DelİryuM TeDAvİSİNDe pSİKİyATrİ GÖZüyle

advertisement
Deliryum Tedavisinde Psikiyatri Gözüyle
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Tiryaki
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anablim Dalı
D
eliryum, genel olarak %10 -30 oranında hastanelerde yatanlarda, %40 oranında yaşlılarda ve
%50’nin üzerinde cerrahi işlem geçirmiş kişilerde görülebilir. Öte yandan terminal döneme girmiş kanser
hastalarında %68-90 düzeylerinde ortaya çıkabilmektedir.
Artmış morbidite ve mortalite ve kaynak kullanımı ile ilişkilidir. Bütün yaşlarda görülebilir; acil ve cerrahi servisleri
ve yoğun bakım üniteleri gibi birçok klinik ortamda sıklıkla karşılaşılabilir. Deliryum travma, infeksiyonlar, metabolik
bozukluklar, iyi denetim altına alınamayan ağrı ya da ilaç
yan etkileri gibi birçok nedenle ilişkili olarak ortaya çıkabilir.
Bu klinik durumlar ilerlemiş yaş, alkol madde kötüye kullanımı, erkek cinsiyeti, demans, eşlik eden diğer tıbbi durumlar, duyusal bozukluklar gibi birçok yatkınlaştırıcı etmenle
karmaşık biçimde etkileşerek sonucu belirler. Deliryumun
özellikle hipoaktif/düşük uyanıklık tipi hastalarda kolaylıkla
gözden kaçabilir. Deliryumun ele alınışında birçok yaklaşım
altta yatan nedenin tedavisine ve ilaç dışı destekleyici tedavilere vurgu yapar. Yatkınlaştırıcı etmenlerin ele alınmasının, sağlık bakımı veren personelin tanı, klinik gidiş ve ilaç
dışı destekleyici tedavi konularında eğitimlerinin güçlendirilmesinin yararlı olduğu gösterilmiştir.
Deliryumun ortaya çıkışında çeşitli nörokimyasal anomaliler yer almaktadır. Basitleştirilmiş fizyopatolojik açıklamaya
göre merkezi sinir sisteminde azalmış kolinerjik etkinlik ve
artmış dopamin salınımı temel değişiklikleri belirlemektedir. Artmış dopaminerjik durum hipokolinerjik durumla da
ilişkilidir. Bunun altında da diğer nörotarnsmitterlerin karmaşık ve akut değişiklikleri yer almaktadır. Dopaminerjik ve
kolinerjik sitemler kortekste, striatumta ve talamusta glutaminerjik, GABAerjik ve serotonerjik sistemlerle etkileşir ve
onları module ederler. Güncel ilaç tedavisi seçenekleri bu
karmaşık nörokimyasal mekanizmaları hedeflemekten çok
belirsiz terapötik etkinlikle yan etki dengesine dayalı yaklaşımlarla ele alınmaktadır. İlaçların temel kullanım amacı hi-
peraktif deliryum hastalarının kendilerine ya da çevrelerine
zarar vermelerini önlemek, renkli psikotik belirtileri özellikle
sedasyon yapan bir etki ile kontrol altına almaktır. Öte yandan sessiz deliryum olguları sıkça gözden kaçtığı gibi eldeki
yaklaşımlarla, yaşadıkları sıkıntıya rağmen, yeterince uygun
bir tedavi almamaktadırlar. İlaç tedavisinde endikasyon dışı
atipik antipsikotik kullanımı, kolinesteraz inhibitörlerinin
kullanımı giderek artan bir yaklaşım olmaktadır. Deliryum
altta yatan tıbbi bir hastalığın psikiyatrik bir görünümüdür.
Artmış mortalite hızları, uzun hastane yatışı, kötü işlevsel
düzelme ve artan bakımevinde barınma hızları ile ciddi
sonuçları olan bir klinik durumdur. Bu nedenlerle hızlı bir
değerlendirme yapılması gereği sıkça vurgulansa bile konsultan psikiyatri uzmanları sıklıkla deliryumun depresyon
ve anksiyete gibi tanılarla yanlış değerlendirildiğini belirlemektedirler. Bu durum doğru tanının ve tedavinin gecikmesine yol açabilmektedir. Psikiyatrik değerlendirme için başvuran servis elemanlarının deliryum tanısını %46 düzeyinde
atladığı bildirilmektedir. Özellikle yaşlı hastalarda psikiyatrik
bozuklukları değerlendirmek daha zor bir konudur. Bunun
birinci nedeni tıbbi hastalıkların psikiyatrik tanı koymayı
güçleştirebilmesidir. Çoklu hastalığı olan yaşlı kimsede çok
çeşitli vejetatif belirtiler çeşitli ruhsal bozuklukların tanınmasını engelleyebilmektedir. İkincisi ruhsal bozuklukların
yaşlıda görünümü de değişiklik gösterebilmektedir. Üçüncü neden ise klinisyenlerin yaşlı kimsede yeni ortaya çıkan
zihinsel bir klinik duruma tanı koyma konusundaki dirençleridir. Deliryumun atlanmasına yol açan diğer iki etmen
ise geçmiş psikiyatrik bozukluk tanısının şimdiki belirtilerin
anlaşılması için kullanılması ve ağrıdır. Deliryumun yarattığı
morbiditeyi azaltmak için birçok yaklaşım denenmiş olsa da
özellikle yüksek riskli grupların seçilerek yürütülecek birincil
koruma en etkin yöntem olarak gözükmektedir.
Bu konuşmada yüksek riskli yaşlı hasta grubunda deliryuımun tanınması ve önleme stratejileri ele alınacaktır.
26 - 30 Mayıs 2010, Kaya Artemis Otel, Gazimağusa, KKTC
181
A. Tiryaki
KAYNAKLAR
1. Minden SL, Carbone LA, Barsky A. ve ark. Predictors
and outcomes of deliryum. General Hospital Psychiatry (2005) 209-214.
2. Bourne RS, Tahir AT, Borthwick M. ve ark. Drug treatment of delirium: past, present and future. Journal of
Psychosomatic Research 65 (2008) 273-278.
3. Michaud L, Büla C, Berney A. ve ark. Delirium: guide-
182
line for general hospitals. Journal of Psychosomatic
Research 62 (2007) 371-383.
4. Laurila JV, Laakkonen M-L, Laurila JV ve ark. Predisposin and precipitating factors for delirium in a frail
geriatric population. Journal of Psychosomatic Research 65 (2008) 249-254.
Akademik Geriatri 2010
Download