EĞİTİMDE ÇOCUK İSTİSMARI VE İHMALİNE GENEL BİR BAKIŞ

advertisement
EĞİTİMDE ÇOCUK İSTİSMARI VE
İHMALİNE GENEL BİR BAKIŞ
Rıza GÖKLER*
Özet: Bu çalışmada, yaygın bir sorun olan çocuk istismarı ve
ihmalinin ne olduğu, tanımlama yaklaşımları, istismar ve ihmalin
türleri, nedenleri, bireysel ve toplumsal etkileri ve bazı tedavi yaklaşımları üzerinde durulmuştur. İhmal ve istismarı birbirinden ayıran en temel öğe, istismarın aktif ihmalin ise pasif olmasıdır. Açık
ve kaba sömürü olarak nitelendirilebilen istismar, fiziksel, duygusal
ve cinsel olmak üzere üç boyutta ele alınmaktadır. Ayrıca, çocuk
istismarı ve ihmalinin nedenleri; sosyo-ekonomik ve bireysel özellikler olarak ele alınmaktadır. Çocuk istismarını açıklamaya yönelik kuramlardan, burada, psikiyatrik, sosyolojik ve sosyal-durumsal modeller üzerinde durulmuştur. Eğitimimizde çocuk istismar
ve ihmalinin boyutları, konuyla ilgili araştırmalar incelenerek ele
alınmış ve anne-babalarla, eğitmenlere konu hakkında önerilere yer
verilmiştir.
Anahtar Sözcükler: Çocuk İstismarı ve İhmali, Fiziksel, Duygusal ve Cinsel İstismar, Eğitimde Şiddet.
A General Overview The Abuse and
Negligence of Children In Education
Abstract: In this study, the definition approaches about the abuse and negligence of children; the types, the reasons, the individual
and social effects of an abuse and negligence and some therapeutic
approaches are pointed out. The basic element which discriminates
abuse from negligence is the fact that abuse is active where negligence is passive. The abuse which can be defined as a clear and
rude misusing, is taken into parts such as physical, emotional and
and sexual. In addition, the reasons of the abuse and negligence
of children are social-economial and individual properties. Across
the theories which define the abuse of children the most expressed
one is psychiatric, sociological and social-conditional models. In
this education, the directions of abuse and negligence of chidren
and studies about this issue are examined and some suggestions are
made to parents and educators.
Key words: The Abuse and negligence of children, The physical, Emotional and Sexual Abuse, The Violence ın Education.
∗
Arş.Gör. Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi
Rıza GÖKLER
Giriş
Bazı ülkelerde çocuk sağlığı ve gelişimi açısından olumlu gelişmeler kaydedilmiş ve dikkati çeken çabalar sarf edilmişse de günümüzde dünyada pek çok çocuğun halen çeşitli istismar ve ihmal
biçimleriyle karşılaştığı görülmektedir. Hala çocuklar beslenme,
bakım veya gözetim yetersizliğinden yaşamlarını yitirmekte, sakat
ya da cılız kalabilmektedir. Bazıları yaşamları boyu doğru dürüst
bir eğitim görememektedir. Bazı çocuklar, ana-babaları ya da bazı
toplumsal kurumlar tarafından yapılan kötü muameleler sonucu,
duygusal ve fiziksel açıdan örselenmektedir. Çocukların bazıları yetişkinlerin cinsel saldırılarına hedef olurken, bazıları da küçük yaşta
ağır ve uygunsuz işlerde çalıştırılmakta, hatta bir mal gibi alınıp satılabilmektedir.
Bir çocuğa karşı yapılan hangi davranışların çocuk istismarı
ve ihmali olarak algılanacağını, toplumun değerleri, inançları, benimsedikleri toplumsal normlar, çocuk gelişimi ile ilgili bilgileri ve
aile ilişkileri belirlemektedir. Bundan dolayı çocuk istismarı ve ihmalinin tanımını evrensel bir biçimde belirlemek olanaksızdır.
Çocuk istismarı ve ihmalini bir boyutu olan şiddet olgusu,
sosyal bilimcilerin yıllardır ilgisini çeken ve çeşitli araştırmalara
kaynaklık eden bir konudur. Son yıllarda bu konunun bir boyutu
olan aile içi şiddet olayları, ülkemizde de gerek kadın örgütleri ve
gerekse kitle iletişim araçları ile kamuoyunun da dikkatine sunulmaktadır. Aile içi şiddetin önemli bir öğesi de çocuklara yöneltilen
şiddet davranışlarıdır.
Çocukların, toplumun geleceğini ve gelişimini belirleyici
önemli bir kaynak oluşturdukları kabul edilen bir gerçektir. Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumların, korumasız , güçsüz, kendi
haklarını savunamayan bir çocuğun, ondan sorumlu bireyler veya
kurumlar tarafından ihmal ve istismarının kabul edilmesi ve hatta
düşünülmesi oldukça güçtür.
Çocukların erişkinler tarafından kötüye kullanılmaları dini,
coğrafi, etnik ve ekonomik sınırlar tanımayan evrensel bir olgudur.
İnsanlık tarihine, geriye doğru bakıldığında, farklı kültürlerde, fark-
48
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
lı çağlarda çocuğun bir mal gibi algılanıp çeşitli biçimlerde kötüye
kullanıldığı görülür. Bu çerçevede çocukların doğar doğmaz babaları tarafından öldürülmeleri, köle olarak satılmaları , tanrılara adak
olarak verilmeleri ve boğaz tokluğuna çalıştırılmaları gibi örnekler
mevcuttur. Roma’da babalara çocuklarını öldürme, satma ve terk
etme gibi haklar kanunlarla tanınırken , Çin, Hindistan, Meksika
ve Peru gibi ülkelerde bebeklerin nehirlere atılmaları sık uygulanan
törenlerdendir. M.S. 2. yüzyılda Efes kentinde yaşamış bir doktor,
jinekoloji adlı kitabında, sakat veya erken doğan bebeklerin öldürülmesini önermiştir (Kozcu, 1991).
Veriler, sorunun gerek ebeveyn otoritesi, yasalar ve gerekse
dini kurallar çerçevesinde çağlar boyu süregeldiğini göstermektedir.
Bu tür uygulamalara karşı çocukların korunmaları gerektiği düşüncesi ancak 19. yüzyılın sonlarında ciddi ve önemli bir sosyal sorun
olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu dönemde İngiltere ve A.B.D.’de
çocukları istismardan, kötü muameleden koruyan yasal düzenlemeler yapılmış, örgütler kurulmuştur. Konuya bilim çevrelerinin dikkati ise ilk kez Amerikalı çocuk doktoru C.Henry Kempe tarafından
çekilmiştir. Kempe’nin (1962) “örselenmiş çocuk sendromu” adlı
makalesi konuya verilen önem ve ilgiyi daha da artırmıştır. Önceleri
yalnızca tıp çevrelerinin dikkatini çeken bu konu günümüzde, özellikle batılı ülkelerde, hukukçular, eğitimciler, psikologlar ve sosyal
hizmet uzmanları gibi farklı disiplinlerce yoğun bir biçimde incelenen ciddi boyutlu bir sorun olarak kabul edilmektedir. Çocuğun
bedence ve ruhça ezilip örselendiği, sakatlandığı ve temel haklarının
çiğnendiği bu durumları tanımlamak için İngilizce’de “ Cihld abuse”
(Almanca’da ise; Kinder Ausbeutung, Vernachlässingen, missbrauch) terimi kullanılmaktadır. Çocuk sömürüsü, kırımı, kıyımı, ezimi
ve suistimali olarak dilimize çevrilebilen bu kavram için daha geniş
kapsam olduğu düşüncesiyle çocuk istismarı terimi kullanılmaktadır
( Kozcu,1991).
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 1985’te yaptığı tanıma göre
çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik ve psikososyal gelişimini
olumsuz yönde etkileyen; bir yetişkinin, toplumun veya ülkenin bilerek ya da bilmeyerek yaptığı davranışlarıdır. (Zeytinoğlu, 1998).
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
49
Rıza GÖKLER
Kozcu’ya (1991) göre; çocuk istismarı teriminin tanımında
çeşitli problemler ortaya çıkmaktadır. Tanım karmaşası, toplumsal
ve kültürel değerlerden kaynaklandığı gibi konunun disiplinler arası
özelliği nedenine de bağlanmaktadır. Örneğin bir hukukçu çocuk istismarını tanımlarken, istismar edenin niyetine dikkat çekerken, bir
sağlık personeli istismarın sonuçlarına ağırlık vermektedir. Kültürel
farklılıklar açısından da istismarı tanımlamak güçleşmektedir. Farklı
kültürlerde, o kültürün çocuğa verdiği değerlerden ve yaygın olarak kabul gören ve uygulanan disiplin yöntemlerinden kaynaklanan
sorunlar nedeniyle, istismarı evrensel bir biçimde tanımlamak olanaksız gibidir. Örneğin, bir batılının Türkiye’deki bazı geleneksel
çocuk yetiştirme yöntemlerini ( kundaklama, sünnet, dayak, kupa
çekme) çocuk istismarı olarak algılaması mümkündür. Gelişmiş ve
batılı ülkelerle, yoksul ve gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk istismarı ve ihmalinin farklı nitelikler göstermesi doğaldır. Yoksul ve
gelişmekte olan ülkelerde çocukların daha çok yetersiz beslenme
ve eksik sağlık bakımı gibi genel kültürel ihmale maruz kalmaları
daha olası görülmekte, varlıklı ülkelerde ise zayıflayan aile bağları
ve anne ile çocuğun izole yaşaması gibi durumların cinsel sömürü,
yaygın uyuşturucu kullanımı ve şiddetli fiziksel istismar türlerini artırıcı nitelikte olduğu belirtilmektedir.
Çocuk İstismarı ve İhmalini Tanımlama Yaklaşımları:
Parke ve Collmer (1975) çocuk istismarı ve özellikle de fiziksel istismarı üç türde tanımlamışlardır.
† Birinci yaklaşıma göre; “istismar”, meydana gelen sonuçlar
açısından ele alınmaktadır. Özellikle fiziksel istismarın açıklanmasında kullanılan bu yaklaşımın avantajı, yaralanma düzeyinin niceliksel ve nesnel bir biçimde ortaya konulabilmesi ve yaralayan kişinin amaç ve güdülerine başvurma gereğinin azalmasıdır.
† İkinci yaklaşım kapsamında ise; “niyet” kavramı ele alınmıştır. Ancak, çocuğu istismar ve ihmal edenin niyeti gözlenebilir
bir davranış olmadığından bu yaklaşımın işlerlik kazanması güç görülmektedir.
† Üçüncü yaklaşımda ise; çocuk istismarı konusunda bir karar
vermek için istismarı değerlendiren kişinin, içinde yaşadığı kültüre
50
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
bağımlı olarak bazı kararlar verdiği düşünülür, kısaca bir davranış,
belli bir durumda, belli bir çocukta ve belli bir toplumsal sınıfta istismar olarak tanımlanabilirken; farklı bir durum ve toplumsal sınıfta
istismar olarak değerlendirilmeyebilir. Buna göre” çocuk istismarı”
tanımı, tanımlamayı yapacak olan kişinin içinde bulunduğu sosyal
sınıf ve kültürel yapıdan etkilenmekte ve ona göre şekillenmektedir.
Dökmen’e (1995) göre, çocuk istismarı ve ihmali en geniş
kapsamıyla; çocukla bakıcısı arasında, çocuğun fiziksel veya gelişimsel durumuna yansıyan ve bir kaza sonucunda ortaya çıkmayan
etkileşim veya etkileşim eksikliği olarak tanımlanabilir. Bu tanıma
göre çocukla ona bakan kişi arasında ortaya çıkan ve çocuğun gelişim sürecini olumsuz yönde etkileyen etkileşimlere istismar, etkileşim eksikliklerine ise ihmal denilmektedir.
Başka bir tanıma göre, en genel anlamda çocuk istismarı ve
ihmali, 18 yaşın altındaki çocuğun, ondan sorumlu kişi ya da kurumlar tarafından, gelişimini her yönden zedeleyici biçimde fiziksel,
cinsel ve mental zarar görmesi olarak tanımlanmaktadır (Mouzaakitis ve Verghese,1985).
Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl 18 yaşın altındaki çocuk nüfusunun %2-3’ünün kötü davranışın herhangi bir şekline maruz kaldığı bildirilmektedir. Her yıl yaklaşık 2000 çocuk bu nedenle
hayatını kaybetmektedir. Kurbanların %80’i 5 yaşın altında, %40’ı
1 yaşın altındadır. Vakaların %75’inde fail; anne-baba, bakıcı ya da
ailenin bir tanıdığıdır (Bilir, 1991).
Türkiye’de bu konuda birçok araştırma yapılmıştır, ancak yine
de her zaman tanısı konulamadığından ya da bu tür sorunla karşılaşan
çocukların kolayca başvuracağı bir merkez henüz bulunmadığından,
tüm Türkiye’deki gerçek rakam belli değildir. Yapılan araştırmalar,
çocukların %13.9 ile %87’sinin fiziksel istismara maruz kaldığını
göstermektedir. Ancak son yıllarda kötü muameleye uğradığı için
hastanelere ya da polise başvuran çocukların sayısında ciddi bir artış vardır. Sadece Şişli Etfal Hastanesine bu nedenle yapılan başvuruların sayısı, 1995 yılından 2003 yılına kadar, 200’ü geçmiştir ve
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
51
Rıza GÖKLER
bunlar arasında fiziksel örselemenin oranı yıllar içinde giderek artış
göstermektedir (Baskın, 1998).
Aral’a (2001) göre, çocuk ihmal ve istismarı, ailenin yaşam
stresiyle ilgili olup ailedeki ekonomik ve sosyal stresler, ihmal ve
istismara yol açabilir. Çocuğun ihmal ve istismar edilmesine neden
olan faktörleri iç ve dış stres faktörleri olarak gruplamak mümkündür. Dış stres faktörleri; bazı ekonomik, sosyal, çevresel ve kültürel
özellikler ailede sıkıntı yaratarak çocuğun ihmal ve istismarına yol
açabilir. Ekonomik yetersizlik aile için en önemli stres kaynaklarından biri olup yoksulluk, işsizlik, borçlanma şeklinde kendini
gösterebilir. Aynı zamanda iyi beslenememe, yetersiz ev koşulları,
sağlıksızlık gibi sorunları da beraberinde getirebilir. İç stres faktörleri ise anne-babanın kişilik yapısı, çocuğun özellikleri ve çevreye
bağlı olarak çocuktan gereğinden fazla istekte bulunulması şeklinde
gruplandırılabilir.
Ayrıca anne-baba yoksunluğu ayrı bir iç stres faktörü olarak
ele alınabilir. Ölüm, boşanma veya ayrı bir yerde çalışma nedeniyle
parçalanmış aileler, çocuk istismarında önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır. Anne-baba tarafından ihmal ve istismar edilme, annebaba arasındaki şiddete tanık olma, parçalanmış aileden gelme veya
çeşitli aile sorunlarının çocukta yarattığı duygular çocuğun yaşam
biçimini ve ilişkilerini önemli ölçüde etkileyerek çocuğun bunları
öğrenerek taklit etmesine, dolayısıyla istismarcı bir kişilik kazanmasına neden olabilir (Aral, 2001).
Çocuk İstismarı ve İhmalinin Türleri
Çocuk istismarı, ihmali ve bunların türlerini birbirlerinden kesin bir biçimde ayırmak oldukça zordur. Uygulamada çoğu zaman
bir çocuğun birden fazla türde istismar ve ihmale maruz kaldığı, aile
içinde çeşitli kötü muamele türlerinin bir arada bulunduğu görülmektedir. Örneğin; fiziksel istismara maruz kalan çocukların duygusal yönden de zedelendiği ve yine bir çok yönden ihmal edildiği
gözlenmektedir (Kozcu,1991).
İstismar gözlenebilen aktif bir eylemdir ve çocuktan sorumlu
olan kişi ya da kurum tarafından gerçekleştirilebilir. İhmal ise, ge-
52
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
nellikle çocuğa karşı en temel yükümlülüklerin yerine getirilmemesidir. İhmal ve istismarı birbirinden ayıran en temel öğe, istismarın
aktif ihmalin ise pasif olmasıdır.
Açık ve kaba sömürü olarak nitelendirilebilen istismar, fiziksel, duygusal ve cinsel olmak üzere 3 boyutta ele alınmaktadır.
1- Fiziksel İstismar:
Uzmanların ilk dikkatini çeken istismar türü fiziksel istismar
olmuştur. Nesnel sonuçları açısından kolay belirlenebilen fiziksel
istismarın özellikle tıp çevrelerinde incelenmeye başlanması çocuk
doktoru Kempe ve arkadaşlarının (1962) yayınlarıyla hız kazanmıştır. İlk çalışmalarda çocuk istismarı fiziksel istismar göz önüne alınarak tanımlanmış, hatta cinsel istismar da fiziksel istismar kapsamında değerlendirilmiştir. Bu nedenle batılı ülkelerde istismar konusunda elde edilen istatistiklerde, toplumda en yaygın olarak fiziksel
istismara rastlandığı saptanmıştır ( Siefert, 1985).
Fiziksel istismar kavramı, kaza sonucu olmayan ve çocukta
fiziksel bir hasara, yaralanmaya ve hatta ölüme neden olabilen tüm
erişkin davranışlarını kapsamaktadır (Kozcu,1991).
Tercan’a (1995) göre, fiziksel çocuk istismarı, ana-baba veya
çocuğa bakan kişinin, çocuk ile etkileşiminde, çocuğun canını yakma, sakatlama ve zarar verme amacıyla kısıtlı olarak fiziksel güç
kullanılmasıdır.
Çocuk ihmal ve istismarı kapsamlı bir olgu olmasına karşın
çocuğa yönelik istismar kapsamında fiziksel istismar ön plana çıkmaktadır. Aral (1997) yaptığı çalışmada çocukların % 65.72’sinin
anne ya da babası tarafından fiziksel istismara uğradıklarını belirlemiştir.
Tokatlama, çimdikleme, ısırma, itme, tekmeleme, boğazına
sarılma, eline geçirdiği cisimle saldırma, kemik kırma, evden kovma, terk ve ölüm fiziksel istismar kapsamında yer almaktadır (Tercan, 1995).
Fiziksel istismarın büyük bir bölümü, bebeklerde ve okul öncesi çağı çocuklarda görülmektedir. Fiziksel istismara uğrayan ço-
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
53
Rıza GÖKLER
cukların yaklaşık üçte ikisi 3 yaşından küçük çocuklardır. Evden kaçan ergenlerin geçmişlerine bakıldığında, evden kaçmayı başarana
kadar defalarca fiziksel istismara maruz kaldıkları görülmektedir (
Bilir, 1991).
Fiziksel istismarın taranması ve belirlenmesi diğer istismar
türlerine göre daha kolay olmaktadır. Fiziksel istismarın türlerini belirlemek aşağıda sıralanan durumlardan biri ya da bir kaçı ile mümkün olmaktadır. Bunlar;
-
Yanıklar, kırıklar, çıkıklar, kesikler, çürükler, şişlikler, eksik
ve koparılmış saç, sigara yanığı, ısırık izi.
-
Yaraların tedavi edilmemesi veya geç tedavi edilmesi.
-
Yaralanma biçiminin mantıklı biçimde açıklanamaması.
-
Nedeni belli olmayan ölümler ( Kozcu,1991 ).
-
Zehirlenmeler.
-
Kemik ve eklem hasarları.
-
Beyin ve göz hasarları
-
Gelişme geriliği ( Bilir,1991).
Bunun yanı sıra, çocuk ölümlerine neden olan farklı fiziksel
istismar türleri üzerinde de durulmaktadır. Hamilelik sırasında annenin aşırı alkol ve uyuşturucu kullanması, çocukların kasti olarak
öldürülmeleri, yakılmaları ve zehirlenmeleri gibi olaylar ve ayrıca,
para kazanmaları amacıyla beden ve ruh sağlıklarına zarar verecek,
gelişimlerini engelleyecek işlerde çalıştırılan çocuklar da fiziksel istismar içinde incelenmektedir ( Kozcu,1991).
Fiziksel cezanın sürüp gitmesinde toplum içerisinde oluşmuş
bazı ortak inançlar vardır. Bunlar;
•
cezanın, karakter gelişiminde olumlu rol oynadığına inanılması,
•
cezanın çocuğa saygılı davranmayı öğreteceği kanısı,
54
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
•
bazı çocukların yalnızca cezadan anlayacağı görüşü ve
•
ceza uygulanmadığında davranış sorunlarında bir artma olacağı korkusu’dur (Öner,1996).
2- Duygusal İstismar:
Çocukta yarattığı izler açısından görülüp ölçülebilmesi oldukça zor olan duygusal istismar Dökmen (1995) tarafından şu şekilde
tanımlanmıştır; “Bir yetişkinin kendisine ait ekonomik, sosyal veya
psikolojik ihtiyaçlarını gidermesi için bir çocuğu araç olarak kullanması ve bu durumun çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimini
olumsuz yönde etkilemesidir”.
Duygusal istismarın literatürdeki tanımı; çocuğun duygusal,
sosyal ve kişilik gelişimini engelleyici tüm davranışlarını, içermektedir. Bu durumlara, hem aile içinde bireysel boyutta ( aşağılanma,
eleştirilme, reddedilme, korkutulma, tehdit edilme gibi ) hem de toplumsal ve kültürel boyutta rastlamak mümkündür. Doğrudan ve şiddetli duygusal istismarın, çocuktaki bir çok davranış problemleri ve
öğrenme güçlükleriyle ( yalancılık, hırsızlık, düşük benlik kavramı,
aşırı bağımlılık, başarısızlık, depresyon, saldırganlık gibi ) yakından
ilişkili olduğu görülmektedir. Günümüzde özellikle de psikologlar
arasında, duygusal istismarın, çocuk istismarı konusunun en önemli
türünü teşkil ettiği kabul edilmektedir. Bu görüş bazı varsayımlarla
desteklenmektedir. Bunlar; a) duygusal istismar diğer çocuk istismar
türlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. b) Çocuk istismarının en önemli
olumsuz etkileri, kişinin benlik kavramını, insanlar arası ilişkilerini ve yaşam boyu amaçlarını etkileyen psikolojik türdendir (Kozcu
1991).
Duygusal istismar, sözel olmayan ancak çok ağır olan cezalar
ya da tehditler içerir. Duygusal ihmalde ise yeterli duygusal destek
sağlamamak, ilgi ve sevgi göstermemek ve çocuğun şiddetle karşı
karşıya kalmasına izin vermek yer alır (Gökler ve Taner 2004).
Duygusal istismar, cinsel ve fiziksel istismarla karşılaştırıldığında, toplumlarda daha yaygın, daha zararlı ve ortaya çıkarılması
daha güç bir istismar türüdür. Duygusal istismar bütün istismar tür-
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
55
Rıza GÖKLER
lerine neden olan bir faktördür. Dolayısıyla duygusal istismarın önlenmesi, diğer türlerin önlenmesinde de etkilidir. Duygusal istismar,
ölümle sonuçlanan bir davranış olmamasına rağmen, çocuk üzerinde
sanıldığından daha derin izler bırakabilmektedir. Bu izler, çocuğun
ruhsal yönünü harap etme, normal kişilik gelişiminin oluşmaması,
başarı yeteneğinin azalması, kişilerle ilişkilerde bozukluklar şeklinde görülebilmektedir (Karaman,1993).
Duygusal istismarın incelenmesi özellikle 1990’lı yıllardan
sonra güncellik kazanmıştır. Konunun araştırılmasına ağırlık veren
psikologlar, genelde duygusal istismar türlerinin, toplumlarda ailenin, çocuk yetiştirme yöntemlerinin bir boyutu olarak algılanmasından kaynaklanan zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Ailede bir disiplin
aracı olarak uygulanan çocuğun aşağılanması, eleştirilmesi tehdit
edilmesi ve korkutulması ne ölçüde duygusal istismar davranışı olarak kabul edilebilir ?
3- Cinsel İstismar:
Çocuğun cinsel istismarı, fiziksel ve duygusal istismar türleri
gibi bir süreç olduğu kabul edilmektedir. Bu süreç, sıklığı ve karmaşıklığı açısından farklılıklar gösterir. “Erişkinin cinsel çıkarları
doğrultusunda çocuğun kullanılması” olarak tanımlanabilen, çocuk
ve erişkin arasındaki bu ilişki türü çağlar boyu süregelmiştir. Bu ilişki türü kamuoyunun ilgi, kaygı ve korku gibi suçluluk duygularına
neden olmaktadır.
Çocukların cinsel amaçlarla kullanılması, çocuk fahişeliği,
pornografi ve seks turizmi kaygı verici boyutlarda artmakta ve giderek günümüz dünyasına yayılmaktadır. Dünyada milyonlarca çocuk
ve gencin her şekildeki cinsel istismar kurbanı olduğu ve bunların
arasında 5 yaşından küçük çocukların dahi bulunduğu bildirilmektedir. Birleşmiş Milletler Uluslar arası Çocuklara Acil Yardım Fonu
(UNICEF) tarafından, dünyada iki milyon çocuğun ya fahişe olarak çalıştırıldığı ya da porno filmlere malzeme edildiği saptanmıştır
(Topçu, 1997).
Topçu (1997) ya göre; cinsel istismar, sadece çocuğun bir
kimse tarafından cinsel maksatlarla kullanılması olarak da görül-
56
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
memelidir. Böyle bir ilişkinin teşvik edilmesi, buna izin verilmesi
veya ilişkiye duyarsız kalınması ya da bundan bir çıkar sağlanması
da bir istismardır ve bunu yapan ister tek bir birey, ister bir toplum
olsun istismarcı olarak nitelendirilmelidir. Çünkü, cinsel istismara
göz yummak, eyleme katılmakla aynı anlama gelir ve bir toplumun
ya da topluluğun, akrabaların ve çocuktan sorumlu diğer kimselerin
önemli bir görevi de çocukları gelebilecek bu gibi tehlikelerden ve
zararlardan korumaktır.
Çocukların fahişe olarak kullanılması da bir istismar türüdür
ve bunun çeşitli biçimlerde birçok ülkede yapıldığına tanık olunmaktadır. Ana-babalar, akrabalar veya çocuğun eline düştüğü başka
kimseler, çocukları bu amaçla satabilirler veya çalıştırabilirler.
Burgess ve Holmstrom (1975), cinsel istismarın nedenlerini
incelemiş, konuyu aile içi ve aile dışı cinsel istismar olmak üzere iki
boyutta ele almışlardır. Batıda yapılan araştırmalarda aile dışındaki
cinsel istismar olaylarının büyük bir çoğunluğunun ( % 80 ) çocuğun
önceden tanıdığı bir kişi tarafından gerçekleştirildiği saptanmıştır.
Aile içi cinsel istismar ya da çocukla kan bağı olan kişilerin,
çocukla cinsel ilişkide bulunması ( ensest ), genelde toplumsal olarak kabul edilmeyen ve duygusal olarak da en yoğun yaşanan cinsel
istismar türü olarak kabul edilir. Psikolojik yapısı gereği ensest, aile
içinde saklanan bir sır olduğundan, belirlenmesi ve ortaya çıkarılması zor bir olgudur. Buna karşın araştırmalarda sıklıkla ele alınan
ve incelenen, baba ile kız çocuk arasında meydana gelen ensest türüdür ( Kozcu,1991).
Çocukların cinsel istismarına, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey, bulunulan bölge ve yaşa bakılmaksızın, zannedildiğinden sık
rastlanılmaktadır. Her yaş düzeyindeki çocuklar cinsel istismarla
karşılaşabileceği gibi, araştırmalar daha çok 4-9 yaş arasındaki çocukların buna maruz kaldığını göstermektedir (Tercan, 1995 ).
Cinsel İstismarı Tedavi Edici Müdahaleler
Bir çok kimsenin yaşamında istismar ortaya çıkmadan kalır
ve bu kimseler çocukluktan itibaren istismar anılarını bastırmayı, in-
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
57
Rıza GÖKLER
kar etmeyi ve hiç kimseye söylememeyi tercih ederler. Courtois’in
(1993), yaptığı bir araştırmada, vakaların % 40’ının cinsel istismarı
zihinlerinde taşımalarına karşın, bunu hiç kimseye söylemedikleri;
% 5’inin ise sadece aile doktoruna açtıkları bulunmuştur ( Akt., Topçu,1997).
Hangi nedene dayanırsa dayansın, bastırılan, inkar edilen veya
bilincin derinliklerinde unutulmaya terk edilen cinsel istismar anıları tıpkı içten içe faaliyette bulunan bir volkan gibi, kişinin bedensel,
ruhsal ve sosyal gelişim ve yaşamını olumsuz biçimde etkilemeye
devam eder. Bireyin yaşamında geçmiş bir istismar öyküsünün ortaya çıkarılması kişi için zor, stresli, tehlikeli ve hatta hayatı tehdit
edici bir süreç olduğu gibi, bazı kimselerde tümüyle rahatlatıcı etki
de yapabilir (Topçu,1997).
Psikolojik Tedaviler
Psikolojik tedavilerin, istismar sonrası bozukluklar hakkında bilgili ve bu konuda eğitim görmüş uzmanlarca yapılması ve bu
kişilerin, mağdurlarla ilişkilerinde aşırı yetkeci, tepkisiz veya katı
bir biçimde davranmamaları gerekir. Bir terapi ortamında istismarla
ilgili olarak yöneltilen sorular herhangi bir utangaçlık veya çekinme göstermeksizin doğrudan sorulmalı fakat bu kişiler durumlarını
açıklarken denetimin kendi ellerinde olduğu duygusuna sahip olmalıdırlar.
Çocuk istismarının terapisinde izlenecek en temel ilke, özellikle istismar kurbanına inanmaktır. Diğer bir ilke ise kabul etmedir.
Çocuğun, kendisini suçlamayan, yargılamayan, önyargılı ve tiksinti
ile bakmayan birisiyle konuşması çok önemlidir. Uğradıkları mağduriyetin kalıcı olmadığına ikna edilmeli ve kendilerine saygın, değerli ve sevgiye layık oldukları duygusunu geliştirmeleri için yardım
edilmelidir (Browne,1990).
Grup psikoterapisi: Kökeninde çocuk cinsel istismarı bulunan
psikolojik sorunların tedavisinde grup tedavisi önerilmektedir. Bu
tedaviden, çocukların sağlıklı sosyalleşmelerini sağlamak, zedelenmiş benlik saygısını onarmak, istismarın dinamiklerini anlamak için
ve aynı zamanda çocuğun eğitimi ve korunması amacına yönelik bir
süreç olarak yararlanılmaktadır (Demir, 2001).
58
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
Grup tedavisi, içgörü yönelimli, yapılanmış veya yoğun olabilir. Grupta , istismarı inkar etmekten çok konuşma, aileyi suçlamaktan çok durumu değerlendirme, inkar etmeye karşı grup üyelerinin iş
birliğini istemekten çok onlardan, dayanışma ve destekleyici tutumlar bekleme amaçlanan hedeflerdir. Grubun serbest ortamı ve esnek
yapısı gençler için çekicidir.
Diğer psikolojik tedaviler: Cinsel istismar kurbanlarında, kaygı bozukluklarına karşı, davranışsal psikoterapi yöntemleri de uygulanabilir. Kaygıyı denetim altına almada; 1) Kafein, nikotin ve
beyaz şeker gibi uyarıcıları azaltmanın, 2) Düzenli ve sık aerobik
veya benzeri egzersizler yapmanın, 3) Derin nefes alma ve olumlu
imgeleme ile gevşeme egzersizleri yapmanın, 4) Strese karşı aşılama yaşantılarının yararlı olduğu kabul edilmektedir. Strese karşı
aşılama yaşantısı; istismar kurbanının, örneğin, istismarcı ile karşılaşmak gibi korkularını yenmek için aşama aşama uygulanan bir tür
duyarsızlaştırma yöntemidir (Kozcu,1991).
Çocuk İstismarı ve İhmalinin Nedenleri
İstismar ve ihmalin nedenleri arasında, bireylerin veya kurumların, sosyo-ekonomik düzeyleri ile bireysel özellikleri saymak
mümkündür.
Sosyo-ekonomik nedenler
Her toplumda ana-baba çocuk ilişki biçimi ve standardı, kültürel ve toplumsal değerlerden etkilendiği gibi, ana-babanın yaşı,
eğitimi, sosyo ekonomik statüsü, etnik grubu ve sosyal sınıfından da
etkilenmektedir. Ayrıca ana-babasının kişilik özellikleri, psikolojik
sorunları ve çocukluğunda istismar ve ihmal davranışlarıyla karşılaşma durumları da bu ilişkide etkili olmaktadır. Çocuk istismarı ve
ihmali toplumun yalnızca bir bölümüne özgü olmamakla birlikte,
daha çok alt (Sosyo-ekonomik düzey) SED’ deki ailelerde yoğunlaşmaktadır ( Browne, 1990).
Sosyo-ekonomik düzeylere göre, ana-babaların çocuklarına
uyguladıkları disiplin yöntemleri değişmektedir. Alt SED’deki aileler daha çok fiziksel ceza, azarlama, alay etme, bağırma, hakların-
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
59
Rıza GÖKLER
dan yoksun bırakma gibi cezalar kullanmaktadır. Oysa orta ve üst
SED’deki aileler daha çok suçlama ve hayal kırıklığı gösterme gibi
psikolojik disiplin yöntemlerini kullanmaktadırlar ( Aral, 1991).
Alt SED ‘de çocuğa yönelik şiddetin daha fazla görülmesinin
bir nedeni, bu düzeydeki ailelerde meydana gelen olayların çoğunun
polise yansıması olabilir. Orta ve üst SED’deki ailelerde olay pek
dışarıya yansıtılmamakta ve sorun aile içinde, bazen de uzmanların
desteğiyle çözülmeye çalışılmaktadır. Alt SED’deki çocuğa yönelik
şiddetin yaygın olarak görülmesinin diğer bir nedeni de ekonomik
yetersizliğin ve işsizliğin getirdiği olumsuz yaşam koşullarının, anababa üzerinde baskı yaratıcı unsurlar oluşturması ve yaşamın güçlüklerinin bu düzeyde daha fazla ortaya çıkmasıdır ( Arıkan, 1988).
Çocuk istismarı ve ihmalinin artmasının ve önlenmesine yönelik yeterli düzenlemelerin yapılmıyor olmasının nedenlerine bakıldığında, yoksulluk ve göçün artması olgularındaki gibi devletlerin gelişme politikalarının da belirleyici olduğu görülmektedir. Politikaların yetersiz kalması, büyük ölçekli üretime, yabancı yatırımlara ve çok uluslu şirketlerin faaliyetlerine odaklanılması, böylece
yoksulluğun azaltılması ve refaha yönelik politikaların arka planda
kalmasının önemli etkisi vardır. Tarımın büyük şirketler tarafından
yapılmaya başlanması, her şeyin makineler tarafından yapılması
böylece köylünün işsiz kalması ve ekonomik olarak hayatta kalmak
için, seçeneklerin azalması, beraberinde ciddi sorunları getirmektedir. Böylece yoksulluk artarken bir yandan da sürekli tüketim teşvik
edilmektedir. Cinsel sömürünün artıyor olmasında maddiyatçılık ve
tüketime yönelik tutumların pekiştirilmenin de payı görülmektedir
(Yücel, 2004).
Yücel’e (2004) göre, çocuğa yönelik istismar ve ihmalin artması bağlamında özellikle İstanbul’da göç ve kentleşmenin etkisinden sıklıkla bahsedilmektedir. İstanbul’a yoğun göçle birlikte, göç
eden ailelerin geçimini sağlayabilecek (hayatta kalmalarını sağlayacak) şekilde istihdama katılması oldukça zordur, aileler de çocuklarını çalışmak durumunda bırakmaktadır. Yeni kentliler artık daha
fazla tüketicidir ve çocuklar da çalışmaya başlamıştır.Ve çalışan çocuklar da pek çok riskle karşı karşıyadır.
60
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
Bireysel Özellikler
İstismar ve ihmale neden olan bireysel özellikleri, anababa ve çocgun özellikleri olarak iki grupda toplamak mümkündür. Bunlar;
A- İstismar ve ihmale yol açan ana-baba özellikleri
1-
Ana-babanın eğitim düzeyinin düşük olması,
2-
Çocuk gelişimine ve yetiştirmeye ilişkin bilgilerin yetersiz olması,
3-
Ailedeki çocuk sayısının fazla olması,
4-
Ana-babaların yaşlarının küçük olması,
5-
Çocuklukta istismar ve ihmale maruz kalmaları,
6-
Kısıtlı bir sosyal çevre,
7-
Aile içerisindeki etkileşimsel ilişkiler; aile bireyleri arasındaki güvensiz ya da kaygı verici ilişkiler, ailede stres
etmenlerinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
8-
Evlilikle ilgili problemler,
9-
Çocuklardan gerçek dışı beklentiler,
10- Ana-babanın saldırgan oluşu, alkol, uyuşturucu veya ilaç
bağımlısı olması,
11- Ana-babaların sorumluluk ve adalet duygularının yeterince gelişmemiş olması,
12- Ana-babaların olgunlaşmamış bir kişiliğe sahip olmaları
olarak sayılabilir.
B- İstismar ve ihmal edilen çocukların özellikleri
1-
Çocuğun fiziksel veya zihinsel engelli olması,
2-
Çocuğun istenmedik bir zamanda doğması veya gayrimeşru olması,
3-
Çocukların doğum sırası, (ilk çocuklar genelde şanssız)
4-
Çocukların yaşları( Tercan, 1995) dır.
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
61
Rıza GÖKLER
Çocuk İstismarını Açıklamaya Yönelik Kuramlar
Çocuk istismarını ve ihmalini açıklamaya yönelik kuramlardan, burada, psikiyatrik, sosyolojik ve sosyal- durumsal modeller
üzerinde durulacaktır.
Psikiyatrik Model
Spinetta ve Ringler (1972) çocuk istismarı ve ihmalinden sorumlu olan kişilerin genellikle ana-babalar olduğunu saptadıklarından, psikiyatrik modelde, istismar nedenlerini ortaya koymak amacıyla ebeveyn özelliklerinin incelenmesine ağırlık vermişlerdir. İstismarı açıklamaya yönelik ilk kuramlardan biri olan bu yaklaşımda,
önceleri istismar eden ana-babaların “hasta “ yada “anormal” olduğu
varsayımı ima edilerek ana-babalar şizofren, manikdepresif ve psikotik gibi geleneksel psikiyatrik sınıflamalara sokulmak istenmiştir. Ancak daha çok klinik gözlem ve incelemelere dayanan bu tür
araştırmaların bir değerlendirmesi yapıldığında, istismar eden ebeveynlerin yalnızca % 10’unun ruh hastası olarak tanımlanabileceği
görülmüştür (Akt., Kozcu,1991).
Daha sonraları psikiyatrik kuram çerçevesinde, istismar eden
ve etmeyen anne-babaları farklılaştıran kişilik özellikleri üzerinde
durulmuştur. Çocuk istismar ile ilgili olduğu düşünülen bazı kişilik
özellikleri arasında narsistik eğilimler, zayıf tepki kontrolü, kompulsivite, düşük benlik kavramı ( self-esteem ), aşırı kaygı, depresyon
ve empati kuramama gibi nitelikler dikkati çekmiştir. Kişilik özelliklerini inceleyen bu tür araştırma sonuçlarından genellemeler yapmanın güç olduğu yaygın bir kanıdır. Zira bu araştırmalarda birçok
metodolojik kısıtlılıklar söz konusudur. Örneğin, bu araştırmaların
çoğu, kliniklere başvuran çok az sayıda denek üzerinde gerçekleştirilmiş ve genelde kontrol grubuyla karşılaştırılmamıştır (Zeytinoğlu,
1988).
Sosyolojik Model
Sosyolojik modelde, psikiyatrik modelin aksine toplumsal değerler, örgütler, kültür ve aile kurumu, istismara yol açan nedenler
arasında incelenmiştir. Çocuk istismar ve ihmalini açıklayabilmek
62
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
için, toplum felsefesinin değer yargılarının, şiddete ilişkin kültürel
tutumların, aile yapısı ve organizasyonunun ve sosyo-ekonomik konumun incelenmesi gerekmektedir.
Kültürlerarası çatışmalarda, aile içinde yaşanan şiddet, kültürel şiddet düzeyinden büyük ölçüde etkilenmektedir. Gerek kitle
iletişim araçlarındaki gerekse insanlar arası ilişkilerde onaylanan
şiddet oranı, çocuk yetiştirme yöntemlerine ve özellikle fiziksel cezanın kullanılma sıklığı ve şiddetine yansımaktadır ( Siefert, 1985).
Sosyolojik modelin bir başka varsayımı ise, stres ve engellenmenin çocuk istismarına yol açtığı şeklindedir. Modelde stres kaynakları, işsizlik, kötü konut koşulları ve düşük gelir düzeyi gibi alt
sosyo-ekonomik sınıfa özgü bazı özellikler incelenmiştir. Bu ekole
paralel bir başka grup araştırmacı ise, ailedeki çocuk sayısı ve çocuğun yaş sırası ile istismar arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Çok çocuklu ailelerde istismara rastlanmış, ancak istismar edilen çocukla
kardeşler arasındaki sıra ile bir ilişki bulunamamıştır (Mouzaakitis
ve Verghese,1985).
Sosyal-Durumsal Model
Çocuk istismarına katkıda bulunan sosyal-durumsal faktörler
çeşitli boyutlarda incelenmiştir. Öncelikle çocuğun yetiştirilme ortamı, onun erişkinliğinde istismar etmeye ne kadar yatkın olacağını
belirler. Bu yetiştirilme ortamında çocuğun aşırı fiziksel cezaya maruz kalması, sosyal öğrenme kuramı doğrultusunda onun her türlü
insanlararası ilişkilerinde saldırgan davranış kalıplarını model almasına ve öğrenmesine neden olur ki, bu da, onun çocuk istismarına
daha yatkın bir birey olarak yetişmesine yol açar ( Mouzaakitis ve
Verghese,1985).
Bu modele göre bir başka istismarı arttırıcı çocuk yetiştirme
ortamı ise tutarsız disiplin yöntemleridir. Evde yapılan gözlemlerde,
istismar eden ailelerin, etmeyenlere oranla disiplin yöntemi olarak
sözel ve fiziksel saldırgan davranışları daha çok kullandıkları görülmüştür.
Bu yaklaşımlar değerlendirildiğinde, psikiyatrik modelde ebe-
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
63
Rıza GÖKLER
veynin, sosyolojik modelde çevrenin istismarı tek yönlü nedensellik
içinde etkilediği varsayılmaktadır. Oysa sosyal-durumsal yaklaşımın
en önemli katkısı, istismarı bir etkileşim süreci olarak ortaya koyması ve dolayısıyla ebeveyn, durum ve çevre kadar çocuğun da söz
konusu eyleme katkıda bulunan bir öğe olduğunun vurgulanmasıdır.
Günümüzde araştırmacılar, istismar ve ihmale katkıda bulunduğu
düşünülen üç önemli faktörün ( Çocuk, ebeveyn ve durum ) toplumsal ve kültürel çerçevede ele alınması görüşünde birleşmektedirler.
Eğitimde Çocuk İstismarı
İstismar, toplumun birçok kesiminde görüldüğü gibi eğitim
kurumlarında da karşımıza çıkmaktadır. Eğitimde, istismar türlerinden karşımıza en çok, fiziksel istismarın çıktığını ya da daha çok
fiziksel istismarın araştırıldığını görmekteyiz. Dayak, eğitim sistemimizin yasal çerçevesine aykırı, ancak yaygın olarak uygulanan
bir yaptırım ve disiplin aracıdır denilebilir. Eğitim politikamızın üst
düzeydeki sorumlularının dayağa karşı, genelge yayınlama gereksinimlerinden, basına ve literatüre yansıyan örneklerden, özyaşam
öykülerinden, öğretmen ve öğrencilerin anlattıklarından da okullarda dayağın sürüp gittiği görülmektedir. Son zamanlarda, özellikle
2005-2006 ders yılının ikinci döneminde, okullarda şiddet olaylarının arttığını hepimiz görmekteyiz. Gerek öğrencinin öğrenciye, gerekse öğretmenlerin öğrencilere fiziksel şiddet davranışları, yazılı ve
görsel medya organlarına konu olmaktadır.
Tan’ın (1994), bu konudaki araştırmalarında, birçok kültürde,
acı vermek kastıyla fiziksel ceza uygulamalarının güç, dayanıklılık
ve uyum sağlamak açısından yararlı görüldüğü; çocuğun içgüdüsel ya da kendine zarar verebilecek davranışlara doğuştan eğilimi
bulunduğu, antisosyal davranışların fiziksel cezaya yada tehdidine
başvurmadan denetlenemeyeceği görüşünün hayli yaygın olduğu
belirtiliyor. Ayrıca bu açıdan gençlerin, bazen kendinden yaşlılardan
çok farklı düşünmediği de ortaya çıkıyor. A.B.D.’de ana-babaların
çoğu bedensel ceza uyguladığı gibi, bedensel cezadan yana olan
ana-babaların oranının son yıllarda değişme göstermediği görülüyor.
Araştırmalar genellikle öğretmenlerin de bedensel cezadan yana olduklarını, ayrıca bu tutumlarında süreklilik bulunduğunu gösteriyor.
64
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
Dayağın çözümlediğinden fazla, sorun yaratıcı bir uygulama olduğu
yıllardan beri mesleki ve bilimsel yayınlarda ve medya iletilerinde
de izlenmektedir.
Kültürümüzde dayak dinsel, kırsal, geleneksel ögelerle pekiştirilen ve yaygın olarak kabullenilen bir yaşam pratiğidir. Bu yüzden de “dayak yiyen kişinin bunu hakettiği” gibi açıklamalara her
kesimden insanın başvurduğu görülüyor. Öğrencilerle yapılan görüşmelerde de dayağın, disiplin kuruluna göndermek, not kırmak,
veliye bildirmek gibi cezalara tercih edilebildiği; “şikayete değmez”
bulunduğu izleniyor. Bu nedenle eğitimde dayak konusu geniş toplumsal-kültürel çerçevede ele alındığında kimi olumsuz sonuçlarının hafiflediğini düşünmek mümkündür. Türk toplumunda otoriteye saygının bir toplumsal norm olduğunu vurgulayan kimi yazarlar
ana-baba ve öğretmenin otorite sağlamakla kullandığı baskı yöntemlerinin yetişkin ve çocuklar tarafından benimsenegeldiğini, kişilik
bozukluklarının da örneğin, Amerikan toplumundakinden farklı bir
takım süreçler içerdiğini belirtiyorlar. Yörükoğlu’na göre de “geleneksel ailelerimizde ana-babalar dayağı serbestçe kullanır ve bundan
suçluluk duymazlar. Bu öylesine yaygındır ki, çocuklar bunu yaramazlık ve kötü davranışın bedeli olarak kabullenirler ( Tan,1994).
Çocuklar kreşler, yuvalar, bakım evleri ve okullar gibi eğitim
kurumlarında şiddete uğrayabilirler. Bu şiddet diğer yerlerdekilerine
benzer olarak duygusal, fiziksel ya da cinsel istismar biçiminde olabilir. Duygusal istismarın sıklığı konusunda kesin veri bulunmamaktadır, fiziksel ya da cinsel istismarda olduğu gibi nesnel bulguların
olmayışı tanıyı güçleştirmektedir.
Fiziksel istismar okullarda cezalandırma yöntemi olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Fiziksel istismar tanımın içine dayağa ek
olarak, sarsma, çimdikleme, kulak çekme, iğne batırma, rahatsızlık
verecek pozisyonda uzun süre durmaya zorlama, ceza olarak aşırı
egzersiz yaptırma vb. davranışlar da girmektedir. Fiziksel istismara
erkek çocuklar daha fazla maruz kalmaktadırlar. Erkek öğretmenlerin de fiziksel cezalandırmaya daha sık başvurduğu görülmektedir.
Bu, geleneksel kültürde babanın evdeki otoriter tutumunun okula taşınması olarak yorumlanabilir ( Beyazova ve Şahin,2001).
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
65
Rıza GÖKLER
Toplumdaki yaygın kanının aksine araştırmalar eğitimde fiziksel cezanın başarılı olmadığını; övgü, ödüllendirme gibi olumlu
güdülemelerin daha etkili olduğunu göstermektedir. Fiziksel ceza
öğrencinin okuldan korkmasına, özgüvenini yitirmesine neden olurken, davranışı daha kötüleştirmekte, saldırgan ve yıkıcı tutumları artırmaksa, sınıf düzenini bozma, eşyalara zarar verme, öğretmenlere
karşılık verme, yalan söyleme gibi olumsuz davranışları artırmaktadır. İstenmeyen davranışı değiştirme konusunda fiziksel cezanın
etkisi geçicidir. Bir süre sonra yinelenen olumsuz davranışta sonuç
alabilmek için giderek cezanın şiddetinin artırılması gerekir (Beyazova ve Şahin, 2001).
Türk toplumunda gençlerin tutumlarını inceleyen Kağıtçıbaşı,
Türkiye’de otoriteye başeğme davranışının toplumsal normlardan
kaynaklandığını belirtmektedir. “Otoriteye karşı itaat göstermek,
geleneksel Türk ahlak ve terbiyesinin kurallarındandır, yani bir
toplumasal normdur ve iyi yetişmiş olmanın göstergesidir. Otorite
mevkiinde bulunanlar ( ana-baba, öğretmen, v.b.) çoğunlukla mevkilerinden dolayı otoritelerini haklı gösterebilecek durumdadırlar” (
Gözütok, 1993).
Otoriteye sorgulanmasız itaat eden birey yetiştirme yaklaşımları ve bunun uzantısı olan okullarda dayak uygulamaları, çağdaş eğitim amaçlarına ulaşmada önemli bir engeldir. “çocuğa kötü
davranma Türkiye’de temel bir sorun olarak pek konuşulmaz. Bu
durum, iki biçimde yorumlanabilir: 1. Türkiye’de çocuğa kötü davranma olarak nitelendirilebilecek bir sorun yoktur. 2. Türkiye’de bu
konuda bir duyarlılık yoktur ve dolayısıyla sorunun varlığını veya
yokluğunu gösterecek yeterli veri toplanmış değildir ( Cüceloğlu,1991).
Öner’e (1996) göre bedensel cezanın kullanımı birçok soruna
yol açmaktadır. Bedensel cezaya başvuran kişi aslında onun neden
olabileceği sorunların farkında değildir. Bunlardan en önemlisi, dayak atan cezalandırıcı bir öğretmenin çocuk tarafından uzak durulması, kaçılması gereken bir kişi olarak algılanmasıdır. Uzak durma
ve kaçma değişik biçimlerde anlatım bulur; okuldan kaçma, diğer
öğrencileri suçlama, kendini hasta hissetme, dikkatini toplayamama
66
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
gibi. En kötüsü de öğrencinin kendisine acı veren bir ortamdan uzak
kalabilmek için okulla ilişkisini kesmeye kalkışmasıdır. Bu da eğitimin amaçlarıyla çelişir. Öğretmenden, sınıftan ya da okuldan uzak
olmayı yeğleyen bir öğrenci özgürce öğrenemez, zihinsel merakını
karşılayamaz veya bilgi edinmenin keyfini alamaz. Eğitim ortamı
onun için acı kaynağı olur.
Fiziksel istismar aynı zamanda psikolojik etmenleri de içerir,
istismarın psikolojik etki ve doğurgularının genellikle daha çok üstü
örtülüdür. Psikolojik değerlendirme yapılmadan belirlenmesi güçtür.
Çocuğa verdiği potansiyel zarar örtüktür. Buna bağlı olarak fiziksel
ve duygusal kötü muamelenin psikolojik doğurguları hemen ortaya
çıkmayabilir. Bunun yerine etkileri çoğalma ve yığılma eğilimindedir. Bu ortaya çıkış belki de yetişkinlik dönemine kadar gündeme
gelmeyebilir( Öner, 1996).
Öğrencilerin okulda fiziksel olarak cezalandırılması, yasa
ve yönetmeliklerimizle de engellenmeye çalışılmaktadır. Öğrenciye fiziksel zarar veren öğretmenin maaş kesilme, uyarı gibi cezalar
alabileceği 4357 sayılı yasanın, 6. maddesinin b bendinde , 1702
sayılı yasanın 20 ve 22. maddelerinde de açıkça belirtilmektedir.
Aynı yasanın 27. maddesi gereğince öğrenciye cinsel tacizde bulunan öğretmen meslekten çıkarılma ile cezalandırılmaktadır. Millî
Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Kurumları Ödül ve Disiplin Yönetmeliğinde de öğrencilerin bir başkasının iffet ve namusuna tecavüz
etmeleri, kişilere eziyet etmeleri ve işkence yapmaları örgün eğitim
dışına çıkmayı gerektiren davranışlardan biri olarak belirtilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 414-417. maddeleri de çocukların namusuna saldırı olması durumundaki ağır hapis cezalarını tanımlamaktadır
( Beyazova ve Şahin, 2001).
Bütün bunlara karşın, yapılan çalışmalar çocuğa karşı şiddetin engellenmesinde yasa ve yönetmeliklerin yetmediğini, önemli
olanın toplumun bu konudaki düşünce ve tutumları olduğunu göstermiştir. Ülkemizde okullarda uygulanan fiziksel cezanın boyutları
kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan az sayıda çalışmada okullardaki çocukların % 50-75’inin değişen derecelerde fiziksel cezaya
uğradıkları gösterilmiştir ( Beyazova ve Şahin, 2001).
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
67
Rıza GÖKLER
Çocuk istismarını önlemek gerçekten güç bir konudur. İstis­
marı önleme çalışmalarını bireysel, toplumsal ve evren­sel koruma
olarak üçe ayırmak mümkündür. Bireysel koruma, istismara uğrayan
çocukların erken tanısı, uy­gun tedavisi ve izlemini içerir. İstismara
uğrayanların etkin tedavisi, bu çocukların erişkin dönemlerinde istis­
mar uygulama risklerini azaltacaktır. İstismar edenlerin ise yalnız
cezalandırılmaları değil tedavi ve rehabilite edilmeleri de gerekir.
Toplumsal koruma, riskli grupla­rın saptanmasına yönelik olmalıdır.
Evsizlik, işsizlik, madde bağımlılığı, alkolizm, aile içi şiddet ve ailede psi­kiyatrik hastalık çocuk istismarına yol açan risk faktör­lerinin
başlıcalarıdır. Sokakta yaşayan ve çalışan çocuk­lar sık olarak istismara uğrar. Hatta bunların önemli bir kısmı evde istismara uğradığı
için sokakta yaşamayı ter­cih ediyor olabilir. O halde bu riskli grupları bilmek ve bu grupları öncelikli olarak ele almak gerekmektedir.
Evrensel koruma ise dünyadaki tüm çocukları kapsama­ya yönelik
olarak gerçekleştirilebilir. Bu koruma biçi­minde düzenli sağlık bakımı, annenin eğitimi, ev ziya­retleri, aile planlaması, yoksulluk ve
işsizlik ile savaşım önem kazanır (Ayvaz ve Aksoy, 2004).
Konuyla İlgili Araştırmalar
Toplumumuzda, eğitimde dayakla ilgili tutumları ve bu tutumlardaki değişimleri araştıran çalışmaları oldukça az görebiliyoruz.
Tan’a (1994) göre bu konudaki araştırmaların azlığı değişik
biçimlerde değerlendirilebilir. Bunlar;
1- Eğitimde dayak önemli bir sorun değildir, ya da eğitimimizin
dayağa gelinceye kadar, araştırılacak çok daha önemli sorunları vardır.
2-
Bu konuda ciddi bir duyarlılık söz konusu değildir; onun için
de araştırılmasına gerek duyulmamış, yaygınlığı, sürekliliği
hakkında somut veriler ortaya konmamıştır.
3-
Dayak mevzuata aykırıdır, dolayısıyla araştırılmasına da
önemli engeller, alınacak bilgilerin geçerlik ve güvenirliği konusunda kuşkular bulunan bir konudur.
Tan’ın (1990) Ankara’daki dört üniversitede bir tutum ölçeği
68
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
ve anket yardımıyla gerçekleştirdiği araştırmasında öğretmen adaylarının eğitimde dayağa ciddi biçimde karşı olduklarını bulmuştur.
Kızlar, bu uygulamaya erkeklerden fazla karşı çıkıyor, daha bağdaşık tutumlar sergiliyorlar ve bunu bir sorun olarak önemsiyorlar.
Erkek ve kız öğretmen adaylarının tutumları arasındaki farkların,
yaşantılarla ilgili olduğu görülmektedir.
Böyle bir araştırma tüm evreni temsil edemeyeceği gibi araştırmanın kapsadığı gruplarla, ölçümlerden kaynaklanan olası yanılsamalardan arındığı da söylenemez. Ancak tutumların üniversiteler
arasında gösterdiği süreklilik, kız ve erkek öğretmen adaylarının
tepkileri ve yaşantıları arasındaki ısrarlı ve anlamlı farklar, bulguların öğretmen adayları kitlesine özgü yönsemelerden çok da farklı
olmadığını göstermektedir. Araştırmanın verileri, öğretmen adaylarının eğitimde dayak konusunda ciddi bir duyarlılığa sahip olduklarını göstermesi açısından geleceğe yönelik iyimser yorumlara destek
veriyor. Ancak bu araştırma dayak konusundaki tutumlara odaklandığı için genelde dayağın karşısında olanların ilerde buna başvurmayacakları iddasını taşımamaktadır (Tan, 1990).
Tan’a (1991) göre, dayağın ya da bedensel ceza (corporal
punishment)’nın, birçok başka toplumun eğitim tarihinde de yaygın
bir uygulama olduğu bilinmektedir. Örneğin, ABD’de geçmişte pek
çok okulda bizdeki meydan dayağına benzer biçimde, çocukların
bağlanarak sopayla dövüldükleri özel direkler bulunduğu bildiriliyor. 19.y.y’da bu direkler kalkmış ama sınıflarda öğrencinin göreceği bir yerde sopa ve cetvel bulundurma geleneği süregelmiştir.
Ülkemizde öğretmen dayağı konusu bilimsel araştırmalara az
yansımıştır. Eğitimle ilgili süreli yayınlarda da konuya yönelik ilginin
azlığı dikkat çekmektedir. Dolaylı olarak konuya değinen çalışmalar
da sağlıklı bilgiler vermemektedir. “orta dereceli okullarda öğrencilerde görülen disiplinsiz davranışlar ve bunlara uygulanan yaptırımlar” hakkındaki bir Yüksek lisans tezinde, araştırmacı, öğretmenlere,
“öğrencilerde gördükleri disiplinsiz davranışlara hangi yaptırımları
uyguladıklarını” soruyor. Öğretmenlerin bu soruya verdikleri cevaplar arasında dayaktan hiç söz etmedikleri görülüyor (Tan, 1991). Bu
da oldukça ilginç bir bulgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
69
Rıza GÖKLER
Gözütok (1993) araştırmasında “Öğretmenlerin Dayağa Karşı Tutumları ve Okullarda Dayak Uygulamaları” nı ele almıştır.
Ankara’da bulunan alt, orta ve üst SED’de ilkokul, ortaokul ve lise
kademelerinde olmak üzere 9 okulda bu uygulamayı yapmış, öğrencilere anket, görev yapan öğretmenlere ise kişisel bilgi formu ve
tutum ölçeği uygulamıştır. Kısaca elde ettiği sonuçlar; dayağın her
kademede ve SED’ deki okullarda ciddi boyutta varlığını sürdürdüğünü, öğretmenlerin dayak tutum ölçeği ortalamaları ile dayak uygulamalarının çelişki içinde olduğunu göstermektedir.
Öner (1996), araştırmasında; farklı sosyo-ekonomik düzeydeki (alt, orta, üst), öğretim kurumlarında görevlerini sürdürmekte
olan öğretmenlerin öğrencilerine karşı fiziksel istismar etme potansiyellerini incelemiştir. Bireyleri taramak ve belirlemek amacıyla
“Çocuk İstismarı Potansiyeli Envanteri ” (ÇİPE)’ ni kullanmıştır. Bu
araştırmada istismar potansiyeli puanları dikkat çekecek kadar yüksek bulunmuştur. Bu, eğitimde dayağın bir disiplin aracı olarak kullanılmakta olduğunun göstergesidir. İstismar ölçeği puanının yanı
sıra, araştırma grubunda stres, katılık ve mutsuzluk alt ölçek puanları da yüksek bulunmuştur. Bu da istismar potansiyelinin stres, katılık
ve mutsuzluk gibi bireysel özelliklerden kaynaklanmakta olduğunu
göstermektedir. Öğretmenlik gibi özveri, hoşgörü, sevgi gerektiren
bir mesleğin işlevleriyle bu özellikler bağdaşmamaktadır.
Demir (2001), eğitim tarihi konusunda yazılmış bilimsel eserlere, eski Türklere, özellikle de İslâm sonrası eğitim faaliyetlerine
ve eğitimle ilgili eserlere bakıldığında, eğitim aracı olarak dayağa da
yer verildiğini ya da Ömer Seyfettin gibi hikâye yazarlarımızın ya
da başka edebiyat alanında hatıralarını yazan yazarların kitaplarında
da çocukluk dönemlerinde okuldaki dayak konusundan bahsettiklerini ve eskilerin ne kadar katı eğitim anlayışına sahip olduklarının
görüldüğünü söylemektedir. Bununla birlikte eğitim hayatımızda ve
okullarda şahit olduklarımız ile gazete ve diğer medyaya yansıyan
haberler hâlâ günümüzde dayağın bir araç olarak okullarda kullanıldığını gösterir. Eğitimcilerimiz arasında dayağa karşı olanlar olduğu
gibi, dayağa taraf olanların da sayısı oldukça fazladır denilebilir. Dayağa karşı olduğunu söylemekle birlikte zorunlu olarak dayak atan-
70
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
ların sayısı da azımsanmayacak ölçüde, hatta konuyla ilgili olarak
Danıştay’ın dahi terbiye amacıyla çocuğun dövülmesinin suç teşkil
etmeyeceğine dair kararları olduğu da bir gerçektir. Dayağa taraftar
olanların ya da dayak atmak zorunda kalanların dayandıkları sebepler öğrencinin yaramazlık yapması, kuralları çiğnemesi, söz dinlememesi, suç işlemesi, olumsuz davranışlarına tüm uyarılara rağmen
devam etmesi, dersin, sınıfın, okulun huzurunu bozması, çevreyi rahatsız etmesi gibi sayıldığında uzun listeler oluşturabilecek çoklukta
olduğu görülür. Bunların hepsini bir kaç ana başlıkta toplayabileceğimiz gibi uyum problemi yaşamak diye de tek başlıkta toplarsak
hata etmiş sayılmayız. Uyum problemi olan bir öğrenciyle ilgili olayı
duyanların ileri sürdüğü çözüm önerileri genelde çocukla konuşmak,
dayak dışında başka cezalar vermek, yerini değiştirmek, psikolojik
rehberlik yapmak, ailesiyle konuşmak gibi çözümler olabilmekte.
Buna karşı dayağa taraftar olanlar çocukların sözden anlamadıklarını, başka cezaların caydırıcı olmadığı, ailenin ilgilenmediği gibi
karşıt savlar ileri sürmektedirler. Gerçekten de çoğu zaman bu tür
sorunlarla karşılaşılmakta ve sonuçta yine dayağa başvurulmaktadır
(Demir, 2001).
Sonuç ve Öneriler
Uzmanlar, istismara maruz kalan kişilerle ilişkilerinde, sakin ve kabul edici bir tutum içinde, mağdur ve istismarcı hakkında
yargıda bulunmaktan titizlikle kaçınan, şaşkınlık, olumsuzluk veya
inanmama davranışları göstermeksizin, cezalandırıcı veya suçlayıcı
olmadan ve bu yolla istismar kurbanını tekrar mağdur eden davranışlarda bulunmadan görevlerini sürdürmeye özen göstermelidir.
Çocukları şiddetten korumanın ilk adımı şiddetin varlığını
kabul etmektir.“Bizde böyle şeyler olmaz”, “Bu kadarcık dövme
şiddet sayılmaz” gibi yaklaşımlar şiddeti inkâr etmektir. Ülkemizde
fiziksel cezanın disiplin yöntemi olarak yaygın bir kullanımı olduğu
bilinmekteyse de boyutları konusunda ayrıntılı çalışmalara gereksinim vardır.
Eğitimcilerin kabul ettiği gerçeklerden biri de eğitimin okul,
aile ve çevre üçlüsünün iş birliği ile yürüyebileceğidir. Okulda ya-
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
71
Rıza GÖKLER
pılan formal eğitim aile ve çevre tarafından desteklenmediği sürece
etkili olamamakta, sonuçta pek çok sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dayak, bu iş birliğinin eksikliği sonucu ortaya çıkan önemli sorunlardan biridir.
Birey içinde doğup büyüdüğü ilk toplumsal kurum olan aile
içinde uyumlu olma alışkanlığını elde etmediği ya da olumsuz davranışlarının karşılığında dayak yemeye alıştığı zaman, aile dışına
çıktığında karşılaştığı farklı toplumsal kurumlarda da bu alışkanlıklarının etkisini taşıyacaktır. Bugün herkes Türk toplumunda aile içi
şiddetin varlığını kabul etmektedir. Bu durumda aile içinde sosyal
kurallara uyma alışkanlığı kazanmamış, aile içinde kurallara uymadığı zaman dayakla ceza görmüş bir çocuk elbette okula geldiğinde
kurallara uymayacak ve karşılığında ancak dayak cezasıyla cezalandırılırsa uyma davranışı göstermeye meyilli olacaktır. Çünkü aile
içinde, okul çağına gelinceye kadar kendisine hep bu tür alışkanlıklar kazandırılmış, böyle bir ortamda yetişmiştir.
Ancak şu da bir gerçektir ki dayak tıpkı uyuşturucuya benzer.
Nasıl uyuşturucuya başlayan birisi her defasında daha fazla miktarda uyuşturucu alarak teskin olabiliyorsa, dayakta da her defasında
öncekinden fazla olmalı ki karşıdaki üzerinde etkili olabilsin. Bunun
da sonunun olmadığı ortadadır.
Eğitim sistemi ile öteki toplumsal kurumlar arasında sürekli
bir karşılıklı ilişki vardır. Bu nedenle toplumsal şiddet varoldukça
okula da yansıyacaktır. Ancak toplumsal şiddeti köreltmede okulun
en elverişli kurumlardan biri olduğu gözardı edilmemelidir.
Öğretmenler, çocuk istismarı konusunda gerek mezuniyet öncesi gerek hizmet içi eğitimlerde bilgilendirilmeli, istismara uğramış
çocukları farketme konusunda beceri kazandırılmalıdır. Öğretmen,
çocuğu eğitirken asla fiziksel ceza uygulamayarak örnek olmalı,
uygulayanları da hoşgörmemelidir. Toplumun çocuk istismarı konusunda duyarlılığını artırmak, öğrencilerinin anne babalarını ve diğer
bireyleri eğitmek konusunda öğretmene önemli görevler düşmektedir. Okul aile birliği toplantıları ve veli görüşmelerinden bu amaçlar
için yararlanılabilir.
72
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
Eğitim sistemimizde bedensel ceza uygulamasına son verilmesi, en azından bu konuda geliştirilmiş kuralların uygulanmaya konulması kısa ve uzun dönemde bazı koşulların gerçekleştirilmesini
gerektirmektedir. Eğitim ve yöneticilik konumlarında görev alacak
kişilerin mesleki yetiştirilmesinde yeterli bilgi, beceri ve duyarlılıkların kazandırılması oldukça önemlidir. Öğretmenin görev koşullarının (öğrenci sayısı, ders programları, araç-gereçler v.b.) öğrencilerin
gereksinim ve ilgilerini daha yakından tanıyabilecek ve etkili iletişimi gerçekleştirebilecek biçimde iyileştirilmesi, sınıfta disiplinin
sağlanmasını öncül sorun olmaktan çıkarabilecektir. Öğretmenlerin
ana-babalarla daha yakın ilişkiler kurmaları davranışların dayağa
başvurmadan çözümlenmesini etkileyebilir. Öğretmenlerin başa çıkamadıkları öğrenciyi yöneticilere havale etmek yerine ana-babalarla ya da uzman ve rehberlerle ortak çözüm aramaya çalışmaları yöneticilerin bedensel ceza uygulamalarını sınırlayabilir ( Tan, 1990).
Çağdaş eğitim, bedensel cezaya olumlu seçenekler üretmiş bulunmaktadır. Sınıf içi disiplinin sağlanmasında başarıyla uygulanan
bu seçeneklerden biri davranış değiştirme- behavior modificationyöntemidir. Bu yöntem, sorunlu davranışın dikkat ve ilgi konusu olmaktan çıkarılması ya da bedensel olmayan yaptırımlarla cezalandırılmasına karşılık istendik davranışların ödüllendirilmesine dayanır.
Çağdaş disiplin teknikleri giderek daha çok öğrencinin öz-denetim
becerilerini geliştirmeye yönelmektedir ( Tan, 1990).
Okulda ve evde disiplini sağlamak için fiziksel ceza dışında
seçenekler bulunmaktadır. Bu seçenekleri uygulamanın çocukta
olumlu davranışı geliştirmede daha başarılı olduğu kanıtlanmıştır.
Çocukla yaşına uygun bir dille konuşarak, uygun bir iletişimin kurulması için öğretmen-öğrenci ilişkisinin sözel bir özellik taşıması,
çocuğun bilişsel yeteneklerini geliştirecektir.
Bize, kabul edilemez gibi görünen bir durumun, çocuğun
gözünde tamamen farklı olması mümkündür. Bu nedenle olaylara
çocuğun gözüyle bakıp, empatik bir iletişimle, onu anlamaya çalışılmalıdır. Çocuğa yaşına uygun, kabul edilebilir, kesin ve tutarlı
sınırlar çizilerek ve belli kurallar koyularak, bunların aşılmasının
istenmediğini uygun bir dille ifade etmek, anne-babanın istismar ve
ihmale başvurmasını engelleyecektir.
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
73
Rıza GÖKLER
Çocuğun, anne-babası, bakıcısı veya eğiticileri, çocuğun birden fazla istenmeyen davranışı varsa hepsini bir anda ele almayıp,
davranışlarla birer birer ilgilenerek, bu davranışın, neden sorun yarattığını açıkça anlatarak, davranış değişikliğinde çocuğu bu tutumundan dolayı kutlaması, çocukla kurulacak en doğru iletişim ve
etkileşim biçimi olacaktır.
Anne-babalar, çocuklarına ceza vermek için onları itmek,
kakmak, tokatlamak, vurmak ya da dayak atmak gibi davranışları
gösterdiklerinde, çocuklarına, onların da kendi sorunlarını iterek,
kakarak, vurup, çarparak çözmenin uygun olacağı, ceza vermeleri
gerektiğinde onların da benzer şekilde cezalar uygulayabilecekleri
mesajını vermektedirler.
Çocuklar bazen de ev ortamında bedensel cezaya maruz kalmaktadırlar. Bunun bir de okulda pekiştirilmemesi gerekir. Okul bu
olumsuz etkileşim biçiminin pekiştirileceği yer değil, olumluya çevrilebileceği bir ortam olmak zorundadır.
Yaşamak, sağlıklı büyümek ve gelişmek, eğitim olanaklarına
sahip olmak gibi hakların yanısıra bu haklarını kullanırken huzurlu
ve mutlu olmak, istismar ve ihmale maruz kalmamak da çocukların
en doğal hakkıdır. Bu hakka sahip olmak için onların en büyük yardımcıları ise öğretmenleri ve anne-babaları olacaktır.
KAYNAKLAR
Aral, N. (1991). Ailede Ana-Baba Tutumları. Ailenin Güçlenmesinde Aile Bireylerinin Sorumlulukları. Aile Araştırma Kurumu.
Eğitim:3. Ankara
Aral, N.(1997). Fiziksel İstismar ve Çocuk. Tekışık Veb Ofset Tesisleri, Ankara.
Aral, N. (2001). Çocuk Hakları Çerçevesinde Çocuk İhmal ve İstismarı. Miili Eğtim Dergisi, Sayı, 151
Arıkan, Ç. ( 1988). Ailede Çocuğa Yönelik Şiddet. Hacettepe Üniversitesi. S.H.Y.O. Dergisi, Cilt;6, Sayı, 1-2-3
74
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Eğitimde Çocuk İstismarı ve İhmaline Genel Bir Bakış
Ayvaz, M. ve Aksoy, C.M. (2004). Çocuk istismarı ve ihmali: Ortopedik yönleri .Hacettepe Tıp Dergisi 2004 35;27-33
Baskın, D. (1998). Çocuğun Fiziksel Örselenmesi. Hipokrat Hareketi (Çocuk örselenmesi ve Ihmali(on-line Doküman). Makalenin WEB sayfasından alındığı tarih: 06.11.2003 WEB :hhtp://
www.hipokrat.org
Beyazova,U. ve Şahin,F. (2001) Çocuğun Şiddetten Korunma Hakkı. Milli Eğitim Dergisi, Sayı,151
Bilir, Ş. ( 1991 ). 4-12 Yaşları Arasındaki 16.100 Çocukta, Örselenme Durumları ile İgili Bir İnceleme. Ankara.
Browne, K. (1990). Çocuk İstismarına Neler Sebep Olur ? Çocuk
İstismarının Önlenmesi Konferansı. Ankara.
Burgess, A.W. ve Holmstrom, L.L. (1975). Sexual Trauma of Children and AdeeolescentsX Sex, Pressure and Secreecy. Nursing
Clinical of North America,10.
Cüceloğlu, D. (1991). İnsan Davranışı. Remzi Kitapevi. İstanbul
Demir, A. H. (2001). Okulda Şiddete Çözüm Önerisi. Bilim ve Aklın
Aydınlığında Eğitim Dergisi. Sayı, 2/C.
Dökmen,Ü. (1995). Evde, Okulda, Ekranda Çocukları Duygusal İstismar. Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi. Sayı :426
Gökler, B.ve Taner, Y. (2004). Çocuk istismar. ve ihmali: psikiyatrik
yönleri. Hacettepe Tıp Dergisi 2004 35;82-86.
Gözütok, F.D. (1993). Okulda Dayak. Ankara..72 Ofset.
Karaman, Y. (1993). “1İlkokul Öğretmenlerinin Gözlemlerine Göre
Çocukların Aileleri Tarafından İstismarı ve İhmali.“ H.Ü. Sos.
Bil.Enst. Yüksek Lisans Tezi. Ankara.
Kozcu. Ş. (1991). Çocuk İstismarı ve İhmali. Ankara. Aile Yazıları 3,
Başbakanlık A.A.K. Yay.
Mouzaakitis, C.M. ve Verghese, R.. (1985). Social Work Treatment
With Abused and Neglected Children, Charles C. Thomas P
Yub, İllinois.
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
75
Rıza GÖKLER
Öner, U. (1996). Farklı Okullarda Görev Yapan Öğretmenlerin Çocuk İstismarı Potansiyellerinin İncelenmesi. Ankara. 72 Tasarım Dizgi
Parke, R.D. ve Collmer, C. W. (1975). Child Abuse, The University
of Chicago Press.
Siefert, K.A. (1985). Social Work Treatment With Abused and Neglected Children, Charles C. Thomas P Yub, İllinois.
Tan, M. (1990). Eğitimde Bedensel Cezalandırma. Ank. Üniv. E.B.F.
Dergisi, Sayı 2
Tan, M. (1991). Öğretmen Dayağı. Ankara. Gözde Repo Ofset
Tan, M. (1994). “Öğretmen Adaylarının Eğitimde Dayak Konusundaki Tutumları” Dünya’da ve Türkiye’de Güncel Sosyolojik
Gelişmeler, İzmir I. Ulusal Sosyoloji Kongresi , Ankara
Tercan, M. (1995) “Çocuğun Ana-Babası Tarafından Fiziksel İstismarı ve İhmali”. Yayımlanmamış Yükseklisans Tezi, Ankara
Ü. Sos.Bil.Enst.
Topçu, S.(1997). Çocuk ve Gençlerin Cinsel İstismarı. Doruk Yayıncılık: Ankara.
Yücel, H. (2004). Öznenin Yok Edilişi - Sömürü Nesnesi Olarak Kız
Çocukları . Ulusal Sosyal Hizmetler Konferansı, 6-22 Mayıs
2004, Ankara.
Zeytinoğlu, S. (1988). Sağlık, Sosyal Hizmet, Hukuk ve Eğitim
Alanlarında Çalışanların Türkiye’de Çocuk İstismarı ve İhmaliyle İlgili Görüşleri. Seminer Dergisi,6
76
TSA / Yıl: 10, S: 3, Aralık 2006
Download