türkiye cumhuriyeti çukurova üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü

advertisement
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İKTİSAT ANABİLİMDALI
MERKEZ BANKASI VE PARASAL ŞOKLARIN ETKİLERİ
Altuğ KAZAR
DOKTORA TEZİ
ADANA/ 2012
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İKTİSAT ANABİLİMDALI
MERKEZ BANKASI VE PARASAL ŞOKLARIN ETKİLERİ
Altuğ KAZAR
DANIŞMAN: Prof. Dr. Mahir FİSUNOĞLU
DOKTORA TEZİ
ADANA/ 2012
Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğüne,
Bu çalışma, jürimiz tarafından İktisat Anabilim Dalında YÜKSEK LİSANS
TEZİ olarak kabul edilmiştir.
Başkan: Prof.Dr. Mahir FİSUNOĞLU
(Danışman)
Üye: Prof.Dr. Nejat ERK
Üye: Prof.Dr. Altan ÇABUK
Üye: Prof.Dr. Muhsin KAR
Üye: Doç.Dr. Kıvılcım METİN-ÖZCAN
ONAY
Yukarıdaki imzaların, adı geçen öğretim elemanlarına ait olduklarını onaylarım.
…./…./..
Prof.Dr. Azmi YALÇIN
Enstitü Müdürü
Not.- Bu tezde kullanılan özgün ve başka kaynaktan yapılan bildirişlerin, çizelge, şekil
ve fotoğrafların kaynak gösterilmeden kullanımı, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu’ndaki hükümlere tabidir.
iii
ÖZET
MERKEZ BANKASI VE PARASAL ŞOKLARIN ETKİLERİ
Altuğ KAZAR
Doktora Tezi, İktisat Anabilim Dalı
Danışman: Prof.Dr.Mahir FİSUNOĞLU
Ocak 2012, 131 Sayfa
24 Ocak kararları ile birlikte, dışa açık bir ekonomi modeline dönülürken, finansal
piyasaların yurtdışı piyasalara entegrasyonu, piyasaları şoklara karşı daha duyarlı bir
konuma getirmiştir.1980 yılından bu yana, Türkiye ekonomisi birçok krizle yüzleşmiştir.
Özellikle parasal temelli bu krizler, aynı zamanda bir yapısal dönüşüm sürecinde ortaya
çıkmışlardır. Bu çalışmanın amacı, bu bağlamda Merkez Bankası tarafından uygulanan
politikaların para çarpanı üzerindeki etkilerini incelerken, son yıllarda birçok merkez
bankası tarafından kullanılmaya başlanan Dinamik Stokastik Genel Denge (DSGD) modeli
çerçevesinde parasal şokların sonuçlarını analiz etmektir. Para çarpanın istikrarlı olması
parasal şokların sonuçlarının geçerli olması için gereklidir. Çalışmamızın verileri, 1985’in
dördüncü çeyreği ile 2011’in ikinci çeyreği arasını kapsamaktadır.
Anahtar Kelimeler: DSGD Modeli, CEE (Christiano, Eichenbaum ve Evans) Modeli,
Merkez Bankacılığı, Türkiye’de Para Çarpanı.
.
iv
ABSTRACT
CENTRAL BANK AND THE EFFECTS OF MONETARY SHOCKS
Altuğ KAZAR
Ph.D. Dissertation, Department Of Economics
Supervisor: Prof. Dr. Mahir FISUNOGLU
January 2012, 131 Pages
While turning into an open economic model with the amendments of 24 January,
integration of financial markets with the foreign markets brings them to a position where
they became more intensive to the shocks. Since 1980, the Turkish economy has faced with
many shocks. In particular, of those shocks which are monetary based, have occurred at a
time of structural transformation. The aim of this study, in this context, while examining
the effects of policies conducted by Central Bank on money multiplier, analyze the
consequences of monetary shocks with the DSGE model, which is recently have been in
use by many central banks. The stability of money multiplier is necessary for the
consequences of the monetary shocks to be valid. The study covers the period between
1985Q4 and 2011Q2.
Keywords: DSGE Model, CEE (Christiano, Eichenbaum ve Evans) Model, Central
Banking, Money Multiplier in Turkey.
,
v
ÖNSÖZ
Akademik çalışma zorlu bir süreçtir. Birçok aday hayat boyu devam edecek bu
süreci bırakır. Ancak süreci zor kılan, genç adayların çalışma koşulları değil, onların
kazanılmasında, yorulmadan yönlendirilmesinde çok az kişinin gösterebileceği büyük
özveridir. Bu özveriyi şevkle göstererek, doktoraya tekrar döndükten sonra, çalışma
boyunca bilgisini ve emeğini esirgemeden, beni yönlendiren danışmanım Prof.Dr. H.Mahir
FİSUNOĞLU’na minnettarlığımı belirtmek isterim.
Özellikle,
aynı
özveriyi
göstererek,
eleştiri
ve
katkılarıyla
çalışmanın
şekillendirilmesindeki yardımlarından ötürü jüri üyelerinden Doç.Dr. Kıvılcım Metin
ÖZCAN’a, Prof.Dr. Muhsin KAR’a ve Prof.Dr. Nejat ERK’e teşekkürü bir borç bilirim.
Jüri üyelerinden Prof.Dr. Altan ÇABUK’a, Bayesyen tahmin yöntemi ile ilgili
katkılarından ötürü teşekkür ederim.
Her zaman yanımda olduklarını hissettiğim annem Tual ve babam Ali KAZAR’a,
yıllar boyunca gösterdikleri inanç ve sabır için en içten teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca
desteğini yıllar boyunca esirgemeyen eşimin ailesi Canan ve Zeynel A. DEMİREL’e büyük
bir içtenlikle teşekkür ederim. Son olarak, çalışmamı, bana her zaman anlayış ve sevgiyle
yaklaşan, büyük bir özveriyle yanımda olan, desteğini ve ilgisini her zaman yanımda
hissettiğim eşim Görkemli KAZAR’a ithaf etmek isterim.
Altuğ KAZAR
Adana, 2012
vi
İÇİNDEKİLER
Sayfa
ÖZET ............................................................................................................................ iii
ABSTRACT ................................................................................................................. iv
ÖNSÖZ .......................................................................................................................... v
İÇİNDEKİLER ............................................................................................................ vi
TABLOLAR LİSTESİ .................................................................................................. x
ŞEKİLLER LİSTESİ ................................................................................................... xi
EKLER LİSTESİ ........................................................................................................ xii
BİRİNCİ BÖLÜM
GİRİŞ
1.1. Araştırmanın Amacı ve Kapsamı ..................................................................................... 1
1.2. Yöntem
.......................................................................................................................... 2
İKİNCİ BÖLÜM
MERKEZ BANKACILIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI
2.1. Merkez Bankalarının Fonksiyonları ................................................................................ 5
2.1.1. Altın Standardı Sırasındaki Konsolidasyon .................................................... 5
2.1.2.Keynes ve Bretton Woods Sistemi ................................................................... 6
2.1.3.1971'den Günümüze........................................................................................... 7
vii
2.2. Dünyada Merkez Bankacılığı ve Gelişimi ...................................................................... 8
2.3. Türkiye’de Merkez Bankacılığı Gelişimi .....................................................................11
2.4. Merkez Bankası Bağımsızlığı ........................................................................................16
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
PARA ARZI VE POLİTİKA ARAÇLARI
3.1.Para Politikası Araçları ............................................................................................ 18
3.1.1.Reeskont Oranı .................................................................................................20
3.1.2.Disponibilite Oranları.......................................................................................21
3.1.3. Mevduat Munzam Karşılıkları........................................................................22
3.1.4. Açık Piyasa İşlemleri.......................................................................................23
3.1.5.Diğer Araçlar ....................................................................................................23
3.2. Para Arzı Çarpanı............................................................................................................24
3.3. Para Arzı Çarpanını Etkileyen Büyüklükler..................................................................25
3.3.1. Nakit Vadesiz Mevduat Oranı ........................................................................25
3.3.2. Vadeli Mevduat Vadesiz Mevduat Oranı.......................................................26
3.3.3. Zorunlu Karşılık Toplamı Mevduat Oranı .....................................................27
3.3.4. Atıl Rezervler Mevduat Oranı ........................................................................27
3.4. Para Arzının İçselliği ......................................................................................................29
viii
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
TÜRKİYE’DE 1980’DEN GÜNÜMÜZE PARA ÇARPANININ
DEĞERLENDİRİLMESİ
4.1. Para Politikaları ve Para Çarpanı ...................................................................................32
4.2. Türkiye’de Para Çarpanı.................................................................................................33
i) 1985-1989 Dönemi.................................................................................................37
ii) 1990 -1994 Dönemi ..............................................................................................43
iii) 1994-2001 Dönemi ..............................................................................................50
iv) 2001-2010 Dönemi...............................................................................................58
BEŞİNCİ BÖLÜM
PARASAL AKTARIM MEKANİZMALARI VE PARASAL ŞOKLAR
5.1. Parasal Aktarım Mekanizmaları.....................................................................................68
5.1.1. Neoklasik Aktarım Mekanizmaları ................................................................69
5.1.1.1.Yatırım Tabanlı Aktarım Mekanizmaları ........................................69
5.1.1.2. Tobin’in q Kuramı ...........................................................................70
5.1.2.Tüketim Tabanlı Aktarım Mekanizmaları ......................................................71
5.1.2.1.Servet Etkileri....................................................................................71
5.1.2.2.Dönemlerarası İkame Etkileri ..........................................................72
5.1.3.Uluslararası Ticarete Dayalı Parasal Aktarım Mekanizmaları ......................73
5.1.3.1.Döviz Kuru Kanalı ............................................................................73
5.1.4.Neoklasik Olmayan Aktarım Mekanizmaları .................................................73
5.1.5.Kredi Piyasalarına Devlet Müdahalesinin Kredi Arzına Etkileri ..................74
ix
5.1.6.Banka Temelli Kanallar ...................................................................................75
5.1.7.Bilanço Kanalı ..................................................................................................76
5.2. Parasal Şoklar .................................................................................................................77
5.2.1.DSGD Modelleri....................................................................................... 81
5.2.2.DSGD ve Merkez Bankaları Para Politikaları ............................................ 82
5.2.3.Standart CEE (Christiano, Eichenbaum ve Evans) Modeli......................... 83
5.2.3.1. Model ........................................................................................ 85
5.2.3.2. Tüketim Malı Firmaları ............................................................. 85
5.2.3.3. Üretim Malı Firmaları ............................................................... 86
5.2.3.4. Hanehalkı .................................................................................. 88
5.2.3.5. Ücret Kararı............................................................................... 91
5.2.3.6. Reel Balanslar ........................................................................... 92
5.2.3.7. Yatırım ...................................................................................... 92
5.2.3.8. Sermaye Kullanımı .................................................................... 93
5.2.3.9. Para ve Maliye Politikaları......................................................... 93
5.2.3.10. Ödünç Piyasası, Kaynak Kısıtı ve Denge ................................. 94
5.2.3.11. Fonksiyonel Form Varsayımları............................................... 95
5.3.Politika Değişikliklerinin İncelenmesi ..................................................................... 95
ALTINCI BÖLÜM
SONUÇ
6.1 Sonuç ve Öneriler ......................................................................................................... 105
KAYNAKÇA ............................................................................................................ 109
x
EKLER ...................................................................................................................... 122
ÖZGEÇMİŞ .............................................................................................................. 130
xi
TABLOLAR LİSTESİ
Sayfa
Tablo 1. İlk Merkez Bankası Kurumları ve TCMB ............................................................... 9
Tablo 2. Hazine ve Bankalara Açılan Krediler .....................................................................39
Tablo 3. 1980-1989Arası Dönemde Munzam Karşılık Oranları .........................................40
Tablo 4. M2, Vadeli Mevduatlar ve Parasal Taban Değişim Yüzdeleri ..............................48
Tablo 5. Mevduat Faizleri 1992-1994 ...................................................................................49
Tablo 6. Mevduat Faizleri 1995-1999 ...................................................................................52
Tablo 7. Mevduat Faizleri 1999-2001 ...................................................................................57
Tablo 8. Mevduat Faizleri 2002-2004 ...................................................................................61
Tablo 9. Mevduat Faizleri 2006-2010 ...................................................................................62
Tablo 10. Parasal Şok Uygulamalı Makaleler ......................................................................79
Tablo 11. Merkez Bankaları ve Kullandıkları DSGD Modelleri ........................................82
Tablo 12. Parametre Dağılımları ...........................................................................................99
Tablo 13. Etki Tepki Fonksiyonundaki Değişkenler ..........................................................100
xii
ŞEKİLLER LİSTESİ
Sayfa
Şekil 1. Rezerv Para ve Parasal Taban Çarpanları 1985Q4-2010Q4..................................37
Şekil 2. Nakit Mevduat ve Rezerv Mevduat Oranı 1985-1990 ...........................................38
Şekil 3. Toplam Vadeli Mevduatlar 1986-1989 ...................................................................41
Şekil 4. Kamu ve Bankacılık Kesimine Açılan Krediler 1989-1994 ..................................44
Şekil 5. Parasal Taban Çarpanı 1989-1994 ..........................................................................45
Şekil 6. Nakit Mevduat ve Rezerv Mevduat Oranı 1990-1994 ...........................................46
Şekil 7. Toplam Vadeli Mevduatlar 1990-1994 ...................................................................47
Şekil 8. Parasal Taban Çarpanı 1994-2001 ..........................................................................51
Şekil 9. Nakit Mevduat ve Rezerv Mevduat Oranı 1994-2001 ...........................................53
Şekil 10. Kamu ve Bankacılık Kesimine Açılan Krediler 1994-2001 ................................54
Şekil 11. Parasal Taban Çarpanı 2002-2010 ........................................................................59
Şekil 12. Nakit Mevduat ve Rezerv Mevduat Oranı 2001-2011 .........................................60
Şekil 13. Hazineye Açılan Krediler ......................................................................................61
Şekil 14. Parasal Taban, M2 ve Toplam Vadeli Mevduatların Büyüme Yüzdesi .............63
Şekil 15. Ardıl Etki Tepki Fonksiyonları ...........................................................................101
xiii
EKLER LİSTESİ
Sayfa
EK 1. Para Çarpanı Analizinde Kullanılan Veriler ............................................................122
EK 2. DSGD Modelinde Kullanılan Veriler ......................................................................125
EK 3. Şokların Dağılımı ......................................................................................................127
EK 4. Türkiye’nin Uluslar arası Para Fonu ile Yaptığı Stand By Anlaşmaları................128
EK 5. Birim Kök Testi Sonuçları ........................................................................................129
1
BİRİNCİ BÖLÜM
GİRİŞ
1.1.
Araştırmanın Amacı ve Kapsamı
Üretim, tüketim ve bölüşüm ilişkilerinin yaygın olarak, piyasalar tarafından
düzenlenişi, akılcı eylem mantığı ile hareket eden maksimizasyon amaçlı birimlerden
oluşan bir iktisat kuramı içinde kavramsallaştırılırken, neoklasik iktisat dengenin
kendiliğinden sağlandığı nesnel ve evrensel bir gerçeklik gibi ortaya çıkmış, ancak
ortaya çıkan bir çok krizde bir çözüm önerememiş, çıktı açığı ve işsizlik ile
karşılaşılmıştır. Büyük Buhranla birlikte ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
Bretton Woods sisteminin kurulması, sabit kambiyo rejimi altında para politikasını
içselleştirirken, maliye politikası yaygın bir şekilde ekonomiye müdahale amacıyla
kullanılmış, Bretton Woods sisteminin yıkılması ve esnek kur sistemine geçiş ile
birlikte, para politikası ve parasal sorunlar tekrar gündeme gelmiştir.
Türkiye’de de 1980’lere kadar devlet öncülüğünde ithal ikameci bir kalkınma
stratejisi izlenmiş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bu dönemde daha çok
faizlerin düşük tutulması yoluyla, ucuz kredi olanaklarına yönelik hedefler belirlemiştir
(Kesriyeli,1997). Bu politika sonuçta kredi tayınlamasına yol açmıştır. 1980’lerden
sonra ise, Uluslararası Para Fonu’nun da yönlendirmesiyle Türkiye dışa açık ve daha
liberal bir ekonomi modeline yönelirken, para politikası ve parasalcı yaklaşım ön plana
çıkmıştır. Küreselleşme ve buna bağlı olarak genel kabul gören kuram parasalcı
yaklaşım olurken, ortaya çıkan krizler Türkiye’ye çok daha derin sonuçlar doğuracak
şekilde yansımıştır. Dış kaynaklı krizlerin Türkiye’ye yansıması parasal bir olgudur ve
bu çalışmada amaçlanan, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikaların para çarpanı
üzerindeki etkilerinin analizinin yapılarak, dış kaynaklı veya Merkez Bankası tarafından
yaratılan parasal bir şokun sonuçlarının araştırılmasıdır.
1990’lı yılların başından itibaren enflasyonun doğrudan hedeflemesine dayalı
politika stratejileri, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere yaygın kabul görmeye
başlamıştır. Enflasyon hedeflemesi ile birlikte merkez bankası bağımsızlığı tartışmaları
hız kazanırken, sosyal kayıp fonksiyonları da değişerek, yapısal bir dönüşüm
2
geçirmişlerdir. Bu nedenle merkez bankacılığının kısaca ele alınarak, gelişimi ve
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bu süreçteki konumunun incelenmesi
gerekecektir. Çalışmanın ikinci bölümü, bu doğrultuda dünyada ve Türkiye’de merkez
bankacılığının gelişimi ile kısa bir bağımsızlık tartışmasına ayrılmıştır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 1998 yılından itibaren enflasyonla
mücadeleyi öncelikli hedef olarak belirlemiş, 2000 yılından itibaren ise, kur çapasına
dayalı politika terk edilerek, 2005 yılından itibaren doğrudan enflasyon hedeflemesine
geçilmiştir. Enflasyon hedeflemesi, nihai hedefe odaklanan bir politikadır. Ancak nihai
hedefe ulaşabilmesi için, Merkez Bankası’nın, araçlarını kullanarak, para arzını kontrol
edebilmesi gerekir. Para arzının kontrol edilebilmesi ise para çarpanının kararlı
olmasına bağlıdır. Merkez Bankası, araçlarını kullanarak para çarpanını etkilemektedir;
ancak para çarpanının kararlılığı aynı zamanda faiz oranlarındaki değişikliklerden de
etkilenmemesine bağlıdır. Özellikle 1985 yılının ikinci yarısından sonra bankalararası
para piyasasının faaliyete geçmesi ile birlikte, Merkez Bankası’nın geleneksel
araçlarının çarpan üzerindeki etkisi azalmaya başlamış, faizlerin serbest bırakılması ile
birlikte nakit mevduat oranı da kontrol edilemez hale gelmiştir. Beşinci bölümde
yapılacak olan analizin sonuçlarının geçerli olması para çarpanının kararlı olmasını
gerektirir. Bu nedenle üçüncü bölümde Merkez Bankası’nın araçları ve para çarpanı
kısaca açıklandıktan sonra, dördüncü bölümde Merkez Bankası’nın uyguladığı
politikaların çarpan üzerindeki etkileri, 1985 yılından itibaren analiz edilecektir.
1.2.
Yöntem
Çalışmada parasal şokların etkileri, birçok merkez bankası tarafından
ekonomik faaliyetlerin simülasyonu amacıyla kullanılmaya başlanan ChristianoEichenbaum-Evans (CEE) temelli Dinamik Stokastik Genel Denge Modeli (DSGD)
çerçevesinde incelenecektir. Son yıllarda ortaya çıkan bu gelişme, merkez bankalarının
görev tanımlarındaki değişikliklerle beraber, enflasyon hedeflemesi stratejilerine
geçmeleriyle birlikte hız kazanmıştır. Parasal şokların incelenmesi amacıyla modelin
seçilmesinin temel nedeni, diğer modellerden farklı olarak, öncül bir dağılım
kullanımına olanak veren sistem temelli Bayesyen yöntemini kullanması ve dolayısıyla
genel denge yaklaşımına olanak vermesidir. Davranışsal parametrelerle birlikte, ücret ve
3
fiyat uyarlamaları gibi değişkenlerin de sisteme dahil edilebilmesine olanak verir. Bu
nedenle, parasal bir şokun etkilerinin daha geniş bir çerçevede simülasyonuna olanak
sağlar.
Parasal şoklar, ekonomiyi parasal aktarım mekanizmaları çerçevesinde etkiler.
Parasal
herhangi
bir
değişim,
etkilerini
aktarım
mekanizmaları
kanalıyla
gösterir.Merkez bankaları, modelleme sürecinde ekonomiye ilişkin varsayımlarına bağlı
olarak aktarım mekanizmalarını uyarlayarak kullanırlar. Bu sebeple dördüncü bölümün
başında parasal aktarım mekanizmaları kısaca incelenecek ve arkasından model
tanıtılarak simülasyon yapılacaktır. Diğer çalışmalardan farklı olarak, simülasyon
sonuçlarından elde edilen bulgular, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikaların çarpan
üzerindeki etkileri ile birlikte ele alınacak ve ulaşılan yargılar sonuç bölümünde
tartışılacaktır. Çalışmada, para çarpanı bir geçiş döneminin başlangıcı olarak kabul
edilebilecek, 1985 yılının dördüncü çeyreği ile 2011 yılının ikinci çeyreği aralığında
dönemlere ayrılarak analiz edilmiştir. DSGD modeli ise, 1988 yılının birinci
çeyreğinden, 2006 yılının dördüncü çeyreğine kadar- gelir yöntemi ile GSYİH
hesaplamalarının 2006 yılı dördüncü çeyreğinden sonra yapılmaması nedeniyle- üçer
aylık zaman serileri kullanılarak tahmin edilmiştir.
4
İKİNCİ BÖLÜM
MERKEZ BANKACILIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI
Bir ekonomide birçok temel hedef sıralamak mümkündür ama genel olarak
kaynakların tam olarak istihdamı, fiyat istikrarının sağlanması ve korunması, istikrarlı
ve hızlı bir ekonomik büyüme ve ödemeler dengesindeki istikrarın sağlanması gibi
temel hedeflerden söz edilebilir (Rose, 1986). Bu hedeflere ulaşılmasında ülkelerin
jeopolitik konumları, siyasi ve kültürel yapıları, ülkelerdeki ekonominin alt yapısı,
yönetişim kalitesi, sağlık ve eğitim kalitesi, yapısal düzenlemelerle şekillenen gibi
faktörler ile bu faktörlerden etkilenen merkezi yönetimin uyguladığı maliye ve para
politikaları önemli rol oynamaktadır.
Merkezi yönetimin ekonomi politikalarının
başarısında yapısal koşullardan bağımsız olarak maliye politikalarının yürütülmesinden
sorumlu olan hükümet ile para politikası uygulamasından sorumlu olan merkez bankası
iki önemli birim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi maliye ve para politikaları
birbirleriyle etkileşim içindedirler. Türkiye gibi yüksek borç yükü olan ve borçların
çevrilebilirliğinin sorun olduğu gelişmekte olan ülkelerde diğer ülkelere kıyasla maliye
ve para politikalarının etkileşim düzeyi daha da artmaktadır (Pınar, 2009).
Para politikalarının uygulanmasından sorumlu olan merkez bankaları, maliye
politikalarını veri olarak alarak kendi para politikalarını belirlerken, kurumsal bir
çerçevede para ve maliye politikalarının birlikte çalışmasını sağlamaktadır. (Mihaljek,
2007). Merkez bankaları temel para politikası hedeflerini belirlemenin yanı sıra bu
hedeflere ulaşmak için kullanacakları stratejiyi ve seçilen stratejinin gerçekleştirilmesi
için kullanılacak para politikası araçlarına karar verirler. Bu karar sonucu seçilen
araçların ve operasyonel altyapının ülkedeki finansal yapı ile uyumlu olmak
zorunluluğundan dolayı ülkedeki finansal yapı, para politikasının çalışmasını sağlayan
mekanizmalar üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır (Corker ve Tseng, 1991).
5
2.1. Merkez Bankalarının Fonksiyonları
Merkez Bankaları özel ticari bankalar olarak kurulmuşlar, hükümetler
tarafından bir sözleşmeyle hükümetlerin bankerleri haline dönüştürülmüşlerdir. Bu
dönemde bankalara para basma fonksiyonu da dahil olmak üzere belirli monopolist
ayrıcalıklar verilmiştir (Capie vd., 1994). Bu dönemde ülkelerin banka kurmak
istemelerinin sebebi ticari bankacılık hizmetlerinin teşvik edilmesi ve hükümetlerin
savaş giderlerini karşılamak için devletin kağıt parasının çıkartılmasıdır.
2.1.1. Altın Standardı Sırasındaki Konsolidasyon
1873 yılında uygulamaya koyulmuş ve merkez bankaları sadece altın
rezervleri karşılığı para basmaya başlamışlardır. Böylece ülkeler arasında parasal
işlemler gerçekleşmeye başlamıştır. Bu dönemde merkez bankalarının temel amacı,
paranın altına çevrilebilirliğini garanti altına almak ve dolayısıyla paranın hem iç, hem
de dış değerini korumaktır. Altın rezervleri benzer şekilde faiz oranlarının kontrolü
amacıyla da kullanılmıştır. Bu dönemde merkez bankaları hükümetlerden bağımsız
olarak hareket etmişler ve ticari rekabetten çekilerek daha büyük bir rol olan bankaların
bankası konumuna geçmişlerdir (Capie vd., 1994).
İlk merkez bankaları banknot ihracında monopol ayrıcalığına sahip olmuş,
1870 yılından itibaren ise son borç verme mercii görevini yerine getirmeye
başlamışlardır. Yaşanan dünya savaşları sonucu uygulanan ekonomi politikalarının ve
merkez bankacılığı anlayışının yeniden gözden geçirilmesi zorunluluğu doğmuştur.
Birinci Dünya Savaşı finansal piyasalarda beklenmeyen bir şok yaratarak ülkelerdeki
menkul kıymet borsalarının kapatılmasına, ülkelerin bankalara olan borçlarını
ödeyememesine, teminat olarak gösterilen menkul kıymetlerin değerlerinin aşırı
düşmesine neden olmuş ve moratoryum ilan edilmiştir (Zarakolu, 1988).
Bu dönemde, piyasanın ihtiyaç duyduğu likiditenin merkez bankalarınca
sağlanması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Merkez bankaları altın standardına bağlı
kalarak gerekli likiditeyi sağlamalarına rağmen, artan savaş harcamaları ile birlikte
altın, ödemeler dengesinin finansmanı için kullanılmaya başlanmış ve dolaşımdan
kaldırılmıştır. Ayrıca, savaş sırasında hükümetlerin merkez bankalarından kredi
6
kullanmaya başlaması ve kredi için yaratılan paranın altın karşılığı sağlanamamasının
sonucunda, merkez bankaları konvertibl olmayan kanuni mübadele aracı olarak kağıt
para basmaya başlamışlardır (Kindleberger, 1993).
Savaş sonrası dönemde, artan hükümet açıklarının parasallaştırılarak
finansmanı, hiperenflasyonist gelişmelere neden olmuştur. Bunun sonucu olarak,
hükümetler bağımsız bir statüde merkez bankaları kurma çabası içine girmişlerdir.
1920 yılında Brüksel'de toplanan Milletlerarası Maliye Konferansında bütün ülkelerin
en kısa zamanda merkez bankası kurmaları hakkında bir karar alınmıştır (Meulendyke,
1998).
1921 - 1939 yılları arasında yaşanan ve 1929’da Büyük Buhran olarak bilinen
ekonomik daralmada yüksek işsizlik oranlarının görülmesi sonucu dünya ticaret ve
finansal sistemi çökmüştür. Bu süreç içinde ekonomilerin daha büyük bir oranda kamu
yönetimine ihtiyaç duyması, merkez bankalarının kamusallaştırılmasını teşvik etmiştir
(Capie vd., 1994). İkinci Dünya Savaşı ile birlikte hükümetlerin merkez bankaları
üzerindeki kontrolleri iyice artmış, faiz oranları düşük ve sabit tutulurken, para
politikası doğrudan kredi kontrolleri aracılığı ile yürütülmüştür.
2.1.2.Keynes ve Bretton Woods Sistemi
Savaş sonrasında kıt sermaye mallarının sahibi olan ABD ile Avrupa arasında
ticaret artmış, böylelikle dolar etkin olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1943 - 1944
yıllarında yapılan görüşmeler ve tartışmalarla, uluslararası para sistemi olarak, Bretton
Woods sistemi benimsenmiştir (Meulendyke, 1998).
Bretton Woods sistemine göre uluslararası piyasalarda döviz kurlarının
değişim oranı sabitlenirken, dar bir band içinde kısa vadeli uyarlama yapabilme olanağı
verilmiştir. Tüm paraların önemli ölçüde ABD dolarına sabitlenmesi ve ABD dolarının
da altına endekslenmesi ABD dolarının temel para birimi haline gelmesine neden
olmuştur (Lewis ve Mizen, 2000).
Bu dönemde merkez bankalarının görevleri arasına tam istihdamın ve
büyümenin sağlanması da eklenmiştir. Yeni görev tanımı para politikasının; kredi
kontrolleri, sermaye ihraçları kontrolleri, faiz kontrolleri, devlet iç borçlanma senedi
7
bulundurma zorunlulukları ve zorunlu karşılık oranları gibi doğrudan araçlar ile
yürütülmesine yol açmıştır (Capie vd., 1994).
Daha sonraki dönemde, tüm dünyada sermaye hareketlerine konulan
sınırlandırmalara rağmen gelişen finansal sisteme bağlı olarak sermaye hareketlerinde
artış gözlenmiştir. Bu sırada, ABD’de doğrudan kontrolleri içeren araçlar yerine,
piyasa bazlı para politikası araçlarına, özellikle kısa vadeli faiz oranlarının
düzenlemesine, geri dönülmüştür (Çağlar, 2003).
ABD’nin yüksek savunma harcamaları ve sabitlenen pariteler karşısında
ticarete konu olan mallardaki rekabetçi üstünlüğünü kaybetmesi bu ülkede enflasyonun
yükselmesine neden olurken,1960'ların sonunda, 1970'lerin başında ortaya çıkan
şokların sonucu sabit kur rejimlerinin sürdürülebilirliği imkânı ortadan kalkmış ve
Bretton Woods sistemi yıkılmıştır. (McCallum, 1989;Yücememiş, 2005)
2.1.3. 1971'den Günümüze
Bretton Woods sisteminin yıkılışı ve dalgalı kur rejimine geçişle birlikte,
merkez bankalarının para politikası stratejilerinde ve kullandıkları araçlarda önemli
değişiklikler meydana gelmiştir. Bretton Woods sisteminin yıkılışıyla merkez
bankacılığında parasalcı akımın egemenliği ortaya çıkmıştır.
Bu dönemde merkez bankaları politika kararlarında fiyat istikrarına
odaklanmış, İkinci Dünya Savaşı sonrası bankaların görev tanımına dahil edilen
ekonomik büyüme ve tam istihdam amaç fonksiyonlarından çıkarılmıştır.“Parasal
hedefleme dönemi” olarak adlandırılan bu dönem 1974 yılında Batı Almanya Merkez
Bankasının bir hedef koymasıyla başlamıştır. Bunu, 1975 yılında ABD, Kanada ve
İsviçre; 1976 yılında da İngiltere Merkez Bankasının gerçekleştirdiği parasal
hedeflemeler izlemiştir. Enflasyon oranları yükselmiş, merkez bankaları faiz oranlarını
değiştirmek suretiyle parasal hedeflerine ulaşabilme çabalarını sürdürmüşlerdir.
1980'lerin ortasında yaşanan krizlerin etkisiyle parasal hedefleme sistemi çökmüştür
(Goodhart, 1989). 1980'lerin ortalarından itibaren, parasal büyüklükler öncü göstergeler
niteliğine dönüşürken merkez bankaları faiz oranlarının kontrolüne yönelmeye
başlamışlardır.
8
1990'lı yıllarda merkez bankası bağımsızlığı, sorumluluğu ve güvenilirliği gibi
yapısal sorunlar temel tartışma konuları olmuştur. Merkez bankaları orta vadeli fiyat
istikrarı için kısa vadeli faiz oranlarını kullanmışlardır. Bu dönemde gelecek dönem
enflasyon beklentileri para politikasının yürütülmesinde merkezi bir rol oynamaya
başlamıştır. Böylece, para politikası stratejisi açısından "enflasyon hedeflemesi"ne
geçiş yaygınlaşmıştır (Capie vd., 1994).
2.2. Dünyada Merkez Bankacılığı ve Gelişimi
Merkez bankasını para basma yetkisine sahip banka olarak tanımlamak
mümkündür; çünkü devletler, kanuni parayı tespit edip, bunun emisyon ve tedavülünün
sağlanması, devlet borçlanmalarının daha kolay, düzenli ve en az masrafla
gerçekleştirebilmesi ve bankacılık faaliyetlerinin düzenli bir şekilde yürütülmesinin
sağlanması amaçlarıyla merkez bankalarını kurmak yoluna gitmişlerdir. Merkez
bankaları parasal ve kredi işlemlerini ekonominin mevcut ihtiyacına göre düzenlemek
yoluyla bugünkü ulusal ekonomilerde kendilerinden vazgeçilemeyen bir işlev yerine
getirirler. Merkez bankaları, para basma işlevleri yanı sıra bankalara ve hazineye avans
açarak ve tahvil satın alarak söz konusu ekonomik ajanların kısa vadeli likidite
gereksinimlerini karşılayarak önemli bir hizmet görürler (Zarakolu, 1988).
Merkez bankalarının en önemli kaynağı emisyondur. Öyle ki, açtıkları kredileri
emisyonu genişleterek karşılarlar. Merkez bankaları, para arzını ve kredi hacmini ticarî
yaşamın ihtiyacına ve devletin ekonomi politikasına göre düzenlerler, devletin hazine
işlemlerini yaparlar; bankaların nakit rezervlerini muhafaza ederek, bankalararası
işlemleri kolaylaştırırlar; ülkenin altın rezervlerini muhafaza ederken, ülkeler arasındaki
takas işlemini kolaylaştırırlar; döviz gelir ve giderlerinin hesabını tutarlar. Modern
ekonomilerde önemli bir ekonomik ajan olan bugünkü merkez bankalarının genel
olarak, kâğıt para emisyonunun düzenlenmesi ve devletin kısa vadeli kredi ihtiyacının
karşılanması zorunluluğundan doğduğu söylenebilir (Siklos, 2002).
Banknot denilen temsili paralar ortaya çıkıncaya kadar para basımı bağımsızlık
ve hükümranlık göstergesi sayıldığından devlete ait bir görev olmuştur. Bu gelişmeyle
birlikte devlet madeni para basımı imtiyazını korumuş, altın parayı temsil eden
banknotların çıkarılmasını ise emisyon bankalarına bırakmıştır. Bu bankalar halkın
9
mevduatı karşılığında yüzde yüz altın karşılığı bulunan, altın para gibi ödemelerde
kullanılabilen sertifikalar vermişlerdir. Zaman içinde ödeme aracı olarak banknot
kullanımının yaygınlaşmasıyla bunları ihraç eden bankalar yüzde yüz altın karşılığı
muhafaza etmeye gerek görmemiş ve bunun sonucunda banknot ihracının düzenlenmesi
zorunluluğu doğmuştur. Süreç, banknot çıkarma imtiyazının devlet bankerliğini yapan
belli bir bankaya ya da bankalar topluluğuna verilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu emisyon
bankaları, günümüzdeki merkez bankacılığının temellerini oluşturmuştur (Zarakolu,
1988).
Tablo 1
İlk Merkez Bankası Kurumları ve TCMB
Merkez Bankaları
İsveç Devlet Bankası
İngiltere Bankası
Fransa Bankası
Finlandiya Bankası
Hollanda Bankası
Avusturya Ulusal Bankası
Norveç Bankası
Danimarka Ulusal Bankası
Portekiz Bankası
Belçika Ulusal Bankası
İspanya Bankası
Almanya İmparatorluğu
Bankası
Japonya Bankası
İtalya Bankası
TCMB
Bankaların
Banknot İhraç Etme
Kuruluş Tarihleri Tarihleri
Son Borç Verme Mercii
Tarihleri
1668
1694
1800
1811
1814
1816
1816
1818
1846
1850
1874
1897
1844
1848
1886
1863
1816
1818
1818
1888
1850
1874
1890
1870
1880
1890
1870
1870
1890
1880
1870
1850
1910
1876
1876
1880
1882
1893
1931
1883
1926
1932
1880
1900
2002
Kaynak: Siklos, 2002.
Tablo 1’de ilk Merkez Bankası Kurumları ve TCMB’nin kuruluş tarihleri,
banknot ihraç etme tarihleri ve son borç verme mercii tarihleri tablolaştırılmıştır.
Görülebileceği gibi dünyanın en eski merkez bankaları 1668’de kurulan İsveç Devlet
Bankası ve 1694’de kurulan İngiltere Bankasıdır. Avrupa ülkelerindeki diğer merkez
bankaları ise yoğun olarak 1800’lü yıllarda kurulmuşlardır. İsveç Devlet Bankası ve
İngiltere Bankasından sonra, 1800’de Fransa Bankası, 1814’de Hollanda Bankası,
1817’de Avusturya Milli Bankası ve Norveç Bankası 1818’de Kopenhag Milli Bankası,
1850’de Belçika Milli Bankası, 1860’da Rus Bankası, 1873’de Almanya İmparatorluğu
Bankası, 1882’de Japonya Bankası, 1893’de İtalya Milli Bankası, 1914’de Amerikan
10
Merkez Bankası kurulmuştur. Bu bankalar, mevduat bankacılığının gelişmediği sözü
geçen dönemde, devlete kredi vermek üzere banknot çıkarma imtiyazına sahip olarak
yapılandırılmışlardır (Capie vd., 1994).
Bugünkü anlamda merkez bankacılığının gelişmesinde esas olarak 1844 tarihli
Peel Kanunu ile ıslah edilen İngiltere Bankası önemli bir paya sahiptir. Bu banka
banknot çıkararak ve devletin bankerliğini yaparak diğer bankalar arasında ayrıcalıklı
bir duruma gelmesinin yanı sıra merkez bankacılığı tekniği ve ilkelerini geliştirmiştir.
Hükümetin bankerliğini yapan İngiltere Bankası diğer bankaların da talepleri
doğrultusunda bu bankalara hesap açmıştır. Böylelikle, bankaların nakit rezervlerini
muhafaza eden, takas hizmeti gören, geçici para ihtiyaçlarını gideren İngiltere Bankası
zaman içinde bankaların bankası haline gelmiştir (Zarakolu, 1998).
Dünyada merkez bankalarının kurulmasının en önemli sebebi hükümetlerin
savaş finansmanı için duydukları finansal kaynak ihtiyacı olmuştur. (Capie vd., 1994).
Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, altın para sistemi uygulanması ve banknot arzını dar
tutma zorunluluğu getirilmesi, merkez bankalarının tedavüle çıkardığı banknotları altına
çevirme gücünü zayıflatabilecek hazine bonolarını reeskonta kabul etmeyip, sadece
ticarî senetleri reeskonta kabul etmelerine yol açmıştır. Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte
bu uygulamada değişmiş ve banknotlar mecburi tedavüle tabi tutulmuştur. Ayrıca, savaş
sırasında dış ülkelere altın ihracı, döviz alım satımı ve düşman ülkelerle ticaret
yasaklanmış ve buna bağlı olarak ticari senet hacmi önemli ölçüde daralmıştır.
Hükümetlerin artan savaş harcamalarını vergi gelirleri ile karşılayamamaları ise savaş
harcamalarının kısmen kredi ile karşılanması zorunluluğunu doğurmuştur. Böylelikle,
bankalarda büyük ölçüde hazine bonosu portföyü işlem görmeye başlamıştır. Bu durum
savaş sonrası hükümetlerin karşılaştığı işsizlik, kalkınma ve barış ekonomisine geçişle
ilgili tedbirleri kısa vadeli kredilerle finansman yoluna gitmeleriyle devam etmiştir
(Zarakolu, 1998).
Osmanlı İmparatorluğu'nda ise Kırım Savaşının finansman ihtiyacının yol
açtığı bütçe açığı, iç ve dış borçlanma sonucu ulusal olmayan ve işlevsel olarak farklı
bir merkez bankacılığı ortaya çıkarmış ve Osmanlı Devleti 1854 yılında Avrupa finans
piyasalarında uzun vadeli tahvil ihraç ederek borçlanma yoluna gitmiştir (Kıray, 1993;
Pamuk, 2000). Bu gelişmeler sonucu İngiliz ve Fransız sermayesinin ortak olduğu
Osmanlı Bankası 1863 tarihinde para basma imtiyazına sahip bir merkez bankası olarak
11
kurulmuştur (Eldem, 1999). 1875 yılında Osmanlı Devleti dış borç yükümlülüklerini
yerine getiremeyeceğini ilân ederek dış borçlarının yönetimini, 1881 yılında kurulan ve
imparatorluğun yıkılışını simgeleyen, Düyun-ı Umumiye İdaresine bırakmıştır.
(Blaisdell,1979)
2.3.Türkiye’de Merkez Bankacılığı Gelişimi
Yabancı sermayeli Osmanlı Bankası tarafından finansman sağlanması
konusunda yaşanan güçlükler, yüksek enflasyon ve Türk Lirası'nın (TL) sürekli değer
yitirmesi yeni Cumhuriyetin kendi merkez bankasını kurmasını zorunluluk haline
getirmiştir (Parasız, 1998a).
1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresinde, yeni kurulan Cumhuriyetin
bir merkez bankasına sahip olması gerektiği görüşü belirtilmişse de, Merkez
Bankasının kurulması ancak 1930 yılında gerçekleşmiştir. Uzunca bir hazırlık dönemi
geçirilmiş ve merkez bankası kurulması için elverişli bir ortam oluşmuştur. 1929
Büyük Bunalımı ile birlikte ortaya çıkan sorunların olası nedenlerinden birisi olarak
para ve kredi işlemlerinin makro düzeyde koordine edilememesi de sayılmıştır. Bu amaç
doğrultusunda, Merkez Bankası faaliyete geçirilene kadar bir üst kurul olarak, kambiyo
alım ve satımının organizasyonu ve spekülasyonun önlenmesi için bankalardan oluşan
bir konsorsiyum kurulmuştur. Konsorsiyumun başarılı olması merkez bankasının
faaliyete geçirilmesi yolundaki eğilimleri güçlendirmiştir. Merkez Bankası, ülkedeki
çeşitli kesimlerinde sermayeye katılımı sağlanarak, 15 milyon Türk lirası sermayeli bir
anonim şirket olarak kurulmuş ve bankanın yönetimine özerklik kazandırılarak 11
Haziran 1930 tarih ve 1715 Sayılı Kanun ile kurulmuş, 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete
geçirilmiştir (Tekeli ve İlkin, 1997).
1715 Sayılı Kuruluş Kanunu, yürürlükte kaldığı 40 yıl boyunca günün
koşullarına uydurulması amacıyla pek çok kez değiştirilmiştir. Başlangıçta bankaya,
banknot çıkarma yetkisi ve devletin hazinedarlığını yapma görevleri yanı sıra iskonto
ve reeskont işlemleri yapabilme, tahvil ve altın karşılığı bankalara avans verme
yetkileri de tanınmıştır. 1715 sayılı Kanun’da yapılan Hazineye ve kamu iktisadi
teşebbüslerine daha fazla kredi vermesine yönelik değişikliklerle Banka kamu
12
açıklarının finansmanını sağlamıştır (TCMB Baş Hukuk Müşavirliği ve Hukuk İşleri
Genel Müdürlüğü, 2004).
Bankaya özerklik kazandırılırken tamamen özel sermayeye bırakılmamış;
devlet dışında çeşitli kesimlerin Banka sermayesine iştirak ettirilmesine çalışılmıştır.
Banka'nın hisse senetleri A, B, C, D olmak üzere dört sınıfa ayrılmış; A sınıfı, hisse
senetleri devlete; B sınıfı hisse senetleri milli bankalara; C sınıfı hisse senetleri milli
bankalar dışında kalan diğer bankalara ve imtiyazlı şirketlere, D sınıfı hisse senetleri ise,
Türk ticarî müesseselerine ve Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilmiştir.
Devletin ve yabancı sermaye ile kurulan bankalarla imtiyazlı şirketlerin Banka üzerindeki nüfuzunu sınırlamak amacı ile devlete ait hisse senetlerinin Banka sermayesinin %
25 ini, yabancı sermaye ile kurulan bankalarla imtiyazlı şirketlere ait hisse senetlerinin
ise, Banka sermayesinin % 10 unu geçemeyeceği öngörülmüştür. Banka'ya,
i)
Devletin gerek ülke içinde, gerekse yabancı ülkelerde tahsilât ve
ödemelerini ve bütün Hazine işlemlerini yapma; ülke içinde ve dışında her türlü para
naklini temin etme;
ii)
Gerek kendi, gerekse başkaları nam ve hesabına sikke ve külçe halinde
altın alıp satma; altın karşılığında avans ya da altın sertifikası verme;
iii)
Döviz alıp satma; Maliye Bakanlığı’nın izni ile döviz karşılığı avans
iv)
Ödenmiş sermayesi ile ihtiyat akçeleri toplamının % 50’sini geçmemek
verme;
üzere borsada kayıtlı Devlet tahvili, ödenmiş sermayesi en az 4 milyon lira olan milli
bankaların tahvillerini alıp satma;
v)
Bankalar tarafından getirilen üç imza taşıyan 4-9 ay vadeli senetleri
reeskont etme;
vi)
Devlet sermayesi ile kurulmuş olup, ticari usullerle yönetilen sınaî, ticari
ve zirai teşebbüsler ve demiryolları gibi işleri iktisadi nitelik taşıyan tüzel kişiliği olan
idare ve müesseselere ait, vadelerinin bitmesine üç ay kalmış olan Hazine kefaletini
haiz bonoları iskonto etme ya da karşılığında avans verme;
vii) Hazineye kısa vadeli avans hesabı açma;
viii) Devlet tahvilleri ile borsada kayıtlı diğer sağlam tahviller ve reeskonta
kabul edilen senetler karşılığı bankalara dört ay vadeli avans verme;
görev ve yetkiler verilmiştir. (Zarakolu, 1988)
13
B sınıfı hisse senetlerini elinde bulunduran milli bankaların bir bölümü Devlet
sermayesi ile kurulduğundan, Merkez Bankası, 1938’den 1964’de kabul edilen 440
sayılı Kanuna kadar iktisadi devlet teşekkülü statüsü içinde görülmüş ve Başbakanlık
Denetleme Kurulunun denetimine tabi tutulmuştur.
İkinci Dünya Savaşı boyunca artan savunma giderlerinin finansmanı için
devletin kredi talepleri ve Merkez Bankası'na borçları artmıştır. Bu dönemde emisyon
artmış, buna bağlı olarak mevduat ve kredi artışları meydana gelmiştir. Reel mal ve
hizmet artışının, halkın parasal gelirinin üzerinde olması, 1938-1946 arasında fiyatlar
genel düzeyinin yükselmesiyle sonuçlanmıştır. Fiyatlarda istikrar sağlama amacıyla
1946 yılında devalüasyon yapılmış ancak beklenen sonuç alınamamış, fiyat düzeyi
izleyen yıllarda da yükselmeye devam etmiştir. Ülke 1950’lerde yeni bir enflâsyon
dönemine girmiş, dış ülkelere olan borçlar artmış ve döviz darboğazına girmiştir.
Ekonomide fiyat istikrarının sağlanması ve dış ticarette normal koşullara dönülmesi için
çeşitli tedbir alınarak 1958’de Türk Lirası devalüe edilmiştir (Parasız, 1998a). Alınan
tedbirlere rağmen Merkez Bankasının Hazinenin finansmanını sürdürmesi, enflasyonun
1959 ortalarında hızlanarak devam etmesine sebep olmuştur. Bu süreçte, Merkez
Bankası reeskont oranlarını yükselterek göreli bir fiyat istikrarı sağlayabilmiştir.
1960'larda Banka Kredilerini Tanzim Komitesi kurularak para ve kredi işlerini
düzenleme yetki ve sorumluluğu Merkez Bankası ve bu komite arasında
paylaştırılmıştır. Merkez Bankası’na reeskont oranını tespit etme yetkisi, komiteye ise
kanuni karşılık oranlarının tespiti, banka kredilerini düzenleyici tedbirler alma yetki ve
sorumluluğu verilmiştir. 1962-1970 yılları arasında göreli fiyat istikrarının sağlanmasına
rağmen üçüncü bir devalüasyonun önüne geçilememiştir. Dış ticaret açıklarının artması
ve döviz darboğazına girilmesi sonucu 1970’te Türk Lirası yeniden devalüe edilmiştir.
Bu gelişmeler sonucunda, 1970’te kabul edilen 1211 sayılı Kanunla ülke ekonomisinin
gelişmesinde daha aktif rol oynayabilmesi için gerekli para politikası araçları ile
donatılarak T.C, Merkez Bankası'nın yetki ve sorumlulukları, organizasyon biçimi
yeniden düzenlenmiştir (Zarakolu, 1988).
Planlı kalkınmanın başlatıldığı bu dönemde anonim şirket statüsünü koruyan
Banka'nın sermayesi 15 milyon liradan 25 milyon liraya yükselmiştir. Devletin Merkez
Bankası sermayesi ve yönetimine daha geniş oranda katılımı sağlanmış, 1211 sayılı
Kanun’un 8 inci maddesine göre, Hazineye ait olan A sınıfı hisse senetleri,
Banka
14
sermayesinin % 51’inden aşağı düşmemesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu kanunla T.C.
Merkez Bankasının para ve kredi politikasında görev ve yetkileri arttırılması amacıyla
Banka Kredilerini Tanzim Komitesi'nin görev ve yetkileri Bankaya devredilmiştir. Para
ve kredi işlerinin düzenlenmesinde etkinliği artan Merkez Bankası, 1970'li yıllar
boyunca, paranın iç ve dış istikrarının sağlanması amacından uzaklaşmış ve kamu
açıklarını finanse eden bir kuruluş durumuna gelmiştir (Parasız, 1998a).
1980'li yıllarda uygulanan istikrar programlarına uyumlu olarak kredi sistemi
revize edilmiş ve Bankanın verdiği kamu kredilerinin payı azaltılarak, özel kesimin
kredi payı arttırılmıştır. Bu dönemde, gelişmiş ülkelerde 1960'lı ve 1970'li yıllarda
başlamış olan dolaylı para politikası araçlarını kullanmak üzere, Merkez Bankası, piyasa
ekonomisi anlayışı ile uyumlu olan para programları oluşturmaya çalışmıştır. 1980'lerin
ikinci yarısından itibaren, kamu kesimine kullandırılan kısa vadeli avanslar enflasyonda
görülen yükseliş eğiliminde önemli bir rol oynamıştır. 1988 sonrası dönemde kısa vadeli
istikrar tedbirleri uygulanmış, bu dönemde günümüz merkez bankacılığının ve finansal
piyasa altyapısının oluşmasını sağlayacak çok köklü değişimler gerçekleştirilmiştir
(Günal, 2001).
1989 yılında reel ücretler artmış, kamu açıkları finansmanı ağırlıklı olarak iç
borçlanmayla sağlanmıştır. Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı
Kararla sermaye hareketleri serbestleşmesi ve tam konvertibiliteye geçiş için kambiyo
rejiminde değişiklikler yapılmıştır. Para politikası amaçlarına ulaşmak için ekonomik
konjonktürdeki gelişmeler çerçevesinde 1989 sonrasında piyasa bazlı araçlar, daha
yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır (Çolak, 2002).
1990 yılında açıklanan Para Programı hedeflerine ulaşmasına rağmen, 1990'da
başlayan Körfez Krizi, Ocak 1991'de Körfez Savaşı'na dönüşünce bankacılık sektörü
üzerinde baskı yaratmış, 1991-1995 döneminde ekonomik göstergeler hızla bozulmaya
başlamıştır. Bu dönemde artan enflasyon ve kurlar tekrar Merkez Bankası kaynaklarına
başvurulmasını zorunlu kılmış ve para politikasını etkisiz hale getirmiştir. Bunun diğer
bir sonucu, ekonomideki döviz talebi çok hızla büyümüş ve 1994 likidite krizine sebep
olmuştur (Uysal, 2004).
1990 -1999 yılları arasında yüksek enflasyon, finansal istikrarsızlık, dengesiz
büyüme, artan iç borç stokuna bağlı olarak yükselen reel faizler ve dış açıklar
ekonominin temel sorunları olmuştur. Merkez Bankası’nın piyasa bazlı araçları daha
15
yoğun olarak kullanmaya başlaması, ekonominin finansal yapısının dışsal şoklara daha
duyarlı hale gelmesine yol açmış, buna bağlı olarak da 1990'lı yılların ikinci yarısında
ortaya çıkan, 1997 yılında Güneydoğu Asya Krizi, 1998 yılında Rusya Federasyonu
Krizi ve 1999 yılındaki Brezilya Krizi ile yine 1999 yılındaki Gölcük ve Bolu
Depremleri gibi etmenler, ekonomik göstergeleri olumsuz etkilemiştir (Çolak, 2002).
Yükselme eğiliminde olan iç borç stoku ve buna bağlı olarak reel faizlerin özellikle
1999 yılında aşırı artması, para politikası açısından bir istikrar paketinin uygulanmasını
zorunlu hale getirmiş ve öncelikle maliyet enflasyonu ile mücadele edebilmek için kur
çapası gündeme gelmiştir. 1999 yılında Uluslararası Para Fonu ile yapılan görüşmelerde
2000-2002 yılları arasında uygulanması öngörülen ekonomi politikalarının genel
hatlarının yer aldığı mali destekli bir standby antlaşması imzalanmıştır Bu dönemden
itibaren para politikası stratejileri önplana çıkmıştır (Uysal, 2004).
2000 yılının Kasım ayına kadar, kur çapası göreli olarak başarıyla
uygulanmıştır. Kurlar ilan edilen seviyelerde tutulabilmiş ve piyasa faiz oranlarında çok
fazla dalgalanmalar olmamıştır. 2000 yılının Ekim ayından itibaren, finansal sistemin
zayıflığı ve yabancı yatırımcıların gelişmekte olan piyasalara bakış açıları ile iç
piyasada uygulanan politikaya ilişkin beklentilerin değişmesi, döviz arzında başlayan
daralma faiz oranlarında baskı yaratmaya başlamıştır. Aynı yılın Kasım ayının başından
itibaren faizler hızla yükselişe geçerken, döviz talebi artmış, bankacılık sisteminde
likidite sıkışıklığı yaşanmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler piyasada yer alan ekonomik
ajanların kur çapasına dayalı programın sürdürülebilirliğine olan güvenlerini
kaybetmelerine yol açarak, Şubat 2001 de, Kasım ayına oranla daha derin bir krizi
ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak, 2000 yılı istikrar programında amaçlanan
makroekonomik hedefler ile gerçekleşmeler arasında sapmalar ortaya çıkmıştır.
2000 yılı Kasım ve 2001 yılı Şubat aylarında yaşanan kriz ile birlikte 1990
yıllarında ihtiyaç duyulmaya başlanan yapısal reformlar, hızla gerçekleştirilmeye
başlanmıştır. Bu açıdan 2001 yılını merkez bankacılığı açısından da bir dönüm noktası
olarak kabul edilebilir. Yaşanan krizlerin ardından temel amaç olarak finansal
piyasalarda belirsizliğin azaltılarak faiz ve kurların istikrarı, sürdürülebilir büyüme
ortamının temini ve enflasyonla mücadelede makroekonomik politikaların etkin bir
şekilde kullanılmasını öngören "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" Mayıs 2001’de
uygulamaya konulmuştur. Program dâhilinde daha sıkı bir maliye politikası
16
öngörülürken, dalgalı kur sistemine geçilmiş ve kısa vadeli faiz oranları üzerinde
Merkez Bankası’nın etkisi arttırılmıştır. "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" Hazinenin
dış finansman ihtiyacındaki artış ile enflasyonun hedeflenen düzeyin üzerinde
gerçekleşmesi dolayısıyla 2002 yılında yeniden revize edilmiştir. Bu tarihten itibaren
Merkez Bankası’nın bağımsızlığı tartışmaları gündeme gelirken, enflasyon hedeflemesi
ve fiyat istikrarı para politikası uygulamasında temel amaçlar haline dönüşmüştür. Bu
şekliyle Merkez Bankası araçlarını, ara hedefleri belirli seviyelerde tutmak yerine,
doğrudan nihai amaca yönelik olarak kullanmakta ve ara hedefleri gösterge değişkenler
olarak kabul etmektedir.
2.4. Merkez Bankası Bağımsızlığı
Bretton Woods sisteminin yıkılmasıyla birlikte başlayan süreçte özellikle sabit
kur sisteminin ülkelerin enflasyonla uyumlu politikalar geliştirmesini sınırlandırması ve
para politikasını dışsal bir hale getirmesi, parasalcı yaklaşımı önplana çıkarmış ve
bunun sonucu olarak dalgalı kur rejimine geçişle birlikte merkez bankalarının para
politikası stratejilerinde ve kullandıkları araçlarda önemli değişiklikler meydana
gelmişti (Önder, 2005, s.20). Enflasyon hedeflemesinin önplana çıkması ile para
otoriteleri makro büyüklüklerin nominal çapa olarak kullanımından vazgeçerek
güvenilirlik ve hesap verilebilirlik gibi alternatif nominal çapa kullanımına geçmiş ve
güvenilirliği sağlamak için politikalar geliştirirken bağımsızlık tartışmaları da
başlamıştır (Süslü ve Bekmez, 2010, s.85). Rogoff’un güvenilirlik ile ilgili olarak ortaya
koyduğu modelde politikanın bırakılması bir vekile devredilmektedir. Merkez bankası
vekil görevini üstlenirken ilk olarak asil ile vekil arasında bu verilen yetki çerçevesini
çizen bir vekaletname olacak, ikinci olarak vekil, yetkiyi aldığı asil yani parlamentoya
karşı vekalet koşullarına uymak kaydıyla yetkilerini bağımsız olarak kullanabilecektir
(Telatar, 2002,s.173).
Özel sektör ajanlarının para otoritesinin güvenilirliğini değerlendirmesinde üç
kriter kullanılabilir. İlk olarak politika uygulayıcılar tarafından resmi olarak açıklanmış
bir enflasyon hedefi varsa özel sektör ajanlarının enflasyon beklentileri veya resmi
olarak ifade edilmiş bir hedef bulunmuyorsa beklentiler ile gerçekleşen enflasyon
karşılaştırılabilir. Uzun dönem nominal faiz oranları ile uzun dönem devlet tahvili
17
faizlerinin karşılaştırılması bir başka kriter olacaktır. Üçüncü olarak özellikle ücret
görüşmelerinde işçiler enflasyon beklentilerini ücret pazarlıklarında kullanmıyorlarsa,
bu işçilerin vekile, yani merkez bankasına güvendiklerini ifade edecektir (Büyükakın,
2004, s.121).Güvenilirlik özellikle enflasyon hedeflemesi stratejisinde önemlidir. 2001
yılından itibaren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bağımsız bir yapıya, özellikle
araç bağımsızlığına kavuşturulmuş ve 2005 yılından itibaren enflasyon hedefleme
stratejisini belirlemiştir. Bununla birlikte merkez bankası enflasyon hedefini
gerçekleştirmek için, hedefini gerçekleştirmede kullanacağı araçları serbestçe seçmesi
olarak tanımlanabilecek araç bağımsızlığına sahip olması yeterlidir, amaç bağımsızlığı
bir zorunluluk değildir (Öztürk, 2003, s.97). Öte yandan merkez bankası bağımsızlığı ile
ilgili bir başka unsur merkez bankasının politika uygularken siyasi otoritenin etkisinden
bağımsız olarak uygulaması olup, yasal bağımsızlığa sahip olması anlamındadır
(Mishkin, 2008, s.153).
Teorik açıdan uygulamada kolay bir strateji olan enflasyon hedeflemesi
politika uygulayıcılar tarafından resmi olarak bir hedef açıklandıktan sonra merkez
bankası tarafından bir gelişme trendinin tahmin edilmesiyle başlar. Ancak, öncelikli
olarak merkez bankasının elinde bir makro model olmalıdır. Tahmin edilen gelişme
trendi ile açıklanan hedef arasında ortaya çıkacak fark merkez bankasının uygulayacağı
politikanın biçimini belirler. Çıkış noktası rasyonel bekleyişler hipotezi olan enflasyon
hedeflemesinin, para artış hızı ile enflasyon arasında doğrudan bir ilişki olduğunu
söyleyen Monetarist görüşün ağırlık verdiği politikaları uyguladığı ifade edilebilir
(Yiğit, 2009, s.19). Ancak gerek 2005 yılından sonra Merkez Bankası’nın enflasyon
hedeflemesine geçmesi, gerekse de Monetarist görüşün para çarpanının istikrarlı
olduğunu ifade ederek para arzı ile para çarpanı arasında kararlı bir ilişkinin varlığını
vurgulaması, öncelikli olarak para çarpanının Türkiye için analizini gerekli kılmaktadır.
Bu durum aynı zamanda parasal şokların etkilerini yorumlarken de geçerli olacaktır.
Parasal değişimlerin öngörülen sonuçlarının geçerli olması para çarpanının istikrarlı
olmasına bağlıdır. Bu yüzden parasal şokların incelenmesine geçilmeden evvel bir
sonraki bölümde para çarpanı ele alınacaktır.
18
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
PARA ARZI VE POLİTİKA ARAÇLARI
Daha önce ifade edildiği gibi Merkez Bankası’nın belirlediği politikanın
sonuçlarının öngörülebilir olması, ancak parasal taban ile para çarpanı arasındaki
ilişkinin kararlığına bağlıdır. Enflasyonun nedeninin toplam arza göre talebin yüksek
olması olarak ifade eden Keynesyen görüş, maliye politikalarını önerirken, aynı şekilde
para çarpanının faizlere duyarlılığından ötürü para arzının tam olarak Merkez Bankası
kontrolünde olmadığını vurgular (Yiğit, 2009, s.20). Bu yüzden Türkiye’de parasal
değişimlerin incelenmesinden önce para çarpanının ele alınması gereklidir. Merkez
Bankası’nın politika araçları, çarpan üzerinde doğrudan veya dolaylı etkide bulunur.
Zorunlu karşılıklar çarpanın paydasındadır, açık piyasa işlemleri ise emisyonu
değiştirerek çarpanı etkiler. Bu yüzden öncelikle kısaca para politikası araçları ele
alınacak, sonra para çarpanı ile ilgili teorik açıklamalara yer verilecektir.
3.1. Para Politikası Araçları
Merkez bankalarının tanımlanan görevleri genel olarak (Mishkin,2008);
•
Tam istihdamın sağlanması,
•
Ekonomik büyümenin devamlılığın korunması,
•
Finansal piyasalarda istikrarın sağlanması,
•
Döviz kurlarında ve ödemeler bilançosunda istikrarın sağlanması,
•
Fiyat istikrarının korunması olarak,
ifade edilebilir.
Merkez bankaları yukarıda ifade edilen görevlerini gerçekleştirmeye çalışırken
iyi tanımlandığı varsayılan bir amaç fonksiyonundan hareket ederler. Amaç fonksiyonu,
ilgili merkez bankasının öncelikli hedefine göre belirlenir. Bu amaç fonksiyonundan
hareketle, ikinci olarak ara hedefler ve operasyonel hedefler seçilir (Öztürk, 2003).
Daha sonra uygulanacak araçlar, merkez bankasının ekonomiye yönelik algılamalarına
bağlı olarak ara hedeflere ulaşmak için kullanılır. Faiz oranı, parasal büyüme ara
19
hedeftir. Reeskont oranlarının belirlenmesi, bu ara hedeflere ulaşmak için kullanılan
araçlardan birisidir. Ara hedefler nihai hedeflere ulaşmak için seçilirler ve ara hedeflerle
nihai hedefler arasında sistematik bir ilişki olduğu varsayılır. Merkez bankaları uzun bir
zaman boyunca tam istihdamın sağlanması amacına öncelik vermişlerdir. Bu durumda
istihdam(n) ve enflasyonun (π) optimal düzeylerinden sapmalarını da içerecek bir sosyal
kayıp veya amaç fonksiyonu( Λ ),
2
2
Λ t = (nt + n~t′) + χ (π t − π~ )
(10)
~
Yukarıdaki ifadede π t ≡ pt − p t −1 , π sosyal olarak istenen enflasyon oranı
trendi, χ toplumun istihdam düzeyi istikrarına karşı enflasyon oranı istikrarına
verdikleri göreli ağırlıktır (Persson ve Tabellini, 1995).
Ancak özellikle 1990’lı yılların başından itibaren merkez bankaları öncelikli
hedef olarak enflasyonla mücadeleyi seçmişlerdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
da, 1998 yılından itibaren enflasyonla mücadeleyi, öncelikli amaç olarak belirlemiştir.
Bu durumda enflasyonun bir maliyeti ve beklenmeyen bir enflasyon şokunun pozitif bir
getirisi olabileceğini varsayan basit bir amaç fonksiyonu aşağıdaki gibi olacaktır;
Zt=a/2(πt)2 – bt(πt - πte)
a,b≥ 0
Barro ve Gordon(1983) tarafından önerilen fonksiyonda a/2(πt)2 terimi
enflasyonun maliyetini, bt(πt - πte) terimi ise beklenmeyen enflasyonist bir şokun sonucu
elde edilebilecek kazanımları ifade eder. Enflasyonist bir şok, zaman tutarsızlığına işaret
ederken, merkez bankasının açıkladığı politikadan sapmasını ifade eder. Bekleyişlerin
akılcı olması durumunda sonuç, yalnızca enflasyonda meydana gelen artış olacaktır
(Ancak bu, çalışmanın kapsamı dışındadır).
Yukarıda sunulan basit iki modelin temelinde örtük olarak yer alan varsayım,
enflasyon ile para arzı arasında yakın bir ilişki olduğudur. Merkez bankasının
enflasyonist şok yaratması, aslında parasal bir şok yaratması anlamındadır ve merkez
bankasının para arzı üzerindeki kontrolünün tam olduğuna işaret etmektedir. Para
arzının kontrol edilebilmesi ise para çarpanının istikrarlı ve öngörülebilir olmasını
gerektirir. Parasal değişimlerin öngörülen sonuçlarının geçerliliği para çarpanının
istikrarlı olmasını gerektirir.
20
Para politikası uygulamada; bazı araçlar aracılığı ile yürütülür. Bu araçlar para
çarpanını doğrudan veya dolaylı olarak etkiler. Bu amaçla kısaca söz konusu araçlar
açıklanacak, sonra para çarpanı anlatılacaktır. Türkiye için para çarpanı üçüncü
bölümde incelenerek, kararlılığı analiz edilecektir.
3.1.1.Reeskont oranı
Merkez bankalarının iki çeşit reeskont politikası olabilir. Birincisi merkez
bankasının en son durumda ödünç veren konumunda olmasıdır. Eğer merkez bankası
ödünç veren son merci konumunda ise, kredi faiz oranı, temel olarak mevduat faizleri
tarafından belirlenmektedir. Reeskont oranlarının, piyasa faiz oranlarının üzerinde
belirlendiği ülkelerde, reeskont oranları, faiz oranları için bir sınır görevi görür, ama
daha ucuz piyasa alternatiflerinin varlığı, bankaların bu iskonto penceresine çok fazla
müracaat etmemelerine yol açar. Faiz oranlarının, çok hızlı düşmesi durumunda, ise, bir
taban görevi görerek, merkez bankasının esnek faiz politikaları ile mevduat faizleri
kanalıyla, nakit yönetimini ayarlamasına imkan verir (Caprio ve Honohan, 1991).
Merkez bankasının ikinci çeşit reeskont politikası, ilk durumda ödünç veren
konumudur. Bu politikada reeskont oranı, piyasa kredi faizi düzeyinin altındadır. Ticari
bankalar, merkez bankasına, borç senetlerini kırdırmak veya bonoları nakde çevirmek
için ilk aşamada başvurabilir (Güneş, 1990). Ancak, reeskont faiz oranlarının, piyasa
oranlarının altında belirlendiği ülkelerde, ödünç verme işlemleri sınırlandırılmıştır. Bu
yüzden birçok banka, ödünç almaktan kaçınmakta ve alternatif maliyeti yüksek olmakla
birlikte, fazla atıl rezerv tutmaktadır. Reeskont oranının, piyasa faiz oranlarının altında
belirlenmesi durumunda reeskont oranları bir firmanın elde edebileceği krediler için
katlanmak zorunda kalacağı faiz maliyeti için bir alt sınır oluşturmakta, ama ayrıca,
bankalararası faiz oranı, iskonto oranının çok üstüne çıktığında, bankacılık sisteminin
merkez bankasının iskonto penceresine dahil edilebilmesi için, esnek bir üst sınır
oluşturmaktadır (Caprio ve Honohan, 1991).
Reeskont oranı düşünüldüğünde, bankalar ucuz kredi olanağı dolayısıyla daha
az atıl rezerv bulunduracak, bankaların atıl rezerv oranında meydana gelecek düşme
nedeniyle de para çoğaltanı yükseltecektir. Dolayısıyla reeskont oranının düşürülmesi,
para arzını arttırıcı, yükseltilmesi ise azaltıcı etkide bulunacaktır (Keyder, 2002).
21
Reeskont politikası, piyasa merkezli bir politika uygulamasına geçilirken bir
başka şekilde de önem kazanacaktır. Bu durumda, merkez bankası banka
rezervlerindeki gecelik dalgalanmaları yumuşatmak için kendiliğinden harekete geçer.
Uygulamada, merkez bankası, kısa dönem bankalararası faiz oranları yükselmeye
başladığı zaman, reeskont oranını düşürerek para arzını arttırır, ya da, faizler belirlenen
bir oranın altına düşme eğilimine girdiğinde reeskont oranlarını yükselterek para arzını
daraltır. Farklı bankalar arasında, rezervlerin bölüşümünü de, bankalararası para
piyasaları ve diğer varlık piyasalarına bırakır (Meek, 1991). Merkez bankaları,
farklılaştırılmış reeskont oranlarının kullanılmasıyla, ekonomik faaliyete dolaylı olarak
da müdahale edebilir. Genel olarak banka temelinde reeskont kotaları, bankaların
amaçlarına, risk durumlarına ve likidite ihtiyaçlarına bağlı olarak tespit edilir. Özellikle
bazı sektörlerin desteklenmesi amaçlanıyorsa tespit edilen bu kotalar sayesinde bazı
özel nitelikte bankaların reeskont penceresinden daha fazla yararlanabilmesine olanak
tanınır. Örneğin tarım sektörüne daha fazla kaynak aktarılması amaçlanmışsa, tarım
kredisi veren bankaların reeskont kotaları yüksek tutulabileceği gibi kotaların
kullanılabilmesi için, ilgili sektörlerden reeskonta kabul edilebilecek menkul
kıymetlerin de kapsamı değiştirilebilir (Önder, 2002, s.63).
3.1.2.Disponibilite Oranları
Merkez bankası, bankaların taahhütlerinin belirli bir oranı karşılığında,
disponibl değerler tutmalarını zorunlu kılabilir. Bu oranın yükselmesi, para çoğaltanını
küçülterek para arzını daraltacaktır. Genel olarak istenilen atıl rezervler, belirli bir gün
bazında hesaplanan mevduat bazında veya özel bir rezerv hesaplama süresi boyunca
ortalama mevduat hacmi bazında hesaplanır (Meek, 1991). Az gelişmiş ülkelerde,
mevduat zorunlu karşılıkları ile birlikte, bu araç faizlere göre çok daha uygun parasal
kontrol araçları olarak kabul edilir, çünkü menkul kıymet piyasalarında işlem hacmi
düşük türev araç çeşitliliği azdır. Dolayısıyla mevcut araçlar, ticari bankaların likidite
fazlalığını sterilize etmeye yetmemektedir (Güneş, 1990).
Disponibl değerlerin hesaplanması ve elde tutulması için seçilen dönemler,
merkez bankasının ve ticari bankaların faaliyetlerini etkileyecektir. Hesaplamanın, tek
bir gün bazında yapılması, hesaplama gününde bankaların mevduatını minimize etmeye
22
çalışmalarına yol açabilir. Ama söz konusu dönem boyunca, günlük ortalama bir
hesaplama yöntemi seçildiğinde, bankaların kendi gayretleri ile taahhütlerini azaltma
çabaları ortadan kalkacaktır, çünkü her günün mevduatı hesaba dahil edilecektir.
Böylece
ortalama
yöntem,
dönemler
arası
tutulması
zorunlu
rezervlerdeki
dalgalanmaları yumuşatabilecektir (Meek, 1991).
Disponibilite uygulaması bankaların likiditesini ve dolayısıyla aktif yapısını
düzenleyen zorunlu bir araçtır. Eğer, piyasa faiz oranları satın alınan Devlet İç
Borçlanma Senetleri’nin (DİBS) faiz oranlarından yüksekse, bu yolla piyasa faiz
oranlarından daha düşük bir faizle bir kısım fonlar kamu sektörüne aktarılmış
olmaktadır. Böylece bankaların finansman maliyeti yükselir. Tersi durumda ise
bankaların finansman maliyetini düşürücü etki yapmaktadır. Disponibilite uygulaması
açısından, eğer bankaların pasiflerinin tamamını içerecek şekilde uygulanırsa dolaysız,
ama pasiflerin sadece bir kısmını kapsayacak şekilde uygulanırsa dolaylı bir araç
niteliğindedir (Önder, 2002 , s.64).
3.1.3. Mevduat Zorunlu Karşılıkları
Ticari bankalar, mevduatının kanunen saptanan bir oranını zorunlu karşılık
olarak tutmak zorundadırlar. Zorunlu karşılıklarda bir artış para çoğaltanını küçülterek,
etkilerini, para çoğaltanı ve dolayısıyla para arzı kanalıyla gösterecektir (Keyder, 2002).
Zorunlu karşılıkların etkili bir para politikası aracı olarak kullanılabilmesi için, zorunlu
karşılık olarak tutulan bu meblağın, tekrar dolanıma dönmemesi gerekir (Güneş, 1990).
Zorunlu karşılıklar ve disponibl değerlerden ayrı olarak, bankalar ellerinde atıl
rezervler
tutarlar.
Bu
rezervler
net
olarak
Merkez
Bankası
kayıtlarında
gözükmeyecektir. Dolayısıyla, bir politika uygulanırken bu rezervlerin varlığı dikkate
alınmak zorundadır. Zorunlu karşılıkların arttırılması, bu durumda bankalar tarafından
dengelenebilecek ve böylece etkisini kaybedecektir. Uygulamada bu unsurun da dikkate
alınması gerekir (Meek, 1991).
23
3.1.4. Açık Piyasa İşlemleri
Açık piyasa işlemleri, para arzını ve ekonominin likiditesini düzenlemek
amacıyla merkez bankasının piyasadaki mevcut tahvilleri alıp satması yoluyla
gerçekleşir. Eğer merkez bankası, para arzını bu yolla arttırmayı amaçlarsa piyasadan
“açık piyasa alımlarında” bulunur. Eğer amaç para arzını düşürmekse, portföyündeki
senet veya tahvillerin bir kısmını satışa çıkarır, bu yolla piyasadan para çeker (Keyder,
2002). Açık piyasa işlemleri, para çarpanını nakit mevduat oranını değiştirerek etkiler.
Çarpan üzerindeki etkisi dolaylıdır.
Açık piyasa işlemlerinin etkin olarak uygulanabilmesi, gelişmiş ve çeşitliliği
artmış bir sermaye piyasasını gerektirir. Azgelişmiş bir ekonomide sermaye kıttır ve
tasarrufları teşvik edebilmek için faiz oranları genellikle yüksek tutulmaktadır. Bu
nedenle açık piyasa işlemlerinin başarıyla uygulanabilmesi için, faiz oranlarında çok
ciddi değişimler gerekecektir.
3.1.5.Diğer Araçlar
Merkez bankası, ekonomi ve nakit yönetimini yukarıdaki araçlar dışında, başka
araçlar kullanarak da gerçekleştirebilir. Özellikle, gelişmekte olan ülkelerde, faiz ve
kredi kontrolü yaygın bir uygulamadır. Genellikle, daha büyük bir kalkınma
programının bir parçası olarak gerçekleştirilen bu uygulama ile kalkınmayı devam
ettirirken, enflasyonist baskıları yumuşatmak amaçlanır. (Meek, 1991).
Bu şekilde, bir faiz ve kredi tavanı belirlemek yerine merkez bankası, tercihli
kredi uygulaması da yapabilir. Amaçlanan kredi dağılımını kalkınma planları
paralelinde gerçekleştirmektir. Bu amaçla, bazı özel amaçlı kuruluşlara vergi
muafiyetlikleri getirilebilir veya faiz, reeskont ve zorunlu karşılıklar sektör bazında
farklılaştırılabilir (Keyder, 1993).
İkna yoluna da gidilebilir. Merkez bankası nedenlerini belirterek, mevduat
bankalarını kredilerini arttırması veya kısması yolunda telkinde bulunur. Bu aracın
uygulanması ticari bankaların alacak verecek pozisyonlarını etkiler. İkna yoluna
gidildiğinde ticari bankalar, ya kredilerine tavan getirerek oranlar ya faizleri
yükseltirler, ya da karlılık oranları dolayısıyla başvuruları iptal ederler (Önder, 2002).
24
3.2. Para Arzı Çarpanı
Para arzı teorisi, merkez bankasının para arzı üzerindeki kontrolünü inceler,
parasal tabanda ortaya çıkabilecek bir değişikliğin para arzı üzerindeki etkisini ele alır
ve para arzının kontrolünde uygulanabilecek yöntem önerilerinde bulunur. Merkez
bankası araçları anlatılırken, söz konusu araçların para çarpanı üzerindeki etkileri ifade
edilmişti. Bu bölümde ise kısaca para çarpanı açıklanacaktır.
Parasal taban(H), merkez bankasının vadeli ve vadesiz mevduat için istediği
zorunlu karşılıklardan (FR), bankaların atıl rezervlerinden (ER) ve halkın elindeki nakit
düzeyinden (C) oluşur. Böylece parasal taban, aşağıdaki gibi ifade edilebilir (Keyder,
1993, s.201).
H = FR + ER + C
Parasal taban yüksek güçlü para olarak da tanımlanmaktadır. Bunun sebebi,
banka rezervlerinin ve dolaşımdaki paranın kendilerinin birkaç misli mevduat
yaratabilmesidir. Para çarpanı aşağıdaki gibi basitçe ifade edilebilir1;
m=
1+ k
(r + e)(1 + t ) + k
Para çoğaltanı, yukarıdaki son şekliyle, r, e, k ve t parametrelerine bağlı olarak
değişmektedir. Burada r parametresi toplam zorunlu karşılıkların toplam mevduata
oranı, e toplam rezervlerin toplam mevduata oranı, t vadeli mevduatın vadesiz mevduata
1
Atıl reservlerin R olarak tek bir başlık altında gösterilmesi halinde, parasal taban (H), aşağıdaki gibi
ifade edilebilir
H=R+C
Para arzı ise(M), halkın elindeki nakit (C) ve vadesiz mevduat toplamından (D) oluşur .
M=D+C
Bu durumda para çoğaltanını aşağıdaki gibi ifade etmek mümkündür (Weintraub; 1970, s. 134). R,
halihazırda, rezerv oranı A ile, vadesiz ve vadeli mevduatın toplamının çarpımı olarak yazılabilir. Öte
yanda eşitliğin payı ve paydası vadesiz mevduat oranı D ile bölünüp; r=Toplam Zorunlu Karşılıklar
/D+T, e=Toplam Atıl reservler/D+T, k=Halkın nakit Tercihi/D, t=Vadeli Mevduat/Vadesiz Mevduat
olarak tanımlandığında, para çarpanı metindeki şekilde ifade edilebilir.
C
m=
M
H
=
D+C
R+C
+1
D
→m =
A(
1+ T
D
→
)+
C
D
m=
1+ k
( r + e )(1 + t ) + k
25
oranı iken, k parametresi de halkın nakit tercihini yansıtmaktadır. Bir başka şekilde
ifade etmek gerekirse, bu parametreler, para arzı üzerinde kısıtlayıcı bir işlev görürler
(Weintraub, 1970, s.115) .
3.3. Para Arzı Çarpanının Etkileyen Büyüklükler
Para çoğaltanı, yukarıda verilen son şekliyle, halkın nakit tercihi k, vadelivadesiz mevduat oranı t, fazla rezervlerin oranı e, ve zorunlu karşılık oranı r tarafından
belirlenir. Bu parametrelerdeki değişiklikler para arzı çarpanını da etkileyecektir.
3.3.1. Nakit Vadesiz Mevduat Oranı (k)
Bireylerin vadesiz mevduat yerine, nakit tutmalarının üç sebebi vardır
(Weintraub, 1970, s.137-140):
a) Nakit talebinin önemli bir sebebi, toplamda veya aylık olarak ödemelerde
pahalı olabilecek işlemlerin gerçekleştirilmesidir. Bütün ekonomik işlemlerde
perakende işlemlerin oranı arttıkça nakit – mevduat oranı k yükselecektir.
b) Bireylerin,
vadesiz
mevduata
kıyasla,
nakit
talep
etmelerinde,
gerçekleştirdikleri işlemleri saklamak amacı da vardır. Bu amaçta en önemli faktör vergi
yükümlülüğünü azaltmaktır. Çekle veya benzeri bir araçla ödeme yapıldığında, bu işlem
kaydedilir. Dolayısıyla vergi oranları ile k arasında aynı yönde bir ilişki beklenebilir.
Vergi oranları yükseldiğinde, k oranı da yükselecektir.
c) Nakit-mevduat oranını belirleyen son faktör bireylerin likidite ihtiyaçlarının
tatmini ve bankacılık sistemine duyulan güvendir. Vadesiz mevduat, çek ve elektronik
kartlar ile belli bir ölçüde likittir. Ödeme amacıyla, her yerde geçerli değildir. Ama para,
her yerde kullanılabilir. Bankacılık sistemine duyulan güven de k oranını etkiler.
Yukarıdaki üç unsurun etkisiyle k oranında bir yükselme, para çarpanını
düşürecektir.
26
3.3.2. Vadeli Mevduat Vadesiz Mevduat Oranı (t)
Vadesiz mevduat, üzerlerine çek keşide edilerek veya elektronik kartlar
kanalıyla ödemelerde kullanılabilir ve bir ölçüde para yerine ikame edilebilir. Vadesiz
mevduatın tercih edilmesindeki en önemli etken budur. Ancak, vadesiz mevduata para
yatırıldığı zaman, faiz getirisinden vazgeçilmiş olmaktadır. Vadeli mevduat-vadesiz
mevduat oranını etkileyen iki unsur söz konusudur (Weintraub, 1970, s.142-143).
a) Vadesiz mevduata olan talebin asli belirleyici unsuru, bireylerin işlemlerinde
kullanabilmeleri ve ayrıca yapılan işlemlerin kaydedilebilmesidir. Bireylerin servet
düzeyi arttığı zaman, daha fazla varlık alımı için kullanabilecekleri atıl balanslar
oluşacak ve vadeli mevduat, vadesiz mevduattan daha hızlı yükselerek ve t oranını
arttıracaktır.
b) t oranı, faiz düzeyinden de etkilenir. Daha teknik bir ifadeyle, eğer vadesiz
mevduat ve diğer varlıkların getirileri arasındaki çapraz esneklik, vadesiz mevduat ve
diğer varlıklar arasındaki esneklikten yüksekse, vadesiz mevduata ödenen faiz oranları
arttıkça, t oranı da yükselecektir.
Vadeli mevduat, para arzının dar tanımında (M1) yer almamaktadır.
Dolayısıyla t oranındaki artış vadesiz mevduatta bir azalma anlamına geleceğinden, dar
kapsamlı para arzını olumsuz yönde etkileyecektir (Keyder, 1993, s.98). Bununla
birlikte, t oranının para çarpanı üzerindeki etkisi, r ve e de ters yönlü değişmelerle
yumuşatılacaktır. Genellikle, vadeli mevduata uygulanan zorunlu karşılık oranı vadesiz
mevduata kıyasla daha düşüktür. Bu yüzden t oranında bir artış, toplam zorunlu
karşılıklarda bir azalma ortaya çıkarır. Öte yandan, vadesiz mevduat, vadeli mevduata
göre daha istikrarsızdır. Vadeli mevduat, daha kalıcı oldukları için, bankacılık sistemi,
bunları krediye daha güvenle dönüştürebilir. t oranındaki artış, bir başka şekilde ifade
edilirse, sistemin ödünç verebileceği fazla rezervlerinde artışa yol açacaktır. Bu iki etki,
t oranının çarpan üzerindeki etkisini yumuşatır, ama son tahlilde çarpan küçülecektir
(Weintraub, 1970, s.144-146).
27
3.3.3. Zorunlu Karşılık Toplamı Mevduat Oranı (r)
Zorunlu karşılıkların, toplam mevduata oranı olarak ifade edilen r oranındaki
değişiklikler, para arzı çarpanını etkileyecektir. Vadeli ve vadesiz mevduata uygulanan
zorunlu karşılıkların değişmesi de toplam zorunlu rezervlerin değişmesine yol açacaktır.
r oranındaki değişiklikler para çarpanında ters yönlü değişikliklerle sonuçlanır. Bu
oranda bir artış para çarpanını küçültecektir (Weintraub, 1970, s.152-154).
3.3.4. Atıl Rezervler Mevduat Oranı (e)
Bankaların tutmak istedikleri atıl rezerv düzeyi piyasalarda geçerli ortalama
faiz düzeyi ve reeskont oranına bağlı olarak değişir (Keyder, 1993, s.70). Reeskont
oranı düştüğü zaman, merkez bankasından borçlanmak, daha ucuz hale gelecek ve
bankalar daha az atıl rezervler tutacaklardır. Öte yandan, piyasalarda ortalama faiz
düzeyi yükseldiği zaman, bankalar verdikleri kredileri arttırarak veya alternatif
varlıklara yatırım yaparak atıl rezervlerini düşüreceklerdir. Atıl rezervler mevduat oranı
e, reeskont oranı id yükseldiği zaman artacak, piyasa faizlerinin yükseldiği zaman
düşecektir (Weintraub, 1970, s.144-146). e oranında artış para çarpanını küçültecektir.
Gerek zorunlu toplam karşılıklar, gerekse de bankaların atıl rezervleri faizlere
bağlı olarak değişmektedir. Para çoğaltanı, faizleri içerecek şekilde yeniden yazılabilir
(Turnovsky, 1977, s.18). Vadeli ve vadesiz mevduat Dp olarak tek bir başlık altına
alınabilir. Bireyler, para arzının c gibi bir oranını nakit olarak talep ettiklerinde, (1-k)
kadarını da mevduat olarak değerlendireceklerdir.Cp burada nakit mevduat oranı, ya da
halkın nakit tercihi olacaktır.
Cp = cMs
Dp = ( 1 − c )Ms
Yukarıdaki ifadede yer alan Ms para arzıdır. Merkez bankası mevduatın belli
bir oranını(r), zorunlu karşılık olarak(Rr) talep edecektir. Bu oran, vadeli ve vadesiz
mevduat için tek bir oran olarak kabul edildiğinde aşağıdaki ifade edilebilecektir;
Rr = rDp = r( 1 − c )Ms
28
Parasal taban toplam rezervler ve dolanımdaki paradan oluşur.
R = Rı + Cp
RI, bankacılık sisteminin toplam rezervleridir ve zorunlu karşılıkları da kapsar.
RI, bu durumda, zorunlu karşılıklar (Rr) ve atıl rezervlerden (Re) oluşacaktır.
R1 = Rr + Re
Merkez bankası parasal tabanı (H) açık piyasa işlemleri ile (RU), veya borç
vererek (Rb) finanse edebilir.
H = Ru + Rb
Denklemleri (RU) için çözmek gerekir. Çünkü merkez bankası parasal tabanı
daha çok açık piyasa işlemleri ile etkiler.
Ru = Rr + Cp + (Re − Rb )
Rr ve Cp yerine konulduğunda, Ru aşağıdaki gibi ifade edilebilir.
Ru = ( r( 1 − k ) + k )Ms + (Re− Rb )
Rf = Re− Rb
Rf serbest mevduat olarak düşünülebilir ve piyasa faiz oranları ( i ) ile reeskont
oranı (id) arasındaki ilişki sonucu belirlenir.
Rf = g (i – id)
i> id olduğu zaman Rf küçülecektir. i< id iken Rf artacaktır. Bu koşul g.(.) <0
şeklinde ifade edilebilir.
Ru − Rf = ( r( 1 − k ) + k )MS
Alternatif olarak para arzı çarpanı yukarıdaki denklemin Ms için çözülmesi ile
birlikte elde edilebilir.
Ms =
1
( Ru − Rf ) = m( RU − g ( i − id ))
r( 1 − k ) + k
29
Basitleştirici varsayımlar sonucu yukarıda ulaşılan son çarpan ifadesinde t ve e
oranı yer almamaktadır.
3.4. Para Arzının İçselliği
Yukarıda ulaşılan son denklemde, para arzı açıkça faiz oranlarından etkilenir
durumdadır. Piyasa faiz oranları yükseldikçe para arzı da artmaktadır, çünkü para
çarpanı nakit mevduat oranı ile rezerv mevduat oranının etkisiyle değişmektedir. Bu
yüzden kısa dönemde merkez bankası, para arzını tam olarak kontrol edemez
(Dornbusch ve Fisher, 1998, s.406-414). Merkez bankası parasal tabanı da tam olarak
kontrol edemez. Rezerv mevduat oranı toplam rezervlerin mevduata oranı olarak
tanımlanır. Ancak bu rezervler bankaların merkez bankası nezdinde serbest rezervlerini
de kapsar. Faiz oranları yükseldiğinde bankalar serbest rezervlerini azaltacağı için
rezerv mevduat oranı da faizlere duyarlı olacaktır. Parasal tabanı oluşturan unsurlardan
biri rezervler olduğundan merkez bankası parasal tabanı da tam olarak kontrol
edemeyecektir. Para arzının faizlere duyarlı olması para arzını da içselleştirir. Faiz
oranları likit varlıklara olan ve paraya olan talep tarafından belirlenir ve böylece para
arzı, para talebinden etkilenmektedir (Lewis, 2000).
Para arzının içselliği, para çarpanının, dolayısıyla para talebinin de faizlere
duyarlı olmamasına bağlıdır. Para talebi faizlerden etkilendiğinde, çarpan içinde yer
alan nakit mevduat oranı da değişecek ve faizlerin kendisi de içsel olarak
belirlenecektir. Para talebinin faizlere duyarlı olması ise paranın değer biriktirme işlevi
ile ilgili olacaktır. Klasik para teorisi, fiyatların mutlak düzeyini, paranın gerçek bir mal
ile ikame edilebilmesine bağlı olarak, para stokunun uyarlandığı dışsal bir değişken
olarak ele alır (Glassner, 2000). Zaman boyutunun ve dolayısıyla dolanım hızının ihmal
edildiği klasik görüşte, paranın değer biriktirme fonksiyonu yoktur ve paranın analize
sokulması reel değişkenleri etkilemeden yalnızca fiyatları değiştirir (Uluatam, 1994).
Bu dikotomik analiz olup, nedenselliğin yönü, para miktarından fiyatlara doğrudur
(Öçal ve Çolak, 1999).
Klasik para teorisine paranın dolanım hızını da dahil ederek ulaşan neoklasik
miktar teorisyenleri, tanım gereği doğru olan bir özdeşlikten hareket ederek, para arzını
dışsal kabul eden ve nominal gelir düzeyi ile para arzını ilişkilendiren bir teori
30
geliştirmişlerdir. Fisher, miktar özdeşliğinde işlem hacmini kullanırken, dolanım hızı ile
birlikte ulaşım, ticaret hacmi gibi dışsal faktörlerin etkisiyle değişebileceği, ancak bu
faktörlerin de kısa dönemde sabit olduğunu ifade eder (Lewis, 2000). Para dışsaldır,
çünkü Fisher’in işlemler yaklaşımı bir para talebi olarak yeniden düzenlendiğinde,
paranın değer biriktirme fonksiyonu olmadığı için, yalnızca işlemleri gerçekleştirmek
amacıyla bireylerin ellerinde tutmak zorunda oldukları para miktarını ifade edecektir
(Mishkin, 2009). Para bir örtüdür.
Cambridge nakit balans yaklaşımında, paranın değer biriktirme fonksiyonu
kabul edilirken, işlemler yerine nominal gelir (y) kullanılır. Bununla birlikte, işlemler
yaklaşımı mevcut varlıkların el değiştirmesini kapsarken, gelir yaklaşımında ihmal
edilir (Friedman, 1970). Asıl önemli olan farklılaşma, para talebinde alternatif
varlıkların getirilerinin paranın dolanım hızı kanalıyla, para talebi üzerinde etkili
olabilmesidir (Mishkin, 2009). Paranın dolanım hızında faizlere bağlı olarak
dalgalanmalar oluşabileceğine işaret edilmesine karşılık, Cambridge yaklaşımında
genellikle sabit kabul edilmiştir. Böylece, nakit balans yaklaşımı Marshall arz ve talep
analizine, işlemler yaklaşımından daha fazla uygunluk gösterir. Paranın değeri ulusal
paranın arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktada oluşur (Öçal ve Çolak, 1999). Bu arz
ve talebin sonucu olarak fiyatlar veya nominal gelir düzeyi belirlenir. Para arzında bir
değişiklik, yalnızca oransal olarak fiyatlara yansıyacaktır.
Friedman, varlık talebi teorisini para talebine uyarlayarak, Cambridge
yaklaşımını geliştirmiştir (Mishkin, 2009). Miktar teorisi bir para talebi teorisidir ve
para arzı ile talebi arasındaki dengesizlikler, ekonomideki istikrarsızlıkların kaynağıdır
(Friedman, 1970). Öte yandan, beklentileri açıkça analizine dâhil etmiştir. Parasal bir
değişikliğe uyarlanma süreci bir ölçüde gerçekleşen değerlere,
beklentilerin
uyarlanmasını içerir. Beklentilerin oluşum şekli, kısa dönemde, fiyatlarda ve reel gelirde
değişmeler meydana getirebilir. Beklentiler, rasyonel olduğunda dikotomik analizin
sonuçları kısa dönemde de ortaya çıkabilir. Parasal bir değişimle birlikte, paranın
faydası da yükselecektir. Para talebi reel ve istikrarlıdır (Friedman, 1956). Ayrıca para
arzının nasıl belirleneceği de önemlidir. Çarpanın belirleyicisi olan oranlar, normal
koşullarda değişmezler (Paya, 1998). Para talebinin istikrarı ile birlikte, para arzı da
dışsal olacaktır (Uygur, 1983). Parasalcılar tam zorunlu karşılık oranını önerirler, bu
çerçevede para çarpanının değeri de bire eşit olacaktır (Parasız, 1996).
31
Keynes’in gelire duyarlı işlem ve ihtiyat güdülü para talebinde Cambridge
yaklaşımından farklı bir unsur yoktur. Ancak farklılık, Cambridge yaklaşımında zımni
olarak para talebini etkilediği ifade edilen faizlere, spekülasyon güdüsünde verdiği
ağırlıktadır (Laidler, 1983, s.62). Para talebi faizlere duyarlı olduğunda, faizler para arzı
ile talebine bağlı olarak oluşurken, para arzı da parasal otorite, kurumsal yapı ile
bireyler tarafından belirlenen içsel bir değişkene dönüşecektir. Para arzında bir artış,
portföy dengesizliği yaratarak, faiz oranlarını düşürür. Faiz oranlarındaki azalış para
talebini arttırırken, para çarpanını da azaltacaktır. Dolayısıyla para arzındaki
genişlemenin canlandırıcı etkisi, ters yönlü değişikliklerle kısmen giderilebilecek ve
para politikası, maliye politikasını düşük faizlerle destekleyen bir araç olacaktır
(Friedman, 1968). Kredi piyasasında parasal otoritenin iskonto penceresinden
kaynaklanan fiyat liderliği ve aynı zamanda nihai borç veren mercii olması, diğer
bankalara göre açık bir hiyerarşi yaratacaktır. Merkez bankası, reeskont oranlarını
belirleyebilir. Faiz oranları bu anlamda dışsaldır. Ancak ekonominin açıklık derecesine
bağlı olarak değişen reel faktörler parasal otoritenin belirleyebileceği faiz oranlarının üst
ve alt sınırları çizer. Merkez bankasının bu aralıkta belirleyici faiz oranı politik amaçları
doğrultusunda olacaktır. Oligopolist bir bankacılık sistemi kredi arzını belirli bir kar
marjı ilave ederek arz eder. Bu durumda kredi arzı, talebin esnekliğine bağlı olarak
değişecek, para arzı talep tarafından belirlenecektir (Işık, 2010).
Yukarıda ifade edilen tam içsellik yaklaşımından farklı olarak, yapısal içsellik
yaklaşımı, faiz oranlarının da içsel olarak belirlendiğini ifade eder. Keynes’in iki
varlıklı portföyünü genişleterek, spekülatif para talebini farklı vadeli menkul kıymetleri
içerecek şekilde ele alır. Kısa vadeli faiz oranları para arzı ve talebi tarafından
belirlenirken, bekleyişler kısa ve uzun vadeli faiz oranları arasındaki farkı
belirlemektedir. Likidite ihtiyacının yükseleceği beklentisi uzun vadeli faiz oranlarını
yükseltirken kısa vadeli faiz oranlarını düşürür. Faiz oranları likidite tercihi tarafından
belirlenir. Faiz oranlarında artış, banka maliyetlerini yükseltirken, bankalar finansal
yenilikler yoluyla kredi taleplerini karşılamaya çalışacaklardır. Bankaların kredi
hacmini yükseltmeleri para arzını da etkileyecektir. Yapısalcı yaklaşım, para arzı ile
birlikte faiz oranlarının da içsel olduğu sonucuna ulaşır (Işık, 2010).
32
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
TÜRKİYE’DE 1980’DEN GÜNÜMÜZE PARA ÇARPANININ
DEĞERLENDİRİLMESİ
Para çarpanı para arzının parasal tabana oranı olarak tanımlanabilir. Parasal
taban kaynak ve kullanım açısından iki farklı şekilde elde edilebilir. Parasal taban
kaynak yönünden rezerv para ile açık piyasa işlemleri toplamından oluşur. Merkez
Bankası parasal büyüklük açısından üç farklı tanım kullanır. Rezerv para, emisyon ile
bankaların merkez bankasındaki zorunlu karşılıkları ve serbest imkanları ile banka dışı
kesimin mevduatı ve fon hesapları eklenilerek ulaşılan ve 1989 yılına kadar Merkez
Bankası tarafından izlenilen parasal büyüklüktür. Rezerv para bankanın bastığı parayı
ve haznedarlık görevi olmayan kesimlere olan yükümlülüklerini ifade etmektedir
(Önder, 2008, s.13).
Rezerv para ile merkez bankasının açık piyasa işlemlerinin sonucu olarak
ortaya çıkan yükümlülükleri toplandığında parasal tabana ulaşılır. Analitik bilançodan
çıkarılabilecek bir başka büyüklük merkez bankası parasıdır. Merkez bankası parası
parasal taban ile kamu mevduatı toplamından oluşmaktadır (Önder, 2008, s.15).
Bu bölümde öncelikle para politikası ve para çarpanı ilişkileri tartışılacak
daha sonra parasal şokların analizinde gerekli olan para çarpanının kararlılığı Türkiye
için araştırılacaktır. Burada M2 parasal büyüklüğü için para çarpanı kullanılarak
analiz yapılacak, para çarpanında kullanılacak olan parasal taban ise, kaynak
yönünden ele alınacaktır.
4. 1. Para Politikaları ve Para Çarpanı
1960 ve 1970'li yıllar boyunca, politikanın nasıl yürütüleceği tartışması,
Keynezyen ve monetarist iktisatçılar arasında gelişmiştir. Keynezyen iktisatçılar aktivist
politikaları, monetarist iktisatçılar ise politikanın önceden belirlenmiş kurallara göre
yürütülmesini savunsalar da, ekonominin politika enstrümanlarındaki değişikliklere
33
mekanik biçimde tepki veren bir sistem olarak ele alınıyor olması iki yaklaşımın ortak
noktasını oluşturmaktadır (Telatar, 2002).
1980’li yıllarda geliştirilen modeller ise, yeni klasik yaklaşım çerçevesinde,
ekonominin politika enstrümanlarına karşı verdiği tepkiler hakkındaki bakış açısını
tamamen değiştirmiştir. Oyun teorisine dayalı söz konusu modellerde, ekonominin
mekanik bir sistem olmadığı; tersine, ekonomik politikadaki değişikliklere rasyonel
tepkiler veren akıllı ekonomik birimlerden oluştuğu kabul edilmektedir. Kurallar /
duruma göre ayarlanabilir politika tartışmaları, bu şekilde, yeniden canlanmıştır
(Telatar, 2002).
Ancak, her şekilde politikanın arzulanan sonuçları verebilmesi para arzı ile
parasal taban arasındaki ilişkinin istikrarlı olmasına bağlıdır. Aynı şekilde bir itme
süreciyle başlayıp, parasal aktarım kanalları vasıtasıyla ekonomik yaşamı etkilediği
kabul edilen parasal şokların öngörülen sonuçlara ulaşabilmesi para çarpanın istikrarlı
olmasına bağlıdır. Merkez Bankasının parasal tabanı kontrol ederek para arzını
kontrol etmesi ancak para çarpanı kararlı olduğunda gerçekleşebilir. Merkez Bankası
para çarpanında yer alan zorunlu karşılıkları belirleyebilir, ancak para çarpanının sabit
ve öngörülebilir olması çarpanda yer alan nakit tercihi, serbest mevduat ile vadeli ve
vadesiz mevduat tercihlerinin de istikrarını gerektirir (Emil ve Ata, 1998).
Bu açıdan Türkiye’de parasal şoklarının analizinin yapılmasından önce para
çarpanın istikrarlı olup olmadığının incelenmesi gereklidir.
4. 2. Türkiye’de Para Çarpanı
Türkiye ekonomisi son elli yılda birçok kriz yaşamıştır. Özellikle 24 Ocak
kararları ile birlikte, Türkiye ekonomisi liberal bir ekonomiye dönüşürken, finansal
piyasaların yurtdışı sermaye piyasalarına entegrasyonu daha kırılgan bir mali sistem
yaratarak, krizlere daha açık bir yapı oluşmasına yol açmıştır. Teorik temelleri neoliberal yaklaşımların oluşturduğu 24 Ocak istikrar programı, yalnızca kısa vadeli
amaçlara değil,
uzun vadeli amaçlara da sahipti (Şahin, 2000, s.185). İthal ikameci
sanayileşmeden ihracata yönelik sanayileşme politikasına geçilen (Şahin, 2000, s.183),
bir ekonomi çerçevesinde mal kıtlıklarını gidererek,
enflasyonu aşağıya çekmek,
ihracatı arttırarak dış ticaret açığını küçültmek, büyüme hızını pozitif yapmak ve
34
yükseltmek ile piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmak,
programın kısa vadede
öngördüğü hedeflerdi (Tokgöz, 1992). 24 Ocak kararları, genel olarak Uluslararası Para
Fonu (IMF) tarafından önerilen istikrar politikalarının çerçevesinde oluşturulmuştur.
Serbest dış ticaret ile iç talebin kısılmasını öngören istikrar politikası, para politikası
anlamında sıkı para ve kredi politikası uygulamasını öneriyordu (Çelebi, 1998). 24
Ocak kararları ile birlikte 18 Haziran tarihinde Uluslararası Para Fonu ile en uzun süreli
stand by anlaşması imzalanmış ve bu anlaşma 17 Haziran 1983 yılına kadar devam
etmiştir (Erdinç, 2007).
24 Ocak kararlarının alınması ile birlikte mali sektörde liberalleşmenin
sağlanması amacıyla 1 Temmuz 1980 tarihinden itibaren mevduat ve kredi faizleri
serbest bırakılmış,
uygulanacak reel faiz politikasıyla, yurtiçi tasarrufların yüksek
seviyelere çekilmesi ve mali sektöre derinlik kazandırılması amaçlanmıştır (Kunter,
1998). Bu şekilde para talebinin yükseltilerek fiyat istikrarının sağlanması ve kaynak
dağılımında bozuklukların giderilerek büyümeye katkıda bulunulması beklenmiştir.
(Kesriyeli, 1997). Uluslararası Para Fonu ile yapılan stand by anlaşması çerçevesinde
kullanılan kredi bir ölçüde uygulanan istikrar politikasına katkıda bulunurken, sağlanan
kredi limitinin tamamı kullanılmıştır (Ek 4). Bankaların mevduat sertifikaları
çıkarmalarına izin verilmiş ve bu sertifikalar için, vadeli mevduata uygulanan hükümler
geçerli olmuştur. Bu süreçte bankalar mevduata verdikleri faizleri önemli ölçüde
yükseltirken, sistem mevduat sertifikası üreten bir konuma dönüşmüş ve bu şekliyle
mali liberalleşmeden amaçlanan pozitif reel faiz hedefinin gerçekleştirilmesine yardımcı
olmuştur (Kunter, 1998). Böylece 1980 yılında reel faizler negatif iken, 1981 yılında
pozitif olmuştur. Bu gelişmelerin yanı sıra enflasyon oranı 1981’de düşme eğilimine
girince, reel faizler daha da yükselmiş ve vadeli mevduat artış hızı,
1980-1983
dönemindeki en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Ancak mevduatın bankalara maliyetleri
artarken, kredi maliyetleri de yükselmiş ve geri ödenmeyen krediler faizlere yansıtılarak
karşılanmaya çalışılmıştır. Süreç, finansal krizle sonuçlanmış ve serbest faiz
uygulamasının sürdüğü 18 aylık dönemde, 5 banka ve onlarca aracı kurum batmıştır
(Kunter, 1998). Faiz oranları reel olarak yeniden negatif düzeye doğru yaklaşmaya
başlamışlardır. Bankacılık sektörünün monopolcü yapısı ve büyük bankaların faizleri
pozitif düzeyde tutmakta isteksiz davranmaları ile birlikte, serbest faiz uygulamasına
son verilmiştir. 24 Haziran 1983 tarihinde krizin de etkisiyle Uluslararası Para Fonu ile
35
tekrar stand by anlaşması yapılmıştır. Bir yıl süreli olan bu anlaşma çerçevesinde
Uluslararası Para Fonu tarafından önerilen istikrar politikaları kapsamında ihracatta ve
ithalatta serbestleşme devam etmiştir. Bu anlamda 1980-1983 yılları arası, ithal ikameci
bir sanayileşme sürecinden dışa açık bir ekonomiye geçişte yapısal reformlar açısından
bir alt dönem sayılabilir (Ongun, 2002). 19 Aralık 1983 tarih ve 83/7507 sayılı Bakanlar
Kurulu kararı uyarınca, kredi faiz oranlarının belirlenmesi bankalara bırakılırken
mevduat faiz oranlarının belirlenme yetkisi Merkez Bankası’na verilmiş ve tespit, üç
aydan fazla olmayan sürelerle yapılacak şekilde düzenlenmiştir (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 1984, s.51). Bu karar ile birlikte, Merkez Bankası, mevduat faiz oranlarını, 19
Aralık 1983 tarihinden itibaren yeniden düzenlemiştir. Vadesiz tasarruf faiz oranları, 1
Ocak 1983 tarihinden itibaren %5’den %20’ye çıkarılırken, 6 ay vadeli mevduat faiz
oranları da %50’den %40’a, düşürülmüştür. Bir yıl vadeli faiz oranları da, %50’den
%45’e çekilmiştir. Temmuz ayında yapılan düzenlemeyle vadesiz mevduat faiz oranları
değiştirilmeden kalmış, ancak 6 aylık faiz oranları, %35’e, bir yıl vadeli mevduat
faizleri de %40’a düşürülmüştür (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1983, s.55). 1983
yılının Aralık ayından geçerli olmak üzere, vadesiz mevduat faiz oranları tekrar %5’e
düşürülürken, altı ay ve bir yıl vadeli faiz oranları yükseltilerek, sırayla %47 ve %45
olarak düzenlenmiştir. 1984 yılı içinde faiz oranları, birkaç kez yükseltilmiştir. Vadeli
mevduatın artış hızı,
bu önlemlerle birlikte % 107,7'lik bir artış göstererek,
önceki
yılın % 10,8'lik düzeyinin çok üstüne çıkmıştır. Vadesiz mevduat düşmüştür (Merkez
Bankası Yıllık Raporu, 1984, s.52).
1983 yılında, Merkez Bankası ekonomideki gelişmelere bağlı olarak reeskont
ve avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranları ile ilgili bazı düzenlemeler yapmış, faiz
oranlarını kredilerde % 28, orta vadeli kredilerde yüzde 29,5 olarak belirlenmiştir. Aynı
zamanda,
reeskont kaynaklı kredi türlerindeki çeşitlilik de büyük ölçüde azaltılmıştır
(Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1983, s.50). 19 Aralık 1983 tarihinden itibaren geçerli
olmak üzere, Merkez Bankası, reeskont faiz oranlarını, kısa vadeli kredilerde yüzde
48’e, orta vadeli teşvik belgeli kredilerde de yüzde 50,5’ e yükseltmiştir.
1983 yılına kadar, vadeli ve vadesiz mevduat için farklı zorunlu karşılık
oranları uygulanırken 1 Ocak 1983 tarihinden itibaren zorunlu karşılık oranları yeniden
düzenlenerek yüzde 25 olarak saptanmış ve tek oran uygulanmaya başlanmıştır (Merkez
Bankası Yıllık Raporu, 1983, s.51). 1985 yılında Merkez Bankası politikası doğrudan
36
rezerv paranın kontrolü, dolaylı olarak da rezerv para çarpanının etkilemesine
dayandırılmıştır. Ancak, kamu kesimine kullandırılan kredi miktarlarındaki büyük artış,
rezerv paranın kontrolünde güçlükler ortaya çıkarmıştır.Bu dönemde, hem kamu
girişimlerine açılan krediler artmış, hem de hazinenin kısa vadeli avansları artmıştır
(Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1985, s.28). Bankacılık kesiminde 1983 yılındaki krizle
birlikte Merkez Bankası sıkı para politikasını terk etmeye başlamış, istikrar programının
dışına çıkılmıştır. Artan kamu borçlanma gereği ile birlikte ithalatta artış, 1984 yılında
Uluslararası Para Fonu ile bir yıl vadeli yeni bir stand by anlaşması ile sonuçlanmıştır
(Ek 4). Stand by anlaşması ile sağlanan kredi limiti büyük oranda kullanılmıştır. Ayrıca
1985
yılına
kadar,
zorunlu
karşılık
oranlarının
yüksek
olması
bankaları
yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmaya itmiş ve fiili karşılık oranlarının çok
daha düşük düzeylerde gerçekleşmesine yol açmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu,
1985, s.25). Zorunlu karşılıkların yüksek olmaları yanı sıra, zorunlu karşılıkların
yatırılma süresinin uzunluğu, zorunlu karşılıkların etkin bir para politikası aracı
olmasını önlemiştir Bu yüzden bazı tedbirler alınmak zorunda kalınmıştır. Böylece 1985
yılında alınan kararla zorunlu karşılık oranları % 25’ten yıl sonunda % 19’a, 1986
başında da yüzde 15’e düşürülmüştür. Bankaları, yükümlülüklerini yerine getirmek için
yüksek tutulan zorunlu karşılıklara verilen faiz oranları 1985 yılı boyunca azalarak, yıl
sonunda tamamen kaldırılmıştır (Kesriyeli, 1997, s.6). Zorunlu karşılıklara ödenen
faizlerin tedricen düşürülerek yıl sonunda sıfırlanması ve bankalara hazine bonosu ve
tahvil satışı yanı sıra, bankalardan döviz satın almak yerine borçlanmanın tercih
edilmesi, yılın son çeyreğinde rezerv para artışının kontrol altına alınabilmesini
sağlamıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1985, s.28).
Bu süreçte para çarpanının yukarıda ifade edilen gelişmelere bağlı olarak çok
istikrarlı bir eğilim sergilemediği açıktır. Öte yandan rezerv para ile parasal taban
arasında farklılık 1985 yılından sonra ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni açık piyasa
işlemlerinin 1985 yılından sonra uygulanmaya başlanmasıdır (Önder, 2008, s.15).
Bunun yanı sıra 1985 yılından sonra interbank piyasası faaliyete geçirilmiş, böylece
reeskont talebi de zaman içinde azalarak etkinliği zayıflamıştır. 1985 sonrası dönem
finansal piyasalar açısından yapısal bir dönüşüm süreci olduğundan çalışmamızda
Türkiye için çarpanın istikrarı bu yıldan itibaren araştırılacaktır.
37
Şekil 1. Rezerv para ve parasal taban çarpanları 1985q4-2010 q4
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Yukarıdaki grafikte 1985’in son çeyreği ile 2010’un son çeyreği aralığında
rezerv para ve parasal taban çarpanı, M2 olarak tanımlanan para arzının rezerv para ve
parasal tabana bölünmesiyle hesaplanmıştır. Gerek rezerv para, gerekse parasal taban
kullanılarak
elde
edilen
çarpan
değerleri
arasında
çok
büyük
farklılıklar
gözlemlenmemiştir. Bunun nedeni açık piyasa işlemleri hacminin, rezerv para ile
parasal taban arasında çok büyük farklılıklar yaratacak düzeyde gerçekleşmemiş
olmasıdır. Grafikte açıkça görüldüğü gibi her iki para çarpanı da istikrarlı bir eğilim
göstermemektedir. Bunun sebepleri dönemler itibariyle incelendiğinde:
i) 1985-1989 DÖNEMİ
Yukarıdaki grafikte görülebileceği gibi 1988 yılındaki kırılma dışında ele
alınan dönemde para çarpanı göreceli olarak istikrarlıdır. Bunu nedeni Merkez Bankası
araçlarının politika yönlendirmesinde etkin olarak kullanılabiliyor olmasıdır. İstanbul
Menkul Kıymetler Borsası’nın faaliyete yeni başlaması ve buna bağlı olarak türev
araçların çeşitliliğinin az olması yanı sıra, interbank piyasasının daha yeni olması,
Merkez Bankası’nın geleneksel araçlarının bu dönemde etkin olarak kullanılabiliyor
olmasına yol açmıştır. Merkez Bankası araçlarının etkinliği açısından ele alındığında,
Merkez Bankası bu dönemde Zorunlu karşılıklar ve disponibilite oranlarını kullanarak
38
kamunun artan iç borçlanma ihtiyacını dengelemiş, parasal tabandaki artışa karşılık
rezerv mevduat oranını arttırarak çarpanın bu dönemde düşük ve göreceli olarak
istikrarlı olmasını sağlamıştır. Nakit mevduat oranı bu dönemde rezerv mevduat
oranının genelde altında seyretmiştir (Şekil 2). Ayrıca 1986 yılı para politikası
uygulaması yönünden de bir geçiş döneminin başlangıcı olmuş, Merkez Bankası toplam
rezervlerin kontrolüne dayalı para ve kredi politikasını uygulamaya koymuştur. Böylece
hem faiz politikasının etkinliğinin arttırılması hem de bankaların pasiflerinin kontrolü
ile eşanlamlı olan para arzı kontrolü uygulamasına imkân bulunması amaçlanmıştır
(Kesriyeli, 1997).
Şekil 2. Nakit mevduat ve rezerv mevduat oranı 1985-1990
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Para arzının aktarım mekanizmasının kredi arzı olduğu ekonomilerde, etkin bir
para arzı kontrol aracı olan zorunlu karşılık oranları 1981-1985 döneminde çok fazla
değişmemiştir (Kunter, 1998). 1986 başından itibaren zorunlu karşılıklara ödenen faiz
oranları sıfırlanırken, Nisan 1985’den itibaren aylık yerine haftalık karşılık tesis etme
uygulamasına geçilmiş ve tesis etme süresi dört haftadan iki haftaya indirilerek, 1986
Mart ayından geçerli olacak şekilde de yüzde 15 düzeyine çekilmiştir (Merkez Bankası
Yıllık Raporu, 1986, s.45). Önceki uygulamada zorunlu karşılıkların yatırılma süresinin
uzunluğu, zorunlu karşılıkların etkinliğini sınırlandırırken, yeni uygulama ile birlikte
para çarpanının da istikrarlı olmasını sağlayacak şekilde etkin bir politika aracına
39
dönüşmüştür. Bu dönemde,
mevduat bankalarında açılan döviz tevdiat hesaplarının
artarak ekonomideki likiditeyi arttırması,
M2Y olarak,
döviz tevdiat hesaplarını da
içeren para arzı büyüklüğünün kontrol edilmesini zorunlu kılmış ve bu yüzden Ocak
1985 ayından itibaren, döviz tevdiat hesapları da zorunlu karşılıklara tabi tutulmuştur.
(Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1985, s.85). Artan likiditenin bir başka kaynağı 1986
yılının son çeyreğinden itibaren hazineye ve bankacılık sektörüne açılan kredilerdeki
hızlı artıştır (Tablo 2).
Tablo 2
Hazine ve Bankalara Açılan Krediler (1000 TL)
Yıllar
1986
Q4
1987
Q1
1987
Q2
1987
Q3
1987
Q4
1988
Q1
1988
Q2
1988
Q3
1988
Q4
1989
Q1
1989
Q2
1989
Q3
1989
Q4
Kamu
3887
4500
4923
5154
5606
6593
6298
7325
7020
9065
8348
7413
7860
Banka
736,5
817,5
1075
1527
1916
2229
2582
2769
3019
3076
2998
2998
3032
Toplam
4623,5
5317,5
5998
6681
7522
8822
8880
10094
10039
12141
11346
10411
10892
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Artan likidite ile birlikte, nakit mevduat oranı da yükselerek para çarpanı
üzerinde baskı yaratmıştır (Şekil 2). Ancak 1987 yılı ortalarından itibaren hızla
genişleyen emisyon hacmini kontrol etmek amacıyla, zorunlu karşılıklar, önce Eylül’de
yüzde 12’ye, Aralık’ta ise yüzde 18’e yükseltilmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu,
1987, s.49). Bu önlemler rezerv mevduat oranını nakit mevduat oranından daha hızlı
arttırarak, para çarpanında emisyon artışından kaynaklanan baskıyı yumuşatmış ve para
çarpanı 1987’nin son çeyreğine kadar 2,5 etrafında seyretmiştir. 1988 yılına likidite
fazlasının mali piyasalarda yarattığı bazı dengesizliklerle girilmiştir. Kamuya ve
bankacılık kesimine açılan kredilerde artış yıl boyunca devam etmiş ve buna bağlı
olarak nakit mevduat oranı 1988 yılının ilk çeyreğinden itibaren artmıştır. Ancak
Merkez Bankası artan likiditeyi çekmek ve para arzını daha iyi kontrol edebilmek için,
bazı araç ve piyasalar geliştirirken, geleneksel araçları olan zorunlu karşılıkları da
arttırmıştır. Yıl içinde zorunlu karşılıklar birkaç defa değiştirilmiş, en son olarak
Eylül’de yüzde 14 olarak,
toplam disponibilite ise, yüzde 30 olarak belirlenmiştir
(Tablo 3). Vadesiz mevduata uygulanan zorunlu karşılık oranı, Ekim ayında yüzde 25’e
yükseltilmiştir. Alınan tedbirlere bağlı olarak rezerv mevduat oranı nakit mevduat
oranından daha hızlı artmış, gerek rezerv mevduat oranı, gerekse de nakit mevduat
40
oranından kaynaklanan etkiyle para çarpanı, 1988 yılı başından itibaren istikrarlı bir
şekilde düşürerek aynı yılın üçüncü çeyreğinde 2,65 düzeyinden 2,08'lik bir düzeye
gerilemiştir. 1989 yılında zorunlu karşılık oranları bankaların kredi için atıl fon elde
edebilmeleri amacıyla, düşürülmüştür. Ayrıca her hafta yapılan indirimlerle, karşılık
oranları 27 Nisan 1990 tarihine kadar vadesiz mevduat için yüzde 20’ye, üç, altı ve bir
yıl vadeli mevduat için yüzde 10’a düşürülmüştür (Merkez Bankası Yıllık Raporu,
1989, s.37). Merkez Bankası’nın reeskont politikası da bu dönemde değişmiş ve
reeskont kredilerini bankaların kısa vadeli likidite ihtiyaçlarına göre açılacak kısa vadeli
kredilerle sınırlandırmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1989, s.37). Ancak reeskont
politikasındaki değişikliklerin etkisi zorunlu karşılıklardaki değişimin etkisinin altında
kalmış ve 1989 yılı başından itibaren rezerv mevduat oranı düzenli olarak azalmıştır.
Nakit mevduat oranı bu dönemde artarak aynı yılın son çeyreğinde rezerv mevduat
oranının üstünde gerçekleşmiş, ancak rezerv mevduat oranındaki düşüşle birlikte para
çarpanı da düzenli olarak artarak, yılbaşındaki 2,42 seviyesinden yıl sonu itibariyle 2,60
seviyesine yükselmiştir.
Tablo 3
1980-1989 Arası Dönemde Zorunlu Karşılık Oranları
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
Vadeli Mevduat
%30
%30
%30
%25
%25
%19
%15
%14
%14
Vadesiz Mevduat
%35
%35
%35
%25
%25
%19
%15
%14
%25
Kaynak: MB Yıllık Raporları, çeşitli sayılar
Faiz oranları mevduat hacmini değiştirerek nakit mevduat oranı kanalıyla
çarpan üzerinde etkide bulunur. Bu çerçevede 1988 yılında para çarpanında meydana
gelen daralmanın bir başka kaynağı 1986 yılından itibaren izlenen faiz politikasıdır.
1985 yılının son çeyreğinden itibaren nakit mevduat oranı dar bir aralıkta dalgalı bir
seyir izlemiş ve rezerv mevduat oranının altında kalmıştır. Toplam vadeli mevduat ise
1988 yılının son çeyreğine kadar oldukça yavaş artmıştır (Şekil 3).
41
Şekil 3. Toplam vadeli mevduat 1986-1989 (Milyon TL)
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
1986 yılında faiz politikasının faaliyeti aşırı frenlememesi için, faizlerin tedrici
olarak azaltılması yoluna gidilmiştir. Bunun sonunda 1986 yılı başında yüzde 45 olan
üç ay vadeli mevduat faizleri yüzde 36 düzeyine, yüzde 50 olan altı ay vadeli mevduat
faizleri, yüzde 41’e ve yüzde 55 olan bir yıl vadeli mevduat faizleri ise yüzde 48’e
düşürülmüştür. 1987 yılı başından itibaren geçerli olmak üzere bu oranlar sırayla,
yüzde 35, yüzde 38 ve yüzde 45 olarak tespit edilmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu,
1986, s.48). Likiditeki artışla birlikte, faizlerdeki azalışa bağlı olarak nakit mevduat
oranı yıl boyunca artmıştır. Ancak, alınan tedbirlere bağlı olarak enflasyonun artış
hızının düşmesine paralel olarak, nominal faizlerdeki azalış, rağmen, reel faizlerin
bulundukları düzeyde tutulması sonucu, para talebini etkilememiş ve toplam vadeli
mevduatın artışı devam etmiştir (Şekil 3). Yıl sonu itibariyle nakit mevduat oranı
düşmeye başlamıştır. Bununla birlikte M2’deki yükselmenin daha çok vadesiz mevduat
ve mevduat sertifikası gibi, mevduatın en likit türlerindeki hızlı artıştan kaynaklanmış
olması bu gelişmeleri kontrol etmek amacıyla Merkez Bankası’nın açık piyasa işlemleri,
zorunlu karşılık ve disponibilite mekanizmalarını geliştirmesine yol açmıştır (Merkez
Bankası Yıllık Raporu, 1987, s.46). Faizlerdeki değişikliklerle birlikte, enflasyon oranı
1986 yılı sonunda düştüğü yüzde 24,5 düzeyinden, 1987 yılı sonunda yüzde 48,9’a
çıkmıştır (Kunter, 1998). 1987 yılı başında mevduat faizleri iki defa daha düşürülerek,
42
9 Şubat 1987 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde, bir yıl vadeli mevduat için
yüzde 45, altı ay vadeli mevduat için yüzde 38 ve üç aylık mevduat için uygulanacak
oranlar yüzde 25 düzeyinde tespit edilmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1987,
s.50). Kamuya ve bankacılık kesimine açılan kredilerdeki artışla birlikte, faizlerdeki
düşme tekrar nakit mevduat oranını yükseltmeye başlamıştır. Bununla birlikte rezerv
mevduat oranları düşerek 1987 yılının üçüncü çeyreğine kadar para çarpanında artışın
devam etmesini sağlamıştır. Ancak yükselen enflasyon oranları ile birlikte, 1987 yılının
sonundan itibaren faiz oranları, yeniden negatife düşmeye başlamış, 1988 Şubat ayında
TL’den kaçışı durdurmak ve enflasyonu kontrol altına almak amacıyla faiz oranları
tekrar yükseltilmiştir (Kunter, 1997, s.15). Bu düzenleme ile birlikte,
yıllık vadeli
mevduat faizleri, yüzde 65, altı ay vadeli faizler yüzde 52 ve üç aylık vadeli faizler
yüzde 45 düzeyine çıkartılmıştır. Yüzde 36 olarak saptanan vadesiz mevduat faizleri,
bankaların artan fon maliyetleri sonucu ortaya çıkan talepleri doğrultusunda birkaç
değişiklikle beraber, yılın son çeyreğinde yüzde 10’a düşürülmüştür. Mayıs’tan itibaren
artan likiditeyi uzun vadeli mevduata kaydırabilmek için, kısa vadeli mevduat faizleri
birkaç puan düşürülmüştür (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1988, s.30). Vadesiz
mevduata ödenen faizlerin düşürülmesi ve genel olarak vadeli mevduata ödenen
faizlerin yükseltilmesi sonucu M2, 1988 yılının ikinci çeyreğinden itibaren hızla
yükselerek nakit mevduat oranını düşürmüş, ancak rezerv mevduat oranı daha hızlı
artarak para çarpanının bu dönemde en düşük değerine gerilemesine yol açmıştır. Ekim
ayından itibaren resmi mevduat dışındaki mevduat türlerine uygulanacak faiz oranları
bankalar tarafından belirlenmek üzere serbest bırakılmış ve bir yıl vadeli mevduat
faizleri yüzde 85 düzeyine kadar çıkmıştır. Faizlerdeki artışa paralel olarak 1988 yılının
üçüncü çeyreğinden itibaren nakit mevduat oranı hızla düşerek para çarpanının
yükselmesi yönünde baskı yaratmıştır. Ancak yüksek kaynak maliyetleri nedeniyle,
bankaların topladıkları bu kaynakları plase edememeleri üzerine, bankalar faiz
oranlarını Ocak 1989’dan itibaren indirmeye başlamışlardır. Faizlerdeki düşme 1989
yılının başından itibaren nakit mevduat oranını kararlı bir şekilde arttırmakla birlikte,
aynı yıl içinde zorunlu karşılıkların iki kez düşürülmesi ise, bankaların kullanılabilir
kaynaklarını arttırarak rezerv mevduat oranını düşürmüş ve para çarpanı yükselmeye
başlamıştır (Şekil 2).
43
1986 yılı ile birlikte, Merkez Bankası toplam para ve kredi arzını, rezervlerin
kontrolü ile yönlendirmek için bir dizi kurumsal düzenlemeler gerçekleştirmiş, reeskont
politikasını orta vadeli reeskont kredileri ile sınırlandırarak, otomatik rezerv sağlama
olanağını ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, bankaların rezerv ihtiyacını rezerv fazlası olan
bankalardan sağlayabilecekleri bankalararası para piyasası uygulamaya geçirilmiştir
(Kesriyeli, 1997, s.10-11). Bununla birlikte 1986-1988 arasında Merkez Bankası’nın
bankalara açtığı krediler artmıştır (Tablo 2). Ancak 1989 yılından itibaren bir azalma
eğilimi ortaya çıkmıştır. 1985 yılı sonundan itibaren Merkez Bankası M2 için hedefler
belirlemeye başlamıştır. Ancak bu amacın gerçekleştirilebilmesi için, rezerv para
çarpanının istikrarlı olması gereklidir. Genel olarak ele alındığında 1986 ve 1989 yılları
arasında üçer aylık dönemler itibariyle gerek rezerv para çarpanı, gerekse parasal taban
çarpanı istikrarlı değildir. Faiz politikalarındaki değişikliklerin yanı sıra zorunlu
karşılıklarda meydana gelen değişmeler,
enflasyonun hızlanması ve belirsizlikler
sonucu çarpan dalgalanmalar göstermiştir. Özel olarak bu dönemde para çarpanı
üzerinde rezerv mevduat oranı nakit mevduat oranından daha etkilidir. Bir başka ifade
ile Merkez Bankası’nın geleneksel araçları bu dönemde para çarpanı üzerinde daha
etkilidir.
Bu gelişmelerin sonucu olarak Merkez Bankası, 1989 yılından itibaren,
parasal büyüklükleri hedef olarak seçmekten vazgeçmiş, kendi bilanço büyüklüğünü
denetim altında tutma hedefine yönelmiştir. Bu doğrultuda, Merkez Bankası toplam iç
yükümlülüklerinin artış hızını kontrol altına almaya çalışmıştır. Merkez Bankası’nın
kendi bilanço büyüklüğünü kontrol altına alabilmesi, aslında parasal büyümeyi
hedeflediği anlamına gelir. Bu durum ise para çarpanının kontrol edebilmesini
gerektirir.
ii) 1990 -1994 DÖNEMİ
1989 yılı ile birlikte Merkez Bankası mali sistem içindeki göreli payını
azaltmak için bilanço büyüklüğünü denetim altına almaya çalışmış, bu amaçla
Hazine’ye açılan krediler için oranın yüzde dört faiz ile kullanılan kısmına bir tavan
getirilmiştir.
44
Şekil 4. Kamu ve bankacılık kesimine açılan krediler (1000 TL)
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Öte yandan Merkez Bankası, bankacılık kesimine açtığı kredileri de denetim
altında tutabilmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1989, s.28). 1989 yılı boyunca
Merkez Bankası Hazineye ve bankacılık kesimine açtığı kredileri kontrol altında
tutabilirken 1991 yılı başından itibaren Hazine’ye ve bankacılık kesimine açtığı krediler
hızla artmıştır (Şekil 4). 1989 yılının ikinci çeyreğinden itibaren 32 sayılı karar ile
sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesine de bağlı olarak 1992 yılından itibaren
parasal tabandaki artışın kaynaklarından biri de net dış varlık artışının yarattığı baskı
olmuştur. Merkez Bankası 1990 yılı itibariyle belirlediği parasal programını kendi
bilançosundan seçtiği dört kaleme ilişkin nicel hedefler üzerine şekillendirmiştir. Bu
hedefler Merkez Bankası Parası, Toplam İç Varlıklar, Toplam İç Yükümlülükler ve
Merkez Bankası Bilançosu’nun toplam büyüklüğüdür (Merkez Bankası Yıllık Raporu,
1990, s.29). Bu amaçla para arzını kontrol edebilmesi gerekir, ancak para çarpanı bu
dönemde oldukça dalgalıdır (Şekil 5).
45
Şekil 5. Parasal taban çarpanı 1989-1994
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Kamuya açılan krediler ve bankacılık kesimine açılan kredilerdeki azalışa
karşılık, net dış varlıklarda artış, piyasadaki likiditeyi yükselterek 1989-1990 arasında
nakit mevduat oranının, rezerv mevduat oranının üstünde seyretmesine yol açmış, para
çarpanı da buna bağlı olarak 1989 yılından itibaren yavaşça artmaya başlamıştır. Para
politikası açısından, bir başka önemli gelişme, 1990 yılında, parasal programın
kamuoyuna açıklanarak,
uygulanmaya başlanmış olmasıdır (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 1990, s.29). Uygulanan para politikası ile tutarlı olarak zorunlu karşılıklar, 1
Mayıs 1990 tarihli tebliğ ile yeniden düzenlenerek, aynı yılın Eylül ayından başlamak
üzere, vadesiz ve bir ay vadeli mevduat için yüzde 19, üç aylık ve bir yıllık vadeli
mevduat için ise yüzde 9 olarak belirlenmiştir. Değişken faizli mevduat için de zorunlu
karşılık oranları düşürülerek, iki ve üç yıl vadelide yüzde 6 ve dört yıl vadelide yüzde
2 olarak saptanmıştır. Aynı yılın Haziran ayında yapılan bir değişiklikle, yurtdışındaki
bankaların, yurtiçindeki bankalarda açacakları Türk Lirası mevduat hesapları da zorunlu
karşılığa tabii tutulmuş, yine aynı yılın Aralık ayında yapılan düzenlemeyle, zorunlu
karşılık oranları kademeli olarak düşürülmüştür. Türk Lirası ve yabancı para mevduatı
için ayrı ayrı olmak üzere yapılan düzenlemeye göre,
zorunlu karşılıklar, vadesiz ve
bir ay vadeli mevduat için, yüzde 17,50’ye, üç aydan ve bir yıla kadar vadeli mevduat
için yüzde 8,25’e inerken, yabancı para mevduatın Türk Lirası olarak tesis edilen kısmı
46
için, bu oranlar vadesiz ve bir ay vadelilerde yüzde 6,50, bir aydan fazla vadeli
olanlarda yüzde 4,50 olarak belirlenmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1990, s.51).
Aynı yıl yabancı bankaların yurtiçindeki mevduatı da disponibilite kapsamına
alınmıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak 1990 yılının ilk çeyreğinden itibaren rezerv
mevduat oranı tedricen azalarak 1990 yılının son çeyreğine kadar devam etmiştir. Nakit
mevduat oranı 1990 yılının üçüncü çeyreğine kadar artmıştır (Şekil 6). Nakit mevduat
oranındaki artışa rağmen rezerv mevduat oranındaki düşüş, para çarpanına da
yansıyarak para çarpanını arttırmıştır. Ancak yılın üçüncü çeyreğinden itibaren rezerv
mevduat oranı artarken, vadeli mevduattaki artışla beraber nakit mevduat oranı da
düşmüş, ancak para çarpanı da azalmıştır (Şekil 5). Benzer şekilde parasal tabanın artış
hızı 1990 yılı boyunca ikinci çeyrek hariç, hem vadeli mevduatın hem de M2’nin altında
kalmıştır (Tablo 4). 1990 yılında hedefler büyük oranda gerçekleştirilebilirken, 1991
yılında,
kamuya açılan nakit kredilerdeki olağanüstü artış ve Körfez Krizi’nin döviz
kuru üzerinde yarattığı baskı nedeniyle Merkez Bankası politikası, rezervlerde büyük
kayıba yol açmadan kurlar üzerinde anormal bir baskının yaratılmasını önlemeye
çalışmak olmuştur (Kunter, 1998). 1991 yılının başından itibaren kamuya ve bankacılık
kesimine açılan krediler hızla artmaya başlamıştır (Şekil 4). Parasal büyüklükler kontrol
edilememiş ve Merkez Bankası bütçe açığının finansmanı sonucu oluşan aşırı likiditenin
piyasalara yansımasını engellemek için geniş ölçüde açık piyasa işlemlerini kullanmıştır
(Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1991, s.28).
Şekil 6. Nakit mevduat oranı ve rezerv mevduat oranı 1990-1994
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
47
Bu dönemde Merkez Bankası’nın açık piyasa işlemleri ile likiditeyi çekmesi
sonucu nakit mevduat oranı da düşmüştür. 1991-1994 aralığında genel olarak parasal
tabanın büyüme hızı vadeli mevduatın ve M2’nin üstündedir (Tablo 4). 1991 yılında
zorunlu karşılıklara ilişkin bir başka düzenleme ile zorunlu karşılıklar tedricen
azaltılmasına rağmen, 1991 yılında ortaya çıkan belirsizlik ortamı, enflasyonist
beklentilere ve faizlere yansımış, faizler ortalama da yüzde 22,4 lük bir artış göstererek,
yıl sonunda 1990 yılı başındaki yüzde 59,4 lük değerinden yüzde 72,7’ye, reel olarak
ise mevduat faizleri son iki yılın ortalamasının üzerine çıkarak yıl boyunca artı değer
almıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1991, s.34). 1991 yılının başından aynı yılın
üçüncü çeyreğine kadar para çarpanı, rezerv mevduat oranın etkisiyle yükselmiştir.
Ancak faizlerdeki artışın etkisiyle birlikte nakit mevduat oranı yılın ikinci çeyreğinden
itibaren hızla azalarak para çarpanını yükseltmiştir.
Şekil 7. Toplam vadeli mevduat 1990-1994 (Milyon TL)
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
1991 yılı itibariyle faizlerde başlayan yükselme yavaşlamış ve mevduat faizleri
aynı yıl sonu itibariyle yüzde 72,7’den,
yüzde 74,2’ye yükselmiştir (Merkez Bankası
Yıllık Raporu, 1992, s.75). Nakit mevduat oranı 1992 yılının başında biraz yükselmiş,
ancak yılın ikinci çeyreğinden itibaren düşerek 1993 yılının başına kadar istikrarlı
devam etmiştir (Şekil 6). 1993 yılında Hazine, iç borçlanmayı uzun vadeye
48
kaydırabilmek için kısa vadeli Hazine Bonosu faizlerini düşürmüş ve bu, mevduata
uygulanan faiz oranlarını da düşürerek 1993 yılı boyunca devam etmiştir (Tablo 5).
Faizlerdeki düşüş ile birlikte nakit mevduat oranı yıl boyunca artarak para çarpanını
azaltmıştır. Rezerv mevduat oranı daha önce ifade edildiği gibi 1993 yılı boyunca
görece çok yavaş artmış, para çarpanındaki azalışı desteklemiştir. Merkez Bankası’nın
açtığı kısa vadeli reeskont ve avans kredilerinin faizi yıl içinde sabit kalarak,
sırayla
yüzde 48 ve yüzde 54,5 olarak uygulanmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1993,
s.48).
Tablo 4
yıl
1990Q1
1990Q2
1990Q3
1990Q4
1991Q1
1991Q2
1991Q3
1991Q4
1992Q1
1992Q2
1992Q3
1992Q4
1993Q1
1993Q2
1993Q3
1993Q4
1994Q1
1994Q2
1994Q3
1994Q4
M2,Vadeli Mevduat(VM) ve Parasal Taban(PT) Değişim Yüzdeleri
M2%
13
11
12
9
10
10
15
16
14
13
9
13
15
9
9
9
9
34
45
5
VM%
16
8
8
11
9
13
15
18
19
12
9
10
16
6
4
7
16
42
48
2
PT%
2
25
2
8
3
20
16
8
12
13
16
12
18
11
15
10
6
37
24
1
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
1994 yılında da Hazine’nin faiz düşürme politikası devam etmiştir. Ancak
ortaya çıkan likidite fazlasının kurlar üzerinde baskı yapması ve Hazine’nin piyasadan
borçlanmakta zorlanması,
Nisan’dan itibaren Hazine’nin yeniden iç borçlanma
faizlerini yükseltmesine yol açmıştır.
Türk Lirasının aşırı değer kaybıyla birlikte
Hazine’nin Nisan’dan itibaren faizleri yükseltmesi, mevduat faizlerini de yükseltmiştir
(Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1994, s.60). Böylece 1993 yılının son çeyreğinden
itibaren nakit mevduat oranı, 1994 yılındaki zorunlu karşılıklarla ilgili düzenlemeye
bağlı olarak rezerv mevduat oranındaki azalışa paralel olarak düşmüş ve bu iki gelişme
para çarpanını 1993 yılının son çeyreğinden itibaren arttırmıştır. Bu dönemde karşılık
oranları ile ilgili bir başka düzenleme de 1994 yılında yapılmış ve 31 Mart 1994
tarihinden itibaren Döviz Tevdiat Hesapları’na ilişkin olarak karşılık oranları
sıfırlanırken Türk Lirası cinsinden mevduat için karşılık oranları azaltılarak vadeli ve
vadesiz mevduat için yüzde 8 olarak kabul edilmiştir. Disponibilite oranları da yüzde
35’den yüzde 32’ye düşürülmüştür (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1994, s.81). 1991
49
yılından sonra çok fazla dalgalanma göstermeyen rezerv mevduat oranı, 1994 yılının ilk
çeyreğinden itibaren hızla azalışa geçmiştir (Şekil 6).
1991 yılı sonundan itibaren bankalara açılan krediler de artmaya başlamış,
1992 yılı içindeki artış oranı yüzde 78,32;
1993 için ise yüzde 99,76 olarak
gerçekleşmiştir. Ancak para çarpanı mevduattaki artışla birlikte artışa geçmiş, faizlerin
yükselmeye başlamasıyla birlikte, vadeli mevduat da artmaya başlamıştır. 1989 yılında
sermaye hareketlerinin liberalleşmesi ile bankaların yurtdışından sağladıkları ucuz
kaynaklarla Hazine’yi fonlaması ve Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele
çerçevesinde Türk Lirasını değerli tutmaya çalışma politikasının yarattığı bankaların
açık pozisyonları, 1994 yılında krizle sonuçlanmıştır
(Kunter, 1998, s.18).
Ekonomideki daralma nakit talebini de olumsuz etkileyerek, dolaşımdaki paranın yıl
sonu itibariyle, reel olarak azalmasına yol açmıştır. Nakit mevduat oranı da düşerek
1994 yılının ilk çeyreğinden itibaren para çarpanını arttırmıştır (Şekil 5 ve Şekil 6).
Tablo 5
Mevduat Faizleri 1992-1994
yıllar
1992Q1 1992Q2 1992Q3 1992Q4 1993Q1 1993Q2 1993Q3 1993Q4 1994Q1 1994Q2 1994Q3 1994Q4
1ay
56,91
58,42
57,12
57,6
52,74
52,82
52,86
52,88
71,42
114,53
54,37
61,79
3 ay
67,98
69,69
68,11
69,05
63,66
63,97
63,99
64,01
87,05
121,68
67,29
77,31
6 ay
68,99
69,68
68,26
69,49
69,29
69,57
69,22
69,05
87,65
114,83
73,22
81,09
12 ay
71,71
74,74
73,89
74,24
74,02
74,59
74,52
74,76
96,9
25,29
98,07
95,56
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
1994 yılında ortaya çıkan krizin temel nedeni, kamuya açılan kredilerin kontrol
edilememesidir. 1991 yılından itibaren hızlanarak artan kamu borçlanma ihtiyacının
Merkez Bankası kaynakları ile karşılanması, 1980 yılından itibaren tarihin en yüksek
enflasyon oranının gerçekleşmesi ile sonuçlanmıştır (Çörtük, 2006). 5 Nisan kararları ile
birlikte, para politikasının etkinliğini arttırmaya yönelik birçok yeni düzenleme
yürürlüğe konularak, 1994 yılında sıkı para politikası izlenmiştir (Merkez Bankası
Yıllık Raporu, 1994, s.131). 1994 yılının son çeyreğinde izlenen politikaya bağlı olarak
parasal tabandaki artış M2'nin ve vadeli mevduattaki artışın altında gerçekleşirken
(Tablo 4), 1994 yılının ikinci çeyreğinden itibaren hazineye açılan krediler tekrar
artmaya başlamıştır.
50
iii) 1994-2001 DÖNEMİ
1994 yılındaki krizle birlikte alınan 5 Nisan kararları kısa vadeli hedefler için
şok tedavisi, uzun vadeli hedefler için ise aşamalı politikaların öngörüldüğü karma
tedbirler paketidir. 5 Nisan kararlarını 24 Ocak kararlarından ayıran en önemli farklılık,
yalnızca emek ve mal piyasalarını değil döviz ve para piyasalarını da dengeye getirmek
amacıyla gelirler politikası öngörmesidir (Çörtük, 2006). Öngörülen sıkı para politikası
uyarınca, Merkez Bankası parasal büyüklükler üzerindeki etkisini arttırmak üzere,
zorunlu karşılıklar ve genel disponibilite oranlarını yeniden düzenlemiş, kısa vadede
enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarı öngörmüştür (Şahin, 2000). 5 Nisan kararları ile
birlikte Uluslararası Para Fonu ile 14 aylık bir stand by anlaşması gerçekleştirilmiştir.
Beş taksit halinde verilecek olan kredinin ilk dilimi hemen kullanılmış, kalan dört taksit
ise performans kriterine bağlanmıştır (Çörtük, 2006). Böylece bir önceki yılın cari
açığının yarattığı baskı hafiflerken, istikrar politikasının uygulanmasına yardımcı
olmuştur. 1994 yılının başından itibaren nakit mevduat oranı ile rezerv mevduat oranları
kararlı bir şekilde azalmış ve nakit mevduat oranı, rezerv mevduat oranının üstünde
seyretmiştir (Şekil 9). 1994 yılının son çeyreğinde başlayan para çarpanında artış, genel
olarak 1999 yılına kadar devam etmiştir (Şekil 8). Bu dönemde nakit mevduat oranı,
para çarpanı üzerinde rezerv mevduat oranına göre daha etkili gibi gözükmektedir.
Merkez Bankası bu dönemden itibaren açıkça enflasyonla mücadeleye girerek 1994
yılının son yarısında uygulanmaya çalışılan politikayı 1995 yılında da uygulamaya
çalışmış,
dış varlık artışına önem vererek, kurları bir çapa olarak kullanmayı
sürdürmüştür. Artan rezervlerin yaratacağı baskıyı azaltmak amacıyla açık piyasa
işlemlerini dış varlık artışlarının sterilizasyonunda kullanmıştır (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 1995, s.39).
51
Şekil 8. Parasal taban çarpanı 1994-2001
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Faizler, 1995 yılında seçimler ve Merkez Bankası’nın hedef aldığı
büyüklüklerdeki hareketin tersine dönmesi, kurların artış hızının yükselmesi ile dış
varlıkların azalması ve kamuya açılan kredilerdeki artışın gerektirdiği zorunlulukla bir
önlem olarak yükselmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1995, s.40). Özellikle bir
aylık ve üç aylık mevduat oranları 1995 yılından itibaren yükselmiştir. Ayrıca
ekonomide 1995 yılında ortaya çıkan belirsizliğin etkisiyle Uluslararası Para Fonu 1994
yılında öngörülen kredi limitinin son iki dilimini askıya almıştır (Çörtük, 2006).
Böylece 1995 yılının ilk çeyreğinde nakit mevduat oranındaki artış, tersine dönmüş ve
yılın ikinci çeyreğinde tekrar düşüşe geçmiştir. Ancak 1995 yılının son çeyreğine kadar
azalan bir eğilim gösteren çarpan, 1996 yılının ilk çeyreğinde tekrar artışa geçmiştir.
Para çarpanındaki artışın istikrarı ile birlikte, bu durum para çarpanının faizlere duyarlı
olduğu izlenimini vermektedir (Tablo 6). Uluslararası Para Fonu ile yapılan stand-by
anlaşmasının sona ermesi, erken seçim kararı ve yıl içindeki iktidar değişiklikleri,
ortaya bir belirsizlik ortamı çıkarırken, Merkez Bankası’nın para politikasını
enflasyonla mücadele yerine finansal piyasalarda istikrarın sağlanmasına yönelik olarak
oluşturmasına yol açmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1996, s.47). 1992 yılından
itibaren hazineye açılan kredilerdeki artış, 1994 yılı başından itibaren hızlanarak
artarken piyasadaki likiditeyi arttırmış, ancak faiz oranlarındaki değişikliklerin de
etkisiyle nakit mevduat oranına yansımamıştır. 1996 yılında uygulanan politika benzer
şekilde 1997 yılında da uygulanarak, operasyonel hedef olarak rezerv para değişkeni
seçilmiş, finansal piyasalarda ortaya çıkacak kısa süreli, hızlı veya değişken faiz ve
52
döviz kuru hareketlerinin önlenerek, para piyasalarındaki belirsizliklerin azaltılması
yoluyla istikrar sağlanması olarak belirlenmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1997,
s.58-59).
Tablo 6
yıl
1995 Q1
1995 Q2
1995 Q3
1995 Q4
1996 Q1
1996 Q2
1996 Q3
1996 Q4
1997 Q1
1997 Q2
1997 Q3
1997 Q4
1998 Q1
1998 Q2
1998 Q3
1998 Q4
1999 Q1
1999 Q2
1999 Q3
1999 Q4
Mevduat Faiz Oranları 1995-1999
1ay
64,6
62,4
60,8
83,7
80,5
75,6
75,4
76,1
70,8
70,5
75,9
78,3
77,5
72,5
79,7
78,5
79
77,1
71,9
72,1
3 ay
78,7
73,1
69,1
83,9
82,7
79,1
79,6
79,7
76,5
77,4
82,2
83,2
82,7
77,6
81,7
82,6
81,1
85,3
76,4
59,5
6 ay
87,2
78,3
73,9
84,4
84,3
84,2
84,6
84,6
82,6
82,9
90,3
91,5
91,2
86,7
84,6
85,9
84,2
83,3
77,7
48,3
12 ay
96
91,1
86,5
92,3
92,7
91,6
93,2
93,8
90,1
90,5
96,2
96,6
96,9
92,9
91,5
95,5
90,7
91,7
88,1
46,7
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
1997 yılı boyunca Merkez Bankası rezerv para artışını kontrol altında tutmaya
çalışırken, artışın kaynağının net dış varlık artışı olmasını hedeflemiştir. Net iç
varlıklardaki artış ise, son iki yılın genelinde düşük oranlı bir artış göstermiş; yıl sonu
itibariyle ise, artış hızı enflasyonun oldukça altında kalmıştır (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 1997, s.58-59). Böylece faizler fazla değişim göstermezken, para çarpanı da
rezerv paradaki kontrollü artışa bağlı olarak göreceli olarak istikrarlı bir şekilde
yükselmiştir (Şekil 8). 1997 yılında para politikası ile de tutarlı olacak şekilde reeskont
oranları yükseltilerek yüzde 67, avans işlemleri için uygulanacak oran da arttırılarak
yüzde 80 düzeyinde tespit edilmiştir. Finansal piyasalarda sağlanan göreceli istikrara
bağlı olarak, nakit mevduat oranı düşmeye devam etmiştir. Ancak Merkez Bankası’nın
dolaylı araçlarından olan reeskont oranlarındaki artış, rezerv mevduat oranını fazla
etkilememiş, sadece 1997 yılı içinde rezerv mevduat oranının azalış hızı düşmüştür
(Şekil 9). Para çarpanı da 1997 yılının ilk yarısındaki düşüşle birlikte faizlerdeki artışa
bağlı olarak yılın ikinci yarısından itibaren tekrar yükselmeye devam etmiştir.
53
Şekil 9. Nakit mevduat ve reserv mevduat oranları 1994-2001
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
1998 yılı başından itibaren, enflasyonla mücadele öncelikli hedef haline
gelmiştir. Bu doğrultuda yılbaşı itibariyle açıklanan para programında, rezerv para
hedeflenerek bir hedef aralığı oluşturulmuş, rezerv paranın Mart ayı sonunda, Aralık
1997 tarihine göre yüzde 18-20 bandında artması öngörülmüştür. Bu program
uygulamasında, yılın ikinci çeyreği için hedeflenen rezerv para artışı ilk üç ay için
hedeflenen düzeyinin altında kalarak, yüzde 14-16 olarak tespit edilmiştir. Yine ilk üç
aylık dönem için belirlenen bu artışın kaynağının dış varlık artışı olması öngörülmüştür.
Program hedeflerine ulaşmış ve Haziran 1998 tarihi itibariyle, rezerv paradaki artış,
Mart sonuna göre yüzde 13.1 oranında artmış ve bu artış dış varlıklardaki artıştan
kaynaklanmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1998, s.70). Rezerv paranın dış varlık
artışına bağlı olarak kontrollü artması yılın ilk çeyreğinde nakit mevduat oranını
artırırken (Şekil 9), faiz oranlarındaki düşüş de bunu desteklemiştir (Tablo 6). Ancak
yılın ikinci çeyreğinden itibaren faizler tekrar yükselmeye başlamış, bu da nakit
mevduat oranını tekrar düşürerek para çarpanını yükseltmiştir (Şekil 8). Yılın ilk
yarısında uygulanan programlardan olumlu sonuç alınması üzerine, süreç bir adım daha
ileriye götürülerek, Uluslararası Para Fonu ile bir “yakın izleme” anlaşması yapılmıştır.
Bu anlaşmanın özelliği, Uluslararası Para Fonu kaynaklarından kullanılacak bir krediyi
içermemesi, ancak uluslararası piyasalarda Türkiye’nin güvenilirliğini arttırmasıdır
54
(Çörtük, 2006). Uluslararası Para Fonu’nun da etkisiyle hazırlanan program
çerçevesinde, Merkez Bankası’nın para politikasında, net iç varlıklar büyüklüğü yeni bir
hedef değişken olarak seçilirken, bu kalemde ortaya çıkacak bir değişikliğin, Merkez
Bankası’nın kamu sektörüne kredi açmasına yol açmayacak düzeyde kalması ve kur
politikasının enflasyon hedefleri ile tutarlı bir seyir izlemesi amaçlanmıştır. Ancak,
dünya piyasalarındaki olumsuzluklar nedeniyle, hazinenin borçlanamaması, başlangıçta,
net iç varlıklar kaleminin yıl sonu itibariyle öngörülen eksi 1514 trilyon hedefinin
yumuşatılarak, Ekim’de 700 trilyon olarak revize edilmesine yol açmıştır. Net iç
varlıkların yıl sonu değeri 579,4 trilyon düzeyinde gerçekleşerek, revize edilen hedefin
altında kalmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1998, s.69-71). 1998 yılının ikinci
çeyreğinden itibaren hazineye açılan krediler tekrar artmaya başlamıştır (Şekil 10).
Faizlerde yılın ikinci çeyreğinde başlayan artışa bağlı olarak, kamuya açılan krediler
nakit mevduat oranının azalışını etkilememiş, rezerv mevduat oranındaki düşüşle
birlikte para çarpanı artmaya devam etmiştir.
Şekil 10. Kamu ve bankacılık kesimine açılan krediler 1994-1999 (1000 TL)
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
1999 yılına 1998 yılında Rusya Federasyonu’nda yaşanan ekonomik krizin
Türkiye’ye yansıması sonucu ortaya çıkan ekonomik belirsizlikler, Marmara Depremi
yanı sıra, siyasi belirsizliklerle girilmiştir. Rusya Federasyonu’ndaki krizle beraber,
yaşanan sermaye çıkışı ve daha sonrasında sermaye girişinin yeterli olmaması,
Hazine’nin borçlanma imkânlarının yurtiçi kaynaklara yönelmesine neden olmuş,
55
bunun sonucu olarak zaten yüksek olan nominal ve reel faizler daha da yükselerek bütçe
finansmanı üzerinde baskı yaratmış, böylece ekonomideki belirsizler daha da artmıştır
(Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1999, s.40). Sonuç olarak, Uluslararası Para Fonu
kaynaklarıyla desteklenecek bir makro programın hazırlanması kaçınılmaz olmuştur.
1999 yılının ilk çeyreğinde ekonomideki belirsizliklerin de etkisiyle para çarpanı
düşmüş, ancak aynı yılın ikinci çeyreğinden itibaren hazineye açılan krediler artarken,
yükselen reel faizlerle beraber mevduat artmış ve nakit mevduat oranı da düşerek, para
çarpanı yılın ikinci çeyreğinde yükselmeye başlamıştır (Şekil 8; Şekil 9). Ayrıca
disponibilite oranları da düşürülerek, Temmuz 1996'dan beri geçerli olan yüzde 4 ile
yüzde 8 oranları, Şubat 1999'dan itibaren yüzde 2 ve yüzde 6’ya indirilmiştir. Zorunlu
karşılıklar da tedrici olarak azaltılarak 1995 yılındaki yüzde 9’luk düzeyinden 1999 yılı
başından itibaren yüzde 8 olarak belirlenmiş, yıl sonu itibariyle yüzde 7’ye
düşürülmüştür. Zorunlu karşılıklardaki azalışla birlikte,
disponibilite oranlarındaki
değişiklikler, para çarpanının 1999 yılındaki artışını desteklemiştir.
1999 yılı Haziran ayında Uluslararası Para Fonu ile yapılan görüşmelerde
gelecek üç yıl için uygulanacak makroekonomik politikaların çerçevesi çizilmiş ve 9
Aralık tarihinde Türk hükümeti tarafından verilen niyet mektubunun kabul edilmesiyle
birlikte, üç yıllık bir dönem dahilinde maliye, gelirler, kur ve para politikalarını
kapsayan bir enflasyonu düşürme programı yürürlüğe konulmuştur. Program
çerçevesinde, iki farklı kur rejiminin uygulanması öngörülmüştür. Ocak 2000 – Haziran
2001 dönemi arasındaki ilk 18 aylık sürede, kur politikası, “enflasyon hedefine yönelik
kur sepeti” olarak, bunu izleyen ikinci 18 aylık dönemde ise, “kademeli olarak
genişleyen band” çerçevesinde yürütülmesi planlanmıştır. 1 Temmuz 2001’den itibaren,
merkez parite etrafında simetrik olarak genişleyen band uygulamasına geçildiğinde,
daha esnek bir kur rejimine aşamalı bir geçişin başlatılması amaçlanmıştır. Bu bandın,
her yıl bir ucundan diğerine %15 puanlık bir oranda genişletilmesi öngörülmüştür.
Bandın toplam genişliği, Aralık 2001 sonunda % 7,5’e, 2002 Haziran sonunda % 15’e
ve aynı yılın sonunda % 22,5’e çıkarılması kararlaştırılmıştır (Uluslararası Para Fonu,
stand-by düzenlemesi, 1999, s.13-14). Bu uygulama ile bir yandan, beklentilerin
kırılması amaçlanırken, risk teriminin, döviz kurunun belirsizliğinden kaynaklanan
bölümünün ortadan kaldırılarak sermaye girişinin artmasıyla faiz oranlarının gerilemesi
ve reel kredi stokunun artarak mali derinleşmeye yardım etmesi, hedeflenmiştir (Erçel,
56
1999, s.8-11). Uygulanacak para politikasında; Merkez Bankası bilançosundaki net iç
varlıklar kalemine bir tavan getirilmiş ve değerleme hesabındaki değişmeler hariç “net
iç varlık kalemi” eksi 1200 trilyon Türk Lirası olarak belirlenerek, 2000 yılı boyunca
sabit tutulmuştur (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 1999, s.92). Bu amaca yönelik olarak,
kamuya açılan kredilerin net iç varlık artışına yol açmayacak büyüklükte olması ve Türk
lirası cinsinden likiditeyi sterilize etmek yerine, uygulanacak kur politikası ile tutarlı
olarak, piyasaya döviz karşılığı Türk Lirası verilmesi kararlaştırılmıştır. Döviz satın
alımının ise, ilk 18 aylık dönem boyunca devam ettirilmesi planlanmıştır. Döviz kuru
bandı uygulamasına başlanılacak olan 2001 yılının ikinci yarısından sonra, net iç
varlıklar politikasının daha geniş bir esneklik kazandırılarak faizler üzerinde para
politikasının etkisinin arttırılması ve enflasyon hedefine ulaşmaya yönelik gücün
pekiştirilmesi amaçlanmıştır (Erçel, 1999, s.19-21). Böylece 2000 yılının ilk üç
çeyreğinde hazineye açılan krediler sınırlandırılmış, bankacılık kesimine açılan krediler
durdurulmuştur (Şekil 10). Programın yürürlüğe girmesi ile birlikte 2000 yılının
başından itibaren nakit mevduat oranı artmaya başlamıştır.
Programın uygulamaya konulması ile birlikte, 2000 yılının ilk altı ayında
olumlu sonuçlar elde edilmiş, ancak yılın ikinci yarısında yapısal reformlar ve
özelleştirmede gözlenen yavaşlama ile birlikte, Devlet İç Borçlanma Senetleri’nin
faizlerinde yükselme gözlenmiş ve Devlet İç Borçlanma Senetleri’nin faizlerindeki bu
artış, portföylerinde yüksek oranda Hazine kâğıdı tutan bankaların likidite sağlamaya
yönelik problemlerine neden olmuştur.
Kasım ayında ortaya çıkan yoğun likidite
ihtiyacı karşısında Merkez Bankası’nın kotasyon yöntemi, açık piyasa işlemleri ve
bankalararası para piyasaları yoluyla piyasayı fonlaması, net iç varlıklar bandının dışına
çıkılmasına yol açmıştır. Merkez Bankası tarafından sağlanan likiditenin döviz talebine
dönüşmesi ise, Merkez Bankası’nın piyasaya yoğun miktarda döviz satmasına ve bunun
sonucu olarak bankanın net iç varlıklar kaleminin 30 Kasımda dondurulacağını
kamuoyuna açıklamasına yol açmıştır. Bu kararın ardından,
faizlerde gözlenen artışa
rağmen, piyasanın döviz talebi devam etmiştir. 6 Aralık 2000 tarihinde, hükümetin ek
önlemler açıklaması ve Uluslararası Para Fonu’ndan stand-by anlaşması çerçevesinde
alınacak tutar dâhil olmak üzere, 10,4 milyar dolarlık ek rezerv kolaylığı sağlanması,
piyasaları kısmen rahatlatmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2001, s.70). Piyasanın
artan döviz talebi ve artan likidite sonucu, yükselen faizlere karşılık nakit mevduat oranı
57
artmaya devam etmiş ve aynı yılın ikinci çeyreğindeki kırılma hariç para çarpanı yıl
boyunca düşüşünü sürdürmüştür (Şekil 8). 1999 yılının son çeyreğinde rezerv mevduat
oranında başlayan artış, 2000 yılı boyunca devam ederek para çarpanının azalmasına
katkıda bulunurken nakit mevduat oranı da yükselerek çarpanı ilk üç dönemde
azaltmıştır.
2001 Şubat ayında finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler 2000 yılı başından
beri uygulanmakta olan döviz kuruna dayalı istikrar programının devam ettirilmesini
olanaksız kılmış ve döviz kuru nominal çapa olma özelliğini kaybetmiştir. 22 Şubat’ta,
Türk Lirası dalgalanmaya bırakılmış ve Merkez Bankası kısa vadede önceliği, ödemeler
dengesi tıkanıklıklarının giderilmesine ve finansal piyasalarda istikrarın sağlanmasına
vermiştir. Merkez Bankası bilançosu üzerinde önemli etkileri olan, kamu bankalarının
yeniden yapılandırılmaları ve kısa vadeli yükümlülüklerinin azaltılmasının enflasyonist
etkiler ortaya çıkarmaması için, Merkez Bankası, bilanço büyüklüklerine sınırlar getiren
parasal hedefleme ile para tabanı kontrol edilmiş ve bu bağlamda,
Merkez Bankası
bilançosunda yer alan temel büyüklüklerle ilgili performans ve gösterge değerler elde
edilmiştir. Döviz kurunun nominal çapa olarak kullanımına son verilmesi ile birlikte,
gösterge niteliğinde para tabanı hedefleri belirlenerek, bu büyüklük, temel operasyonel
hedef olarak seçilmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2001, s.75).
Dalgalı kur politikasına geçilmesi ile birlikte Merkez Bankası, döviz arz ve
talep koşullarında ani ve aşırı dalgalanmalar haricinde müdahale edilmeyeceğini
açıklamıştır. Ağustostan itibaren,
program dışı döviz müdahaleleri yok sayılabilecek
bir düzeye düşmüş ve Merkez Bankası program kapsamında yaptığı döviz satış
ihalelerini Eylül ayından itibaren günlük olarak yapmıştır (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 2001, s.76).
Tablo 7
Mevduat Faizleri 1999-2001
yıl
1999Q1 1999Q2 1999Q3 1999Q4 2000Q1 2000Q2 2000Q3 2000Q4 2001Q1 2001Q2 2001Q3 2001Q4
1ay
79,01
77,13
71,94
72,11
38,47
43,51
42,53
81,2
124,4
67,06
65,94
59,78
3 ay
81,11
85,3
76,44
59,48
39,95
40,98
50,47
105,6
120,3
67,99
67,61
61,15
6 ay
84,17
83,33
77,65
48,25
37,87
40,5
52,22
69,24
104,3
66,33
66,67
61,85
12 ay
90,72
91,72
88,06
46,73
37,4
36,89
40,23
45,64
77,69
60,69
66,6
62,5
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
58
2001 yılı Mayıs-Aralık döneminde kısa vadeli faiz oranları,
likidite kontrolü
ve fiyat istikrarına yönelik olarak Merkez Bankası tarafından kullanılan en önemli para
politikası aracı olarak öne çıkmıştır. Bu çerçevede Merkez Bankası, kısa vadeli faiz
aracını iç ve dış konjonktürdeki ve enflasyon bekleyişlerindeki gelişmeleri dikkate
alarak kullanmıştır (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2002, s.77). Dalgalı kur politikasına
geçişle birlikte 2001 yılının ilk çeyreğinde para çarpanında büyük bir düşüş
gözlenmektedir (Şekil 8). Döviz talebinin artarak, nakit mevduat oranını arttırması,
2000 yılının ikinci çeyreğinden itibaren devam etmiştir. Ancak Merkez Bankası’nın
faizleri hedeflemesi ile birlikte yükselen faizler, 2001 yılının ikinci çeyreğinden itibaren
yeniden nakit mevduat oranını düşürmeye başlamış, aynı şekilde rezerv mevduat
oranları da düşerek yıl sonu itibariyle 1994-2001 aralığında en düşük seviyesine
ulaşmıştır (Şekil 9). Para çarpanı da dalgalı bir artış göstermiştir. Mevduat faizleri 2001
yılı boyunca göreceli olarak kararsızdır. 2001 yılının ilk çeyreğinde gözlenen hızlı artış,
aynı yılın ikinci yarısından itibaren tersine dönmüş ve yıl boyunca azalmıştır. Para
çarpanı 2001 yılı boyunca bu çerçevede dalgalı bir yol izlemiş, ancak yılın son
çeyreğinde artışa geçmiştir. 1994-2001 aralığında para çarpanı, Merkez Bankasının
geleneksel araçları ile kontrol ettiği rezerv mevduat oranından çok nakit mevduat
oranının etkisindedir.
iv)2001-2010 DÖNEMİ
Türkiye, 2000 yılında likidite darboğazının sonucu ortaya çıkan kriz ile birlikte
gelirler, harcamalar para piyasaları ve özelleştirme ile ilişkin yeni önlemlerin yer aldığı
ve Uluslararası Para Fonu ile kendini çok daha fazla bağlayıcı yeni bir stand by
anlaşması yapmak zorunda kalmıştır. Daha önce ifade edildiği gibi, krizle birlikte,
döviz kuruna dayalı istikrar programı terk edilerek, 2001 yılında dalgalı kur rejimi ile
uyumlu para politikası uygulanmaya başlamıştır. Kriz sonrası, kamu ve fon bankalarının
yeniden yapılandırılmasına yönelik olarak yapılan bankacılık operasyonunun Merkez
Bankası bilançosu üzerinde önemli etkileri olması nedeniyle, Merkez Bankası
bilançosunda yer alan temel büyüklüklerle ilgili performans ve gösterge değerler
belirlenmiştir. Net iç varlıklar için tavan, Net Uluslararası Rezervler için taban değerler
belirlenerek performans kriteri haline getirilirken; gösterge niteliğinde para tabanı
59
hedefleri belirlenerek söz konusu büyüklük temel operasyonel hedef olarak seçilmiştir
(Göğebakan, 2008). 2002 yılı genelinde Merkez Bankası altı kere faiz indirimine gitmiş,
Haziran ayından itibaren ise 10 Mayıs 2002 tarihli cetvellerden başlamak üzere,
yürürlüğe giren zorunlu karşılık ve disponibilite uygulamasına ilişkin yeni düzenlemeler
de para tabanı büyüklüğünün dalgalanması üzerinde etkili olmuştur. Mevduat ve diğer
pasifler arasındaki ayrımın kaldırılması, ortalamaya esas alınan kapsamın genişletilmesi
ve tesis süresinin bir haftadan iki haftaya çıkarılması şeklinde özetlenebilecek yeni
uygulama, geçici likidite dengesizliklerinin, bankacılık sisteminin kendi kaynakları ile
karşılanmasına daha fazla olanak sağlayarak, daha esnek bir likidite yönetimine izin
vermiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2002, s.79). Bu gelişmelerin sonucunda para
çarpanı da etkilenerek yılın ikinci çeyreğinden itibaren düşüşe geçmiştir (Şekil 11).
Şekil 11. Para çarpanı 2002-2010
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Ancak genel olarak bakıldığında 2002 yılı başından itibaren para çarpanı
yüksektir. Faiz indirimlerinin yanı sıra Merkez Bankası’nın Şubat 2001 krizi sonrası,
kamu bankaları ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bünyesindeki bankaların kısa vadeli
likidite ihtiyaçlarının sağlanması amacıyla, söz konusu bankalardan satın aldığı Devlet
İç Borçlanma Senetleri karşılığında, piyasada önemli miktarda likidite fazlalığı
oluşmuştur (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2002).
60
Şekil 12. Nakit mevduat ve rezerv mevduat oranı 2001-2011
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Artan likiditeyle beraber nakit mevduat oranı da 2002 yılının ilk çeyreğinden
itibaren artmaya başlamış,
bu da para çarpanına yansıyarak, 2002 yılının ikinci
çeyreğinden itibaren para çarpanını azaltmıştır. 2002 yılında uygulamaya başlanan
politika uyarınca,
bir yandan dalgalı kur rejimi altında kısa vadeli faiz oranları
enflasyonla mücadelede temel politika aracı olarak kullanılırken; diğer yandan da 4
Şubat 2002 tarihinde Uluslararası Para Fonu ile yapılan stand by anlaşması çerçevesinde
parasal performans kriterleri ile gösterge niteliğindeki hedefler gözetilmiştir (Merkez
Bankası Yıllık Raporu, 2003, s.75).
2002 yılında, Merkez Bankası bilanço kalemi olan para tabanının artışı hedef
değişken olarak belirlenerek, para programının nominal çapasını oluşturmuştur.
Gösterge niteliğinden performans kriterine dönüştürülen para tabanı hedefine ek olarak,
Net Uluslararası Rezervler kaleminin belli bir alt sınırın aşağısına inmeyeceği taahhüdü
de diğer bir performans kriteri olarak belirlenmiştir. Yurt içine kredi açmak suretiyle
Merkez Bankası’nın ne ölçüde para arzı oluşturduğunu ölçen Net İç Varlıklar kalemi
ise, gösterge niteliğinde bir büyüklük olarak izlenmiştir ( Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 2003, s.75). Uluslararası Para Fonu tarafından kullandırılan kredinin kısa
vadede likidite darboğazını yumuşatması ile birlikte, 2002 yılının başından itibaren
hazineye açılan kredilerde artış, tersine çevrilerek azalışa geçmiştir. Bunlara ek olarak
61
Merkez Bankası, parasal hedeflerin tutturulmasına rağmen enflasyonist hedeflerin
önüne geçebilmek amacıyla, enflasyonun alabileceği değerleri dikkate alarak kısa vadeli
faiz oranlarında değişikliğe gidebileceğini bildirmiştir.
Şekil 13. Hazineye açılan krediler (1000 TL)
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Tablo 8
1ay
53,66 48,42 48,84 45,18 45,56 39,62 31,72 27,84
3 ay
54,12 49,16 49,31 44,79 46,87 39,17 31,74
6 ay
55,67
2005Q4
2005Q3
2005Q2
22,6 23,11 22,49 21,81 19,43 20,33 20,47 20,21
28 23,19 24,61 24,02 22,81 19,99 20,67 20,44 20,42
49,8 50,87 46,94 48,08 40,71 32,91 28,18 22,82 23,71 23,47 22,05
12 ay 58,32 52,04 53,34 48,19 48,89 42,73
2005Q1
2004Q4
2004Q3
2004Q2
2004Q1
2003Q4
2003Q3
2003Q2
2003Q1
2002Q4
2002Q3
2002Q2
yıl
2002Q1
Mevduat Faizleri 2002-2004
34,3 28,59 22,81 23,87
19,4 20,27 20,46 20,65
23,4 22,06 19,45 20,31 19,92 20,38
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
2002 yılındaki bu uygulamalara 2003 ve 2004 yıllarında da devam edilmiş ve
Uluslararası Para Fonu ile yürütülmekte olan para programı çerçevesinde belirlenen tüm
kriter ve hedeflere 2002-2004 yılları Aralık ayı sonu itibarıyla ulaşılmıştır (Göğebakan,
2008). Hazineye açılan kredilerdeki azalışa karşılık, faiz oranlarında 2002 yılı başından
itibaren başlayan düşme (Tablo 8), nakit mevduat oranını 2004 yılına kadar düşürmüş,
ancak rezerv mevduat oranının da etkisiyle bu aralıkta para çarpanı dalgalı bir seyir
62
izlemiştir (Şekil 11; Şekil 12). Merkez Bankası, 2004 yılında da dalgalı kur rejimi
altında örtük enflasyon hedeflemesine devam etmiştir. Bu çerçevede, Merkez Bankası,
bir yandan kısa vadeli faiz oranlarını enflasyonla mücadelede temel politika aracı olarak
kullanmaya devam etmiş, diğer taraftan Uluslararası Para Fonu ile yürütülmekte olan
program çerçevesinde, parasal performans kriterleriyle gösterge niteliğindeki hedefleri
yakından takip etmiştir. Fiyat istikrarı temel hedefi doğrultusunda yürütülen likidite
yönetimi stratejisinde,
öngörüldüğü gibi, önemli bir değişikliğe gidilmemiş,
piyasadaki fazla likidite Bankalararası Para Piyasası (BPP) Türk lirası repo işlemleri ve
açık piyasa işlemleri çerçevesinde,
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Repo-Ters
Repo Pazarı’nda gerçekleştirilen ters repo işlemleriyle çekilmeye devam edilmiştir
(Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2004, s.75).
Tablo 9
2006Q1
2006Q2
2006Q3
2006Q4
2007Q1
2007Q2
2007Q3
2007Q4
2008Q1
2008Q2
2008Q3
2008Q4
2009Q1
2009Q2
2009Q3
2009Q4
2010Q1
2010Q2
2010Q3
2010Q4
Vadeli Mevduat Faizleri 2006-2010
1ay
19,3
22,2
23,4
23,2
23,1
22,4
22,4
21,5
21,4
22,6
23,4
25,5
18,1
17,6
16,6
15,8
15,2
15,5
15,2
12,3
3 ay
19,3
21,7
23,8
23,5
23,3
22,6
22,6
21,2
21,2
22,8
23,2
25,7
18,3
17,9
16,8
16,2
15,9
15,9
15,7
12,9
6 ay
19,5
21,6
23,9
23,6
23,3
22,9
22,9
21,4
21,3
23,0
23,5
25,7
18,2
17,9
16,7
16,4
16,2
16,0
15,7
12,9
12 ay
19,0
21,7
23,7
23,7
23,0
22,4
22,0
21,0
21,1
22,6
23,8
25,6
18,1
17,4
16,5
15,6
15,5
15,6
15,0
12,9
yıl
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
Mevduat faizlerinde izlenen politikalara da bağlı olarak 2003 yılında başlayan
düşüş devam etmiş, 2006 yılının ikinci ve üçüncü çeyreğinde kısa bir artıştan sonra
özellikle kısa vadeli faizler düşmeye devam etmiştir. Parasal tabanın artışı da, M2 ve
toplam vadeli mevduatın artışının üstünde kalmıştır (Şekil 14). 2005 yılından itibaren
nakit mevduat oranı yavaş bir eğilimle azalmaktadır, ancak rezerv mevduat oranı çok
fazla dalgalanmalar göstermektedir. Bunun sonucu olarak da para çarpanı oldukça
dalgalı olmakla birlikte 2001 ve 2010 yılları aralığında yüksek bir seviyede
seyretmektedir.
63
Şekil 14. Parasal taban, M2 ve toplam vadeli mevduatın büyüme yüzdesi
Kaynak: TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
2002 yılında parasal hedefleme ile başlayan ve aynı zamanda "gelecek dönem
enflasyonu"na odaklanan politika, örtük enflasyon hedeflemesi olarak adlandırılmıştır.
Bu süreçte Merkez Bankası açık enflasyon hedeflemesine geçmeyi beklemeden, kısa
vadeli faiz oranlarına ilişkin kararlarını fiyat istikrarına yönelik olarak, gelecek dönem
enflasyonundaki olası gelişmeleri değerlendirerek almıştır. Faizleri operasyonel
değişken olarak kullanan bu politika parasal taban ile enflasyon oranı arasındaki
ilişkinin zayıflaması halinde, örtük enflasyon hedeflemesinin ek bir çapa işlevi
görmesini hedeflemiştir. Kısa vadeli faiz oranlarında enflasyonun gelecekte alabileceği
değerler dikkate alınarak değişikliğe gidilebilmesi, sadece parasal taban çapası ile
yetinilmediğini, öngörülen enflasyona bağlı olarak ek önlemlerin de alındığını
göstermektedir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2002-2004). 2005 yılına kadar geçen
dönemde, önemli bir iktisadî dönüşüm yaşanmış, uygulanan para ve maliye politikaları,
yapısal reformlar, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı yolunda atılan adımlar ile dalgalı
döviz kuru sayesinde fiyat istikrarı konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. 2005
yılı başında, paradan altı sıfır atılarak Türk lirasının yeniden itibar kazanması, mali
disiplin ile birlikte kamu borç stokunun çevrilebilirliğinin gündemin ilk sıralarındaki
yerini kaybetmesi, finansal piyasaların derinliğinin artarak kırılganlıklarını kaybetmesi
ile birlikte Merkez Bankası, 2005 yılının bir geçiş dönemi olacağını ve 2006 yılı
64
itibariyle açık enflasyon hedeflemesine geçeceğini ilan etmiştir (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 2005, s.73-74). Ayrıca 4 Şubat 2005 yılında bitecek olan Uluslararası Para
Fonu ile yapılan stand by anlaşmasının sona ermesi beklenmeden tekrar bir stand by
anlaşması için hazırlıklar da başlamıştır. 4 Mayıs 2005 tarihinde gerçekleştirilen üç
yıllık 19’ncu stand by anlaşmasının hedefleri, büyümenin sürdürülebilmesi için gereken
koşulların yaratılarak yaşam standartlarının yükseltilmesi, istihdam artışı ve Avrupa
Ekonomileri’ne yakınsama olarak özetlenebilir (Erdinç, 2007). Uluslararası Para
Fonu’nun desteğinden düzenli çıkışın da öngörüldüğü anlaşmada tanınan kredi limitinin
ilk dilimi hemen tahsis edilirken, 837 milyon dolarlık kısmının onbir gözden geçirmeye
bağlı olarak verilmesi kararlaştırılmıştır (Erdinç, 2007). Uygulamada geçiş dönemi olan
2005 yılında da dalgalı kur rejimi altında örtük enflasyon hedeflemesine devam edilmiş
ve parasal taban nominal çapa olarak kullanılmaya devam edilmiştir. Bununla birlikte,
Merkez Bankası parasal büyüklüklerin gözetilmesi ile nihai enflasyon hedefini
etkilemeyi değil, faiz politikasının etkinliğini arttırmayı amaçlamıştır (Göğebakan,
2008). Stand by anlaşması ile dalgalı kur rejimine dayalı enflasyon hedeflemesine döviz
darboğazı yaşanmadan devam edilebilirken, 2005 yılı boyunca mevduat faizleri fazla
değişkenlik göstermemiş, vadeli mevduatın artış hızı M2 ile paralel seyretmiştir (Şekil
14). Nakit mevduat oranı 2005 yılında göreceli olarak istikrarlı olup, rezerv mevduat
oranından etkilenmeden para çarpanının istikrarlı olmasını sağlamıştır (Şekil 12).
Merkez Bankası 2006 yılının Ocak ayından itibaren, temel unsuru dalgalı kur
rejimi olan, açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçmiştir.
Bu rejim çerçevesinde
temel politika aracı olarak kısa vadeli faiz oranları kullanılmış ve faiz kararlarında
sadece enflasyon hedefleri gözetilmiştir. Enflasyon hedeflemesinde, operasyonel hedef
olarak kısa vadeli faiz oranları, orta vadeli hedef olarak beklenen enflasyon ve öncelikli
amaç olarak da enflasyon hedefi kullanılmıştır. 2006 yılında konsolide bütçe sistemi
kaldırılarak, yerine merkezi yönetim bütçe sistemi oluşturulmuş ve mali disiplin
sürdürülmüştür (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2006). Hazine’ye açılan kredilerde
düşüş devam etmiştir (Şekil 13). Böylece kamunun iç borçlanmasının faizler üzerinde
baskı yaratması bir ölçüde önlenebilirken, mali disipline de bağlı olarak bankacılık
sisteminin verdiği kredi hacmi, özellikle yılın ilk yarısında genişlemiş, ancak üçüncü
çeyreğinde mali piyasalardaki dalgalanmalar yanı sıra kısa vadeli faizlerde artış (Tablo
9), bankaların fonlama maliyetini arttırdığı için kredi hacminde kısa süreli bir daralmaya
65
neden olmuş, aynı yılın son çeyreğinde krediler yeniden toparlanmıştır (Merkez Bankası
Yıllık Raporu, 2006, s.32). Bu gelişmelere bağlı olarak para çarpanı yıl boyunca
dalgalanmıştır. Kredi hacminin genişlediği dönemde nakit mevduat oranı ve rezerv
mevduat oranı azalarak çarpan değerini yükseltmiş, daralmada çarpanda azalmıştır
(Şekil 11; Şekil 12).
Geçilen politika uygulaması ile birlikte faizler 2006 yılından beri yıllar
itibariyle azalarak kararlı bir şekilde devam etmiştir (Tablo 9). Ancak para çarpanı 2007
yılının başından itibaren oldukça dalgalıdır. 2009 yılında kısa süreli bir istikrar
döneminin ardından 2010 yılı boyunca oldukça istikrarsızdır (Şekil 11). Benzer şekilde
parasal tabanın büyüme hızı da bu dönemde çok dalgalanma göstermektedir. Vadeli
mevduatın artış hızı 2007 yılının ilk çeyreğinde hem parasal taban, hem de M2 artış
hızlarından yüksektir. Benzer şekilde 2008 yılının üçüncü çeyreğinde de buna benzeyen
bir durum vardır (Şekil 14).
2007 yılında ABD emlak piyasası ile başlayan ve 2008 yılı Eylül itibariyle
finansal piyasaları sarsan küresel krizin olumsuz etkileri Türk ekonomisine de yansımış
ve özellikle yılın ikinci çeyreğinden itibaren ağırlığını hissettirmiştir (Merkez Bankası
Yıllık Raporu, 2007-2008). Oluşan belirsizlik ortamının da etkisiyle nakit mevduat
oranı ve rezerv mevduat oranı birlikte artmıştır. Para çarpanı da bu aralıkta azalıştadır
(Şekil 11; Şekil 12). 2007 yılından itibaren para politikası kararlarını şekillendiren,
belirgin bir şekilde etkili olan arz şokları ile küresel finansal piyasalardaki sorunların
döviz kurları ve ülke risk primi üzerindeki olumsuz etkileri olmuştur. 2008 yılının
başından itibaren küresel ekonomilerde artan sorunlar, dış kredi kanalını sıkılaştırmış,
dünya ticaretindeki azalışla birlikte ihracat kalemi de düşmüştür. 2008 yılının başından
itibaren iç kredilerde başlayan azalma yılın son çeyreğinde sert bir daralmaya
dönüşürken göreceli olarak mevduat faizleri de yükselmiştir (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 2008, s.30-31). Ancak nakit mevduat oranındaki azalışa rağmen rezerv
mevduat oranında 2008 yılındaki hızlı artışın sonucu, para çarpanı da paralel olarak
yılın başındaki 5,28’lik değerinden yıl sonu itibariyle 4,37 ye gerilemiştir (Şekil 11;
Şekil 12). Stand by anlaşmasının sona ermiş, 2008 yılının sonunda başlayan kredi
hacminde azalış, 2009 yılının başında da devam etmiş ve artan işsizlik oranları tüketimi
de etkileyerek ihtiyati tasarruf eğilimini güçlendirmiştir. 2009 yılı boyunca Merkez
Bankası bir yandan 2006 yılından beri izlemekte olduğu açık enflasyon hedeflemesiyle
66
çelişmemek, ancak krizin finansal piyasalarda istikrarsızlığa yol açmasını da önlemek
amacıyla bir yandan hızla kısa vadeli faiz oranlarını aşağıya çekerken, nakit mevduat
oranını yükseltmiş (Şekil 12), diğer yandan kredi piyasasındaki daralmayı da
yavaşlatmak amacıyla dengeli bir likidite politikası izlemiştir (Merkez Bankası Yıllık
Raporu, 2009, s.30-25). Para çarpanı bu gelişmelerin de etkisiyle 2009 yılı boyunca
göreceli olarak istikrarlıdır. 2009 yılının son çeyreğinden itibaren ekonomide
toparlanma eğilimi gözlenmiştir. Her ne kadar kamu borçlanma gereği artmışsa da bu
dünya genelinde yer alan bir konjonktürdür (Şekil 13). Öte yandan ithalat azalışına bağlı
olarak dış ticaret açığı da gerilemiştir. Para çarpanında da bir artış gözlenmektedir. 2010
yılının ilk çeyreğinden itibaren gelişmiş ülkelerin genişletici para politikası
uygulamalarıyla küresel bazda artan likidite ve faiz oranlarının düşük ve öngörülebilir
olması sonucu, kredi hacmi yükselmiştir (Merkez Bankası Yıllık Raporu, 2010, s.39).
Piyasadaki olumlu eğilim altında Merkez Bankası, 14 Nisan 2010 tarihi
itibariyle krizden çıkış strajesini açıklamıştır. 2010 yılı itibariyle zorunlu karşılıklar
arttırılmış, daha önce zorunlu karşılıklara tabii olmayan bazı fonlar da zorunlu karşılığa
tabii tutulmuştur. Yıl boyunca karşılık oranları üç kere değiştirilirken, faiz oranları
düşük tutulmuştur. Yılbaşından itibaren düşük olan faizlerle birlikte kredi olanaklarının
artması, yılın ilk çeyreğinden itibaren para çarpanını arttırmış, ancak alınan önlemlerle
birlikte, yılın ikinci çeyreğinde artmaya başlayan parasal tabana rağmen para çarpanı
düşmüştür (Şekil 11). Nakit mevduat oranındaki azalışa rağmen para çarpanındaki
azalışın kaynağı artan zorunlu karşılıklara bağlı olarak yükselen rezerv mevduat oranıdır
(Şekil 12).
Para çarpanı genel olarak ele alındığında 2001 ile 2010 aralığında oldukça
istikrarsızdır. Sadece zorunlu karşılıklar yada emisyon gibi para çarpanını doğrudan
etkileyen unsurlar değil, kamu borçlanma ihtiyacı, sermaye giriş çıkışları ve kurlar gibi
dolaylı olarak etkilerini gösteren unsurlarda da bu dönemde oldukça değişimler
olmuştur. Merkez Bankası bu dönemde araçlarını kullanarak para çarpanını etkilemiştir.
Ancak para çarpanının istikrarlı olabilmesi faiz oranlarından etkilenmemesine bağlıdır.
Bu doğrultuda para çarpanının kararlılığının incelenmesi amacıyla, birim kök testleri2
yapılmış ve elde edilen sonuçlar serinin birinci dereceden birim köke sahip olduğunu
ortaya koymuştur. Birim kökün varlığı, para çarpanının kararsız olduğunu destekler
2
Test sonuçları Ek 5’de verilmiştir.
67
nitelikte olup, bu eğilim dikkate alındığında para arzındaki bir değişikliğin gerçekleşen
sonuçları oldukça öngörülemez olacaktır.
68
BEŞİNCİ BÖLÜM
PARASAL AKTARIM MEKANİZMALARI VE PARASAL ŞOKLAR
Küresel dünya ekonomilerinde cari açık sorunu, temel makroekonomik
sorunların bir yansıması olduğu kadar, finansal ve parasal akımların bir sonucudur.
Finansal ve parasal varlıkların uluslar arası dolaşım hızı göz önüne alındığında, olası bir
parasal şokun cari işlemler dengesi üzerinde ciddi etkiler yaptığı görülmektedir (Orhan,
2009, s.1). Genişletici ya da daraltıcı parasal şokların ekonomilerde fiyatlar genel
düzeyi, üretim hacmi ve cari işlemler dengesi gibi reel değişkenlere etkileri, parasal
aktarım mekanizmaları çerçevesinde gerçekleşir. 5.2.3 bölümünde açıklanan modelde
aktarım mekanizmaları önemli bir yer tuttuğundan, parasal şokların incelenmesinden
önce, kısaca parasal aktarım mekanizmaları açıklanacaktır.
5.1. Parasal Aktarım Mekanizmaları
Parasal aktarım mekanizmaları, finansal piyasaların tam olarak mükemmel
işlediği neoklasik aktarım mekanizmaları ile genellikle kredi bakış açısı olarak da
bilinen ve aynı piyasaların kusurlu olarak işlediğini varsayan neoklasik olmayan aktarım
mekanizmaları olmak üzere ikiye ayrılabilir.
Aktarım mekanizmaları açıklanırken, para otoritesinin politika araçlarından
birinin kısa dönem faizler üzerinde doğrudan kontrolü içerdiği varsayılacaktır. Ayrıca
nominal faiz oranlarındaki değişikliklerin reel faiz oranlarını doğrudan etkilediği ve
nominal ücret ile fiyat katılıklarının buna yol açtığı varsayılmaktadır. Nominal kısa
dönem politika değişikliklerinin reel faiz oranları ve diğer varlıkların fiyatlarını
etkileyerek harcamaları uyarladığı bir temel üzerinde açıklamalar yapılacaktır.
Aktarım mekanizmalarında yer alan önemli bir özellik, varlık fiyatları ve
harcamaları etkileyen faiz oranın nominal faiz oranından çok reel faiz oranı olmasıdır.
Ayrıca cari faiz oranın yanı sıra faizlere ilişkin beklentiler de varlık fiyatları ve
harcamalar üzerinde etkilidir. Bu iki unsur birlikte politika stratejilerinin nominal faiz
oranları, enflasyon ve reel faiz oranlarına ilişkin beklentileri değiştirmesi açısından para
69
politikasına yönelik beklentilere önemli bir rol atfeder. Bu yüzden Woodford (2003)
beklentilerin yönetimini para politikası otoritesinin temel sorumluluğu olarak ifade
etmiştir.
5.1.1.Neoklasik Aktarım Mekanizmaları
Para politikasının geleneksel modelleri 20. yüzyılın ortalarında geliştirilen
yatırım, tüketim ve uluslararası ticaret modelleri temelinde ortaya çıkmıştır. Bunlar
Jorgenson (1963) ve Tobin (1969)’in neoklasik yatırım modelleri, Ando ve Modigliani
(1963) ve Friedman (1957), Brumberg ve Modigliani (1954)’nin yaşam döngüsü/sürekli
gelir modelleri, Mundell (1963) ve Fleming (1962)’nin uluslararası IS/LM tipi
modelleri olarak sıralanabilir. Bu çerçeveyi kullanan bu ana kanalları sınıflandırarak
yatırım, tüketim ve uluslararası ticareti doğrudan etkileyen kanalları ayırabiliriz.
Tüketim için, kanallar servet etkisi ve zamanlar arası ikame etkileri yoluyla çalışırlar,
yatırım için en önemli kanallar sermaye kullanım maliyetine dayalı olarak çalışan ve
Tobin’in q kanalıyla yakından ilgili olan faiz oranı kanalıdır ve ticaret için, doğrudan
kanal döviz kuru yoluyla çalışır.
5.1.1.1.Yatırım Tabanlı Aktarım Mekanizmaları
Doğrudan faiz oranı kanalı: Makroekonomik modellerde zımni olarak içerilen
ve parasal aktarım mekanizmaları içinde en geleneksel kanalı faiz oranlarının sermaye
maliyeti ve dolayısıyla firma ve hanehalkı yatırım harcamaları (örneğin, konut ve
dayanıklı tüketim malları yatırımı) üzerindeki etkisini içerir. Standart neoklasik
modellerde yatırım sermaye kullanım maliyetinin sermaye talebinin önemli bir
belirleyicisi olduğunu göstermektedir. Sermaye kullanım maliyeti (uc) olarak
yazıldığında:
uc = pc [(J )i-
+ δ)]
pc yeni sermayenin göreli fiyatı, i nominal faiz oranı,
fiyatında beklenen artış oranı ve δ amortisman oranıdır.
sermaye malının
70
Kullanım maliyeti formülü ayrıca marjinal vergi oranı
kullanılıp nominal faiz
oranı ayarlayarak faiz oranı indirilebilmesine olanak sağlar. Terimleri yeniden
gruplayarak sermayenin kullanım maliyeti, vergi sonrası reel faiz oranı
ve sermayenin değerinde beklenen reel artış oranı
cinsinden yazılabilir:
Doğrudan kullanım maliyeti kanalıyla işleyen bir para politikasının etkilerinin
belirlenmesinde pek çok faktör önemlidir. Bunlardan birincisi faiz oranlarının
harcamalar üzerindeki etkisidir, çünkü sermaye varlıkları uzun ömürlüdür ve bu stoklar
ayarlama maliyetleri (planlama, tedarik, kurulum, vb) gerektirdiğinden, firma ve
hanehalkı faiz oranlarındaki dalgalanmaları yatırım kararlarına etkisini değerlendirirken
uzun dönemli düşünürler. Sonuç olarak, reel faiz oranı ve tüketimi etkileyen sermaye
malının değerindeki beklenen artış sermayenin genelde çok uzun olan beklenen ömrü ile
ilgilidir. Geleneksel ekonometrik modellerde, bu bağlantı genelde kullanım maliyet
formülüne kısa vadeli faiz oranı yerine, uzun vadeli faiz oranının doğrudan dahil
edilmesi ile kurulmuştur. Özellikle dinamik stokastik genel denge (DSGD)
modellerinde, bu bağlantı genelde ileri dönük kısa vadeli faiz oranlarının beklenen
değerlerine dayalı harcama yapısını oluşturan yatırım için, dinamik bir zamanlararası
optimizasyonu ile ortaya koyulmaktadır.
Parasal politika aracı kısa vadeli faiz olmak üzere, yukarıda ifade edilen
tartışma vade yapısına ilişkin bir beklenti hipotezi ile birlikte kısa ve uzun vadeli faizler
arasında bir ilişki ortaya koyar. Uygulanan bir para politikası sonucu kısa vadeli faiz
oranları yükseldiği zaman gelecekteki kısa vadeli faiz oranları ile ilişkili olduğu için
uzun dönem faiz oranları da yükselir; nihai olarak sermayenin kullanım maliyeti
yükselirken sermaye varlıklarına olan talep düşer. Sermaye varlıklarına olan talepteki
azalma bu varlıklara yatırım harcamalarının düşmesine yol açar ve böylece toplam
harcama ve talebin azalmasına neden olur.
5.1.1.2.Tobin’in q kuramı
Tobin (1969) in çalışmasının temelinde firma ve hanehalklarının yatırım
kararları ayrıca ele alınabilir. İşletme yatırımları için Tobin (1969) q oranını firmanın
71
piyasa değerinin sermayenin yenilenme maliyetine oranı olarak tanımlamıştır. Yüksek
bir q oranı, firmanın piyasa fiyatının sermayenin yenileme maliyetine göre daha yüksek
olduğu anlamına gelir ve yeni tesis, makine ve teçhizat alımına yönelik yatırımın
firmanın piyasa fiyatına göre daha ucuz olacağını ifade eder. Dolayısıyla q oranı yüksek
olduğunda firmalar piyasaya hisse arz ederek satın alacakları tesis, makine ve teçhizatın
maliyetine göre daha yüksek gelir elde ederler ve sonuç olarak yatırım harcamaları
yükselir. Çünkü firmalar daha az hisse arzı yoluyla fazla yatırım malı satın alabilirler.
Aynı yaklaşım hanehalkı yatırım kararlarına da uygulanabilir.
Para politikasının yatırımlar üzerindeki etkisi Tobin’in q kuramına göre parasal
genişlemenin hisse fiyatları üzerindeki etkisi yoluyla ortaya çıkmaktadır. Para arzı
genişlediği zaman halkın eline tutmak istediğinden daha fazla para geçecek ve
harcamalar artacaktır. Bu artan harcamanın bir kısmı hisse senetleri alımına yönelecek,
hisse fiyatları yükselerek q oranını arttıracaktır. Yatırımları faizlerdeki düşüşe bağlayan
Keynesyen yaklaşımın aksine artan para arzının yatırımları canlandırıcı etkisi
sermayenin yenileme maliyetine göre firma piyasa değerinin yükselmesinden
kaynaklanmaktadır (Öztürk, 2003, s.53)
Tobin’in q teorisi, Hayashi (1982) de olduğu gibi sermayenin kullanım
maliyeti ile ilişkilendirilebilir. Gerçekten de, q-formülasyonu mikro-tabanlı modelleme
çalışmalarına ve DSGD literatürüne uygundur, çünkü q kuramı ile Hayashi (1982) nin
dinamik uyarlama maliyeti içindeki kullanım maliyeti yaklaşımı, bu modellerle tutarlı
analitik çalışmalardır.
5.1.2. Tüketim Tabanlı Aktarım Mekanizmaları
5.1.2.1. Servet Etkileri
Servet etkileri konusundaki analizin Gottfried Haberler ve A.C.Pigou ile
başladığını ifade etmek mümkündür. Haberler ve Pigou, para stokunun reel değerindeki
konjonktüre karşı değişikliklerin tüketici harcamalarında değişiklikler yaratabileceğini
ve servet ile tüketim arasındaki ilişkinin dikkate alınması halinde teorik düzeyde
sistemin tekrar dengeye ulaşabileceğini ifade etmişlerdir. Ancak burada servetin etkileri
72
nihai sonuçlarını paranın dolanım hızını etkileyerek göstermektedir (Öztürk, 2003,
s.54).
İlk olarak Brumberg ve Modigliani (1954) tarafından ortaya atılan ve Ando ve
Modigliani (1963) tarafından geliştirilen yaşam döngüsü kuramı, tüketicinin tüketim
harcamalarının hisse senetleri, reel varlıklar veya diğer çeşitli varlıklardan oluşan ömür
boyu elde ettiği kaynaklarla finanse edildiğini ifade eder.
M↑→PS↑→SERVETİN DEĞERİ(Menkul Kıymetler, ev) ↑→TÜKETİM↑→TOPLAM TALEP↑
Faiz oranlarında bir düşme şeklinde ortaya çıkacak genişletici bir para
politikası içlerinde konut ve hisse senetlerinin de bulunduğu diğer varlıklara olan talebi
arttırır. Ayrıca düşük faiz oranları, gelir ve diğer varlıkların hizmetlerine
uygulanabilecek iskonto oranını da düşürür ve böylece fiyatlarını yükseltir. Toplam
servetteki bu artış, hanehalkı tüketimini ve toplam talebi yükseltir. Bu şekliyle yaşam
döngüsü hipotezi parasal aktarım mekanizması olarak varlık fiyatlarındaki değişmeyi
öne çıkarır.
5.1.2.2. Dönemlerarası İkame Etkileri
Dönemler arası ikame etkilerine dayalı aktarım mekanizmaları faiz oranında
değişikliklere bağlı olarak tüketim kalıbının dönemlerarası optimizasyonunu temel alır.
Söz konusu aktarım mekanizmasında, kısa dönem faiz oranında ortaya çıkabilecek
değişiklikler, tüketim profilini etkiler ve daha düşük faiz oranları cari dönemde daha
yüksek bir tüketime yol açar. DSGD modellerinde bu aktarım mekanizması faiz oranı
temelinde cari dönem ile gelecek dönemde marjinal ikame haddine bağlı olarak ortaya
çıkan optimizasyon çerçevesinde Euler denklemi çerçevesinde ele alınır. Bu şekliyle
dönemlerarası ikame etkileri, DSGD modellerinde merkezi bir yer tutar.
73
5.1.3. Uluslararası Ticarete Dayalı Parasal Aktarım Mekanizmaları
5.1.3.1. Döviz Kuru Kanalı
Merkez bankası faiz oranlarını düşürdüğü zaman iç varlıkların getirileri,
yabancı varlıklara göre nispi olarak düşer. Bunun sonucu olarak görece azalan getiriyle
beraber iç varlıkların değeri, yabancı varlıklara göre düşer. Döviz kurlarını değiştiren bu
eylem, ulusal paranın değer kaybetmesiyle sonuçlanır. Ulusal paranın değer kaybetmesi
ihracatı arttırır, çünkü ulusal mal ve hizmetler görece daha ucuz hale gelirler. İhracat
artışı toplam talebi yükselterek çıktıyı arttırır (Öztürk, 2003, s.51).
M↑→E↓→NX↑→TOPLAM TALEP↑
Döviz kuru kanalı para politikasının ekonomiyi etkilemesinde önemli bir
aktarım mekanizmasıdır. Bu çerçevede iki unsur önemlidir. İlk olarak döviz kurlarının
faiz oranlarına olan duyarlılığıdır. İkinci olarak dışa daha açık ekonomiler, bu aktarım
mekanizmasından daha çok etkilenirler.
5.1.4. Neoklasik Olmayan Aktarım Mekanizmaları
Neoklasik
olmayan
aktarım
mekanizmalarının
ortak
özelliği,
piyasa
mekanizmasının işleyişinde nominal ücret ve fiyat katılıkları dışında kalan ve
mükemmel olarak işlemelerini sağlayan unsurların eksik olmalarıdır. Bu şekildeki
aktarım mekanizmaları, ya piyasalara devletin müdahalesi, özel piyasalarda asimetrik
bilgi ve ya piyasa farklılaştırması sonucu girişin engellenmesi gibi finansal piyasaların
etkin olarak işlememesi sonucu ortaya çıkar. Genel olarak kredi kanalı olarak
adlandırılan söz konusu aktarım mekanizmaları mükemmel olarak işlemeyen piyasaları
temel alırlar. Bu bağlamda üç aktarım mekanizması söz konusudur; kredi kanalı, banka
kanalı ile bilanço kanalıdır (Boivin ve Giannoni, 2002).
74
5.1.5. Kredi Piyasalarına Devlet Müdahalesinin Etkileri
Hükümetler, gelirin yeniden dağıtımı veya özel bazı alanlara yatırımları teşvik
etmek gibi belirli politika hedeflerine ulaşmak için kredi piyasalarına sıklıkla müdahale
ederler. Örneğin Birleşik Devletler’de konut mülkiyetini özendirmek amacıyla ipotek
piyasasına devlet müdahalesi özellikle önemlidir.
1980’lere kadar Birleşik Devletler hükümeti konuta yönelik ipotek piyasasında
tasarruf toplayan ve kredi veren finansal kurumlardan oluşan bir sistem kurdu. Hukuki
düzenlemelerle, söz konusu kuruluşlar temelde yerel mevduattan karşılanan uzun
dönemli sabit faiz oranından konut kredileri veriyorlardı (McCarthy ve Peach, 2002).
‘Regulation Q’ ile mevduat faizleri üzerine bir sınır getirerek, hükümet, bu tasarruf
kuruluşlarının daha fazla ipotek verebilmelerine olanak sağlayacak şekilde mevduat
toplamalarına da dolaylı olarak katkıda bulunuyordu. ‘Regulation Q’ ve ipotek
piyasasına yönelik düzenlemeler kredi arzını etkileyerek bir parasal aktarım
mekanizmasını ortaya çıkardı. Şöyle ki, Amerikan Merkez Bankası, politikasını
değiştirerek faiz oranlarını yükselttiğinde, ipotek piyasasına yönelik kredilerin arzında
iki nedenden ötürü azalma ortaya çıktı. İlk olarak daha yüksek kısa vadeli faiz oranları,
sabit getirili ipoteklerin getirilerinin daha yavaş değişmesi sonucu bir maliyet artışı
ortaya çıkardı. Net faiz getirindeki azalma ipotek veren kuruluşların kredilerini
azaltmalarına yol açtı.
Ancak daha da önemlisi daha yüksek kısa dönem faiz oranları, hükümet
tarafından bir tavan konulan mevduat faizlerine göre daha yüksek bir getiri olanağı
ortaya çıkardı. Bunun sonucu olarak da mevduat azaldı. Mevduattaki bu azalma ipotek
kredilerini azaltırken konut yatırımlarını da yavaşlattı.
Yukarıda ifade edilen kredi tayınlaması kanalı, 1980’li yıllarda makro
ekonomik modellemelerde önemli bir rol oynamıştır (Brayton ve Mauskopf, 1985).
1980’li yılların başından itibaren ‘Regulation Q’ ile belirlenen tavanlar aşamalı olarak
azaltılarak, 1986 yılından sonra tamamen terk edilmiştir. Dolayısıyla anlatılan aktarım
mekanizması önemini artık yitirmiştir.
75
5.1.6.Banka Temelli Kanallar
Banka kredilerinin diğer fonlara göre tam olarak ikame edilemediği iki ayrı
banka temelli aktarım mekanizması vardır.
Birincisi geleneksel banka kredileri kanalıdır. Bu bakış açısına göre, kredi
piyasalarında asimetrik bilgi sorunlarını çözebilmek için en uygun kuruluşlar olması
nedeniyle bankalar finansal sistem içinde önemli bir yer tutar. Bankaların bu özel rolleri
nedeniyle bankalardan kredi almadıkça, belirli borçlular kredi piyasalarına giremezler.
Genişletici bir para politikası bankaların rezervlerini ve mevduatını arttırır. Bu
bankaların ödünç verebileceği fonların hacmini genişletir. Bir çok borç almak isteyen
banka kredilerine ihtiyaç duyduğundan, verilen kredilerdeki bu artış, yatırım ve tüketim
harcamalarını da yükseltir.
Bu yaklaşımın önemli bir çıkarsaması, para politikasının, küçük firmaların
harcamaları üzerinde, büyük firmalara göre daha fazla etkisi olmasıdır. Çünkü küçük
ölçekli firmalar finansmanları için daha çok banka kredilerine ihtiyaç duyarlarken,
büyük hacimli firmalar ihtiyaç duydukları fonları sermaye piyasasından sağlayabilirler.
Ancak son dönemde banka kredileri kanalının işleyişi ve başarısı hakkında bazı
tereddütler ortaya çıkmıştır (Boivin ve Giannoni, 2002).
Banka sermayesi kanalı olarak adlandırılan bir başka banka kanalı, daraltıcı bir
para politikası uygulandığında, kredilerde bankaların ve diğer finansal kuruluşların
bilançolarını ön plana çıkarır. Varlık fiyatlarında ortaya çıkacak bir düşme, bankaların
kredi portföylerinde bir azalmaya yol açar, bunun sonucu da kredilerin kalitesi düşer;
çünkü kredi kullananlar aldıkları kredileri geri ödemekte zorlanırlar veya isteksiz
davranırlar. Bankanın varlıklarında ortaya çıkacak bu kayıplar, banka sermayesinin
aşınmasına neden olur. Banka sermayesindeki azalma, banka kredilerinin arzında bir
daralmaya neden olur, çünkü dış finansman varlık fiyatları düşerken maliyetli
olacağından bankalar için en uygun olanı sermaye aktif oranını arttırabilmek için
verdikleri kredileri azaltarak varlıklarını küçültmektir. Dolayısıyla banka kredilerine
dayalı borç özkaynak oranı yüksek firmalar kredi temininde zorluklar çekecek, bu da
harcamalarını ve toplam talebi azaltacaktır (Boivin ve Giannoni, 2002).
Banka kredi ve banka sermaye kanalları genellikle politika analizinde
kullanılan büyük ölçekli makro ekonometrik modeller veya DSGD modellerinden birine
76
inşa edilmemiştir. Buna rağmen, banka kredi ve banka sermaye kanalları bilinci son
yıllarda para politikasının yürütülmesinde önemli bir rol oynamıştır. Yakın zamanda
politika sürecinin belgeleyen araştırma, gelecekteki bir konu olmaya devam ederken,
son krizde bu kanalların önemi politika uygulayıcılar ve maliyeciler (örneğin, Mishkin,
2008 ve Wessel, 2009) tarafından vurgulanmıştır. Ayrıca, araştırma şimdi politika
analizinde kullanılan ana modele (örn., Meh ve Moran, 2008, Angeloni ve Faia, 2009 ve
Gertler ve Kiyotaki, 2010) bu tür bir kanal ekleme konusunda açıkça odaklanmıştır.
5.1.7.Bilanço Kanalı
Banka kredi kanalı gibi bilanço kanalı da kredi piyasalarında asimetrik bilgi
problemlerini temel alır. Bu kanalda uygulanan para politikası yalnızca piyasa faiz
oranlarını etkilemez, aynı zamanda doğrudan veya dolaylı olarak kredi kullananların
finansal pozisyonlarını da etkiler. Bankalardan kredi kullananların bilançolarında
meydana gelen değişimden dolayı kredi kullanabilme kabiliyetlerinin etkilenmesi söz
konusudur. Herhangi bir ekonomik ajanın net değeri düştüğü zaman kredi piyasalarında
ters seçim ve ahlaki risk problemi artar. Firmanın net değerinin düşük olması banka
kredisi için daha az teminat verebileceği anlamına gelir. Böyle bir durumda kredi açan
kuruluşların ters seçim yapmaları halinde uğrayacakları kayıp, daha yüksek olacaktır.
Firma açısından ise riskli yatırım projeleri daha çekici hale gelecek ve bu tür yatırımlara
girmek isteyecektir. Sonuç olarak kredi verenler, kredi açma konusunda daha isteksiz
olacaklar, bu da harcamaları ve toplam talebi azaltacaktır. Bu tür yaygın olarak
uyarlanan Bernanke ve Gertler (1989) ve Bernanke, Gertler ve Gilchrist (1999)
modelinde, düşük net değer, borç finansmanında asimetrik bilgi ile ilgili sorunları artırır
ve dış finansman primini yükseltir.
M↑→PS↑→Ters Seçim ↓→Ahlaki Risk ↓→Kredi↑→Yatırım↑→Toplam Talep↑
Parasal bir genişlemede (M), ekonomideki fazla para hisse senetleri fiyatlarını
(PS) yükseltecek şekilde borsaya girerek ters seçim ve ahlaki risk problemlerini
azaltacak, krediler artarak yatırım ve harcamaları, en nihayetinde toplam talebi
canlandıracaktır.
77
Bilanço kanalı hanehalkı harcamalarını analiz etmek için de genişletilebilir.
Bilanço kanalının bu aktarım mekanizması, ödünç verenlerin ödünç verme isteğinden
çok, tüketicilerin harcama yapma istekleri yoluyla çalışmaktadır. Dayanıklı tüketim
malları ve konutlar likit olmayan varlıklar olup bunlarla ilgili bilgiler de asimetriktir.
Eğer negatif bir gelir şoku sonrasında tüketiciler bu varlıkları satarak, likit durumlarını
yükseltmek ihtiyacı duyarlarsa, bu varlıkları gerçek değerlerine yakın satamayacakları
için bu varlıklarla ilgili büyük kayıp beklentileri içinde olacaklardır. Oysa tam tersine
tüketiciler eğer ellerinde likit varlıklar tutarlarsa bunları kolaylıkla ve hızlı bir şekilde
piyasa değerinden nakde çevirebileceklerdir. Bundan dolayı tüketiciler eğer finansal
sıkıntı içine düşme olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorlarsa daha fazla likit varlık
ve daha az likit olmayan varlık tutacaklardır. Genişletici bir para politikası uygulandığı
zaman hisse senedi fiyatları yükselecek böylece tüketiciler daha güvenli bir finansal
konuma ulaşacaklardır. Gelecekteki finansal yapıları ile ilgili kötümserlikleri
azalacağından, dayanıklı tüketim malları ve konut üzerine yapacakları harcamalarını
arttıracaklar, toplam harcamalar ve talep yükselecektir (Öztürk, 2003, s.62)
Yukarıda açıklanan bilanço kanalı ev sahiplerinin harcamalarını da etkiler.
Konut fiyatlarında bir artış, konut sahibinin alabileceği krediler açısından ek teminat
anlamına gelir. Bir başka ifade ile yüksek konut fiyatları dış finansman maliyetini
azaltır veya konut sahibinin ulaşabileceği krediler açısından olanaklarını arttırır.
Ampirik çalışmalar konut fiyatlarındaki değişikliklerin kredi ve harcamalara yönelik
hane halkının erişimi (Hatzius, 2005 ve Benito vd., 2006) üzerinde önemli etkilere sahip
olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bazı modelleme çalışmaları ve ilgili ampirik çalışmalar,
aynı zamanda konut ve ev harcamaları (örneğin, Iacoviello, 2005) ile ilgili finansal
hızlandırıcı mekanizmaları için destek bulmuştur.
5.2. Parasal Şoklar
Parasal şoklar, genel olarak parasal tabanda muhtemel bir değişimi,
yeniliği/şoku ifade eder. Para politikalarının arzulanan sonuçlara ulaşabilmesi,
ekonominin politikaya nasıl tepki verdiğinin bilinmesini gerekli kılar. Bu durumda
gerek merkez bankası kaynaklı şokların arzulanan sonuçları vermesi, gerekse de istem
78
dışı yaşanan şokların etkilerine gerekli müdahalelerin doğru yapılabilmesi için, para
politikası şokları her ekonomi özelinde doğru algılanmalıdır.
Ekonomi
literatüründe
parasal
şokları
inceleyen
pek
çok
makale
bulunmaktadır. Genel olarak, 1990’lı yıllarda etki-tepki fonksiyonları, VAR,
Maksimum Olabilirlik gibi yöntemler kullanılırken 2000’li yıllarda yapısal VAR
modelleri ve Dinamik Stokastik Genel Denge modelleri çalışmalarda ön plana çıkmıştır.
Ekonomideki bireylerin tercihlerinden hareket eden ve ekonominin genelini ele alan
Dinamik Stokastik Genel Denge (DSGD) modelleri, özellikle 2005 yılından sonra
makro iktisatta daha yaygın kullanılan analiz araçları haline gelmişlerdir. DSGD
modelleri, Keynesyen modellerin aksine, mikroekonomik temellerden hareket ederler.
DSGD modellerinin amaçları bir anlamda gerçek ekonomilerdeki veri üretim süreçlerini
modellemek olduğundan modellerde stokastik süreçlere ilişkin birtakım varsayımların
yapılması gerekmektedir. Görülebileceği gibi stokastik unsurlar içeren DSGD modelleri
Keynesyen modellerden daha karmaşık bir yapıya sahiplerdir. DSGD modellemelerinde
uygun model oluşturulduktan sonra, modeldeki politika kurallarını veya karar
kurallarını değiştirerek, alternatif politikaların etkileri analiz edilebilmektedir. Bu
nedenle, DSGD modelleri alternatif ekonomik politikaların analiz edilmesi için oldukça
elverişli araçlardır. Bu makalelerde kullanılan yöntemler, veri seti ve veri aralığı ile
ulaşılan sonuçlar, aşağıda tablolaştırılmıştır.
79
Tablo 10
Parasal Şok Uygulamalı Makaleler
Makale
Yöntem
Veri Seti
Negro,
Schorfheide,
Smets ve
Wouters
(2005)
Kalibrasyon, VAR
temelli etki tepki
fonksiyonları ile
DSGD tahmini
arasındaki minimum
uzaklık yaklaşımı
Kişi başı GSYİH, yatırım,
saatlik nominal ücretler, GSYİH
deflatörü, kişi başı M2, nominal
kısa vadeli faiz oranları.
Benes,
Hledik ve
Vavra
(2005)
Tovar
(2006)
Hamann,
Perez ve
Podriguez
(2006)
Medina ve
Soto
(2006)
Liu
(2006)
Kalibrasyon, VAR
temelli etki tepki
fonksiyonları ile
DSGD tahmini
arasındaki minimum
uzaklık yaklaşımı
Maksimum
Olabilirlik
Kalibrasyon, VAR
temelli etki tepki
fonksiyonları ile
DSGD tahmini
arasındaki minimum
uzaklık yaklaşımı,
Bayesyen
Yaklaşımı.
Çalışma,mevcut veri
seti için üç ayrı
yöntemi
kullanmıştır.
Bayesyen
Yaklaşımı
Bayesyen
Yaklaşımı
İthalat fiyatları, ihracat fiyatları,
yatırım, işgücü, tüketim
harcamaları, işgücüne katılım,
ücret oranı, döviz kuru, faiz
oranı, enflasyon ve GSYİH
Enflasyon, çıktı, emek, tüketim,
nominal döviz kuru
değişiklikleri, faiz oranı ve
nominal döviz kurunun düzeyi
Enflasyon, nominal faiz oranı,
reel çıktı ve döviz kuru.
Reel GSYİH, tüketim, yatırım,
ihracat, reel ücretler, reel döviz
kuru, devalüasyon,çekirdek
enflasyon,kısa dönem reel faiz
oranları
GSYİH, genel enflasyon, ithalat
malları fiyat artış hızı, nominal
faiz oranı, rekabetçi fiyat
endeksi,
reel döviz kuru, yurtdışı gelir ve
yurtdışı reel faiz oranı
Üçer Aylık Veri
Aralığı
2002:4 - 1986:1
A.B.D.,Avro
Bölgesi
1996:1 - 2004:4
Çekoslovakya
1989:1 - 2005:4
Şili, Kolombiya,
Meksika
1987:1 - 2005:4
Kolombiya
1990:1 - 2005:4
Şili
1991:1 – 2004:4
Yeni Zelanda
Sonuç
Çalışma, sonuca odaklanmak yerine
öncül değerler ile tahmin sonuçlarının
karşılaştırılmasını temel alır.
Tahmin sonuçları, modelde yer alan
mükemmel olmayan dönemlerarası
yatırımların ikamesini, parametreli
bir tahmin ufku ile genelleştirilmiş
sermaye birikimi denkleminin,
Çekoslovakya için , para politikası
karar değişkenlerinin faydalı bir
tahminini sağladığını ortaya
koymuştur.
Tahmin sonuçları, banka bilançosu
kanalının Şili ve Kolombiya ile
karşılaştırıldığında Meksika için daha
zayıf olduğunu, ancak üç ülkede de
bu aktarım kanalına yönelik daraltıcı
bir politikanın harcamaların
bileşimini değiştirdiğini
göstermektedir.
Tahmin sonuçları, parasal şokların
enflasyonda değişikliğin sadece
yüzde 3.7,, reel döviz kurundaki
dalgalanmanın yüzde 2,2 ve çıktıdaki
değişimin sadece yüzde 0,1
düzeyini;ancak dış şokların etkisinin
daha fazla olacak şekilde,kurlardaki
değişimin yüzde 62’sini açıklarken,
enflasyon,faiz ve çıktıdaki
değişikliklerin üçte birini
açıkladığını göstermektedir.
Fiyatların ve ücretlerin uyarlama
süresi,ithal mallar için 1 yıl, ücretler
için 8 ve yerel firmalar için birkaç yıl
olarak bulunurken, etki tepki
fonksiyonları,fiyat şokuna karşı daha
yumuşak bir tüketim ile yatırım
tepkisi göstermektedir.Ayrıca parasal
bir şok,bir yandan enflasyonu
düşürürken,yatırım,tüketim ve çıktıda
artışa yol açmaktadır.
Yapılan simülasyon sonucunda,
i)Tüketimin dönemler arası ikamesi
düşüktür, bu da ithal ikamesi üretim
yapılmadığına işaret etmektedir.
ii)hanehalkının emek arz kararlarında
esneklik düşüktür
iii)Fiyat uyarlamaları, ithalat sektörü
için dört, yerli üreticiler için beş
dönemde sonrasında yapılmaktadır
iv)Etki tepki fonksiyonları, şoklar ile
parasal aktarım mekanizmalarının,
ekonominin kalanı üzerindeki
dinamik hareketini etkin şekilde
göstermektedir.
80
(Tablo 10’un devamı)
Makale
Yöntem
da Silveira
(2006)
Bayesyen
Yaklaşımı
Peiris ve
Saxegaard
(2007)
DiCecio ve
Nelson
(2007)
Buncic ve
Melecky
(2008)
Bayesyen
Yaklaşımı
VAR temelli etki
tepki fonksiyonları
ile DSGD tahmini
arasındaki minimum
uzaklık yaklaşımı
Bayesyen
Yaklaşımı
Veri Seti
Reel GSYİH, TÜFE
Enflasyonu, 3 ay vadeli hazine
bonosu oranı, kısa vadeli faiz
oranları yerine reel döviz kuru,
ABD'nin kişi başına düşen reel
GSYİH
GSYİH, tüketim, ihracat, ithalat,
reel döviz kuru, enflasyon,
ihracat fiyat enflasyon, ithalat
fiyat enflasyonu, M2,
dolaşımdaki para, mevduat
faizleri, borç verme faiz
oranları, döviz rezervleri,
hükümet harcamaları ve özel
sektöre açılan krediler
hazine bonosu oranı, reel
GSYİH, özel hanehalkı
tüketimi, gayrisafi sabit sermaye
oluşumu, yatırım, verimlilik ve
enflasyon
yurtdışı faiz oranı, yurtdışı
enflasyon, dış çıktı açığı, iç borç
yurtdışı faiz oranı, yurt içi
enflasyon, yurt içi hasıla açığı,
reel döviz
oranı ve nominal döviz kuru
Üçer Aylık Veri
Aralığı
1999:3-2005:3
Brezilya, A.B.D
1996:1 - 2005:4
Mozambik
1979:2-2005:4
Birleşik Krallık
1983:1 -2005:4
Avustralya
Kolasa
(2008)
Bayesyen
Yaklaşımı
Sadeq
(2008)
Dib,
Gammoudi
ve Moran
(2008)
Bayesyen
Yaklaşımı
Maksimum
Olabilirlik
Büyüme, tüketim, enflasyon,
yatırım, faiz oranı, reel ücretler,
nominal kurlar
1997:1 -2006:4
Polonya ve Avro
bölgesini birbirine
bağlayan iki ülkeli
bir model
Sonuç
Daha yüksek ticaret hadleri talebi ve
çıktıyı arttırırken, reel ücretler ile
marjinal maliyeti yükseltir. Firmalar,
bu artışı nominal fiyatlarına
yansıtırlar.
Düşük gelirli ülkeler için uygulanan
ilk DSGD modeli olan çalışmada faiz
oranlarında aşırı dalgalanmalardan
ötürü enflasyonla mücadelede kur
çapasının görece etkisiz olduğu
sonucuna ulaşılmıştır.
Yapılan simülasyon sonucunda,
Birleşik Krallık'ta nominal katılığın
kaynağının önemli ölçüde ücret
yapışkanlığından değil fiyat
yapışkanlığından kaynaklandığını
göstermektedir.
Yapılan simülasyon sonucunda,
Avustralya iş çevrimlerinde iç ve dış
talep şokları ve bir ölçüde iç arz
şoklarının etkili oldukları sonucuna
ulaşılmıştır. Çıktı üzerinde reel döviz
kurunun etkisinin zayıf olduğu
görülmüştür. Enflasyon yurt içi arz
şoklarına çok duyarlı olmasına
rağmen para politikasının enflasyon
üzerindeki etkisinin de zayıf olduğu
ortaya koyulmuştur.
Polonya ve Avro bölgesinde
ekonomik karar birimlerinin
kararlarını tanımlayan parametreler
arasındaki farklılıkların açıklanması
bakımından net bir sonuca
ulaşamamıştır.
Reel gelir, tüketim, enflasyon,
kısa dönem nominal faiz oranı,
nominal ücretler
1996:2 - 2007:2
Avrupa Geçiş
Ekonomileri
(AB:15)
Çekoslovakya,
Macaristan,Polonya
, Slovekya,
Slovenya
Yüksek tüketim eğilimi, kur
dalgalanmalarına bağlı olarak ithal
mal fiyatlarında katılık bulunmuştur.
Çıktı, ,kısa dönem faiz
oranı,reel para arzı enflasyon
1981:1 - 2004:4
Kanada
Trendden arındırılmış verilere göre,
logaritmaları alınmış serilerin, faiz
oranı ve çıktı için tahmin gücü
yüksek, enflasyon için düşük
bulunmuştur
81
5.2.1.DSGD Modelleri
Hansen ve Sargent'ın (1980) yılındaki çalışmaları ile temeli, Euler
denklemlerinin tahmin edilmesine dayanan DSGD modellerinde ekonometrik
tekniklerin kullanılması başlamış ve bu modellerin tahmin edilmesi amacıyla çeşitli
teknikler geliştirilmiştir. Kydland ve Prescott (1996) dinamik stokastik süreci daha
ayrıntılı bir şekilde sistematize etmişlerdir. Buna göre araştırmanın amacına uygun bir
model ekonomi oluşturulur. Oluşturulan bu model tahmin edilmiş yapısal parametreler
kullanılarak ‘kalibre’ edilir. Kalibre edilmiş modelden simülasyonlar sonucu yeni
zaman serileri üretilir ve gerçek ekonomide gözlemlenen zaman serileri ile karşılaştırılır
ve alternatif politikaların sonuçları analiz edilir.
Genellikle bir DSGD modelinin yapısı aşağıdaki dört temel kısımdan
oluşmaktadır:
Model ekonominin yapısı/ekonomik çevre: Ekonomideki mevcut mallar,
ekonomik bireylerin sayısı ve özellikleri, bireylerin tercih yapıları, başlangıçtaki
sermaye stokları veya emekleri, ekonomideki firma sayısı ve tipleri, kamu sektörü ve
işlevi, üretim teknolojisi, piyasalar ve yapıları, ticaretin yapılış şekli, olayların
zamanlaması, dönemler ve rassal şokların kaynakları, para piyasaları denge koşulları,
ekonominin yapısına ilişkin yapılan bütün varsayımlar bu kısımda ayrıntılı olarak
açıklanır.
Ekonomik aktörlerin optimal kararları: Karar değişkenleri ve durum
değişkenleri açıkça belirlenerek bu kısımda bireyler, firmalar, devlet gibi ekonomik
ajanların kısıtlar altında maksimizasyon hedeflemeleri tanımlanır.
Şoklar: Bu kısımda ekonomide oluşan tesadüfi şokların zamanlaması ve yapısı
ayrıntılı olarak verilir.
Denge şartları: DSGD modelinde denge koşulları detaylı bir şekilde bu
kısımda tanımlanır. Denge, piyasa yapısı veri iken ekonomik birimlerin kaynak kısıtları
altında optimizasyon kararları sonucunda oluşacak fiyat ve miktar serileridir.
82
5.2.2.DSGD ve Merkez Bankaları Para Politikaları
Gerçek ekonomileri modellemeye çalışan DSGD modellerinin önemi zaman
içinde merkez bankaları tarafından da fark edilmiş ve politika analizindeki faydaları ilgi
konusu olmuştur. Günümüzde pek çok merkez bankası kendi modellerini kurmuş,
diğerleri de bu modellemeyi yapım ya da planlama aşamasındadırlar. Aşağıda bazı
merkez bankalarının kullandıkları DSGD modelleri ve bu modellerin detaylarının
açıklandığı çalışmalar tablolaştırılmıştır.
Tablo 11
Merkez Bankaları ve Kullandıkları DSGD Modelleri
Merkez Bankası
Amerikan Merkez
Bankası
İsveç Merkez Bankası
Kanada Merkez Bankası
İngiltere Merkez
Bankası
Şili Merkez Bankası
Peru Merkez Bankası
Avrupa Merkez Bankası
Norveç Merkez Bankası
Uluslararası Para Fonu
Kullandığı DSGD
Modeli
Makale
SIGMA
Erceg, Guerrieri ve Gust(2006)
RAMSES
TOTEM
Adolfson, Laseen, Linde ve Villani (2007b)
Murchison ve Rennison(2006)
Harrison, Nikolov, Quinn, Ramsay, Scott ve
Thomas (2005)
Medina ve Soto (2007)
Castillo Montoro ve Tuesta (2009)
Christoffel, Coenen, ve Warne (2008)
Brubakk ve Sveen (2009)
Bayoumi (2004) GEM, Kumhof, Laxton, Muir ve
Mursula(2010) GEM ve GIMF
BEQM
MAS
MEGA-D
NAWM
NEMO
GEM, GFM, veya
GIMF
Tablo 11’den görülebileceği gibi sadece ülkelerin merkez bankaları değil, çok
uluslu bir kuruluş olan Uluslararası Para Fonu da para politikalarının belirlenmesi
amacıyla kendi DSGD modellerini kurmuşlardır. Bu modellerin detayları tabloda
gösterilen makalelerde bulunmaktadır. Aslında bütün bu modelleme çabaları iki
modelin başarısından kaynaklanmıştır. Bunlardan bir tanesi optimizasyona dayalı
modelde nominal ve reel katılıkların para politikası şokunun etkilerini başarılı bir
şekilde ortaya koyan Christiano, Eichenbaum ve Evans (2001) çalışması diğeri ise yine
bu yazarların önceki çalışmalarından faydalanarak Yeni Keynesyen modelin Bayesyen
tekniklerle tahmin edilmiş vektör bağlanım modelleri kadar iyi bir şekilde zaman
serilerini izlediğini ve tahmin ettiğini ortaya koyan Smets ve Wouters (2003)
çalışmasıdır. Yukarıda sözü geçen merkez bankaları bu iki çalışmadan faydalanarak
83
ülkelere özgü tasarımlar meydana getirerek modellerini ve para politikaları
uygulamalarını bu modellerin sonuçlarından hareketle oluşturmaya başlamışlardır.
5.2.3.Standart Christiano, Eichenbaum ve Evans (C.E.E.) Modeli
Çalışmamızın amacı merkez bankasının uyguladığı politikaların analizi ve
sonuçlarının değerlendirilmesidir. Özellikle yüksek enflasyon ve dış açıkların olduğu,
finansal piyasalardaki derinliğin arttırılmaya çalışıldığı ve sıklıkla parasal şokların
yaşandığı ülkemizde uygulanacak optimal politikaların belirlenmesi ve sonuçların
öngörülebilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Bu doğrultuda enflasyon hedeflemesi
uygulayan merkez bankalarının temel alarak geliştirdiği CEE modeli çalışmamızda
kullanılacaktır.
Tahmin edilecek model, Calvo tarzı nominal ücret ve fiyat sözleşmelerini
içermekte3, ayrıca modelde tek sektörlü dinamik stokastik modellerden farklılaşarak,
verimlilik, tüketim, varlık fiyatları ve yatırımın belirleyicileri hakkında yeni yapılan
çalışmalardan yararlanmaktadır. Analizde para politikası aşağıdaki gibi tanımlanmıştır.
(4.1)
Burada, Rt bankalararası gecelik faiz oranı, f doğrusal bir fonksiyon ve bir
bilgi kümesi, Ωt şok bir para politikasıdır. Merkez bankası parasal büyümeyi (4.1)
denklemini sağlayacak şekilde ayarlar. Temel varsayım εt,’nin Ωt’nin elemanlarına
orthogonal olmasıdır4.
3
Calvo modeli,ücret ve fiyat uyarlamalarının, firmalar ve hanehalkı tarafından ,birikimli enflasyon
oranında olacağını ifade eden sözleşmeleri içerir.Daha detaylı bilgi için Calvo (1983),Cagnon(2007)
4
εt,’nin geçmiş güncel ve ekonomik değişkenlerin projeksiyon tahmini için kullanılabilmesinde iki yol
vardır, bu etki tepki fonksiyonu olarak bilinir. Öncelikle Rt’nin Ωt üzerine regresyonundan elde edilen
kalıntı değerleri kullanılarak εt, tahmin edilir. εt, değişkeninin etki tepkisi, değişkenin kalıntı değerlerinin
şimdiki ve geçmiş değerleri üzerine ikinci derece regresyonu yapılarak tahmin edilir. Bu yaklaşımda iki
tane güçlük vardır: 1. Pek çok yıl için tepkileri bulmak için önemli sayıda başlangıç gözlemi kullanılmalı
ve örneklem büyüklüğü küçültülmelidir. 2. İkinci derece regresyon katsayıları kesin olmayan şekilde
tahmin edilme eğilimindedir. Burada Ωt içindeki değişken vektörüne uyan vektör bağlanım modellerine
VAR) dayalı alternatif bir yaklaşım kullanılacaktır. Modelin önemli değişkenleri için VAR tahmin
edilecek ve buna dayalı olarak projeksiyonlar oluşturulacaktır. Bu etki tepki fonksiyonu oluşturmakla
84
VAR’ın detaylarının açıklanması ve varsayımların belirlenmesi için Yt
analizde kullanılan değişkenler vektörü olduğu kabul edilmektedir. Yt aşağıdaki gibi
gösterebilir:
Vektör, Y1t, t zamanında Ωt’nin içine dahil olan değişkenlerden oluşur ve para
politikası şokuna tepki vermediği varsayılır. Y2t vektörü t zamanında Ωt içindeki diğer
değişkenlerden oluşmaktadır. Y1t, reel GSYİH, reel tüketim, GSYİH deflatörü, reel
yatırım, reel ücret ve verimlilik değişkenlerini içerir. Y2t ise reel karlar, M2’nin büyüme
oranı ve tüketici fiyat endeksiyle ölçeklendirilmiş IMKB100 endeksini içerir. Para
büyümesi dışındaki bütün değişkenler logaritması alınarak kullanılır. Faiz oranı Rt ise
bankalararası gecelik faiz oranı kullanılarak ölçülür.
Yt içindeki değişkenlerin sıralaması iki önemli varsayım içermektedir.
Birincisi, Y1t içindeki değişkenlerin para politikası şokuna eşanlı tepki vermediği
varsayılır. İkinci olarak, t zamanında para otoritesinin bilgi seti Y1t’nin değişkenlerini
şimdiki ve geçmiş değerlerinden oluşurken Y2t içindeki değişkenlerin sadece geçmiş
değerlerinden oluşmaktadır. Bir sonraki bölümdeki model her iki varsayımı içerir.
VAR, üçer aylık veriler kullanıldığı için her değişken için 4 gecikme içerir.
Sabit terimi yok sayarsak, VAR aşağıdaki gibi yazılabilir:
burada C, 9 X 9 köşegen terimleri bire eşit alt üçgen matristir ve ηt köşegen varyanskovaryans matrisli ardışık bağımsız şoklar içeren sıfır-ortalamalı 9-boyutlu bir
vektördür. Y1t içinde 6 değişken olduğundan para politikası şoku εt, ηt’nin 7. elemanıdır.
Ai , i=1,…,4, C parametreleri ve ηt’nin varyans-kovaryans matrisi standart en küçük
kareler yöntemi kullanılarak tahmin edilir. Bu parametre tahminleri kullanılarak
aynı şeydir. Pratikte VAR’daki gecikme sayısı az olduğundan bu yaklaşımla ilk adımdaki regresyonda
başlangıç gözlemlerin kaybını önlemektedir. Ayrıca, VAR tarafından oluşturulan yapı etki tepki
fonksiyonları tahminlerinin göreli olarak anlamlı olmasını sağlar.
85
başlangıç durumu sıfıra eşitlenir, εt’de bir standart sapmalık şoklar oluşturularak Yt’nin
dinamik patikası oluşturulur. Etki tepki fonksiyonları katsayılarının oluşturduğu bu
patika Y1t ve Y2t’deki değişken sıralamasına göre değişmemektedir.
5.2.3.1. Model
Bu bölümde hanehalkı ve firmalar tarafından çözülen problemler ve ekonomi
modeli tanıtılacaktır. Ayrıca, finansal aracılar, para ve maliye otoritelerinin de
davranışları açıklanacaktır.
5.2.3.2. Tüketim Malı Firmaları
t zamanında tüketim malı, Yt, , tam rekabet piyasasındaki temsili bir firma
tarafından üretilmiştir. Firma bunu
ile endekslenmiş ara mallarını birleştirip,
aşağıdaki teknolojiyi kullanarak üretmektedir:
(4.2)
Burada
ve Yjt t zamanında j aramalının girdisini göstermektedir.
Pt ve Pjt sırasıyla t zamanında tüketim malı ve aramalı j’nin fiyatlarını göstermekte ve
firmalar bunu veri olarak kabul eder. Kâr maksimizasyonuna göre Euler denklemi:
(4.3)
(4.3) ve (4.2) birleştirildiğinde nihai malın fiyatı ve aramalı fiyatı arasında
aşağıdaki ilişki bulunur:
(4.4)
86
5.2.3.3. Üretim Malı Firmaları
aşağıdaki teknolojiye sahip monopolcü tarafından üretilir:
Aramalı
(4.5)
Burada 0 <α <1,
Ljt
ve kjt
t zamanındaki j’ninci aramalı üretiminde
kullanılan emek ve sermayeyi gösterir. Ayrıca,
> 0 sabit üretim maliyetidir. j aramalı
üretimine giriş ve çıkışların olmadığı varsayılmaktadır. Uygulamada durağan durumda
karların sıfır olması için
ayarlanmıştır. Bu ortalamada ekonomik karların sıfıra yakın
olduğunu öne süren Basu ve Fernald (1994), Hall (1988) ve Rotemberg ve Woodford
(1995) çalışmalarıyla tutarlıdır.
Üretim malı firmaları sermaye ve emeği tam rekabet koşullarındaki faktör
piyasalarından kiralarlar. Karlar her dönem sonunda hanehalkına dağıtılır. Rtk ve Wt
sırasıyla nominal sermayenin kira oranı ve ücret olarak ifade edilmektedir. İşçilerin
ücretleri üretimden önce ödenmelidir. Sonuç olarak, j’ninci firma ücret ödemeleri olan
WtLjt’yi dönem başında mali bir aracıdan ödünç almalıdır. Geri ödeme t döneminin
süresi sonunda brüt faiz oranına, Rt, göre gerçekleşir. Böylelikle, firmanın t
zamanındaki toplam maliyetleri
RtWt L jt + Rtk k jt olur. Firmanın reel marjinal maliyeti
ise:
(4.6)
Burada
olarak tanımlanmıştır. Firmanın t
zamanındaki karı:
Pjt j firmasının fiyatıdır.
Calvo (1993)’te bahsedilen mekanizmadan farklı olarak firma her dönem sabit
bir olasılıkla,
, nominal fiyatını yeniden optimize edebilmektedir ve bu yeniden
optimizasyon firmalar ve zaman açısından bağımsızdır. Eğer firma fiyatını yeniden
87
optimize edebilirse, bunu t zamanındaki parasal büyümenin öncesinde yapacaktır.
Burada firmanın fiyatını yeniden optimize edemediği iki durum belirtilmiştir. Her iki
durumda da fiyatlar basit kurala göre yeniden ayarlanmıştır. Literatürdeki standartlara
benzeyen ilk durum:
(4.7)
Burada
durağan durum brüt enflasyon oranıdır. (bkz. Erceg, Henderson ve
Levin, 2000 ve Yun, 1996) Bu denklem statik fiyat güncelleştirmesi planıdır.
İkinci
durum
ilk
durumun
literatürde
enflasyonda
yeterli
ataleti
oluşturamayacağı iddiası üzerine şekillenmiştir. Bu duruma göre j firması fiyatı
aşağıdaki kurala göre belirler:
(4.8)
Aşağıda, bu dinamik fiyat güncelleme yapısının teorik ve nicel sonuçları
açıklanmıştır.
Firmaların değişen fiyatlara farklı tepkilerini ortaya koyabilmek için Calvo fiyat
belirleme mekanizması kullanılmıştır. Temel fikir bu maliyetler olduğunda firmaların
fiyatları dönemsel olarak tamamen optimize edeceği ve diğer zamanlarda fiyat
değişikliği için basit kuralları izleyeceğidir. Dikkate alınan maliyetler optimizasyonla
ilgilidir. (örn. bilgi toplama, karar verme, müzakere ve iletişimle ilgili maliyetler). Bu
maliyetler her fiyat değişikliğinde ortaya çıkan maliyetlerden farklıdır.
t zamanında yeniden optimizasyon yapan firma tarafından belirlenen Pjt
değeri olarak ele alınmaktadır. Bu notasyon
’nin j’ye bağlı olmasına izin
vermemektedir. Burada benzer modellerin t zamanında bütün yeniden optimizasyon
yapan firmaların aynı fiyatı seçeceği sonucundan faydalanılmıştır. (bkz. Woodford,
1996 ve Yun, 1996).
Firma maksimize edeceği
’yi:
,
(4.9)
(4.10)
88
durumuna koşullu olarak seçer. Burada vt firma tarafından veri kabul edilen bir liranın
hanehalkı için sabit marjinal fayda değeridir. Ayrıca, Et-1 gecikmeli para büyüme
oranına bağlı beklentileri göstermektedir. Bilgi kümesinin bu tanımlaması t
zamanındaki parasal büyümenin gerçekleşmesinden önce firmanın
’yı seçeceği
varsayımını ortaya koymaktadır.
(4.9) no’lu denklemin anlaşılması için firma j fiyatını yeniden optimize
edemediği sürece
‘nin firmanın karını etkileyeceği belirtilmelidir. Bunun
durumunda l dönem gerçekleşme olasılığı
’nin varlığı
’dır. (4.9) denkleminde
’nin firmanın karlarını etkilemesiyle ortaya çıkan kendine has
belirsizliğin etkilerini izole eder.
5.2.3.4 . Hanehalkı
ile endekslenmiş sonsuz sayıda hanehalkı bulunmaktadır. Her dönem
j’ninci hanehalkı bir dizi karar almaktadır. Öncelikle, tüketim kararı, sermaye birikimi
kararı ve arz edeceği sermaye miktarına karar verir. İkinci olarak, temsili birey ücret
kararını yeniden optimize edebilmesiyle tutarlı olan, geri ödemeye sahip finansal varlık
satın alır. Üçüncüsü, temsili birey ücret kararını yeniden optimize edip edemeyeceğini
anladıktan sonra ücret oranını belirler ve tam rekabet koşullarında oluşan ücret oranına
göre emek arz edip etmeme kararı alır. Dördüncüsü, para otoritelerinden götürü usulü
transferler alır. Son olarak, finansal varlıklarının ne kadarını nakit ve ne kadarının
finansal aracılarda mevduat olarak tutacağına karar verir.
Hanehalkının ücretleri yeniden optimize edip edemeyeceği belirsizliğinin doğası
kendine özgü olduğundan, hanehalkı farklı miktarlarda çalışır ve farklı ücret oranları
kazanır. Dolayısıyla, tüketim ve varlık tutma konusunda heterojenlerdir. Woodford
(1996) ve Erceg, Henderson ve Levin (2000), şarta bağlı menkullerin varlığının dengede
tüketim ve varlık tutma konusunda hane halkının homojenliğini sağladığını ortaya
koymuşlardır. Bu sonuçlar ışığında modelde hanehalkının tüketim ve varlık tutma
kararlarında homojen, çalışma saati ve kazandıkları ücret oranlarında heterojen olduğu
varsayılmıştır.
89
j’inci hanehalkının tercihleri aşağıdaki gibi verilmiştir:
(4.11)
Burada
toplam ve j’inci hanehalkının t-1 zamanının da dahil olduğu
kendisine özgü bilgisine bağlı olarak beklenti operatörüdür, ct t zamanındaki tüketimi,
hjt t zamanındaki çalışma saatini,
reel nakit balansını ve Qt nominal nakit
balansını göstermektedir.
b> 0 olduğunda, (4.11) tüketim tercihlerinde alışkanlık oluşumuna izin
vermektedir. Führer (2000) ve McCallum ve Nelson (1998) gibi yazarlar bunun parasal
aktarım mekanizmalarının anlaşılmasında önemli olduğunu ortaya koymuşlardır.
Tahmin edilen değerlere göre pozitif para politikası şoku reel faiz oranlarında sürekli bir
düşüş ve tüketimde bir artış ortaya koyup onların görüşünü destekler niteliktedir.
Standart ve zaman içinde farklılaşan tercihlerin olduğu model bu olguya uyumlu
değildir çünkü hanehalkı optimizasyonu düşük reel faiz oranları bugünkü tüketimin
gelecektekine göre daha yüksek olmasıyla ilişkilidir. Fakat model tahminlerine göre
para politikası şokunun ardından bugünkü tüketim gelecekteki tüketime göreli olarak
daha düşük kalmaktadır. Alışkanlıklara dayalı modelde standart modelin etkileri
farklılaşmıştır çünkü fayda fonksiyonunun içinde büyüme oranıyla tüketim düzeyi
değişmektedir. Dolayısıyla, verilerde olduğu gibi düşük faiz oranları bugünkü tüketimin
gelecektekine göre daha yüksek olmasıyla ilişkilidir.
Hanehalkının varlık denklemi aşağıdaki gibi gösterilir:
(4.12)
Burada Mt hanehalkının t dönemi başındaki para stoku, Wj,thj,t t zamanındaki
işgücü geliridir. Ayrıca,
, Dt ve Aj,t sırasıyla fiziki sermaye stokunu, firma karlarını
ve t zamanında duruma bağlı menkuller alınması dolayısıyla elde edilen net nakit
girişlerini göstermektedir. μt değişkeni kişi başına para stokundaki brüt büyüme oranını
gösterir.
ise para otoriteleri tarafından hanehalkına yapılan götürü
90
ise Rt nominal faiz oranına göre
usulü ödemelerin miktarıdır.
hanehalkının finansal aracılara mevduat olarak verdiği miktardır.
Ptct dışında (4.12)’de kalan terimler hanehalkı tarafından sahip olunduğu
varsayılan fiziki sermayeyi göstermektedir. Hanehalkının sermaye stoku aşağıdaki
denkleme göre gelişmektedir:
(4.13)
Burada δ fiziksel yıpranma oranı ve it t zamanında satın alınan yatırım mallarını
göstermektedir. F fonksiyonu gelecek dönemde, geçmiş ve şimdiki yatırımı kullanılan
sermayeye dönüştürecek teknolojidir.
Sermaye, kt, fiziki sermaye stoku ile aşağıdaki şekilde ilişkilidir:
Burada ut hanehalkı tarafından belirlendiğini varsaydığımız sermayenin kapasite
kullanım oranını gösterir. (4.12)’deki
hanehalkının sermaye arzı sonucu elde
ettiği gelirleri gösterir. Artan, dışbükey fonksiyon
, kapasite kullanım oranı ut
olarak belirlendiğinde tüketim malları cinsinden maliyeti gösterir. Sermayenin esnek
olarak kullanılmasının iki sebebi vardır: Birincisi, sermayenin kira oranındaki
dalgalanmaları azaltarak marjinal maliyetlerini azaltmakta, ikinci olarak ise pozitif bir
para politikası şokunun ardından emek verimliliğindeki düşüşü azaltmaktadır.
Bu bölümün geri kalanında hanehalkı için birinci derece koşullar tartışılacaktır.
ct için birinci derece koşul aşağıdaki gibidir:
(4.14)
Burada
’dir ve vt bir liranın hanehalkı için marjinal fayda değeridir. vt,
değişkeni (4.12)’de hanehalkı probleminin Lagrange gösterimindeki çarpandır. vt’nin
şimdiki dönemde gerçekleşen μt’nin fonksiyonu olduğu doğrulanmaktadır. Ayrıca, uc,t t
zamanındaki tüketimin marjinal faydasının gerçekleşen değeridir:
(4.15)
(4.14)’ye göre belirsizlik olmadığında ψt tüketimin marjinal faydasıdır.
91
Mt+1 için birinci derece koşullar ise aşağıdaki gibidir:
(4.16)
Bu denklem şimdiki dönemde bir liranın değerinin gelecek dönemlerde finansal
piyasalarda değerlendirilen bir liranın getirisinin değerinin bugüne indirgenmiş haline
eşit olduğunu göstermektedir.
5.2.3.5 . Ücret Kararı
Erceg, Henderson Levin (2000)’dekine benzer şekilde hanehalkı farklılaştırılmış
emeğin,hjt, tek sağlayıcıdır.
Bunu aşağıdaki teknolojiyi kullanarak toplam emek
girdisine Lt dönüştüren temsili tam rekabetçi firmaya satar:
hjt için talep eğrisi aşağıdaki gibidir:
(4.17)
Burada Wt (4.18)’de gösterilen denklem ile bireysel hanehalkı ücretleriyle, Wjt
ilişkili olan toplam ücret oranıdır.
(4.18)
hanehalkı Lt ve Wt’yi veri olarak alır.
Hanehalkı ücret oranlarını belirlerken firmalar tarafından fiyat belirlemede
kullanılan mekanizmanın benzerini kullanır. Her dönem hanehalkı nominal ücretini
yeniden optimize edebilmek amacıyla, 1-ξw sabit bir olasılıkla karşılaşır. Buna göre,
j’inci hanehalkının ücretini aşağıdaki denkleme göre belirlemektedir:
92
(4.19)
5.2.3.6. Reel Balanslar
Qt için hanehalkının birinci derece koşulu:
(4.20)
Bu tanımlama şimdiki dönemde para büyüme oranında olası tüm gerçekleşmeler
için geçerlidir, çünkü nakit balansı kararı şimdiki dönemde parasal büyüme oranı
gerçekleştikten sonra verilmektedir. (4.20)’ye göre nakit balansı olarak tutulan bir
liranın marjinal faydası finansal aracılara verilen bir liranın marjinal faydasına eşit
olmak durumundadır. (4.20) no’lu denklem modeldeki para talebi denklemidir.
5.2.3.7. Yatırım
ve it için birinci derece koşullara göre:
(4.21)
(4.22)
Burada Fj,t F(it,it-1)’nin j’inci (j=1,2) elemanına göre kısmi türevidir. Ayrıca,
Pk',t i tüketim biriminden t dönemi için yatırım ve sermaye kullanım kararının verildiği
zamandaki
biriminin gölge değeridir. Bu da t dönemi başında
için piyasa
olduğunda çalıştırılan sermayenin fiyatıdır.
için Euler denklemini anlamak için (4.21)’in sol tarafının
’nin bir birim
tüketimi için harcamanın marjinal maliyeti olduğu, sağ tarafın ise bu yatırımın getirisi
olduğu belirtilmelidir. Köşeli parantez içindeki açıklama ise tüketim malları cinsinden
sermayenin getiri oranıdır, diğer terim getiriyi marjinal fayda birimine çevirmektedir.
it için Euler denklemini anlamak için (4.22)’de sol tarafın bir birim yatırım
malının marjinal maliyeti olduğunu bilmek gerekir. Burada tüketim cinsinden yatırım
malları fiyatının birim değerde olduğu gerçekliği kullanılmıştır. (4.22)’nin sağ tarafında
93
ise her ek birim yatırım malının
’dan F1,t
malların fayda cinsinde değerleri
ek
birim ürettiği görülmektedir. Bu
olarak verilmiştir. it’deki artış bir
sonraki dönemde F2,t+1 tarafından üretilen çalıştırılan sermaye miktarını da
etkileyecektir. (4.22)’deki son terim bu ek sermaye mallarının fayda değerini
ölçmektedir.
5.2.3.8. Sermaye Kullanımı
Hanehalkının sermaye kullanımıyla ilişkili Euler denklemi aşağıdaki gibidir:
(4.23)
Bu ifadeye göre kullanımın arttırılmasından elde edilecek beklenen marjinal
fayda bununla ilişkili beklenen marjinal maliyete eşit olmalıdır. Stokastik olmayan
durağan durum için bu ifadeyi doğrusallaştırırsak:
(4.24)
Burada,
,
’yı ifade etmektedir ve
sırasıyla durağan durumda a’nın
birinci ve ikinci türevlerini göstermektedir. Buradan görülebileceği gibi
değerlerinde j>1 için
sermaye kullanımına ve
olmaktadır. st+j
’nin küçük
’nin artan fonksiyonu olduğundan
’nın düşük değerlerine izin verilmesi para politikası şoku
karşısında marjinal maliyet ve enflasyonun tepkilerini azaltmaktadır.
5.2.3.9. Para ve Maliye Politikaları
Çalışmada para politikası (4.1) ile gösterilmiştir. Bu kuralın anlamı para
otoritesinin
’yi bu denklemin geçerli olması şeklinde uyarlayacağıdır. Bu
da şimdi ve geçmişte ekonomide oluşan şoklara karşı
’nin belirli bir şekilde tepki
vermesini gerektirmektedir. Ele alınan tek şok para politikası kaynaklı olduğundan,
modele uyarlanan para politikası aşağıdaki gibidir:
(4.25)
94
Burada , μ paranın ortalama büyüme oranını ve
şoku karşısında
t zamanındaki para politikası
’nin tepkisini göstermektedir. Son olarak, devletin götürü
vergileri kullanabildiği ve Ricardo’cu maliye politikaları izlediği varsayılmaktadır.
Böyle bir politikayla vergi politikaları enflasyon ve diğer ekonomik değişkenler
üzerinde etkisizdir. Sonuçta, maliye politikalarının detaylarını açıklamaya gerek
kalmamaktadır.
5.2.3.10. Ödünç Piyasası, Kaynak Kısıtı ve Denge
Finansal aracılar hanehalkından Mt-Qt ve transfer, para otoritesinden ise (μt-1)Mt
alırlar.
Burada denge koşulu
’dır. Finansal aracılar bütün paralarını borç
olarak aramalı üreten firmalara verir ve bu fonları Lt’yi ödemek için kullanırlar. Ödünç
piyasası aşağıdaki durumda temizlenir:
(4.26)
Bu denklem hanehalkının para talebi denklemi ile birlikte kullanıldığında pozitif
bir para politikası şoku karşısında faiz oranlarının tahmin edilen tepkisinin neden
negatif olduğu anlaşılacaktır. Modelde para arzındaki artış hanehalkı tarafından
anlaşılır, çünkü firmaların para talebi, WtLt, şok bir politikaya tepki vermez. Bu da
tüketim, yatırım ve sermaye kullanımının şok politikadan önce belirlendiği varsayımını
yansıtır, Lt önceden belirlenmiştir. Wij para politikası şokuna tepki vermediğinden,
(4.18)’deki Wt’de önceden belirlenmiştir. (4.26)’dan görülebileceği gibi t dönemindeki
para girişi hanehalkının nakit şeklinde tuttukları para miktarını, Qt, arttırarak tamamen
ekonomiye dahil edilir.
Qt’deki artışın Rt üzerindeki etkisini anlamak için ψt’nin sabit olduğu
varsayılmaktadır. Pt önceden belirlendiğinden, Qt’deki artış reel balanslarda artış yaratır.
(4.20)’ye göre hanehalkının Qt/Pt’yi arttırması için Rt düşürülmelidir. Pratikte model
parametrelerinin tahmin edilen değerleri ψt göreli olarak parasal şoka küçük bir tepki
vermektedir. Sınırlı katılımın olduğu standart modelde Rt’de azalış görülür, çünkü para
arzındaki artışın tamamı ajanlar alt kümesi tarafından emilir. Bu modellerin aksine,
burada hanehalkı nakit olarak bu artışı elde etmektedir.
95
Son olarak, diğer şeyler sabitken faiz oranında bir düşüş marjinal maliyeti
azaltır. Bu da modelde pozitif bir para şoku karşısında enflasyonun ataletli bir tepki
oluşturmasına yardım eder.
5.2.3.11. Fonksiyonel Form Varsayımları
Faydayı oluşturan fonksiyonların aşağıdaki gibi olduğunu varsayılmaktadır:
(4.27)
Ayrıca, yatırım uyarlama maliyetleri aşağıdaki gibi verilmiştir:
ve
özelliklerini sağlamak için S fonksiyonu
sınırlanır. Varsayımlara göre stokastik olmayan durağan durumda F1=1,F2=0 olur.
Böylelikle (4.22)’ye göre
uyarlama
maliyeti
gerçekleşir. Modelin durağan durumu
parametresine, ,
dayanmamakta
modelin
dinamikleri
bu
parametreden etkilenmektedir. Çözüm prosedürü verildiğinde analizde S fonksiyonunun
diğer özelliklerinin açıklanmasına gerek yoktur.
Sermaye kullanım fonksiyonu üzerine iki sınırlama getirilmiştir. Birincisi,
durağan durumda ut=1 olmalıdır, (4.22) kullanılarak bu
’a denktir. İkincisi,
a(1)=0 varsayılmıştır, varsayımlara göre modelin durağan durumu
’den bağımsızdır ve
dinamikler
bu
parametreye
dayanmamaktadır.
Çözüm
prosedürüne
göre
a
fonksiyonunun diğer özelliklerinin tanımlanmasına gerek yoktur.
5.3. Politika Değişikliklerinin İncelenmesi
DSGD modellerinin tahmininde literatürde farklı yaklaşımlar vardır. Bayesyen
tahmin yöntemi ve VAR fonksiyonundan elde edilen etki tepki fonksiyonları arasındaki
96
minimum uzaklığı temel alan yaklaşım Çebi (2011) açısından kalibrasyon, GMM
(General Method of Moments) veya olabilirlik yöntemlerine göre şu açılardan üstündür:
•
İlk olarak, Bayesyen tahmin yöntemi bir başlangıç dağılımı kullanabilme olanağı
verir.
•
İkinci olarak, genel denge yaklaşımının kullanımına olanak verir, çünkü
Bayesyen yaklaşım sistem temellidir.
•
Küçük örneklemlerde Bayesyen yaklaşım GMM veya maksimum olabilirlik
yöntemine göre daha iyi sonuç vermektedir.
Klasik yaklaşımda parametre sabit olarak kabul edilirken Bayesci yaklaşımda
parametre rastgele değişken olarak kabul edilir. Bunun yanı sıra klasik yaklaşım, sadece
örneklem bilgisini kullanırken, Bayesci yaklaşım örneklem bilgisinin yanında ön bilgiyi
de kullanır. Bayesyen istatistiğe göre ilişkiler belirsizlik olasılıklarla ifade edilmelidir.
Bayesyen paradigma olasılık sayesinde olayları anlamaya, idare ve kontrol etmeye
çalışır. Klasik yaklaşım varsayımlar doğrultusunda söz konusu ilişki hakkındaki
belirsizliği, sıklıklarına göre değerlendirerek, kabul edilmesi ya da edilmemesi yönünde
karar verir. Bayesyen istatistikte olasılık “tümevarım olasılığı”dır. Amaç denemeler ve
doğrulamalar yapılarak en yüksek olasılığa (1 olasılığına) yani kesinliğe ulaşmaktır.
Klasik yaklaşımında ise yanlışlama esas olduğundan amaç “0” olasılığına ulaşmaktır.
Parametre, Bayesyen yaklaşımda olasılık dağılımı olan bir rastlantı değişkeni
gibi düşünülmektedir. Bu doğrultuda parametrenin tahmincisi için bir ön olasılık
dağılımı belirlenir. Mevcut veri ile birleştirilerek parametre tahmincisinin ardıl olasılık
dağılımı (posterior) elde edilir ve parametre ile ilgili tüm çıkarsama işlemleri son
dağılıma dayanarak yapılır. Parametrenin nokta tahmini ise ardıl dağılımın ortalamasıdır
(posterior mean).
Klasik yaklaşımda ise parametre, bilinmeyen bir sabit olarak görülür.
Parametre tahmini sadece eldeki veriye dayanarak hesaplanır.
Klasik yaklaşımda
deneme sonunda hesaplanan değer, en iyi tahmin olarak nitelendirilir. Klasik yaklaşım
örnekten elde edilen bu en iyi tahminin, değişmez bir değer olduğunu iddia etmez.
Klasik yaklaşımda yeterli istatistiğin ilgili tüm bilgiyi içermesi sezgisinden
hareket edilerek yeterlilik tahmincinin değerlendirmesinde bir kriter olarak nitelendirir.
Ancak kanıt anlamında açıklamaları yoktur. Bayesyen yaklaşıma göre ise kaynak Bayes
97
Teoremidir. Bayesyen analizde Klasik görüşün iddia ettiği gibi yansızlık gerekli
görülmez, çünkü Bayesyen yaklaşımda parametre tanımını farklı yapılmaktadır.
Türkiye için henüz kabul edilmiş bir DSGD modeli bulunmamakla birlikte
yakın zamanda Çebi (2011) ve Alp ve Elekdağ (2011) çalışmalarıyla birlikte TCMB
tarafından bu altyapının oluşturulmaya başlandığı görülmektedir. Bunların dışında
Türkiye için DSGD modelleme örnekleri Canova ve Favero (2007) ve Huseynov(2010)
çalışmalarında yapılmıştır. Huseynov (2010) çalışmasında kur çapası hedeflemesinden
enflasyon hedeflemesine geçiş sürecinde her iki durumda parasal şokların reel
değişkenler üzerindeki etkisini incelemiş ve merkez bankasının rejim değişikliğinden
sonra enflasyonist şokların etkisini engelleyerek çıktı ve tüketimde istikrarı sağladığı
sonucuna ulaşmıştır.
Canova ve Favero (2007) çalışmasında esas olarak Avro
Alanındaki parasal şokların aktarım mekanizması incelenmiş ve potansiyel bir Avrupa
Birliği üyesi olan Türkiye’nin önce Avrupa Birliği’ne sonra Avro alanına girmesi
sonucu karşılaşacağı etkiler araştırılmıştır. Analiz Avrupa Birliği üyeliği ve Avro
Alanına girişle birlikte çok yüksek ekonomik getiriler beklenmemesi gerekliliğini ortaya
koymuştur. Çebi (2011) ise Lubik ve Schorfheide (2007) çalışmasından hareketle
Türkiye için para ve maliye politikalarının karşılıkla etkileşimleri ve ekonomide
istikrarın sağlanmasındaki rollerini dar bir DSGD modeli çerçevesinde incelemiştir.
Parasal otoritenin çıktı açığına tepkisinin enflasyona tepkisine göre daha zayıf olduğu,
maliye politikasının borç istikrarına yardımcı olduğu ancak çıktı açığına tepki vermediği
sonucuna ulaşmıştır. Alp ve Elekdağ (2011) çalışmasında ise Türkiye’de enflasyon
hedeflemesinin dalgalı kur sistemiyle desteklenmediğinde bugünkü daralmanın
boyutlarının ne kadar derinleşebileceği araştırmışlardır. TCMB’nin faiz indirimleri ve
esnek kur rejiminin küresel krizin etkilerini önemli ölçüde yumuşattığı, esnek kur
sisteminin olmadığı durumda ise daralmanın etkilerinin önemli ölçüde derin olacağı
sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmamızda ise önceki çalışmalardan farklı olarak yapısal
dönüşüm, küresel kriz ya da Avrupa Birliği’ne üyeliğin etkilerinin incelenmesi gibi
konular dikkate alınmamış DSGD analizinde öncü çalışmalardan biri olarak kabul
edilen Christiano, Eichenbaum ve Evans (2001) çalışması temel alınarak daha genel bir
modelleme çerçevesinde Türkiye’de mevcut koşullarda parasal şokların etkileri
incelenmiştir.
98
Öncül değerlerin tespit edilmesinde öncelikle parametrelerin alabileceği değerler
dikkate alınarak sahip olacakları dağılımlar belirlenmiştir. Sıfırla bir arasında değer alması
beklenen parametrelerin literatüre uygun olarak beta dağılımı izleyeceği varsayılmıştır.5
Pozitif değerler alması beklenen parametrelerin gamma dağılım izleyeceği ve
sınırlandırılmamış parametrelerin normal dağılıma sahip olacağı varsayılmıştır.6
Parametre dağılımları ile ilgili varsayımların belirlenmesinden sonra öncül değerler
Türkiye için daha önce yapılmış çalışmalar dikkate alınarak seçilmiştir.7 Calvo
parametreleri ( ücret ve fiyat yapışkanlığı) Çebi (2011) ve Alp ve Elekdağ (2011)’le
uyumlu olarak yılda iki kere fiyat uyarlaması olacağını ifade eden 0,5 değeri olarak
belirlenmiştir.8 Faiz oranı politika parametresi Çebi (2011) çalışmasında belirtildiği gibi
Lubik ve Schorfheide (2007) çalışmasına uygun olarak 0,5 seçilmiştir. 9 Para politikası
kuralıyla ilgili parametreler ise Taylor kuralına uygun olarak enflasyon tepkisi için Çebi
(2011) çalışmasında Lubik ve Schorfheide (2007) çalışmasına uygun olarak 1,5 değer
alırken, Alp ve Elekdağ(2011) çalışmasında 1,4 olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda
enflasyon ve çıktı için Taylor kuralı parametreleri sırasıyla 1,5 ve 0,5 olarak
belirlenmiştir. Faiz oranının çıktı açığı üzerindeki geribildiriminin öncül ortalama
değerinin 0,5 olarak belirlenmesiyle Çebi (2011)’e benzer şekilde merkez bankasının
faiz oranı değişikliğinin çıktı açığı üzerindeki etkisi hafifletilmiştir. Durağan durum
marjinal maliyet ve durağan durum sermaye emek oranı parametreleri ise Alp ve
Elekdağ (2011) çalışmasına uygun olarak seçilmiştir. Diğer parametrelerin öncül
değerlerinin Blanchard-Kuhn koşullarıyla tutarlı öncül değerler tespit edilmesi için
5
Modelimizdeki emek ve fiyat yapışkanlığı, hanehalkının emek piyasasındaki etkisi, davranışsal parametreler, emek-arz
parametresi, kapasite kullanım oranı ile sermaye getirisi arasındaki ilişki, faiz ile nakit talebi arasındaki ilişki, durağan durum
marjinal maliyet ve faiz oranı politika parametresi değerlerinin birden büyük olması beklenmemektedir.
6
Durağan durum nominal faiz oranı, indirgeme parametresi, enflasyon tepkisi için Taylor kuralı, durağan durum parasal büyüme
oranı, durağan durum M2, durağan durum M1, durağan durum nominal ücret, durağan durum emek arzı parametrelerinin pozitif
değer alması beklenmektedir. Çıktı tepkisi için Taylor kuralı ve yatırım esnekliğinin tersi parametrelerinin ise sınırlandırılmamış
olması beklenmektedir.
7
8
9
Bknz. Çebi(2011), Alp ve Elekdağ (2011).
Ortalama uyarlama süresi
1 formülüyle bulunur.
1− δ
Bu parametrenin öncül değeri Alp ve Elekdağ (2011) çalışmasında 0,7 olarak belirlenmiştir.
99
Bukhari
ve
Khan
(2008)’e
benzer
şekilde
Genel
Duyarlılık
Analizinden
faydalanılmıştır.10
Bu çerçevede elde edilen parametre değerleri için başlangıç değerleri kabul
edilerek, ikinci aşamada EK 2’de yer alan verilerle tahmin yapılarak etki tepki
fonksiyonları çıkarılmıştır. Parametre tahmin sonuçları ise Tablo 12’de listelenmiştir.
Tablo 12
Parametre Dağılımları
parametreler önsel ort. ardıl ort. Güven aralığı dağılım
ξp
0,500
0,5076
0,5033 0,5117 beta
Standart sapma Tanım
fiyat yapışkanlığı
0,0100
ξw
0,500
0,5069
0,4978 0,5134 beta
0,0100
ücret yapışkanlığı
ρπ
1,500
1,5042
1,5020 1,5068 gamm
0,0100
enflasyon tepkisi için Taylor kuralı
ρy
0,500
0,5128
0,5056 0,5207 norm
0,0100
çıktı tepkisi için Taylor kuralı
R
0,020
0,0151
0,0130 0,0166 gamm
0,0050
Durağan durum nominal faiz oranı
λw
0,020
0,0098
0,0073 0,0119 beta
0,0050
hanehalkı emek piyasası etkisi
0,030
0,0387
0,0353 0,0424 gamm
0,0050
M
0,040
0,0454
0,0421 0,0482 gamm
0,0050
durağan durum parasal
oranı
durağan durum M2
q
0,030
0,0227
0,0197 0,0258 gamm
0,0050
durağan durum M1
w
0,020
0,0174
0,0153 0,0193 gamm
0,0050
durağan durum nominal ücret
l
0,020
0,0208
0,0189 0,0235 gamm
0,0050
durağan durum emek arzı
b
0,040
0,0588
0,0571 0,0603 beta
0,0050
davranışsal parametre
χ
0,030
0,0269
0,0249 0,0301 beta
0,0050
davranışsal parametre
σc
0,040
0,0449
0,0429 0,0470 beta
0,0050
Euler emek arz parametresi
0,030
0,0180
0,0149 0,0202 beta
0,0050
σq
0,040
0,0445
0,0428 0,0464 beta
0,0050
kapasite kullanım oranı ile sermaye
getirisi arasındaki ilişki
faiz ile nakit talebi arasındaki ilişki
s
0,800
0,7995
0,7951 0,8035 beta
0,0050
durağan durum marjinal maliyet
ρr
0,500
0,4918
0,4892 0,4948 beta
0,0100
faiz oranı politika parametresi
X
0,070
0,0728
0,0702 0,0759 norm
0,0050
yatırım esnekliğinin tersi
μ
σa
büyüme
Şoklara ait dağılımlar EK 3’de yer almaktadır. Tahmin sonuçları seçilen bazı
büyüklükler dikkate alınarak incelendiğinde, Calvo parametreleri ξp ve ξw, fiyat ile
ücret uyarlamalarının yılda yaklaşık iki defa uyarlandığını ifade etmektedir. Özellikle
krizlere açık ve uzun dönemler boyunca yüksek enflasyon gözlenmiş ekonomilerde
10
Genel Duyarlılık Analizi (Global Sensitivity Analysis) hangi yapısal parametrelerin DSGD modelinin istikrarı ve
belirlenebilirliği için uygun olduğunun tespit edilmesinde kullanılmaktadır. DSGD modellerinde tek bir sonucun olması gerekliliğini
ortaya koyan Blanchard-Kuhn koşullarının modeli belirsizlik ve çözümsüzlüğe götüren öncül değerler verilmesiyle ihlal edilmesi
modelin çözümünü imkansız kılmaktadır.
100
için fiyat uyarlamaları genellikle sık olmaktadır. Elde edilen sonuç, fiyat için Çebi
(2011) ve ücret için Alp ve Elekdağ (2011) ile de tutarlıdır. Ancak, ücret için tutarlılık,
özellikle sözü geçen ikinci çalışmada kullanılan veri aralığı ve kriz döneminin
incelendiği çerçevesinde dikkate alınmalıdır.
ρπ ve ρy ele alındığında, tahmin sonuçları parasal otoritenin çıktı açığı
maliyetiyle aktif bir politika izlediğini ifade eder (Çebi, 2011, s.11). Bir başka ifade
ile parasal otoritenin politika oluştururken, enflasyona daha duyarlı olduğunu, ancak
çıktı açığına karşı da daha zayıf olmakla birlikte, politika uyarlaması yaptığını ifade
etmektedir. Elde edilen sonuçlar, Çebi (2011) ile tutarlı olmakla birlikte, söz konusu
çalışmada 1,75 olarak bulunan parametre, tahmin sonrasında çalışmamızda 1,5042
olarak bulunmuştur. ρr olarak ifade edilen faiz oranı politika parametresi ise,
yukarıdaki çalışmalardan daha düşük bulunmuştur. Daha önce de ifade edildiği üzere
aşağıda yer alan etki tepki fonksiyonları, parametreler için başlangıç (prior) değerler
belirlenerek, modeli durağan duruma ulaştıracak parametre değerlerini elde edebilmek
için Metropolis-Hastings yöntemine göre yapılan iterasyon sonucu elde edilen ardıl
parametrelerle EK 2’de yer alan veriler kullanılarak yapılan tahmin sonucu elde
edilmişlerdir. Tablo 13, etki tepki fonksiyonunda yer alan değişkenleri özetlemektedir.
Tablo 13
Etki Tepki Fonksiyonundaki Değişkenler
dpi
enflasyon
w
reel ücretler
s
reel marjinal maliyet
p_ki
sermayenin marjinal verimliliği
qbar
dolanımdaki para/M1
l
emek
q
dolanımdaki reel para
h
alışkanlıklar
r
nominal faiz oranı
kbar
durağan durum sermaye stoku
m
para arzı/m2
k
sermaye hizmetleri
mu
M2 büyüme oranı
i
sermaye yatırımı
psi
tüketimin marjinal faydası y
çıktı
c
tüketim
u
kapasite kullanım oranı
rk
sermayenin getirisi
wbar nominal ücretler
101
a) wbar
j)
b) w
d) l
e) h
g) k
h) i
dpi
m) q
Şekil 15. Ardıl etki tepki fonksiyonları
k) s
n) r
c) p_ki
f)
kbar
i)
l)
qbar
o) m
y
102
s)
mu
p) u
r) psi
t)
q) c
rk
(Şekil 15’in devamı)
Yukarıda yer alan etki tepki fonksiyonları incelendiğinde, genel olarak
parasal bir şoka uyarlamanın 10 dönemden (üçer aylık veriler kullanıldığı için
yaklaşık 30 ay) daha kısa sürdüğü gözlenebilir. Parasal bir şok, çok kısa bir süreçte
enflasyonu arttırırken, nominal faiz oranlarını da yükseltmektedir (Şekil 15; j,n). dpi
olarak ifade edilen enflasyon, parasal bir şok sonucunda, çok kısa süreli bir artıştan
sonra, uzun dönem dengesine doğru gerilemektedir. Enflasyonun yükseldiği süreçte
nominal faiz oranları(r) da yükselmekte, enflasyon tekrar uzun dönem dengesine
gerilerken, faiz oranları da düşmektedir. Nominal faiz oranlarındaki hareket, Fisher
denklemine de uygundur. Dolanımdaki paranın M1 parasal büyüklüğüne oranını ifade
eden qbar ve reel para arzı (q), çok kısa süreli bir azalıştan sonra yükselerek, yaklaşık
beş dönemde uzun dönem dengesine ulaşmaktadır (Şekil 15; l, m). m olarak ifade
edilen para arzının M2 parasal büyüklüğüne oranı, qbar ve q ile eşanlı olarak
düşmektedir (Şekil 15; o). qbardaki düşüş, M1 de artışa işaret ederken, mu olarak
tanımlanan M2’nin büyüme oranındaki ilk aşamadaki azalış, bunu destekler
niteliktedir (Şekil 15; p). Bunun sebebi, parasal bir şok sonucu beklentilerin
uyarlanması sürecinde nakit ve vadesiz mevduat gibi likit tercihinde artış olabileceği
gibi; artan nominal faiz oranlarına karşılık, reel faiz oranlarında M2 artışını
103
hızlandıracak düzeyde bir değişikliğin ortaya çıkmaması da olabilir. s parametresi ile
gösterilen reel marjinal maliyetteki değişiklik ikincil nedeni doğrular niteliktedir
(Şekil 15; k). Enflasyon ve nominal faiz oranlarındaki hızlı artışla birlikte, reel
marjinal maliyet de yükselmekte, ancak M2 nin büyüme oranında olduğu gibi, beş
dönemden daha kısa bir dönem içinde yeniden başlangıç seviyesine dönmektedir.
Parasal şokun nominal ücretler (wbar) ve reel ücretler (w) üzerindeki etkisi de
kısa dönemlidir (Şekil 15; a,b). Parasal bir şokla birlikte gerek nominal ücretler
gerekse de reel ücretler, enflasyondaki artış ile eşanlı olarak ani bir düşüş
göstermekte, ancak çok kısa süreli bir düşüşün ardından yükselmeye başlayarak birkaç
dönem içerisinde uzun dönem dengesine ulaşmaktadır. Ücretlerin uyarlanma sıklığını
ifade eden ξw (Tablo 12) için yapılan açıklama ile tutarlı olarak, enflasyondaki artış,
reel ücretleri düşürürken, nominal ücretler, yaklaşık altı ayda yeniden uyarlanarak reel
ücretlerle birlikte yükselmeye başlamakta ve on dönemden daha kısa sürede uzun
dönem dengesine ulaşmaktadır. Parasal şokla birlikte çıktıda (y) meydana gelen ani
artış, reel ücretlerdeki (w) düşüşe bağlı olarak emek (l) istihdamında ve kapasite
kullanım oranında (u) çok kısa dönemli bir artış ile karşılanmaktadır (Şekil 15; i,d,t).
Reel ücretler (w) ve nominal ücretler (wbar) ücretler yükselmeye başlarken, çıktı (y)
ve emek (l) istihdamı da azalmaya başlayarak, uzun dönem dengesine ulaşmaktadır.
Uyarlama, emek (l) için nominal ve reel ücretlerle aynı sürelidir.
Çıktıdaki (y) düşüşle birlikte, kapasite kullanım oranı (u), çıktıdaki azalıştan
daha fazla azalmakta, çıktı yavaşça uzun dönem dengesine uyarlanırken, kapasite
kullanım oranı da daha hızlı artmaktadır.Bu durum, firmaların talep değişikliklerini,
üretken kapasiteyi arttırmak yerine, kısa süreli istihdam artışı ile mevcut kapasiteyi
daha fazla kullanarak karşıladıkları izlenimi vermektedir. Şekil 15; h’de, (i) ile ifade
edilen yatırımların hareketi bu durumu destekler gibidir. Yatırımlar ani bir düşüşle
birlikte, birkaç dönem sonra yavaşça toparlanarak uzun dönem dengesine gelmekte;
ancak parasal bir şokun fiziki sermaye stoku (k) üzerindeki etkisi kırk dönem boyunca
(120 ay) boyunca devam etmektedir (Şekil 15; g). Sermaye stoku ancak onuncu
dönemden sonra yeniden artmaya başlamaktadır. p-ki olarak tanımlanan sermayenin
marjinal verimliliği, kapasite kullanım oranı ve sermaye stoku ile benzer bir patika
izlemektedir. Parasal bir şokla birlikte sermayenin marjinal verimliliği ilk birkaç
dönemde hızla azalmakta, sonra yavaşça artarak kırk dönem boyunca daha düşük bir
104
düzeyde devam etmektedir. Sermaye stoku ise, ilk başta hızla azalmakta, bununla
birlikte, onuncu dönemden başlamak üzere yavaşça artmaktadır. Sermaye stokundaki
harekete paralel olarak sermayenin getirisi (rk) de, ani bir artış göstermekte, çok kısa
bir süreçte yeniden azalışa geçmekte ve yaklaşık beş dönem içinde uyarlanarak tekrar
uzun dönem dengesine doğru yükselmektedir (Şekil 15; v). Bu bulgular,kapasite
kullanım oranındaki artışın kaynağının mevcut kapasitenin optimumun üzerinde
kullanıldığını doğrular nitelikte olup, yatırımlardaki (i), azalış, bu argümanı
desteklemektedir.
Reel ve nominal ücretlerdeki azalışla birlikte tüketim (c) hızla azalmakta,
sonra kısa bir artışla birlikte daha düşük bir seviyede dönemler boyunca devam
etmektedir (Şekil 15; s). Buna paralel olarak tüketimin marjinal faydası da (psi) hızlı
bir artışla birlikte kırk dönem boyunca yüksek bir düzeyde seyretmektedir (Şekil 15;
p). Bununla birlikte, hanehalkı alışkanlıklarını ifade eden h değişkeni kısa dönemde
çok derin kırılmalar göstererek uzun dönem dengesine hareket etmektedir (Şekil 15;
e). Bu durum alışkanlıkların hızlı uyumlandığını ima eder niteliktedir. Genel olarak
etki tepki fonksiyonları çerçevesinde ele alındığında parasal bir değişimin etkisi,
tüketimde azalış ve reel ücretlerdeki başlangıç düzeyine göre düşüşle beraber, artan
nominal faizlerle birlikte sermaye stokundaki azalıştır.
105
ALTINCI BÖLÜM
SONUÇ
6.1.
Sonuç ve Öneriler
Merkez Bankası, 1998 yılından itibaren enflasyonla mücadeleyi öncelikli
hedef olarak belirlemiş, ancak uyguladığı para politikası ile maliye politikası bu
süreçte genel olarak tutarsız olmuştur. Bunun sonucu olarak Merkez Bankası bir
yandan kamu borçlanma ihtiyacını dengelemeye yönelik, nihai sonuçları para çarpanı
üzerinde etkili olan politikalar uygularken, öbür yandan krizlerle mücadele etmeye
çalışmıştır. 1997 yılından 1999 yılına kadar kamuya açılan krediler kontrol altında
tutulabilirken, aynı yılın başından itibaren kamuya açılan kredilerdeki artışla birlikte,
döviz kuru çapasına dayalı enflasyonla mücadelenin sürdürülemez hale gelmesi, 2001
yılından itibaren Merkez Bankası’nın yeniden yapılandırılarak bağımsızlığının
arttırılması ile sonuçlanmıştır. Bağımsızlık, enflasyonla mücadelede güvenilirliğin
kazanılması için önemli bir unsurdur. Böylece Merkez Bankası, 2006 yılından itibaren
dalgalı kur rejimine dayalı açık enflasyon hedeflemesine geçerken, alınan tedbirlerle
birlikte mali disiplin sağlanmış ve maliye politikası para politikası ile uyumlu hale
getirilmeye çalışılmıştır.
Bununla birlikte, daha önce de ifade edildiği gibi, para çarpanı sadece dalgalı
olmakla kalmayıp, 2001-2010 aralığında oldukça yüksek bir düzeydedir. 1985-2000
aralığında ortalama olarak 3,3 değerinden, 2001-2011 aralığında 5 düzeyine çıkmıştır.
Bunun anlamı, parasal tabanı değiştiren herhangi bir politikanın para arzında çok
büyük değişiklikler yaratabileceğidir. Enflasyon hedeflemesinde genellikle parasal
taban çapa olarak kullanılırken, Merkez Bankası’nın para arzı üzerinde kontrolünün
olduğu varsayılır. 1980-2010 aralığında Merkez Bankası geleneksel araçları ile para
çarpanını etkilerken, özellikle 1985 yılından sonra reeskont politikasının etkisi
tedricen azalmış; sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, faizlerin serbest
bırakılması ve türev araçlardaki çeşitliliğin artması, nakit mevduat oranını daha
belirsiz bir hale getirmiş, çarpan da dalgalı ve öngörülemez bir seyir izlemiştir. Para
çarpanı faizlere duyarlı olduğu zaman parasal tabandaki değişikliğin para arzı
106
üzerindeki etkisi çok daha belirsiz olacak, sonuçlar öngörülemez olacaktır. Özellikle
elde edilen simülasyon sonuçlarının geçerliliği para çarpanının istikrarlı olmasını
gerektirir.
Beşinci bölümde elde edilen bulgular, pozitif bir parasal bir şok sonucunda
tüketimde azalış ile birlikte, uzun dönemde sermaye stokunda azalışın varlığıdır. Reel
ücretler azalırken, kapasite kullanım oranı artmakta; bulgular çerçevesinde bu mevcut
kapasitenin optimumun üstünde kullanıldığına işaret etmektedir. Ayrıca genel olarak
parasal şoka uyarlama süreci çok kısadır. Etki tepki fonksiyonlarında dpi olarak ifade
edilen enflasyonun hareketi, uyarlama süresinin kısalığı dışında DiCecio ve Nelson
(2007) tarafından Birleşik Krallık için, 1962 ile 2005 ve 1962 ile 1979 yılları arasında
üçer aylık veriler kullanılarak yapılan DSGD tahmininde, ilk veri seti için elde edilen
sonuçlarla benzerlik göstermektedir. 1980 yılından itibaren Birleşik Krallık’ta yeniden
özelleştirme çalışmaları ile birlikte, fiyat kararları, devlet işletmeleri de dahil olmak
üzere piyasa sinyallerine göre şekillendirilmiştir. Çalışmamızda kullanılan veri seti
1988 ile 2006 aralığını kapsamakta olup, bu dönem özelleştirmenin hız kazandığı
dönemdir ve fiyat kararları daha çok ekonomik ajanlar tarafından belirlenmekte;
uyarlama süresinin kısalığı, beklentilerin akılcı olduğuna işaret eder gözükmektedir.
Bu açıdan ele alındığında, Merkez Bankası’nın ekonomik istikrar, uzun dönemde
büyümenin sürdürülebilmesi için gerekli sermaye yatırımlarının devamlılığı ve
istihdam hedefi açısından parasal şoklar yaratmaktan kaçınması gerekmektedir. Son
krizle beraber, kamu borçlanma gereği tekrar artmaya başlarken, Merkez Bankası’nın
kamu borcunu finanse ederek parasal tabanda bir artış meydana getirmesi durumunda,
sonuçlar öngörülemeyecek ve reel ücretler ve tüketimde azalışla birlikte dönemler
boyu azalan sermaye stoku ile karşılaşılabilecektir. Bu açıdan maliye politikasının
para politikası ile tutarlı olması ve mali disiplinin devam etmesi gerekmektedir.
Benzer şekilde parasal tabanı değiştirebilecek dışsal bir şok, aynı etkiyi
yaratacaktır. 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte, dışa açık bir ekonomi modeline
geçilirken, sermaye hareketleri de giderek artan bir oranda serbestleşmiş ve finansal
piyasalar küresel sisteme daha fazla entegre olmuşlardır. Bu, Türkiye ekonomisini dış
şoklara daha fazla duyarlı hale getiren bir gelişmedir. Özellikle reel sektörde yapısal
sorunları hala barındıran ekonominin dış şoklara karşı duyarlılığının artması, etki
tepki analizi çerçevesinde de ifade edildiği gibi, tüketim ve reel ücretlerde azalma ile
107
sonuçlanabilecek parasal değişimlere karşı duyarlı olması anlamına gelmektedir. Bu
açıdan
çalışmanın,
parasal
şokların
daha
geniş
bir
açıdan
ele
alınarak
değerlendirilmesi gerekmektedir.
DSGD modelleri bu gün birçok belli başlı merkez bankaları tarafından
uyarlanarak kullanılmaktadır. Ekonomiyi bir bütün olarak ele almaları nedeniyle, bir
genel denge analizi niteliğindedirler. Bu açıdan çalışma, farklı şokları da içerecek
şekilde genişletilebileceği gibi, muhtemel bir şoka karşı uygulanacak politikanın
belirlenmesi amacıyla da kullanılabilir. Örneğin davranış kalıplarında meydana
gelebilecek bir değişikliğin etkileri veya verimlilik (Çebi(2011)’de olduğu gibi)
şokunun etkileri ele alınabileceği gibi; model sermaye hareketlerini veya doğrudan
yabancı sermaye yatırımlarını içerecek şekilde genişletilebilir. Fiyat ve ücret
uyarlamalarının ele alınmasına olanak veren DSGD modelleri, söz konusu
parametrelerde meydana gelebilecek değişikliklerin de ele alınabileceği şekilde
genişletilebilir. Ancak elde edilen bulgular yorumlanırken sonuçların geçerli
olabilmesinin, ancak öncüllerin sağlanması dahilinde gerçekleşebileceğine dikkat
edilmelidir.
DSGD modellerinde genel olarak para çarpanının kararlı olduğu varsayılır
veya basitçe ihmal edilir. Özellikle DSGD modelleri, gelişmiş ekonomilerde politika
simülasyonları amacıyla kullanılmaya başlanmışlardır. Bu ülkelerde enflasyon ve
nominal faiz oranları düşük, reel faiz oranları ile nominal faiz oranlarındaki fark da
büyük değildir. Piyasalarla ilgili bilgiye ulaşmak kolaydır. Dolayısıyla, bu ülkelerde
para çarpanını ihmal etmek bir ölçüde anlaşılabilir. Ancak, türev araçların çeşitliliğinin
az olduğu, nominal faiz oranlarının enflasyon oranı ile birlikte genellikle yüksek olduğu
gelişmekte olan ekonomilerde, para çarpanının politika simülasyonları yapılırken
dikkate alınması gerekir. Türev araçlarda ortaya çıkacak herhangi bir değişiklik, nakit
mevduat oranlarında büyük kaymalar ortaya çıkarabilir. Enflasyon bu ülkelerde kendi
başına bir sorundur. Bu sebeple, para çarpanının bir politika uygulanmadan önce,
incelenmesi gerekmektedir. Türkiye için çalışmanın dördüncü bölümünde yapılan analiz
çerçevesinde para çarpanı, 1989 yılından itibaren önemli ölçüde nakit mevduat oranının
etkisinde gözükmektedir. 1985’in dördüncü çeyreği ile 2011’in ikinci çeyreğini
kapsayan üçer aylık veriler kullanılarak yapılan testlerde para çarpanı durağan
çıkmamıştır. Bulgular para çarpanının istikrarlı olmadığına işaret eder nitelikte olup
108
gelişmekte olan ülkelerle ilgili beklentimizi karşılamaktadır. Dolayısıyla DSGD
modelleri ile Türkiye için elde edilen sonuçların geçerli olması, öncelikli olarak
çarpanın kontrol edilebilmesine bağlı olmaktadır. Özellikle, 1989 yılından itibaren
Merkez Bankası’nın geleneksel araçlarının çarpan üzerindeki etkileri azalmıştır. Bu
nedenle, Merkez Bankası mevcut araçları daha etkin hale getirmeli ve yeni araçlar
geliştirerek, çarpanı dolayısıyla para arzını daha etkili olarak kontrol edebilmelidir.
109
KAYNAKÇA
Adolfson, M. ve S. Laséen, J. Lindé, M. Villani, (2007a). Bayesian estimation of an
open economy DSGD model with incomplete pass-through, Journal of
International Economics, 72:481–511, 2.
Adolfson, M. ve S. Laséen, J. Lindé, M. Villani (2007b). RAMSES – a New General
Equilibrium Model for Monetary Policy Analysis, Economic Review, 2,
SverigesRiksbank.
Akdiş, M. (2001). Para Teorisi ve Politikası, İstanbul: Beta Basım.
Alp H. ve S. Elekdag, (2011). The Role of Monetary Policy in Turkey during the Global
Financial Crisis, Working Papers 1110, Research and Monetary Policy
Department, Central Bank of the Republic of Turkey.
Altig, D. E. ve L. J. Christiano, M. Eichenbaum, J. Linde (2005). Firm-specific capital,
nominal rigidities and the business cycle, CEPR Discussion Papers 4858.
Ando, A. ve F. Modigliani (1963). The Life Cycle Hypothesis of Saving: Aggregate
Implications and Tests, The American Economic Review, Vol. 53, No. 1, Part
1, pp. 55-84.
Angeloni, I. ve E. Faia (2009). Tale of Two Policies: Prudential Regulation and
Monetary Policy with Fragile Banks, Mimeo, October 29.
Bakır, C. (2007). Merkezdeki Banka Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Uluslar
arası Bir Karşılaştırma, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Basu, S. ve J.G. Fernald. 1994. Constant Returns and Small Markups in U.S.
Manufacturing, International Finance Discussion Paper, no. 483, Bd.
Governors Fed. Reserve System, Washington, DC.
Bayoumi, T. (2004). GEM: A New International Macroeconomic Model, International
Monetary Fund, Occasional Paper no. 239.
Benes, J. ve T. Hledik, M. Kumhof, D. Vavra (2005). An Economy in Transition and
DSGE: What the Czech National Bank's New Projection Model Needs, The
Czech National Bank Research Department Working paper, 2005/12.
Benito, A. ve J. N.R. Thompson, M. Waldron, R. Wood, (2006). House Prices and
Consumer Spending, Bank of England Quarterly Bulletin, Summer 2006.
110
Bernanke, B.S. ve M. Gertler (1989). Agency Costs, Net Worth, and Business
Fluctuations, American Economic Review, American Economic Association,
vol. 79(1), pages 14-31, March.
Bernanke, B.S. ve M. Gertler, S. Gilchrist, (1999). The financial accelerator in a
quantitative business cycle framework, In: John B. Taylor and Michael
Woodford, Editor(s), Handbook of Macroeconomics, Elsevier, 1999, Volume 1,
Part 3, Pages 1341-1393.
Blaisdell, D.C. (1979). Osmanlı İmparatorluğu’nda Avrupa Mali Denetimi: Düyun-u
Umumiye, İstanbul: Doğu-Batı.
Boivin, J., ve M. Giannoni (2002). Assessing Changes in the Monetary Transmission
Mechanism: A VAR Approach, Federal Reserve Bank of New York Economic
Policy Review, vol. 8, no. 1, pp. 97-11.
Boratav, K. (2003). Türkiye İktisat Tarihi, Ankara: İmge Yayınevi.
Bordo, M.D. (1993). The Gold Standard, Bretton Woods and other monetary regimes;
an historical appraisal, NBER Working Paper Series No:4310.
Brayton, F., ve E. Mauskopf (1985). The Federal Reserve Board-MPS Quarterly
Econometric Model of the U.S. Economy, Economic Modelling, 2, pp. 170292.
Brubakk, L. ve T. Anders, J. Maih, K. Olsen, M. Østnor (2006). Finding
NEMO:Documentation of the Norwegian Economy Model, Staff Memo no
2006–6.
Brubakk, L., ve Sveen, T. (2009). NEMO-A New Macro Model for Forecasting and
Monetary Policy Analysis, Economic Bulletin, 80(1):39–47.
Brumberg R.E., ve F. Modigliani (1954).
Utility Analysis and the Consumption
Function: An Interpretation of Cross-section Data, Post-Keynesian Economics,
ed. by K. Kurihara, New Brunswick, New Jersey: Rutgers University Press.
Bukhari A.H. ve S.U. Khan (2008). A Small Open Economy DSGE Model for Pakistan,
The Pakistan Development Review, Pakistan Institute of Development
Economics, vol. 47(4), s: 963-1008.
Buncic, D. ve M. Melecky (2008). An Estimated New Keynesian Policy Model for
Australia, The Economic Society of Australia, The Economic Record 84, 1-16.
111
Büyükakın, T. (2004).Güvenilir bir Para Politikasının Stratejisi, Kocaeli Üniversitesi
Sosyal Bilimler Dergisi,1-21.
Calvo, G. (1983). Staggered Prices and in a Utility-Maximizing Framework, Journal
of Monetary Economics, 12(3): 383-98.
Canova F. ve C. Favero (2007). Monetary Policy in the Euro Area: Lessons from 5 Years
of ECB and Implications for Turkey, Macroeconomic Polices for Accession
Countries, 2007, edited by E. Basci, S. Togan and J. Vonhagen, s. 79-129.
Capie, F. ve C. Goodhart, S. Fischer, N. Schnadt (1994). The Future of Central
Banking: The Tercentenary Symposium of the Bank of England, Cambridge:
Cambridge University Press.
Caprio, G. ve P. Honohan (1991). The use of Market Instruments for Monetary Policy
Monetary Policy Instruments For Developing Countries, Der:Gerard Cabrio ve
Patrick Honohan.Washington:The World Bank.
Castillo, P. ve C. Montoro, V. Tuesta (2009). MEGA-D: Modelo de equilibrio general
agregado con dolarización parcial para la economía peruana, Documento de
Trabajo 2009–003.Central Reserve Bank of Peru.
Chari, V.V. ve L.J. Christiano, L.J., M. Eichenbaum (1995). Inside Money, Outside
Money and Short Term Interest Rates, Journal of Money, Credit and
Banking, 27(4), Part 2 Nov., pages 1354-86.
Christiano, L.J. ve M. Eichenbaum (1992). Current Real-Business-Cycle Theories
and Aggregate Labor-Market Fluctuations, American Economic Review,
82(3), June, pages 430-50.
Christiano, L.J. ve M. Eichenbaum, C. Evans (1997). Sticky Price and Limited
Participation Models: A Comparison, European Economic Review,Vol. 41,
No. 6, June, pp. 1173-1200.
Christiano, L.J. ve M. Eichenbaum, C. Evans (1998). Modeling Money, NBER
Working Paper 6371.
Christiano, L.J. ve M. Eichenbaum, C. Evans (2001). Nominal rigidities and the
dynamic effects of a shock to monetary policy, NBER Working Paper 8403.
Christoffel, K. ve G. Coenen, A. Warne (2007). Conditional versus Unconditional
Forecasting with the New Area-Wide Model of the Euro Area, papers
112
presented at the Central Bank Workshop on Macroeconomic Modelling 2007,
Norges Bank.
Clarida, R. ve J. Galí, M. Gertler (2002). A simple framework for international
monetary policy analysis, Journal of Monetary Economics, 49:879–904.
Coenen, G. ve V. Wieland (2002). Inflation dynamics and international linkages: A
model of the United States, the Euro Area and Japan, ECB Working Paper
Series 181.
Coenen, G. ve V.Wieland (2005). A small estimated euro area model with rational
expectations and nominal rigidities, European Economic Review, 49:1081–
1104.
Corker, R.J. ve W. Tseng, (1991). Financial Liberalization, Money Demand, and
Monetary Policy in Asian Countries, International Monetary Fund Occasional
Papers 84, International Monetary Fund.
Çağlar, Ü. (2003). Döviz Kurları Uluslararası Para Sistemi ve Ekonomik İstikrar,
İstanbul:Alfa Yayınları.
Çebi, C. ( 2011). The Interaction between Monetary and Fiscal Policies in Turkey: An
Estimated New Keynesian DSGE Model, Working Papers 1104, Research and
Monetary Policy Department, Central Bank of the Republic of Turkey.
Çelebi, K. (1998). Türkiye’deki Ekonomik İstikrarsızlığın Dışsal-Yapısal Nedenleri ve
İstikrar Politikaları, Manisa. Emek Matbaacılık.
Çolak, Ö.F. (2002).
Kriz ve Uluslar arası Para Fonu Politikaları, İstanbul: Alkım
Yayınevi.
Çörtük, O. (2006). Türkiye IMF ilişkileri ve İlişkilerin Hesap Bazında İşleyişi, TCMB
Uzmanlık Tezi.
da Silveira, M.A.C. (2006). A Small Open Economy as a Limit Case of a Two-Country
New Keynesian DSGE Model: A Bayesian Estimation with Brazilian Data,
Instituto de Pesquisa Econimica Aplicada Discussion Paper No. 1252a.
Dib, A. ve M. Gammoudi, K. Moran (2008). Forecasting Canadian Time Series with
the New Keynesian Model, The Canadian Economics Association, Canadian
Journal of Economics 41, 138-165.
DiCecio, R. ve E. Nelson (2007). An Estimated DSGE Model for the United Kingdom,
Federal Reserve Bank of St. Louis Review, July Issue, 215-232.
113
Dieppe, A. ve K. Kuester, P. McAdam (2005). Optimal monetary policy rules for the
euro area: An analysis using the area wide model, Journal of Common Market
Studies, 43(3):507–5372.
Dornbusch, R. ve S. Fischer (1998). Makroekonomi (1.baskı), çeviri editörü: Erhan
Yıldırım; çevirenler: Salih Ak, Mahir Fisunoğlu ve Refia Yıldırım. İstanbul:
McGraw-Hill-Akademi
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) (2001). Finans Kurumları özel İhtisas Komisyonu Özet
Raporu ve Merkez Bankacılığı Alt Komisyonu Raporu, Ankara: T.C. Başbakanlık
DPT.
Eldem, E. (1999). Osmanlı Bankası Tarihi, İstanbul: Osmanlı Bankası Arşiv ve
Araştırma Merkezi ve Tarih Vakfı Yayınları.
Emil, A. ve D. Ata (1998). Para Politikaları Uygulamaları Açısından Merkez
Bankası Bilançosu, Hazine Dergisi, sayı:9, 47-61.
Erceg, C. ve J. Henderson, W. Dale, A.T. Levin (2000). Optimal Monetary Policy
with Staggered Wage and Price Contracts, Journal of Monetary Economics,
46(2), October, pages 281-313.
Erceg, C. ve L. Guerrieri , C. Gust (2006). SIGMA: a New Open Economy Model for
policy Analysis, International Journal of Central Banking, vol 2, no 1,
December, pp. 111–144.
Erceg, C. ve L. Guerrieri, C. Gust (2008). Trade adjustment and the composition of
trade, Journal of Economic Dynamics & Control, 32:2622–2650.
Erçel, G. (1999). 2000 yılı Enflasyonu Düşürme Programı:Kur ve Para Politikası
Uygulaması, Ankara:T.C..Merkez Bankası.
Erdinç, Z. (2007). Uluslararası para fonu-Türkiye İlişkilerinin Gelişimi ve 19.Stand-By
Anlaşması, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi.18.
Ergin, F. (1983). Para ve Faiz Teorileri, İstanbul: Beta Yayınevi.
Fleming, J.M. (1962). Domestic Financial Policies under Fixed and under Floating
Exchange Rates , Staff Papers -International Monetary Fund, Vol. 9, No. 3, pp.
369-380.
Friedman, M. (1956). The Quantity Theory of Money:a restatement, Monetary Theory,
Der.R.W.Clower (Australia,Penguin Publishing) ss.94-112.
114
Friedman, M. (1957). A Theory of the Consumption Function, Princeton, NJ: Princeton
University Press.
Friedman, M. (1968). The Role Of Monetary Policy, The American Economic Review,
c.58 s.1 ss.1-17
Friedman, M. (1970). A Theoretical Framework For Monetary Analysis, The Journal of
Political Economy, c.78, s.2. ss.193-238.
Fuhrer, J. ve G. Moore (1995). Monetary policy trade-offs and the correlation between
nominal interest rates and real output, The American Economic Review,
85(1):219–239.
Fuhrer, J. (2000). Habit Formation in Consumption and Its Implications for
Monetary Policy Models, American Economic Review, 90(3), June, pages
367-90.
Gagnon, E.(2007). Menu Costs, Calvo Fairy, Inflation and Micro Facts, Federal Reserve
Board.
Gali, J. ve M. Gertler (1999). Inflation dynamics: A structural econometric analysis,
Journal of Monetary Economics, 44, pp. 195-222.
Gertler, M. ve N. Kiyotaki (2010). Financial Intermediation and Credit Policy in
Business Cycle Analysis, Unpublished manuscript, Princeton University.
Glasner, D. (2000). Classical Monetary Theory and The Quantity Theory, History of
The Political Economy c.32, s.1 Duke University Press.
Goodhart, C. (1989). The Conduct of Monetary Policy, Economic Journal, Vol. 99.
Göğebakan, A. (2008).
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Temel Bilanço
Büyüklükleri ve Enflasyonun Açıklanmasındaki Göreli Önemi 1990 - 2007
İşleyişi, TCMB Uzmanlık Tezi.
Günal, M. (2001). Merkez Bankasının Değişen Rolü ve Para Politikası
Uygulamaları, İstanbul: İMKB Yayını.
Güneş,
H.
(1990).
Türkiye’de
Para
Arzını
Kontrol
Araçlarının
Etkinliği,
İstanbul:İstanbul Ticaret Odası.
Hall, R.E. (1988). The Relation between Price and Marginal Cost in U.S. Industry,
J.P.E. 96 (October): 921–47.
115
Hamann, F. ve J. Perez, D. Rodriguez (2006). Bringing a DSGE Model into Policy
Environment in Colombia, Conference Paper, The Central Bank of Chile.
Hansen, L. P. ve T. J. Sargent, (1980). Formulating and estimating dynamic linear
rational expectations models, Journal of Economic Dynamics and Control,
2(1), 7-46.
Harrison, R ve K. Nikolov, M. Quinn, G. Ramsay, A. Scott, R. Thomas (2005). Bank of
England Quarterly Model, Bank of England.
Hatzius, J. (2005). Housing Holds the Key to Fed Policy, Goldman Sachs Global
Economics Paper No. 137 New York: Goldman Sachs.
Hayashi, F. (1982). Tobin's Marginal q and Average q: A Neoclassical Interpretation,
Econometrica, Vol. 50, No. 1, pp. 213-224.
Huseynov, S. (2010). An Estimated Dsge Model for Turkey with a Monetary Regime
Change, Germany: Grin Verlag.
Iacoviello, M. (2005). House Prices, Borrowing Constraints, and Monetary Policy in the
Business Cycle, American Economic Review, American Economic Association,
vol. 95(3), pages 739-764, June.
Işık, S. (2010). Para, Finans ve Kriz:Post Keynesyen Yaklaşım, Palme Yayıncılık,
2.Baskı, Ankara.
Jorgenson, D. (1963). Capital Theory and Investment Behavior, The American
Economic Review, Vol. 53, No. 2, , May, pp. 247-259.
Kesriyeli, M. (1997). 1980’li Yıllardan Günümüze Para Politikası Gelişmeleri,
Merkez Bankası Araştırma Yayınları.
Keyder.N. (1993). Para,Teori,Politika, Uygulama (4.Baskı), Ankara: Bizim Büro
Yayınevi.
Keyder, N. (2002). Money Theory-Policy-Application, Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Kıray, E. (1993). Osmanlı’da Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar, Ankara: İletişim
Yayınları.
Kindleberger, C. (1993). A Financial History of Western Europe, New York: Oxford
University Press.
Kolasa, M. (2008). Structural Heterogeneity or Asymmetric Shocks? Poland and the
Euro Area Through the Lens of a Two-Country DSGE Model, National Bank
of Poland Working Paper, No. 49.
116
Kumhof, M. ve D. Laxton, D. Muir, S. Mursula (2010). The global integrated monetary
and fiscal model - theoretical structure, IMF Working Papers, WP/10/34.
Kunter,K. ve Ş. Binay (1998). Mali liberalleşmede Merkez Bankası’nın Rolü, Merkez
Bankası Araştırma Yayınları.
Kydland, F. E.ve E.C. Prescott (1996). The computational experiment: An econometric
tool, The Journal of Economic Perspectives, 10(1), 69-85.
Laidler, D. (1977). Money Demand (çev.Haluk F.Gürsel), Ankara: Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları.
Laxton, D. ve P. Pesenti (2003). Monetary rule for small, open, emerging economies,
Journal of Monetary Economics, 50:1109–1146.
Lewis, M.K. ve P.D. Mizen (2000). Monetary Economics, NewYork: Oxford University
Press.
Liu, P. (2006). A Small New Keynesian Model of the New Zealand, Reserve Bank of
New Zealand, Discussion Paper Series, No. 03/06.
Lubik, T.A. ve F. Schorfheide, (2007). Do central banks respond to exchange rate
movements? A structural investigation, Journal of Monetary Economics,
Elsevier, vol. 54(4), pages 1069-1087, May.
McCallum, B.T. (1989). Monetary Economics: Theory and Policy, USA: Macmillan
Publishing Company.
McCallum, B.T. ve E. Nelson (1998). Nominal Income Targeting in an Open-Economy
Optimizing Model, National Bureau of Economic Research Working Paper
number 6675.
McCarthy, J., ve R.W. Peach (2002). Monetary Policy Transmission to Residential
Investment, Federal Reserve Bank of New York Economic Policy Review, vol.8,
no.l, pp. 139-158.
Medina, J. P. ve C. Soto. (2006). Model for Analysis and Simulations: A Small Open
Economy DSGE for Chile, Conference Paper, Central Bank of Chile.
Medina, J. ve C. Soto (2007). The Chilean Business Cycle Through the Lens of a
Stochastic General Equilibrium Model, Central Bank of Chile Working Papers
No. 457.
117
Meek, P. (1991). Central Bank Liquidity Management and The Money Monetary Policy
Instruments For Developing Countries, Der:Gerard Cabrio ve Patrick
Honohan.Washington:The World Bank.
Meh, C. ve K. Moran (2008). The Role of Bank Capital in the Propagation of Shocks,
Working Papers 08-36, Bank of Canada.
Meulendyke, A.M. (1998). U.S. Monetary Policy and Financial Markets, New York:
Federal Reserve Bank of New York.
Mihaljek, D. (2007). Fiscal Transparency from central banks’ perspective: off-budget
activities and government asset funds, Magyar Nemzeti Bank (The Central
Bank of Hungary) Conference Volume, , vol.1(1), pages 9-17, December.
Mishkin, F. (2008). The Economics of Money Banking And Financial Markets
(6.Edition), A.B.D:Addison Wesley Publishing.
Mishkin, F.S. (2008). Global Financial Turmoil and the World Economy, speech given
at the Caesarea Forum of the Israel Democracy Institute, Eliat, Israel, July 2.
Mundell, R.A. (1963). Capital Mobility and Stabilization Policy under Fixed and
Flexible Exchange Rates, Canadian Journal of Economics 29: 475-485.
Murchison, S. ve A. Rennison (2006). ToTEM: The Bank of Canada's New Quarterly
Projection Model, Bank of Canada Technical Report, no 97.
Negro, M. D. ve F. Schorfheide, F. Smets, R. Wouters (2005). On the Fit and
Forecasting Performance of New-Keynesian Models, European Central Bank
Working Paper Series, 491.
Ongun, T. (2002). Türkiye’de Cari Açıklar ve Ekonomik Krizler, Kriz ve IMF
Politikaları, Alkım Yayınevi.
Orhan, S. (2009). Yerleşik İktisatta Küresel Makroekonomik Teori:Yeni Açık
Makroekonomide (NOEM) Cari İşlemler Dinamikleri, Ege Akademik
Bakış,1485-1510.
Orphanides, A. ve V. Wieland (1998). Price stability and monetary policy effectiveness
when nominal interest rates are bounded at zero, Finance and Economics
Discussion Series 98-35, Board of Governors of the Federal Reserve System.
Orphanides, A. (2003). The quest for prosperity without inflation, Journal of Monetary
Economics, 50, pp.633–663.
118
Öçal, T. ve Ö.F. Çolak (1999). Para Teori ve Politika, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım
Ltd.Şti.
Önder, T. (2005). Para Politikası Araçları, Amaçları ve Türkiye Uygulaması, Merkez
Bankası Uzmanlık Tezi.
Özdemir, M. (1997). Cumhuriyet’ten Bugüne Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Ankara:
TCMB Banknot Matbaası.
Öztürk, S. (2003). Enflasyon Hedeflemesi, Derin Yayınları, İstanbul.
Pamuk, Ş. (2000). Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi, İstanbul: Tarih Vakfı
Yurt Yayınları.
Parasız, İ. (1996). Monetarizm Ve Ünlü Monetarist ve Keynesyen İktisatçılarla Söyleşiler
(2.Baskı), Bursa:Ezgi Kitabevi.
Parasız, İ. (1998a). Para Politikası Türkiye Uygulaması, Bursa: Ezgi Kitabevi Yayınları.
Parasız, İ. (1998b). Modern Para Teorisi, Bursa: Ezgi Kitabevi Yayınları.
Parasız, İ. (1998c). Türkiye Ekonomisi: 1923’ten Günümüze İktisat ve İstikrar Politikaları,
Bursa: Ezgi Kitabevi Yayınları.
Paya, M. (1998). Para Teorisi ve Politikası(2.Baskı), İstanbul: Filiz Yayınevi.
Peiris, S. J. ve M. Saxegaard (2007). An Estimated DSGE Model for Monetary Policy
Analysis in Low-Income Countries, IMF Working Paper, No. 07/282.
Persson T. ve G. Tabellini (1995). Monetary and Fiscal Policy (2.edition), MIT Press.
Pınar, A. (2009). Maliye Politikası, Ankara: Naturel Yayınevi.
Rose, P.S. (1986). Money and Capital Markets, The Financial System in the Economy.
(2. edition), Texas: Business Publications, Inc.
Rotemberg, J.J. ve M. Woodford (1995). Dynamic General Equilibrium Models with
Imperfectly Competitive Product Markets, In Frontiers of Business Cycle
Research, edited by Thomas F. Cooley. Princeton, NJ: Princeton Univ. Press.
Rotemberg, J.J. ve M. Woodford (1997). An optimization-based econometric
framework for the evaluation of monetary policy, NBER Macroeconomics
Annual, 12:297–346.
Sadeq, T. (2008). Bayesian Estimation of a DSGE Model and Optimal Monetary Policy
for Central Europe Transition Countries, Memo, EPEE, Universite d.Evry Val
d.Essonne.
119
Siklos, P.L. (2002). The Changing Face of Central Banking: Evolutionary Trend Since
World War II, Cambridge: Cambridge University Press.
Smets, F. ve R. Wouters (2003). An estimated dynamic stochastic general equilibrium
model of the euro area, Journal of the European Economic Association., 1
(5):1123–1175.
Smets, F. ve R. Wouters (2007). Shocks and frictions in us business cycles: A bayesian
DSGD approach, The American Economic Review, 97(3):586–606.
Süslü B. ve S. Bekmez (2010). Türkiye’de Zaman Tutarsızlığının ARDL Yöntemi ile
İncelenmesi, BDDK Bankacılık ve Finansal Piyasalar, Cilt:4 Sayı:2, s.85.
Şahin, H. (2000). Türkiye Ekonomisi(5.Baskı), Bursa:Ezgi yayınevi.
Taylor, J.B. (1993). Discretion versus policy rules in practice, Carnegie-Rochester
Conference Series on Public Policy, 39:195–214.
TCMB Baş Hukuk Müşavirliği ve Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü (2004). Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu, Ankara.
Tekeli, İ. ve S. İlkin, (1997). Para ve Kredi Sisteminin Oluşumunda Bir Aşama: Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası (Genişletilmiş İkinci Basım), Ankara: TCMB
Yayını.
Telatar, E. (2002). Fiyat İstikrarı. Ne?. Nasıl?. Kimin İçin?, Ankara: İmaj Kitabevi.
Tobin, J. (1969). A General Equilibrium Approach To Monetary Theory, Journal of
Money, Credit and Banking, Vol. 1, No. 1 (Feb., 1969), pp. 15-29.
Tokgöz, E. (1999). Türkiye'nin İktisadi Gelişme Tarihi (1914-1999) (Beşinci basım),
Ankara: İmaj Yayıncılık.
Tovar, C. (2006). An analysis of devaluations and output dynamics in Latin America
using
anestimated
DSGE
model,
Presented
at
the
Central
Bank
Macroeconomic Modelling Network.Annual Conference. Central Bank of
Chile.
Turnovsky, S. (1977). Macroeconomic Analysis and Stabilization Policy, United
Kingdom:Cambridge University Press.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1980). Yıllık Rapor: 1981, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1981). Yıllık Rapor: 1982, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1982). Yıllık Rapor: 1983, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1983). Yıllık Rapor: 1984, Ankara.
120
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1984). Yıllık Rapor: 1985, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1985). Yıllık Rapor: 1986, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1986). Yıllık Rapor: 1987, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1987). Yıllık Rapor: 1988, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1988). Yıllık Rapor: 1989, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1989). Yıllık Rapor: 1990, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1990). Yıllık Rapor: 1991, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1991). Yıllık Rapor: 1992, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1992). Yıllık Rapor: 1993, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1993). Yıllık Rapor: 1994, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1994). Yıllık Rapor: 1995, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1995). Yıllık Rapor: 1996, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1996). Yıllık Rapor: 1997, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1997). Yıllık Rapor: 1998, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1998). Yıllık Rapor: 1999, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (1999). Yıllık Rapor: 2000, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2000). Yıllık Rapor: 2001, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2001). Yıllık Rapor: 2002, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2002). Yıllık Rapor: 2003, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2003). Yıllık Rapor: 2004, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2004). Yıllık Rapor: 2005, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2005). Yıllık Rapor: 2006, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2006). Yıllık Rapor: 2007, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2007). Yıllık Rapor: 2008, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2008). Yıllık Rapor: 2009, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2009). Yıllık Rapor: 2010, Ankara.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2010). Yıllık Rapor: 2011, Ankara.
Uluatam, Ö. (1994). Makroiktisat (7.Baskı), Ankara: Savaş Yayınları.
Uygur, E. (1983). Neoklasik Makroiktisat ve Fiyat Bekleyişleri, Ankara:A.Ü.S.B.F
yayınevi.
Uysal, D. (2004). IMF Politikaları ve Türkiye, Konya: Çizgi Kitabevi.
121
Weintraub, R. (1970). Introduction to Monetary Economics, A.B.D: Ronald Press
Company.
Wessel, D. (2009). In Fed We Trust: Ben Bernanke' s War on the Great Panic, Crown
Business.
Woodford, M. (1994). Monetary Policy and Price Level Determinacy in a Cash-InAdvance Economy, Economic Theory, 4, 345-389.
Woodford, M. (1996). Control of the Public Debt: A Requirement for Price Stability?,
NBER Working Paper no. 5684 (July), Cambridge, MA.
Yiğit,N. (2009). Türkiye’de ve Yükselen Ekonomilerde Para Politikası Uygulamaları
ve Enflasyon Hedeflemesi, Maliye Bakanlığı Uzmanlık Tezi.
Yun, T. (1996). Nominal Price Rigidity, Money Supply Endogeneity, and Business
Cycles, Journal of Monetary Economics, 37(2): 345 - 370.
Zarakolu, A. (1988). Bankacılar İçin Merkez Bankacılığı Bilgisi (Üçünü Basım),
Ankara: Türkiye İş Bankası Vakfı Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma
Enstitüsü Yayınları, Bankacılar Serisi.
122
EK 1
PARA ÇARPANI ANALİZİNDE KULLANILAN VERİLER
Yıllar
M2 çarpanı (rezerv para) M2 çarpanı (parasal taban) M2%
vm%
parasal taban%
1985Q4
2,571939
2,57191
1986Q1
2,537391
2,537384
4,194924 6,746316
5,61272729
1986Q2
2,614693
2,614693
10,34068 8,612388
7,078222878
1986Q3
2,512223
2,512221
7,791641 3,508078
12,18837244
1986Q4
2,616702
2,616455
9,578428 8,477228
5,213069673
1987Q1
2,609554
2,609554
1987Q2
2,490095
1987Q3
7,846
6,173514
8,131204562
2,490095
6,581931 4,698408
11,69506809
2,604598
2,604598
10,85604 6,035115
5,982569814
1987Q4
2,657397
2,655034
9,669634 7,335911
7,58634295
1988Q1
2,390594
2,388226
5,893281 7,861833
17,72345009
1988Q2
2,242722
2,240323
6,790478 7,676639
13,84062762
1988Q3
2,083544
2,081379
13,55949
9,39949
22,23146568
1988Q4
2,212547
2,20992
19,50336 29,36827
12,55236274
1989Q1
2,421334
2,418034
26,13559 36,24556
15,27944724
1989Q2
2,464939
2,463559
15,4751
13,47993
13,34119804
1989Q3
2,384486
2,38433
14,2238
7,629139
18,01930992
1989Q4
2,598303
2,597799
18,54224 19,55302
8,801265899
1990Q1
2,876929
2,877229
12,97233 16,27613
2,000727772
1990Q2
2,563862
2,564833
11,09373 8,003202
24,6249106
1990Q3
2,809279
2,809022
11,88323
7,88325
2,157183223
1990Q4
2,830836
2,831935
8,72434
11,31522
7,844655297
1991Q1
3,023964
3,022726
10,39333 8,807654
3,425443168
1991Q2
2,773555
2,772738
10,18274 13,21678
20,11673845
1991Q3
2,748079
2,746369
15,00941 14,82804
16,11366046
1991Q4
2,946208
2,941797
16,0766
17,92122
8,365441212
1992Q1
3,003879
2,997557
14,26277 19,28162
12,13726386
1992Q2
2,985432
2,977861
12,67497 12,44346
13,42022453
1992Q3
2,818565
2,81134
9,436126 9,488951
15,91825937
1992Q4
2,845124
2,835035
12,61716 10,11875
11,67592287
1993Q1
2,772197
2,763463
15,02937 16,49951
18,00856141
1993Q2
2,724193
2,718415
9,196452
5,98981
11,00599056
1993Q3
2,57253
2,567588
8,689734
3,79282
15,07446054
1993Q4
2,553046
2,547577
9,256229 6,753556
10,11440889
1994Q1
2,625724
2,62304
9,446986 16,26373
6,298274415
1994Q2
2,575312
2,5762
34,18928 42,19029
36,62910137
1994Q3
2,99876
2,99876
44,73278 48,22809
24,33825159
1994Q4
3,1203
3,120109
4,987929 1,999437
0,904684818
1995Q1
3,153987
3,150961
19,18043 25,92662
18,01346524
123
(Ek 1’in devamı)
Yıllar
M2 çarpanı (rezerv para) M2 çarpanı (parasal taban)
M2%
vm%
parasal taban%
1995Q2
3,1333
3,121642
29,92954 30,44847
31,14987194
1995Q3
3,337515
3,325745
20,16066 20,59466
12,78634598
1995Q4
3,392839
3,391267
8,068113 8,355614
5,980142019
1996Q1
3,567681
3,563366
16,82659 21,40751
11,18425253
1996Q2
3,617234
3,615162
21,1247
22,85202
19,38928362
1996Q3
3,482521
3,487402
23,62005 24,09151
28,14885338
1996Q4
4,048903
4,04556
23,43437 23,46363
6,404371499
1997Q1
4,211069
4,206073
20,39153 17,02297
15,79712626
1997Q2
4,012334
4,014796
16,8616
16,76347
22,42924093
1997Q3
3,9338
3,938537
17,89528 22,86362
20,17797203
1997Q4
4,152417
4,177784
18,03032 21,53277
11,27115687
1998Q1
4,155126
4,161016
17,42368 16,51015
17,89686417
1998Q2
4,428448
4,400274
20,57687 22,76067
14,02069423
1998Q3
4,551948
4,573091
23,0503
22,53103
18,40022203
1998Q4
4,696609
4,737023
17,41466 20,54837
13,35133384
1999Q1
4,312999
4,332603
21,93975 24,19321
33,32204047
1999Q2
5,239993
5,257128
13,59899 13,79236
-6,37866487
1999Q3
5,315663
5,330641
22,6811
24,43831
20,98924472
1999Q4
5,09481
5,126186
16,98107 17,78344
21,64679259
2000Q1
5,365734
5,391693
11,73599 8,411062
6,233694337
2000Q2
4,899553
4,924755
3,914107 1,142622
13,76665931
2000Q3
5,218648
5,246206
10,74202 10,45926
3,956525879
2000Q4
4,774939
4,817194
10,2789
10,41926
20,10017212
2001Q1
5,892966
5,985196
20,78991 23,81185
-2,78205834
2001Q2
5,863916
5,862047
12,65537 11,37759
15,02201897
2001Q3
5,157149
5,167549
4,420886 0,779638
18,45463512
2001Q4
5,54371
5,535077
9,539907 12,96492
2,266476659
2002Q1
5,574311
5,534417
8,683991 9,810641
8,696946582
2002Q2
5,594392
5,541911
6,394437 6,592498
6,250567549
2002Q3
5,057246
5,025579
6,419974 4,347795
17,35364078
2002Q4
5,541737
5,492423
8,656314 7,590818
-0,57921811
2003Q1
5,152121
5,111391
7,051348 7,741157
15,0315529
2003Q2
5,03779
5,013145
2,877918 2,944189
4,894077687
2003Q3
5,106893
5,064048
10,02159 7,793605
8,915668394
2003Q4
5,253472
5,224721
10,07896 8,585384
6,693769084
2004Q1
5,229945
5,206715
13,47802 15,80561
13,87045637
2004Q2
5,242702
5,223192
7,164136 6,393958
6,82608348
2004Q3
4,970868
4,960732
4,915763 3,230687
10,46659242
2004Q4
5,214287
5,205013
5,352869
5,99326
0,40846174
2005Q1
4,743077
4,737113
3,827717 4,182123
14,08312058
124
(Ek 1’in devamı)
Yıllar
M2 çarpanı (rezerv para) M2 çarpanı (parasal taban)
2005Q2
4,882554
2005Q3
2005Q4
M2%
vm%
parasal taban%
4,877891
9,801534 9,514692
4,839022
4,84168
11,38499 11,12729
12,2180468
4,487095
4,480267
9,000688 9,721021
17,79350852
2006Q1
4,755221
4,734161
6,002931 6,995715
0,317982002
2006Q2
4,671009
4,664584
10,46975 10,59173
12,11751553
2006Q3
5,013867
5,008591
2,034998 2,078893
-4,97311292
2006Q4
4,352417
4,353572
2,787369 4,435217
18,25228401
2007Q1
5,183683
5,178597
3,180039 5,621368
-13,2580123
2007Q2
4,733206
4,727555
4,363157 3,892376
14,32012186
2007Q3
5,224769
5,21429
6,576055 6,437929
-3,37242483
2007Q4
4,64997
4,646066
4,67277
4,141675
17,47447955
2008Q1
5,283828
5,276952
5,352583 7,020965
-7,24284978
2008Q2
4,586872
4,594205
5,370852
4,85422
21,03006087
2008Q3
4,825462
4,827558
3,85443
3,935412
-1,16564268
2008Q4
4,361665
4,36869
10,05881 11,22003
21,61890029
2009Q1
4,554421
4,559324
2,97452
4,096219
-1,33105415
2009Q2
4,524658
4,53823
-0,39406
-1,64782
0,068931635
2009Q3
4,2725
4,285876
3,463911 3,112979
9,555907027
2009Q4
4,720683
4,734521
4,83256
4,221622
-5,10143069
2010Q1
5,568841
5,576899
6,177145 7,051187
-9,86065889
2010Q2
4,929554
4,938037
5,973277 5,178497
19,68363592
2010Q3
5,516446
5,528067
5,52968
4,77526
-5,73386616
2010Q4
4,979764
4,986927
4,29883
3,221098
15,61647742
2011Q1
4,326647
4,337784
6,92331
7,66543
22,92422621
2011Q2
3,361031
3,376917
4,239443 3,589751
33,89967716
Kaynak:TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi
6,632610344
125
EK 2
DSGE MODELİNDE KULLANILAN VERİLER
dpi
0,1914198
0,1456198
0,0579181
0,1456842
0,1629729
0,1377433
0,1580529
0,1102887
0,0851006
0,1434739
0,110319
0,0912724
0,098652
0,1284454
0,1374027
0,1395898
0,1280747
0,099282
0,0997301
0,1685609
0,1205859
0,1105571
0,1434
0,1377304
0,0800859
0,4130192
0,1177389
0,181379
0,1847416
0,1337277
0,098767
0,1029849
0,1618245
0,1503833
0,1665248
0,1649798
0,1062222
0,1592713
0,1760536
0,1423128
0,1593534
0,1391521
0,105519
0,1202103
0,0665262
0,1314495
0,144543
0,0879403
0,1430546
0,0796572
r
4,0336802
4,0900972
4,1538606
4,1450703
3,6917853
3,7546392
3,7990442
3,5423428
3,6738122
3,893002
4,05074
4,1665989
4,3358591
4,3428179
4,2544826
4,19128
4,0768565
4,1025801
4,3004902
4,2655409
4,0679325
4,0219573
4,2357623
4,2643022
5,2435498
5,1559946
4,3787241
4,347824
4,1888381
4,1773276
4,2405104
4,4514875
4,4097921
4,258175
4,3688364
4,2728026
4,113778
4,2663299
4,3432781
4,2622806
4,3409422
4,3018987
4,3077399
4,2868439
4,3288344
4,3623572
4,3450161
4,1566588
3,6941231
3,6939952
y
16,772234
16,761976
16,764139
16,760331
16,746454
16,742964
16,770448
16,799524
16,844934
16,86522
16,831674
16,887277
16,837737
16,855696
16,872963
16,883111
16,912809
16,905844
16,930248
16,935833
16,958776
17,005639
17,008911
17,016637
17,004186
16,886221
16,934084
16,962344
16,984239
17,004596
17,026089
17,031409
17,060228
17,07573
17,082747
17,102523
17,124569
17,148534
17,156545
17,178723
17,211317
17,173898
17,18904
17,163585
17,127237
17,145591
17,129986
17,142221
17,176346
17,211494
rk
16,371859
16,315534
16,267944
16,294588
16,315012
16,250248
16,270155
16,299321
16,309994
16,343156
16,287411
16,317843
16,16896
16,231348
16,251362
16,216261
16,270155
16,254547
16,308032
16,320597
16,29533
16,40388
16,39486
16,389648
16,310985
16,332027
16,410608
16,463941
16,541213
16,52118
16,533011
16,508734
16,563574
16,583237
16,527298
16,573463
16,567344
16,577309
16,56921
16,605911
16,711477
16,62415
16,617043
16,584785
16,385296
16,487538
16,463186
16,460286
16,42306
16,535681
mu
0,0514219
0,083278
0,132492
0,1616427
0,2267565
0,1594244
0,1379638
0,1570758
0,1159055
0,1178624
0,1155752
0,0748904
0,097064
0,1024098
0,1381131
0,1495045
0,1370087
0,1147026
0,0820716
0,1299965
0,1506229
0,0717068
0,0702295
0,1101744
0,1031881
0,2712322
0,3544093
0,0740834
0,1904245
0,2375598
0,1668009
0,1037204
0,1669241
0,1740737
0,1950395
0,2327877
0,1901509
0,1501631
0,1488391
0,1828197
0,1546408
0,1952192
0,1951051
0,1699253
0,185777
0,1444337
0,1957513
0,1616552
0,0930627
0,0598467
c
16,49917
16,471351
16,469797
16,482752
16,430723
16,445509
16,481318
16,51643
16,578085
16,607284
16,573538
16,602878
16,603715
16,60529
16,627924
16,628427
16,633039
16,635101
16,655475
16,669416
16,702824
16,741365
16,730123
16,750744
16,73948
16,621782
16,668191
16,682426
16,693687
16,717183
16,741359
16,746697
16,784069
16,802843
16,807867
16,833826
16,848638
16,884923
16,889104
16,909861
16,925615
16,894026
16,894916
16,878055
16,882031
16,890357
16,870452
16,882159
16,912402
16,948566
w
13,773755
13,78037
13,780394
13,78417
13,790539
13,790989
13,789256
13,795378
13,805811
13,81511
13,826074
13,833037
13,835925
13,839656
13,849766
13,851431
13,867076
13,878857
13,882161
13,883801
13,883672
13,881282
13,90655
13,912579
13,904235
13,90077
13,900644
13,910988
13,931616
13,928556
13,927785
13,928862
13,927526
13,928131
13,924219
13,925213
13,927801
13,925558
13,926415
13,928639
13,934665
13,997118
14,002751
14,002241
14,010525
14,004228
14,011839
14,020429
14,018604
14,029027
p_ki
3,9724244
3,9453835
3,9151597
3,9557421
3,9772365
3,9913088
3,9970512
4,0335716
4,0848536
4,0782346
4,0928718
4,1446725
4,1271023
4,2262112
4,2950982
4,3099169
4,3410666
4,3361058
4,3827254
4,362757
4,3940912
4,483887
4,4526297
4,4885731
4,4350124
4,3558823
4,3957295
4,445146
4,4828185
4,517309
4,520203
4,4962194
4,5282236
4,5514848
4,5402351
4,5459676
4,5807766
4,6011696
4,5994062
4,6367494
4,630432
4,5858269
4,6041576
4,599374
4,6120726
4,6805914
4,6458017
4,6792455
4,7019533
4,7463742
i
15,300048
15,349911
15,347741
15,337898
15,432623
15,318506
15,350149
15,340538
15,448618
15,496846
15,513992
15,545314
15,483966
15,469431
15,532749
15,539464
15,565465
15,57528
15,552027
15,588217
15,692234
15,813299
15,807051
15,87244
15,790743
15,560397
15,620218
15,571439
15,627717
15,686689
15,710088
15,814819
15,823402
15,847441
15,889799
15,828323
15,913028
15,983699
16,005258
16,027158
16,012088
15,964644
15,92476
15,907858
15,80386
15,787944
15,774292
15,752585
15,900275
15,944489
126
(Ek 2’nin devamı)
dpi
0,0624414
0,0564391
-0,0133431
0,3483357
0,074575
0,1293734
0,1027524
0,0025254
0,0847846
0,0966078
0,0725903
0,0355983
-0,0012279
-0,0061202
0,0288242
0,0298743
0,0532723
0,0314941
-0,0158553
0,0130906
0,0051427
0,0112298
0,0399467
0,055513
0,0192808
0,0018478
r
3,7311818
4,5275868
5,1686502
4,2693139
4,2528035
4,0360604
3,9904771
3,898892
3,9203798
3,7953366
3,735301
3,7157939
3,534417
3,2785063
3,1692545
3,1044616
3,0621704
2,9766716
2,8054989
2,708359
2,6360066
2,615347
2,6125449
2,6669684
2,829031
2,8495143
y
17,210153
17,22452
17,1575
17,11083
17,1338
17,121518
17,16668
17,196093
17,216409
17,236565
17,232872
17,230835
17,277253
17,299707
17,335963
17,356189
17,340089
17,359413
17,39476
17,404592
17,421495
17,44827
17,457446
17,48058
17,472141
17,497174
rk
16,531308
16,551554
16,211468
16,411728
16,434455
16,420275
16,500335
16,446085
16,508164
16,5549
16,569858
16,510938
16,588526
16,585202
16,619606
16,648344
16,636476
16,661303
16,697224
16,684655
16,689794
16,736948
16,734628
16,79032
16,770507
16,807317
mu
0,0970148
0,0999442
0,1684228
0,1410784
0,0416457
0,0913798
0,063463
0,0811812
0,0634675
0,0808485
0,0532676
0,0425415
0,0975034
0,0933468
0,1162235
0,0800887
0,0478415
0,0507873
0,0306223
0,1023036
0,1052889
0,0868389
0,0527184
0,1069353
0,0169777
0,0288112
c
16,957081
16,943335
16,876295
16,833126
16,844187
16,836462
16,849986
16,86524
16,880434
16,887249
16,90468
16,886709
16,936882
16,966752
17,007499
17,024647
17,003394
17,010005
17,044856
17,060321
17,102587
17,138373
17,125296
17,172911
17,137322
17,137817
w
14,035743
14,042399
14,041626
14,049406
14,047755
14,051043
14,060468
14,051956
14,050658
14,055857
14,061097
14,060059
14,064606
14,06694
14,075395
14,069805
14,075464
14,078305
14,072695
14,082459
14,0851
14,089806
14,092332
14,105406
14,10652
14,104586
p_ki
4,7508201
4,7600431
4,7072522
4,7044418
4,7530398
4,7497518
4,8126081
4,8299075
4,8266068
4,8330884
4,8630509
4,8580637
4,9118538
4,9503036
4,9638934
4,9885231
4,9751893
4,9744569
4,9986172
5,0240854
5,0362491
5,0569949
5,0453549
5,1148654
5,0928397
5,1035139
Logaritmaları alınmış 1988Q1-2006Q4 arası seriler ise,
dpi; enflasyon
y;
gelir
r ; nominal faiz oranı
rk ; sermayeye göre getiri
mu; M2 artış hızı
c; tüketim
w; reel ücret
p-ki; marjinal fayda cinsinden sermayenin marjinal getirisi
i; sermaye yatırımı
i
15,967149
15,916617
15,759761
15,550186
15,516092
15,431748
15,414604
15,516907
15,587323
15,624151
15,509443
15,565141
15,635641
15,805238
15,949476
15,941358
15,882896
15,919615
16,032317
16,116181
16,160409
16,210731
16,301432
16,244275
16,271493
16,257026
127
EK 3
ŞOKLARIN DAĞILIMI
SE_eR
SE_e1
100
0
100
0.5
1
1.5
100
0
1
SE_e3
3
100
2
4
6
8 10
0
0.2 0.4 0.6 0.8 1
100
4
0 0.020.040.060.08
SE_e5
0
SE_e7
100
2
0
100
SE_e6
0
2
SE_e4
100
0
SE_e2
6
0
0
0.02 0.04
SE_e8
100
0
0.02 0.04
0
0.20.40.60.8 1 1.21.4
128
EK 4
TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI PARA FONU (IMF) İLE YAPTIĞI STAND
BY ANLAŞMALARI (MİLYON USD)
YILLAR
01.01.1961
30.03.1962
15.02.1963
15.02.1964
01.02.1965
01.02.1966
15.02.1967
01.04.1968
01.07.1969
17.08.1970
24.04.1978
19.07.1979
18.06.1980
24.06.1983
04.04.1984
08.07.1994
22.12.1999
04.02.2002
11.05.2005
SÜRE
12
9
11
11
12
12
11
9
12
12
24
12
36
12
12
14
36
36
36
TÜR
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Uzatılmış
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
Stand-by
ÖNGÖRÜLEN KULLANILAN
KREDİ
KREDİ
55
24
46
22
32
32
32
28
32
0
32
32
40
40
40
40
40
15
132
132
441
132
368
338
1838
1838
331
83
331
248
897
682
22105
17254
18846
16846
10000
4780
Kaynak: http://www.hazine.gov.tr (Erişim Tarihi: 01.10.2011)
129
EK 5
BİRİM KÖK TESTİ SONUÇLARI
DÜZEY SONUÇLARI
kritik
değerler
test istatistiği
%1
%5
%10
i*
-0.43
-3.50
-2.89
-2.58
ADF
t, i**
-0.75
-4.05
-3.45
-3.15
0.06
-2.59
-1.94
-1.61
DF-GLS
i*
t, i**
-0.81 -1.22
-2.59 -3.58
-1.94 -3.03
-1.61 -2.74
Phillips-Perron
i*
t, i**
-1.45 -0.83
0.05
-3.50 -4.05 -2.59
-2.89 -3.45 -1.94
-2.58 -3.15 -1.61
kritik
değerler
Elliot-RothenbergNg-Perron(kesişim)
Stock Point-Optimal
i*
t, i**
MZa
MZt
MSB
test istatistiği
22.36
17.65
-1.29
-0.77
0.60
%1
1.95
4.25
-13.80 -2.58
0.17
%5
3.11
5.64
-8.10
-1.98
0.23
%10
4.17
6.79
-5.70
-1.62
0.28
*kesişimin dahil edildiği birim kök testi
**trent ve kesişimin dahil edildiği birim kök testi
KPSS
i*
t, i**
1.01
0.21
0.74
0.22
0.46
0.15
0.35
0.12
Ng-Perron(trent, kesişim)
MPT
18.14
1.78
3.17
4.45
Mza
-4.59
-23.80
-17.30
-14.20
MZt
-1.19
-3.42
-2.91
-2.62
MSB
0.26
0.14
0.17
0.19
MPT
17.77
4.03
5.48
6.67
kritik
değerler
Zivot-Andrews***
Kesişim
Trent
Trent, kesişim
1995q4 2001q2
1999q2
test istatistiği
-2.3
-3
-3.8
%1
-5.3
-4.8
-5.6
%5
-4.9
-4.4
-5.1
%10
-4.6
-4.1
-4.8
*** Zivot-Andrews testiyle kırılmalı birim köke bakılmış ve birim kökün varlığı tespit edilmiştir.
BİRİNCİ FARK SONUÇLARI
kritik
değerler
test istatistiği
%1
%5
%10
i*
-9.50
-3.50
-2.89
-2.58
ADF
t, i**
-9.59
-4.05
-3.45
-3.15
-9.53
-2.59
-1.94
-1.61
Elliot-RothenbergStock Point-Optimal
i*
t, i**
Phillips-Perron
i*
t, i**
-9.48 -9.57 -9.53
-3.50 -4.05 -2.59
-2.89 -3.45 -1.94
-2.58 -3.15 -1.61
Ng-Perron(kesişim)
KPSS
i*
t, i**
0.26
0.12
0.74
0.22
0.46
0.15
0.35
0.12
Ng-Perron(trent, kesişim)
MZt
MSB
MPT
0.59
1.93
-50.41
-4.98
0.10
0.59
-50.40
-5.00
0.10
1.93
%1
1.95
4.26
-13.80
-2.58
0.17
1.78
-23.80
-3.42
0.14
4.03
%5
3.11
5.64
-8.10
-1.98
0.23
3.17
-17.30
-2.91
0.17
5.48
%10
4.17
6.79
-5.70
-1.62
0.28
4.45
-14.20
-2.62
0.19
6.67
test istatistiği
kritik
değerler
DF-GLS
i*
t, i**
-9.51 -9.54
-2.59 -3.58
-1.94 -3.03
-1.61 -2.74
MZa
MZt
MSB
MPT
Mza
*kesişimin dahil edildiği birim kök testi
**trent ve kesişimin dahil edildiği birim kök testi
130
ÖZGEÇMİŞ
KİŞİSEL BİLGİLER
Adı Soyadı
:
Altuğ KAZAR
Doğum Yeri , Tarihi:
Adana/ 09.01.1974
Medeni Durum
:
Evli
Askerlik Durumu
:
2006, tamamlanmış
İletişim Bilgileri
:
GSM:0 530 960 31 47
E-mail: [email protected]
Yabancı Dil
:
İngilizce
Bilgisayar Bilgisi
:
Eviews, Tiger, Luka, Oracle, Matlab (Dynare)
EĞİTİM BİLGİLERİ
2002-2012
Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,
Adana
Doktora, İktisat Bölümü
1999- 2002
Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,
Adana
Yüksek Lisans, İktisat Bölümü
1991- 1997
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara
Lisans, İktisat Bölümü
1984-1991
Eskişehir Anadolu Lisesi, Eskişehir
İŞ DENEYİMİ
12.2010-
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (Mersin SMMM odası
kayıtlı üyesi)
04.2009-06.2011
Çağ Üniversitesi, Mersin
Uluslararası İlişkiler Bölümü, Araştırma Görevlisi
10.2007–01.2009
G.Ç.S. Metal, Adana
İç Denetçi, Genel Koordinatör
131
04.2007–07.2007
Mersin International Port, Mersin
Finans Bölümü, Finans Uzmanı
05.2006–02.2007
Tosyalı Holding Tosçelik , Hatay
Finans Bölümü, Finansman Uzman Yardımcısı
04.1999-05.2006
Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,
Adana
İktisat Bölümü (İktisat Politikası A.B.D.), Araştırma Görevlisi
04. 1998- 4. 1999
Naci Keskin Yeminli Mali Müşavir, Adana
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Stajı
YAYINLAR
Avrupa Birliği’nde Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları Ve Birliğe Üyeliğin
Etkileri: Ampirik Bir Çalışma (2009) (Koç, A., ve G. Demirel Kazar ile birlikte)
Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Vol.18, No.1.
Genel Denge Analizi ile Türkiye’de Yoksulluğun Azaltılmasına Yönelik Öneriler
(Prof. Dr. M.Fisunoğlu ve Yrd. Doç. Dr. G. Kazar ile birlikte), EconAnadolu 2009
(Anadolu Üniversitesi,17-19 Haziran 2009, Eskişehir)
1980 Sonrasında Para Politikaları 2012, Nobel Yayınevi, Adana (Yayın
aşamasında)
Download