Halkla İlişkiler Okuryazarı Olabilmek Halkla İlişkilere Dair

advertisement
Halkla İlişkiler Okuryazarı Olabilmek
Halkla İlişkilere Dair;
İleti bolluğu, sorgulamayı dolayısıyla iletilerin arka planını okumayı güçleştirirken,
halkla ilişkilerin medyanın birincil haber kaynağı haline gelmesi, iletilerin büyük bir
bölümünün bu güçlü haber kaynağı tarafından tasarlanmasına neden olmaktadır. Medyanın
tecimsel kaygısı ise, tasarlanan iletilerin eşik bekçilerini aşmasını kolaylaştırmaktadır. Yani
halkla ilişkiler, medya ve haber kaynağı kavramları arasındaki ilişki, ileti tasarımının odağına
yerleşmektedir. İletişimde bir güç dengesi bulunduğu ve iletişimin bir amacının olduğu
gerçeği ise; engineering of Content veya Spin Dr. kavramlarını gündeme taşırken, kurumların
iş hedefleri üzerine yapılanan iletilerin gerçek amaçlarını görebilmek, sorgulayan gözlüklerle
bakabilmeyi ve halkla ilişkiler okur-yazarlığını gerektirmektedir. Halkla ilişkiler kavramına
yöneltilen eleştiri oklarının kavrama değil, kurumların amaçları üzerine yapılanan
uygulamalara yöneltilmesi ise kavramın olduğu kadar amacın da doğru okunabilmesiyle
olanaklıdır.
Günümüzde teknolojik gelişmelerin iletişime hızla yansıması ve küreselleşme gibi
etkenlerin itici gücü, ortaya çıkışından günümüze kadar omurgası hep aynı olan halkla
ilişkiler uygulama alanlarının sınırlarını zorlamakta ve önemini giderek arttırmaktadır. Hedef
kitlelerle sürdürülen stratejik iletişim olarak tanımlanması ise, halkla ilişkilerin amacına vurgu
yaparken, uygulama alanlarını,
kriz iletişiminden itibar ve imaj yönetimine, lobicilikten
siyasal iletişime kadar geniş bir alana yaymaktadır. Kurumların hedef kitlelerinin, sadece
çalışanlar, hissedarlar ya da tüketicilerle sınırlandırılamayacağı gibi halkla ilişkiler de sadece
işletmelerin sınırları içine sıkıştırılamayacağı açıktır. Bu bakış açısıyla halkla ilişkiler
uygulamaları;
devletlerin,
rejimlerin
varlıklarını
sürdürebilmek,
sosyal
değişimleri
sağlayabilmek/ hız kazandırabilmek, uluslararası politikalarda etkili aktör olabilmek için
yürütülen planlı iletişim çabalarını da içermektedir. Çünkü; hedef kitlelerle sürdürülen ve
kurumun amaçları üzerine yapılanan iletişim yönetimi tanımı, kamuoyu önderlerini de, diğer
ülke yurttaşlarını da, ürünü kullananları da hedef kitle kavramının sınırları içerisinde
değerlendirmeyi olanaklı kılmaktadır. Kurumlara kar ya da güç olarak geri dönen itibar ise
halkla ilişkilerin varış çizgisidir.
Çoğunlukla işletmelerin kapsama alanına giren tüketici davranışlarının dikkat
çekmesine karşın, sosyal değişim ve halkla ilişkiler ilişkisi de yüz yıllardır gücüne güç
katarak yoluna devam etmektedir. Ve bu yaklaşım, kurumların
“devletin ideolojik
aygıtları”* olarak birer iletişim kanalı işlevini üstlendikleri biçimindeki yorumu da anlaşılır
kılmaktadır. Örneğin eğitim kurumları, müzeler bir ülkenin kültürel değerleri üzerine
yapılanan iletişim stratejisinin kanalları olarak işlev üstlenmektedir. Müzeler, toplumsal tarih
ve kültür kanalı oldukları kadar, ülkelerin, iç ve dış hedef kitlelere yansıtmak istedikleri
imajlarını da besleyen araçlardır. Bu yaklaşım, Berlin’de bulunan Sachsenhaus’un kuruluş
döneminde “Concentration Camp” olarak tanımlanmasını da, Sachsenhaus’un girişindeki “
Arbeit macht Frei/çalışmak özgürleştirir” sloganını da daha anlaşılabilir kılmaktadır.
Tüm bileşenlerin birlikte yönetildiği iletişim ise, iletilerin arka planını görmeyi
güçleştiren temel nedenlerden bir tanesi olarak düşünülebilir. Çünkü kurumların kendilerini
tanımladıkları biçimde anlatmak için gerçekleştirdikleri eylemler, yararlandıkları göstergeler
ve kullandıkları dil, yönetilen iletişim ile yansıtılması arzu edilen görüntünün işbirliğidir.
Kimliğin imaj olarak dışa vurumuna ise yine bu kanallar aracılık etmektedir. Ancak bu
noktada sorulması gereken asıl soru, iletişim stratejisinin hangi amaçlar üzerine
dayandırıldığıdır? Bir başka deyişle; eleştiri oklarının halkla ilişkilere değil, halkla ilişkiler
uygulamalarına yöneltilmesi kavramın daha doğru değerlendirilmesine katkıda bulunacaktır.
İlk kurumsallaşma dönemlerinden bu yana aynı sancıları çeken halkla ilişkilerin bu
bağlamda en önemli adımı 1900’lerin başında atılmış ama araya yine kurumsal amaçlar
girmiştir. “Halkla ilişkilerin hedef kitlelerle dürüst ve sağlam bağlar kurması…” ifadesi bu
yaklaşımın ortak buluşma noktası olarak tanımlanabilir. Ivy Lee ise, 1906 yılında yayınladığı
bildiride doğru ve eksiksiz bilginin altını çizmiştir. Bu bildiride Lee, “Bu gizli bir basın
bürosu değildir. Bütün çalışmalarımız açıklık esasına dayanır. Amacımız haber sağlamaktır.
Bu bir reklam ajansı değildir. Konularımız günceldir. Ele aldığımız her konuda istenen daha
ayrıntılı bilgi derhal sağlanarak, her editöre konunun doğruluğunun ispat edilmesi
konusunda yardımcı olunur. Kısaca amacımız, kamu kurumları ve iş dünyası yararına, basına
/ABD halkına bilmesi gerekli olan ve haber değeri taşıyan, doğru ve güncel bilginin
sağlanmasıdır”1 demektedir.
1
Bkz. IVY Lee, Decleration of Principles,1906’dan aktaran David C.Warren,”The art of getting Believed in”,The
Paradox of Ivy Lee’s Publicity and Principles in His Information Campaign Fallowing the Luddlow Massacre,
University of Northern Colorado,1991.
Halkla ilişkiler anlayışında Ivy Lee’ni altını çizdiği bilgilendirme yaklaşımı, yani bir
başka deyişle halkla ilişkiler alanında meslek ahlak ilkelerinin atası olarak kabul edilebilecek
olan “doğru ve eksiksiz bilgi” temelli bildirisi aslında ilk önce kendisi tarafından ihlale
uğramıştır. İşte tartışılması gereken asıl konu budur. Çünkü kurumun amaçları toplumsal
çıkarlar ile çatışmıştır. Halkla ilişkilerin mihenk taşı olarak kabul edilen ve biraz da daha
önceki anlayışa tepki olarak doğduğu yorumunun da yapılabileceği Bildiri’ye Lee’den
sonrakilerin değil, sadece kendisinin sadık kalabildiğini bile söylenebilseydi, halkla ilişkiler,
tanımlarında kurumun amaçları odak noktası haline gelmeyebilirdi. Toplam 40.000 basın
bültenin söz konusu olduğu Colorado grevi sırasında Rockefeller’lara danışmanlık hizmeti
vererek ailenin imajını başarıyla yönetirken, bildirinin çıkış noktasıyla örtüşmeyen
uygulamaları kendisine Poison Ivy (Zehirli Sarmaşık) lakabının uygun görülmesine yol
açmıştır. Daha çok sosyalist basının ilgisi çeken bu grevle ilgili olarak yazı yazanlardan
sadece Henry Pringle ve Silas Bent, yazılarında Ivy Lee’yi başarılı bulduklarını dile getirirken
Upton Sinclair, “Brass Check” adlı eserinde kamuoyunu yanılttığını ileri sürdüğü Lee’yi
zehirli sarmaşık olarak tanımlamıştır. Dye Trust’ın danışmanlığını üstlenmesi, Lee’nin
Hitlerin basın ajanı olarak suçlanmasına yol açarken, Ivy Lee, Amerikan Temsilciler meclisi
Araştırma Kurulu’na da Anti- Amerikan faaliyetleri nedeniyle savunma vermek zorunda
kalmıştır. Grevin nedenlerini ayrıntılarıyla araştırmak üzere oluşturulan komisyon Lee’nin
görüşlerine başvurduğunda Lee, Rockefeller’ların imajının düzeltilmesini amaçladığını ancak
bilgi kaynaklarının şirket yöneticileri ile gazete küpürleri olmasının bazı yanlışlıklara neden
olduğunu ifade etmiştir2. Böylece belki de bugünkü anlamına en yakın ilk örneklere
bakıldığında bile kurumun amaçları, tasarlanan iletiler, tecimsel kaygı ilişkisi halkla ilişkiler
okuryazarlığına ve önemine dikkat çekmektedir. Çoğu zaman haber kaynağı olan halkla
ilişkiler tarafından tasarlanan iletiler, medyanın itibarının da arkasına gizlenerek, asıl gerçek
yaratılan gerçek arasındaki boşluk büyümüş, böylece tasarlanan iletilerle cimri ihtiyar algısı,
yaşlı hayırsevere dönüşüvermiştir. Stuart Ewen’ın çalışma mekanını bir entelektüel’in
“mühimmat deposu”na benzettiği Edward Bernays ise, ikna kuramlarından yararlanmış,
araştırma yöntemlerini halkla ilişkiler kampanyalarına dahil etmiş böylece araştırmada hem
hedef kitleyi anlama hem de kamuoyu oluşturmaya yönelik bir araç haline dönüşmüştür.
İletişim stratejisi ise, yine kurumun amaçları üzerine yapılandırılmış, Lucky Strike satmış,
Committee on Public Information ABD’nin savaşta psikolojik kazanımına katkıda
bulunmuştur.
2
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Aynı eser ve Filiz Balta Peltekoğlu Halkla İlişkiler Nedir, İstanbul: Beta Basım
Yayım,2008.
Türkiye’de çağdaş halkla ilişkilerin gelişim süreci bağlamında bakıldığında ise;
Cumhuriyet Devrimleri’nin benimsetilmesinde, halkla ilişkilerin bu büyük değişimin en
önemli kanalı olduğu söylenebilir. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, Harf
Devrimi’ni anlatmak için başöğretmen rolü üstlenmesi, çağdaş giysileri ve şapkasıyla Kılık
Kıyafet Devrim’ini halkla buluşturması, değişim sürecinde kamuoyu önderinin önemine ve
göstergelerin etkisine dikkat çekmektedir. Milli Mücadele Basını ise bu değişimin ve
dönüşümün daha geniş kitlelere ulaşmasını
sağlamıştır.
1926 tarihli
“Karadeniz
Gemisi/Yüzen Fuar ” projesi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kendini tanımladığı çağdaş
kimlikle algılanma çabasının en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Halkla ilişkilerin
Türkiye’de kavram olarak kabul görmeye başladığı, eğitimde ve özel sektörde önemli aşama
kaydettiği 1960’lı yıllarda ise DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) Nüfus Planlaması Genel
Müdürlüğü, nüfus planlamasının çocuk sayısını sınırlamak olmadığını, istenen sayıda çocuğa
sahip olmak anlamına geldiğini anlatmak için halkla ilişkilerin desteğini alıyordu.
Halkla ilişkilerin kurumların amaçları üzerine yapılanan ve bu bağlamda hedef
kitlelerle sürdürülen iletişim yönetimi olarak tanımlanması,
kavramın sorgulanması için
yeterli bir neden olarak düşünülebilmekle birlikte, kavramı doğru değerlendirmek ancak
geniş perspektifle ele almak ve uygulamalara amaç açısından bakabilmekle olanaklıdır. Tabii
ki her iletişimin bir amacı vardır ve bu amaç, çoğu zaman iletişimi yönetenin amacıdır.
Dolayısıyla adı halkla ilişkiler ya da iletişim yönetimi veya kurumsal iletişim olsun, amaç
çoğu kez tutum ve davranışların pekiştirilmesi ya da değiştirilmesine odaklanmaktadır. Bu
bakış açısıyla; halkla ilişkilerin vazgeçilmezliğini saklı tutarak, gerekliliği, ne ölçüde temiz
olduğu ya da ne ölçüde arınması gerektiği, eylemler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Toplumun aydınlanması ya da refahı için gerekli olan bilgi paylaşımı, toplumların
gelişmişlikleriyle yakından ilgili olan nüfus planlaması gibi konularda yasal düzenlemelere
destek verilmesi ya da yaşanan olumsuzlukların tekrarlanmaması için gerçekleştirilen
uygulamaların eleştirilebilir bir tarafı yoktur. Ancak bir yandan iletişim kuramları, diğer
taraftan ikna kuramları, göstergeler, semboller ve ritüeller gibi iletişime dair her şeyden
yararlanan halkla ilişkiler alanında “okur- yazarlık” giderek kaçınılmaz hale gelmektedir.
Amaca giden her yol mübah mıdır? Ya da her amaç masum mudur? Soruları, halkla ilişkilerin
sorgulanmasına neden olan ve de okur -yazarlığı zorunlu kılan temel sorulardır. İtibara giden
yolda ise, iletişim yönetiminin gerçeği ile asıl gerçek arasındaki farkın azaldığı nokta, halkla
ilişkilerle bilinç yönetiminin mesafesinin daraldığı ve halkla ilişkiler okuryazarlığının
kaçınılmaz olduğu noktadır. Yani halkla ilişkilere yöneltilen eleştirileri haklı kılan ve
kavrama olumsuz anlam yüklenmesinin temel nedeni, kurumların amaçları üzerine yapılanan
stratejilerin asıl gerçek ve görünen gerçeğin mesafesinin daralmasında oynadığı roldür.
Okuryazar olabilmek
Günümüzde okuma ve yazma bilmenin çok ötesinde anlamlar üstlenmiş olan “okur yazarlık” kavramı, anlayabilmeyi, iletilerin arka planını görebilmeyi, yeni bilgileri daha
önceki bilgilerle buluşturabilmeyi ve değerlendirebilmeyi açıklarken, medya okuryazarlığı,
iletilerin analiz edilmesi, değerlendirilmesi ile yaratılması sürecini içermektedir. Yani okuryazarlık, sorgulama temelli bir yaklaşım olup; insanları izledikleri, duydukları ve okudukları
hakkında soru sormak konusunda yüreklendirmektedir. Negatif eleştiriyi değil, sorgulamayı
tanımlayan bu eleştirel yaklaşım, alıcıların iletilerin arka planını görebilmeleri açısından önem
taşımaktadır. Kamusal ilişkilerde medya sahipliğinin bilgi paylaşımı üzerindeki etkilerinin
sorgulanması konusunda da yol gösteren medya okur-yazarlığı,
medya sahipliğine karşı
bağımsız medyanın yaratılmasında da itici güç olabilir. Halkla ilişkiler okur-yazarlığı ise,
iletilerin gerçek amaçlarını okuyabilmek boyutuyla hedef kitleyi ilgilendirirken, iletilerin kim
tarafından, hangi amaçla, kime yönelik olarak tasarlandığını anlamaya ve güvenilirlik
düzeyini doğru değerlendirmeye zemin hazırlar.
Halkla İlişkiler Okuryazarlığı
Medya okur- yazarlığı ile ileti tüketimini aktif ve eleştirel platforma taşımak,
insanların manipülasyon ile misenformation ve disenformation’a duyarlılıklarını geliştirir.
Özellikle kurumların amaçları üzerine yapılanan reklam ve halkla ilişkiler amaçlı iletiler için
bu durum daha da önem kazanır. Okur-yazarlık bireyleri yaşamın öznesi olmaktan yaşamın
nesnesi olmaya giden yolda aktif olmaya davet ederken, halkla ilişkiler okur- yazarlığı,
mesajların analizi ve üretiminde görsel, sözsel ve işitsel öğelerin doğru değerlendirilmesi ile
eleştirel yaklaşımın temel unsuru olan soru sormanın öğrenilmesi gibi konuları kapsar.
Kurumların amacı üzerine yapılanan iletilerin halkla ilişkilerin kapsama alanına girmesi,
medyanın tasarlanan iletileri kamuoyuna taşıması, eşik bekçilerinin ise kimi zaman
uygulamaların destekçisi haline dönüşmesi, halkla ilişkiler okur- yazarlığını zorunlu hale
getirmektedir. Halkla ilişkilerin kendi kuralları içinde yaratıcılıktan yaralandığı, farklı
kişilerin mesajları farklı okuduğu, iletinin görünmeyen bakış açısı ve değerleri olabileceği ile
pek çok iletinin kar ve güç elde etmek için tasarlandığı konuları ise halkla ilişkiler okur –
yazarlığının gerekliliğine vurgu yapan temel nedenlerdir.
Bu nedenle mesajı tüketenin, iletiyi kimin tasarladığını sorgulamasının yanında,
iletilerin neredeyse tümünün tasarlandığının bilinmesi ve de mesajı üretenin ne anlatmak
istediğinin sorgulanması gerekir. Tasarlayanın iletinin etkili olabilmesi için yaratıcılıktan ya
da teknolojik olanaklardan yararlanması, iletinin hedeflediği kitlenin yaratıcı teknikleri fark
ederek doğru okuyabilme ve çözümleyebilme yeteneğini geliştirmesini zorunlu hale getirir.
Ayrıca farklı hedef kitlelerin kültürel birikimleri ve yaşam deneyimlerinin iletişim kodlarının
çözümlenmesinde etkisinin olduğunun farkına varılması, iletinin gerek tasarlayanlar, gerekse
muhatapları tarafından bilinmesi, okur - yazarlığın temel şartlarından bir tanesidir. İletiyi
tasarlayanın içerik üzerindeki denetim gücüne karşın, alıcının denetim şansının olmaması algı
süzgecini sorularla daraltmasını gerektirir.
Anahtar
sözcükler
yazar
biçim
Hedef kitle
İçerik
amaç
Çözümleme; hedef
Temel kavramlar
kitlenin 5 temel sorusu
İleti kim tarafından
Medyadaki tüm
tasarlamış?
iletiler
tasarlanmıştır
Etkili iletişim için hangi İletiler yaratıcı ve
yaratıcı teknikler
dikkat çekici
kullanılmış?
tekniklerle
tasarlanır
İleti farklı hedef kitleler Farklı hedef kitleler
tarafından nasıl
mesajları farklı
yorumlanır?
biçimde algılarlar
bakış açısı, yaşam
Medyanın/iletiyi
biçimi ve hakim
tasarlayanın örtük
değerler nelerdir?
değer ve bakış açısı
olabilir
İletinin amacı nedir?
İletilerin çoğu kar
ve güç elde etmek
için tasarlanır
İletiyi tasarlama
aşamasında 5 temel soru
Verilmek istenen mesaj
nedir?
İleti tasarımında yaratıcılık ve
teknolojinin gücünden
yaralanıyor mu?
İleti, hedef kitleyle uygun
olarak tasarlanmış mı?
İletide bakış açısı ve istenen
değerler açık biçimde
vurgulanıyor mu
Amaç
etkili
anlatılabiliyor mu?
biçimde
Bkz. Tessa Jolls,Globalocal: Media Literacy for Global Village, International Media Literacy research Form,
Inaugoral Meeting, May 14-16 2008. http://www.medialit.org/reading_room/article708.html
Kurumun iş hedefleri üzerine yapılanan stratejik iletişim yönetimi yaklaşımında
sorulması gereken sorular: Kurumun iş hedefleri nelerdir? Toplumsal çıkarlar ile iş hedefleri
arasında denge gözetilmekte midir? Bu iş hedeflerini gerçekleştirmek için nasıl iletişim
stratejisi izlenmelidir? İletiler kimin / kimlerin cephesinden tasarlanmalıdır? Kimi/kimleri
hedef almalıdır? Kimlerin dikkatinin çekilmesi hedeflenmelidir? İken, bu soruların
yanıtlarının aranması, halkla ilişkiler okuryazarlığının ilk adımlarıdır. Yani Kurumun iş
hedefleri neler olabilir? Bu iş hedeflerini gerçekleştirmek için nasıl iletişim stratejisi
izlenmektedir? İletiler kimi/kimleri hedef almaktadır? Kimlerin dikkatinin çekilmesi
hedeflenmektedir? Kimler iletilerin kapsamı dışında bırakılmaktadır? Toplumsal çıkarlar
dikkate alınmakta mıdır? Gibi sorular bu kez de iletilerin muhatapları tarafından sorulmalıdır.
Bu nedenle halkla ilişkiler alanında okur -yazar olmak, tasarlanan iletiler dünyasında tüm
iletilerin arka planının ve amacının daha doğru biçimde kavranması için kaçınılmazdır.
Laswell’in, yaklaşımı ileti kim üzerinde nasıl etki yaratmak için kim tarafından tasarlanıyor
biçimin halkla ilişkiler okur- yazarlığına rehberlik edebilir.
Halkla ilişkiler okur-yazarlığı, olaylara negatif yaklaşmak değil, düşünmeyi ve
sorgulayan anlayışın ürünü olup ilk adım, iletilerin kurumsal amaçlarla tasarlandığının
bilinmesidir. İşte bu noktada halkla ilişkilerin hizmet ettiği kurumsal amaçlar odak noktası
haline gelmektedir. Yani yürütülen iletişim kampanyasının, eğitim ve aydınlanma seferberliği
mi olduğu, yoksa kurumsal çıkarlar üzerine yapılanarak toplumsal faydayı mı göz ardı ettiği
temel sorunsaldır.
Sonuç olarak; kurumun amaçları üzerine yapılanan iletişim yönetimi olarak
tanımlanan halkla ilişkilerin, gerek kuramsal, gerekse uygulama bağlamında doğru
değerlendirilebilmesine olanak sağlayan halkla ilişkiler okur-yazarlığı, doğrudan kavramın
eleştirilmesi yerine, uygulamalar kapsamında eleştirel yaklaşımı olanaklı kılmaktadır. Halkla
ilişkiler okuryazarlığı, ürün yerleştirmeden sponsorluğa, web sayfalarından göstergelerin
okunmasına, hatta iletilerin içerisinde kimlerin yer alıp, kimlerin yer almadığına kadar geniş
bir alanı kapsar. Halkla ilişkiler okur-yazarlığının en dikkat çekici yönü ise, etik kodlarının
yeniden gözden geçirilmesine yapacağı katkıdır. Mesleğin itibarına yapacağı katkının farkına
varılmasının ise halkla ilişkiler okur – yazarlığını yükselen değer olarak sadece teorisyenlerin
değil, meslek örgütlerinin de kapsama alanına dahil etmelerinin arkasındaki itici güç olacağı
söylenebilir.
Prof. Dr. Filiz Balta Peltekoğlu
M.Ü. İletişim Fakültesi
KAYNAKÇA
IVY Lee, Decleration of Principles,1906’dan aktaran David C.Warren,”The art of getting
Believed in”,The Paradox of Ivy Lee’s Publicity and Principles in His Information
Campaign Fallowing the Luddlow Massacre, University of Northern Colorado,1991.
Filiz Balta Peltekoğlu Halkla İlişkiler Nedir, İstanbul: Beta Basım Yayım,2008.
Tessa Jolls,Globalocal: Media Literacy for Global Village, International Media Literacy
research
Form,
Inaugoral
Meeting,
http://www.medialit.org/reading_room/article708.html
May
14-16
2008.
Download