Yunus Emre ERDOĞAN 1

advertisement
MALİYE POLİTİKASI (FİNAL)
HAZİNE-MERKEZ BANKASI İLİŞKİSİ:
Ülkemizde para politikasını, merkez bankası yürütmekteyken, Maliye politikasını da Hazine müsteşarlığı yürütmektedir.
Hazine, klasiklere göre devletin bir kasası halindeyken, Fonksiyonel maliye anlayışıyla birlikte hazine değişikliğe
uğramıştır. Günümüzde hazinenin 2 temel özelliği vardır. Bunlar;
1-) Hazine fonların merkezde bir hesapta toplanması, yani hazinenin gelirinin 1 kasada toplanmasıdır. Buna “Hazinede Kasa
Birliği” denir.
2-) Bunların bir merkezden sevk ve idaresidir.
Hazinenin 2 temel fonksiyonu vardır. Bunlar;
1-) Geleneksel Fonksiyonları:
A-) Hazine fonlarının mekan itibariyle denkleştirilmesi:
Kamu gelir fazlası olan bölgelerden, gelir açığı olan bölgelere transfer yapılır. Bu Ziraat Bankası eliyle yapılır.
B-)zaman itibariyle denkleştirilmesi
Kamunun bazen geliri fazla iken bazen de gideri fazla olabilmektedir. Bu dengesizliği gidermek için Hazine kısa vadeli
borçlanmaya gitmesine neden olmaktadır. Geliri fazla olduğu dönemlerde de bu borcu öder, bu şekilde gelir ve giderler
denkleşmiş olur.
2-) Hazinenin modern fonksiyonları
A-) Para istikrarını sağlamak ve koruma fonksiyonu
Para istikrarını koruma, fiyat istikrarının sağlanmasına hizmet etmektedir. Bunun içerisinde iç ve dış istikrar bulunmaktadır.
İç istikrarda karşımıza çıkan unsurlar; * kredi arz ve talebinde dengenin sağlanması * sermaye arz ve talebinde dengenin
sağlanması.
Dış istikrarda ise, Döviz arz ve talebinde dengenin sağlanması gerekir.
Paranın iç istikrarını sağlamaktaki asıl görev Merkez Bankasına düşmektedir. Merkez Bankası ise, Para politikası araçlarını
kullanır. Bunlar;
* Açık piyasa işlemleri : MB’nin piyasa tahvil satması, piyasadan tahvil almasıdır.
*Reeskont oranları: Ticari Bankalar, ıskonto ettikleri senetleri Merkez Bankasına götürür. MB bu senetlerden bir oran kesinti
yapar. Buna Reeskont oranı denir. Iskonto oranı, Reeskont oranından büyük olmalı
* Zorunlu karşılıklar oranı: Ticari Bankaların, kendilerine yatırılan paranın belli bir oranını Merkez Bankası kasasında
bulundurma zorunluluğudur.
*Zorunlu Döviz Oranı: Merkez Bankasının, Özel kesimin kazandığı dövizin kendisine satılmasını zorunlu kılmasıdır.
*Kredi tavanı: Merkez Bankasının, Bankaların açacağı kredi miktarına sınır getirmesidir.
* Selektif Kredi politikası: İktisadi faaliyetlerin durumuna göre sektörel kredi politika uygulanmasıdır.
Bunlar sadece Para piyasasını dengeler. Sermaye piyasasının da dengelenmiş olması gerekir. Sermaye arz ve
talebinin sağlanacağı yer; Menkul Kıymetler Borsasıdır. Bu denge Hazine ve SPK eliyle sağlanır.
Dış istikrar ise döviz kuruyla alakalıdır. Döviz kuru; yerli paranın yabancı paraya dönüşüm oranıdır. Döviz kuru, Döviz
arz ve talebi dengesiyle belirlenir, bunun için ise Dış Ödemeler Bilançosu dengesi gerekir. Dış Ödemeler Dengesi ise, Ülkeye
giren ve ülke dışına çıkan mal ve ticareti sonucunda ülkeye giren ve çıkan döviz miktarının eşit olması gerekir. 4 Kalemden
oluşur.
-Cari İşlem Hs -Sermaye Finansı Hs -Resmi Rezervler
-Net hata ve Net Noksan
Mal ve hizmet ticareti neticesinde, ülkeye giriş yapan dövizin, çıkan dövizden küçük olması sonucunda Cari İşlem
Açığı oluşur. Bu açık Devlet tarafından rezervlerle kapatılır. Bu kalıcı bir çözüm değildir. Kalıcı çözüm ise, Sermaye ve Finans
hesabının kullanılmasıdır. Bu ise, yabancı sermayeyi yurt içine çekmekle mümkündür. Eğer sermaye ve finans hesaplarında
fazla varsa önce cari açık kapatılır, geri kalanı ise resmi rezervlere aktarılır.
Yunus Emre ERDOĞAN
1
-Net Hata ve Net Noksan: Kaynağı belli olmayan döviz giriş ve çıkışlarının kaydedildiği hesaptır.
Ödemeler Bilançosunda açık varsa kur yükselir.
Kur Politikası: Hazine, dış satın alım gücünü koruyabilmek için gerekli tedbirleri, kur rejimine göre alır. 2 Çeşit rejim
vardır
1-)Kambiyo Kontrol Rejimi: Merkez bankası, ekonomideki her türlü döviz giriş ve çıkışını kontrol eder. Buna göre de döviz
arz ve talebinde dengeyi sağlamaya çalışır. Politikanın başarısı etkinliğe bağlıdır.
2-) Serbest Kambiyo Rejimi: Kurlar, Döviz arz ve talebine göre piyasada belirlenir. Ekonomide, Döviz arzı fazlaysa, Milli para
yabancı para karşılığında satılır. Buna karşın Döviz talebi fazlaysa, milli para karşılığında döviz satılır.
Ekonomide iç ve dış dengesizlikler sonucu ülkelerde krizler çıkabilir. Bundan dolayı Ülkeler Tam Esnek Kur Rejimini
tehlikeli buluyor ve uygulamıyor. Ekonomide dengesizlik durumunda MB müdahale gereği hissedebilir.
B-) Ekonomiyi düzenleme fonksiyonu:
Devlet piyasa ekonomisinin aksayan yönünü düzeltmekle sorumludur. Bu sorunların düzeltilmesinde şunlar kullanılır;
1-) Devletin Mali Kurumlar Vasıtasıyla Ekonomiyi Düzenlemesi:
Devlet Sosyal ve ekonomik bakımdan gelişmesi istenen sektörlerin kredi ihtiyaçlarının karşılanması için mali kuruluşlar
kurabilir. Ör: Ziraat Bankasının Çiftçilere düşük faizli kredi vermesi.
2-)Devletin KİT'lerle ve Devletleştirme ile ekonomiyi düzenlemesi:
Devlet ekonominin uzun dönemli kalkınmasını hızlandırmak için, bazı ekonomik faaliyetleri kendisi üstlenebilir. Böylelikle
hem özel sektörlere öncülük etmiş hem de toplum yararını gözetmiş olur.
3-)Devletin Karma Ekonomilerle Ekonomiyi düzenlemesi:
Devlet gelir kaynakları sınırlı olduğu için, bazen doğrudan doğruya teşebbüs kurmak yerine özel şirketlere ortaklık kurabilir.
Devlet bazen de, yabancı yatırımı milli ekonomiye çekmek için ortak olur.
4-)Devletin Teşvik Tedbirleriyle Ekonomiyi Düzenlemesi:
Kaynakları geleneksel kullanım alanlarından başka alanlara çekmek için teşvik araçlarından yararlanılır. Bu teşvikler
genellikle maliyet düşürür. Bu teşvikler 2 şekilde yapılır; Sektörel Teşvikler ve Bölgesel Teşvikler.
5-) Devletin Özelleştirme Yoluyla Ekonomiyi Düzenlemesi:
Devlet Kendi yönetiminde ve denetiminde olan ticari ve sınai nitelikteki teşebbüsleri kısmen yada tamamen özel sektöre
devredebilir. Amaç; -Devletin ekonomiye müdahalesini azaltmak -Seçim malzemesi oldukları için çok işçi ama az verimlilikle
çalışmalarının önüne geçmek.
C-) Hazinenin Öz Kaynakları İle Gelir Yaratma Fonksiyonu:
2 Gruba ayrılmaktadır; 1-) Borçlanma 2-) Emisyon
1-) BORÇLANMA:
1. Dünya Savaşından Önce Borçlanma; Klasikçiler borçlanmayı, ekonominin yer ve zaman itibariyle denkleştirilmesi
amacıyla görmüşleridir. Borçlanma, Bütçe gelirlerini aşmayacaktı, aksi durumda dengesizlik oluşurdu. Borçlanma Bankalara
yapılırdı.
1. Dünya Savaşından Sonra Borçlanma; Savaş finansmanı ve yıkımların onarılması için borçlanmaya gidildi. Bütçe
gelirleriyle sınırlanmayacak, Borç kağıtları sadece bankalara değil halka da satılmaya başlandı. Borçların vadesi geldiğinde
ödenememesi durumunda ise konsilidasyona başvuruldu. Bu ise devlete olan güveni zedeler. Borçlanmaya başvurulmadan
önce bunun getirisinin ve götürüsünün iyi değerlendirilmesi gerekir.
2-) EMİSYON:
MB'nin para basmasıdır. Ülkemizde 1211 sayılı kanun gereğince MB cari yıl genel bütçe ödeneklerinin toplamının
%15'ini geçmemek kaydıyla hazineye borç verebilirdi. Fakat bu 2001'de kaldırılıdı.
Klasikler Paranın fonksiyonlarına inanmadıkları için emisyona karşı çıkmışlardır. Bunun en büyük nedeni Miktar
Teorisi görüşüdür. Buna göre; M.V=P.Y'dir, Klasiklere göre ekonomi daima tam istihdamdadır. Dolayısıyla Emisyon sadece
para miktarını arttırır. Böylece fiyatlar artar bu enflasyon baskısı yaşanır.
Yunus Emre ERDOĞAN
2
Günümüzde klasikçilerin pek bir etkisi kalmamıştır. Çünkü böyle bir etkinin doğabilmesi için, elde edilen bütün
gelirin harcanması gereklidir. Bu ise günümüzde olanaksızdır. Fonksiyonel maliye anlayışına göre gelirin bir kısmı tasarruf
edilebilir. Harcama sadece FGD'ni arttırmaz. Buna göre, Para artışı, uzun vadede fiyat artışına neden olabilir ancak kısa
vadede pek etkili değildir. Ekonomide reel unsurlar ve parasal unsurlar arasında dengeye ulaşılıncaya kadar emisyon yararlı
olacaktır. Emisyon yapılacaksa, mal ve hizmetlerde bir artış olması gerekir.
İKTİSADİ KALKINMA VE FİNANSMANI:
İktisadi Kalkınma: Ülkelerin ekonomik ve sosyal yönden görülen değişim ve dönüşümlerdir. Kalkınmanın olabilmesi için,
ekonomik büyümenin yanı sıra, sosyal ve kültürel alanlarda da radikal değişmeler görülmelidir. Az gelişmiş ve gelişmekte
olan ülkeler için geçerlidir.
Az Gelişmiş ve Gelişmekte olan ülkeler kendi içlerinde benzerlik gösterirler. Gelişmiş ülkeler ve Az gelişmiş Ülkeler
arasında farklılıklar vardır. Bunlar;
1-) Ekonomik Göstergeler
a-) Makro Göstergeler:
I-) Kişi Başına Düşen Gelir: Ülkelerin kıyaslanmasındaki en önemli kriterdir. Milli gelir, refah ve gelişmişliğin
en önemli göstergesidir. Ancak her zaman bir gösterge olmayabilir. Ör: Petrol zengini olan ülkelerin milli gelirleri yüksek
olmasına rağmen, gelişmiş ülke sayılmazlar. Bundan dolayı devreye Kişi Başına Düşen Milli Gelir Girer.
KBDMG=Milli Gelir/ Nüfus.
Dünya Bankasına göre; bunun sonucu, 950 $'a kadar düşük gelir, 3.000$ a kadar Düşük orta
gelir, 12.000$ a kadar Yüksek orta gelir, üzerinde ise de Yüksek gelir olarak gösterilir.
Kişi Başına Düşen Gelir, düşük ise, kalkınma hızı düşüktür, çünkü, tasarruf eğilimi de düşüktür, bu durumda
yatırımlar düşük, yatırımlar düşükse de Kişi Başına Düşen Gelir de düşük olur. Bu döngü tekrar ederse buna, az gelişmişliğin
kısır döngüsü denir.
Bu bile ülkelerin gelişmişliğini gösteremez, bunun sağlıklı olabilmesi için, gelirin adaletli dağılmış olması gerekir.
Bu ülkelerde Tüketim eğilimi yüksektir. Enflasyon, işsizlik, dış borç yüksektir.
2-) Sektörel Yapı: sektörel yapı denince akla üretim, istihdam ve dış ticaret yapısı gelir.
I-) Üretim yapısı:Az gelişmiş ülkelerde üretim, tarım ağırlıktadır(%45-50 civarı). Gelişmiş ülkelerde ise % 4
civarındadır. Ülkemizde %9 civarıdır. Günümüzde az gelişmiş ülkelerde sanayi payı artıyor. Bu yapısal değişim, ekonomik
büyümeye paraleldir.
Ekonomik büyümeyi isteyen ülkelerin, tarım sektörü payını azaltıp, sanayi sektörü payını arttırmaları gerekir. Ancak
az gelişmiş ülkelerin, varolan sanayi yapısı da gelişmiş ülkelerden farklılık gösterir. Az gelişmiş ülkelerde Emek yoğun üretim
varken, Gelişmiş ülkelerde Sermaye yoğun ve Teknolojik yoğun üretim vardır. Az gelişmiş ülkeler de sermaye yoğun ve
teknoloji üretime geçmelidir.
Az gelişmiş ülkelerde istihdam tarımda yoğunken, gelişmiş ülkelerde ise istihdam sanayide yoğundur. Sanayi gelişirse
istihdam sanayiye kayacaktır.
Dış ticaret de farklılıklar göstermektedir. Az gelişmiş ülkeler teknoloji yoğun ürünler ithal ederler ama üretemezler.
İhracatları ise tarımsal ürünlere ve emek yoğun üretimlere dayanmaktadır. Bunun önüne geçilmezse dış ticaret haddi
büyüyecektir. Bu da ülkenin zararınadır.
Dış Ticaret Haddi= İhracat Mallarının Fiyat Endeksi / İthalat Mallarının Fiyat Endeksi
Bu oran artıyorsa dış ticaret ülkenin lehine, azalıyorsa ülkenin aleyhinedir.
Singer ve Prebish, Az gelişmiş ülkelerin kısıtlayıcı dış politika uygulamaları gerektiğini belirtmişlerdir. Bunun etkisiyle ithal
İkameci anlayış gelişmiştir.
3-) Sosyal Yapı:
1-) Demografik Yapı: Az gelişmiş ülkelerde; nüfus artışı fazla olduğu, Çocuk ölümlerinin fazla olduğu, sağlık
hizmetlerinin yetersiz olduğu ve fert başına yapılan harcama miktarının yetersiz olduğu göze çarpmaktadır. Ayrıca bu
ülkelerde nüfusun önemi kısmı kırsal kesimlerde yaşamaktadır. Bundan dolayı işsizlik fazladır. Genel olarak gizli işsizlik
görülür. Bu işsizlik kırdan kente göçe neden olur. Bu da büyük şehirlerde problemler doğurur. Gecekondulaşma gibi...
Yunus Emre ERDOĞAN
3
2-) Kültürel Ve Teknolojik Gelişmeler: Az gelişmiş ülkelerde eğitim ve okullaşma seviyesi düşüktür. AR-GE seviyesi de
düşüktür. GSMH'dan AR-GE'ye ayrılan pay ülkenin sahip olduğu teknolojik gelişmelerle alakalıdır.
Az gelişmiş ülkelerin göstermiş oldukları düşük göstergeler, az gelişmişliğin sebebi olduğu gibi, az gelişmişliğin
sonucunda da olabilir. Bu değişim ve dönüşümün bir de finansman boyutu vardır. İşte bu noktada Maliye politikası ve
araçları devreye girmektedir. Bu finansmanın 2 kaynağı vardır;
Finansman Kaynakları:
1-) Dış Finansman Kaynakları: Kendi kaynakları dışında uluslararası alanda yabancı ülke kaynaklarından yararlanmadır. Bu
kaynaklar nelerdi?
-Yabancı Özel Yatırımlar -Milletlerarası Özel Borçlanma -Devletlerarası Borçlanma -Dış Yardımlar -Milletler arası mali kurumlar
ülkemizde Ö.B;
-Doğrudan Yabancı Sermaye -Portföy Yatırımları -Diğer Sermaye Hareketleri
Diye ayrım yapılır.
Dış Finansmanın kaynağı denince akla ilk Dış Ödemeler Tablosu gelir. Dış Finansman kaynakları cari işlemler
tablosunda sermaye hesabında gösterilir. Sermaye Hesabı ;
-Doğrudan Yabancı Sermaye yatırımları -Portföy Yatırımları -Diğer Sermaye Hareketleri Kalemlerinden oluşur.
Dış Finansman Kaynaklarına başvurmanın Mantığı;
Büyüme(g)=Tasarruflar(s)/Sermaye hasıla katsayısı (k)'dır. Örneğin, %7'lik bir büyüme hedefi varsa SHK' da 3 ise, elimizdeki
tasarruf kaynağı da 15 br ise, istenilen büyüme hedefine ulaşmak için (15+x)/3=7 ise x=6 br kadar yabancı kaynaklara
başvurmamız gerekir. Bunun içerisinde ülkemize yabancıların yatırımı da dahildir.
Önemli olan Ülkelere bu fonların nasıl geldiğidir.
-Doğrudan Yabancı Sermaye: Yabancıların bir ülkeye fiziki olarak doğrudan yatırım yapmalarına, Doğrudan Yabancı
Sermaye girişi denir. Yatırımcının diğer devletlere yatırım yapma nedenleri;
-O ülkenin maliyetlerinin düşük olması
-Yeni Pazarlar bulmak
Yabancı şirketler genelde yeni pazarlara girmek isterler, pazarına girmek istedikleri ülkedeki kamuya ait işletmelerini
satın alırlar. Genellikle yeni yatırımlar yerine varolan bir yatırımı alırlar. Eğer bu yatırım ülke içinde bir şirkete satılmış olsa
yeni kaynak yaratılmamış olur. Yurtdışından gelen firma yeni kaynak girişi yapar. Gelişmiş olan ülkeler Çevre konusunda sert
kurallar koyarken, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler çevre konusunda ılımlıdır. Bu da Yatımın o ülkelere kaymasını
sağlıyor.
Örneğin,Çin'in Bu kadar gelişmesinin nedeni Doğrudan Yabancı Sermaye'dir.
-Portföy yatırımları:Daha çok fiziki değil de mali yatırımların yapılması (tahvil, hazine bonusu, hisse senedi alması)
Portföy yatırımdır. Bunlar uzun vadeli veya kısa vadeli olabilir. Kısa vadeli olması ülke ekonomisine zarar verebilir. Bunlar
spekülatif yatırımlardır. Bunlar ülkeleri ekonomik krize sürükleyebilir. Bu ise şöyle gerçekleşir; Ekonomi iyiyken yatırımcı
gelip spekülatif yatırım yapar, ekonomi bozulmaya başladığında ise parayı çekmeye başlar, bu parayı elinde tutmak isteyen
MB faizleri arttırır, böylece döviz talebi artar. Döviz kuru yükselir. Üreticinin maliyeti artar, işçi çıkarımları başlar ve
ekonomik kriz patlak verir.
-Devletler Arası Borçlanma: Günümüzde pek kalmamıştır. Artık Özel kişilere ve Kuruluşlara borçlanma yapılmaktadır.
Ör:İMF gibi
-Dış Yardımlar: 2. Dünya savaşı sırasında bir takım devletlerin bir takım devletleri kendi yanlarına çekmek için
yaptıkları yardımlardır.
Yunus Emre ERDOĞAN
4
2-) İç Finansman Kaynakları:
-Tasarruflar -Borçlanma ve sermaye piyasası -Emisyon -Vergiler
-Tasarruflar:Gelirin tüketilmeyen kısımlarından oluşmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde tüketim eğilimi fazla olduğu için
tasarruf eğilimi düşüktür. Bu da az gelişmişliğin kısır döngüsüne yol açacaktır.
Eğer Ülkede sermaye ve para piyasası yeterince gelişmemişlerse de ülke gelişemez. Bu durumda tasarruflar yatırıma
dönüşemezler. Az gelişmiş ülkelerde tasarruflar derhal yatırıma dönüştürülmelidir. Az gelişmiş ülkelerin de asıl sorunları,
tasarrufların yatırıma dönüştürülememesidir.
Ayrıca Az gelişmiş ülkelerin başka bir problemi de gelir dağılımında adaletsizliktir. Eğe, Girişimcinin gelirden aldığı
pay düşük ise, yatırımlar düşer. Bu ülkelerde sanayileşmenin geliştirilmesi, girişimcinin karının yükseltilmesi ve Parasal
sistemin geliştirilmesi gerekir.
-Borçlanma ve Sermaye Piyasası: Borçlanma, fonksiyonel maliye anlayışıyla birlikte fon arzı yaparak bir takım
tasarrufları yatırımlara dönüştürmek için kullanılmıştır. Yani, devlet bir nevi borçlanır. Tasarrufların olmadığı bir ülkenin
borçlanmaya gitmesi saçmadır. Az gelişmiş ülkeler bu konuda dezavantajlıdır. Bu ülkelerde, devletin borçlanabileceği
büyüklükte şirketler yoktur. Devlet çaresiz durumda bankalara borçlanacaktır. Sermaye piyasasının gelişmesi için fon arz
eden ve fon talep eden ve bunlar arasında aracılık edecek kurumlara ihtiyaç vardır.
-Emisyon: Merkez Bankasının Para basmasıdır. Gelişmiş olan ülkeler emisyonu kalkınmada finans aracı olarak
kullanabilirler. Çünkü, bunların stokları ve atıl kapasiteleri vardır. Emisyon bunları kısa dönemde harekete geçirir, uzun
dönemde ise kapasiteyi arttırır. Fakat az gelişmiş ülkelerde bu durum sakıncalıdır. Çünkü , bunların yeterli stokları yoktur.
Emisyon durumunda artacak talep sadece fiyatları arttıracaktır. Bu da enflasyon yaratır. Az gelişmiş ülkelerin emisyon
zorunluluğu olduğu durumlarda ise şu hususlara dikkat etmeleri gerekmektedir;
-Kısa vadede dönüşümü olan yatırımlar yapmalıdır.
-Emisyon sonucu artacak talebi karşılayacak çapta yatırımlar yapılmalıdır.
-Fiyat artışlarını gündeme getirmemelidir.
-Vergiler: En sağlam Finansman aracıdır. Az gelişmiş ülkelerde vergilerin geniş çaplı olması ve her kesime yayılması
gerekmektedir. Eğer vergiler yalnızca fakir kesime veya yalnızca zengin kesime getirilirse bu sosyal sorunlar ortaya çıkartır.
Gelişmiş ülkelerde vergiler dolaysız vergilerden oluşmaktayken, gelişmemiş ülkelerde ise dolaylı vergilerden oluşmaktadır.
Dolaylı vergiler gelir dağılımında adaletsizliğe yol açmaktadır. Bunun için de geniş çaplı reform yapılmalıdır.
Gelir Dağılımının Adaletli Dağılması:
Gelir Dağılımı: Bir ülkede milli gelirin kişiler ve üretim faktörleri arasındaki dağılımına denmektedir. 2 Önemli kavram vardır.
1-) Fonksiyonel Gelir Dağılımı: Üretim faktörlerinin milli gelirden almış oldukları payı bulmak için kullanılan bir yöntemdir.
2-) Kişisel Gelir Dağılımı: Milli gelirin kişilere göre dağılımını inceler.
Hangi amaçla gelir dağılımı hesaplanacaksa ona göre sınıflandırma yapılabilir. Ör: coğrafi gelir dağılımı, Sektörel gelir
dağılımı vb.
Gelir Dağılımında Adaletsizliğin Nedenleri: Bu durum her ülkede göze çarpmaktadır. -Bölgeler arası Gelişmişlik
Farkı: Bazı bölgelerde bazı nedenlerden dolayı ekonomik faaliyet açısından daha avantajlıdır. Gelişmiş bölgelerde yaşayanlar
daha çok gelir elde edecekken, gelişmemiş bölgelerde kalanlar daha az gelir elde edecektir. Bu da gelir dağılımında
adaletsizliğe yol açacaktır.
-Ücret Farklılığı: Eğitim seviyesi arttıkça gelir de artmaktadır. Ayrıca bu kişilerde arz düşük, talep ise fazladır. Bir diğer
husus da kişisel yeteneklerdir. Bazı insanlar aynı eğitimi almış olsalar bile yeteneklerinden dolayı daha yüksek ücret
alabilirler. Bu da gelir dağılımında adaletsizliğe yol açacaktır.
-Rekabet Yapısının Bozulması: Tam rekabet piyasasında fiyatlar veri alınır. Monopol piyasada ise fiyatlar istenildiği
gibi belirlenir. Eğer bir piyasada kartelleşme veya monopolleşme varsa bu durum gelir dağılımında adaletsizliğe yol açacaktır.
Yunus Emre ERDOĞAN
5
-Servet ve Toprağım Mülkiyetteki Dağılımı: Az gelişmiş ülkelerde toprak ve servet belirli bir zümrenin elinde
toplanmıştır. Bunlar da veraset sistemiyle babadan oğula geçmektedir. Böyle bir durumda da bir kesim çok kazanırken diğer
kesim hiç kazanamaz. Bu da gelir dağılımında adaletsizliğe yol açacaktır.
-Enflasyonun Varlığı: Üretici kesim zengin kesimdir. Enflasyonist
ortamda zenginler mallarının fiyatlarını yükseltirler, işçi kesim ise fakir kesimdir.
Fakir kesimin ücretlerini belirleme gibi bir şansı yoktur. Bu da Enflasyonist
durumun zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmasına neden olur. Bu da
gelir dağılımında adaletsizliğe yol açacaktır.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik 2 şekilde ölçülebilir.
1-) Lorenz Eğrisi: ülke, nüfus ve gelir olmak üzere 2 dilime ayrılır.
Bu mutlak ve birikimli olmak üzere 2 yöntemle yapılmaktadır.
Mutlak Dağılım
Dilimler arasındaki adaletsizlik ilk başta göze çarpmaktadır. Burada gelir seviyesi
düşükten yükseğe doğru sıralanmıştır. Bu bilgile kesin olmasa bile Önemlidir.
Birikimli Dağılım
Ülkelerdeki gelir dağılımının tam olarak adaletli dağıtılmasını sağlamak imkansızdır.
Bu bilgileri kutu diyagramına aktarıyoruz.
Eğer gelir dağılımı tam adaletli ise mutlak eşitlik doğrusu ortaya çıkar. Lorenz eğrisi
ise mutlak eşitlik doğrusundan uzaklaştıkça gelir dağılımındaki adaletsizlik artar.
2-)Gini Katsayısı: Loren eğrisinden hareketle x/y formülü ile bulunur. Bulunan sonuç 0-1 arasındadır. Sonuç 1 ise gelir
dağılımı tam adaletsizdir. 0 ise gelir dağılımında tam adaletlidir. Ülkeler arası gelir dağılımındaki adalet Gini eğrisi ile
hesaplanır.
Gelir dağılımında adaleti sağlamak demek zenginden fakire transfer demektir. Gelir dağılımında adaletin sağlanması
istenmez. Çünkü ülkede yatırımların yapılması gerekir, bu da tasarruflarla olur. Tasarrufu da zenginler yapar. Devletin gelir
adaletini sağlamaya yönelik 2 politikası mevcuttur.
1-)Gelir Oluşurken İzlenecek Politikalar: Gelir dağılımından önce uygulanan politikalar.
Ör; -ücret farkını önlemek için uygulanan politikalar. Çözüm olarak devlet meslek edindirme kursları açar. -Piyasanın bozulan
rekabet yapısını düzenlemeye yönelik önlemler; Tüketici koruma kanunu ve rekabet kurulu gibi birimler kurmak. -Enflasyonu
önleyici politikalar, -servet ve toprak dağılımının düzenlenmesi
2-) Gelir Dağıldıktan sonra uygulanan Politikalar: Bu kamu gelir ve giderleriyle sağlanır. Kamunun en büyük geliri vergilerdir.
VERGİLER
-Dolaysız Vergiler: Kişilerin gelirleri ve servetleri üzerinden alınan vergilerdir.
*Gelir Vergisi: Kişilerin belirli dönemlerde gelirleri üzerinden alınan vergilerdir. Gelir dağılımında adaleti
sağlaması için artan oranlı olması gerekir. Bütün gelirler üzerinden alınması ve kayıt dışı ekonominin olmaması ve vergi
kaçakçılığının olmaması gerekmektedir.
*Kurumlar Vergisi: Kanunda belirtilen kuruluşların belirli oranda vergilerini vermesidir. Etkili olabilmesi için,
Kurum veya firmaların hisselerinin kimin elinde olduğu veya firmaların halka açık olup olmadığı önemlidir. Eğer firma halka
açık ise, Daha düşük matrahlı vergi alınır.
Yunus Emre ERDOĞAN
6
*Servet Vergisi:
a-)servetteki değer artışı: kişilerin servetlerine zaman zaman değer artışları görülebilir. Ör; kamunun
yaptığı alt yapı yatırımların faydalanılarak, kişilerin servetlerinde artış olabilir, bu servet artışları
vergilendirilerek adalet sağlanabilir.
b-) Servetin El değiştirilmesi sırasında alınan vergi: Servet el değiştirdiğinde, verginin şahsiliği ilkesi
gereği vergiye tabi tutulur.
c-) İstisnai Servet vergisi: Olağanüstü dönemlerde alınır.
*Emlak Vergisi: Arsa ve arazi sahiplerinden alının gayrimenkul vergisidir.
*Harcamalar Üzerinden alınan vergiler:
-Genel Harcamalar:
a-) Toplu Harcama vergisi:Üretimin bir aşaması vergilenir.
b-) Yaylı harcama vergisi: Üretimin her aşaması vergilenir.
c-) KDV
Genel harcamalar vergisinin matrahı yükseltilirse bu gelir dağılımında adaleti daha da bozar. Çünkü,
bu düşük gelirli halktan alınır.
-Özel Harcama Vergileri(ÖTV):Lüks mallardan alınan vergilerdir. Eğer amacına uygun olarak sadece
lüks mallardan alınırsa gelir dağılımında adaleti sağlayabilir. Az gelişmiş ülkelerde zorunlu mallardan da bu verginin alınması
gelir dağılımında adalete ters düşer.
-Gümrük Vergileri: İthal edilen mallara uygulanan vergidir. Yurt içi piyasaları, dış rekabetten
korumaya yönelik vergidir.
BORÇLANMA:
Borçlanma süreci Gelir dağılımında adaleti olumlu veya olumsuz etkilemez. Fakat Öderken, Faiz ödemeleri, transfer
harcamaları içinde yer aldıkları için, çeşitli etkiler yaratır. Eğer borçlanma özel bankalara veya özel şirketlere yapılmışsa, o
kesimin geliri artacak, bu da gelir dağılımında adaletsizliğe yol açacaktır. Devletin kamu kuruluşlarına borçlanması bir etki
yapmaz.
Kamu Harcamaları: Devlet 3 şekilde harcama yapabilir;
1-) Cari Harcamalar: İçerisinde eğitim, sağlık harcamaları gibi ölçülebilir ve hukuk, güvenlik gibi ölçülebilir ve
bölünemez harcamaları barındırır.
2-) Yatırım Harcamaları: Ekonominin kapasitesini arttırmaya yönelik harcamalardır. Geri kalmış bölgelere yapılırsa,
gelir dağılımının adaleti üzerinde olumlu etki yapabilir.
3-) Transfer Harcamaları: Sosyal yönden geri kalmış kesime yapılırsa, gelir dağılımının adaleti üzerinde olumlu etki
yapabilir.
Devlet bu politikaları uygularken hem sosyal etkileri hem de ekonomik etkileri dikkate almak zorunda
kalacaktır.
Yunus Emre ERDOĞAN
7
Download