Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri

advertisement
Aile Akademisi Derneği
Mayıs 2013
Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri
Aile Akademisi Derneği
Medya Takip Komisyonu
Hazırlayanlar:
Ayşe Burcu Koç
Ayşe Kaya
Ayşen Çıtlık
Kübra Akgül
Sedef Sevinç
Sevde Başak Tekdal
Mayıs 2013
Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri
GİRİŞ ................................................................................................................................... 8
1. REKLAM NEDİR? .......................................................................................................... 9
2. REKLAMIN TARİHÇESİ ............................................................................................ 10
3. REKLAMLARIN ÖZELLİKLERİ ............................................................................... 12
3.1. Reklamların İşlevleri ................................................................................................. 12
3.1.1. Bilgilendirme İşlevi ............................................................................................. 12
3.1.2. İkna Etme İşlevi .................................................................................................. 13
3.1.3. Destekleme İşlevi ................................................................................................ 13
3.1.4. Hatırlatma İşlevi .................................................................................................. 13
4. REKLAMCILAR AÇISINDAN ÇOCUĞUN ANLAMI .............................................. 13
5. ÇOCUK AÇISINDAN REKLAMIN ANLAMI:........................................................... 14
6. REKLAMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNE ETKİLERİ:............................................ 15
6.1. Reklamların Olumlu Etkileri: ..................................................................................... 15
6.2. Reklamların Olumsuz Etkileri .................................................................................... 16
6.2.1. Aile Çatışmaları .................................................................................................. 16
6.2.2 Dikkat ve Dinleme Yetilerinin Zayıflaması .......................................................... 17
6.2.3. Reklam ve Obezite .............................................................................................. 17
6.2.4. Reklamın Çocuğun Dil Gelişimine Etkisi ............................................................ 18
6.2.5. Reklamlar, Marka Bağımlılığı ve Marka Çocuk................................................... 18
6.2.6. Psikososyal Etkiler .............................................................................................. 19
6.2.7. Bilinçaltı (Subliminal) Reklamlar ........................................................................ 20
7. ÇOCUKLARIN REKLAMLARDA KULLANILMASI VE ÇOCUK
HAKLARI .......................................................................................................................... 22
SONUÇ ve ÖNERİLER ..................................................................................................... 24
KAYNAKÇA..........................................................................................................................
önsöz
Günümüz dünyasında medya, kişilerin zihinsel, davranışsal ve duygusal süreçlerini
etkileyen faktörler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Özellikle tv, radyo ve
internet aracılığıyla her gün karşımıza çıkan reklamlar özellikle çocukları hem
psikolojik hem davranışsal olarak ciddi şekilde etkilemektedir. Çoğu reklamda
karşılaştığımız özendirici içerikler ve dürüst olmayan bilgiler çocuk zihninde ürünle
ilgili gerçekdışı ve yanlış imajların oluşması için yeterlidir. Bilindiği üzere çocuklar,
televizyon reklamlarını eleştirel bir gözle değerlendirme becerisine sahip değildir.
Küçük çocuklar reklamlarda verilen abartılı ve taraflı mesajları doğru ve güvenilir
olarak görüp sunulan bilgilere kolayca inanma eğilimindedir. Bu durum çocukların
reklamlardan etkilenerek materyalist ve haz merkezli değerlere odaklanması, marka
bağımlılığı ve olumsuz tüketim alışkanlıkları edinmesi, sağlıksız beslenme
alışkanlıkları edinmesi, belirli ürünlerle ilgili yersiz istekler geliştirip ebeveynle
çatışma yaşaması gibi gelişimsel açıdan ciddi sakıncalar doğurmaktadır.
Medya takip komisyonu olarak anne babalarımızı ve çocuklarımızı bu konuda
bilinçlendirmek amacıyla Uludağ Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Ve Rehberlik
bölümündeki arkadaşlarımızla birlikte bir çalışma yaptık. Çalışmayı yürüten tüm
arkadaşlarıma teşekkür ederim. Anne, baba, çocuk ve eğitimcilere faydalı olması
dileklerimle…
Yasin Kuruçay
Medya Takip Komisyonu Bşk.
GİRİŞ
Yirmibirinci yüzyılda çeşitlilik gösteren mal, hizmet, fikir ve ürünlerin
tanıtımında reklam sektörü hızlı bir gelişme göstermiştir. Reklam sektöründeki çocuk
pazarının yerinin gün geçtikçe geliştiği görülmektedir. Bununla birlikte çocuklara ve
yetişkinliklere yönelik ilan, afiş ve reklam filmi gibi reklam araçlarında çocuk
oyuncular ve figürler sıklıkla tercih edilmektedir. Çocuklar, reklamlar ile birçok ürün
hakkında bilgi sahibi olmakta ve o ürünleri ebeveynlerinden talep etmektedirler.
Günümüz aile yapısında çocukların satın alma kararlarında aile içerisindeki etkisinin
arttığı söylenebilir. Bu durumun farkında olan reklam sektörünün bunu bir araç
olarak kullandığı ifade edilebilir.
Reklamlar, görsel ve işitsel özelliklerinden dolayı, yaşları gereği kısa süreli
algıya sahip olan çocukların ilgisini çekmektedir. Reklamların renkli ve hareketli
görüntüler ile müzik eşliğinde sunulması, henüz muhakeme yeteneği yeterince
gelişmemiş
olan
çocukların
reklamlarda
tanıtılan
ürünlere
inanmalarını
kolaylaştırmaktadır.
Reklamlardaki ürünlerin olduğundan farklı yansıtılmasının, çocuklarda
kavram karışıklığı yarattığı ve yanlış algı yargılarına yol açtığı söylenebilir.
Reklamlarda genellikle tüketime ağırlık verilmektedir. Bu durumun, henüz ihtiyaç
ayrımını doğru yapamayan çocukları, bilinçli tüketici olmaktan uzaklaştırdığı ve
çocuklara
bilinçsiz
tüketici
alışkanlıkları
kazandırdığı
söylenebilir.
Bu
olumsuzlukları olumluya çevirmek de mümkündür. Reklamlar hazırlanırken
reklamın yaratabileceği olası etkilerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Böylece reklamlar doğru şekilde kullanıldığında toplumsal değerleri şekillendirici bir
unsur haline gelebilir.
Bu çalışmanın içeriğinde yer alan her bir başlık aslında başlı başına ayrı bir
çalışma konusu niteliğindedir. Bu çalışmanın amacı reklamlarının çocuklar
üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmada çocukların
reklamlarda kullanılmasına yönelik çıkarılan kanun ve yönetmeliklerden de
bahsedilmektedir. Bu konu kapsamında yapılması gerekenler hususunda ailelere ve
eğitimcilere öneriler verilmiştir.
1. REKLAM NEDİR?
Son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz “Millete reklam oldum.”, “Adam
reklamını yaptı, gitti.” gibi söylemler kullanılmaktadır. Reklamlar günlük
hayatımızda kullandığımız söyleyişlere yerleşip hayatımızı bu kadar etkilemişken,
reklam kavramının gerçekte ne anlama geldiğini kaç kişinin bildiği tartışılır. Reklam
kavramına ilişkin çeşitli tanımlar yapılmıştır.
Latin dilinde “çağırmak” anlamına gelen “clamare” kelimesinden doğan ve
dilimize Fransızca “reclame” kelimesinden geçen bir sözcük olan “reklam”
kelimesinin yaygın kullanımının yanı sıra, Arapça kökenli, “meydana çıkarma, açığa
vurma, yayma” anlamındaki “ilân”
ya da Türkçe “duyuru” sözcüğü de sıklıkla
kullanılmaktadır (Devellioğlu, 1978). Reklamın Latin dilindeki tanımın dışında
Amerikan Pazarlama Birliği (American Marketing Association-AMA) reklamı,
“reklam veren tarafından bir ürünün, hizmetin veya fikrin, bedeli ödenerek, kişisel
olmayan yollarla sunumu” olarak tanımlamaktadır (Bir ve Maviş, 1988). Reklam
tanımları işlevlerine göre farklılık göstermektedir. Çerçi’ye göre reklamın çeşitliliği
ve bakış açısındaki farklılıklar nedeniyle birçok değişik reklam tanımı ortaya
çıkmıştır. Bu tanımlar genel olarak işletme ve tüketici açısından farklılık
göstermektedir. İşletme temelli tanımlamalar süreci ve ne işe yaradığı çerçevesinde
iken müşteri odaklı tanımlar daha çok eleştirel çerçevededir (Çerçi, 2009).
İşletme açısından reklam, “duyuruculuk ve ikna etme özellikleri ile malın veya
hizmetin içeriğini ve özelliklerini, üretim biçimini, kullanıldığı yer, kökeni ve fiyatı
konularına bilgi vererek insan davranışlarını belli bir yönde etkilemek amacıyla
kullanılan kitle iletişim teknikleridir”. Tüketici açısından reklam ise; pazarda kendi
ihtiyaçlarına cevap veren binlerce ürün arasından kendi yararına en uygun ve
rasyonel bir seçim yapmasına yarayan bir araç olduğu gibi, çeşitli mal ve hizmetleri
tanıtan, bu mal ve hizmetleri nereden, nasıl, ne fiyatla sağlanabileceğini ve ne şekilde
kullanılacağını tanımlayan, günümüz yaşam biçiminde zaman açısından tüketiciye
yardımcı olan bir yapıdadır (Babaoğul ve Şener, 2005).
Reklamın tanıtım alanları son derece geniştir. Ürün, hizmet, mal, fikir, şahıs, ülke
gibi algıyı yönetmeye yönelik olarak birçok alanda kullanılır. Dolayısı ile reklam,
doğru bir algı oluşturmak ve istenilen amaçlara ulaşmak için her alanda
kullanılabilir.
2. REKLAMIN TARİHÇESİ
Günümüzde konuşma dilinde, televizyonda, dergide, internette ve hatta sokakta
yürürken bile iç içe olduğumuz reklamların hayatımıza yerleşim aşamasının çok
eskilere dayandığı söylenebilir.
Reklamın geçmişi pazarlamadan çok daha eskiye dayanmaktadır. Pazarlamanın
sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıktığı söylenirken, reklamların Eski Mısır’dan beri
var olduğu belirtilmektedir (Seymenoğlu, 2009). Bugüne kadar geçen Eski Mısır,
Babil, Yunan ve Roma kalıntılarında reklam araçlarına rastlanmaktadır. Eski
Mısır’da kaçan bir esiri bulup getirene mükafat vadeden papirüs, esirlerin fiyat ve
özelliklerini kazınmış duvarlar, Yunan ve Roma şehirlerinde meydan ve köşe
başlarındaki taşlar üzerinde çeşitli malların, sirklerin, gladyatör yarışmalarının
ilanları bunlardan bir kaçıdır (Ünsal, 1971). Buradan hareketle geçmişte yapılan ilk
reklamların haberdar etme amacı taşıyan ilanlar niteliğinde olduğu görülür. Yine
insanların arasında alışverişin başlamasıyla reklamcılığın da başladığı söylenebilir.
Ortaçağda çığırtkanlar ve tellallar vasıtasıyla yapılmakta olan reklam çalışmaları
reklamcılığın sadece göze değil kulağa hitap eden bir tarzının da eskilerden beri var
olduğunu göstermektedir. Reklamların bu sesli hali ise radyo reklamcılığının ilkel bir
örneği olarak kabul edilmektedir (Seymenoğlu, 2009). Dergi alanında ilk reklam
örneği ise 1880’de ABD’de de yayımlanan Tarım Dergisi’nin bir sayfasında
reklamcılık konusunda okuyuculara hitap eden bir makalede; “Bu dergide
yayımlanacak bütün reklamlar güvenilir şahıslara ait olacaktır. Okuyucularımıza
verecekleri zarar karşılanacaktır şeklinde bir hatırlatma yer almaktadır (Bir ve Maviş,
1988). Çağımızın en önemli iletişim araçları olan TV reklamı 1941 yılının temmuz
ayında New York’ta WNBT televizyonunda yayınlanan Bulova saatleri reklamıdır.
Avrupa da ise 1954 yılında Monoco televizyonu ilk reklamları yayınlamaya
başlamıştır (İşmen, 2003).
Postmodern pazarlama anlayışı ve 2000’li yılların reklamlarında bireyin yaşam
koşullarını ya da üretici firmanın felsefesinin yansıtıldığı toplumun ortak değerlerine
daha fazla ilgi gösterildiği görülmektedir. Bu nedenle reklamlar göze ve duygulara
hitap edecek imgelerle ve müzikle desteklenmiş bir marka imajı yaratacak şekilde
etkileyici, kalıcı ve ikna edici olmasını sağlayacak bir yaratıcılıkla hazırlanmaya
başlanmıştır. Pazarlama reklamcılık sektörlerinin dünya çapında gösterdikleri
gelişme ve iletişim olanaklarının artması ve küreselleşmenin etkisiyle Türkiye’yi de
çok kısa bir sürede etkilemiştir. Reklamcılığın Türkiye’deki gelişiminde ise; en ilkel
örnekleri çığırtkanlar ve tellallar aracılığı ile verilmiştir. Nane şekeri, pamuk helva ve
macun satıcılarının söyledikleri manilerin reklam sınırını aşarak Türk kültürünün
öğeleri haline geldiği söylenmektedir Ülkemizde ilk basılı reklamlar 1840 yılında
çıkarılan Ceride-i Havadis gazetesinde yayınlanmıştır. Bu gazete özel çaba ve
sermaye ile çıkarılan ilk gazetedir. İç ve dış ilanlara her sayıda biraz daha artırmak
suretiyle yer verilmiştir (Seymenoğlu, 2009).
Türkiye’de reklamcılığın kültürel, ekonomik ve sosyal hayattaki yeri ve
ekonominin içindeki etkinliği 1970’den sonra giderek artan bir gelişme göstermiştir.
Bunu destekleyen en önemli bulgu ise 3 Mart 1972’de TRT kurumunun televizyona
ve reklam kabul etmesiyle başlamasıdır (Özgür, 1994).
1990’lı yıllardan itibaren özel televizyon ve radyo kanallarının yayın hayatına
girmesi, yazılı medya alanındaki ürün çeşitliliğinin artması, dijital teknolojinin ortaya
çıkması ile reklamcılık farklı bir yöne adım atmıştır. Reklam sektöründeki
kurumsallaşmanın ilk adımı 1984’te Reklamcılık Derneği’nin kurulmasıdır. 1995
yıllarından itibaren büyük firmalar interneti iletişim aracı olarak dikkate almaya ve
kullanmaya başlamışlar, 2003 yılı başlarından itibaren reklamcılıkta internet
kullanımı reklam verenlerce tercih edilen bir ortam haline gelmiştir (Gün, 1999).
Özellikle reklamcılık alanında internetin kullanılmaya başlanmasıyla reklamcılık
hareketlerinin evrensel boyutlara taşındığı söylenebilir. Bununla birlikte reklamların
ülkeler arası pazarlama faaliyetlerini doğrudan etkilediği ve reklamlar aracılığıyla
kültürlenme hareketlerinin başladığı görülmektedir. Bütün bunlar reklamlara ve
reklamcılık sektörüne olan ilgiyi arttırmıştır. Ülkemizin reklamcılık faaliyetlerinin
gelişimi buna örnek olarak verilebilir.
Reklamcılık Türkiye’de diğer ülkelerdeki kadar erken dönemde gelmemiş olsa da
geldiği kurum itibariyle bilimsel olarak gerek teknik gerekse bilimsel olarak geri
kalmış değildir. Reklamcılar Derneği 1988 yılından beri her yıl Türkiye’de faaliyet
gösteren ajansların yıl içinde gerçekleştirdikleri yaratıcı çalışmaları değerlendirerek
ödüllendirdiği Kristal Elma Reklam Yarışması düzenlemektedir (Seymenoğlu, 2009).
Bütün bunlar dikkate alındığında reklamcılığın günümüzdeki gelişme durumu ve
etkisi gözler önüne serilmektedir.
3. REKLAMLARIN ÖZELLİKLERİ
Reklamın verilen çeşitli tanımlarından hareketle reklama ait özellikleri şöyle
sıralayabiliriz (Kocabaş ve Elden, 1997).
 Reklam, pazarlama iletişimi içerisinde yer alan bir elemandır.
 Reklam, belirli bir ücret karşılığı yapılır.
 Reklam, reklam verenden tüketiciye doğru akan bir iletiler bütünüdür.
 Reklam, bir kitle iletişimidir.
 Reklam yapan kişi, kurum, kuruluş bellidir.
 Reklam ile tüketici bilgilendirilmeye ve ikna edilmeye çalışılır (İslamoğlu,
1999).
3.1. Reklamların İşlevleri
Reklamın farklı amaçlar ve kullanım alanları için dört farklı işlevi
bulunmaktadır. Bunlar; bilgilendirme, ikna etme, destekleme ve hatırlatmadır (Çerçi,
2009).
3.1.1. Bilgilendirme İşlevi
Reklamın bilgilendirme işleviyle ulaşılmak istenen amaçlar ise; yeni ürün
hakkında bilgi vermek, ulaşılabilir servisleri tarif etmek, bir ürün için yeni
kullanımları önermek,
yanlış izlenimleri düzeltmek, fiyat değişimleri hakkında
piyasaya bilgi vermek, tüketici korkularını azaltmak, ürünün nasıl kullanılacağını
anlatmak ve firma imajı oluşturmaktır (Akt. Çerçi, 2009). Doğrudan bilgilendirme
işlevine yönelik reklamlara kamu spotu reklamları örnek olarak verilebilir.
3.1.2. İkna Etme İşlevi
Reklamın ikna etme işlevi; Rekabetin geliştiği ortamlarda, ikincil talebi ve
marka tercihini geliştirmek müşteri algılamalarını değiştirmek ve ürün ya da hizmeti
almaya ya da denemeye ikna etmek gibi etkinlikleri içerir (Baybars, 1999). İkna
etme işlevi ile ulaşılmak istenen amaçlar, marka tercihi oluşturmak, ürünü satın
almaya yöneltmek,
marka tercihini cesaretlendirmek,
satış çağrısı almaya
tüketicileri ikna etmek, ürün özellikleri hakkında tüketicinin anlayışını değiştirmektir
(Akt. Çerçi, 2009)
3.1.3. Destekleme İşlevi
Bu işlevle varılmak istenilen amaç; bir ürünü yeni almış olan müşterilerin
doğru seçim yaptıkları konusunda oluşabilecek bilişsel pişmanlıklarını ortadan
kaldırıp rahatlatmaktır (Akt. Çerçi, 2009). Satın alma ve talep oluşturma açısından
reklamların tüketiciler üzerindeki etkileri göz önüne alındığında ise bu işlevin
önemine dikkat çekilebilir.
3.1.4. Hatırlatma İşlevi
Bir ürün ya da hizmetin tüketicinin hafızasında taze tutmakla ilgilidir. Genelde
ürünlerin olgunluk evresinde tüketicileri ürünü düşünür halde tutmak için başvurulur
(Baybars, 1999). Bu açıdan internet, televizyon, gazete, dergi, radyo, billboard vb
kitle iletişim araçlarıyla reklamların ve reklam yayınlarının sürekli göz önünde oluşu,
tüketicinin uyarıcılara maruz kalmasını kolaylaştırmaktadır. Reklamların bu yönü ile
hatırlatma işlevini desteklediği görülür.
4. REKLAMCILAR AÇISINDAN ÇOCUĞUN ANLAMI
Reklamlar, getiri olarak çocuğun sosyal, kültürel veya eğitsel açıdan ilerlemesini
ya da yeniden konumlandırılmasını hedeflemenin yanı sıra, çoğu kez çocuğun
ekonomik açıdan katıldığı toplum yapısı ile ilgilenmektedir (Erdem, 2008).
Reklamcılar açısından çocuk 3 farklı anlam taşımaktadır:
1. Yetişkinlere ulaşmak için bir köprü konumundadır.
2. Yetişkinlerin çocuklara yönelik harcamalarında belirleyici yapıdadır.
3. Kendilerine yönelik tüketimlerde; tüketim biçimlerini ve marka tercihlerini
belirleyebilen ekonomik bir varlıktır (Elden ve Özkan, 2008).
Çocuğun yetişkine ulaşmada köprü olarak kullanıldığı reklamlar içerik açısından
yetişkinlere hazırlandığı halde sunumu çocuklar üzerinde yapılan reklamlardır.
Turkcell Gülen Bebek, Hayat Umudu Paylaşınca Güzel ve Selocanlar reklamları
buna örnek olarak verilebilir. Yine yetişkinlerin çocuklara yönelik harcamalarında
belirleyici olan reklamlar, bebek ve çocuk ihtiyacına yönelik olan çocuk bezi, mama
gibi ürünlerin reklamları olarak kabul edilebilir. Molfix bez reklamları buna örnek
gösterilebilir. Çocuk kitleye yönelik hazırlanan yiyecek ve oyuncak reklamları
çocuğun tüketici olarak kabul edildiği reklamlara örnek gösterilebilir.
5. ÇOCUK AÇISINDAN REKLAMIN ANLAMI:
Reklamların her yaş grubundaki çocuğu farklı etkilediği açıktır. Roedder,
yaşla ilgili farklılıkların çocuğun bilgi saklama ve yeniden edinme becerisindeki
değişikliklerden kaynaklandığını belirtmiştir. Örneğin; reklamlara olan ilginin
genellikle artan yaşla birlikte azaldığı, televizyondaki bir programla reklamı ayırt
edebilme yeteneğinin ise artan yaşla birlikte arttığı bildirilmektedir (Akt. Badur,
2007). Beş yaşından küçük çocuklar, TV'den gelen bilgilerin işlenmesi düzeyinde
yetersiz durumdadırlar. Bu bilgilerden aldıkları kopuk kopuk görüntülerden ve
müzikli sözcük paketlerinden öteye gitmez. Beş yaşında çocuklar, tek boyutlu ve
somut bir anımsama biçimi ortaya koyarlar. Reklamın anlatmak veya benimsetmek
istediği ileti yani mesaj anlaşılmaz. Çocuk, markaya dikkat etmez, özgün ritmi,
müziği ve uyumuyla eğlenceli görünen sözcük paketini belleğine işler (Benice,
2009).
Bu yaş grubundaki çocuklar için reklam, dikkatlerini çeken bir eğlence aracı
olarak görülmektedir. Çocukların reklam sektörünün içinde olan ürün, hizmet ve
fikirlerin işlevlerinin farkında olmadan reklamlara niceliksel anlamda ilgi duydukları
söylenebilir.
Beş yaşından sekiz yaşına kadar çocukların bilgiyi işleme kapasiteleri büyük
ölçüde gelişme gösterir. Mesajların algılanması düzeyinde giderek daha az
zorlanırlar. Buna karşın, bilişsel savunma mekanizmaları henüz oluşum sürecindedir.
Piaget’ e göre ise çocukların çevreleriyle olan ilişkilerinde gösterdikleri bilgi işleme
süreçlerinin farklılıklarıyla, kavramsal otuz saniyelik sosyal içerikli ticari mesajların
içindeki bilginin sadece %38’i ile %67’sini anlayabildiğini belirtmiştir (Akt. Badur,
2007). Bu nedenle bu yaş aralığındaki çocukların işlem öncesi döneme özgü dış
etkenlere açık olmaları sebebiyle reklam etkisine en açık grup oldukları
düşünülebilir.
9-11 yaşında, belleğe işlenen ürünlerin alanı büyük ölçüde genişler. Bu, çocuğun
çevresine en çok açıldığı, her şeyle ilgilendiği dönemdir. 12-14 yaş arası çocuklar
reklamlar hoşuna gitmemiş olsa dahi reklamları belleklerine işlerler (Benice, 2009).
Çocukların içinde bulunduğu yaş döneminin bilgiyi işleme kapasitesi açısından
farklılık gösterdiği görülmektedir. Bunun sonucunda çocukların reklamlara farklı
anlamlar yükleyebildiği ve farklı tepkilerde bulunabildiği söylenebilir.
6. REKLAMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNE ETKİLERİ:
6.1. Reklamların Olumlu Etkileri:
Son yıllarda, çocuk-reklam ilişkisi üzerine yapılan reklamların pek çoğu,
özellikle televizyonda yayınlanan reklamlar, çocukların sosyalleşme sürelerini konu
almaktadır. Bu yoğunlaşmanın sebebi, günümüzde bir çocuğun ortalama okuma ya
da oyuna ayırdığı zamandan fazlasını televizyon karşısında geçiriyor olmalarıdır.
Televizyon reklamları, küçük çocukları dış dünya üzerine bilgilendirmektedir.
Çocuğun nesneler dünyasına, özellikle, yetişkinlere yönelik nesneler dünyasına
girişini sağlar. Bu reklamlar bir bakıma yeni nesnelerle yakınlaşmasını sağlaması
açısından, çocuğun sosyal gelişimine katkıda bulunmaktadır (Doğan, 2003). Bazı
reklamların çocukların diş fırçalama ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkama
alışkanlıklarını pekiştirdiği söylenebilir. Canbebe çocuk bezi reklamında yer alan
“Ellerini yıkadın mı oğlum?”, “Yıkadım yıkadım” ifadeleri bu yargıyı destekler
nitelikte gösterilebilir. Söz konusu sosyalleşme sürelerine; reklamlarda çocukların bir
spor takımında yer almaları, bir tiyatro oyunu sergilemeleri örnek olarak verilebilir.
Reklamların ayrıca çocukların yeterli ve dengeli beslenmeleri konusunda
bilgilendirici bir niteliğe sahip olduğu da görülmektedir. Reklamlar çocukların
fiziksel ve bilişsel gelişimlerinde özellikle önemli bir yeri olan süt, yoğurt, balık gibi
yüksek besin değerlerine sahip ürünleri cazip hale getirmektedir. Bu nedenle
reklamların eğitici ve hatırlatıcı bir işlevi üstlendiğinden bahsedilebilir.
Reklâmlar vasıtasıyla çocuklar karşılaştıkları ürünlerden pazaryeri bilgisi
kazanırlar; arkadaşlarından, akrabalarından ve kendi tüketim deneyimlerinden fikir
alırlar. Tüketim süresince çocuklar hangi ürünün iyi ve kötü olduğunu, reklamın
niyetinin dürüst olup olmadığını, hangi markaları tercih edeceklerini ve hatta bu
ürünlerin fonksiyonel bir mal olmanın dışında sosyal anlamlar taşıdığını öğrenirler
(Ersoy Quadır ve Akaroğlu, 2009). Bu açıklamalardan yola çıkılarak reklamların
çocuklara tüketici olma bilinci ve ürünlerin altında yatan mesajları anlama
konusunda farkındalık kazandırdığı söylenebilir. Ertunç’a göre reklamlar sırasında
çocukların
motor
gelişimi
psiko-sosyal
nedenlerle
artmaktadır.
Özellikle
reklamlardaki müzik, hızlı görüntü değişimleri ve tekrarlar çocukları heyecanlandırıp
hafızalarında yer edinerek onları ileri bir noktaya taşımaktadır (Ertunç, 2011).
Çocukların reklamlardaki müzikler ve hareketli sahnelerle içlerindeki enerjiyi
dışarıya vurmaya çalıştığı görülmektedir.
6.2. Reklamların Olumsuz Etkileri
6.2.1. Aile Çatışmaları
Reklam ürünlerini ya da marka adlarını hafızasına kaydeden çocuk,
kendisiyle ilgili ürün tercihlerini bu doğrultuda yapmakta, söz konusu tercihler
sosyo-ekonomik arka plan ile bağlantılı gelişen çocuk-ebeveyn çatışmalarına yol
açabilmektedir. Reklamların tutum ve davranışları etkileme noktasında ürünü ilgi
çekici kılmak için abartılı bir üslupla sunduğu aile ve arkadaşlık ilişkileri, izleyen
çocuklar tarafından taklit edilmekte, bu durum ise gerçek ilişkilerde çeşitli çatışmalar
doğurabilmektedir (Ertunç, 2011).
Reklamlarda kullanılan ürünlerle kişilik özelliklerinin bütünleştirilmeye
çalışıldığı gözlenmektedir. Çocukların bu kişilik özelliklerini kimlik oluşturma
sürecinde benimseyebilecekleri, bunun yanında kimlik karmaşası yaşama riskini
tetikleyebileceği söylenebilir. Bu konuya Eti Canga reklamındaki anne ve çocuk
arasındaki ilişki örnek verilebilir. Bu reklamda çocuğa odasını dağıtma özgürlüğü
verilirken, annenin bu konudaki hassasiyetinin çocuk tarafından göz ardı
edilebileceğinin olağan bir durummuş gibi gösterildiği görülmektedir.
6.2.2 Dikkat ve Dinleme Yetilerinin Zayıflaması
Çocukların kısa ve basit mesajları algılamaya alışmalarına, dinleme
yetilerinin zayıflamasına, dikkat yoğunluklarının azalmasına, ciddi konulara
yoğunlaşmalarının zorlaşmasına dolayısıyla düşünme yeteneklerini körelmesine
neden olduğu ve okul başarılarını olumsuz etkilediği de savunulmaktadır (Budak,
2006). Kısa sürede birbiri ardına sıralanmış birçok reklamın gösterilmesi, zaten
dikkat süreleri kısa olan çocukların dikkatlerini yoğunlaştırma yetilerini olumsuz
yönde etkilemektedir.
6.2.3. Reklam ve Obezite
Reklamların bir diğer sakıncası, sadece lezzet, koku, renk gibi özelliklerin
üzerinde durarak şekerli ve yağlı yiyeceklerin besin değerine değinmemeleri,
çocukları kolaylıkla etkileyerek olumsuz beslenme alışkanlığı edinmelerine neden
olmaları, ardından diş çürümesi, obezite gibi sağlık sorunlarına yol açmalarıdır
(Bilici, 2007).
Şekerli yiyecekler şişmanlığa yol açmaktadır. Çocuklar anne babalarına
baskı, yalvarma, tutturma yoluyla en gereksiz şeyleri aldırtabilmektedir (Yörükoğlu,
1989). Çocuğun şekerli yiyecek maddeleriyle ilgili ısrarına karşı koyamayan aileler,
öğün aralarında bu tür yiyecekler yemesine izin vererek, bir taraftan çocuğun yemek
zamanında iştahının kapanmasına, diğer taraftan da fazla karbonhidrat alarak aşırı
şişmanlamasına neden olmaktadır. Çünkü düşünsel yapısı henüz tam gelişmemiş
olduğu için çocuk, izlediği bir reklâmın etkisi altında kalarak reklâmı yapılmayan
sağlıklı ürünlerden uzaklaşabilir, reklâmı yapılan ürünlere yönelebilir (Ersoy Quadır
ve Akaroğlu, 2009). Reklamlarda tanıtılan zararlı besin ürünlerinin görsel ve işitsel
unsurlarla cazip hale getirilerek, reklamların çocukların sağlığını tehdit edici bir
faktör haline geldiği söylenebilir.
6.2.4. Reklamın Çocuğun Dil Gelişimine Etkisi
Kısa ve basit ifadelerle sunulan reklam mesajlarının jargonuna alışan
çocuklar, kapsamlı konularla ilgili düşünme ve yorum yapma yeteneklerinin
gelişimiyle ilgili olarak reklamların görüntü ve müzik üzerine yoğunlaşmaları
nedeniyle özellikle dinleme alışkanlığı bakımından olumsuz etkilenmektedir (Ertunç,
2011). Yayınlanan reklamlarda kullanılan dilde, argo sözcüklere, ağız ve şive
kullanımlarına, Türkçe olmayan ya da uydurulmuş kelimelere yer verilmesi de
çocuğun dil gelişini etkileyen unsurlar arasında gösterilebilir. Yine çocuk kendisine
yönelik yayınlarda gözlem ve taklit yoluyla öğrendiği dil kullanımlarını yaşamında
uygulayabilir. Bireyin dil gelişiminin büyük bir bölümünün çocukluk çağında
tamamlandığı düşünülürse çocukluk döneminde öğrenilen dil kalıplarının çocuğun
dil kullanımındaki etkisi ortaya çıkmaktadır (Cüceloğlu, 1992).
Reklamların dilde bozulmalara yol açtığı söylenebilir. Örneğin, Şen Piliç
reklamında Azeri şivesi, portıkal, çilak kelimeleri, “yiyin gari” gibi ağız deyişleri,
“Bas havanı, Reebook’la” gibi argo sözcüklerin kullanımının çocuklar tarafından çok
çabuk ezberlendiği ve kullanıldığı görülmektedir.
6.2.5. Reklamlar, Marka Bağımlılığı ve Marka Çocuk
Bir kategorideki pek çok marka arasından istikrarlı olarak bir markanın tercih
edilmesi ve satın alınmasına “marka bağımlılığı” denilmektedir. Marka bağlılığının
ölçülmesindeki en önemli unsur müşteri tatminidir (Bodur, 2011). Televizyon
reklamları, marka isimlerini öğretmeyi amaçlamaktadır. Televizyon izleyen 2
yaşındaki çocuklar aileleriyle birlikte markete gittiklerinde ürünler ve televizyon
reklamları arasında ilişki kurmaya başlarlar (Badur, 2007).
Çocukların gelişim dönemi özellikleri değerlendirildiğinde, marka tercihlerini
belirleyen etmenlerin daha çok algılara yönelik (renk, biçim gibi görsel özellikler)
olduğu, işlevsel özelliklerin etkili olmadığı anlaşılmaktadır (Aktuğlu, Karpat ve
Temel, 2006).
Şentürk ve Turgut’un ulusal ve uydu üzerinden yayın yapan televizyon
kanallarında çocuğa yönelik programlar ve bu programlarda yayınlanan reklamların
içerik analizini yapmayı, reklamlarda kullanılan dil, söylem ve yöntemleri ortaya
çıkarmayı amaçladıkları araştırmada incelenen reklamların % 90’ında marka isminin
görsel olarak; % 88’inde ise sözel olarak yer aldığı görülmüştür. Marka isimleri,
görsel ve sözel biçimlerde reklamlarda yer alarak henüz okuma yazma bilmeyen
çocukların zihnine yerleşerek kalıcı olmaktadır.
Böylece çocuklar, logosunu
gördüğü, adını sıkça duyduğu markayı alışverişte tercih ederek ailelerini
yönlendirebilmektedir (Şentürk ve Turgut, 2011). Bu durumun reklamlardaki görsel
ve işitsel unsurların ön plana çıkarılarak her kesimden alıcıya ulaşmasını
kolaylaştırdığı söylenebilir. Karaca, Pekyaman ve Güney tarafından yapılan bir
araştırmada ise ebeveynlerin büyük bir bölümü reklamların, çocukları ihtiyaç dışı bir
ürünü almaya yönlendirdiğini, “saldırgan, kaba kuvvete başvuran, sihirli” gibi
özelliklere özendirdiği, çocuklarda marka bağımlılığı yarattığı, çocukları her gördüğü
ürünü almaya yönlendirdiği” görüşündedir (Karaca, Pekyaman, ve Güney, 2007).
Ayrıca ürünlerin tanımı tüketicilerce yapılan ya da tüketicilerce yapıldığı izlenimi
yaratılarak tüketicilerin reklam iletisine etkin olarak katılması sağlanan reklamlar da
zamanla alışkanlık ve marka bağımlılığına dönüşecek ve tüketici artık söz konusu
markayı özellikle arama ve satın alma yoluna gidecektir (Aslan, 2012). Bu açıdan
bakıldığında reklamların marka bağımlılığını doğrudan etkilediği görülmektedir.
Marka bağımlılığı olan çocuklar ürün tercihlerinde ürünün niteliğinden ziyade marka
ve logo etkisiyle yönelimde bulunmaktadır. Bu nedenle reklamların marka
bağımlılığını tetiklediği söylenebilir.
6.2.6. Psikososyal Etkiler
Çocuklara yönelik reklamların bazı çizgi film kahramanlarıyla birlikte
desteklenmesi, çocukların zihinlerinde farklı imajlar oluşturabilmektedir. Çocukların
zihninde oluşan imajı destekleyemeyen çok sayıdaki ürünün ise çocukların
geleceklerine yön verecek sosyal ve psikolojik yapılarını olumsuz etkileyeceği
açıktır. Diğer yandan, çizgi film kahramanlarının gerçekleştirebildiği bazı insanüstü
davranışların da satın alınan ürünlerle elde edilememesi, çocukların hayal
dünyalarını alt üst edebilmekte ve olumsuz davranışlar sergilemelerine yol
açmaktadır (Torlak, 2001).
Çocuklara yönelik reklamlar çocukluk çağının
kısaltılmasına neden olmaktadır. Zamanla oyuncaklara yönelik ilgilerini kaybeden
çocuklar, yetişkin ürünleriyle ilgilenmeye başlamaktadır (Teker, 2008). Cinsellik
vurguları ve şiddet unsurlarının yer aldığı yetişkinlere yönelik hazırlanan reklamlara
çocukların da maruz kalma ihtimalleri çocukların psikososyal gelişimlerini, iletişim
becerilerini, cinsellik algılarını olumsuz olarak etkileyebilir.
6.2.7. Bilinçaltı (Subliminal) Reklamlar
Psikoloji sözlüğünde (subliminal) eşikaltı veya alt algısal mesajlar olarak
tanımlanır. Açıkça, bilinç düzeyinde görülmeyecek-işitilmeyecek, ancak izleyenlerin
davranışlarını istenen yönde etkileyecek şekilde hazırlandığı söylenen mesajlardır.
Eşikaltı Reklamcılığın Tanımı: Eşikaltı algılama; bilinçli tepki uyandırmayacak
düzeydeki, belirsiz ve alacalı uyarıların kişi tarafından fark edilmeden algılanmasıdır
(Şen ve Özer, 2012).
Aldatıcı reklam türlerinden biri olan bilinçaltı reklamlar, bilinçaltı algılamaya
dayanmakta, yani en düşük algı düzeyinin altındaki uyarıcılar yoluyla tüketicilerin
düşünce, duygu ve davranışlarını etkilemeye çalışmaktadırlar (Doksat, 2002). Gizli
resimler, gizli sözcükler ya da arka plandan gelen sesler yardımıyla kodlanan
bilinçaltı reklam mesajlarını, hedef kitlenin açımlaması kolay olmamaktadır. Eğer bir
reklam mesajı tüketici tarafından görülüyor ya da işitiliyorsa yani açık ve net olarak
algılanabiliyorsa, bu bilinçaltı bir mesaj değildir (Tığlı, 2002). Buradan hareketle
bilinç düzeyinde algılanabilen, ürünü tanıtmaya ve tüketicileri satın alma davranışına
yönlendirmeye
çalışan
reklamlarda,
mesajın
doğrudan
verildiği;
bilinçaltı
reklamlarda ise dolaylı yoldan verildiği sonucuna ulaşılabilir.
Bilinçaltı reklam (subliminal advertisement) uygulaması ilk kez, 1957 yılında
A.B.D.’nin New Jersey eyaletinde uygulanmıştır. Bir açık hava sinemasında, James
Vicary adlı bir reklam uzmanı tarafından gerçekleştirilen deney ile “Picnic” isimli
filmin kareleri arasına “patlamış mısır ye”, “kola iç” gibi cümleler gizli olarak
yerleştirilmiştir. Mesajın çok hızlı bir şekilde geçmesi nedeniyle izleyicinin bilinçli
olarak görüp, algılayamadığı bu mesajlar, Vicary’nin iddiasına göre 6 haftalık
deneme sürecinin sonunda kola satışlarını %18.8, patlamış mısır satışlarını ise %57.7
oranında arttırmıştır (Tığlı, 2002).
Sübliminal (Eşikaltı) reklamlarda “ürün yerleştirme” ve “25. Kare” tekniği
kullanılmaktadır (Şen ve Özer, 2012). Televizyon programlarındaki gizli reklam
uygulamalarından biri olan ürün yerleştirme, doğrudan yapılmadığı takdirde
bilinçaltı reklamcılık olarak değerlendirilebilir. Bir dizide ya da filmde, oyuncuların
kullandığı markaların, çekimde silik birer ayrıntı olarak yer alması, markanın ya da
ürünün
izleyicinin
gözüne
açıkça
sokulmadan
görüntülenmesi,
bilinçaltı
reklamcılığın bir türüdür. Bilinçaltı ve ürün yerleştirme hususunda herhangi bir
ürünün o ürüne ait çıkan ilk markanın adıyla anılması verilebilecek etkili örnekler
arasında kabul edilebilir. Öyle ki; ‘Orkid’, ilk hijyenik ped (kadın bağı) markası,
‘Sanayağ’ ilk margarin markası, ‘Coca-Cola’ ilk kola markası, ‘Selpak’ ise ilk kağıt
peçete markasıdır. Hijyenik ped, margarin, kola, kağıt peçete gibi ürünler adı geçen
firmalardan sonra daha pek çok firma tarafından da üretilmeye başlanmıştır. Ancak,
tüketicilerin o ürünleri ilk olarak Orkid, Sanayağ, Coca-Cola ve Selpak gibi firmalar
yoluyla tanımış olmaları, ürünlerin bu markalarla anılmasına neden olmuştur ve bu
durum halen devam etmektedir. Tüketici alışverişe gittiğinde, kağıt peçete yerine
Selpak almak istediğini söylemektedir (Öztürk, 2007). Bu durum tüketicinin marka
ismini ürünün yerine kullanıyor olmasından kaynaklanmaktadır.
25. kare tekniği subliminal (eşikaltı) reklamcılıkta kullanılan en yaygın
yöntemlerden biridir. Bu yöntemle tüketiciler izledikleri filmlerde bu subliminal
(eşikaltı) reklama maruz kalırlar. Bir insanın gördüğü anlık görüntü, 655 satır ve
frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika,
saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir.
Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327,5 satırda bir de
"control-track" denilen aralık vardır. Bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka
görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25. kare anlıktır. Yani
görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca ani bir görüntü
gelir ve anında kaybolur. Göz bunu algılar ve eşikaltına aktarır, ama kişi görüntünün
o anda farkında bile olmaz. Sonuç olarak Bilinçaltı reklamları bilinçaltı reklamcılığın
dürüst bir yöntem olmadığı ortadadır. Her şeyden önce tüketiciler aldatılmakta,
bilinçleri dışında duygu, düşünce ve hareketleri yönlendirilmektedir (Sungur, 2003).
Bu sebeple ülkemizde bilinçaltı reklamı kullanımı ile ilgili olarak Radyo ve
Televizyon Yayınlarının Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik’in 15. maddesinde
“Çeşitli teknik cihazlar vasıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler
kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin
tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren her tür reklam yayınlanamaz.” biçiminde bir
düzenleme yapılmıştır. Yapılan bu düzenleme ile tüketicilerin reklamların aldatıcı
yönlerinden korunmaya çalışıldığı söylenebilir.
7.
ÇOCUKLARIN
REKLAMLARDA
KULLANILMASI
VE
ÇOCUK
HAKLARI
Çocukların erişkinden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik
özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği, çocukların bakımının bir
toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi
gerektiği düşüncesi 20 Kasım 1959'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda "Çocuk
Hakları Bildirgesi" ile kabul edilmiştir (www.cocukhaklari.gov.tr).
Biyopsikososyal gelişim süreci devam eden çocukların gelişiminden tüm
toplumun sorumlu olduğu söylenebilir. Çocukluk çağının istismar edilmesi, kısa
dönemde çocuklara olmakla birlikte uzun dönemde topluma zarar vermektedir
(Yörükoğlu, 1989). Bu yargıya çocukların doğrudan ve dolaylı olarak toplumu şimdi
ve gelecekte etkileyebilecekleri varsayımından ulaşılabilir. “Bu günün çocukları
yarının büyükleri” sözü bu kanıyı doğrular niteliktedir. Çaplı’ya göre çocuklar için
kitle iletişim araçları dünyayı tanıma ve anlama aracıdır. Gerçek ve kurmaca
arasındaki algılamada yetişkinler kadar başarılı olamadıklarında kitle iletişim araçları
karşısında daha savunmasızdırlar (Çaplı, 1996).
Bu nedenle Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’nde çocukların kitle
iletişim araçlarından zarar görme derecelerini en aza indirgemek için 17. Maddenin a
fıkrasında yapılan düzenlemede;
- Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle
toplumsal, ruhsal ve ahlaki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye
yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini
sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler;
a) Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan ve 29.
maddenin ruhuna uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik ederler, ifadelerinin yer
aldığı görülmektedir.
Kitle iletişim araçları içerisinde yer alan reklamlar, çocukları özellikle görsel
açıdan etkileyen en önemli unsurlar arasında gösterilebilir. Yavuzer’e göre
reklamcıların, ekranda yansıyan olumlu modelin çocuklar için ne kadar yapıcıysa,
olumsuz modelin de o denli yıkıcı olduğunun bilincinde olmaları gerekir (Yavuzer,
2000). Bu doğrultuda 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın
Hizmetleri hakkındaki kanunda “Çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine
zarar vermemek, deneyimsizliklerini veya saflılarını istismar ederek, çocukları bir
ürün ya da hizmeti satın almaya veya kiralamaya doğrudan yönlendirmemek;
çocukları reklamı yapılmakta olan ürün ya da hizmetleri satın almak için
ebeveynlerini veya başkalarını ikna etmeye doğrudan teşvik etmemek; çocukların
ebeveynlerine, öğretmenlerine veya diğer kişilere duyduğu güveni istismar etmemek
veya sebepsiz olarak çocukları tehlikeli durumlarda göstermemek”. ibaresi örnek
olarak gösterilebilir.
Ülkemizde çocuklara yönelik reklamlara ilişkin mevzuaatta 21555 sayılı
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Reklam Yönetmeliği’nin yayın ilkelerinin 5.
maddesinin (m) fıkrasında ise; “Reklamlar, çocukların ve gençlerin beden ve ruh
sağlığını olumsuz yönde etkileyecek, onları bunalıma, özentiye ve çaresizliğe
düşürecek nitelikte olamaz. Reklam yayınlarında, çocukların inanç ve sadakat
duygularını zedeleyecek sözlere yer verilemez. Benzer şekilde çocuklar reklamlarda
görüntü unsuru olarak bir ailenin üyesi gibi yer aldıklarında, davranışlarının görgü ve
terbiye kurallarına uygun olması gerekir” ifadesinin yer aldığı görülür.
Çocuklar arasında reklamlardan izleyici olarak etkilenen kesimin dışında,
reklam sektöründe aktif olarak görev alan oyuncu çocuk kesiminden de söz
edilebilir. Çocuk işçiliğine yönelik Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 32.
maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve
her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel,
zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte
çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.” Maddesi ile 2. fıkrasının a, b,
c bentlerinde yer alan; “Taraf Devletler, bu maddenin uygulamaya konulmasını
sağlamak için yasal, idari, toplumsal ve eğitsel her önlemi alırlar. Bu amaçlar ve
öteki uluslararası belgelerin ilgili hükümleri göz önünde tutularak, Taraf Devletler
özellikle şu önlemleri alırlar:
a) İşe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı tespit ederler;
b) Çalışmanın saat olarak süresi ve koşullarına ilişkin uygun düzenlemeleri
yaparlar;
c) Bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun
yaptırımlar öngörürler.” ifadeleri yer almaktadır.
Çocukları reklamların etkilerinden korumaya yönelik hazırlanan en kapsamlı
düzenleme Radyo Ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun
düzenlemesinin 4. bölümünün 9. maddesinin 6. fıkrasının ç bendinde yer aldığı
söylenebilir. Bu maddede yer alan ibareye göre;
“Çocukların
fiziksel,
zihinsel
veya
ahlakî
gelişimine
zarar
vermemek,
deneyimsizliklerini veya saflıklarını istismar ederek, çocukları bir ürün veya hizmeti
satın almaya veya kiralamaya doğrudan yönlendirmemek; çocukları reklamı
yapılmakta olan ürün veya hizmetleri satın almak için ebeveynlerini veya başkalarını
ikna etmeye doğrudan teşvik etmemek; çocukların ebeveynlerine, öğretmenlerine
veya diğer kişilere duyduğu güveni istismar etmemek veya sebepsiz olarak çocukları
tehlikeli durumlarda göstermemek.” televizyon ve reklam yayıncılıklarında dikkat
edilmesi gereken hususlar olarak gösterilebilir.
SONUÇ ve ÖNERİLER
Reklamcılar açısından çocuk hem tüketici hedef kitle hem de ürünü yetişkin
tüketicilere ulaştırma aracı olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle çocukların sadece
pasif izleyici konumunda olmadığı işin mutfağında da aktif olarak yer aldığı
söylenebilir. Öyle ki içerik olarak yetişkinlere hitap eden birçok ürünün sunumu
çocuklar
üzerinden
yapılmaktadır.
Yine
yetişkinlerin
çocuklara
yönelik
harcamalarında belirleyici olan piyasaya çocuk ve bebek ürünleri olarak sunulan ve
reklamları daha çok ebeveynlere hitap eden mama, bebek bezi, şampuan gibi
ürünlerin reklamlarında da çocuklar yer almaktadır. Öte yandan doğrudan çocuklara
yönelik hazırlanan reklamların sunumlarında da çocuklar kullanılmaktadır. Bu
sebeple reklamların, çocukların bilişsel, psikomotor, cinsel, sosyo-kültürel ve dolaylı
olarak fiziksel gelişim alanları açısından çocuk gelişimini olumlu ve olumsuz şekilde
etkilediği söylenebilir. Çocuğa dış dünyayı tanıtan ve yetişkinlerin dünyalarına girme
şansı sunan reklamlar uyarıcı zenginliği açısından da çocuğun zihinsel becerilerini
etkilemektedir. Reklam müzikleri ile birlikte çocuklar enerjilerini dışa vurma fırsatı
bulmaktadırlar. Ayrıca çocuklara ürün ve pazar bilgisi sunma açısından da
reklamların işlevi büyüktür. Buna rağmen reklamlarda gösterilen markalar
doğrultusunda tercih yapmak isteyen çocuklarla aileleri arasında, sosyo-ekonomik
arka plan ile bağlantılı aile-çocuk tartışmaları olabilmektedir. Reklamı yapılan ve
sağlığa zararı olan yiyeceklerin besin değerlerine değinilmemesi de çocuklarda
sağlıksız beslenme alışkanlığı oluşturmakta, diş çürümesi, obezite gibi sağlık
sorunlarına yol açabilmektedir.
Reklamlar çocukların kısa mesajları algılamaya
alışmalarına ve hızlı görüntü ve ses geçişleri nedeniyle dinleme yetisi ve dikkat
yoğunlaşmalarının zorlaşmasına neden olmaktadır. Reklamların sunumu sırasında
argo dil, şive ve Türkçe olmayan sözcüklerin kullanımı, çocukların bu olumsuz
sözcükleri model alma yoluyla öğrenmesine ve günlük yaşamında kullanmasına yol
açabilmektedir.
Yine reklamlarda sihir, büyü gibi gerçeküstü unsurların yer
almasının çocukların gerçeklik algılarını etkilediği, çizgi film kahramanlarının veya
çocuk modellerin uygunsuz ve antisosyal tavırlarının çocuklar tarafından kolayca
model alınabildiği söylenebilir.
Televizyon
reklamları
marka
öğretmeyi
amaçlamaktadır.
Özellikle
reklamların görsel boyutunda yer alan marka ve logolar, okuma yazma bilmeyen
çocuklar tarafından da kolayca algılanmakta ve öğrenilmektedir. Markaların farklı
kitle iletişim araçlarında görsel veya sesli olarak sürekli tekrarlanması çocukların
çoğu zaman ürün tercihlerini marka ile belirlemelerine neden olmaktadır. Sıklıkla
tekrarlanan ilgi çekici reklamlar dolayısıyla çocuklar, ürünün niteliğinden ya da
işlevinden ziyade marka ve sunumuyla ürün tercihini belirlemektedir. Öte yandan
reklamlarda ürünler çoğu zaman olduğundan farklı ve abartılı gösterilmektedir. Bu
tür reklamlar aldatıcı reklam olarak kabul edilir. Sürekli reklamlara maruz bırakılan
çocukların aldatıcı reklamlarla karşılaşma oranlarının daha yüksek olduğu
söylenebilir. Sübliminal (Bilinçaltı) reklamlar etik olarak görülmese de ürün
yerleştirme ve 25. kare teknikleri vasıtasıyla reklamlarda yer almaktadır. Bu teknikle
çocukların
bilinçaltına
uygunsuz
iletiler
gönderilmekte
ürün
bilinçaltına
kazınmaktadır. Ayrıca ürün yerleştirme ile birlikte ürünün markası ürünün yerine
geçebilmektedir. Bu durumun dolaylı olarak çocuğu marka bağımlılığına yönelttiği,
uygunsuz mesajlarla çocukların bilinçaltı tahrip ettiği söylenebilir. Çocuk Hakları
Evrensel Beyannamesi ilkelerini temel alan RTÜK, kanun ve yönetmeliklerle
çocukları reklamların zararlı etkilerinden korumak amacıyla çeşitli çalışmalar
yapmıştır. Yapılan tüm bu çalışmalara paralel olarak bu bölümde; çocukları
reklamların zararlı etkilerinden korumak için reklam sektörüne, ebeveynlere ve
eğitimcilere yönelik önerilere yer verilmiştir. Reklamcılara yönelik sunulan öneriler
şunlardır:
1) Reklamcı daima mesajın direkt hedef aldığı kitlenin bilgi düzeyini ve olgunluk
derecesini hesaba katmalıdır. Yani reklamcı çocuklara yönelik hazırladığı
reklamlarda çocukların gelişim özelliklerini dikkate almalıdır. Öte yandan
yetişkinlere
yönelik
hazırlanan
reklamların
çocukların
da
izleyeceği
unutulmamalıdır. Bu nedenle yetişkinlere yönelik hazırlanan reklamlarda da gerekli
denetim ve düzenlemelere yer verilmelidir.
2) Çocukların hayal güçlerinin kuvvetli olduğu unutulmamalıdır. Çocuklar kurgu ile
gerçeği ayırt etmekte zorlandıkları için direkt veya indirekt olarak reklam içinde,
ürünün kalitesi veya performansı ile ilgili mantıksız ve abartılı söylemlerde
bulunulmamalıdır.
3) Reklamların çocuğun gelişiminde önemli bir rol oynadığı unutulmamalıdır ve
reklamcı çocuğun reklamlardan öğrendiklerinin çocuk gelişimi üzerindeki olumlu ve
olumsuz etkilerini göz önünde bulundurmalıdır. Bu nedenle çocuklardan beklenen
davranışlar (el yıkama, diş fırçama vb.) reklamlar aracılığı ile geliştirilebilir.
4) Reklamcılar, reklamlarında çocuğu, dostluk, nezaket, samimiyet, adalet, cömertlik
ve başkalarına saygı gibi pozitif ve faydalı sosyal standartlar üzerinde davranmaya
sevk etmelidir.
5) Reklamlar, çocuğun kişisel-sosyal gelişimini ve aile ilişkilerini etkiler. Bu nedenle
ebeveynler çocuklarına birincil rehberlik sorumluluğuna sahiptir. Reklamcılar bu
ebeveyn-çocuk ilişkisinde yapıcı bir üslup edinmelidirler.
Ailelere yönelik öneriler şunlardır:
1) Anne-babalar
çocuklarını
bilinçli
tv
izleme
yöntemleri
hakkında
bilgilendirmelidir. Çocukların gelişim dönemleri dikkate alınarak ebeveynler
çocuklarda eleştirel düşünme becerisi kazandırmalıdır.
2) Anne-baba çocuğun reklamlarda görüp istediği ancak ona uygun olmayan
maddelerin neden alınamayacağını çocuğa anlatmalıdır.
3) Çocuğa televizyon seyrettirilmesi veya seyrettirilmemesi, bilgisayar oynatılıp
oynatılmaması ödül ya da ceza olarak kullanılmamalıdır. Televizyon ve
bilgisayar çocuk için ilgi çekici hale getirilmemelidir.
4) Anne-baba televizyon seyredip bilgisayarla oynamak yerine kitap okuyarak,
müzik dinleyerek, spor yaparak bir hobi ile ilgilenerek alternatifler sunmalı,
çocuğa bu konuda iyi bir örnek olmalıdır.
5) Televizyon konulan odadaki eşyalar televizyonu ve bilgisayarı merkez
yapmayacak şekilde düzenlenmelidir. Hatta televizyon ve bilgisayar sık
kullanılan odalar içinde bulunmamalıdır.
6) Sürekli kanal değiştirmek küçük yaştaki çocuğun konsantrasyonunu bozduğu
için anne-baba, çocuğun sürekli kanal değiştirmemesine dikkat etmeli, kendileri
de bu davranışı yapmaktan kaçınmalıdır.
7) Çocuğa izlediğinin yalnızca bir film, hikâye olduğu anlatılmalıdır.
8) Anne-baba çocuğun televizyon izlemesi ve bilgisayarla oynaması konusunda
çocukla birlikte bir plan yapmalıdır.
9) Anne-baba izlenecek programın içeriğine dikkat etmeli. Çocuğun gelişimine
zarar verebilecek programlar seyrettirilmemelidir, çocuğun gelişimine zarar
verici internet sitelerinden uzak tutulmalı ve gerekli güvenlik önlemleri
(filtreleme) alınmalıdır.
10) Aile reklamlar konusunda bilinçli olarak çocuğa model olmalıdır.
11) Çocuğun televizyon, bilgisayar ve reklamlarla tanışma yaşı olabildiğince ileri
dönemlere rastlamalıdır.
12) Reklamlar çocukları oyalama aracı olarak kullanılmamalıdır. (Örneğin; yemek
yedirirken, uyuturken vb.)
Eğitimcilere yönelik belirlenen öneriler ise şunlardır:
1) Reklamlar eğitimciler tarafından disiplinler arası yaklaşımlarla hedef davranış
olarak kazanımlar arasında yer almalıdır.
2) Hayat bilgisi dersi gibi derslerde, kitle iletişim araçları konusunda reklamlarla
ilgili çalışmalara yer verilmeli, reklamlar ve tüketim konusunda çocuklara
farkındalık kazandırılmalıdır.
3) Seçmeli Medya okuryazarlığı dersinin içeriği ve önemi konusunda aile ve
öğrencilere bilgiler verilmelidir.
4) Çocuklarda tüketim alışkanlıklarının gözlenmesi açısında ailelerle işbirliği ve
eşgüdüm sağlanmalıdır.
5) Rehberlik etkinleri kapsamında, çocuklarda farkındalık oluşturmak amacıyla
marka bağımlılığı, tüketim alışkanlıkları ve reklamlar konusunda etkinliklere yer
verilmelidir.
Tüm bu önerilerin dışında yasal olarak da aşağıdaki düzenlemelere de yer verilebilir:
1) Küçük çocuklara yönelik ürünlerin reklamlarının yayını, bu ürünlerin büyüklere
yönelik pazarlaması amaçlanıyor olsa bile sıkı kontrole tabi olmalıdır.
2) Çocukların ihtiyaçlarını hedef alan ancak yetişkinlere yönelik hazırlanan bebek
bezleri, bebek losyonları, bebek şampuanları, pişik kremleri gibi reklamlarda bebek
ve çocukların mahremiyetine dikkat edilmelidir.
3) Reklamlarda çocukları kullanan firmalara yönelik uygulanan yaptırımlar ve para
cezaları caydırıcı olmalıdır.
4) Çocukların TV izleme ihtimalinin yüksek olduğu yayın dönemlerindeki
reklamların
yayını sıkı kontrole tabi olmalıdır.
Sonuç olarak; Bu çalışma kapsamında yapılan literatür taramasında edinilen bilgiler,
çocuklara yönelik reklamlar ve reklamların çocuklar üzerindeki etkileri açısından
yaygın kullanılan kitle iletişim araçlarında denetim ve düzenlemeleri zorunlu
kılmaktadır. Öte yandan reklam kurulu, radyo televizyon üst kurulu ve reklam
özdenetim kurulu koydukları kanun ve denetlemelerle çocukları reklamın olumsuz
etkilerinden korumaya çalışmaktadır. Ancak konu sadece denetim boyutuyla
sınırlandırılmamalıdır. Bu konuda eğitimcilere ve ailelere büyük sorumluluklar
düşmektedir. Reklamlara yönelik uygulanan denetim çalışmalarıyla birlikte hedef
kitleye, ailelere ve eğitimcilere yönelik eğitim çalışmalarına yer verilmelidir. Sözün
özü çocuğu tamamıyla reklamlardan soyutlamak mümkün değildir; ancak çocuğa
reklamlar konusunda bilinç kazandırmak elimizdedir. Çocuk bir toplumun
geleceğidir ve bir çocuğu yetiştirmek bütün köylünün işidir. Bu nedenle çocukların
yetişmesi sürecinde herkes taşın altına elini koyabilmelidir.
KAYNAKÇA
Akan, P. (1995). Reklamcının Toplumsal Sorumluluğu. Pazarlama Dünyası,
51, 22-24
Aktuğlu, I., Karpat, A ve Temel, A. (2006). “Tüketiciler markaları nasıl tercih
ediyor?”. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 15, 43-59.
Aslan, V. (2012). Reklam iletilerinde tüketici davranışlarını belirleyen
psikolojik
etmenler:
üniversitelerin
gazete
reklamları
uygulama
örneği.
Yayımlanmamış Yüksek Lisans tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul.
Badur, F. (2007). Televizyon reklamlarının çocukların marka farkındalığı
üzerindeki
etkisi:
Yiyecek
ve
içecek
reklamları
üzerine
bir
uygulama.
Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Sakarya.
Baybars,
Ö. (1999). Pazarlama İlkeleri. İstanbul: Beta Basım Yayım
Dağıtım.
Benice, A. (2009). Televizyon açıldı ve şimdi reklamlar. Ar- El Eğitim
Kurumları Eğitimde Yansımalar Dergisi,3, 9-10.
Bilici, İ. E. (2007). Medya Okuryazarlığı: Televizyonun Çocuklar Üzerindeki
Olumsuz Etkilerine Karşı Önlem Arayışı, Risk Altındaki Çocuklar, İstanbul
Üniversitesi 4. Uluslar arası Çocuk ve İletişim Kongresi ve 4. Uluslar arası Çocuk
Filmleri Festivali ve Kongresinde sunulan bildiri, İstanbul Üniversitesi, İstanbul.
Bir, A. A. ve Mavis, F. (1988). Dünyada ve Türkiye'de Reklamcılık: Reklamın
Gücü. Ankara: Bilgi Yayınevi.
Bodur, F. ( 2011). Gençlerin giyim tarzının modernleşme açısından
değerlendirilişi (İstanbul ili Arnavutköy ilçesi Mehmet Akif Ersoy Lisesi örneği).
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Sakarya.
Budak O. (2006). Televizyon reklâmlarının ilköğretim çağındaki çocukların
satın alma davranışları üzerindeki etkisi, Ankara ilinde bir uygulama çalışması.
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü,
Ankara.
Cüceloğlu, D. (1992). Çocuk psikolojisi. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Çaplı, B. (2002). Medya ve Etik. İstanbul: İmge Kitapevi.
Çaplı, B. (1996). Çocuk ve Televizyon. İstanbul: Yeni Türkiye Medya Özel
Sayısı.
Çerçi, F. (2009). Çocukların reklamı anlama ve algılama düzeyleri ile
demografik değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik mersin ilinde bir
araştırma. Yayımlanmış yüksek lisans tezi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Adana.
Devellioğlu, F. (1978). Osmanlıca – Türkçe ansiklopedik lügat – eski ve yeni
harflerle. Ankara: Doğuş Matbaası.
Doğan, M. (2003). Televizyon Reklamlarının Çocuklar Üzerindeki Etkisi,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Afyon.
Doksat, M. K. (2002). “Bilinçaltı değil bilinçdışı.” Media Cat Aylık
Pazarlama İletişim Dergisi. 10 (88), 22-24.
Elden,
M. ve Kocabaş
F. (1997).
Reklamcılık
Kavramlar,
Kararlar,
Kurumlar. İstanbul: İletişim Yayınları.
Elden, M. ve Özkan, U. (2006). Çocuklara Yönelik Reklamlarda Denetim ve
Etik. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Küresel İletişim Dergisi, 2, 2-21.
Erdem, M, N. (2008). Televizyon reklamlarında çocuk bedeni üzerinden
cinsel kimlik aktarımı. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli.
Ersoy Quadır, S. ve Akaroğlu, G. (2009). Televizyon reklâmlarının çocuk
tüketiciler üzerine görsel etkilerinin bir incelemesi. Selçuk Üniversitesi İletişim
Dergisi 6 (1), 78-94.
Ertunç, F. (2011). Çocuk dünyasında reklamın rolü: televizyon reklamlarında
çocuklara yönelik düzenlemeler. Yayımlanmamış uzmanlık tezi, T.C. Radyo
Televizyon Üst Kurulu.
Gün, F. (1999). Bütünleşik Pazarlama İletişiminde Elektronik Reklamcılık ve
Uygulamaları. İstanbul: Tüm Ofset Matbaacılık Ltd. Şti.
İşmen, K. (2003). Bazen Öyle Bir Ajans Düşlüyorum ki! Reklam Halkla
İlişkiler ve Ötesi. İstanbul: Mediacat Yayınları.
Karaca, Y., Pekyaman, A. ve Güney, H. (2007). Ebeveynlerin televizyon
reklam içeriklerinin çocuklar üzerindeki etkilerini etik açıdan algılamalarına yönelik
bir araştırma. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (2), 233–249.
Özgür, A. Z. (1994). Televizyon Reklamcılığı: Kavramlar- Süreçler. İstanbul:
DER Yayınları.
Öztürk, Ö. (2007). Aldatıcı televizyon reklamlarına karşı tüketicinin
korunması. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Ankara.
Seymenoğlu, Y. (2009). Televizyon reklamlarında iknanın belirleyicileri
“animasyon
karakter
kullanımının
tüketicilerin
ikna
sürecine
etkisinin
belirlenmesine yönelik bir araştırma.” Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.
Sungur, S. (2003). Bilinçaltı Reklamcılık ve Toplumsal Etkileri, İletişim
Fakültesi Dergisi (10), 7-8.
Şentürk, M. ve Turğut, M. (2011). Televizyon programları, reklamlar ve
çocuklar. Aile ve Toplum Eğitim- Kültür ve Araştırma Dergisi, 63-86.
Tığlı, M. (2002). Bilinçaltı reklamcılık, İstanbul Üniversitesi İletişim
Fakültesi Dergisi, 15, 348-356.
Teker, F. (2008). İlköğretim II. Kademede okuyan öğrencilerin televizyon
reklamlarına ilişkin görüş ve davranışları, Yayımlanmış yüksek lisans tezi, Gazi
üniversitesi eğitim bilimleri enstitüsü aile ekonomisi ve beslenme eğitimi bilim dalı,
Ankara.
Torlak, Ö. (2001). Pazarlama Ahlakı.İstanbul: Beta Yayınları.
Ünsal, Y. (1971). Bilimsel Reklam ve Pazarlamadaki Yeri. İstanbul: Bilim
Kitabevi.
Yavuzer, H. (2000). Ana, Baba ve Çocuk. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Yörükoğlu, A. ( 1989). Değişen Toplumda Aile ve Çocuk. İstanbul: Özgür
Yayın Dağıtım.
Şen, İ., Özer, M. T. (2012). Subliminal (Eşikaltı) ve örtük mesajların tüketici
tutum ve davranışlarına etkisi üzerine bir inceleme. Tübitak 4004 Bilim ve Toplum
Okulları, Bursa.
<http://www.cocukhaklari.gov.tr/tr/content/show/25/birlesmis_milletler_cocu
k_haklari_bildirisi.html> 21.03.2013
Download