unsur olması,
2. Mal ve hizmet ihracatını arttırmaya yönelik, devletin yoğun destek
verdiği bir dıĢa açılma stratejisinin izlenmesi.
Bu çerçevede alınan kararlar; ihracatın hızla artmasının ana strateji
olarak benimsenmesi, esnek döviz kuru uygulanması, enflasyonun kontrol
altına alınması, monetarist para ve kredi politikasının uygulanması, gerçekçi
121
Gülten Kazgan, Türkiye Ekonomisinde Krizler (1929-2001): Ekonomi Politik Açısından Bir
İrdeleme, 2. Baskı, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008, ss. 195-196.
122
Esat Çelebi, a.g.m., s. 37.
123
Erinç Yeldan, Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi Bölüşüm, Birikim ve Büyüme,
İstanbul, İletişim Yayınları, 2008, s. 39.
57
faiz politikası, özel yabancı sermayenin teĢvik edilmesi, yeni yatırımlar yerine
mevcut kapasitenin tam kullanılmasına öncelik verilmesidir. Bunlara ek
olarak, ekonominin doğal kanunları içinde geliĢmesine ortam hazırlanması,
ekonomi yönetiminde karar bütünlüğünün sağlanmasına yönelik kurumsal
düzenlemelerin yapılması, kamu açıklarının kapatılması, KĠT fiyatlarının
piyasa kurallarına göre belirlenmesi, temel mallar kapsamının daraltılarak
sübvansiyonların kaldırılması, fiyat kontrollerinin ve fiyat tespit komisyonunun
kaldırılması yönünde uygulamalara baĢlanmıĢtır124.
2.2.1.2. 1983-1989 Yılları Arasında Uygulanan Ekonomi Politikaları
1980-1984 döneminde, kredi itibarının arttırılabilmesi ve sağlanan yeni
imkanlar sayesinde ithalat normal bir düzene kavuĢturulmuĢ, sınırlamalar
önemli ölçüde kaldırılmıĢ ve dıĢ ticarette dıĢ dünya ile bütünleĢme ilkesi göz
önünde tutulmuĢtur. Nitekim, bu dönemde özellikle doğu bloku ülkeleriyle
yürütülen dıĢ ticaret uygulamalarına son verilmiĢ, kota uygulamaları
kaldırılmıĢ
ve
ithal
edilebilecek
maddeler
listelerinde
geniĢlemeler
sağlanmıĢtır. Bu dönemde, alınan bu önlemlere rağmen asıl liberalleĢme
politikasının 1984 yılında baĢlatıldığı ve uygulamanın günümüze kadar
boyutları
geniĢletilerek,
kesintisiz
bir
Ģekilde
sürdürüldüğü
gözlemlenmektedir125.
1984-1989 yılları arasında Türkiye ekonomisinde bir geliĢme dönemi
yaĢanmıĢtır. Bu dönemde Batı ekonomilerinde meydana gelen canlanma,
Türkiye‟nin izlediği ihracata dayalı büyüme stratejisi ile de örtüĢerek ihracatın
124
Yaşar Uysal, “Bölüşüm İlişkileri ve Bu İlişkilerin Düzenlenmesinde Etkili Olabilecek İktisat
Politikalarının Değerlendirilmesi-Türkiye Örneği”, Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, İzmir, 1999, s. 213.
125
Hüseyin Öztürk, “Cumhuriyetimizin 75‟inci Yılında Ülkemizde Uygulanan İthalat Politikalarına
Genel Bir Bakış”, (Erişim) http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cumhuriyetimizin-'-inciyilinda-ulkemizde-uygulanan-ithalat-politikalarina-genel-bir-bakis-356919.html, 08.07.2011.
58
artmasına neden olmuĢ ve Türkiye ekonomisi bir geliĢme sürecine
girmiĢtir126.
1986-1989 döneminin ilk yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında
ise durgunluk görülmüĢtür. 1986 yılında iç talepteki artıĢ, petrol fiyatlarındaki
düĢmenin yarattığı uygun uluslararası koĢulların da katkısıyla, ekonominin
hedeflenen uzun dönem büyüme hızının üzerinde büyümesine yol açmıĢtır.
1987‟de kamu açıklarının büyümeye, enflasyonun yükselmeye baĢlaması,
yılın sonlarına doğru mali piyasalardaki dengesizliklerin artmasına yol
açmıĢtır. Bu geliĢmelere sonucunda TL‟den kaçma eğilimi güçlenmeye
baĢlamıĢtır. Bu olumsuzlukları engellemek için 1988 ġubat ayında bir dizi
önlem alınmıĢtır. Bu önlemlerin amacı, TL cinsinden tutulan tasarrufların
çekiciliğini ve dolayısıyla TL‟ye olan talebi arttırmak, ithalatı frenlemek,
ihracatı tekrar canlandırmak ve kamu harcamalarını kısarak ekonomideki
aĢırı ısınmayı soğutmak biçiminde özetlenebilmektedir127.
1983-1989 yılları arasındaki bu dönem kendi içinde üç döneme
ayrılarak incelenecektir. Buna göre kur politikalarında esneklik, finansal
serbestleĢme ve liberal dıĢ ticaret politikaları olarak dönemlere ayrılacaktır.
2.2.1.2.1. Kur Politikalarında Esneklik
1980 yılından itibaren reel pozitif faiz politikası ve esnek gerçekçi kur
politikası ile dünya ekonomisinin bütünleĢme süreci baĢlatılmıĢtır. 1981 ve
1982 birinci yarıyıl dönemi 24 Ocak ve sonrası kararları çerçevesinde
değerlendirildiğinde, reel faiz oranının düzeyi ile reel döviz kurlarındaki yıllık
kaybın, aĢağı yukarı eĢitlenmesi sonucu TL döviz talebi dengesi sağlanmıĢtır.
Kur ve faiz politikalarının birbirini tamamlayıcı Ģekilde uygulanması, iç ve dıĢ
dengeye doğru olumlu sonuçların elde edilmesine neden olmuĢtur. Her ne
kadar yüksek faiz sonucu bankerlik olayı ve bir takım iflaslar yaĢanmıĢ ise de
126
127
Nadir Eroğlu, a.g.m., s. 7.
Rüşdü
Saracoğlu,
“1990
yılına
Girerken
Türk
Ekonomisi”,
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/paraprog/turkekonomisi.html, 23.05.2010.
(Erişim)
59
serbest faiz rejimine geçildikten sonra, artık faizlerin enflasyonu aĢması
gereği kamuoyunca kabul edilmiĢtir128.
Bankaların, alıĢ ve satıĢ kurlarının TCMB tarafından günlük olarak
belirlenen esas kurun dövizlerde %6, efektiflerde ise %8 altında veya
üstünde belirlenmesine izin verilmiĢ, ancak döviz alıĢ ve satıĢ kurları
arasındaki farkın %2‟yi aĢmaması Ģart koĢulmuĢtur. 1985 yılı Haziran ayında
ise, bankalar kur tespiti konusunda tamamen serbest bırakılmıĢtır. Ancak,
1986 yılı baĢlarında bu serbesti daraltılmıĢ ve bankalar tarafından
belirlenecek kurların TCMB kurlarının %1 altında ya da üstünde olması
öngörülmüĢtür. 1986 yılının sonlarına doğru kur belirleme sistemi yeniden
gözden geçirilmiĢ ve bankaların, döviz satıĢ kurunda TCMB kurunu aĢmamak
koĢuluyla, döviz alıĢ kurlarını serbestçe belirleyebilecekleri açıklanmıĢtır 129.
1984 yılında, faiz oranları birkaç kez yükseltilmiĢtir. Reel faiz oranları
pozitif kalmakla birlikte yılın büyük bölümünde düĢük düzeylerde seyretmiĢtir.
Enflasyonun hızlanması, mevduatın faizi yüksek olan üç ay vadede
yoğunlaĢmasına neden olmuĢtur. Mevduatın vade yapısını uzun vadeli
mevduat lehine değiĢtirmek amacıyla, 1985 yılı Temmuz ayında uzun vadeli
mevduat faiz oranları daha yüksek tutulmuĢtur. Bunun sonucunda üç aylık
mevduattan altı ay ve bir yıl vadeli mevduata büyük bir kayma olmuĢtur.
Fiyatlardaki dalgalanmalara ve diğer ekonomik geliĢmelere daha çabuk uyum
sağlayabilmesi için TCMB‟ye mevduat faiz oranlarını her ay gözden geçirerek
belirleme yetkisi verilmiĢtir130.
128
İlhan Uludağ, Erişah Arıcan, Türkiye Ekonomisi (Teori-Politika-Uygulama), İstanbul, Der
Yayınları, 2003, ss. 49-50.
129
“1923‟ten Günümüze Türkiye Ekonomisi”,
(Erişim)
http://reocities.com/enchantedforest/glade/6314/turkiye_ekonomisi_tarihi.htm,
16.11.2010.
130
Mehtap Kesriyeli, 1980’li Yıllardan Günümüze Para Politikası Gelişmeleri, Ankara, TCMB
Yayınları, Yayın No: 97/4, Mart 1997, s. 5.
60
2.2.1.2.2. Liberal DıĢ Ticaret Politikaları
1980 yılında baĢlatılan ekonomik program ihracat sübvansiyonları,
yüksek orandan devalüasyon ve KĠT tarafından üretilen mal ve hizmetlerin
fiyatlarında artıĢ yapılmasını öngörmekteydi. BaĢlangıçta, döviz kurlarında,
faiz oranlarında ve hükümetçe belirlenen kamu ürünleri fiyatlarında görülen
yüksek artıĢlara, hızla uygulamaya konulan ihracatı teĢvik amaçlı heterodoks
politikalar eĢlik etmiĢtir. Bu hamleler, uluslararası kredi kuruluĢlarının
güvenlerinin yeniden kazanılmasında da rol oynamıĢtır. Borç rahatlama
operasyonlarıyla birlikte, IMF stand-by ve WB uyum kredileri hızla takvime
bağlanmıĢ ve ödemeleri gerçekleĢtirilmiĢtir.
Politik
ortamın
üç
özelliği
ticarete
reform
sürecinde
kolaylık
sağlamıĢtır: Ġlk olarak, yurt dıĢından sağlanan net krediler ara malların
ithalatını arttırmıĢ ve kamu finansmanı üzerindeki baskıları hafifletmiĢtir.
DüĢük kapasite kullanım oranları (%45-50 civarında) nedeniyle sanayi
firmaları hızla değiĢtirilen teĢvik yapılarına güçlü bir ihracatla karĢılık
vermiĢlerdir. Ġkinci olarak, TL‟deki değer kaybı yüksek olmasına rağmen
sürdürülebilir bir yapıdaydı. Üçüncü olarak, 1980 yılının ikinci yarısında yurtiçi
talep
önemli
derecede
azaltılarak
ihracatın
güçlenmesi
için
ortam
hazırlanmıĢtır. Bu dönemde reel ücretler ve tarım kesiminin gelirleri ciddi
oranda düĢürülmüĢtür131.
1980 sonrası benimsenen dıĢ ticaret politikası, ihracat yapma
koĢuluyla üreticiye sayısız teĢviklerin sağlanması esasına dayanmaktaydı.
Bu dönemde dıĢ ticaret önceki dönemin aksine, libere edilmiĢtir. Ancak,
yabancı paralar karĢısında düĢük değerlenmiĢ TL sayesinde ithal mallar
doğal gümrük duvarı arkasına alınmıĢtır. Buna karĢılık ithal girdiler, üretimde
kullanılması
ve
ihracata
yönelinmesi
koĢuluyla,
teĢvik
mekanizması
sayesinde, ihracatçı-üreticiye ucuza gelebilmektedir. Aynı durum yatırımcılar
için de geçerlidir: Yapılan yatırım döviz kazandırıcı ise, yatırım mallarının
131
TCMB, Küreselleşmenin Türkiye Ekonomisine Etkileri, Ankara, TCMB Yayınları, Haziran
2002, ss. 5-6.
61
ithalinde ve yatırım sürecinde ortaya çıkabilecek vergi yükünde önemli
kolaylıklar sağlanmaktadır. Yalnız mal ihracatı değil, hizmet ihracatı da aynı
teĢviklerden
yararlandırılmıĢtır.
DıĢ
ticaret
rejimindeki
bu
dönüĢüm,
Türkiye‟nin ithal ikameci ve koruyucu politikalarla besleyip büyüttüğü sanayi
potansiyelinin kendisini kanıtlamasını sağlamıĢ, ihracatın bileĢimin de sınai
ürünlerin payı %80‟lere varmıĢtır. Daha dikkat çekici nokta ise görünmeyen
kalemlerdeki artıĢ olmuĢtur. Turizm yatırımlarına tanınan teĢvikler sonucu
baĢta turizm olmak üzere, taĢımacılık, özellikle gemi taĢımacılığı ve
müteahhitlik
hizmetlerinde
yaĢanan
geliĢmelerle
Türkiye
ithalat
liberalizasyonunu finanse edebilmiĢ, dıĢ ticaret açıkları katlanabilir boyutlarda
kalmıĢtır132.
2.2.2. 1989-1999: Finansal SerbestleĢme ve Ekonomik Kriz
Türkiye ekonomisinde 1990 sonrası döneme damgasını vuran temel
iktisadi yapı, 1989 yılında 32 Sayılı Karar ile ödemeler dengesi sermaye
hareketleri üzerindeki tüm kısıtlama ve denetimlerin kaldırılarak finans
piyasalarının tamamıyla serbestleĢtirilmesi üzerine kurulmuĢtur. Böylece
ulusal kaynakların reel üretken sektörlerde sabit sermaye yatırımlarına
dönüĢtürülmesi engellenmiĢtir. DerinleĢtirilmesi amaçlanan finans piyasaları,
ise doğrudan doğruya kısa vadeli, spekülatif nitelikli yabancı sermaye
hareketlerinin parasal kazanç oyunları alanı (casino capitalism) haline
gelmiĢtir. Aslında 32 Sayılı Karar, IMF‟nin benimsediği “ödemeler dengesine
parasala yaklaĢım”a göre yapılmıĢ bir düzenlemeydi. IMF yönlendiriciliğindeki
istikrar programlarının hemen hemen tümüne kuramsal temel oluĢturan bu
yaklaĢıma göre, dıĢa açık bir ekonomide döviz kuruna ve faiz haddine duyarlı
olan uluslararası finansal sermaye hareketleri bir ülkenin dıĢ ödemeler
bilançosunu dengeye kavuĢturan en temel öğeyi oluĢturmaktadır. Ancak bu
mekanizma 1990‟lı yıllarda periyodik olarak krize sürüklenen Türkiye‟ de
istenilen istikrar ortamını sağlamakta baĢarısız olmuĢtur. Tüm bu krizler
132
Şiir Yılmaz, a.g.m., s. 38.
62
görüntüdeki farklı nedenlerine rağmen bu “parasal” anlayıĢın ve yürürlükteki
32 Sayılı Kararın ortak sonuçları niteliğindedir133.
1991
Körfez
SavaĢı
ekonomisindeki dalgalanmalar
ve
finansal
sonucu
serbestleĢme
Türkiye
ve
Dünya
ekonomisi, 1989-1994
dönemleri arasında hareketli bir büyüme yaĢamıĢtır. Döviz piyasalarındaki ve
mali piyasalardaki serbestleĢme ile hükümetin ekonomiye doğrudan, makro
ekonomik politikalarla müdahale Ģansı oldukça azalmıĢtır. Bu nedenle,
hükümet ancak makro değiĢkenleri belirleyen parametreleri etkileyerek
dolaylı biçimde etkileyebilmekteydi. Türkiye‟de bu anlamda, serbest piyasa
ekonomisinin gerektirdiği yasal ve kurumsal bir düzenleme olmadan, ürün
piyasasında yeterli rekabet ortamı sağlanamadan ve dıĢ ticarette uygulanan
liberasyon sürecinden olumlu sonuç alınamadan bu değiĢiklikler yapılmıĢtır.
Dolayısıyla 1984-1994 dönemi, kaygan fonların döviz piyasası, para piyasası
ve sermaye piyasası arasında çok hızlı yer değiĢtirdiği, bulunduğu piyasada
fiyatların yükselmesine, terk ettiği piyasalarda ise fiyatların düĢmesine neden
olduğu bir dönem olarak ekonomik büyümeyi tetiklemiĢtir134.
Türkiye ekonomisi 1970‟lerin sonlarında olduğu gibi 1980‟lerin
sonlarına doğru da tıkanmaya baĢlamıĢtır. Bu tıkanmayı çözmeye yönelik
ekonomik istikrar programının uygulamaya konulamamıĢ olması (ki bunun
temel neden siyasal iktidarların en çok korktuğu Ģey olan döviz sorununun
aĢılmamıĢ gibi görünmesidir) sonucu 1994 yılı baĢında Türkiye yeniden bir
ekonomik krizin içine girmiĢ, uzun bir süre istikrarlı görünen Dolar-TL paritesi
ciddi Ģekilde bozulmuĢ, enflasyonist beklentiler büyük ölçüde artmıĢ, hazine
içeride
borçlanamaz
duruma
gelmiĢtir.
ABD‟li
kredi
değerlendirme
kurumlarının Türkiye‟nin kredi değerliliğini arka arkaya düĢürmesi sonucu dıĢ
kredi bulma imkânı da kalmayınca siyasal iktidar bir ekonomik istikrar
133
Bağımsız Sosyal Bilimciler-İktisat Grubu, “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı Üzerine
Değerlendirmeler”, Mülkiye Dergisi, Cilt 15, Sayı 229, Ankara, ss. 16-17.
134
Hüseyin Şahin, Türkiye Ekonomisi, Bursa, Ezgi Kitabevi, Ocak 2000, s. 206.
63
paketini yürürlüğe koymuĢ ve hemen peĢinden IMF ile 14 aylık bir stand-by
düzelmemesine girilmiĢtir135.
Ekonomide kamu gider-gelir dengesinin iyice bozulması, kronik dıĢ
açıkların sürdürülemez hale gelmesi ve enflasyonun üç haneli rakamlara
tırmanması, aĢırı değerli yerli para ile bir krize giren Türkiye ekonomisi yeni
iktisat politikası önlemleri ile tanıĢmıĢtır. Bu amaçla hazırlanan 5 Nisan
Ġstikrar
Paketi,
kısa
vadede
enflasyonu durdurup,
mali
piyasalarda
istikrarsızlığın temel nedeni olan yüksek kamu açıklarına ve dıĢ açığa kalıcı
ve köklü çözümler getirerek uzun vadede sürdürülebilir bir büyüme sağlamayı
amaçlamıĢtır. 24 Ocak Kararlarından farklı olarak misyonu, mal ve emek
piyasası yanında para ve sermaye piyasasını da düzenlemektir. Böylece
özelleĢtirme, sosyal güvenlik, tarımsal destekler ve bankacılık alanında
önemli yapısal düzenlemelerin gerçekleĢtirilmesi hedeflenmiĢtir 136.
5 Nisan 1994 tarihli ekonomik istikrar programının baĢlıca hedefleri
Ģunlardır137:
1. Piyasalarda dengeleri ve istikrarı sağlamaya yönelik tedbirler,
2. Kamu kesimi mali dengesini sağlamaya yönelik önlemler,
3. Ödemeler bilançosu açıklarının kapatılmasına yönelik önlemler,
4. Ekonomide yapısal düzenlemeleri amaçlayan önlemlerdir.
5 Nisan Ġstikrar Programında, sıkı para ve maliye politikaları ilke olarak
kabul edilmiĢtir. Bunun yanı sıra, KĠT ürün fiyatları önemli ölçüde arttırıldıktan
sonra altı ay süreyle dondurulması, ücret artıĢlarının Nisan ayında çok düĢük
düzeyde yapılmasının ardından Temmuz ayında hiç yapılmaması ve ücret
artıĢlarının geçmiĢ dönem enflasyon oranına endekslenmeden koparılarak
ileriye dönük hedefler çerçevesinde ve bütçe imkânlarıyla sınırlanması, döviz
135
Mahfi Eğilmez, Ercan Kumcu, Ekonomi Politikası-Teori ve Türkiye Uygulaması, 11. Basım,
İstanbul, Remzi Kitabevi, Mayıs 2007, s. 379.
136
İsmail Şiriner, Yılmaz Doğru, a.g.e., ss. 168-169.
137
Hüseyin Şahin, a.g.e., ss. 215-222.
64
kurunun çıpa olarak kullanılması, enflasyonun denetim altına alınmasında kur
artıĢlarının
enflasyon
oranının
altında
tutulması
gibi
tedbirler
de
uygulanmıĢtır. Sermaye hareketlerindeki serbestlik nedeniyle para politikası
yeterince uygulanamamıĢtır. 1994 Ġstikrar Programının baĢarısının önündeki
en büyük engeli programın ihtiyacı olan dıĢ kaynak giriĢinin güvence altına
alınmadan baĢlatılması zorunluluğu teĢkil etmiĢtir138.
Türkiye ekonomisi 1990‟lı yıllardan itibaren sıklaĢan aralıklarla
ekonomik krizlerle karĢı karĢıya kalmıĢtır. YaĢanan bu krizlerde dıĢsal
etkenlerin de rolü olmakla beraber krizlerin baĢlıca nedenleri; sürdürülemez
bir iç borç dinamiğinin oluĢması ve baĢta kamu bankaları olmak üzere mali
sistemdeki sağlıksız yapının ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme
kavuĢturulamamıĢ olmasıdır139.
2.2.3. 2000’li Yıllar: ÇöküĢ ve Yeniden Yapılanma
2000‟li yıllar, finansal krizlerin ekonomilerin reel kesimlerinin yanı sıra
siyasal
ve
toplumsal
boyutta
da
önemli
ölçüde
olumsuzluklarla
sonuçlanabileceğini ortaya koyan ciddi krizlerle baĢlamıĢtır. 2000-2001
döneminde Türkiye‟de yaĢanan krizin etkileri ekonomik daralma ile sınırlı
kalmıĢtır.
Bu krizin kökeninde yatan faktörler; yapısal ve makroekonomik
sorunlar, finansal sistemin (özellikle bankacılık sisteminin) sorunları, sabit kur
uygulamaları, yabancı sermaye giriĢlerinin ve liberalizasyonun yarattığı
sorunlar, politik istikrarsızlıklar ve dıĢsal Ģoklardır140.
2000‟li yıllarda, istikrarsız büyüme ekonominin temel özelliklerinden
biri haline gelmiĢtir. 2001 yılında yaĢanan yüksek oranlı ekonomik küçülme
öncesinde, ekonomide birikmiĢ olan sorunların çözümüne yönelik bir dizi
138
Salih Köse, “24 Ocak 1980 ve 5 Nisan 1994 İstikrar Programlarının Karşılaştırılması”, Planlama
Dergisi, Özel Sayı, Ankara, DPT Yayınları, 2002, ss. 12-123.
139
TCMB,
“Türkiye‟nin
Güçlü
Ekonomiye
Geçiş
Programı”,
(Erişim)
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/eko_program/program.pdf, 28.06.2010, s. 1.
140
Güven Delice, “Finansal Krizler: Teorik ve Tarihsel Bir Perspektif”, Erciyes Üniversitesi İktisadi
ve İdari Bilimler Dergisi, Sayı 20, Ocak-Haziran, Kayseri, 2003, s. 69.
65
yapısal politikanın uygulanması gündeme gelmiĢtir. Temel olarak; kamu
harcamalarının disiplin altına alınması ve bankacılık sektörü reformu baĢta
olmak üzere kamunun düzenleme ve gözetim rolünün güçlendirilmesi gibi
politikalarla
ekonomideki
belirsizlik
ortamı
giderilmeye
ve
böylelikle
ekonomide daha sağlıklı bir büyüme ortamı oluĢturulmaya çalıĢılmıĢtır 141.
Türkiye‟de özelleĢtirme, 2000‟li yıllara kadar verimliliği arttırmak ve
“kamu kesimi borçlanma gereği”ni azaltmak için zarar eden kuruluĢlar
üzerine yoğunlaĢmıĢken, 2000 yılından sonra araç olmaktan çıkarak amaç
haline
gelmiĢ;
kâr
eden
ve
tekel
statüsünde
bulunan
kuruluĢların
özelleĢtirilmesine baĢlanmıĢ ve hedefler içinde olmayan bütçeye gelir
sağlama amaçlı özelleĢtirmeler yapılmıĢtır 142.
1999 Aralık ayında 2000-2002 yıllarını kapsayan üç yıllık orta vadeli
stand-by anlaĢması imzalanmıĢtır. Bu çerçevede öncelikle “Enflasyonu
DüĢürme Programı” baĢlatılmıĢtır. Bu program, sonraki dönemde yaĢanan
krizler nedeniyle kesilmiĢ ve “Güçlü Ekonomiye GeçiĢ Programı” uygulamaya
konulmuĢ ve 2002 yılı baĢında üç yıllık yeni bir stand-by anlaĢması
imzalanmıĢtır.
2.2.3.1. 2000-2002 Enflasyonu DüĢürme (Döviz Kuru Hedeflemesi) Programı
Türkiye ekonomisi tarihi süresince, birçok geliĢmekte olan ülkenin,
yüksek ve yapıĢkan enflasyonla mücadele amacıyla uyguladığı programların
en önemli parçası, döviz kurlarına iliĢkin geleceğe yönelik önceden yapılan
açıklamalar olmuĢtur.
Aralık 1999 Niyet Mektubuyla somutlanan Enflasyonu DüĢürme
Programı 2002 yılı sonuna kadarki 3 yıllık evreyi kapsamaktadır. Bu dönem
boyunca somut olarak para programı, döviz kuru ve kamu maliyesi
141
142
TÜSİAD, DPT, a.g.e., s. 17.
Özer Ertuna, Yeni Yüzyılın Eşiğindeki Türkiye Ekonomisi, İstanbul,
Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Yayınları, 2007, s. 122.
İstanbul Serbest
66
politikaları, performans kriterleri ve stratejik hedefler olarak belli bir takvime
bağlanmıĢ, ayrıca da planlanan yapısal reformlar ile desteklenmiĢtir. Bu
program genelde üç ana baĢlık üzerine inĢa edilmiĢtir143:
1.
Kamu kesimi (maliyesi) reformu,
2.
Döviz kuru nominal çıpasına dayalı para programı,
3.
Sosyal güvenlik, özelleĢtirme ve tarım kesimine yönelik yapısal nitelikli
dönüĢümlerdir.
Enflasyonu DüĢürme Programında, 1 Dolar+0,77 Euro‟dan oluĢan bir
sepet yaratılmıĢ (Tablo 2) ve TL bu sepete göre 2000 yılı sonuna kadar %20
oranında değer yitirmesi planlanmıĢtı. Döviz kurunun her ay içerisinde sabit
kalması öngörülmüĢtü. Böylelikle program boyunca para arzındaki geniĢleme
doğrudan doğruya piyasa güçlerine terk edilecek ve enflasyonist baskılar
hafifletilecekti. TL‟nin döviz kuru sepetine göre yıllık aĢınma hedefi
tutturulmuĢ; TCMB bir para kurulu gibi çalıĢarak, net iç varlıklar hesabını
denetim altında tutmuĢ; kamu bütçesinde faiz dıĢı denge yıl sonu hedefini
yakalamıĢtır. Ancak spekülatif sermayenin son derece akıĢkan olduğu
dönemin finans dünyasında bir ekonominin tüm parasal tabanını dıĢ
dünyanın kısa dönemeci, spekülatif nitelikli sermaye giriĢ-çıkıĢlarının
denetimine bırakmayı öngören bu adımın ne kadar tehlikeli olduğu 2000
yılının Kasım ayında yaĢanan krizle anlaĢılmıĢtır144.
143
Salih Öztürk, Deniz Yakışır, “Türkiye Ekonomisinde 1980 Sonrası Yaşanan Yapısal Dönüşümlerin
GSMH, Dış Ticaret ve Dış Borçlar Bağlamında Teorik Bir Değerlendirmesi”, Mevzuat Dergisi,
Sayı 94, (Erişim) http://www.mevzuatdergisi.com/2005/10a/01.htm, 26.05.2010.
144
Bağımsız Sosyal Bilimciler-İktisat Grubu, a.g.m., ss. 17-18.
67
Tablo 2: 1 Dolar+0,77 Euro‟dan OluĢan Döviz Kuru Sepeti ArtıĢ Oranı
SEPET DEĞĠġĠMLERĠ
Ay Sonu Sepet Değeri
(1 USD + 0.77 EUR)
Aylık ArtıĢ
Oranı (%)
Kümükatif
ArtıĢ Oranı
(%)
Günlük ArtıĢ
Oranı (%)
Aralık 1999
959,020.46
Ocak 2000
979,159.89
2.1
2.100
0.067
ġubat
999,722.25
2.1
4.244
0.072
Mart
1,020,716.42
2.1
6.433
0.067
Nisan
1,038,068.59
1.7
8.243
0.056
Mayıs
1,055,715.76
1.7
10.083
0.054
Haziran
1,073,662.93
1.7
11.954
0.056
Temmuz
1,087,620.55
1.3
13.410
0.042
Ağustos
1,101,759.61
1.3
14.884
0.042
Eylül
1,116,082.49
1.3
16.377
0.043
Ekim
1,127,243.31
1.0
17.541
0.032
Kasım
1,138,515.75
1.0
18.717
0.033
Aralık 2000
1,149,900.90
1.0
19.904
0.032
SEPET = USD+(0,77 * EUR)
SEPET = USD+(0,77 * USD * CARĠ ÇAPRAZ)
SEPET = USD * (1+0,77 * CARĠ ÇAPRAZ)
USD = SEPET / (1+0,77 * CARĠ ÇAPRAZ)
EUR = USD * CARĠ ÇAPRAZ
Kaynak: Gazi Erçel, “2000 yılı Enflasyonu DüĢürme Programı: Kur ve Para Politikası
Uygulaması”, (EriĢim) http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/paraprog2/baskanmat5y.html,
5.12.2010.
Döviz kuru politikası, iki farklı dönemde, iki farklı kur rejimi altında
ĢekillendirilmiĢtir. Döviz kuru politikası 2000 Ocak-2001 Haziran dönemini
kapsayan ilk 18 aylık sürede, “ enflasyon hedefine yönelik kur sepeti”, takip
eden ikinci 18 aylık dönemde ise “kademeli olarak geniĢleyen band”
çerçevesinde yürütülecekti. “Band” uygulamasında, kurun “band” içindeki
hareketlerine TCMB‟nin müdahalesi olamayacaktı (Grafik 1).
68
Döviz Kuru
%22,5
%15
%7,5
31 Aralık 2001
30 Haziran 2001
31 Aralık 2002
1 Temmuz 2001
Kaynak: Gazi Erçel,a.g.m..
Grafik 1: Temmuz 2001-Aralık 2002 Döneminde Uygulanacak Olan
Kademeli Band
Buna göre, 1 Temmuz 2001-31 Aralık 2001 arasında kademeli olarak
%7,5‟e, 30 Haziran 2002‟ye kadar %15‟e ve 31 Aralık 2002‟ye kadar %22,5‟e
yükseleceği öngörülmüĢtür.
Programın uygulamaya konulmasıyla birlikte faiz oranları beklentilerin
üzerinde hızla gerilemiĢ, enflasyon önemli ölçüde yavaĢlamıĢ, üretim ve iç
talep canlanmaya baĢlamıĢtır. Ancak, enflasyonun programda öngörüldüğü
hızla düĢmemesi sonucunda TL beklenenin üzerinde reel değer kazanması,
iç talepte görülen hızlı canlanma ham petrol, doğal gaz gibi enerji
fiyatlarındaki artıĢ ve Euro/Dolar paritesindeki geliĢmeler sonucunda 2000
yılında cari iĢlemler açığı öngörülen düzeyin önemli ölçüde üzerine çıkmıĢtır.
Bu geliĢme iç ve dıĢ piyasalarda mevcut kur sisteminin sürdürülebilirliği ve
cari iĢlemler açığının finansmanı konusundaki endiĢeleri arttırmıĢtır 145.
145
TCMB, “Türkiye‟nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, s. 9.
69
2.2.3.2. 2002-2004 Güçlü Ekonomiye GeçiĢ Programı (Parasal Hedefleme)
Türkiye 2000 yılına IMF stand-by‟ı desteğinde yeni bir ekonomik
programla girilmiĢtir. 2000-2002 stand-by anlaĢması ile çerçevesi çizilen
“Enflasyonla Mücadele, Yeniden Yapılanma ve Reform Programı”nın
iĢleyiĢinin üç temel ayağı vardır146:
1. Bütçe ve bütçe dıĢındaki kamu finansman açıklarının düĢürülmesi: Bu
çerçevede sıkı bütçe uygulaması, KĠT açıklarının azaltılması ve tarım
kesimine
verilen
destekleme
fiyatlarının
hedeflenen
enflasyon
oranında arttırılması amaçlanmaktaydı.
2. Kamu finansman açıklarından elde edilecek düzelmelerin kalıcı
olmalarının sağlanması ve bu amaçla kamu açıklarını kapatmaya
yönelik olarak bir dizi yapısal reformun yapılması ve özelleĢtirmenin
tamamlanmasıdır.
3. Önceden belirlenmiĢ bir sabit kur uygulamasıyla döviz kurlarının
belirlenmesi ve faizlerin serbest bırakılması amaçlanmaktaydı.
Programın bütçe dayanağında vergi gelirlerinin arttırılması yoluyla faiz
dıĢı fazlanın yükseltilmesi ve Hazine‟nin iç borçlanma yükünün ve dolayısıyla
faizlerinin düĢürülmesi temel yaklaĢımı olmuĢtur.
Güçlü Ekonomiye GeçiĢ Programının amacı; “sürdürülemez boyutlara”
varmıĢ olan kamu borçlarına yol açan “borç dinamiğinin” ortadan kaldırılarak
Türkiye ekonomisinin büyük dıĢ yardımlara muhtaç kalmayacak bir yapıya
kavuĢturulmasıdır. Bu uzun vadeli hedefe ulaĢmanın ana Ģartı ise,
makroekonomik dengelerin kurulmasıydı. Ancak söz konusu dengenin
kurulması, ekonomide kısa vadede daralmayı gerektirmekteydi; bu ise
toplumun değiĢik kesimlerinin fedakârlığını gerekli kılmaktaydı147.
146
147
Mahfi Eğilmez, Ercan Kumcu, a.g.e., ss. 391-392.
Bağımsız Sosyal Bilimciler-İktisat Grubu, a.g.m., s. 14.
70
Güçlü Ekonomiye GeçiĢ Programının, Ģeffaflık ve hesap verilebilirliğin
sağlanması, rasyonel olmayan müdahalelerin önlenmesi, iyi yönetiĢim ve
yolsuzlukla
mücadelenin
güçlendirilmesi,
mali
sektörün
yeniden
yapılandırılması, kamu finansmanın güçlendirilmesi ve disiplin altına
alınması, diğer önemli amaçlarındandır148.
Bankacılık sektörüyle ilgili, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme
Kurulu‟nun kurulması gibi bazı önlem tedbirler alındıysa da bankacılık
sektörünün kırılganlığına iliĢkin sorunlar Kasım 2000 ve ġubat 2001
krizlerinde derinleĢmiĢtir. Bu nedenle, bu programda öncelik bankacılık
sektörüne verilmiĢtir. Yeni dönemde faiz oranları üzerindeki baskıları
azaltabilmek amacıyla kamu bankalarının ve Tasarruf Mevduat Sigorta
Fonu‟na devredilen bankaların gecelik borçlanmaları azalmıĢtır. Bankacılık
sektörü üzerindeki siyasi etkiyi asgari düzeye indirmek amacıyla kamu
bankalarının yönetim yapılarında değiĢikliğe gidilmiĢtir. Kamu bankalarının
görev ve zararları kapatılmıĢtır149.
Ekonomik etkinliğin arttırılması
için
de birçok yapısal reform
yapılmıĢtır. Bunlara örnek olarak, Türk Telekom Yasası, Türk Telekom
yönetim kurulunun profesyonelleĢtirilmesi, ġeker Yasası‟nın TBMM‟de
kabulü, Tütün Yasası, Uluslararası Tahkim‟e iliĢkin anayasal değiĢiklik,
Doğalgaz Piyasası Yasası, Elektrik Piyasası Yasası ve Sivil Havacılık Yasası
verilebilir. Ayrıca ekonomik istikrarı sağlayarak sürdürülebilir büyüme
sürecinin gerçekleĢmesi, sıkı para ve maliye politikalarının uygulanması,
iktisadi etkinliği arttırmaya ve bankacılık ile kamu finansmanı alanlarındaki
yapısal problemleri çözmeye yönelik yapısal reformların gerçekleĢtirilmesi ve
sosyal diyalogun güçlendirilmesi programın temel taĢlarını oluĢturmaktadır
150
.
148
TBMM, “Plan ve Bütçe Komisyon TCMB Sunuşu, Kasım 2001,
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/konusma/tur/2001/tbmm/PBKsunu.html, 17.09.2010.
149
TCMB, a.g.e., ss. 53-54.
150
TBMM, a.g.r.
(Erişim)
71
Kasım 2000 ve ġubat 2001 krizlerinden sonra oluĢan stagflasyonist
ortam nedeniyle,
bu
program,
net
makroekonomik
hedefler
ortaya
koyamadığından krizlerden kaynaklanan belirsizlik ortamından çıkılmasını
kolaylaĢtıramamıĢtır151.
Güçlü
Ekonomiye
GeçiĢ
Programı,
uzun
dönemde
enflasyon
hedeflemesi yönetimine geçilerek istikrarın sağlanmasını amaçlamaktaydı.
Enflasyon hedefi uygulamasının en önemli avantaj, diğer politikalara göre
düĢük ve istikrarlı enflasyon amacında yoğunlaĢabilmesidir. Diğer bir özelliği
ise uygulanan politikanın baĢarısının kolayca ölçülmesidir. Ayrıca uygulanan
para politikasının açık ve Ģeffaf olması, sonuçlarının kamuoyu ile
paylaĢılması, enflasyon hedefine ulaĢılmasında önemli katkı sağlarken
hedeflenen enflasyon oranı ile piyasaların beklediği enflasyon arasındaki fark
ise ekonominin para politikasına ne derece güvendiğini, yani politikanın
kredibilitesini ölçmektedir152.
Enflasyon hedeflemesinin dezavantajları ise, tavizsiz uygulanması
gereken bir politikayken ülke borçları nedeniyle tavizkâr davranılması, diğer
para politikası alternatiflerine göre etkin olmayan bir üretim dengesine neden
olması ve kısa dönemde ekonomik büyümeyi sınırlandırmasıdır. Ayrıca,
uygulamada karĢılaĢılan diğer bir sorun da uygulanması gereken, esnek
döviz kuru rejiminin mali istikrarsızlığa neden olmasıdır153.
2.2.3.3. 2002‟den Günümüze Uygulanan Ekonomi Politikaları
Türkiye‟de Kasım 2002‟den sonra uygulanan istikrar programları,
önceki programlardan çok farklı değildir. Bu dönemde, yeni hükümet Acil
Eylem Planı‟yla geniĢ çaplı bir program ortaya koymuĢtur. Bu plandaki
151
TOBB, 2008 Ekonomik Raporu, Ankara, TOBB Yayınları, 2009, s. 34.
Almila Karasoy, Mesut Saygılı, Cihan Yalçın, Enflasyonun Doğrudan Hedeflenmesi Politkası ve
Bazı Ülke Deneyimleri, TCMB Araştırma Genel Müdürlüğü, Tartışma Tebliği No:9801, Ankara,
Mart 1998, s.s. 13-14.
153
Melike Alparslan, Pelin Ataman Erdönmez, “Enflasyon Hedeflemesi ve Ülke Uygulamaları”,
Bankacılar Dergisi, Sayı 35, İstanbul, 2000, s. 20.
152
72
ekonomik program kapsamına giren düzenlemeler dikkate alındığında, planın
IMF programını destekler nitelikte olduğu görülmektedir. Planın temelini;
vergi ve harcama politikasına yönelik mali nitelikli tedbirler, özelleĢtirme ve
reel sektörün yeniden yapılandırılmasına yönelik yapısal reformlar ve dıĢ
ticarete yönelik tedbirler oluĢturmaktadır154.
2003-2004 yılları arasında sağlanan baĢarı, mali disiplin ve kamu
borcunun düĢmesi enflasyon hedeflemesi rejimine geçiĢi kolaylaĢtırmıĢtır.
Enflasyonla birebir iliĢkili olan faiz oranları küresel kriz ile birlikte tarihi önem
de düĢmüĢtür155. 2004 sonu itibariyle enflasyon düĢmüĢ ve istikrarlı büyüme
baĢlamıĢtır. Bu büyüme daha çok ihracattan kaynaklanmıĢtır 156.
2005‟in ana makro ekonomik sorunları aĢırı borç yükü, dıĢ ticaret açığı
büyümesi, cari açık, sıcak para ve iĢsizliktir. 2006‟da ise AB müzakereleri
süreci, ekonomik sorunlar, erken seçim olasılığı, terör sorunu ve Kıbrıs
sorunu
önemli
problemler
olarak
gündemdeydi.
Dönem
içerisinde
makroekonomik göstergeler iyileĢse de, cari açık önemli bir tehdit unsuru
olmuĢtur. Yine bu dönemde, bankalar uzun vadeli yatırımdan çok konut/taĢıt
gibi tüketici kredilerine yoğunlaĢmıĢlardır. TeĢvik yasası, kurumlar vergisi
indirimi gibi uygulamalarla, ekonominin önünü açmak ve yabancı yatırımcı
çekmek istenmiĢtir157.
Türkiye ekonomisinde 2002-2005 arası dönemde uygulanan para
politikaları Örtük Enflasyon Hedeflemesi Stratejisi olarak tanımlanmıĢtır.
Buna göre dalgalı kur rejimi uygulaması altında, fiyat istikrarı temel hedef
doğrultusunda kısa vadeli faiz oranlarının aktif olarak kullanacağı belirtilmiĢtir.
Bu süreçte döviz kurları dalgalanmaya bırakılmıĢ, TCMB sadece kurların
154
Hayal Ayça Şimşek, “Türkiye‟de 2000 Yılı Sonrası Uygulanan İstikrar Programlarının Kamu
Maliyesine Etkileri”, Finans Politik Ekonomik Yorumlar, Cilt 44, Sayı 512, Muğla, 2007, s. 61.
155
Abdulkadir Buluş, Türk İktisat Politikalarının Tarihi Temelleri, Konya, Tablet Kitabevi, 2009,
ss. 126-127.
156
Nur Keyder, “Türkiye İstikrarsız Dönemi Geride Bıraktı: 2001-2004 Durum Tespiti”, İktisat,
İşletme ve Finans Dergisi, Cilt 20, Sayı 227, Ankara, Şubat 2005, ss. 53-63.
157
Muammer Kaya, “2005 Türkiye Ekonomisine Bakış ve 2006 Ekonomisinden Beklentiler”, Bilim,
Eğitim ve Düşünce Dergisi, Elektronik Dergi, Cilt 6, Sayı 2, Haziran 2006, (Erişim)
http://www.universite-toplum.org/content.php3?id=24, 15.7.2010.
73
aĢırı dalgalanması durumunda müdahalede bulunmuĢtur. GerçekleĢen
enflasyon oranlarının hedeflenen oranları hiç aĢmaması ve böylelikle örtük
enflasyon
hedeflemesi
uygulamasının
baĢarılı
olması,
uluslararası
piyasalarda Türkiye‟nin kredi riskinin tarihsel olarak düĢük bir düzeye inmesi,
kamu kesimi borçlanma gereğinin ortadan kalkması ve kamu borcunun
önemli ölçüde düĢmüĢ olması ve bankacılık sektörünün daha sağlıklı bir
yapıya kavuĢması, 2005 yılının sonlarına doğru uygulanan enflasyon
hedeflemesini değiĢtirmiĢ ve 2006 yılında Açık Enflasyon Hedeflemesine
geçildiği ilan edilmiĢtir158.
2006 yılından itibaren TCMB açık (resmi) enflasyon hedeflemesi
stratejisi uygulamaya baĢlamıĢtır. TCMB enflasyon oranını düĢürmek
amacıyla para politikası aracı olarak kısa vadeli faiz oranlarını (gecelik faiz
oranlarını)
kullanmıĢtır.
Enflasyonun
hedeften
sapması,
beklentilerin
bozulması, Ģoklar vb. gibi unsurların fiyatlara yansımasını önlemek için
TCMB faizleri arttırarak sıkı para politikası izlemek istemiĢtir. Sıkı para
politikası uygulanarak da toplam talebin baskılanması, yani enflasyon
oranının düĢürülmesi hedeflenmiĢtir159.
2007
yılının dördüncü
çeyreğinde,
finansal
sektörde
yaĢanan
sorunlara bağlı olarak global büyüme önemli ölçüde azalmıĢtır. Finansal
sektörde yaĢanan sorunların reel sektöre de yansıması ile 2008 yılında
dünya ekonomisi tamamen yavaĢlamıĢtır. 2008 yılında gerçekleĢen düĢük
büyüme oranı, aslında 2007 yılından beri dünya ekonomisinde yaĢanan
daralma ve 2008 yılının ikinci yarısında ABD‟de baĢlayan ve dünyayı etkisi
altına alan krize bağlanmaktadır160.
2008 yılı, Türkiye ekonomisi açısından sıkıntılı bir yıl olarak tarihe
geçmiĢtir. ABD‟de 2007 yılının ortalarında baĢlayan finansal kriz, 2008‟de
158
İlkay Öner Baldurlar, “Türkiye‟de Enflasyon Hedeflemesi Stratejisi Uygulanması ve Para
Politkasına Etkisi: 2002-2008”, Anadolu Uluslararası İktisat Kongresi (Tebliğ), Eskişehir, 1719 Haziran 2009, ss. 7-14.
159
İlkay Öner Baldurlar, a.g.e., ss. 3-4.
160
Nazan Susam, Ufuk Bakkal, “Kriz Süreci Makro Değişkenleri ve 2009 Bütçe Büyüklüklerini Nasıl
Etkileyecek?”, Maliye Dergisi, Sayı 155, Ankara, Temmuz-Aralık 2008, s. 76.
74
tüm dünyaya yayılırken, Türkiye‟de ise bu krizin yansımaları özellikle 2008‟in
son aylarında reel sektör üzerinde belirginleĢmeye baĢlamıĢtır. 2007 yılında
bozulma eğilimi gösteren bütçe performansı, 2008 yılında da devam etmiĢtir.
Bu dönemde dıĢ ticaret açığındaki geniĢleme ve yatırım gelirindeki açığın
etkisiyle
cari
iĢlemler
dengesi
önce
açılmıĢ,
sonra
da
gerilemeye
baĢlamıĢtır161.
GeliĢmiĢ ülkelerin finansal piyasalarında baĢlayıp 2008 yılı son
çeyreğinden itibaren tüm dünyayı kapsayacak Ģekilde derinleĢen küresel
krizin yansımaları, 2009 yılının üçüncü çeyreğinde azalarak da olsa
hissedilmeye devam etmiĢtir. Bu dönemde, finansal sisteme ve iktisadi
faaliyete dair açıklanan veriler toparlanma sürecinin baĢladığına iĢaret
ederken, küresel büyüme hızına iliĢkin tahminler uzun bir aradan sonra ilk
kez yukarı yönlü olarak gösterilmiĢtir. Bununla birlikte, küresel iktisadi
faaliyete dair öncü göstergelerdeki iyileĢmenin yeterince güçlü olmaması,
kredi piyasalarındaki sorunların kısmen sürmesi ve iĢsizlik oranlarının
artmaya devam etmesi kriz sonrası toparlamanın yavaĢ ve kademli olacağını
göstermiĢtir162.
2009 yılı sonlarına doğru uygulanan geniĢletici parasal tedbirlerin,
bankalara sağlanan kamu garantilerinin, güçlendirilen banka sermaye
yapılarının ve küresel iktisadi faaliyetteki toparlanma beklentilerinin risk
algılamalarındaki iyileĢmeyi desteklemesiyle, piyasa faiz oranlarında kısmen
de olsa gerilemenin gözlendiği bir dönem olmuĢtur163.
Dünya ekonomisini sarsan ve etkisi Türkiye‟de de gözlenen küresel
krizin finansal piyasalar üzerindeki etkisinin hafiflemesiyle birlikte, 2010 Nisan
ayında, kriz sırasında alınan likitide önlemleri geri alınmıĢ ve para
politikasının operasyonel çerçevesini normalleĢtirmeyi içeren çıkıĢ stratejini
açıklanmıĢtır. TCMB, kredi piyasasında gözlenen olumlu geliĢmeleri ve
161
TÜSİAD, 2009 yılına Girerken Türkiye Ekonomisi, İstanbul, TÜSİAD Yayın No: T/200812/479, Aralık 2008, s. 17.
162
TCMB, 2009-IV Enflasyon Raporu, Ankara, TCMB Yayınları, 2009, ss. 1-3.
163
TCMB, 2009-IV Enflasyon Raporu, s. 20.
75
iktisadi faaliyetteki toparlanma eğilimini de dikkate alarak, kriz döneminde
devreye sokulan geçici likitide desteklerini geri çekmiĢ, bu kapsamda
piyasaya ihtiyacından fazla sağlanan likitideyi kademeli olarak azaltmıĢtır 164.
Küresel dengesizliklerin ekonomi üzerinde oluĢturduğu makro finansal
riskleri sınırlamak amacıyla, 2010 yılının sonlarından itibaren yeni bir politika
stratejisi tasarlanmıĢ ve uygulamaya baĢlamıĢtır. Yeni politika yaklaĢımında,
fiyat istikrarı önceliği korunurken finansal istikrar da destekleyici bir amaç
olarak gözetilmektedir. Bu kapsamda faizin yanı sıra zorunlu karĢılık oranları
ve faiz koridoru gibi birbirini tamamlayıcı nitelikteki araçlar bir arada
kullanılmaktadır. 2010 yılının son çeyreğinde enflasyonun düĢüĢ eğiliminde
olması, bu dönemde finansal istikrara göreli olarak daha fazla ağırlık
verilmesine olanak tanımıĢtır. Bu doğrultuda, kısa vadeli sermaye giriĢlerinin
azaltılması amacıyla bir yandan faizler düĢerken diğer yandan faiz koridoru
(gecelik borç verme ve borç alma faizi arasındaki fark) geniĢletilerek kısa
vadeli faizlerin oynaklığını arttırmıĢtır 165.
2.3. 1980’DEN GÜNÜMÜZE EKONOMĠ POLĠTĠKALARININ TÜRKĠYE
ÜZERĠNDEKĠ ETKĠLERĠ
ÇalıĢmanın bu bölümünde, 1980‟den sonra Türkiye‟de uygulanan
ekonomi politikalarını anlayabilmek için, 1980 döneminden önceki ekonomi
politikalarından bahsedilmiĢtir. ÇalıĢmanın bu kısmında 1980‟den günümüze
kadar geçen süreçte uygulanan ekonomi politikalarının hem ekonomik alanda
hem de sosyal alanda etkilerinden bahsedilecektir. Bu politikaların ekonomik
ve
sosyal
alandaki
etkileri
rakamlarla ve
diğer piyasa
faktörlerine
yansımalarıyla ifade edilecektir.
164
165
TCMB, 2011 Yılında Para ve Kur Politikası, Ankara, TCMB Yayınları, Aralık 2010, s. 3.
TCMB, 2011-II Enflasyon Raporu, Ankara, TCMB Yayınları, 2011, s. 1.
76
2.3.1. Ekonomik Alanda Etkileri
Türkiye‟de
gerçekleĢtirilen
1980
yılında
uygulamaların
neoliberal
baĢında
devlet
ekonomi
bağlamında
bütçesi
uygulamaları
gelmektedir. Çünkü 1980 döneminde uygulamaya konulan ihracata dayalı,
yabancı sermaye giriĢini destekleyici faaliyetler ve kapitalist dünyaya entegre
olmayı sağlayacak Ģekilde dıĢa açık büyüme politikaları, hem bütçe
uygulamaları üzerinde hem de sosyo-ekonomik sorunların oluĢumunda etkili
olmuĢtur166.
Neoliberal politikaların en önemli ekonomik amaçları; devletin
küçültülmesi, özelleĢtirmelerin gerçekleĢtirilmesi ve bunun sonucunda da
oldukça değerli olan birtakım kamusal alanların özelleĢtirilerek, gerçek
değerlerinin altında kamusal üretim alanlarından çıkartılmasıdır. Verimsiz
sonuçlar üreten neoliberal ekonomi politikaları az geliĢmiĢ ülkeler açısından
aynı zamanda ekonominin büyük oranda dıĢa bağımlılığını da arttırmaktadır.
Ekonomide devlet denetiminin kaldırılması finansal serbesti, borçların da
denetimini güçleĢtirmekte ve borç-faiz ödemeleri bütçede önemli bir
büyüklüğü kapsamaktadır167. Bu bağlamda, uygulanan neoliberal ekonomi
politikalarının etkileri, ekonomik büyüme ve yatırımlara iliĢkin ciddi sonuçlar
ortaya koyamadığı ve büyüme rakamlarının ekonomide kalıcı istikrar
sağlayıcı rakamlar olmadığı Ģeklinde yorumlanabilmektedir.
166
Selime Güzelsarı, Küresel Kapitalizm ve Devletin Dönüşümü, İstanbul, Sosyal Araştırmalar
Vakfı, Ezgi Matbaacılık, 2008, s. 97.
167
Aynur Uçkaç, a.g.m., s. 427-428.
77
GSMH
15
Y
Ü
Z
D
E
(
%
10
9,8
9,4
7,1 6,8
5
4,8 4,2 4,3
3,1
8,3
8,1 8
7,1
6,4
9,9
7,9
7,6 7,2
6,1
6,1
5,9
3,9
1,51,6
)
0,7
0,3
1980 1982 1984 1986 1988 1990 1992 1994 1996 1998 2000 2002 2004 2006 2008 2010
-2,8
-4,2
-4,2
-5
-6,1
-6,1
0
-9,5
-10
YILLAR
Kaynak: DPT, Temel Makro Ekonomik Büyüklüklerdeki GeliĢmeler, Yıllık Programlar ve
Konjonktür
Değerlendirme
Genel
Müdürlüğü,
Ankara,
(EriĢim)
http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/gosterge/tr/tmeg/, 16.02.2011.
Grafik 2: 1980-2010 Arasında GSMH‟da Büyüme Oranları
1980‟de negatif bir büyüme hızına sahip olan ekonomi, 1990‟da
%9,4‟lük gibi son derece yüksek bir büyüme hızına eriĢmiĢtir. Fakat hemen
arkasından 1991 yılında, büyüme hızı neredeyse sıfıra inmiĢtir. 1993 yılında
yine yüksek bir büyüme hızına ulaĢan ekonomi, 5 Nisan kararlarının alındığı
1994 yılında büyük bir çöküĢe geçmiĢtir. 1995 yılında gerçekleĢen %8,1‟lik
büyüme hızı da sürdürülebilir nitelikte bir büyüme değildir. Çünkü bu
büyümenin üretimle iliĢkisi son derece zayıftır. Yüksek büyüme hızı, büyük
oranda %8,7 büyüyen ticaret sektörüne bağlıdır. Bu da büyüme hızının, tıpkı
1992 ve 1993 yıllarında olduğu gibi üretim ağırlıklı ve kalıcı olmadığına iĢaret
etmektedir. DüĢük büyüme performansının esas sebebi tarım üretimindeki
durgunluk olsa da, 2002-2006 döneminde büyümeyi sürükleyen sanayi
üretiminde de hızın giderek düĢtüğü görülmektedir168.
168
Hakan Kum, “1980 Sonrası Türkiye Ekonomisindeki Başlıca
http://www.ceterisparibus.net/turkiye/makaleler.htm, 27.09.2010.
Gelişmeler”,
(Erişim)
78
Tablo 3: 1979-2005 Yılları Arasında Büyüme Hızları (Hedefler ve
GerçekleĢmeler)
Yıllık Ortalamalar
SANAYĠ
TARIM
HĠZMETLER
YILLAR
GSYH
(PĠYASA
FĠYATI)
GSMH
(PĠYASA
FĠYATI)
H*
G**
H
G
H
G
H
G
H
G
1979-1983
5,3
0,3
9,9
2,4
8,5
2,6
8,2
2
8
1,7
1984
3,5
0,5
6,6
9,9
4,5
7,9
5
6,7
6,1
7,1
1985-1989
3,6
0,8
7,5
6,5
6,5
5
6,3
4,6
6,3
4,7
1990-1994
4,1
1,6
8,1
3,8
6,7
4,1
6,8
3,6
7
3,5
1995
2,5
2
4,9
12,1
4,3
6,3
4,2
7,2
4,4
8
1,7
6,0-7,7
4
5,1-6,8
4,5
5,0-6,6
3,9
5,5-7,1
3,8
1
7
4,9
7,5
4,8
6,5
4,3
6,7
4,1
1996-2000 2,9-3,7
2001-2005
2,1
* Hedef, ** Gerçekleşme
Kaynak: DPT, Temel Ekonomik ve Sosyal Göstergeler (1950-2006), (EriĢim)
http://www.dpt.gov.tr/, 25.01.2011.
79
Sektörlere göre büyüme hızına bakıldığında ise;
Tablo 4: Sektörler Ġtibariyle Büyüme Hızları (Yüzde)
Sektörler
1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010
Tarım
-2,3
8,4
-5,0
4,1
-6,5
6,9
-2,5
2,0
5,6
1,4
-6,9
4,3
3,6
1,6
Sanayi
10,4
2,0
-5,0
5,6
-7,5
9,4
7,8
9,4
6,5
8,3
5,8
0,3
-6,9
12,9
Madencilik
4,7
9,3
-7,3
-1,1
-8,8
-4,4
-2,9
2,6
12,8
5,2
8,1
5,4
-6,7
4,7
Ġmalat
11,4
1,2
-5,7
5,9
-8,1
10,4
8,6
10,1
6,1
8,4
5,6
-0,1
-7,2
13,6
Enerji
5,0
5,3
1,3
6,5
-2,1
8,0
5,7
6,1
7,5
8,6
6,8
3,7
-3,4
7,3
ĠnĢaat
5,0
0,7
-12,5
5,8
-5,5
-5,6
-9,0
4,6
21,5
18,5
5,7
-8,1
-16,1
17,1
Ticaret
11,7
1,4
-6,3
11,6
-9,4
11,0
8,1
12,8
7,4
5,8
5,3
-1,5
-8,6
11,5
UlaĢtırma
7,6
4,9
-2,4
5,1
-5,3
6,0
8,4
6,8
8,8
6,8
6,9
1,5
-7,2
10,5
Mali Aracı
KuruluĢlar
3,9
6,9
6,5
0,9
-9,9
-7,1
-6,3
1,1
-0,2
14,0
9,8
9,1
8,5
7,2
Konut
Sahipliği
2,3
2,1
1,1
0,0
2,1
1,8
1,4
1,8
1,5
2,7
2,1
2,3
2,6
1,9
(-) Dolaylı
Ölçülen
Mali
Aracılık
Hizmetleri
6,9
3,4
-4,5
5,9
-7,6
7,4
5,2
8,0
7,4
17,4
9,0
8,4
9,7
13,0
Hizmetler
(*)
1,9
6,0
6,1
0,7
-11,7
-9,1
-7,3
1,7
1,0
7,2
6,0
0,3
-5,2
8,5
Kamu Yön.
ve
Savunma,
Zorunlu
Sos. Güv.
7,4
3,2
-5,0
6,4
-6,9
7,5
5,1
8,2
7,3
0,1
1,2
0,3
2,9
0,5
Eğitim
0,1
5,9
2,7
1,9
1,6
0,7
0,8
1,2
0,8
5,2
4,8
1,2
2,0
0,6
1,0
1,7
2,5
1,1
0,2
0,6
-1,0
0,2
-0,2
3,9
1,7
3,3
3,1
1,1
18,3
-1,0
-5,7
27,3
-25,1
24,7
22,6
26,2
12,2
6,6
5,9
-0,6
-8,2
12,9
7,5
3,1
-4,7
7,2
-7,5
7,9
5,8
8,9
7,4
6,9
4,6
0,7
-4,8
8,9
Sağlık ĠĢleri
ve Sosyal
Hizmetler
VergiSübvansiy
onlar
GSYH
(Alıcı
Fiyatlarıyla)
Kaynak: DPT, Temel Ekonomik Göstergeler, (EriĢim) http://www.dpt.gov.tr/, 25.01.2011.
80
Sermaye birikimin temel unsuru olan yatırımlar, 1980 öncesi dönemde
önemli ölçüde imalat sanayi sektörüne yönelirken, kaynak tahsisinin artan
ölçüde piyasa ekonomisi kurallarına bırakıldığı 1980 sonrası dönemde
yatırımlar baĢta konut, ulaĢtırma-haberleĢme ve turizm sektörleri olmak üzere
hizmetler sektörüne yönelmiĢtir. Kamu kaynaklarının alt yapıya yönelmesinin
amaçlandığı 1980 sonrası dönemde toplam yatırımlar içerisinde ulaĢtırmahaberleĢme sektörünün payında önemli artıĢ gözlenirken, enerji sektörünün
payında 1990‟lı yıllarla birlikte gerileme yaĢanmıĢtır. Sosyal alt yapı
sektörlerinden özellikle eğitim sektörüne ciddi düzeyde kaynağın yöneldiğini
söylemek mümkün değildir. Toplam yatırımlar içindeki payı itibariyle, bu
sektörler ancak 1990‟lı yılların ikinci yarısından sonra öne çıkmaya
baĢlamıĢtır. Ancak, bu sektörlere yönelen kaynaklar 2000 yılı sonrasında reel
olarak gerileme göstermiĢtir169.
1981-1989 dönemi büyümesinin altında dıĢa açılma ve ihracatın
teĢviki yanında, iç ve dıĢ talep geniĢlemesi ve dıĢ konjektürde meydana
gelen iyileĢmeler, sermaye birikimi ve verimlilik artıĢları etkili olmuĢtur. Ayrıca
bu dönemde dıĢa dönük sanayileĢme stratejisiyle birlikte dıĢ ticaretin
GSMH‟ye oranının artmasının yanında, devletin yatırım stratejisinin imalat
sanayisinden alt yapı yatırımlarına geçerek değiĢtirmesi de etkili olmuĢtur.
Ancak 1980‟lerin sonunda ekonomi yeni bir durgunluk ortamına doğru
sürüklenmiĢtir. Bunda baĢlangıçta hedeflenen yapısal dönüĢümün tam
anlamıyla gerçekleĢtirilememesi sonucu reform sürecinin ivme kaybetmesi ve
ihracata yönelik büyüme politikalarının sınırlarına ulaĢılması en önemli etken
olmuĢtur170.
1990‟lı yıllarda politik istikrarsızlık, popülist ve kısa görüĢlü politikalar,
1994 ekonomik krizi, Marmara depremi ve seçim ekonomisi uygulamaları gibi
iç faktörler; Körfez Krizi, Asya ve Rusya Krizleri gibi dıĢ faktörler ekonomik
169
170
TÜSİAD, DPT, a.g.e., ss. 48-49
Ahmet Ay, Türkiye Ekonomisi: Makroekonomik Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Konya, Çizgi
Kitabevi, Şubat 2007, s. 23.
81
büyümede etkili olmuĢtur171. Bunun yanında 1994 yılında uygulanan istikrar
programının ekonomi üzerindeki etkileri ilk aylarda olumlu olmuĢtur. Para ve
döviz piyasaları hızla istikrara kavuĢmuĢ, kur kontrol altına alınmıĢ, cari
iĢlemler açığı fazlaya dönüĢmüĢ, bunun sonucunda uluslararası döviz
rezervleri rekor düzeyde artmıĢ ve kamu açıkları önemli ölçüde azalmıĢtır 172.
Ancak programın amaçlarından biri olan yüksek enflasyondan kurtulmakta
baĢarılı olamamıĢtır. Nisan 1994‟te %32,8 olan aylık Toptan EĢya Fiyat
Endeksi (TEFE) Mayıs ayında %0,9‟a; Haziran ayında %1,0‟a ve Temmuz
ayında %0,9‟a düĢse de Eylül ayından itibaren artarak 1993 yılının aynı
aylarına denk gelen enflasyonun üstüne çıkmıĢtır173.
Finansal serbestleĢme sonrası tasarruf-yatırım iliĢkileri ile ilgili olarak
tablo Grafik 3‟ten de anlaĢılacağı gibi finansal serbestleĢmenin tasarruflarda
beklenen bir artıĢı gerçekleĢtiremediği görülmektedir. Grafik 3‟e göre, örneğin
tasarruflar 1987‟den 2000‟e gelindiğinde %23,9‟dan %18,1‟e düĢmüĢtür.
Yatırımlar açısından bakıldığında ise, yatırımlarda bu dönem içerisinde 1,1
puanlık bir artıĢ olmuĢtur. Bu anlamda, gerçekleĢen özel sabit sermaye
yatırım artıĢı finansal serbestleĢme ile beklenen yatırım artıĢlarının uzağında
kalmıĢtır.
171
Ahmet Ay, a.g.e., s. 24.
Sema Bahçeci, “Ortodoks ve Heterodoks İstikrar Programları: Seçilmiş Ülke Örnekleri ve 1994
Türkiye Deneyimi”, DPT Uzmnalık Tezi, 1997,
(Erişim) http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/politika/bahcecis/istikra4.pdf, s. 99, 27.7.2010.
173
Hasan Basri Göktan, Türkiye’de Merkez Bankası, Hazine, Bankacılık Kesimi İlişkileri ve 5
Nisan Kararları, Ankara, Şekerbank Kültür Yayınları, No:10, 1999, s. 148.
172
82
G
S
M
H
(
P
İ A
Ç Y
İ I
N %
D
E
K
İ
27,2
26,1
26,3
25,1
24,6
24,5
24,3
24
23,9
23,723,4
23,1
22,8
22,7
22,7 22,8
22,522,6
22,1
22,1
22,1
22
21,9
21,421,6
21,3 21,2
21,8
19,8 20,1 20,1
19,2 19,318,9
18,3
16
26,3
20,3
20,1
19,3
19,2
19
18,4
18,2
18,2
17,517,3
19,9
17,1
16,516,5
16,1
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
1889
1990
1991
1992
1993
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
)
30
29
28
27
26
25
24
23
22
21
20
19
18
17
16
15
YILLAR
Yurt İçi Tasarruflar
Sabit Sermaye Yatırımları
*1987 Yılından Ġtibaren Devlet Ġstatistik Enstitüsü‟nden Yeni Milli Gelir Serisi KullanılmıĢtır.
Kaynak:
DPT,
Temel
Ekonomik
ve
Sosyal
Göstergeler
(1950-2006),
(EriĢim)
http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebIcerikGosterim.aspx?Enc=83D5A6FF
03C7B4FCC41EB0226750A883, 16.02.2011.
Grafik 3: Yurt Ġçi Tasarruflar ve Sabit Sermaye Yatırımlarının GSMH Ġçindeki
Payı (Yüzde)
Kamu kesimi toplam net borç stokunun GSMH‟ye oranı 1990 yılında
%29 iken, bu oran 1999 sonunda %61‟e ulaĢmıĢtır. Ġç borç stokundaki artıĢ
ise daha çarpıcıdır. 1990 yılında %6 olan net iç borç stokunun GSMH‟ye
oranı 1999 yılında (kamu bankalarının görev zararları dahil) %42‟ye çıkmıĢtır.
Borç stokundaki bu artıĢ, dönemin ilk yarısında yüksek faiz dıĢı kamu
açıklarından kaynaklanmıĢ, ikinci yarıda ise yüksek reel faizlerin etkisi
belirgin hale gelmiĢtir. Nitekim 1990-1994 döneminde yıllık ortalama olarak
faiz dıĢı denge GSMH‟nin %4,5 oranında açık verirken, enflasyondan
arındırılmıĢ faiz ödemelerini de içeren operasyonel kamu açığı %8,3
83
olmuĢtur. 1995-2000 döneminde faiz dıĢı denge GSMH‟nin %0,1‟i oranında
fazla verirken, operasyonel denge %5,8 açık vermiĢtir174. 2000 yılından
sonraki veriler Tablo 5‟te gösterilmiĢtir. 2000 yılından sonra toplam kamu net
borç stokunun en fazla olduğu dönem %66,3 ile 2001 krizine denk gelen
dönem olmuĢtur.
174
TCMB, “Türkiye‟nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, s. 2.
84
Tablo 5: Kamu Net Borç Stoku (Yüzde / Milyon TL)
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
42,9
66,3
61,4
55,1
49
41,6
34
24,5
28,2
32,5
51,3
78,9
73,3
65,4
59,5
54,1
48,2
42,2
42,9
48,8
32,5
52,3
44,2
44,4
42
40
35,4
32,4
31,1
36,4
30,9
50,9
42,8
42,7
40,2
37,2
33,2
30,3
28,9
34,6
1,6
1,4
1,4
1,6
1,8
2,3
2,2
2,1
2,2
1,8
18,8
26,6
29,1
21
17,5
14,1
12,9
9,8
11,8
12,4
16,3
23,2
26,5
19,4
16,5
13,4
12,3
9,3
11,1
11,7
2,5
3,4
2,6
1,6
1,1
0,7
0,5
0,5
0,7
0,7
IIMerkez
Bankası
Net
Varlıkları
6,6
9,5
7,2
5,4
5
4,7
0,6
5
6,4
6,9
-1
3,9
3,8
4,1
7,6
8,9
8,4
9,8
9,7
10,5
3,3
1,6
0,9
-2,9
-2,8
-3,5
-3,4
-2,8
2,1
3,2
2,9
3,1
5
5
4,1
4,4
5
0,5
0,4
1,4
1,1
1,4
2,9
3,3
2,5
2,3
2,1
1,1
1,7
1,8
1,8
1,7
2,1
1,8
1,6
2,3
2,1
Toplam
Net Borç
(I-II-III-IV)
l- Toplam
Borç
(Brüt)
Kamu
Stoku
Kamu
Stoku
A-Ġç Borç
Merkezi Yönetim
Diğer Kamu
B- DıĢ Borç
Merkezi Yönetim
Diğer Kamu
Net DıĢ Varlıklar
4,6
Diğer Varlık ve
Yükümlülükler
2
(Net)
IIIKamu
Mevduatı
1,6
Merkezi Yönetim
Diğer Kamu
IV-ĠĢsizlik
Sigortası Fonu
Net Varlıkları
0,2
0,9
1,4
2
2,4
2,8
3,1
3,6
4
4,4
GSYH (Milyon
TL)
166.658 240.224 350.476 454.781 559.033 648.932 758.391 843.178 950.534 953.974
Kaynak:
HM,
Hazine
Ġstatistik
Yıllığı
2009,
(EriĢim)
http://www.hazine.gov.tr/irj/portal/anonymous?NavigationTarget=navurl://ca8a5b252efea637
52b1cb4e1cc81997&InitialNodeFirstLevel=true, 01.02.2011.
2001 krizini izleyen yıllarda Türkiye, dünya ekonomisi içinde büyük ve
sürekli artıĢ gösteren cari iĢlem açıkları, büyük boyutlu yabancı sermaye
giriĢleri, dıĢ borç stokunda hızlı bir yükselme öğelerinden oluĢan bir konuma
85
yerleĢmiĢtir175. 2003 yılında 144.092 olan dıĢ borçlar, yedi yıl içerisinde artan
bir seyir göstererek iki katına ulaĢmıĢtır. Bu durum krizden sonra dıĢa artan
bağımlılığımızı da ifade etmektedir.
Tablo 6: 2003-2010 Yılları Arasında Türkiye‟de DıĢ Borçlar (Milyon Dolar)
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
Vadesine Göre
144.092
160.979
169.908
207.842
249.573
279.781
268.760
290.350
Kısa Vadeli
23.013
32.205
38.283
42.623
43.135
53.104
49.712
78.641
121.079
128.774
131.625
165.219
206.438
226.678
219.048
211.709
Orta-Uzun
Vadeli
HM dıĢ borç stokunun yeniden düzenlenmesi projesi çerçevesinde dıĢ borç verilerini 1998
yılı Nisan ayında eski ve yeni seriler olarak açıklamıĢtır.
Kaynak: DPT, Temel Makro Ekonomik Büyüklüklerdeki GeliĢmeler, Yıllık Programlar ve
Konjonktür
Değerlendirme
Genel
Müdürlüğü,
Ankara,
http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/gosterge/tr/tmeg/, 16.02.2011.
2001 krizi sonrası dönemde Türkiye‟yi yüksek dıĢ borç ve cari iĢlemler
açığına iten nedenlerden biri, reel kesimin ucuz döviz imkânlarından
yararlanarak, dıĢarıdan ucuz ara malı ithal edip, bu malları dayanıklı tüketim
malları haline getirerek, farklı piyasalara satması ve böylece ihracatın ithalata
bağımlı hale gelmesidir176.
175
Korkut Boratav, “Dünya Ekonomisi ve Türkiye: 2007 Gözlemleri”, Mülkiye Dergisi, Cilt 31, Sayı
257, Ankara, s. 13.
176
Nazan Susam, Ufuk Bakkal, a.g.m., s. 75.
86
Bu çerçeveden bakıldığında son on yıllık dönemde kamu açıklarındaki
artıĢta harcamalara iliĢkin olarak aĢağıda sıralanan faktörler etkili olmuĢtur 177:
1. Bütçe dıĢı fonlar, döner sermayeler ve mahalli idarelerin kontrol dıĢı
harcamalardaki artıĢ ve özellikle görev zararları baĢta olmak üzere
bazı harcamaların kamu bankaları kanalıyla Ģeffaf olmayan bir Ģekilde
karĢılanması ve bu suretle kamu maliyesinde bütünlük ve disiplinin
bozulması,
2. Kamu sektöründeki aĢırı istihdam politikası ve verimlilikle uyumlu
olmayan maaĢ ve ücret artıĢları,
3. Kamu yatırım proje stokundaki aĢırı artıĢ, yüksek maliyet ve
verimsizlik,
4. Sosyal Güvenlik Kurumları aktüeryal dengelerinin bozulması nedeniyle
açıklarının hızla yükselmesi,
5. Gerçek ihtiyacı karĢılamayan tarımsal destekleme politikaları,
6. Ekonomik etkinliğe ters düĢen müdahalelerle yönlendirilen, yüksek
maliyetle ve verimsiz olarak çalıĢan büyük bir KĠT sisteminin varlığı.
Ekonomideki büyüme oranında yaĢanan artıĢa paralel olarak, ihracat
da önemli ölçüde yükselmiĢ, fiyat istikrarının tesisinde önemli bir aĢama kat
edilmiĢtir. Diğer taraftan, büyüme oranında ve ihracatta meydana gelen artıĢ,
ithalatın da hızla artmasına neden olmuĢ ve dıĢ ticaret (cari iĢlemler) açığı,
gerek düzey gerekse milli gelire oran olarak büyümüĢtür 178. Bu yapıda
büyüme ve bölüĢüm iliĢkilerine bakıldığında dalgalı bir dönemin yaĢandığı da
gözlenmiĢtir (Tablo 7).
177
178
TCMB, “Türkiye‟nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, s. 4.
TÜSİAD, “Türkiye Ekonomisinin Büyüme Dinamikleri: 1987-2007 Döneminde Büyümenin
Kaynakları, Temel Sorunları ve Potansiyel Büyüme Oranı”, TÜSİAD Basın Bülteni, TS/BASBÜL/08-55, 3 Haziran 2008, SS. 1-4.
87
Tablo 7: Yıllara Göre DıĢ Ticaret (Milyon Dolar / Yüzde)
ĠHRACAT
Exports
DEĞER
VALUE
'000 $
YILLAR
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
1989
1990
1991
1992
1993
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010*
DIġ
DIġ
TĠCARET TĠCARET
ĠHRACATIN
DENGESĠ
HACMĠ
ĠTHALATI
Balance
Volume of KARġILAMA
of
ORANI
Imports
Foreing
Foreing
Trade
Trade
Proportion of
DEĞER
DEĞĠġĠM DEĞER
DEĞER
Imports
VALUE
CHANGE
VALUE
VALUE
Covered by
'000 $
%
'000 $
'000 $
Exports %
ĠTHALAT
DEĞĠġĠM
CHANGE
%
2 910 122
28,7
7 909 364
56,0
-4 999 242
10 819 486
36,8
4 702 934
61,6
8 933 374
12,9
-4 230 439
13 636 308
52,6
5 745 973
22,2
8 842 665
-1,0
-3 096 692
14 588 639
65,0
5 727 834
-0,3
9 235 002
4,4
-3 507 168
14 962 836
62,0
7 133 604
24,5
10 757 032
16,5
-3 623 429
17 890 636
66,3
7 958 010
11,6
11 343 376
5,5
-3 385 367
19 301 386
70,2
7 456 726
-6,3
11 104 771
-2,1
-3 648 046
18 561 497
67,1
10 190 049
36,7
14 157 807
27,5
-3 967 757
24 347 856
72,0
11 662 024
14,4
14 335 398
1,3
-2 673 374
25 997 422
81,4
11 624 692
-0,3
15 792 143
10,2
-4 167 451
27 416 835
73,6
12 959 288
11,5
22 302 126
41,2
-9 342 838
35 261 413
58,1
13 593 462
4,9
21 047 014
-5,6
-7 453 552
34 640 476
64,6
14 714 629
8,2
22 871 055
8,7
-8 156 426
37 585 684
64,3
15 345 067
4,3
29 428 370
28,7
-14 083 303
44 773 436
52,1
18 105 872
18,0
23 270 019
-20,9
-5 164 147
41 375 891
77,8
21 637 041
19,5
35 709 011
53,5
-14 071 970
57 346 052
60,6
23 224 465
7,3
43 626 642
22,2
-20 402 178
66 851 107
53,2
26 261 072
13,1
48 558 721
11,3
-22 297 649
74 819 792
54,1
26 973 952
2,7
45 921 392
-5,4
-18 947 440
72 895 344
58,7
26 587 225
-1,4
40 671 272
-11,4
-14 084 047
67 258 497
65,4
27 774 906
4,5
54 502 821
34,0
-26 727 914
82 277 727
51,0
31 334 216
12,8
41 399 083
-24,0
-10 064 867
72 733 299
75,7
36 059 089
15,1
51 553 797
24,5
-15 494 708
87 612 886
69,9
47 252 836
31,0
69 339 692
34,5
-22 086 856
116 592 528
68,1
63 167 153
33,7
97 539 766
40,7
-34 372 613
160 706 919
64,8
73 476 408
16,3
116 774 151
19,7
-43 297 743
190 250 559
62,9
85 534 676
16,4
139 576 174
19,5
-54 041 498
225 110 850
61,3
107 271 750
25,4
170 062 715
21,8
-62 790 965
277 334 464
63,1
132 027 196
23,1
201 963 574
18,8
-69 936 378
333 990 770
65,4
102 142 613
-22,6
140 928 421
-30,2
-38 785 809
243 071 034
72,5
113 979 452
11,6
185 541 037
31,7
- 71 561 585
299 520 489
61,4
*2010 yılı verileri geçicidir.
Kaynak: TÜĠK, DıĢ Ticaret Ġstatistikleri,
(EriĢim) http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=12&ust_id=4, 19.01.2011.
88
Tablo 8: DıĢ Ticaret Hacmi Ġle DıĢ Ticaret ve Cari ĠĢlemler Dengelerinin
GSMH‟ya Oranları
DıĢ Ticaret
DıĢ Ticaret
Cari İşlemler
Hacmi
Açığı/GSMH
Dengesi/GSMH
(Milyon $)
%(1)
%
1980
1983
10.820
14.963
6,6
4,8
1984
17.891
4,8
1985
19.301
4,4
1986
1987
18.562
24.348
3,9
3,7
1988
25.997
2
1989
27.417
3,9
1990
1991
35.261
34.641
6,2
4,8
1992
37.586
5
1993
44.774
7,7
1994
1995
41.376
57.345
3,2
7,6
1996 (2)
75.694
5,6
1997 (2)
80.669
7,7
1998 (2)
1999 (2)
76.584
69.513
6,8
5,4
2000 (2)
85.224
10,9
2001 (2)
75.772
2,6
4,9
3,1
2,4
1,5
1,9
0,9
-1,8
-0,9
-1,7
0,2
-0,6
-3,5
2
-1,4
-1,3
-1,4
1
-0,7
-4,9
2,3
-0,8
-3,4
-5,2
-6,3
-8*
Yıllar
2002 (2)
91.678
4
2003 (2)
120.546
5,9
2004 (2)
164.587
7,9
2005 (2)
193.723
9,1
2006 (2)
228.582
10,2*
(1) Ödemeler Dengesindeki Haliyle; (2) Bavul Ticareti Dahil
* Tahmin Edilen
Kaynak:
DPT,
Temel
Ekonomik
ve
Sosyal
Göstergeler
(1950-2006),
(EriĢim)
http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebIcerikGosterim.aspx?Enc=83D5A6FF
03C7B4FCC41EB0226750A883, 16.02.2011.
89
Enflasyon oranı 2001 yılında %68,5 seviyesinden 2006 yılı itibariyle
%9,7 seviyesine çekilmiĢtir. Enflasyon seviyesindeki esas hızlı düĢüĢ 20022005 yıllarında yaĢanmıĢtır. Bu dönem sonrasında enflasyon oranının daha
fazla aĢağı çekilmesinde zorluklar yaĢanmaya baĢlandığı görülmektedir.
2004 yılı sonunda %9,3 seviyesine gerileyen enflasyon oranı, takip eden
yıllarda %7 ile %11arasında dalgalanmıĢ ve 2006 yılı ile baĢlayan enflasyon
hedeflemesi uygulamasında hedeflenen %5 oranı yaklaĢık 4,7 puan
aĢılmıĢtır. 2007 yılında da %4 hedeflemesine karĢılık, enflasyon oranı
hedeflenenin iki katını da aĢarak %8,4 olmuĢtur. YavaĢlayan büyüme
karĢısında izlenecek politikalar sonucunda enflasyonla mücadelenin daha da
zorlaĢması beklenmektedir179.
Tablo 9: 2000-2010 Yıllık Enflasyon Oranları (Yüzde)
2000*
2001*
2002*
2003*
2004**
2005**
2006**
2007**
2008**
2009**
2010**
TÜFE
39,0
68,5
29,7
18,4
9,3
7,7
9,7
8,4
10,06
6,53
8,37
ÜFE
32,7
88,5
30,8
13,9
15,35
2,66
11,58
5,94
8,11
5,93
7,64
* TÜSĠAD, ** HM
Kaynak: TÜSĠAD, 2008 Yılına Girerken Türkiye Ekonomisi, s. 11, HM, (EriĢim)
http://www.hazine.org.tr/ekonomi/gostergeler/enforanufe.php, 25.01.2011.
179
TÜSİAD, 2008 Yılına Girerken Türkiye Ekonomisi, İstanbul, TÜSİAD Yayınları, Yayın No:
TÜSİAD-T/2007-12-451, Aralık 2007, s. 16.
90
Tablo 10: 2002-2012 Enflasyon (Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)) Hedef ve
GerçekleĢme Oranları (Yüzde)
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
Hedef
35
20
12
8
5
4
4
7,5
6,5
5,5
5
GerçekleĢme
29,7
18,4
9,3
7,7
9,7
8,4
10,1
6,5
6,4
-
-
Kaynak: Hazine Kontrolörleri Derneği, http://www.hazine.org.tr/ekonomi/enflasyon.php,
(EriĢim) 19.01.2011.
Grafik 2 ve Tablo 9‟a bakıldığında ilgili dönemlerde ekonomik büyüme
hızının enflasyondaki artıĢ hızının altında kaldığı gözlenmektedir. BaĢka bir
deyiĢle, bu dönemler fiyat istikrarından uzaklaĢıldığı ve krizler, istikrar
programları gibi ekonominin geçiĢ dönemlerinde ekonomi büyümenin
kesintilere uğradığı görülmektedir. Örneğin enflasyonun 1988, 1991, 1994
yıllarında bir önceki döneme göre artması karĢısında ekonomik büyümenin
azaldığı tespit edilmiĢtir. Enflasyonun 2002 yılından itibaren, 2004-2006
yıllarında artıĢ gösterse de önemli ölçüde düĢtüğü ve tek haneli rakamlara
indiği gözlenmektedir.
1980‟lerde baĢlayan yüksek enflasyon ve yüksek enflasyonun
oluĢturduğu belirsizlikler sanayide riskliliği arttırarak yatırım eğilimlerinin
azalmasına ve uzun vadeli giriĢimlerin ertelenmesine neden olmuĢ ve
istikrarlı bir ekonomik büyüme zeminin oluĢmasını engellemiĢtir180 (Tablo 11).
180
İlker Parasız, Türkiye Ekonomisi, Bursa, Ezgi Kitabevi, 2003, s. 356.
91
Tablo 11: Sektörler Ġtibariyle Sabit Sermaye Yatırım Oranları (Yüzde)
1980 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989
TARIM
7,6
10,5
10,8
10,7
9,9
7,4
6,2
6,9
6
5,4
MADENCĠLĠK
3,3
4,7
4
4,4
4,4
5,1
3,6
2,4
2,4
1,9
ĠMALAT
28,5
28,6
27,3
25,5
25
23,1
22
17,6
16,1
14,6
ENERJĠ
8,7
10,3
10,8
11,2
10,2
10,2
11,3
9,7
10,1
11,2
ULAġTIRMA
14,2
17,3
18,4
19,8
20,4
22
20,8
20,7
16,1
15,8
TURĠZM
0,6
0,6
0,6
0,6
1
1,4
2,2
2,5
3,1
3,9
KONUT
27,8
17,5
17,5
17,3
18,6
18,8
21,4
27,8
35,3
36,6
EĞĠTĠM
1,8
2,1
2,1
2,1
1,7
2,2
2
2,3
2,3
2,5
SAĞLIK
0,8
1
1
0,8
0,8
0,8
0,9
1
0,9
1,2
DĠĞER HĠZMETLER
6,7
7,3
7,5
7,5
7,9
8,9
9,7
9
7,6
6,8
1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999
TARIM
5,4
5,7
4,9
5
4,1
5,4
5,8
5,8
5,7
4,6
MADENCĠLĠK
1,8
1,9
1,7
1,4
1,5
1,3
1,2
1,2
1,4
1,6
ĠMALAT
ENERJĠ
19,5
18,9
18,4
18
19,6
22,6
21,6
18,2
18
17,5
7,6
6,6
5,2
3,8
3,1
2,9
4,9
7,8
8,3
7,8
ULAġTIRMA
17,9
19
21,5
25,3
16,9
18,8
20,9
24,6
24,1
25,1
TURĠZM
3,8
3,7
2,9
2,2
2,2
2,4
2,1
2,1
2,9
4
KONUT
33,1
32,4
32,3
32,6
41,4
35,7
31,2
26
24
22,7
EĞĠTĠM
2,6
2,8
2,8
3,1
2,1
2
2,8
3,7
3,4
4,7
SAĞLIK
DĠĞER HĠZMETLER
1,5
1,8
1,8
2
2,2
1,8
2,3
3,4
3,9
3,4
6,7
7,3
7,3
6,6
6,9
6,9
7,3
7,3
8,3
8,8
2000 2001 2002 2003 2004 2005
TARIM
4,9
4,8
4,7
4,2
5,2
4,3
MADENCĠLĠK
1,1
1,5
1,4
1,8
1,9
1,8
ĠMALAT
19,4
17,7
23,8
28,2
33,2
31,9
ENERJĠ
7,3
11,6
10,4
7,2
4,3
4,7
ULAġTIRMA
30,1
25,8
21,7
19,9
22,2
21,7
TURĠZM
3,6
4,3
4,6
6,2
6
6
KONUT
15,8
13,3
11,2
10,9
10,5
11,8
EĞĠTĠM
4,9
5,3
5,4
5,4
4
3,7
SAĞLIK
4
4,3
4,4
4,5
4,3
5,2
DĠĞER HĠZMETLER
9,1
11,3
12,3
11,7
8,4
9
Kaynak:
DPT,
Temel
Ekonomik
ve
Sosyal
Göstergeler
(1950-2006),
(EriĢim)
http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebIcerikGosterim.aspx?Enc=83D5A6FF
03C7B4FCC41EB0226750A883, 16.02.2011.
92
Türkiye ekonomisi, 1980 sonrası için, büyümenin kaynaklarına
bakıldığında, sürükleyici güç olarak sermaye stokundaki artıĢ öne çıkmıĢtır.
Ancak 1990‟lardan 2000‟lere ve devam eden yıllara bakıldığında sermaye
birikimi düĢme eğilimine girmiĢ, yani sermaye hareketlerinin serbestleĢmesi,
ekonominin tasarruf açığını kapatma beklentisini gerçekleĢtirememiĢtir.
Finansal serbestleĢme ile kamu açıkları arasında kısır bir döngü meydana
gelmiĢ, faiz gelirlerinin milli gelir içindeki payı ve faiz giderlerinin, iĢletmelerin
katma değerlerine oranı aĢırı büyümüĢ bu da bölüĢüm gerginliklerini ortaya
çıkarmıĢtır. Bütün bunlar büyümenin, dıĢ dünya ile Türkiye arasındaki
sermaye giriĢ-çıkıĢlarına bağımlı hale gelmesi ve bu süreçteki krizlerin etkisi
büyük rol oynamıĢtır181.
181
Korkut Boratav, Yeni Dünya Düzeni Nereye?, Ankara, İmge Kitabevi, 2004, s. 264.
93
Tablo 12: Üretim Faktörleri ArtıĢları (Yüzde)
Dönem
Hasıla Artışı
Sermaye Stoku
Artışı
İstihdam
Artışı
TFV Artışı
1980-2000
1990-2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
3,9
4,1
-7,4
3,9
4,9
8,9
5
6,9
4,7
5
-4,7
6,8
4,5
5
5,5
5,7
7,6
1,3
2,2 (*)
2,9
4,9
5,4
7,1
6,7
6,2
3,3
4,6
4,7
5
5,4
1,7
1,5
-1
0
3,9
3
2
1,8
1,5
2,5
0,4
5,6
1
2,2
6,6
0,6
0,3
-5,6
0,9
1,5
5
1,7
0,8
2,2
1,1
0,2
-1,1
0,1
0,3
0,4
* Kapasite kullanım oranları için yapılan düzeltme dikkate alındığında sermaye stoku artıĢı
%6,4 olmaktadır.
Kaynak: DPT, Katılım Öncesi Ekonomik Program: 2011-2013, Ankara, 2011, s. 28; DPT,
2007 Yılı Katılım Öncesi Ekonomik Program 2007, Ankara, Aralık 2007, s. 19; DPT, 2002
Yılı Katılım Öncesi Ekonomik Program 2007, Ankara, Ağustos 2002, s. 19.
Ekonomik büyümedeki daralmalara paralel olarak sermaye stokunda
da ciddi azalmalar olmuĢtur. Örneğin, 2008 yılındaki belirgin yavaĢlamanın
ardından, 2009 yılında Türkiye ekonomisi %4,7 oranında daralmıĢtır.
Büyümenin kaynakları incelendiğinde, 2008 yılında %5,4 oranında artan
sermaye stoku 2009 yılında ancak %3,3 oranında artmıĢtır. Ġstihdam ise
2009 yılında yaĢanan ekonomik daralmaya rağmen %0,4 oranında artıĢ
göstermiĢtir. Toplam Faktör Verimliliği (TFV) 2009 yılında %0,2 artarak
ekonomik daralmanın hızını azaltan bir unsur olmuĢtur. Dolayısıyla, 2009
yılındaki yüksek oranlı ekonomik daralmanın en önemli kaynağı olarak
sermaye birikimi öne çıkmıĢtır. 2010 yılı Türkiye ekonomisinde hızlı bir
toparlanma
sürecinin
yaĢandığı
yıl
olurken;
2011-2013
döneminde
94
ekonominin potansiyel büyüme patikasına doğru yönelerek yıllık ortalama %5
oranında büyümesi beklenmektedir. Bunun yanında sermaye stokunun %5,
istihdam artıĢının %1,7, TFV‟nin ise %0,3 olacağı tahmin edilmektedir 182.
Türkiye‟nin 2008‟de baĢlayan küresel krizden çıkıĢı, 2010 yılı büyüme
rakamlarıyla tespit edilebilmektedir. 2009 yılında %4,7 daralan Türkiye
ekonomisi, 2010 yılında %8,9‟luk büyüme performansıyla hem hızlı daralan
hem de hızlı büyüyen ülkeler arasında yerini almıĢtır. 2009 yılında hızlı
daralan onuncu ekonomi olurken, 2010‟de Singapur, Tayvan, Çin ve
Arjantin‟in ardından en hızlı büyüyen beĢinci ekonomi olmuĢtur 183.
Tablo 13: En Hızlı Daralan ve Büyüyen Ekonomiler Arasında Türkiye
2009’da En Hızlı Daralan
2010’da En Hızlı Büyüyen
Ġlk 10 Ekonomi
Ġlk 10 Ekonomi
Yüzde
Yüzde
Finlandiya
-8,3
Singapur
14,5
Rusya
-7,9
Tayvan
10,8
Macaristan
-6,7
Çin
10,3
Meksika
-6,5
Arjantin
9,1
Japonya
-6,3
Türkiye
8,9
Danimarka
-5,2
Hindistan
8,6
Ġsveç
-5,1
Taylan
7,8
Brezilya
7,5
Ġtalya
-5,1
Ġngiltere
-5,0
Malezya
7,2
Türkiye
-4,7
Hong Kong
6,9
Kaynak: Sarp Kalkan, AyĢegül Dinçdağ, a.g.m., s.1.
182
183
DPT, Katılım Öncesi Ekonomik Program: 2011-2013, s. 27.
Sarp Kalkan, Ayşegül Dinçdağ, “Büyüme Rakamları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme”,
Politika Notu, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı, Mart 2011, s.1. (Erişim)
http://www.tepav.org.tr/tr/yayin/s/406, 25.01.2011.
95
2.3.2. Sosyal Alanda Etkileri
Ekonomik süreçlerin de gösterdiği gibi uygulanan neoliberal ekonomi
politikaları devletin küçültülmesi gerekliliğini önerdiğinden bu politikaların
doğal sonucu olarak Türkiye‟de gelir dağılımı bozulmakta ve bu bağlamda
toplum daha az eğitim hizmeti, sağlık hizmeti alarak eksik üretilen kamusal
hizmetlerle yaĢama tutunabilmektedir184.
Neoliberal politikaların özellikle finans kapitalizmi büyütme sürecine yol
açmasının en büyük etkisi devlet bütçesinde görülmektedir. Özellikle faiz
harcamalarındaki artıĢ, kamusal hizmetleri ve kamu alt yapı yatırımlarını
baskılamaktadır.
Bu
bağlamda
geniĢ
kesimlerin
yararlandığı
kamu
harcamaları ile yatırım harcamalarının azaltılması toplum açısından olumsuz
sonuçlar yaratırken, faiz geliri elde edenler açısından olumlu sonuçlar
üretmektedir. Dolayısıyla en önemli sonuç, gelir bölüĢümünün toplum
aleyhine; ama faiz geliri elde edenle lehine dağılımıdır 185.
Bu eksende yürütülen ekonomi politikaları, kamusal hizmetlerin
yürütülme olanağını ortadan kaldırarak, gelir dağılımında ciddi bozulmalara
ve yoksulluğun artmasına yol açmaktadır. Toplumsal eĢitsizliği arttıran
neoliberal dönüĢümler, nüfusun küçük bölümünün üst gelir grubunda yer
almasını sağlarken; nüfusun büyük bölümü yoksullaĢmakta ve nüfusun büyük
bölümünün
daralan
yaĢam
alanlarına
sıkıĢtırılmaları
sonucunu
doğurmaktadır186.
Ekonomideki büyüme oranındaki dalgalanmalar beraberinde iĢsizlik
oranında bir azalmaya yol açmamıĢtır. Neoliberal politikaların iĢsizlik ve ücret
baskılanması olarak emek kesimine büyük bir yük getirdiği belirtilebilir.
184
Aynur Uçkaç, a.g.m., s. 427.
Gülten Kazgan, Türkiye Ekonomisinde Krizler (1929-2001): Ekonomi Politik Açısından Bir
İrdeleme, s. 239.
186
Bağımsız Sosyal Bilimciler, Türkiye’de ve Dünyada Ekonomik Bunalım 2008-2009, İstanbul,
Yordam Kitabevi, 2009, s. 35.
185
96
16
ĠĢsizlik Oranı
14
14
12
11,9
11
10,8
10,310,5 10,610,210,3
10
8
6
8,5
7,7
8,9
7,6
8,5 8,2
8
8,6 8,4
6,9 6,8 6,6
8,4
İşsizlik Oranı
6,5
4
2
1988
1989
1990
1991
1992
1993
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
0
Yıllar
Kaynak:
TÜĠK,
ĠĢgücü
Ġstatistikleri
Veri
Tabanı,
(EriĢim)
http://www.tuik.gov.tr/isgucuapp/isgucu.zul, 15.02.2011.
Grafik 4: Yıllar Ġtibariyle ĠĢsizlik Oranları (Yüzde)
Türkiye‟de iĢsizlik oranları her geçen yıl artıĢ göstererek ilerlemektedir.
ĠĢsizlik verilerine göre, 1990 yılında %6,8 olan iĢsizlik oranı, 2000 yılına
geldiğinde çok az bir gerilemeyle %6,5 olmuĢtur. Ancak hem 2001 krizinde
hem de son küresel krizde iĢsizlikte yükseliĢ olmuĢtur. ArtıĢ oranı olarak her
iki krizde iĢsizlikte birbirine yakın oranda artsa da yüzde olarak bakıldığında
son kriz %14 gibi daha yüksek bir düzeye ulaĢmıĢtır; yani artıĢ aynı ama
düzey daha yüksektir. Bunun nedenlerinden biri, dıĢ talepteki düĢmedir. DıĢ
talepteki bir düĢme üretimde daralmaya ve iĢsizlik oranında artıĢa neden
olmakta ve böylece milli ekonomi de zarar görmektedir. Ayrıca ekonomik
97
kalkınmalarını yurt dıĢından ithalata bağlayan az geliĢmiĢ ülkelerin
refahlarında da ithalatın yapılamadığı dönemlerde düĢme görülmektedir187.
Ayakta kalan finansal kuruluĢlar reel sektöre kredi kullandırırken sıkı
koĢullar öne sürmeleridir. Uluslararası sermaye akımlarının azalması ile talep
gerilemiĢ ve küresel ticaret hacmi düĢmüĢtür. Böylece hem Türkiye‟de hem
de dünyada büyüme oranı, dıĢ ticaret hacmi düĢmüĢ, iĢsizlik artmıĢtır 188.
Grafik 5‟ten de görüldüğü gibi, 1980 sonrası GSYH içerisinde
ücretlerin payı hızla düĢmüĢ 1980‟de %27,1 iken 1985‟te %19,7‟ye
gerilemiĢtir. Bu düĢme eğilimi 1989‟da durmuĢ ve ücretlerin payında
yükselme baĢlamıĢ, 1991‟de %31,9 olarak gerçekleĢmiĢtir. 1991 sonrası
ücretlerin payı yeniden hızla gerilemiĢ ve 1995 sonrası yeniden yükseliĢe
geçerek 2000 yılında %28,3‟e ulaĢsa da 2001 kriziyle beraber yine
gerilemeye baĢlamıĢ ve 2004 yılında %26,3 olmuĢtur. Sonuçta 1980 sonrası
ücretlilerin sayısı hızla artmasına rağmen payı azalmıĢtır. Ücretlilerin
istihdamın yarısını oluĢturduğu ve ailelerde bağımlılık oranının yüksekliği
düĢünüldüğünde bu payın adaletli bir durumu yansıttığı söylemek oldukça
zordur189.
187
Halil Seyidoğlu, Uluslararası İktisat, 13. Baskı, İstanbul, Güzem Yayınları, 1999, s. 1.
Togan Sübidey, “Küresel Kriz ve Türkiye”, TİSK Akademi, Özel Sayı II, Ankara, 2009, ss. 7-8.
189
Meryem Koray, Sosyal Politika, Ankara, İmge Kitabevi, Kasım, 2005, s. 407.
188
98
33,0
31,931,7
30,9
31,0
30,7
29,2
29,0
28,3
27,0
27,2
27,1
25,5
25,0
23,8
23,0
21,0
19,0
25,8
25,5
24,0
26,6
26,326,126,3 26,2
23,9
23,4
22,5
22,2
21,0
21,5
20,7
19,7
19,4
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
1989
1990
1991
1992
1993
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
17,0
Ücretler
Kaynak: TÜĠK, Ġstatistik Göstergeler 1923-2009, Ankara, Yayın No: 3493, Aralık 2010, s.
719.
Grafik 5: 1980-2006 Yılları Arasında Ücretlerin GSYH Ġçindeki Payı (Yüzde)
Finansal serbestleĢmenin hakim olduğu 1989-2005 yıllarında büyüme
dalgalı bir seyir altında diğer dönemlere göre düĢük bir hızla gerçekleĢmiĢ,
bu dalgalı ve düĢük büyüme koĢullarında ücretler ve tarım kesimi açısından
milli gelirden aldıklar pay 1980‟li yıllardaki düĢme eğilimini sürdürmüĢtür.
Ücretler yine bu dönemde maliyet unsuru olarak değerlendirilmiĢ ve reel
ücretlerde ciddi aĢınmalar gerçekleĢmiĢtir.
1980 öncesi dönemde yasal olarak tanınmayan gecekondular, 1980
sonrası siyasilerin izledikleri popülist politikalarla yavaĢ yavaĢ yasal bir statü
kazanmaya baĢlamıĢtır. Formel bir yapıya kavuĢan gecekondulaĢma süreci,
zamanla barınma ile ilgili fiziki bir alt yapı sorunu olmaktan çıkmıĢ ve rant
99
kavramı ile birlikte telaffuz edilmeye baĢlanmıĢtır. Böylece kent alanlarında,
iç göçlerin de etkisiyle farklı yaĢam alanları ortaya çıkmıĢtır190.
30,0
25,0
20,0
15,0
10,0
5,0
0,0
Nüfus Artış Hızı
Not: Nüfus ArtıĢ Hızları, 2008 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine ve Nüfus ve Nüfus ve
Sağlık AraĢtırmalarına dayalı tahmin ve projeksiyonlardır. Nüfus Projeksiyonları, 2008
Türkiye Nüfus ve Sağlık AraĢtırması kesin sonuçlarına göre revize edilmiĢtir.
Kaynak:
TÜĠK,
Nüfus
Ġstatistikleri
ve
Projeksiyonlar,
(EriĢim)
http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=39&ust_id=11, 20.02.2011.
Grafik 6: 1980-2009 Yılları Ġtibariyle Nüfus ArtıĢ Hızı (Yüzde)
1980‟lerin baĢında %24,9 olan nüfus hızı azalan bir seyir göstererek
en son 2010 yılında %13,0‟a düĢmüĢtür. 80‟lerden sonra kent nüfusunda
sürekli bir artıĢ olurken buna paralel olarak kır nüfusunda da iniĢler çıkıĢlar
yaĢanmıĢtır. Bunun en belirgin nedeni olarak daha önceden bahsedildiği gibi
kırdan kente göç gösterilebilir.
190
Mehmet Mucuk, Volkan Alptekin, Hülya Eşki, Türkiye’nin 1980 Sonrası Ekonomi Politikaları
ve Politikaların Sosyal İzdüşümü, Muğla, Tartışma Tebliğleri No:III-2006/1, 2006, s. 18.
100
Tablo 14: Kır ve Kent Nüfus ArtıĢ Oranları
Yıllar (1)
Kent Nüfus
(Bin KiĢi)
(2)
Kent Nüfus
Oranı %
Kır Nüfusu
(Bin KiĢi)
Kır Nüfus
Oranı %
KentleĢme
Hızı %
DÖNEM
1980
16.065
35,9
28.672
64,1
1980-1985 7,7
1985
23.238
45,9
27.426
54,1
1985-1990 4,5
1990
28.958
51,3
27.515
48,7
2000
2,9
2000
38.661
57,3
28.759
42,7
2001
2,7
2001
39.709
58
28.698
42
2002
2,8
2002
40.823
58,8
28.565
41,2
2003
2,7
2003
41.924
59,6
28.439
40,4
2004
2,7
2004
43.036
60,3
28.296
39,7
2005
4
2005
44.747
62,1
27.318
37,9
2006
2,3
2006
45.754
62,7
27.220
37,3
(1) 1970-2000 yılları arasında sayım tarihi itibariyledir. 2000-2006 yılları arası yıl ortası
tahminleridir.
(2) Kent 20.000 ve daha fazla nüfusu olan yerleĢmedir.
Kaynak:
DPT,
Temel
Ekonomik
ve
Sosyal
Göstergeler
(1950-2006),
(EriĢim)
http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebIcerikGosterim.aspx?Enc=83D5A6FF
03C7B4FCC41EB0226750A883, 25.02.2011.
1980 sonrasında sosyal hareketliliğin hızlanması ve belli kentlerde
yoğunlaĢması; gecekondulaĢma, çevre sorunları, iĢsizlik, kentsel Ģiddet,
kültürel kutuplaĢmalar ve anomi gibi problemleri beraberinde getirmiĢtir 191. Bu
durumda Ģiddet olayları ve yoksulluk daha görünür hale gelecek kadar artmıĢ
ve insanları yaĢam alanlarında dahi huzursuz etmeye baĢlamıĢtır.
2.3.3. Sosyo-Ekonomik Etkilerin Genel Karakteristiği
Liberalizasyon
politikalarının
piyasalara
yarattığı
etkinin
genel
karakteristiği temelde üç noktada birleĢtirilebilmektedir. Bunlar neoliberal
politikalarla geliĢen küreselleĢme, iĢgücü piyasalarında esneklik ve teknolojik
191
Mehmet Mucuk, Volkan Alptekin, Hülya Eşki, a.g.e., s. 17.
101
geliĢmelerdir. Özellikle 1990‟lı yıllarla beraber iĢgücü piyasalarında, yeni
istihdam biçimlerinin ortaya çıkması ile birlikte iĢgücünün kutuplaĢtırıldığı,
esnek uygulamalar ile birlikte ücretlerin olumsuz etkilendiği yeni bir dönem
yaĢanmaya
baĢlanmıĢtır.
1970‟lerde
sanayileĢmiĢ ülkelerde baĢlayan
endüstri yoğunluğunun azaltılması süreci, bu ülkelerde hizmet sektörünün
büyümesine ve uluslararası finans faaliyetlerinin artmasına neden olurken,
bazı temel üretim faaliyetlerinin ise geliĢmekte olan ülkelere kaydırılmasına
da yol açmıĢtır. Ancak tasarım, proje, teknik araĢtırma ve geliĢtirme
aĢamalarında nitelikli ve yüksek ücretli iĢgücünün geliĢmiĢ ülkelerde
istihdamına devam edilmiĢtir. Bu yapılanma iĢgücü piyasasında bölünmenin
temel
nedenini
oluĢturmaktadır.
Bu
anlamda
iĢgücü
piyasalarının
küreselleĢmesi; esas olarak, farklı ulusal iĢgücü piyasalarının birbirini daha
kolay etkilemesi ve küresel iĢgücü piyasasının yeni bir iĢ bölümünü ortaya
çıkarması biçiminde gerçekleĢmiĢtir192.
Neoliberal politikalarla Ģekillenen küreselleĢme ile birlikte, dünya
genelinde gelir dağılımı bozulmuĢ, yoksulluk artıĢ göstermiĢtir. Dolayısıyla
küreselleĢme evresi, söylenenin aksine, yakınlaĢmayı değil kutuplaĢmayı
doğurmuĢtur. Yoksulluk kavramı özellikle 1990‟larda gündemi oluĢturmaya
baĢlamıĢtır. KüreselleĢen ve teknolojik olarak yeniden yapılanan dünya
ekonomisi içinde uyum sağlayamayan gruplar ve kiĢilerin yoksul olma veya
bundan kurtulamama riskleri daha da artmıĢtır 193.
Küresel yoksulluğun artmasında 1980‟lerden sonra uygulamaya
konulan yapısal uyum politikaları da önemli rol oynamaktadır. Ġlk kuruldukları
zaman Üçüncü Dünya‟nın büyümesini ve kalkınmasını kendilerine amaç
edinen IMF, WB ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluĢlar 1980‟lerden sonra
yapısal uyum politikalarını dünya çapında uygulayan ve dayatan kurumlar
192
Yücel Uyanık, “Neoliberal Küreselleşme Sürecinde İşgücü Piyasaları”, Gazi Üniversitesi İktisadi
ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 10/2, Ankara, 2008, s. 213.
193
Şansel Aldemir, Ömer Özpınar, “Kapitalizm, Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma”, Amme İdaresi
Dergisi, Cilt 37, Sayı 2, Ankara, 2 Haziran 2004, ss. 4-5.
102
olmuĢtur ve bu kuruluĢlar Üçüncü Dünya ülkelerinin iç politikalarına
müdahale etmeye baĢlamıĢlardır194.
Teknolojik geliĢmenin çok büyük bir hızla üretim sürecine girmesi
üretimde otomasyon dönemini baĢlatmıĢtır ve doğal olarak emek kullanımını
azaltmıĢtır. Bu durumda da istihdam düzeyi düĢerek teknolojik iĢsizlik ortaya
çıkmıĢtır. Teknolojik iĢsizlik bugün yaĢanmakta olan iĢsizlik sorununun
önemli bir kısmını açıklamaktadır. ÇalıĢma sürelerinin kısaltılması ve
esnekleĢme teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul
edilmektedir195.
Teknolojide
organizasyonun
yaĢanan
değiĢtiği
büyük
düzende,
sıçramalarla,
rekabet
üretim
Ģartları
Ģeklinin
ve
ağırlaĢmakta
ve
keskinleĢmekte, sürekli olarak konjonktürel dalgalanmalar yaĢanmakta ve
ekonomide sık sık arz ve talep değiĢiklikleri mevcut olmaktadır. Bu durum
üretimde esnekleĢmeyi beraberinde getirmiĢtir. Yeni düzende artan rekabet
karĢısında maliyet avantajı, verimlilik ve kalite sağlamanın en etkin yolu
esneklik olduğu savunulmaktadır. EsnekleĢme ile sermayeye önemli
avantajlar sağlanırken, iĢgücü piyasalarında toplumun büyük kesimini
oluĢturan ücretli çalıĢanlar için belirsizlikler, büyük mücadelelerle elde edilmiĢ
hakların yitirilmesi ve iĢgücü için standartların sürekli olarak aĢağıya
çekilmesi anlamını taĢımaktadır. EsnekleĢmenin iĢgücü için tehdit anlamında
üç önemli geliĢmeye yol açtığı söylenebilir196:
1. “ĠĢgücünde küresel, bölgesel, sektörel ve hatta iĢletme bazında
kutuplaĢma eğiliminin belirginleĢmiĢ ve hız kazanmıĢtır.
2. Her yerde çalıĢma koĢullarında “kuralsızlaĢtırma” eğilimi öne çıkmıĢtır.
3. Ulus devletlerin ve onların getirdiği koruyucu kuralların iĢgücünü
koruma gücünün giderek azaltmıĢtır.”
194
Begüm Köse, “Yoksulluğun Küreselleşmesi”, Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar
Elektronik
Dergi,
Cilt
4,
Sayı
2,
Ekim
2008,
s.
4,
(Erişim)
http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Yoksulluk-bgm.pdf, 14.03.2011.
195
Berrin Ceylan Ataman, “İşsizlik Sorununa Yeni Yaklaşımlar”, Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Dergisi, Ankara, Cilt 53, Sayı 1-4, 1998, ss. 59-60.
196
Faruk Sapancalı, a.g.m., ss. 120-123.
103
Bu geliĢmeler dünya genelinde istihdamı olumsuz etkilemiĢ ve iĢsizlik
kronik bir sorun haline gelmiĢtir. GeliĢmekte olan ülkelerde ise iĢsizlik,
yoksullukla iç içe geçen bir sarmal yapıya dönüĢmüĢtür. Dünyada üretim
artarken istihdam azalmakta ve iĢgücü baĢına üretim miktarı yükselmektedir.
Teknolojik geliĢmeler yüksek nitelikli iĢgücü ihtiyacını arttırmakta, nitelikli ya
da düĢük nitelikli iĢgücüne talep azalmaktadır197.
Piyasa hâkimiyetine göre düzenlenmiĢ bir toplumsal yapının ortaya
koyduğu adaletsiz ve eĢitsiz geliĢme dinamikleri yoksullaĢma sürecini
beslerken, sürecin mağdurları sistemin yapısal Ģiddetini üzerlerine çekmekte,
yoksullaĢmanın mağdurları yoksul olmalarının yanında Ģiddetin de taĢıyıcıları
olarak yaĢamın en acımasız, en korunaksız alanlarına hapis olmaktadırlar.
Toplumun büyük kesiminde yaĢanan yoksullaĢma süreci küreselleĢme
döneminde çok daha belirgin biçimde kendini göstermektedir. Bu süreç,
piyasa
ile
eklenemeyen,
tutunamayan
kitlelerin
bireysel
anlamda
yoksullaĢmalarının ötesinde, toplumsal yaĢamın giderek kamusal hakları
dıĢlamasına da bağlı olarak sosyal yoksullaĢmanın ortaya çıkmasıyla çok
daha katlanılamaz bir durum yaratmaktadır 198.
2.4.
1980
SONRASI
UYGULANAN
EKONOMĠ
POLĠTĠKALARININ
DÜNYADA ETKĠLERĠ ve TÜRKĠYE ĠLE KARġILAġTIRILMASI
1970‟ler de dünya ölçeğinde gerek geliĢmiĢ gerekse azgeliĢmiĢ
ülkelerde yaĢanan liberal demokrasinin krizine neoliberal politikalarla yanıt
verilebileceği konusunda genel bir kanı bulunmaktadır. Neoliberal politikaların
geliĢmiĢ ülkelerdeki egemenliği demokrasi konusunda gerilemeyle el ele
giderken, azgeliĢmiĢ ülkelerdeki egemenliğinin bizzat askeri yönetimler eliyle
gerçekleĢtirilmiĢ olması liberal demokrasilerin krizinin daha açık bir
göstergesini oluĢturmaktaydı. Derece farkları bulunmakla birlikte, geliĢmiĢ
ülkelerde ve demokrasiye dönüldükten sonra azgeliĢmiĢ ülkelerde liberal
197
198
Yücel Uyanık, a.g.m., ss. 214-215.
Sezai Temelli, a.g.m., s. 23.
104
demokrasinin içinin boĢaltıldığı, kamu politikalarının belirlenme sürecinin
toplumun geniĢ kesimlerinin sınırlı bir uzlaĢısına bile dayanmaktan
uzaklaĢtığı görülmektedir199.
Tüm dünyada 1980‟li yılların sonunda kamu yönetiminin fazla olması,
iĢleyiĢ Ģekli, kamunun verdiği hizmetin etkinliği ve verimliliğinin beklenenin
çok altına düĢmesi eleĢtirilere neden olmaya baĢlamıĢtır. Bu dönemde
ABD‟de ve Ġngiltere‟de devletin küçültülmesini savunan liderler, devletin
baĢına geçmiĢlerdir. Devletin etkin ve verimli hizmet sunabilmesi için devletin
faaliyet alanını sınırlandırmak gerektiği üzerinde ortak düĢünce savunulmaya
baĢlanmıĢ ve bunun neoliberal politikalarla gerçekleĢtirileceği görüĢü kabul
edilmiĢtir200.
Yine bu dönemde neoliberalizmin uluslararası temsilcileri haline gelen
kuruluĢlar, kuruluĢ amaçlarından uzaklaĢıp; ideolojik bir coĢkuyla piyasaların
üstünlüğünü savunmak, ekonomide küçülmeye yol açacak bazı politikaları
uygulamaları Ģartıyla geliĢmekte olan ülkelere fon sağlamak ve tüm dünyada
serbest piyasa ekonomisine hızlı bir geçiĢi yönetmek gibi yeni bir misyon
üstlenmiĢlerdir. Ancak tüm dünyayı tamamen serbest piyasa ekonomisine
yönlendiren bu kuruluĢların bağlı oldukları ülkelerde halen ticaret engellerinin
korunuyor olması ve geliĢmekte olan hemen her ülkede ortaya çıkan krizler
ve artan iĢsizlik oranları, bu politikaların ve uluslararası temsilcilerinin
önerdiği uyum reçetelerinin sorgulanmasına neden olmaktadır 201.
1980‟lerin baĢlarından itibaren bir yandan Thatcher‟in Ġngiltere‟de,
diğer yandan ise Reagan yönetiminde ABD‟de uyguladıkları neoliberal
ekonomi politikaları diğer ülkelere de örnek teĢkil etmiĢtir202. Ġngiltere‟de en iyi
199
200
201
202
Fatih Ataay, “Türkiye‟de Neoliberalizm ve Parlamenter Siyasetin Krizi”, Praksis Dergisi, Sayı 5,
Ankara, Dipnot Yayınları, 2002, s. 199.
Mustafa Ökmen, vd., “Kamu Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar ve Bir Yönetişim Faktörü Olarak
Yerel Yönetimler”, Kamu Yönetimi, Ed. Abdullah Yılmaz ve Mustafa Ökmen, Ankara, Gazi
Kitabevi, 2004, ss. 35-36.
Volkan Işık, “1980 Sonrası Neoliberal Politikaların İşsizlikle Mücadelede Yerine Getiremediği
Vaadler; Rusya‟yı Çıkmaza Sürükleyen Yol”, Çimento İşveren Dergisi, Cilt 24, Sayı 6, Ankara,
2010, s. 23.
Ekrem Erdoğan, Mehmet Zeki Ak, “Neoliberal Ekonomik Dönüşüm ve Sendikalar”, Kamu-İş
Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, Ankara, 2003, s. 7.
105
yönetimin nasıl yapılacağı konusunda özgür bırakılmıĢ ve bu çerçevede
uzman kiĢilerden oluĢan birimler kurulmuĢtur. Bu bağlamda, Türkiye‟de
yapılmaya çalıĢılan reformlardan tamamen farklı bir yol izlenmiĢtir. Türkiye‟de
her
uygulama
incelenmeden,
ülkenin
yapısına
uyup
uymayacağı
belirlenmeden tepeden inme olarak getirilmiĢtir. GeliĢmiĢ ülkelerde reformlar
yapılırken kamuoyuyla sürekli iletiĢim içinde bulunulmaktadır. Çünkü
reformların amacı en iyi ve kaliteli hizmetin halka nasıl sunulması ile ilgilidir.
Türkiye‟de ise bu durum tamamen farklıdır. Yönetilenlerin bu konularda hiçbir
görüĢü alınmadan yasalar çıkarılmaya çalıĢılmıĢtır. GeliĢmiĢ ülkelerde
yapılan reformlarla ilgili olarak kamu çalıĢanları da sürekli bilgilendirilmiĢtir.
Ne yapmaları gerektiği ile ilgili olarak sürekli eğitime tabi tutulmuĢlardır. Yine
bu ülkelerde çalıĢanlar için performans değerlendirme kriterleri getirilmiĢtir.
GeliĢmiĢ
ülkelerde
özelleĢtirme
çalıĢmalarının
baĢarılı
bir
Ģekilde
uygulanması sonucunda kamu yönetimi sistemi her alanda rahatlamıĢ,
özelleĢtirme sayesinde kamuda çalıĢanların sayısında önemli azalma
meydana gelmiĢtir. ABD‟de de bir dizi yenilik hayata geçirilmeye çalıĢmıĢtır.
Bunlardan bir kısmında baĢarı sağlanırken bir kısmında baĢarısız olunsa da
uygulamadan
vazgeçilmemiĢtir203.
Türkiye‟de
de
neoliberal
politikalar
uygulanırken, yeniliklerin diğer ülkelerden olduğu gibi alınıp yerleĢtirilmeye
çalıĢılması yerine gerçekten ülke Ģartlarına uygun hale getirilerek ve daha
sistematik bir yapı içerisinde kurallar çerçevesinde uygulanmalıydı.
Batı ekonomilerinin 1970‟ler sonrası yaĢadığı dönüĢüm sürecine
1980‟lerde daha güçlü ve etkili bir dalga olarak eklenen neoliberal ekonomi
politikaları, küreselleĢme ve soğuk savaĢ sonrasının yeni koĢulları ile
dünyanın siyasal ve ekonomik yapısı farklı bir görünüm kazanmıĢ, emek ve
sermayenin serbest dolaĢımı ülkelerin dünya ekonomisi ile bütünleĢmelerini
hızlandırmıĢtır. Neoliberal politikaların getirdiği serbest piyasa ekonomisinin
kendiliğinden düzenleme kapasitesi, uzun dönemde sermaye ve diğer
kaynakların eĢit paylaĢımını sağlayacak, zenginliğin adil dağılımı mümkün
203
Handan Temizel, “Neoliberal Politikalar Doğrultusunda Türkiye‟de Devletin Yeniden
Yapılanması, Küresel Sistemle Bütünleşme Sorunları”, Yayımlanmamış Tez, Selçuk Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı, Konya, 2007, s.171.
106
olacağı düĢünülmekteydi. Oysa bu durum tersi bir sonuç göstererek dünya
ülkeleri arasındaki uçurumun giderek büyümesine neden olmuĢtur. Neoliberal
politikalarla dünyanın bir bölümünde üretim artıĢı ve zenginleĢme yaĢanırken
öte yandan yoksulluk artmakta, açlık, eğitimsizlik ve bunların uzantısı olarak
ortaya çıkan Ģiddet olayları ve savaĢlar dünya gündemini giderek fazla
meĢgul etmektedir.
1987‟den 1998‟e, serbest piyasa ekonomilerine geçiĢ süreci içinde
bulunan Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde 1 $‟dan az gelirle yaĢayan
insanların sayısı 20 kat artmıĢtır. Güney Asya‟da 1987‟de 474 milyon olan
yoksul sayısı 1998‟de 522 milyona yükselmiĢtir. Meksika‟da resmi tahminlere
göre örneğin 1984-1989 arası mutlak yoksulluk oranının %2,5‟ten %7,3‟e,
göreli yoksulluk oranının ise %16,6‟dan %22,6‟ya yükseldiği belirtilmektedir.
Yine bunun gibi ġili‟de, Sahra altı Afrika‟da yoksulluk oranlarının arttığı
belirtilmiĢtir. Bunların yanında geliĢmiĢ ülkelerde de zaten yoksul olan
kesimlerde iyileĢme gözlenememiĢ, yoksul olanla yoksul olmayan arasındaki
mesafe derinleĢmiĢtir. Kısacası 1980‟ler sonrasında dünyanın pek çok
bölgesinde yapısal uyum paketi ve istikrar programı adı altında uygulanan
iktisat politikaları sürdürülebilir kalkınma ve daha adil gelir dağılımı
sağlamakta baĢarılı olamamıĢtır204.
204
Didem Gürses, “Türkiye‟de Yoksulluk ve Yoksullukla Mücadele Politikaları”, Balıkesir
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 17, Sayı 1, Haziran 2007, ss. 60-61.
107
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
1980 SONRASI EKONOMĠ POLĠTĠKALARININ YOKSULLUK ve ġĠDDET
ÜZERĠNE ETKĠLERĠ
Yoksulluk kronik bir sorun olarak ülkemizde ve bütün dünya
ülkelerinde var olan hem ekonomik hem de sosyal anlamda yok edilmesi güç
bir sorundur. Bu sorun özellikle 1980 sonrasındaki izlenen sosyal, ekonomik
ve siyasi politikaların etkisiyle daha da perçinlenmiĢ gözükmektedir.
Son dönemlerde yoksullukla paralel olarak, ülkemizde Ģiddet, suça
eğilim, terör gibi olaylar da giderek önemli bir sosyal problem olmaya
baĢlamıĢtır. ġiddet oranlarının neden artmakta olduğu ya da neden insanların
giderek daha fazla suç iĢlediği konusu tartıĢılırken, suçu etkileyen faktörler
arasında özellikle son dönemlerde yaĢanan ekonomik krizlerden dolayı artan
yoksulluk oranları gösterilmektedir.
Bu bağlamda uygulanan değiĢik ekonomi politikalarının geliĢmiĢ ve
özellikle geliĢmekte olan ülkeler için yoksulluk, Ģiddet, bunların yarattığı
sonuçlar açısından büyük önem taĢımaktadır.
3.2. TÜRKĠYE’DE YOKSULLUK ve ġĠDDETĠN GÖRÜNÜMÜ
Yoksulluğun Ģiddeti, hanehalkı büyüklüğüne, fertlerin çalıĢma ve
eğitim durumlarına ve coğrafi koĢullar gibi farklı niteliklere göre değiĢim
gösterebilmektedir. Bu etkenlerin yanı sıra ülkemiz, hem iç hem de dıĢ etkiler
sonucunda yoksulluk gibi birçok Ģiddet örneği ile karĢı karĢıya kalmıĢtır.
Bunların bir kısmı denetim ve yaptırım eksikliğinden kaynaklanırken diğer bir
kısmı da gelir yetmezliği, iĢsizlik vb. sosyo-ekonomik koĢullar sonucunda
biriken ve dıĢa vurulamayan duyguların ifade biçimi olarak karĢımıza
çıkmaktadır.
108
Yoksulluk ve Ģiddetin görünümünü kategorilere ayırarak incelersek
bunların baĢında; gelir dağılımının bozulmasının yoksulluk ve Ģiddet üzerine
etkisi, bölgesel farklılıklar ve göçlerle gelen yoksulluk ve Ģiddet, nüfus artıĢı
ve hanehalkı büyüklüğünün etkisi, eğitim durumu ya da baĢka bir ifadeyle
eğitimsizliğin getirdiği yoksulluk ve Ģiddet, siyasi alanda yaĢanan değiĢimlerin
yarattığı etkiler olarak sınıflandırılabilmektedir.
3.1.1. Gelir Dağılımının Bozulması
Gelir dağılımı bir ulusal ekonomi içinde üretilen mal ve hizmet
değerlerinin, toplumsal kesimler arasındaki bölüĢümünü göstermektedir. Bu
bağlamda yoksulluğun olduğu ülkelerde gelir dağılımı önemli ölçüde
bozuktur205. Bu nedenle yoksulluğa bakarken gelir dağılımını da incelemekte
fayda vardır.
Tablo 15: Türkiye‟de Hanehalkı Kullanılabilir Gelirine Göre Sıralı %20‟lik
Gelir Dağılımı
Gelir Grupları
Anket Yılı
1994
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
Kaynak:
TÜĠK,
1. % 20
2. %20
3. %20
4. %20
5. %20
4,9
5,3
6
6
6,1
5,8
6,4
6,4
6,2
8,6
9,8
10,3
10,7
11,1
10,5
10,9
10,9
10,7
12,6
14
14,5
15,2
15,8
15,2
15,4
15,4
15,3
19
20,8
20,9
21,9
22,6
22,1
21,8
22
21,9
54,9
50
48,3
46,2
44,4
46,5
45,5
45,3
46
Gelir
ve
YaĢam
KoĢulları
AraĢtırması
(EriĢim),
http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=24&ust_id=7, 25.02.2011.
205
Ercan Dansuk, Türkiye’de Yoksulluğun Ölçülmesi ve Sosyo-Ekonomik Yapılarla Ölçülmesi,
DPT, Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü Ücretler ve Gelirler Dairesi Başkanlığı,
DPT Uzmanlık Tezleri, Yayın No: DPT 2472, Ankara, 1997, s.15.
109
Gelir
dağılımı
hesaplamalarında
kullanılan
yöntemlerinden
biri
hanehalklarının kullanabilir gelirlerinin küçükten büyüğe sıralanarak, beĢ
gruba bölünerek %20‟lik hane grupları oluĢturulmaktadır. Bu gruplar gelir
dağılımındaki bölüĢümü göstermektedir. Bu bağlamda, birinci %20‟lik dilim en
fakir grubu; beĢinci %20‟lik dilim en zengin grubu göstermektedir. Tablo 15‟te
sıralanan gruplarda da görüldüğü gibi, ilk dört %20‟lik dilimde yıllar itibariyle
sürekli bir artıĢ ya da azalıĢ olmazken, beĢinci %20‟lik dilim 1994‟ten bu yana
azalarak devam etmiĢtir.
Yoksulluk, 20. yüzyılda yoğun bir biçimde yaĢanan sosyo-ekonomik
krizlerle daha da yaygınlık kazanmıĢtır. Yoksulluğun çeĢitli ülkelerde ulaĢtığı
yüksek düzey, WB ve UNDP baĢta olmak üzere uluslararası kuruluĢların
yayımladığı
toplulaĢtırılmıĢ
verilerin
ötesinde,
bazıları
uluslararası
kuruluĢların desteğinde olmak üzere, yerel düzeyde yapılmıĢ çalıĢmaların
bulgularından da izlenebilmektedir206. Devlet Planlama TeĢkilatı‟ nın (DPT)
yayınladığı BeĢ Yıllık Kalkınma Raporlarının ilgili bölümü, Türkiye Ġstatistik
Kurumu‟ nun (TÜĠK) yaptığı hanehalkı anketleri ve yoksulluk çalıĢmaları gibi
veriler, yoksulluğun profilini resmi ağızdan bir bütün olarak ortaya koymakta
ve Türkiye‟ de gelir dağılımı dengesizliğinin artarak devam ettiğini
göstermektedir207.
Resmi verilere göre bugün dünya nüfusunun yaklaĢık %20‟ si
yoksulluk sınırın altındayken, Türkiye nüfusunun da yaklaĢık %18‟ i yoksulluk
sınırının altında yaĢamaktadır208.
206
DPT, “Gelir Dağılımı ve Yoksullukla Mücadele Özel İhtisas Komisyonu Raporu”, Dokuzuncu
Kalkınma Planı 2007-2013, Ankara, 2007, s. 7.
207
A.Esra Aslan, A. Emre Bilgili, “Yoksulluk Algısı İfadelendirme Tarzı ve Tutumlar-Bir İçerik
Analiz Örneği”, Ramazan Özey, “Yoksulluk Coğrafyası”, Yoksulluk, Cilt 1, 1. Baskı, İstanbul,
Deniz Feneri Yayınları, 2003, s.325.
208
TÜİK, Haber Bülteni: 2008 Yoksulluk Çalışması Sonuçları, Sayı 205, 1 Aralık 2009.
110
Tablo 16: 2002-2008 Yılları Arasında Yoksulluk Sınırı Yöntemlerine Göre
Fert Yoksulluk Oranları
Fert Yoksulluk Oranı (%)
Yöntemler
2002
2003
2004
2005
2006
2007*
2008
Gıda Yoksulluğu (Açlık)
1,35
26,96
0,2
3,04
30,3
14,74
1,29
28,12
0,01
2,39
23,75
15,51
1,29
25,6
0,02
2,49
20,89
14,18
0,87
20,5
0,01
1,55
16,36
16,16
Kent
0,74
17,81
0
1,41
13,33
14,5
0,48
17,79
0
0,52
8,41
14,7
0,54
17,11
0
0,47
6,83
15,06
0,92
21,95
0,03
2,37
24,62
11,33
0,74
22,3
0,01
1,54
18,31
11,26
0,62
16,57
0,01
1,23
18,51
8,34
0,64
12,83
0
0,97
10,05
9,89
Kır
0,04
9,31
0
0,24
6,13
6,97
0,07
10,36
0
0,09
4,4
8,38
0,25
9,38
0
0,19
3,07
8,01
2,01
34,48
0,46
4,06
38,82
19,86
2,15
37,13
0,01
3,71
32,18
22,08
2,36
39,97
0,02
4,51
32,62
23,48
1,24
32,95
0,04
2,49
26,59
26,35
1,91
31,98
0
3,36
25,35
27,06
1,41
34,8
0
1,49
17,59
29,16
1,18
34,62
0
1,11
15,33
31
Yoksulluk (Gıda+Gıda DıĢı)
KiĢi BaĢı Günlük 1$'ın Altı1
KiĢi BaĢı Günlük 2.15$'ın Altı1
KiĢi BaĢı Günlük 4.3$'ın Altı
1
Harcama Esaslı Göreli Yoksulluk
2
Gıda Yoksulluğu (Açlık)
Yoksulluk (Gıda+Gıda DıĢı)
KiĢi BaĢı Günlük 1$'ın Altı1
KiĢi BaĢı Günlük 2.15$'ın Altı1
KiĢi BaĢı Günlük 4.3$'ın Altı1
Harcama Esaslı Göreli Yoksulluk
2
Gıda Yoksulluğu (Açlık)
Yoksulluk (Gıda+Gıda DıĢı)
KiĢi BaĢı Günlük 1$'ın Altı1
KiĢi BaĢı Günlük 2.15$'ın Altı1
KiĢi BaĢı Günlük 4.3$'ın Altı1
Harcama Esaslı Göreli Yoksulluk2
(1) Satınalma gücü paritesine göre 1$‟ ın karĢılığı olarak 2002 yılı için 618.281 TL; 2003 yılı için 732.480 TL; 2004
yılı için 780.121 TL; 2005 yılı için 0.830YTL, 2006 yılı için 0.921 YTL,2007 yılı için 0.926YTL ve 2008 yılı için ise
0.983 YTL kullanılmıĢtır.
(2) EĢdeğer fert baĢına tüketim harcaması medyan değerinin %50‟ si esas alınmıĢtır.
(*) Yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiĢtir.
Kaynak: TÜĠK, Haber Bülteni: 2008 Yoksulluk ÇalıĢması Sonuçları, Sayı 205, Ankara, 1
Aralık 2009.
ġiddetin toplumdaki yerini etkileyen unsurlardan biri de gelir
dağılımdaki bozulmalar olmaktadır. Suç iĢleyenler arasında yoksulların
oranının yüksek olduğunu, yoksulların daha fazla tutuklandığını ve çeĢitli
suçlardan yoksulların daha fazla hüküm giydiklerini gösteren resmi
istatistikler de yoksulluk ve Ģiddet arasındaki iliĢkiyi destekler niteliktedir.
111
Örneğin Adli Sicil ve Ġstatistik Genel Müdürlüğünün verilerine dayanarak
Haziran 2005 itibari ile ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü, hükümlütutuklu, ve tutuklulardan bir mesleğe sahip olmayanların oranı %23‟ü
oluĢturmaktadır. Bununla beraber kamu, özel sektör ve çeĢitli iĢ kollarında
çalıĢan iĢçilerin %23‟lük bir orana sahip oldukları görülmektedir. Benzer
Ģekilde, ceza infaz kurumlarında Haziran 2005 itibari ile bulunan hükümlü,
hükümlü-tutuklu ve tutuklular arasında ilkokul ve altında eğitim seviyesine
sahip olanların oranı %80‟i oluĢturmaktadır. Her ne kadar bunlar ham sayılar
ve mesleği olmamanın, iĢçi olmanın, eğitim seviyesinin az olmasının, direk
olarak yoksul olma anlamına gelmese de, dar gelir gruplarında bulunanların
ceza
infaz
kurumunun
kontrolü
altında
bulunan
nüfusun
içerinde
azımsanmayacak bir orana sahip olduğunun göstergesi olarak algılanabilir 209.
3.1.2. Bölgesel Farklılıklar ve Göç
Türkiye‟ de yoksulluk giderek derinleĢerek, gelir kaynaklarının ve
meslek çeĢitliliğinin az olduğu kırsal alanlarda daha da yoğunluk kazanmıĢtır.
Uluslararası ÇalıĢma Örgütü‟ ne (ILO) göre kırsal yoksulluk, açık veya gizli
iĢsizlik olarak tanımlanmakta ve azalan gelir düzeyleri nedeniyle kırsal alanda
hızla artan bir yoksullaĢmaya dikkat çekilmektedir. Özellikle kendi toprağını
iĢleyen, küçük iĢletme sahipleri, tarım iĢçileri, kiracılık-ortakçılık yapanlar,
çobanlar, küçükbaĢ hayvancılıkla uğraĢanlar, yoksulluktan daha fazla
etkilenmektedir210.
Uluslararası kuruluĢların telkinleri ile tarım politikalarında ortaya çıkan
yeni uygulamalar, AB‟ ye uyum süreci ve içsel koĢulların yarattığı ekonomik
dalgalanmaların etkisi kırsal alanda yaĢayanları zor durumda bırakmıĢtır.
Tarımsal nüfusu ve dolayısıyla kır nüfusunu azaltmaya yönelik politikalar,
makro ve mikro düzeyde etkin ekonomi politikaları ile desteklenmediğinden
209
210
Halime Ünal, a.g.m., ss. 327-328.
Kamil
Okyay
Sındır,
“Kırsal
Yoksulluk
ve
Tarımda
İstihdam”,
(Erişim)
http://www.zmo.org.tr/resimler/ekler/4351b79d9ea3d84_ek.pdf?tipi=38&turu=D&sube=0, 5 Eylül
2010.
112
nüfusun önemli bir bölümü sanayi ve kentleĢme politikaları ile iĢsizliğe,
yoksulluğa itme ve sosyal güvenlik uygulamalarından yoksun bırakma gibi bir
süreç yaĢanmaktadır211. Türkiye‟ de kırsal yoksulluk oranı hem fert olarak
hem de hanehalkı olarak kentsel yoksulluk oranından çok daha fazladır.
2008 yılı TÜĠK yoksulluk çalıĢması sonuçlarına göre, kırsal yerlerde
yaĢayan fertlerin yoksulluk oranı ya da riski (gıda ve gıda dıĢı harcamaları
içeren)
%34,62
iken,
kentsel
yerlerde
yaĢayanların
oranı
%9,38‟e
düĢmektedir.
Tablo 17: Kırsal Yoksul Hanehalkı ve Fert Oranı
Hanehalkı
büyüklüğü
Yoksul hanehalkı oranı
%
2002
2003
2004
2005
2006
2007 (*)
2008
KIR
30,52
31,01
34,43
27,21
26,89
29,94
29,83
1-2
27,97
21,06
27,54
17,54
23,08
23,37
24,05
3-4
23,27
22,19
26,12
19,55
18,5
22,67
21,37
5-6
33,83
36,22
36,85
34,22
29,39
36,36
39,13
7+
50,75
56,03
51,68
53,95
KIR
34,48
37,13
62,82
48,93
54,33
Yoksul fert oranı
%
39,97
32,95
31,98
34,8
34,62
1-2
27,64
20,73
26,46
16,98
22,07
22,23
23,51
3-4
23,61
22,7
26,1
19,8
18,87
22,87
21,65
5-6
34,03
36,51
37,24
34,52
29,6
36,72
39,51
7+
51,18
56,59
63,49
51
55,22
51,71
54,03
* Yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiĢtir.
Kaynak: TÜĠK, 2008 Yoksulluk ÇalıĢması Sonuçları, Ankara, 2008.
Buna benzer olarak daha önce de bahsedildiği gibi, iç göçlerin
artması, göçle birlikte kentlerde iĢsizliğin artması gibi nedenler kentsel
yoksulluğu arttırmıĢtır. Kentsel yoksulluğa kendi içinde bakıldığında ise
yoksul fert oranı yoksul hanehalkı oranından daha fazladır (Tablo 21).
Tablo 18: Kentlerde Yoksul Hanehalkı ve Fert Oranı
211
Kamil Okyay Sındır, a.g.m.
113
Hanehalkı
büyüklüğü
2002
2003
Yoksul hanehalkı oranı
%
2004
2005
2006
KENT
17,38
18,49
12,9
8,91
1-2
7,24
8,71
6,49
3-4
12,94
15,01
5-6
25,94
7+
2007(*)
2008
6,85
7,28
6,8
3,22
3,17
3,21
3,12
8,58
5,02
3,79
3,7
4,04
28,61
20,77
14,33
10,69
14,03
11,95
41,15
38,48
37,91
29,11
26,2
KENT
21,95
22,3
38,45
27,63
Yoksul fert oranı
%
16,57
12,83
9,31
10,36
9,38
1-2
7,16
8,93
6,06
3,17
3,26
2,92
2,92
3-4
13,24
15,37
8,75
5,12
3,99
3,9
4,27
5-6
26,47
29
21,01
14,62
10,8
14,36
12,2
7+
43,36
39,05
38,71
40,2
28,38
31,47
26,95
* Yeni
nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiĢtir.
Kaynak: TÜĠK, 2008 Yoksulluk ÇalıĢması Sonuçları, Ankara, 2008.
1980‟lerden itibaren kentlere olan göçün artması buralarda Ģiddet
olaylarının da artmasına neden olmuĢtur. Kentlerde nüfusun yoğun olarak
bulunduğu bölgelerde pek çok kültürden insan, bir arada yaĢamak durumda
kalmıĢtır. Bu farklı kültürler, geliĢmiĢ ülkelerde hakim kültür tarafından asimile
edilirken, Türkiye gibi geliĢmekte olan ülkelerde asimile edilemediği gibi
egemen
kültürden
farklı
SanayileĢmemiĢ kent
kültürler
alanlarında
de
ortaya
çıkmaya
değiĢik kültürlerin
baĢlamıĢtır.
çatıĢma
halinde
olmasından dolayı suça eğilimler ya da baĢka bir ifade ile sapkın davranıĢlar
artıĢ göstermiĢtir212.
Doğu
ve
Güneydoğu‟nun
kimi illerinde 19
Temmuz 1987‟de
sıkıyönetim kaldırılmıĢ ve olağanüstü hal ilan edilmiĢtir. Bazı bölgelerde hala
olağanüstü hal uygulaması devam ederken; Olağanüstü Hal Bölge Valiliği‟nin
2002 verilerine göre bölgede 35.995 kiĢi hayatını yitirmiĢtir. Bunun 5.040‟ı
güvenlik görevlisi, 4.470‟i sivil yurttaĢ, 23.485‟i de PKK militanıydı. PKK ile
212
Mehmet Mucuk, Volkan Alptekin, Hülya Eşki, a.g.e., s. 18.
114
savaĢımda 100 milyar doları aĢkın harcama yapılmıĢtır. Terör nedeniyle
bölgede 692‟si köy olmak üzere 3.092 yerleĢim yeri boĢaltılmıĢtır 213.
3.1.3. Nüfus ArtıĢı ve Hanehalkı Büyüklüğü
Hanehalkı ve yoksulluk arasında pozitif yönlü bir iliĢki söz konusu
olmaktadır. Hanehalkı büyüklüğü arttıkça yoksulluk riski de artmaktadır.
Örneğin, hiç çocuğu olmayan ya da bir tane çocuğu olan hanehalklarının
yoksulluk oranı geniĢ ailelere göre daha düĢüktür.
Tablo 19: Hanehalkı Büyüklüğüne Göre Açlık Sınırı, Türkiye (TL)
Hanehalkı
Büyüklüğü
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
Açlık Sınırı
1
YTL
2002
59
90
113
133
152
170
187
201
215
230
2003
75
103
143
168
192
214
235
253
271
288
2004
81
122
154
182
207
230
253
275
294
315
2005
84
127
161
190
217
242
264
287
306
325
2006
91
138
174
205
235
261
287
311
331
351
2007*
105
159
201
237
271
301
331
359
387
404
2008
122
185
233
275
313
350
382
414
446
471
2009 (2)
132
201
253
299
340
380
415
449
484
511
(1) Gıda harcamalarından oluĢan yoksulluk sınırıdır.
(2) Gıda yoksulluk sınırı, 2003 temel yılı Tüketici Fiyatı Endeksi‟nin gıda ana grup indeksi
ile gıda ve gıda dıĢı bileĢenlerinden oluĢan yoksulluk sınırı ise genel indeksi ile
geniĢletilerek 2009 yılına inflate edilmiĢtir.
* Yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiĢtir.
Kaynak: TÜĠK, Haber Bülteni: 2008 Yoksulluk ÇalıĢması Sonuçları, Ankara, 2008.
TÜĠK son verilerine göre Türkiye‟ de açlık sınırı 132 YTL iken,
yoksulluk sınırı 365 YTL olarak belirlenmiĢtir. Bu durumda aylık geliri 132
YTL‟ den az olanlar yeterli gıda harcaması yapamazken, geliri 365 YTL‟ den
213
Nevzat Helvacı, a.g.e., s. 408.
115
az olanlar da hem gıda hem de gıda dıĢı ihtiyaçlarını karĢılamaktan yoksun
olacaklardır.
Tablo 20: Hanehalkı Büyüklüğüne Göre Yoksulluk Sınırı, Türkiye
Yoksulluk Sınırı
1
YTL
Hanehalkı
Büyüklüğü
2002
2003
2004
2005
2006
2007*
2008
2009 (2)
1
137
186
190
216
244
283
341
365
2
208
280
288
327
368
428
515
551
3
262
354
363
414
466
540
651
696
4
310
417
429
487
549
638
767
820
5
353
476
488
557
627
728
874
935
6
395
531
543
620
697
809
976
1.044
7
433
582
597
679
766
889
1.066
1.140
8
466
629
649
737
831
965
1.154
1.234
9
498
672
692
186
884
1.040
1.242
1.328
10
535
714
742
836
938
1.088
1.313
1.404
(1) Gıda harcamalarından oluĢan yoksulluk sınırıdır.
(2) Gıda yoksulluk sınırı, 2003 temel yıllı Tüketici Fiyat Endeksi‟ nin gıda ana grup indeksi
ile gıda ve gıda dıĢı bileĢenlerinden oluĢan yoksulluk sınırı ise genel indeks ile
geniĢletilerek 2009 yılına inflate edilmiĢtir.
* Yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiĢtir.
Kaynak: TÜĠK, Haber Bülteni: 2008 Yoksulluk ÇalıĢması Sonuçları, Ankara, 2008.
Ayrıca nüfus artıĢındaki yükseliĢler, ekonomik eĢitsizliğin yanında
sosyal eĢitsizliklere de neden olabilmektedir. Bu durum bireysel psikolojik
rahatsızlıklara neden olduğundan Ģiddet eylemlerini arttırmakta ve toplumsal
bozukluklara neden olmaktadır.
3.1.4. Eğitim Durumu
Eğitimle yoksulluk ve Ģiddet arasında ise negatif yönlü bir iliĢki söz
konusudur. Buna göre eğitim durumu yükseldikçe yoksul olma riski
azalmaktadır. 2008 yılı rakamlarına göre, okur-yazar olmayan fertlerde
116
yoksulluk oranı %39,59 iken, yüksekokul, fakülte ve üstü eğitimi almıĢ
fertlerde bu oran %0,71‟ e düĢmektedir.
Tablo 21: Hanehalkı Fertlerinin Eğitim Durumuna Göre Yoksulluk Oranları
Fert yoksulluk oranı (%)
Eğitim durumu
2002
2003
2004
2005
2006
2007(*)
2008
2009
26,96
28,12
25,60
20,50
17,81
17,79
17,11
18,08
6 yaĢından küçük fertler 33,17
37,75
34,19
27,71
24,78
24,52
22,53
24,04
Okur-yazar değil veya
36,99
bir okul bitirmeyen
38,01
37,52
31,53
28,10
28,98
30,50
29,84
Ġlkokul
26,13
27,55
24,36
17,13
14,19
14,24
13,44
15,34
Ġlköğretim
26,37
29,56
25,49
22,42
18,06
19,19
17,20
17,77
Ortaokul ve orta dengi
18,77
meslek
18,31
13,00
8,37
8,07
9,16
8,34
9,76
Lise ve
meslek
9,82
11,19
8,28
6,79
5,20
5,88
5,64
5,34
1,57
2,66
1,33
0,79
1,01
0,81
0,71
0,71
TÜRKĠYE
lise
dengi
Yüksekokul, fakülte ve
üstü
Kaynak: TÜĠK, Yoksulluk Analizleri, (EriĢim)
http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=23&ust_id=7, 01.03.2011..
ġiddetin toplumda varolmasının en önemli nedenlerinden biri de eğitim
düzeyinin düĢüklüğüdür. Suç istatistiklerine baktığımızda; Ģiddete dayalı
suçlarda eğitim düzeyi yükseldikçe suç oranının düĢtüğü görülmektedir. Kan
davası ve töre cinayetleri bunun örneklerini oluĢturmaktadır. Örneğin, Ceza
Ġnfaz Kurumuna giren hükümlü istatistiklerine göre, 1990-2008 yılları
arasında en fazla hükümlü sayısı 2007 yılında olmuĢtur. 127.304 olan toplam
hükümlü sayısının 4.417‟si yüksek öğretim mezunu olup, geri kalanı daha
117
düĢük eğitim seviyesindeki gruptan oluĢmaktadır. 1990 yılında 44.826 olan
hükümlü sayısı 1995 yılına kadar 63.103‟lere yükselmiĢ; daha sonraki
yıllarda artıĢlar ve azalıĢlar göstererek devam etmiĢtir214. Öte yandan gelir
dağılımdaki dengesizliğin, iĢsizliğin ve kente göç olgusunun, Ģiddeti besleyen
kaynaklar olduğu kabul görmektedir215.
3.1.5. Siyasi Alandaki DeğiĢimler
Baskı ve Ģiddet darbe dönemlerinde de yoğun biçimde uygulanmıĢtır.
Türkiye‟de 12 Eylül askeri darbesinde 650.000 kiĢi gözetim altına alınmıĢ ve
bunların çoğunun iĢkence gördüğü söylenmektedir. Bu dönemde 171 kiĢi
iĢkence ile hayatını kaybetmiĢ, 16 kiĢi kaçarken vurulmuĢ, 14 kiĢi açlık
grevinde ölmüĢ, 75 kiĢi de çatıĢmada hayatını kaybetmiĢtir. Sıkıyönetim
mahkemelerince 517 kiĢiye ölüm cezası verilmiĢ; 50 kiĢinin ölüm cezası
yerine getirilmiĢtir. 144‟ü kuĢkulu olmak üzere cezaevlerinde 299 kiĢi hayatını
kaybetmiĢtir216.
3.2. YOKSULLUK ve ġĠDDETĠ ÖNLEMEYE YÖNELĠK EKONOMĠK
TEDBĠRLER
Yoksulluk ve Ģiddet bütün dünyada olduğu gibi Türkiye‟de de yıllardan
beri varolan ve tamamen ortadan kaldırılması olanaksız olan sosyo-ekonomik
sorunlardandır.
Hem
yoksulluk
hem
de
Ģiddet
tamamen
ortadan
kaldırılamasa da hızını azaltıcı tedbirler alınabilir.
Neoliberal anlayıĢa göre, yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yönelik
öneriler Ģunlardan ibarettir: Piyasa ekonomisi güçlendirilerek ve vergi oranları
düĢürülerek üretim arttırılması, bireylerin bilgi ve becerileri geliĢtirilerek,
214
TÜİK, Adalet İstatistikleri; Ceza İnfaz Kurumuna Giren Hükümlü İstatistikleri, (Erişim)
http://www.tuik.gov.tr/girenhukumluapp/girenhukumlu.zul, 01.03.2011.
215
Nilay Çabuk Kaya, “Şiddetin Sosyal Dinamikleri; Yoksulluk, İşsizlik ve Göç”, s. 112.
216
Nevzat Helvacı, a.g.e., s. 407.
118
nitelikli iĢgücü haline getirilmeli, bu sayede, iĢsizliğin azaltılması ve bireylerin
gelirlerinin ve refah düzeyinin arttırılması amaçlanmalıdır. Zorunlu özel sosyal
güvenlik sistemi uygulanmalı, devlet yalnızca primini ödeyemeyecek
durumda
olanların
primlerini
karĢılamalıdır.
Özel
eğitim
kurumları
güçlendirilmeli, eğitimin maliyetini karĢılayamayacak olanların harçları devlet
tarafından karĢılanmalı veya yoksul öğrencilere uzun vadeli düĢük faizli burs
sağlanmalıdır217.
Toplum halinde yaĢayan bireyler arasında Ģiddet olaylarıyla meydana
gelen çatıĢmaların, toplumsal yaĢamın bir parçası olarak görülmesi gerekir.
ÇatıĢmayı anlamaya çalıĢmak kadar, çatıĢmaların çözümlenmesi konusunda
da becerilerin geliĢtirilmesi gerekmektedir. YapısallaĢan Ģiddetin sona
erdirilmesi için otoriter ya da geleneksel yapının dönüĢtürülmesi ve sosyal
davranıĢları yönlendiren yerleĢik değerlerin uzlaĢmacı ve barıĢçı olmasına
özen gösterilmelidir218.
Bunların dıĢında, ağırlıklı olarak devletin rol alacağı yoksulluk ve
Ģiddet ile mücadele için ve bunları önlemeye yönelik alınması gereken
tedbirlerin bazıları alt baĢlıklar halinde incelenecektir.
3.2.1. Ekonomik Büyüme ve Gelir Dağılımı
Ġnsanların hayat standartlarında ortaya çıkan dengesiz geliĢmeler,
gelir dağılımı bozuklukları ve ilave olarak pek çok dıĢsal etkenler yoksulluğu
ve Ģiddeti arttırıcı etkiye sahiptir. Ülkemizde de gelir dağılımı bozukluğu ile
yoksulluk arasında pozitif yönlü bir iliĢki vardır219.
Türkiye‟de 1980‟den sonra uygulanan ekonomi politikalarının gelir
dağılımı üzerindeki etkileri üç faktörle özetlenebilir. Bunlardan ilki “fiyatlama
sürecidir”. Bu süreç ücret ve faizin serbest piyasa koĢullarında belirlenmesi
217
Mehmet Rauf Kesici, a.g.m., s148.
Faruk Kocacık, a.g.m. s. 6.
219
Recep Dumanlı, a.g.m., s. 1.
218
119
ile ücretlerin düĢmesi, faizlerin yükselmesi sonucunu doğurmuĢ ve bu durum
sermaye gelirlerinin artmasına neden olmuĢtur. Ġkinci faktör ise “kamu
hizmetleri” ile ilgilidir. 1980 sonrası uygulanan ekonomi politikaları devlet
rolünü olabildiğince azaltmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle devlet eğitim,
sağlık ve sosyal harcamalarında kısıntıya giderek toplumda bireylerin bu
hizmetlerden yararlanmalarını engellemektedir. Son olarak üçüncü faktör ise,
dünyada geliĢen teknoloji ile birlikte devletimizin iç pazarı yabancı ürünlere
açması sonucunda ilkel teknoloji ile çalıĢan kesimlerin rekabet etmesini
engellemekte ve bu kesimlerin gelirlerinin düĢmesine neden olmaktadır 220.
Küresel gelir eĢitsizliğinin ve zengin-yoksul ülkeler arasındaki ortalama
gelir farklılıklarının temel belirleyicisi nispi ekonomik büyümedir. Bu nedenle
hızlı
büyüme
süreci
öncesinde
gelir
dağılımı
düzeltici
politikaların
uygulanması, büyümeden sağlanacak olumlu etkilerin arttırılmasının bir ön
koĢulu olarak görülmektedir. Bu bağlamda büyüme hızının olabildiğince
arttırıldığı ve büyüme hızı artarken de gelir dağılımı adaletsizliğinin azaltıcı
önlemlerin alındığı bir süreç, yoksulluk ve Ģiddet ile mücadele için olumlu bir
etki yaratacaktır. Ancak üretim faktörlerinin mülkiyetinin eĢitsiz dağıldığı
durumlarda
sağlanacak
büyümenin
yoksulluğu
azaltmada
etkisi
az
olacaktır221.
3.2.2. Ġstihdam Politikaları
KüreselleĢmeyle birlikte gelen yeni ekonomik düzenin bireye ve
topluma yansıyan olumlu etkilerinin yanında olumsuz etkileri de olmuĢtur.
Bunların baĢında yetersiz istihdamın yarattığı iĢsizlik sorunu gelmektedir.
Ekonomik güvencesi kaybolan ya da iĢ yaĢamının gerektirdiği maddi ve
manevi doyumdan yoksun kalan bireyler psikolojik olarak da sorunlar
yaĢamaktadırlar. Kaybedilen iĢ hayatı, ekonomik güçsüzlük nedeniyle hayat
standartlarının birden düĢmesi bireylerin ruh sağlıklarının bozulmasına yol
220
221
Yakup Kepenek, Nurhan Yentürk, a.g.e., ss. 536-539.
Fikret Şenses, a.g.e., s. 226.
120
açmaktadır.
Bu
anlamda
yaĢanan
sorunlar
farklı
Ģekillerde
ortaya
çıkabilmektedir: KiĢide hayal kırıklığına, stres ve saldırgan davranıĢlara ve
dolayısıyla Ģiddete meğili arttırmaya neden olurken, çevresini ve ailesini de
etkisi altına almaktadır222.
ÇalıĢan kesimin sorunlarına yönelik olarak, iĢçilerin üretici servette pay
sahibi olmaları, kiĢisel geliĢmelerine çeĢitli kurs, seminer ve eğitimlerle
katkıda bulunulması, çalıĢma hayatına iliĢkin karar verme mekanizmalarına
katılmalarının sağlanarak iĢçi-iĢveren-devlet ayağında söz hakkı olmalarına
imkân verilmesi ve sendikal oluĢumlarının önündeki engellerin kaldırılması
çalıĢanların yoksulluğunu azaltmada etkili olacaktır223. Bunun yanında,
iĢsizlikle mücadele amacıyla istihdam plan ve programlarının oluĢturulması,
yeni iĢ olanaklarının yaratılması için yatırımların teĢvik edilmesi, mesleki
eğitim programları gibi aktif istihdam politikalarının desteklenerek her ilde
uygulanmasının sağlanması vb. politikalar yoksulluk ve Ģiddeti azaltmakta
yardımcı olacaktır.
3.2.3. Sosyal Kalkınmaya Önem Verilmesi ve Kalkınma Programları
Yoksulluk ve Ģiddetin etkin bir Ģekilde azaltılabilmesi için kapsamlı bir
sosyal kalkınma programının oluĢturulması gerekmektedir. Bu program
beĢeri sermayenin geliĢtirilmesinin yanı sıra, özellikle sosyal dıĢlanmaya
maruz kalmıĢ kiĢiler olmak üzere, sosyal sermayenin güçlendirilmesini
amaçlamalıdır. Bu yönde oluĢturulacak stratejiler Ģunlardır224:
1. BeĢeri sermayenin güçlendirilmesi için eğitim ve sağlık hizmetlerine
bütçede yeterli tahsisat yapılmalıdır,
2. BaĢta
yoksullar
olmak
üzere
herkes
sosyal
hizmetlerden
yararlanabilmelidir,
222
Ercan Han, Nurhan Erdem, İstihdam, İşsizlik ve Ücret Sorunlarına Çözüm Arayışları, Ankara,
Kamu-Sen Konfederasyonu Ar-GE Merkezi Yayını, 1992, s. 5.
223
Orhan Tuna, Nevzat Yalçıntaş, Sosyal Siyaset, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1999, ss. 116-121.
224
Coşkun Can Aktan, İstiklal Yaşar Vural, “Yoksullukla Mücadeleye Yönelik Öneriler”,
Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara, Hak-İş Konfederasyonu Yayınları, 2002, s. 5.
121
3. Cinsler arasındaki ayrımcılık ortadan kaldırılmalıdır,
4. Etkin bir nüfus politikası yürürlüğe konulmalıdır,
5. Sosyal koruma politikaları devreye konulmalı ve
6. Yoksulların ve dezavantajlı konumda olanların güçlendirilmesi ile iyi
yönetim teĢvik edilmelidir.
Bunlara
ek
olarak
ayrıca,
yapısal
uyum
programlarının
uygulanmasında sosyal maliyetler paylaĢılırken yoksullar üzerindeki yükün
azaltılması da bu yönde katkı sağlayacaktır225.
3.2.4. Kamu Yönetimin ĠyileĢtirilmesi ve Bütçe Uygulamaları
Bir ülkede kamu yönetiminin iyileĢtirilmesi yoksulluğun ve Ģiddetin
azaltılmasında son derece önemlidir. Çünkü, iyi bir kamu yönetimi yoksullar
lehine politikaların oluĢturulmasını, sağlam bir makroekonomi yönetimini,
kamu hizmetlerinin daha etkin bir Ģekilde sunumunu ve idari ve yargısal
reformların hayata geçirilmesini teĢvik eder. Bunun yanında kamu ve özel
fonların saydam bir Ģekilde kullanılması ile özel kesimin büyüme hızını arttırır
ve globalleĢen dünyada iktisadi krizlerin Ģiddetini azaltmasına yardımcı
olduğu gibi bu tip krizlerden kaçınılmasını kolaylaĢtırdığı düĢünülmektedir.
Temel sosyal hizmetlerin kamu kesimince etkin ve verimli bir Ģekilde
sunulmaması yoksulları olumsuz etkilemektedir; kötü ve zayıf bir kamu
yönetiminin yoksullar üzerindeki olumsuz etkisi diğer gruplara göre daha
fazla olmaktadır. Temel sosyal hizmetlerin yetersiz bir Ģekilde sunumu
yalnızca kaynak yetersizliği nedeniyle yeterli yatırımların yapılmamasından
kaynaklanmamaktadır. Bunun yanı sıra, hesap verme sorumluluğu olmayan
kurumsal yapılardan, yerel seçkinlerin siyasi sistem üzerindeki baskın
konumlarından, yaygın ve sistematik yozlaĢmadan, kültürel düzeyde
belirlenen ve kamu kurumları tarafından yayılan eĢitsizlik ve ayrımcılıktan,
yoksulların yeterli düzeyde yönetime katılamamalarından ve hukuk devletine
225
Mehmet Rauf Kesici, a.g.m., s. 149.
122
uygun davranılmamasından kaynaklanmaktadır226. Bu tip problemlerin
ortadan kaldırılması, yoksulluğun ve dolayısıyla da Ģiddetin azaltılmasına
olumlu katkıda bulunacaktır.
Bunlara ek olarak, hazırlanan yıllık bütçelerde, askeri harcamaların
oranının olabildiğince kısılması ve ortaya çıkacak olan fazlanın eğitim, sağlık,
sosyal
hizmetler
gibi
alanlara
kanalize
edilmesi
gerekmektedir.
Vergilendirmede, dolaylı vergilerin payını azaltarak dolaysız vergilerin payının
arttırılması ve herkesten gücüne göre vergi tahsil edilmesi; ayrıca silah
üretimi ve kullanımının Ģartlarının zorlaĢtırılması yani maliyetinin olabildiğince
arttırılması yoksulluk ve Ģiddet ile mücadelede etkinlik sağlayacaktır227.
3.2.5. Yoksulluk ve ġiddet Ġle Mücadelede Doğrudan Yöntemler
Yoksullukla mücadele yaklaĢımında genel anlamda, toplumun yoksul
ve egemen yaĢam biçiminden dıĢlanmıĢ olan kesimlerinin asgari düzeyde
geçim
olanaklarına
kavuĢturulması
ve
toplumla
olan
bağlarının
güçlendirilmesi için devlet tarafından yapılan bir tür sosyal yardım olarak
tanımlanan güvenceli asgari gelir iĢsizlik, yoksulluk ve sosyal dıĢlanmaya
karĢı fayda sağlayacaktır. Örneğin Avrupa ülkelerinde güvenceli asgari gelir
hukuksal çözüm arayıĢlarının sonucu olarak yeni bir hukuk kurumu olarak
hayata geçirilmiĢtir228.
Daha çok yoksulların kullandığı mal ve hizmetlerin sübvanse edilmesi,
asgari ücret uygulaması, iĢsizlik sigortası, istihdam olanaklarını arttırmaya
dönük olarak uygulanabilecek olan çeĢitli proje ve önlemler, yoksullara
yönelik kredi olanakları ve eğitim programları, çocuk eğitimi ve beslenme
226
Coşkun Can Aktan, İstiklal Yaşar Vural, “Yoksullukla Mücadeleye Yönelik Öneriler”, ss. 6-7.
Mehmet Rauf Kesici, a.g.m., s. 149.
228
Şebnem Gökçeoğlu Balcı, “Yoksulluk ve Sosyal Dışlanmanın Hukuksal Nedenleri ve Çözüm
Arayışları”, Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları, Ed. Yasemin Özdek, Ankara, TODAİE
Yayıncılık, No:311, Mayıs 2002, s. 481.
227
123
programları uygulamaları yoksulluğu önlemeye yönelik diğer önlemlerden
sayılabilmektedir229.
ġiddetin kültürel olarak kabul edilebilirliğini azaltmak, alkol ve
uyuĢturucu kullanımının (özellikle gençlerde) kullanılabilirliğinin azaltılması
için önlem almak, nüfus artıĢını kontrol altına almak, ateĢli silah kullanımının
azalması için önlemler almak, toplum ve aile içi eğitimlere önem vermek
kiĢileri problem çözme ve engelleme konusunda eğitmek, Ģiddete izin veren
toplumsal görüĢleri değiĢtirmek, Ģiddetin önlenmesi ve engellenebilmesi için
yapılması gerekenler arasında sayılabilmektedir230.
3.3. YOKSULLUK – ġĠDDET DÖNGÜSÜNÜN 1980 SONRASI EKONOMĠ
POLĠTĠKALARI AÇISINDAN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Ġthal ikameciliğin altın çağı olarak adlandırılan 1960‟lı yıllar, oldukça
yüksek büyüme oranlarının yakalandığı ve aynı zamanda köyden kente göç
olgusu ile beraber kent yoksulluğunun da ülke gündemine girmeye baĢladığı
bir dönemdir. 1960 sonrası tarımda yaĢanan dönüĢümler, 1950‟lerde
görülmeye baĢlanan göç, gecekondu ve kent yoksulluğu olgularının
kalıcılaĢmasına, bu olguların ülke ekonomisindeki, siyasetindeki ve toplumsal
yaĢamdaki etkilerinin derinleĢmesine neden olmuĢtur. Tablo 22‟de de
görüleceği gibi 1960‟da toplam nüfus içinde %31,9 olan kentsel nüfus oranı,
1970‟de 38,5‟e 1980‟de de %43,9‟a ulaĢmıĢtır.
229
Fikret Şenses, “Yoksullukla Mücadelenin Neresindeyiz?: Gözlemler ve Öneriler”, İktisat Üzerine
Yazılar I-Küresel Düzen: Birikim, Devlet ve Sınıflar, Der. Ahmet H. Köse, Fikret Şenses, Erinç
Yeldan, İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, ss. 327-328.
230
Oğuz Polat, Çocuk ve Şiddet, İstanbul, Der Yayınları, Yayın No: 312, Eylül, 2001, ss. 31-32.
124
Tablo 22: 1960-1980 Dönemi Kentsel Nüfus ve Oranları
Yıl
Toplam Nüfus (Bin)
Kent Nüfusu
Oran (%)
1960
27.755
8.860
31.9
1965
31.391
10.805
34.4
1970
35.605
13.691
38.5
1975
40.348
16.869
41.8
1980
44.737
19.645
43.9
Kaynak:
TÜĠK,
Nüfus
Ġstatistikleri
ve
Projeksiyonlar-Göstergeler,
(EriĢim)
http://www.tuik.gov.tr/Gosterge.do?metod=GostergeListe&tb_id=39&ust_id=11, 25.04.2011.
Yine bahsedilen dönemde, kentlerde artan nüfusla birlikte istihdam
sorun olmuĢ ve iĢsizlik oranları da artıĢ göstermiĢtir. Kamunun gevĢek
istihdam politikalarına rağmen tarımın ihraç ettiği nüfusun önemli bir kısmı
sanayi tarafından istihdam edilememiĢ, fakat geniĢ kitlelerin mutlak yoksulluk
sınırının altına inmesi önlenebilmiĢtir. Ayrıca göç edenlerin, kente ilk
geldiklerinde güvencesiz iĢlerde çalıĢsalar bile, zamanla geliĢtirilen iliĢki ağlar
ve özellikle kamu sektöründe iĢe girme olanağı sağlayan patronaj imkanlar
sayesinde formel iĢlerde istihdam olanağı ve umudunu taĢımaktaydılar231. Bu
umudun yanı sıra, kırdan kente göçün Ģiddeti arttırıcı etki olduğunu daha
önceki bölümlerde bahsetmiĢtik.
1980-1988 dönemleri arasında uygulanan ekonomi politikalarında
tarım kesiminde yaĢanan geliĢmeler yoksulluğu ve Ģiddeti etkileyen en
önemli faktörlerden olmuĢtur.
Bu dönemde sanayi ve dıĢ ticaretten yana
tercihlerin yapıldığından tarımın ekonomideki yeri küçülmüĢ ve GSMH
içindeki payı küçülmüĢtür. Dünya ticaretindeki geliĢmelere de bağlı olarak
dönem boyunca iç ticaret hadleri sürekli olarak tarım aleyhine gerilemiĢ,
devletin destekleme alımı yaptığı ürün sayısı azalmıĢtır 232.
231
Sevilay Kaygalak, “Yeni Kentsel Yoksulluk, Göç ve Yoksulluğun Mekansal Yoğunlaşması”, Kent
ve Kapitalizm, Ed. Sevilay Kaygalak, Praksis Üç Aylık Sosyal Bilimler Dergisi, Ankara, Sayı:2,
2001, ss. 136-137.
232
Gülten Kazgan, Tazminattan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi Birinci Küreselleşmeden İkinci
Küreselleşmeye, İstanbul, Altın Kitaplar Yayınevi, 1999, s. 149.
125
Bu dönemde uygulamaya konulan fiyat serbestisinin yoksulluğu en çok
etkileyen öğelerinden biri de emeğin fiyatının (ücret) düĢük tutulmasıydı. Bu
ihracatta rekabeti sağlayacak bir politika olarak benimsenmiĢti. Ücretlerin
düĢürülmesinin yeni büyüme modelindeki iĢlevi de iç talebin düĢürülerek
ihraç edilecek bir atığın yaratılmasının sağlanmasıydı 233.
1989‟da bu düĢme eğilimi durmuĢ ve ücretlerin payında yükselme
baĢlamıĢtır. 1991 sonrasında ücretlerin payında yeniden bir gerileme
yaĢanmıĢtır. Ücretlerin GSYĠH içindeki payı 1995 sonrası yeniden yükseliĢe
geçse de 2001 kriziyle ve son küresel krizle beraber yine gerilemeye
baĢlamıĢtır. 2001 yılında rakamların da gösterdiği gibi yaĢanan krizle değiĢen
dengeler; büyümede, enflasyonda etki ederken aynı zamanda istihdamda,
iflaslarda, harcamalarda da kendini göstermiĢ ve toplumunda yoksullaĢma
yaratmıĢtır. Kısaca, 1980 sonrası ücretlilerin sayısı hızla artmasına rağmen,
GSYĠH içindeki payı azalmıĢtır. Ücretlilerin istihdamın yarısını oluĢturduğu ve
ailelerde bağımlılık oranının yüksekliği düĢünüldüğünde bu payın adaletli bir
durumu yansıttığını söylemek oldukça zordur234.
1980‟den sonra baĢlayan ekonomi politikaları adaletsiz vergi sistemi,
bastırılan ücretler, bütçenin daha büyük bir bölümünün faiz harcamalarına
ayrılması gibi çeĢitli mekanizmalarla kaynakların emek kesiminden sermaye
kesimine aktarıldığı yoksullaĢtırıcı bir büyüme süreci yaĢanmıĢtır 235.
Kalkınma planlarında, sosyal adalet eĢitlik vb. sosyal konuların önemi
vurgulansa da uygulamada tersi söz konusu olmuĢtur. Eğitim ve sağlığın geri
plana itilmesi, istihdam ve iĢgücü piyasasındaki emek aleyhine değiĢimler,
esnek
çalıĢma,
sendikasızlaĢtırma,
kentlerde
yoksulların
arazi
rantı
kavgasından dıĢlanması gibi unsurlar yoksullaĢmayı ve Ģiddeti arttıran
nedenler olmuĢtur236.
233
Erinç Yeldan, a.g.e., s. 44.
Meryem Koray, a.g.e., s. 407.
235
Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908-2007, ss. 149-160; Erinç Yeldan, a.g.e., s. 44.
236
Ercan Dansuk, “Yoksullukla Mücadelede Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesi”, Yoksulluk, Cilt 1,
1. Baskı, İstanbul, Deniz Feneri Yayınları, 2003, s. 241.
234
126
1980 sonrasında yaĢanan akut eĢitsizlik süreci 1990‟larda kendisini
kronik yoksullukla yüzleĢmek Ģeklinde göstermiĢtir237. 1990‟lar sonrasında
zengin
ve
yoksul
ülkeler
arasındaki
uçurumun
giderek
büyüdüğü
görülmektedir. Dünya ekonomisi ile bütünleĢme, dıĢ rekabete açılma veya
yapısal uyum politikaları adı altında uygulanan iktisat politikaları ile birlikte
yoksulluğun arttığı, delir dağılımının bozulduğu, bölgesel eĢitsizliklerin
derinleĢtiği
gözlenmektedir.
uygulamalarının
korumasız
sınırlanması
bırakmıĢ,
Neoliberal
kitleleri
özelleĢtirmeler
politikalarla
ekonomik
sonrası
sosyal
değiĢimler
iĢsizlik
devlet
karĢısında
yaygınlaĢmıĢtır.
Dünyanın bir bölümünde üretim artıĢı ve zenginleĢme yaĢanırken öte yandan
yoksulluk artmakta, açlık, eğitimsizlik ve bunların uzantısı olarak çıkan Ģiddet
olayları
ve
savaĢlar
dünya
gündemini giderek daha
fazla
meĢgul
238
etmektedir
.
Özellikle 1980‟lerden sonra daha çok dikkat çeken göçlerle, sektörler
arası uygulanan farklı teĢvikler ve yatırımlarla birlikte kentlerin içinde ciddi
gelir farklılıkları oluĢmuĢtur. Bu durum yoksulluğu arttıran, toplumsal
kutuplaĢma, dıĢlanma gibi sorunları derinleĢtiren bir faktördür. Yüksek
borçlara verilen faizler, istihdam yaratma ve kamu hizmetlerinin geliĢmesine
izin vermeyen kamu bütçeleri, yatırımların bölgesel dağılımını bozacak
Ģekilde yapılması ve bu duruma karĢı etkin önlemler alınmaması ve aslında
bir bütün olarak 1980 sonrası ekonomi politikalarının iĢsizliği arttıran,
enformel sektörü büyüten, ücretleri düĢüren, sosyal güvenlik sistemini bozan
yapısı gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemiĢtir. Bu olumsuz koĢullar
altında yoksulluk kırlarda olduğu kadar kentlerde de etkisini göstermiĢ, kırsal
yoksulluğun kentlere taĢınma süreci devam etmiĢ, hatta daha önce de
bahsedildiği gibi kentsel yoksulluğun Ģiddeti kırlardan daha fazla olmuĢtur 239.
1980‟lerin ortalarından sonra Doğu ve Güneydoğu illerinde baĢlayan
terör ve Ģiddet ortamı, diğer bir olağanüstü dönem olup etkileri hala devam
237
Ömer Aytaç, İlhan Oğuz Akdemir, “Türkiye‟de Yeni Kentli Yoksulluk Sorunu”, Yoksulluk, Cilt 2,
1. Baskı, İstanbul, Deniz Feneri Yayınları, 2003, s. 55.
238
Didem Gürses, a.g.m. , s. 61.
239
Meryem Koray, a.g.e., s. 412.
127
etmektedir. Bu bölgeler 1984-1987 arası sıkıyönetim rejimi ile, 1987‟den
itibaren de olağanüstü hal rejimi ile idare edilmiĢtir240.
Neoliberal politikaların damgasını vurduğu son yirmi yıllık süreçte
yaĢanan ulusal ve küresel krizler, yoksul kesimlerin kökenine dayalı
dayanıĢma ve yardımlaĢma ağları sayesinde ulaĢabilecekleri kaynakları da
tüketmiĢtir. Özellikle son dönemde, neoliberal politikaların yarattığı sorunların
üstesinden gelme sorumluluğu, gittikçe devlet yerine grup ve toplumlara
bırakılmıĢtır. Devletin geçmiĢte rol oynadığı rolleri yerine getirmek bir yana
hala sınırlı hale gelen sosyal iĢlevlerini terk ederek geri çekilmesi
gerekmektedir. Söz konusu iĢlevlerin toplum tarafından üstlenilmesine
yönelik olan neoliberal eğilim güçlenirken, toplumun bu rolün üstesinden
gelmek için kullanabileceği, harekete geçirebileceği kaynakların da yine
neoliberal politikaların sonucunda yoksullaĢtığı açıkça görülmektedir 241.
Bunun yanı sıra yine son yirmi yıllık süreçte; suçların oranında, iĢleme
yöntemlerinde, suçların niteliklerinde, suçta kullanılan araçlarda, suça
müdahale yöntemlerinde, toplumun suç algılamasında, devletin suça
bakıĢında, suçun topluma yansımasında, suçun cezalandırılmasıyla ilgili
yargılama sürecinin iĢleyiĢinde, toplumun yapısında ve yaĢayıĢ tarzında
meydana gelen geliĢmelere ve değiĢimlere bağlı olarak önemli farklılıkların
olduğu görülmektedir242.
Daha önceki bölümlerde belirtilen ekonomik geliĢmeler Türkiye‟nin
yoksulluk profilini derinden etkilemiĢ, 1980‟li yıllardan baĢlayarak Türkiye,
gelirin nispeten eĢit dağıldığı bir ülke olmaktan çıkmıĢ, zengin ile yoksul
arasındaki farkların uçurum nitelemesini hak edecek boyutlara ulaĢtığı bir
ülke haline gelmiĢtir243. Buna dolaylı ve dolaysız nedenlerle bağlı olan Ģiddet
240
Nevzat Helvacı, a.g.e., s. 407-408.
Mustafa Şen, “Kökene Dayalı Dayanışma-Yardımlaşma: „Zor İş‟”, Yoksulluk Halleri Türkiye’de
Kent Yoksulluğunun Toplumsal Görünümleri, Ed. Necmi Erdoğan, 1. Basım, İstanbul,
Demokrasi Kitaplığı Yayınları, Ağustos 2002, s. 166.
242
Nilay Çabuk Kaya, “Şiddetin Sosyal Dinamikleri; Yoksulluk, İşsizlik ve Göç”, s. 115.
243
M. Melih Pınarcıoğlu, Oğuz Işık, Nöbetleşe Yoksulluk-Gecekondulaşma ve Kent Yoksulları:
Sultanbeyli Örneği, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001, s. 42.
241
128
de artmıĢ, terör hızını arttırarak devam etmiĢ, savaĢlar tekrar gündemi
meĢgul etmeye baĢlamıĢtır.
129
SONUÇ
Yoksulluk, bireyin sahip olduğu özellikler kadar içinde yaĢadığı
çevreye, pazarlara yakınlık/uzaklık, eğitim ve sağlık hizmetlerine eriĢim,
barınma,
güvenlik
gibi
pek
çok
ekonomik
ve
sosyal
faktörlerden
etkilenmektedir. Türkiye‟de hızlı nüfus artıĢı, çarpık kentleĢme, göçler ve
terör olayları gibi nedenlerle yoksul sayısında artıĢ gözlenmiĢtir. Bunun
yanında eğitim düzeyi de bireylerin yoksulluğu üzerinde oldukça etkilidir.
Eğitim düzeyinin düĢük olması fertlerin yoksul olma ihtimallerini de
arttırmaktadır.
Yoksulluk ve Ģiddet çeĢitli politikalar yoluyla önlenmeye ve azaltılmaya
çalıĢılmaktadır. KuĢkusuz bu anlamda kullanılacak politikalardan biri ve en
kapsamlısı da uygulanacak ekonomi politikalarıdır. Bugün Türkiye geçmiĢine
oranla çok daha zengin bir ülkedir. Ancak bu zenginlik ne yazık ki yoksulluğu
azaltmada etkili olamamıĢ ve yoksulluk giderek daha kalıtsal, yığınsal ve
kalıcı toplumsal-sınıfsal eĢitsizlikler haline dönüĢmüĢtür.
Toplumsal ve ekonomik değiĢimler, yoksulluk ve Ģiddet gibi sosyal bir
afeti ortaya çıkarmasına neden olmaktadır. Bunun nedeni, uygulanan
politikaların toplumsal kalkınmayı salt ekonomik büyüme olarak görmesidir ve
bu anlayıĢ ne yazık ki bugün hala geçerlidir. Yoksulluğun azaltılması için en
önemli koĢul büyümedir; fakat yüksek ve sürdürülebilir büyüme için öncelikle
makroekonomik istikrar gerekmektedir.
Yoksulluk
ve
Ģiddet
birbirlerini
besleyen
olgulardır.
ġiddetin
oluĢumunda yoksulluk ciddi bir etkiye sahiptir. Yoksulluk ve Ģiddet arasında
birinin diğerinin en önemli nedenlerinden biri olma biçiminde bir iliĢki söz
konusudur. Açlık, yoksullukla gelen sosyal dıĢlanma, sefalet içinde yaĢama,
bireyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için ya da bir baĢkaldırı olarak
Ģiddete ve suça itmektedir. Aynı Ģekilde Ģiddetin yaĢandığı yerde kayıplar
olacağından (ki bu kayıplar gelir kaybı, can kaybı, mal kaybı olabilir),
yoksulluğun var olma riski daha da artacaktır. ġiddetin oluĢumunda
130
yoksulluk; yoksulluğun oluĢumunda Ģiddet tek bir neden olmasa da
birbirlerine birer yüktür.
Kalkınmanın veya ekonomik büyümenin sosyal maliyeti, 1980
öncesinde var olan sosyal yardım ve hizmet kurumlarının, özellikle
ekonomideki çeĢitli gelir eĢitsizliğini giderici politikalarla ve geleneksel
dayanıĢma ve yardımlaĢma mekanizmaları ile karĢılanmaktaydı. Tarımdaki
desteklenme politikaları, herkesin bir Ģekilde ulaĢtığı ücretsiz sağlık ve eğitim
hizmetleri, kentlerde hazine arazilerinin iĢgali (gecekondulaĢma), sendikal
hareketin geliĢmiĢliği ve içe dayalı bir büyüme modelinden kaynaklı yüksek
ücret politikası gelir dağılımı eĢitsizliğinin ön plana çıkmasına engel
oluĢturmaktaydı. Özellikle geleneksel dayanıĢma mekanizmaları, geniĢ aile
ve hemĢerilik gibi unsurlar gelir eĢitsizliğine karĢı önemli savunma
mekanizmaları idi244.
1980‟lerden itibaren etkili olan neoliberal politikalar bağlamında geliĢen
serbest piyasa ekonomisi, küresel sermayenin geniĢlemesine olanak
sağlarken; içerde ücretler baskılanmakta ve kamu üzerinde büyük yük haline
gelen borç ve faizler, ekonomiyi borç sarmalına sürüklemekte ve kamunun
küçültülmesi
üzerinde
durularak
özelleĢtirmeler
hızla
gündeme
getirilmekteydi. Kamu üzerinde büyük baskı yaratan bu politikalar aynı
zamanda kamusal hizmetlerin nicelik ve nitelik olarak geriletilmesine neden
olmaktadır. Dolayısıyla ana ekseni küresel kapitalizmin geliĢmesi olan bu
politikaların uygulanması sosyo-ekonomik olarak çöküĢlerin yaĢanmasına,
Ģiddet olaylarının devam etmesine, yoksulluğun derinleĢmesine ve sosyal
politikaların uygulama alanının ortadan kalkmasına yol açmaktadır. Türkiye
gibi diğer azgeliĢmiĢ ülkelerde sermaye dıĢı kesimler, derinleĢen yoksulluk
içinde kalarak ve aynı zamanda sosyo-ekonomik yetersizliklerle kamusal
244
Ercan Dansuk, “Yoksullukla Mücadelede Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesi”, s. 241.
131
hizmet alanlarının dıĢında tutularak bütün olumsuz etkileri yakından
hissetmiĢlerdir245.
1980 sonrasında yaĢanan en olumlu geliĢme, ihracat miktarının
artması ve ihracatın yapısında sanayi ürünleri lehine bir değiĢmenin
yaĢanması olurken, en büyük sıkıntı da özellikle dıĢ borçlanma konusunda
yaĢanmıĢtır. Bu sıkıntının baĢında ise borçlanma vadelerinin kısa oluĢu
gelmektedir. Örneğin 1980 yılında 20 milyon dolar olan dıĢ borç stokumuz
sürekli artan bir seyir göstererek 2010 yılında 290 milyon doları da
geçmiĢtir246.
Neoliberal politikaların Ģekillendirdiği küreselleĢme ile yoksulluk artık
geleneksel terimlerle ifade edilen bir olgudan daha çok farklı boyutları olan bir
sorun haline gelmiĢtir. 1980 sonrası dönemin en temel özelliği ise,
yoksulluğun
daha
da
derinleĢmesi,
küresel
boyut
kazanması,
gelir
eĢitsizliğinde uçurumun daha da artması olmuĢtur. Hem yaĢanan göçler hem
yoksulluk ise toplumda Ģiddetin derecesini arttırmıĢtır.
KüreselleĢme
sürecinin olumlu etkilerini yaĢayanlar olduğu gibi, sürecin dıĢladığı kiĢi ve
gruplar da vardır. Böyle bir süreç ise, devamında toplumsal huzursuzlukları,
suç oranlarında artıĢı ve Ģiddeti getirmiĢtir.
Neoliberal politikalarla iĢgücü piyasalarında da değiĢimler yaĢanmıĢtır.
Bununla birlikte iĢsizlik artmıĢ, çalıĢanlar arasında büyük oranlarda ücret
farkları ortaya çıkmıĢ, teknolojinin geliĢmesiyle üretim alanında iĢin yapısı
değiĢmiĢ, esnek çalıĢma yaygınlaĢmıĢ, iĢgücü piyasalarında bölünmeler
yaĢanmıĢ ve sendikacılık eskiye göre değer kaybetmiĢtir.
Türkiye‟de yaĢanan ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel açılardan
değiĢimlerle birlikte küreselleĢme olarak tanımlanan süreçte iletiĢim ve biliĢim
teknolojileri
ileri
düzeylere
gelmiĢtir.
Bilgi
toplumunun
oluĢması
ile
günümüzde hizmetler uluslararası alanda istenilen her yere gönderilmekte,
sermayenin mobilitesinde büyük sıçramalar yaĢanmaktadır. Bu geliĢmeler
245
246
Aynur Uçkaç, a.g.m., ss. 429-430.
Salih Öztürk, Deniz Yakışır, a.g.m.
132
doğrultusunda, iĢgücü piyasaları, yoksulluk, özel yatırımlar, sağlık, güvenlik
gibi
ekonomik
ve
toplumsal
birçok
konuda
küreselleĢme
kavramı
çerçevesinde ĢekillenmiĢtir.
Bu tez çalıĢmasında anlatılmaya çalıĢılan yoksulluk ve Ģiddetin
birbirlerini
besleyen
ve
birbirleri
içinde
karĢılıklı
olarak
kendilerini
barındırdıklarıdır. Gerek 1980 öncesi gerekse 1980 sonrası uygulanan
ekonomi politikaları baĢta yoksulluk üzerinde etkili olurken Ģiddetin toplumda
var olması açısından oldukça etkili olduğu görülmektedir.
Genel olarak yoksulluğun tanımlanması ve ölçülmesi, yoksulluğu
önlemede kullanılacak politikalar açısından büyük önem arz etmektedir.
Yoksulluğun iyi tanımlanması ve ölçülmesi, yoksulluk içinde yaĢayan
insanların sayısını verirken, bu belirlemeler, yoksullukla mücadele türlerini,
özelliklerini, baĢarısını ve yaĢamın çeĢitli yönleri üzerindeki olumsuz etkilerin
doğru belirlenmesini sağlayacaktır.
Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da, yoksulluk-Ģiddet
etkileĢimin de ortaya çıkan nedenler ve sonuçları hem ülke bazında hem de
küresel
bazda
bir
etkiye
sahiptir.
Bu
nedenle
yoksulluk-Ģiddet
mücadelesinde, ülkelerin tek baĢına önlem almasının yanında, küresel etkiler
de göz ardı edilmeden ülkelerin birbirleriyle iliĢki içerinde olarak ortak
mücadele stratejileri geliĢtirmeleri gerekmektedir. Ancak bu iliĢki, çıkar
iliĢkisine dönüĢmemeli amaçtan sapmamalıdır.
Bu yolla yoksulluğun yarattığı Ģiddet önlenebilse de, farklı nedenlerden
dolayı ortaya çıkacak olan Ģiddetin yoksulluk üzerindeki etkisi artmaya devam
edecektir. Bu yüzden yoksulluk ve yoksulluğun yarattığı Ģiddet olgusu
önlenmeye çalıĢılırken, Ģiddet olaylarının çözümü için de küresel çözüm
önerleri geliĢtirilmelidir.
Sonuç olarak denilebilir ki; gerekçesi ne olursa olsun yoksulluk ve
Ģiddet bütün toplumlar için istenmeyen bir durumdur. Daha çok gelir
zenginliği olmayan ve refah seviyesi düĢük ülkelerde görülse de geliĢmiĢ
133
ülkelerin geliĢmemiĢ bölgelerinde de gözlenmektedir. Ekonomik büyümesini
dengeli bir kalkınma ile bütünleĢtiren, gelir dağılımındaki eĢitsizliği gideren,
yoksulluk ve Ģiddetle savaĢımda bütün sorumluluğu kamuya veren, ancak
gerek sivil toplum örgütlerinin gerekse tek tek bireylerin katkı ve katılımını
dıĢlamayan,
politika
profesyonellere
oluĢturmadan
sorumluluk
veren
uygulamaya
bir
değin
ekonomik
her
aĢamada
anlayıĢ
egemen
247
kılınmalıdır
247
.
Ahmet Emre Bilgili, A. Esra Aslan, “Yoksulluk Algısı, İfadelendirilme Tarzı ve Tutumlar-„Bir
İçerik Analizi Örneği‟, Yoksulluk, Cilt 1, 1. Baskı, İstanbul, Deniz Feneri Yayınları, 2003, ss.
324- 341.
134
KAYNAKÇA
AÇIKGÖZ, Bernur, KÖK, Recep, ĠSPĠR, Serdar; “KüreselleĢme Kurgusuna
Yönelik Hipotez Testleri: Yoksulluk Olgusu Üzerine SeçilmiĢ Ülkeler
Deneyimi (1997-2003)”, Süleyman Demirel Üniversitesi Ġktisadi ve
Ġdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 13, Sayı 1, Isparta, 2008, ss.
351-376.
AKTAN, C. Can; “Dünya‟ da ve Türkiye‟ de Ġnsani GeliĢme”, Yoksullukla
Mücadele Stratejileri, Ankara, Hak-ĠĢ Konfederasyonu Yayını, 2002,
ss. 1-15.
AKTAN, C. Can; “Dünya‟ da ve Türkiye‟ de Ġnsani Yoksulluk”, Yoksullukla
Mücadele Stratejileri, Ankara, Hak-ĠĢ Konfederasyonu Yayını, 2002,
ss. 1-11.
AKTAN, CoĢkun Can, VURAL, Ġstiklal YaĢar; “Yoksulluk: Terminoloji, Temel
Kavramlar ve Ölçüm Yöntemleri”, Yoksullukla Mücadele Stratejileri,
Ankara, Hak-ĠĢ Konfederasyonu Yayınları, 2002, 1-32.
AKTAN, CoĢkun Can, VURAL, Ġstiklal YaĢar; “Yoksullukla Mücadeleye
Yönelik Öneriler”, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara, Hak-ĠĢ
Konfederasyonu Yayınları, 2002, ss. 1-11.
ALDEMĠR, ġansel, ÖZPINAR, Ömer; “Kapitalizm, Yoksulluk ve Sosyal
DıĢlanma”, Amme Ġdaresi Dergisi, Cilt 37, Sayı 2, Ankara, 2 Haziran
2004, ss. 1-11.
ALĠEFENDĠOĞLU, Yılmaz; “Direnme Hakkı”, Yoksulluk, ġiddet ve Ġnsan
Hakları, Ed. Yasemin Özdek, Ankara, TODAĠE Yayıncılık, No:311,
Mayıs 2002, ss. 395-405.
ALPARSLAN, Melike, ERDÖNMEZ, Pelin Ataman; “Enflasyon Hedeflemesi
ve Ülke Uygulamaları”, Bankacılar Dergisi, Sayı 35, Ġstanbul, 2000,
ss. 20-35.
135
ALTIPARMAK, Saliha; “Dünyada ve Türkiye‟ de Yoksulluk/EĢitsizlik ve
Çocuklar”, Çocuk Dergisi, Ġstanbul, Logos Yayıncılık, 2008, ss. 81-86
ATAMAN, Berrin Ceylan; “ĠĢsizlik Sorununa Yeni YaklaĢımlar”, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 53, Sayı 1-4,
Ankara, 1998, ss. 59-72.
AWAD, Yaser, ĠSRAELĠ, Nirit; “Poverty and Income Inequality: An
International
Comparison”,
(EriĢim)
http://www.lisproject.org/publications/liswps/166.pdf#search=%22pove
rty%20and%20income%20inequalit, 14 Mayıs 2010, pp. 1-38.
ATAAY, Fatih; “Türkiye‟de Neolibralizm ve Parlementer Siyasetin Krizi”,
Praksis Dergisi, Sayı 5, Ankara, Dipnot Yayınları, 2002.
AY, Ahmet; Türkiye Ekonomisi: Makroekonomik Sorunlar ve Çözüm
Önerileri, Konya, Çizgi Kitabevi, ġubat, 2007.
AYTAÇ, Ömer, AKDEMĠR, Ġlhan Oğuz; “Türkiye‟de Yeni Kentli Yoksulluk
Sorunu”, Yoksulluk, Cilt 2, 1. Baskı, Ġstanbul, Deniz Feneri Yayınları,
2003, ss. 50-55.
Bağımsız Sosyal Bilimciler; Türkiye’de ve Dünyada Ekonomik Bunalım
2008-2009, Ġstanbul, Yordam Kitabevi, 2009.
Bağımsız Sosyal Bilimciler-Ġktisat Grubu; “Güçlü Ekonomiye GeçiĢ Programı
Üzerine Değerlendirmeler”, Mülkiye Dergisi, Cilt 15, Sayı 229,
Ankara, 2009, ss. 1-43.
BAHÇECĠ, Sema; “Ortodoks ve Heterodoks Ġstikrar Programları: SeçilmiĢ
Ülke Örnekleri ve 1994 Türkiye Deneyimi”, DPT Uzmnalık Tezi, 1997,
(EriĢim) http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/politika/bahcecis/istikra4.pdf,
27.7.2010.
BALCIOĞLU, Ġbrahim; ġiddet ve Toplum, Ġstanbul, Bilge Yayınları, ġubat
2001.
136
BALDURLAR, Ġlkay Öner; “Türkiye‟de Enflasyon Hedeflemesi Stratejisi
Uygulanması ve Para Politkasına Etkisi: 2002-2008”, Anadolu
Uluslararası Ġktisat Kongresi (Tebliğ), EskiĢehir, 17-19 Haziran
2009, ss. 1-28.
BIÇKI, Doğan; “Kentsel Yoksulluğun Yapısal Faktörlerle Analizi: Ekonomik ve
Politik Yapının Yeniden Örgütlenmesi; KarĢılaĢtırmalı Bir Analiz”, “ĠĢ,
Güç” Endüstri ĠliĢkileri ve Ġnsan Kaynakları Dergisi, Cilt.7, Sayı.1,
Yalova, 2005, ss. 105-139.
BĠLGĠLĠ, Ahmet Emre, ASLAN, A. Esra; “Yoksulluk Algısı, Ġfadelendirilme
Tarzı ve Tutumlar-„Bir Ġçerik Analizi Örneği”, Yoksulluk, Cilt 1, 1.
Baskı, Ġstanbul, Deniz Feneri Yayınları, 2003, ss. 325-341.
BĠLGĠN, Hasret Dikici; “Working Street Children in Turkey and Romania: A
Comparative Historical Analysis in the Context of New Powerty”,
Unpublished Thesis, The Graduate School of Social Sciences of
Middel East Technical Universty, Ankara, 2006.
BOLTVĠNĠK, Julio; “Poverty Measurement Methods-An Overview”, (EriĢim)
http://hdr.undp.org/docs/network/hdrstats_net/Pov_Meas_methods.pdf
, 24 Ekim 2010, pp. 1-39.
BORATAV, Korkut; “Dünya Ekonomisi ve Türkiye: 2007 Gözlemleri”, Mülkiye
Dergisi, Cilt 31, Sayı 257, Ankara, 2009, ss. 7-23.
BORATAV, Korkut; Türkiye Ġktisat Tarihi 1908-2007, Ankara, Ġmge Kitabevi,
2009.
BORATAV, Korkut; Yeni Dünya Düzeni Nereye?, Ankara, Ġmge Kitabevi,
2004.
BRODY, Stanley J..; “Maximum Participation of the Poor Another Holy Grail”,
Social Work, Vol. 15, No 1, NASW: New York, N.Y., 1992, pp. 68-75.
137
BUĞRA, AyĢe, KEYDER, Çağlar; “Yeni Yoksulluk ve Türkiye’ nin DeğiĢen
Refah Rejimi”: UNDP Ġçin Hazırlanan Proje Raporu, Ankara, 2003.
BULUġ, Abdulkadir; Türk Ġktisat Politikalarının Tarihi Temelleri, Konya,
Tablet Kitabevi, 2009.
Çabuk, KAYA,
Nilay; “Güneydoğu Anadolu‟ da Yoksulluğun Sosyal
Göstergeleri”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
Dergisi, Cilt 43, Sayı 2, Ankara, 2003, ss. 41-65.
ÇABUK, KAYA, Nilay; “ġiddetin Sosyal Dinamikleri; Yoksulluk, ĠĢsizlik ve
Göç”,
(EriĢim)
http://e-kutuphane.egitimsen.org.tr/pdf/1588.pdf,
20.11.2010, ss. 105-120.
ÇELEBĠ, Esat; “Atatürk‟ün Ekonomik Reformları ve Türkiye Ekonomisine
Etkileri (1923-2002)”, DoğuĢ Üniversitesi Dergisi, Sayı 5, Ocak,
Ġstanbul, 2002, ss. 17-50.
DAĞDEMĠR,
Özcan;
“Türkiye
Ekonomisinde
Yoksulluk
Sorunu
ve
Yoksulluğun Analizi:1987-1994”, Yoksullukla Mücadele Stratejileri,
Ed. C. Can Aktan, Ankara, Hak-ĠĢ Konfederasyonu Yayını, 2002, ss.
1-19.
DANSUK,
Ercan;
“Yoksullukla
Mücadelede
Kurumsal
Kapasitenin
GeliĢtirilmesi”, Yoksulluk, Cilt 1, 1. Baskı, Ġstanbul, Deniz Feneri
Yayınları, 2003, ss. 238-249.
DANSUK, Ercan; Türkiye’de Yoksulluğun Ölçülmesi ve Sosyo-Ekonomik
Yapılarla Ölçülmesi, DPT, Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel
Müdürlüğü Ücretler ve Gelirler Dairesi BaĢkanlığı, DPT Uzmanlık
Tezleri, Yayın No: DPT 2472, Ankara, 1997.
DELĠCE, Güven; “Finansal Krizler: Teorik ve Tarihsel Bir Perspektif”, Erciyes
Üniversitesi Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Dergisi, Sayı 20, Kayseri,
Ocak-Haziran 2003, ss. 57-81.
138
DĠNLER, Veysel, ĠÇLĠ, Tülin; “Suç ve Yoksulluk Etkiselliği (Isparta Cezaevi
Örneği)”, Uluslararası Davraz Kongresi 24-27 Eylül 2009, Süleyman
Demirel Üniversitesi, Isparta, 2009, ss. 2468-2486.
DPT; “BeĢ Yıllık Kalkınma Planları”,
(EriĢim)http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebContent
Gosterim.aspx?Enc=51C9D1B02086EAFBBBF5A539A4A36E6C,
04.10.2010.
DPT, “Gelir Dağılımı ve Yoksullukla Mücadele Özel Ġhtisas Komisyonu
Raporu”, Dokuzuncu Kalkınma Planı 2007-2013, Ankara, 2007.
DPT, “Gelir Dağılımın ĠyileĢtirilmesi ve Yoksullukla Mücadele Özel
Ġhtisas Komisyon Raporu”, Sekizinci BeĢ Yıllık Kalkınma Planı,
Ankara, 2001.
DPT, Katılım Öncesi Ekonomik Program: 2011-2013, Ankara, Ocak 2011.
DPT; 2002 Yılı Katılım Öncesi Ekonomik Program 2007, Ankara, Ağustos
2002.
DPT; 2007 Yılı Katılım Öncesi Ekonomik Program 2007, Ankara, Aralık
2007.
DPT; Temel Ekonomik ve Sosyal Göstergeler (1950-2006), (EriĢim)
http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebIcerikGosterim.
aspx?Enc=83D5A6FF03C7B4FCC41EB0226750A883, 25.01.2011.
DPT; Temel Makro Ekonomik Büyüklüklerdeki GeliĢmeler, Yıllık Programlar
ve
Konjonktür
Değerlendirme
Genel
Müdürlüğü,
(EriĢim)
http://ekutup.dpt.gov.tr/ekonomi/gosterge/tr/tmeg/, 16.02.2011.
DUMANLI, Recep; “Türkiye‟ de Yoksulluk Sorunu ve Boyutları”, Yoksullukla
Mücadele
Stratejileri,
Ed.
C.
Can
Konfederasyonu Yayınları, 2002, ss. 1-44.
Aktan,
Ankara,
Hak-ĠĢ
139
DUMANLI, Recep; Yoksulluk ve Türkiye’deki Boyutları, Ankara, DPT
Yayını, 1996.
EĞĠLMEZ, Mahfi, KUMCU, Ercan; Ekonomi Politikası-Teori ve Türkiye
Uygulaması, 11. Basım, Ġstanbul, Remzi Kitabevi, Mayıs 2007.
ENSARĠ, Sıddık; "TÜĠK‟in Yoksulluk Analizleri Üzerine”, Maliye Finans
Yazıları Dergisi, Yıl 24, Sayı 87, Ġstanbul, Nisan 2010, ss. 9-15.
ERÇEL, Gazi; “2000 yılı Enflasyonu DüĢürme Programı: Kur ve Para
Politikası Uygulaması”,
(EriĢim)http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/paraprog2/baskanmat5
y.html, 5.12.2010.
ERDOĞAN, Ekrem, AK, Zeki Mehmet; “Neolibral Ekonomik DönüĢüm ve
Sendikalar”, Kamu-ĠĢ Dergisi, cilt 7, Sayı 2, Ankara, 2003.
ERDOĞAN, Güzin; “Türkiye‟ de ve Dünyada Yoksulluk Ölçümleri Üzerine
Değerlendirmeler”, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ed. C. Can
Aktan, Ankara, Hak-ĠĢ Konfederasyonu Yayını, 2002, ss. 1-74.
EROĞLU, Nadir; “Türkiye‟de Ġktisat Politikalarının GeliĢimi (1923-2003)”,
(EriĢim) http://www.ceterisparibus.net/arsiv.htm#1, 29.03.2010, ss. 111.
ERTUNA, Özer; Yeni Yüzyılın EĢiğindeki Türkiye Ekonomisi, Ġstanbul,
Ġstanbul Serbest Muhasebeci Mali MüĢavirler Odası Yayınları, 2007.
FOSTER, James, GREER, Joel, THORBECKE,
Erik; “A Class of
Decomposable Poverty Measures”, The Econometrica Society, Vol.
52, New York, 1984, No.3, pp. 761-766.
FORSTER, F. Michael; “Measurement of Low Incomes and Poverty In A
Perspective of International Comparisons”, Labour Market and
Social Polcy Occasional Papers, No:14, Paris, 1994, pp. 5-29.
140
GÖKÇEOĞLU BALCI, ġebnem; “Yoksulluk ve Sosyal DıĢlanmanın Hukuksal
Nedenleri ve Çözüm ArayıĢları”, Yoksulluk, ġiddet ve Ġnsan Hakları,
Ed. Yasemin Özdek, Ankara, TODAĠE Yayıncılık, No:311, Mayıs 2002,
ss. 477-489.
GÖKTAN, Hasan Basri; Türkiye’de Merkez Bankası, Hazine, Bankacılık
Kesimi ĠliĢkileri ve 5 Nisan Kararları, Ankara, ġekerbank Kültür
Yayınları, No:10, 1999.
GÖNEN, Emine, HABLEMĠTOĞLU, ġengül, ÖZMETE, Emine; “Yoksulluk ve
Sürdürülebilir
YaĢam
Kalitesi
Ġçin
Sosyal
Hizmetler”
(EriĢim)
http://www.hablemitoglu.org/yoksulluk.htm, 14 Nisan 2010.
GÖRMEZ, Kemal vd.; Aile Ġçinde ve Toplumsal Alanda ġiddet,
BaĢbakanlık Basımevi, Ankara, T.C. BaĢbakanlık Aile AraĢtırma
Kurumu BaĢkanlığı Yayınları, 1998.
GÜÇLÜ, Sami, BĠLEN, Mahmut; “1980 sonrası Dönemde Gelir Dağılımında
Meydana Gelen DeğiĢmeler”, Yeni Türkiye Dergisi, Sayı 6, Ankara,
Eylül-Ekim 1995, ss. 160-171.
GÜRSES,
Didem;
“Türkiye‟de
Yoksulluk
ve
Yoksullukla
Mücadele
Politikaları”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 17,
Sayı 1, Haziran 2007, ss. 59-74.
GÜZELSARI, Selime; Küresel Kapitalizm ve Devletin DönüĢümü, Ġstanbul,
Sosyal AraĢtırmalar Vakfı, Ezgi Matbaacılık, 2008.
HAN, Ercan, ERDEM, Nurhan; Ġstihdam, ĠĢsizlik ve Ücret Sorunlarına
Çözüm ArayıĢları, Ankara, Kamu-Sen
Konfederasyonu Ar-GE
Merkezi Yayını, 1992.
HARVEY, David; A Brief History Of Neoliberalism, New York, Oxford
Universty Press, 2005.
Hazine Kontrolörleri Derneği;
141
http://www.hazine.org.tr/ekonomi/enflasyon.php, (EriĢim) 19.01.2011.
Hazine
MüsteĢarlığı;
Hazine
Ġstatistik
Yıllığı
2009,
(EriĢim)
http://www.hazine.gov.tr/irj/portal/anonymous?NavigationTarget=navur
l://ca8a5b252efea63752b1cb4e1cc81997&InitialNodeFirstLevel=true,
01.02.2011.
Hazine MüsteĢarlığı;
(EriĢim) http://www.hazine.org.tr/ekonomi/gostergeler/enforanufe.php,
25.01.2011.
HAZMAN, Gülsüm Gürler; “Kentsel Yoksulluk Sorunu ve Belediyelerin Rolü”,
Türk Ġdare Dergisi, Sayı 467, Ankara, Haziran 2010, ss. 135-152.
HELVACI, Nevzat; “ġiddet, Yoksulluk ve Ġnsan Hakları (Silahlanma, SavaĢ,
Terör, ĠĢkence)”, Yoksulluk, ġiddet ve Ġnsan Hakları, Ed. Yasemin
Özdek, Ankara, TODAĠE Yayıncılık, No:311, Mayıs 2002, ss. 407-414.
HULME, David, SHEPHERD, Andrew; “Conceptualizing Chronic Poverty”
World Development, Baskı 31, Sayı 3, Ġngiltere, 2003, pp. 403-423.
IġIK, Volkan; “1980 Sonrası Neoliberal Politikaların ĠĢsizlikle Mücadele
Yerine Getiremediği Vaadler; Rusya2yı Çıkmaza Sürükleyen Yol”,
Çimento ĠĢveren Dergisi, Cilt 24, Sayı 6, Ankara, 2010.
ĠNANÇ, Hüsamettin, DEMĠRAY, Muhittin; “Siyasal Bir Ġdeoloji Olarak
Neoliberalizm”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,
Sayı 11, Kütahya, 2004.
JESUĠT, David, SMEEDĠNG, Timothy; Povert Levels In The Developed
World, Luxembourg Income Study Working Paper Series, No:321,
2002.
KABAġ, Tolga; “GeliĢmekte Olan Ülkelerde Yoksulluğun Nedenleri ve
Yoksullukla Mücadele Yolları”,
YayınlanmamıĢ Tez, Çukurova
142
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ġktisat Anabilim Dalı, Adana,
2009.
KAKWANĠ, Nanak; Income Inequality and Poverty Methods of Estimation
and Policy Applications, USA, Oxford Universty Press, 1980.
KALKAN,
Sarp,
DĠNÇDAĞ,
AyĢegül;
“Büyüme
Rakamları
Üzerine
KarĢılaĢtırmalı Bir Değerlendirme”, Politika Notu, Türkiye Ekonomi
Politikaları
AraĢtırma
Vakfı,
Mart
2011,
(EriĢim)
http://www.tepav.org.tr/tr/yayin/s/406, 25.01.2011, ss. 1-6.
KARASOY,
Almila,
SAYGILI,
Mesut,
YALÇIN,
Cihan;
Enflasyonun
Doğrudan Hedeflenmesi Politkası ve Bazı Ülke Deneyimleri,
TCMB AraĢtırma Genel Müdürlüğü, TartıĢma Tebliği No:9801, Ankara,
Mart 1998.
KAYA, Muammer; “2005 Türkiye Ekonomisine BakıĢ ve 2006 Ekonomisinden
Beklentiler”, Bilim, Eğitim ve DüĢünce Dergisi, Elektronik Dergi, Cilt
6,
Sayı
2,
Haziran
2006,
(EriĢim)
http://www.universite-
toplum.org/content.php3?id=24, 15.7.2010.
KAYGALAK, Sevilay; “Yeni Kentsel Yoksulluk, Göç ve Yoksulluğun Mekansal
YoğunlaĢması”, Kent ve Kapitalizm, Ed. Sevilay Kaygalak, Praksis
Üç Aylık Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:2, 2001, ss. 124-172.
KAYNAK, MuhteĢem; Kalkınma Ġktisadı, 2003-2004 Dönemi Ders Notları,
Ankara, Gazi Kitabevi, 2005.
KAZGAN, Gülten; Tazminattan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi Birinci
KüreselleĢmeden Ġkinci KüreselleĢmeye, Ġstanbul, Altın Kitaplar
Yayınevi, 1999.
KAZGAN, Gülten; Türkiye Ekonomisinde Krizler (1929-2001): Ekonomi
Politik Açısından Bir Ġrdeleme, 2. Baskı, Ġstanbul, Ġstanbul Bilgi
Üniversitesi Yayınları, 2008.
143
KELEġ, RuĢen, ÜNSAL, Artun; Kent ve Siyasal ġiddet, Ankara, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu
Basımevi, 1982.
KEPENEK, Yakup, YENTÜRK, Nurhan; Türkiye Ekonomisi, 20. Basım,
Ġstanbul, Remzi Kitabevi, Aralık 2007.
KESĠCĠ, Mehmet Rauf; “Yoksulluk ġiddet Döngüsünün Sosyal Politika
Açısından Analizi”,
(EriĢim) http://www.calismatoplum.org/sayi13/Kesici.pdf, 18.04.2010,
ss. 121-158.
KESRĠYELĠ,
Mehtap;
1980’li
Yıllardan
Günümüze
Para
Politikası
GeliĢmeleri, Ankara, TCMB Yayınları, Yayın No: 97/4, Mart 1997.
KEYDER, Nur; “Türkiye Ġstikrarsız Dönemi Geride Bıraktı: 2001-2004 Durum
Tespiti”, Ġktisat, ĠĢletme ve Finans Dergisi, Cilt 20, Sayı 227, Ankara,
ġubat 2005, ss. 53-63.
KIZMAZ, Zahir; “Ekonomik Yapı ve Suç: Bazı AraĢtırma Bulguları Üzerine
Genel Bir Değerlendirme”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler
Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, Elazığ, 2003, ss. 279-304.
KIZMAZ, Zahir; “ġiddetin Sosyo-Kültürel Kaynakları Üzerine Sosyolojik Bir
YaklaĢım”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 16, Sayı 2,
Elazığ, 2006, ss. 247-267.
KOCACIK, Faruk; “ġiddet Olgusu Üzerine”, Cumhuriyet Üniversitesi
Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, Sivas, 2001, ss. 1-7.
KORAY, Meryem; “Büyüyen Yoksulluk-Yoksunluk Sorunu ve Sosyal Hakların
Sınırları”, Ġstanbul Üniversitesi Sosyal Bilgiler Fakültesi Dergisi,
No:42, Ġstanbul, 2010, ss. 1-31.
KORAY, Meryem; Sosyal Politika, Ankara, Ġmge Kitabevi, Kasım 2005.
144
KÖSE, Begüm; “Yoksulluğun KüreselleĢmesi”, Felsefe ve Toplumsal
Bilimlerde Diyaloglar Elektronik Dergi, Cilt 4, Sayı 2, Ekim 2008,
(EriĢim)http://www.ethosfelsefe.com/ethosdiyaloglar/mydocs/Yoksulluk
-bgm.pdf, 14.03.2011, ss. 1-11..
KÖSE, Salih; “24 Ocak 1980 ve 5 Nisan 1994 Ġstikrar Programlarının
KarĢılaĢtırılması”, Planlama Dergisi, Özel Sayı, Ankara, DPT
Yayınları, 2002, ss. 119-128.
KRANE, John; ġiddet ve Demokrasi, Çev. Meral Üst, Ankara, Ġmge Kitabevi
Yayınları, 2010.
KUM, Hakan; “1980 Sonrası Türkiye Ekonomisindeki BaĢlıca GeliĢmeler”,
(EriĢim)http://www.ceterisparibus.net/turkiye/makaleler.htm,
27.09.2010, ss. 1-11.
LARNER, Wendy; “Neoliberalism in (Regional) Theory and Practice: The
Stronger Communities Action Fund in New Zealand”, Geographical
Research, Vol. 43, No 1, United Kingdom, 2005.
MARTĠNEZ, Elizabeth, GARCĠA, Arnoldo; “What Is Neoliberalism? A Brief
Definition”,
(EriĢim)http://www.globalexchange.org/resources/econ101/neoliberalismdefin
ed, 16.11.2011.
MĠCHAUD, Yves; ġiddet, Çev. Cem Muhtaroğlu, Ġstanbul, ĠletiĢim Yayınları,
Kasım 1991.
MĠLLER, S.M.; “The American Lower Classes: A Typological Approach”, New
Perspectives on Poverty, Eds.: A.B. Shostak and W. Gomberg,
Prentice Hall: New Jersey, 1965, pp. 22-39.
MUCUK, Mehmet, ALPTEKĠN, Volkan, EġKĠ, Hülya; Türkiye’nin 1980
Sonrası Ekonomi Politikaları ve Politikaların Sosyal ĠzdüĢümü,
TartıĢma Tebliğleri No:III-2006/1, Muğla, 2006.
145
OKTAR,
Suat;
“Cumhriyet‟in
BaĢında
Parasal
Sorunlar
ve
Merkez
Bankasının Kurulması”, Marmara Üniversitesi Ġktisadi ve Ġdari
Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 24, Sayı 2, Ġstanbul, 1998, ss. 244251.
OKTĠK, Nurgün vd.; Türkiye’ de Yoksulluk ÇalıĢmaları, Ġzmir, Yakın
Kitabevi Yayınları, 2008.
ONAT, Ümit; “Yoksulluk ve Sosyal Hizmet”, Yoksulluk, Cilt 2, 1. Baskı,
Ġstanbul, Deniz Feneri Yayınları, 2003, ss..
ORAL,
Zeynep;
“Yoksulluk
ve
ġiddet
ĠliĢkisi”,
http://alisahin37.blogcu.com/yoksulluk-ve-siddet-iliskisi-sukransoner/552973, (EriĢim) 26.05.2010.
ÖGEL, Kültegin, TARI, Itır, EKE, YILMAZÇETĠN, Ceyda; Okullarda Suç ve
ġiddeti Önleme, Ġstanbul, Yeniden Yayınları, No: 17, 2006. ,
ÖKMEN, Mustafa vd; “Kamu Yönetiminde Yeni YaklaĢımlar ve Bir YönetiĢim
Faktörü Olarak Yerel Yönetimler “, Kamu Yönetimi, Ed. Abdullah
Yılmaz ve Mustafa Ökmen, Ankara, Gazi Kitabevi, 2004.
ÖNDER, Harun, ġENSES, Fikret; “Türkiye‟ de Yoksulluk ve Yoksulluk
DüĢüncesi”, Ġktisat, Siyaset, Devlet Üzerine Yazılar, Der. Burak
Ülman ve Ġsmet Akça, Ġstanbul, Bağlam Yayınları, 2005, ss. 199-221.
ÖZEY, Ramazan; “Yoksulluk Coğrafyası”, Yoksulluk, Cilt 1, 1. Baskı,
Ġstanbul, Deniz Feneri Yayınları, 2003, ss. 134-147.
ÖZKAN, Yunus Emre, SIDAL, Süleyman; “Kentin DönüĢümü ve Yoksulluk”,
Eğitim Bilim Toplum Dergisi, Cilt 6, Sayı 24, Ankara, 2008, ss.22-49.
ÖZTÜRK, Hüseyin; “Cumhuriyetimizin 75‟inci Yılında Ülkemizde Uygulanan
Ġthalat
Politikalarına
Genel
Bir
BakıĢ”,
(EriĢim)
http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cumhuriyetimizin-'-inci-yilinda-
146
ulkemizde-uygulanan-ithalat-politikalarina-genel-bir-bakis356919.html,
08.07.2011, ss. 1-16.
ÖZTÜRK, Salih, YAKIġIR, Deniz; “Türkiye Ekonomisinde 1980 Sonrası
YaĢanan Yapısal DönüĢümlerin GSMH, DıĢ Ticaret ve DıĢ Borçlar
Bağlamında Teorik Bir Değerlendirmesi”, Mevzuat Dergisi, Sayı 94,
(EriĢim) http://www.mevzuatdergisi.com/2005/10a/01.htm, 26.05.2010.
PAMUK, Müzeyyen; “Türkiye‟ de Kırsal Yerlerde Yoksulluk”, Yoksullukla
Mücadele
Stratejileri,
Ed.
C.
Can
Aktan,
Ankara,
Hak-ĠĢ
Konfederasyonu Yayını, 2002, ss. 1-71.
PAMUK, ġevket; “Ġthal Ġkamesi, Döviz Darboğazları ve Türkiye, 1947-1979”,
Kriz, Gelir Dağılımı ve Türkiye’nin Alternatif Sorunu, Ġstanbul,
Kaynak Yayınları, 1987, ss. 37-89.
PARASIZ, Ġlker; Türkiye Ekonomisi, Bursa, Ezgi Kitabevi, 2003.
PINARCIOĞLU,
M.
Melih,
IġIK,
Oğuz;
NöbetleĢe
Yoksulluk-
GecekondulaĢma ve Kent Yoksulları: Sultanbeyli Örneği, Ġstanbul,
ĠletiĢim Yayınları, 2001.
POLAT, Oğuz; Çocuk ve ġiddet, Ġstanbul, Der Yayınları, Yayın No: 312,
Eylül 2001.
RAHTE, Emek Çaylı; “Aile Ġçi ġiddet ve Medya: Gündüz KuĢağı
Televizyonunda ġiddetin Görünürlüğü ve Yeniden Üretimi”, ĠletiĢim
Kuram ve AraĢtırma Dergisi, Sayı 30, Ankara, 2010, ss. 181-208.
SAPANCALI, Faruk; “Yeni Dünya Düzeni ve Küresel Yoksulluk”, Dokuz
Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 3, Sayı 2,
Ġzmir, 2001, ss. 115-140.
SARACOĞLU, RüĢdü; “1990 yılına Girerken Türk Ekonomisi”, (EriĢim)
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/paraprog/turkekonomisi.html,
23.05.2010.
147
SEYĠDOĞLU, Halil; Uluslararası Ġktisat, 13. Baskı, Ġstanbul, Güzem
Yayınları, 1999.
SHAĠKH,
Anwar;
“The
Economic
Mythology
of
Neoliberalism”,
Neoliberalism: A Critical Reader, Ed. Alfredo Saad-Filho, London,
Pluto Press, 2005.
SINDIR, Kamil Okyay; “Kırsal Yoksulluk ve Tarımda Ġstihdam”, (EriĢim)
http://www.zmo.org.tr/resimler/ekler/4351b79d9ea3d84_ek.pdf?tipi=38
&turu=D&sube=0, 5 Eylül 2010, ss. 1-6.
STREETEN, Paul; “Human Development: Means And Ends”, The American
Economic Review , Vol. 84, No. 2, May 1984, pp. 232-237.
SUSAM, Nazan, BAKKAL, Ufuk; “Kriz Süreci Makro DeğiĢkenleri ve 2009
Bütçe Büyüklüklerini Nasıl Etkileyecek?”, Maliye Dergisi, Sayı 155,
Ankara, Temmuz-Aralık 2008, ss. 72-88.
SÜBĠDEY, Togan; “Küresel Kriz ve Türkiye”, TĠSK Akademi, Özel Sayı II,
Ankara, 2009 ss. 7-26.
ġAHĠN, Hüseyin; Türkiye Ekonomisi, Bursa, Ezgi Kitabevi, Ocak 2000.
ġEN,
Mustafa;
“Kökene
Dayalı
DayanıĢma-YardımlaĢma:
„Zor
ĠĢ‟”,
Yoksulluk Halleri Türkiye’de Kent Yoksulluğunun Toplumsal
Görünümleri, Ed. Necmi Erdoğan, 1. Basım, Ġstanbul, Demokrasi
Kitaplığı Yayınları, Ağustos 2002.
ġENGÜL, Seda; Türkiye’ de Yoksulluk Profili ve Gelir Gruplarına Göre
Gıda
Talebi,
Yayın
No:
119,
Ankara,
Mart,
2004,
(EriĢim)
http://www.aeri.org.tr/PDF/119-PRYoksulluk.pdf, 5 Nisan 2010.
ġENSES, Fikret, KIRIM, Arman; “Türkiye‟de 1980 Sonrası Ekonomik
Politikalar-SanayileĢme EtkileĢimi ve Sanayinin Yeniden Yapılanma
Gerekleri”, (EriĢim) http://arsiv.mmo.org.tr/pdf/10654.pdf, 08.05.2010,
ss. 361-371.
148
ġENSES, Fikret; “Yoksullukla Mücadelenin Neresindeyiz?: Gözlemler ve
Öneriler”, Ġktisat Üzerine Yazılar I-Küresel Düzen: Birikim, Devlet
ve Sınıflar, Der. Ahmet H. Köse, Fikret ġenses, Erinç Yeldan,
Ġstanbul, ĠletiĢim Yayınları, 2003, ss. 319-356.
ġENSES, Fikret; KüreselleĢmenin Öteki Yüzü Yoksulluk, 6. Baskı,
Ġstanbul, ĠletiĢim Yayınları, 2006.
ġĠMġEK, Hayal Ayça; “Türkiye‟de 2000 Yılı Sonrası Uygulanan Ġstikrar
Programlarının Kamu Maliyesine Etkileri”, Finans Politik Ekonomik
Yorumlar, Cilt 44, Sayı 512, Muğla, 2007, ss. 52-68.
ġĠRĠNER, Ġsmail, DOĞRU, Yılmaz; Türkiye’de Büyümenin Ekonomi
Politiği-1980 Sonrası Türkiye Ekonomisi Üzerine Bir Ġnceleme,
Ankara, Dipnot Yayınları, 2008.
TAġÇI, Faruk; “Yoksulluğa ve Yoksullara Dönük Ahlak YaklaĢımları”, Sosyal
Siyaset
Konferansları
Dergisi,
Sayı
57,
Ġstanbul,
Ġstanbul
Üniversitesi Ġktisat Fakültesi Yayınları, 2009, ss. 482-514.
TCMB; 2009-IV Enflasyon Raporu, TCMB Yayınları, Ankara, 2009.
TCMB; Plan ve Bütçe Komisyon TCMB SunuĢu, Kasım 2001, (EriĢim)
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/konusma/tur/2001/tbmm/PBKsunu.ht
ml, 17.09.2010.
TCMB;
Türkiye’nin
Güçlü
Ekonomiye
GeçiĢ
Programı,
(EriĢim)
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/eko_program/program.pdf,
28.06.2010.
TCMB; 2011 Yılında Para ve Kur Politikası, Ankara, TCMB Yayınları,
Aralık, 2010.
TCMB; 2011-II Enflasyon Raporu, Ankara, TCMB Yayınları, 2011.
TCMB; KüreselleĢmenin Türkiye Ekonomisine Etkileri, Ankara, TCMB
Yayınları, Haziran 2002.
149
TEMELLĠ, Sezai; “Sokağın Çocukları”, Ekonomi/Politika, Haziran 2002,
(EriĢim)http://www.odp.org.tr/resimler/ekler/74909ace68e5189_ek.pdf,
25.01.2011, ss. 22-23.
TEMĠZEL, Handan; “Neoliberal Politikalar Doğrultusunda Türkiye‟de Devletin
Yeniden Yapılanması, Küresel Sistemle BütünleĢme Sorunları”,
YayımlanmamıĢ Tez, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
ĠĢletme Anabilim Dalı, Konya, 2007.
Terörle
Mücadele
ve
Hareket
Dairesi
BaĢkanlığı,
http://www.egm.gov.tr/temuh/terorizm4.htm, (EriĢim) 3 Ocak 2011.
TOBB; 2008 Ekonomik Raporu, Ankara, TOBB Yayınları, 2009.
TUNA, Orhan, YALÇINTAġ, Nevzat; Sosyal Siyaset, Ġstanbul, Filiz Kitabevi,
1999.
TURGUT, Serdar; Demokrat Parti Döneminde Türkiye Ekonomisi
(Ekonomik Kalkınma Süreçleri Üzerine Bir Deneme), Ankara, Ġmaj
Yayınevi, 1991.
TÜĠK; Adalet Ġstatistikleri; Ceza Ġnfaz Kurumuna Giren Hükümlü Ġstatistikleri,
(EriĢim)
http://www.tuik.gov.tr/girenhukumluapp/girenhukumlu.zul,
01.03.2011.
TÜĠK; DıĢ Ticaret Ġstatistikleri,
(EriĢim)
http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=12&ust_id=4,
19.01.2011.
TÜĠK; Haber Bülteni: 2008 Yoksulluk ÇalıĢması Sonuçları, Sayı 205,
Ankara, 1 Aralık 2009.
TÜĠK; Haber Bülteni: 2008 Yoksulluk ÇalıĢması Sonuçları, Sayı 205,
Ankara, 1 Aralık 2009.
150
TÜĠK;
Gelir
ve
YaĢam
KoĢulları
AraĢtırması
(EriĢim),
http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=24&ust_id=7, 25.02.2011.
TÜĠK; Ġstatistik Göstergeler 1923-2009, Ankara, Yayın No: 3493, Aralık
2010.
TÜĠK; ĠĢgücü Ġstatistikleri Veri Tabanı,
(EriĢim) http://www.tuik.gov.tr/isgucuapp/isgucu.zul, 15.02.2011.
TÜĠK;
Nüfus
Ġstatistikleri
ve
Projeksiyonlar-Göstergeler,
(EriĢim)
http://www.tuik.gov.tr/Gosterge.do?metod=GostergeListe&tb_id=39&u
st_id=11, 25.04.2011.
TÜĠK; Yoksulluk Analizleri,
(EriĢim)http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=23&ust_id=7,
01.03.2011.
Türk Tabipleri Birliği; ġiddet Sempozyumu, Ankara, Türk Tabipleri Birliği
Yayınları, Eylül 2007.
TÜSĠAD, DPT; Türkiye Ekonomisinde Sermaye Birikimi, Verimlilik ve
Büyüme (1972-2003), TÜSĠAD Büyüme Stratejileri Dizisi, No:6,
Ankara, Aralık 2005.
TÜSĠAD; “Türkiye Ekonomisinin Büyüme Dinamikleri: 1987-2007 Döneminde
Büyümenin Kaynakları, Temel Sorunları ve Potansiyel Büyüme Oranı”,
TÜSĠAD Basın Bülteni, TS/BAS-BÜL/08-55, 3 Haziran 2008, ss. 1-4.
TÜSĠAD; 2008 Yılına Girerken Türkiye Ekonomisi, Ġstanbul, TÜSĠAD
Yayınları, Yayın No: TÜSĠAD-T/2007-12-451, Aralık 2007.
TÜSĠAD; 2009 yılına Girerken Türkiye Ekonomisi, Ġstanbul, TÜSĠAD Yayın
No: T/2008-12/479, Aralık, 2008.
TÜSĠAD; Türkiye’ de Bireysel Gelir Dağılımı ve Yoksulluk: Avrupa Birliği
Ġle KarĢılaĢtırma, Ankara, TÜSĠAD Yayınları, 2000.
151
UÇKAÇ, Aynur; “Türkiye‟de Neoliberal Ekonomi Politikaları ve SosyoEkonomik Yansımaları”, Maliye Dergisi, Sayı 158, Ankara, OcakHaziran 2010, ss. 422-430.
ULUDAĞ, Ġlhan, ARICAN, EriĢah; Türkiye Ekonomisi (Teori-PolitikaUygulama), Ġstanbul, Der Yayınları, 2003.
UNDP; Human Development Report 1997, New York, Oxforf University
Pres, 1997.
UNDP; Human Development Report 2004, Oxforf University Pres, New
York, 2004.
USER, Ġnci, KÜMBETOĞLU, Belkıs; KOLANKAYA, Tolunay; “ġiddete ĠliĢkin
Bir Bilinç Yükseltme ÇalıĢması”, Yoksulluk, ġiddet ve Ġnsan Hakları,
Ed. Yasemin Özdek, Ankara, TODAĠE Yayıncılık, No:311, Mayıs 2002,
ss. 157-174.
UYANIK, Yücel; “Neoliberal KüreselleĢme Sürecinde ĠĢgücü Piyasaları”, Gazi
Üniversitesi Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 10/2,
Ankara, 2008, ss. 210-224.
UYSAL, YaĢar; “BölüĢüm ĠliĢkileri ve Bu ĠliĢkilerin Düzenlenmesinde Etkili
Olabilecek Ġktisat Politikalarının Değerlendirilmesi-Türkiye Örneği”,
Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, Ġzmir, 1999.
UZUN, AyĢe Meral; “Yoksulluk Olgusu ve Dünya Bankası”, Cumhuriyet
Üniversitesi, Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı
2, Sivas, 2003, ss. 155-173.
ÜNAL, Halime; “Yoksul Olmak Suç ĠĢlemek Ġçin Yeterli Mi?”, Türkiye’ de
Yoksulluk ÇalıĢmaları, Der. Nurgün Oktik, Ġzmir, Yakın Kitabevi
Yayınları, 2008.
152
YELDAN, Erinç; KüreselleĢme Sürecinde Türkiye Ekonomisi BölüĢüm,
Birikim ve Büyüme, Ġstanbul, ĠletiĢim Yayınları, 2008.
YILMAZ, ġiir; “1923‟ten Bu Yana Ekonomi Politikaları: Devletçilikten Devletin
Tasfiyesine”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt 22, Sayı 213, Ankara,
1998, ss. 33-35.
“1923‟ten Günümüze Türkiye Ekonomisi”,
(EriĢim)http://reocities.com/enchantedforest/glade/6314/turkiye_ekono
misi_tarihi.htm, 16.11.2010.
153
ÖZET
GÜLġEN Filiz, Türkiye‟ de Uygulanan 1980 Sonrası Ekonomi Politikalarının
Yoksulluk-ġiddet ĠliĢkisi Üzerine Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2011.
Yoksulluk ve Ģiddet, toplumun büyük bir çoğunluğu ve toplumsal
kurumlar tarafından istenmeyen bir durum olarak kabul edilip önlenmeye
çalıĢılan, insanlık tarihi boyunca sürekli var olmuĢ ve artarak devam eden
ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutları olan çok yönlü bir problemdir.
Türkiye‟de yoksulluk ve Ģiddet incelendiğinde hanehalkı büyüklüğü,
nüfus artıĢı, göçler ile doğru orantılı; eğitim,
gelir düzeyiyle ters orantılı
olarak değiĢtiği saptanmıĢtır.
Özellikle
1980‟lerden
sonra
küreselleĢme
sürecinin
dinamiğini
oluĢturan neoliberal politikalar, yoksulluğun ve Ģiddetin uluslararası boyutta
yaygınlaĢmasına, derinleĢmesine ve kronikleĢmesine neden olmuĢtur. Bu
süreçle birlikte, eĢitsizlikler artmıĢ, istihdam sorunu kalıcı bir hal almıĢ, kamu
harcamalarında kısıtlamaya gidilmiĢ, gelir dağılımında adaletsizlikler hem
ülke içinde hem de ülkeler arası artıĢ göstermiĢ ve yoksulluk ve Ģiddet
giderek büyüyen bir sorun haline gelmiĢtir.
Bu tez çalıĢmasında yoksulluk ve Ģiddet iliĢkisi ortaya konarak; bu iliĢki
üzerinde, neoliberal politikaların hem ekonomik alanda hem de sosyal alanda
toplumsal etkileri incelenmiĢtir.
Bu çalıĢma oluĢturulurken, alan yazın taraması yapılarak konuyla ilgili
veriler toplanmıĢtır. Kitap, dergi, makale, internet vb. kaynaklar toplanarak
çalıĢmanın kavramsal çerçevesi oluĢturulmuĢ ve ilgili konular detaylarıyla
incelenmiĢtir. Kavramsal çerçevede sunulan konuları somutlaĢtırabilmek için
de resmi istatistikler kullanılmıĢtır. Yoksulluk ve Ģiddet arasındaki iliĢki
açıklanmaya çalıĢılarak bu iliĢki üzerinde neoliberal politikaların sosyo-
154
ekonomik etkileri ortaya konulmuĢ ve son olarak çeĢitli çözüm önerileri
sunulmuĢtur.
Anahtar Kelimeler
1. Yoksulluk
2. ġiddet
3. Neoliberal Ekonomi Politikaları
4. KüreselleĢme
5. ĠĢsizlik
155
ABSRACT
GULSEN Filiz, The Effect of Post 1980 Economy Policy Carried Out in
Turkey on Relationship Between Poverty-Violence, Post Graduate Thesis,
Ankara, 2011.
Poverty and violence is a sophisticated problem which has economic,
social and psychological dimensions. Poverty and violence has been
accepted as an undesirable situation and tried to be prevented by majority of
the society and the social institutions and it has always existed through the
human history and has increasingly continued.
When it is analyzed in Turkey, it is determined that poverty and
violence are directly proportional with household extent, population growth
and immigrations; but inversely proportional with education and level of
income.
Particularly, after 1980s, the neoliberal policy which forms the
dynamics of globalization process has caused the proliferation, deepening
and becoming chronic of poverty and violence in an international dimension.
By this process, inequalities has increased, employment has become
permanent, public expenditures has been restricted, unfair distribution of
income has increased both in the country and outside the country, and
poverty and violence has become an increasingly continued problem.
In this research, presenting the relationship between poverty and
violence, the effects of neoliberal policy on both economic and social areas
has been analyzed.
While forming this research, having review of literature, the data about
this subject has been collected. Collecting the books, journals and
information from internet the conceptual framework of the research has been
formed and the related subjects have been analyzed in details. Formal
156
statistics has been used in order to objectify the subjects presented in
conceptual framework. Trying to explain the relationship between poverty
and violence, the socio-economic effects of neoliberal policy on this
relationship has been presented and finally various solution offers has been
presented.
Key Words
1. Poverty
2. Violence
3. Neoliberal Economic Policy
4. Globalization
5. Unemployment
Download