YAZILI YARGILAMA USULUNDE CEVAP DİLEKÇESİ

advertisement
YAZILI YARGILAMA USULUNDE CEVAP DİLEKÇESİ
VERİLMEMESİNİN SONUÇLARI
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup hukuk
mahkemelerinde uygulanan yargılama usulünde önemli değişiklikler getirmiştir. Bu değişikliklerden
bazıları eski yargılama usullerinin kaldırılarak yazılı ve basit usul adı altında iki yargılama usulünün tesis
edilmesi ve ön inceleme duruşmasının ihdas edilmesidir. Bu kanunla gelişen bir uygulama da dilekçeler
teatisi tamamlanmadan duruşma günü verilmemesi, teati tamamlandıktan sonra ön inceleme gününün
belirlenmesidir. Bu uygulama ile yargılamaların daha hızlı ilerletilmesi amaçlanmıştır.
Gerçekten de yeni bir usul kanunu yapılmasındaki en önemli sebeplerden biri de yıllar süren davaların
daha kısa sürede sonuçlanmasıdır. Bu minvalde, yeni kanunda pek çok taraf işleminin kesin sürelerde
yapılması öngörülmüştür. Kanunun kesin süre öngördüğü işlemlerin süresinde yapılmaması halinde o
işlemi yapma hakkının ortadan kalkacağı kabul edilmiştir. Örneğin HMK’nın 281. maddesi uyarınca
bilirkişi raporunun açıklattırılması veya yeniden inceleme talep edilmesi iki haftalık kesin süreye tabidir.
Kısa adıyla HMK yeni bir sistematik getirmiş ve birçok hüküm eski dilden tercümenin ötesinde yeniden
kaleme alınmıştır. Bu durum da Yargıtay’ın önüne gelen dosyaları HMK hükümleri ışığında inceleyerek
yeni bazı uygulamaların doğmasına sebebiyet vermiştir. Bu sürecin halen devam ettiği söylenebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20 Nisan 2016 tarihinde verdiği, 2014/2-695 E., 2016/522 K. Sayılı
içtihadı bu niteliktedir. Olayda Denizli 2. Aile Mahkemesi’nin bir boşanma davasında verdiği karar,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından “Davalının, davaya cevap vermemiş olması, ön incelemede
uyuşmazlık konularının belirlenmesinden sonra bu konulara ilişkin delil gösterme ve sunma hakkını
ortadan kaldırmaz. Davaya süresinde cevap vermemiş olan davalı, davacının dilekçesinde ileri sürdüğü
vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. Durum bu olmakla birlikte, süresinde davaya cevap vermeyen
davalı, diğer tarafın kusurlu olduğuna yönelik bir vakıa ileri süremez ise de, kötüye kullanılmadıkça onun
ileri sürdüğü vakıaları çürütmeye yönelik delil bildirebilir.” şeklinde bir gerekçe ile kararı bozmuştur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin tüm deliller birlikte değerlendirilerek çıkacak sonuca göre
karar verilmesi gerektiğine hükmetmişse de, yerel mahkeme kararında direnmiş, dosya Yargıtay Hukuk
Genel Kuruluna intikal etmiştir.
Genel Kurul konuyla ilişkin kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargılamanın makul sürede
bitirilmesi ilkesini de gözeterek, HMK’nın da hedefinin bu doğrultuda olduğunu müşahede etmiş ve
direnme kararını haklı bulmuştur. Genel Kurul gerekçesinde; “HMK’nın 122. Maddesinin gerekçesinde
de belirtildiği üzere cevap süresi, Kanun tarafından düzenlenmiş kesin bir süre haline getirilmiştir …
Görüldüğü üzere, 6100 sayılı HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmeden evvel
tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin
en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. … Bu
durumda, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren süresi içinde cevap dilekçesi verilmediğinden
savunmanın dayanağı olarak süresinde ileri sürülen bir delil bulunmadığından yerel mahkemenin
davalıya delil göstermesi için süre vermesine yasal olarak imkan bulunmadığının kabulü gerekir.”
İfadelerine yer vermiştir.
Hemen söylemek gerekir ki, Genel Kurul’un bu kararı yalnızca boşanma davaları ile sınırlı olmayıp,
HMK’nın uygulanacağı tüm davalara şamildir. Bu konuda hukuki dinlenilme hakkından ziyade, HMK’nın
amaçlarından olan yargılamanın makul sürede bitirilmesi kaygısının ağır bastığı anlaşılmaktadır. Zira
HMK’nın kaleme alınış şekli, hakimlerin bu tür yorumlar yapabilmesi için pek çok dayanak
sağlamaktadır.
Bu karar dava dilekçesini tebliğ alan davalının iki haftalık cevap süresi içerisinde aksiyon almasının
önemini artırmaktadır. Cevap vermeyen davalı doğrudan davayı kaybetmez, münkir addedilir. Fakat
cevap dilekçesi verilmemesi delil sunma hakkının kaybedilmesi anlamına gelir. Bu nedenle tarafların,
sürenin geçirilmesi ve buna bağlı hak kayıplarına uğramamak için mahkemeden gelen hiçbir evrakı
bekletmemesi ve bir an evvel vekillerine iletmesi, etkin bir hazırlık yapılması için elzemdir.
Av. Mihail Püsküloğlu
Kasım 2016
Download